ABD’nin Güney Kore halkına olan “sarsılmaz” desteğine dikkati çeken Blinken, ABD’nin iki ülke arasındaki ittifaka olan bağlılığını yineledi ve ittifakın ortak değerlere ve karşılıklı çıkarlara dayanan ilişkisine değindi.
Blinken, ABD’nin bölgesel güvenlik, refah ve demokratik ilkelerin desteklenmesi de dahil olmak üzere ittifakın ortak hedeflerini yerine getirmek üzere Güney Kore’de Devlet Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Yoon Suk Yeol’un yerine vekaleten getirilen Başbakan Han Duck-soo ile işbirliği içinde çalışma niyetini ifade etti.
İkili, bölgesel ve küresel zorlukların ele alınmasında iki ülke arasında süregelen işbirliğine dikkati çekti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Suriyeliler kendi kendilerini savunmak zorundalar çünkü biz orada olmayacağız. Orta Doğu önemli ama Orta Doğu’daki sorunu yönetmek Ukrayna ile Rusya’yı barıştırmaktan daha kolay.”
BLINKEN TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDECEK
ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Blinken, sırasıyla Ürdün’ün Akabe kentinde ve daha sonra Ankara’da temaslarda bulunacak.
Blinken’ın ana gündeminde Suriye’deki son gelişmeler, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından geçiş süreci çalışmaları ve ülkedeki siyasi süreç ile Gazze’de olası ateşkes anlaşmasına yönelik başlıklar olacak.
Açıklamada, “Bakan Blinken, değerli bir NATO müttefiki olan Türkiye’de üst düzey yetkililerle bir araya gelecek ve terörle mücadeleden bölgesel istikrara kadar ortak öncelikler üzerindeki devam eden ikili iş birliklerini ele alacak.” ifadesine yer verildi.
Açıklamaya göre Blinken, Türkiye ve Ürdün temaslarında, “ABD’nin hesap verebilir ve temsili bir Suriye hükümetine geçiş sürecine desteğini” de yineleyecek.
Blinken ayrıca, görüşmelerinde, bu geçiş döneminde ABD’nin Suriye’nin komşularına desteğini vurgulayacak ve bölgede yerinden edilmiş Suriyelilerle ilgili ihtiyaçların giderilmesine yönelik konuları görüşecek.
ABD’li Bakan’ın bir diğer önemli başlığı ise Gazze’de olası ateşkes süreci ile buna bağlı olarak esirlerin serbest bırakılması ve Gazze’ye daha fazla insani yardım girmesi olacak.
Ankara’da resmi kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın 13 Aralık Cuma günü Türkiye’ye ziyaret gerçekleştireceği bildirilmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Terör örgütü PKK/YPG, Fırat Nehri’nin doğusunda Irak sınırından başlayarak yaklaşık 122 kilometrelik bir hatta kurduğu onlarca gözlem kulesiyle Fırat Nehri’nin batısında konuşlu İran destekli grupları gözetleme olanağına sahip olacak. Kuleler sayesinde terör örgütü PKK/YPG, Fırat Nehri’nin iki yakasında silah ve petrol kaçakçılığını gözetleyebilecek. AA muhabiri, PKK/YPG’li teröristlerin inşa ettiği kuleleri ve kulelerin karşısında konuşlanan İran destekli grupların mevzilerini görüntüledi.

12 METRE YÜKSEKLİĞİNDE BETONARME KULELER
Kulelerin inşaat projesi, doğuda Suriye-Irak sınırındaki Bağoz beldesinden başlayarak Cedit Akidat beldesine kadar uzanıyor. Terör örgütü PKK/YPG, kuleleri yıl başından bu yana 1000 metrekare, yani yaklaşık bir dönüm alan üzerinde Arap çiftçilerin arazilerine el koyarak kurmaya başladı.
Her biri 12 metre yüksekliğindeki betonarme kuleler, teröristlere hem yer altında hem de üstünde faaliyet alanı tanıyor. Demirle güçlendirilerek beton duvarlarla çevrilen kuleler, toplamda 1000 metrekarelik bir alanı kaplıyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

GELİŞMİŞ GÖZETİM SİSTEMLERİ
Kulelerin ABD ordusunun desteğiyle modern güvenlik teknolojileriyle donatıldığını aktaran kaynaklar, her kulede güvenlik kameraları, termal dürbünler, hafif ve orta çaplı silahlar, sinyal karıştırıcı sistemleri, anti-personel ve zırh delici füzelerin bulunduğunu anlattı.

PKK/YPG’li teröristler, inşası tamamlanan kulelere, terör örgütünün “öz savunma güçleri” olarak adlandırılan yapılanmasının üyelerini konuşlandırdı. Her bir kulede iki saatlik sürelerle 7-8 terörist nöbet tutuyor. Kulelerde görev yapan teröristlere her 24 saatte bir lojistik malzeme sağlayan araçlarla destek veriliyor. Ayrıca teröristler düzenli olarak kuleler arasında devriye geziyor. Terör örgütü, Deyrizor’un doğusunda Latva Ziban bölgesinde de kule inşaat faaliyetlerini sürdürüyor.

TOPRAKLAR GASBEDİLDİ
Güvenlik gerekçesiyle adını vermek istemeyen Bağozlu çiftçi, PKK/YPG’li teröristlerin nehrin kenarındaki tarlasından bir dönüm toprak gasbettiğini söyledi. Tarlasını belirli saatlerde ve teröristlerden izin almak zorunda kalarak sulayabildiğini söyleyen çiftçi, “İtiraz ettik. Ama boş. Tarlama sadece 09.00-17.00 saatlerinde girebiliyorum. Kulelere yakın evler boşaltıldı. Artık orada kimse yaşamıyor.” dedi.
Acil durumlarda nehrin bir yakasından diğerine geçişi sağlayan geçitlerin de kuleler nedeniyle engellendiğini belirten çiftçi, “Köylerin bir kısmı doğuda, kalan kısmı da batıda. Her iki tarafta akrabalarım var. Acil sağlık durumu olduğunda nehrin diğer tarafına geçiyorduk. Artık geçemiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trump’ın seçimleri kaybetmesi halinde sonucu kabul edip etmeyeceği sorulan Bolton, “Hayır, sanmıyorum. Ve buna hazırlıklı olmalıyız” yanıtını verdi.

TRUMP’IN LİZ CHENEY YORUMLARI
Bolton, Trump’ın Michigan eyaletindeki seçim kampanyasında, Cumhuriyetçi Partinin önemli isimlerinden eski Kongre üyesi Liz Cheney’e yönelik “savaş kışkırtıcısı” yorumunu da ele aldı.
Trump’ın eleştirisinin Cheney’nin “savaş kışkırtıcısı” olmasıyla alakalı olmadığını savunan Bolton, “Gerçek şu ki, (Trump), 6 Ocak Kongre baskını sonrası azledilmesi için Cheney’nin oy kullanmasını aklından çıkaramıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Trump, “Harris, Liz Cheney gibi savaş kışkırtıcılarıyla birlikte kampanya yürütüyor. (Dick Cheney) Babası Orta Doğu’yu neredeyse mahvetmişti” ifadesini kullanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, ABD’nin bölgedeki güçlerini korumak, İsrail’i savunmak, “caydırma ve diplomasi yoluyla gerginliğin azaltılması” amacıyla taahhütlerini yerine getirmek üzere bölgede ek balistik füze savunma muhripleri, savaş ve tanker uçakları filosu ile ABD Hava Kuvvetlerine ait B-52 uzun menzilli saldırı bombardıman uçaklarının konuşlandırılacağı bildirildi.
Bu güçlerin bölgeye gitmek için hazırlanan USS Abraham Lincoln uçak gemisiyle gelecek ay ulaşmaya başlayacağı kaydedilen açıklamada, bu hareketlerin, ABD’nin gelişen ulusal güvenlik tehditlerini karşılamak amacıyla kısa sürede dünya çapında konuşlandırma yeteneğini gösterdiği ifade edildi.
Açıklamada ayrıca bu konuşlandırmaların, kısa süre önce İsrail’e yerleştirilen Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) sisteminin yanı sıra Pentagon’un Doğu Akdeniz’deki Amfibi Hazır Grup Deniz Seferi Birimi (ARG/MEU) duruşuna dayandığı bildirildi.
Pentagon, 13 Ekim’de yaptığı yazılı açıklamada, İran tehdidine karşı İsrail’e THAAD batarya sistemi ile bunu çalıştıracak 100 civarında askeri personelin gönderileceğini duyurmuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şıklık yarışına katılan birçok yıldız arasında onun adı anılmadı ama ödülü alması gerektiğini düşünenlerin sayısı az değildi. Serenay Sarıkaya tüm gece ışıldadı, kostümüyle çok konuşuldu ancak asıl konuşulması gereken hiç kasmadan eğlenmesi en doğal haliyle herkesle sohbet edip fotoğraf çektirmesiydi. Gerçek şu ki Serenay Sarıkaya; başka bir ruh, enerji, yetenek ne derseniz deyin farklı hem de çok. Gecenin en önemli konusu ise Suzan Sabancı’nın duyurduğu yeni Film, Televizyon ve Yeni Medya Fonu oldu. Bu fon, ABD’de film, televizyon ve medya alanlarında eğitim almak isteyen öğrencilere destek sunmayı amaçlıyor. ATS’nin hâlihazırda sunduğu burs fonlarına ek olarak hayata geçirilen bu fon, genç yaratıcıların uluslararası başarılar elde etmelerine yardımcı olmayı hedefliyor. Sabancı’nın bu duyuruyu yaparken kullandığı sözler, fonun önemini vurguluyordu: “Bu desteklerin gelecekteki yaratıcı nesillere güç vereceğine ve uluslararası pek çok başarıya zemin hazırlayacağına yürekten inanıyorum.”

TÜRK DİZİLERİ KÜRESEL ZİRVEDE
Film, Televizyon ve Yeni Medya Fonu, Türk televizyon ve sinema sektörüne büyük katkılar sağlayacak bir adım olarak görülmeli. Türk dizileri, bugün dünya genelinde 150’den fazla ülkede izleniyor ve milyonlarca hayran kitlesine ulaşıyor. Özellikle Latin Amerika, Orta Doğu ve Avrupa’da geniş bir izleyici kitlesine hitap eden yapımlar, Türk kültürünün ve hikâyelerinin sınırları aşmasını sağlıyor. Bu noktada, fonun sunduğu eğitim ve burs imkanları, gelecekte bu başarıları daha da ileriye taşıyacak, yeni yeteneklerin yetişmesine olanak tanıyacak. İşte bu yüzden bu fonu çok değerli buluyorum.

TAKSİ LOBİSİ: TRUMP MI HARRIS Mİ?
New York’ta hangi taksiye binsem, Trump mı Harris mi sorusu var. Şehirde nereye baksanız bu soru yankılanıyor. ABD’de başkanlık seçim süreci nasıl ilerliyor? 5 Kasım’da gerçekleşecek olan 60. başkanlık seçimleri için geri sayım başladı. Bu seçimlerde hem ABD’yi 4 yıl yönetecek başkan, hem de Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleri belirlenecek.
Donald Trump ile Kamala Harris arasında geçecek bu seçim, Amerika’nın kaderini belirleyecek. Ancak seçimlere iki hafta kala, ne Harris ne de Trump kesin bir avantaja sahip. New York’ta taksi lobisi oldukça güçlü, her yolcuyla mutlaka bu konuyu konuşuyorlar. İşte benim New York’taki taksi lobisinden duyduklarım… Washington’da sinir bozucu bir sakinlik hakim. Bu huzur, kimin kazanacağına dair bir güven hissinden değil; daha çok artık kimsenin bu sonucu değiştirebilecek bir şey yapamayacağı düşüncesinden kaynaklanıyor.

Son altı ayda Orta Doğu’da yaşanan savaş, Trump’a yönelik iki suikast girişimi ve Kamala Harris’in aday olması gibi büyük olaylara rağmen, seçim dinamiklerinde büyük bir değişiklik olmadı. Anketlerdeki grafikler neredeyse düz bir çizgide ilerliyor. Harris’in, Trump’a karşı ulusal anketlerdeki farkı yalnızca 1,2 puandan 2,1 puana çıkmış durumda. Bu, özellikle seçimlerin genelde büyük dalgalanmalar gösterdiği önceki yıllarla karşılaştırıldığında çok şaşırtıcı bir stabilite.
2024 yılında, neredeyse herkesin kime oy vereceği belli. Tek bilinmeyen, kimin sandığa gidip oy kullanacağı. Başkanlık seçimleri artık ikna etmekten çok, katılımı artırma mücadelesine dönüştü. 5 Kasım’ı bekleyip hep birlikte neler olacak görelim.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail asıllı olmasına rağmen her fırsatta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun politikasına karşı olduğunu söyleyen ABD’li oyuncu Natalie Portman, geçtiğimiz günlerde önce İstanbul’da, sonra Fethiye’de tatil yaptı. Portman’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Netanyahu denilen insanlık düşmanını durduracak bir adım atılmıyor” sözünden etkilendiği, Türkiye’yi görmek istediği öğrenildi

İsrail asıllı ABD’li oyuncu Natalie Portman, geçtiğimiz günlerde Paris’te düzenlenen Ballon d’Or törenine katıldıktan sonra İstanbul’a gelmiş, Kız Kulesi’ni gezmişti. Hollywood yıldızı ardından da rotayı Fethiye’ye çevirdi. Portman’ın Türkiye’ye gelmesinin bir nedeni olduğu öğrenildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu sevmediğini, politikalarını beğenmediğini hemen her yerde dile getiren Natalie Portman, Gazze kasabı Netanyahu hakkında tüm dünya sessiz kalırken sadece Türkiye’nin sesinin çıkmasına hayran kaldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Netanyahu denilen insanlık düşmanını durduracak, hesap soracak caydırıcı bir adım atılmıyor” ve “Tıpkı Hitler’in insanlığın ortak ittifakıyla durdurulduğu gibi

Netanyahu ve cinayet şebekesi de durdurulacak” sözlerinden oldukça etkilenen Natalie Portman, Türkiye’yi de görmek istedi. İsrail’de bu yıl onaylanan Yahudi Ulus Devlet Yasasını eleştiren ve yasayı ‘ırkçı’ olarak niteleyen Hollywood yıldızı, “O bir hataydı ve bu yasaya katılmıyorum. Komşularımızı gerçekten sevebileceğimizi ve onlarla birlikte çalışabileceğimizi umuyorum” demişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ile Lübnan arasında BMGK’nin bu kararı temelinde ateşkese ulaşmak için “iyi bir ilerleme” kaydedildiğini ifade eden Blinken, “Daha yapacak çok işimiz var ancak ateşkes de dahil, diplomatik bir çözüme ulaşmamız için gerekli olan şey bu.” dedi.
AA’nın haberine göre; Blinken, Gazze’deki insani durumda da iyileşme olduğunu ancak yeterli olmadığını, yardım tırlarının bölgeye girişi kadar dağıtımların da etkili şekilde yapılmasının önemli olduğunu söyledi.
WSJ: ABD’NİN İSRAİL’E SUNDUĞU TASLAK ANLAŞMADA LÜBNAN’A SALDIRILARINI 2 AY DAHA SÜRDÜRMESİ ÖNERİLİYOR
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, ABD’den bir heyetin İsrail ile Lübnan arasındaki çatışmaları durdurmak için hazırladıkları “taslak anlaşma” üzerinde İsrailli yetkililerle görüşmeler yürüttüğünü belirtti.
Taslak anlaşmanın WSJ tarafından görüldüğü kaydedilen haberde, İsrail’in “kendisine yönelik tehditleri bertaraf etmek” amacıyla Lübnan’a saldırılarını 60 gün daha sürdürmesinin önerildiği ileri sürüldü.
Taslak anlaşma metninde ayrıca, İsrail askerlerinin bir hafta içinde Lübnan topraklarını terk etmesi ve BMGK’nin 1701 sayılı kararı temelinde “Hizbullah ve diğer silahlı grupların temizlenmesi” için Lübnan ordusunun devreye girmesi konularını da içerdiği kaydedildi.
WSJ’nin haberinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “ABD başkanlık seçimlerinden önce herhangi bir anlaşmaya yanaşmadığı” belirtilerek, Lübnan ve Hizbullah’ın da “İsrail’e saldırılarını sürdürmesi için çok serbestlik tanındığı ve Lübnan’ın egemenliğinin hiçe sayıldığı” gerekçesiyle ABD’nin teklifine karşı oldukları öne sürüldü.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bu pislik, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme… Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme. Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme… Gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme… Dolandırıcılık vs. birçok suçtan toplam 45 davada “1” numaralı sanık olarak yargılanıyordu.
Türk ordusuna kumpas kurdu, suçsuz birçok komutanın cezaevine girmesine ve bazılarının hayatlarını kaybetmesine neden oldu.

Kurduğu yapıyı deşifre eden gazeteci ve yazarlara suikast düzenletti, kendine bağlı savcı ve hakimlerin yardımıyla hapse attırdı. ABD’NİN MAŞASI!
En şeytani planı ise 15 Temmuz Darbe Girişimi’ydi. Bu girişime karşı Türk halkı gereken yanıtı verdi. 251 şehit verildi ama bu darbe girişimi şeytani örgütünün devletin tüm kademelerinde kökünün kazınmasını hızlandırdı.
Bu şerefsiz, Türkiye’nin en köklü takımlarından biri olan Fenerbahçe’yi ele geçirmeyince şike kumpası bile kurdu!
Gülen’in Türk halkına yaşattığı en büyük kötülüklerden birisi de üniversite, askeriye, polis ve KPSS sınav sorularını çalıp kendi elemanlarına vermek oldu. Yıllarca sınav sorularını çalarak milyonlarca gencin kaderiyle oynadı!
Elbette Gülen, bu şeytani planları tek başına kuracak zeka ve bilgiye de sahip değildi. Deli saçması konuşmalarına sadece çocukluktan itibaren beyni yıkanan elemanları inandı. Gülen, ABD’nin ülkemize yönelik karanlık planlarının bir maşasıydı. Yaptığı kötülüklerin cezasını öbür tarafta çeker inşallah. Ateşi bol olsun!
***
3 DAKİKADANFAZLAKUCAKLAŞMAKYASAK
Yeni Zelanda’daki Dunedin Havaalanı’nda veda kucaklaşmalarının üç dakikayla sınırlı olduğunu belirten bir tabela asıldı. Tabelada şu uyarı yer alıyor: “Maksimum sarılma süresi 3 dakika. Daha sevgi dolu vedalar için lütfen otoparkı kullanın!”

“Can sıkıntısında kural çıkarmak buna denir” diyebilirsiniz. Ayrıca üç dakika zaten uzun bir süre ve bu süreyi güvenlik görevlileri kronometre tutarak hesaplayacaklarsa komik görüntüler oluşur. Öte yandan Dunedin Havalimanı Yönetimi ise bazen yolcuların son dakika aşk maceralarına atılmak için iniş bölgesini kullandığını söyleyerek, “Havaalanları duyguların merkezidir… Çalışanlarımız yıllar içinde ilginç şeyler gördüler” diye bir açıklama yaptı. Meseleye bu açıdan yaklaşınca “Kibarca uyarmışlar” da diyebiliriz. Yeni Zelanda’da bizdeki gibi futbolcu karşılamaları ve asker uğurlamaları olsaydı ne yaparlardı acaba?
***
İLK ‘FETÖ’ DİYENLER
En güçlü olduğu zamanda terör örgütü lideri Gülen’e destek verenler, 17-25 Aralık Kumpası ve 15 Temmuz’dan sonra dümen kıranlar şimdilerde Gülen’i en çok lanetleyenler arasında yer alıyorlar.
Ancak asıl hatırlanması gerekenler Gülen’i en güçlü zamanında eleştirenler, yaklaşan tehlikeyi deşifre edenler ve ona “FETÖ”, “Fetuş” benzetmesi yapma yürekliliği gösterenler.

Bir suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybeden akademisyen ve yazar Necip Hablemitoğlu, öldürüldüğü için tamamlayamadığı ‘Köstebek’ isimli araştırma kitabında Gülen hareketinin örgütlenme biçimini yazıyordu.
Tehlikeyi en erken fark edenlerden biri de eski DGM savcısı Nuh Mete Yüksel idi. 2002 yılında Cemaat üyelerine dava açan Yüksel, dava düşmesine rağmen FETÖ’nün hedefinde kalmıştı.
Emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok ise 2009 yılında TSK içinde Gülen cemaati hakkında soruşturma yürütürken görevinden uzaklaştırıldı ve sonrasında dört yıl dokuz ay cezaevinde yattı.

FETÖ’yü anlattığı ‘İmamın Ordusu’ isimli kitabı daha basılmadan toplatılan Ahmet Şık da soluğu cezaevinde almıştı.
Ergenekon Davası kapsamında tutuklanan gazeteci Nedim Şener de FETÖ üzerine araştıran isimlerdendi.
Emniyet Teşkilatının önemli isimlerinden biri olan Hanefi Avcı ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ isimli kitabını yazdıktan sonra ‘Devrimci Karargah Davası’ndan tutuklanmış ve uzun süre hapishanede kalmıştı.
‘ODA TV Davası’ kapsamında tutuklanan Soner Yalçın da FETÖ üzerine kararlılıkla giden gazetecilerden biriydi. Bu durum onun da yolunun ceza evinden geçmesine neden oldu.
FETÖ’nün emniyet ve yargı içindeki illegal faaliyetleri hakkında araştırma yapan Doğan Yurdakul da ODA TV Davası kapsamında tutuklanan gazetecilerdendi.
Meclisin renkli simalarından merhum Kamer Genç de FETÖ konusunda kamuoyunu uyaran isimlerden biriydi.
Gülen’in ölüm gününün Ergenekon Davası’nın ilk duruşmasıyla denk gelmesi de ilahi adalet olsa gerek.
İlk FETÖ diyen Defne Joy Foster olmuştu ve o da şüpheli bir ölümle aramızdan ayrıldı. Rahmetli İlhan İrem, 1999 yılında Gülen’e yazdığı ‘Mektup’ başlıklı köşe yazısında ona ‘Fetuş’ deme yürekliliği göstermişti ve yüklüce bir tazminat cezası ödemek zorunda kalmıştı.
Bu cesur insanların listesi Türkan Saylan’dan Uğur Mumcu’ya kadar uzanır.
***
DOLGU YAŞLANDIRIYOR
Estetik dünyasında şimdi de yüz yapısını bozan dolguların çıkarılması trend oldu.
Konuyla ilgili İngiltere’nin ünlü estetiği cerrahı Dr. Julian De Silva şu açıklamayı yaptı:
“30’lu yaşlardaki kadınlar giderek daha fazla yüz yaşlanması şikayetiyle bana geliyor. Bunun nedeni yoğun dolgu yaptırmış olmaları. Dolgu maddesi birikebilir, her zaman doğal olarak tamamen çözünmez ve çıkarılması gerçekten zor olabilir.” Bu şikayetle gelenler de genelde genç kadınlar!

Dolguların ve botoksun genç kadınların yüz yapısını bozarak erken yaşlanmalarına neden oluyormuş.
Botoks en fazla altı ayda geçiyor ama dolgular uzun yıllar yok olmadığı için yüzlerden operasyonla çıkarılması gerekiyormuş.
Genç yaşta dudaklarını şişirenlere şaşırıyorum. Bu işlemi yaptığınızda genelde altı ayda bir tekrarlamanız gerekiyor.
Sonuç ise erken yaşlanma!
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin New York şehrindeki Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısının ardından Kanada’ya geçen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, burada Kanada Başbakanı Justin Trudeau’yu ziyaret etti.
Macron, Montreal kentinde Trudeau ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuştu.
İsrail’in Lübnan’a saldırılarını değerlendiren Macron, Gazze’de ve İsrail-Lübnan Mavi Hattı’nda ateşkes sağlanması çağrısında bulundu.
“BU DURUM SONA ERMELİ”
Macron, Gazze’ye insani yardımın ulaştırılması gerektiğini vurgulayarak, “Bu tahammül edilemez durum sona ermeli.” dedi.
Trudeau ile birlikte bölgede siyasi bir çözümün kalıcı barışı sağlayabileceği konusunda hemfikir olduklarını dile getiren Macron, “Gazze’deki savaşın devam etmesi, çatışmanın bölgede yayılmasına katkı sağlıyor. Bu son derece endişe verici ve bu durumun ana kurbanı Lübnan.” ifadelerini kullandı.
Macron, “Lübnan’da İsrail’in saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı son derece sarsıcı.” diyerek, Fransa’nın bugüne kadar Hizbullah’ın attığı adımları kınadığını kaydetti.

“FRANSA, LÜBNAN’IN GAZZE OLMASINA KARŞI ÇIKIYOR”
“Fransa, Lübnan’ın yeni bir Gazze olmasına karşı çıkıyor.” değerlendirmesini paylaşan Macron, İsrail’in saldırılarını durdurması ve Hizbullah’ın “misilleme mantığından” vazgeçmesi gerektiğini söyledi.
Macron, Lübnan ile İsrail arasındaki sorunun siyasi bir yolla çözülebileceğini belirtti.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ve Lübnan arasındaki süren savaşta gerilim her geçen gün tırmanıyor.
Lübnan’ın adeta yok olma noktasına geldiği kanlı saldırılar için birçok ülke ateşkes çağrısı yaptı.
İsrail’e yakınlığıyla bilinen ABD ise, Lübnan’da yaşayan siviller için Fransa ile birlikte hayati önem taşıyan bir ‘geçici ateşkes’ önerisi sundu.
ABD’nin girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu cephesinen ılımlı bir yanıt aldı.
ATEŞKESİ REDDEDEN TAVRI YUMUŞADI
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na hitap etmek üzere New York’a giden Katil Netanyahu’nun, Lübnan’da 21 günlük geçici ateşkesi öngören ABD-Fransa ortak girişimini doğrudan reddeden tavrı yumuşadı.

“ABD İLE AYNI AMACI PAYLAŞIYORUZ”
İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, “ABD bu hafta başında uluslararası, bölgesel ortaklarıyla Lübnan’da bir ateşkes teklifi sunma niyetini iletti. ABD liderliğindeki girişimin kuzey sınırındaki vatandaşların evlerine güven içinde dönmesi amacını İsrail de paylaşıyor.” ifadeleri kullanıldı.
ATEŞKES GÖRÜŞMELERİ DEVAM EDECEK
Açıklamada, ABD’nin rolünün bölgede istikrar ve güven için kaçınılmaz olduğu savunulan açıklamada bu nedenle İsrail’in, ABD’nin bu amaçtaki rolünü takdir ettiği aktarıldı.
Başbakanlık, “Amerika ve İsrail heyetinin ABD’nin girişimini ve İsrail’in kuzey sınırındaki vatandaşların güvenli şekilde eve dönmesi ortak amacının nasıl sağlanabileceğini ele aldıklarını, ilerleyen günlerde görüşmelerinin devam edeceğini” kaydetti.
NE OLMUŞTU
ABD ile Fransa’nın öncülük ettiği ve Avrupa Birliği ile 8 ülkeyi daha bir araya getiren ortak açıklamada, İsrail ile Lübnan arasındaki çatışmaların durdurulması ve diplomasiye alan açılması için 21 günlük acil ateşkes çağrısı yapılmıştı.
Soykırımcı Binyamin Netanyahu, New York’ta konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “hedeflerine ulaşıncaya kadar” Lübnan’da Hizbullah’a saldırılara devam edeceklerini söylemişti.
Beyaz Saray ise “İsrail’den olumlu dönüş almamış olsalardı 21 günlük İsrail-Lübnan ateşkes önerisi ortak açıklamasını bu şekilde yayımlamayacaklarını” bildirmişti.
ABD Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, ortak ateşkes çağrısı açıklamasından önce “İsrail’in bundan haberi ve bilgisinin olduğunu” vurgulamıştı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Başkan adayı Donald Trump, 5 Kasım’da yapılacak olan seçimlere hazırlanıyor.
Seçimler için oldukça heyecanlı olan Trump, destekçilerine yeni bir çağrıda bulundu.
Sosyal medyada saat satışına başlayan Trump, destekçilerine bu saatlerin yılbaşı hediyesi olarak ideal olacağını ifade etti ve satın alma için bir bağlantı paylaştı.
SINIRLI SAYIDA VAR: 100 BİN DOLAR
Saatlerin büyük çoğunluğu 499 dolardan satılırken, sınırlı sayıda üretilen Tourbillon serisinin fiyatı 100 bin dolar olarak açıklandı.
Üç farklı renkte sunulan bu seri, sadece 147 adetle sınırlı olacak. Ancak, saatlerin üretimi ve tasarımıyla Trump’ın doğrudan bir bağlantısı bulunmuyor.
İSMİ ÜZERİNDEN MİLYONLARCA DOLAR KAZANDI
Web sitesindeki açıklamaya göre, Trump’ın ismini kullanarak bu saatleri satışa sunan şirket “TheBestWatchesOnEarth LLC” isimli bir lisans firması.
Trump, 2024 seçim kampanyasına başladığından bu yana ismi ve imajı üzerinden milyonlarca dolar gelir elde etti.
Geçtiğimiz yıl, NFT INT, LLC ile yaptığı lisans anlaşması sayesinde 7,2 milyon dolar kazandı. Trump dijital NFT “ticaret kartları” da bu anlaşmanın bir parçasıydı.

SAF GÜMÜŞTEN ÜRETİLEN MADALYONLAR PİYASAYA ÇIKTI
Eski başkan ayrıca altın ayakkabılar, Trump temalı İncil serisi ve iki kitap da dahil olmak üzere birçok yeni ürün piyasaya sürdü.
Bu ürünler, oğlu Donald Trump Jr. tarafından kurulan bir yayınevi aracılığıyla satışa sunuldu. Geçtiğimiz günlerde de “Trump Coins” adıyla yüzde 99,9 saf gümüşten üretilen madalyonlar piyasaya çıktı.
Trump, seçim kampanyasında hem ticari girişimlerini hem de siyasi platformunu birlikte yürüterek dikkat çekmeye devam ediyor.
Yakın zamanda oğulları ve emlak geliştiricisi Steve Witkoff tarafından yönetilen yeni bir kripto para projesi de başlatıldı.
İLGİLİ HABERDonald Trump suikast girişimine uğradığı alanda tekrar miting düzenleyecekAdile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin New York kentinde devam eden Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu’nda ilginç anlar yaşandı..
Haiti Başbakanı Edgar Leblanc Fils, ABD’nin New York kentinde gerçekleşen BM 79. Genel Kurulu’nda konuşma yaparken yanındaki su bardağını görmedi.
SÜRAHİDEN SU İÇTİ
Fils, Genel Kurul’a hitabı sırasında kürsüdeki bardağı kullanmak yerine sürahiden su içti.
Fils’in sürahiden su içtiği anlar sosyal medyada gündem oldu.

KONUŞMANIN SONUNDA BARDAK KULLANDI
Haitili lider, sürahiden su içmesinin ardından konuşmasına kaldığı yerden devam ederken, konuşmasının sonunda ise suyu bardaktan içerek kürsüden ayrıldı.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Dilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’li yetkililer, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının satışının önündeki engelleri kaldırmak için bir teklifte bulundu.
Yunan Kathimerini gazetesinin özel haberine göre, Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminin devre dışı bırakılması durumunda, F-35 programına geri dönmenin mümkün olabileceği belirtildi.
F-35 İÇİN İNCİRLİK’İ ŞART KOŞTULAR
Haberde, F-35 programına yeniden girmeleri karşılığında Türkiye’den Rus füze sistemi S-400’leri ABD’ye teslim etmesini veya İncirlik Üssü’nde ABD birliğinin içine konulmasını önerdi.
Bu şekilde hem füzeler Türkiye’de tutulurken Rusya ile yapılan anlaşma da bozulmamış olacak.
“HERHANGİ BİR MADDEYİ İHLAL ETMEYECEK”
Haberde şu ifadeler yer aldı:
“Daha önce bilinenden daha ileri bir aşamada olan görüşmelerin bir parçası olarak, üst düzey ABD yetkilileri Rus sistemlerinin Türkiye’nin güneyindeki ABD kontrolündeki İncirlik üssüne aktarılması önerisini ortaya attılar. Bu şekilde Türkiye, kendi bakış açısından uluslararası bir utançla eşdeğer olacak bir geri dönüşten kaçınacak, ancak Rusya ile olan sözleşmesinin şartlarını ihlal etmeyecek veya bağlayıcı olabilecek herhangi bir maddeyi ihlal etmeyecek.”

