
“TUTUKSUZ YARGILANMASI SUÇSUZ OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ”
Dilan Polat ve Engin Polat’ın yargılandığı ‘kara para aklama’ davasında mahkemenin, tutuklu sanıkların tahliyesine karar vermesine üzerine basın mensuplarının sorusunu cevaplayan Bakan Tunç, “Sorduğunuz soru görülmekte olan bir davayla ilgili. Yaklaşık 1 yıla yakın bir soruşturma söz konusu oldu. Burada öncelikle şunu ifade etmek lazım; görülmekte olan bir davayla ilgili olarak konuşmak doğru değil. Burada dosyaya hakim olan elbette ki o dosyaya bakan ilgili hakim ve savcılardır. Kimin ne zaman tutuklanacağına, kimin serbest bırakılacağına ceza kanunlarımız çerçevesi içinde dosyaya bakan hakimler karar verir. Suç şüphesi nedeniyle tutuklama gerçekleşmişti. Sonraki değerlendirmelerde mahkeme kararını değiştirdi. Burada şunu ifade edelim; bir kişinin tutuklu yargılanması onun suçlu olduğu anlamına gelmediği gibi, tutuksuz yargılanması da suçsuz olduğu anlamına gelmez. Bırakalım, yargı işini yapsın. Bunu fırsat bilerek yargı üzerinde özellikle birtakım ağır eleştirilerde bulunanlar var. Burada yargı mensuplarımız kılı kırk yararak bir çalışma gerçekleştiriyorlar. Elbette ki hatalı kararlar olursa bu kararların düzeltilme mekanizmaları da yine yargı sistemimizin içerisinde var. Savcılığımız itiraz etmiştir. Onu değerlendirecek olan yine dosyaya bakan hakimlerdir. Dolaysıyla dosyadaki delilleri bizim değerlendirme imkanımız söz konusu olamaz. Değerlendirecek olan ilgili mahkemedir. Yargı eninde sonunda en doğru kararı verir, toplum vicdanını rahatlatacak bir karara ulaşır. Bundan hiç şüpheniz olmasın, yargı mensuplarına güvenelim” ifadelerini kullandı.

“GEÇMİŞTE ARKA BAHÇE YAPTIKLARI VESAYETÇİ YARGININ…”
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir televizyon programında kullandığı ‘Ceza mı keseceksiniz, hodri meydan’ sözleriyle ilgili Bakan Tunç, “Yargımız, anayasadan yetkisini alır. Anayasamızın 9. maddesi ve 138. maddesi yargı yetkisini düzenleyen maddelerdir. Bu maddelerden yetkisini alan yargımız tarafsız ve bağımsız bir şekilde karar verir. Yargının tarafsız ve bağımsız olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, hukuk devleti olduğunu hep ifade ediyoruz. Burada görülmekte olan bir davayla ilgili olarak siz eğer yargılama yapanlarla ilgili, birtakım sözler sarf ederseniz o zaman tehlikeli bir durum ortaya çıkar. Türk Ceza Kanunu’nun 288’inci maddesi açık. Yargı görevlerini yapanları etkilemeye yönelik sözler sarf etmenin bir yaptırımı söz konusu. Dolayısıyla görülmekte olan davalarla ilgili olarak özellikle sorumluluk makamında olan kişilerin daha sorumlu davranması lazım. Bırakın yargı görevini yapsın. Tarafsız ve bağımsız yargı en doğru sonuca elbette ulaşacaktır. Sayın Özel, belediye başkanının yargıya yönelik parmak sallamasına ve onun verdiği cevap olarak da yanında olduğunu ifade etmesi talihsizliktir. Burada kendi belediye başkanını, sorumlu bir genel başkan olarak bırakın yargı bağımsız bir şekilde görevini yapsın ve en doğru sonuca ulaşsın. Siz, parmak sallayarak, yargıyı tehdit ederek, ‘şöyle karar vermezseniz şöyle olur, böyle karar verirseniz kaos çıkar, millet ayaklanır’ derseniz, bunlar eski Türkiye manzaraları. Vesayetçi yargı anlayışı zihniyetine sahip olunan günleri de biz hatırlıyoruz. Vesayetçi anlayışa sahip bir yargı sisteminin, nasıl içinde bulunduğu durumu hep beraber yaşadık. Ülke o günlerden geçti. Bugün yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsız şekilde görevini sürdürmektedir. Geçmişte yargıyı arka bahçe yapanlar, bugün ortaya çıkıp ‘biz başkanımızın yanındayız, yargıya parmak salladığı noktasında da ona destek oluyoruz’ derseniz o zaman sorumlu bir harekette bulunmamış olursunuz. Özellikle genel başkanlar, mensubu olduğu belediye başkanlarıyla ilgili olarak bunu yapmamaları gerekirdi. Yargıya parmak sallanmaz, yargı mensupları tehdit edilmez şeklinde bir tavsiyede bulunacakken ‘onun yanındayız’ demesi maalesef Özgür Özel için bir şanssızlık oldu. Yargımız milletimizin yargısıdır. Yargı millet adına karar verir. Geçmişte arka bahçe yaptıkları vesayetçi yargının bugün yürürlükte olmadığını da hala kavrayamadıklarını görüyoruz. Memnun olmadığınız bir karar ortaya çıkarsa bunun itiraz mekanizmaları var. Dolayısıyla bu süreci bir mağduriyete dönüştürüp, oradan bir siyasi kazanç sağlama peşinde olanlarında boşuna bir beklenti içerisinde olduklarını söylemek istiyoruz. Milletin yargısını yıpratmayalım. Yargımızın yıpratılmasına asla müsaade edemeyiz” diye konuştu.


“ORDUMUZ YIPRATILMAMALIDIR”
Kara Harp Okulu mezuniyet töreninde teğmenlerin kılıçlı yemini hakkında Bakan Tunç, “Kanunen yapılan yemin bellidir. Bu yemin edildikten ve tören bittikten sonra yemin bir grup teğmen tarafından tekrar edilmektedir. Bu da kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Ordumuz yıpratılmamalıdır. Ordumuz peygamber ocağı, çok badirelerden geçti. Ordumuzu yıpratacak, askerimizi rencide edecek bu tür tutum ve davranışların doğru olmadığını Sayın Cumhurbaşkanımız bugün de ifade ettiler. Eğer siz kanunda belli olan bir yemini yaptıktan sonra tekrar yürürlükten kalkmış olan başka bir yemini farklı bir gösteri halinde yapmaya kalkışırsanız bunun askeri disiplin açısından bir sorun olduğunu söylemiştim. Bunun arka planının araştırılması ve soruşturulması konusundaki hassasiyetimizi de söyledik. Sayın Cumhurbaşkanımız bugün ordunun yıpratılmaması ve disiplinsizlik hareketlere müsaade edilmeyeceğine yönelik açıklamalarını gerçekleştirdi. Gerekli incelemeler ve çalışmalar yapılacaktır” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“DEMOKRASİ ADINA KAZANÇ”
“Yeni anayasa çalışmaları için bir takvim var mı? Yeni siyasi iklim, yeni anayasaya yakınlaşmamızı daha çok sağlar mı?” sorusunu Kurtulmuş, şöyle yanıtladı: Anayasa çalışmaları, aslında hem Türkiye’de siyasetin normalleşmesi bakımından önemli bir fırsat olur hem de bu karşılıklı normalleşme sürecinin anayasa başta olmak üzere yasama faaliyetlerinin kalitesinin arttırılması bakımından katkısı olur. Siyasi partiler arasında görüşmelerin yapılmış olması, Sayın Cumhurbaşkanımızın ana muhalefet partisinin liderini kabul etmesi ve bu görüşmenin oldukça sıcak, dostane bir ortamda geçmesi Türkiye demokrasisi adına kazançtır.
Kurtulmuş, TBMM’nin 28. Dönemi’nde halkın oylarının yüzde 95’inin temsil edildiğine; 14 siyasi parti ve 6 siyasi parti grubunun bulunduğuna işaret ederek, “Çok sesliliğe açık bir parlamentomuz var. Eğer burada partiler bir uzlaşma zemini geliştirebilirlerse bu parlamentoda istenilen bir anayasa gerçekleşebilir” diye konuştu.
“DAYATMA DOĞRU DEĞİL”
Yeni anayasa için doğru zemin ve doğru yöntemin bulunması gerektiğine dikkati çeken Kurtulmuş, bu çalışmaların doğru zemininin TBMM olduğunu söyledi. Herkesin bu konuda fikrini söyleyeceği, toplumun bütün kesimlerinin anayasayla ilgili külli bir fikri de dile getirebileceğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
– İsteyen istediği maddelerle ilgili teklifler de yapılabilir. Bunun için parti ziyaretlerinden sonra sivil toplum kuruluşlarının, hukuk camiasının, üniversitelerin, kanaati olan grupların da fikirlerinin alınması için zemini düzgün bir şekilde oluşturmaya gayret edeceğiz. Ayrıca bu tartışmalar yapılırken doğru bir yöntemin tespit edilmesi lazım. Açıkçası şuna başından itibaren özen gösteriyorum. Doğru zemini, doğru yöntemi söylüyorum ama ‘Şu yöntemle yapacağız.’ ya da ‘Şöyle olması gerekir.’ diye bir dayatmayı ortaya koymanın doğru olmadığına inanıyorum. Partilerle görüşmelerimizi tamamladıktan sonra yönteme ilişkin belki teklifler talep edeceğim.
“ESAS TARTIŞMA KONULARA GİRİNCE ÇIKACAK”
Kurtulmuş, yeni anayasa konusunda yaptığı görüşmeler anımsatılarak, yapıcı görüşmeler olup olmadığı sorusunu, “Şimdiye kadar ziyaret ettiğim partiler, anayasa çalışmaları için kapıyı açık tutmuştur. Yani iyi karşıladılar, çok olumlu görüşmeler oldu. Ama tabii ki anayasa görüşmelerinde yöntemi bulunduktan sonra esas tartışma, konulara girildikçe ortaya çıkacaktır” diye yanıtladı.
