
Fransa’nın başkenti Paris’te, 8 Eylül’e kadar sürecek olan 17. Paralimpik Yaz Oyunları’nın açılış töreni gerçekleşti. 183 ülkeden, 4 binden fazla sporcusunun katıldığı Paris 2024 Paralimpik Oyunları geçit töreninde önemli anlar yaşandı.
Tüm dünyanın gözü önünde İsrail’in soykırımına uğrayan Filistin, oyunlara tek sporcuyla katıldı. Filistin’in kafilesi, seyircilerden büyük destek aldı.

Filistin’i para atletizmde temsil eden Fadi Aldeeb ve beraberindeki heyet Concorde Meydanı’ndan geçerken binlerce seyirci tarafından alkışlandı. Bazı sporseverler de ayağa kalkıp alkışlarla Filistin’e olan desteğini gösterdi.
Alman televizyon kanalında skandal! Büyük tepki topladı: Filistin’in adını anmadılar… | Video
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bu anlara, Alman devlet kanalının anonsu damga vurdu. AB ülkeleri içerisinde en koşulsuz şartsız İsrail’e destek veren ülke olan Almanya’nın devlet kanalında Filistin sansürü uygulandı. Geçit törenini canlı yayınlayan ZDF’de Alman spiker, tepki çeken bir skandala imza attı. Anons yapan Alman spiker, Filistinli sporcuların geçişi sırasında suskunluğa büründü.

Ülkelerin alfabetik sırayla anons yapıldığı anları simultane çevirerek yayınlayan ZDF, Filistin’in adını es geçti. Kendinden önce ve sonra gelen ülkeleri sıralayan Alman spiker, Filistin’i anons etmedi. Filistin’i açık açık görmezden gelen Alman kanalın yayını medyada büyük tepki topladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Steinmeier “Almanya ve Türkiye 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Almanya, ortak Gümrük Birliği’nde Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı. Ayrıca dış politika alanında, NATO’da ve şu anda Orta Doğu’da yaşanan dramatik ve son derece tehlikeli kriz durumu karşısında da çok yakın bir işbirliği içindeyiz” dedi.
Türkiye ve Almanya’nın, sadece ortak ekonomik ve siyasi çıkarları olmadığını ifade eden Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin yüzyıllar boyunca kurulan insani bağlar sayesinde canlılığını koruduğunu belirtti.
“İLİŞKİLERİMİZ ESKİYE DAYANIYOR”
Alman Cumhurbaşkanı, Tarabya’daki rezidansın, aynı zamanda Türkler ve Almanlar arasındaki yakın ilişkinin ne kadar eskiye dayandığını da gösterdiğine işaret ederek, “Sultan Abdülhamid 1880 yılında, daha da büyük bir dostluk beklentisiyle burayı Alman İmparatorluğu’na vermiştir. Türk-Alman ilişkileri ancak böylesine etkileyici bir ortamda gelişip serpilebilirdi. Bunun arkasındaki fikir de kesinlikle buydu” ifadelerini kullandı.

“SİZİN HİKAYELERİNİZ, ALMANYA GEÇMİŞİNİN PARÇASIDIR”
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin bugün hala her yerde, Ankara’nın sokaklarında ve meydanlarında görülebildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Bruno Taut ve Berlin’in eski belediye başkanı Ernst Reuter gibi dünyaca ünlü Alman mimarlar 1933’ten itibaren Türkiye’ye sığınmış ve genç Cumhuriyetin inşasına katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla biz Almanların, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin şekillenmesine katkımızın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun da ötesinde, artık yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli insan da ülkeme şekil veriyorlar, birçoğu Alman vatandaşı oldu ve bizim bir parçamızlar. Uzun bir süre birçok insan onları sadece misafir işçi olarak gördü, geçici bir süre için gelen yabancılar olarak kaldılar. Hatta ikinci ya da üçüncü kuşakta bile, Almanya’da doğup büyümüş olsalar bile, birçok kişi Türkiye kökenli insanlarda sadece farklılıkları gördü ve aslında çoktan bize ait olduklarını kabul etmediler. Onlar göçmen kökenli insanlar değil, ülkemiz göçmen kökenli bir ülke. Anayasamızın 75. yıl dönümü öncesinde, Cumhuriyetimizin doğum günü kutlamalarından bir ay önce Türkiye’ye gelerek şunları ifade etmek benim için önemliydi; Sizin hikayeleriniz, ülkemizdeki dört kuşak Türkiye kökenli insanın hikayeleri, Almanya’nın geçmişinin bir parçasıdır.”

“DÖNERDEN DAHA FAZLA SATILAN YOK”
Steinmeier, Berlin’de döner dükkanı işleten üçüncü kuşaktan Arif Keleş’in, Türkiye ziyaretinde kendisine eşlik etmesinden de ayrıca memnuniyet duyduğunu vurgulayarak, “Bana söylenene göre bu dükkan aynı zamanda Alman Milli Futbol Takımı’nın da favori dükkanı. Bugünkü haliyle Berlin’deki Türk misafir işçiler tarafından geliştirilen döner kebap, artık Almanya’nın ulusal yemeği haline geldi. Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor” diye konuştu.

DÖNER KESTİ
Steinmeier, konuşmasının ardından Berlin’de Meva döner firması tarafından hazırlanan özel döneri, Arif Keleş ile keserek konuklara ikram etti.

Davete, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Aydan Özoğuz ve Alman Federal Milletvekilleri Serap Güler ve Nils Schmidt ile spor, siyaset ve iş dünyasından oluşan davetliler katıldı.