“ABD VE TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNDE OLACAK”
Kathimerini kaynaklarına göre, Türkiye’nin bu aşamadaki tepkisi olumlu değil, ancak görüşmelerin bu hafta New York’taki BM Genel Kurulu’nun aralarında devam etmesi bekleniyor.
Eski Pentagon yetkilisi olan Michael Rubin ise konuyla ilgili şöyle demişti:
“Türk mevkidaşları reddetti ve onları Türkiye’nin içindeki kutuda tutacaklarını söyledi. Ancak anlaşma ölmedi, çünkü F-35 anlaşmasının yeniden canlandırılması, liderler ve güvenlik yetkililerinin önümüzdeki hafta BM Genel Kurulu’nda bir araya gelmesiyle ABD ve Türkiye’nin gündeminde olacak.”
Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beyaz Saray Sözcüsü Jean-Pierre, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayarak ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe ilişkin konuştu.
Orta Doğu’daki “gerginliğin” artmasının ardından ABD’nin İsrail’e sağladığı silah desteğinin durdurulması taleplerinin sorulması üzerine Jean-Pierre, “ABD’nin politikasının değişmediğini” kaydetti.
Sözcü Jean-Pierre, “İsrail’in güvenliğine olan bağlılığımız sarsılmazdır ve bu değişmemiştir. İsrail’in güvenliğini desteklemeye devam etme konusundaki kararlılığımız sürüyor.” dedi.
REKLAM
Jean-Pierre ayrıca bölgede bir “diplomatik çözüm” görmek istediklerine dikkati çekerek, “Bunun başarılabileceğine inanıyoruz ve bu şekilde ilerlemek istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’e koşulsuz destek vermekle eleştirilen ABD yönetimi, ağustos ortasında yaptığı duyuruyla, bu ülkeye 5 ayrı pakette toplam 20 milyar dolarlık silah satışına onay vermişti.
Toplam değeri 18,9 milyar doları bulan 50 adet F-15IA ve 25 adet F-15I savaş uçağı ile bunların ilgili mühimmatları, tüm satışın içindeki en büyük payı oluşturuyordu.
Öte yandan 30 adet orta menzilli havadan havaya füze sistemi (AMRAAM) ile 32 binden fazla tank mermisi ve diğer ilgili ekipmanlar da diğer paketlerde yer almış, bunlara ilaveten 50 binden fazla top mermisi ile ilgili ekipmanların satışına da ayrı bir paket olarak onay verilmişti.
Toplam satış değeri 20,3 milyar doları bulan paket, Gazze’de ateşkes sürecinin belirsizliğini koruduğu ve bölgede gerginliğin yükseldiği bir dönemde onaylanmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yemen'deki İran destekli Husiler, ABD ve İngiliz koalisyon uçaklarının ülkenin batısındaki Hudeyde kentine saldırı düzenlediğini duyurdu.
Husilere bağlı "El-Mesira" televizyonunun haberinde, ABD ile Rus Escort İngiltere'nin, ülkenin batısındaki Hudeyde kentine bağlı Salif bölgesini hedef aldığı belirtildi.
Bombardımanın sebep olduğu hasara ilişkin bilgi verilmezken, ABD ve İngiltere tarafından da saldırılara ilişkin açıklama yapılmadı. Husilerin kontrolündeki Hudeyde sahil kenti, bir uluslararası havalimanı ile 3 limanı barındırması sebebiyle Yemen'in en önemli kentlerinden biri sayılıyor.
Yemen'de İran'ın desteklediği Husiler, İsrail'in Sincan Escort Gazze'deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023'ten bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırıyor. Husilerin eylemleri Türbanlı Escort nedeniyle çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz'deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023'te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı "Refah Muhafızı Operasyonu" adında çok uluslu "deniz görev gücü" oluşturulduğunu açıkladı. ABD ve İngiltere'nin Yemen'de kontrollerinde bulunan bölgelere saldırısı üzerine Husiler, Üniversiteli Escort bu ülkelerin tüm gemilerini hedef alacağını duyurdu.
]]>Konuya vakıf iki kaynağa göre, İsrailli üst düzey yetkililer, İsrail’e silah sevkiyatını durdurma kararından dolayı Biden yönetimine “derin hayal kırıklığı” yaşadıklarını bildirdi.
Yetkililer ayrıca, silah sevkiyatının durdurulması kararının esir takası müzakerelerini tehlikeye atabileceği konusunda Washington yönetimini uyardı.
Kaynaklara göre, İsrailli yetkililer, ABD’li muhataplarına sadece silah sevkiyatının askıya alınma kararından değil, aynı zamanda konunun medyaya sızdırılmasından da rahatsızlık duyduklarını iletti.
ABD SAVUNMA BAKANI, SEVKİYATIN DURDURULDUĞUNU DOĞRULADI
Amerikan medyasında yer alan, adı açıklanmayan bazı ABD’li yetkililere dayandırılan haberlerde, ABD’nin İsrail’e bazı silahların sevkiyatını geçici olarak durdurduğu ve sürecin Refah’taki gelişmeler kapsamında değerlendirildiği belirtilmişti.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, bugün İsrail’in Refah’a yönelik kapsamlı bir kara saldırısı bağlamında bu ülkeye yakında gönderilecek silahlarla ilgili bir değerlendirme sürecinde olduklarını ve bu süreç devam ederken bazı silahların sevkiyatını askıya aldıklarını doğruladı.
Austin, İsrail’in Refah’a yönelik kapsamlı bir kara saldırısı düzenlemesini istemediklerini, bu konudaki net mesajlarını Tel Aviv’deki muhataplarına aktardıklarını ve Biden yönetimi olarak bölgedeki gelişmeleri yakından izlediklerini söyledi.
Austin, “İsrail’in kendini savunma araçlarına sahip olduğundan emin olmaya devam edeceğiz. Ancak şu anda Refah’taki gelişmelerin seyri bağlamında yakın zamanda (İsrail’e) gönderilecek güvenlik desteği sevkiyatlarını değerlendiriyoruz. Mevcut durumu değerlendirirken içinde yüksek miktarda mühimmat barındıran bir sevkiyatı durdurduk.” dedi.
“GAZZE’Yİ HASSAS OLMAYAN FÜZELERLE VURURUZ”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun partisi Likud Milletvekili Tali Gottlieb, İsrail Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Joe Biden yönetiminin geçen hafta İsrail’e gönderilecek ABD yapımı mühimmat sevkiyatını durdurmasına tepki gösterdi.
Sevkiyatın durdurulmasına karşılık Gazze’yi hedef alacakları tehdidinde bulunan Gottlieb, şunları söyledi:
“ABD bizi hassas saldırı füzeleri vermemekle tehdit ediyor. Evet, ABD’ye haberlerim var. Bizim de hassas olmayan füzelerimiz ve kendimizi koruma hakkımız var. Bu yüzden belki hassas füzeler kullanarak belirli bir odayı veya binayı yıkmak yerine hassas olmayan füzelerimizi kullanarak (Gazze’de) on binayı çökertirim. On bina. Kullanacağım. Yapacağım şey bu.”
BIDEN, REFAH SALDIRISINA KARŞI
Biden yönetimi, İsrail’in Refah’ta sivilleri korumaya yönelik gerçekçi bir plan içermeyen herhangi bir kapsamlı kara saldırısına karşı çıkıyor.
Biden ve Batılı yetkililerin, Refah’a yönelik olası kara saldırısının daha çok sivil ölümüne ve insani krizin büyümesine neden olacağı uyarılarına rağmen Netanyahu, yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Gazze’nin güneyindeki Refah kentine saldırının yapılacağını duyurmuştu.
İsrail ordusu, yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Refah bölgesine dün kara saldırısı başlatarak Gazze’nin Mısır’a açılan sınır kapısının Filistin tarafını ele geçirdiğini duyurmuştu. Refah’ın doğusundaki kara saldırıları devam ederken İsrail ordusu sık sık bölgeye hava saldırıları düzenliyor.
Öte yandan, ABD Kongresi’nde Demokrat Partili 88 üye, İsrail’in Filistinli sivillere yönelik insani yardımları kasten engellediğine dair inandırıcı iddialar bulunduğunu belirterek, Biden’a ABD yasalarına göre İsrail’e yapılan yardımları yeniden gözden geçirme çağrısında bulunmuştu.
]]>
PKK- YPG’nin silahlı kadın yapılanması olan YPJ’nin tepe isimlerinden olan teröristin Suriye’den çıkış yaparak bir toplantı için Irak’ın kuzeyine geçiş yapacağı bilgisi üzerine MİT harekete geçti.

Her anı saniye saniye takip edilen kadın teröristin önce Irak’ın Sincar bölgesine, buradan da PKK elebaşlarıyla gizli bir toplantı gerçekleştirmek için Irak’ın Süleymaniye bölgesine geçiş yapacağı bilgisi üzerine operasyon için düğmeye basıldı.
MİT’in sahadaki yerel saha ajanlarından da aldığı bilgiler doğrulanınca kadın teröristin içinde bulunduğu sivil zırhlı araç deşifre edildi.

Sinyal takibiyle uydudan izlenen araca yönelik Irak’ın Sincar bölgesinde hareket halindeyken Silahlı İnsansız Hava Aracıyla nokta hava operasyonu gerçekleştirildi.
Tam isabetle vurulan araç patlamanın da etkisiyle yanarak hurda yığınına dönerken, araçta Zozan Haseki kod adlı Münevver Fatima ile şoförü de öldürüldü.

SİLAH VE LOJİSTİK AKTAMINDAN SORUMLUYDU
Kadın teröristin ölümü terör örgütü PKK içinde de şok etkisi yarattı. TSK’nın Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirdiği Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Fırat Kalkanı harekâtlarında yüzlerce teröristin başında yer alıp terörist aktarımı; lojistik ve silah aktarımından sorumlu olan terörist Fatima, ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin IŞİD’le mücadele adı altında Suriye’ye gönderdiği silah ve mühimmatın da Suriye ile Irak’ın kuzeyine aktarımından da sorumluydu.

ABD’LİLERLE TOPLANTI VE TATBİKATLARA KATILIYORDU
Kadın terörist Suriye’nin kuzeyinde de sık sık bölgeye gelen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Ortadoğu Masasında görev alan CENTCOM’a bağlı üst düzey generallerle birlikte gizli toplantılara katılarak PKK-YPG’li teröristlerin sahadaki askeri eğitimleriyle ilgili tatbikatlara katılıyordu.
Kadın terörist, bölgedeki Arap aşiretlerinin de ileri gelenleriyle birlikte ABD’li generallerle toplantılara katılan isimlerden biriydi.
Terörist Münevver Fatima’nın Irak’ın kuzeyindeki barınma alanları başta olmak üzere Kandil bölgesi, Suriye ve Türkiye içinde de 1990’lı yılların sonlarına kadar Hakkâri, Siirt, Şırnak kırsalında da çok sayıda mayınlama, karakol baskını ve bombalı saldırı gibi saldırılarda yer aldığı bildirildi.

ŞAMDA APO’NUN SEKRETERYASINDAKİ İSİMDİ
Teröristin 1990 yılında terör örgütüne katıldıktan sonra 5 yıl boyunca Suriye’nin başkenti Şam’da Abdullah Öcalan’ın kaldığı villada ideolojik eğitim aldıktan sonra terörist elebaşının sekretaryasında da bir dönem görev aldığı öğrenildi.
Teröristin Şanlıurfa Suruç sınırındaki Ayn El Arab, Ceylanpınar sınırındaki Resulayn, Akçakale sınırındaki Teb Abyad, Kızıltepe sınırındaki Amude, Cizre sınırındaki El Malikiye, Nusaybin sınırındaki Kamışlı bölgelerinde hudut birliklerine çok sayıda füzeli, havan ve roketli saldırıları da bizzat yöneten, emir ve talimatını veren isimlerden olduğu yakalanan veya teslim olan teröristlerin teşhis ve ifadelerinde yer alıyordu.
Zozan Haseki kod adlı terörist, Suriye’deki örgüt elebaşı Mazlum Kobani kod adlı Ferhad Abdi Şahin ile birlikte her yıl terör örgütü PKK-YPG için Pentagonun ayırdığı bütçeyle ilgili örgütün para trafiğini de yöneten isimlerden biri olduğu ifade edildi.
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “rehine anlaşması olsa da olmasa da Refah’a girecekleri” yönündeki son açıklamasıyla ilgili Austin, “Saldırı gerçekleşmeden önce yapılması gerekenler açısından, daha önce gerçekleşmesi gerektiğine inandığımız çok sayıda şeyi görmedik.” dedi.
Austin, California Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Ro Khanna’nın, “Biz en güçlü bir ülkeyiz, bu konuda müphemliğe yer bırakmadan Netanyahu’nun Refah’a girmemesi gerektiği yönünde net bir mesaj verebilir misiniz?” sorusuna, “Onlara, savaş alanında sivillerin güvenliği için çok daha fazlasını yapmaları gerektiğini her defasında söyledik.” diye konuştu.
Netanyahu’nun mevcut durumda Refah’a girmesine karşı olduğunu belirten Austin, girmesi halinde ise buna karşılık ABD’nin tutumunun ne olacağına ABD Başkanı Joe Biden’ın karar vereceğine işaret etti.
Austin, Refah’ta sivillerin hepsinin tahliyesinin gerçekleşmesi konusunda şüpheleri olduğunu belirterek, 1 milyon insanın nereye gidebileceği sorusuna da “muhtemelen kuzeye” şeklinde yanıt verdi.
“ABD ASKERLERİNİN ÇATIŞMAYA GİRMESİ MÜMKÜN”
ABD’nin insani yardımları ulaştırmak amacıyla Gazze’ye kuracağını açıkladığı geçici limanla ilgili sorulara değinen Austin, burada görev yapacak ABD askerlerine karadan ateş açılmasının ve karşılık verilmesinin “mümkün” olabileceğini söyledi.
Florida Cumhuriyetçi Kongre üyesi Matt Gaetz ile girdiği diyalogda Austin, Gazze’ye kurulacak geçici limanda görev yapacak ABD askerlerinin silahlı olacağını ve karadan kendilerine yapılabilecek saldırıların “mümkün” olacağını söyledi.
Austin, ABD askerlerinin kendilerini korumak için karadan yapılacak ateşlere karşılık verebileceğini belirterek, “Kendilerini koruma hakkı var.” diye konuştu.
Bunun üzerine Gaetz, “Bu şu anda çok önemli bir an Sayın Bakan. Çünkü, Gazze’den askerlerimize yönelik ateş açılabileceğini, askerlerimizin de Gazze içine canlı karşılık vermesinin mümkün olabileceğini söylediniz. Başkan Biden ise halka askerlerimizi Gazze’de sahaya sürmeyeceğini söylüyor. Bu askerimizi çatışma alanına sürmek olmuyor mu?” diye sordu.
Austin’ın “Hayır, olmuyor” cevabı üzerine Gaetz, “Amerikalılar, sahaya sürmek deyince, askerin çatışmalara aktif olarak angaje olabileceğini, zarar görebileceğini anlıyor. Siz, Gazze sahilinde karaya bağlantılı liman üzerine konulmuş, Gazze’ye ateş açan askerlerimizi böyle görmüyor musunuz?” diye tekrar sordu.
Gaetz, Bakan Austin’in “Hayır, görmüyoruz” yanıtı üzerine, “Bu konuda Amerika halkının farklı düşündüğünü sanıyorum. Eğer askerlerimiz orada silahlı çatışma yaşayacaksa, muhtemelen bunun ‘savaş yetkisi’ çerçevesinde Kongre’de oylanması gerekir.” diye konuştu.
NELER YAŞANMIŞTI?
ABD Başkanı Joe Biden, mart ortasında yaptığı açıklamada, İsrail’in karadan Gazze’ye insani yardımların geçişine izin vermemesi üzerine, Gazze sahiline geçici olarak liman kurulacağını ve yardımların buradan ulaştırılacağını duyurmuştu.
Mayıs başında hazır olacağı belirtilen söz konusu limanın kurulumu ve işleyişinde 1000 ABD askerinin görev yapacağı, bu askerlerin Gazze’ye ayak basmayacağı ve çatışmalara girmeyeceği belirtilmişti.
320 milyon dolara mal olacağı kaydedilen geçici limanın güvenliğinin ise İsrail tarafından sağlanacağı ifade edilmişti.
]]>
İlk olarak 25 Mart’ta kayıtlara geçen ABD’deki süt inekleri arasındaki H5N1 kuş gribi salgını şu anda sekiz eyalette en az 33 sürüye yayılmış durumda. Çarşamba günü, piyasada satılan sütte virüsün genetik kalıntıları ortaya çıkarken yetkililer sütlerin güvenli olduğunu duyurdu. Buna rağmen olası bir salgın riskinin önüne nasıl geçileceği de merak konusu oldu.
Bu virüsün hayvanlardan insanlara geçmesinden endişe edilirken şu an kayıtlara geçmiş tek bir vaka bulunuyor… Fakat ABD Başkanı Joe Biden’ın corona virüsü danışma kurulunda görev alan bilim insanı Rick Bright durumun daha da kötüye gidebileceğini New York Times’a açıkladı. Bright, “H5N1 bulaşmış bir kişi ile 10 kişi arasında ince bir çizgi var. Rakam 10 kişiye çıktığında büyük ihtimalle çok geç kalmışızdır” ifadesini kullandı.
HASTALIK NASIL YAYILIYOR?
Teksas eyaletinde tarımdan sorumlu komiseri Sid Miller, salgının izlerinin Şubat ayına kadar gidebileceğini söylerken bölgedeki birçok sürünün de bundan etkilenmiş olabileceğini dile getirdi. Öte yandan Bright, bu tür verilerin tutulmadığını söylerken New York Times, hayvanların telef olmasına sebep olan bu hastalığın insanlık için de korkunç bir trajediye evrilebileceğini dile getirdi.
İnek sütlerindeki enfeksiyon oranının çok yüksek olmasından dolayı hastalığın süt sağım makineleri ya da ahırların temizliği sırasında bulaşabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Hastalığın hayvanlar arasındaki bir diğer yayılma ihtimali de ineklerin yemleri olarak öne çıkıyor. New York Times, ABD’de çiftçilerin kümes hayvanlarının artık yatak malzemelerini (tüyler, dışkı, dökülen tohumlar) ucuz bir ek protein kaynağı olarak süt ve besi sığırlarına vermesine izin verildiğine dikkat çekti.
“SÜTÜ İÇEN KEDİLER ÖLDÜ”
Öte yandan ABD’deki birçok eyalette pastörize olmayan sütlerin yasal olarak satılabildiği hatırlatılırken bu durumun çok ciddi sağlık sorunları oluşturabileceği de belirtildi.
Dr. Bright yaptığı açıklamada, “Bu çok ciddi bir sağlık sorunu teşkil ediyor. Özellikle enfekte olmuş sütleri içen kedilerin öldüğü göz önünde bulundurulursa” dedi.
Yetkililer hayvanların doğru bir şekilde virüs testi yapılması gerektiğini açıklarken buna rağmen çok dağınık bir şekilde virüs testlerinin yapıldığı vurgulandı. Testlerin hangi ortamlarda yapılıp yapılmadığının bilinmediği duyurulurken bunların doğru bir şekilde tasnif edilmediğine de dikkat çekildi.
ABD Tarım Bakanlığı’nın hastalanan hayvanların gen dizilimlerini ve diğer verilerini zamanında paylaşmadığı da açıklanırken, paylaşılan verilerin de çok farklı bir formatta olmasının bilim insanlarının elini kolunu bağladığı açıklandı. New York Times’ın haberinde ABD’nin önde gelen kurumlarından Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) hastanelerin acil servislerindeki verileri izlediği belirtilirken, gözle görülür bir artış yaşanması durumunda çok geç kalınabileceği de aktarıldı. New York Times’a konuşan CDC yetkilileri şu ana kadar 23 kişinin hastalık testi olduğunu da söyledi.
]]>
Geçtiğimiz haftalarda Universal Music ile anlaşmazlığa düşmesi manşetlere yansırken uygulamanın müzik dünyasındaki etkisi yeniden gözler önüne serilmiş oldu. Şarkılar onlarca yıldır ana akımın dışında kalmış olsalar bile uygulamada organik olarak yükselebiliyor. Pazarlamacılar ayrıca bir şarkının popülerleşmesine yardımcı olmak için fenomenlerle çalışabiliyor. Hatta bazı sanatçılar, yeni şarkıların uygulamada güç kazanmasına yardımcı olacağı umuduyla TikTok fenomenleriyle özel dinleme oturumları bile ayarlıyor.

Şirketin sanatçılar ve plak şirketleriyle çalışan, lisans anlaşmalarını müzakere eden ve TikTok’un kültürel etkisini sürekli gelire dönüştürmesi için yeni yollar geliştiren küresel bir ekibi bile var.
Ayrıca “Hot 50” ve “Viral” şarkı listeleri özelliğini kullanıma sunarken, en popüler şarkılarını sıralamak için eylül ayında da Billboard ile ortaklık kurdu. Temmuz ayında beş ülkede TikTok Music adında özel bir müzik akışı hizmeti başlattı. Aralık ayında ise Arizona’da Cardi B, Charlie Puth ve Niall Horan gibi TikTok’un ünlü sanatçılarının yer aldığı ilk canlı, yüz yüze konserini düzenledi.

YASAKLARLA NASIL BAŞ EDECEK?
Peki, başta müzik dünyası olmak üzere pek çok alanda aktif rol oynayan TikTok yasaklanacak mı?
Aslında 2015’te ilk olarak yayınlanan ancak bildiğimiz halini 2018’de 150’den fazla pazarda 75 dilde kullanıma sunularak alan TikTok, hızlı bir şekilde dünyanın gözde platformu haline geldi. Ne var ki aylık 1 milyar aktif kullanıcıya sahip, 2016’daki lansmanından bu yana 3 milyardan fazla indirilen platform son zamanlarda yasaklarla gündemde.
ABD Başkanı Joe Biden, TikTok’un devredilmesinin, devredilmemesi halinde ise yasaklanmasının önünü açan tasarıyı bu hafta imzaladı. Tasarı ile platformun bağlı olduğu Çinli ByteDance firması, platformu devretmek zorunda kalacak. Aksi takdirde TikTok’un ABD’deki internet uygulama mağazalarından 5 ay süreyle veya tamamen çıkarılacak.
Ana şirket ByteDance, yeni yasaya ilk resmi yanıtında, sahibi olduğu Çin haber uygulaması Toutiao’da TikTok’u satma planının olmadığını belirten bir açıklama yaptı.

DİĞER ÜLKELERİ DE CESARETLENDİREBİLİR
Çin Halk Cumhuriyeti’nde devlet kontrolünde bir gazete olan Global Times’ın editörü Hu Xijin, ABD Başkanı Joe Biden’ın bu hafta imzaladığı yasanın, Washington’un popüler e-ticaret platformu Temu gibi Çin ile ilgili diğer uygulamaları hedef alacak şekilde kapsamını genişletmesine izin verebileceğini ve ABD müttefiklerini de aynı yolu izleme konusunda cesaretlendirebileceğini söyledi.
TikTok, ByteDance’in yasağı önlemek için hisselerini bir yıl içinde elden çıkarmasını gerektiren yeni ABD yasasına itiraz edeceğini belirtirken kullanıcılarının ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini ileri sürdü.
Şirket, X sosyal platformunda “Gerçeklerin ve kanunların açıkça bizim tarafımızda olduğuna inanıyoruz ve eninde sonunda galip geleceğiz” diye yazdı.
ABD VE ÇİN ARASINDAKİ GERİLİMİ ARTIRDI
TikTok konusundaki kavga, her ikisi de ekonomik ve ulusal güvenlik çıkarlarını koruma sözü veren ABD ile Çin arasındaki gerilimi de artırdı. ABD’li milletvekilleri, uygulamanın Çinlilere ait olmasının Pekin’in ABD üzerinde, özellikle de genç beyinler üzerinde istenmeyen bir etki yaratmasına neden olabileceğinden endişe ediyor.
ABD daha önce de diğer Çinli şirketleri elden çıkarmaya zorlamıştı. 2020 yılında Çinli mobil video oyun şirketi Beijing Kunlun, federal bir emir aldıktan sonra eşcinsellere yönelik flört uygulaması Grindr’ı satmayı kabul etmişti. Anak bu defa analistler de olayı çok daha farklı bir şekilde değerlendiriyor.

New York merkezli danışmanlık firması Teneo’nun genel müdürü Gabriel Wildau, Pekin’in ulusal saygınlığının tehlikede olduğunu ve şirketin yüzde 60’ına sahip olan küresel yatırımcılar da dahil ByteDance yatırımcılarının mali çıkarlarının önüne geçebileceğini söyledi.
Ancak eğer bir satış gerçekleşirse, ABD operasyonlarını diğer her şeyden ayırmak zorunda kalacak olan TikTok için hiç şüphesiz oldukça karmaşık bir süreç başlamış olacak. Bu noktada da en çok merak edilen kısım hiç şüphesiz TikTok’un algoritmaları… ByteDance’in platformunun başarısının temelini oluşturan kullanıcıları ilgi alanlarına göre kısa videolar ile besleyen ve platformun kültürel bir ezici güç olmasını sağlayan TikTok algoritmasına ne olacağı konusunda ciddi bir belirsizlik var.
ALAMETİFARİKASI ALGORİTMASI
Bazı teknoloji uzmanları, TikTok’un ABD’de yeni teknoloji kullanılarak yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylese de kimse bu yeni yapılanma ile platformun nasıl olacağını ya da kullanıcıların görmeye alıştığı video önerilerini ne kadar karşılayabileceğini bilemiyor.
Colorado Boulder Üniversitesi’nden Robin Burke, algoritmanın bazı yönlerinin sektördeki kişiler tarafından kopyalanabileceğini söylese de platformun bazı alanlarda rakiplerinden çok önde olduğunu ve kopyalamanın hayli zor olabileceğini belirtiyor. Burke, “TikTok, tüm verilere sahip. ABD’deki bir işletmenin, eşdeğer bir şey inşa edebilmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Kesinlikle hemen değil” diyor.

Algoritmalar, ByteDance’in genel operasyonlarının temelini oluşturuyor. TikTok ortaya çıkmadan önce Meta’nın Facebook ve Instagram’ının popülerliği göz önüne alındığında, bir kullanıcının sosyal bağlantılarını birbirine bağlayan teknolojinin başarılı bir sosyal medya uygulamasının sırrı olduğuna inanılıyordu.
Ancak TikTok, kullanıcının ilgisini odağına alarak oluşturulan bir algoritmanın daha güçlü olabileceğini gösterdi. CEO Shou Zi Chew de dahil olmak üzere TikTok yöneticileri, algoritmalarını Meta’nın yaptığı gibi “sosyal grafik” üzerine oluşturmak yerine, “ilgi sinyallerine” dayandığını söyledi.
KISA VİDEO FORMATI VE TAVSİYE İÇERİKLER…
Utrecht Üniversitesi’nden Doçent Catalina Goanta, rakiplerinin benzer ilgi alanına dayalı algoritmalara sahip olmasına rağmen TikTok’un kısa video formatıyla algoritmanın etkinliğini artırabildiğini söylüyor: “Tavsiye sistemleri çok yaygın. Ancak TikTok’u bir uygulama olarak asıl farklı kılan şey tasarımı ve içeriği.”
Kısa video formatı, TikTok’un algoritmasının çok daha dinamik hale gelmesine ve hatta kullanıcıların tercihleri ve ilgi alanlarındaki zaman içindeki değişiklikleri bile takip edebilmesine olanak tanıyor.

Ayrıca TikTok’un oyun biriminin eski başkanı olan Jason Fung, kısa video formatının TikTok’un kullanıcı tercihlerini çok daha hızlı öğrenmesini sağladığını söyledi: “Kısa videolar olduğundan, kullanıcının tercihiyle ilgili verileri YouTube’dan çok daha hızlı toplayabiliyorsunuz.”
Tüm bunların yanında TikTok’un kısa video pazarına erken girişi aynı zamanda şirkete büyük bir avantaj da sağladı. Instagram, 2020’ye kadar Reels’ı piyasaya sürmemişti; YouTube ise 2021’de Shorts’u piyasaya sürdü.
Carnegie Mellon Üniversitesi’nden profesör Ari Lightman, TikTok’un kullandığı bir diğer etkili taktiğin, kullanıcılarını hashtag’ler aracılığıyla halka açık gruplar oluşturmaya teşvik etmek olduğunu söyledi. Kullanıcıları halka açık gruplar oluşturmaya teşvik ederek TikTok’un kullanıcılarının davranışları, ilgi alanları, eğilimleri ve ideolojileri hakkında daha etkili bir şekilde bilgi edinebileceğine dikkat çekti.
ENDİŞELER ARTTI
Ne var ki tüm bu başarılı taktikler, formatlar, kusursuz bir algoritma ile hızla dünyanın en popüler platformlarından biri haline gelen TikTok, son günlerde kullanıcıların akımlarıyla değil de hükümetlerin endişeli yaklaşımı ve hatta yasaklarıyla gündeme gelirken geleceği de oldukça karmaşık…
ABD’li milletvekilleri ve yetkililer, TikTok’un 170 milyon ABD’li kullanıcıya ait verilere Çin devletinin ulusal güvenlik yasaları kapsamında erişebileceğinden endişe ediyor.

TikTok CEO’su Shou Chew, ABD Kongresi’nde senatoya ifade verirken…
ABD iç istihbarat ve güvenlik teşkilatı FBI’ın direktörü Christopher Wray, ByteDance’in Çin hükümeti tarafından kontrol edildiğini söyledi ve Pekin yetkililerinin, insanların TikTok’ta ne gördüklerini belirleyen algoritmayı manipüle ederek insanları etkileyebileceği konusunda uyardı.
TikTok ise tüm bu iddiaları reddediyor. TikTok’un genel müdürü Shou Zi Chew, geçen yıl Kongre huzurunda yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Şunu açıkça belirteyim: ByteDance, Çin’in veya başka bir ülkenin temsilcisi değil.”
KİMLER TiKTOK’U ALMAK İSTEYEBİLİR?
ByteDance’in aralarında General Atlantic, Susquehanna ve Sequoia Capital yatırım firmalarının da bulunduğu çok sayıda ABD’li yatırımcısı var. Ancak satın alma söz konusu olduğunda neler olabileceği belirsiz.
Üstelik pek çok teknoloji analisti gibi ABD’li bir finansal hizmetler şirketi olan Wedbush Securities’teki analistler, Çin hükümetinin, insanların uygulamada gördüklerini düzenleyen TikTok’un algoritmasını da içeren bir satışı onaylamasını beklemediklerini söylüyor.
Wedbush, “Algoritmalar olmadan TikTok’un değeri önemli ölçüde değişir” dedi.