Kurtulmuş, “Anayasa’nın değişmesi gerektiğini düşünüyorlar mı?” sorusuna karşılık, “Tabii ki. Zaten bu siyasi partilerin tamamı kendi programlarında da anayasa değişikliklerinden bahsetmişlerdir. Dolayısıyla bu bir fantezi değil, bu bir hayal değil. Olabilir. İlk turdaki görüşmelerimizi çok sıcak, çok olumlu gördüm. Ümit ediyorum ki sonuç alırız” ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, yeni anayasanın tartışılacağı yerin Meclis çatısı olduğunu belirterek, “TBMM, anayasa yapma iradesine de gücüne de yetkisine de sahiptir. Bu süreci kimsenin zehirlemesine müsaade edilmemesi lazım” dedi.
FİLİSTİNLİ AKADEMİSYEN ÇAĞRISI
Kurtulmuş, Filistin’e destek verdiği için okuldan uzaklaştırılan üniversite öğrencileri ve akademisyenlerle ilgili de çağrısını yineledi:
– Dünyanın dört bir tarafında şu anda siyonizmin baskılarıyla işini bırakmak zorunda kalan öğretim üyelerinin, akademisyenlerin tamamına çağrıda bulunuyoruz. Dünya üniversitelerinde siyonist baskılar yüzünden işinden atılan insanlara Türkiye üniversitelerinin kapıları açıktır.
]]>Belinden rahatsızdı. Kasları zayıfladığı için yürümekte zorluk çekiyor. Şu anda haftada üç gün fizik tedaviye gidiyor. Giderek iyileşmeye başladığının farkında. Hareketleri aksatmıyor. Hemşire Güler Akıncı, hareketsiz kalmasına asla izin vermiyor.
DUYGU YÜKLÜYDÜ
Odasını, gazetenin havasını özlemişti. Eski model cep telefonunu masasına koydu. Sigarasını, çakmağını çıkardı. Belki 40 yıldır binlerce sigarasını söndürdüğü kül tablasını önüne çekti. Üzerinde fotoğrafı olan kupasına suyunu Dilek Hanım doldurmuştu. “Döne Hanım kahve” dediğinde, “Senin kahveni özledim” diye ekledi. Gazetemizin havası ayrıdır. Hemen her gün de konuşsak biz de Emin abiyi özlemiştik. Emin abiyi en çok duygulandıran olaylar gazetemiz sahibi Burak Akbay’ın, Genel yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz’ın, Genel Müdürümüz Asım Akgül’ün ve diğer arkadaşlarımızın her zaman olduğu gibi bu süreçte de yakın ilgileriydi.
“Vay be… Neredeyse 5 aydır bürodan uzaktayım” dedi. Duygu yüklüydü. “Abi sen yazmadığın zaman bak neler oldu neler” dedim. Ben sordum, Emin Çölaşan ağabeyimizin cevapları şöyle oldu:

Özel’in Erdoğan’a gitmesi olumludur
Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu isteyip gitmesi bana göre olumlu olmuştur. Çünkü AKP, bu sürecin sonucunda bir kez daha köşeye sıkışacaktır ve bunları hepimiz göreceğiz. Yeter ki yerel seçimlerde kazanılan başarıyı bazı CHP’li başkanlar kötüye kullanmasın, yolsuzluklar olmasın, vurgun düzenine son verilsin, kayırmacılık son bulsun.
Bu ortamda CHP’lilere düşen temel bir görev vardır. Doğru yoldan sapmadığı sürece Genel Başkanlarına ve partilerine saygı duymak ve ortalığı velveleye vermemektir. Sonuç olarak hepimiz AKP’nin bu anayasa oyununun fiyaskoyla sonuçlanacağını, yakında görmüş olmasak bile görmeye başlayacağız.
SORUMLULUĞU ARTTI
Yerel seçimler sonrasında siyasetin ipleri artık AKP’nin elinde değildir. CHP’nin eline geçmiş durumdadır. Birinci parti olmuştur, sorumluluğu artmıştır. Buna uygun hareket etmek durumundadır.
Anayasayı beğenmiyor paspas gibi çiğniyorlar
“Önce bir gerçeğe değinelim. Yıllardır iktidar partisi olan AKP’ye, anayasa beğendirmek mümkün değil. Bugünkü anayasayı beğenmiyorlar. Ama sürekli anayasaya saygısızlık edip paspas gibi çiğniyorlar. Şimdi yeniden anayasayı gündeme getirdiler. Herkesin dikkat etmesi gereken bir husus var, o da anayasanın hangi maddelerinin nasıl değiştirilmek istendiğini bir türlü söylemiyorlar. Bunu adeta bir devlet sırrıymış gibi kendilerine saklıyorlar.

23 KEZ DEĞİŞTİ
Burada şunu irdelemek gerekir. Sıfırdan bir anayasa mı istiyorlar, yoksa bazı maddelerin değiştirilmesini mi? Bunu bilen yok. Kendilerinin de bildiği kanısında değilim. Anayasa bu güne kadar tam 23 kez değiştirildi. Toplam 78 madde ya değiştirildi ya da tamamen yürürlükten kaldırıldı. Bu nasıl iştir ki karşımıza yeniden anayasa değişikliği istemiyle çıkıyorlar? Bu sorunun yanıtını kimse bilmiyor.
Burada ikinci bir husus daha var. İktidar partisiyle küçük ortağı MHP’nin TBMM’deki salt çoğunluk sayısı anayasa değişikliğine izin vermiyor. İktidar partisi bunları bildiği halde şimdi Türk milletini oyalamak ve zaman kazanmak için karşımıza yeniden anayasa talebiyle çıkıyor. Ben şunu söylüyorum: Bu anayasa değişikliği onların istediği doğrultuda olmayacaktır. Olsa bile sonuçta piyasaya civciv çıkacak, kuş çıkacaktır. Türk milletinin bunca sorunu varken şimdi AKP’nin yeni bir tezgahıyla karşı karşıyayız. İktidar partisi, bu çabalarından hiçbir sonuç elde edemeyecektir.
Bu görüşmeler sonucunda siyasette değişen fazla bir şey olmaz. Siyasette gerilim Türkiye’de azalmaz. Çünkü, başta iktidar partisi olmak üzere belli kesimler milleti birbirine düşürmenin, ortalığı germenin peşinde koşuyor. Bu söylediğimin kanıtı 22 yıldan bu yana iktidarda bulunan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan zihniyetidir. Dolayısıyla ben siyasette herhangi bir yumuşama beklemiyorum. Eğer olursa göstermelik olur. Anayasa değişmez, değişecek olursa zaten hepimiz hayretler içinde kalır ve olayları şaşkınlıkla izlemeye çalışırız.
Akşener’in siyaseti bırakması iyi oldu!
Meral Akşener’in siyaseti bıraktığını açıklaması iyi oldu. Çünkü görevinde neredeyse 180 derece çark etti. Nedenini kimsenin çözebildiğini sanmıyorum. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun gideceğini açıklamasına ise ben kendi adıma üzüldüm. Çünkü sağlam duran bir siyasetçiydi. Başkaları gibi vücudunun her organı aşağıya, yukarıya oynamıyordu.

İktidarın küçük ortağı ne yapacağını bilmiyor
Bu ortamda bir de MHP’nin, özellikle de Devlet Bahçeli’nin durumuna iyi bakmak gerekir. Karşımızda, ne yapacağını bilmeyen ya da şaşırmış olan bir küçük ortak var. Bu ortak, Devlet Bahçeli’nin kişiliğinde dün ak dediğine, bugün hiç şaşırmadan kara deyip AKP iktidarını, yerine daha sağlam bir biçimde yerleştirmek için çaba harcamaktadır. Ülkücüler şaşkındır. Nitekim partileri, DEM’in bile gerisinde kalıp dördüncü parti konumuna düşmüştür. Bu durum özellikle Türk milliyetçileri açısından üzücüdür. Anayasa değişikliği belli birkaç konuda uzlaşma sağlanmadığı sürece zaten gerçekleşmeyecek. Ben bu durumu şöyle görüyorum: AKP, bu anayasa çıkışı sonrasında kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Bence hikayenin en önemli kısmı budur.
]]>Çiçek, ülkemizin saygın siyasetçilerindendir. Hedef haline geleceğini bilse bile gerçeği, inandıklarını söylemekten çekinmez. TBMM Başkanlığı döneminde Anayasa görüşmelerini başlattı. Bugün TBMM arşivinde siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin yer aldığı on binlerce sayfalık dokuman var.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa görüşmeleri için siyasi partilere gidiyor. Ancak, gidilse bile sonuç alabilmek öyle kolay değil. 2011’de parlamentoda 4 siyasi partinin grubu vardı. AKP, CHP, MHP ve HADEP’in seçim beyannamelerinde yeni Anayasa talebi ve bu konuda mutabakat vardı. Çiçek, TBMM Başkanı seçilince partileri ziyaret etti, Anayasa değişikliği konusunda seçim öncesi vaatlerindeki gibi aynı fikirdelerse çalışma başlatacağını söyledi. Hepsi de “Evet” dedi. Bunun üzerine Çiçek çalışmaya başladı. O süreci SÖZCÜ’ye şöyle anlattı:
“Anayasa değişikliğine partiler destek vereceğini söyleyince kendilerine yazı gönderip uygun buldukları arkadaşlarla komisyon kuracağımı bildirdim. Yöntemlerden birisi buydu. İkincisi ise onlardan onay aldıktan sonra akademik çevrelerde tartışılan o günkü meclisin yeni bir Anayasa yapma yetkisini konuşacaktık. Bazı akademisyenler ‘Bu meclisin anaysa yapma yetkisi yok. Çünkü anayasayı kurucu meclisler yapar. Bu meclis anayasa yapmak üzere yetkilendirilmemiştir. Dolayısıyla kurucu meclisin yapacağı işi bugünkü meclis yapamaz’ diyorlardı. Prof. Dr. Atilla Özer ise ‘Her meslek grubundan belli sayıda insanlardan bir meclis oluşsun, anayasayı bu meclis değil, onlar yapsın’ görüşündeydi.
