Prof. Dr. Muz, kuraklığın uzun sürmesinin ve beklenenden az yağış düşmesinin bütün canlıları etkilediğini ifade etti.
Kuraklığın tarımsal üretimin yanı sıra arı yetiştiricilerini de olumsuz etkilediğini belirten Muz, “Arılar kışa girerken hazırlamak zorunda oldukları, yavrularını üretmek için gerekli poleni, çiçeklerin kuraklıktan dolayı açmaması ya da çiçeklenme zamanlarının değişmesi nedeniyle bulamadı. Arılar polen bulamadıkları zaman arı sütü üretemezler, yeni yavru yapamazlar.” dedi.
Sonbaharda yeterince polen bulamayan kolonilerde viral hastalık rastlanma oranının arttığını ve bu durumun arı kayıplarına neden olduğunu ifade eden Muz, kışa yorgun ve yaşlı arılarla giren kolonilerin ilkbaharda ölme olasılığının çok yüksek olduğunu belirtti.
Geçen yıl arıcıların bal veriminin beklenenden düşük olduğunu kaydeden Prof. Dr. Muz, ekonomik olarak beklenen performansın sağlanamadığını ve hastalıklarla mücadelede istenen sonuçların alınamadığını dile getirdi.

Varroa denilen parazitin arılara bazı virüsler bulaştırdığını ve bu virüslerin bal arısı hastalıklarına neden olduğunu belirten Muz, şunları kaydetti:
-Ekonomik olarak beklediklerini alamayan arıcılar hastalıklarla mücadelede de beklenen performansı gösteremedi. Bu nedenle varroa denilen parazit arılara bazı virüsler bulaştırdı. Bu virüsler bal arısı hastalıklarına neden olmaktadır.
-Trakya ayçiçeği balının üretildiği geniş bir alan sahip. Gezgin arıcılar nisan ayından itibaren bölgeye gelmeye başlıyor. Gezgin arıcıların Trakya’ya gelmesi tarımsal üretimin artması konusunda faydalı oluyor. Geçen yıllarda ilaçla kaplı bazı ayçiçeği tohumlarının ekiminin yasaklanması arı ölümlerini azaltmıştır. Trakya’da ayçiçeği ekimi yapılan bazı yerlerde beklenmedik arı ölümleri meydana geliyor, bundan dolayı gezgin arıcılar buralara daha temkinli yaklaşıyor, eskisi kadar gelmiyor.
Kırklareli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Nuri Çalışkan da küresel iklim değişikliğinin arıları ciddi şekilde etkilediğine dikkati çekti.
Sonbaharın kurak geçmesi nedeniyle arıların yeterli besin bulamadığını ve kışa genç arılarla giremediklerini belirten Çalışkan, bu durumun arı ölümlerinde büyük artışa yol açtığını ifade ederek, “Maalesef bu sene arı ölümleri biraz fazla oldu. Kırklareli’nde arıcı arkadaşlardan aldığımız geri dönüşlere bakıldığında yüzde 50 civarında arı kaybı var. Bu çok ciddi bir rakam.” diye konuştu.
Kuraklık ve arı ölümlerinin arıcılık sektörünü olumsuz etkilediğini vurgulayan Çalışkan, arı yetiştiricilerini zor günlerin beklediğini kaydetti.
Arıcıların daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini dile getiren Çalışkan, “Bizim bölgemizde mesela Kırklareli arısı var. Bu arı hastalıklara dirençli, bal verimi yüksek. Mevsimsel şartlara göre bu bölgeye uyum sağlamıştır. En yüksek verime sahiptir. Tüm arıcılar kendi bölgesine uyum sağlamış arılarla çalışmalı. Arıcılarımızın bu konuda biraz daha bilinçli olması gerekiyor. Bölgemize uyumlu arılarla çalışırsak bu sıkıntıları bir nebze olsun aşarız diye düşünüyorum.” dedi
Kırklareli’nde sürdürülen arı ıslah çalışmaları dolayısıyla belirli bölgelere gezgin arıcı girişinin yasak olduğunu ifade eden Çalışkan, “Sadece Trakya’da değil, dünyada bu kuraklık olduğu için bütün gezgin arıcıları kötü günler bekliyor diye düşünüyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Arı ölümlerinin en büyük nedenlerinden birinin zirai ilaçlama olduğunu belirten Çalışkan, ilaçlamaların akşam saatlerinde yapılması gerektiğini vurgulayarak, herkesin bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiğini dile getirdi.