Yarın İstanbul’a gidecek olan cenazeler, daha sonra Bulgaristan’a götürülüp toprağa verilecek.
DİTİB Solingen Merkez Camisi’nde düzenlenen cenaze törenine, Türkiye’nin Düsseldorf Başkonsolosu Ali İhsan İzbul’un yanı sıra, yangında yaşamını yitirenlerin yakınları ile çevre sakinleri katıldı.
Türk kökenli Bulgaristan vatandaşı aynı aileden ikisi bebek 4 kişinin cenaze törenine katılanlar hüzünlü anlar yaşadı.

“DAVAYI FEDERAL SAVCILIK ÜSTLENSİN”
Almanya’da yaşayan avukat Adnan Menderes Erdal, kundaklamaya ilişkin soruşturmayı Alman Federal Başsavcılığı’nın üstlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.
Erdal, gazetecilere yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
– “Yakılan evde oturanların tamamı yabancı. Alman, Bulgar ve Türkiye Cumhuriyeti resmi makamlarının, milletvekillerinin yangın sürecine ilişkin girişimleri var. Uluslararası ve toplumun tüm kesimlerinde bir ilgi söz konusu. Bu nedenle yangın yerel olma niteliğini yitirdiği gibi tüm Almanya ve Alman devleti için artık bir anlam arz ediyor. Benim diğer davalardan edindiğim tecrübelere göre, Solingen’de Bulgaristanlı 4 soydaşımızın yaşamını yitirdiği kundaklamanın soruşturmasını Karlsruhe Alman Federal Başsavcılığının üstlenmesi gerekiyor.”

Solingen ve çevresindeki, benzin istasyonlarının kamera kayıtlarının değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Erdal, “Bu aşamada aileler avukatlara yetki vererek, avukatlar aracılığıyla soruşturma sürecine müdahil olabilir. Müdahil avukatların derhal şahitler ile konuşmaları gerekiyor. Ailelere tavsiyem, olay gecesi çevredeki gözlemlerini polise anlatmaları” diye konuştu.

Avukat Erdal, yetkili Wuppertal Savcısı’nın ilk gün kundaklamada ırkçı neden olmadığını açıkladığına işaret ederek, “Ancak bir gün sonra ise ‘soruşturmayı tüm yönleri ile sürdürüyoruz’ şeklinde düzeltme yaptı. Savcı böylesi bir değerlendirmeyi tahkikat süreci bitmeden yapmamalıydı. Bu bir usul hatası.” değerlendirmesinde bulundu.

