Anadolu Efes’te ikisi EuroLeague olmak üzere birçok şampiyonluk yaşayan tecrübeli başantrenör, sezon başında büyük umutlarla Yunanistan temsilcisinin başına geçti. Ataman, Avrupa Ligi’nde normal sezonun tamamlanmasının ardından açıklamalarda bulundu.
Son yıllarda istediği başarıları elde edemeyen Panathinaikos’ta yeni bir takım oluşturduklarını belirten deneyimli başantrenör, şu ifadeleri kullandı:
“Normal sezon olarak Anadolu Efes’te yaşadığımız ilk dönemle bir benzerlik var. Anadolu Efes’i aldığım zaman sonuncu sıradaydı. Bir sonraki sezon sadece 3 oyuncuyu takımda tuttuk ve EuroLeague’de final oynama başarısı gösterdik. Panathinaikos’ta da geçen sezon 17. olan takımdan sadece 3 oyuncuyu takımda tuttuk. Kostas Sloukas dışında normal bütçelerle 10 yeni oyuncu transfer ettik. İyi bir takım kimyası kurduk. Takımda iyi ve çok karakterli oyuncular var. Takımın havası çok iyi. Avrupa’da en fazla şampiyonluk yaşayan kulüp olmasına rağmen uzun yıllardır üst düzey başarı elde edilememiş. Müthiş bir taraftar desteği var. 20 bin kişilik salonda her maç tam kapasite oynanıyor. Taraftar o heyecanı yeniden yaşıyor. Bir bütünleşme oldu. Böyle yeni bir takımla Real Madrid’in arkasında normal sezonu ikinci sırada bitirmek çok büyük bir başarı. Aynı zamanda Yunanistan Ligi’nde de lideriz.”
“BİZİM İÇİN TARİHİ BİR OLAY OLUR”
EuroLeague’de play-off oynama hakkı elde ederek ilk hedeflerini gerçekleştirdiklerini vurgulayan Ergin Ataman, şu görüşleri paylaştı:
“Tabii bu yeterli değil. Önümüzde play-off var. Maccabi Playtika-Baskonia maçının galibiyle eşleşeceğiz. İlk olarak normal sezonu ilk 4’te bitirip play-off’ta saha avantajını almayı hedefliyorduk. Bunu başardık. 7 aylık maratonda bunu gerçekleştirdik. Yastığa başımı koyduğumda elbette Dörtlü Final’i hedefliyorum. Ancak şampiyonluk hayali kurmak için henüz erken. Tabii bu takım her türlü başarıya ulaşabilir. Son 7 senedir Dörtlü Final’e kalamayan bir Panathinaikos var. Şu an tek düşüncem play-off’u geçip Dörtlü Final’e kalmak. Bu, bizim için tarihi bir olay olur. Sonrasında ise tekrar başka hayaller kurarız.”
Ergin Ataman, Anadolu Efes’in ardından Panathinaikos’taki ilk sezonunda da yeni bir takım oluşturmasına rağmen elde edilen başarıya ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:
“Kısa vadede takım kurup bir şeyler yapmak belki de büyük bir başarı ama bunun temelinde benim bunu kanıksamış olmam var. Bunu kendimde büyük bir sıkıntı olarak görmüyorum. Ben ‘Yeni bir takım kurduk, 3-4 yıllık plan yapalım’ demiyorum. Direkt başarılı olmaya odaklanıyorum. Belki de bu yüzden bana normal geliyor ama bu, sporda alışılagelmiş bir durum değil. Yeni bir takım kurmak benim için çok büyük bir sıkıntı değil. Önemli olan takımın kimyasını iyi oluşturmak. Takımı 2-3 ayda toparlıyorsun. İyi bir çalışmayla sistemi oturtuyorsun. Bunu Anadolu Efes’in ardından Panathinaikos’ta da gerçekleştirdik.”
“TOMISLAC MIJATOVIC BİR MUCİZEYİ GERÇEKLEŞTİRDİ”
Ergin Ataman, eski takımı Anadolu Efes’in Tomislav Mijatovic yönetiminde yakaladığı çıkışla play-in oynama hakkı elde etmesinin önemli bir başarı olduğunu belirtti.
Lacivert-beyazlı ekipte 5 sene yardımcılığını üstlenen Mijatovic’in çok iyi bir başantrenör olduğunu aktaran Ataman, şunları kaydetti:
“Tomislav Mijatovic, bir mucizeyi gerçekleştirdi. Anadolu Efes, herkes için kayıp denilen sezonda bence müthiş bir olayı yaptı. Bu, benim için sürpriz değil. Tomislav, son derece mütevazı ve bilgili bir karakter. Yıllarca büyük koçlarla beraber çalıştı. Son 5 senedir Avrupa Ligi’nde şampiyonluğa ulaştığımız dönemde bize çok büyük katkı verdi. Egosu hiç yok, son derece sakin ve maçları da müthiş yönetiyor. Onunla sürekli konuşuyoruz. Bunu hak eden birisi. Hiç ön plana çıkmadı. O Anadolu Efes’le özdeşleşmiş biri. Panathinaikos’a, yanıma almak istedim ama ilk söylediği şey ‘Benim yerim burası. Değil Panathinaikos, Los Angeles Lakers da olsa buradan bir yere gitmem. Çok mutluyum’ oldu. Bunu çok takdir ettim. Bu başarılara layık birisi. İnşallah daha iyisini gerçekleştirir. Gerçek bir Anadolu Efesli. Geldiğinden beri çok önemli bir iş yaptı.”
]]>Öğretmenlerinin seçtiği ünlü ressamlara ait tabloları kendi yorumuyla resmeden Atar, üç kişisel sergi açtı.
Liseler arası yarışmalarda geçen yıl birincilik, bu sene de ikincilik elde eden Atar, dördüncü sergisini açmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
12. sınıf öğrencisi Zehra Atar, resim yapmayı çok sevdiğini belirterek, “Kendimi iyi hissediyorum. Resim yapmaya devam etmek istiyorum” dedi.
Özel eğitim öğretmeni Semra Gülay, Zehra’nın içine dönük ve az konuşan bir öğrenci olduğunu, 9’uncu sınıfta serbest resim yaparken insan ve manzarayı çok güzel çizdiğini gördüklerini söyledi.
Gülay, öğrencinin resim yaparak kendisini ifade etmeyi öğrendiğini, öz güveninin geliştiğini dile getirerek, “Sergiler açtıkça da toplumda var olduğunu ve değerli olduğunu hissetti. Zehra 27 resim yaptı, 5’i satıldı ve resimleri sergiye gelenler tarafından beğenildi” diye konuştu.

