
NELER İÇERİR?
Kalıcı saç boyaları, saça rengini veren, genellikle amonyak veya monoetanolamin içeren renk özü ve hidrojen peroksit denilen açıcı olmak üzere iki ana bileşenden oluşur. Bu bileşenler saç derisinde kızarıklık, kaşıntı gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Hidrojen peroksit, saçlarda sülfür kaybı ortaya çıkardığı için dökülmelere yol açabilir. Amonyak içermeyenlerde, toksik maddelerden Monoethanolamin (MEA) bulunabilir.
Ne kadar ara verilmeli?
Yeniden uzayan, boyanmamış saçlardan kaynaklanan fark edilir bir kök hattını önlemek için her 4 ile 8 haftada bir yeniden saç boyatmak yeterlidir.
Kansere sebep olur mu?
Saç boyalarının içerdiği benzen, formaldehit, parafenilendiamin (PPD), aminofenol ve naftilamin gibi bazı kimyasallar nedeniyle özellikle hematolojik kanserler, meme kanseri ve mesane kanseri riskini artırdığını gösteren çalışmalar mevcuttur. PPD karaciğerde de hasara yol açabilir. Bütün bu riskler sık sık saç boyatan kişilerde artmaktadır.

Bitkisel boyalar ve kınalar sağlıklı mı?
Saç boyalarının bitkisel kökenli olması zehirli olmadığı veya kesinlikle güvenli olduğu anlamına gelmez. Siyah kına olarak satılan paketlerde de alerji riski yüksek parafenilendiamin bulunmaktadır. Yeşil ceviz kabuğunda bulunan, bitkisel boyalarda renklendirici olarak kullanılabilen juglon; hücre hasarı yapan sitotoksik (hücreye toksik şekilde etki edip hücreyi öldüren ya da fonksiyonunu durduran) bir maddedir. Ayrıca saç boyalarında kullanılan bitki özlerinin renklendirici içerikleri ve zehirli etkileri; farklı bitki kaynaklarına, hasat mevsimine ve elde edilme tekniğine göre değişkenlik gösterebilir. Birçok bitkisel renklendirici; antioksidan, iltihap ve mikroorganizma önleyici etkilere sahiptir. Fakat kadmiyum, kurşun, krom gibi ağır metal iyonları içerebilmesi, çevresel kirleticilerin varlığı ve güneş ışınlarına karşı duyarlı olabilmeleri kullanımlarını kısıtlamaktadır. Bitkisel kökenli saç boyalarının da dikkatli bir şekilde kullanılması ve içerdikleri maddelere dair bilgi sahibi olunması önemlidir.

Kimler için daha risklidir?
Gebelik ve emzirme döneminde saçını boyayan annelerin çocuklarında astım gibi solunumsal hastalıkların ve lösemi riskinin arttığına dair vaka bildirimleri mevcuttur. Bu nedenle özellikle gebeliğin ilk 3 ayında saç boyatılmaması önerilir. Saç boyasının içindeki etken maddelere karşı bilinen alerjisi olanların da boyamaması gerekir. Alerjiye yatkın bireyler, saç boyamadan
1 gün önce kollarına bir miktar boya sürerek alerjileri olup olmadığını deneyebilir.
İşte tavsiyeler
Saç boyalarının içeriği mutlaka okunmalı, bahsettiğim kimyasalları içerenler tercih edilmemelidir. Boyama işlemi de sadece görünen ve yeniden uzayan bölgeye yapılmalıdır. Bu sayede saçın büyük kısmı aşırı işlemden korunmuş olur. Boya sonrası, saç derisinde veya gözlerde kaşıntı, yanma, kızarıklık gibi şikayetler gelişirse bol suyla yıkanmalıdır. Boya işleminden sonra özel olarak geliştirilmiş bir şampuan ve saç kremi kullanılmalıdır. Saç hasarını azaltmak ve saç şaftındaki boya moleküllerinin bozulmasını engelleyip saç rengini korumak için güneş maruziyetini en aza indirmek gerekir. Sık sık saçların suya maruz kalması da saç renginin solmasına neden olur. Bu nedenle yeni boyanmış saçların yıkama sıklığı azaltılabilir.
