Milliyetçi Hareket Partisi, yeni çalıştaya hazırlanıyor…
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatıyla düzenlenecek çalıştay, “Güçlü Türk aile yapısı, sağlıklı toplum ve lider ülke Türkiye” vizyonu çerçevesinde, 14-15 Eylül günlerinde yapılacak.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Selim Yurdakul, çalıştayın amacı ve ele alacağı konulara ilişkin açıklamada bulundu.
TALİMAT BAHÇELİ’DEN GELDİ
Türk milletinin temel taşı ailenin, birçok tehdit ve sınamayla karşı karşıya olduğunu, kültürel erozyon, ekonomik zorluklar toplumsal değerlerin aşınması gibi risk ve tehdidin, aile kurumunu derinden etkilediğini söyleyen Yurdakul, bu kapsamda, MHP Kadın Aile Çocuk ve Engelli Politikalarından (KAÇEP) sorumlu il başkanları ve parti kurullarının bir süredir çalışma yaptığını belirtti.
Genel Başkan Yardımcısı Yurdakul, bu çalışmalara ilişkin ön raporu sundukları Genel Başkan Bahçeli’nin de “aile kurumunun muhafaza edilmesi, güçlendirilmesi ve geleceğe hazırlanması” amacıyla çalıştay yapılması talimatını verdiğini bildirdi.
Bu çerçevede, öncelikle 81 ilin KAÇEP il başkanıyla konuyu detaylı istişare ettiklerini anlatan Yurdakul, çalıştayın içeriğinin hem ülke çapında hem de yerel boyutta yapılan anketler, gözlemler, bilim insanlarıyla yapılan görüşmeler ve değerlendirmeler sonucunda belirlendiğini aktardı.
KONU BAŞLIKLARI BELLİ OLDU
Yurdakul, çalıştayda aile kurumunun, “Toplumsal ve Demografik Değişimlerin Getirdiği Riskler ve Aile, Küresel Tehditler Karşısında Aile ve Çocuklar-Gençler, Dijital Bağımlılık, Madde Bağımlılığı ve Aile, Bireyselleşme ve Modernleşmenin Demografik, Sosyolojik Etkileri (Yaşlılar-Yalnızlar), Ekonomi ve Aile, Eğitim ve Rehberlik Danışmanlık Hizmetleri ve Aile, Sağlık ve Aile, Din ve Aile, Aile ve Sosyal Hizmetler, Aile, Çevre ve İklim, Anayasal Güvence, Hukuk ve Aile, Kültür, Medeniyet ve Aile” alt başlıklarıyla masaya yatırılacağını kaydetti.
Akademisyen, bilim insanı, STK, dernek temsilcileri, siyasetçi ve iş insanlarının katılacağı çalıştayda öncelikle durum tespiti yapılacağını, daha sonra ortaya konulacak risk ve tehditler ile çözüm önerilerinin birleştirileceğini anlatan Yurdakul, rapor haline getirilecek çalıştay sonuç bildirgesinin, Genel Başkan Bahçeli’ye sunulduktan sonra kamuoyuyla paylaşılacağını dile getirdi.
“TÜRK MİLLETİ NEZDİNDE FARKINDALIK MEYDANA GETİRMEK İSTİYORUZ”
MHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Selim Yurdakul, şöyle konuştu:
Çalıştayımızın amacı, Türk aile yapısını korumak, aile kurumunun muhafaza edilmesi, güçlendirilmesi ve geleceğe hazırlanması olacaktır. Aynı zamanda MHP olarak aile politikalarıyla ilgili bilimsel ve detaylı bir yol haritasını oluşturmaktır. MHP olarak çalıştayın sonunda oluşturulacak rapor sayesinde, ‘küresel tehditler ve nüfus değişikliklerine karşı ailenin korunması, ailelerin yaşam kalitesinin artırılması, aile merkezli sosyal politikaların kapsam ve verimliliğinin artırılması, dijitalleşme döneminde aile dinamiklerinin korunması ve geliştirilmesi ile ailelerin ani ve kapsamlı tehditler karşısında direnç geliştirme kapasitesinin artırılması’ amacıyla yasama organı çerçevesinde kanuni değişiklikleri gündeme getirmek ve Türk milleti nezdinde farkındalık meydana getirmek istiyoruz.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Furkan Can
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SEVİL ÜSTEKİN KİMDİR?
Sevil Üstekin, Üsküdar Amerikan Kız Lisesinde okudu. Muhsin Ertuğrul’un başkanlığında özel bir tiyatro okulunda (LCC Language and Culture Center) 3 yıl eğitim gördü.
Oyunculuğu
1969’da Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyunuyla profesyonel oldu. Bizim Tiyatro, Gazete Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu, Nisa Serezli – Tolga Aşkıner Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, Şan Tiyatrosu ve Dormen Tiyatrosu’nda çalıştı. Burada tanıştığı ve kendisi gibi oyuncu olan İsmet Üstekin ile evlendi.
Kemal Sunal ile Kapıcılar Kralı filminde oynadı. 1976 yılından itibaren sinema filmlerinde rol aldı. Şaban Oğlu Şaban, İyi Aile Çocuğu, Garip ve Şalvar Davası filmlerinde de oynadı.
1992 yılında Mahallenin Muhtarları dizisinde 10 yıl süreyle “Müzevir Müzeyyen” karakterini canlandırdı. Daha sonra ise, Koçum Benim, Erkeksen Seyret ve Memur Muzaffer dizilerinde rol aldı. 2010 yılında TRT ekranlarında yayınlanmaya başlayan Yerden Yüksek dizisinde “Ülfet Nine” rolünü canlandı.
İki kez Avni Dilligil Ödülü kazanan sanatçının, bir de TV ödülü vardır. 27 Ağustos 2024’te 78 yaşında hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 17’si tutuklu 31 sanık hakkında dava açıldı.. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianameyi kabul eden mahkeme heyeti, davanın başka bir ilde görülmesi için nakil talebinde bulundu.
Valiliğin de uygun görmesi üzerine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden davanın nakli için olur istendi.

Bakanlık da Mahkemenin talebini haklı buldu ve davanın kamu düzeninin sağlanması, taraflar arasındaki husumetin halen devam ediyor olması, duruşma günü gerek adliye çevresi, gerekse adliye içinde kolluk kuvvetleriyle alınacak her türlü güvenlik tedbirinin yetersiz kalabileceği ihtimali nedeniyle davanın başta bir ilde görülmesinin uygun olacağına vurgu yapıldı.

Katliam davasının başka bir ilde görülmesi halinde duruşmaya sadece davanın tarafları olan sanıklar, katılanlar, mağdurlar, müştekiler ve tanıkların katılabileceği, SEGBİS yoluyla ifadelerin alınabileceği ve gerekirse duruşmaların seyircisiz yapılabileceği de göz önünde bulundurularak Konya Ağır Ceza Mahkemesi davaya bakmakla görevli ve yetkili kılındı.
Dosyanın önümüzdeki günlerde fiziki olarak Diyarbakır’dan Konya Adliyesine gönderileceği öğrenildi.

YARALILARA YARDIMA GELEN JANDARMAYI DA TARADILAR
İddianamede, sanıkların katliamdan sonra olay yerine giden jandarma timlerine yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları kaydedildi.
Arazinin hakim tepelerine yerleşen sanıkların jandarmaya kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bölgeye taşınmak istendiği sırada bile tepelere yerleşen sanıkların kalaşnikoflarla askerleri taradıkları vurgulandı.

PATİKA YOLLARDAN KAÇTILAR
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez traktörü yaylım ateşine tuttukları ifade edildi.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi.
Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 9 kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çekildi.
Otopsi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi.
Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.

AİLEYİ ÖLDÜRMEK İÇİN YANGIN ÇIKARDILAR
İddianamede Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve teçhizatlarla olay yerine çatışmak için gittikleri belirtildi. Taş ailesinin Alyamaç ailesini araziye çekmek için buğday tarlasını ateşe verip yangın çıkardıkları ve yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine ateş açarak amaçlarına ulaştıkları ifade edildi.

AİLE MECLİSİ KARARI
Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçelerdekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
BAŞKASINA AİT PASAPORTLA KAÇACAKTI
Behçet Taş’ın katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı.
Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
SAVCIDAN AİLE MECLİSİ DEĞERLENDİRMESİ
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi.
Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığının altı çizildi.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi.
Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları isteniliyor.
]]>Komisyonda Kızılay Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Ramazan Saygılı, Kızılay Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü Kurtuluş Açıksarı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Bilir ve Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yeşim Ünal Kılıç, deprem bölgelerindeki çocukların durumuna ilişkin sunum yaptı.
KOMİSYON DEPREM BÖLGELERİNİ ZİYARET EDECEK
“Kriz ortamlarında çocuklar” üst başlığı altında deprem mağduru çocuklar konulu bir rapor hazırlığının sonuna geldiklerini belirten Katırcıoğlu, komisyon olarak mayıs ayının son haftası Malatya, Diyarbakır ve Şanlıurfa’yı ziyaret edeceklerini, temmuz ayında komisyonu sona erdireceklerini söyledi.
Kızılay Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü Kurtuluş Açıksarı, deprem bölgesinde “3 bin 179 çocuğa 16 milyon 919 bin 500 TL nakit desteği sağlandığını, 102 bin 331 çocuğa toplamda 159 milyon 588 bin TL nakit desteği verildiğini” söyledi.
Haliç Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Dr. Yeşim Ünal Kılıç, UMKE (Uluslararası Medikal Kurtarma Ekipleri Derneği) ile birlikte saha çalışmalarına da katıldığını belirterek, gözlemlerine ilişkin yaptığı sunumda, “Ailesinden uzakta kalan çocuklar da daha ciddi reaksiyonlar var. Yuvalarda kalan, uzuv kayıpları olan kronik hasta olan ve refakatçisi olmayabilen çocuklar var” dedi.

“İNTİHAR YAŞI DÜŞTÜ”
Konteyner kentlerde çocukların oyun alanlarının olmadığını belirten Kılıç, konteynerlerde lavabo ihtiyacının kısıtlı olması nedeniyle çocuklarda alt ıslatma oranının yüksek olduğuna dikkat çekti. Akran zorbalığının da çok yaygın olduğunu belirten Kılıç, afet bölgelerinde intihar vakalarının arttığını söyledi. Kılıç, şunları kaydetti:
“Burada, galiba, en önemsediğimiz şeylerden biri … Ben yirmi yıldır afetlerde çalışan bir psikoloğum, ilk defa böyle bir sahada şöyle bir yardım istendi benden. Uzmanlarımız intihar vakalarında ciddi artış görüyorlar ve yaş oranı çok düştü. Yani 8 yaşında intihar girişiminde bulunmuş insanlardan bahsediyoruz. Afet bölgelerinde özellikle kırsallarda. Acile başvuranlar açısından da önemli oranlarda çocuk yaşta intihar düşüncelerinin ve girişimlerinin arttığını görüyoruz.”
“ERGEN ÇOCUKLARDA MADDE KULLANIMI ARTTI”
13-18 yaş arasındaki ergen yaşlardaki çocuklarda madde kullanımının arttığını söyleyen Kılıç, “Sahada özel gereksinimi olan çocuklar olduğunu biliyoruz. Sahada hiç görülmediği kadar engelli çocuk var. Sahada dağıtım faaliyetleri görüyoruz. Ötekine kırmızı ayakkabı verilip diğerine verilmediği kırmızı ayakkabı travması yaratmayalım” dedi.
Milletvekilleri, sunumun ardından yetkililere sorularını sordu.
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın kayıp çocuklar iddiasını yalanlayarak “1912 çocuğumuzdan bir tanesinin bile kayıp olması durumunun söz konusu olmadığı” yönündeki sözlerinin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra 2,5 yaşındaki Alya Kılıç’ın Elazığ’da defnedildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği’ne deprem mağdurlarının kaçırıldığı yönünde bilgiler geldiğini kaydeden Ayan, “Bununla ilgili bilgiler şifahi değil çünkü başvuran aileler. Bizim bir an önce bunun cevabını bulmamız lazım. Bu çocuklar nerede, kaçırıldı mı cemaatlere mi verildi” diye sordu.
“1886 KAYIP İHBARINDAN 301 ÇOCUK AİLELERİNE TESLİM EDİLDİ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Bilir, Kunt’un sorularına şu yanıtı verdi:
*Sayın Bakanımızın kastettiği orada bin 912; bize gelen bin 912 çağrı, bin 88 de tekil ihbar söz konusu oldu.
*Biz bu bin 912 vakayla ilgili tek tek tüm araştırmaları TÜBİTAK’ın görsel derin görü sistemini de kullanarak, Adalet Bakanlığımızla iş birliği içerisinde gidip morglardaki çocuklarımızın görsellerine kadar tarayarak, Sağlık Bakanlığımızdan sağlık sistemi içerisinde tamamen kişiye özel verilerin korunması hususiyetine de dikkat ederek, hastanelere deprem nedeniyle gelen tüm çocuklar dâhil olmak üzere buralarda görsel karşılaştırmaları dâhil evrak, DNA ve benzeri her türlü karşılaştırmalar dâhil sonucunda bize gerek tekil ihbar olarak gerek de bize iletilen bin 912 vaka olmak üzere biz buradaki tüm çocuklarla ilgili tüm taramalarımızı yapmış ve gerekli aile birleştirmelerini, gerekiyorsa ailesi bulunamıyorsa koruma altına alma süreçlerini ve vefatsa vefat tespitlerini yapmış durumdayız.
*Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kayıp çocuklarla ilgili sürecin başından beri içerisinde. Bize 2 bin 500’e yakın ihbar geldi, 1088’e düşürdük.
*Şu an için de bize yeni kayıp ihbarı gelmedi. Bin 866 ihbardan aile ve aile yakınlarına teslim edilen 301 çocuk. 567 vefatını tespit ettiğimiz çocuklar. Bin 912 çocukla ilgili de bin 874’ünü ailesiyle buluşturduk.
]]>Taş ailesinden Orhan Taş, Serhat Taş, Halil Taş ve Mehmet Can Taş ile Alyamaç ailesinden Mehmet Emin Alyamaç, Selim Alyamaç, Muhammed Alyamaç, Yunus Alyamaç ve Ömer Alyamaç hayatlarını kaybetti; Ahmet Alyamaç ve M.A. yaralandı.
Kavgaya müdahale eden jandarma ekiplerinin üzerlerine de ateş açıldı. Olayın ardından 12’si tutuklu, 10’u firari ve daha önce serbest bırakılan 9 kişi de olmak üzere toplam 31 şüpheli hakkında hazırlanan 151 sayfalık iddianame, Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
İddianamede, 31 sanıktan 26’sı hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 5’er kez ağırlaştırılmış müebbet, kavgaya müdahale eden güvenlik güçlerine yönelik açılan ateş nedeniyle de ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 117’şer yıldan 180’er yıla kadar, 5 sanık ise hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 4’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 338’er yıldan 530’ar yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Behçet Taş
‘TEPEDE, OLAYIN HEYECANI İLE BAYILDIM’
İddianamede, baş şüpheli olarak geçen firari Behçet Taş’ın Batman’da bulunduğu ihbarı üzerine Diyarbakır ve Batman Jandarma Komutanlığı ekipleri, operasyon düzenledi. Taş, saklandığı adreste yakalandı.
İşlemleri sonrası tutuklanan Taş, ifadesinde, “Bu olaylar, bize yapılan iftiralardan ibarettir, benim ne yaptığım ortadadır. Bu arazi mahkeme kararıyla bize verilmiştir. Karşı taraf mahkeme kararına saygı duymadı. Bizim 4 traktörümüzü kurşunladılar, köydeki insanlar araya girip, bizleri barıştırmaya çalıştılar. Bizim tarlaya ektiğimiz ekini yaktılar, jandarmaya durumu ilettik. Jandarma da bize yapılanları bilmektedir. Karşı taraf yüzünden ektiğimiz ekinler gitti, birçok ağır rahatsızlık geçirdim. Ş.Ö., olay günü beni çağırdı, o dönem prostat kanseriydim. Beni hasta halimle tarlaya götürdüler, onlara, ‘Bu tarlayı biçmeyin’ dedim. Olaydan 2 saat önce 6-7 defa jandarmayı aradım. Olayların büyümemesi için çok çaba gösterdim. Barış yanlısıydım. Bana aile reisi olduğumu söylüyorlar ama zaman eski zaman gibi değil; bugün bir evlat dahi babasının arkasından gitmez. Şeyhmus, Nizamettin ve Ahmet A., biçerin yanındaydılar, ben de sigara almak için eve gittim. Sonra tepeye çıktım, bir ateş gördüm. Ancak yaklaşık 2 kilometre uzaktaydım, gençlerin yaptığından benim haberim yoktur. O gençlerin orada böyle şeyler yapacağını bilsem engel olurdum; tepede dumanı gördüm, aniden silah sıkıldı. O esnada köyümüzdeki herkes olay yerine doğru hareketlendi. Barış için aracılıkta yaptım. Olay anında kimsede silah görmedim, bende de silah yoktu. Olay yerinde jandarmaları görmedim, tepede, olayın heyecanı ile bayıldım” dedi.