NE OLMUŞTU?
Almanya’nın Solingen kentinin Höhscheid semtindeki 4 katlı binada çıkan yangında aynı aileden ikisi bebek olmak üzere Türk asıllı Bulgaristan vatandaşı 4 kişi hayatını kaybetmiş, ikisi ağır 9 kişi de yaralanmıştı.
Wuppertal Savcılığınca yapılan açıklamada, incelemenin ardından hazırlanan ön raporda, yangının kundaklama sonucu çıktığı belirtilmişti.
Bilirkişi raporuna göre, 24 Mart’ı 25 Mart’a bağlayan gece meydana gelen yangının, eski binanın merdiven boşluğunda başladığı ve “baca etkisi”yle 5 dakika içinde çatıya sıçradığı ifade edilmişti.
Ahşap merdiven boşluğunda bazı kalıntıların bulunduğu, bu kanıtlara göre yangının kasten kundaklama sonucu çıkarıldığı sonucuna varıldığı kaydedilmişti.
Wuppertal Savcısı Heribert Kaune-Gebhardt, yaptığı açıklamada, ellerinde olayla ilgili “yabancı düşmanlığı saiki olduğunu gösteren” bir kanıt bulunmadığını belirtmişti.
SOLİNGEN FACİASI
Almanya’nın Solingen kentinde 29 Mayıs 1993’te Genç ailesinin Untere Werner Caddesi’ndeki evleri kundaklanmış, saldırıda Gürsün İnce (28), Hatice Genç (19), Gülüstan Öztürk (12), Hülya (9) ve Saime Genç (5) hayatını kaybetmişti.
Yakalanan failler Markus Gartmann, Felix Köhnen, Christian Reher ve Christian Buchholz, hapis cezalarını çektikten sonra tahliye edilmişti.
Kimlikleri gizli tutulan saldırganlar, yaşamlarını Almanya’da sürdürüyor.
]]>Avrupa’nın en büyük ekonomisinin rekabet gücü sarsılırken ülkenin imalat sektörü de Rusya’dan gelen ucuz doğalgazın kesilmesi gibi etkenler nedeniyle adeta can çekişiyor. Alman sanayisinin karşılaştığı bu çok boyutlu sorunlar ise ülkenin ekonomik yapıtaşlarını temelden sarsıyor.
ALMAN SANAYİSİ SARSILIYOR
Avrupa’nın en büyük ekonomisinde imalat üretimi 2017’den bu yana düşüş eğiliminde ve rekabet gücü aşındıkça düşüş hızlanıyor.
Bloomberg’te yer alan analize göre, Almanya’nın sanayi makinesinin temelleri son yıllarda domino taşları gibi yıkılıyor. ABD Avrupa’dan uzaklaşıyor ve iklim yatırımları için transatlantik müttefikleriyle rekabet etmeye çalışıyor.
Bununla birlikte Çin daha büyük bir rakip haline geliyor ve artık Alman mallarının en büyük alıcısı değil. Bazı imalatçılar için son darbe ise büyük miktarlarda ucuz Rus doğalgazının sona ermesi…
Öte yandan 2022’nin yaz aylarında yaşanan enerji krizi de düşüşte önemli bir etken oldu. Karne uygulaması gibi kötü senaryolardan kaçınılmış olsa da, fiyatlar diğer ekonomilere göre daha yüksek kalmaya devam ediyor. Bu dahalihazırda yüksek olan maliyetlere ekleniyor.
DEV SANAYİ KURULUŞLARI PERSONEL AZALTIYOR
Almanya’nın ucuz Rus gazını kaybetmesinden en çok etkilenen sektörlerden biri, kimya sanayi. VCI Endüstri Birliği tarafından yakın zamanda yapılan bir ankete göre, temiz hidrojene geçiş konusu hala belirsizliğini korurken, neredeyse her 10 şirketten biri üretim süreçlerini kalıcı olarak durdurmayı planlıyor. Yakın zamanda Avrupa’nın en büyük kimya üreticisi BASF SE 2 bin 600 kişiyi işten çıkarırken Lanxess AG personel sayısını yüzde 7 oranında azaltıyor.
Bir zamanların sanayi devi Mannesmann’ın bir parçası olan Vallourec SACA’nın boru fabrikasındaki kapanış ve yüzlerce personelin iflası da Alman sanayicilerin içinde olduğu durumun önemli göstergelerinden birisi.
Güneş paneli üreticileri de devlet destekli Çinli rakipleriyle rekabet etmekte zorlandıkları için faaliyetlerini durduran ve personel azaltan sektörlerden biri. CEO Detlef Neuhaus, Dresden merkezli Solarwatt GmbH’nin şimdiden işgücünün yüzde 10’unu azalttığını ve durum bu yıl düzelmezse üretimini yurtdışına taşıyabileceğini belirtti.
EĞİTİM SİSTEMİ ALARM VERİYOR
Bir zamanlar Almanya’nın güçlü yönlerinden biri olan eğitim sistemi de kamu hizmetlerine uzun süredir yatırım yapılmaması nedeniyle eski gücünde değil. Ifo araştırma enstitüsü, azalan matematik becerilerinin yüzyılın sonuna kadar ekonomiye yaklaşık 14 trilyon Euro’ya (15 trilyon Dolar) mal olacağını tahmin etti.
Kökleri 1800’lerin sonlarına kadar uzanan üretim makineleri tedarikçisi GEA Group AG’nin İcra Kurulu Başkanı Stefan Klebert, “Dürüst olmam gerekirse çok fazla umut yok. Bu trendi durdurabileceğimizden gerçekten emin değilim. Birçok şeyin çok hızlı bir şekilde değişmesi gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Türkiye’de bulunan Alman şirketlerin buradaki operasyonlarından çok memnun olduklarını bildiklerini belirten Schulz , “Çok olumlu deneyimler edindiklerini biliyoruz. Fakat yeni yatırımcıları çekmek ayrı bir konu. Bazı şirketlerin Türkiye’de yatırım yapmaktan çekindiklerini de biliyoruz” dedi.
“Yatırım koşullarının cazip olması gerekiyor” ifadelerini kullanan büyükelçi, “Bu koşulların arasında yasal güvenceler, planlama güvenliği yani uzun vadeli plan yapabilmeleri ve finansman konusunda kolaylıklar olmalı. Bunlar bekledikleri olumlu çerçeve koşulları.” değerlendirmesinde bulundu.
AA muhabirine konuşan Schulz, Türkiye-Almanya ikili ilişkilerinde enerji sektörünün önemli bir yeri olduğunu belirterek, “Yenilenebilir enerji işbirliğinde olumlu gelişmeler var. Özellikle hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner.” dedi.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin geçmiş yılları rekorlarla kapattığını ve rekor beklentilerinin devam ettiğini, Türk-Alman ticari ilişkilerinin çok çeşitli alanlarda ve oldukça kapsamlı olduğuna işaret eden Schulz, köklü geçmişi olan iki ülke ilişkisinin aynı zamanda son derece dengeli ilerlediğini aktardı.
Schulz, Almanya’nın ihracat yaptığı en büyük ve en önemli ülkelerden birinin Türkiye olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
