Uzun süredir baş ve karın ağrısı ile mide bulantısı olan Demirel, nefes darlığı ve ani tansiyon yükselmesi gibi şikayetlerinin artması üzerine hastaneye gitti.
Hastanede sol böbreğinin alınması önerilen hasta, tavsiye üzerine kentteki Lokman Hekim Hastanesi’ne başvurdu.
Üroloji uzmanı Doç. Dr. Kasım Ertaş’ın muayene ettiği Demirel’in tetkiklerinde, böbreğinde 4 santimetrelik kötü huylu kitle tespit edildi.
Ertaş ve ekibi tarafından ameliyata alınan kadının sol böbreğindeki kitle, parsiyel nefrektomi tekniğiyle (açık yöntemle böbrekteki kanser dokusunun alınması) çıkarıldı.
4 saat süren ameliyatın ardından şikayetlerinden kurtulan Demirel, taburcu edildi.
“Koruyucu cerrahi yöntemlerle böbrekler kurtarılabiliyor”
Ertaş, AA muhabirine, böbrek kanserinde erken tanının önemli olduğunu söyledi.
Böbrek tümörünün genellikle 60’lı yaşlardan sonra gelişen, ölümcül bir hastalık olduğunu belirten Ertaş, “Özellikle ailesinde böbrek kanseri hikayesi olanların mutlaka düzenli kontrole gitmelerini tavsiye ediyoruz. Görüntüleme yöntemlerinin gelişmesiyle erken evrede tanı konulabiliyor. Bu tarz durumlarda koruyucu cerrahi yöntemlerle böbrekler kurtarılabiliyor. Bu ameliyatlar hastanın hem yaşam süresini hem de kalitesini olumlu etkiliyor.” diye konuştu.
Hastaya daha önce böbreğinin alınmasının önerildiğini ifade eden Ertaş, “Tecrübeli ekibimizle böbreği koruyarak başarılı bir ameliyat gerçekleştirdik. Yaklaşık 4 saat süren operasyonla kitleyi böbreğin içinden çıkardık. Sağlık durumu iyi.” dedi.
Demirel ise kontrollerinin devam ettiğini dile getirerek, “Sürekli başım, karnım ağrıyordu, midem bulanıyordu. Birçok doktora gittim. Böbreğimin alınacağını söylediler. Kabul etmedim. Tavsiye üzerine Kasım hocaya başvurduk. Allah razı olsun. Ameliyat oldum. Onun sayesinde sağlığıma kavuştum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İznik ilçesindeki dağ evinde 17 Temmuz’da çay demlemek için mangal jeliyle semaveri tutuşturmaya çalışan Özdemir, jelin alev alması ve bidonun patlamasıyla yanmaya başladı.
Evinin önündeki su dolu varile atlayarak alevleri söndüren Özdemir’in vücudunda 2 ve 3’üncü derece yanıklar oluştu.
Vücudunun yüzde 38’i yanan ve Bursa Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan Özdemir, doku nakilleriyle yaklaşık 1 aylık tedavinin ardından sağlığına kavuştu.
Özdemir, tedavisine evde devam edilmek üzere taburcu edildi.
İş insanı Necdet Özdemir, AA muhabirine, İznik ilçesindeki dağ evinde sabah saatlerinde semaveri tutuşturmak için mangal jeli kullandığını söyledi.
Jelin tutuştuğunu ancak alevleri görmediğini anlatan Özdemir, şunları kaydetti:
“Oysa ki gizliden içinde yanmaya devam ediyormuş. O sırada tekrar jel attım. Onu aslında küçük bir bidona alıp aktarma yaparak yapsaydım çok daha güvenli olurdu ama öyle yapmadım. Bidonla ateşin üzerine yanmadığını düşünerek ben bunu yaptım. Fakat gizliden yandığı için jelin değdiği yerle bidonun içerisinde artık bir ateş yolu oldu. Gözümle gördüm o ateşin yürüyüp gelmesi saniye, salise. Elimde bidon patladı. Bidon patlayınca bu jel olarak zaten alevsiz yanıyor. Her tarafımın yandığını hissediyorum ama alev yok, bir şey yok. Orada vücudumun yüzde 38’i yandı. Allah’tan hemen yan tarafımda 2-3 metre mesafede bir su dolu varil vardı. O can havliyle kendimi varilin içine attım. Orada ateşi söndürdüm.”
Olayın ardından ilk aşamada yoğun bakımda kaldığını ve 5 operasyon geçirdiğini aktaran Özdemir, yanık bölgelere doku nakli yapıldığını belirtti.
Hastanedeyken mangal jeli nedeniyle benzer vakaların sıklıkla geldiğini duyduklarını dile getiren Özdemir, “Bu jel 1-2 dakika zaman kazandıran bir malzeme. Piknikçi için mangalcılar için kısa sürede alev, ateş yapan bir malzeme ama bu tarz riskleri düşünüldüğünde hiç buna değecek bir malzeme değil. En doğal yöntem olan çıradır, kozalaktır, kağıttır, kartondur, bunlarla yapmak lazım.” dedi.
Özdemir, birçok yerde bulunan jellerin kontrollü şekilde satılmasını istediğini belirterek, “Ben bunu yaşadıysam inanın çok fazla kişi için de bu yaşanılabilir bir durum. Dolayısıyla bu kadar riske bence gerek yok. Yani iki dakikalık bir ateş yakma süresi elde etmek için vücudumun yüzde 38’i yandı. Benim hayatım altüst oldu. Bambaşka bir hayata geçeceğim bugünden sonra artık.” diye konuştu.
“Hayatı tehdit edebilecek geniş yanıklara varıncaya kadar yanıklara sebep olabiliyor bu jeller”
Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Opr. Dr. Selma Beyeç de özellikle pikniklerin yapıldığı ilkbahar ve yaz aylarında, mangal jeli yanıkları nedeniyle merkezlere çokça hastanın geldiğini ifade etti.
Bu jellerin aslında henüz tutuşmamış malzemelerin üzerine sıkılması gerektiğini vurgulayan Beyeç, şunları aktardı:
“Ama insanlarımız söndü sanılan veyahut da halen yanmakta olan malzemenin üzerine bunu sıkıyorlar. Biz kendimiz de gözlemledik bunu. İnsanlar yanan mangalın üzerine bu jeli püskürtüyor ama bunlar aynı bir benzin gibi, bir tiner gibi alev topu haline gelebilen malzemeler. Bu konuda çok dikkatli olmak lazım çünkü küçük yanıklardan, hayatı tehdit edebilecek geniş yanıklara varıncaya kadar yanıklara sebep olabiliyor bu jeller.”
Necdet Özdemir’in de mangal jeli yanığı neticesinde hastanede tedavi altına alındığını dile getiren Beyeç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kendisi semaveri tutuşturmak için jeli kullanmıştı. Aynı şekilde insanlar mangalı tutuşturmak için söndü sanılan kömürün üzerine veyahut da hala yanan kömür üzerine bunu döküyorlar. Tıpkı bir benzin veya tinerde olduğu gibi, alev topu gibi bir parlama, bir patlama oluyor. Etrafa saçılıyor. Tabii insanlar ilk etapta yanan bölgelerini söndürmek için ellerini kullanıyorlar ve o sırada elleri de yanıyor. Necdet beyin de yaklaşık tedavisi 1 ayı buldu. Doku nakli, deri nakli yapıldı sağlam olan kısımlarından. Tabii hastalar için bu oldukça stresli, acı veren bir süreç. Mükerrer ameliyat oluyorlar. Dolayısıyla çok basit bir olaymış gibi görülebilir ama aslında öyle değil. Çok meşakkatli bir süreç. Tedavileri uzun sürüyor ve hastaların hayatını tehdit edebilecek boyutta yanıklara sebep olabiliyorlar.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ağrılara dayanamayınca hastaneye giden Eldenüstün’ün midesinin delindiği tespit edildi. 3 Ocak’ta başka bir hastaneye giderek ikinci ameliyata alındı. 3 gün yoğun bakımda kalan Eldenüstün, toplamda 1 milyon 400 bin lira ödeme yaptı.
Süreçte 22 kilo veren Sabiha Eldenüstün ameliyatların ardından 4 ay geçmesine rağmen yemek yiyemediğini iddia etti. Eldenüstün savcılığa ve polise giderek ameliyatı gerçekleştiren M. K.’dan şikayetçi oldu.