‘OLAYLARLA BİR ALAKAM YOKTUR’
Olaydan sonra teslim olmak istediğini belirten Taş, ifadesinde şunları kaydetti:
“Bu olaydan sonra teslim olmak istediğimi çocuklarıma da söyledim. Çocuklarım bana prostat kanseri olduğumu söylediler. Ankara’da ameliyat olmaya gittim ve oldum. İyileşme sürecindeydim, 1 yıldır farklı farklı yerlerde kaldım, tarlada kaldım. Bizim eski evde kaldım, belki bu süreçte araya birileri girer ve olaylar çözülür diye düşündüm. Aile büyüğüyüm diye beni bu olaylardan sorumlu tutuyorlardı. Bu sebeple kaçak durumda kaldım. Bu süreçte farklı farklı tanıklar tuttular. Prostat kanseri olduğum için gelemedim. Yoksa devletten kaçmıyorum, benim olaylarla bir alakam yoktur.”

Kaza, 24 Mart günü öğleden sonra, Kocasinan ilçesine bağlı Zümrüt Mahallesi’nde, Kadir Has Kongre Merkezi yakınlarında gerçekleşti. Kayserispor Başkanı Ali Çamlı’nın kullandığı araç, Kadir Has Caddesi’nden gelen İbrahim Muhammed idaresindeki elektrikli bisiklete çarptı. Kazada ağır yaralanan İbrahim Muhammed, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Kayseri Trafik Denetleme Büro Amirliği’nin raporuna göre, kırmızı ışık ihlali yaparak asli kusurlu bulunan İbrahim Muhammed’in cenazesi, yapılan otopsi işlemlerinin ardından ailesi tarafından Suriye’nin El-Bab şehrine götürüldü.
“BABAM HATALI, ŞİKAYETİMİZ OLMADI”
Oğlu Hüseyin Muhammed, kazayla ilgili görüntüleri incelediğini belirterek, “Görüntüleri izledim. Maalesef babam kırmızı ışıkta geçiyor. Hata babamdaydı. Bu yüzden şikayetçi olmadık.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Kayserispor Başkanı Ali Çamlı ise, “Kazada sıfır hata olmasına rağmen insani olarak ölen bir insan var.” ifadelerini kullanarak ailenin yanında olacağını söyledi.
İbrahim Muhammed’in, kaza günü Zümrüt Mahallesi’ndeki akrabalarını ziyaret ettikten sonra iftar için Mevlana Mahallesi’ndeki evine dönerken yaşanan kaza sonucu hayatını kaybettiği belirtildi.
KAZA GÜVENLİK KAMERASINDA
Kayserispor Başkanı Ali Çamlı’nın karıştığı ve Suriye uyruklu İbrahim Muhammed’in hayatını kaybettiği kaza, çevredeki bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi.

Görüntülerde, Kadir Has Caddesi üzerinden şehir merkezine doğru ilerlerken kırmızı ışık ihlali yapan İbrahim Muhammed’e, havalimanı yönünden Argıncık istikametine seyir halinde olan Çamlı’nın kullandığı cipin çarptığı açıkça görülüyor.
Ayrıca, Çamlı’nın çarpışmayı önlemek adına son anda manevra yaptığı da kameralara yansımış durumda.
“ARTIK TUTUNACAK DALIM YOK”
Kazanın ardından, olaya dair DHA’ya konuşan İbrahim Muhammed’in oğlu Hüseyin Muhammed yaşananlar ve sonrasındaki süreç hakkında bilgi verdi:
Kazayı aynı mahalleden komşumuz olan bir akrabamız haber verdi. Babamın kaza yaptığını duyar duymaz dışarı çıktım. Direkt Şehir Hastanesi’ne gittim. Babamın vefat ettiğini öğrendikten sonra kendimi büyük bir boşlukta hissettim. O varken tutunacak bir dalım vardı ama artık yok. Şu an çok boşluktayım. Ali Çamlı direkt bizimle iletişime geçmedi ama arkadaşları irtibata geçti. Onlar da bize çok iyi davrandılar. Kötü hiçbir şey söylemediler. Bizimle yakından ilgilendiler. Bize çok destek oldular. Görüntüleri izledim. Şikayetçi olmadık. Maalesef babam kırmızı ışıkta geçiyor. Hata babamdaydı. Bu yüzden de şikayetçi olmadık. Böyle bir şey olmasını hiç istemezdik. Ama Allah’ın takdiri böyleymiş. Allah istediğini yapar. Babam bizi ziyarete gelmişti. Torunları ile vakit geçirdi ve bir ihtiyacımız olup olmadığını sorduktan sonra da evine gidiyordu.
ALİ ÇAMLI: KEŞKE ÖLMESEYDİ
Kayserispor Başkanı Ali Çamlı ise ailenin yanında olmaya devam edeceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
Net bir şekilde söyleyeyim. Karıncayı incitmekten çekinen bir insanım. Çok üzüldüm. Yüreğim çok yandı, hala da yanmaya devam ediyor. Kazada sıfır hata olmasına rağmen insani olarak ölen bir insan var. Geride bıraktıkları ile de bizim insani olarak Müslüman kimliğimizle bağdaşır şekilde ilgilenmemiz gerekiyor. İnşallah bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğim. Keşke ölmeseydi. Benim aracım hiç umurumda değildi. Kardeşimiz canını orada teslim etmese, benim için daha kıymetliydi. Aile de çok iyi biliyor ki bizim bu kazada hiçbir kusurumuz yok. Ama, onlara karşı hiçbir eksik iş bırakmadık, bırakmayacağız da bundan sonra da devam edeceğiz.
]]>Geçimini keçi yetiştiriciliği yaparak sağlayan aile, günün neredeyse tamamını İzmir’in en batı kesimindeki kırsal alanda hayvanlarıyla ilgilenerek geçiriyor.
Elektrik hatlarının bulunmadığı bölgede güneş panelleri sayesinde enerjiden yararlanma imkanı yakalayan ailenin şu günlerdeki yaşamı, ramazan ayında tutulan oruç, sobanın başında yapılan iftar ve sahurla tamamlanıyor.

Sahurun ardından mesainin başladığı ağıllarda, oğlakları annelerinden ayıran çobanlar sürüleri meralara götürüyor.
Bu sırada evde kalan aile bireyleri yeni doğan oğlakların süt emmesine yardımcı olup, evde kalan hayvanları besliyor.
Meraya çıkan keçiler ise çoban ve köpeklerle yarımadanın sarp kayalıklarında yol alıyor.
Kadınların gün boyunca süt sağımı, peynir, yoğurt ve ev işlerini yaptığı yayla yaşamında erkekler ise çobanlık, süt sağımı ve hayvanların bakımıyla ilgileniyor.

İftara yakın mesai yoğunlaşıyor
Güneşin batmasına saatler kala sürüler tekrardan ağıla gelmeye başlıyor. Sağım işlemi yapıldıktan sonra iftara yakın anlarda tekrar oğlaklar annelerine kavuşuyor.
Yoğun mesainin ardından aile bireyleri de sobanın başında oruçlarını açmanın mutluluğunu yaşıyor. Ailenin tükettiği gıdalar ise kendi ürettikleri süt ve süt ürünlerinin yanı sıra evin yanında yetiştirdikleri sebzeler oluyor.
Kış ve ilkbahar dönemini daha ılık olan ilçe merkezine yakın Uzundere mevkisinde geçiren besiciler, havalar ısınınca 1200 rakımlı Akdağ’daki ağıllara götürecek.
Aile reisi 78 yaşındaki Hamza Tokaç, yaklaşık 5 nesildir hayvancılık yaptıklarını ve işlerini severek sürdürdükleri için zorluk yaşamadıklarını söyledi.

Çocukluktan itibaren bu işin içinde olduğunu anlatan Tokaç, ramazan mesailerini şu sözlerle anlattı:
“Saat 04.30 gibi sahura kalkıyoruz, ondan sonra mesaimiz de başlıyor. Hayvanları 7.30 gibi çıkarıyoruz, akşam da iftar yapacağımız için biraz erken içeri alıyoruz. Severek yapılan iş zor olmaz o yüzden oruç da bizi zorlamıyor, herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz.
Çok şükür emeğimizin karşılığını alıyoruz. Zaten kanaat etmezsen zengin olamazsın, hakkına razı olmadığında da mutlu olamazsın. Kimsenin işinde gözümüz yok, çok şükür kendi halimizde gidiyoruz yavaş yavaş. Çok şükür aksatmadan oruçlarımızı tutuyoruz, ramazan güzel gidiyor. Rabb’im hepimizi hayırlı bayramlara ve günlere çıkarsın.”

Keçilerin mayısa kadar doğumlarının devam edeceğini dile getiren Tokaç, daha sonra yüksek rakımlı yaylalara göç edeceklerini, burada da yaklaşık 6 ay kalacaklarını ifade etti.
Güneş enerjisi sayesinde teknolojiden yararlanabildiklerini anlatan Tokaç, “Eksiksiz hayat olmaz ama halimize şükürler olsun. Kimsenin canını yakmayacaksın, hayvana haram yedirmeyeceksin, işin sırrı bu.
Bundan ekmek yemek istersen, huzur bulmak istersen kimseye zarar vermeyeceksin, helalinden yapıp helalinden satacaksın. Bu işi yaparken keyif alıyorum çünkü bu keçileri seviyoruz” şeklinde konuştu.

Tokaç’ın oğlu Halil İbrahim Tokaç ise işlerinin zor olduğunu ama geçmişte bunun daha zorunu gördüklerini ifade etti.
Eskiden katırlarla yolculuk yaptıklarını şimdilerde ise otomobil, traktör, ATV gibi araçlarla işlerini çözdüklerini aktaran Tokaç, “Eskiden bizimkiler çadırlarda kalıyordu ama şimdi kapalı yerimiz güneş enerjisi sistemi, televizyon, buzdolabı internetimiz var” dedi.

Ürettikleri süt ve süt ürünlerinin çok rağbet gördüğünü ve taleplere yetişemediklerini anlatan Tokaç, oruç tutmanın işlerini aksatmadığını dile getirdi.
İlçe merkezinde 5. sınıfa devam eden ve her fırsatta ailesine yardım etmeye gelen Görkem Tokaç da burada olmaktan çok keyif aldığını ve ata mesleğini sürdürmek istediğini anlattı.
]]>Son olarak Noel Günü, Galler Prensesi Catherine, İngiltere’nin Norfolk kentindeki Sandringham’daki St. Mary Magdalene Kilisesi’ndeki törene katılmış ve kocası Prens William ve üç çocukları Prens George, Prenses Charlotte ve Prens Louis ile kilisede yürümüştü.
KÖTÜ HABERİ DUYURDU
Middleton’ın bu törenden sonra bir daha kamuoyu önüne çıkmaması özellikle son günlerde tüm dünyada tartışma yaratmıştı. Wiliam’ın Middleton’ı aldattığı, aslında Prenses’in öldüğü gibi pek çok teorinin ardı arkası kesilmezken nihayet dün tüm bu esrarengiz duruma bir açıklık getirildi.
The Prince and Princess of Wales (@princeandprincessofwales)’in paylaştığı bir gönderi
Sosyal medya hesaplarından Middleton’ın bir videosu paylaşıldı ve Prenses kanser olduğunu açıkladı:
“Bu elbette büyük şok oldu, William ve ben genç ailemizin iyiliği için bunu özel olarak ele almak ve yönetmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.”
Middleton sözlerine şu şekilde devam etti: “Fakat en önemlisi, George, Charlotte ve Louis’e her şeyi onlara uygun şekilde açıklamak ve iyi olacağıma dair onları rahatlatmak zamanımızı aldı. Onlara da söylediğim gibi; iyiyim ve iyileşmeme yardımcı olacak şeylere odaklanarak her geçen gün zihnimde, bedenimde ve ruhumda daha da güçleniyorum.”
PRENS HARRY VE MEGHAN MARKLE’DAN DESTEK
Prenses’in açıklamasının ardından başta Kraliyet Ailesi’nin olaylı çifti Prens Harry ve Meghan Markle olmak üzere tüm dünyadan pek çok destek mesajı geldi,
Prens Harry ve Markle, kanser teşhisini açıkladıktan sonra yaptıkları açıklamada, “Kate ve ailesi için sağlık ve şifa diliyoruz ve bunu özel olarak ve huzur içinde yapabilmelerini umuyoruz” dediler.

KRAL, GELİNİYLE GURUR DUYDU
Bir süre önce hasta olduğu açıklanan Kral Charles da gelini Middleton’ı yalnız bırakmadı. Buckingham Sarayı sözcüsü de “Majesteleri, konuşma cesaretinden dolayı Catherine ile gurur duyuyor. Hastanede birlikte geçirdikleri zamanın ardından Majesteleri son haftalarda sevgili geliniyle yakın temas halinde” dedi.
Prenses’in kanser teşhisini duyurmasından sonra dünya liderlerinden ve pek çok ünlü isimden destek mesajları geldi.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak sosyal medyada paylaştığı mesajda hızlı bir iyileşme diledi.
Sunak, “Düşüncelerim Galler Prensesi, Galler Prensi, Kraliyet Ailesi ve özellikle de bu zor dönemde onun üç çocuğuyla birlikte. Galler Prensesi iyileşmeye devam ederken tüm ülkenin sevgisine ve desteğine sahip. Bugün yaptığı açıklamayla muazzam bir cesaret gösterdi. Son haftalarda dünya çapındaki medyanın belirli kesimleri ve sosyal medya tarafından yoğun bir incelemeye tabi tutuldu ve haksız muameleye maruz kaldı. Sağlık meseleleri söz konusu olduğunda, herkes gibi, ona da odaklanabilmesi için mahremiyet tanınması gerekiyor” dedi.

BEYAZ SARAY’DAN AÇIKLAMA
Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, basın toplantısında gazetecilere yaptığı açıklamada, Beyaz Saray’ın düşüncelerini Prenses Kate’e ilettiğini ve kanser teşhisi haberinin inanılmaz derecede üzücü olduğunu söyledi.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean, “Düşüncelerimiz Catherine ile bu inanılmaz zor dönemde onun aile üyeleri ve arkadaşlarıyla birlikte. Tamamen iyileşmesini diliyoruz ve özellikle bu dönemde onların mahremiyetine saygı duymamızın önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

BIDEN ÇİFTİ: “CESURSUN”
Amerika Birleşik Devletleri’nin First Lady’si Jill Biden, X üzerinden yaptığı paylaşımdai “Sen cesursun ve seni seviyoruz” dedi.
Başkan Joe Biden da Middleton için X üzerinden bir mesaj paylaşarak, “Jill ve ben, sizin tamamen iyileşmeniz için dua eden dünya çapındaki milyonların arasına katıldık, Prenses Kate” dedi.
Eski Başkan Donald Trump’ın kızı ve eski danışmanı Ivanka Trump da X’te paylaştığı bir açıklamada Prenses Kate’in teşhisini duyunca derin üzüntü duyduğunu söyledi.