“Almanya aynı zamanda Türkiye’nin ihracat yaptığı en önemli, en büyük ülke ve Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında da Rusya ve Çin Halk Cumhuriyetinden sonra üçüncü sırada yer alıyor. Buna rağmen biz ilişkilerimizin bu alanda daha da yoğunlaşmasını, daha da gelişmesini istiyoruz. Hem ticaret alanında hem yatırımlar alanında. Enerji sektörü gerçekten ikili ilişkilerimizde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Türkiye’de 8 bini aşkın Alman şirketi yatırım yapmış ve hala faaliyet gösteriyor. Bu şirketler içinde enerji sektöründe çalışan çok sayıda şirket var.”
ENERJİ SEKTÖRÜ
Schulz, Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck’in geçen yıl ekimde beraberinde enerji sektörünün temsilcileri ile Türkiye’yi ziyaret ettiğini anımsattı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da Ankara’da gerçekleştirilen 5. Türk-Alman Enerji Forumu’nda Alman yatırımcıları Türkiye’ye davet etmesinin Alman heyetinde memnuniyetle karşılandığını ifade eden Schulz, şöyle devam etti:
“Birkaç yıldır Türk-Alman enerji forumu ülkelerimizde gerçekleştiriliyor. Foruma enerji sektöründen kamu ve özel sektör temsilcileri katılarak işbirliği imkanları üzerinde görüşmeler yapıyor. Bu forumun son derece yapıcı ve verimli bir forum olarak çalıştığını vurgulayabilirim. Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve yeşil enerji dönüşümünde önemli hedefleri var. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ve tedarik zinciri alanlarında önemli yatırım imkanları da var. Bunun dışında iklim değişikliği ile mücadele, sanayinin karbonsuzlaşması, yeşil enerji dönüşümü konularında çok yoğun işbirliği alanları ve imkanları mevcut.”
Türkiye’nin yeni üretim merkezi ve tedarik zinciri oluşturma noktasında Avrupa’ya yakın olmasının büyük bir avantaj olduğunu dile getiren Schulz, şirketlerin Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güvenilir piyasa arayışına girdiklerini, Türkiye’nin de coğrafi konumu ve potansiyeli açısından önemli bir ülke olduğunu vurguladı.
Schulz, şöyle devam etti:
“Ben kesinlikle Türkiye’nin bu konuda önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum. Hem Covid-19 salgını açısından hem de savaş açısından şirketler daha güvenilir piyasalara yönelmek zorunda hissettiler kendilerini. Piyasalar açısından ellerindeki imkanları çeşitlendirmeye doğru yöneldiler. Tabii ki Türkiye de bu açıdan önemli bir konumda çünkü coğrafi olarak yakın, kültürel olarak yakın ve aynı zamanda iki ülke birbirini iyi tanıyor. Yani birbirine yabancı değil. Zaten Türkiye’de örneğin güneş panelleri üretimi alanında çok önemli şirketler var. Kapsamlı bir üretim yapılıyor. Almanya Covid-19 salgını öncesinde de ve Ukrayna’daki savaş öncesinde de zaten yenilenebilir enerji konusunda çok yoğun bir çalışma içindeydi. Şimdi bu daha da yoğunlaşacak. Türkiye’nin bu noktada mutlaka önemli bir rolü olacaktır.”
‘TÜRKİYE’NİN YEŞİL HİDROJEN ÜRETİM KOŞULLARI UYGUN’
Schulz, enerji piyasalarında stratejik olarak önemi artan bir konu olan hidrojenin geliştirilmesi yönünde Türkiye ve Almanya’nın önemli adımlar attığını ifade etti.
Yakın dönemde hidrojen ile ilgili iki ülkenin mutabakat zaptı imzaladığını, bazı şirketlerin Türkiye’de hidrojene ilişkin ortak bir yatırım gerçekleştirdiğini anımsatan Schulz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeşil hidrojen gerçekten stratejik açıdan gelecek vadeden çok önemli bir konu. Almanya’da sanayide kullanılan bir kaynak. Fakat gelecek için çok önemli gelişmeler vadeden bir kaynak. Bilinçli olarak sanayide kullanılırsa çok faydası ve avantajı olacak bir kaynak. Almanya tabii ki hidrojen üretebilir. Ancak ihtiyacını karşılayacak kadar üretemez çünkü gelecekte hidrojene miktar olarak çok büyük bir ihtiyaç olacak. Türkiye’de de büyük miktarda hidrojen üretiminin koşullarının olduğunu düşünüyoruz. Biz bu alanda Türkiye ile işbirliği içinde olmaktan büyük memnuniyet duyarız çünkü yenilenebilir enerji konusunda daha önce de söylediğimiz gibi işbirliğimizde olumlu gelişmeler var.”
Schulz, söz konusu mutabakat zaptının bazı unsurlarının şimdiden uygulandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Örneğin bir görev gücü oluşturuldu, uzmanlar bir araya gelip şimdiden bu alanda neler yapılabileceğini görüşüyorlar. Aynı zamanda ortak yatırımlar konusunda neler yapılabilecekleri konusu irdeleniyor. Hatta bildiğim kadarıyla Türkiye’de bir ortak yatırım gerçekleşti bile. Hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner. Öte yandan ülkelerimiz bir anlaşmaya imza atıp iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ortak hareket etme kararı verdiler ve düzenli olarak üst düzey görüşmelerin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.”
]]>HASTANEDE TANIŞTILAR
Almanya’da bir kızı olan Simone Sobczynski, 2020’de Manavgat ilçesindeki tatilinin ardından ülkesine dönüş sürecinde koronavirüs testi yaptırmak için gittiği özel hastanede M.A. ile tanıştı. Hastanede danışma görevlisi olan M.A.’nın arkadaşlık teklifini reddeden Sobczynski, 2021’de tatil için yeniden Manavgat’a geldi. Ayağını burkması nedeniyle aynı hastaneye tedaviye giden Sobczynski, M.A.’nın gösterdiği yakınlıktan etkilendi. Tatil sürecinde M.A. ile vakit geçiren Sobczynski, ülkesine döndü. İkili, bu süreçte internet ortamında görüşmeyi sürdürdü. Birkaç ay sonra Manavgat’a yeniden tatile gelen Sobczynski’yi, Antalya Havalimanı’nda karşılayan M.A. evlilik teklif etti.