Eldenüstün 3 gün yoğun bakımda kaldı
“HASTANEYE 1 MİLYON 400 BİN LİRA ÖDEDİM”
Sabiha Eldenüstün süreçle ilgili şunları söyledi:
“78 kiloydum, kilomu takıntı yaptım. Mide balonu taktırdım. Aralık ayında karar verdim. Çok doktor da araştırmadım, mide balonu taktırdım eve geldim.
Fakat sonradan araştırdığımda mide balonu takılınca tahlillerin yapılması gerekiyormuş. İkinci gittiğim hastanede şahit olduklarım var, serum takılması gerekiyormuş ama bana ne bir tahlil yapıldı ne bir serum takıldı.
Ben orada balonu taktırıp eve geldim. Benim sancılarım çoktu, serum bağlattırdım evde, sancım geçti. Bir gece dayanamadım sancıya, hastaneye gittim hastanede doktor yoktu.
Ben şu an kusmaktan yoruldum. Banyoya gidip oturmakla geçiyor günüm, 22 kilo verdim ama takıntılığımdan bu hale geldim.
Hastaneye 1 milyon 400 bin lira ödedim. Yemek hiç yiyemiyorum. Midem daraldı, midemi açtı doktor. Biraz normale döndük, şu an su içebiliyorum, ayran içebiliyorum.”

Sabiha Eldenüstün
“İMDAT ÇAĞRISI ARADIK”
Eldenüstün’ün arkadaşı Özge Erden ise şunları kaydetti:
“Doktorun yanlış iş yaptığı konusunda suç duyurusunda bulunduk. Bunu başka bir doktordan öğrendik. Oraya da gittiğimizde ameliyat oldum. Raporlarım, fotoğraflarım var. Sağlığım gitti, her şeyim gitti. En son halim bu fotoğraftaki halim. Kötüyüm, çok kötü hissediyorum.
Kendimi toparlamaya çalışıyorum ama toparlayamıyorum. Bu ihmalkarlıklar bizi başka hastaneye yönlendirdi. Artık sağlıklı olmamız için herhangi bir işlem yapılmadığını fark ettik. Başka bir hastaneye gittiğimizde de hastamızın ölüm noktasında olduğunu gördük. Hemen acil ameliyata aldılar, 3 gün yoğun bakımda kaldı.
Çıkmasının imkansız olduğunu söylediler. Hastamız yaşayacağı olduğu için yaşadı. Sadece ömrü olduğu için yaşıyor. Ölümcül noktada gittik ikinci hastaneye. İlk hastanede, herhangi bir dahiliye tahlili, ya da daha önce bir ameliyat olup olmadığı sorulmamış. Kendimize ‘imdat çağrısı’ aradık”

“BİZ EVİNE SAĞLIKLI GÖNDERDİK”
Doktor M. K. ise iddiaları kabul etmedi. M.K. telefon ile yaptığı açıklamada, “Kendisi aşırı sigara tüketiyor. Taktıktan sonra 1 ay sonra midesi deliniyor. Hastane içerisinde kamera kayıtları var, tespit ettik, kendisi sürekli sigara içiyordu. Balon taktıktan 3-5 gün sonra midesi delinmedi, 1 ay sonra midesi delindi. Biz hastamızın ameliyatını yaptık, hastamızı evine gönderdik. Sonra sigara içmeye devam ediyor, en ufak bir şeyde hastamızın yanında olduk. Biz evine sağlıklı gönderdik” dedi.
]]>Açık kalp cerrahisinde mitral kapak tamiri yapılan 12 yaşındaki Terrier cinsi ‘Max’, hayata tutundu. Köpekleri ‘Max’in 23 Mart’ta ameliyat olduğunu ve sağlığına kavuştuğunu belirten Ekrem Altunay, “1,5 sene önce ‘Max’in kalbinde üfleme olduğunu fark eden Veteriner Aile Hekimi Eray Evren bizi Murat Hoca’ya yönlendirdi.
‘Max’in takibi bu sürede ilaçlarla yapıldı ancak operasyon yapılması gerektiği, son evre olduğu için yaklaşık 6 ay gibi bir sürede ‘Max’i kaybedebileceğimiz söylendi. Gözümüz kapalı bir şekilde tereddüt etmeden kabul ettik.
Kalp kapakçığı ameliyatında ilk başarılı sonuç alan köpek; çok mutluyuz. ‘Max’in bu olaya ön ayak olması, bizim için çok önemli ve yapılan operasyon çok büyük bir başarı. Hocalarımızın emeklerini hiçbir zaman unutmayacağız. Bize oğlumuzu bağışladılar. Doktorlarımıza çok şey borçluyuz” dedi.
‘ŞIRINGAYLA BESLENİRKEN ARTIK KENDİ YEMEĞİNİ YİYOR’
Ekrem Altunay’ın eşi Deniz Altunay ise “‘Max’ bizim canımız, 12 yıldır beraberiz. Son zamanlarda ‘Max’in aşırı öksürüğü vardı ve bu yaklaşık 1 dakika sürüyordu. Aradan 5-10 dakika geçince tekrar başlıyordu ve helak oluyordu. Murat Hoca yaklaşık 6 ay ömrü kaldığını ayrıca bu sürede tükürüğünde boğulma riski olduğunu söyledi. Böyle bir şeyi göze alamazdık.
Bu şekilde devam etmesine gönlümüz el vermediğinden her şeyi göze alarak kabul ettik. Doktorlarımıza ve ‘Max’in başaracağına inancımız sonsuzdu. Çünkü ‘Max’ çok hareketli bir hayvan. Diğer hasta arkadaşları için öncü oldu. Şu anda çok mutlu. Ameliyattan sonra bir kere bile öksürük olmadı. Kendini kısa sürede toparladı. Şırıngayla beslenirken artık kendi yemeğini yiyor” diye konuştu.
‘ŞU ANDA HER ŞEY YOLUNDA GİDİYOR’
Hastalarının küçük olduğunu ve bu nedenle kalp akciğer pompasındaki çocuk ve bebekler için kullanılan malzemelerden yararlandıklarını söyleyen Veteriner Çokoğullu, “Dünyada bu operasyonu sadece İngiltere’de ve Japonya’da birer ekibin yapabildiğini fark ettik. O yüzden bu aslında pozitif anlamda bizi daha da kamçıladı.
Bizim de yapabileceğimizi düşündük. Sonrasında ‘Max’ ile tanıştık. Hastamız ‘Max’, Türkiye’deki açık kalp cerrahisinde başarılı ilk mitral kapak tamiri yapılan köpek. Operasyon sonrası 14’üncü günü ve evde oyun oynayabilecek durumda. Bu bizi inanılmaz mutlu etti.
Şu anda her şey yolunda gidiyor. Kalple ilgili yapılan ölçümlerde hastalığın çok gerilediğini görüyoruz. Şu an için olumsuz hiçbir durum yok. Tabii Türkiye’de ilk olması, bizim için de bir gurur kaynağı” dedi.
‘KAYBETTİĞİMİZ HASTALARIMIZ GİZLİ KAHRAMANLARIMIZ’
Uzman Veteriner Hekim Murat Vurucu da “Medikal tedaviyle yönelttiğimiz bir hasta. Ancak bu hastalığın son döneminde artık ilaçlara direnç gelişiyor. Akciğerde ödem, öksürük şikayetleri yaşanıyor. Ondan sonra medikal ilaçlar maalesef yarar sağlamıyor ve hastalarımızın bu dönemden sonra maksimum 5-6 aylık ömrü kalıyor.
Aykut hocamla amacımız; bu çocukların ömrünü uzatabilmek, çare olabilmek, özellikle dünyanın öbür ucunda yapılan bir ameliyatı, ülkemizde de başarabilmekti. Ameliyat, yaklaşık 8 kişilik ekip ile yapılıyor. 5 saat ameliyat, 5 saatte uyandırma süre ile 10 saat süren ciddi bir ameliyat. Ameliyatımızda vücuttaki toplardamar ve atardamar sistemini cihaza bağlıyoruz.
Cihazdaki oksijenatör, kanın temizlenmesini ve oksijenlenmesi sağlanıyor. O sırada kalbi durdurup, mitral kapakçığı tamir edip, tekrardan kalbi kapatıp, çalışmasını sağlıyoruz. Kalbi çalıştırıp, hayati fonksiyonlar düzgün seviyeye geldikten sonra hastamızı uyandırıyoruz.
Daha önce iki hastamız daha oldu. Ancak hasta sahiplerimizi erken dönemde bu operasyona ikna etmek çok zor. Önceki hastalarımızı ameliyata, maalesef yoğun bakıma girmiş ve böbrek değerleri çok yükselmişken almak zorunda kaldık.
Buna rağmen başarılı olup, kalplerini tekrar geri çalıştırıp, yoğun bakım sürecine geçebildik. Ancak yoğun bakımda böbrek yetmezliği nedeniyle kaybettik. Ama onlar bizim ve bir sonraki hastalar için bu işin yapılabildiğine dair umut kaynağı oldu. Onlara da gizli kahramanlar diyebiliriz” diye konuştu.
‘MAALESEF KÜÇÜK IRKLARDA ÇOK YAYGIN’
Vurucu, “Hasta değerleri düşmeden erken ameliyat, bize başarıyı getirdi. Bu hastalıkta dediğimiz gibi amacımız, her zaman medikal tedavi. Ama belli bir noktadan sonra eğer medikal tedavi cevap vermezse, hastalığa direnç gelişirse, tek çözüm mitral kapağın cerrahi olarak onarılması.
Burada diğer dikkat etmemiz gereken nokta; özellikle karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının etkilenmeden, henüz bozulmadan ameliyatı alabilmek başarı oranını oldukça yükseltmekte. Özellikle bu hastalık maalesef küçük ırklarda çok yaygın ama korkmamız gerekmiyor.
Uzun yıllar ilaçlarla kontrol altında tutabiliyoruz. Kontrollerin aksatılmaması çok önemli. İlaçlara direnç gelişmeden bu ameliyatın yapılmasına karar verilmesi tüylü dostlarımızın sağlığı için çok önemli” dedi.
]]>Sahadeo’nun kafa derisinde, ağzında, yüzünün her yerinde, kollarında, bacaklarında, kalçasında, göğüslerinde ve genital bölgesinde büyüyen tümörlere sahip. Tümörler burnunu neredeyse tamamen kapatıyor ve nefes almayı imkansız hale getiriyor.
‘Frank’ adını verdiği ağzındaki büyüyen tümör, iki çocuk annesinin yemek yemesini ve konuşmasını da zorlaştırıyor.