TRUMP: “MAHREMİYETİNE SAYGI DUYMALIYIZ”
Trump mesajında şu satırlara yer verdi: “Karşılaştığı zorluklara rağmen gücü ve zarif bir şekilde parlamaya devam ediyor. Özellikle desteğe ve nezakete en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde, onu çevreleyen spekülasyonları görmek cesaret kırıcı. Bu zorlu dönemde düşüncelerim ve dualarım Kate ve ailesiyle birlikte. Onun hızlı ve tam iyileşmesini umuyorum ve onun ilham vermeye ve başkalarının hayatlarında olumlu bir etki yaratmaya devam etmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Hepimiz onun mahremiyetine saygı duyarak ve ona olumlu düşünceler göndermeye odaklanarak desteğimizi gösterelim.”

Middleton’ın geçtiğimiz hafta yayınlanan fotoğrafı olay olmuştu. Fotoğrafta düzenlemeler olduğu ortaya çıkınca hakkındaki komplo teorileri hızla artmıştı.
ÜNLÜLERDEN DE DESTEK YAĞDI
Galler Prensi ve Prensesi’nin Instagram’da paylaştığı videonun yorum bölümünde oyuncu Olivia Munn iyi şanslar diledi. Geçtiğimiz hafta Munn, bir Instagram gönderisinde kendisine meme kanseri teşhisi konulduğunu açıklamıştı.
Munn, “Kendiniz ve aileniz için zarafet ve kararlılıkla savaşmanın nasıl bir şey olduğunu gösterdiğiniz için teşekkür ederiz. Hepinize en iyisini diliyorum” diye yazdı.
Catherine Zeta-Jones da Middleton’a destek vermek için Instagram’dan paylaşım yaptı. Zeta-Jones, “Galler ve Dünya sizinle. Sizi her zaman seviyorum” dedi.

Oyuncu Mia Farrow da X’te, prensesin bu zor döneminde Middleton için dualarını iletti: “Sevgili Prenses Kate ve şu anda zor bir teşhisle uğraşan herkes ve her aile için hızlı ve tam bir iyileşme için dua ediyoruz.”
Tenis efsanesi Billie Jean King de X üzerinden Middleton’a destek veren isimler arasında yer aldı: “Galler Prensesi Catherine’e sevgimizi, desteğimizi, tam ve eksiksiz iyileşme dileklerimizi gönderiyoruz.”
Middleton’ın kardeşi James Middleton da Instagram gönderisinde ona destek veren sözler paylaştı: “Yıllar boyunca birlikte birçok dağa tırmandık. Aile olarak biz de sizinle birlikte bu tırmanışa çıkacağız.”
]]>■ Ekrem her zaman görevinin hakkını verebilmek için büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışır. Ama İBB Başkanı olmasıyla yoğunluğu ve sorumluluğu elbette ciddi bir şekilde arttı. Bu nedenle de ailece geçirdiğimiz, Ekrem’in çocuklarla geçirebildiği zaman oldukça sınırlı kaldı. Çocukların da büyümeye başladığı, ergenlik süreçlerini yaşadığı bir döneme denk geldi.
‘SAĞLIĞINI HİÇ DÜŞÜNMÜYOR’
■ Biz aslında çocuklarımızı hiç siyasetin içine dahil etmiyoruz. Bu Ekrem’in de benim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konu. Babalarının siyasetçi olmaları onlarla ilgili bir konu değil. Onlar kendi hayatlarını inşa ediyorlar. Bu 5 yıllık süreçte Ekrem için tek endişem her zaman sağlığı oldu. Sağlığını hiç düşünmeden kendini yaptığı işe adıyor. Biraz daha kendisine dikkat etmesini dilerdim.
■ 5 yıl içinde beni en etkileyen gelişmelerden biri pandemi dönemi oldu. Bu salgın nedeniyle vefat eden, sağlığı bozulan insanlar, pandeminin ekonomik ve sosyal hayata yansımaları ve tüm bunlarla beraber çocukların eğitim hayatının olumsuz etkilenmesi beni çok üzdü. Yine bu dönemde annemi kaybettim ve o günlerde korona olduğum için maalesef cenazesine katılamadım. Tabi ki, geçtiğimiz yıl 11 ilimizi derinden etkileyen 6 Şubat depremi de hepimiz için çok büyük bir travma oldu.
“DAVA HUKUKSUZLUK ÖRNEĞİ”
■ Bir diğer olay da Ekrem’in dava süreci… Türkiye bir hukuk devleti; bu ülkede herkesin yasalar karşısında eşit olması, kanunların herkese adil bir şekilde uygulanması gerekiyor. Eğer bir ülkede adalet işlemiyorsa, ülkenin temel değerleri yara almış demektir. Benzer davalarda olduğu gibi Ekrem’in davası da ne yazık ki benim için bir hukuksuzluk örneği oldu.
■ Ekrem’le birbirimizi çok eleştiririz. Çocuklarımız da fikrini açıkça söyler, yanlış olduğunu düşündüğü herhangi bir şeyi dile getirip bizi eleştirirler. Çünkü biliriz ki eleştiri gelişimin ve değişimin en temel parçalarından biridir. Benim Ekrem’e fikrimi beyan ettiğim en temel konu kadınların toplumdaki yeri… Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için atılması gereken adımları ve yorumlarımı söylüyorum genelde.
‘PEK ÇOK İLKLER YAŞANDI’
■ Yerel seçimi kazanacağını biliyorum. Ekrem Başkan’ın İstanbul için yaptığı ve yapmayı planladığı çalışmaları, İstanbulluların bu çalışmalara gösterdiği ilgiyi ve Ekrem’e duydukları sevgiyi görüyorum. Özellikle bir kadın olarak baktığımda İstanbul’da pek çok ilkin yaşandığını görüyorum. İBB’nin tarihinde ilk defa açtığı Yuvamız İstanbul kreşleri, Anne Kart, Mahalle Evleri… Örneğin İBB’de bu dönemde ilk defa kadın itfaiyeciler görev başı yaptı, otobüslerde kadın şoförlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ülkemizin geleceği olan gençler için yapılan çalışmalar da önemli…
■ Seçim öncesinde yaşanan yoğunluk gerçekten olağanüstü. Ekrem’in çalışma temposunun yanında ben mümkün olabildiğince yanında olmaya, destek vermeye gayret ediyorum. İstanbul ve İstanbullular için sosyal belediyecilik anlayışıyla 5 yıldır çok yoğun şekilde çalışmalar yapılıyor. En büyük dileğim, bu yoğun dönemin hepimiz için huzurla geçmesi ve demokratik, adil bir seçimle tamamlanması…
3 bin gence burs desteği
Dilek Kaya İmamoğlu, 5 yıllık dönemde iş ve eğitim hayatında yaşadıklarını da şöyle anlattı: “Yoğun ve tempolu geçti. Beni en mutlu eden gelişme Büyüt Hayallerini projesini hayata geçirmemiz oldu. Projeyle 3 bin üniversiteli genç kıza burs desteği sağlıyoruz. Projeye 2021’de İstanbul Vakfı çatısı altında başladık. Ama bu proje sadece bir burs projesi değil. Gençlerin hayata hazırlık süreçlerinde de yanlarında oluyoruz. Büyüt Hayallerini Gelişim Programı’nda bursiyerlerimiz bir hafta boyunca hem iş hayatına yönelik eğitimler alıyor hem de şirketlerin çalışma alanlarına giderek saha süreçlerini deneyimleyebiliyorlar. Proje kapsamında 40 değerli kalemin, Türkiye’de yaşamış ve yaşamakta olan 40 başarılı kadının hayat hikayesini anlattığı İlham Veren Adımlar kitabımızı çıkardık ve kitabın satış geliriyle de burs fonuna destek sağladık.”
KADINLARIN İŞ HAYATINDA KARŞILAŞTIĞI ENGELLERİ YAZDI
Dilek Kaya İmamoğlu 2022’de liderlik türleri üzerine çalıştığı doktorasını tamamladığını belirterek, “Ekim 2023’te de kadınların iş hayatında karşılaştığı engelleri anlatmak için kullanılan bir kavram olan cam tavan sendromunu ele aldığım yüksek lisans tezimi, “Cam Işığı Kesemez” ismiyle kitap olarak yayınladık” dedi.
2014’ten 2024’e İmamoğlu ailesi

2014 HATIRASI: Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğinde ailesiyle bu pozu vermişti.
Ekrem-Dilek İmamoğlu çifti; çocukları Selim, Semih ve Beren ile 2014 yılından beri her seçim sonrası aile fotoğrafı çektirdi. İmamoğlu ailesinin, 31 Mart 2024 yerel seçim sürecinde kameralara poz vermesinin üzerinden 10 yıl geçti.

2019 HATIRASI: İmamoğlu, İBB Başkanı seçildiğinde başarısını ailesiyle böyle paylaşmıştı.
2014 yılında çekilen ilk fotoğraf ile 2024 yılında çekilen son fotoğraf, ailedeki 10 yıllık değişimi gözler önüne serdi. 2014 yılında yerde oyun oynayan iki küçük çocuk artık büyüdü. Semih üniversiteye hazırlanıyor, Beren ise voleybolcu oldu. Selim de üniversiteyi bitirdi ve iş hayatına atıldı.

2019 HATIRASI: İmamoğlu, İBB Başkanı seçildiğinde başarısını ailesiyle böyle paylaşmıştı.
]]>Gizem Örge, Ankara’nın Yenimahalle ilçesindeki Çamlıca Mahallesi’nde bulunan Harzemşahlar İlkokulu’ndaki sınıfında Anadolu Ajansına açıklamalarda bulundu.
Fenerbahçe Opet’in Vodafone Sultanlar Ligi’nde Ankara’da PTT ile oynadığı maç için başkente gelen ve kamptan kısa süre izin alarak mahallesini, ailesini, okulunu ziyaret eden Gizem’e, voleybol topunu ilk kez eline aldığı Harzemşahlar İlkokulu’nda sürpriz bir karşılama yapıldı.
Kendisini örnek alan çocukların ve ailelerinin sevgi gösterisinden çok etkilenen ve “Benim için çok gurur verici bir andı.” diyen 30 yaşındaki başarılı sporcu şöyle konuştu:
“Mahalleye her geldiğimde okulumun önünden geçerken nostalji yaşıyorum. Okulumun içine uzun yıllardır girmiyordum. Şimdi anılarım canlandı. Voleybola başladığım yer Harzemşahlar İlkokulu’nun bahçesidir. Manşet almayı, servis atmayı mahallede öğrendim. Çok keyifli bir çocukluktu. Bu dönemde sokakta büyüme şansı bulamayan çocuklar için üzülüyorum. Biz şanslı bir jenerasyonduk. Hacı amcamız vardı, akşamüzeri gelip voleybol filesi kurardı. O olmadığı zamanda da mahallenin gençleri bu görevi üstlenirdi. Her akşam 6’ya 6 gerçek voleybol maçı yapardık. Çok küçüktüm, birisi çıksa da yerine beni alsalar diye beklerdim.”

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kız çocuklarına da seslenen Gizem, “Voleybol benim için çocuklukta sadece bir oyundu. Oynarken çok keyif aldığım bir şeydi ve hayalim gerçekleşti. Hayalimin peşinden gitmekten hiç vazgeçmedim. Voleybol hayalime hayat verdi. Kız çocuklarına en büyük tavsiyem, hayallerinin peşinden gitmeyi bırakmasınlar.” diye konuştu.
“KIZ ÇOCUKLARINA İLHAM VERDİK”
Türkiye’nin gururu olan Gizem Örge’ye mahalle sakinleri de ayrı bir sevgi gösteriyor.
Mahallelinin kendisine ilgisinden mutlu olan Gizem, “Çok keyifli. Kadın Voleybol Milli Takımımızda başardıklarımızla tüm Türkiye’nin gururu olduk, kadınlara, kız çocuklarına ilham verdik. Bu çok kıymetli. Onlara hayallerinin peşinden gitme gücünü gösterdik. Pek çok kız çocuğuna ‘Ben de Gizem ablam, Eda ablam gibi olabilirim’ inancını verdik. Kazandığımız kupalardan daha fazlasını başardık. Sporda yeni bir çağ başlattık. Spor okulları kayıtları bizim şampiyonluktan sonra resmen patladı. ‘Sporla ne olacak?’ diyen ailelerin bakış açılarını da değiştirdik. Çocukken bir fotoğrafım var, üzerimde Fenerbahçe forması, okulun bahçesinde voleybol oynuyorum. O fotoğrafı sosyal medyaya koysam beni tanıyamazlar.” ifadelerini kullandı.
“BABAM TAKIMIN DA BABASI GİBİYDİ”
Gizem Örge, Avrupa şampiyonluğundan sonra “Baba ben buradayım.” diyerek tüm Türkiye’yi duygulandırmasıyla ilgili, şunları kaydetti:
“Çok kıymetli özel bir andı şampiyon olduğumuz an. Voleybol hayalimin peşinden koşmaya başladığım zamandan beri babamda benimle birlikte koşuyor. Bir gün bile ‘of’ demedi. Çamlıca Mahallesi’nden Demetevler’e yürürdüm. Babam iş çıkışı, her akşam beni alır eve getirirdi. Babam bizim takımın da babası gibiydi. Takımla turnuvalara, deplasmanlara gelirdi. Her gün antrenmana baklavayla, muzla gelirdi. Takıma asla eli boş gelmezdi. Ankara’dan ayrılana kadar hep yanımdaydı. Daha sonra fiilen yanımda olamasalar da annem de babam da hep beni desteklediler. Milli takımda olmadığım dönemde de üzüntüme ortak oldular. O yüzden yaşadığım gururu, mutluluk anını onlarla paylaşmak istedim.”

Gizem, tiyatrocu ağabeyi Hakan Örge’nin de kendisine desteğinin altını çizerek, “Çocukken ağabeyimle çok didişirdik. İlkokul dönemlerinde benimle çok uğraşırdı. Birbirimizi epey zorladığımız dönemler oldu ama kılıma zarar gelse ağabeyim dünyayı yakar. Bilirim ki zor günlerimde ağabeyim yanımda olur.” dedi.
“OLİMPİYATLAR HAYALİMDİ”
Milli libero, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda altın madalyanın en büyük adayının “Filenin Sultanları” olduğunu söyledi.
Olimpiyat tecrübesi yaşamadığını dile getiren Gizem, “Olimpik sporcu olmak beni çok heyecanlandırıyor. Kariyerimde şu ana kadar bütün hedeflerimi gerçekleştirdim. Olimpiyata daha önce gitmek kısmet olmadı. Voleybol takvimimiz çok yoğun. Sezonun en yoğun trafiği şimdi başlıyor. Olimpiyatlar en büyük hayalimdi. Paris’te altın madalyanın en önde gelen adaylarından biriyiz. Başarmak için elimizden geleni yapacağız.” diye konuştu.
Milli takım için her türlü fedakarlığa hazır olduklarını vurgulayan Gizem, “Vatan için mücadele ederken, ailenizden uzak kalırsınız. Herkes ailesinin yanında olmak ister ama bizim yaşadığımız ya da yaşattığımız duygu, bu fedakarlığa değiyor. Bu da bizi motive ediyor. Çok yoruluyoruz ama motivasyonumuz ay-yıldızlı formayı taşımak.” değerlendirmesinde bulundu.