26 ANAYASA HOCASINI DAVET ETTİM
Yani o günlerde ‘Bu meclis anayasa yapar- yapamaz’ tartışması var. Ben, bunun üzerine üniversitelerde aktif olarak görev yapan hemen her görüşten 26 anayasa hukuku Profesörünü davet ettim. Böyle bir şey ilk defa oluyordu. Çoğu o toplantıda birbirini tanıdı. Onlar da yeni bir Anayasaya ihtiyaç olduğunu belirtip tutanak düzenlediler. Siyasi partilerin yeni Anayasa için görüşleri var. Yani bir anayasa ihtiyacı olduğu da ortada.
Mevcut Anayasa, daha yapılırken tartışılmış ve halende 42 yıldır tartışılmaya devam ediyor. Toplumun her kesiminin tartıştığı ama varlığını sürdüren tek anayasa metnidir. O da orijinal bir durum. Yani herkes tartışıyor ama kısmi değişiklikler hariç bir türlü değiştirilemiyor. 26 hocadan 3’ü hariç meclisin anayasa yapabileceğini söyledi. Ben siyasetçilerden onay aldıktan sonra ilim çevrelerinin desteğini almaya, yol göstericiliğine ihtiyaç duyduğumu söyledim. Dolayısıyla bu da ilk defa oluyor.
SIFIR KİLOMETRE ANAYASA MI, YOKSA…
Şimdi bir şey yapılacaksa, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ‘Yeni bir anayasa mı?’ diyor onun netleşmesi lazım. Anladığım kadarıyla ‘yeni anayasa’ denilince başlangıçtan son maddesine kadar sıfır km bir araba mı yoksa zaman içerisinde eskimiş maddeler var değişiklikler yapıldı o değişikliklere rağmen yine de değişmesi gereken maddeler olabilir, kısmı bir değişiklik mi arzu ediliyor netleşmesi lazım.
Yapılan açıklamalara bakarsanız yeni bir anayasa gözükmüyor. Bazıları ‘ilk 4 madde ve 66. Madde değişmez’ diyor. Bununla ilgili farklı görüşleri olan da var. Daha işin başında yeni bir anayasa konusu tam netleşmiş olmuyor. Meclis başkanının önce bunu netleştirmesi lazım. Bazıları ‘Biz onu çözdük, Artık bu meclis yeni bir Anayasa yapabilir. Artık kurucu meclis safhası geride kaldı. Bu tartışmalar akademik olarak yapılabilir ama fiilen bir karşılığı yok’ diyor.
Bu değişiklikler nerede yapılacak?1921 ve 1924 anayasalarının ismi Anayasa değil, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu. Yani devletin esas teşkilatı, anayasada yer alacak organları, bunların görev yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenleme. Halbuki günümüzdeki bir kısım anayasalarda teşkilatlarla ilgili bölümün dışında bir de hak ve özgürlüklerle, temel haklarla ilgili hükümler var. Dolayısıyla bu anayasanın değiştirilmek istenen kısmı, kısmi bir değişiklikse hak ve özgürlüklerle ilgili kısmı mı, erkler arasındaki ilişkilerle ilgili kısmı mı yeniden ele alınacak? Meclistir, yasamadır, yürütmedir, yargı kısmı mı ele alınacak. Evet, birinci bölümü anladık temel ilkler, değiştirilemez maddeler, hak ve özgürlükler. Ondan sonra işte esas teşkilat kısmı geliyor. Anayasanın yani meclisin görev, yetki ve sorumluluğu, icra organı, yürütme organı sonra da yargı ile ilgili maddeler var.
ORTA SAHADA TOP ÇEVİRİRLER
Şimdi işin bu kısmına gelince bir taraftan ‘yeni anayasa’ diyoruz ama öbür taraftan da yapılan açıklamalara baktığımızda seçim öncesi ve sonrası cumhur ittifakı dışında olanlar ‘Doğru olanı parlamenter sistem’ diyor. Cumhur ittifakı ise Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konuda yazdığı metin de ortada. 100 maddelik bir anayasa taslağı var. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Başkanı Mehmet Uçum’un yaptığı açıklamalar var. Onlara bakarsanız ‘Bu iyi bir sistem. Sadece aksayan yönleri var’ diyor. Dolayasıyla teşkilat kısmında çok ciddi görüş farklılığı var.
‘Parlamenter sistem’ diyenler, ‘Başkanlık sistemini düzeltelim biz ona evet mi diyoruz’ diyorlar, yoksa cumhurbaşkanı hükümet sistemi diyenler ‘Tamam eksiklikleri var ama biz parlamenter sistemi de konuşabiliriz mi?’ diyorlar. Bu soru netleşmeden sadece orta sahada top çevirmek bir yere götürmez. Çünkü parlamenter sistem veya cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dediğinizde hangisini tercih edecekseniz en az 30-40 madde ona göre yazılacak. Öyle bir tek madde değil.
‘Onu anayasaya koymasak da olur’ diyebilirsiniz ama meclisin görev, yetki ve sorumlulukları, yürütme organının görev, yeki ve sorumlulukları, yargı ve yargının yönetimi bu sisteme göre şekilleneceği için en az 30-40 maddeyi yazmayacaksınız demektir. Daha baştan ihtilaf var. O zaman nasıl bir anayasa olacak? ‘Yeni’ demekle, yeni olmaz, içeriğine bakarak yeni demek lazım. Önce bunların bir netleşmesi gerekiyor.”
CİDDİ İTİBAR KAYBEDER
Çiçek, “42 senedir konuşup konuşup yine sonunda anlaşamadılar yine bu iş olmadı” tarzında bir sonuca varılırsa, parlamentonun, siyasi partilerin ciddi bir itibar kaybına uğrayacağını, darbecileri bir manada haklı çıkaracak bir sonuca götüreceğini belirtti.
Nasıl bir usulle bu değişiklik ya da yeni bir Anayasa yapılacağının önemli olduğunu hatırlatan Çiçek, “Başkanlığım döneminde ‘4 parti bir araya gelecek, her madde ittifakla çıkacak’. Daha bunu derken baştan bu işin yapılma şansı çok zorlaştı. 60 maddede anlaşılabilmesi için göbeğimiz çatladı. Çünkü, A partisinin ‘Evet’ dediğine, B partisi ‘Hayır’ dedi. Yalnız partiler arasında değil, aynı partinin temsilcileri arasında da köklü görüş ayrılıkları çıkıyordu. O yüzden komisyonda görev alacak aynı parti mensuplarının da birbiriyle uyumlu olması son derece önemli. Şimdi her maddeye 6 partinin temsilcisinin ‘evet’ demesiyle mi, yoksa çoğunluk oyuna göre mi karar verilecek? Bunların netleşmesi gerekir” dedi.
HER TÜRLÜ ÖNERİ VAR
2012’de Anayasa değişikliği çalışmalarına aralarında TOBB, TESK’, işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarının da bulunduğu 7 çatı kuruluş aracılığıyla 13 bölgede toplantı yaptıklarını, hemen her toplantıda 700-800 kişinin bulunduğunu hatırlatan Çiçek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Her kesimin görüşünü yansıtan yaklaşık 30 bin sayfalık dokuman meclis arşivinde. Toplumun ne düşündüğü, anayasadan ne beklediği o metinlerde var. Önemli bir kaynak. Bunlardan yararlanabilirler. Kaldı ki 60’a yakın maddenin müzakeresi sırasında hangi partinin neyi nasıl düşündüğü de var. Orada bu müzakerelere katılan 4 partinin anayasa taslağı da peyderpey de olsa münakaşa müzakere edilmek üzere meclise verdiler. Yani mutfakta iyi bir menü çıkarmak için her şey var. Geri kalanı mutfakta çalışanlara kalmış.
O zaman kabul edilen bir ilke var. Ona bakmak lazım. ‘Usul önemlidir’ derim. 6 parti anayasanın tümüyle ilgili genel bir onay vermedikçe maddeler üzerindeki mutabakatın bir anlamı yok. Anayasayı değiştirmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Emin olun Erciyes dağını taşımaktan daha zor. Kimse kolay gösterip de o fiyakalı laflara bakarak bu işin kolay olacağını zannetmesin. Gerçekçi olmak lazım. İnşallah şeytanın bacağını bu sefer kırarız.”
]]>“SADELEŞTİRİYORUZ”
Yıldız, darbe sonucu hazırlanan 1961 Anayasası’nın Kurucu Meclis, 1982 Anayasası’nın da Danışma Meclisi tarafından hazırlandığını hatırlattı. 1982 Anayasası’nda bugüne kadar 19 kez değişiklik yapıldı. Buna rağmen anayasanın bir türlü düzeltilemediğini belirten Yıldız, “Anayasamızın dili de bozuk” dedi ve şu örneği verdi: “Anayasada milletvekili yemin metni var. Bir yemin metni içinde 9 kez ‘ve’ diyoruz. İçinde 9 kez ‘ve’ olan yemin metni olur mu? Okurken bile yemin eden zorlanıyor. Hazırladığımız anayasada yemin metnini de düzeltiyoruz. Anayasanın mevcut dilini sadeleştiriyoruz, daha anlaşılır hale getiriyoruz. Buna ihtiyaç var.”