Sahadeo’nun en büyük korkusu da nefes alamayacak hale gelip yardım bile çağıramadan yalnız başına ölmek.
TLC’nin Take My Tumor’un yeni bölümünde şunları söylüyor: “Bütün tümörler çok büyüyor. Eğer doğru nefes alamazsam öleceğimden korkuyorum. Bunu söylemek için zamanında birine ulaşamayabilirim bile.”
ANNESİNDE DE VARMIŞ…
Dünya çapında yaklaşık 3 bin kişiden biri, von Recklinghausen hastalığı olarak da bilinen NF-1 nörofibromatozisinden muzdarip. Sahadeo’nun durumu ise son derece ağır ve tedavisi yok.
Bu durum, hücre büyümesinde rol oynayan ve tümör baskılayıcı olduğu düşünülen bir proteini düzenleyen NF-1 genindeki bir mutasyon nedeniyle ortaya çıkıyor. Büyüyen tümörler hem kanserli hem de kanserli olmayabilir.
Büyümelere ek olarak nörofibromatozis, anormal derecede büyük kafa, kısa boy, kalp sorunları, nöbetler ve öğrenme güçlüğüne neden olabilir. Aileden gelebildiği gibi hastalığa sahip kişilerin yaklaşık yüzde 30 ila 50’sinin aile geçmişinde böyle bir hastalık bulunmuyor.
Sahadeo, annesinde NF-1 nörofibromatozis hastası olmasına rağmen kendisininki kadar şiddetli olmadığını söyledi.
“İNSANLAR DİK DİK BAKMAYI SEVİYOR”
Kendisinde ise hastalık hayatını tamamen etkiledi. Araba kullanmayı öğrenemedi, üzerine tam oturan kıyafetler giyemiyor ve toplum içine çıkmakta zorlanıyor: “Bu durum çok zor çünkü insanlar sadece dik dik bakmayı seviyorlar.”
Tümörler gözlerini istila ediyor, çift ve bulanık görmesine neden oluyor ve torunuyla oynayamıyor.
Sahadeo şunu ekledi: “Onunla dışarıda oynayamamak çok acı veriyor. Onu yanıma alıp yürümek isterdim, ama doğduğundan beri böyle bir şey yapamadık.”

Sahadeo’nun oğulları, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen onun asla şikayet etmediğini söylüyor. Bu arada ne oğullarında ne de torununda NF-1 nörofibromatoz belirtileri bulunuyor ancak hastalık kişinin hayatının herhangi bir noktasında ortaya çıkabilir.
SONUNDA ONU İYİLEŞTİRECEK DOKTORU BULDU
Sahadeo, ilk kez 13 yaşındayken tümör geliştirmeye başlamış. Yüzümde sadece bir çift varken şimdi vücudunda binlerce bulunuyor. Sahadeo’nun memleketindeki doktorlar, durumu kötüleştiği için yardım edemeyince Sahadeo da Los Angeles merkezli baş ve boyun cerrahisi onkoloğu ve Osborne Baş ve Boyun Enstitüsü Müdürü Dr. Ryan Osborne’u keşfetti.

Sahadeo şunları söyledi: “Tek istediğim biraz rahatlama. Yüzümün aydınlanmasını, düzgün görüp nefes alabilmemi ve ağzımla ilgili bir sorun yaşamamayı istiyorum. Doktorlar daha önce yardım edebileceklerini söylememişti. Artık nihayet fırsatım olduğuna ve yardım etmeye istekli bir doktorum olduğuna göre, sonuna kadar gitmeye hazırım. Bu doktora güveniyorum çünkü bu benim son umudum.”
“DAHA ÖNCE HİÇ BÖYLE BİR HASTA GÖRMEMİŞTİM”
Dr Osborne ise şunları söyledi: “Doktorların çoğu bir hastayla karşılaştığında ve bu karmaşık bir durum olduğunda, sadece yüksek risk görüyorlar. Bunun tam tersini görüyorum, bu da yüksek etki. Bu benim için o hastanın hayatı üzerinde büyük bir etki yaratmak için bir fırsat. İnsanlara yardım etmek için tıp okudum. Bir hastayla insani bir bağlantı kurduğumda başka seçeneğim yok; vakayı alacağım.”