Bu şikayetlerde doktora başvurun
Saç boyalarının içeriğinde bulunan parafenilendiamin ve paratoluenediamine maddeleri saç köklerinde yara, kaşıntı, kızarıklık, şişlik gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Böyle bir durumda hemen bol suyla boya saçlardan uzaklaştırılmalı ve dermatolojik muayeneye başvurulmalıdır.
]]>
Farklı belirtilere yol açar
Besin alerjisinin bulguları-belirtileri hafif bir hastalıktan ciddi hastalık tablosuna kadar değişkenlik gösterir. Besin alerjileri çok değişik organları ilgilendiren ve tanı karışıklığına yol açan belirtilerle seyredebilir. Deride kaşıntı, yanma, kızarıklık, egzama, sivilce; burunda akıntı, tıkanıklık, hapşırma, nezle; gözlerde sulanma, kaşıntı, seğirme, konjonktivit; eklemlerde ağrı, sindirim sisteminde ağız kuruluğu, geğirme, midede yanma, reflü, ishal, bulantı, kusma, gastrit; akciğerlerde kuru öksürük, astım; sinir sisteminde baş ağrısı, migren, uyku hali gibi çok değişik, teşhis konulamayan belirti ve bulgulara yol açar. Besin alerjileri ayrıca solunum yollarında daralmaya yol açan anaflaksi olarak adlandırılan ölümcül bir tabloya da neden olabilir. Fıstık alerjisi en yaygın alerjik gıdalardan biridir. Anafilaksi tarzında alerjik reaksiyonlara neden olarak anafilaktik ölüme dahi neden olabilir. Fıstığa alerjisi olanlar fıstık yağı kullanabilir. Çünkü yağın çıkarılması esnasında proteinler tam besinden ayrıştırılmış olur.
NASIL ANLAŞILIR?
Her besin alerjiye yol açabilir. Sık yenilen gıdalara karşı alerji daha yaygındır. Bir besine karşı alerjinin olup olmadığı, kişinin sorgulanması, alerjik deri testleri ve alerjen maddeye karşı ortaya çıkan IgE sınıfı antikorların kandaki varlığıyla ortaya konabilir.
BU BESİNLERE DİKKAT!
İnek sütü, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri (karides, kerevit, ıstakoz, yengeç), kabuklu kuruyemişler (fındık, fıstık, ceviz), yaban mersini, domates, çilek, çikolata, bal gibi gıdaların yanı sıra ketçap, mayonez, margarinin de aralarında bulunduğu pek çok işlenmiş gıda da en sık alerjiye yol açan besinlerdir. Yani ne kadar işlenmiş ürün tüketilirse besin alerjisi gelişme riski artar. Tahıllar da alerjiyi tetikler. Tahılların içinde bulunan glüten proteini işlenmiş gıdalarda en fazla bulunan katkı maddesidir ve alerjiktir. İnek sütünde bulunan kazein proteini de alerjik ve kanserojendir.

Katkı maddelerinin etkisi
Tatlandırıcı gibi amaçlarla sık olarak kullanılan katkı maddelerinin alerjik reaksiyonlara yol açma ihtimali azdır. Özellikle monosodyum glutamat, sülfit ve benzoik asit gibi maddeler daha sık alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Besinlerin işleme tabi tutulması, pişirme, kızartma gibi işlemler alerjik maddelerin niteliğini değiştirir. Besin maddesinde bulunan alerjenlerin miktarı azalırken yeni alerjenler ortaya çıkabilir. Günümüzde hazır gıdalarda 10 binden fazla katkı maddesi bulunmaktadır. Bu katkı maddelerinin alerjik belirtilere ve kanserojen etkiye yol açıp açmadıkları kestirilememektedir. Alerjiye yol açan genellikle besinlerin içindeki protein yapılarıdır. GDO’lu besinlere aktarılan DNA’lar ve ürünleri de çoğunlukla protein yapıda olduğu için alerjik reaksiyona yol açabilmektedir.
Nelere dikkat edilmeli
Besinlerin ağızda iyice çiğnenmesi, mide ve bağırsak sindiriminin yeterli olması çok önemlidir. Mide asidini azaltacak ilaçlar, çok yemek, uygun olmayan yiyecek kombinasyonları alerji ihtimalini artırır. Proteinlerle nişastalı yiyecekler ve meyveler birlikte tüketilmemelidir. Meyveler kahvaltı öncesi ve öğün aralarında yenmelidir. Yeşil yapraklı sebzeler her besin türüyle birlikte tüketilebilir. Temiz, bütün, organik, taze, işlenmemiş (doğal) gıdalar tüketilmelidir. Gıdaların pişirilmesi, kavrulması alerjiyi etkiler. Glüten alerjisi sanıldığından çok daha yaygındır. İşlenmiş ambalajlı gıda maddelerinin etiketlerinin incelenmesi önemlidir.