Geçen yıl zirai ilaçlamadan dolayı arı ölümlerinin yaşandığını hatırlatan Çalışkan, “Arı zehirlenince ona bağlı olarak koloni çöküşleri yaşanıyor. Verimi geçtik, arılar ölüyor. Bu arıcı için kötü bir durum.” dedi.
‘BİLİNÇLİ İLAÇLAMA HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’
Trakya Üniversitesi Havsa Meslek Yüksekokulu Park ve Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tan ise Türkiye’de yaklaşık 8 milyon kovandan 100 bin tonun üzerinde bal elde edildiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Tan, arıların sadece bal üretmekle kalmayıp, doğadaki bitkilerin döllenmesini de sağladığını ancak küresel iklim değişikliğinin ve şiddetli yağışların bal üretimini olumsuz etkilediğini belirtti.
Arı ölümlerinin doğru ilaçlama yöntemleriyle önlenebileceğini belirten Tan, Trakya’da geniş alanlarda kanola yetiştirildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
-Toplu arı ölümlerinin en fazla görüldüğü yerlerden bir tanesi de kanola tarlalarıdır. Arılar kanolayı çok seviyor. Kanola çok iyi bir bal özü bitkisidir. Kanolaya tarımsal ilaçlama yapılırken bol miktarda ilaç kullanılıyor.
-Bu ilaçlama bilinçli bir şekilde yapılmazsa üreticilerimiz arı ölümlerine katkı vermiş oluyor. Buna çok dikkat etmek gerekiyor. Doğru ilaçların ve dozların kullanılması lazım. İlaçlamanın doğru zamanda yapılması gerekiyor.
-Sabah güneş doğar doğmaz arılar en yakın kanola tarlalarına hücum ediyorlar ve akşam gün batana kadar bu tarlalarda çok yoğun faaliyet gösteriyorlar. Aydınlık dönemde yapılan ilaçlama, kanola tarlalarındaki arıların tamamen ölmesine neden oluyor. Bu nedenle doğru ilaçlamayı akşam gün batınca yapmak gerekiyor.
]]>Prof. Dr. Yarsan, “Son zamanlarda özellikle iklim değişikliğinden kaynaklanacak şekilde ya da zirai mücadele ilaçlarından kaynaklanacak şekilde arı ölümlerinin yüksek düzeylerde olduğunu görürüz. O zaman arıda etkili olan, öldürücü olan, kayıplara neden olan faktörleri de sistematik olarak ifade etmemiz gerekir. Normalde kışa girildiği zaman, çevre sıcaklığı 13-14 derecelere indiğinde arılar, ‘kış salkımı’ adını verdiğimiz fizyolojik bir mekanizmaya girerler. Bu bir nevi ‘kış uykusu’ olarak da ifade edilir. Çok az bir besinle kış dönemini geçirirler ama çevre sıcaklığının bu derecelerin üzerine doğru yükselmesi, 15-16 derecelere yükselmesi ki son zamanlarda özellikle son birkaç yıldır bu şekildedir; o zaman arıların sanki bahar gelmiş gibi kovandan dışarı çıkmasına ve fizyolojik faaliyetlerine başlamasına yol açar. İklim değişikliği arıyı etkileyecek olursa; özellikle bahar döneminde olacak şekilde birtakım problemlerin ya da toplu arı ölümlerinin yaşanması kaçınılmaz bir sonuç olur” dedi.
‘YAĞIŞLAR DA ARI ÖLÜMÜNE ETKİ EDİYOR’
Toplu arı ölümlerinin sadece hava sıcaklıklarındaki düşüş ya da yükselmeye bağlı olmadığını, aynı zamanda deprem, sel, yangın gibi olaylarla da oluşabileceğini kaydeden Prof. Dr. Yarsan, “Aşırı yağış alınması durumunda da yine arılarda sindirim kanalında yerleşmiş olan ‘nosema’ adını verdiğimiz bir hastalığın daha fazla ortaya çıkmasına yol açar. Nosema özellikle bağışıklık sistemini etkiler, arının ve buna bağlı olarak da yine arıda hem öldürücü nitelikte hem de aynı şekilde koloninin zayıflaması niteliğindeki etkiler şekillenecektir” diye konuştu.