SIRADAKİ ÜLKELER…
ABD’deki yasa tasarısı bu hafta manşetlerden düşmezken diğer ülkelerin de ABD’yi takip edip etmeyeceği merak konusu.
TikTok, verilerle ilgili endişeler nedeniyle baskı altında. Birleşik Krallık, ABD, Kanada ve Yeni Zelanda’da devlet tarafından verilen telefonlarda yasaklandı ve Avrupa Komisyonu personelinin de iş amaçlı olarak verilen cihazlarında platformu kullanması yasaklandı.
]]>Patel, 300’den fazla Filistinlinin bulunduğu toplu mezarla ilgili olarak ABD’nin İsrail’le nasıl bir süreç yürüttüğü konusunda Tel Aviv’le yakın irtibat halinde olduklarını söyledi.
“Bu konudaki haberleri gördük ve İsrail hükümetinden de daha fazla bilgi ve detay istedik.” diyen Patel, “İsrail hükümetinin güvenilir bir kaynak olduğuna ve bizi bu konuda aydınlatacağına inanıyor musunuz?” şeklindeki soruya da, “Evet güveniyoruz.” yanıtını verdi.
KIRBY: İSRAİL İLE HEMEN İRTİBATA GEÇTİK
Aynı konuyla ilgili açıklama yapan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby de söz konusu haberleri yeni gördüğünü ve konuyla ilgili hemen İsrail tarafıyla irtibata geçtiklerini söyledi.
Kirby, “Tabi ki genel anlamda toplu mezar görüntüleri derin şekilde endişe verici, ancak şu anda bu haberleri onaylayacak herhangi bir şey yok elimde” değerlendirmesini yaptı.
Söz konusu toplu mezarlarla ilgili ABD’nin soruşturma başlatması veya dahil olmasının mümkün olmadığını belirten Kirby, İsrail’in yapacağı soruşturmayı takip edeceklerini söyledi.
İsrail ordusunun aylar süren saldırı ve işgalinin ardından çekildiği Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde toplu mezarlar ortaya çıkarılmıştı.
İsrail’e koşulsuz desteğini sürdüren ABD yönetimi, söz konusu toplu mezarlarla ilgili bağımsız soruşturma yapılmasına karşı çıkmış ve bu konuda İsrail yönetiminin yürüteceği soruşturmaları kabul edeceğini belirtmişti.
“GAZETECİLER KORUNMALI”
Öte yandan Patel, Gazze’de çok sayıda gazetecinin İsrail tarafından öldürüldüğü ya da darbedildiği ve bu durumun ABD Dışişleri Bakanlığının 2023 İnsan Hakları Raporu’na da aynı şekilde yansıdığı şeklindeki bir soruya şu cevabı verdi:
“Aslında tüm ülkelere aynı mesajı iletiyoruz, gazeteciler korunmalı. Onlar önemli bir görev icra ediyor, özellikle kamuoyuna bilgi ulaştırabilmek için zorlu (savaşın olduğu) sahalarda neler olduğuna onlar ışık tutuyor. Mesela Gazze gibi, insanları bilgilendirmek için kritik bir iş yapıyorlar. Dolayısıyla tüm gazeteciler ve basın mensupları kesinlikle korunmalı.”
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, insan hakları raporuyla ilgili dünkü açıklamasında, Gazze’de “eşi görülmemiş sayıda” gazetecinin öldürüldüğünü veya darbedildiğini ve bu konudaki endişelerini İsrail tarafına sıklıkla ilettiklerini belirtmişti.
Kudüs’te görev yapan AA foto muhabiri Mustafa Haruf, geçen aralık ayında İsrail askerlerince şiddetli şekilde darbedilmiş, hastaneye kaldırılan Haruf ile ilgili çeşitli uluslararası medya ve basın yayın birlikleri kınama yayımlamıştı.
“YARDIMLAR ARTIYOR”
Öte yandan brifinge katılan ABD’nin Orta Doğu İnsani İşler Özel Temsilcisi David Satterfield, ABD’nin son birkaç haftada İsrail’in Gazze’ye giren yardımların önünü açması konusunda ciddi çaba gösterdiğini söyledi.
Satterfield, son haftalarda Gazze’nin hangi bölgelerine ve ne şekilde daha fazla insani yardım ulaştırıldığını anlatırken, “Gazze’ye üç hafta öncesine göre daha fazla yardım ulaşıyor mu, ulaşıyor. Peki yeterli mi değil. Bunları artırmalıyız” şeklinde konuştu.
“İsrail sivil kayıplarını minimize etmek için gereken tüm adımları atmalı. Sivilleri korumak sadece ahlaki bir yükümlülük değil aynı zamanda stratejik bir önceliktir” diye konuşan Satterfield, halen uzlaşılamayan ateşkes anlaşması konusunda ise Hamas’ı suçladı.
Gazze’ye daha fazla yardım ulaştırılabilmesi konusunda bir çatışmasızlık mekanizması üzerinde çalıştıklarını anlatan Satterfield, bu mekanizmanın şu an ne aşamada olduğu sorusuna, “Bu, şu an devam eden bir süreç, burada kalkıp buna bir puan veremem ama devam eden bir süreçten bahsediyoruz” yanıtını verdi.
]]>İsrail’in İran’ın Şam’daki büyükelçilik yerleşkesinde yer alan konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemesi sonrasında misilleme sözü veren Tahran yönetimi harekete geçti. İsrail’in saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan 2’si general toplam 7 kişi yaşamını yitirirken İran, dün gece İsrail’e 100’den fazla insansız hava aracı ve füze ile saldırdı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, “İsrail’e yönelik İHA saldırısı, İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırısına cevap olarak Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri, siyonist rejimin topraklarındaki bazı hedefleri onlarca İHA ve füzeyle vurdu” açıklamasında bulundu.
İSRAİL: İLK DALGAYI BERTARAF ETTİK
İsrail ordusundan saldırının başlamasının ardından yapılan ilk açıklamada “Savunma sistemlerimiz saldırılarla başa çıkmaya hazır” denildi.
İHA’ların İsrail’e ulaşmasının saatler alacağını belirten ordu açıklamasında, “Tehdit altındaki bölgelerde sirenler çalacak” denildi.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, yaptığı videolu açıklama ile İran’ın İHA ve füze saldırısının ilk dalgasının bertaraf edildiğini söyledi. Gallant, çatışmanın sürdüğünü de vurguladı.
BIDEN NETANYAHU’YU UYARDI
Öte yandan Axios isimli ABD merkezli medya kuruluşu, Beyaz Saray’dan üst düzey kaynaklara dayandırdığı haberde ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu uyardığını aktardı.
Biden’ın Netanyahu’ya İran’a karşı saldırı yapma uyarısında bulunduğunu söylerken, Biden’ın olayların büyümesini istemediği de kaydedildi. Biden’ın Netanyahu’ya İsrail, ABD ve bölgedeki diğer ülkelerin ortak savunma çabaları sayesinde İran’ın saldırılarının başarısızlıkla sonuçlandığını söylediği ve Netanyahu’ya, “Bir zafer kazandın. Bu zaferi al” dediği belirtildi.
Kaynaklar ayrıca Biden’ın Netanyahu’ya, İsrail’in İran’a olası bir karşı saldırısında ABD’nin yer almayacağını söylediğini ve Netanyahu’nun da “anladım” diye yanıt verdiğini açıkladı.
“ABD VE İNGİLİZ UÇAKLARI İHA’LARI DÜŞÜRDÜ”
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, İran’ın İHA’lardan daha kısa uçuş süresine sahip füzeler fırlattığını duyurdu. Kanal 12, 100 kadar İHA ile sayısı belirtilmeyen füze fırlatıldığını, bunların bazılarının Suriye ve Ürdün üzerinde düşürüldüğünü belirtti.
Kanal 12 ayrıca ABD ve İngiliz askeri uçaklarının Irak-Suriye sınır bölgelerinde İran’a ait İHA’ların bazılarının düşürdüğünü ifade etti. ABD’li yetkililer de sayısı belirtilmeyen İHA’ların düşürüldüğünü doğruladı.
“BALİSTİK FÜZE SALDIRISI BAŞLADI” İDDİASI
İran’ın devlet haber ajansı IRNA’ya konuşan bir kaynak, bilinen saldırıların dışında “Tahran’ın İsrail’e karşı ilk balistik füze dalgasını başlattığını” iddia etti. İsrail ordu radyosuna konuşan ve adı açıklanmayan İsrailli yetkililer de Tahran’ın ülkeye balistik füze fırlatmasına ilişkin herhangi bir emarenin bulunmadığını belirtti.
BEYAZ SARAY: İSRAİL’E DESTEĞİMİZ TAM
Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden’ın gelişmeler üzerine ulusal güvenlik danışmanlarıyla bir araya geleceği belirtildi. Biden’ın ekibi tarafından düzenli olarak bilgilendirildiğini belirten Beyaz Saray, “İran, İsrail’e hava saldırısı başlattı. İsrail’in güvenliğine desteğimiz tam. ABD, İran’dan gelen tehditlere karşı (İsrail’in) savunmasını destekleyecek” ifadelerini kullandı.
TAHRAN’DAN TEHDİT: HAVA VE KARA SAHASINI AÇAN ÜLKELER…
İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ülkesine yönelik saldırılara karşı uyarılarda bulundu. İranlı Bakan, “İsrail’in İran’a saldırması için hava ve kara sahasını açan ülkeler, kararlı cevabımızı alacaktır” ifadelerini kullandı.
İRAN: KONU SONUÇLANMIŞ SAYILABİLİR
İran’ın Birleşmiş Millet Daimi Temsilciliği tarafından yapılan açıklamada “İsrail’in bir daha hata yaparsa Tahran’ın karşılığının daha ağır olacağı” belirtildi ve ABD’ye mesaj verildi.
Temsilciliğin sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklama şu şekilde:
– “İran’ın BM Şartı’nın meşru savunmaya ilişkin 51. maddesine dayanarak gerçekleştirdiği askeri harekat, Siyonist rejimin Şam’daki diplomatik tesislerimize yönelik saldırısına bir cevap niteliğindeydi.
– Konu sonuçlanmış sayılabilir. Ancak İsrail rejiminin yeni bir hata yapması halinde İran’ın yanıtı çok daha sert olacaktır. Bu, İran ile haydut İsrail rejimi arasında, ABD’nin uzak durması gereken bir çatışmadır.”
SİRENLER ÇALDI, PATLAMA SESLERİ DUYULDU
Saldırının ardından Kudüs, Tel Aviv ve bazı kentlerde sirenler çalarken gökyüzünde yer yer patlama sesleri duyuldu. Fotoğrafta, Tel Aviv semalarındaki patlamalar görünüyor.
Öte yandan, İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, saldırılar nedeniyle ülkenin güneyinde 10 yaşında bir çocuğun ağır yaralandığını bildirdi.
HAVA SAHALARI KAPATILDI
Güvenlik kaynakları, Irak hava sahası üzerinde onlarca İHA’nın tespit edildiğini aktardı. Irak Ulaştırma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ülkenin hava sahasının kapatıldığı ve tüm hava trafiğinin durdurulduğu belirtildi. Daha sonra İsrail ve Lübnan da hava sahasını gelen ve giden uluslararası uçaklara kapattığını duyurdu.
SAVAŞ KABİNESİ TOPLANDI
Saldırının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savaş Kabinesi ile bir araya geldi.
Toplantıya Savunma Bakanı Yoav Gallant, Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz ile Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin de katıldığı ifade edildi.
20 KG PATLAYICI TAŞIYORLAR
Eski İsrail Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) Başkanı Amos Yadlin, İHA’ların her birinin 20 kg kadar patlayıcı ile donatıldığını, İsrail’in hava savunma sistemlerinin bunları düşürmeye hazır olduğunu söyledi.
İsrail devlet televizyonu, İsrailli yetkililerin bir kaç gün sürecek çatışmalara ve karşılık vermeye hazırlandığını bildirdi.
]]>Ülkede Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), martta aylık bazda yüzde 0,4, yıllık bazda ise yüzde 3,5 artışla piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek TÜFE ise martta şubatta olduğu gibi aylık yüzde 0,4 ve yıllık 3,8 arttı. Piyasa beklentileri çekirdek TÜFE’nin martta aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda 3,7 artması yönündeydi.
Analistler, beklenenden güçlü gelen enflasyon verilerinin Fed’in faiz indirimlerine haziranda başlayacağına dair umutları azalttığını belirtti.
Enflasyon verilerinin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in mayıs toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, ilk faiz indirimine gitme ihtimali haziran için yüzde 16’ya indi.
ABD Başkanı Joe Biden da mart ayına ait enflasyon verilerinin Fed’in faiz indirimlerine başlamasını geciktirebileceğini belirtti. Faiz indiriminin yıl sonundan önce gerçekleşeceği beklentisine sadık kaldığını ancak bir gecikme olabileceğini kaydeden Biden, “Fed’in ne yapacağını kesin olarak bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
ALTIN DİRENCİNİ KORUYOR
Ülkede enflasyonun beklentileri aşması sonrası tahvil faizleri de yükselişe geçerken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,57 seviyesine kadar çıktı.
Altın ise enflasyon verilerinin ardından geriledi. Hazine getirileri ve doların değer kazanmasıyla ons altın yüzde 1,4 kadar düşerek ons başına 2 bib 320 dolara kadar geriledi. Değerli metal sabah saatlerinde 2 bin 340 dolar seviyesine doğru toparlandı.
Öte yandan Fed’in bugün yayımlanan son toplantısına ait tutanaklar, Fed yetkililerinin, son verilerin enflasyonunun sürdürülebilir şekilde yüzde 2’ye indiğine dair güveni artırmadığı görüşünde olduğunu ortaya koydu.
ABD PİYASALARI NEGATİF
Bu gelişmelerle birlikte New York borsası, ABD’de mart ayında beklentilerin üzerinde gerçekleşen enflasyon verilerinin ardından ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimlerine haziranda başlama ihtimalinin zayıflamasıyla günü sert düşüşle tamamladı.
Kapanışta Dow Jones endeksi, 400 puanın üzerinde değer kaybetti ve yüzde 1,09 azalarak 38.461,51 puana indi.
S&P 500 endeksi yüzde 0,95 azalışla 5.160,64 puana ve Nasdaq endeksi yüzde 0,84 kayıpla 16.170,36 puana geriledi.
ASYA PİYASALARINDA KARIŞIK SEYİR
Asya tarafında ise bugün açıklanan verilere göre Çin’de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) martta aylık yüzde 1 azalırken, yıllık yüzde 0,1 arttı. Ülkede, Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ise yıllık yüzde 2,8 düştü.
Analistler, Çin’de açıklanan verilerin ülkede deflasyon endişesini yeniden gündeme getirdiğini kaydederek, bu durumun hükümetin ekonomiyi desteklemek için yeni adımlar atabileceği beklentisini ortaya çıkardığını ifade etti.
Söz konusu gelişmelerle Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3’lük azalışla 39.445 puan, Güney Kore’de Kospi endeksi önceki kapanışın hemen altında 2.703 puandan günü tamamlarken, dolar/yen paritesi 153 ile 34 yılın en yüksek seviyesinde seyrediyor.
Çin’de Şanghay Bileşik Endeksi ise yüzde 0,2 primle 3.033 puan, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 kayıpla 17.053 puan ve Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 0,5’ye yakın yükselişle 75.038 puanda seyrediyor.
]]>Geçen yıl kasımda California’da gerçekleştirilen görüşmede ele alınan konuların takibinin de yapıldığı belirtilen görüşmede, iki lider, ordular arasındaki işbirliği, uyuşturucuyla mücadele, yapay zeka ile ilgili konular ve iklim değişikliği gibi birçok başlığı değerlendirdi.
Biden, Şi’ye, Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın önemini hatırlatırken, Güney Çin Denizi’nde de serbest seyrüseferin ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin korunması gerektiğini dile getirdi.
Görüşmede, Biden, Çin’in Rusya’nın savunma endüstrisi altyapısına sağladığı katkıya ve bunun Avrupa’ya ve transatlantik güvenliğe olumsuz yansımalarına dair endişelerini aktardı.
Biden, ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette Pekin’in uyguladığını savunduğu “adil olmayan ticari uygulamaları” da gündeme getirdi ve bunun Amerikalı işçilere ve çiftçilere zarar verdiğini savundu.
İki lider arasındaki yapıcı iletişimin devamının önemli olduğunu vurgulayan Biden, üst düzey diplomatik ilişkilerin sorumlu şekilde sürdürülmesi çabalarından memnuniyet duyduklarını kaydetti.
“İKİ BÜYÜK ÜLKE BAĞLARINI KOPARMAMALI”
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre de ABD Başkanı Biden’ın isteğiyle yapılan görüşmede, iki lider, “Çin-ABD ilişkileri ve ortak ilgi konularında” görüş alışverişinde bulundu.
Çin Devlet Başkanı Şi, Biden ile Kasım 2023’te San Francisco’da yaptıkları görüşmenin geleceğe odaklı bir vizyon açtığını, Çin-ABD ilişkilerinin istikrara kavuşmaya başladığını ve bunun her iki ülkenin halkları ve uluslararası toplum tarafından olumlu karşılandığını, bu arada ilişkilerde olumsuz etkenlerin de büyümeye devam ettiğini belirtti.
“Stratejik algılama” meselesinin Çin-ABD ilişkilerindeki sorunların temelinde yer aldığı, bunun ilk düğmesi yanlış iliklenen bir gömleğin diğer düğmelerin de yanlış olmasına benzediğini belirten Şi, “Çin ve ABD gibi iki büyük ülke bağlarını koparmamalı, birbirlerine sırtını dönmemeli ve de çatışma ve cepheleşme içine girmemeli. İki ülke birbirine saygı göstermeli, barış içinde bir arada var olmalı ve kazan-kazan işbirliğini hedeflemeli.” ifadesini kullandı.
Şi, 2024’te ilişkilere bu üç ülkenin yol göstermesi gerektiğini, barışın, istikrarın ve güvenin korunarak diyaloğun güçlendirilmesi, provokatif nitelikte olaylardan ve çizgiyi aşan tavırlardan kaçınılması ve uluslararası ilişkilerde eşgüdümün sorumluluk anlayışı içinde artırılması gerektiğini vurguladı.
“TAYVAN SORUNU KIRMIZI ÇİZGİ”
Tayvan sorunun, Çin-ABD ilişkilerinin “aşılmaması gereken ilk kırmızı çizgisi” olduğunun altını çizen Şi, “Tayvan’ın bağımsızlığına yönelik ayrılıkçı faaliyetler ve bunların dışarıdan cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi karşısında elimiz bağlı bekleyemeyiz.” açıklamasını yaptı.
Şi, ABD Başkanı Biden’a Tayvan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdünü somut eylemlerle ortaya koyma çağrısında bulundu.
ABD’nin Çin’in ticaret ve teknoloji alanında gelişimini baskılamak üzere önlemler aldığına, her geçen gün daha fazla Çinli şirketi yaptırım listesine dahil ettiğine dikkati çeken Çin lideri, şunları kaydetti:
“Bu, ‘riskleri gidermek’ değil, yeni riskler yaratmaktır. Eğer ABD, karşılıklı faydaya dayalı işbirliğini hedefliyor, Çin’in kalkınmasından payını almak istiyorsa Çin’in kapısı daima açık olacaktır. Fakat Çin’in teknolojik gelişimini bastırmak ve meşru kalkınma hakkından yoksun bırakmak istiyorsa Çin bunu oturup izlemeyecektir.”
GÖRÜŞMEDE UKRAYNA KRİZİ DE ELE ALINDI
İki lider, diplomatik, ekonomik, mali, ticari ve diğer alanlardaki danışma mekanizmalarının ve iki ülke orduları arasındaki iletişimin, uyuşturucuyla mücadele, yapay zeka, iklim değişikliği alanlarındaki diyalog ve işbirliğinin sürdürülmesi, halklar arasındaki temaslar ile uluslararası ve bölgesel konulardaki iletişimin artırılması için adımlar atılmasında mutabık kaldı.
Şi ve Biden, Ukrayna krizi, Kore Yarımadası’ndaki duruma dair görüş alışverişinde bulundu.
Çin lideri, görüşmede, ülkesinin Hong Kong, insan hakları, Güney Çin Denizi ve diğer meselelerdeki tutumunu da aktardı.
]]>Dünya genelinde önemli merkez bankaları yavaş yavaş faiz indirimlerine hazırlanırken, Fed’in faiz indirimlerine diğer ülkelerden sonraya kalabileceği ihtimalinin artması varlık fiyatlarını etkilemeye devam ediyor.
Dün ABD’de açıklanan verilere göre, imalat sanayide 16 aylık daralmanın ardından ilk kez genişleme kaydedilirken, Tedarik Yönetim Enstitüsünün (ISM) imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), martta 50,3 değeriyle piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Analistler, söz konusu gelişmelerin görece riskli varlıklara olan risk iştahını törpülediğini kaydederek, Fed Başkanı Jerome Powell’ın yarın yapacağı açıklamalardaki tonun piyasaların yönü üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.
Para piyasalarındaki fiyatlamalar açıklanan makroekonomik verilerle dalgalanmaya devam ederken, Fed’in ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 58’e geriledi.
DOLAR VE TAHVİL PİYASASI
Söz konusu veriyle birlikte dolar endeksi 14 Kasım 2023’ten bu yana ilk kez 105 seviyesinin üzerinde kapanış gerçekleştirirken, tahvil piyasalarında da satış baskısının arttığı görüldü.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yaklaşık 11 baz puanlık artışla günü yüzde 4,32’den tamamlarken, şu sıralarda yüzde 4,31’de bulunuyor.
ALTIN VE PETROLDE YÜKSELİŞ SÜRÜYOR
Yükseliş eğilimini üst üste altıncı işlem gününe taşıyan altının ons fiyatı, bugün önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 2 bin 257 dolardan alıcı buluyor. Altının ons fiyatı, dün 2 bin 266 dolara çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesini test etmişti.
Artan jeopolitik riskler ve Meksika’dan gelen arz daralmasıyla petrol fiyatlarındaki yükseliş de devam ederken, Brent petrolün varil fiyatı yükseliş eğilimini üst üste 4. işlem gününe taşıyarak, yüzde 0,1 artışla 87,6 dolardan işlem görüyor.
ABD BORSALARI KARIŞIK SEYREDİYOR
Diğer taraftan, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Nasdaq borsasında işlem görmeye başlayan sosyal medya şirketi, geçen yıl 58 milyon dolar zarar ettiğini bildirdi. Trump Media & Technology Group’un hisseleri dün yüzde 21’den fazla değer kaybetti.
Dün New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,11 değer kazanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,20 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,60 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı.
AVRUPA PİYASALARI BUGÜN AÇILACAK
Avrupa borsaları, Paskalya tatilinin ardından bugün işleme açılması beklenirken, gözler bölge genelinde açıklanacak imalat sanayi PMI verilerine çevrildi.
Bugün Almanya’da öncü Tüketici Fİyat Endeksi (TÜFE) verilerinin de yatırımcıların odağına yerleştiğini belirten analistler, ülkede enflasyonun martta aylık yüzde 0,5 ve yıllık yüzde 2,2 olmasının beklendiğini bildirdi.
Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne karışık bir seyirle başladı.
ASYA’DA POZİTİF SEYİR
Asya pay piyasalarında ise Çin hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki, Japonya Merkez Bankasının (BoJ), genişleyici para politikasına “muhtemelen” devam edeceğini dile getirdi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,1, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,3 değer kazanırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 geriledi.
YURT İÇİ PİYASALAR DALGALI
Yurt içinde dün dalgalı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,17 değer kazancıyla 9 bin 157,54 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün satıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,4 altında 32,2565’ten tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,2640 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu yurt dışında ise Avrupa genelinde imalat sanayi PMI, Almanya’da öncü enflasyonun yanı sıra ABD’de JOLTS açık iş sayısı, fabrika siparişleri ve dayanıklı mal siparişleri verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9 bin 200 ve 9 bin 300 seviyelerinin direnç, 9 bin 100 ve 9 bin puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
BU VERİLER İZLENECEK
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
09.00 İngiltere mart ayı konut fiyat endeksi
10.55 Almanya mart ayı imalat sanayi PMI
11.00 Avro Bölgesi mart ayı imalat sanayi PMI
11.30 İngiltere mart ayı imalat sanayi PMI
15.00 Almanya mart ayı tüketici fiyat endeksi
17.00 ABD mart ayı JOLTS açık iş sayısı
17.00 ABD şubat ayı fabrika siparişleri
17.00 ABD şubat ayı dayanıklı mal siparişleri
]]>ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bu yıl başlaması beklenen faiz indirimlerinin zamanı ve hızına ilişkin belirsizliklerle birlikte Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerindeki temkinli ton, pay piyasalarında satış baskısının güç kazanmasına yardımcı oldu.
Analistler, ABD’de ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam etmesinin Fed’in politika alanını kısıtladığını, bunun Fed yetkililerinin sözle yönlendirmelerine de yansıdığını ifade etti.
FED YETKİLİLERİNDEN AÇIKLAMALAR
Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic, bu yıl sadece bir faiz indirimi beklediğini belirterek, hala Covid-19 salgını ekonomisinde olunduğunu, ekonomi ve enflasyonun kademeli yavaşlamasını beklediğini bildirdi.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee de bu yıl 3 faiz indiriminin düşüncesine uygun olduğunu ifade etti. Hikayenin temelden değişmiş gibi görünmediğini belirten Goolsbee, ancak enflasyon konusunda kaydedilen ilerlemenin, düşüşte olduğunun görülmesi gerektiğini dile getirdi.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook, Fed’in ekonominin bazı kesimlerinde enflasyonun yavaşlaması için daha fazla zaman tanımak amacıyla faiz oranlarını düşürürken temkinli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini ifade etti.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, faiz oranlarını düşürmek için aceleye gerek olmadığını ve faiz indiriminden önce “en az birkaç ay daha iyi enflasyon verileri” görmek istediğini söyledi.
Fed yetkililerinin temkinli sözle yönlendirmelerinin ardından para piyasalarında, Bankanın ilk faiz indirimine haziranda gitme ihtimali yüzde 75 seviyelerinden yüzde 64’e geriledi.
TAHVİL, ALTIN, PETROL
Bu gelişmelerle ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, haftayı bir önceki haftanın hemen üstünde yüzde 4,2050’den tamamladı.
Jeopolitik risklerin yanı sıra OPEC+ grubunun üretim kesintilerine devam edebileceğine yönelik beklentilerin petrol fiyatlarını yukarı yönlü desteklemeyi sürdürmesiyle Brent petrolün varil fiyatı yüzde 2,1 artışla 86,8 dolara yükseldi.
Altının ons fiyatı da yüzde 3,1 artışla 2 bin 233 dolara çıkarak haftayı rekorla tamamladı. Cuma günü Paskalya tatili dolayısıyla ABD, Avrupa ve Hong Kong’da piyasalar işleme kapalıydı.
NEW YORK BORSASINDA KARIŞIK SEYİR
New York borsasında, açıklanan makroekonomik veriler sonrasında Fed’in faiz indirimi zamanlamasına ilişkin belirsizliklerin sürmesiyle karışık bir seyir izlendi.
ABD ekonomisi, 2023’ün 4. çeyreğinde yüzde 3,4 ile beklentilerin üzerinde büyüme kaydetti. Bu dönemde büyüme verisinde yukarı yönlü revizyona gidilirken, piyasa beklentisi ekonominin son çeyrekte yüzde 3,2 büyüyeceği yönündeydi.
Öte yandan, Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi de martta yukarı yönlü revize edilerek 79,4 oldu.
ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, geçen hafta 210 bine gerileyerek beklentilerin altında gerçekleşti. Ülkede yeni konut satışları, şubatta aylık bazda yüzde 0,3 azalışla 662 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti.
ABD’de geçen ay satışa çıkan yeni konutların medyan satış fiyatı yıllık bazda yaklaşık yüzde 7,6 düşüşle 400 bin 500 dolara inerek 2,5 yılın en düşük seviyesini kaydetti.
Ülkede dayanıklı mal siparişleri, şubatta aylık bazda yüzde 1,4 ile piyasa beklentilerinin üzerinde artış gösterdi. Conference Board (CB) Tüketici Güven Endeksi ise martta aylık 0,1 puan azalışla 104,7’ye indi.
ABD’de kişisel tüketim harcamaları, şubatta yüzde 0,8 ile beklentilerin üzerinde artış kaydetti. Fed’in enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı gıda ve enerji kalemlerinin hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi de aynı dönemde beklentilere paralel olarak aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda yüzde 2,8 arttı.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, ABD ekonomisine ilişkin raporunda, iş gücü piyasasının sağlam kalması nedeniyle ABD’de ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,5 olmasının beklendiğini bildirdi.
Fed, geçen yıla ilişkin yıllık denetlenmiş bilançosunu yayınladı. Buna göre Banka, 114,3 milyar dolarla bu zamana kadarki en büyük faaliyet zararını kaydetti.
Mevduat kurumlarının rezerv bakiyelerine yönelik faiz gideri geçen yıl 176,8 milyar dolara çıkarken, repo operasyonlarına ilişkin faiz gideri 104,3 milyar dolar oldu. Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor’s, ABD’nin uzun vadeli kredi notunu “AA+” ve kısa vadeli kredi notunu “A-1+” olarak teyit ederken, kredi notu görünümünü “durağan” olarak korudu.
Söz konusu gelişmelerle New York borsasında Nasdaq endeksi yüzde 0,30 değer kaybederken, Dow Jones endeksi yüzde 0,84, S&P 500 endeksi yüzde 0,33 değer kazandı.
Ayrıca, yılın ilk çeyreğini tamamlayan ABD pay piyasalarında, S&P 500 endeksi ilk 3 ayda yüzde 10,2 artışla 2019’dan bu yana en iyi ilk çeyrek kazancını kaydetti. Söz konusu dönemde Dow Jones endeksi yüzde 5,6 artışla 2021’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansını elde ederken, Nasdaq endeksi de yüzde 9,1 arttı.
Gelecek hafta pazartesi günü imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), ISM imalat sanayi PMI, inşaat harcamaları, salı fabrika siparişleri, dayanıklı mal siparişleri, çarşamba ADP istihdam raporu, hizmet sektörü PMI, ISM hizmet sektörü PMI, perşembe dış ticaret dengesi, haftalık işsizlik başvuruları, cuma günü ise tarım dışı istihdam ve işsizlik verileri takip edilecek.
AVRUPA BORSALARI POZİTİF SEYRETTİ
Avrupa borsalarında pozitif bir seyir izlenirken, bölgedeki merkez bankası yetkililerinin sözle yönlendirmeleri ve makroekonomik veri gündemi yatırımcıların odağında olmayı sürdürdü.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Baş Ekonomisti Philip Lane, ECB Yönetim Konseyi’nin olası faiz indirimine ilişkin genişleyen bir uzlaşması olduğunu, ücret artışlarının yavaşladığına ilişkin güveninin arttığını ifade etti.
ECB İcra Kurulu Üyesi Piero Cipollone, faiz oranlarını düşürmek için çok uzun süre beklemenin zaten zayıf olan ekonomik büyüme bağlamında risk oluşturabileceğini dile getirdi.
ECB Yönetim Konseyi Üyesi Francois Villeroy de Galhau, ECB’nin muhtemelen bu baharda “ölçülü” faiz indirimine başlayacağını ve bunun Fed’in zaman diliminden bağımsız olarak gerçekleşeceğini söyledi. Francois Villeroy de Galhau, söz konusu indirimin nisan ya da haziranda gerçekleşmesinin “varoluşsal bir önem” taşımadığını belirtti.
Analistler, ECB ve İngiltere Merkez Bankasının (BoE) faiz indirimlerine ne zaman başlayacaklarının belirsiz olduğunu ancak para piyasalarındaki fiyatlamalarda iki bankanın da haziran toplantısında ilk faiz indirimine gitme ihtimalinin öne çıktığını bildirdi.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB), Apple, Alphabet ve Meta’nın Dijital Piyasalar Yasası kapsamındaki kurallara uyup uymadıklarını belirlemek üzere soruşturma başlattığını açıkladı.
Bu gelişmelerle, geçen hafta Almanya’da DAX endeksi yüzde 1,57, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 1,13, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,66, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,27 değer kazandı.
Bu yılın ilk çeyrek performanslarına bakıldığında, Almanya’da DAX 40 endeksinin yüzde 10,4 artış gösterdiği dikkati çekti. Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,8 değer kazandı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de ilk çeyreği yüzde 2,8 yükselişle tamamladı.
Gelecek hafta salı günü Avro Bölgesi’nde ve Almanya’da imalat sanayi PMI, Almanya’da enflasyon, çarşamba Avro Bölgesi’nde enflasyon ve işsizlik, perşembe Avro Bölgesi’nde ve Almanya’da hizmet sektörü PMI, Avro Bölgesinde Üretici Fiyat Endeksi, cuma günü Avro Bölgesi’nde perakende satış verileri açıklanacak.
ASYA PİYASALARI SATIŞ AĞIRLIK SEYRETTİ
Asya piyasalarında ise bu hafta satış ağırlıklı bir seyir izlendi.
Küresel pay piyasalarında düşen risk iştahı Asya pay piyasalarında da etkili oldu.
Japonya Merkez Bankası (BoJ) Yönetim Kurulu üyesi Naoki Tamura’nın bir süre daha destekleyici finansal koşulların sürdürüleceğini ve politika değişikliklerinde “yavaş ve istikrarlı” ilerleneceğini söylemesinin ardından dolar/yen paritesi 151,97 ile yaklaşık son 34 yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Söz konusu gelişmelerin ardından BoJ Başkanı Kazuo Ueda’nın, “Gelecekteki para politikası kararları, ekonomiye ve o anki fiyat gelişmelerine bağlı olacak.” demesi ve Japonya Maliye Bakanı Shunichi Suzuki’nin “Piyasa hareketlerini dikkate alarak kur istikrarı için elimizden gelen önlemleri alacağız.” açıklamasını yapmasıyla dolar/yen paritesi sınırlı da olsa gerileyerek 151,3 seviyesine indi.
BoJ’un son toplantı tutanaklarında da yetkililerin gelecekteki faiz artışlarında temkinli davranmayı düşündükleri görüldü.
Japonya meclisi, 2024 mali yılı için 112,5 trilyon yenlik (744 milyar dolar) bütçeyi yasalaştırırken Maliye Bakanı Shunichi Suzuki, bütçenin “ertelenemeyecek acil zorlukların üstesinden gelmeyi” hedeflediğini bildirdi.
Öte yandan, Japonya’da Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda yüzde 2,6 ve çekirdek TÜFE yüzde 2,4 artış kaydetti. Ülkede öncü verilere göre, sanayi üretimi şubatta aylık yüzde 0,1 azalışla beklentilerin altında kalırken işsizlik oranı yüzde 2,6’ya çıktı.
Çin’de açıklanan veriler ise ülkede ocak ve şubatta toplam sanayi karının yıllık bazda yüzde 10,2 arttığını gösterdi, endüstriyel karlar ise 2023’te yüzde 2,3 geriledi.
Ayrıca, Çin, ABD’nin 2022’de çıkardığı Enflasyonu Düşürme Yasası’nda yer alan iklim değişikliğiyle mücadele için yerli elektrikli araç üreticilerine yönelik sübvansiyonların rekabet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle Dünya Ticaret Örgütüne başvuruda bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, hafta başında gerçekleştirilen Çin Kalkınma Forumu için başkent Pekin’de bulunan ABD iş, strateji ve akademi çevrelerinin temsilcilerinden oluşan heyetle bir araya geldi.
Şi’nin, ABD ve Çin’in, birbirinin kalkınma hakkına saygı göstererek, iki ülkenin ve dünyanın faydasına olacak bir işbirliği için birlikte çalışması gerektiği mesajını verdiğini bildirildi.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,23, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,05, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,27 gerilerken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,25 yükseldi.
Gelecek hafta Çin’de imalat sanayi PMI, çarşamba günü hizmet sektörü PMI takip edilecek.
YURT İÇİNDE GÖZLER ENFLASYONDA
Yurt içinde ise Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 0,34 artışla 9.142,40 puandan kapattı. Dolar/TL, haftayı bir önceki kapanışın yüzde 1,13 üstünde 32,1814’ten tamamladı.
S&P Global, gelişmekte olan ülkeler için 2024 yılı toplam büyüme tahminini yüzde 4,1’den yüzde 4,2’ye, Türkiye için de yüzde 2,4’ten yüzde 3’e yükseltti.
Gelecek hafta pazartesi günü imalat sanayi PMI, çarşamba enflasyon, perşembe reel efektif döviz kuru, cuma günü hazine nakit dengesi verileri takip edilecek.
Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.350 seviyelerinin direnç, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.
]]>Enflasyon karşısında yükselen faiz oranları ve küresel ekonomik belirsizliklerin baskısı altındaki şirketler, “kemer sıkma” politikalarını sürdürüyor.
Daha az kaynakla daha fazlasını yapma hedefindeki şirketler, personel sayısını azaltırken verimliliğe odaklanıyor.
Şirketlerin yapay zeka ve otomasyona yönelmesi de işten çıkarma nedenleri arasında gösteriliyor.
Yapay zeka heyecanı, şirketlerin kaynaklarını bu alanda yoğunlaştırmasına ve iş güçlerinde otomasyonu artırmasına yol açıyor.
İŞTEN ÇIKARMALAR ŞUBATTA YÜZDE 9 ARTTI
Chicago merkezli küresel bir işe yerleştirme ve kariyer geçişi firması olan Challenger, Gray&Christmas’ın verilerine göre, ABD’de işten çıkarılanların sayısı şubatta geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9 artarak 84 bin 638’e çıktı. Bu sayı geçen yıl mart ayından sonraki en yüksek seviye oldu.
Ülkede işten çıkarılanların sayısı geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 98 artarak 721 bin 677’ye ulaşmıştı.
Teknolojiden imalata, finansal hizmetlerden perakendeye kadar pek çok sektörden şirket çalışan sayısında azalmaya giderken, işten çıkarmaların teknoloji sektöründe yoğunlaşmaya devam ettiği görüldü. Challenger, Gray&Christmas verilerine göre, teknoloji sektöründe 12 bin 412’si şubat ayında olmak üzere bu yıl toplam 28 bin 218 kişi işten çıkarıldı.
Layoffs.fyi verilerine göre ise yılın başından bu yana 219 teknoloji şirketi 50 bin 841 çalışanın işine son verdi.
Uzmanlar, işten çıkarma dalgasının devam ettiğini ve şirketlerin agresif şekilde maliyetlerini düşürürken personel ihtiyaçlarını önemli ölçüde yeniden şekillendiren teknolojik yenilikleri benimsediğini belirtti.
Teknoloji sektöründeki işten çıkarmaların büyük ölçüde şirketlerin daha yalın ve verimli çalışmaya yönelik yeni çabalarını yansıttığını dile getiren uzmanlar, yeni yapay zeka araçlarının yavaş da olsa şirketlerin bu hedeflere ulaşmalarına yardımcı olmasını beklediğini ifade etti.
İŞ GÜCÜ PİYASASI GÜCÜNÜ KORUYOR
Ülkede işten çıkarmalar devam etmekle birlikte veriler iş gücü piyasasının gücünü koruduğuna işaret ediyor.
ABD’de istihdam artışı sürerken, işsizlik oranı geçen ay artış kaydetmiş olsa da düşük kalmaya devam ediyor.
ABD Çalışma Bakanlığı verilerine göre, ülkede tarım dışı istihdam şubat ayında 275 bin kişi artarak beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
ABD’de aynı dönemde işsizlik oranı ise yüzde 3,7’den yüzde 3,9’a yükseldi.
YENİDEN YAPILANMA VE YAPAY ZEKA GEREKÇESİ
Şirketlerin çoğu işten çıkarma gerekçesi olarak “yeniden yapılanma” planlarını gösteriyor.
Mağaza, birim veya fabrika kapanmaları ile maliyet düşürme de işten çıkarma gerekçeleri arasında öne çıkıyor.
İşten çıkarma gerekçesi olarak ekonomik koşulları ve piyasa koşullarını gösteren şirketler de mevcut.
Ayrıca şirketlerin işten çıkarma gerekçesi olarak “yapay zekayı” göstermeleri dikkati çekti.
Google, Amazon, Twitch, eBay, Riot Games, Discord, Duolingo, Unity, Brex, Wayfair, Macy’s, Citigroup ve Blackrock, bu yıla işten çıkarma kararlarıyla başlayan şirketler arasında yer alıyor.
Stellantis, Sony, Cisco, DocuSign, Estée Lauder, Expedia, Snap, Zoom, UPS, Levi’s ve Nike da işten çıkarma kararı alan şirketler arasında bulunuyor.
İŞTEN ÇIKARMA DALGASINA DAHİL OLAN ŞİRKETLER
Otomobil üreticisi Stellantis, verimlilik ve maliyet optimizasyonu kapsamında ABD’de mühendislik, teknoloji ve yazılım birimlerindeki çalışanlarının yüzde 2’sinin işine son verileceğini bildirdi.
Stellantis’ten yapılan açıklamada, otomobil endüstrisinin dünya çapında benzeri görülmemiş belirsizliklerle ve artan rekabet baskılarıyla karşı karşıya kalmaya devam ettiği, şirketin verimliliği artırmak ve maliyet yapısını optimize etmek için kararlar almayı sürdürdüğü belirtildi.
ABD basınında çıkan haberlerde, işten çıkarmaların yaklaşık 400 çalışanı kapsadığı ifade edildi.
– Sony
Genel merkezi ABD’nin California eyaletinde bulunan, Sony’nin video oyunu ve dijital eğlence alanında faaliyet gösteren yan kuruluşu Sony Interactive Entertainment, küresel iş gücünün yüzde 8’ine karşılık gelen 900 çalışanını işten çıkarma planını duyurdu.
– Cisco
ABD merkezli ağ teknolojileri şirketi Cisco, yeniden yapılanma planı kapsamında küresel iş gücünü yaklaşık yüzde 5 azaltacağını açıkladı.
Cisco’dan yapılan açıklamada, yeniden yapılanma planıyla şirket organizasyonunun yeniden düzenlenmesi ve temel öncelikli alanlara daha fazla yatırım yapılmasının sağlanmasının hedeflendiği belirtildi.
– DocuSign
Dijital imza hizmeti sunan DocuSign, yeniden yapılanma kapsamında iş gücünü yüzde 6 azaltacağını duyurdu.
– Estee Lauder
Amerikan kozmetik şirketi Estee Lauder, yeniden yapılanma programı kapsamında küresel iş gücünü yüzde 3 ila yüzde 5 arasında azaltacağını bildirdi.
İşten çıkarma kararı kozmetik devinin üç aylık dönemde kar ile gelirinde düşüş olması ve yıllık kar tahminini düşürmesi üzerine gelirken, işten çıkarmaların 3 bin 100 çalışanı etkileyeceği ifade edildi.
– Expedia
Çevrim içi seyahat şirketi Expedia’nın “organizasyonel ve teknolojik dönüşümün” bir parçası olarak yaklaşık 1500 çalışanını işten çıkaracağı bildirildi.
– Fisker
Elektrikli araç startupı Fisker, çalışanlarının yüzde 15’ini işten çıkaracağını açıkladı.
– Instacart
ABD ve Kanada’da market alışverişi ve teslimatı hizmeti sunan Instacart’ın karlılığa odaklandığı için yaklaşık 250 çalışanını, personelinin yaklaşık yüzde 7’sini işten çıkaracağı belirtildi.
– Morgan Stanley
ABD’nin büyük bankalarından Morgan Stanley’nin varlık yönetimi bölümündeki yüzlerce kişiyi işten çıkarmayı planladığı bildirildi.
İşten çıkarmaların Bankanın söz konusu biriminin çalışanlarının yüzde 1’inden azını etkilemesinin beklendiği ifade edildi.
– Nike
ABD merkezli spor giyim markası Nike, maliyetleri düşürmek amacıyla iş gücünü yaklaşık yüzde 2 oranında azaltacağını açıkladı.
– Okta
San Francisco merkezli kimlik ve erişim yönetimi şirketi Okta’nın iş gücünün yaklaşık yüzde 7’sini işten çıkaracağı bildirildi.
Okta Üst Yöneticisi Todd McKinnon, “Gerçek şu ki maliyetler hala çok yüksek.” değerlendirmesinde bulundu.
– Paramount Global
ABD’li medya şirketi Paramount Global’ın 800 kişiyi işten çıkaracağı belirtildi.
– Snap
ABD’li sosyal medya şirketi Snap, küresel iş gücünü yüzde 10 azaltmaya yönelik planını duyurdu.
ABD medyasında çıkan haberlerde, işten çıkarmaların şirketin 500’den fazla çalışanını etkileyeceği bilgisi verildi.
Ağustos 2022’de çalışanlarının yüzde 20’sinin işine son vereceğini açıklayan Snap, o tarihten bu yana birkaç kez işten çıkarmaya gitmişti. Şirket son olarak geçen yıl kasım ayında işten çıkarma yapmıştı.
– Warner Music
Amerikan müzik şirketi Warner Music, 600 çalışanını işten çıkaracağını bildirdi.
Warner Music Üst Yöneticisi Robert Kyncl, şirketteki değişikliklerin maliyetten yıllık 200 milyon dolar tasarruf sağlayacağını ve bunun çoğunlukla şirketin ana faaliyet alanını desteklemek için kullanılacağını açıkladı.
– Zoom
Çevrim içi video konferans uygulaması Zoom’un yaklaşık 150 kişiyi işten çıkarma kararı aldığı belirtildi.
ABD basınında yer alan haberlere göre, Zoom iş gücünün yüzde 2’sinden azını oluşturan yaklaşık 150 kişiyi işten çıkarma kararı aldı.
Şirketin bu yıl yapay zeka gibi alanlarda işe alımlara devam edeceği bildirildi.
– UPS
Amerikan kargo devi UPS’in şirketin “kaynaklarını yeniden ayarlama” planı kapsamında iş gücünü 12 bin kişi azaltacağı ifade edildi.
İş gücünü azaltmanın şirketi yaklaşık 1 milyar dolarlık maliyetten kurtaracağı kaydedildi.
– Levi’s
ABD’li giyim firması Levi Strauss&Co, küresel iş gücünü yüzde 10 ila yüzde 15 azaltacağını duyurdu.
Şirketten yapılan açıklamada, uzun vadeli karlı büyümeyi destekleme stratejisi doğrultusunda 2024 mali yılında 100 milyon dolarlık net maliyet tasarrufu sağlanmasının hedeflendiği belirtildi.
– PayPal
Çevrim içi ödeme sistemi PayPal’ın küresel iş gücünü yüzde 9 azaltacağı bildirildi.
PayPal Üst Yöneticisi Alex Chriss, karmaşıklığın ve tekrarların azaltılması için şirket genelinde daha fazla odaklanma ve verimliliğin sağlanması, otomasyonun uygulanması ve teknolojinin sağlamlaştırılması gerektiğini ifade etti.
– Microsoft
ABD’li teknoloji devlerinden Microsoft’un oyun biriminden yaklaşık 1900 çalışanı işten çıkaracağı bildirildi.
– Rivian
ABD merkezli elektrikli otomobil şirketi Rivian, “ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler ile baskılar, özellikle de tarihsel olarak yüksek faiz oranlarının etkisi” nedeniyle iş gücünü yüzde 10 oranında azaltacağını açıkladı.
]]>“ABD’nin Hamas’a karşı savaşta 5 aydan uzun süredir İsrail ile omuz omuza durduğunu ve bunu takdir ettiklerini” belirten Netanyahu, “sivil nüfusun savaş alanından çıkarılması ve insani ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğinin farkında olduklarını ve bunun üzerinde çalıştıklarını ABD Dışişleri Bakanı’na ilettiğini” belirtti.
“BLINKEN’A ANLATTIM…”
Netanyahu, “Ama aynı zamanda Blinken’a Refah’a girmeden ve Hamas’ın buradaki tugaylarını etkisiz hale getirmeden Hamas’ı yenmenin yolu olmadığını anlattım. Bunu ABD’nin desteği ile yapmayı umduğumuzu ama gerekirse tek başımıza yapacağımızı söyledim” diye konuştu.
“GAZZE’DEKİ MİSYON TAMAMLANMALI”
İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz da Tel Aviv ile Hamas arasında esir takası müzakerelerinin gündemde olduğu dönemde ülkesini ziyaret eden Blinken ile bir araya geldiğini aktardı.
ABD’nin, İsrail’e verdiği destekten dolayı Blinken’a minnettarlığını sunduğunu kaydeden Gantz, 7 Ekim saldırılarının ardından “Hamas’ı yok etmek için Refah’a operasyon dahil Gazze’deki misyonun tamamlanmasının gerektiğini” muhatabına ilettiğini kaydetti.
“İsrail’in, Gazze’deki sivillere yardım için insani çözümler sunmaya devam edeceğini ancak bu yardımların Hamas’ın eline geçmemesini de sağlayacağını sözlerime ekledim.” ifadelerini kullanan Gantz, Blinken ile “bölgesel güvenlik ve istikrarı” ele aldıklarını belirtti.
BLINKEN’DAN SERT UYARI
ABD’den yayın yapan “Axios” haber sitesinin bir kaynağa dayandırdığı haberine göre, Tel Aviv ile Hamas arasında ateşkes ve karşılıklı esir takası müzakereleri devam ederken İsrail’e gelen Blinken, Netanyahu ile savaş kabinesiyle toplantısında İsrailli muhataplarını uyardı.
Blinken, toplantıda İsrail’in güvenliğinin ve dünyadaki yerinin tehlikede olduğunun altını çizerek, “Çok geç olana kadar bunu fark edemeyebilirsiniz.” değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut gidişatla devam eder ve savaş sonrasına dair net bir plan yapılamazsa İsrail’in başa çıkamayacağı büyük bir ayaklanmayla karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıda bulunan Blinken, “Tutarlı bir plana ihtiyacınız var yoksa Gazze’de sıkışıp kalacaksınız.” ifadelerini kullandı.
Blinken, İsrail’in mevcut yöntemleri izlemesi durumunda “Hamas’ın Gazze’de kontrolü elinde tutacağını veya anarşinin ortaya çıkacağını” dile getirdi.
Kaynağa göre, Netanyahu ise Blinken’ın sözleri üzerine, “On yıllarca işimiz başımızdan aşkın olacak.” dedi.
Axios’un Blinken’ın uyarısına ilişkin yorum talebine İsrail Başbakanlık Ofisi’nin henüz yanıt vermediği aktarıldı.
BLINKEN’IN ZİYARETİ
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in, bir günlük Tel Aviv ziyaretinin ardından Washington’a dönmesi bekleniyor.
Bölge turu kapsamında Suudi Arabistan ve Mısır’ı ziyaret eden Blinken, Kahire’de “Refah’a saldırının hata olacağını İsraillilere anlatacağını” dile getirmişti.
FİLİSTİNLİLER, REFAH’A SIKIŞTI
Gazze Şeridi’nin en güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah’ın İsrail saldırılarından önce 280 bin olan nüfusu 5 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Yeterli miktarda kalacak yerin bulunmadığı ve altyapının yetersiz kaldığı Refah’a İsrail saldırılarından kaçarak sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
]]>Yarı iletken endüstrisi, yapay zeka, elektrikli araçlar ve fabrika otomasyonu gibi teknolojik yeniliklerin arkasındaki itici güç olurken, ülkelerin ekonomik refahı ve ulusal güvenliğinde de önemli bir rol oynuyor.
Covid-19 salgını sırasında yaşanan küresel çip kıtlığı, çiplerin tedarik zincirindeki kırılganlıkların günlük hayat için gerekli olan birçok teknoloji ve ürünü riske attığını ortaya koyarken, bu stratejik endüstriye yönelik destekler artarak devam ediyor.
Yarı iletken endüstrisine destek sağlama konusundaki küresel rekabet kızışırken, çip pazarı hızla büyüyor.
Çiplerin stratejik öneminin uzun zamandır farkında olan bazı hükümetler üreticilere mali destek sağlamaya çalışırken, Malezya, Hindistan ve Vietnam gibi ülkeler yatırım çekmek için ABD ile teknoloji ittifakı kurma, küresel çip üreticilerinden bilgi transferi sağlama ve sübvansiyonlar sunma gibi üç yönlü bir yaklaşım uyguluyor.
ABD ve Çin arasındaki teknolojik üstünlük mücadelesi ise giderek artarken, her iki ülke kendi teknolojik şirketleri ve yatırımları aracılığıyla bu mücadeleyi küresel arenada sürdürüyor.
PAZAR BÜYÜKLÜĞÜ BEKLENTİSİ 588,4 MİLYAR DOLAR
Yarı iletkenler, akıllı telefonlardan bilgisayarlara, arabalardan tıbbi cihazlara kadar birçok elektronik ürünün önemli bir bileşeni olarak öne çıkıyor. Söz konusu ürünlere talep artmaya devam ettikçe modern teknolojinin önemli bir parçasını oluşturan yarı iletkenlere rağbet de artıyor.
Son dönemde yapay zeka teknolojisine olan ilgi de yarı iletkenlere olan talebin artmasında önemli rol oynuyor.
Dünya Yarı İletken Ticaret İstatistikleri verilerine göre, yapay zeka için kullanılan çiplere yönelik talebin artmasıyla küresel yarı iletken pazarının büyüklüğünün geçen yılki düşüşün ardından 2024 yılında yüzde 13,1 artışla 588,4 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Yarı İletken Endüstrisi Derneği (SIA) verileri ise küresel yarı iletken satışlarının geçen yıl yüzde 8,2 azalışla 526,8 milyar dolara gerilediğini gösteriyor. Küresel yarı iletken satışlarının 2022’de sektörde bu zamana kadarki en yüksek tutar olan 574,1 milyar dolar olduğu kayıtlarda yer alıyor.
Analistler, çiplerin dünyanın bağımlı olduğu sayısız üründe daha büyük ve önemli bir rol oynamasıyla yarı iletken pazarının uzun vadeli görünümünün son derece güçlü olduğunu belirtiyor.
Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), Intel, Qualcomm, SK Hynix, Micron Technology, Nvidia, Broadcom, Advanced Micro Devices (AMD), Texas Instruments ve MediaTek dünyanın büyük yarı iletken şirketleri arasında yer alıyor.
HAKİMİYET ASYA-PASİFİK’TE
Dünyanın en büyük yarı iletken üreticilerine başlıca 3 bölge ev sahipliği yapıyor. Yarı iletkenlerin en büyük pazarı Asya-Pasifik bölgesi olurken, bu bölge küresel pazar payının yarısından fazlasını elinde tutuyor.
TSMC, Samsung Electronics ve SK Hynix gibi dünyanın en büyük yarı iletken şirketlerinden bazıları Asya-Pasifik bölgesinde bulunuyor. Tayvan yarı iletken endüstrisinde önemli bir oyuncu olarak öne çıkarken, Tayvan merkezli TSMC dünyanın en büyük bağımsız yarı iletken üreticisi konumunda bulunuyor.
Çip sektöründe en büyük üreticiler arasında yer almayan Çin ise en büyük tüketici konumunda. Ancak çipin üretiminde kullanılan ve stratejik öneme sahip olan galyum ve germanyumun elementlerinin ise en büyük üreticisinin Çin olduğu dikkati çekiyor.
Beş yıllık kalkınma planında yarı iletken değer zincirinin tüm segmentlerinde “kendi kendine yeterlilik” elde etmek için açık bir ulusal hedef belirleyen Çin, 2018’den bu yana hibeler, öz sermaye yatırımı, kamu teşvikleri, uygun krediler ve vergi indirimleri de dahil olmak üzere bir dizi destek aracılığıyla 52’den fazla fabrikanın inşasını sağladı.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip Çin, 50 milyar dolardan fazla fonlar oluşturarak Çinli yarı iletken şirketlere öz sermaye sağladı.
ABD LİDERLİĞİ HEDEFLİYOR
Kuzey Amerika da yarı iletken endüstrisindeki bir diğer önemli pazar olarak dikkati çekiyor. ABD, dünyanın en büyük yarı iletken şirketlerinden bazılarına ev sahipliği yaparken, Intel, Qualcomm, AMD ve Nvidia’nın merkezleri bu ülkede bulunuyor.
Intel önemli bir mikroişlemci tedarikçisi olurken, Qualcomm cep telefonu çiplerinin lider tedarikçisi olarak öne çıkıyor. AMD ise grafik işlem birimi (GPU) pazarında önemli bir oyuncu olarak yer alıyor.
ABD’de hükümet, yapay zekanın bu neslin belirleyici teknolojisi olacağını, son teknoloji çiplerin yapımına liderlik edemeyenin yapay zekaya da liderlik edemeyeceği görüşünü benimsiyor.
Toplam yarı iletken talebinin yüzde 25’ini oluşturan ABD’nin bu alandaki üretim kapasitesinin 1990’lardaki yüzde 37 seviyesinden yüzde 12’ye gerilediği kaydediliyor. Çin’in bu stratejik endüstride konumunu güçlendirme çabaları dikkate alındığında, bu durum ABD’de ulusal güvenliğe yönelik önemli bir tehdit oluşturacağı konusunda endişeleri artırıyor.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, ülkenin yarı iletken endüstrisindeki ve küresel teknoloji yarışındaki lider konumunu yeniden ele geçirmeyi hedefliyor.
Ülkede 9 Ağustos 2022’de ABD Başkanı Joe Biden tarafından imzalanarak yürürlüğe giren CHIPS ve Bilim Yasası, yerli yarı iletken üretiminin artırılmasını ve otomobilden elektroniğe kadar birçok sektörde üretimde aksamaya neden olan çip kıtlığını hafifletmeyi amaçlıyor. Yasa, yarı iletken üretimi için 52,7 milyar dolarlık desteğin yanı sıra yarı iletken fabrikalarının kurulumunu teşvik etmek için 4 yıllığına yüzde 25’lik vergi indirimini içeriyor.
Ayrıca Biden yönetimi, yapılan yatırımlarla dünyanın gelişmiş mantık çiplerinin yüzde 20’sini üretmeyi amaçlıyor.
AVRUPA DA YARIŞTA
Avrupa ise Hollanda merkezli NXP Semiconductors ve ASML Holding ile Almanya merkezli Infineon Technologies gibi şirketlerle yarı iletken endüstrisinde önemli bir oyuncu olma yarışında yer alıyor.
NXP Semiconductors otomotiv sektöründe yarı iletkenlerin lider tedarikçisi konumundayken, ASML Holding yarı iletken üretiminde kullanılan litografi sistemlerinin önemli bir tedarikçisi olarak öne çıkıyor. Infineon Technologies de çok çeşitli endüstrilere yarı iletken tedariki sağlıyor.
Avrupa Birliği (AB), bloğun gelişmiş yarı iletken üretim kapasitesini artırmak için ülkelerin 35 milyar avroya kadar kaynak ayırma planları da dahil olmak üzere Avrupa’nın yarı iletkenler alanındaki “stratejik özerkliğini” güçlendirmek için somut adımlar atıyor.
AB’nin 2022’deki çip üretimini destekleme yasası sayesinde çip sektörüne 100 milyar avrodan fazla yatırım çektiği belirtiliyor.
REKOR YATIRIM YAPILIYOR
Çin’den Birleşik Arap Emirliklerine, Almanya’dan ABD’ye kadar birçok ülkenin çip üretimini “bağımsızlık” için güçlü şekilde teşvik etmesiyle bu alanda yapılan yatırımlar rekor seviyelere ulaşıyor.
Mikroçipler olarak da bilinen yarı iletkenler, bugünün birbirine bağlı dünyasının belkemiğini oluşturmasının yanı sıra ülkeler arasındaki rekabet unsurlarından da biri haline dönüşüyor.
İnsan seviyesine yakın yapay zekanın geliştirilmesine yönelik çalışmalar da küresel yarı iletken endüstrisini yeniden şekillendirirken, bir çok ülke Silikon Vadisi’nin en çok aranan ürünü olan yarı iletken arzını sağlayan ve küresel yapay zeka yarışmasında yer alan ülkelerin arasına girmeye çabalıyor.
]]>Uluslararası kamuoyunun “ateşkes” çağrısına yanıt vermeyen Netanyahu, İsrail’in uzun yıllardır en büyük müttefiki olan ABD ile de büyük bir kriz içerisinde.
ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer, Senato’da yaptığı konuşmada, Netanyahu’nun 7 Ekim’den sonraki süreci kötü yönettiğini vurgulayarak, “Bu kritik dönemeçte yeni seçimlerin, İsrail’in geleceğiyle ilgili sağlıklı ve açık bir karar verme süreci için tek yol olduğuna inanıyorum” dedi.
ABD’de en yüksek resmi makama seçilmiş Yahudi olarak nitelendirilen Schumer, konuşmasında kendisinin her zaman İsrail dostu olduğunu ve İsrail lehine olan şeyleri gündeme getirdiğini belirtmişti.
ABD’li Senatör, “Başbakan Netanyahu, kendi siyasi kurtuluşunu İsrail’in çıkarlarının önüne koyarak yolunu kaybetti. Kendisini, Ben-Gvir ve Smotrich gibi aşırı sağcılarla birlikte bir koalisyona soktu ve bunun sonucu olarak Gazze’deki sivil kaybını tolere etmeye fazla meyilli oldu. Bu durum dünya genelinde İsrail’e desteği tarihin en düşük seviyesine itiyor” ifadesini kullandı.
Schumer, Netanyahu’nun yargı reformu konusunda da başarısız olduğunu kaydederek, “İsrail bir firavuna dönüşürse hayatta kalamaz. Hayatı boyunca İsrail’e destek veren biri olarak söylüyorum ki Netanyahu koalisyonu 7 Ekim’den sonra İsrail’in ihtiyaçlarını artık karşılamıyor” demişti.
Gazze’deki saldırılarla birlikte dünyanın konuya bakışının ciddi şekilde değiştiğini belirten Schumer, İsrail halkının da “geçmişte sıkışıp kalan” Netanyahu hükümetinin eylemleri sebebiyle “boğulduğunu” ifade etmişti.
İSRAİL’DEN TEPKİ GECİKMEDİ
Schumer’in sözleri İsrail’de infial yarattı…
The Times of Israel’in haberine göre, Likud Partisi tarafından yapılan açıklamada, Schumer’in sözlerine sert tepki verildi.
Netanyahu’nun halkın büyük çoğunluğu tarafından desteklenen kararlı bir politika izlediği iddia edilen açıklamada, “İsrail muz cumhuriyeti değil, Netanyahu’yu Başbakan seçen bağımsız ve gururlu bir demokrasidir” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Schumer’in sözlerinin aksine, İsrail halkının, Hamas’a karşı kesin bir zaferi desteklediği ve bir “Filistin terör devleti kurulması yönündeki her türlü uluslararası talimatı” reddettiği savunularak, “Senatör Schumer’in İsrail’in seçilmiş hükümetine saygı duyması ve hükümetin altını oymaması bekleniyor. Bu her zaman doğrudur ancak savaş zamanlarında daha da doğrudur” ifadeleri kullanıldı.
İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz ise Schumer’in İsrail’de erken seçim yapılması yönündeki çağrılarına sosyal medya platformu X üzerinden yanıt verdi.
Gantz, “ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Chuck Schumer, İsrail’in dostudur ve bugünlerde dahi bize çok yardımcı oluyor.” diyerek, ABD’li Senatörün açıklamalarında “hata yaptığını” ifade etti.
İsrail’in güçlü bir demokrasi olduğunu ve ülkenin geleceğini yalnızca vatandaşlarının belirleyeceğini savunan Gantz, “Bu konuda herhangi bir dış müdahale yanlış ve kabul edilemez” ifadesini kullandı.