PAHALI HEDİYELER ALDI, PARA GÖNDERDİ
Havalimanındaki sürpriz teklif sonrası Sobczynski, M.A.’nın ilgisinden dolayı Side’de ev kiraladı. M.A. ile yaşamaya başlayan Sobczynski, Almanya’ya gidip, eşine boşanma davası açtı. Daha sonra Side’de kaldıkları evde yaşamlarını sürdüren Sobczynski, iddiaya göre, M.A.’ya istekleri doğrultusunda pahalı hediyeler aldı, banka hesabına para gönderdi. İkili arasındaki ilişki, geçen yıl eylül ayında M.A.’nın evden ayrılmasıyla sona erdi. M.A. daha sonra Sobczynski’nin telefonunu ve sosyal medya hesabını engelleyip, iletişimini kesti.
Geçen sene kasım ayında Almanya’daki davası sonuçlanan Sobczynski ise eşinden ayrıldı. Side’deki evde yaşamayı sürdüren Sobczynski, M.A.’ya verdiği paralar ile hediye ettiği cep telefonu, tablet ve giysi bedelinin 20 bin euro olduğunu hesaplayıp, dolandırıldığı gerekçesiyle Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Soruşturmanın ardından M.A. hakkında, ‘Müştekiyi evlenme vaadi hilesiyle iradesini fesada uğratarak parça parça maddi menfaat elde ederek üzerine atılı basit dolandırıcılık’ suçunu işlediği iddiasıyla dava açıldı.
“EVLİLİK TEKLİFİNDEN SONRA DA PARA İSTEDİ”
Manavgat 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde 25 Ocak’ta görülen duruşmada Sobczynski, “25 Nisan 2022 tarihinde havalimanında sanık bana evlilik teklifi yaptı. Evlilik teklifinden önce de para göndermiştim. Kirasını ödemekte sıkıntıya düştüğünü, paraya ihtiyacı olduğunu söylemişti. Bu süreçte beraber olduğum için güveniyordum ve para gönderiyordum. Ben Türkiye’deyken para istiyordu ve çoğunlukla elden veriyordum. Bir defasında emekli olması için para ödemesi gerektiğini söyleyip para istemişti. Emekli olduğunda evli olacağımız için ‘Bu senin de menfaatine olacak’ demişti. Evlilik teklifinden sonra da para istemeye devam etti. İhtiyacı olduğundan dolayı para gönderiyordum. Bir defasında geniş bir eve çıkması için para gönderdim. Bir defasında babasının mezarını yaptırmak için para gönderdim. Motosiklet satın almak için yardım talep etmişti, para göndermiştim” dedi.
“EVLENME VAADİNDE BULUNMADIM”
Suçlamaları kabul etmeyen M.A. ise ifadesinde şunları söyledi:
– Müşteki ile 2 yıla yakın beraberliğimiz oldu. Müşteki Almanya’dan zaman zaman Türkiye’ye geliyordu ve kendisini havalimanından almaya gidiyordum. Bazen de Antalya’da konaklamak zorunda kalıyordum. Bu nedenle yol ve konaklama masrafım oluyordu. Müştekinin maddi durumu benden daha iyi olduğu için masraflarımı gönül rızasıyla karşılıyordu.
– İlişkimiz esnasında müştekiye evlenme vaadinde bulunmadım. Aldığım paraları da evlilik hazırlıkları için almadım. Müştekinin bana sadakatsiz hareketleri olduğunu öğrendim. Bunu söyleyen arkadaşlarım oldu. Ben de sosyal medya hesaplarını takip ettim ve başka kişiyle görüştüğünü anladım. İlişkiyi sonlandırdım.