“AİLECE KOYU FENERBAHÇELİYİZ”
Gizem Örge, çocukluk aşkı Fenerbahçe’de forma giymenin büyük bir gurur olduğunu ifade etti.
Fenerbahçe arması taşımanın kendisi için önemine vurgu yapan Gizem, “Büyüğünden küçüğüne aile olarak koyu Fenerbahçeliyiz. Transfer olduğumda ailemde bayram havası yaşandı. Fenerbahçe benim çocukluk aşkımdı. Renklerine bağlı olduğum takım için mücadele etmek ayrı bir gurur ve onur. Fenerbahçe’ye geldikten sonra kariyerimde yukarıya doğru ciddi bir ivme oldu. Fenerbahçe için mücadele etmek çok keyifli. Fenerbahçe her zaman farklıydı ama içine girip onun için mücadele etmek daha büyük gurur. Bu sezon da hocamızla, takımımızla, taraftarlarımızla hedeflerimize doğru yürüyoruz.” diyerek düşüncelerini aktardı.
“Savunma Bakanı” lakabının kendisine büyük gurur verdiğini anlatan başarılı sporcu, “Çok kıymetli bir lakap. Fenerbahçe’de tekrar kendimi buldum, taraftarlar beni benimsedi, sevdi. Milli takımda da böyle anılıyorum ve çok kıymetli benim için.” değerlendirmesini yaptı.

“VARGAS KAHRAMANIMIZ”
Milli takımdan ve Fenerbahçe’den takım arkadaşı Melissa Vargas’ı öven Gizem Örge, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Vargas’ın yaşadıkları kolay değil. Başka ülkeden geldi. Uzun yıllardır Türkiye’de mücadele ediyor. Muazzam bir enerjisi var. Dans etmeyi çok seviyor. Sahada gözü karadır. Defans oyuncusu olarak benim atlamayı bazen gözüme kestiremediğim toplara Vargas’ın kafa göz daldığını görüyorum. Sakatlanır diye aklım çıkıyor. Milli takım formasının hakkını sonuna kadar veriyor. Vargas bizim kahramanımız. Ülke olarak onunla gurur duyuyoruz.”
A Milli Kadın Voleybol Takımı Başantrenörü Daniele Santarelli’nin kendilerine büyük bir enerji verdiğini anlatan Gizem, “Guidetti de uzun yıllar emek verdi. O dönemde iyi bir ivme yakalandı. Çok antrenörle çalıştım ama daha önce Santarelli kadar enerjik bir insan görmedim. Avrupa Şampiyonası’nda İtalya maçı için ‘maç gidiyor’ dediğimizde bile pozitif kaldı ve takıma öz güven verdi. Farkı da buradan geliyor. Bize çok güveniyor. Çok dengeli, profesyonel bir ilişki kuruyor. Dört ay kampta kalmak hiç kolay değil. Psikolojiyi zorluyor. Santarelli bunu keyifli hale getiriyor.” ifadelerini kullandı.

AİLEYİ FENERBAHÇELİ YAPAN DEDE
Gizem Örge’nin dedesi Mustafa Demir, torunuyla büyük gurur duyduğunu belirterek, ailece Fenerbahçeli olma hikayelerini şöyle anlattı:
“1954 yılının mayıs ayında Ankara’da Güneşspor-Fenerbahçe maçı vardı. Lefter’i izledim. O günden beri Fenerbahçeliyim. Bütün aileme de Fenerbahçe’nin güzelliklerini anlattım. Gizem bizim her şeyimiz. Onunla gurur duyuyoruz. ‘Filenin Sultanları ile Türkiye gurur duyuyor. Ülkemize şan şöhret kazandırdılar. Hepsini çok seviyoruz. Onların başarısının daim olmasını diliyoruz. Ben uzun yıllar futbol ve voleybol hakemliği yaptım. Ömrümüzün sonunda bize en büyük mükafatları verdi kızlarımız. Gizem ‘Fenerbahçe’ye gelsin’ diye çok dua ettim. Sonunda dualarım kabul oldu. Fenerbahçe’de olduğu için çok daha fazla gururlanıyoruz. Nerede olursa olsun gurur duyarım ama Fenerbahçe’de olması daha başka.”
]]>Partisinin grup önerisi adına söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, Türkiye’deki nüfus artış hızında veya doğurganlıktaki düşüşün siyasi bir konu değil, ülke meselesi olduğunu söyledi.
Son 23 yılda ortalama nüfus artış hızının yüzde 1’e düştüğünü, bunun, İkinci Dünya Savaşı döneminden daha düşük bir oran olduğunu belirten Usta, “Türkiye’deki Türk vatandaşlarında durum böyleyken Suriyeli göçmenlerde hem doğurganlık hızının hem doğum sayısının çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Bu konu, Suriyeli sığınmacı meselesi olmasa bile Türkiye’nin ciddi bir sorunudur. Çünkü nüfusun korunabilmesi için ortalama doğurganlık hızının 2,1 olması lazım ama Türkiye’de bu oran 1,62. Bu nüfus aşağı doğru gidecek.” ifadelerini kullandı.
Usta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yeni evlenen çiftlerin en az üç çocuk yapması” yönündeki açıklamasını çok doğru bulduğunu ancak ailelere bu konuda verilen ekonomik desteklerin yetersiz olduğunu savundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, nüfus artış hızının düşüşünün sebepleri ve sonuçlarının araştırılmasının, Türkiye’nin geleceği adına çok önemli olduğunu vurguladı.
“AİLE KAVRAMI YIPRANIYOR”
Şahin, “Buradaki en temel sebeplerden biri, aile kavramının yıpranmasıdır. Son yıllarda yaşanan boşanma artışları ciddi bir şekilde masaya yatırılmalıdır. Gençlerimiz evlenmek istemiyor, evlenen vatandaşlarımız da ciddi boşanmalar yaşıyor.” dedi.
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, İYİ Parti’nin önergesini samimi ve gerçekçi bulmadıkları için “hayır” oyu vereceklerini ifade etti.
CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, düzensiz ve kayıtsız göç sorununun dünyanın en önemli problemleri arasında yer aldığını, Türkiye’nin de dünya genelinde bu konuda omuzlarına en ağır yük binen devlet olduğunu kaydetti. Arpacı, “Bunun da bizatihi sorumlusu AKP iktidarıdır. Tarafı olmadığımız savaşların sonuçları, milyonlarca vatandaşımızın omuzlarına yüklenmiştir.” diye konuştu.
“ÖZEL OLARAK ÇALIŞIYORUZ”
AKP Tekirdağ Milletvekili Çiğdem Koncagül, AKP iktidarları dönemlerinde hazırlanan kalkınma planlarında aile, nüfus, demografik dönüşüm konularının özel olarak çalışıldığını söyledi.
Nüfus politikası konusundaki çalışmaların toplumsal etkisinin pozitif olduğunu, doğum izinleri, çocuk yardımları, eğitim ve sağlık giderlerinin ücretsiz olması, SGK sistemi, ailenin güçlendirilmesi, sosyal koruma kalkanının dinamik kurumsal yapısının AKP hükümetlerinin başarısı olduğunu anlatan Koncagül, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanımızın da ifadesiyle karşılık bulan ‘üç çocuk’ söylemi, ülkemizde nüfus politikasının, nüfus artış hızını arttırmaya yönelik olduğunun da önemli bir göstergesidir. Batılı ülkelerin negatif büyüme eğrisindeki nüfus üzerine bir gelecek inşa ettiklerini düşünürsek Türkiye güçlü, dinamik ve genç bir nesle sahip bir ülke olarak bölgemizde ve dünyada etki alanını arttıracaktır.”
Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.
Genel kurulda daha sonra kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçildi.
]]>Ortaokul mezunu olan Atakan Darendelioğlu, liseyi dışarıdan sınavlara girerek bitirdi. Daha sonra üniversite sınavına giren Darendelioğlu, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nin 2 yıllık Adalet Bölümü’nü kazandı. Bu bölümde onur belgesi alan Darandelioğlu, dikey geçiş yapıp aldığı ek derslerle, aynı üniversitenin 4 yıllık İşletme Bölümü’nden de mezun oldu. Bu diplomayla da yetinmeyen Atakan Darendelioğlu, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nin 2 yıllık Toptan ve Perakende Satış Bölümü Emlak ve Emlak Yönetimi Programı’ndan 2016 yılında mezun oldu.

YÜKSEK LİSANS YAPIYOR
Cezaevinde geçirdiği 19 yılda 3 üniversite bitiren ve Bilecik Bozüyük Açık Ceza İnfaz Kurumu’na geçiş yapan Darendelioğlu aynı zamanda Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) ile Anadolu Üniversitesi Otelcilik Konaklama İşletmeciliği Bölümü’nde de yüksek lisans yapmaya başladı.
Atakan Darendelioğlu hayatının cezaevi eğitim birimi öğretmeni ile Ceza İnfaz Kurumu Müdürü sayesinde değiştiğini söyledi. Darendelioğlu, “O dönem seferberlik başlatılmıştı. Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile koordineli çalışmasına hız vermişti. Sürekli eğitime önem veriliyordu. Topluma kazandırılma üzerine çalışma yapılıyordu. Bununla ilgili eğitimden sorumlu müdürümüz etkin çalışmasıyla, kurum öğretmenimizin de desteğiyle beraber, ben ve benim gibi birçok mahkumun rehabilitasyon ve eğitim süreci başladı” ifadelerini kullandı.

Suçun kaynağının eğitimsizlik olduğunu söyleyen Darendelioğlu, “Cezaevindeyken suç dediğimiz olayın tamamen eğitimsizlikten kaynaklandığını öğrendim. Eğitimden kastım, illaki okul okumak değil. Ailede başlayan bir eğitimden bahsediyorum. Psikologların, psikiyatristlerin dediği gibi 0-6 yaştan itibaren başlayan bir süreç olduğunu gözlemledim. Ailenin çok önemli olduğunu gördüm. Aile içi şiddet varsa, aile içinde seni yönlendirecek kişiler seni düzgün bir yere kanalize edemiyorsa bir şekilde suça bulaşabiliyorsun. Arkadaş ortamı da büyük bir faktör oluyor” dedi.
“ELİMDEN TUTMASALARDI EĞİTİMDEN BAHSETMİYOR OLACAKTIM”
Kendi durumundaki kişilere örnek olmak için çabaladığını belirten Atakan Darendelioğlu, şunları söyledi:
“Bütün çabam diğer insanlara örnek teşkil edebilmek. Ben suç dünyasına çok küçük yaşlarda girdim. 12-13 yaşlarındaydım. Daha sonra 17 yaşında cezaevine girdim. Ardından suçlar devam etti. 1997 yılında yapılan operasyonla Bayrampaşa Cezaevinde 3 sene yattım. 2005 yılına kadar suçla bir yerlerde var olmak devam etti. Cezaevindeki insanlar, suçu içselleştirebiliyor. Suç hayatını devam ettirenler oluyor. Bizler suça bulaşmış insanlardık. Bizim elimizden tutulmaması, bizim görmemezlikten gelinmesi, bananecilikten kaynaklanan sıkıntılar, suç potansiyelini arttırıyor. Kurum müdürü ve öğretmenimiz elimden tutmasaydı, çok kötü durumda olurdum. Cezaevlerinde eğitime yönlendirilmemiş kitleler var. Hayattan umudunu kesen kitleler var. Benim elimden tutmasalardı yine gece alemi, kulüp, barlarda hayatım devam edecekti. Bugün eğitimlerden bahsetmiyor, suç dünyasının bir parçası olarak hayatımı devam ettiriyor olacaktım.”

“AVUKAT OLUP SUÇTAN ZARAR GÖRENLERE YARDIM EDECEĞİM”
Önce ailesine ve henüz 7 aylık olan torununa örnek olmak istediğini söyleyen Darendelioğlu, “Ardından elini tutabildiğim herkese, suçtan zarar görenlere örnek olmak istiyorum. Bu mağdur da olabiliyor suçlu da olabiliyor. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra avukat olup, suçtan kim zarar gördüyse onların yardımlarına koşabilmek. Ben yandım, başkaları yanmasın. Hiç kimsenin evladı yanmasın. Kimse babasız kalmasın. Kimse babasız çocuk büyütmek zorunda kalmasın. Benim kızım babasız büyüdü. Cezaevine girdiğimde kızım 3-4 yaşındaydı. Cezaevinden çıktığımda, torunumu onun yaşında kucağıma alacağım” ifadelerini kullandı.
]]>EŞİNİN KAFASINA SIKMIŞTI
Deniz Özarslan, 28 Temmuz 2022 yılında boşanma aşamasındaki eşi Ezgi Özarslan’ın Konak ilçesine bağlı Mersinli Mahallesi’ndeki iş yerine gitti. Çift arasında yaşanan tartışmada, Deniz Özarslan belinden çıkarttığı tabancasıyla eşi Ezgi Özarslan’ı başından vurup, ağır yaraladı. Deniz Özarslan suç aleti ile birlikte olay yerinden kaçtı, çevredekiler durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.
İhbarla olay yerine gelen sağlık ekipleri, ağır yaralı olan Ezgi Özarslan’ı ambulansa alarak Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Burada yapılan müdahalelere rağmen olay günü beyin ölümü gerçekleşen ve bir süre makineye bağlı yaşayan Ezgi Özarslan, 11 Ağustos 2022 yılında hayatını kaybetti.
EVLİLİK YIL DÖNÜMÜNDE TOPRAĞA VERİLDİ
Eşi Deniz Özarslan’ın tarafından tabanca ile vurulması sonucu hastaneye kaldırılan ve15 gün süren yaşam mücadelesini kaybeden Ezgi Özarslan, 7’nci evlilik yıl dönümünde Urla’nın Özbek Mahallesi Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. Ezgi Özarslan cinayetinin ardından, İzmir Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri katil zanlısı Deniz Özarslan’ı yakalamak için geniş çaplı soruşturma başlattı.

17 ŞEHİRDE, ‘EZGİ’NİN KATİLİ ARANIYOR’ AFİŞLERİ
Ezgi Özarslan için harekete geçen kadın dernekleri, aralarında İzmir’in de bulunduğu 17 şehirde, duvarlara ve direklere ‘Ezgi’nin katili aranıyor’ yazılı afişler yapıştırdı. Ezgi’nin katili aranırken, defnedilmesinin yıl dönümünde ise ailesi, Şehit Kerem Oğuz Erbay Güzelyalı Üst Geçidi’ne ‘İzmir’de Ezgi Zerkin’i ateşli silahla öldüren katil zanlısı 29 Temmuz 2022’den beri aranıyor. Görenler polise ulaşsın’ yazılı pankart astı.

ÖLDÜRÜLDÜKTEN 10 AY SONRA BOŞANDI
Ezgi Özarslan 2021 yılı haziran ayında İzmir 14’üncü Aile Mahkemesi’nde, eşi Deniz Özarslan’dan boşanmak için açtığı dava ölümünden 10 ay sonra sonuçlandı. Görülen davada Deniz Özarslan’ı tam kusurlu gören mahkeme, boşanmayı gerçekleştirdi. Öte yandan, Ezgi Özarslan boşanma davasının sonuçlanmasının ardından ailesinin soy ismi olan ‘Zerkin’ aldı.

İZİNE ULAŞILAMADI
Cinayet katil zanlısı Deniz Özarslan’ın bulunamaması üzerine İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünde özel ekip kuruldu. Özel ekip, Deniz Özarslan’ın gidebileceği ve irtibat kurabileceği adres ve kişileri takibe aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda, Deniz Özarslan’ın izine rastlanılamadı.
HURDACI BULDU, DNA’LAR EŞLEŞTİ
Ekiplerin çalışmaları sürerken, 545 gün sonra Konak ilçesindeki Tarihi Asansör yakınındaki boş arazide hurda toplayan biri tarafından 23 Ocak’ta insan iskeleti bulundu. İhbarla olay yerine gelen polis ekipleri yaptıkları inceleme sonrasında kemikleri delil torbalarına alarak İzmir Adli Tıp Kurumu’na teslim etti.

Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatırken, bu kapsamda kayıp olan kişilerin yakınlarından DNA testi talep edildi. Yapılan incelemeler sonucunda, insan kemiklerinin Ezgi Özarslan’ın katil zanlısı Deniz Özarslan’ın ailesinden alınan DNA ile eşleşti. Deniz Özarslan’ın kemiklerinin alınması için ise ailesine bilgi verildiği öğrenildi.
]]>İddianamede, olayı gerçekleştiren Taş ve Alyamaç ailelerine mensup 31 kişi hakkında birden fazla kişiye karşı tasarlayarak kasten öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi.
Sanıkların tarlada birbirlerine karşı vahim nitelikli silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda Halil, Orhan, Serhat ve Mehmet Can Taş ile Mehmet Emin, Mehmet Selim, Ömer, Yunus ve Muhammet Alyamaç’ın öldürüldükleri bildirildi.
YARALILARA YARDIMA GELEN JANDARMAYI TARAMIŞLAR
Katliamdan hemen sonra olay yerine giden jandarma timlerine de yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları kaydedildi.
Yaralılara yardım ve ilk müdahale edildiği sırada arazinin hakim tepelerine yerleşen faillerin jandarma timlerine kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, jandarma timlerinin tüm uyarılarına rağmen siren ve tepe lambalarını açan jandarmaya ait resmi araçlara ve timlere yoğun ateş açmaya devam ettikleri ifade edildi. Yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bir bölgeye taşınmak istediği sırada tepelere yerleşen faillerin seri atışa devam ettikleri vurgulandı.

“ARAZİDEKİ PATİKA YOLLARDAN KAÇTILAR”
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez yoğun biçimde traktörü yaylım ateşine tuttukları ifade edildi. Jandarma timlerinin kafalarının üzerinden birbiri ardına kalaşnikof mermilerinin geçtiği ve timlerin ölü ve yaralılara müdahalesini geciktirdikleri bildirildi.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen bir araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi. Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 6 cesedin hastaneye kaldırıldığı, bunlar arasında yaralı olanlardan 3’ünün de daha sonra hayatını kaybettiğine dikkat çekildi.
İddianamede, ölü ve yaralılara müdahale etmek için olay yerine giden ve saldırıya uğrayan jandarma timi ile mağdur-sanıkların da ifadelerine ayrıntılı yer verildi. Dehşet anını anlatan timler, kaçan saldırganları da fotoğraflarından teşhis ettiler. Otopsi raporlarında ise katliamın boyutu yer aldı. Ölü muayenesi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi. Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.

AMBULANS KAMERASINA YAKALANDILAR
İddianamede, sanıkların katliam öncesi ve sonrasında araç içinde ve açık arazide yüzleri poşu ile ellerinde kalaşnikof tüfeklerle biçilmemiş buğday tarlasında yürürken ve güvenlik güçlerinin yaralılara müdahalesini engellemek için araçlara ve jandarma timlerine rastgele ateş açtıklarını gösteren fotoğraflar da delil olarak yer aldı. Bu fotoğrafların bir kısmının sanıklar üzerinde, bir kısmının da ambulansa ve olay yerine giden güvenlik güçlerine ait araçların kamera görüntülerinden alındığı bildirildi.

“AİLENİN İLERİ GELENLERİ KIŞKIRTIP AZMETTİRDİ”
İddianamede, geçmişte de anlaşmazlık nedeniyle mahkemelik olan arazinin büyüklüğü ve maddi değerinin yüksek olması, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle aileler arasında husumet başladığı ve devamında 9 kişinin öldüğü olayın yaşanmasıyla noktalandığı vurgulandı. Taş ailesinden maddi gücü olan ve aynı zamanda eski muhtar olan Behçet Taş’ın, Alyamaç ailesinden ise Mehmet Selim ile Ahmet Alyamaç’ın aile meclisinde söz sahibi oldukları kaydedildi.
AİLEYİ ÖLDÜRMEK İÇİN YANGIN ÇIKARIP ARAZİYE ÇEKMİŞLER
Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün. Ölen ölür” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, hatta araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve tam teçhizat ekipmanlarla olay yerine çatışma amacıyla gidildiği belirtilen iddianamede, amaçlarının Alyamaç ailesinin mülkiyetinde bulunan araziyi ateşe vererek Alyamaç ailesini araziye çekmeye çalışarak katliamın fitilini ateşledikleri vurgulandı. Çıkan yangını görünce söndürmek amacıyla olay yerine giden Alyamaç ailesinin tarlaya gittiklerini gören Taş ailesi ve akrabalarının daha sonra birbirleriyle yoğun telefon trafiğine girerek olay yerine uzun namlulu silahlarla gitme şeklini planladıkları ifade edildi.
“PALA” YOĞUN SİLAH KULLANDI
Yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine mevzi ve siper alarak organize biçimde ateş açtıkları ve karşılıklı çatışmada Alyamaç ailesinden 5, Taş ailesinden 4 olmak üzere 9 kişinin öldüğü kaydedildi. Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından da aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın bizzat traktör üzerinde bulunan Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçeler’dekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın da yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.

“AİLE MECLİSİ KARAR ALDI”
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin de kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
KIYAFETLERİ TANDIRDA YAKMIŞLAR
Behçet Taş’ın gözlerinin görmediği için her yere oğlu Aziz ile birlikte gittiği ve Aziz’in de katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı. Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
SAVCIDAN AİLE MECLİSİ DEĞERLENDİRMESİ
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi. Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığının altı çizildi.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi. Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
MAHKEME NAKİL İSTEDİ
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ise, taraflar arasında husumetin devam etmesi nedeniyle davanın güvenlik gerekçesiyle naklini talep etti. Davanın Diyarbakır’da görülmesinin güvenlik açısından sakıncalı olacağı gerekçesiyle başka bir ilde görülmesi için Valilikten nakil talebinde bulunuldu.
]]>Toplantı sonrası Vali Şahin, 3 ayda yağacak yağmurun 24 saatte ve dar bir alana yağdığını, özellikle Kepez ve Muratpaşa ilçelerinin bazı mahallelerinde taşkın ve su baskınlarına sebebiyet verdiğini söyledi.
1 ÖLÜ, 3 YARALI
Su baskınında 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 3 kişinin yaralandığını ve taburcu olduklarını hatırlatan Vali Şahin, “İlk andan itibaren Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları ile ve İçişleri Bakanımızın yakından takibiyle devletimizin tüm imkanları seferber edildi. İçişleri Bakan Yardımcımız Sayın Münir Karaloğlu da bütün çalışmaları koordine etmek üzere ilimize geldi ve Antalya merkezdeki bütün kamu kuruluşları, civar illerden gelen desteklerle 2 bin 783 personel, 442 araç, 7 bot, 20 vidanjör ve 60 arazöze ulaştık. Selden ve su baskınından zarar gören vatandaşlarımızın yardımına koştuk” dedi.
SU BASKINI İHBARLARI 5 BİNİ AŞTI
112’ye 5 bin 300’ün üzerinde ihbar geldiğini belirten Vali Şahin, çok büyük bölümünün evler ve iş yerlerine meydana gelen su baskınlarından oluştuğunu kaydetti.
Şahin, “Kamu binaları da sudan zarar görmüştü. Belediyelerimizce 2 bin 459, AFAD ekiplerimizle 228 olmak üzere toplam 2 bin 687 konumda su tahliyesi yaptık. Ve su tahliye işlemleri 14 Şubat saat 21.00 itibarıyla tamamlandı. Tahliyelerini yaptığımız bu konut ve iş yerlerinde tabii çamur birikmeleri olmuştu. Biz bu çamur birikmeleri konusunda da vatandaşlarımıza yardımcı olabilmek için AFAD gönüllülerimiz başta olmak üzere kamu kuruluşlarından, belediyelerimizden, jandarmamızdan, polisimizden ve diğer tüm paydaşlarımızdan destek alarak yer yer 1500’lere kadar çıkan sayılarda ekipler oluşturduk” diye konuştu.
129 OKUL, 4 YURT, 32 CAMİ SELDEN ETKİLENDİ
Toplamda 983 ev ve iş yerindeki temizliğin neredeyse bittiğini anlatan Vali Şahin, yeni taleplere de bakıldığını söyledi.
Kamu binaları Kepez Devlet Hastanesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde laboratuvarlar ve bir semt polikliniğinin sular altında kaldığını kaydeden Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü;
*Bunların tamamının faaliyetleri şu an itibarıyla normale dönmüştür. Muratpaşa Nüfus Müdürlüğü ilk anda su baskını hizmet veremiyor durumdaydı, aynı gün sorun çözülerek hizmet vermeye devam etti.
*129 okulumuz selden etkilenmişti, 2 gün okulları tatil ettik. Bu 129 okulumuz ve bir pansiyonumuzun şu an itibarıyla 3’ü hariç tamamının sorunlarını giderdik. Üç okulumuzda trafo yanmasıyla alakalı problem devam ediyor. Onları da inşallah pazartesi halledeceğiz. Bugün okullarımız açık durumdadır.
*Gençlik Spor Bakanlığımıza bağlı 5 KYK yurdumuzda problem oldu. Bunlarla ilgili de süreci çok hızlı bir şekilde arkadaşlarımız çözdüler. Ayrıca 32 camimiz ve 24 Kur’an kursumuzda yine su baskınları nedeniyle sıkıntı oluştu.
*Bunlardan da sadece 3 yeraltı mescidinde ve bir Kur’an kursunda problem devam ediyor. Onları da cuma namazına müftülük personelimiz yetiştirecek.
AĞIR HASARLI BİNALARDAKİ 66 KİŞİ TSK’DA MİSAFİR EDİLİYOR
*Şu an itibarıyla tespitleri hemen hemen bitirmiş durumdayız. Ancak gelen yeni taleplerin değerlendirilmesi sürecini yarın öğlene kadar tamamlayacağız. Aynı zamanda hasar tespit faaliyetleri de yapıyoruz.
*Zarar tespit, eşya ve ticari mallarla ilgili, hasar tespit ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından binanın yapısal durumuna göre yapılıyor. Hasar tespitlerde toplam 78 binada çevre şehircilik ekiplerimiz çalışma yaptı. 54 binamız hasarsız, 15 binamız az hasarlı, 7 binamız ise orta hasarlı çıktı.
*2 binamız ise ağır hasarlı olarak tespit edildi. Orta ve ağır hasarlı binalarda ikamet mümkün değil. Bu 2 binamızda 16 aile 66 kişi mevcut. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait Karpuz Kaldıran tesislerini bu iş için tahsis ettik. Vatandaşlarımızı orada misafir ediyoruz.
1343 DEKAR TARIM ALANI SULAR ALTINDA KALDI
Şahin, “Ayrıca tarım zararında tespitlere göre 299 üreticimizin toplam 1343 dekar örtülü ve 605 dekar açık olmak üzere 1948 dekar alanda su baskını olmuştur. Aksu ve Kepez ilçelerimizde 10 çiftçimizin toplam 7 büyükbaş, 70 küçükbaş hayvanı, 70 tavuk, 10 arı kovanı, 4 bin kilo kaba yem, 11 bin 300 kilo kesif yem ve bir adet süt sağım makinesi telef olmuştur. Tarım zararlarıyla ilgili de tespitlerimizin hemen sonrasında Cumhurbaşkanlığımıza zararların tazmini için başvuruda bulunacağız” dedi.
NAKDİ VE AYNİ YARDIMLAR DAĞITILIYOR
İçişleri Bakanlığı’nın gönderdiği 20 milyon TL’lik acil yardım ödeneğini hatırlatan Şahin, “Vefat eden vatandaşımızın ailesine 100 bin TL nakdi yardım yaptık. Sosyal yardımlaşma ilk etapta 273 aileye toplam 1 milyon 70 bin TL nakdi, 86 kişiye de giyim yardımı yaptı. Büyükşehir Belediyemiz 1600 aileye, Kepez Belediyemiz 349 aileye, Muratpaşa Belediyemiz de 1000’e yakın aileye nakdi ve ayni yardımlarda bulundu. Bu yardımlarımız devam edecek. Tespitlerden sonra eşya yardımlarını Aile Bakanlığımız üzerinden destekleyeceğiz. İş yerlerimizin zararlarıyla ilgili yardımları da belli bir barem sistemi var. O sisteme uygun olarak AFAD tarafından desteklenecek. Ayrıca KOSGEB destek paketleri hazırlıyor. Onları da iş yerlerimizin hizmetine sunacağız” dedi.
Vali Şahin ayrıca, şu ana kadarki hesaplamalara göre sel sebebiyle oluşan hasarın 300 milyon TL olduğunu, çalışmalar devam ettiği için bu rakamın artacağını da belirtti.
]]>*Aşağı yukarı beş yıldır birlikteyiz. Beş yıl boyunca Ankara’nın sokaklarında benim hiçbir fotoğrafımı görmediniz. Çakar konvoylu makam araçlarımızı görmediniz. Daima sizin içinizde sade bir şekilde yaşadık.
*Belediyede rant için dolaşanları görmediniz. Sadece Ankara halkının gerçek ihtiyaçları için çalıştık. Ortak akılla çalıştık. Üniversiteler, meslek odalarıyla birlikte çalıştık. ‘Ben yaptım oldu’ dönemi bitti. Dört binden fazla ihalemizi canlı yayınladık.
*Bunların hepsini herkes gördü. Yetmedi. Tüm harcamalarımızı belediyemizin Web sayfasında kuruşana kadar görüyorsunuz. Hesap veriyoruz. Bütçe hazırlarken vatandaşa soruyoruz. Sayıştay raporlarını açıklıyoruz. Hiçbir şeyden çekinmiyoruz.
*Bugünler hesap verme zamanı. Başkaları gibi ‘Ben hesabımı öbür dünyada veririm’ demiyoruz. Çünkü bu dünyada hesabını veremeyen asla öbür dünyada da hesabını veremeyecek demektir. Sizlerin parasını kendi paramız gibi harcıyoruz. Kendi paramızı harcamayacağımız hiçbir yere sizin paranızı harcamıyoruz.
“ANKARA’NIN KALDIRIMLARININ DİBİNE KADAR GÖMDÜK”
*Alın terinizi belediyeye verdiğiniz paralar gerçek ihtiyaç sahiplerine gidiyor ve her mekanda hesabını veriyoruz. Yaptığımız işleri parklara, kavşaklara ne hizmet yapıyorsak kaç paraya mal olduğunu açık açık vatandaşa duyuruyoruz. Artık meşhur muhafazakar kesme bile kabul ettirilen kul hakkını adeta göz ardı ettiren, ‘çalıyor ama çalışıyor’ felsefesini Ankara’nın kaldırımlarının dibine kadar gömdük.
*İsraf edecek paramız yok. Bu paraları kolay kazanılmıyor. Halkın temiz alın terinden gelen paralar bunlar. Dolayısıyla nerede ihtiyaç var oraya harcıyoruz. Değerli Etimesgutlular bu caddeyi biliyorsunuz. 25-30 yıldır üç tane başbakan, bir cumhurbaşkanı, belediye başkanlığı bakanlar, İstasyon Caddesi’ni her seçimden önce geldiler. ‘Burayı çözeceğiz’ dediler. Çözmek bize nasip oldu.
*Önceliğimiz Sincan ve Etimesgut’un çilesini bitirmek oldu.135 milyon liraya İstasyon Caddesi’ne alternatifini yaptık ama 250-300 milyon lira da yine buranın altyapısına harcadık. Türk Kızılayı’na iki adet köprülü kavşak, Şaşmaz’a iki adet kavşak, Koru-Bağlıca’nın metro bağlantısının projesi bu ay içerisinde bitiriyor. İnşallah temelini atmak da nasip olsun.
“ÜCRETSİZ TAŞINIYOR”
*Doğumundan ölümüne kadar vatandaşın her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilenen kurumdur belediye. Dolayısıyla bir çocuk doğdu. Okula gidecek. Okula giderken sosyal destek alan aileyse öbür yaşıtları gibi aynı avantajlarla gidebiliyor mu? Gidemiyorsa onu çözmek bizim görevimiz. Birçoğu kreşe giderken okuluna giderken serviste gidiyor.
*Gidemeyen mi var? Ankara Büyükşehir bunu karşılar. Ortaokul ve lise öğrencileri eğer otobüsle okuluna gidiyorsa yeter ki okusun diye Ankara Büyükşehir Belediye’si tarafından ücretsiz taşınıyor. Ve bütün derdimiz onların okuması. Okusun ki onlar da desteğe ihtiyaç olmasın. Hem ailesine hem ülkemize faydası olsun. Bu destekleri yaparken artık eskisi gibi kapı kapı paket dağıtma işi ortadan bitti.
*Üç yıldır Başkent Kart’a para yüklemek suretiyle onların ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bir esnaftan alınıyordu. Şimdi Ankara’daki bütün esnaflar o esnafa verilen parayı paylaşıyor. Esnaf mutlu o ailenin ihtiyacını en iyi anneler bilir. Onlar gidiyor, ihtiyacına göre alışveriş yapıyor. Onlar bu mutlu.
*Kırtasiye yardımı yapılıyor, sırtında bilmem ne belediyesi, içinde defter dolu çantalar dağıtılıyor. Kırtasiye yardımını kartlara yatırıyoruz. Ama AVM’lerde geçmiyor. Sadece kırtasiyeci esnafından alıyorlar. Kırtasiyeciler kazanıyor.
“BİZ PROTEİN YARDIMI YAPIYORUZ. O BUT VERİYORMUŞ”
*İki yüz bin aileye protein yardımı yapıyoruz. Kasaplar kazanıyor ve Türkiye’de ilk defa üç yıldır Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden başka yok. Belediyeyle kıyaslamayın. Hükümet de yapmıyor. Üç yıldır doğalgaz yatırıyoruz 200 bin aileye. Üşütmüyoruz. Aç bırakmıyoruz. Bize ‘Projeleri yok’ derken İstanbul’daki çorba dağıtmaya başladılar. Ben çorba dağıtırken dalga geçiyorlardı.
*Emeklileri benden başka destek olan yok. ‘Projesi yok’ diyorlar. İstanbul’daki aday iki bin lira Ankara’daki beş bin lira verecekmiş. Biz protein yardımı yapıyoruz. O but veriyormuş, tavuk budu olduğu ortaya çıktı. O da 15 kişiye. Kendi belediyesinde 50 bin destek alan aile var Keçiören’de. Sadece yardım 2 bin 500 kişiye yapılmış. Dolayısıyla şimdi bizim yaptıklarımız yeni bir proje gibi ortaya koyup ‘Biz daha çok vereceğiz’ diye taklit etmeye başladılar.
*Eğer gerçekten taklit etmek istiyorlarsa, proje arıyorlarsa, mansuryavasneyaptı Veya MY 2024 mobil uygulamamız var. Oraya girsinler. Oradaki projeleri okusunlar. Ankara’nın köylerine kadar Mansur Yavaş ne yapmış bir görsünler. ‘Aynılarını yapacağız’ diye de iddia etsinler.
*Tohum dağıtacakmış kırsal kalkınma da biz geçecekmiş. Şimdi bazı ilçe belediyeleri verdi. Haksızlık etmeyeyim AK Parti ilçe belediyeleri. Ama şu anda Keçiören Belediyesi’nde bir kişiye bir kilo tohum verildiğini de duymadık.
“BELEDİYE MECLİSİNDE ÇOĞUNLUK İSTİYORUZ”
*Vatandaşın kimine dokunduk, özellikle pandemi döneminde. Fakat biz vatandaşa dokunduk derken onları elle bir dokunmayı sanıyorlar. Öyle bir şey yok.
*Vatandaş nerede darda, Ankara Büyükşehir huzur gibi yanında oldu, herkesin. Şimdi inşallah bu anlayışı şeffaf hesap verebilir. Katılımcı anlayışı Etimesgut’ta da sürdüreceğiz. Aynı şekilde el ele verip inşallah Etimesgut’un bütün sorunlarını birlikte çözeceğiz.
*Ben Erdal Başkanım’ı size emanet ediyorum. Kendimi de size emanet ediyorum. Ama bir sıkıntımız var. Geçen dönem yüzde 51 oy aldık ama mecliste 148’de 40 kişiydik. Olmuyor. Görüyorsunuz. Orada yaşananları görüyorsunuz. Orada yapılan iğrenç sözler ve bunları söyleyenler siyasetin çöplüğüne gömüldü gitti. Öyle mi? Ben de diyorum ki; artık yeter. Biz de bir rahat edelim şöyle.
*Hizmetler yaparken engel olunmadan işlediğimizi yapalım. Rahat rahat yapalım Elbette kafamıza göre yapmayacağız. Acil projeleri yapacağız inşallah. Bu nedenle belediye meclisinde çoğunluk istiyoruz. Belediye meclisinde çoğunluk alması için ilçe belediyelerimizin de hepsini almamız gerekiyor.
]]>Kızlarını örgütün elinden kurtarmaya çalışan bir baba, Adnan Oktar’ın varlığını ve örgütü biliyor, kızlarına zarar verecek kötü bir örgüt olduğuyla ilgili de bilgisi var ancak öngöremediği örgütün bu kadar kötü olabileceği. Biz kızların anneleriyle birlikte Adnan Oktar’ın yanında olduğunu biliyorduk. Elvan Bey’i bizzat tanımadan kızlarını kurtarmak için bir çaba içerisinde olduğunu da takip ediyorduk. Ancak müşteki olarak bu soruşturmaya dahil olması bir süreç aldı. Çünkü gizlilikle yürütülen bir çalışma vardı. Elvan Koçak’ın öyküsünün bir kısmına vakıftık ancak acılı bir babanın yaşadıklarını hisleriyle dinlemek size bambaşka şeyler düşündürüyor. Bu dosyada her bir müştekinin, her bir mağdurun ayrı bir trajik hikâyesi var. Toplumumuz bu örgütü ve bu örgütün zulmüne uğramış insanları 140 Journos’un belgeselleriyle ve sizlerin yapmış oldukları program ve haberlerle daha iyi anlamaya çalıştı. Elvan Koçak gibi yüzlerce hatta binlerce aile var, örgüt evlatlarını ellerinden aldığı ile kalmıyor, üzerine türlü sindirme politikaları uyguluyor ve örgütün bu saldırılarının on yıllardır aynı olduğunu görüyoruz.