ANA MUHALEFET LİDERİ DE TEPKİLİ
İsrail’de ana muhalefet lideri Yair Lapid, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, Tel Aviv’in ABD’deki en büyük destekçilerini kaybetmesine neden olduğunu belirtti.
Lapid, ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer’in, “Netanyahu’nun, 7 Ekim’den sonraki süreci kötü yönettiği” şeklindeki açıklamalarını X sosyal medya hesabından değerlendirdi.
Lapid, “Schumer’in açıklamaları, Netanyahu’nun, İsrail’in ABD’deki en büyük destekçilerini birer birer kaybetmesine neden olduğunu gösteriyor ve daha da kötüsü bunu kasıtlı olarak yapıyor” ifadesini kullandı.
Ana muhalefet lideri, Netanyahu’nun, Gazze Şeridi’nde savaşı kazanma ve İsrail’in güvenliğini korumaya yönelik ulusal çabalara ciddi zarar verdiğini kaydetti.
ABD’li Senatör Schumer, Senato’da yaptığı konuşmada, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savaş Kabinesine yüklenerek İsrail’de yeni seçimlerin yapılması için çağrıda bulunmuştu.
Schumer, “Başbakan Netanyahu, kendi siyasi kurtuluşunu İsrail’in çıkarlarının önüne koyarak yolunu kaybetti. Kendisini, Ben-Gvir ve Smotrich gibi aşırı sağcılarla birlikte bir koalisyona soktu ve bunun sonucu olarak Gazze’deki sivil kaybını tolere etmeye fazla meyilli oldu. Bu durum dünya genelinde İsrail’e desteği tarihin en düşük seviyesine itiyor” şeklinde konuşmuştu.
]]>Adalet Bakanlığı, kırmızı bültenle aradığı Timur Cihantimur’u İnterpol aracılığıyla önce Mısır’dan, ABD’ye gittiği belirtilince de Amerikan makamlarından iadesini talep etti.
Adalet Bakanlığı, Timur Cihantimur ve annesi Eylem Tok’un iadesi için hazırlanan geçici tutuklama talep evrakını hem diplomatik kanaldan hem de İnterpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına ilettiğini, iade süreciyle, adli soruşturmanın titizlikle takip edildiğini açıkladı.
VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’na konuşan New York Barosu Avukatı Cahit Akbulut “ABD, Timur Cihantimur ve annesi yazar Eylem Tok’u Türkiye’ye iade eder mi?” sorusuna “İsterse iade etmeyebilir” yanıtı verdi.
GÜLEN-SARRAF ÖRNEĞİ
Akbulut, Türkiye ile ABD arasında 20 Kasım 1980 tarihinde Kenan Evren’in imzasıyla yürürlüğe giren Türkiye ile ABD arasındaki suçluların iadesi anlaşması imzalandığını, doğal olarak bu anlaşma kapsamında ABD’nin Türkiye’nin iade talebini değerlendirerek gerekli adli kayıtlarının yapılacağını ancak özellikle Amerikan vatandaşı Timur Cihantimur’u isterse iade etmeyebileceğini söyledi.
Akbulut, şimdiye kadar Türkiye’nin işledikleri ağır suçlardan dolayı, Amerikan vatandaşı olmayan Türk vatandaşları FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ve Rıza Sarraf’ı da ABD’den istediklerini ancak hiçbir sonuç alınamadığını hatırlattı.
“BU İŞLER O KADAR KOLAY OLMUYOR”
Akbulut, şunları söyledi:
– Türkiye ile arasında suçluların iadesi anlaşması olan ABD’de bu işler o kadar kolay olmuyor. Aradaki anlaşmaya göre bir suçlunun ülkesine iadesi ancak Amerikan Adalet Bakanlığı’nın izin ve onayıyla gerçekleşebiliyor. Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmanın farklı kriterleri var. Anlaşmanın 4’üncü maddesine göre her iki ülkenin de vatandaşını diğer ülkeye iade etmeme yetkisi var.
– Bu maddeye göre, ‘ABD’nin yürütme makamı kendi isteğine göre eğer uygun gördüğü takdirde, kendi vatandaşının iadesine karar vermeye yetkilidir’ diye bir ek var. Eğer, Timur Cihantimur, ben burada kalmak istiyorum, dönersem ülkemde üzerimde büyük baskı olacak, kaçtı diyecekler gibi çok sayıda gerekçeler bulabilir ve ABD, onu Türkiye’ye asla iade etmez.
ANNE AMERİKAN VATANDAŞI MI BİLİNMİYOR
Akbulut, bir kişinin ölümüne, dört kişinin de yaralanmasına sebep olan olayın şüphelisi Timur Cihantimur, annesinin yardımı Eylem Tok ile birlikte Türkiye’den buraya kaçtığını, ancak Eylem Tok’un da bir Amerikan vatandaşı olup olmadığını henüz bilmediklerini söyledi.
Akbulut, şöyle devam etti:
– Yaptığımız tespitler sonrasında Timur Cihantimur, Amerikan vatandaşı olduğu anlaşılıyor. Havaalanı güvenlik kameralarından elde edilen fotoğraflarda elinde Amerikan pasaportuyla çıkış yaptığı gayet net görülüyor. Timur burada doğmuş olabilir. Ya da Cihantimur ailesi önceden kendilerine vatandaşlık yolu açan EB –5 ya da farklı yatırımlar aracılığıyla aldıkları Green Card’tan sonra vatandaşlığa geçmiş olabilirler.
]]>Bir yanda, belleği hızla çökmekte olan bir Biden, diğer yanda, suçun her çeşidine bulaşmış, cinsel tacizden yargılanan, resmi devlet belgelerini evine götürmekten hakkında soruşturma açılan ve ABD’de en ağır suçlardan biri kabul edilen vergi kaçakçılığından hüküm giyip, cezalar kesilen Trump. Sorun küresel olarak çok büyük. Uluslararası sistem, nitelikli liderler çıkaramıyor. De Gaulle ve Churchill’i görmüş ve yaşamış Avrupa’da, toplumlar Macron ve Boris Johnson’ı yaşadı, yaşıyor. ABD’nin başkanlık için bu iki profil dışında bir potansiyel üretememesi bir kurumsal, sistemsel ve zihinsel çöküşün tezahürüdür.
– ABD ve AB’nin, Rusya-Ukrayna savaşında aynı hat üzerinde olduğunu görüyoruz. Ortak özellikleri Rusya karşıtlığı. Trump gelirse bu kompozisyon bozulur mu?
Trump, ABD-Çin-Rusya üçgeninde, Rusya’yı yanına alıp, Çin’e karşı bir eksen oluşturmaya çalıştı. Bu, bence üst-Amerikan aklına aykırıydı. Zira, 2023 ulusal ABD savunda belgesinde de, Çin ve Rusya birer tehdit unsuru olarak görülüyordu. Biden ile de Ukrayna üzerinden, savaş mümkün olduğunca uzatılarak, Rusya’nın yıpratılması, zayıflatılması ve içeriye dönmesi planlandı. ABD, zaten 2014’ten beri bu hazırlığı yapıyordu. Trump dönemi (2016-2020) ile ertelendi, ama Çin konusunda hem Cumhuriyetçi, hem Demokratlar aynı düşüncede. Trump, şimdiden, eğer kazanırsa Çin’e yüzde 60 vergi koyacağını söylüyor.
AVRUPA ZARAR GÖRÜYOR
– ABD zaten savaşın uzatılması konusunda adeta fikir birliği içinde. Oysa Avrupa ülkeleri de bundan zarar görmüyor mu?
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Avrupa ülkelerine “Silah üretimini artırın” diyor. Vurgulamak istediği, savaşın uzun sürecek olması. Belki, AB uzun bir süredir, Batı Avrupa Birliği (BAB) ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Konsepti (AGSK) çerçevesinde bağımsız bir Avrupa güvenliği konsepti oluşturamadığından, iyice silahlanmış bir Avrupa veya güvenlik ve savunmaya daha çok para ayıran bir Avrupa inşasının, bu vesileyle mümkün ve uzun uzun vadede, ABD sultasından kurtulmanın bir yolu olarak görüyor olabilir. Ancak, Avrupa kuşkusuz bu uzayan savaştan zarar görüyor. Büyümenin sıfır olduğu Almanya, 100 milyar Euro’nun biraz altında bir savunma bütçesi oluşturuyor. Ve Rusya’nın ucuz doğalgazı yerine de ABD’den pahalı bir LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) alıyor. ABD için sadece Rusya değil, rakip bir birim olan AB’de zarar ve yıpranmaya uğratılıyor.
ABD’NİN ZAYIF RUSYA KURGUSU
– Rusya da Batı’ya karşı çok öfkeli. Bir çok AB ülkesinin NATO genişlemesine sessiz kalması, Putin’i öfkelendiriyor mu?
Aynen söylediğiniz gibi İpek Hanım. Putin, SSCB’nin dağılmasını ‘bu asrın felaketi’ olarak değerlendirdi. Ayrıca Putin, bir röportajında 1990 yılında ABD ve NATO’nun bir santim bile Doğu’ya doğru genişlemeyeceğini ifade ettiklerini söylüyor. Bu çerçevede, Grand Amerikan stratejisi Rusya’yı çevrelemeyi ve oradan da Çin ile birlikte hareket etse bile, etkisiz olabilecek zayıf bir Rusya’yı kurguluyor. Ayrıca Putin, Batı destekli Neo-Nazilerin Ukrayna’da hegomonik olmasının, “İnsan hakları ve demokrasi” diyen Batı için büyük bir çelişki olduğunu vurguluyor.
– Peki hocam, Batı bir süre sonra Ukrayna’yı desteklemekten vazgeçer mi?
AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Komiseri Joseph Borrell, “AB’nin Ukrayna’ya sarsılmaz desteği devam edecek” dedi. Dahası, AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen de, “Ukrayna’ya 54 milyar dolarlık yardımın ilk taksidini gelecek ay ödeyeceğiz” diyor. Yani “Mümkün olduğunca, savaşa devam et” diyorlar. Bu, Batı’nın çıkarları açısından bir ülkenin ve ülke halkının feda edilmesidir ki, 19. Yüzyıl klasik emperyalizmine bile rahmet okutacak kadar hukuk, vicdan ve insanlık dışıdır.
KAMUSAL VİCDAN VAR
– Fakat, Batı halklarının liderleri gibi düşündüklerini söylemek mümkün mü? Bu ülkelerdeki protestolar hepimizin gözü önünde oluyor.
Çok doğru İpek Hanım. Örneğin İsrail-Hamas savaşı çerçevesinde Gazze’de sivil ölümler arttıkça, halklar protesto ediyor. Bu, yönetimlerden azade bir kamusal vicdan olduğunu gösteriyor. Örneğin, bu sivil kayıplar yükseldikçe, Biden’dan mesela ABD halkı uzaklaşıyor. Önümüzdeki yıllarda, Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze katliamına dair, AB içinde de farklı siyasal kümeler oluşabilir. Örneğin, Gazze’ye ve Filistin’e bakıştı, Almanya ile İspanya, İngiltere ile Macaristan arasında devasa farklar var.
AMERİKA DÖRTLÜ GEVŞEK BİR YAPI KURDU
– Sadece NATO değil, küresel hamleler açısından ABD’nin çok yönlü hamleleri var, bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Ama bu hamleler hep Çin büyümesi ve yayılmasını engellemeye yönelik. Geçenlerde, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde yaptığı konuşmada, “Uluslararası düzeni yeniden şekillendirecek, iktisadi, siyasi ve askeri güce sahip tek ülkenin Çin olduğunu biliyoruz” dedi.
– Yani?
ABD, Asya’da Vietnam, Filipinler, Endonezya ve Hindistan ile bu bağlamda dörtlü gevşek bir yapı kurduğunu söyleyebiliriz. Bu yapıya daha sıkı, Uzak-Doğu’da Japonya ve Güney Kore’yi ekleyebiliriz. Asya ve Uzak Doğu’ya, devasa bir Avrupa Birliği’ni ekleyin şimdilik. ABD’nin manipülasyon gücünün etkili olduğunu görüyoruz. Ama Dünya ve sistem şöyle diyor. “Sen Ey ABD… 2. Dünya Savaşı’nın sonunda dünya üretiminin yüzde 55’ini tek başına yapıyordun. Bir askeri ve finansal devdin. Bugün sadece yüzde 18’sin. Sistem buna uzun süre izin vermez…”
]]>Washington’da hem ABD’li mevkidaşı Antony Blinken, hem ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, hem de Kongre üyeleriyle yaptığı görüşmelerde ABD’nin YPG/PKK’ya desteği ve FETÖ ile ilgili atması gereken adımlar, ikili ve bölgesel konuları kapsamlı şekilde ele aldıklarını anlatan Fidan, özellikle Gazze konusuna görüşmelerinde geniş şekilde yer ayırdıklarını belirtti.
PKK AÇIKLAMASI
ABD’nin YPG/PKK’ya verdiği desteğin sadece silah olmadığını, bunun yanında aktarılan kapasite, verilen eğitimler ve oluşturulan kurumsallaşmanın Türkiye için tehdit olduğunun altını çizen Fidan, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, sınırları içerisinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odakları ile meşru ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz” şeklinde konuştu.

Fidan, “Sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığa dönüşmesinin iki ülke arasındaki stratejik ilişkinin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu söyledik, bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi gerekiyor, aksi taktirde iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor terör örgütü üzerinden. Bu, iki ülkenin de menfaatine olan bir konu değil” dedi.
Fidan, “Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi ve bunun iki ülke arasında iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik” ifadesini kullandı. Fidan, FETÖ’nün halen bir tehdit olduğunu ve bu konuda ABD’nin atması gereken adımlar olduğunu da muhataplarına net bir şekilde ilettiğini vurguladı.
İKİLİ İLİŞKİLER
Gazze’nin ağırlıklı gündem olduğunu anlatan Fidan Türk-Amerikan ilişkileri hakkında konuştu. Fidan, “Geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var.” ifadesini kullandı ve Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun bir maziye ve sorunları çözme refleksine sahip olduğunu vurguladı.

ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin 30 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortaya konulmuş bir vizyon olduğunu aktaran Fidan, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğine ilişkin görüşmeler yaptıklarını ifade etti.
F-35 VE F-16 SÜRECİ
F-16’larla ilgili siyasi sürecin tamamlandığını ve bu süreçte Biden yönetiminin bir irade koyarak Kongre’yi bilgilendirdiğini kaydeden Fidan, artık uçakların üretim ve teslimatıyla ilgili teknik süreçlerin başladığını belirtti.
Fidan “Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç. Savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç” şeklinde konuştu.
F-35 konusuna da temas eden Fidan, şunları söyledi:
– F-35 konusunda biliyorsunuz biz bu programın bir parçasıydık, daha sonra haksız yere buradan bir çıkarma söz konusu oldu, S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz, yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, almamız gereken uçaklar var.
– Türkiye tabii bu konuları geniş fikirli açık bir şekilde konuşmaya tartışmaya her zaman hazır. Geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz, bazı görüş alışverişleri var.
]]>Fed’in faiz indirim zamanlamasına ilişkin belirsizlik devam ederken, haftanın geri kalanında açıklanacak makroekonomik veriler öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığı göze çarpıyor.
Analistler, bugünkü özel sektör istihdamına ilişkin verilerin yanı sıra JOLTS açık iş sayısı ve cuma günü açıklanacak istihdam raporu verilerinin de Fed’in önümüzdeki dönemde atacağı adımlara dair sinyaller verebileceğini belirterek, Powell’ın bugün gerçekleştireceği sunumun yatırımcılar tarafından yakından takip edileceğini söyledi.
İşinden ayrılanlar ile işe alınan kişi sayısını gösteren JOLTS ve ADP özel sektör istihdamı verilerinin iş gücü piyasasına ilişkin önemli işaretler verebileceğini anımsatan analistler, söz konusu verilerin ardından açıklanacak Fed Bej kitap raporunun da yatırımcıların odağında bulunduğunu dile getirdi.
ALTIN ZİRVEDE
Bugün para piyasalarında, Fed’in ilk faiz indirimine gitme ihtimali mayısta yüzde 22 ve haziranda yüzde 71 ile fiyatlanıyor.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün 8 baz puan gerileyerek yüzde 4,14’e inerken, bugün yüzde 4,15 üzerinde dengelendi.
Fed’in yılın ilk yarısında politika faizini indirmeye başlayabileceğine ilişkin beklentilerin gücünü koruması ve Orta Doğu’da devam eden jeopolitik risklerin de etkisiyle altının ons fiyatı, dün yüzde 0,6 artışla günü 2 bin 130 dolardan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Şu dakikalarda, ons altın fiyatı önceki kapanışının yüzde 0,2 altında 2 bin 126 dolardan alıcı buluyor.
Düşüş eğilimini dün üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi, şu sıralarda önceki kapanışının hemen üzerinde 103,8 seviyesinde bulunuyor.
BITCOIN REKOR SEVİYEYİ GÖRDÜ
Ayrıca, kripto para birimi Bitcoin’in fiyatı, spot Bitcoin borsa yatırım fonlarına (ETF) ilginin devam etmesiyle dün rekor kırdı. En son Kasım 2021’de 69 bin dolar seviyesini test eden Bitcoin, dün kısa süreliğine 69 bin doların üzerinde işlem gördü. Kripto para birimi bugün 64 bin doların hemen altında seyrediyor.
Dün, ABD’de petrol stoklarının artmaya devam ettiğini gösteren raporun, arz fazlası olabileceğine dair bir işaret vermesiyle Brent petrolün varil fiyatı yüzde 1 gerileyerek 81,8 dolara indi. Şu dakikalarda ise Brent petrolün varil fiyatı önceki kapanışına göre yüzde 0,1 artışla 81,9 dolardan işlem görüyor.
ABD BORSALARI NEGATİF
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 1,65, S&P 500 endeksi yüzde 1,02 ve Dow Jones endeksi de yüzde 1,04 azalış kaydetti. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne de negatif bir seyirle başladı.
Pay piyasaları tarafında ise teknoloji şirketlerinin hisselerindeki düşüş dikkati çekerken, Çin’de akıllı telefon satışlarının yılın ilk 6 haftasında yüzde 24 düştüğüne dair raporun açıklanmasının ardından dün yüzde 3’e yakın değer kaybeden Apple, böylece düşüş eğilimini üst üste beşinci işlem gününe taşıdı.
ABD’li elektrikli araç üreticisi Tesla’nın Berlin fabrikasında üretimin, tesisin yakınlarında çıkan bir yangın sonrasında yaşanan elektrik kesintisi nedeniyle durma noktasına geldiği bildirildi. Tesla’nın hisse fiyatındaki düşüş son iki günde yaklaşık yüzde 11’e ulaştı.
Starbucks’ın Orta Doğu’daki işletme haklarına sahip Kuveyt merkezli Alshaya Group, İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden saldırıları nedeniyle boykotların hedefi haline gelen kahve zincirinin bölgedeki mağazalarında işten çıkarmaya gitme kararı aldı.
Düşüş eğilimini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan Starbucks’ın hisse fiyatı dün yüzde 1,3 değer kaybetti.
AVRUPA BORSALARINDA KARIŞIK SEYİR
Avrupa borsalarında dün karışık seyir hakim olurken, bölge genelinde açıklanan ekonomik aktiviteye ilişkin veriler karışık sinyaller verdi.
Yarın Avrupa Merkez Bankasının (ECB) faiz kararı ve ardından ECB Başkanı Christine Lagarde’ın yapacağı sözle yönlendirmeler öncesinde yatırımcıların temkinli davrandığı görülüyor.
Dün bölge genelinde açıklanan veriler karışık sinyaller verirken, İngiltere hariç hizmet sektörü ve bileşik PMI verilerinin beklentileri aşması dikkati çekti.
Euro Bölgesi’nde Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ise ocakta aylık bazda yüzde 0,9 ve yıllık bazda yüzde 8,6 azalışla beklenenden daha fazla geriledi.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,08 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,71 değer kazanırken, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,03 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,30 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar yeni güne negatif bir seyirle başladı.
ASYA PİYASALARI KARIŞIK SEYREDİYOR
Asya pay piyasalarında da karışık seyir öne çıkarken, bugün Çin Ulusal Halk Kongresi’nden (ÇUHK) gelecek haber akışı yatırımcıların odağında bulunuyor.
Dün, Çin Başbakanı Li Çiang, Pekin’de düzenlenen ÇUHK yıllık genel kurulunda hükümetin çalışma raporunu ve bütçe taslağını meclise sundu.
Çin’in Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının (GSYH) 2023’te yüzde 5,2 artışla 126 trilyon yuanı (yaklaşık 17,5 trilyon dolar) aştığını ifade eden Çin Başbakanı Li Çiang, 2024’te “yüzde 5 civarında” büyüme hedeflediklerini belirtti.
Analistler, bugün de Çin ekonomi yönetiminin basın açıklaması yapmasının beklendiğini vurgulayarak, Çin hükümetinin ekonomiyi destekleyici yeni teşvik paketleri açıklayacağına yönelik beklentilerin sıcaklığını koruduğunu söyledi.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,01 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,3 azalış kaydederken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,2 değer kazandı.
YURT İÇİ PİYASALAR
Yurt içinde dün satıcılı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,53 değer kaybıyla 8 bin 860,52 puandan tamamladı.
Dolar/TL, dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının yüzde 0,1 üzerinde 31,5917’den tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 31,7170 seviyesinden işlem görüyor.
Öte yandan, dün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), sıkı para politikası duruşunu destekleyici ilave sıkılaşma adımları attı.
TCMB, kredi büyümesine dayalı menkul kıymet tesisi kapsamında, TL ticari krediler için yüzde 2,5 olan aylık büyüme sınırının yüzde 2’ye indirilmesine, ihtiyaç kredilerinde yüzde 3 olan aylık büyüme sınırının yüzde 2’ye düşürülmesine, taşıt kredilerinde ise yüzde 2 sınırının korunmasına karar verildiği bildirildi.
TCMB duyurusunda, “Menkul kıymet tesisine ek olarak, kredi büyümesine dayalı zorunlu karşılık tesis edilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Ayrıca, parasal aktarım mekanizmasının güçlendirilmesine yönelik ilave adımlar üzerinde çalışılmaktadır.” ifadelerine yer verildi.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türk İslami bankacılığının 2024’te önceki yıllara kıyasla yavaş da olsa sektör ortalamasının üzerinde büyümeyi sürdürmesinin beklendiğini bildirdi.
Ayrıca, Fitch Ratings’in cuma günü piyasalar kapandıktan sonra açıklaması beklenilen Türkiye değerlendirme raporu da yatırımcıların odağında bulunuyor.
BU VERİLER İZLENECEK
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu ifade ederek, yurt dışında ise Almanya’da ticaret dengesi ile Euro Bölgesi’nde perakende satışları, ABD’de ADP özel sektör istihdamı, Fed Bej kitap raporu ve JOLTS açık iş sayısı verilerinin yanı sıra Fed Başkanı Jerome Powell’ın Kongre’de gerçekleştireceği sunumun takip edileceğini bildirdi.
Teknik açıdan, BIST 100 endeksinde 8.800 ve 8.700 seviyelerinin destek konumunda olduğunu belirten analistler, 8.900 ve 9.000 puanın direnç olarak öne çıktığını kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, ocak ayı ticaret dengesi
13.00 Euro Bölgesi, ocak ayı perakende satışlar
16.00 ABD, şubat ayı ADP özel sektör istihdamı
18.00 Fed Başkanı Powell’ın konuşması
18.00 ABD, ocak ayı JOLTS açık iş sayısı
22.00 Fed Bej kitap raporu
]]>ABD’nin Irak’ı işgali ve Türkiye’ye asker yerleştirmesini içeren o tarihi tezkere sürecine nasıl gelindi?
Her şey 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması ve ardından Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başladı. Dünya coğrafyası değişmişti. SSCB ile ABD’nin başını çektiği iki kutuplu dünya, bir dehşet dengesine dayansa da savaş ihtimalini büyük ölçüde ortadan kaldırıyordu. Artık Amerika Birleşik Devletleri dünya jandarmalığını tek başına sürdürecekti.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte meydanı boş bulan ABD ne yaptı?
21. Asır enerji kaynakları yüzyılı olacağı için topraklarında petrol, doğalgaz ve su olan coğrafyanın önemi arttı. Bunlar olmaksızın dünyaya egemen olamayacağını düşünen ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni hazırladı.
Projenin ilk adımlarından biri Irak petrollerini ele geçirmekti.
Bu doğrultuda ABD Başkanı George Bush, Türkiye’ye, “Biz hava harekatı yapalım, Türk Silahlı Kuvvetleri de karadan Kuzey Irak’a girerek aşağıya doğru bize yardımcı olsun” teklifinde bulunmuştu. Cumhurbaşkanı Turgut Özal bu öneriyi çok sevinmişti, “Bir koyup üç alacağız” diyordu. Ama TSK ülkenin maceraya atılmasına karşı çıktı. Harekat planı bozulan ABD, 28 Şubat 1991’de Suudi Arabistan’dan Irak’a yönelik bombardımanla savaşı kazandı. İşgal söz konusu olmadı. 36. paralelin üzeri uçuşa kapatıldı, burada, yani Kuzey Irak’ta, İsrail ve ABD çıkarlarını korumaya hizmet edecek bir garnizon devlet kurulması süreci başlatıldı. ABD denetiminde, Barzani ve Talabani’nin başına getirildiği Kürdistan kuruldu.
Birkaç yıl sonra ABD’yi Irak’a yönelik tekrar harekete geçiren neydi?
ABD’de 11 Eylül saldırıları olduktan sonra bu ülke önce Afganistan’ı, ardından da Irak’ı tamamen işgal etme kararı aldı. Esas amaç petrolü ele geçirmekti. Türkiye’de Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki 57. Koalisyon Hükümeti iş başındaydı. Ecevit savaşa karşı çıktı, ABD ordusunun Türkiye topraklarını kullanmasına da izin vermedi. Hatta hükümet ortakları Saddam Hüseyin’i ziyaret etmesini istemeyince, başbakan olarak değil, gazeteci sıfatıyla Bağdat’a gitti.
Ecevit liderliğindeki, DSP – MHP – ANAP koalisyon hükümetinin sona ermesinin ardından süreç nasıl devam etti?
Koalisyon ortağı olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 3 Kasım 2002’de erken seçim yapılmasını istedi. O tarihte seçim oldu ve yüzde 10 barajını aşabilen iki parti parlamentoya girdi. Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi ile Deniz Baykal’ın genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi. AKP 363 milletvekili, CHP 178 milletvekiliyle mecliste yer aldı. Seçimden dört ay sonra ABD’nin Irak’ı işgal planı doğrultusundaki hükümet tezkeresi TBMM gündemine getirildi.
O tezkere neleri içeriyordu?
ABD, Türkiye topraklarını kullanarak, 4. Piyade Tümeni’ni Habur Sınır Kapısı’ndan Irak’a sokmayı planlıyordu. Afyonkarahisar, Adana, Batman, Çorlu, Diyarbakır, Malatya, Erzurum, İncirlik, Mardin, Muş, Gaziantep ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanlarını kullanmak istiyordu. Bunun yanı sıra, Doğu Akdeniz’deki iki gemiden kalkacak savaş uçakları ve helikopterleri için Türk hava sahasını kullanmak istiyordu. Ayrıca, İskenderun, Mersin, İzmir ve Taşucu – Ağalar Limanları da talepleri arasındaydı. Mardin, Midyat ve Silopi’de lojistik destek merkezleri kuracaklardı. Üç takviyeli tugayı kapsayan 23 bin 788 asker Türkiye’den Irak’a girecek, bu harekata destek verme gerekçesiyle 37 bin 742 asker de ülkemize yerleşecekti. Türkiye’de kalacak askerleri için cezai ve hukuki dokunulmazlık, vergi ve gümrük muafiyeti de talep ediyorlardı. Tezkerenin özü özetle buydu. Japonya’dan Almanya’ya kadar dünyanın çeşitli ülkelerinde askeri üsler kuran ABD’nin bir daha o yerlerden ayrıldığı görülmemiştir.
Tezkerenin Türkiye kamuoyunda yankıları nasıldı?
Başkent Ankara sözün tam anlamıyla sisler bulvarıydı. İktidar, asker ve basın çevrelerinde herkes gerçeği ve doğruyu bulmaya çalışıyordu. Görüşü ve tutumu net olan, milletvekillerinin tamamı Atatürkçü ve emperyalistlerden oluşan Cumhuriyet Halk Partisi’ydi. Genel Başkan Deniz Baykal, “Türkiye bu gayrı hukuki ve gayrı ahlaki savaşın cephesi ve karargahı olmayacaktır” diyordu.
İktidarın tavrı nasıldı?
Partinin genel başkanı Erdoğan henüz mecliste değildi. Milletvekilliği için seçim bölgesi Siirt’te çalışıyordu. Erdoğan’la birlikte Başbakan Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Gül’ün danışmanı Ahmet Davutoğlu gibi isimler tezkereye destek veriyordu. TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, Beşir Atalay, Zeki Ergezen gibi isimler karşıydı. AKP grubundaki İslamcı milletvekillerinin bir kısmı da Müslüman bir ülkede kan dökülmesinin vebalini düşünüyordu.
Milli Güvenlik Kurulu’nda durum nasıldı?
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tezkereye karşıydı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tezkereyi savunurken, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman karşı çıkıyordu.
1 Mart 2003 günü gelip çattığında TBMM’nin tarihi oturumunda ne oldu? Dışarıda savaş karşıtı sivil toplum örgütlerinin eylemi vardı. Sadece halkımızın değil, dünyanın gözleri de üzerimizdeydi. Partimiz adına genel sekreter Önder Sav ve grup başkanvekili olarak ben söz aldım. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin anayasada yer aldığı 92. madde üzerinde durduk. Bu madde, “Milletlerarası hukukun meşru saymadığı hallerde haksız savaşa girme” diyor.
Kapalı oturuma geçildiğinde neler yaşandı?
Deniz Baykal, genel kurul salonunda dinleyici, seçmen, kamera olmadığında işaret ederek, vicdanımızla baş başa olduğumuzu, torunlarımızı etkileyecek bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzu belirtti. Tarihi bir konuşmaydı. Böylece AKP Grubu’nu müthiş etkilemiş ve oylamanın sonucunu değiştirmişti. Elektronik oylama yapıldı. AKP 99 fire vermiş, tezkere 3 oyla reddedilmişti.
Tezkerenin sonuçları ne oldu?
Emperyalizm karşıtı duruşumuzla bir zafer kazandık ve ülkemizi ağır bir vebalden kurtardık. Tezkerenin onaylanacağına kesin gözüyle bakan, hatta oylama esnasında savaş ve yük gemilerini Akdeniz’de bekleten Amerikan yetkililer büyük şaşkınlık ve öfke içinde kaldı. Böyle bir şey ABD’nin başına ilk defa gelmişti. Bu acı yenilgiyi unutmayacaklardı. Irak’a Suudi Arabistan üzerinden girerek işgal ettiler. 1 milyondan fazla sivil Iraklı öldü. Yüz binlercesi göç etmek zorunda kaldı. Ülke üçe bölündü.
Tezkere reddinin Türkiye’deki yansımaları ne oldu?
“Hayır” oyu veren milletvekilleri politikadan tasfiye edildi. Karşı çıkan Atatürkçü ordu mensupları da tasfiye edildiler. CIA himayesinde olan Fethullah Gülen liderliğindeki FETÖ bu görevi komplolar ve kumpas davalarıyla yerine getirdi. ABD’nin intikamı acı oldu ama laik, demokratik, sosyal hukuk devletine inanan ve anti – emperyalist çizgiden sapmayan kitlenin her türlü kötü koşula rağmen ayakta kalmasına engel olamadı.
]]>Şubat 2022’de Ukrayna savaşının başlamasıyla artan Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret, ABD’nin özellikle Aralık 2023’te Türk bankalarına dönük tehditlerini artırmasıyla belirgin ölçüde geriledi.
TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2024 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 39,5’lik düşüşle 628 milyon dolara geriledi.
Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı, ocak ayında son 20 ayın en düşük seviyesini gördü. Ocak 2023’te Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 1 milyar 37 milyon dolar olmuştu.
Savaş öncesinde 2021 yılında toplam 5 milyar 774 milyon dolar olan Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı, 2022 yılında 9 milyar 343 milyon dolara, 2023 yılında 10 milyar 909 milyon dolara yükselmişti.
Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı da 2024 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,5 düşüşle 4 milyar 325 milyon dolara geriledi. Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı, 2023’te enerji fiyatlarındaki düşüşün de etkisiyle bir önceki yıla göre yüzde 22,5 düşüşle 45 milyar 598 milyon dolara gerilemişti.
Yaptırımlar nedeniyle özellikle Avrupa Birliği ülkeleriyle ticareti keskin biçimde düşen Rusya, Afrika, Orta Doğu ve Asya ülkelerine yönelmiş, Türkiye de savaş sonrasında Rusya ile ticaretini artıran ülkeler arasında yer almıştı.
Rus ithalatçılar hem Türk ürünlerine yönelmiş hem de Batı menşeili ürünlerin ithalatı için Türkiye ara durak olarak seçilmişti.
ABD, Rusya’nın yaptırımlardan kaçmasına olanak sağlayan finansal kuruluşların cezalandırılması için 22 Aralık 2023’te bir kararname çıkarttı.
ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, kararnamenin çıkarılmasının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye, Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerde faaliyet gösteren bankalara artık yaptırım uygulanabileceğini söylemişti.
ABD, şirketleri Rusya’ya uygulanan ABD yaptırımlarından kaçmamaları konusunda defalarca uyardı ve Moskova’nın bu önlemleri aşmasına yardım etmekle suçladığı Türkiye, BAE ve Çin’deki firmaları hedef almıştı.
Adeyemo, önceki gün yaptığı açıklamada, ABD’nin yabancı finans kuruluşlarına yaptırım uygulama tehdidinin Rusya ile Türkiye, BAE ve Kazakistan gibi ülkeler arasındaki finansal akışı önemli ölçüde değiştirdiğini belirtmişti.
Adeyemo, “Benim görebildiğim verilerde, finansal akışta belirgin bir fark tespit ettim. Bunlar muhtemelen kurumlar tarafından engelleniyor” demişti.
‘BANKALARIN UYUM DEPARTMANLARI CİDDİYE ALDI’
Adeyemo bankaların uyum departmanlarının, ABD’nin ilk kez ikincil yaptırımlara başvuracağını ifade etmesi nedeniyle kararnameyi ciddiye aldıklarını söylemişti. İkincil yaptırımlar, hâlihazırda ABD’nin yaptırım uyguladığı taraflarla iş yapan yabancı kişiler ve şirketleri kapsıyor.
Adeyemo, “(Kararnameden) kısa bir süre sonra, CEO’lardan başlayarak aşağı doğru olmak üzere dolara erişimimizi korumak için ne yapabiliriz diye sormak için bizden toplantı talep etmeye başladılar” demişti.
Adeyemo, “Bunlar kendilerine odaklanıldığını bilen ve doğru tarafta yer aldıklarından emin olmak isteyen büyük bankalardı. Çünkü onlar için günün sonunda Rusya ile bir miktar iş yapıyor olsalar bile bu ABD ile yaptıkları ya da dolarla yaptıkları işlerin yanında cılız kalıyor” demişti.
ABD, yabancı finans kuruluşlarına yönelik kararnameyi şu ana kadar uygulamadı.
ÖDEMELERDE SORUN YAŞANIYOR
Reuters’da geçen hafta yer alan ve konu ile ilgili bilgi sahibi olan yedi kaynağa dayandırılan bir haberde, ABD’nin Rusya ile çalışan finansal kuruluşlara yaptırım uygulama tehdidiyle Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin finansmanının aksadığı, hem Rusya’dan alınan petrol ödemelerinin hem de Rusya’ya giden pek çok ürünün ödemelerinin tahsilatında zorluklar yaşandığı ifade edilmişti.
Kaynaklar, kararnamenin özellikle enerji sektörünü hedef almasa da Türkiye’nin Rus ham petrolü için ödemelerini ve Türkiye’nin Rusya’ya ihraç ettiği ürünler için Rusya’nın ödemelerini karmaşık hâle getirdiğini söylemişlerdi.
ABD’li üst düzeydeki yetkililer Türkiye, BAE ve diğer ülkeleri ziyaret ederek, ABD’nin yaptırım uyguladığı kurumlarla iş yapmaları durumunda G7 ülkelerinin piyasalarına erişimlerini kaybedebilecekleri uyarısında bulunmuşlardı.
Başkanlık kararnamesinde, yalnızca ABD’nin yaptırımlarına maruz kalan ya da Rusya’nın askeri sanayi üssü ile bağlantılı olan şirketlerle bilinçli olarak çalışan şirketleri kapsayan bir eşik bulunmaması nedeniyle şirketler, yaptırım uygulanan şirketlerle farkında olmadan iş yapsalar dahi ABD’nin mali sisteminden çıkarılma riski ile karşı karşıya kaldılar.
]]>Geçen yıl küresel ekonomik büyümenin dirençli ve tahmin edilenden daha güçlü olduğunu belirten Yellen, enflasyonun ise düştüğünü ve ekonomilerin yaklaşık yüzde 80’inde bu yıl da düşmeye devam etmesinin beklendiğini söyledi.
Yellen, ileriye dönük olarak küresel görünümün karşı karşıya olduğu risklerin farkında olduklarını ve bazı ülkelerdeki ekonomik zorlukları dikkatle izlemeyi sürdürdüklerini ancak küresel ekonominin dayanıklılığını koruduğunu kaydetti.
ABD ekonomisinin gücünün bu olumlu ekonomik performansın temel itici gücü olduğunu aktaran Yellen, Amerika’nın “yumuşak inişe” giden yolunun küresel büyümeyi desteklediğini ifade etti.
İSRAİL VERGİ GELİRLERİNİ FİLİSTİN’E AKTARMAYA BAŞLADI
Orta Doğu’daki çatışmalar ile Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da değinen Yellen, Orta Doğu’daki çatışmaların başlamasından bu yana küresel ekonomi üzerinde önemli bir etki görmediklerini ancak durumu yakından takip etmeye devam ettiklerini aktardı.
Batı Şeria ekonomisini güçlendirmeye yönelik seçenekleri araştırmaya devam ettiklerini kaydeden Yellen, ABD’nin İsrail hükümetine temel hizmetleri finanse etmek ve Batı Şeria’daki ekonomiyi desteklemek için vergi gelirlerini Filistin yönetimine aktarmaya çağırdığını kaydetti. Yellen, “Anlaşmaya varıldığı ve fon akışının başladığı haberlerini memnuniyetle karşılıyorum. Bu devam etmeli.” diye konuştu.
Aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu’ya bir mektup yazdığını belirten Yellen, “Yakın zamanda Başbakan Netanyahu’ya yazdığım mektupta, Filistinlilere çalışma izinlerinin yeniden verilmesi ve Batı Şeria’daki ticaretin önündeki engellerin azaltılması da dahil olmak üzere ABD’nin atılması gerektiğine inandığı bir dizi adımı özetledim. Bu eylemler hem Filistinlilerin hem de İsraillilerin ekonomik refahı için hayati öneme sahip.” dedi.
Yellen, İsrail ve Batı Şeria ekonomilerine ilişkin endişe duyduklarını ifade ederek, İsrail’in Batı Şeria’daki eylemlerinin Batı Şeria ekonomisine ciddi şekilde zarar verdiğine, gelirleri azalttığına ve aynı zamanda İsrail üzerinde olumsuz bir etkiye de sahip olduğuna inandığını anlattı.
RUSYA’NIN DONDURULAN VARLIKLARININ UKRAYNA İÇİN KULLANILMASI
Rusya-Ukrayna savaşının ise iki yılda yıkıcı insani etkileri olduğuna işaret eden Yellen, savaşın aynı zamanda dünya genelinde ekonomik zarara da neden olduğunu vurguladı.
Yellen, ABD ve güçlü bir küresel koalisyonun, Ukrayna’yı askeri, insani ve ekonomik yardımla desteklediği, Rusya’yı ise ihtiyaç duyduğu finansman ve askeri teçhizattan mahrum etmek için çalıştığını ifade etti.
Rus petrolüne tavan fiyat uygulaması ve yaptırımlarla Rusya’nın gelirlerinin azaltıldığına vurgu yapan Yellen, savaşın üçüncü yılına girilirken, ABD ve müttefiklerinin daha fazlasını yapmaya kararlı olduğuna dikkati çekti.
Yellen, küresel ekonominin yarısından fazlasını temsil eden koalisyonun, 285 milyar dolarlık Rus varlığını bloke etmek için harekete geçtiğine ve Rusya’nın sebep olduğu zararın bedelini ödeyene kadar bu paranın dondurulmasına söz verdiğine değinerek, “Ukrayna’nın devam eden direnişini ve uzun vadeli yeniden yapılanmasını desteklemek için koalisyonumuzun bu dondurulan varlıkları çözmenin bir yolunu bulmasının gerekli ve acil olduğuna inanıyorum.” diye konuştu.
]]>İsrail, 7 Ekim’den bu yana ABD’den, silah ve mühimmat ile üst düzey komutanların danışmanlığına kadar birçok alanda destek aldı.
MÜHİMMAT VE SİLAHLAR
ABD, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasından bu yana İsrail’e mühimmat, araç, silah, koruyucu ekipman ve tıbbi malzeme dahil olmak üzere binlerce askeri malzeme sağladı.
ABD, Aralık 2023 itibarıyla İsrail’e 230 kargo uçağı, silah ve askeri teçhizat yüklü 20 gemi gönderdi.
Wall Street Journal’ın (WSJ), Aralık 2023’teki haberinde, ABD tarafından İsrail’e gönderilen mühimmatın 5 bin 400’den fazla MK84 savaş başlığı bombası ve 5 binden fazla MK82 güdümsüz bombadan oluştuğu belirtildi.
Haberde ayrıca, 1000 civarında GBU-39 küçük çaplı bomba ve yaklaşık 3 bin müşterek doğrudan taarruz mühimmatının (JDAM) bulunduğu kaydedildi.
WSJ’a göre, yaklaşık 15 bin bomba ve 57 bin top mermisinin bulunduğu silah sevkiyatı, İsrail’e C-17 tipi askeri kargo uçaklarıyla gönderildi.
ON MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE BOMBA VE MÜHİMMAT
Şubat başında ABD’nin İsrail’e on milyonlarca dolar değerinde bomba ve mühimmat göndereceği medya kuruluşları tarafından duyurulmuştu.
Al Jazeera’nin WSJ’a dayandırdığı habere göre, silah sevkiyatı, hepsinden yaklaşık bin adet olmak üzere MK-82 bombaları, güdümsüz bombaları güdümlü “akıllı” bombalara dönüştürebilen KMU-572 Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı (JDAM) ve FMU-139 bomba fitilleri içeriyor.
Basında çıkan diğer haberlere göre de ABD Ekim 2023’ten bu yana İsrail’e yaklaşık 21 bin hassas güdümlü mühimmat sağladı.
Sağlanan diğer mühimmat ve silah türleri arasında on binlerce 155 mm top mermisi, binlerce sığınak delici mühimmat ve 200 adet “kamikaze dron” da yer alıyor.
HAVA DESTEĞİ
İsrail’in Kanal 12 Televizyonunun İsrail Savunma Bakanlığı yetkililerine dayandırdığı haberine göre, ABD ve İsrail, F-35 ve F15 AI uçaklarının İsrail’e tedarikini içeren silah anlaşması imzaladı.
Haberde, ABD ile İsrail arasında varılan anlaşma uyarınca, İsrail ordusuna insansız hava araçları (İHA) ve binlerce cephane sağlanacağı belirtildi.
Yetkililere göre, söz konusu anlaşma, İsrail ordusuna çok sayıda F-35 ve F15 AI uçağının yanı sıra Apache helikopterlerinin de tedarik edilmesini içeriyor.
ORDU YARDIMI
ABD, dış yardım bütçesinin en büyük payını adadığı İsrail’e, ülkenin 1948’teki kuruluşundan beri 330 milyar dolar değerinde destek ödemesi yaptı. İsrail, ABD’den her yıl 3 milyar doların üzerinde savunma yardımı alıyor.
ABD senatosu, 14 milyar doları İsrail’e tahsis edilen ve toplam değeri 95,3 milyar dolar olan yardım paketini onayladı.
Beyaz Saray’dan konuya ilişkin yapılan açıklamada, söz konusu meblağın 4 milyar dolarının, Demir Kubbe ve Davud Sapanı hava ve füze savunma sistemlerinin takviyesi için kullanılacağı, Demir Işın hava savunma sisteminin geliştirilmesi için de 1,2 milyar dolar aktarılacağı belirtildi.
İSTİHBARAT DESTEĞİ
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, 7 Ekim sonrasında ülkesinin İsrail’e istihbarat ve strateji desteği verdiğini duyurmuştu.
The Intercept’in haberine göre, Kasım 2023’ün sonuna doğru ABD, İsrail’in hava saldırılarına destek vermesi ve gerekli istihbaratı toplaması için Hava Kuvvetleri’ni bölgeye konuşlandırdı.
Haberde, ABD Hava Kuvvetleri kasımda da hedefleri belirlemede kullanılacak uydu bilgisini sağlamak için İsrail’e gönderilen subaylar ve istihbarat ajanları için görevlendirme talimatları yayımladı.
AKDENİZ’DE DESTEK
ABD, Orta Doğu’daki üslerine savaş gemisi ve uçakları konuşlandırmanın yanı sıra mevcut A-10, F-15 and F-16 filolarını genişletmek için daha fazla savaş uçağı sipariş verdi.
Biden yönetimi Ekim 2023’te USS Gerald R. Ford uçak gemisi ve diğer savaş gemilerini Akdeniz’e konuşlandırdı. Söz konusu gemilerin 70’ten fazla uçağı taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor.
Aralık 2023’te, 7’si Doğu Akdeniz, 12’si ise Kızıldeniz, Umman Denizi ve Basra Körfezi’ne dağılmış biçimde bölgede toplam 19 ABD savaş gemisi bulunduğu kaydediliyor.
]]>İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar sürerken, çatışmaların ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi de artıyor.
Turizm, İsrail ekonomisinin saldırılardan olumsuz etkilenen sektörleri arasında öne çıkıyor. Kovid-19 salgınıyla zarar gören ülke turizmindeki toparlanma, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları nedeniyle sekteye uğruyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Kovid-19 salgını öncesinde 2019’da İsrail ekonomisinin yüzde 2,6’sını oluşturan ve 2021’de ülke ekonomisindeki payı yüzde 1,1’e düşen turizm sektörü, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarıyla yeni bir krize sürükleniyor.
İsrail’in Gazze’de başlattığı saldırılar sonrası birçok uluslararası hava yolu şirketi ülkeye uçuşlarını askıya alırken, bu şirketlerin bir kısmının uçuşlara henüz yeniden başlamadığı görülüyor. Lufthansa, Swiss, Austrian ve Aegean, Tel Aviv’e uçuşlara yeniden başlayan şirketler arasında yer alıyor. ABD’li hava yolu şirketlerinin ise Avrupalı şirketlere kıyasla İsrail pazarına dönme konusunda nispeten yavaş davrandığı belirtiliyor.
Çatışmaların başlamasıyla ABD’li Odysseys Unlimited gibi bazı tur şirketleri de İsrail gezilerini askıya alırken, İsrail’e seyahat talebinin düştüğü dikkati çekiyor.
TURİST SAYISI AZALDI
İsrail Merkezi İstatistik Bürosu verilerine göre, İsrail’e giden turist sayısı ocakta geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 77 azalarak 58 bin 600’e düştü. İsrail’i geçen yılın ocak ayında 257 bin 400 turist ziyaret etmişti.
Ülkeyi ziyaret eden turist sayısında geçen yıl ekim ayı itibarıyla yaşanan düşüş dikkati çekti. Geçen yıl eylül ayında 304 bin 100 olan İsrail’e giden turist sayısının, saldırıların başladığı 2023 Ekim’de 89 bin 700’e ve kasımda 38 bin 300’e düştüğü görüldü. Ülkeyi ziyaret eden turist sayısının geçen yıl aralıkta ise 52 bin 800 olduğu kayıtlarda yer aldı.
İsrail’e giden turist sayısı 2023 genelinde ise bir önceki yıla kıyasla 12,5 artışla 3 milyon 10 bin 300’e çıkmasına rağmen yaklaşık 4 milyon olan beklentinin altında kaldı.
Ülkeyi 2019’da 4 milyon 551 bin 600 ile rekor sayıda turist ziyaret etmiş, ülkeye giden turist sayısı Kovid-19 salgını nedeniyle 2020’de 813 bin 500’e, 2021’de 396 bin 500’e düşmüştü. İsrail’e giden turist sayısı 2022’de ise toparlanma göstererek 2 milyon 675 bin olmuştu.
Geçen yıl İsrail’in en çok turist aldığı ülkeler ise ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya, İtalya, Romanya, Polonya, Kanada ve İspanya oldu.
ABD’Lİ HAVA YOLU ŞİRKETLERİNE ÇAĞRI
Saldırılar devam ederken, İsrailli yetkililer “İsrail turistler için güvenlidir” mesajını vermeye çalışıyor.
Son olarak İsrail Turizm Bakanlığının üst düzey yetkililerinden Danny Shahar, ABD’li hava yolu şirketlerine uçuşları yeniden başlatma çağrısında bulundu.
İsrail Turizm Bakanı Haim Katz da ABD ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, 2024’ün inanç ve dayanışma turizminin ön plana çıkacağı bir yıl olacağını belirtti.
Amerika pazarının İsrail ekonomisi için önemine işaret eden Katz, turizm açısından ABD’den İsrail’e yönelik talebin zirvede olduğunu ve ivmenin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
]]>Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsünün (IEEFA) Avrupa LNG Kapasitesi Takipçisi verilerine göre, Avrupa’nın LNG ithalatı 2023’te 2022’ye yakın seviyede yaklaşık 167 milyar metreküp olarak gerçekleşti.
AB ülkeleri, geçen yıl ABD’den alınan LNG için 26,8 milyar Euro ödedi. Söz konusu kaynak için Rusya’ya 8,1 milyar, Katar’a 7,7 milyar, Cezayir’e 6,1 milyar, Norveç’e 2,9 milyar ve Nijerya’ya 2,8 milyar Euro ödendi.
AB’nin 2022’de ise LNG ithalatı için ABD’ye yaptığı ödemenin tutarı 48,34 milyar Euro oldu. Bu ülkeyi 15,75 milyar Euro’yla Rusya, 16,06 milyar Euro’yla Katar, 4,78 milyar Euro’yla Cezayir, 4,52 milyar Euro’yla Nijerya ve 4,52 milyar Euro’yla Norveç izledi.
TOPLAM 171,5 MİLYAR EURO HARCANDI
AB’nin LNG ithalatı için Ocak 2022-Aralık 2023 döneminde yaptığı toplam ödeme ise 171,5 milyar Euro olarak gerçekleşti. Bu dönemde ABD’ye yapılan toplam ödeme 75,1 milyar Euro olarak kayıtlara geçti. LNG ithalatı için son iki yılda Rusya’ya ödenen tutar ise 23,84 milyar Euro oldu.
AB ülkeleri arasında bu dönemde ABD’ye en çok ödeme yapan ülke 22,53 milyar Euro’yla Fransa oldu. Bu ülkeyi 19,22 milyar Euro’yla Hollanda, 12,03 milyar Euro’yla İspanya, 6,03 milyar Euro’yla İtalya, 3,78 milyar Euro’yla Hırvatistan, 3,54 milyar Euro’yla Litvanya, 2,67 milyar Euro’yla Yunanistan, 2,49 milyar Euro’yla Portekiz, 2,48 milyar Euro’yla Belçika, 340 bin Euro’yla Finlandiya ve 20 bin Euro’yla Malta takip etti.
IEEFA Enerji Analisti Ana Maria Jaller-Makarewicz, Avrupa’nın enerji ithalatında kaynak çeşitliliğine yöneldiğini belirterek, “2023’te Norveç ve ABD, AB’nin gaz ithalatının sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 18-19’unu karşıladı. Ancak paradoksal bir şekilde 2023’te AB, ABD LNG’si için Norveç gazı ve LNG ithalatından daha fazla ödeme yaptı” ifadesini kullandı.
GAZ TÜKETİMİNİN YÜZDE 37’Sİ LNG’DEN
IEEFA’ya göre, Avrupa’nın öngörülen LNG talebi ile inşa edilen ve planlanan yeniden gazlaştırma kapasitesi arasında büyük bir tutarsızlık bulunuyor.
Avrupa’nın gaz tüketiminde LNG’nin payı 2022’de yüzde 34 iken, geçen yıl yüzde 37 oldu.
Avrupa’nın 2023’teki gaz tüketimi, 2021’in yüzde 19 altında 452 milyar metreküple son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi. 2021-2023 yıllarında ise AB’nin gaz tüketimi yüzde 20 azalarak 330 milyar metreküpe geriledi.
Son iki yılda gaz tüketimini en çok azaltan ülkeler 17,6 milyar metreküple Almanya, 14,4 milyar metreküple İtalya, 14,2 milyar metreküple Birleşik Krallık, 10,9 milyar metreküple Hollanda ve 9,7 milyar metreküple Türkiye oldu.
IEEFA, Avrupa LNG talebinin 2030’da 135 milyar metreküpü aşmayacağını ve geriye yaklaşık 265-270 milyar metreküp kullanılmayan potansiyel bir kapasite boşluğu kalacağını savundu.
AB’nin LNG ithalat terminallerinin 2023’teki ortalama kullanım oranı da 2022’deki yüzde 63 seviyesinden yüzde 58,5’e düştü. Geçen yıl İspanya’da 4, İtalya, Yunanistan, Finlandiya ve Almanya’da birer LNG terminali olmak üzere 8 LNG terminalinin kullanım kapasitesi yüzde 50’nin altında kaldı.
Avrupa’nın Türkiye, Norveç ve Birleşik Krallık dahil toplamda 37 operasyonel LNG ithalat terminali bulunuyor. Bunlardan 8’i son iki yılda devreye alındı ve 4 terminalde kapasite genişletme çalışmaları tamamlandı.
Avrupa’nın 2030’a kadar 94 milyar metreküplük artışla toplam LNG ithalat kapasitesini 405 milyar metreküpe çıkarması bekleniyor.
]]>NASA’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda da “Siparişiniz Ay’a teslim edildi.” ifadesi kullanılırken uzay aracının Ay’a inişi, Intuitive Machines şirketinin hesabından ise “Odysseus’un yeni bir evi var” ifadesiyle duyuruldu.
NASA Yöneticisi Bill Nelson, canlı yayında, “Bugün, yarım yüzyılı aşkın süredir ilk kez ABD, Ay’a geri döndü. Bugün NASA’nın ticari ortaklıklarının gücünü ve vaadini gösteren bir gün” dedi.
İnişten 15 dakika sonra zayıf da olsa sinyal göndermeye başlayan Odysseus, 50 yıldan fazla bir süre sonra Ay’ın yüzeyine inen ilk özel şirket yapımı uzay aracı oldu.
Odysseus, inişiyle 1972’deki “Apollo 17” misyonundan bu yana Ay’ın yüzeyine yumuşak iniş yapan ABD’ye ait ilk özel uzay aracı olarak tarihe geçti.
ABD’li özel şirket Intuitive Machines’in “IM-1” misyonu kapsamında Ay’a iniş için geliştirdiği uzay aracı, 15 Şubat’ta SpaceX üretimi Falcon 9 roketiyle ABD’nin Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılmıştı.
4,3 metre yüksekliğindeki altı ayaklı karbon fiber ve titanyum iniş aracı, NASA’nın Artemis Misyonu kapsamında kullanmayı planladığı 6 farklı deney için de yük taşıyordu.
NASA, birkaç yıl içinde Ay’a insan gönderme planları kapsamında Ay teslimatlarını ticarileştirme çabalarının bir parçası olarak, Odysseus’u inşa etmesi ve uçurması için Intuitive Machines şirketine 118 milyon dolar ödemişti.
VİDEOSU YOK
Odysseus’un Ay’a yaklaşık 73 dakika süren yavaş inişinin videosu ise yayınlanmadı.
Ancak Florida’daki Embry-Riddle havacılık üniversitesindeki öğrenciler tarafından inşa edilen bir kamera inişten hemen önce düşüp fotoğraf çekecek şekilde tasarlandı ve Nasa kameraları da uzay aracından zemini fotoğraflayacak şekilde ayarlandı.
Intuitive Machines çalışanları tarafından sevgiyle Odie olarak adlandırılan 14 ft (4,3 metre) altıgen, altı ayaklı Nova-C iniş aracı, Nasa’nın ticari ay yükü hizmetleri (CLPS) girişiminin bir parçası ve ajans, büyük ölçüde Artemis programını desteklemek için özel ortaklarla sözleşme imzalıyor.
Nasa bu girişimin hayata geçirilmesi için 118 milyon dolar katkıda bulunurken, Intuitive Machines de Elon Musk’ın SpaceX şirketinin Falcon 9 roketiyle Florida’daki Kennedy uzay merkezinden 15 Şubat’ta fırlatılmasından önce 130 milyon dolar daha finanse etti.
IM-1 görevi, tıpkı başarısızlıkla sonuçlanan Peregrine gibi, Nasa’nın iki yıl sonra gerçekleştirmeyi planladığı mürettebatlı Artemis III görevi için iniş yeri olarak seçilen kayalık bölge başta olmak üzere Ay ortamı hakkında veri toplamak üzere tasarlanmış bilimsel ekipmanlardan oluşan bir yük taşıyor.
Nelson’a göre burası tehlikeli bir bölge – “tüm bu kraterlerle dolu” – ancak gelecekte Mars’a yapılacak insan misyonları için çok önemli olan kalıcı bir Ay üssünün sürdürülmesine yardımcı olabilecek donmuş su açısından zengin olduğuna inanıldığı için seçildi.
]]>İngiliz Yargıç Victoria Sharp, duruşmaların ardından yaptığı açıklamada, Yüksek Mahkemenin Assange’ın ABD’ye iadesine ilişkin kararını daha sonraki bir tarihte vereceğini ve daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulması halinde ilgili taraflarla iletişime geçeceklerini kaydetti.
Duruşmaların ardından mahkeme önünde bekleyen Assange destekçileri, İngiltere Başbakanlık Ofisi 10 Numara’ya doğru yürüdü.
Assange’ın ABD’ye iadesine karşı çıkan göstericiler, Başbakanlık binasının karşısında bir araya gelerek, “Assange’a özgürlük” sloganları attı. Göstericiler, Assange’ın serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Julian Assange’ın eşi Stella Assange, Başbakanlık Ofisi’nin önünde yaptığı konuşmada, “Eğer iade edilirse, hayatını kaybedecek. Öldürülecek. Kendisine suikast planlayan ülke tarafından öldürülecek.” dedi.
DURUŞMALARA KATILMADI
Stella Assange ve avukatları, dün ve bugünkü duruşmaya Assange’ın fiziksel olarak katılmadığını ve rahatsızlığı nedeniyle duruşmayı uzaktan da izlemediğini kaydetti.
Assange’ın avukatları, ABD’ye iade davasının siyasi amaçlı olduğunu ve Assange’ın devlet düzeyindeki suçları ifşa ettiği için hedef alındığını savunuyor.
Ayrıca avukatları, Assange’ın ABD’ye iadesi durumunda 175 yıla kadar hapis cezası alabileceğini belirtirken, ABD tarafı ise hapis cezasının 4 ila 6 yıl olabileceğini öne sürüyor.
– ABD tarafı, Assange’ı “ABD’nin bilgi kaynaklarını yayımlamakla” suçladı
ABD tarafının avukatları, Assange’ın kovuşturulmasının “hukukun üstünlüğüne ve kanıtlara dayandığını” savundu.
ABD’li avukatlardan Clair Dobbin, Assange’ın “ABD’ye bilgi kaynağı olarak hareket eden kişilerin isimlerini ayrım gözetmeksizin ve bilerek dünyaya yayımladığını” söyledi.
Dobbin, “Onu farklı kılan bu gerçeklerdir, siyasi görüşleri değil.” ifadesini kullandı.
AVUSTRALYA’DAN ASSANGE ÇAĞRISI
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, İngiltere’de tutuklu bulunan Assange’ın, vatandaşı olduğu Avustralya’ya dönmesinin vaktinin geldiğini belirtmişti.
Konuyla ilgili düşüncelerini ABD ve İngiltere’deki en yüksek makamlara ilettiğini aktaran Albanese, “Açıkça yaptığım gibi, özelden de belirttim. Artık yeter, Julian Assange’ın eve dönmesinin vakti geldi.” ifadesini kullanmıştı.
Başbakan Albanese, davanın lehe sonuçlanması için strateji belirlemek üzere Assange’ın hukuk ekibiyle düzenli görüştüğünü aktarmıştı.
Albanese, hükümet olarak iki ülkeyle de diplomatik yollardan iletişimde olduklarını, bir sonuca ulaşmaya çabaladıklarını vurgulamıştı.
Avustralya Parlamentosu da geçen hafta, Assange’ın ülkesine dönmesine izin verilmesi çağrısının yer aldığı karar çıkarmıştı.
Eski Avustralya Başbakan Yardımcısı Barnaby Joyce’un da aralarında bulunduğu 6 politikacı ise Eylül 2023’te Assange’ın ABD’ye iade işlemlerinin durdurulması için Washington’da ABD Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Temsilciler Meclisi ve Senato’da üst düzey görüşmeler yapmıştı.
DAVA SÜRECİ
Assange’ın kurduğu WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımlamıştı.
Assange, Haziran 2012’de sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliğinden 11 Nisan 2019’da çıkarılarak gözaltına alınmış ve “kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etmekten” tutuklanarak Londra’daki Belmarsh Hapishanesi’ne konulmuştu.
Mahkeme, 50 hafta hapse mahkum edilen Assange’ın iade talebi çerçevesinde cezasını tamamladıktan sonra da tutuklu kalmasına karar vermişti.
Yüksek Mahkeme, 10 Aralık 2021’de Assange’ın ABD’ye iade edilebileceğine hükmetmişti.
Westminster Sulh Ceza Mahkemesinin 20 Nisan 2022’de iadeye hükmetmesiyle dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel, 17 Haziran 2022’de Assange’ın ABD’ye iade edilmesi kararını imzalamıştı.
Assange’ın avukatları da 1 Temmuz 2022’de karara ilişkin Yüksek Mahkemeye itiraz başvurusunda bulunmuştu.
]]>Konu hakkında bilgi sahibi yedi kaynak ödemelerin gecikmesinde ABD’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarını genişleten aralık ayındaki kararnamenin etkili olduğunu belirttiler. Kararname, Rusya’nın Ukrayna’daki işgaline kaynak sağlamasını zorlaştırmayı amaçlıyor olsa da petrol ticareti gibi spesifik sektörlerde etkisi görülebiliyor.
İşlemciler, Türkiye’nin yaşadığına benzer sorunların daha önce Rusya’nın Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin’de de görüldüğünü, sorunların bu ülkelere petrol sevkiyatını aksattığını belirttiler. Hindistan örneğinde ödeme sorunları petrol arzının bir süreliğine durmasına yol açmıştı.
ABD, Rusya’ya karmaşık yapıda bir dizi ekonomik yaptırım uyguluyor. Washington bu yaptırımlar ile dünyanın en büyük petrol üreticilerinden Rusya’nın uluslararası piyasalara sevkiyatını engellemeden ve ABD’deki akaryakıt fiyatlarının yükselmesine yol açmadan, Rusya’nın petrol gelirlerini azaltmaya çalışıyor.
Rusya, ham petrol ve motorin birlikte bakıldığında Türkiye’nin en çok petrol ürünü ithal ettiği ülke oldu. Düzenleyici kurum EPDK’nın verilerine göre geçen yılın Ocak-Kasım döneminde Rusya’dan 8.9 milyon ton ham petrol ve 9.4 milyon ton motorin ithal edildi.
ÖDEME SORUNLARININ SEBEPLERİ
Dört kaynağın verdiği bilgiye göre son haftalarda yaşanan ödeme sorunları işlemlerin Türk bankalarınca yakın incelemeye alınması ve Rus tarafıyla yapılan işlemlerin “uyum birimleri” tarafından daha sıkı izlenmesi sonucunda meydana geldi.
Petrol sektöründen iki kaynak ödemelerdeki gecikmelerin ham petrol akışını aksatmadığını, az sayıda kargonun geciktiğini belirttiler.
Büyük ölçekli bir Rus petrol şirketinden bir kaynak, iki-üç haftadır Türkiye’den ödeme alamadıklarını ifade etti.
Konu hakkında bilgi sahibi bir Türk kaynak, “Özellikle aralık sonunda devreye alınan yeni yaptırımlar sonrası, Rusya’ya bazı enerji ödemelerinin yapılması zorlaştı. Ödemelerin bir bölümü aksadı, ilk anlaşılan yöntem değiştirilmek zorunda ya da ödemeler ötelenmek durumunda kalındı. Ancak bu süreçte petrol sevkiyatı hep devam etti, kargo bazında ise bazı sorunlar olabiliyor” dedi.
Konu hakkında bilgi veren kaynaklar konunun hassasiyeti ve kamuya açıklama yetkileri olmadığı için adlarının açıklanmasını istemedi.
Petrol sektöründen bir kaynak, “Bu sorunlar aralık ayından sonra ortaya çıktı. Yaptırımların odak noktası petrol ticareti olmasa da rahatsız edici bir durum yarattı. Üretimi aksatıcı bir boyutta değil, ancak her an yeni sorunlar çıkabileceğini bizlere hatırlatıyor” dedi.
Hazine, ödeme sorunları hakkındaki sorulara yorum yapmadı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Reuters’ın sorularına henüz yanıt vermedi.
Ankara, iki yıldan uzun süre önce başlattığı işgal nedeniyle Rusya’yı eleştirmiş ancak Batılı ülkelerin başlattığı yaptırımlara katılmamıştı. Sadece Birleşmiş Milletler’in yaptırım kararlarıan riayet ettiğini belirten Ankara, savaş boyunca hem Rusya hem de Ukrayna ile yakın ilişkilerini korudu.
Ankara her kadar ABD yaptırımlarının çiğnenmesine izin vermeyeceğini açıklamış olsa da Washington geçen yıl Türk şirketleri üzerindeki baskıyı artırdı. ABD yönetimi hem silah hem de sivil alanda kullanılabilen ürünlerin ihracatı nedeniyle Türk bankaları ve şirketlerine yaptırımlar kapsamına alabileceğini belirtti.
RUSYA İLE TİCARET YAKINDAN İZLENİYOR
Rusya ile Türkiye arasındaki ödeme sorunu, ABD Başkanı Joe Biden tarafından 22 Aralık’ta yayımlanan ve Rusya’nın yaptırımları ihlal etmesine yardımcı olan şirketlerin ABD finansal sisteminden çıkartılması için ABD hükümetine yetki veren kararnamenin ardından başladı.
Kararnamede, ABD’nin yaptırım uyguladığı kuruluşlarla iş yapan banka ve finans kuruluşlarının yaptırımlara maruz kalabileceği belirtiliyor.
Türk ihracatçıları konu hakkında ilk olarak 16 Ocak’ta yakınmış, Kremlin tarafından 1 Şubat’ta yapılan açıklamada ise ABD’nin “agresif baskıları” nedeniyle Türk bankaların Rusya taraflı ödemelerde süreçleri sıkılaştırdığı ifade edilmişti.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina da cuma günü yaptığı açıklamada ödeme işlemlerinin sonuçlandırılması ve lojistik alanında Rus şirketlerin yeni sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Türk bir bankacı, “Türk bankaları yaptırımlar konusunda son derece titiz ve özenli işlemler gerçekleştiriyor. Bu kapsamda uyum birimleri her türlü işlemi en ince ayrıntısına kadar inceliyor” derken, diğer bir bankacı “Bu konu çok hassas ve bankaların uyum birimleri adeta kuş uçurtmuyor” ifadelerini kullandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Türk bankaların Rusya ile yaptıkları işlemleri gözden geçirmesi ve daha sıkı süreçler yönetmesinin memnuniyet verici olduğunu ifade etti.
ABD’li yetkili, “Başkanın yaptırımlar konusunda 22 Aralık’ta genişlettiği yetkiler daha önce de gündeme getirdiğimiz şu konunun altını çizmektedir: Yabancı finansal kuruluşlar, yapılan işlemlerin yaptırımları ihlal etmemesinden ve Rus askeri kuvvetlerine fayda sağlamamasından sorumludur” dedi.
Aynı yetkili, “Geçen yıl Türk ortaklarımızla kapsamlı görüşmeler yürüttük. Yayımlandıktan sonra ocak ayı ticaret verilerini gözden geçireceğiz. Görüşmelerin devam edeceğini düşünüyoruz” dedi.
İKİLİ TİCARETTE HACİM DÜŞÜYOR
Ticaret Bakanlığı’nın öncü dış ticaret verilerine göre Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39 düşüşle 631 milyon dolar oldu. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2023 yılının tamamında ise yüzde 16,9 artışla 10.9 milyar olarak gerçekleşti.
Rusya’dan ithalat, ocak ayında yüzde 20,2 düşüşle 4 milyar olurken, 2023 yılının tamamında yüzde 22,5 düşüşle 45,6 milyar dolar oldu.
Türkiye’nin Rusya’dan ham petrol ithalatı ise 2022 yılında yüzde 100’ün üzerinde artışla 12 milyon ton olurken, EPDK verilerine göre 2023 yılı Ocak-Kasım döneminde yüzde 20 düşüşle 8.9 milyon ton oldu. Bu düşüşe rağmen Rusya’dan petrol ithalatı Ukrayna işgali öncesindeki seviyelerin üzerinde gerçekleşti.
Kaynaklar, ödemeler konusundaki asıl sorunların ise petrol dışı ürünlerin ticaretinde görüldüğünü belirttiler.
Konu hakkında bilgi sahibi kaynak, “Özellikle makine ihracatı, sadece askeri ekipmanlarla benzerlik nedeniyle durdu. Askeri ekipmanlara ilişkin yeni statü son yaptımlarla birlikte değişmişti. Yani esas sorun Türkiye’nin alacağı ödemede çıkıyor. Bu da Türk bankaların yaptırımlardan ne kadar yüksek seviyede çekindiğini gösteriyor. Burada sevkiyat olsa da ödeme Rusya’dan gelemiyor. Bankalar bu ödemeleri kabul etmek istemiyor” dedi.
]]>Daha önce duruşmalara görüntülü katılan eşinin gelecek hafta yapılacak iade davasına şahsen katılması için başvuru yapıldığını hatırlatan Stella Assange, “Duruşmalara görüntülü olarak katılması çok saçma. Mahkemenin, Julian’a karar duruşmasına katılması için izin vermesini umuyorum. Bunun olup olmayacağını bilemiyoruz. Bu bile davanın saçmalığını gösteriyor.” dedi.
Assange, eşi hakkında ABD’ye iadesine hükmedilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir süreç başlatacaklarını da belirterek, İngiltere’de temyiz davası açmak da dahil iç hukuk yollarının tükendiğini ifade etti.
“SAĞLIĞI KÖTÜYE GİDİYOR”
Eşinin en son 6 Ocak 2021’de mahkemeye şahsen katıldığını söyleyen Assange, şunları kaydetti:
“Julian, Noel döneminde hastaydı. Hasta olduğu yaklaşık 1 hafta boyunca ziyaret etme fırsatımız olmadı. Avustralya’nın Londra Büyükelçisi sürece dahil oldu ve Belmarsh Hapishanesi yönetimiyle doktor göndermeleri konusunu görüştü. Julian’a doktorla görüşebileceği sözü verildi ancak Büyükelçinin müdahalesi sonrası görüşebildi. Akli ve bedensel sağlığı kötüye gidiyor. Hapishanede kaldığı her gün hayati risk taşıyor. Julian, (ABD’ye) iade edilirse ölecek.”
İade kararının ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüyle ilgili yasaları ihlal edeceğini savunan Assange, “Bir devletin suçlarını haberleştirmek suç değildir. Julian, basında da yer aldığı üzere aynı zamanda bir suikast komplosunun da kurbanı. Eski CIA Direktörü Mike Pompeo döneminde, Julian’ın nasıl infaz edileceğine dair planlar yapıldığı haberleri çıktı. Pompeo, Julian’a takıntılıydı. Onu öldürmeyi, Beyaz Sarayın en üst makamlarıyla görüştü.” ifadelerini kullandı.
Assange, mahkemede bu iddialara ilişkin delillerin dikkate alınması gerektiğini söyleyerek, Julian Assange’ın iadesinin ABD ile İngiltere arasındaki iade anlaşmasını da ihlal ettiğine vurgu yaptı.
Mahkemenin iade kararı vermemesi halinde Julian Assange’ın serbest bırakılmayacağını ancak temyiz mahkemesi yolunun açılacağını da vurgulayan Assange, eşini son olarak 3 Şubat’ta görebildiğini, eşinin durumundan dolayı endişe duyduğunu anlattı.
“GÜVENCELER ABD’Yİ BİR ŞEY YAPMAKTAN ALIKOYMAYACAK”
Son 5 yıldır hücrede kalan eşinin yargılanma ve cezaevi koşullarına ilişkin ABD’nin bazı güvenceler verdiğini hatırlatan Assange, “Bunlar güvence değil çünkü koşullara bağlı. ABD’yi bir şey yapmaktan alıkoymayacak. Kendisini öldürmeye itecek şartların içine koyabilecek imkanı veriyor. Yüksek Mahkemede sağlık durumuna ilişkin raporlar kabul edilse de hiçbir şey değişmedi. ABD ve İngiltere tıbbi raporları, Julian’ın içinde bulunduğu koşullar nedeniyle kendisini öldürme riski taşıdığını ortaya koydu.” dedi.
Assange, ABD’ye iade edilmesi halinde eşinin hapishane şartlarından ABD’li istihbarat servislerinin sorumlu olacağını da söyleyerek, “Bu servisler Julian’ı öldürme planı yaptı. Onlar için ulusal güvenlik konusu olduğu için cezaevine Julian’ı hücre hapsine koymaları tavsiyesi ettiklerinde bunu gerekçelendirmelerine bile gerek yok.” diye konuştu.
ABD’deki hapishane şartlarının Julian Assange’ın sağlığı için iyi olmayacağını kaydeden Assange, iade edilirse eşini bir daha görememekten endişe duyduğunu ifade etti.
Stella Assange, eşinin İngiltere’de hiçbir suçtan ceza almamış olmasına rağmen yüksek güvenlikli bir cezaevinde 5 yıldır hücre cezası çektiğini, bu durumu ABD’de sürdüremeyeceğini de sözlerine ekledi.
“JULIAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE ETMEK GEREK”
WikiLeaks Editör Vekili Hrafnsson da Assange’ın ABD’ye iadesinin basın özgürlüğü için kötü sonuçlar doğuracağını söyleyerek “Avrupa’da yayın yapan Avustralyalı bir gazetecinin ABD ve İngiltere’de hapse girme ihtimali, dünyanın hiçbir yerindeki gazetecinin güvende olmadığı anlamına geliyor.” dedi.
Dünya genelinde basın özgürlüğünün saldırı altında olduğunu kaydeden Hrafnsson, “Bu bir hastalık gibi, salgın gibi. Bu bağlamda Julian, kömür madenindeki bir kanarya gibi.” diye konuştu.
Hrafnsson, İngiltere’de aralıkta kabul edilen Ulusal Güvenlik Yasası’nın, ABD yasalarından etkilendiğini de ifade ederek “Julian’ın özgürlüğü için mücadele etmek, gazetecilik için mücadele etmektir.” diye konuştu.
DAVA SÜRECİ
Assange’ın kurduğu WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımlamıştı.
Assange, Haziran 2012’de sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’nden 11 Nisan 2019’da çıkarılarak gözaltına alınmış ve “kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etmekten” tutuklanarak Londra’daki Belmarsh Hapishanesi’ne konulmuştu.
Mahkeme, 50 hafta hapse mahkum edilen Assange’ın iade talebi çerçevesinde cezasını tamamladıktan sonra da tutuklu kalmasına karar vermişti.
Yüksek Mahkeme, 10 Aralık 2021’de Assange’ın ABD’ye iade edilebileceğine hükmetmişti.
Westminster Sulh Ceza Mahkemesinin 20 Nisan 2022’de iadeye hükmetmesiyle dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel, 17 Haziran 2022’de Assange’ın ABD’ye iade edilmesi kararını imzalamıştı.
Assange’ın avukatları da 1 Temmuz 2022’de karara ilişkin Yüksek Mahkemeye itiraz başvurusunda bulunmuştu.
İngiltere’de tutuklu bulunan Assange’la ilgili ABD’ye iade davası 20-21 Şubat’ta görülecek.
]]>Flake, bir süre önce İstanbul Boğazı’nda Asya’dan Avrupa yakasına yüzdüğünü ve bunun bir saatten biraz fazla sürdüğünü dile getirdi.
Asya ve Avrupa’yı birleştiren Türkiye ve İstanbul’un coğrafi konumlanışının felsefi olarak Doğu-Batı ayrımına da referans verdiğini kaydeden Flake, “Benzer biçimde savaş kuzeyde Ukrayna’yı, güneyde Gazze’yi kasıp kavururken, Türkiye yine tam ortada konumlanıyor.” ifadesini kullandı.
F-16 MESELESİ
Büyükelçi Flake, ABD Kongresi’nin Türkiye’ye F-16 uçağı satışına onayının taraflar açısından çok önemli ve anlamlı olduğunu aktararak, onayın, iki ülkenin güçlü ikili ilişkisinin kolektif çıkarlara uygun olduğu yönündeki taahhüdüne işaret ettiğini belirtti.
NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’nin F-16 filosunun, örgütün gücü açısından kritik önem taşıdığına ve gelecekte müttefikler arasında birlikte çalışabilirliği garantilediğine değinen Flake, ikili ilişkilerin bunun ötesinde olduğunu ifade etti.
Flake, Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşa değinerek, “Türkiye, Rusya’nın 2014 yılında Ukrayna’yı ilk işgalinden bu yana Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği kararlı biçimde sürdürüyor.” yorumunda bulundu.
Savaşın küresel gıda güvenliğini tehlikeye atması üzerine Türk diplomatların, yaklaşık 33 milyon ton tahılın 40’tan fazla ülkeye güvenli geçişini sağlayan Karadeniz Tahıl Girişimi’ni müzakere ettiğini dile getiren Flake, Karadeniz’deki güçlerden biri olan Türkiye’nin, tahıl ve diğer temel malların taşınması konusunda mayınların etkisini minimize ettiğine işaret etti.
“RAKİPLERİMİZLE DİYALOG KURMA BECERİSİNDE EŞSİZ”
Flake, Türkiye’nin, dünyanın pek çok köşesinde nüfuzunu, tarihi bağlarını ve ekonomik gücünü kullanmasını ümit ettiklerini kaydederek, Ankara’nın “rakiplerimizle bizim yapamayacağımız şekillerde ve yerlerde diyalog kurma becerisinde eşsiz” olduğunun altını çizdi.
Türkiye’nin Gazze’deki ihtilafın çözümünde rol oynayabilecek konumda olduğunu belirten Flake, Ankara’nın da Washington gibi, Filistin devletinin kurulmasının kalıcı barış için en iyi yol olduğuna inandığını söyledi.
Flake, ayrıca, “Türkiye’nin Sahraaltı Afrika ve Orta Asya’da Çin’e alternatif olduğunu kanıtladığı” ifadelerini kullandı.
“TÜRK SAVUNMA SANAYİSİYLE ORTAKLIK”
Jeff Flake, insansız hava araçlarından ileri teknoloji bileşenlerine, motorlardan top mermilerine kadar devam eden Türk savunma sektörü dönüşümünün, ABD savunma tedarik zincirinin ve NATO’nun gücünün ayrılmaz parçası olduğunu kaydetti.
ABD’nin, kritik Amerikan mühimmat stoklarının yenilenmesi için Türk savunma sanayisiyle ortaklık yaptığını belirten Flake, “Savunma Bakanlığı, Teksas’ta bir Türk savunma firmasından satın alınan üç bantlı mühimmat tesisi inşa ediyor.” ifadelerini kullandı.
Flake, ABD-Türkiye savunma ortaklığı sayesinde gelecek yıl itibarıyla, ABD’de üretilen 155 milimetrelik mermilerin yüzde 30’unun Teksas’taki fabrikalardan sağlanacağının tahmin edildiğini söyledi.
“YAŞANANLAR TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİ DOĞRULADI”
Jeff Flake, makalesinde iki ülkenin anlaşmazlık yaşadığı konuların varlığına da işaret etti.
Türkiye’nin IŞİD karşıtı koalisyonun önemli bir üyesi olduğunu hatırlatan Flake, ancak Ankara ile Washington’un IŞİD’e karşı mücadele konusunda yaklaşımlarının her zaman uyumlu olmadığını aktardı.
Flake, söz konusu ayrışmaları aşmak için ve diğer zor konular üzerinde işbirliği içerisinde çalışmaya devam edeceklerini belirtti.
Eylül 2021’de “Türkiye’nin vazgeçilmez bir müttefik olduğunu” söylediğini hatırlatan Flake, şimdiye kadar yaşananların Ankara’nın önemini doğruladığına değindi.
Flake, Kongredeki eski meslektaşlarının F-16 satışını gerçeğe dönüştürerek, iki ülke arasındaki ikili ilişkiyi canlandırma fırsatı sunduğunu söyledi ve “Doğru olanı yaptılar.” dedi.
]]>Fırat Nehri’nin batı yakasındaki İran destekli gruplar, 7 Şubat’ı 8 Şubat’a bağlayan gece de ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer Petrol Sahası Üssü’ne kamikaze insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırısı düzenlemişti.
Terör örgütü PKK/YPG, 4 Şubat’ta, Ömer Petrol Sahası’nın yakınındaki karargaha düzenlenen kamikaze İHA saldırılarıyla 6 teröristin öldüğünü iddia etmişti.
ABD, 28 Ocak’ta Suriye-Ürdün sınırındaki Amerikan üssüne yönelik saldırıya karşılık olarak 3 Şubat’ta Suriye ve Irak’ta İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü ile bağlı milis gruplara ait en az 85 hedefin hava saldırısıyla vurulduğu duyurmuştu.
Suriye’de ABD güçlerinin konuşlandığı üslere Ekim 2023’ten bu yana roket ve aidiyeti bilinmeyen kamikaze insansız hava araçlarıyla çok sayıda saldırı gerçekleştirilmişti.
Fırat Nehri’nin doğusunda kalan Deyrizor toprakları, ABD destekli terör örgütü PKK/YPG’nin işgalinde, il merkezi ve diğer kırsal bölgeler ise Suriye ve İran destekli grupların kontrolünde bulunuyor.
İRAN’DAN ABD’YE KINAMA
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu eylemin, Irak’ın “ulusal egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali” olduğu değerlendirmesinde bulunarak uluslararası hukuk ve ilkelere aykırı olduğunu belirtti.
ABD’nin Bağdat’ta Şii milis gücü Haşdi Şabi çatısı altında bulunan Ketaib Hizbullah’a bağlı komutanlardan Abu Bakır es-Saadi’yi hedef aldığı hava saldırısına tepki gösteren Kenani, “ABD CENTCOM terör gücünün Bağdat’taki saldırgan eylemi, Siyonist rejimin (İsrail’in) mazlum Filistin halkına karşı işlediği suçlara verdiği tam desteğin devamı doğrultusunda gerçekleştirdiğini” ifade etti.
Kenani, Irak halkı ve hükümetine başsağlığı dileğinde bulunarak “ABD’nin bu tür maceralarının devam etmesinin bölgesel ve uluslararası barışa ve güvenliğe karşı bir tehdit” olduğu değerlendirmesinde bulundu.
ABD’nin bölgedeki eylemlerini “yasa dışı ve tek taraflı saldırılar” olarak nitelendiren Kenani, saldırıların önlenmesi ve istikrarsızlığın genişlemesinin engellenmesi konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yanı sıra uluslararası toplumun da sorumluluğunun bulunduğunu ifade etti.
ABD’NİN SALDIRILARI
Haşdi Şabi’nin komutanlarından Abu Bakır es-Saadi’nin dün Bağdat’taki hava saldırısında öldürüldüğü belirtilmişti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ABD güçlerinin, ABD askerlerine yönelik saldırılara yanıt olarak Irak’ta 7 Şubat Çarşamba günü saat 21.30 sularında tek taraflı bir saldırı düzenlediğini ve (Şii milis gücü) Ketaib Hizbullah grubundan bir komutanın öldürüldüğünü duyurmuştu.
Irak hükümetine bağlı Güvenlik Medya Ağı Başkanı General Tahsin Hafaci ise yaptığı yazılı açıklamada, ABD’nin Bağdat’ta Haşdi Şabi komutanına yaptığı saldırının Irak ve ABD arasındaki tüm anlaşmaları baltaladığını belirterek, “Irak’ın güvenliği ve selametini tehdit eden bu saldırıdan ABD ve koalisyon güçlerini sorumlu tutuyoruz.” ifadesini kullanmıştı.
CENTCOM, bir süre önce, 3 Amerikalı askerin öldüğü, 40’tan fazla askerin yaralandığı ABD’ye ait Kule 22 adlı üsse yapılan saldırıya karşılık olarak Irak ve Suriye’de İran Devrim Muhafızları Ordusuna ait hedeflere yönelik 2 Şubat’tan itibaren hava saldırıları düzenlediğini duyurmuştu.
]]>Türkiye’nin F-35 programına dahil olmasının temel nedenleri arasında mevcut F-16 uçaklarının modernizasyonuna ihtiyaç duyması, yeni nesil bir savaş uçağına sahip olmak istemesi, F-35 programına katılarak savunma sanayi alanında teknoloji transferi imkanı elde etmekti.
DENGELER DEĞİŞİYOR
Türkiye-ABD ilişkileri özellikle 2013’ten sonra negatif bir eğimde seyretmeye başladı. Bu hava 15 Temmuz 2016’daki FETÖ’nün hain darbe girişiminden nedeniyle iyice arttı. Türkiye-Rusya ilişkileri de yakınlaşmaya başladı. Böylesi bir ortamda Türkiye’nin 21 Eylül 2017’de Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almak için 2.5 milyar dolarlık anlaşma imzalaması ABD için işin tuzu biberi oldu.
ABD, bu hamlenin NATO ittifakına zarar vereceği, NATO güvenliğini riske sokacağı, teknolojik veri toplama nedeniyle F-35’lerin güvenliğini tehlikeye atacağı gerekçesiyle Türkiye’ye S-400 alımından vazgeçmesi için baskı yaptı.
ABD yönetimi, daha fazla Türkiye aleyhtarı politikalar izlemeye ve Türkiye’ye baskılar yapmaya başladı. Tüm bu baskılara rağmen Türkiye, 12 Temmuz 2019’da ilk parti S-400’leri Rusya’dan teslim alınca ABD de Türkiye’yi F-35 programından resmen çıkarma sürecini başlattı.17 Temmuz 2019 tarihinde ise Türkiye’nin F-35 Müşterek Saldırı Uçağı programından çıkarıldığı duyuruldu.
GERGİNLİK ARTARAK SÜRDÜ
2020 yılının Kasım ayında yapılan ABD Başkanlık seçiminde Trump seçimi kaybetti ve yerine 46 yıllık senatörlük hayatı boyunca Yunan ve Rum taraftarı olmakla ünlü Joe Biden Başkan seçildi.
Aralık 2020’de ABD, Rusya’dan S-400 sistemlerinin alımı nedeniyle Türkiye’ye “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası- CAATSA” kapsamında bazı yaptırımlar uygulama kararı aldı. Sonrasında bu yaptırımlar daha da genişletildi. İşin ilginç tarafı, CAATSA, 2017’de ABD Kongresi tarafından onaylanmış ve bu yasa çerçevesinde Rusya, İran, Çin ve Kuzey Kore’ye yaptırımlar uygulanmıştı. Yani NATO üyesi Türkiye; ABD tarafından hasım olarak nitelendirildi, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore ile aynı kefeye koydu.
ABD sadece Türkiye’yi F-35 programından çıkarmakla kalmadı, parasının önemli kısmı ödenmiş, hatta pilotları eğitim almış, Türkiye’ye ait olan dört adet F-35’i başka ülkelere sattı. Halbuki Türkiye’nin F-35 programı için yaklaşık 1.4 milyar ABD doları tutarında ödeme gerçekleştirdiği, doğrudan ve dolaylı olarak toplamda ise 4.5 milyar dolardan fazla bir zarara uğradığı söylenenler arasında. İşte F-35 maceramızın öyküsü özetle budur.