BERAAT KARARI VERİLDİ
Mahkeme tarafından sanık ile müşteki arasında gönül ilişkisi bulunduğu, tarafların beyanlarında bu ilişkide müştekinin borç olarak veya isteğiyle sanığa para gönderdiği, suçun yasal unsurlarının oluşmadığından sanık hakkında beraat kararı verildi.
Sobczynski’nin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvurup mahkeme kararına itiraz edeceği öğrenildi. Sobczynski’nin avukatı Ali Öksüz, mahkeme kararına şaşırdıklarını ve dava sürecinin devam ettiğini belirtti, istinaf yoluyla karara itiraz edeceklerini dile getirdi.
BAŞKA BİR ALMAN KADINLA DAHA GÖRÜŞÜYOR
Mahkeme kararı sonrası hayal kırıklığı yaşadığını anlatan Simone Sobczynski, M.A.’nın kendisi dışında başka Alman bir kadınla da sevgili olup, parasını aldığını iddia etti. Elindeki tüm delilleri mahkemeye sunduğunu dile getiren Sobczynski, yaşadıklarını şöyle anlattı:
– Koronavirüs testi için gittiğim hastanedeki kayıt işlemlerinden bilgilerimi almış. Almanya’ya gitmek için havalimanındayken aradığında ‘Kusura bakma, evli biriyim. Görüşmek istemiyorum’ dedim. Mart 2021’de tatile Manavgat’a geldiğimde ayağımı burktum, hastaneye gittim. Hastanede görüştük, benimle çok ilgilendi. Teklifini yineledi, kabul ettim. İlişki yaşamaya başladıktan birkaç gün sonra 10 bin euro istedi. Tatile geldiğim için o kadar para yoktu. 500 euro verebildim. Çok sinirlendi, söylendi ve ‘Niye bu kadar az parayla geliyorsun?’ diye kızdı.
– Sonradan öğrendim ki o parayı diğer Alman kadına verecekmiş. Her konuşmamda benden bir şeyler istiyordu. Sonradan anladım. Tablet, telefon, motor kaskı ve motor ceketi, motor pantolonu ve motor çizmesi gibi çok eşya aldım. Bu malzemelerin Türkiye’den alınmasını istemedi, Almanya’dan almamı istedi. Hepsinin faturası ve kredi kartı makbuzu var. 25 Nisan 2022’de Antalya’ya geldim. Havalimanı çıkışında yere çöktü ve yüzük uzatarak evlenme teklifi yaptı.
– İnandım ve ‘evet’ dedim. ‘Almanya’ya dönünce eşimden boşanıp seninle evleneceğim’ dedim. O zaman çok mutluydum. Manavgat’ta ev tuttum, eve yeni eşyalar aldım. Birlikte yaşamaya başladık. Bir gün sabah uyandığımda, yoktu. Eşyalarını alıp gitmişti. Cüzdanımdan 400 euro eksikti. Geleceğini düşündüm ama dönmedi.
]]>Bakanlık, tasarı üzerinde toplam 40 dakikalık bir konuşma gerçekleşeceğini ve ardından oylamaya geçileceğini belirtti.
Tasarı, iyi uyum sağlayanların üç yıl, ülkede yardıma muhtaç olmadan çalışan ve Almanca bilenlerin 5 yılda Alman vatandaşlığını alabilmesini öngörüyor. Herkes için de çifte vatandaşlık yolu açılacak.
Ana muhalefet Hıristiyan Demokrat Parti, “Alman vatandaşlığının değerini koruyun” başlıklı önergesini de oylatmak istiyor ve vatandaşlık yasasında yapılan değişiklikten vazgeçilmesini talep ediyor.
Ancak çoğunluk, hükümet partileri olan SPD-Yeşiller ve Liberaller’de olduğu için bu talebin meclisten geçmesi beklenmiyor.