Doktor Sahadeo’nun durumu hakkında ise şunları söyledi: “Alışılmadık bir nörofibromatozis tablosu var. Kelimenin tam anlamıyla her yerde. Kişisel olarak hiçbir hastayı klinik olarak bu şekilde görmedim ve hiçbir ders kitabında da görmemiştim.”
Dr Osborne, nörofibromatozunun çok şiddetli olması nedeniyle tehlikeli ve acil olduğunu ekledi. Ancak binlerce tümörün çıkarılması karmaşık ve uzun bir süreç olacak ve iki aydan fazla sürede birden fazla ameliyat yapılması gerekecek.
Sahadeo’ya, çıkardığı her tümörle birlikte deri parçalarını da çıkardığını açıkladı. Fazlasını çıkarmak enfeksiyon riskini artırır, bu nedenle işlemlerin birden fazla seansta yapılması gerektiğini söyledi.
Ne kadar hızlı çalışabilecekleri hastanın acıyı ne kadar tolere edebileceğine bağlıydı.
24 AMELİYAT VE ACI…
Dr Osborne şunları söyledi: “Ameliyat sırasında hiçbir şey hissetmezsiniz. Eğer bunların hepsini çıkarırsam, uyandığınızda sanki birisi canlı canlı derinizi yüzmüş ve ben de size rahat etmenizi sağlayacak kadar ağrı kesici verememişim gibi olacaksınız.”
Acıya rağmen Sahadeo ameliyat olmaya kararlıydı.
Dr Osborne hastasına şunları söyledi: “Bunu daha önce hiç yapmamıştım… Bunu hep birlikte, adım adım gerçekleştireceğiz. Sana söyleyebileceğim tek şey, tüm süreç boyunca burada seninle olacağım ve ne olursa olsun bunu çözeceğiz.”

Ameliyata hazırlanırken tıbbi ekip büyük bir engelle karşılaştı: Tümörler vücudunun büyük bir kısmını kapladığı için anesteziyi uygulayacak bir damar bulamadılar. Bu yüzden de bölgeyi uyuşturarak lokal anestezi yapmayı tercih edildi ve Sahadeo, 13 saat boyunca tamamen uyanık bir ameliyat geçirdi.
Dr Osborne, yüzündeki birkaç büyük tümör ve ağzındaki ‘Frank’in yanı sıra bacağındaki aşırı büyük tümör de dahil olmak üzere düzinelerce tümörü çıkarmayı başardı.
“ARTIK KENDİMİ ÇOK GÜZEL HİSSEDİYORUM”
Sonraki 10 hafta boyunca Sahadeo’yu toplam 60 saat boyunca 24 kez ameliyat etti. Son ameliyatından dört hafta sonra Trinidad’daki evinde Sahadeo şunları söyledi: “Hayat benim için yüzde 100 daha iyi. Şu anki görünüşümü seviyorum. Önceden hiçbir şey göremiyordum – yüzüm gibi – ama artık doğal olarak gözlerimi görebiliyorsun. Burnumu görebilirsin. Ağzımı görebilirsin. Düzgün görebiliyorum ve en önemlisi çok daha iyi nefes alabiliyorum.”

Sahadeo, işlemler öncesine göre yüzde 98 daha iyi hissettiğini ve artık daha çok gülümsediğini söyledi. Bacağından alınan tümörle artık yürüyebiliyor ve torunuyla oynayabiliyor:

“Kendimi çok güzel hissediyorum. Artık kendimi gerçekten çok güzel hissediyorum. Fantastik hissediyorum. Farklı bir insan olarak geri döndüm. Daha iyi bir şey bekleyemem.”
]]>
Fakat Gülizar Aras’ın burnundaki bozukluk her ameliyattan sonra daha da arttı. Bu süreçte işinden ayrılan ve burnundaki şekil bozukluğu nedeniyle düğününü iptal ederek, sadece nikah yapan Gülizar Aras, doktor hakkında Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, Bakırköy 4’üncü Tüketici Mahkemesi’nde 1 milyon liralık tazminat davası açtı.
‘IŞIĞIMI SÖNDÜRDÜLER’
Gülizar Aras, ilk ameliyattan 6 ay sonra burnundaki şekil bozukluğunu fark ettiğini söyleyerek, “Doktorla görüştüğümde hatasını kabul edip, ikinci ameliyatı yapıp onaracağını söyledi. İkinci ameliyatı olduğumda sol burun kanalında çökme meydana geldi. 2022’nin Eylül ayında son ameliyatımı gerçekleştirdim. Sonra burun ucumda komple doku kaybı yaşadım. Bu nedenle düğünü ertelemek zorunda kaldım. Düğün yapmaktan vazgeçtik. Çalışamadım. Tamamıyla ışığımı söndürdüler. Aynı zamanda doktor dalga geçer gibi; ‘sen de ne kadar şansızsın’ gibi bir cümle kullandı. Hayatım komple karardı” dedi.
Aras, burnunun eski haline gelmesi için İstanbul’da başka bir doktorla görüştüğünü ve doktorun 1 milyon TL istediğini ifade ederek, “Estetik olmuyor, plastik cerrahi olarak işlem yapılması gerekiyor. Yaklaşık 1 milyona yakın bir para talep etti, doktor. Bu süreçte ekonomik özgürlüğümü de kaybettim. Dışarıya çıktığımda insanlar öcü gibi bakıyor. Otelde çocuklarla ilgileniyordum ama artık çalışamıyorum. İş başvurusu yaptığımda dış görünüşe bakıyorlar” diye konuştu.

‘ÜCRET KABUL ETMİYORSA HATASINI KABUL ETMİŞ OLUR’
Gülizar Aras’ın avukatı Sultan Penez Abay da müvekkilinin uğradığı maddi ve manevi kayıplar için tazminat talep ettiklerini belirterek, “Burada bu işlemi yapan doktorun hem cezai hem hukuki sorumluluğu var. Cezai sorumluluk açısından savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Hukuki sorumluluk açısından tazminat davası açtık. Hem maddi tazminat talebimiz oldu hem manevi tazminat talebimiz oldu. 3 kez ameliyat geçirmiş ve 3 ameliyat da başarısızlıkla sonuçlanmış. Burada bizim hukuki sürecimizin temelinde Yargıtay’ın iki kararı var. Birinci karar; estetik cerrahi müdahalede bulunan doktor sonucu garantilemek zorundadır.
İkincisi ameliyatı yapan doktor 2 ve 3’üncü işlemlerde herhangi bir emek ücreti talep etmemiş müvekkilden. Yargıtay şunu söylüyor; ‘ilk ameliyattan sonra doktor herhangi bir emek ücreti talep etmiyorsa aslında işlemin kusurunu kabul etmiş sayılır.’ Biz bu iki esas karara dayanarak hukuk davamızı açtık. Hukuki sürecin en başında işlemi yapan doktor şu an mevcut durumun düzeltilmesi için gereken paranın neredeyse yaklaşık onda birini teklif etti. Çok komik bir rakamdı teklif ettiği. Müvekkil tekrar kendisine bir cerrahi işlem yaptırmak istemiyor. Çünkü artık arada doktor ve hasta ilişkisinin temel kaynağı olan güven ilişkisi zedelenmiş durumda. Hukuki sürecin takipçisi olacağız” dedi.