Tümamiral Cihat Yaycı
F-16 İLE F-35 ARASINDA NE FARK VAR?
Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı, gelişmeleri yakından izleyen bir isim. Daha önce Deniz Kuvvetlere Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinde bulunmuştu. Cihat Yaycı, SÖZCÜ’nün sorularını şöyle cevaplandırdı:
*F-16 ve F-35, her ikisi de ABD tarafından geliştirilmiş ve dünya çapında birçok hava kuvveti tarafından kullanılan ikonik ancak farklı nesil avcı savaş uçaklarıdır. F-16’ların tasarımları 1970’lerde, F-35’lerin ise 2000’lerde başladı. Çok rollü bir savaş uçağı olarak tasarlanan F-35’lerin hava-hava ve hava-yer görevlerini F-16’dan daha yüksek bir kabiliyetle yerine getirebileceği belirtiliyor.
*Ayrıca F-35’in elektronik harp ve keşif kabiliyetleri de F-16’dan daha gelişmiş, menzilli ve sürati de daha fazla. F-35, düşük radar kesit alanına (RCS) sahip olacak şekilde tasarlanmış, yani yeri düşman radarları tarafından tespit edilmesi daha zor. F-35, F-16’dan yaklaşık 4 kat daha pahalı bir uçak. F-35A’nın birim fiyatı yaklaşık 89 milyon dolar iken, F-16’nın birim fiyatı 50-60 milyon dolar civarında.
*Özetle, F-35, beşinci nesil bir savaş uçağı olarak daha gelişmiş teknolojilere, çok yönlü görev yeteneklerine sahip. F-16 ise dördüncü nesil bir savaş uçağı olarak maliyet-etkinlik, üstün manevra kabiliyeti ve kanıtlanmış savaş geçmişi ile ön plana çıkıyor.
*Her iki uçak da kendi nesillerinin ve tasarım felsefelerinin öne çıkan örnekleri olarak kabul ediliyor, belirli roller ve senaryolar için uygunlukları farklılık gösteriyor.
TÜRKİYE’NİN F-16 TALEBİ NASIL BAŞLADI?
*Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının ardından 2021 yılında Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadını da koruyan hava kuvvetlerinin zafiyete uğramaması için ABD’den yeni nesil F-16 savaş uçakları istedi. Bu başvuru kapsamında Türkiye, ABD’den 40 adet Blok 70 F-16 almak istediğini, mevcut filolarında yer alan savaş uçaklarını modernize etmek için de 80 adet kit almak istediğini ABD’ye bildirdi.
TÜRKİYE’YE ABD’NİN KOŞULU OLDU MU?
*Yunan ve Rum lobileri Türkiye’nin bu talebinin ardından hızla karşı propaganda ve engelleme çabalarına girişti. 11 Temmuz 2022 tarihinde Yunan ve Ermeni lobisi destekçisi Kongre üyeleri tarafından sunulan Türkiye’ye yönelik F-16 transferini bloke edilmesini öngören kanun tasarısı Temsilciler Meclisi’nden geçti.
*Yunan asıllı Temsilciler Meclisi Üyesi Chris Pappas’ın sunduğu bu yasa tasarısına göre; ABD Başkanı, söz konusu F-16 ve modernizasyon kitlerinin satışını Türkiye, Yunanistan’ın hava sahasını ihlal etmeme ve ABD’nin ulusal çıkarlarına uygun olduğuna dair bir garanti sunmadıkça gerçekleştiremez.
*Soruyorum size, o zaman bu F-16’ları almamızın ne anlamı olur? Bu süreç içerisinde uluslararası basında da yoğun şekilde Türkiye’ye F-16’ların verilmemesi, verilirse de ‘Yunanistan sözde güvenlik endişeleri karşılanacak’ şekilde verilmesi için kampanya yürütüldü.
TÜRKİYE’YE KİMLER NASIL TAVIR ALDI?
*Öyle ki bu kampanyalara Türkiye düşmanı tüm çevreler dahil oldu. Hatta ‘Kürdistan’ın Amerikalı Dostları’ isimli bölücü örgüt destekçisi ABD lobisi de kara propaganda faaliyeti yürüttü.
*ABD’deki Ermeni Ulusal Komitesi ‘ANCA’ ise ABD’deki 7 büyük lobiyi ‘Türkiye’ye F-16 satışına karşı’ örgütledi, bu faaliyete hem maddi hem de propaganda olarak büyük destekte bulundu. Yaptığı yolsuzluklar ve karanlık ilişkilerle gündeme gelen ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Üyesi (Rum ve Yunan taraftarı olmakla tanınan) Bob Menendez de Türkiye karşıtı kampanyaların baş aktörü olarak yer aldı, Türkiye’nin F-16 satın almasına karşı çıktı.
*Yunan, Rum, Ermeni ve bölücü lobiler yetmezmiş gibi, Hindu Amerikan Vakfı da ‘Türkiye’nin Pakistan ile iyi ilişkilerini’ gerekçe göstererek ‘Türkiye ve Pakistan’ı büyük endişe’ olarak niteledi, Türkiye’nin F-16’lara sahip olmasına karşı çıktı.
*Yürütülen Türkiye karşıtı bu kampanyaya ABD medyası da destek verdi. F-35 kampanyasından çıkarılan Türkiye’ye F-16’ların da verilmemesi gerektiğini vurgulayan haber ve yorumlar yer aldı. ABD’deki Yunan, Rum, Ermeni, Bölücü, Hint, Fransız ve İsrail Lobileri eliyle bu kampanya yoğunlaştırıldı ve diğer ülkelere de sıçratıldı.
Özellikle İsveç ve Finlandiya’nın 2022’de başlayan NATO üyeliği sürecinde bu devletlerin teröre verdiği desteği gerekçe gösteren Türkiye, bu devletlerin NATO üyesi olabilmeleri için PKK ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütlerine verdikleri desteğe son vermelerini ve bir takım teröristlerin iadesini talep etti. Türkiye’nin bu tavrı, Türkiye aleyhtarı olan bu kesimi hiddetlendirdi, F-16 transferi konusundaki kampanyalarını daha da şiddetlendirdi.
TÜRKİYE’YE F-16 VERİLMESİ NASIL ONAYLANDI?
*Türkiye’ye F-16 verilmesi onayının Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine olur vermesi ile yakından ilintilidir. TBMM, 31 Mart 2023 tarihinde Finlandiya’nın NATO’ya katılımı ile ilgili yasa tasarısını 276 oyla kabul etti. 23 Ocak 2024’de de TBMM’de yapılan oylamada 287 oyla İsveç’in NATO üyeliği kabul edildi.
Hemen ertesinde de ABD Dışişleri Bakanlığı, 27 Ocak 2024 tarihinde Türkiye’ye 40 adet F-16 savaş uçağı ve modernizasyon kiti, Yunanistan’a ise 40 adet F-35 savaş uçağı ve ekipmanlarının satışını onaylayan resmi tebligatları Kongreye gönderdi. Türkiye’nin 23 milyar dolarlık F-16 savaş uçağı verilmesini içeren bu onay belgesinde,
-40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı.
-Mevcut uçaklar için 79 adet F-16 Blok 70 modernizasyon kiti.
-48 adet F110-GE-129D motoru.
-149 adet AN/APG-83 AESA radarı yer aldı.
*Biz milletçe F-16 alacağız diye sevinirken, aynı anda Yunanistan’a ise 40 adet F-35 savaş uçağı ve ekipmanlarının satışını onaylayan resmi tebligatlarının da Kongreye gönderildiğini öğrendik. Şoke olduk. Daha şoku atlatmaya çalışırken, ABD ordusunun envanterinden Yunanistan’a hibe edileceği Kongreye bildirilen bir sürü diğer askeri araç ve ekipmanların da olduğunu öğrendik…
*Bunlar arasında, 2 adet C130H askeri nakliye uçağı, P-3 deniz karakol uçakları için 10 motor, 60 adet Bradley tipi zırhlı muharebe aracı da bulunuyor. Hem de bedava. Bunlar da yetmezmiş gibi Blinken ABD donanmasından ihtiyaç fazlası 4 LCS sınıfı savaş gemisinin Yunanistan’a verilebilmesi için de Kongreye bildirimde bulunacaklarını, 2025’te satışı mümkün olacak MRAP cinsi askeri arazi araçlarında Yunanistan’a öncelik tanıyacaklarını, KC-135 tanker uçakları için de ihtiyaçlarını değerlendirmeye alacaklarını söyledi. Blinken, ayrıca ABD Savunma Bakanlığının Yunanistan’ın satın alabilmesi için C-130H tipi askeri nakliye uçağına ilaveten C-130J modeli için de fiyat ve adet çalışması yaptığını belirtti.
*Bu arada Yunanistan Başbakanı ve Savunma Bakanı aldıkları bu büyük askeri hibe yardımla ilgili’ ‘Caydırıcılığımız arttı’ diye demeçler veriyor. ABD’nin Yunanistan ve Türkiye’ye askeri yardımlarında eskiden 7/10 oranı vardı. Şimdi ise bu oran 7/0 oldu!
*ABD resmen Türkiye’ye ambargo uygulamakla kalmıyor, Yunanistan’ı silahlandırıyor . NATO Antlaşmasının özellikle 2. ve devamında 3. maddesi üye devletlerin birbirine bırakınız ambargo uygulamayı, birbirine ekonomik ve savunma yapılarını güçlendirmede destek olmasını hükme bağlamışken, bugün Türkiye’ye 8 NATO üyesi devlet şu veya bu şekilde ambargo uygulamaktadır. Bu resmen İttifak şart ve yükümlülüklerinin ihlalidir.
BU ŞARTLAR KONULMUŞSA TÜRKİYE NE YAPMALI?
*Umarım F-16 satışı için önümüze ‘Bunları Adlar Denizinde bizim istediğimiz şekilde kullanacaksınız, Suriye’de YPG’ye karşı kullanmayacaksınız gibi’ şartlar konulmamıştır.
*Ancak Türkiye’ye bu konuda şart koşan yasa tasarıları ve yürütülen kampanyalar beni endişelendiriyor. Örneğin son olarak 30 Ocak 2024’te Yunanistan’ın en yüksek tirajlı Kathimerini gazetesi; ‘Türkiye’nin ABD’den satın aldığı F-16 savaş uçaklarına Yunan adaları üzerindeki uçuşlarda değil, yalnızca NATO ittifakı amaçları doğrultusunda kullanabileceği şartı getirildiğini’ ileri sürdü.
* Bu meselenin 2021 yılından bu yana gündeme getirilen; Türkiye’ye F-16 satılmaması, eğer satılırsa da ‘Yunanistan güvenlik öncelikleri ve ABD çıkarları dahilinde kullanılacağı’ şartı ile bir alakası var mıdır? İnsanın aklına ister istemez şu sorular da geliyor:
1-Türkiye eğer bu F-16’ları; Yunanistan’ın 10 mil hava sahası ve karasuyunu kabul ederek Adalar Denizi’nde kullanmayacaksa,
2-ABD ve NATO’nun çıkarları öne sürülerek; Suriye, Irak ve terör bölgelerinde PKK/YPG’ye karşı kullanmayacaksa,
3-Ya da yine ABD ve NATO’nun çıkarları öne sürülerek, İran’a karşı vs. başka amaçlarla kullanılacaksa,
4-Türkiye’nin bu F-16’ları almasının herhangi bir anlamı yoktur.
Zira F-16’lara Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumak, Yunan iddialarını ve taleplerimi kabul etmemek ve teröristle mücadele için ihtiyaç duymuyorduk. Bunlardan vazgeçtiysek, F-16’ya zaten ihtiyacımız kalmamış demektir.
Ancak bu talep ve şartları hiçbir Türk Hükümetinin kabul etmeyeceğine inanıyor ve kalbimi ferah tutuyorum.
BU DURUMDA TÜRKİYE NE YAPMALI?
*Bir kere halkımız son derece müsterih olmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri yaşayan ve sürekli savaşan dünyanın en çevik ve kuvvetli ordusudur. Savunma kapasitesi Yunanistan Silahlı Kuvvetlerinden her boyutta çok üstündür. TSK ile dalaşacak cesaret ve seviyede bir çılgının etrafımızda olduğunu hiç sanmıyorum.
*F-35 uçaklar (bir takım şikayetler olsa da) elbette yüksek kabiliyete ve güç çarpanı özelliğine sahip uçaklardır. Fakat bu uçaklar tek başına üstünlük sağlamaz. Unutulmamalıdır ki geçmişten günümüze askeri stratejiler içerisinde ve muharebe tecrübelerinde savaş uçaklarının tek başına oyun değiştirici olmadıkları defalarca kanıtlanmış bir olgudur. Kaldı ki Yunan Ordusu da güçlü bir askeri bütünlük ve entegrasyon oluşturarak Türkiye’ye karşı üstünlük oluşturacak yeteneklere sahip değildir. Güçlü bir donanmanız ve kara kuvvetleriniz yoksa hava kuvvetlerini tek başına bir üstünlük ve oyun değiştiricilik meydana getirmesi mümkün değildir.
*Türkiye’nin odaklanması gereken yerli uçağımızı yapana kadar uçak satın almanın yanı sıra hatta daha çok hava savunma sistemlerine sahip olmak ve kuvvetlendirmek olmalıdır. Çünkü nihayetinde Türkiye, son yıllarda artan bir hava tehdidi ile karşı karşıyadır. Özellikle Yunanistan’ın saldırgan politikaları ve doğu/güney sınırlarımız ötesindeki gelişmeler Türkiye için önemli bir tehdit oluşturuyor.
*Bu tehditleri ihmal etmeden ve küçümsemeden Türkiye’nin kendi hava savunma sistemlerini geliştirmesi ve güçlendirmesi gerekmektedir. Türkiye, SİPER gibi yerli ve milli hava savunma sistemleri geliştirmeye yatırım yapıyor. Hava savunma sistemlerine öncelik vermemiz ulusal güvenlik ve savunma stratejileri açısından önemli bir adımdır ve olmak zorundadır.
*Bu arada Kaan savaş uçağı uçuşa hazır hale geldiğini gören ABD’nin, ‘F-35 programına geri dönebilirsiniz mesajı veriyor. Bunun Türkiye’deki savunma sanayini baltalamak için tipik bir ABD davranışıdır. Son söz olarak; Allah Türk Silahlı Kuvvetlerini daima güçlü ve muzaffer kılsın, askerimizin ayağına taş değdirmesin.
ABD’YE ŞU SORULARIM VAR
1- Ne oldu 7 Aralık 2023 Atina Bildirgesi ile mutabakata varıldığı söylenen ‘Birbirileri aleyhine konuşmama, tahrik ve tehdit etmeme’ şartına?
2. Hani dost olmuştuk?
3. Hani Yunanistan ile yeni bir sayfa açılmıştı?
4. ABD’den F-16 aldık diye sevinirken, aynı gün ABD’nin Yunanistan’a F-35 verilmesi onayı bir yana, ABD’nin Yunanistan’a milyarlarca dolarlık askeri hibe onayını vermesine ne tepki verdik?
5. Yunanistan Başbakanı ve Savunma Bakanı aldıkları bu büyük askeri hibe yardımla ilgili “caydırıcılığımız arttı” diye demeç verirken, “kime karşı caydırıcılığınız arttı?” diye sorduk mu?
6. F-16 satışı için önümüze F-16’ların kullanımı için herhangi bir şart konuldu mu?
]]>GAZZEYE İNSANİ YARDIM
CIA Direktörü Burns, Amerikan dış politika dergisi Foreign Affairs için kaleme aldığı “Ajanlık ve Devlet Yönetimi: Rekabet Çağı İçin CIA’in Dönüşümü” başlıklı makalede uluslararası ilişkileri ilgilendiren pek çok temel başlıkta görüşlerini paylaştı. Sürecin ciddi zorluklar içerdiğini vurgulayan Burns, Gazze’de İsrail saldırılarının yoğunluğunu azaltmak, Filistinli sivillerin insani ihtiyaçlarını karşılamak, rehinelerin serbest kalmasını sağlamak, çatışmanın bölgeye yayılmasını önlemek ve Gazze’de uygulanabilir bir formül bulabilmek gibi oldukça zor problemlerle karşı karşıya olduklarını belirtti.
40 YILIMI ORTADOĞUYA HARCADIM
7 Ekim’de Hamas saldırılarıyla başlayan ve İsrail’in Gazze’de halen devam eden katliamlarıyla gerilimin sadece bölgeyi değil tüm küresel sistemi ilgilendirdiğini kaydeden Burns, sürecin hassasiyetini, “Son 40 yılımın büyük kısmını Ortadoğu’da ya da bu bölge üzerine harcadım ve Ortadoğu’yu daha karmaşık ve bu kadar patlamaya hazır nadiren gördüm.” ifade etti.
Burns, bölgesel düzlemde İran-İsrail denklemine ilişkin, “İsrail’in ve bölgenin güvenliği için anahtar, İran’la baş edebilmektir. İran rejimi mevcut krizde güçlenmiştir ve son bölgesel uzantısına kadar savaşmaya hazır gözükmektedir.” değerlendirmesini yaptı.
UKRAYNAYA DESTEK
ABD’nin ve Batı’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin hayati olduğunu vurgulayan Burns, ABD Kongresinde takılan Ukrayna’ya destek paketine ilişkin, “Şu kritik aşamada ABD için geri adım atmak ve Ukrayna’ya desteği kesmek tarihi anlamda kendi kalemize gol atmak olur.” değerlendirmesini yaptı.
ABD RAKİPSİZ
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı birkaç düzlemde kaybettiğini savunan Burns, Rus ordusunun ağır kayıplar verdiğini ve ekonomisinin tahribata uğradığını kaydetti. ABD’nin şu an karşı karşıya olduğu durumu Soğuk Savaş’ın bittiği döneme ya da 11 Eylül sonrası döneme benzeten CIA Direktörü, ABD’nin artık Çin ve Rusya karşısında “rakipsiz üstünlüğe” sahip olmadığını belirtti.
ÇİN DAHA BÜYÜK TEHDİT
“En yakın meydan okuma Rusya’dan geliyor olabilir, ancak Çin uzun vadede daha büyük bir tehdittir.” ifadesini kullanan CIA Direktörü, teşkilatın son yıllarda ciddi şekilde buna göre yeniden organize olduğunu ve sadece Çin üzerine odaklanan bir birim kurduklarını aktardı.
Burns, Ukrayna’daki savaşı en yakından Pekin’in izlediğini belirterek, “Çin, uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyeti ve bunu yapmak için ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik gücü ile ABD’nin yegane rakibi olarak durmaktadır.” değerlendirmesini yaptı. Çin’in yükselişinin tek başına sorun olmadığını, asıl sorunun Pekin’in “tehdit edici” eylemleri olduğunu savunan Burns, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in sadece ülkesinin dönüştürücü gücüne odaklanmayıp uluslararası sistemi “yeniden yazma” niyetiyle daha büyük adımlar attığını belirtti.
]]>Dünyanın en büyük petrokimya piyasası bilgi sağlayıcısı ICIS’te LNG Analisti Alex Froley, ABD’nin söz konusu kararından etkilenen en büyük projenin Venture Global’in Calcasieu Pass tesisinde planladığı yıllık 20 milyon kapasiteli ikinci proje olan CP2 olduğunu kaydetti.
Froley, CP2 projesinin yakın zamanda onaylanması durumunda inşaatının yaklaşık 3 yıl süreceğini, şirketlerin 2027’de buradan tedarik beklediğini ifade etti.
Bu beklentilerin erteleneceğini vurgulayan Froley, “Avrupa’da etkilenen şirketler arasında CP2’den LNG tedarik sözleşmeleri olan Alman ENBW ve SEFE de bulunuyor. Çinli ve Japon şirketlerin de CP2’den anlaşmaları vardı” değerlendirmesinde bulundu.
ABD SEÇİMLERİNİ BEKLEMEK ZORUNDALAR
Froley, sektörün muhtemelen ABD seçimlerinden sonra ne olacağını görmek için beklemek zorunda kalacağının altını çizerek, “Bu da yeni projelere en az bir yıl gecikme getirecek. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ABD, Kanada ve Meksika’da halihazırda onayı alınmış ve inşa edilmekte olan çok sayıda yeni proje var, dolayısıyla 2025-2026’dan itibaren Katar’dan gelecek yeni arzın yanı sıra oldukça büyük bir yeni arz dalgası söz konusu.” diye konuştu.
ABD’nin kararının piyasadaki arzı hemen etkilemeyeceğine dikkati çeken Froley, “Çünkü bu karar inşa edilmesi yaklaşık üç yıl sürecek yeni projelerle ilgili. ABD ve Katar’dan önümüzdeki birkaç yıl içinde inşa edilecek çok sayıda yeni LNG projesi var. 2020’li ve 2030’lu yılların sonlarına geldiğimizde, ihtiyaç duyulan arz miktarı tamamen kömür, gaz, nükleer ve yenilenebilir enerji dengesine bakış açınıza bağlı” ifadelerini kullandı.
‘UZUN VADELİ DENGEYİ ETKİLEYEBİLİR’
İtalya’da bulunan Ricerche Industriali ed Energetiche’de (RIE) enerji jeopolitiği ve piyasaları alanında araştırma görevlisi Francesco Sassi de ABD’nin LNG ihracatı açısından bir süper güç olduğunu söyledi.
Sassi, birkaç yıl içinde ABD’nin küresel pazarlara yaptığı sevkiyatın Avrupa ve Asya’da talebi dengelemek için artacağını belirterek, “Aynı durum Washington’un enerji diplomasisi için de muazzam bir fırsat teşkil edecek” dedi.
ABD’nin son kararının uzun vadeli dengeyi etkileyebileceğine işaret eden Sassi, “Dünyada hiçbir ülkenin ABD gibi hazırda ihracat projeleri yok. Sorun, bugünün ABD LNG ithalatçıları için değil, enerji sepetinde artan yenilenebilir enerji kaynaklarını dengelemek amacıyla kömür tüketimini azaltmak ve gaza yönelmek için ek ABD LNG arzı bekleyen ülkeler için olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
2023’ÜN EN ÇOK LNG İHRAÇ EDEN ÜLKESİ ABD OLABİLİR
Rusya’nın boru hatlarından Avrupa’ya gönderdiği gaz arzını kısıtlaması, 2021’in ikinci yarısında Avrupa gaz ve elektrik fiyatlarında dramatik bir artışa yol açtı ve Şubat 2022’den bu yana Rusya-Ukrayna Savaşı Avrupa için ciddi zorluklar yarattı.
Avrupa, Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bu yana 36,5 milyar metreküp LNG yeniden gazlaştırma kapasitesi kurdu.
2030’a kadar 106 milyar metreküplük ilave yeni veya genişletilmiş LNG ithalat kapasitesi ise planlama aşamasında bulunuyor. Bunun da Avrupa’nın LNG ithalat kapasitesini 406 milyar metreküpe çıkarması bekleniyor
Daha önce ABD LNG ihracatının ana varış noktası Asya iken son iki yılda kargoların üçte ikisi Avrupa’ya ulaştı.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre, 2022’de ABD’nin Avrupa’ya gönderdiği LNG miktarı bir önceki yıla göre yüzde 141 arttı. Rusya’dan gelen boru gazının son 40 yılın en düşük seviyesine gerilemesinin ardından Avrupa’nın ABD LNG sepetindeki payı yüzde 64’e kadar yükseldi.
Uluslararası araştırma kuruluşlarının tahminlere göre, 2023’ün en çok LNG ihraç eden küresel oyuncusunun ABD olması bekleniyor.
Energy Outlook Advisors tarafından derlenen gemi takip verileri, küresel LNG talebinin 2023’te yıllık bazda yüzde 2,8 büyümeyle tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını gösteriyor.
NE OLMUŞTU?
ABD’de Joe Biden yönetimi, 26 Ocak’ta çevreci grupların baskıları sonucu LNG ihracatına yönelik onay sürecini geçici olarak durdurma kararı almıştı.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Enerji Bakanlığının LNG ihracat izinlerini teyit etmek için kullandığı mevcut ekonomik ve çevresel analizlerin yaklaşık beş yıllık olduğu ve artık potansiyel enerji maliyeti artışları veya sera gazı emisyonlarının etkisine ilişkin son değerlendirmeler gibi konuları yeterince hesaba katmadığı belirtilmişti.
Bekleyen başvurulardaki geçici duraklamanın, mevcut durumda izni olan ihracatları etkilemeyeceğine işaret edilen açıklamada, kararın ABD’nin Avrupa ve Asya’daki müttefikleri ile halihazırda izin verilen diğer alıcılara sağladığı tedariki etkilemeyeceği vurgulanmıştı.
İklim aktivistleri, yeni LNG projelerinin kirlilik nedeniyle yerel topluluklara zarar verebileceğini, küresel olarak fosil yakıtlara bağımlılığı onlarca yıl boyunca değiştirilemez hale getirebileceğini ve yanan gazlarla güçlü sera gazı metanının sızıntısından kaynaklanan emisyonlara yol açacağını savunuyor.
]]>Kızıldeniz’de sular, Yemen’deki Husilerin, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana şiddetli saldırılar düzenlediği Gazze Şeridi ile dayanışma kapsamında Kızıldeniz’de İsrail’in sahibi olduğu veya işlettiği kargo gemilerinin yanı sıra İsrail’e veya İsrail’den mal taşıyan gemileri füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasıyla ısınmaya başladı.
Husilerin 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir gemiyi füze ve kamikaze dronlarla hedef alması gerilimi daha da arttırdı.
Bunun ardından ABD de küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD ve İngiltere, bugüne kadar, “Gazze’ye destek” gerekçesiyle Kızıldeniz’den İsrail’e giden gemilere saldırılar düzenleyen Yemen’deki İran destekli Husilere ait 91 hedefi vurdu.
Bu gelişmelerin ardından uluslararası firmaların çoğu son zamanlarda deniz seyrüseferinde önemli bir yeri olan Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’e alternatif olarak Ümit Burnu rotasına yöneldi.
Husilerin İsrail ve ABD’ye bağlı gemilere yönelik saldırıları nedeniyle Babu’l Mendeb Boğazı’ndan geçen gemilerin maliyeti yüzde 170’e varan oranlarda arttı. Bu da gemi şirketlerinin bu rotadan seferleri iptaline yol açtı.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapıldığı göz önüne alındığında bu rotanın devre dışı kalmasının yol açacağı zarara ilişkin bir tahmin oluşturabilir.
NAKLİYE MALİYETLERİNE ETKİSİ
Dünyanın en büyük konteyner şirketi İtalyan-İsviçre ortaklı Mediterranean Shipping Company (MSC), bir basın bülteniyle müşterilerini, 12 Şubat’tan itibaren ABD’ye giden konteyner trafiğinin bir kısmı için ek fiyat artışları konusunda uyardı.
Nakliye şirketi Honor Lane ise Kızıldeniz’deki durumun 6 ay, belki bir yıl kadar devam edebileceğini düşündüklerini; böyle bir durumda nakliye fiyatının yüksek olmasının ve ekipman sıkıntısının devam etmesinin de beklendiğini belirtti.
ABD’li yatırım bankası Wells Fargo’nun küresel alacaklar ve ticaret finansmanı başkan yardımcısı Stephen Schwartz, CNBC televizyonuna yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz’deki durumdan en büyük etkiyi Avrupa’nın hissettiğini, artan fiyatların etkilerinin emtialar üzerinde görülmeye başlandığını” belirtti.
Konteynerlerin gecikmesi, kapasitenin azalması ve daha uzun transit işlemlerinin küresel nakliye maliyetlerini etkileyen faktörler olduğuna işaret eden Schwartz, Kızıldeniz’deki durum devam ettikçe küresel nakliye maliyetlerinin ABD şirketlerini de etkilemeye başlayacağını ifade etti.
FAİZDE İNDİRİM BEKLENTİLERİ ERTELENEBİLİR
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, Kızıldeniz’deki krizin 2024 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde enflasyonun yarım derece artmasına yol açacağı tahmin ediliyor.
Kızıldeniz’deki kriz, Avrupa’nın, “Avro Bölgesi ekonomisinin faiz oranlarının bu yıl yüzde 4’ten düşürülme ihtimaline ilişkin” umutlarını söndürüyor.
Avrupa Merkez Bankası, enflasyonu düşürmek için Temmuz 2022’den itibaren art arda 10 faiz artışı gerçekleştirdi.
Uzmanlar, Avrupa Merkez Bankasının 2024’te 6 kez faiz indirimi yapmasını umarken, Kızıldeniz’deki gerilim bu beklentinin ertelenmesine neden olabilir.
ABD’de ise bir önceki ayda yüzde 3,1 olan enflasyon, aralıkta yeniden yüzde 3,4’e yükseldi. Enflasyondaki bu hareketlik, henüz Kızıldeniz’deki gerilimden payını almamış durumda.
ABD Merkez Bankası, Kızıldeniz krizinin ocak ayından itibaren enflasyon üzerinde ek etkiler oluşturmasından endişeli. Bu da 2024’ün ilk yarısının sonundan önce faiz indirimi yapılacağı varsayımına ilişkin umutların azalması anlamına geliyor.
ABD Merkez Bankası verilerine göre ABD’de faiz oranları şu an yüzde 5,5 ile 2001’den bu yana en yüksek seviyede bulunuyor.
ORTA DOĞU ÜZERİNDEKİ ETKİLER BELİRSİZ
Orta Doğu’da ise özellikle Husilerin geçen gemilerin tamamını hedef almaması nedeniyle pek çok ülkenin ekonomisinde enflasyon beklentileri hala belirsizliğini koruyor.
Bu konuda Ürdün’ün başlattığı girişim, Kızıldeniz’deki gerilimle mücadele ve mal arzı üzerindeki olası etkileri öngörme açısından petrol ithal eden çoğu Arap ülkesi için model teşkil edebilir.
Ürdün Başbakanı Beşir el-Hasavne, 15 Ocak’ta, Kızıldeniz’deki gelişmelere bağlı olarak ülkedeki bakanlıklara ve ilgili makamlara, “yerel pazardaki potansiyel enflasyon kaynaklı etkilerle mücadele” için bazı önlemler almaları talimatı verdi.
Hasavne, tüm temel malzemeler için bol ve yeterli stok sağlanması, bu temel malzemelerin fiyatlarının ramazan ayının sonuna kadar (mart ve nisan ayları) korunması yönünde talimat verildiğini aktardı.
Ayrıca nakliye hareketinin koşullarının ve düzenliliğinin denetlenmesi yönünde de talimat verildiğine işaret eden Hasavne, pek çok denizcilik şirketinin Babu’l Mendeb Boğazı’na girmeyerek Ümit Burnu’na doğru ilerlemesi nedeniyle gecikmeler yaşanmasına rağmen gemi ve nakliye hareketinin Akabe limanına doğru akışının ciddi şekilde etkilenmediğini belirtti.
]]>ABD’nin Irak ve Suriye’de bulunan üslerine yönelik saldırıların başladığı 17 Ekim 2023’ten bu yana toplam 140 saldırı yapıldığını belirten Singh, bunların 57’sinin Irak’ta, 83’ünün de Suriye’de olduğu bilgisini paylaştı.
Singh, Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik devam eden Husilerin saldırılarına da değinerek, Husilere bu saldırıları durdurmaları çağrısını yineledi.
Bir gazetecinin, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurması halinde Husilerin eylemlerine son vereceğini açıkladığını hatırlatması üzerine Singh, Kızıldeniz’de olanlarla Gazze’de yaşananların arasında bir bağ bulunmadığını iddia etti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), en son dün gece ve bu sabah Husiler tarafından kullanıldığı iddia edilen füze rampalarına karşı yeni saldırılar düzenlediğini duyurmuştu.
ABD yönetimi, ayrıca dün, Yemen’de Husiler olarak bilinen Ensarullah Hareketi’ni, Kızıldeniz’deki saldırıları nedeniyle yeniden “yabancı terör örgütleri” listesine almıştı.
ABD’DEN HUSİLERE KARŞI SALDIRI
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), son günlerde Kızıldeniz’deki eylemleriyle gündemden düşmeyen gruba karşı saldırı yapıldığını duyurdu.
Açıklamada, “Kızıldeniz’de seyrüsefer serbestisini korumaya, ABD ve ortak deniz trafiğine yönelik saldırıları önlemeye yönelik devam eden çok uluslu çabalar bağlamında 18 Ocak’ta, CENTCOM güçleri Yemen’de Husilerin kontrolündeki bölgelerde ateşlenmeye hazır ve Kızıldeniz’in güneyini hedeflenen 2 gemi savar füzeye saldırı düzenlendi.” ifadesi kullanıldı.
Söz konusu füzelerin bölgedeki ticari gemiler ve ABD Donanması gemileri için “yakın bir tehdit olduğu” savunulan açıklamada, füzelerin ABD güçlerince tespit edildiği ve “meşru müdafaa” amacıyla vurularak imha edildiği belirtildi.
BIDEN: HUSİLERİN SALDIRILARI HENÜZ ENGELLENEMEDİ
ABD Başkanı Joe Biden, Kuzey Carolina’ya yapacağı ziyaret öncesi, Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını cevapladı.
ABD Başkanı, Amerikan ve İngiliz donanmasının gerçekleştirdiği ortak operasyonun, Husilerin Kızıldeniz’den geçen ticari gemileri hedef almasını henüz “engelleyemediği” itirafında bulundu.
Bölgedeki ABD güçlerinin, Yemen’den yapılan gemilere yönelik saldırılara verdiği karşılıkla ilgili, “Husileri durduruyorlar mı? Hayır. Devam edecekler mi? Evet.” diye konuşan Biden, ABD’nin Husilere yönelik operasyonlara devam edeceğini vurguladı.
Aynı dakikalarda ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), X’te yaptığı paylaşımda, “Kızıldeniz’in güneyini hedef alan ve fırlatılmaya hazırlanan iki Husi gemisavar füzesinin imha edildiğini” kaydetti.
KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’de Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü belirtti.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
]]>Kızıldeniz’de son dönemde yaşanan çatışmalar nedeniyle Katar’a ait sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) gemileri Umman açıklarında beklerken, çatışmalar Avrupa ve küresel enerji piyasalarına daha hızlı ulaşmak için bölgeyi kullanan LNG kargo gemilerinin yolculuk süreleri açısından Kızıldeniz’in kritik önemini gözler önüne serdi.
Bölgeden, özellikle Katar’dan Batı ülkelerine yoğun fosil yakıt ticareti, özelde de LNG ihracatı yapılıyor. Kızıldeniz üzerinden Süveyş Kanalı kullanılarak Akdeniz’e ulaşılan rota, navlun maliyetleri ve süreleri açısından en ekonomik alternatifi oluşturuyor.
Bölgede Husilerin İsrail ve ABD’ye ait ya da bu ülkelere ticari amaçla seyahat eden gemilere saldırıları ise birçok ülkeye ve taşıma şirketine ait gemilerin bu rotayı kullanmaktan vazgeçmesine neden oluyor.
Uluslararası gemicilik takip sitelerinin verilerinden derlenen bilgilere göre, bu hafta başı itibarıyla Katar’a ait en az 3 LNG gemisi Umman açıklarında plansız durakladı. Bu ülkeye ait Al Ghariya, Al Huwaila ve Al Nuaman LNG tankerlerinin pozisyonlarının sabit olduğu görüldü.
Katar’a ait Al Rekayyat isimli bir diğer LNG gemisinin de Kızıldeniz’in ortasında durakladığı ve 10 Ocak’tan bu yana konumunu güncellemediği anlaşıldı.
Son haftalarda birçok LNG tankeri, Kızıldeniz rotasını kullanmaktan kaçınmaya ve Ümit Burnu’nun etrafından dolaşmaya başlamıştı.
EN DÜŞÜK MALİYETLİ SEÇENEK
Dünyanın en büyük petrokimya piyasası bilgi sağlayıcısı ICIS’te LNG piyasası analisti olarak çalışan Alex Froley yaptığı değerlendirmede, Katar’ın LNG yüklerini Avrupa bölgesine Süveyş Kanalı yerine Afrika’nın etrafından dolaşarak göndermesi halinde yolculuk sürelerinin iki kattan fazla artabileceğini söyledi.
Froley, Katar’dan yola çıkan bir LNG tankerinin Afrika’yı dolaşarak Türkiye ve Avrupa’ya ulaşmasının yaklaşık 29 gün sürdüğünü belirterek, “Bu, Süveyş Kanalı aracılığıyla gerçekleşmesi halinde 12 günde tamamlanıyor. Bu da olası gecikmeler ve Katar’ın tüm teslimatlarını karşılayabilmek için daha fazla gemi bulması gerekebileceği anlamına geliyor ki bu da maliyetlerin artması demek” ifadesini kullandı.
“LNG savunmasız bir kaynak mı?” sorusuna Froley, “Kilit ticaret rotalarındaki kesintilere karşı savunmasız olabilir. Örneğin kuraklığın suyu azaltması nedeniyle Panama Kanalı’nı kullanmak zorlaşıyor ve şimdi Süveyş Kanalı da kesintiye uğruyor. Bununla birlikte kesintiler uzun sürerse aslında LNG’nin taşıdığı esneklik de kendini ortaya koyacaktır. Özellikle boru hattı gazından kesinlikle daha esnek.” yanıtını verdi.
Froley, Japonya’nın 2011’de Fukushima’nın ardından nükleer santrallerini kapattığına ve LNG’ye yöneldiğine dikkati çekti.
Avrupa’nın da Rusya’dan boru hatları aracılığıyla doğalgaz almayı bıraktıktan sonra daha fazla LNG aldığına işaret eden Froley, “Dolayısıyla orta ve uzun vadede rotalar yeniden belirlenebilir ve gemiler yeni rotalar izlemeye başlayabilir.” dedi.
Froley, normalde her ay yaklaşık 30 ila 40 LNG kargosunun Kızıldeniz-Süveyş Kanalı’ndan geçtiğini söyledi.
KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’de Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı.
Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının talep edildiği kararı kabul etti.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
Kahhum, “Yemen’den Amerikalılara şunu söylüyoruz: Yemen’e yönelik tüm hareketleriniz ve saldırılarınız başarısızlıkla deneme bonusu
sonuçlanacak, saldırılarınıza tüm gücümüzle karşı koyacağız. Yemen’in kudretini göreceksiniz ve bölgeden aşağılanmış bir halde çekileceksiniz. Kibrinizi kıracak, sözde heybetinizi yıkacak Yemen caydırıcılığını göreceksiniz” dedi.
“BİR FETİH VE CİHAT”
Yemen’in, devletiyle, halkıyla ve ordusuyla ABD ile bir savaşa hazırlandığına dikkati çeken Kahhum, şunları söyledi:
“Yemen devleti, liderliği, silahlı kuvvetleri ve halkı tetikte ve ABD ile açık bir savaşa girmeye hazırlanıyor. Filistin ve ümmetin tüm davaları uğruna, Amerika, İngiltere ve İsrail’in temsil ettiği Büyük Şeytan’la doğrudan karşı karşıya gelmek büyük deneme bonusu veren siteler
bir onurdur.”
Kahhum, ABD ile savaşın “vaat edilen bir fetih ve cihat” olduğunu söyledi.