“Birçok özel gereksinimi olan öğrenci özel yeteneklere sahip”
Dördüncü sergiyi mayıs ayında Engelliler Haftası’nda açmayı planladıklarını aktaran Gülay, “Zehra aslında özel gereksinimi olan öğrenciler için bir kardelen, bir öncü olacak. Çünkü birçok özel gereksinimi olan öğrenci özel yeteneklere sahip. Ama Zehra gibi fark edilen de oluyor. Bazen fark edilmeden mezun olan da oluyor. Zehra onlar için bir öncü olacak” ifadelerini kullandı.
Gülay, özel gereksinimi olan öğrenciler için Güzel Sanatlar Lisesi veya üniversitelerin Güzel Sanatlar Bölümünde akademik anlamda olmasa da sanatsal eğitimler olması gerektiğini belirterek, bu öğrenciler için de kontenjan açılmasını istedi.
“Onun yaşam ve iletişim kaynağı resim”
Görsel sanatlar öğretmeni Kıymet Bayer de Zehra’nın, kendini resimle ifade eden bir öğrenci olduğunu vurguladı.
Resim yaparken öğrencisinin kendini çok iyi hissettiğine işaret eden Bayer, “Onun yaşam ve iletişim kaynağı resim. Her halükarda her yerde resim yapabilir. Yaptığı eserler de çok güzel. Hepsini de severek ilgiyle yaptı” dedi.

Bayer, Zehra’nın kendi deneyimleri olan resimleri yapmayı tercih ettiğini kaydederek, şunları söyledi:
“Zehra köyde hayvanlarıyla meşgul olan, tavuklara yem atan, doğayla iç içe bir öğrenci. Dikkat edilirse de bütün resimlerimiz doğayla ilgili ve bizim Anadolu’dan çıkan tarihimizi, kültürümüzü aktaran resimler bunlar. Ünlü ressamların resimleri bunlar. Hikmet Onat’tan İbrahim Çallı’ya, Giresunlu ressamımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Nuri İyem’e kadar.
Bu isimler Anadolu ressamları olarak da geçer. Anadolu’yu bize anlatan, kültürümüzü bize aktaran ressamlar. Biz de Zehra ile öyle bir bağlantı kurduk. Zehra da Anadolu’dan çıkan bir öğrenci. Dolayısıyla öyle bir bağlantıyla hem Anadolu’yu hem Zehra’nın kendi deneyimlerini hem yaşadığı ortamı yansıtalım dedik ve bu eserleri çıkardık.”
Okul müdürü Hüseyin Bayır da eğitimcilerin dokunuşlarıyla bazı özel yeteneklerin keşfedilebildiğini, öğretmenlerin talebi doğrultusunda öğrencinin yeteneğine yönelik gerekli desteği verdiklerini anlattı.
Zehra gibi başka öğrencilerin de eğitime katılarak özel yeteneklerinin fark edilip geliştirilebileceğini belirten Bayır, ailelerden çocuklarını eğitime kazandırmalarını istedi.
]]>Daha önceki yıllarda yapılan kazılarda Medler’e ait olduğu tespit edilen çanak ve çömlek parçaları ile seramikler ortaya çıkarılırken bu yıl yapılan kazılarda Medler’e ait olduğu belirlenen sunak ve mimari yapılar bulundu.
Kazı sorumlusu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez, Oluz Höyük’te 17 yıldır kazı çalışmaları yürüttüklerini söyledi.