YENİ YASA NE GETİRİYOR?
Reform ile daha önce 8 yıl olan vatandaşlığa geçiş için bekleme süresi 5 yıla inecek. Özel durumlarda ve uyum sağlandığı da kanıtlandığında süre 3 yıla inebilecek.
Beş yıldır ülkede yaşayan yabancı kökenli ailelerin Almanya’da doğan çocukları “otomatik olarak Alman vatandaşı” olacak.
Daha önce, özellikle Türkler’in çifte vatandaşlığını önlemek için getirilen, “Alman doğumlu vatandaş olma ve 18 yaşına gelince, Alman ya da Türk vatandaşlığından birini seçme” şartı da kaldırılıyor.
NASIL ÇİFTE VATANDAŞ OLUNACAK?
Ülkede 60 yılı deviren Türkler’in yarısı halihazırda Alman vatandaşlığını almış durumda. Kalanlar da, yeterli dil bildiğini ve yardım almadan geçimini sağladığını kanıtlarsa, Alman vatandaşlığına başvurabilecek.
Bunun için Türk vatandaşlığından çıkmaları gerekmeyecek. Daha önce Alman vatandaşlığını alanlar, isterlerse Türk vatandaşlığını geri alabilecek. Yeni yasada, otomatik kayıp hükmü yer almıyor.
Alman vatandaşlığını alan kişinin ailesi de, eğer geçimini kendi ya da aileden birileri tarafından karşılanıyorsa vatandaşlık alabilecek.
İSRAİL’İ TANIMAK BİR ŞART OLACAK
Ülkeye Mavi Kart’la gelip çalışanlar da, yasal süreleri doldurduğunda önce oturma izni ardından vatandaşlık alabilecek.
Geçimini sağlama ve dil şartı onlar için de geçerli. Almanya’dan iltica isteyenler, ilticaları kabul edilirse, yasal süreler ve dil-/ geçim şartını yerine getirirse çifte vatandaş olacak.
Alman olabilmek için Türk vatandaşlığından çıkış şartı kaldırıldığından işlemler hızlanacak. Bunun için vatandaşlık dairelerine ek personel alımı planlanıyor.
Vatandaşlığı alabilmek için, Alman Anayasası’nın özgür, demokratik, temel düzenine bağlı olunduğu sözü verilecek. Ayrıca, “Yahudi karşıtı, ırkçı veya diğer insanlık dışı sayılan eylemlerin” insanlık onuru ile bağdaşmadığını kabul etme şartı var.
İsrail’i devlet olarak tanıyor olmak da başka bir şart.
SAVCILIK İNCELEME YAPACAK
Yasa tasarısında, daha önce yer almayan bir nokta da var. Buna göre savcılık, başvuran kişinin Yahudi aleytarı, ırkçı veya diğer insanlık dışı davranışı nedeniyle ceza alıp almadığını araştıracak.
Başka ağır suçlar zaten vatandaşlığa engel durum oluşturuyor ama bu konularda ceza almış olanlar da, ceza hafif olsa bile Alman vatandaşı olamayacak.
Kadın- erkek eşitliğine inanmayan, cinsiyetçilik yapanlar da Alman vatandaşı olamayacak. Bu alanlarda güvenlik soruşturması yapılacak. Cuma günü oylanacak olan yasanın yürürlük tarihi daha önce 2024 olarak açıklanmıştı. Tam tarihi de yarın netleşecek.
]]>Alman Haber Ajansının (DPA) haberine göre, dün gece Schlüttsiel’deki feribot iskelesini bloke eden çiftçiler Habeck’in feribottan ayrılmasına izin vermedi.
Feribottan ayrılamayan ve bireysel çiftçilerle görüşme teklifi kabul edilmeyen Habeck, Hallig Hooge’ye geri dönmek zorunda kalırken, polis çiftçileri sakinleştirmeye çalıştı.
Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanlığından yapılan açıklama da ise Habeck’in çiftçilerle konuşmaktan mutluluk duyacağını belirterek “Ne yazık ki güvenlik durumu tüm çiftçilerle görüşmeye izin vermedi. Bakan Habeck’in bireysel çiftçilerle görüşme teklifi maalesef kabul edilmedi.” denildi.
Aralık ayından beri Alman koalisyon hükümetinin tarımsal dizel sübvansiyonunun kaldırılmasını ve planlanan araç vergisi muafiyetini “traktörleriyle” protesto eden çiftçiler, istekleri karşılanmazsa ocak ayından itibaren “büyük protestolara” başlayacaklarını belirtmişti.
HÜKÜMET ÇİFTÇİLERİ ELEŞTİRDİ
Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’nin oluşturduğu hükümet ve politikacılar çiftçilerin Habeck’in feribottan ayrılmasına izin vermemesini eleştirdi.
Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Habeck’in iskeleye varışının engellenmesini utanç verici olarak nitelendirdi.
Hebestreit, “Federal Bakan Habeck’in bugün bir feribot iskelesine varışının engellenmesi utanç vericidir ve demokratik bir arada yaşama kurallarını ihlal etmektedir. Protesto kültürünü anlayışla karşılayan hiç kimse, siyasi ahlakın böylesine acımasızca çiğnenmesini umursamamalıdır.” İfadelerini kullandı.
Yeşiller Partisi’nin Federal Meclis Grubu yöneticilerinden Britta Haßelmann ise “yaşananların şok edici” olduğunu belirterek, “Bunun demokratik ortamda barışçıl protesto ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu tür eylemler hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Çiftçiler Birliği’nin bu saldırıları şiddetle kınamasını ve bu tür eylemlerle arasına mesafe koymasını bekliyorum.” dedi.
Adalet Bakanı Marco Buschmann (FDP) insanlara ya da mallara yönelik şiddetin siyasi bir tartışmada yeri olmadığını vurgulayarak, “Bu durum, barışçıl bir şekilde gösteri yapan pek çok çiftçinin kaygılarına gölge düşürmektedir.” ifadesini kullandı.
Yeşiller partisinden Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ise demokrasinin hararetli tartışmalarla gelişeceğine işaret ederek, “Kelimelerin yerini laf kalabalığının ve tartışmaların yerini şiddetin aldığı yerde, demokratik bir sınır aşılmış demektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Tarım Bakanı Cem Özdemir ise sosyal medya platformu X’da toplumun geniş kesimlerinin birbirlerine medeni bir şekilde davranması gerektiğini vurgulayarak, “Konu ister iklim aktivistleri isterse feribot limanındaki çiftçiler olsun, ben her zaman aynı kıstası uyguluyorum: şiddet ve zorlama alçakçadır ve aynı zamanda amaca zarar verir.” ifadelerini kullandı.
HÜKÜMET ÇİFTÇİLERİN PROTESTOSUNA YANIT VERDİ
Perşembe günü Alman hükümeti, çiftçilerin tarımsal sübvansiyonların azaltılmasına yönelik kitlesel protestolarına yanıt vererek, tarım araçları için vergi muafiyetinin kaldırılmasından vazgeçileceğini açıkladı.
Ancak Alman Çiftçiler Birliği hükümetin bu önlemlerini yetersiz bularak, protestoslara devam edeceklerini açıkladı.
Alman Çiftçiler Birliği, istekleri karşılanmazsa, 8 Ocak Pazartesi günü “ülkenin şimdiye kadar görmediği kadar büyük” bir protesto başlatacaklarını duyurmuştu.
ALMAN ÇİFTÇİLER NEDEN PROTESTO EDİYOR?
Almanya Anayasa Mahkemesi, kasımda koalisyon hükümetinin, Kovid-19 salgını döneminden kalma 60 milyar avroluk kullanılmamış krediyi bir iklim fonuna aktarma kararının anayasaya aykırı olduğuna karar vermesinin ardından Alman hükümeti 2024 bütçesinde tasarrufa gitmek zorunda kalmıştı.
Mahkeme kararının ardından hükümetin borç frenini art arda beşinci yıl için askıya alması ya da tasarruf ve vergi artışları için yaklaşık 17 milyar avro bulması gerekiyordu.
Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’nin oluşturduğu hükümet, gelecek yılın bütçesinde açığı kapatmak için, geçen hafta karbon vergisini öngörülenin üzerinde artırdı. Karbon vergisi (CO2 fiyatı) ton başına 30 avrodan 40 avro yükseltildi. Bunun da ülkede benzin ve dizel litre fiyatlarını sırasıyla 4,3 cent ve 4,7 cent artırması bekleniyor.
Alman hükümeti, bütçe kesintilerinin bir parçası olarak çiftçiler için vergi muafiyetlerini kaldırmayı ve tarımsal dizel sübvansiyonu da sonlandırmayı planlıyordu.
Hükümetin planına göre, Alman çiftçiler artık tarımda kullandıkları mazot için vergi indirimi almayacak ve tarım araçları için vergiden muaf tutulmayacak.
Alman hükümeti bu önlemlerin iklimin korunmasına yardımcı olacağını savunuyor.
Bu arada, Hollanda ve Fransa gibi diğer Avrupa ülkelerinde de çiftçiler tarafından benzer protestolar düzenlenmesi dikkati çekiyor.
]]>NOEL NE ZAMAN?
Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde kutlanır. 2023 yılında Noel, 25 Aralık Pazartesi günü kutlanacak.
Noel kutlamaları, bazı ülkelerde 24 Aralık’ta Noel arifesiyle başlar ve 25 Aralık bitimine kadar devam eder. Bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jülyen takviminde 25 Aralık’a denk gelen 6 Ocak’ı Noel olarak kutlarlar.
YILBAŞI VE NOEL FARKI
Noel ve yılbaşı, genellikle yakın tarihlerde kutlandığı için birbiriyle karıştırılan iki bayramdır ancak bu iki bayram arasında önemli farklılıklar bulunuyor.
Noel, Hristiyanlar tarafından İsa’nın doğumunun kutlandığı bir bayramdır. 25 Aralık tarihinde kutlanır. Noel kutlamaları, genellikle kiliselerde düzenlenen ayinler ve törenlerle başlar. Bu törenlerde, İsa’nın doğumu, vaftizi ve mucizeleri anlatılır. Aileler ve arkadaşlar bir araya gelerek Noel ağacını süsler, Noel şarkıları söyler ve hediye alışverişi yaparlar.
Yılbaşı ise, dünyanın çoğu ülkesinde bir yılın bitip, diğerinin başlamasının kutlandığı gecedir. 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece kutlanır. Yılbaşı kutlamaları, genellikle havai fişek gösterileri, partiler ve kutlamalarla yapılır.
Noel ve yılbaşı arasındaki temel farklar şunlardır:
Noel, dini bir bayramdır, yılbaşı ise evrensel bir kutlamadır.
Noel, İsa’nın doğumunun kutlandığı bir bayramdır, yılbaşı ise bir yılın bitip, diğerinin başlamasının kutlandığı bir gecedir.
Noel kutlamaları, genellikle kiliselerde düzenlenen ayinler ve törenlerle başlar, yılbaşı kutlamaları ise genellikle havai fişek gösterileri, partiler ve kutlamalarla yapılır.