“SALDIRILAR ETKİSİZ”
ABD’nin Yemen’deki saldırılarının etkisiz olduğunu savunan Kahhum, “ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarının hiçbir etkisi olmadı ve olmayacak. Bu, egemenliği ve uluslararası yasaları çiğneyen bir saldırı ve suçtur” değerlendirmesinde bulundu.
“YEMEN’E SAVAŞ İLAN ETTİLER”
Kahhum, “ABD ile İngiltere’nin vurduğu hedefler daha önce bombalanan bölgelerdeydi ve bu yeni bir şey değil. Bununla birlikte Yemen’e savaş ilan ettiler ve dolayısıyla Yemen’in onlara yönelik yapacağı saldırılara ve Yemen’in stratejik caydırıcılığına katlanmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Ali el-Kahhum, “Bu terörist ABD’dir ve bu da onun işlediği suçudur. Bu açık bir savaştır ve devam ediyor. Saldırılarında pişman olacaklar ve bedelini ağır ödeyecekler. Yemen, yüce milletiyle, devletiyle, liderliğiyle, silahlı kuvvetleriyle, güçlü eliyle ve askeri yetenekleriyle büyüktür” şeklinde konuştu.
Kahhum, ABD’ye zafere ulaşana dek savaşacaklarına dikkati çekerek, düşmanlarına karşı tepkilerinin sert ve acıklı olacağını öne sürdü.