]]>ERÜ Tıp Fakültesi ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalları öğretim üyelerinin, 2021 yılında, ‘kuaförlerde mesleksel alerjik hastalıkların değerlendirilmesi’ isimli ortak projesi 2 yılda tamamlandı.
Proje araştırmacılarından ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İnsu Yılmaz, tamamlanan projeyle ilgili bilgi vererek, klinikteki hastalarının çoğunu, alerjik kişilerin oluşturduğunu belirtti.
Prof. Dr. Yılmaz, “İmmun yetmezlikler çok daha az bir kısmını oluşturuyor. Çünkü erişkin dönemde görülen immun yetmezlikler daha nadir. Ama alerjik hastalıklara çok sık rastlıyoruz. Bunlardan toplumda en sık karşılaşılanları, alerjik nezle, alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik konjonktivit, alerjik astım, alerjik kontakt dermatit (egzema), alerjik cilt hastalıkları ve solunum yolu hastalıkları gibi birçok hastalığı kliniğimizde sıklıkla görüyoruz. Hem tanı hem de tedavi konusunda hastalara yardımcı oluyoruz” diye konuştu.

‘CİLT ALERJİLERİ BAZI MESLEKLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’
Alerjik hastalıkların bir kısmının da yapılan mesleklerle ilişkili olduğunu aktaran Prof. Dr. Yılmaz, “Özellikle bazı solunum yolu hastalıkları ve alerjileri ile cilt alerjileri bazı mesleklerde daha sık görülüyor. Bunlara örnek olarak kuaförler, boyacılar, inşaat işçileri, fırıncılar hem solunumsal hem de cilt hastalıkları açısından risk grubunda olan meslek grupları. Bunların başında da kuaförler geliyor. Solunum yolu alerjileri, alerjik nezle, alerjik astım, alerjik kontakt dermatit gibi hastalıklar kuaförlerde daha fazla görülüyor. Kuaförlerde, cilt hastalıkları, solunum yolları hastalıklarına göre daha fazla görülüyor. Yurt dışında bu hastalıkların, mesleklerde görülmesiyle ilgili daha fazla oranlar var. Kabaca, 4 kuaförden birinde alerjik cilt hastalıkları görülebiliyor. Kuaförlerden 5-10’undan birinde ise astım gibi solunum yolu hastalıkları görülüyor” dedi.
‘KUAFÖRLERDE EN ÇOK EGZEMA HASTALIĞI GÖRÜLÜYOR’
Kuaförlerde görülen hastalıklara değinen Prof. Dr. Yılmaz, şöyle konuştu:
-Kuaförlerde en çok egzema hastalığı görülüyor. Kuaförler gerçekten çok fazla saç boyası, saç açıcı, şampuanlar gibi kimyasal kullanıyorlar.
-Çok sık ellerini yıkıyor ve eldiven kullanıyorlar. Bir şekilde kimyasallara daha fazla maruz kalıyorlar. Kullandıkları maddelerin içinde bazı kimyasallar var. Bunlardan özellikle persülfatlar kuaförlerde hastalıklara neden olan maddelerin başında geliyor.
-Bunlar kullanılan malzemelerin içinde sıklıkla bulunabiliyor. Bunlara ne kadar sık maruz kalırsa alerjik egzema dediğimiz cilt problemi ortaya çıkabiliyor.
-Burada çevresel maruziyet çok önemli. Hastanın, genetik olarak da o maddeye alerji oluşturabilecek yatkınlığı olması gerekiyor. 4-5 kuaförden birinde gelişiyor diyoruz ama diğerlerinde de gelişmeyebiliyor.
‘ELDİVENİN KENDİSİ DE EGZEMA YAPABİLİR’
Hastaların kliniğe başvurmaları gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti:
-Burada hangi maddeye karşı alerji olduğunu anladıktan sonra kişinin o maddeden uzak durması gerekiyor. Maddelere temasın engellenmesi ve eldiven kullanılması gerekiyor. Ancak burada eldivenin kendisi de alerjik egzema yapabilir.