“HALK OYLAMALI”
Anayasanın sistematiğinin bozulduğunu öne süren Feti Yıldız, “Sivil, demokrat anayasa yapılması için halkımıza borcumuz var. Hazırladığımız anayasa 400 milletvekilinin oyu ile Meclis’ten geçse bile yine halk oyuna sunulmalı. Son sözü halkımız söylemeli” dedi.
Daha önce anayasa değişikliği için yapılan çalışmaları hatırlatan Yıldız şunları söyledi: “Anayasa Komisyonu’nda tüm partilerin bir araya geleceğini sanmıyoruz. 2011’de değişiklik çalışmaları yapılırken komisyonda partilerden eşit sayıda üye alınmıştı. Oysa böyle olmamalı, milletvekili sayısına göre, TBMM’deki temsil oranına göre anayasa değişikliği çalışmalarında siyasi parti temsilcisi bulunmalı. Anayasa Komisyonu’nda maddeler oy birliğiyle geçmeli. Ancak şu an oy birliğiyle karar çıkacağını sanmıyoruz. Nitelikli çoğunlukla kabul ya da ret oyu çıkmalı.”
MHP NELER ÖNERİYOR?
Feti Yıldız, MHP’nin hazırladığı 100 maddelik anayasa teklifinde yer alan en önemli düzenlemeleri de şöyle sıraladı:
– Anayasadaki il esası korunacak. Bundan taviz verilmeyecek. Yani bölge, eyalet gibi sistemler anayasamıza giremeyecek.
– Cumhurbaşkanı yardımcılığı iki ile sınırlandırılacak. Cumhurbaşkanı yardımcılığına seçimle gelinecek. Yani, atama ile değil, seçimi kazanan yardımcı olacak. Cumhurbaşkanı yurt dışına çıktığında yerine vekalet eden kişinin seçilmiş cumhurbaşkanı yardımcısı olması esas olmalı.
– Hükümet programı TBMM’ye sunulacak ve program Meclis’te okunacak.
– Milletvekili dokunulmazlığı yeni esaslara bağlanacak. Dokunulmazlık istismarı önlenecek.
– TBMM Başkanı tarafsız olmalı. Tarafsızlığı nedeniyle itilaflarda arabuluculuk yapacak.
– TBMM İç Tüzüğü ile İnfaz Kanunu değiştirilecek.
– Merkez Bankası anayasal statüye kavuşturulacak.
– Kanun teklifleri Meclis’te daha kapsamlı bir biçimde tartışılacak. Komisyonlarda STK’lardan da görüş alınacak. Anayasa kısa, öz ve az maddeli olacak.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis’te Genel Yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Yazarımız Saygı Öztürk ve avukatımız İsmail Yılmaz ile görüştü. Anayasa hazırlığıyla ilgili sorularını yanıtladı.
Anayasanın bu maddelerine dokunulmayacak
MADDE 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
MADDE 4- Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
MADDE 66: Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
]]>AYM, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Kanunu’nun 54’üncü maddesinde kınama – disiplin cezasını gerektiren haller arasında sayılan “Yükseköğretim kurumu içinde izinsiz olarak bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak” hükmünü Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
AYM’nin kararının gerekçesi bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM kararının gerekçesinde bu hükmün öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama getirdiği ve bunların sıkı bir oto sansüre yol açabileceği vurgusu yapıldı.
AYM, YÖK Kanunu’nda “suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına faaliyette bulunmak veya örgüte yardım etmek” eylemini üniversiteden atılma nedeni olarak sayan maddeyi de iptal etmiş oldu. AYM kararının gerekçesinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan öğrencilerin eylemlerinden dolayı üniversiteden atılamayacağı belirtildi.
AYM kararının gerekçesinde şu değerlendirmelere yer verildi:
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK SINIRLAMA”
Dava konusu kural, yükseköğretim kurumu içinde bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak şeklindeki faaliyetlerin izinsiz yapılması halinde kınama cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu itibarla kuralın öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama niteliği taşıdığı açıktır. İfade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
“OTO SANSÜR SONUCUNU DOĞURUR”
Düşüncenin, henüz ifade edilmeden önceden izne bağlanması, denetlenmesi veya tümden yasaklanması, idarenin denetiminden geçirilmeksizin, izni alınmaksızın açıklanan düşüncelerin yaptırıma tabi tutulması suretiyle kategorik olarak engellenmesi, ifade özgürlüğüne yönelik ağır sınırlama örnekleridir. Bu tür sınırlamalar, kişi ve grupların düşüncelerini açıklamadan önce sıkı bir oto sansüre tabi tutmaları sonucunu doğurur.
Kişilerin dikkat çekme, kamuoyu oluşturma gibi amaçlarla bildiri dağıtma, afiş veya pankart asma benzeri eylemleri tercih etmelerinin, bu tür yöntemlerin daha az külfetle daha çarpıcı biçimde geniş kitlelere ulaşmalarına imkan tanıması bakımdan önemli olduğu şüphesizdir.
“DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREKLERİNE UYGUN DEĞİL”
Bu tür materyallerin asılmasına, dağıtılmasında şekli veya maddi anlamda herhangi bir sınır öngörülmeksizin izin şartı getirilerek bu hususun disiplin yaptırımına bağlanması ifade özgürlüğünün kategorik olarak sınırlandırılması sonucunu doğurur niteliktedir.
Bu itibarla bildiri dağıtmak veya pankart veya afiş asmak gibi eylemlerin doğurabileceği zararların önüne geçmenin daha uygun ve hafif yöntemlerle sağlanması mümkündür.
Bu bağlamda yükseköğretim kurumlarında ifade özgürlüğünün kullanılmasının, Anayasa’da öngörülen güvencelerine uygun şekilde kolaylaştırılması yerine, alanının oldukça dar bir çerçeveye sıkıştırılmasına neden olan kuralın, demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmediği açıktır.
Bu bağlamda, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin izin alınmadan gerçekleştirilmesini kategorik olarak disiplin yaptırımına tabi tutmak suretiyle sınırlamanın anılan hak bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
“ANAYASA’DA İZİN GEREKMEDİĞİ AÇIKÇA İFADE EDİLMİŞTİR”
Kural, yükseköğretim kurumuna ait kapalı veya açık mahallerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemeyi yükseköğretim kurumundan bir haftadan bir aya kadar uzaklaştırma disiplin cezasına bağlamıştır. Bu itibarla kural yüksek öğretim öğrencilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını sınırlamaktadır.
Anayasa’nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, ‘Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir’ denilmek suretiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin önceden izin alma şartına tabi tutulamayacağı hususu bu hakka ilişkin Anayasa’nın 34. maddesiyle getirilen ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenlere ek bir güvence mahiyeti taşımaktadır.
Kuralla, toplantıların ve gösteri yürüyüşlerinin, yükseköğretim kurumlarının kapalı veya açık alanlarında nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş, toplantı yapmak izin alma şartına bağlanmış, izin almaksızın yapılan toplantıların yükseköğretim kurumundan uzaklaştırma cezasıyla cezalandırılması hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla Anayasa’nın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından özel olarak öngördüğü güvenceyi dikkate almayan kuralın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
“MASUMİYET KARİNESİNE AYKIRI”
Dava konusu kural, suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına faaliyette bulunmak veya örgüte yardım etmek eylemlerini gerçekleştirdiği iddia edilen öğrencinin, bu hususta kesinleşmiş bir mahkeme kararı aranmaksızın disiplin cezası ile cezalandırılacağını hüküm altına almaktadır.
Kural kapsamındaki eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen öğrenciler hakkında 2547 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yürütülecek disiplin soruşturması süreci tamamlanarak disiplin cezası vermeye yetkili idari mercilerce, söz konusu eylemlerin gerçekleştiğine ilişkin tespit üzerine öğrencinin yükseköğretim kurumundan çıkarılmasına karar verebilecektir.
İdare tarafından tespiti yapılması öngörülen fiillerin mevzuatta suç olarak düzenlendiği ve ceza yargılamasının konusunu oluşturduğu görülmektedir. Bu itibarla kural uyarınca disiplin cezası verilecek kişinin suçları işleyip işlemediği bir mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda verilecek kesin hükümle değil, bir idari işlemle tespit edilmektedir.
Nitekim suç ve cezayı düzenleyen hükümlere aykırı bir fiili tespit etmek, suç işlendiğini tespit etmek ve faili suçlu saymak anlamını taşımaktadır.
Dolayısıyla yükseköğretim kurumundan çıkarma şeklindeki sınırlama tek başına Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında bir ceza olarak nitelendirilemeyecekse de bu tedbirin henüz kişi hakkında suç işlediğine dair kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın kişinin o suça ilişkin eyleminin tespit edilerek uygulanmasının masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği kanaatine varılmıştır.”
]]>Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kitlesel olarak Taksim Meydanı’nda kutlayacaklarını açıkladı.
Konfederasyonun İstanbul Beşiktaş’ta bulunan genel merkezi önünde düzenlenen açıklamada sık sık “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız”, “İnadına sendika, inadına DİSK”, “Gün gelecek, devran dönecek; AKP halka hesap verecek”, “Zafer, direnen emekçinin olacak” ve “Taksim Meydanı 1 Mayıs alanı” sloganları atıldı.
Burada konuşan Çerkezoğlu, yurttaşın yaşadığı ekonomik krize dikkat çekti. Bütün işçilere, emekçilere, işsizlere, kadınlara ve gençlere seslenen Çerkezoğlu, “Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs meydanlarında birleşmeye çağırıyoruz” dedi.
Çerkezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
-Ülkemizde 1 Mayısların bir simgesi var. Emekçilerin mücadelesinin, geleneğinin ve hepsinden önemlisi emeğe saygının bir simgesi var: Taksim Meydanı. 1977’den beri yüreğimizdeki yaradır. Taksim Meydanı yeniden yasaklandığı 2013 yılından beri en büyük hasretimizdir. Bu yıl 2024 1 Mayıs’ında yüzümüzü Taksim’e dönüyoruz.
-Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri alanlarda, kentlerin en merkezi meydanlarında kutlama hakkı vardır.
-Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın kullanımı 2013 yılından beri keyfi bir biçimde engellenmektedir. Son olarak geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir karar verdi.
-Kararları herkes için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararını verdi ve bu karar kesindir. İşte burada gördüğünüz bir paragrafını büyüterek sizlerle paylaştığımız Anayasa Mahkemesi kararı, açıkça ‘1 Mayıs’ta Taksim’de olmak, her işçinin, emekçinin hakkıdır’ diyor. Bu hakkı engellemek açıkça hukuk dışıdır.
-Bizlerin 1 Mayıs’ta Taksim’de olmasını engellemek, hukuk tanımazlık olur. Anayasal düzene karşı açık bir suçtur. Anayasanın tanınmadığı yerde ekmek, adalet, hürriyet olmaz. Anayasanın tanınmadığı yerde cumhuriyet, demokrasi, çocuklarımızın geleceği olmaz.
-Anayasa Mahkemesi kararlarına, anayasaya ve anayasal düzene sahip çıkmak, her şeyden önce Türkiye işçi sınıfının görevidir.
-O yüzden 2024 1 Mayıs’ında Taksim’de olmak, ekmeğimize, adalete, hürriyete, cumhuriyete, demokrasiye sahip çıkmaktır ve hepsinden önemlisi memlekete sahip çıkmaktır.
“TAKSİM’İN KAPATILMASI, HUKUKSUZLUKLARIN SİMGESİ”
-Üyesi olduğumuz Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu İTUC, bütün dünyada demokrasinin ciddi bir biçimde tehdit altında olduğu bir süreçte, 4 Mart tarihinde tüm dünyada kapsamlı bir demokrasi kampanyası başlattı.
-Demokrasi kampanyası, dünya genelinde sendikaların kolektif gücünü bir araya getirerek demokratik değerleri ve işçi haklarını savunmayı hedefliyor. Bizler de DİSK olarak demokrasi işçinin ekmeğidir diyerek işyerinde, ülkede ve dünyada demokrasiye, aslında yeni bir toplumsal düzeni inşa etme hedefine sahip çıkıyoruz. Bu kampanyanın aktif bir parçası olacağız. Taksim’in 1 Mayıs’ta işçilere kapatılması, tüm antidemokratik uygulamaların ve hukuksuzlukların simgesi hâline gelmiştir ülkemizde.
-O nedenle Taksim’in özgürleştirilmesi, ülkemizde açıkça bir demokrasi meselesidir. Bu nedenle işçi sınıfının dünya çapında yürüttüğü demokrasi kampanyasına bizler, 1 Mayıs’ta Taksim’de olma irademizle güç veriyoruz.
-Dünyanın dört bir yanında binlerce kilometre ötede, yüzünü hiç görmediğimiz ve hiç görmeyeceğimiz sınıf kardeşlerimizin mücadelesi, sesi, soluğu, demokrasi için mücadele eden işçilerin, emekçilerin, kadınların sesleri ve temsilcileri 1 Mayıs’ta bizimle birlikte olacak.
-1 Mayıs 2024 için şimdi demokrasi zamanıdır, şimdi Taksim zamanıdır diyoruz. 1 Mayıs’ta demokrasi şimdi, Taksim şimdi diyoruz. Kararımız kesindir. 1 Mayıs sabahında bir elimizde karanfil, bir elimizde çocuklarımızla Taksim Meydanı’na yürüyeceğiz.
“YARIN İSTANBUL VALİSİ İLE GÖRÜŞECEĞİZ”
Çerkezoğlu, daha sonra gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Hükümet kanadıyla konuya ilişkin görüşmesinin olup olmadığına ilişkin Çerkezoğlu, şöyle konuştu:
-Tabii 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için gerekli girişimleri ve görüşmeleri de başlattık. Yarın öğleden sonra İstanbul Valisi ile bir görüşmemiz olacak. Ardından İçişleri Bakanı ve bütün yetkililerle görüşmelerimizi yapacağız.
-Tabii 1 Mayıs’ı, birlikte örgütlediğimiz diğer bütün kurumlarla ve özellikle de ITUC’un demokrasi kampanyasının bir parçası olarak da 1 Mayıs’ı ve Taksim’i gördüğümüz için ITUC üyesi konfederasyonlarla, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve KESK başta olmak üzere diğer bütün kurumlarla, emek örgütleriyle de görüşecek ve 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda olma irademizi bütün Türkiye işçi sınıfının ve toplumun da gücüyle hep beraber gerçekleştireceğiz.
-Bu konudaki hukuksal dayanaklarımızı, özellikle hocalarımızdan alacağımız desteklere daha güçlendireceğiz ve 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak için çalışmalarımızı hep birlikte bugün itibarıyla başlatmış oluyoruz.
]]>
İspanya Bakanlar Kurulu’nun bugünkü toplantısında alınan kararla ilgili basına bilgi veren Adalet Bakanı Felix Bolanos, Katalonya’nın bağımsızlığını ilan etmesi için 20 Şubat’ta sunulup, Katalonya özerk yönetim parlamentosu başkanlığınca kabul edilen önergenin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulacağını açıkladı.
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru ile söz konusu girişimin yasal işleyişinin otomatik askıya alınacağını aktaran Bolanos, “Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvuru hükümetin politikalarıyla tutarlıdır. Anayasayı, Katalonya’nın kurumlarını, diyaloğu ve anlaşmaları koruyan bir itiraz yapılmıştır” dedi.
“Bölücü, toplumu parçalayan ve gerilim yaratan her türlü girişimi reddettiklerini” vurgulayan Bolanos, “Ne hükümet ne de Sosyalist İşçi Partisi (koalisyonun büyük ortağı) Katalonya’nın İspanya ve Avrupa Birliği’nden herhangi bir şekilde dışlanmasını istiyor. Tam tersine, Katalonya’nın İspanya’nın ve Avrupa’nın önemli ve temel bir parçası olmasını istiyoruz” diye konuştu.
Adalet Bakanı, İspanya Anayasası ile belirlenen mevcut Katalonya özerk yönetim statüsünün, “Katalonya’da bir arada yaşamanın en iyi garantisi olduğunu” savundu.
TEK TARAFLI BAĞIMSIZLIK İLANI GİRİŞİMİ
Solidaritat Catalana por la Independencia (Bağımsızlık için Katalan Dayanışması) adlı sivil toplum kuruluşunun girişimiyle Katalonya özerk yönetim parlamentosuna sunulan, tek taraflı bağımsızlık ilanına ilişkin önerge, Katalonya Sosyalist Partisi’nin (PSC) karşı, Katalonya Cumhuriyetçi Solu’nun (ERC) çekimser oylarına rağmen Katalonya için Birlik (Junts) ve Halk Birliği Adaylığı (CUP) partilerinin desteğiyle yerel parlamento başkanlığınca 20 Şubat’ta kabul edilip, gündeme alınmıştı.
Katalonya’da 12 Mayıs’ta erken yerel parlamento seçimleri yapılacak olmasından dolayı bu bölgedeki ayrılıkçı girişimler de tekrar gündeme geliyor.
KATALONYA’DA NELER YAŞANDI?
Katalonya’da bağımsızlık yanlısı siyasi girişimler, 2012’de başlamış ve dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas’ın öncülüğünde 9 Kasım 2014’te yasa dışı ilk bağımsızlık yanlısı halk oylaması yapılmıştı.
Ardından Ocak 2016-Ekim 2017 döneminde Katalonya Özerk Hükümet Başkanı olarak görev yapan, halihazırda Avrupa Parlamentosu üyesi olan, İspanya’da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan Carles Puigdemont’un liderliğinde 1 Ekim 2017’de Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yasa dışı bağımsızlık referandumu düzenlenmişti.
Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu da 27 Ekim 2017’de “açıklanması ertelenen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmiş ve aynı gün İspanya Senatosunda alınan ve Anayasa’nın 155. maddesinin uygulandığı kararla Katalonya’nın özerk hakları geçici olarak merkezi hükümete devredilmişti.
Bu gelişmelerin ardından İspanya mahkemelerinden kaçan Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi ülkeyi terk ederken diğer eski Katalan özerk yönetim hükümeti üyeleri ve iki sivil toplum örgütü temsilcisi, 2 Kasım 2017’de tedbiri kararla cezaevine gönderilmişti.
Yüksek Mahkemede tutuklu yargılanan eski Katalonya özerk yönetim hükümeti üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 9’u “devlete karşı ayaklanma”, “kamu parasını kötüye kullanma” ve “devletin kurumlarına itaatsizlik” suçlarından Ekim 2019’da açıklanan kararla 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’da geçmiş dönemdeki sol koalisyon hükümeti, Katalonya sorununa çözüm amacıyla tutuklu 9 Katalan siyasetçi hakkında 22 Haziran 2021’de kısmi af çıkarmıştı.
Kasım 2023’te kurulan yeni sol koalisyon hükümeti de ayrılıkçı Katalan siyasetçilerden ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 370’den fazla kişiyi kapsayan geniş kapsamlı affı öngören yasa tasarısını 14 Mart’ta Meclis’ten geçirip Senato’ya gönderdi.
Söz konusu af yasa tasarısının mayıs sonunda parlamento süreçlerini tamamlayıp yürürlüğe girmesi bekleniyor.