SAĞLIK BAKANLIĞI SORUŞTURMA İZNİ VERMEDİ
Öte yandan Gülizar Aras, doktor hakkında avukatı aracılığıyla Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na da şikayette bulundu. Ancak ön inceleme kapsamında ifadesi alınan Dr. M.S.E. hakkında Sağlık Bakanlığı Mesleki Sorumluluk Kurulu, soruşturma izni vermedi. Kurul kararında doktorun muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalarında kusuru bulunmadığı belirtildi. Avukat Sultan Penez Abay, soruşturma izni verilmemesi kararına Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz etti. Dr. M.S.E. ise konuyla ilgili açıklama yapmak istemediğini söyledi.
]]>Ameliyatın ardından Gültekin, bir hastanede 22 Mart’a burun, elmacık kemiği ve kulak estetiği için randevu aldı. Bir süre sonra telefonla aranan Gültekin’e ameliyatının 11 Mart’ta yapabileceği söylendi.

AMELİYAT 9 SAAT SÜRDÜ
Bunun üzerine sabah saatlerinde hastaneye giden Ahu Gültekin’in ameliyatını, iddiaya göre asistan doktor F.G. gerçekleştirdi. 9 saat süren ameliyatın ardından Gültekin kendine geldiğinde lavaboya gitmek istedi.

5 GÜN SONRA ÖLDÜ
Lavaboya gittiği sırada yere yığılan Gültekin’in kalbinin durması sonucu beynine pıhtı attı. Yoğun bakıma kaldırılan Ahu Gültekin, 5 günlük yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti.

Gültekin’in cenazesi otopsi işlemlerinin ardından 18 Mart’ta Sivas’ın Şarkışla ilçesinde toprağa verildi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Ailenin şikayeti üzerine savcılık soruşturma başlatırken, hastanede görev yapan Prof. Dr. İ.Ö. ve asistan doktor F.G.’nin ifadelerine başvurulacağı belirtildi.
Yaşananları anlatan Ahu Gültekin’in TIR şoförlüğü yapan kardeşi Mustafa Gültekin, “Ben yoldan gelmiştim. Tekrar yola çıkacaktım. Yeğenim telefon açtı ve annesinin çok kötü olduğunu söyledi. Koşarak hastaneye gittim. Ameliyat olacağından bilgim vardı. Profesörler ablama akşam telefon açıp ‘Sabah ameliyata gelin’ demişler. ‘Normalde ayın 22’sinde olacak ameliyatı ayın 11’ine çekip sizi ameliyata alalım’ demişler. Ablam bunun heyecanıyla kabul edip hastaneye gidiyor ve ameliyata giriyor” dedi.

“BEYİN ÖLÜMÜNÜN GERÇEKLEŞTİĞİNİ SÖYLEMEDİLER”
Ablasının burnundaki rahatsızlık nedeniyle ameliyat olmak istediğini söyleyen Mustafa Gültekin, şu ifadeleri kullandı;
*Burun ameliyatına girmişti. Aynı rahatsızlık bende de var. Burunda kemik, et ve burun battaniyesi problemi bende de var. Ben gidip ameliyatımı olmuyorum. Ayın 11’inde sabah saatlerinde ameliyata giriyor.
*Akşam üzeri 17.00 gibi de ameliyattan çıkıyor. 3 saat sürmesi gereken ameliyat 9 saat sürüyor. Ablam ameliyattan çıkıp, ‘lavabo ihtiyacım var’ diyor. Bilinci yerine geldikten sonra lavabo ihtiyacını gideriyor.
*Çıktıktan sonra olduğu gibi dizlerinin üzerine çöküyor. Orada 10 dakika kalp müdahalesi yapılıyor. Daha doğrusu kalbi durmuş. Başında 3 yeğenim, ‘anneme yardımcı olun’ diye bağırmış. Beynine pıhtı atıyor. Kalbinin sağ tarafı büyüme yapmış.
*Bunun sonucunda da yoğun bakıma kaldırılıyor. Bize beyin ölümünün gerçekleştiğini söylemediler. Ablam için “Kalbine adrenalin veriyoruz, yaşayacak, kurtaracağız’ dediler. En sonunda çekilen tomografisinde beyin ölümünün gerçekleştiğini belirttiler.
“AÇIĞA KAVUŞTURULSUN”
Olayda ihmal iddiasında bulunan Mustafa Gültekin, “Yıkılmış bir durumdayız. 13 yaşındaki kız yeğenim şu anda benim evimde kalıyor. 3 yeğenim de perişan durumda. Olayın araştırılıp, açığa kavuşturulmasını istiyorum. Başka canlara kıyılmasını istemiyorum. İhmal olduğunu düşünüyorum. Hastaneye gidip, ‘Ben Ahu Gültekin’in kardeşiyim, dediğimde karşımdaki doktorlar kekeleyerek konuşuyor. Yani bir tedirginlikleri var. Bize bir açıklama yapamıyorlar. Yıldırım Beyazıt Polis Merkezi’ne gidip şikayetçi oldum. Savcılığa belirttim ve herhangi bir aksilik var mı, diye ablama otopsi yaptırdım. Normalde ameliyata profesör girmesi gerekiyor ama asistanı girmiş. Asistanının da kim olduğunu ve nerede olduğunu şu anda bulamıyoruz. Kendisi Azerbaycan uyrukluymuş” dedi.

“BAŞKA CANLARIN YANMAMASINI İSTİYORUZ”
Ablasının daha öncesinde diş implantı olduğunu söyleyen Gültekin, şöyle konuştu:
“Ağzında yaklaşık 10 tane implant var. Bu e-Nabız’dan görüntülenebiliyor. Ablam zaten daha önceden de vücuduna morfin almış. Bütün bunlar bilindiği halde ablamı 1,5 ay içinde nasıl ameliyata sokabiliyorlar. Hasta zaten ağır bir narkozdan çıkmış. Bu ameliyatların hepsi 1,5 ay içinde oluyor. Son ameliyatında burundaki et ve kemik alınıyor. Üzerine elmacık kemikleri dolduruluyor ve kulağından parça alınıyor. Ablama otopsi yaptırdım. Savcıya da olduğu gibi aktardık. Vücudundaki bütün organlarından parça alındı. Şu an da sonucu bekliyoruz. Başka canların yanmamasını istiyoruz.”
Olayla ilgili hastane yetkilileri ise, konunun adli mercilere intikal ettiğini belirterek, herhangi bir açıklama yapmayacaklarını söyledi.
]]>Bu tarihten itibaren Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal’ın gerçekleştirdiği 5 farklı ameliyatla, 5 yıl içinde boyundan kasığa kadar inen 60 santimlik aort damarının yüzde 90’ı yapay damarla yenilenen Erkek, yıllar süren aort anevrizması “rallisi”nden de zaferle çıktı.

Gençliğinden beri motosiklet tutkunu olan ve yaklaşık 20 yıl boyunca hem motosiklet hem de otomobil rallilerinde pistlerin yıldızı olarak spor tarihindeki yerini alan Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, tıp literatüründe de yer alacak.
ABD’de yapılan uluslararası Adventure Rallisi’nde 1990 yılında Dünya Şampiyonu olan Sıtkı Erkek, son 17 yılda geçirdiği 7 büyük kalp damar operasyonundan sağ çıkarak, ameliyathanelerin de “şampiyonu” oldu. İlk olarak 2007’de ölümcül aort anevrizması (baloncuk) ile ameliyata alındı.