-Çok sık eldiven kullananlarda latekse bağlı alerji ortaya çıkabiliyor. Sağlık çalışanları da aslında risk grubu içindeler. Ama lateks içeren eldivenler eskisi kadar çok sık kullanılmıyor. Lateksin pudraya yapışması sonucunda hem solunum yolu hem de cilt alerjileri ortaya çıkabiliyor. Kuaförlerde çok sık eldiven kullanıyorlar. Islak elleri nemleniyor ve bariyerleri bozuluyor.
-Lateks içermeyen eldiven kullansa bile eldivenin içinde bulunan diğer katkı maddelerine karşı alerjik reaksiyon geliştirebilme potansiyelleri var. Bu kişilerin mutlaka immünoloji ve alerji hekimlerine başvurması gerekiyor. Etkeni ortaya çıkarmak, teşhis etmek, önerilerde bulunmak ve tedavi için bazı ilaçlarda tavsiye de bulunmak etkili oluyor.
]]>İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkanı Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök “Burun tıkanıklığı için doktor kontrolü olmadan kullanılan ilaçlar, huzursuzluktan kalp krizi belirtilerine, alerjik semptomlar için alınan antihistaminikler ise tehlikeli iş kazalarına kadar pek çok tehlikeli duruma neden olabilir. Her hastalığın tedavisi aynı değil, ilaca ve dozuna doktor karar vermeli” dedi.
Son bir aydır hem aile hekimlikleri hem poliklinikler hem de acillerde, üst solunum yolu enfeksiyonu ve soğuk algınlığı şikayetiyle yoğun bir şekilde hasta gördüklerini anlatan İSTAHED Başkanı Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, eş dost tavsiyesi veya ikramı ile kullanılan ilaçların tehlikelerine işaret etti.
“EZBERE İLAÇ ALINMAMALI”
Özellikle burun tıkanıklığı ve akıntısı için doktor kontrolü olmadan en sık ‘dekonjestan’ içerikli ilaçların kullanıldığına dikkat çeken Dr. Dildök, diğer ilaç ve hastalıklarla etkileşimi nedeniyle herkes tarafından ezbere alınmaması gerektiğini, huzursuzluk, kaygı ve hatta kalp krizi belirtilerine bile yol açabileceğini söyledi. Viral enfeksiyonlar ile alerjik rinit belirtilerinin de karıştırıldığını ve bu nedenle vatandaşların ‘uyku ve sersemlik’ etkisi olabilen alerji ilaçlarını da doktor önerisi olmadan almaması gerektiğini vurguladı.

İstanbul Aile Hekimliği Derneği Başkanı Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök
“KOMŞUMDAN ŞU İLACI ALDIM DİYE GELİYORLAR”
Dr. Dildök, şöyle devam etti:
– Yaklaşık bir aydır üst solunum yolu enfeksiyonları açısından inanılmaz bir yoğunluk var. Sezonun birçok hastalığı aynı anda görülüyor. Bu hastalıkların tedavi süreçleri birbirlerinden farklı olsa da halkımız için bunların hepsi grip ya da soğuk algınlığı. Oysa sezonda influenzasından normal nezleye, soğuk algınlığından Beta streptokok gibi boğaz enfeksiyonlarına, hatta Kovid’e kadar birçok üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni var.
Dr. Dildök, bu dönemlerde en çok yaşadıkları sorunun, ezbere ilaç kullanımı olduğuna işaret ederek, “Tüm soğuk algınlığı semptomlarına iyi geldiği düşünülen ilaçlar maalesef her hastaya uygun olmuyor. Özellikle burun tıkanıklığı temel bir problem olduğu için insanlar bunu bir an önce çözmek istiyor. Bunun için de burun tıkanıklığına iyi geldiğini düşündükleri, başkasının tavsiyesiyle aldıkları ilaçları kullanıyorlar. Hastalarımız bize muayeneye gelince de ‘Şunu kullanıp geldim’ ya da ‘Komşuma iyi gelmiş bundan aldım, bana da ondan yazar mısınız?’ şeklinde taleplerde bulunabiliyor” diye konuştu.