KANINIZI EMİYORLAR
– Örgüt kızları nasıl kaçırıyor?
Bu örgütün hedefi öncelikle yaşı küçük kızlar. Adnan Oktar’a yaşları küçük kızların getirilmesi bir örgüt ritüeli. Anne veya babalarını angaje ettiyse bu evebeynler vasıtasıyla tabii ki daha kolay oluyor ancak ailelerin bilmediği ve örgütün kız getirme ekibi tarafından kandırılarak suistimal edilen çok sayıda kız çocuğu var. Elvan Koçak’ın özelinde kızlarının velayetini aldığı mahkeme kararını örgüt hukuk ekibi vasıtasıyla öğreniyor. Hukuk ekibi örgüt içerisinde en güçlü olan ekiplerden. Özellikle büyük şehirlerdeki adliyelerde sadece örgüt ile ilgili çalışma yapmak, istihbarat toplamak için mesai saatlerini adliyelerde geçiren çok sayıda avukat var.
– Peki sizce bu kızlar neden orada, neden babalarını bırakıp, o korkunç yaşamı seçiyorlar?
Burada aileden alınan telkin çok önemli, çoğu çocuk için anne ve baba bir rol modeldir ve sizin rol modeliniz Adnan Oktar’ın çok iyi bir insan olduğunu ve onun yanında çok mutlu olacağınızı söylüyor. Sizi altın tepside önce örgüte sonra da Adnan Oktar’a sunuyor. Örgüt size dokunmaya başladığı andan itibaren yavaş yavaş, yani sizi irite etmeden kanınızı ruhunuzu emmeye başlıyor. Narkoz verilmiş ve ameliyat masasında yatan bir hasta gibi, siz o ameliyat masasından kalkıyorsunuz belki ama o narkozun etkisi hiçbir zaman bitmiyor. Bu narkoz sizin gerçeği görmenizi engelliyor, sağlıklı ve doğru kararlar vermenizi önlüyor, hayat gaileniz sadece Adnan Oktar ve O’nun sahte mehdiliğine hizmet olarak kalıyor.
– Asıl hikâye anneyle başlıyor. Siz onların örgütün elinde tutsak olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Hayır, örgütün elinde tutsak değil, örgüte anneleri tarafından sunulmuş, tırnak içinde söylüyorum birer ikram olarak görüyorum. Kızlar reşit değil, dolayısıyla neyin doğru, neyin yanlış olabileceğini tam olarak ayırt edebilecek bilgi ve tecrübede değiller. Onlar da bunu tutsaklık olarak görmüyor, göremiyorlar. Ancak anne için aynı şeyi söyleyemeyiz. Anne-babalar çocuklarınıza ve çevresine çok dikkat edin ve onlar için endişelenin diye sürekli aileleri uyarmaya çalışıyorum. Bu uyuşturucu bağımlılığı gibi. Bir kere bunlara bulaştığınızda kurtulmanız çok zor.
– Bu aile yurt dışında, örgüt çökertildi, peki hâlâ neden oradalar?
Örgütün yurtdışında güçlü bir ekibi var, yine yurtdışı bazı yapılanmalar ile güçlü ilişkileri var. Dolayısıyla siz bu örgütten kurtulmak için kendinize yurtdışında bir yaşam kurdunuz, örgütten uzaklaştım zannediyorsunuz ancak örgütün çok güçlü olduğu bir lokasyonda bulunabilirsiniz. Dolayısıyla Elvan Koçak’ın kızları da şu an örgüt ile çok ciddi şekilde irtibatlı. Yine aynı şekilde anne örgütün çok ciddi şekilde kontrolünde ve örgüt manipülasyonlarına olabildiğince açık. Kızlar annelerinin bu zehirli anlayışından kurtulamadıkça örgütten kurtulmaları çok zor. Bunun fazlaca örneği var.
AİLELER BİR SÜRE İNANAMADI
– Sizinle yaptığımız programlarda sık sık “Bu örgüt bitmedi” de dediniz. Neden bitmiyor? Varlığını sürdürecek gücü nereden alıyor?
Bu örgüt lider odaklı bir örgüt. Dolayısıyla örgüt lideri ölmediği sürece varlığını devam ettirecek. Firari şüpheliler var, yurtdışı desteği ve yurtdışı yapılanması var. Yine Adnan Oktar dışarıdayken sempatizan, cezaevine girdikten sonra örgüt üyesi olan şahıslar var. Adnan Oktar örgütü sürekli motive etmek ve zinde tutmak için elinden geleni yapıyor. Örgütün bitmediğini en basit yoluyla sosyal medyaya bakarak görebiliriz. Trend olan her başlığın altında örgüt lideri Adnan Oktar başta olmak üzere örgüt yönetici ve üyelerini aklayıcı nitelikte yine bu dosyada müşteki olmuş insanları ve görev almış kamu personelini karalayıcı nitelikte çok sayıda farklı hesaplardan paylaşım yapabiliyorlar.
– Beni en çok etkileyen cümle, babanın hâlâ kızlarını doğum günlerinde o telefonun açılmayacağını bile bile aramasıydı. Gözyaşlarını tutamıyor. Başka aileleri anlatın bize lütfen. Neler yaşıyorlar, kaç Elvan Koçak var, kaç aile dağıldı?
Bir baba için çok zor bir durum. Evlatlarınız elinizden alınıyor, hem de eşiniz aracılığıyla. Her bakımdan baş edilmesi çok güç. Elvan Koçak gibi yüzlerce aile var evlatlarını bu örgüte kaptıran ve geri alamayan. Evlatları tarafından örgüt yönlendirmesi ile kaldırılamayacak iftiralara maruz kalan… Örgütün evlatlarına sahip çıkmaya çalışan anne babalara uyguladığı metot yıllardır değişmiyor. Neden? Çünkü etkili bir baş etme yolu buldu örgüt.
– Nedir o yöntem?
Önce anne-babaya kurgu iddialarla davalar açılıyor, sonra ailenin sırları ifşa ediliyor. Anne-baba yine evladının peşini bırakmıyorsa bu sefer örgüt tarafından bir robot haline getirilen çocukları tarafından cinsel istismar iftirası atılıyor. Bir anne baba için çok zor, gözünün içine bakarak büyüttüğünüz evladınız sizin ona cinsel istismarda bulunduğunuzu söylüyor hem de bütün Türkiye’nin duyacağı şekilde.
– Evlatlarına kavuşma anlarını anlatır mısınız?
Aslında bunu en iyi anlatacak olan ailelerdir. Umarım Elvan Koçak biran önce evlatlarına kavuşur da onun duygularını dinlemek nasip olur. Evlatlarına kavuşmanın gerçek olduğuna inanamayan aileler vardı. Kızlarının odalarını evi terk ettiği gün bıraktığı haliyle muhafaza edenler. O kadar uzun yıllar çocuklarını geri kazanmak için çabalamışlar ki eve döndüğüne inanamıyorlar ve tekrar geri gider korkusuyla o mutluluk ve heyecanı dahi hakkıyla yaşamıyorlar. Bu örgüt, insanlarımızı ne yazık ki bu hale getirdi. Ancak evlerine, anne, babalarına dönerek yeni hayatlarına uyum sağlayan, örgüte girerken yarım bıraktıkları okullarını tamamlayanlar, yeni okul bitirenler, bir işe girip çalışanlar, evlenerek çocuk sahibi olanlar, İstanbul’da, Türkiye’nin başka şehirlerinde ve yurtdışında kendine yeni bir düzen kurarak topluma adapte olan çok sayıda mağdur var.
– Yazar Abdurrahman Dilipak bizi 90’lara götürüyor ve siyasetten nasıl beslendiklerini, hatta siyasetçilerin çocuklarının nasıl Adnan Oktar ile birlikte hareket ettiğini anlatıyor. Siyasetçilerle 90’larda olduğu gibi sizin operasyon zamanınızda da grift ilişkiler var mı?
Abdurrahman Bey’in belgeseldeki değerlendirmelerini hayranlıkla izlediğimi ifade etmeliyim, Adnan Oktar ve örgütü siyasetten ve bürokrasiden hiçbir zaman kopmadı. Sürekli bir dirsek teması içinde oldu ve bu alanlardaki network’lerini genişletmek adına her şeyi yaptılar. Dolayısıyla bu kadar zaman faaliyetine devam etmiş bir örgütün siyasi dayanağı olmadığını söyleyemeyiz. Siyaset ve bürokrasi alanında bu faaliyetlerini yürütürken parti ve ideoloji ayrımı yapmadığını da okurlarınızın bilmesinde fayda görüyorum. Her kesimden siyasilerle, bürokratlarla, gazeteci ve sanatçılarla geniş bir irtibat ağına sahiptiler.
ADNAN OKTAR HİÇ DURMADI
– Peki yargı? Kısa bir süre önce bu örgütü hapisten kurtarmaya çalışanlar olduğunu iddia ettiniz? Kim onlar?
Malumunuz bir süre önce Adnan Oktar ve örgütünü kurtarma amaçlı bir istinaf süreci yaşandı. Bu istinaf sürecini yürüten en basit örneğiyle küçük yaştaki kızlara tecavüz eden hükümlüler için “kızın rızası var” değerlendirmesini yapan yargı mensupları hakkında HSK’ca bir soruşturma yürütüldü. Hakkında soruşturma yürütülen yargı mensuplarını kurtarmak için devreye giren birtakım insanlar oldu. Ben bunu iddia ettiğimde şaşıran insanlar olmuştu. Ancak bu isimler, benim isim geçmeyen, zaman, mekan belirtmediğim, hiçbir ayrıntı ve imada bulunmayan X paylaşımım hakkında yayın yasağı getirildiğinde yargı içerisindeki güçlerini de anlamış oldular. Buradaki motivasyonları nedir, tabii ki bu HSK’nın yürüttüğü soruşturma raporu ortaya çıktığında anlaşılacak. Adnan Oktar hiçbir zaman durmadı, stratejik olarak yavaşladığı anlar var, ancak durduğu an yok. Dolayısıyla öncelikle kendisini ve örgütünü aldığı cezalardan kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmaya devam edecektir.