Yaklaşık 12 yıl sonra damar tıkanıklığı nedeniyle bypass geçirdi. Üç ay sonra aort damarında tekrar anevrizma olduğu edildi. Çapı 3 santim olması gereken damarı,10 santime ulaşmıştı. Ve baloncuğun bulunduğu bölge tüm hayati iç organlarına bağlıydı. Erkek, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cengiz Köksal’ın üç farklı branştan “cerrah ordusu” ile girdiği ve böbrek veya karaciğer yetmezliği, felç, bacağının kesilmesi gibi çok yüksek riskler taşıdığı bu ameliyat sonrası hastaneden yürüyerek çıktı.

Erkek’in anevrizma “rallisi” bununla da bitmedi, sonraki 4 yılda yine aort anevrizması nedeniyle, iki kez açık, iki kez de kapalı ameliyat oldu. Erkek, “Rallide dünya şampiyonluğum var, bu konuda da Türkiye şampiyonu oldum. Yarışlardaki pit stoplarda lastik değişir, benzin tamamlanır vs; benim pit stoplarım da yoğun bakımlar, ameliyathaneler oldu. Hepsinden de yenilenmiş olarak çıktım” dedi.

25 yıllık cerrahlık hayatında ilk kez böyle bir vakayla karşılaştığını kaydeden Prof. Dr. Cengiz Köksal, deneyimli ralli pilotunun kendisine ilk geldiğinde, öncesinde de kalp ameliyatı geçmişi olduğunu anlatarak şu bilgileri verdi:
– Sıtkı Bey bize 5 yıl önce geldi, 3 ay önce bypass olmuştu. Karnında bir baloncuk şüphesi vardı. 3 santim olması gereken ana damar çapının yaklaşık 10 santime ulaştığını gördük. Anevrizma dediğimiz bu durum, aort damarının ya göğüs bölgesinde ya da karında olur. Ama Sıtkı Bey’de 60 santimlik aort damarının hepsinde genişleme vardı. Bütün iç organları ve bacakları besleyen hayati organ damarları da o baloncuğun içinden çıkıyordu. Patladı patlayacak durumdaydı.

– Biz o endişeyle ameliyat planlamasını yaptık. Genel cerrah, ürolog ve 3 kalp damar cerrahı girdik ameliyata. Yaklaşık 8-9 saat sürdü. İç organların hepsini ayrı ayrı sanki kan alıyorlarmış gibi, yapay beslenme ünitelerine bağladık. Sonra ana damarla iç organlara giden damarları tek tek birleştirdik. En sıkıntılı aşama buydu çünkü böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, bacaklarda felç, bacakların kesilmesi risklerinin hepsi vardı. Ameliyattan sonra en güzel an, ayaklarını oynatabiliyor olmasıydı. Bundan 2 yıl sonra sağ kasığı, ondan 6 ay sonra sol kasığı, ondan da 2 yıl sonra da göğüs duvarında ve çapın 7,5 santime ulaşan aort damarını kapalı ameliyatla tedavi ettik.
60 SANTİMLİK ANA DAMARIN YÜZDE 90’I DEĞİŞTİRİLDİ
Kalpten çıkan ana damarı dahil kasıklara kadar giden bütün damarların suni olmasının fizyolojiye aykırı olduğunu ama Sıtkı Erkek’in hayata dönebilmesi için bunu yapmak zorunda kaldıklarını da anlatan Prof. Dr. Köksal, şunları söyledi:
Korktuk acaba bütün o bölgeyi endovasküler stent dediğimiz yapay damarla kapatırsak felç olabilir mi diye. En son, 17-18 santimlik düz bir stent koyarak bütün göğüs duvarındaki anevrizmayı kapattık. Son ameliyatı da sol kasıkta olan baloncuğu için yine yine kapalı yöntemle yaptık. Sıtkı Bey’in kalpten çıkan ve kasıklara kadar giden 60 santimlik ana damarının yüzde 96’sına müdahale edildi. Bunun 90’ı yani yaklaşık 50-52 santimlik kısmı da yapay damarla değiştirilmiş oldu.

– Bu şekilde aşamalı tedavi olup yaşayabilen, hasarsız hayatta kalabilen hasta sayısı literatürde de çok çok nadir. Aortunda dokunulmayan sadece 4 santimlik bir alan kaldı, tekrar anevrizma olma riski yok, çünkü hepsi suni damarla açık ya da kapalı yöntemle değiştirilmiş oldu. Sıtkı Bey tüm bu ameliyatlarda hayatının yaklaşık 30 saatini ameliyathanelerde geçirmiş oldu” diyerek sözlerini noktaladı.
Girdiği her kritik ameliyattan sağ salim çıkmayı başaran Sıtkı Erkek ise duygularını şöyle ifade etti:
– Genç yaşlarda motosikletle başladım ralliye. Motocross yaptım uzun yıllar, daha sonra otomobile geçtim. 1990 yılında Amerika’da dünya çapında bir yarışmada ülkemizi temsil edip dünya şampiyonluğu aldık. Hiçbir sağlık sorunum yoktu aslında. Motosikletle Marmaris’te tatildeyken ilk aort ameliyatımı oldum 2007’de. 11-12 yıl sıkıntı yaşamadım. Ondan sonra gerçek bir aort ameliyatı serisi başladı.
– Aslında biz bacağa giden ve çapı 5,5 santime ulaşmış bir aort damarım vardı, onun kontrolü için gitmiştik. Tesadüfen karın bölgemdeki asıl ana aort damarının çapının 10 santime ulaştığı anlaşıldı. Sonraki 5 yıl içinde her biri ayrı bir macera olan ameliyatlar oldum. Türkiye’de de bu konuda birinci olmak nasip oldu.

Ralli pistlerinde kaza geçirdiği ya da motosikletten düştüğünde, ilk aklına gelenin “Tekrar kalkıp nasıl devam edebilirim?” cümlesi olduğuna işaret eden Erkek, sözlerini şöyle noktaladı:
– Ben her ameliyat sonrası yoğun bakımda uyanışımda, hocamla bakışıp başardık dedim. Cengiz hoca ile tanıştıktan sonra o kadar rahat gidiyordum ki ameliyatlara. Yoğun bakımda ilk uyanma anımda hep yanımda olurdu, o büyük ameliyatımda her şey mükemmel, gözümü açıyorum ama ayaklarım ne halde, felç oldum mu olmadım mı, bunun endişesi var.
– Cengiz Hocam, yanında doçent yardımcısı, 6-7 kişilik cerrah ekibi gözümün içine bakıyor. Ben gaza bastığım o ayağımı, sağ ayağımı bir güçle tekrar hareket ettirince herkes çok mutlu oldu. Yarışlardaki o pit stoplarda lastik değişir, benzin tamamlanır, bir takım bakımlar yapılır vs. Benim pit stoplarım da yoğun bakımlar, ameliyathaneler oldu. O kadar yenilenmiş çıkıyorum ki tekrar devam ediyorum yoluma.
]]>KADES cihazıyla yaşadığını söyleyen Yazgül Ç., “Ailesi gördüğü yerde bana saldırıyor. Psikolojim bozuldu. O adam nasıl serbest kalır bilmiyorum. 12 ameliyat oldum. Beni öldürecekler, sürekli tehdit alıyorum” dedi.
DAHA ÜÇ AYLIK EVLİYDİ
Olay, 12 Temmuz 2022’de Yenişehir ilçesinde yaşandı. Yazgül Ç. ile Mahmut Ç., olaydan 3 ay önce evlendi. Mahmut Ç. ve ağabeyi Ahmet Ç., iddiaya göre Kurban Bayramı’nın 4’üncü gününde eve yaklaşık 2 kilo uyuşturucu getirdi. Yazgül Ç., eşi Mahmut Ç. ve kayınbiraderi Ahmet Ç.’ye uyuşturucuyu evden çıkarmalarını, yoksa durumu polise bildireceğini söyledi. Yazgül Ç. ile ikili arasında tartışma yaşandı.
BİLEZİKLERİNİ VERMEDİ…
Daha sonra Mahmut Ç. Yazgül Ç.’den kolundaki 4 bileziği vermesini istedi. Yazgül Ç. bilezikleri vermek istemeyince ikili tarafından darbedilip, bacağına sıcak ütü basıldı, kolonya dökülerek yakılmak istendi. Yazgül Ç.’nin çığlıkları üzerine Ahmet Ç. evden ayrıldı. Komşularının ihbarıyla adrese polis ve sağlık ekipleri geldi. Mahmut Ç. gözaltına alındı, vücudunda yanıklar olan Yazgül Ç. ise ilk müdahalesinin ardından Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılıp tedaviye alındı.
Polisin çalışmasıyla Yazgül Ç.’nin kayınbiraderi Ahmet Ç. de gözaltına alındı. Mahmut Ç., çıkarıldığı mahkemede tutuklandı; Ahmet Ç. ise serbest bırakıldı. Hastanedeki 29 günlük tedavisinin ardından taburcu edilen Yazgül Ç.’nin vücudunda da yanık izleri kaldı.