]]>‘YÜZDE 32 BAŞARI OLUR’
ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın yüksek bir oy oranıyla seçimi kazanacağını, İstanbul Adayı Ekrem İmamoğlu’nun canla-başla çalıştığını, belirten Mustafa Sarıgül şöyle konuştu: “Partimize, Türkiye çapında yüzde 30-32 oy çıkarsa bizim için büyük bir başarı olur. Bu hafta çok önemli. Tüm belediye başkan adaylarımızdan ricam, özellikle en güçlü olduğumuz bölgelere gitsinler, oradaki bizim seçmenleri kemikleştirsinler, bölgedeki arkadaşlara, ‘Sizden bir ricam, hepiniz tek tek Türkiye’nin neresinde oturursa otursun ister İzmir’de ister Şişli’de isterse Erzincan’da bir telefon açacaksınız ve CHP’ye oy vermeyen bir arkadaşınızı oy vermesi için ikna edeceksiniz. Bu süreçte olaylardan, provokasyonlardan uzak dursunlar.
‘KAVGADAN UZAK DURSUNLAR’
CHP’li kavga çıkarıyor, huzuru bozuyor gibi bir kampanya yapmaya çalışıyorlar. Bunlara kesinlikle ve kesinlikle izin vermeyelim. Bayrağımıza, toprağımıza bağlı, ulusal birliğimizden ayrılmayan, inançlarımıza saygı gösteren, din, dil, ırk, kültür, mezhep farkı gözetmeyen ‘Muharrem ayı da bizim, Ramazan ayı da bizim’ diyen bütün yurttaşlarımızdan oy istesinler, güler yüzü elden bırakmasınlar. Bu hafta içinde kendi bölgelerinde en az iki kez görkemli toplantı yapsınlar. Yüzde 2-3 civarında olan kararsız seçmen kararını güçlüden yana verecektir. O gücü arkadaşlarımız yansıtırsa inanın ki son derece değerli ve son derece başarılı olur.”

Mustafa Sarıgül, Medya Grubu Ankara Temsilcisimiz Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı.
İktidar devletin gücünü kullanamaz
Büyükşehir belediyelerinin seçim için market alış-veriş kartları göndermesini etik bulmadıklarını anlatan Sarıgül şu eleştiriyi yaptı: “Bugün iktidarda bulunanlar, yarın muhalefete düştükleri zaman kendilerine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranmaları lazım. İnsanlar ömür boyu iktidarda kalmaz. Demokrasilerde böyle bir şey yok. Halkın size vermiş olduğu yetkiyi devlet gücü olarak kullanıyorsunuz, tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla o vergilerle alınan parayı emekliye, engelliye vermiyorsunuz. İktidara yakın vakıflara Devlet eliyle kaynaklar aktarılıyor. Hiç değilse seçime iki ay kala bu tür destekler durdurulmalı. Aile Bakanlığı’nın yaptığı sosyal yardımlar, Cumhurbaşkanının adı kullanılarak ve partilerinin adayına oy verilmesi istenerek dağıtılıyor. Bunlar hoş bir olay değil.”
Anayasa %100’ü kucaklamalı
Cumhur ittifakının, yeni dönemde Anayasa değişikliği başlatmasının beklendiğini anlatan Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, “Nasıl bir Anayasa” olması gerektiğine şöyle açıkladı: “Anayasa Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Senin anayasan, benim anayasam olmaz. Anayasalar toplumsal uzlaşmadır. Anayasa’yı yüzde 51 oyla geçirebilirsiniz ama o zaman yüzde 49’u ne yapacaksınız? Şöyle bir şey diyorsak ‘Yüzde 49-yüzde 50 benim. Siz ne yaparsanız yapın.’ Bu da demokrasi adına etik bir şey olmaz. Benim yıllardan beri almış olduğum siyasi terbiye, yurttaşlarımız bize oy versin, vermesin yüzde 30-40’ını değil, inşallah yüzde 100’ünü kucaklamak ve yüzde 100’ünün yüzünü güldürmektir. Fransa’da, İngiltere’de, Danimarka’da hiç anayasa konuşulmuyor, hep Türkiye’de anayasa konuşuluyor. Zamanı gelince hep birlikte anayasayı planlayalım. Anayasa kardeşlik hukuku olsun, toplumsal barış olsun ve hepimizin 600 milletvekilinin ‘Evet bu bizim anayasamız’ diyebileceği bir demokratik olgunluğu inşallah yakalarız.”
Başkanların vaatlerine ne demeli!
Mevcut belediye başkanlarının bazılarının vaatleri üzerinde duran Sarıgül, “Tavuk suyu içer Allah’a bakar sen 15 yıldır belediye başkanısın 20 yıldır belediye başkanısın bugüne kadar yapmadın da şimdi ne yapacaksın? Bu vaatlerin çoğu CHP’li belediye başkan adayları kendi projelerini açıklayınca diğer partiler yani büyük bir bölümünü yöneten AK Parti Belediye Başkanı adayları da gerçekten hiç ayağı yere basmayan bir çok proje açıklıyorlar. Ben de bunları kesinlikle doğru bulmuyorum” dedi.
]]>Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önündeki polis kontrol noktasına yönelik terör saldırısını kınadı.
“KİMSE SAYILARLA OYNAMASIN”
6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerin en büyük sorununun “barınma” olduğunu söyleyen Şahin, iktidarın konutlarla ilgili verdiği sözü tutmadığını öne sürdü. İsa Mesih Şahin, “Kimse sayılarla oynamasın. Deprem bölgesi üzerinden iktidar da muhalefet de siyaset yapmasın.” dedi.
Avukatların sorunlarından söz ederek, mesleğe yeni başlayan avukatların çeşitli zorluklar yaşadığını belirten Şahin, avukatların birikmiş “adli yardım” ödemelerinin yapılmasını beklediklerini bildirdi.
AYM BAŞKANI’NIN SÖZLERİ DE GÜNDEMDEYDİ
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Anayasa Mahkemesi’ndeki yemin töreninde Anayasa Mahkemesi Başkan Zühtü Arslan’ın yaptığı konuşmayı anımsatarak, Arslan’ın “Anayasa Mahkemesi kararlarına herkesin uymak zorunda olduğunu” söylediğini aktardı.
Anayasanın 153. maddesinde “Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu” hükmünün yer aldığını belirten Temelli, hukuk ve yasa tanımazlığın, Türkiye’yi adaletsizliğe sürüklediğini savundu.
MUHALEFETTEN EMEKLİ İKRAMİYESİ TALEBİ
İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, emeklilerin geçim mücadelesi verdiğini ifade etti.
Emeklilerin “bayram ikramiyelerinde” iyileştirme beklediğini dile getiren Dervişoğlu, “Hükümetin verdiği 2 bin liralık emekli ikramiyesi, yüksek enflasyon karşısında bugünden erimiştir. Bu kapsamda önümüzdeki bayramda ödenecek ikramiye miktarı için emeklilerimizin ihtiyaç ve talepleri iyi değerlendirilmeli, sorunları görmezden, sesleri de duyulmazdan gelinmemelidir.” diye konuştu.
Müsavat Dervişoğlu, emekli astsubayların aylıklarının da yoksulluk sınırının altında olduğunu söyledi.
Özel okullardaki öğretmenlerin taban maaş haklarının geri verilmesini ve özlük haklarının iyileştirilmesini istediğini aktaran Dervişoğlu, şöyle devam etti:
“Bugün özel eğitim kurumlarında çalışan ve sayıları 10 binleri bulan öğretmenler ve akademisyenler, asgari ücret veya asgari ücret seviyesinin altında maaş almaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidarı boyunca uyguladığı eğitim politikalarında öğretmenlik özlük haklarını ve maaşlarını iyileştiremediği gibi öğretmenlik mesleğinin itibarına ve saygınlığına da gölge düşürmüştür. İYİ Parti olarak astsubaylarımıza ve öğretmenlerimize destek olmaya, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini TBMM’nin gündeminde tutmaya devam edeceğiz.”
CHP: ASGARİ ÜCRET ORANINDA İKRAMİYE VERELİM
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Türkiye’de zenginin daha zengin, fakirin de daha fakir hale geldiğine dikkati çekti.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın yaptığı açıklamalara değinen Başarır, “Merkez Bankası Başkanı, ‘Enflasyon tahminlerimiz aynı, seçime kadar sadece doğalgaz ve elektriği baz almadık’ dedi. Demek ki seçimden hemen sonra doğal gaz ve elektriğe büyük zam geliyor. Seçimden hemen sonra zam yağmuru olacak. Bu Merkez Bankası Başkanının da sonunu iyi görmüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Emeklilere verilen bayram ikramiyelerini hatırlatan Başarır, şunları paylaştı:
“Gelin, emekliye asgari ücret oranında bir ikramiye verelim. Bunu veremiyorsanız, emekli maaşı oranında verelim. 3 bin lira gibi bu çağın gerisinde kalmış miktarları tartışmayın. Sokağa çıkın, insanlarla, emekliyle görüşün. Gelin 81 ilden 81 emekliyi buraya çağıralım dinleyelim. Ne diyorlarsa, ne şartlarda geçiniyorlarsa karar versinler. Meclisin, bir parça halkın isteklerine, sorunlarına ses vermesini istiyorum.”
AKP’DEN EMEKLİLERLE İLGİLİ AÇIKLAMA
AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, 2024 yılının “Emekliler Yılı” ilan edildiğine dikkati çekerek, “Emeklilerimizin alım gücünü artıracak, onların mutluluğunu, sevincini yükseltecek adımları atmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
]]>*Yüksek mahkemeler arasında bir çelişki var. Bu karar çerçevesinde ortaya çıkan, bir yandan ‘adliye mahkemelerinin son karar mercii Yargıtay’dır’, bir yandan da ‘Anayasa Mahkemesi kararları her şekilde bağlayıcıdır’ gibi iki hüküm yan yana geliyor. İkincisi biliyorsunuz ki yüksek yargı organları arasında ast-üst ilişkisi yok.
“ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ LAZIM”
*Yani şu mahkeme bundan üsttedir diyeceğimiz bir düzenleme yok. Sonuç nedir? Milletvekili dokunulmazlığı söz konusu, bir de bunun istisnaları var. Bunun nerede geçerli olduğuna dair Anayasa Mahkemesi kararı diyor ki ‘bu istisnalar yeterince açık belirtilmemiş ve bu somut olaya uygulanabilecek durumda değil.’ Yargıtay’ın da söylediği şu; ‘bu konuda oluşmuş içtihatlar, şimdiye kadar oluşmuş bir sürü karar var.’
*Dolayısıyla Türkiye’de yargı kararlarıyla oluşmuş bir içtihat birliği var. Bu taraf, ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararı herkes için bağlayıcıdır, bunun uygulanması gerekir’ diyor.
*Bu taraf da diyor ki, ‘Türkiye’deki içtihat birliğini bozacak şekilde veya Yargıtay’ın adliye mahkemelerinin son karar mercii olması ilkesini bozacak şekilde bir durumun ortaya çıkmaması gerekir.’ diyor. Dolayısıyla bu çelişkinin giderilmesi lazım.
“YENİ ANAYASA YAPILSIN”
Söz konusu çelişkinin giderileceği yer konusunda Anayasa’da birbirine muhalif hükümler olduğunu söyleyen Çelik, “Çünkü yıllardır tartışıyoruz bunu. Anayasa, bir ‘Cunta Anayasası’ olarak gündeme gelmiş, ondan sonra Anayasa’yı rehabilite etmek için çeşitli zamanlarda seferber olunmuş, bazı düzenlemeler yapılmış. Bütün bunlardan uzaklaşacağımız mesele Türkiye’ye yeni bir Anayasa yapmak. Türkiye’de yeni bir Anayasa yapılmadığı sürece devlet organları arasında çelişkilerin ortaya çıkması mukadderdir.” diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi’nin veya Yargıtay’ın sınırları konusunda karar verecek merci olmadıklarını belirten Çelik, “Her tarafın kendisine göre argümanları var, Sayın Cumhurbaşkanımız, ‘Ben burada hakem pozisyondayım.’ dedi. Cumhurbaşkanlığı makamının burada, devlet organları arasında nihayetinde uyumu gözetme görevi var ama bunun da yazılımla ilgili bir mesele var. Yazılım nedir? Anayasa’dır, eski adıyla Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, devlet teşkilatının esasını oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
“TAHMİN EDİLMEYECEK KRİZLER…”
Yeni bir Anayasa olmadığı sürece siyaset ve devlet hayatının önüne tahmin edilemeyecek krizlerin geleceğini vurgulayan Ömer Çelik, “Türkiye niçin bir anayasa yapamıyor?, esas mesele bu, bunun üzerinde konuşmak lazım.” dedi.
BAHÇELİ’NİN AYM AÇIKLAMASI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi ile ilgili açıklamalarına ilişkin AKP’nin pozisyonunun ne olduğuna ilişkin soruya Çelik, şu yanıtı verdi:
“Burada esas mevzu, yüksek yargı organları arasında bir çelişkinin olması hoş bir durum değil. Daha net bir tablonun ortaya çıkması lazım. Bu çerçevede de bunu giderecek şey, yeni bir Anayasa’nın yapılmasıdır. ‘Cunta Anayasası’ diyoruz, bir sürü müdahale yapılmış ama Türkiye’nin, özellikle siyaset yapanların gelecek nesillere borcu, yeni bir Anayasa’yı hediye etmektir.”
]]>ART ARDA AÇIKLAMALAR
CHP lideri Özgür Özel: Bu işbilmez hükümet, ülkemizi hukukun işlemediği, anayasanın tanınmadığı bir muz cumhuriyetine çevirdi. Yargıtay’ın kararına karşı anayasayı savunmayı ısrarla sürdüreceğiz. Yarın toplanacak Parti Meclisimizde konuyu özel gündem olarak ele alacak ve bundan sonraki mücadele hattımızı belirleyeceğiz.
Türkiye İşçi Partisi:Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Hatay Mv. Can Atalay hakkındaki kararı, Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu sandıkla sağlayamayan Saray Rejimi’nin Anayasa’yı fiilen ortadan kaldırdığının ilanıdır. Bu bir yargı kararı değildir. Darbedir! Darbeye ve darbecilere geçit vermeyeceğiz!”
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu: Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, AYM’nin Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği kararı yok sayması, ülkemizin temel direği olan anayasal düzeni ilga etmeye yönelik bir darbedir. Bizler, “Her koşulda ve herkes için adalet.” diyoruz. Siyasi olarak düşüncelerimiz farklı olsa da, Yargıtay’ın Can Atalay’a karşı kararını tasvip etmiyoruz. Yasalar, kişilere göre şekillenemezler ve herkese karşı eşit olmak zorundadırlar. Hukuku siyasete alet eden siyasiler ve onların kullanışlı aparatı haline gelen hukuk insanları; toplumların ve devletlerin temeli olan adaleti kökünden sarsmakla ülkemizin bekasını tehlikeye atmaktadır. Ölçü, birilerinin keyfi tutumları değil; adaletin kendisidir. Bugün kendilerini ölçü olarak görenler, er veya geç bozdukları kantarla tartılacaklardır.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: Türkiye’nin hukuk devleti olma vasfını yitirmesi, Yargıtay üyelerinin eliyle gerçekleşmektedir. İktidarı bu skandala karşı çıkmaya, sorumluluk almaya davet ediyorum.
Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu: Bir yüksek mahkemenin diğer yüksek mahkemeyi mahkemeye vermesi hukuk tarihine geçecek trajikomik bir nitelik taşımaktadır. AYM ile Yargıtay 3.Ceza Mahkemesi arasındaki kriz hangi açıdan bakılırsa bakılsın herhangi bir hukuk yorum farklılığının çok ötesinde boyutlar taşımakta ve yaşanan devlet krizini derinleştirmektedir. Önce hukuksuzlaşma sonra da anayasasızlaşma sürçeleri ile otoriterleşme tahkim edilmek istenmektedir. Başta yargı mensupları ve siyaset kurumu olmak üzere herkesi şu gerçek konusunda uyarıyorum: Hukuk kaosu toplumsal kaosu tetikler. Toplumu daha fazla germeyin.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır: Yargıtay’ın gerekçeli kararı akıl ve izandan yoksundur! 16’ncı sayfada skandal ifadeler yer alıyor! Maalesef bu kararda, Anayasa Mahkemesi’nin söylemleriyle terör örgütlerinin söylemlerini eşdeğer tutan kirli bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu kararı veren Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’ni terör örgütüyle eş tutarak nereye varmak istemektedir?
TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca: Bu ülkede adalet ‘yok’ değil, artık ‘hiç’ hükmünde! Yargıtay’ın Can Atalay kararı antidemokratik ligde Türkiye’yi zirveye taşıyor. Üstelik yine kritik bir kararı, ‘yan’daş gazetelerden öğreniyoruz. İktidar blokuyla bütünleşen yargının siyasal ajitasyon içeren kararı, kriz anında bir kez daha ‘son çare’ olarak yine özgürlüğü, siyasal temsili kısıtlamaya giden yola tevessül ederek hukukun bütünlüklü çöküşünün önünü açıyor. Bir kez daha söylüyoruz. Can’ın yeri bizim yanımız.
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu: Bir insanı silah zoruyla zorla özgürlüğünden mahrum etmekle Anayasa Mahkemesi kararına rağmen tahliye etmeyerek özgürlüğünden mahrum bırakmak arasında büyük fark var. Birincisi ‘hürriyeti tahdit’ suçu, ikincisi ‘anayasal düzene karşı’ suçtur. Gelinen durum; yargı erkleri arasında görüş ayrılığı değil, Anayasa’yı korumak ve uygulamak zorunda olan yargı kurumunun Anayasa’yı açıkça, bilerek, isteyerek ihlal etmesi ve bunda ısrar etmesidir. Yapılacak tek iş TBMM’nin olağanüstü toplanması ve Anayasa’yı koruyacak bir düzenleme yapmasıdır.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer: Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararının uygulanmaması yargıya yapılan çok açık bir darbedir. Anayasamız, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelidir. Devletimizin temellerini korumak ve halkımızın iradesine sahip çıkmak için Can Atalay’ın yanındayız.
]]>Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından ikinci kez verilen ihlal kararını değerlendiren Özel, yeni asgari ücret konusunda da açıklamalarda bulundu. Özel, komisyon üyeleriyle AKP Genel Merkezi’nde yapılan görüşmeyi de eleştirdi. Özel, şunları söyledi:
“DİRENİYORSA TALİMATLANDIRILMIŞTIR”
– Artık Türkiye’de hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından bahsetmek için hiçbir gerekçe kalmadı. Artık bunu iktidara müzahir hiç kimse tutup da ‘Türkiye’de hukuk var’ demesin. Bir anayasamız var, bu bir toplum sözleşmesi. Anayasada, Anayasa Mahkemesi kararlarının herkes için, tüm gerçek ve tüzel kişiler için, yasama-yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olduğunu söylüyor. Gerekçeli karar yayımlandıktan sonra uygulanır. AYM, Can Atalay ile ilgili son kararını oy çokluğuyla aldı ama yerel mahkemeye bildirirken oy birliğiyle gereğini yapmak üzere bildirdi. Yani AYM’de Can Atalay kararına katılmayan üyeler dahi kararın uygulanmak üzere yerel mahkemeye yollanmasına oy birliğiyle karar verdiler. Aksi anayasayı inkar olur. Yerel mahkeme AYM’ye direnemez, direniyorsa talimatlanırılmıştır.
“GEZİ DAVASI ONUN KİŞİSEL HUSUMET MESELESİ”
– Bu talimat kuvvetler ayrılığını hiçe sayan yürütme organının başı tarafından verilmiştir. Bunun aksini kim iddia ediyorsa milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyordur. Bugün yapılan iş belki madden değil manen kadının satın alınmasıdır. Manen, mahkemenin iradesinin yürütmenin başı tarafından ele geçirilmesidir. Çünkü Gezi davası onun kişisel husumet meselesidir. Türkiye’de kimin hapse gireceğine dünya liderimiz, kimin hapisten çıkacağını dünyanın öbür liderleri karar veriyor.