Bugüne kadar Oluz Höyük’ten Amasya Müzesi’ne teslim edilen eserlerin sayısının 2 bine yaklaştığını belirten Dönmez, “Tabii bunların içinde gündelik kullanım eşyalarından dinsel objelere, mezar eşyalarından tapınakta kullanılan envanterlere kadar çok sayıda eser bulunuyor ve bunların pek çoğu da ünlü eserler.” dedi.
Dönmez, 2022’deki kazılarda buldukları seramik türünün Med seramiği olduğunu belirlediklerinde bu yılki kazılara yön verdiklerine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
– Medlere ait dinsel bulgulara, mimari kalıntılara ilk defa Anadolu arkeolojisinde burada rastlandı. Kubaba Sunağı’nın doğuya doğru olan genişleme çalışmalarında çok ilginç buluntularla karşılaştık. 2022 döneminde ilk defa Anadolu’da yeni bilinmeyen bir tür seramiği tanımlayarak bunun Med seramiği olduğunu biz anladığımızda aslında 2023ün de stratejisini oluşturmuştuk.

– 2023 dönemi çalışmalarında da yine aynı bölgede Kubaba Sunağı’nın doğusunda yaptığımız çalışmalarda bu kez diğer eserlerin yanında Medler’e ait dinsel bulgulara, mimari kalıntılara ilk defa Anadolu arkeolojisinde rastladık. Bunların özelliği salt Med buluntuları olmaması, bu durum bizi çok heyecanlandırdı. Geç Frig dönemi. Yani aslında Frigler’in siyasi dönemi değil de onların daha çok kültürel etkileriyle şekillenen bir Kubaba dini, Kubaba kültürüne, Medler’in ateş kültüyle bir katkı vermiş olmaları, bir sentez yapmış olmaları.

Kazılarda Medler’e ait daha çok kalıntının ortaya çıkacağını ifade eden Dönmez, “Kare biçimli bu yeni sunağımızın hemen kuzeyine ateş kültüyle ilgili bir ocak yapmışlar ve burada bu ateş kültünün ocakla beraber onlarca yıl yaşadığını anlayabiliyoruz. Yuvarlak planlı bir ocak ve hemen yanı başına da kutsal külleri biriktikleri alanı da buradan saptamış bulunduk ve hemen de güneydoğusuna da bir kulemsi bir yapı oluşturmuşlar ki bunun da Med döneminde yapıldığını görüyoruz. Bunun da zannediyoruz ki burada bir ateş kültünün varlığıyla ilgili bir haberleşme kulesinin temeli olabileceği noktasında düşüncelerimiz var.” diye konuştu.

Medler’in milattan önce 600 yıllarında en güçlü dönemlerini yaşadıklarını anlatan Prof. Dr. Sönmez, şunları kaydetti:
– Doğuda Urartular yıkılmak üzereler ve bu arada Medler Doğu Anadolu, Van Gölü ve özellikle Erzincan koridorunu kullanarak Orta Anadolu’ya giriyorlar. Milattan önce 590 yılında Lidya Kralı ve Med kralı Kızılırmak Savaşı’nı gerçekleştiriyor. Beş yıl süren bu savaş Kızılırmak barışıyla sona eriyor ve milattan önce 585 yılında Kızılırmak’ın batısı Lidyalılara, doğusu da Medler’e ait olmak üzere bir anlaşma yapılıyor ve Oluz Höyük, Kuzey Orta Anadolu, Amasya bölgesi de bu tarihten itibaren bir Med toprağı ve Oluz Höyük de bir Med yerleşkesi haline geliyor.
Dönmez, Oluz Höyük’teki kazı çalışmalarına 2 arkeolog ve 1 restoratörle devam ettiklerini ve yeni buluntulara ulaşmaya çalıştıklarını sözlerine ekledi.
]]>