RAPORLARI TARTIŞMAKTA SAKINCA YOK
– Belgeselde Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın Adnan Oktar Suç Örgütü yöneticilerinden Halil Hilmi Müftüoğlu’na sahte işkence raporu verdiğini iddia ediyorsunuz. Şebnem Hanım, birçok kanala çıktı, açıklama yaptı, “Evet, 6 yıl sonra tespit edilebilir” dedi. Eleştiriler şöyle: İktidara yönelik hiçbir eleştiri yok, suç Şebnem Korur Fincancı’nın üstüne atılıyor… Ne söylersiniz?
Ortada şüpheliler ile ilgili Şebnem Hanım tarafından verilmiş raporlar var. Bu raporları çürüten Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nın vermiş olduğu raporlar var. Şebnem Hanım’ın verdiği bu raporların 1999 operasyonunun akamete uğramasında etkisi var mı, yok mu? Bunun tartışılmasında bir sakınca görmüyorum. Ancak akrabalarıyla, akrabalarının yakınlarıyla bir takım bağlantılar kurularak linç edilmesine de karşıyım.
Örgütü 8 ay dinledik
– Örgütü ne kadar zaman dinlediniz?
Yaklaşık 8 ay dinledik.
– Dinlediğiniz ve unutamadıklarınızı paylaşır mısınız?
Çok şey var aslında bu soruşturma ile ilgili. Teknik takip yapan arkadaşlarımız da özel olarak seçilerek görevlendirildi. Büro amiri ve soruşturmanın teknik safahatını takip eden rütbeli arkadaşlarımız değerli ve çalışkan insanlardı. Detayına girmek istememekle birlikte özellikle cinsel içerikli konuşmalar ve buluşmalar en unutulmaz ve sıkıntılı teknik takip süreçleriydi.
– Siz bu uğurda çok sevdiğiniz, taa lisede giydiğiniz üniformadan, mesleğinizden fedakârlık ettiniz. Bunun bir ihtimal olduğunu tahmin ediyor muydunuz?
Etmek istemiyordum açıkçası, ancak bugün şu saate kadar yaşadıklarım, duyduklarım, gördüklerim ve bana anlatılanlar bana bu konunun özelinde tayin edildiğim ve mesleğimi bırakmaya zorlandığımı gösteriyor. Ancak net olarak şunu da söylemeliyim: Bu örgütün gelecekte bir mağdurun gözünden akıtacağı bir damla gözyaşını önleyebildiysek benim yaşadıklarım denizde kum tanesi değil benim için.
– Mesleğinize geri dönmek istiyor musunuz?
Mesleğime geri dönmek gibi bir düşüncem yok. Meslekten ayrıldıktan sonra yakın bir zamana kadar kurumsal şirketlerde çalıştım, şu an çalışmıyorum. Bir nekahat süreci diyelim. Ancak öncelikle ailem ve yakın çevrem benim gerekirse sokakta simit satarak ailemin geçimini sağlayacağımı bilir. Ben çalışmaktan yorulmam ve yaptığım, helal para kazandığım işten de gocunmam. Meslekte hakkıyla işimi yapmaya çalıştım. Bana kapı gösterildi, ben de çıktım. Benim için o kapı artık kapandı.
]]>KİMDİR ORTA SINIF?
Peki, gelelim diğer soruya… Kimdir bu orta sınıf? Şu örneklerle anlatabiliriz. Çocuğunun iyi bir eğitim almasını isteyen ana, babadır. Bu ülkede mesleğini özgürce icra etmek isteyen doktorlardır, öğretmenlerdir, avukatlardır. Demokrasiyi, hakkı, hukuku, adaleti talep eden akademisyenlerdir, mühendislerdir, esnaflardır. Başını sokacak bir ev veya bineceği bir araba hayali kuran evli çiftlerdir. Yılda bir defa da olsa çoluğuyla, çocuğuyla tatile çıkmak isteyen ailelerdir. Yani bu güzel ülkede insan onuruna yakışır şekilde yaşamak isteyen milyonlardır.
ORTA SINIFIN ÖZELLİĞİ…
Şu soru önemli… Bir ülkede güçlü bir ekonominin, güçlü bir toplumsal yapının, güçlü bir demokrasinin teminatı kimdir? Elbette güçlü bir orta sınıftır. Bu nedenle orta sınıf, bir gelir grubunu temsil etmenin çok ötesinde demokrasinin, ahlakın ve adaletin güvencesidir. Orta sınıf toplumsal değerleri, beklentileri, talepleri, dayanışmayı ve geleceğe ilişkin umutları besler ve temsil eder. Orta sınıf çökerse, tüm bunlarla beraber, toplum da çöker. Esnaf elindeki ürünü satacak bir ekonomik grup bulamaz, esnaf çöker, esnaf çökerse ekonomi çöker. İnternet çağının getirisiyle bütün dünyadan haberdar olan talepkar genç neslin ihtiyaçlarına cevap veremeyen anne-babalar mutsuzlaşır, agresifleşir ve aile bağları yıpranır. Aile çökerse toplum çöker. Tecrübesiz ve mutsuz bir genç kuşak ortaya çıkar, yanlış kararlar verirler ve gençlerimiz ziyan olur. Gençlik olmazsa o ülkenin geleceği de olmaz, gelecek çöker. İşte bu kadar önemlidir orta sınıf!
Peki, insan onuruna yakışır hayatı sağlama ve sürdürme konusunda sorumlu olanlar kimlerdir? Elbette ki devleti yönetenlerdir. Yani saray ve şürekasıdır..
Maalesef bugün toplumumuzu, demokrasimizi, ekonomimizi ve geleceğimizi ayakta tutan orta sınıf büyük bir saldırı altındadır. Bu saldırılar tek adam rejimine geçilen 2018’den bu yana giderek artıyor. Orta sınıfın temsil ettiği taleplere, değerlere ve sahip olduğu maddi imkanlara darbe üstüne darbe indiriliyor. Türkiye; rüşvetin meşrulaştığı, yalan söyleyenlerin itibar sahibi olduğu, adaletin çetelere teslim edildiği, ahlaki değerlerin yozlaştığı, toplumsal çürümenin adeta kanıksandığı, yoksullaşmanın kader olarak kabul edildiği, hak aramanın ise neredeyse suç sayıldığı bir sürecin içine girdi. Darbeler o kadar büyük ki, yaşananları saklamaya artık istatistik oyunları da yetmiyor. İşte TÜİK’in son birkaç günde arka arkaya açıkladığı veriler ortada.
BU TAKSİMİ KURT YAPMAZ…
Türkiye’yi 85 milyonluk koca bir aileye benzetirsek, 2022’de bu koca ailenin yaklaşık 31 milyon üyesi çalışıp çabalayarak 906 milyar dolarlık aş üretmiş. Bu pişen aşı çalışan, çalışmayan her bir aile üyesine eşit bölüştürürsek herkesin payına 10 bin 659 dolarlık aş düşecek. Ama tencerede kaynayan aş, tabaklara eşit pay edilmiyor. Kiminin tabağı daha derin ve büyük; kiminin tabağı daha yayvan ve küçük. Sofrada kimileri kepçeyle götürüyor, kimileri pişen aşın tadına tatlı kaşığıyla bakıyor.
Sofradaki paylaşımın ne kadar adil olduğunu anlamak için iktisatçılar, “Gini Katsayısı” denilen bir metrik geliştirmişler. Bu katsayı sıfıra yaklaştıkça paylaşımda adaletin arttığını; bire yaklaştıkça paylaşımda adaletin bozulduğunu gösteriyor.
Peki, 2022’de büyük Türkiye ailesinde paylaşım nasıl olmuş? Cevabı TÜİK’in “Gelir Dağılımı İstatistikleri” veriyor. TÜİK’in istatistiklerine göre, 2022’de sofradaki paylaşım son 17 yılın en adaletsiz paylaşımı…
Paylaşımdaki adaletsizlik özellikle son iki yılda belirginleşiyor. Tüm aileleri en yoksulundan en zenginine 20 gruba ayırdığımızda, en varsılın pişen aştan aldığı pay son iki yılda 3.5 puan artarken, neredeyse diğer tüm ailelerin aldığı pay gerilemiş. Fakir fukaranın kaşığından alınan, zenginin tabağına konmuş. Öyle ki 2022’de en varsıl yüzde beşin tayını, en yoksul yüzde 5’in tayınını 31’e katlamış. Hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği adaletsizlik. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa…”
BİLGİSİZLİK Mİ, TAAMMÜDEN Mİ?
Peki, 2021 ve 2022’de ne oldu da paylaşımdaki adaletsizlik şaha kalktı? Ne olduğu herkesin malumu… “Faiz sebep, enflasyon sonuç” denerek, bu ülkede hayat pahalılığı bilerek, isteyerek patlatıldı. Merkez Bankasının kasasından buharlaştırılan 128 milyar dolar ile yandaş şirketlerin kur riski, devletin sırtına taşınırken; patlatılan enflasyonla da şirketlerin borçları eritildi. Yetmedi yandaş şirketlere enflasyonun altında faizlerle, bolca kredi pompalandı. Bu ülkede milletin sırtından, göz göre göre, korkunç bir servet transferi yapıldı. Bu servet transferinden en büyün avantayı alanlar da 5’li çeteler…
Orta sınıfın kaşığından alınan lokma zenginlerin ve yandaşların, 5’li çetelerin tabağına kondu. Ve bugün ülkemizde orta sınıfın bir ev veya araba sahibi olması, çocuğunu özel okula göndermesi, ağız tadıyla bir tatil yapması artık hayal oldu. Toplumumuz korkunç bir yoksullaşmaya maruz bırakıldı. Bunların hepsi de taammüden, yani bilerek ve isteyerek yapıldı…
Zengin çıkar hesaplarıyla, fakir geçim kaygısıyla sesini çok çıkaramaz. Sesini çıkaracak tek kesim orta sınıftır. İşte bugün bu nedenle Türkiye’de orta sınıf görülmemiş bir saldırı altındadır. Tarih çöken orta sınıfın radikal hareketlerin önünü açtığını gösteren örneklerle doludur. Demokrasimizi korumak için, geleceğimizi korumak için, ekonomimizi korumak için, bizi biz yapan değerleri korumak için orta sınıfı korumak zorundayız. Siyaset kurumu bunun için vardır ve bugün siyasetin bir numaralı gündem maddesi de bu olmalıdır.
Peki, 2021 ve 2022’de ne oldu da paylaşımdaki adaletsizlik şaha kalktı? Ne olduğu herkesin malumu. Sofradaki paylaşım tablosuna bakınca insanın aklına ister istemez Dücane Cündioğlu’nun o meşhur sözü akla geliyor:
“Allah’tan Kitap’tan dem vuran adamın ne dediğine değil ne yediğine bak; çünkü dediği iddia, yediği ispattır.”
]]>138’İNCİ SAATTE KURTARILDILAR
Kalorifer peteğinin üzerine düşen duvar parçası ile evin içinde oluşan diğer boşluklara sığınan aile fertleri, arama kurtarma ekiplerinin yürüttüğü çalışma sonucu 138’inci saatte kurtarılabildi.
Tedavileri tamamlanan aileden Celal Taşhan, çok katlı binada kalmaktan korktuğu için ilçede yaşayan anne ve babasının yanında, anne Yasemin ise oğlu Ensar ile kent merkezindeki diğer oğlunun yanında yaşamını sürdürüyor.
Kurtuluşlarının ardından adım attıkları yeni hayata alışmaya çalışan Taşhan ailesi, hafta sonları Türkoğlu ilçesindeki baba ocağında bir araya geliyor.

Enkaz altında geçirdiği zamanı anlatan 6 çocuk babası Celal Taşhan, “Enkaz altında 6 gün boyunca hiç ışık yoktu. Sadece eşim ve oğlumla konuşabiliyorduk ama birbirimizi görmemiz mümkün değildi. Hareket edemiyorduk, zaten alanımız da yoktu. Ben 120-130 santimetre uzunluğunda, 50 santimetre yüksekliğinde bir alan içindeydim. Ne bir su ne yiyecek vardı. Bu şekilde beklemedeydik. Birbirimize sadece teselli veriyorduk. Birbirimizle fazla da konuşmuyorduk, enerji tüketmeyelim diye. Arada yüksek sesle ‘Kurtaran yok mu? Yardım edin’ diye bağırıyorduk ama bir şey duyulmuyordu” dedi.
Göçüğün ardından eliyle kontrol yaptığında kalorifer peteğinin kendisini korumaya aldığını, eşi ve oğlunun da yine petek ve ütü masasının oluşturduğu yaşam üçgenine denk geldiğini aktaran Taşhan, bir ara çok susadığını ve peteği kontrol ettiğini ancak hiç su bulamadığını anlattı.

“İKİNCİ BİR YAŞAM”
Taşhan, kurtulmalarının “ikinci bir yaşam” diye yorumlanmasına işaret ederek, şöyle konuştu:
“Çıktıktan sonra gazeteci bir arkadaşım hastane ziyaretinde, ‘Dualarla gelen adam, diye manşet attım’ dedi. Toplumda seviliyorduk. İşimiz gereği insanlara yardım ediyorduk. Halkla daha çok ilişkimiz olduğundan çok sevenimiz vardı. Allah razı olsun hepsinden. Dualarını hiç esirgememişler. Mutlu olduk. Hatta acildeki doktorun ‘Sanma ki Celal Bey yaşama tutunmanla ailen ile dostların sevindi, dünya alem sevindi. Bize bile bir yaşam kaynağı oluşturdun. Depremzedelere daha çok yardım etme şevkini verdiniz bize’ ifadesi hiç kulağımdan gitmez.”