KÜRESEL TİCARETİ TEHDİT EDİYORLAR
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılarına tepki olarak, 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu iddia ettikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da drone ve füzelerle nazillispor.com
saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze droneları düşürdüğünü duyurdu.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliği tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı.
Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını bildirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti.
Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
]]>ORTAK SALDIRI
Biden, açıklamasında, “Bugün, talimatımla, ABD ordu güçleri İngiltere ile birlikte ve Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın da desteğiyle Yemen’de Husi isyancıları tarafından kullanılan bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi.” ifadesini kullandı.
DOĞRUDAN MİSİLLEME
Saldırıların, Husilerin Kızıldeniz’deki eylemlerine doğrudan misilleme olduğunu belirten Biden, sonuncusu 9 Ocak’ta gerçekleşen ve Husilerin doğrudan Amerikan gemilerini hedef aldığı bir dizi saldırıya uluslararası koalisyonla yanıt verdiklerini kaydetti.
BM KARARINI HATIRLATTI
Husilere karşı hem bölgede ABD öncülüğünde kurulan deniz gücüne hem de uluslararası kamuoyunda oluşan yaklaşıma dikkati çeken Biden, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde önceki gün alınan ve Husilerin saldırılarına son vermesi çağrısı yapan kararı hatırlattı.
“Yemen’deki bu saldırılar, ABD ve müttefiklerinin dünyanın en kritik ticari rotalarından birindeki seyrüsefer özgürlüğünün tehlikeye atılmasını ve personelimizin hedef alınmasını tolere etmeyeceğimizin açık mesajıdır.” değerlendirmesini paylaşan Biden, gerekmesi halinde bundan sonra da ileri tedbirleri almakta tereddüt etmeyeceğini vurguladı.
TOMAHAWK DA KULLANILDI
Amerikan medyasına açıklama yapan bazı Amerikalı yetkililer de ABD ve İngiltere ordu kuvvetlerinin en az 12 Husi hedefini vurduğunu, saldırıların savaş uçakları ve Tomahawk füzeleriyle yapıldığını bildirdi.
HEDEF ALINAN YERLER
Konuyla ilgili açıklama yapan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise saldırıda Husilere ait insansız hava araçlarını, balistik ve seyir füzeleri ile radar ve gözetleme kapasitelerini hedef aldıklarını kaydetti. Austin, ABD’nin bundan sonra da Yemen’deki Husilere yönelik “gereken hallerde” saldırı hakkını mahfuz tuttuğunu ve Kızıldeniz’deki gemi trafiğinin istikrarlı şekilde sürmesinin öncelikleri olduğunu belirtti.
YEMENİ YALANLADI
Saldırıya ilişkin telefonla brifing düzenleyen ABD’li üst düzey bir savunma yetkilisi ise Yemen’in ABD veya İngiltere’ye ait herhangi bir savaş uçağı ya da savaş gemisini hedef aldığı yönündeki iddiayı reddetti.
Yetkili, “Şu anda Husilerden herhangi bir karşılık görmedik.” ifadesini kullandı.
KIZILDENİZDE NELER OLMUŞTU
Son dönemlerde Yemen’deki Husilerin, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına karşılık ticari gemilere yönelik eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık 2023’te Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu misyon oluşturulduğunu duyurmuştu.
Husilerin saldırıları, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin yapıldığı Süveyş Kanalı’ndan geçişleri tehlikeye atarken, Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve şirketlerin pes peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizi”nin başlayacağına ilişkin endişeleri artırmıştı.
]]>Dünya, 2024’e İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ve neredeyse iki yılı bulan Rusya-Ukrayna savaşının gölgesinde girerken, yeni yılda yapılacak seçimlerle iki büyük güç ABD ve Rusya’nın yeni liderleri belli olacak.
2024’te ABD’deki başkanlık seçiminin yanı sıra Rusya’da devlet başkanı ve Pakistan’da genel seçimler düzenlenecek; Tayvan, Finlandiya ve El Salvador’da halk sandık başına gidecek.
Romanya, Slovakya ve Litvanya 2024 yılında devlet başkanı seçimleri için oy kullanılacak ülkeler arasında bulunuyor.
DÜNYANIN TAKİP EDECEĞİ SEÇİM
ABD’de Demokrat Partiden Başkan Joe Biden’ın yanı sıra yazar Marianne Williamson ve Robert F. Kennedy Jr’ın aday adayı olduğu duyurulurken, Cumhuriyetçi Partiden eski ABD Başkanı Donald Trump, Florida Valisi Ron DeSantis, ABD’nin eski BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, girişimci Vivek Ramaswamy ve eski New Jersey Valisi Chris Christie aday adayı konumunda.
ABD’de 60. başkanlık seçimleri, Kasım 2024’te yapılacak. Demokrat Partinin muhtemel adayının, ABD Başkanı Joe Biden olması beklenirken, Kasım 2024’te ikinci kez dört yıllık dönem için göreve gelmesi halinde 81 yaşındaki Biden, başkanlık seçimini kazanan en yaşlı Amerikalı olacak.
ABD’de 10-14 Kasım 2023’te yapılan kamuoyu yoklaması, 81 yaşındaki Biden’ın, İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana oylarının düştüğünü gösterdi. Biden’ın ilk kez eski ABD Başkanı Trump’tan daha az oy aldığı görünen ankete göre Trump, tüm seçmenlerin yüzde 46’sının oyunu alarak, yüzde 44’te kalan Biden’ın 2 puan önüne geçti.
ABD’de yapılan bir başka ankette ise seçmenlerin yarıdan fazlası, 2024’teki başkanlık seçimlerinde ABD Başkanı Joe Biden ile eski Başkan Donald Trump’ın aday olmasını istemediğini belirtti.
RUSYA’DA RAKİPSİZ LİDER
Rusya’da devlet başkanı seçimi 17 Mart 2024’te yapılacak. Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2024’te düzenlenecek seçimde bağımsız aday olmasıyla ilgili belgeleri Merkez Seçim Komisyonuna teslim ederek resmen başvuruda bulundu. Putin’in yeniden devlet başkanı olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Rusya’da yapılan anayasal reformla 71 yaşındaki Putin, mevcut görev süresinin 2024’te dolmasının ardından tekrar seçilebiliyor. Putin böylece iki kez 6 yıllık dönem için daha başkanlık yapma hakkına sahip olacak. Bu da Rusya Devlet Başkanı’nın iki dönem art arda seçilmesi halinde 2036 yılına kadar daha iktidarda kalması anlamına geliyor.
Putin’in karşısında yarışacak adayların başvuru süreci ise devam ediyor. Rus muhalif Aleksey Navalnıy, destekçilerini Putin dışında herhangi birine oy vermeye çağırıyor.
Rusya’da bir önceki devlet başkanı seçimi 18 Mart 2018’de yapılmıştı. Putin oyların yüzde 76,69’unu alarak 4. kez devlet başkanı seçilmişti.
PAKİSTAN’DA TARTIŞMALI SEÇİM
Pakistan’da genel seçimlerin 8 Şubat 2024’te yapılması planlanıyor. Yaklaşık 127 milyon seçmenin bulunduğu ülkede genel seçimlerde, gelecek 5 yıl için ülkeyi yönetecek yeni hükümet belirlenecek.
Pakistan Müslüman Ligi-Navaz (PML-N) lideri Navaz Şerif, Pakistan Halk Partisi (PPP) lideri Bilaval Butto Zerdari, Pakistan Adalet Hareket Partisi (PTI) lideri Gohar Han, Pakistan İslam Uleması Cemiyeti Partisinin (JUI-F) lideri Mevlana Fazlur Rehman ve Cemaat-i İslami Partisi lideri Siracül Hak aday olacaklarını açıkladı.
Pakistan’da geçici hükümet Başbakanı Anvarul Hak Kakar’ın, yolsuzluk davasından hüküm giyen ve 5 Ağustos 2023’te tutuklanan cezaevindeki eski Başbakan İmran Han olmadan da “özgür ve adil genel seçimlerin” mümkün olabileceğini söylemesi ülkede tartışmaya yol açmıştı.
GÖZLER ÇİN-TAYVAN GERİLİMİNDE
Çin ile egemenlik ihtilafı içindeki Tayvan’da da 2024’te liderlik seçimleri yapılacak.
Tayvan’da 13 Ocak 2024’te düzenlenecek seçimler için DPP’den Tayvan Başkan Yardımcısı Lai Ching-te, ana muhalefetteki Milliyetçi Partiden (Koumintang/KMT) Yeni Taipei Belediye Başkanı Hou Yu-ih ve Pekin çizgisindeki Tayvan Halk Partisinden (TPP) Genel Başkan Ko Wen-je, adaylıklarını açıkladı.
Ayrıca uluslararası endüstriyel imalat şirketi Hon Hai/Foxconn Grubu’nun kurucusu, iş insanı Terry Gou da bağımsız aday olduğunu duyurdu.
Liderlik seçimlerinde partilerin Çin ile egemenlik ihtilafındaki tutumu seçmen davranışı açısından belirleyici rol oynuyor. Ana kara ile Tayvan arasında son yıllarda artan gerilim, seçmenleri Pekin ile iyi ilişkiler kurmayı savunan Koumintang ve Çin yanlısı olarak bilinen TPP’den çok adanın fiili bağımsızlığının korunmasını savunan DPP’ye yakınlaştırıyor. Seçimleri DPP’nin kazanması halinde ise Çin ile gerilimli ilişkilerin süreceği öngörülüyor.
]]>Orta Doğu ve bölge ülkeleri kapsayan bir tur gerçekleştiren ve bu ziyaretlere Türkiye’den başlayan Blinken’ın görüşmelerden sonra yaptığı sosyal medya paylaşımları ise kamuoyunun dikkatini çekti. ABD’nin 1948’te kurulan kamu kuruluşu Voice of America’nın (VOA) Türkçe yayınında Blinken’ın paylaşımları öne çıkarıldı.
Haberde Blinken ve Washington tarafının görüşmelerin detaylarını paylaştığı, fakat F-16’ların satışı konusunda bir açıklama yapılmadığına dikkat çekildi. VOA’nın Türkçe internet sitesinde, “ABD Dışişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İstanbul’daki temaslarına ilişkin art arda açıklamalar yaptı. Görüşmelerde ikili ilişkiler, İsveç’in NATO üyeliğine kabulü ve Gazze konularının gündeme geldiği belirtildi. ABD tarafının açıklamalarında F-16 satışı konusuna değinilmemesi dikkat çekti” denildi.
Görüşmelerden sonra eski adıyla Twitter olarak bilinen sosyal medya platformu X’te paylaşım yapan Blinken, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, Gazze’deki çatışmaları, NATO müttefikleri olarak ortak güvenlik önceliklerimizi ve ikili ticaret ve yatırımlarımızı genişletme arzumuzu ele aldık” ifadelerine yer vermişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Blinken’ın Erdoğan’la görüşmesine ilişkin bir yazılı açıklama yayımladı. VOA’nın aktardığı bu açıklamada “Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken bugün İstanbul’da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Bakan Blinken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze’deki çatışmalar hakkında görüştüler. Bakan, çatışmanın yayılmasını önleme, rehinelerin serbest bırakılmasını sağlama, insani yardımı genişletme ve sivil kayıpları azaltma ve İsrail’in güvenliğini sağlayacak ve bir Filistin devletinin kurulmasını ilerleten daha geniş ve kalıcı bir bölgesel barış için çalışma ihtiyacını vurguladı. Bakan Blinken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün savunulması, İsveç’in NATO’ya katılımının tamamlanması ve ABD ile Türkiye arasındaki ticaret ve yatırımın güçlendirilmesi dâhil olmak üzere Avrupa’nın güvenlik önceliklerini de ele aldılar” denildi.
Öte yandan Blinken’ın mevkidaşı Hakan Fidan’la görüşmesinden sonra da, “Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la Gazze’deki çatışmaları ve İsveç’in daha fazla gecikmeden NATO’ya üyeliğinin gerçekleşmesi konularını görüştüm” mesajını paylaştığı hatırlatıldı.
Bu görüşmeye ilişkin olarak da ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından “Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken bugün İstanbul’da, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi. Bakan Blinken ve Dışişleri Bakanı Fidan, Gazze’deki çatışmaya ilişkin görüşmelere devam etti. Bakan, çatışmanın yayılmasını önleme ihtiyacının, Filistinli sivillere yönelik insani yardımın arttırılmasının öneminin ve tüm tarafların hem İsrailliler hem Filistinliler hem de daha geniş bir bölgede kalıcı güvenliği sağlayacak bir yol çizme sorumluluğunun altını çizdi. Görüşmede ayrıca NATO Müttefikleri olarak ortak öncelikler de ele alındı ve Bakan, İsveç’in NATO’ya katılımının onaylanması için son adımların tamamlanmasının ve yaptırımlar ile ihracat kontrolünden kaçınma konularının ele alınmasının önemini vurguladı” denildi.
ANKARA DETAYLARI PAYLAŞMADI
Cumhurbaşkanlığı ya da Türk Dışişleri Bakanlığı tarafındansa görüşmelere ilişkin herhangi bir detay açıklama paylaşılmadığını belirten VOA muhabirleri Cumhurbaşkanlığı ve İletişim Başkanlığı tarafından Erdoğan’ın Blinken’ı kabul ettiğine dair bir haber ve fotoğraf paylaşıldığını aktardı. Bu açıklamada ele alınan konular konusuna ise değinilmedi.
Türk Dışişleri Bakanlığı’na yakın diplomatik kaynaklar görüşmelerde Türkiye’ye F-16 savaş uçakları ve modernizasyon kitlerinin satışı konusunun da gündeme geldiğini ifade ediyorlar. Ancak ABD tarafının açıklamalarında, F-16 savaş uçaklarının Türkiye’ye satışı konusuna değinmemesi dikkat çekti.
]]>ABD donanmasından yardım isteyen Maersk, gemilerinden birine Husiler tarafından düzenlenen saldırının ardından, güvenlik durumunu değerlendirmek üzere tüm Kızıldeniz transit geçişlerini 48 saatliğine askıya aldı.
ABD donanması Maersk Hangzhou’dan gelen yardım çağrısına yanıt verirken kendilerine ateş açıldığını ve bunun sonucunda iki gemisavar balistik füzeyi düşürdüğünü söyledi. Bu saldırının ardından Maersk sabah saatlerinde yeniden saldırıya uğradığını belirterek ABD’den ikinci kez yardım istedi.
Maersk’e düzenlenen son saldırı ABD’nin denizcilik şirketlerine küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den geçmenin güvenli olduğuna dair güvence verme çabalarını baltaladı.
İKİNCİ KEZ YARDIM ÇAĞRISINDA BULUNDULAR
ABD, sabah 6.30’da Maersk tarafından bir yardım çağrısı daha aldığını açıkladı. Bu, aynı gemiden 24 saatten kısa bir süre içinde ikinci kez yardım çağrısı anlamına geliyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamaya göre, Yemen’den gelen dört küçük bot gemiye 20 metre yaklaştı ve gemiye çıkmaya çalıştı.
ABD saldırılara üç botu batıran bir saldırıyla karşılık verdi.
Açıklamada, “Küçük botlara sözlü çağrı yapılması sürecinde, küçük botlar mürettebatlı ABD helikopterlerine silah ve hafif silahlarla ateş açıldı” denildi. Açıklamaya göre dördüncü bot kaçtı ve ABD personeline veya ekipmanına herhangi bir zarar gelmedi.
Centcom, X’teki daha önceki bir gönderisinde, Singapur bayraklı ve Danimarka’ya ait konteyner gemisiyle ilgili ilk olayın, yerel saatle cumartesi akşamı, geminin Güney Kızıldeniz’den geçerken bir füze tarafından vurulduğunun bildirilmesiyle meydana geldiğini söyledi.
Centcom yaptığı açıklamada, Graveley’in Yemen’deki Husi kontrolündeki bölgelerden gemilere ateşlenen iki gemisavar balistik füzeyi düşürdüğünü söyledi.
Maersk’in bir sözcüsü olayları doğruladı ve mürettebatın güvende olduğunu ve geminin kuzeye doğru ilerlemeye devam ettiğini söyledi.
SAREE: TÜM SEÇENEKLERE HAZIR OLUN
Pazar günü televizyonda yayınlanan ve öncesinde Amerikan karşıtı propaganda videolarının ve sloganların yer aldığı bir açıklamada Husi güçlerinin sözcüsü Yahya Saree, grubun 10 üyesinin öldüğünü ya da kayıp olduğunu söyledi.
Geminin İsrail’e doğru gittiğini ve ABD’nin grubun gemiyi durdurma yönündeki insani ve ahlaki görevine müdahale ettiğini söyleyen Saree, Yemenlileri, Arapları ve Müslümanları Amerikan tırmanışına karşı koymak için tüm seçeneklere hazır olmaya çağırdı.
Saree, ABD liderliğindeki deniz koalisyonuna katılmaları halinde tüm ülkeleri “vahim” sonuçlarla karşı karşıya kalacakları konusunda uyardı.
‘ŞİRKETLER RİSK TOLERANSINA KARAR VERECEKLER’
Rane Network’ün kıdemli Orta Doğu ve Kuzey Afrika analisti Ryan Bohl, “Husiler hâlâ ABD stratejisinin sınırlarını test ediyor. ABD’nin de bugün bildirilenlere benzer başarılı müdahaleler geçmişi olduğu göz önüne alındığında, her nakliye şirketi kendi risk toleransına karar vermek zorunda kalacak” dedi.
Bohl, ABD ve müttefikleri Kızıldeniz’den geçen her gemiye eşlik etse bile bunun Husilerin hava saldırılarını caydırmayacağını söyledi.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un Yemen uzmanı Farea Al-Muslimi de pazar günkü olayın Husilerin amaçlarının Gazze’deki savaşın ötesine geçtiğini söyledi.
Muslimi “ABD ile bir boks maçı yapmak için dua ediyor ve bunu umuyorlar, bu kesinlikle onların hayali,” diyerek Husilerin bölgesel ve küresel konumlarını hesaba katılması gereken bir direniş gücü olarak güçlendirmek istediklerini belirtti.
NE OLMUŞTU?
Son dönemlerde Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi de Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık’ta Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu bir misyonun oluşturulduğunu duyurmuştu.
Buna karşılık olarak, Yemen’deki Husilerin lideri Abdülmelik el-Husi, “Amerika’nın gerilimi tırmandırmaya yönelik herhangi bir eğilimi veya Yemen’i hedef alması karşısında boş durmayacaklarını” belirtmiş ve “ABD’yi, İsrail gemilerini korumak amacıyla Kızıldeniz’i askerileştirmeye çalışmakla” suçlamıştı.
Husiler, kasım ayının ortasından bu yana bir konteyner gemisini ele geçirdi ve Kızıldeniz’de 20’den fazla saldırı düzenledi. Bunun Filistinlilerle dayanışma gösterisi olduğunu söylediler.
İsrail, kenilerine eşi benzeri görülmemiş bir saldırı başlatan Hamas’ı ortadan kaldırana kadar Gazze’de yaklaşık üç aydır sürdürdüğü savaşı devam ettirme sözü verdi.
ABD geçen hafta İran’ın Husilerin gemilere yönelik saldırılarına “derinden müdahil olduğunu” ve Yemenli militanların Tahran tarafından sağlanan izleme sistemlerine güvendiğini söyledi. İran bunu yalanladı.
Gazze’deki Hamas hükümetinin sağlık yetkililerine göre bugüne kadar 21 binden fazla Filistinli öldürüldü. Birleşmiş Milletler, Gazze’de yaşayan yaklaşık 2 milyon kişinin ciddi gıda sıkıntısı çektiği ve insani durumun vahim olduğu uyarısında bulundu.
]]>İflasların büyük çoğunluğunu küçük ve orta ölçekli işletmeler oluştursa da eğilim yavaş yavaş büyük firmalara da yayılmaya başladı.
Silikon Vadisi Bankası ve FTX gibi en büyük çöküşlerden bazıları ABD’de yaşansa da, Avrupa da kendi payına düşen şirketlerin kapılarını kapatmasına tanık oldu.
Mahkeme verilerine göre, ABD’deki şirket iflaslarının sayısı eylül ayına kadar olan 12 aylık dönemde bir önceki yıla göre yüzde 30 arttı.
Eurostat’a göre, AB genelinde kurumsal iflaslar eylül ayına kadarki dokuz aylık dönemde yıllık yüzde 13 artarak son sekiz yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
AB’nin en büyük ekonomisi olan Almanya’da da iflaslar Ocak-Eylül döneminde bir önceki yıla kıyasla yüzde 25 arttı. Ulusal istatistik ofislerine göre, Fransa, Hollanda ve Japonya’da da iflaslar ekimde ayında bir önceki yıla göre yüzde 30’dan fazla arttı.
OECD de Danimarka, İsveç ve Finlandiya da dahil olmak üzere bazı ülkelerde kurumsal iflas oranlarının 2008-09 küresel mali krizi sırasındaki seviyeleri aştığını kaydetti.
Diğer taraftan Çin’in en büyük gayrimenkul şirketleri de borç krizi içerisinde sürüklendi. Country Garden ve Evergrande birçok kez temerrüde düştü ve iflas korkusunun Asya’ya yayılmasına sebep oldu.
EMEK YOĞUN ŞİRKETLER ETKİLENİYOR
Allianz Research’ün iflas araştırması baş analisti Maxime Lemerle, “Dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde kurumsal iflaslarda artış gözlemliyoruz” dedi.
Allianz, krizden en çok emek yoğun konaklama, ulaşım ve perakende sektörlerinin etkilendiği konusunda uyardı. Emlak ve inşaat gibi faiz artışlarına daha duyarlı sektörlerin de baskı altında kalmasının beklendiği belirtildi.
BANKA İFLASLARI
ABD’de yüksek faiz oranları bazı bankaları iflasa sürükledi. Riskli krediler nedeniyle ortaya çıkan ciddi zararlar sonucunda ABD’de mart ayında önemli bazı bankalar iflas noktasına geldi.
Toplam 209 milyar dolarlık varlıkla ABD’nin 16. büyük bankası konumundaki Silikon Vadisi Bankasının (SVB) 10 Mart’taki iflası bütün dikkatleri üzerine topladı.
Özellikle teknoloji sektörüne odaklanmış ve genellikle girişimcilere kredi veren banka, artan faiz oranları ve teknoloji sektöründeki yavaşlama nedeniyle iflas etti. SVB iflasını, Signature Bank ile First Republic Bank’ın yaşadığı krizler takip etti.
Aynı dönemde, Avrupa kıtasında da İsviçre’nin en büyük ikinci bankası konumundaki Credit Suisse’in borç krizine girmesi ve satılması küresel bir bankacılık krizine ilişkin korkuların daha da artmasına neden oldu.
İFLAS EDEN ABD’Lİ DEV ŞİRKETLER
ABD ekonomisinin dev şirketlerinden iflas edenlerden bazıları ise şöyle oldu:
Bir zamanlar ABD’nin en büyük start-up’ı olan ve ortak çalışma alanı ile ofis hizmeti sunan WeWork, kasım ayında iflas başvurusunda bulundu. WeWork, pandemi sonrası daha fazla insanın evden çalışmasıyla ana faaliyet alanının sarsılmasının ardından borcunu geri ödemekte zorlandığını söylemişti.
Eczaneler için uzun bir sorunlar zincirinin ardından ABD’li eczane zinciri Rite Aid de ekim ayında iflas başvurusunda bulundu. Rite Aid; Amazon, Walmart, Target ve Costco ile rekabet etmekte zorlanıyordu.
ABD’de yaygın olarak bulunan yatak odası, banyo ve mutfak eşyaları satan mağaza zinciri Bed Bath & Beyond da son yılların en büyük perakende iflaslarından birini yaşadı. Şirket nisanda 360 mağazasının faaliyetine son verdi.
2023’te iflas eden bir diğer ev eşyası mağazası ise aşırı ağır borcu nedeniyle şubat ayında iflas başvurusunda bulunan Tuesday Morning oldu.
Parti eşyaları satan mağazacılık zinciri Party City de Ocak 2023’te iflas başvurusunda bulundu. Düzenleyici kurum, borç sahipleriyle 1,7 milyar dolarlık borç yükünün azaltılması konusunda anlaşmaya varıldığı belirtildi. Ancak ABD’li bir yargıcın perakendecinin yeniden yapılanma planlarını imzalamasının ardından iflastan kurtuldu.
Tele sağlık hizmeti veren SmileDirectClub, iflas başvurusunda bulunduktan üç aydan kısa bir süre sonra aralık ayında kapandı.
Elektrikli araç üreticisi Lordstown Motors ise haziran ayında iflas koruması için başvuruda bulundu.
AVRUPALI DEV ŞİRKETLERİN İFLASI
İflas eden bazı Avrupalı büyük şirketler şöyle oldu:
İngiliz perakende devi Wilko, şubat ayında 400 kişiyi işten çıkaracağını açıkladı ve ağustosta iflas etti. İflas 12 bin kişiyi ve 400 mağazayı da beraberinde götürdü.
Belçikalı fırın-restoran zinciri Le Pain Quotidien, Temmuz 2023’te Birleşik Krallık’taki bölümünün iflas ettiğini duyurdu. O zamandan beri zincir, Birleşik Krallık’taki şubelerinin neredeyse tamamını kapattı.
Avrupalı kırtasiye zinciri Paperchase de, hızlı mülkiyet değişiklikleri nedeniyle zorlu birkaç yılın ardından şubat ayında yaklaşık 1000 kişiyi işten çıkardı. Marka, ürünlerinin çoğunu hâlâ stoklamaya devam eden Tesco tarafından kısa süre içinde devralındı ancak Paperchase’in çok sayıda mağazası yine de kapanmak zorunda kaldı.
Dünyanın en büyük ikinci el İngilizce kitap koleksiyonu olarak kabul ettiği çevrimiçi kitap satıcısı Book Depository de Nisan 2023’te kapılarını kapattı.
İngiliz lüks mücevher perakendecisi Vashi, tasfiye bildiriminin ardından Nisan ayında iflasını duyurdu.
TÜRKİYE’DE KAPANAN ŞİRKET SAYISI ARTTI
Türkiye’de ise TOBB verilerine göre, 2023 Kasım’da 2 bin 417 şirket daha kapandı ve böylece yılın ilk 11 ayında toplam 19 bin 931 şirket kapanmış oldu.
2023’ün ilk 11 ayında, 2022’in ilk 11 ayına göre kapanan şirket sayısında yüzde 7,2, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 44,7 artış oldu.
]]>Pençe Kilit Harekâtı’nın sürdürüldüğü Irak’ın kuzeyindeki Duhok vilayetine bağlı Amediye İlçesinin Dereluk Kasabasına bağlı Sergeli Köyü yakınlarındaki 1740 ve 1754 rakımlı tepelerdeki üs bölgelerine 22-23 Aralık tarihlerinde düzenlenen iki ayrı saldırıda 12 askerimiz şehit edildi, biri ağır 13 askerimiz de yaralandı. Olumsuz hava şartları nedeniyle ilk saldırıda şehit olan 6 askerimizin naaşları dün Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı’nda düzenlenen törenle memleketlerine uğurlanırken, hain saldırıyı gerçekleştiren teröristlerden dördünün kimlikleri tespit edildi.
Teröristlerin Hakkari nüfusuna kayıtlı Memyan Armanç kod adlı Hakim Tekin, Erzurum nüfusuna kayıtlı Serhat kod adlı Velat Sönmez, Muş nüfusuna kayıtlı Hüseyin Azad kod adlı Elyesa Çiftçi ile Irak uyruklu Helmet kod adlı Kawa Takor oldukları belirlendi.
SİLAHLARI ABD ÜÇ AY ÖNCE GÖNDERDİ
Hain saldırıyı gerçekleştiren bu teröristlerin ellerindeki ABD menşeli silahlar ise dikkat çekti. Bu 4 teröristin üs bölgelerine saldıran öncü grup içinde yer aldıkları ve yoğun sisi fırsat bilerek mevzilerin içine kadar sızmayı planlayarak şehit askerlerin silahlarını gasp etme girişiminde bulundukları sırada öldürüldükleri öğrenildi.

Terörist Hakim Tekin
Teröristlerden Hakim Tekin’in elindeki silahın, askeri kamuflaj kaplı termal gece görüş dürbünlü ABD yapımı yeni nesil M-16 hafif piyade tüfeği olduğu ve bu silahların geçtiğimiz Eylül ayında 8 TIR’la Suriye’nin Deyrizor bölgesine gönderilen silahlarla aynı seri ve kafileden olduğu belirlendi.

Terörist Velat Sönmez
Terörist Velat Sönmez’in elindeki silahın da yine ABD yapımı ve bir süre önce Suriye’ye gönderilen sözde yardım silahları arasında yer alan Carbine M-4 otomatik tüfek olması dikkat çekti.

Terörist Kawa Takor
Terörist Kawa Takor’un elinde görülen silahın ise NATO silahı olarak bilinen ABD menşeli uzun namlulu dürbünlü M-16 piyade tüfeği olması dikkatlerden kaçmadı.

Terörist Elyesa Çiftçi
Terörist Elyesa Çiftçi’nin taşıdığı silahın ise Rus menşeli Biksi makineli tüfek olduğu görüldü.
YÜKSEKOVA’DA SON ANDA KAÇMIŞTI
Hain saldırıda öldürülen terörist Hakim Tekin’in 2015 yılında Hakkari’nin Yüksekova İlçesinde özerklik ilanıyla başlatılan çukur ve hendek olaylarında da üçü özel harekat polisi 7 güvenlik görevlisinin şehit edildiği saldırılara bizzat katılmak suçundan hakkında arama kararı olduğu belirlendi. Teröristin daha sonra İlçede kontrolün sağlanmasıyla sivil kıyafetlerle Irak’ın kuzeyine kaçtığı ve Hakurk bölgesine geçerek burada bomba ve silah eğitimi aldığı, son olarak Pençe Kilit Harekâtı bölgesinde hava harekatlarından etkilenmemek için yeraltına kazılan tünel ve deliklerde uzun süreden beri barındığı belirlendi.
SURİYEDE DE MEHMETÇİĞE KARŞI SALDIRILARDA YER ALMIŞ
Saldırıda öldürülen terörist Velat Sönmez’in de Şırnak’ın Silopi İlçesindeki Cudi Dağı kırsalında 2019 yılında yaralandıktan sonra tedavi için Irak’ın kuzeyine gönderildiği ve buradan Suriye’nin kuzeyine geçerek PKK-YPG saflarında yer alıp Resulayn ve Tel Abyad’da TSK’nın gerçekleştirdiği Barış Pınarı harekatlarında da Mehmetçiğe karşı mayınlı ve roketli saldırılarda yer aldığı bildirildi. Teröristin tekrar Irak’ın kuzeyine geçerek Pençe Kilit Harekâtı bölgesindeki Metina ve Zap Vadisinde son iki yıldan beri Mehmetçiğe karşı birçok taciz ve sızma girişiminde bulunduğu tespit edildi.
ABD DESTEĞİYLE MUSUL VE KERKÜK’TE ÇATIŞMALARA KATILDI
Terörist Elyesa Çiftçi’nin ise 10 yıldan beri terör örgütünün dağ kadrosunda faaliyet yürüttüğü ve hakkında, terör örgütü üyesi olmak suçundan Muş Başsavcılığınca daimi arama kararı bulunduğu öğrenildi. Teröristin ABD desteğiyle IŞİD’e karşı Musul ve Kerkük’teki çatışmalarda yer aldıktan sonra Pençe Kilit harekatı bölgesine gönderildiği, Hakkari kırsalındaki Cilo Dağı ile Zap Vadisinde uzun süreden beri güvenlik güçlerine yönelik taciz ve saldırıların başındaki isimlerden olduğu ve örgüt içinde sözde takım sorumluluğu yaptığı bildirildi.
]]>Denizcilik otoriteleri, bölgedeki seyirlere karşı uyarıda bulunurken, nakliye şirketlerinden seferlerin askıya alındığına ya da gemilerinin rotalarının değiştiğine yönelik açıklamalar gelmeye devam ediyor.
170 GEMİ ROTAYI AFRİKA’NIN GÜNEYİNE ÇEVİRDİ
ABD’li nakliye şirketi C.H. Robinson’dan yapılan açıklamada, geçen hafta boyunca 25’ten fazla geminin Süveyş Kanalı’ndan Ümit Burnu’na yönlendirildiği bildirildi.
Açıklamada, “Kızıldeniz’de devam eden savaş riskleri ve Panama Kanalı’ndaki kuraklık nedeniyle bu sayının artmaya devam etmesi muhtemel” ifadeleri kullanıldı.
Ayrıca ABD’li lojistik şirketi Flexport’tan yapılan açıklamada, 20 Aralık itibarıyla firmaların 170 gemiyi Afrika’nın güneyine yönlendirdiği ve 35 geminin seyirlerini durdurduğu kaydedildi.
Açıklamada, bu durumun mevcut nakliyelerin çoğunda büyük gecikmelere neden olduğu, Asya ile Avrupa ve Asya ile ABD’nin doğu kıyısı arasındaki rotalar için daha uzun transit süreleriyle karşı karşıya kalınmasının beklendiği aktarıldı.
EK ÜCRET UYGULAMASI
Öte yandan, Almanya’nın en büyük konteyner taşımacılık şirketi Hapag-Lloyd, gemileriyle Orta Doğu’ya ve Orta Doğu’dan yapılan taşımalar için yeni yılda ek ücret uygulayacağını duyurdu.
Şirketin internet sitesindeki açıklamasında, Asya ve Okyanusya’dan Kızıldeniz bölgesine yapılan seferler için 1 Ocak’tan itibaren mevsimsel bir ek ücret uygulanacağı belirtildi.
Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Yemen’i kapsayan bölgeden Asya ve Okyanusya’ya yapılan taşımalar için de yılbaşından itibaren özel ek ücretler uygulanacağı belirtilen açıklamada, 22 Ocak’tan itibaren Hindistan, Orta Doğu ve Kuzey Amerika arasındaki rotaya da bu ücretlerin uygulanacağı aktarıldı.
Açıklamada, güzergaha ve konteynerin boyutuna bağlı olarak ek ücretlerin konteyner başına 250 ila 1000 dolar arasında değişeceği belirtildi.
Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, daha önce konteynerler için ek taşıma ücretleri açıklarken, Fransız CMA CGM şirketi de benzer uygulamayı duyurmuştu.
KIZILDENİZ’DEKİ SALDIRILAR
Yemen’deki Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 14 Kasım’daki televizyon konuşmasında, Kızıldeniz’de İsrail gemilerini hedef alabilecekleri tehdidinde bulunmuştu. Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri ise 19 Kasım’da X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarına tepki olarak İsrail bandıralı her türlü gemiyi hedef alacaklarını duyurmuştu.
Ardından Husiler, Babu’l Mendep Boğazı’nda “Unity Explorer” ve “Number Nine” adlı iki İsrail gemisine İHA ve füze saldırısı düzenlemişti.
CENTCOM ise 4 Aralık’ta X sosyal medya platformundan, Kızıldeniz’in güneyindeki uluslararası kara sularında 3 ticari gemiye 4 saldırı düzenlendiğini açıklamıştı.
Bölgede güvenlik durumunun kötüleşmesinin ardından dünyanın en büyük konteyner şirketi İtalyan-İsviçre ortaklı Mediterranean Shipping Company (MSC), Danimarka merkezli deniz nakliye şirketlerinden Maersk, Alman taşımacılık şirketi Hapag-Lloyd, Fransız gemicilik şirketi CMA CGM ve İngiliz enerji şirketi bp Kızıldeniz’deki tüm seferlerini askıya almıştı.
Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve şirketlerin peş peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizinin” başlayacağına ilişkin endişeleri artırmıştı.
ABD yönetimi, 18 Aralık’ta Husilerin Kızıldeniz’de uluslararası gemilere yönelik artan saldırılarına karşı çok uluslu bir misyon kurulduğunu açıklarken, Avrupa Birliği’nin (AB) de ABD’nin Kızıldeniz’deki ticari gemilerin güvenliğini sağlamaya yönelik girişimine katılmaya hazırlandığı bildirilmişti.
]]>