YILBAŞI AĞACI NEDEN SÜSLENİR?
Noel ağaçları Pagan geleneklerinden gelen bir ritüeldir. Günümüzdeki Noel ağacının Almanya’nın batısından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ortaçağda Adem ve Havva’yı canlandıran bir oyunun ana dekoru, cennet bahçesini temsil eden ve üzerinde elmaların bulunduğu bir çam ağacıydı. Adem ve Havva yortusunda (24 Aralık günü) Almanlar evlerine böyle bir cennet ağacı dikerler, üzerine Komünyon’daki kutsanmış ekmeği simgeleyen ince, hamursuz ekmek parçaları asarlardı; bunların yerini daha sonra değişik biçimlerdeki çörekler aldı. Noel mevsiminde ağaçla aynı odada Noel piramidi de bulunurdu. 16. yüzyılda Noel piramidi ve cennet ağacı birleşerek Noel ağacını oluşturdu.
YILBAŞI AĞACI NEDEN KURULUR?
Noel ağaçları Pagan geleneklerinden gelen bir ritüeldir.
Yaprak dökmeyen ağaçları ve çelenkleri ölümsüz yaşamın simgesi olarak kullanmak, eski Mısırlıların, Çinlilerin ve Yahudilerin ortak bir geleneği idi. Avrupalı paganlar arasında yaygın olan ağaca değer verme ya da kutsal sayma, Hristiyanlığı benimsemelerinden sonra, İskandinavyalıların şeytanı korkutup kaçırmak ve Noel zamanında kuşlar için bir ağaç hazırlamak üzere ev ve ambarlarını noelde ağaçlarla donatma geleneği biçiminde sürdü. Almanya’da da kış ortasına rastlayan tatillerde evin girişine ya da içine bir Yule ağacı konuyordu.
Günümüzdeki Noel ağacının Almanya’nın batısından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ortaçağda Adem ve Havva’yı canlandıran bir oyunun ana dekoru, cennet bahçesini temsil eden ve üzerinde elmaların bulunduğu bir çam ağacıydı. Adem ve Havva yortusunda (24 Aralık) Almanlar evlerine böyle bir cennet ağacı dikerler, üzerine Komünyon’daki kutsanmış ekmeği simgeleyen ince, hamursuz ekmek parçaları asarlardı; bunların yerini daha sonra değişik biçimlerdeki çörekler aldı. Ayrıca bazı yerlerde İsa’yı simgeleyen mumlar eklendi. Noel mevsiminde ağaçla aynı odada Noel piramidi de bulunurdu. 16. yüzyılda Noel piramidi ve cennet ağacı birleşerek Noel ağacını oluşturdu.
İngiltere’ye 19. yüzyıl başlarında ulaşan Noel ağacı, Kraliçe Victoria’nın eşi Alman Prens Albert’in desteği ile bu yüzyılın ortalarında yaygınlaştı. O dönemde Noel ağaçları, dallarına kurdele ve kâğıt zincirlerle asılmış mum, şekerleme ve keklerle süsleniyordu. Göçmen Almanların Kuzey Amerika’ya 17. yüzyılda götürdükleri Noel ağacı, 19. yüzyılda moda oldu. Gelenek Avusturya, İsviçre, Polonya ve Hollanda’da da yaygındı. Japonya ve Çin’e 19. ve 20. yüzyılda Amerikalı misyonerlerin tanıttığı Noel ağaçları ince işlenmiş kâğıt süslerle donatılmaya başlandı.
NOEL BABA KİMDİR?
Noel Baba, Noel arifesini Noel’e bağlayan gece evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılan efsanevi bir kişidir. Günümüzde kır saçlı, uzun kır sakallı, koca göbekli, sevimli birisi olarak resmedilir. Noel Baba efsanesinin Piskopos Nikola’yı konu alan Hollanda efsanesi Sinterklaas’a dayandığı kabul edilir. Noel Baba’nın hediye getirmesi geleneği ise İskandinav Mitolojisi’ndeki tanrı Odin’e dayanır.
]]>