“SON ANLARDA UMUDUM YOKTU”
Ensar Taşhan da deprem sırasında annesi ile holde karşılaştığını, o sırada babasını holün karşısında gördüğünü ve ‘Çökün’ diye bağırdığını anlatan Taşhan, “Tam o anda bina çöktü. Enkaz altında ilk annemin toprağın altında sıkışan kolunu çıkardım. Ben sağa sola rahat dönüyordum ama annem dönemiyordu. Gün kavramı yoktu ancak son zamanlara kadar umutluydum. Ama son anlarda umudum yoktu artık” dedi.
Taşhan, enkaz altında olabildiğince hem kendisini hem de ailesini enerji kaybetmemek adına uyutmaya çalıştığını ifade etti.
Enkaz altında çok hareket kabiliyeti olmadığını belirten Taşhan, “Ayaklarım çok üşümüştü, yerden bir taş alıp ütü masasının örtüsünü kesip ayağıma sarmıştım. İlk babama ulaştılar. Babamın kurtulmasına sevindik. Annemle beraber mutluluktan ağlamaya başladık. Daha sonra alanımı açtılar, babamdan sonra beni, ben hastaneye ulaştığımda da annemi çıkarmışlar” diye konuştu.
]]>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), bölgedeki bir askeri üsse sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan asker sayısının 9’a yükseldiğini, yaralı asker sayısının ise 4 olduğunu açıkladı.
“15 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLMİŞTİR”
MSB’den yapılan açıklamada şöyle denildi:
* Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde 12 Ocak 2024 tarihinde bir üs bölgemize sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada ağır yaralanan bir silah arkadaşımız daha yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuş, şehit olan kahraman silah arkadaşlarımızın sayısı dokuza yükselmiştir.
* Bölgede devam eden operasyonlarda etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 15’e yükselmiştir.
* Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.
HAVA HAREKATI DÜZENLENDİ
PKK’lı teröristlerin saldırısının ardından Irak ve Suriye’ye gece yarısı hava harekatı düzenlendi. Konuyla ilgili Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “PKK/YPG/KCK ve diğer terörist unsurları etkisiz hale getirerek; Irak ve Suriye kuzeyinden halkımıza ve güvenlik güçlerimize yönelik terör saldırılarını bertaraf etmek ve hudut güvenliğimizi sağlamak maksadıyla; Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın 51’inci maddesinden doğan meşru müdafaa haklarımız doğrultusunda, Irak kuzeyindeki Metina, Hakurk, Gara ve Kandil bölgeleri ile Suriye kuzeyinde bulunan terörist hedeflerine 13 Ocak 2024 saat 00.30’da Hava Harekâtları icra edilmiş, icra edilen Hava Harekâtları ile Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) tarafından kullanılan ve içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerinde bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak ve petrol tesislerinden oluşan 29 hedef imha edilmiştir” denildi.
NİĞDE’YE ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Kemal Batur şehit oldu. Şehidin acı haberi, Vali Yardımcısı Resul Özdemir ve beraberindeki askeri heyet tarafından Niğde merkeze bağlı İlhanlı Mahallesi’nde yaşayan baba Cuma ve anne Hatice Batur’a ulaştırıldı.

Oğullarının şehadet haberini aldıktan sonra fenalaşan Batur çiftine hazırda bekletilen sağlık ekibi müdahale etti. Şehidin baba evine Türk bayrakları asılırken, yakınları ve komşuları da taziye için eve akın etti. Bekar ve 4 kardeşin en büyüğü olduğu öğrenilen Şehit Batur, memleketindeki törenle son yolculuğuna uğurlanacak.

GAZİANTEP’E ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Hakan Gün (28), şehit oldu. Günün şehadet haberi, Gaziantep’in Fatih Mahallesinde oturan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi. Şehidin babası Süleyman Gün ve diğer aile üyeleri acı haberle gözyaşlarına boğuldu. Şehidin evine ve sokağa Türk bayrakları asıldı. Acı haberin ardından yakınları ve komşuları taziye için şehit evine akın etti. Bekar olan Şehit Hakan Günün cenazesi, düzenlenecek törenle toprağa verilecek.
ADIYAMAN’A ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Serkan Sayın (27), şehit oldu. Şehidin acı haberi, Adıyaman’ın Bahçelievler Mahallesinde oturan ailesine İl Jandarma Komutanı Albay Hikmet Uz, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimler Derneği Başkanı Hacı Erdengi ve askeri yetkililer tarafından verildi. Şehit ailesi acı haberle üzüntüye boğulurken, baba evine Türk bayrakları asıldı. Emine ve Hacı Ali Sayın çiftinin 6 çocuğundan ortancası olan Uzman Çavuş Serkan Sayın’ın bekar olduğu öğrenildi.
KAHRAMANMARAŞ’A ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
PENÇE- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir’in acı haberi, Kahramanmaraş’taki anne ve babasına ulaştı. Ailenin evinin 6 Şubat’taki depremlerde yıkıldığı, şehidin annesi Ümmihani ile babası Ali Özdemir çiftinin, yaşadıkları konteyneri ısıtamadıkları için çadırda kaldıkları öğrenildi. Çiftin kaldığı çadıra acı haber sonrası 10 adet ısıtıcı bırakıldığı görüldü. Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir, şehit oldu. Şehit Özdemir’in acı haberi, Merkez Dulkadiroğlu ilçesinin Şerefoğlu Mahallesi’ndeki çadırda yaşayan baba Ali- Ümmihani Özdemir çiftine Dulkadiroğlu kaymakamı Fatih Çelikkaya ve yetkililer tarafından verildi. 3 çocuklarından tek oğlu olan bekar Müslüm’ün şehadet haberiyle Özdemir çifti gözyaşlarına boğulurken, ailenin yaşadığı çadır bölgesine Türk bayrakları asıldı.
İSTANBUL’A ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
PENÇE Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Uzman Çavuş Ahmet Köroğlu’nun acı haberi, İstanbul’un Tuzla ilçesindeki baba ocağına ulaştı. Şehit Köroğlu’nun kuzeni Talha Köroğlu’nun da 2008 yılında Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde şehit olduğu öğrenildi. Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Ahmet Köroğlu, şehit oldu. Köroğlu’nun şehadet haberi, Tuzla, Şifa Mahallesi’nde oturan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi.
]]>Bismil yönüne giden Taha Çelik (33) yönetimindeki otomobilin arka koltuğunda bulunan kuzeni İlknur Fidancan, mama hazırlamak istediği 1,5 yaşındaki kızı Eslem’i, ön koltukta oturan annesi Kevser Özkılıç’a vermek istedi. Ancak bu sırada Çelik’in otomobili, sağ şeritte bir süre bekleyip aniden sola geçerek, geçişi yasak bölümden U dönüşü yapmak isteyen G.Ç. yönetimindeki otomobile arkadan çarptı.
Kaza sırasında Eslem’in başı, otomobilin koltuğuna çarptı. Eslem, çağırılan sağlık ekibinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Ancak talihsiz bebek kazadan 2 saat sonra beyin kanaması geçirip, yaşamını yitirdi. Kaza güvenlik kamerasına yansırken, sürücü G.Ç. olay yerinde alınan ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Eslemin ailesi, G.Ç.den şikayetçi oldu.

BİLİRKİŞİ RAPORU TAMAMLANDI
Bilirkişi raporunda, G.Ç.nin bir anda sola manevra yapıp geçmek istediği ve kazaya sebebiyet verdiği belirtilerek, asli kusurlu olduğu kaydedildi.
,Raporda, “Sürücünün yolun sağında bulunan emniyet şeridinden, bölünmüş yol üzerindeki orta refüjde bulunan levhalarla geçilmesi yasak geçitten arkasından gelen araçların kontrolünü tam sağlayamadan, dikiz aynasından arkasını kontrol ettiği noktada sol şeritte gelen araçları ve hızlarını görme açısı çok az olduğu değerlendirildiği ve bulunduğu nokta olan emniyet şeridinden orta refüj üzerinde bulunan geçit noktasına bir anda sola manevra yaparak geçmek istediği ve kazaya sebebiyet vermiş olduğundan kusurlu olduğu değerlendirilmiştir” denildi.
Taha Çelik ile ilgili ise kazanın yaşandığı noktada azami hız limitinin 110 kilometre olduğu belirtilerek, Sürücü kendi aracına ait 27 metrelik fren izinden hızının yaklaşık 65 kilometre olduğu görülmüş ve hız ihlalinin olmadığı, kazanın oluşumu ile ilgili herhangi bir kusurunun olmadığı değerlendirilmiştir denildi.
“HAYALİM YARIDA KALDI”
Annesi ve kuzeniyle birlikte Bismil’deki akrabalarının düğününe gitmek için yola çıktıklarını ifade eden Eslem’in annesi İlknur Fidancan, olay gününü şu sözlerle anlattı:
“Eşim iş için Ankara’ya gitmişti, bizimle değildi. Otomobilde ben, annem, kızım ve kuzenim vardı. Arabayı kullanan kuzenimdi. Bebek acıktığı için mama hazırlamak istedim. Önde oturan anneme teslim edeyim derken, biz kendi güzergahımızda gittiğimiz sırada, kadın durduğu yerde hareketlendi ve önümüze doğru kırdı.
O sırada kızımın kafası koltuğa değdi ve bilincini kaybetti. Hastaneye kaldırdık, beyin kanamasından dolayı vefat etti. Ne o sırada, ne de sonra, 6 ay geçmek üzere ve o kadından hiç ses yok. Bizi ne aradı, ne sordu, ne de bir baş sağlığı diledi.
Adliyede de mahkeme süreci çok yavaş ilerliyor. Biz konu hakkında şikayetçiyiz ve adalet istiyoruz. Bir anne olarak içim yanıyor. Şu an yaşasaydı 2 yaşında olacaktı. Kızımla ilgili birçok hayalimiz vardı. İlk ve tek çocuğumuzdu, onunla arkadaş gibi olacaktık. Çünkü ben de annemin tek evladıyım. O yüzden içimiz yanıyor”
“BİR BAŞSAĞLIĞI BİLE DİLEMEDİLER”
Eslemin babası Hazim Fidancan da olaya neden olan sürücü ve ailesinin başsağlığı bile dilemediğini belirterek, “4 yıl önce evlendik. Evlendikten 1,5 yıl sonra kızımız oldu. Kızımızla çok güzel bir hayat sürüyorduk. Her şeyimiz, bütün hayatımız oydu. Dava açtık, davamız da çok yavaş ilerliyor. Zaten bizim sitemimiz de bundandır. Davanın hızlanmasını istiyorum. Yüzde 100 suçlu olan biri, nasıl o kadar rahat, elini kolunu sallayarak geziyor, gününü gün ediyor? Biz burada sadece adalet istiyoruz. O sırada bile kadın Normal kazadır, istemeden oldu deyip ortadan kayboluyor, telefonlarıma cevap vermiyor. Kadının ailesinden de kimse bizi aramadı, gelmedi, başsağlığı bile dilemedi. Bu da bizi daha çok üzüyor” diye konuştu.
ADLİ KONTROL HÜKÜMLERİ DE UYGULANMADI
Ailenin avukatı Ercan Yokuş da olayla ilgili iddianamenin ne zaman hazırlanacağının belli olmadığını belirterek şunları aktardı:
Alınan bilirkişi raporunda karşı taraf yüzde 100 suçlu bulunmuştur. Olayda müvekkillerimin çocukları Eslem Fidancanın hayatını kaybetmesi ve annesinin de kafasından ve kolundan yaralanmasına rağmen savcılık tarafından herhangi bir tutuklama kararı verilmemiştir. Bu da aileyi daha da derinden üzmüştür.
Kaldı ki tutuklama kararının yanı sıra adli kontrol hükümleri de uygulanmamıştır. Olayın üstünden 6 ay geçmiştir. Bu süreçte karşı tarafın kaçması olasıdır. Savcılığın bu konuda tedbir alması gerekirdi. 6 ay geçmesine rağmen herhangi bir iddianame hazırlanmamıştır.
Süreç uzadıkça ailenin üzüntüsü katlanarak artmıştır. Aile herhangi bir yaptırım görmeyince daha fazla derinden üzülmüştür. Ailenin beklentisi en kısa zamanda tutuklama kararı verilmesi ve mahkeme aşamasına geçilmesidir.
Bunun neticesinde karşı tarafın bir ceza almasıdır. Şu andaki süreçte ise savcılık ile yaptığımız görüşmede hastaneden kati raporu beklendiği söylenmektedir. Kati raporundan sonra iddianamelerin hazırlanması öngörülüyor ancak kati raporunun ne zaman geleceği belli değil.”
]]>Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehit olan altı askerin kimliğini açıkladı. Milli Savunma Bakan Yaşar Güler başsağlığı mesajında “Piyade Teğmen Ramazan Günay, Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan, Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı, Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca, Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu ve Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşın. Kahraman silah arkadaşlarımız 22 Aralık 2023 tarihinde şehit olmuşlardır” ifadelerine yer verdi.
TOKAT- BUGÜN KÖYÜNDE UĞURLANACAK
Şehitlerin acı haberleri baba ocaklarına ulaştı. Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca’nın (23) acı haberi, Tokatın Almus ilçesine bağlı Ormandibi Köyü’nde yaşayan ailesine iletildi. Şehidin baba ocağına Türk bayrağı asıldı. Zahide ve Ahmet Karaca çiftinin 7 çocuğundan biri olan Yasin Karaca’nın memleketinde bugün son yolculuğuna uğurlanacağı öğrenildi.

Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca
ZONGULDAK- EŞİ ÜÇ AYLIK AYLI HAMİLEYDİ
Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı’nın (31) acı haberi, Zonguldakın Ereğli ilçesinde aile apartmanında yaşayan eşi Seda Yazıcı (31) ve annesi Miyase Yazıcı ile 3 kardeşine ulaştı. Şehit İsmail Yazıcı’nın 4 ay önce evlendiği, eşinin 3 aylık hamile olduğu belirtildi. Şehidin cenazesinin memleketi Gümüşhane’nin Şiran ilçesi Telme köyünde toprağa verilecek.

Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı
DENİZLİ- AĞABEYİ DE GAZİ OLMUŞ
Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan’ın (32) acı haberi, Denizli’nin Tavas ilçesi Yorga Mahallesi’nde yaşayan baba Ali ile anne Rabia Serinkan ve Pamukkale ilçesi Zeytinköy Mahallesi’nde yaşayan 2 çocuk annesi eşi Çilem Serinkan’a verildi. Denizli Büyükşehir Belediyesi ekipleri her iki bölgeye de Türk bayrakları asarken, acı haberi duyanlar taziyeye koştu. Şehit Mehmet Serinkanın ağabeyi Hüseyin Serinkan’ın da 2016 yılında Suriye’de teröristlerle çıkan çatışmada gazi olduğu öğrenildi.

Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan
İZMİR- ŞEHİT TEĞMEN AFYON’DA DEFNEDİLECEK
Piyade Teğmen Ramazan Günay’ın (24) acı haberi, İzmir’de yaşayan ailesine ulaştı. Bekar olduğu öğrenilen Şehit Ramazan Günay’ın acı haberi, İzmir’in Buca ilçesi Hürriyet Mahallesi’nde oturan annesi Firdes ve babası Ahmet Günay’a sağlık ekipleri eşliğinde askeri yetkililer tarafından verildi. Şehit ailesinin evine Türk bayrakları asılırken acı haberi duyanlar taziyeye koştu. Teğmen Ramazan Günay’ın cenazesinin memleketi Afyonkarahisar’da toprağa verileceği öğrenildi.

Piyade Teğmen Ramazan Günay
MALATYA- GEÇEN YIL GÖREVE BAŞLAMIŞTI
Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşkın’ın (22) şehit haberi Malatya’da yaşayan ailesine ulaştı. 4 kardeşin en küçüğü olan Taşkın’ın annesi ve babasının 4 gün önce umreye gittiği öğrenildi. Şehit Taşkın’ın geçen yıl göreve başladığı ve bir kardeşinin de Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevli olduğu belirtildi.

Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşkın
SİNOP- YARALANIP GÖREVE DÖNDÜ
Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu’nun şehadet haberi, Sinop’un Boyabat ilçesinde yaşayan ailesine ulaştı. Evli ve iki çocuk babası Erenoğlu’nun Yeşilyurt köyündeki babaevine gelen yetkililer, aileye şehadet haberini iletti. Şehadet haberinin duyulmasının ardından Erenoğlu ailesinin yakınları ve mahalle sakinleri, evin önünde toplanarak aileye taziyelerini sundu. Bu arada şehit Erenoğlu’nun geçen yıl Pençe-Kilit Operasyonu’nda yaralandığı ve tedavisinin ardından tekrar görevine döndüğü öğrenildi.

Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu
]]>