– Papaz’ı bir telefonla Oval Ofis’e uçuran, Merkel’in bir telefonuyla Deniz Yücel’i bırakan birisi bugün dünya liderlerinden telefon gelse Can Atalay’ı bırakır ama Türkiye’nin buna ihtiyacı yok. Türkiye’nin hukukun uygulanmasına ihtiyacı var. Yapılan iş düpedüz darbe girişimidir. Hatay halkına ‘Sen milletvekili seçemezsin, son kararı ben veririm’ diyorlar. Bu bir darbedir. Hepimize birden ‘Anayasanın bir hükmü yok bu ülkeyi yönetenin kendi kafasına göre bir anayasası var’ diyorlar. Buna bütün Türkiye direnmelidir. Kadı satın alınırsa adalet ölür, bugün adalet ölmüştür. ‘Adalet ölürse yakında devlet ölür’ diyor Fatih Sultan Mehmet.
“ASGARİ ÜCRET ÜÇ AYDA BİR GÜNCELLENMELİ”
– Asgari ücretin kaç lira olduğundan çok bugün neyi satın aldığı, seneye bugün neyi satın alacağıyla ilgilenmek lazım. Büyük bir kandırmayaca ile karşı karşıyayız. Verilen zam son 6 aydaki enflasyonu telafi eden bir zamdır. Asgari ücretin en az üç ayda bir yeniden belirleneceğinin taahhüdünün verilmesi gerekir. Çünkü inanılmaz bir hayat pahalılığı var. Bunlar bir sene zam yapmacaklarını söylüyorlar. Bu kadar yüksek enflasyonun olduğu bir ülkede asgari ücretin en az üç ayda bir güncellenmesi lazım.
– (Asgari ücret görüşmesinin AKP Genel Merkezi’nde yapılması) Komisyonun tarafsızlığına gölge düşürdü. Ayrıca Erdoğan komisyonu kendi siyasi çalışması için araçsallaştırmıştır. Komisyonu siyasetine alet etti.
]]>Özdağ, 21 Temmuz 1922’de Türkiye’ye dönme hazırlığı içindeyken Tiflis’te Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan tarafından şehit edilen, cenazesi önce Tiflis’e daha sonra Erzurum’a getirilip Karskapı Şehitliği’ne defnedilen 4’üncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın mezarı başında tüm şehitler için dua etti ve Cemal Paşa ile ilgili bilgiler verdi.
Şehitlikten ayrılan Özdağ, partililerle kent merkezinde bir süre yürüyüp esnafı ziyaret etti. Atatürk’ün 1919’da 52 gün konakladığı evi gezen Ümit Özdağ, burada basın mensuplarının sorularını cevapladı.
Samsun, Ordu, Giresun, Rize, Trabzon, Artvin’in bulunduğu Doğu Karadeniz’i kapsayan geziyi tamamladığını belirten Özdağ, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Erzincan, Sivas üzerinden Ankara’ya döneceğini, 13 günde 11 ili ziyaret edip halkla, esnaf ve gençlerle bir araya gelmiş olacağını söyledi. Gittiği her yerde tüm bölge halkının nazik ilgi ve sevgisiyle karşılaştığını belirten Özdağ, aralık ayı sonuna doğru yerel seçimler için hemen her yerde adayların belli olacağını bildirdi.
“MİLLİ EĞİTİM BAKANI BİR GÜVENLİK SORUNU HALİNE GELMİŞTİR”
TBMM’de devam eden bütçe görüşmeleri sırasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cemaatlerle ilgili açıklamasını değerlendiren Ümit Özdağ, şöyle konuştu:
* “Milli Eğitim Bakanı bir milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. Biz çocuklarımızı okullara, 21’inci yüzyılda Alman, Fransız, İngiliz, Japon, Güney Kore ve Rus yaşıtlarıyla yarışabilecek bilgi donanımına sahip olsun, daha güzel daha güçlü bir Türkiye için üretimde bulunsunlar, üretebilecek teknolojiyi öğrensinler diye yolluyoruz ama Milli Eğitim Bakanı, bakanlığın görevlerini yerine getirmeyip aksine okulları medreseleştiriyor.
* Nasıl bir eğitim aldığı belli olmayan tarikat, cemaat mensuplarını okullara sokuyor. Bu faaliyetler, çocuklarımızı deizm ve ateizme itecektir. Diyor ki Milli Eğitim Bakanı, ‘Biz onların dağa çıkmasını bu sayede engelliyoruz.’ Milli Eğitim Bakanlığı’nın devletin görevi zaten çocukların iyi yetişmesi ve kimsenin dağa çıkmamasıdır. Bu tarikat ve cemaatlerin Milli Eğitim Bakanı tarafından verilen görevi olamaz. Ayrıca, aynı çalışmayı, iş birliğini FETÖ’yle de yaptılar. FETÖ, dağa çıkmadı ama teslim ettikleri ne yazık ki silahlı kuvvetlerin karargahlarından çıkarak Türk halkına ateş açtı, parlamentoyu bombaladı.”
“YARGITAY SUÇ İŞLİYOR”
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasında yaşananlarla ilgili konuşan Özdağ, “Anayasa Mahkemesi’nin kararı hoşumuza gitse de gitmese de Anayasa diyor ki, ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararı geçerlidir.’ Yargıtay suç işliyor. Yargıtay bilerek suç işliyor, hiçbir yolu yok. Eğer Yargıtay bu tutumunda devam eder, Anayasa’yı çiğnemeye devam ederse yarın vatandaşlardan da yasalara uymasını ve Anayasa’ya uymalarını bekleyemezler. Bu bir akıl tutulmasıdır. Bazı yasalar yanlış olsa bile yasa oldukları için kaldırılana kadar uygulanmak zorundadır. Biz de Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararını beğenmiyoruz ama her beğenmediğimiz karara karşı çıkar ve uygulamıyoruz dersek devlet nasıl yürür” dedi.
]]>AYM’nin Atalay hakkında ‘hak ihlali’ olduğuna yönelik kısa karar dün İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaştı.
Mahkemenin dosyaya ilişkin bir karar vermesi beklenirken mahkeme heyetinin adliyede olduğu öğrenildi.
Heyetin dosyaya ilişkin bir karar vermesi beklenirken Can Atalay’ın arkadaşları ve meslektaşları tarafından Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.
“CAN ATALAY’IN TAHLİYE EDİLMESİ ANAYASAL ZORUNLULUK”
Can Atalay’ın tahliye edilmesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu ifade eden Avukat Deniz Özen, “Aleyhte oy kullanan, muhalefet şerhi yazan AYM üyeleri bile aslında demiş oldular ki, ‘Bizce burada bir ihlal yok’. AYM’nin kararları kesin, bağlayıcıdır ve uygulanmalıdır. Zaten bir şüphe yoktu, birkez daha tescillenmiş oldu. Anayasa hala yürürlükteyse, eğer bu ülkede yurttaşların hukuk güvencesi hala varsa, Can Atalay’ın bir dakika vakit kaybedilmeden bugün tahliye edilmesi bir anayasal zorunluluk. Buna engel olan her kamu görevlisi suç işlemektedir” dedi.
“UYMADIĞINIZ HUKUK GÜN GELİR SİZE DE LAZIM OLUR”
Can Atalay’ın bir dakikadan fazla cezaevinde tutulmaması gerektiğini vurgulayan Avukat Özgür Urfa, “Son süreçte yaşadığımız ilk ihlal kararından sonra tahliye edilmemesinin adı yargı darbesidir. AYM kararını yerine getirmek zorundalar, bu kararı beğenmiyor olabilirler, elleri bu karara imza atmaya gitmiyor olabilir ama uymak zorundalar aksi suçtur. Bugün bu kararı uygulamayanlar yarın, ‘Üzerimizde baskı vardı’ diyerek kurtulamazlar. Hiçbir kuvvet bu ülkede anayasanın üstünde değildir. Her fırsatta ‘Millet iradesi’ diye 20 yıldır bağıranlar bugün Hatay halkının iradesini tanımamayı propaganda ediyorlar. O uymadığınız hukuk gün gelir size de lazım olur işte o gün ses etmeye hakkınız olmaz” açıklamasını yaptı.
OLAYIN GEÇMİŞİ
Anayasa Mahkemesi (AYM), 25 Ekim’de Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın “seçilme hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” yönlerinden hak ihlali olduğuna hükmetmişti.
AYM’nin 9 üyesinin ‘hak ihlali’ yönünde oy kullandığı, 5 üyenin ise ret oyu kullandığı kararının ardından, karar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşmıştı.
Mahkeme heyeti, tahliye kararı vermeden dosyayı 30 Ekim’de Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermişti.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ceza Dairesi’ne sunulan mütalaada, soruşturma ve kovuşturmaya Atalay’ın milletvekili seçilmesinden çok önce başlandığı belirtilerek, “Mahkumiyetine esas sevk ve uygulama maddelerinin TCK’nın 312. Maddesi kapsamında kalan suça ilişkin olduğu anlaşıldığından, seçimden önce bu madde kapsamında suç işleyen milletvekili, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır” ifadeleri kullanılmıştı.
Öte yandan Can Atalay’ın avukatlarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı infazın durdurulması talebi reddedilmişti.
Avukatlar, karara itiraz etmek üzere İstanbul 3. İnfaz Hakimliğine başvuruda bulunmuştu. İtirazı değerlendiren hakimlik de infazın durdurulması talebini reddetmişti.
Atalay’ın avukatlarının infaz kararının durdurulmasına ilişkin itirazını değerlendiren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasının esas mahkemesine gönderilmesine karar vermişti.
]]>