KARDEŞİ BERAAT ETTİ
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Mahmut Ç. hakkında ‘Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’, Ahmet Ç. hakkında ise ‘Kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan iddianame hazırlandı. İddianame, 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Davanın 5’inci duruşmasında Mahmut Ç.’ye ‘Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi, Ahmet Ç. ise delil yetersizliğinden beraat etti.
12 AMELİYAT OLDU, 8 TANE DAHA OLACAK
Şu anda eşinden boşanma aşamasında olan Yazgül Ç., 2 yıl önce yaşadıklarını anlatarak şunları söyledi:
– Mahmut Ç. ve Ahmet Ç., eve gelmişti. Bana saldırdılar. Ahmet beni yere atıp ayağıma ütü bastırdı. Ben kapıya doğru kaçarken Mahmut arkadan saçımdan tutup yere attı. Daha sonra üzerime kolonya döküp beni evin içinde yaktılar. Sonra Ahmet kaçtı, Mahmut ise evde kaldı. Ben 29 gün boyunca Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde kalıp tedavi gördüm. Ameliyatlarım hala devam ediyor. Mahmut’a ceza verdiler. O konuda memnun kaldım. Ahmet daha dışarıda. Benim hayati tehlikem devam ediyor. Yanımda KADES cihazı var. Bu cihazla yaşıyorum. Yaşamım buna bağlı. Beni öldürecekler, sürekli tehdit alıyorum.
AİLESİ GÖRDÜĞÜ YERDE SALDIRIYOR
– Gereğinin yapılmasını istiyorum. Ahmet’in ayağında elektronik kelepçe var. Bana yaklaştığı zaman KADES cihazı ötüyor ve polisler müdahale ediyor. Sürekli böyle de olmuyor. Ailesi beni gördüğü yerde bana saldırıyor ve ben sürekli karakola bildiriyorum. Psikolojim bozuldu. O adam nasıl serbest kalır bilmiyorum. En çok da o bana bunları yaptı. Canlı canlı bacağıma ütü yapıştırdılar. Kollarımda, göğüs bölgemde ve karın bölgemde yanık izleri var. Karnım hep dikişli. Ayda bir hastanede ameliyat oluyorum. Karın bölgemden doku alınıyor.
– 12 ameliyat oldum, daha 8 ameliyatım var. Ahmet’in tutuklanmasını istiyorum. Eve uyuşturucu madde getirmişlerdi. Onları polise şikayet edeceğimi söyleyince, bana bunu yaptılar. Beni hem yaktılar, hem kolumdaki bilezikleri çıkarmak için zorladılar. Şu an kolumda damar kısalması var ve hareket edemiyorum. Ağır yük taşıyamıyorum.

“İNSAN HAKLARI SUÇU”
Yazgül Ç.’nin avukatı Özlem Okan Salman ise müvekkilinin ülkede şiddete uğrayan kadınlardan sadece biri olduğunu ifade ederek, kocaya verilen cezanın yerinde olduğunu belirtti. Avukat Salman, şunları söyledi:
– Müvekkilim eşi tarafından kolundaki bilezikleri alınmak istendiğinde karşılık vererek karşı koyduğu için üzerine kolonya dökülerek yakılmıştır. 2 yıldır bunun takipçisiyiz. Bu süreçte Türk yargı makamlarınca etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmiştir. Verilen bu kararın ülkede yaşanan, kadına şiddet konusunda caydırıcı olacağını ümit ediyoruz. Kadına şiddet, insan hakları suçudur.
– Dosya kapsamında diğer sanığın kardeşiyle birlikte hareket ettiğine dair somut deliller bulunmasına rağmen beraat etmiştir. Biz üst mahkemeye kanunlar çerçevesinde başvurumuzu yaptık. Üst yargı makamlarının bu kararı bozacağı kanaatindeyiz. Müvekkilim beraat eden sanık ve ailesi tarafından hala tehdit edilmektedir.
]]>
Op. Dr. Aybars Akkor
NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI
Hepimizinzaman zaman belinde ve boynunda ağrılar olur. Bunların sadece ufak bir bölümü fıtıklardan kaynaklanır. Çoğu neden kas tutulmaları ve eklem kaymalarıdır. Bu sorunlar birkaç günlük istirahat, kas gevşetici ilaçlar, bölgenin sıcak tutulmasıyla düzelir. Eğer bel ağrısı bacağa vuruyorsa, bacakta güç kaybı ve uyuşmaya neden oluyorsa yapıyorsa hemen doktora başvurulmalı. Ağrı uygulanan basit tedavilere rağmen üç günden fazla sürüyorsa yine doktora başvurulmalıdır. Bu sorunda başvurulacak uzmanlar beyin ve sinir cerrahisi uzmanları, kyropraktorlar, fizik tedavi uzmanları, ağrı uzmanları ve ortopedi uzmanlarıdır.

20 NEDENİ
Bel ağrısına yol açan nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
1- Ağır yük kaldırmak
2- Fazla kilo
3- Yoğun stres
4- Hamilelik
5- Sigara
6- Bel fıtığı
7- Hareketsizlik
8- Bele yük bindiren egzersizler
9- Uzun süre oturmak
10- Duruş bozukluğu
11- Yüksek tansiyon
12- Diyabet
13- Menopoz
14- Regl
15- Kemik erimesi
16- Enfeksiyon hastalıkları
17- Aort anevrizması (Özellikle erkeklerde görülen ve aort damarında balonlaşma olarak bilinen ve
bir amda patlayıp
can kaybına neden olabilen anevrizmanın en önemli belirtilerinden biri de bel ağrısıdır)
18- Böbrek taşları
19- Kanser (Prostat, meme ve mesane gibi kanser türleri metastaz yaparak bel bölgesine sıçrayıp, ağrılara yol açabilir. Ağrı özellikle geceleri artar. Bel ağrılarına ateş ve halsizlik eşlik edebilir.)
20- Romatizmal hastalıklar