“KALP KRİZİ GİBİ BELİRTİLERE BİLE YOL AÇABİLİR”
Hekim kontrolünde kullanılması gereken birçok ilaç olduğunu ancak bunların bilinçsizce çok yaygın olarak kullanılabildiğine de dikkat çeken Dr. Dildök, sözlerini şöyle sürdürdü:
– Hekim kontrolü olmadan yaş grubuna, ek hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara bakmaksızın hızlı bir şekilde nefes yolunu açmaya çalışıyor hastalarımız. Bu ilaçlardaki temel mekanizma oradaki sıvının azaltılması ve burnun içinde bulunan ve yastıkçık diye bilinen, konka diye tıbbi olarak tarif ettiğimiz bölgedeki ödemi azaltarak nefes yolunu açması. Dolayısıyla hastalar hızlı sonuç vermesinden çok memnun kalıyor ama bu etki o kadar hızlı oluyor ki bazen diğer sistemleri de etkileyebiliyor.
– Burun tıkanıklığına iyi gelen dekonjestan dediğimiz ilaçların, kronik hastalıklarda, örneğin epilepsisi olan kişilerde, yaşlı hastalarda kullanılmaması gerekiyor. Bunların doktor kontrolü dışında kullanımı ilk etapta huysuzluk, ajitasyon, el titremesi, kalp hızının artması gibi semptomlara neden olabildiği gibi kalbi çok zorlayarak ciddi anlamda kalp krizini taklit eden belirtiler göstermesine bile neden olabiliyor.
“ALERJİ İLE SOĞUK ALGINLIĞI KARIŞTIRILIYOR”
Dr. Dildök, bir diğer problemin de soğuk algınlığı semptomları ile alerjik rinit gibi alerji alevlenmesinin karıştırılması olduğuna da vurgu yaparak antihistaminik adı verilen alerji ilaçlarının da yine doktorun bilgisi olmadan ezbere kullanımının, çok ciddi sonuçları olabileceğine değindi. Dr. Dildök, şu uyarılarda bulundu: “Semptomlar birbirine çok benzediği için alerjiyi önleyici ilaçların da (antisaminik) bilinçsiz kullanımı söz konusu oluyor. Kimi antihistaminik ilaçların ise sedatif, yani uyku getirici, dalgınlık gibi yan etkisi olabileceği için yine örneğin günlük hayatında araba kullananlarda, dikkat gerektiren işlerde çalışanlarda mesela inşaat işçileri, çok dikkatli kullanılması gerekiyor. Gerek dekonjestan içeren gerekse antihistaminikleri, hepsini elbette ki gerektiğinde tedavide kullanıyoruz. Ama buna bir hekim karar vermeli. Dozu, hastanın durumuna göre ayarlamalıdır.”
ALINACAK ÖNLEM MASKE VE GRİP AŞISI
Dr. Esin Ayfer Çulha Dildök, son olarak da bu kritik günlerde maske kullanımı ve grip aşısının önemine de değinerek sözlerini şöyle noktaladı:
– Üst solunum yolu enfeksiyonları gerçekten bu yıl çok ciddi başladı. Toplu taşımalarda, okullarda, maske kullanmak gerekiyor. Maalesef biz maskeyi Kovid dönemine ait bir koruyucu olarak tanıdık. Oysa öyle değil. Maske gerçekten şu an için en büyük koruyucumuz. Henüz hala geç değil. Mart sonunu kadar kullanmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu hastalık süreci de yükselerek devam edecek gibi görünüyor. Grip aşısı olmak da çok önem kazanıyor. Bunu çok ihmal ediyoruz.
– Aşılarda tereddüt ediyor bazı hastalarımız ama şunu bilmeliyiz ki aşının koruyuculuğu, aşısız bir ortamda yaşayacağımız hastalıkların yoğunluğu ve ağırlığından, hastaneye yatışlardan çok daha ucuz ve çok daha güvenilir. Sadece aşının tanımlandığı risk grubundakiler değil, 2 yaşından itibaren herkese ücreti karşılığında alınıp uygulatabiliriz. Ben kendi çocuğuma, 2 yaşından beri grip aşısı yaptırıyorum. Ve açıkçası kreşe gitmesine rağmen bir gün bile devamsızlığı olmadı. Evet nezle oluyor, grip oluyor ama hiçbir zaman ateşli ve ağır geçirmedi.
]]>