BU HATALARI YAPMAYIN!
Belağrısında doktora gitmeden halk arasında yapılan ‘’bel çektirme’’ işlemi kişiyi sakat bırakabilir. Bu yöntemin ancak doktorlar tarafından MR çekildikten sonra nadiren seçilmiş hastalara uygulanmasına izin verilebilir. Ayrıca sorunun kökenine inmeden bele yapılan masaj, bardak kapatma gibi eski yöntemler de belin zedelenmesine yol açabilir.
AMELİYAT SON SEÇENEKTİR
Belağrısında çekilecek MR ile rahatlıkla teşhis konur. Üç günden fazla süren bel ağrılarında karşımıza en sık bel fıtıkları, bel kaymaları ya da tekrarlayan eklem kaymaları çıkar. Yapılan muayenede hastada acil felce doğru bir gidiş tespit edilmezse yapılacak en iyi tedavi iğne tedavisidir. İğne sorun neredeyse direkt o bölgeye yapılır. Tabii iğnenin en doğru yere yapılması ve herhangi bir iltihabi durumun önlenmesi için doğru olan ameliyathanede röntgen altında yapılmasıdır. Hasta 5 dakikalığına uyuşturulur, iğne öyle yapılır. Böylece iğneyi ne görür,
ne de duyar, yarım saat sonra da hastaneden çıkabilir. Ertesi gün rahatlıkla işine, normal hayatına devam edebilir. 10 gün sonra hastaya durumuna göre kyroprakti, manuel terapi veya fizik tedavi uygulanabilir. Ameliyat önerilen hastaların çoğu da bu yöntemle iyileşebilir. Eğer hastanın ayaklarında bacaklarında güç kaybı, yürüme zorluğu ve uyuşukluk varsa hasta ameliyat edilmelidir. En yaygın ve en risksiz ameliyat yöntemi ise mikro cerrahidir. Gerekli durumlarda vidalama denilen stabilizasyon ameliyatları da uygulanabilir.
NASIL ÖNLENEBİLİR?
Belağrılarına karşı öncelikle doğru duruşu benimsemeliyiz. Belki bunu yoga, pilates gibi omurgaya yönelik sporlarla destekleyebiliriz. Bele baskı yapacak fazla kilolarımızdan kurtulmalıyız. Ayakkabılarımızı seçerken fazla topuklu yahut düz tabanlı olanları tercih etmemeliyiz. Ağır eşyaları tek başımıza çekmemeli ve kaldırmamalıyız. Yere eğilirken dizlerimizi büküp, kırarak çömelmeliyiz. Doğrudan yere uzanmamalıyız. Ani hareketlerden kaçınmalıyız. Her gün en az 20 dakika yavaş tempoda yürüyüş yapmalıyız. Sırt üstü yatarken yüksek yastık kullanmamalıyız. Belimizi soğuktan korumalıyız. Bir şeye üzülüp sinirlendiğimizde ani hareketlerden kaçınıp istirahate çekilmeliyiz.
]]>Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı.

KALBİNİ SÖKÜP YENİDEN TAKTILAR
Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu.
8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizlendikten sonra tekrar nakledildi.

“AMELİYATI NEFESİMİZİ TUTARAK YAPTIK”
“Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.

“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu.
Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten.
Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”

“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı.
Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.

KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı:
O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım.
Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu.
Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”

“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı:
Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk.
Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık.
Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.

“BİRİLERİ RİSK ALMALI” DEDİ VE ONU KURTARDI
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti:
Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim.
Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi.
Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu.
Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun gelmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>İngiltere’nin en çok satan gazetelerinden biri olan Daily Mail’in haberine göre; 2.800 pounda (yaklaşık 107 bin lira) mal olan meme ameliyatının ardından genç annenin meme uçları öldü.
Halifax, Batı Yorkshire’da yaşayan 22 yaşındaki Chloe Rose, meme dikleştirme ameliyatı için 2.800 pound ödedikten sonra Türkiye’de bıçak altına yattı. Bir çocuk annesi olan Rose, beş saat süren ameliyattan sonra uyandığında ameliyatın ciddi şekilde yanlış gittiğini gördü.

Rose’un İstanbul’daki arkadaşları, cerrahların göğüslerinden çok fazla deri aldığını, bunun da meme uçlarında kan dolaşımı kaybı yaratarak nekroza (vücut dokusunun ölümü) neden olduğunu iddia ediyor.
Doktorların ihmali reddettiğini söylenen Türk hastanesinde kalmak için para ödemesi söylendiği iddiasının ardından ailesi ve arkadaşları, Rose’un İngiltere’ye geri gönderilmesi için insanların para toplamasına olanak tanıyan, kâr amacı gütmeyen GoFundMe’de bir sayfa oluşturdu.
“ACI İÇİNDE ÇIĞLIK ATTI”
Rose ile birlikte İstanbul’da bulunan 22 yaşındaki arkadaşı Rachel Mucha, şunları söyledi:
“Chloe kendini daha iyi hissetmek istiyordu. Göğüslerinin görünüşünden nefret ediyordu ve bu yüzden İngiltere’den çok daha ucuz olan Türkiye’de ameliyat rezervasyonu yaptırdı. Pazartesi günü uçtuk ve salı günü ameliyat oldu. Doktorlar ameliyatın iyi gittiğini söyledi ama Chloe kendine geldiğinde acı içinde çığlık atıyordu.”

İNGİLTERE’YE GÖTÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR
Mucha sözlerine şu şekilde devam ediyor:
“Meme uçlarının öldüğü yerde meme ucu nekrozu kaldı. Ne yapacağımızı bilemeden yabancı bir ülkede sıkışıp kaldık. Doktor bize iyi diyordu ama iyi değil. Chloe acı çekiyor; ölecekmiş gibi hissediyor. Kalmaya gücümüz yetmediği için hastaneden ayrıldık. Eve uçmak istiyoruz ama izin verilip verilmeyeceğini bilmiyoruz.”
Rose’un arkadaşları, ameliyatının ardından memelerinin görüntülerini sosyal medyada paylaştı ve kan akışının olmaması nedeniyle meme dokusunun siyaha döndüğünü belirttiler.
Genç kadının arkadaşları ve ailesi, Chloe’yi eve getirmek için bir GoFundMe kampanyası başlattı ve hava ambulansı için 15.000 pound toplamak istiyor.

Rose’un arkadaşı ayrıca ameliyat sonrasındaki süreci de şu şekilde anlattı: “Dikişlerini bir bıçakla çözdüler, tamamen uyanıktı, ben izlerken acısını dindirmediler ve onu 48 saat boyunca açık yaralarla bıraktılar. Onu taburcu ediyorlar ve eğer kalmak istiyorsa fazladan para ödemesi gerekiyor. Onların sorumluluğu, o kadar parayı güvenli bir operasyon için ödedi ve ölüme terk edildi.”
Ayrıca ameliyatın 45 dakika sürmesi gerekirken beş saat sürdüğünü de belirtti.
Rose’un ailesi, operasyon için Instagram üzerinden beş yıldızlı incelemelere sahip bir yerden randevu alındığını söyledi.
MİLLETVEKİLİNDEN DESTEK
Yüzlerce Türk kliniği, Facebook ve Instagram gibi platformlarda hedefli reklamlar aracılığıyla İngiliz müşterilerine çevrimiçi reklam veriyor.
Genç kadının yaşadıklarına Halifax Milletvekili Holly Lynch kayıtsız kalmadı ve şunları söyledi: “Bugün Chloe’nin yaşadığı korkunç deneyimi duyduğuma üzüldüm. Ofisim Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçti ve onlar da konuyu ilettiklerini bana temin ettiler, ayrıca Chloe’nin sigorta sağlayıcısıyla da onun adına temsilcilik yapması için temasa geçtik. Önümüzdeki günlerde Chloe ve ailesini desteklemek için elimden geleni yapmaya devam edeceğim.”
]]>