Zirai mücadele ilaçlarının da arı ölümlerine neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Yarsan, “Yakın zaman içerisinde ülkemizde, belli bölgelerde olacak şekilde toplu arı ölümleri olmuştur. Uluslararası düzeyde de dünyada yine toplu arı ölümler olmuştur. Çünkü gelişigüzel olacak şekilde ve bilinçsiz şekilde bu zirai mücadele ilaçlarının yoğun şekilde kullanılması, beraberinde arılar üzerinde de zehirliliğe yol açacaktır. Kullandığımız ilaçlardan da maksimum etki elde etmemiz gerekir. Ama ülkemizde 2006 yılından itibaren bakteriyel kökenli hastalıklarda antibiyotiğin kullanılması yasaklanmıştır. Dolayısıyla böyle bir uygulama, söz konusu olamayacaktır. Özellikle parasel etkenlere karşı, varroa hastalığına karşı antiparasel ilaçlar kullanılır. Şunun bilinmesi önemlidir; acaba kullandığımız ilaç gerçekten etkili mi? Bu etkiyi ortaya koyacak şekilde hedef niteliğindeki canlıda varroa parazitinde bir direnç gelişti mi? Bunu ortaya koymamız gerekir” dedi.
‘YÜZDE 69 DİRENÇ TESPİT ETTİK’
Yakın zaman içerisinde yaptıkları bir çalışmada 330’un üzerinde varroa etkeni toplayarak ilaçlara dirençlilik karşısında çalışmalarda bulunduklarını kaydeden Prof. Dr. Yarsan, “Ruhsatlı olan bir ilacın yüzde 69 oranında dirençli olduğunu tespit ettik. 100 etken varsa, kullandığınız ilaç bunların yaklaşık yüzde 70’inde etkisiz olacak, diğerlerinde etkili olacak. Dolayısıyla kullandığınız zaman, ilacın etkisiz olma durumu da beraberinde gelecek. Bu durum illere göre, değişkenlik gösterdi. Bazı illerimizde bu yüzde 50’lerdeydi ama bazı illerimizde ise örneğin yüzde 90’ın üzerinde dirençlilik tespit ettik. Dolayısıyla sadece o etkene karşı değil, o ilaca karşı değil, diğer ilaca karşı da aynı etkende ya da diğerlerinde bir dirençlilik var mı; bakmamız gerekir. Bu da beraberinde rasyonel bir tedaviyi beraberinde getirecek. Dolayısıyla toplu arı ölümleri dediğimiz zaman özellikle 3 faktörü; iklim değişikliğini, direnç durumu ile ilaçların etkisiz kalmasını ve üçüncü bir faktör olarak da zirai mücadele ilaçlarının bilinçsizce kullanılmasını ifade edebiliriz” diye konuştu.
]]>PROJE 10 KÖYÜ OLUMSUZ ETKİLEYECEK
RES istemeyen köylülerin avukatları, toplantının yapılmadığına dair tutanak tutturdu. Kent Koruma Kurulu da toplantı öncesi Pülümür Belediyesi Cemal Süreya Kültür ve Belek Evi önünde açıklama yaptı. Muhtarlar, köy sakinleri ve belediye başkanları açıklamaya katıldı. Söz konusu RES projesinin, 10 köyü ve köylerdeki canlı yaşamını olumsuz yönde etkileyeceği, proje kapsamındaki bölgede nesli tükenme tehdidi altında olan canlı türlerinin bulunduğu belirtildi.
“HAYVANCILIK DURMA NOKTASINA GELECEKTİR”
Pülümür Belediyesi Cemal Süreya Kültür ve Bellek Evi Konferans Salonu ve Konferans Salonu önünde köylüler adına basın açıklamasını okuyan Göcenek köyü muhtarı İsmail Turan, bölge halkının projeye onay vermediğine dikkat çekti.
Projenin mera alanlarına yapılacağını belirten Turan şunları söyledi:
“Bilindiği üzere ilçemiz Dağyolu, Közlüce, Hacılı, Göcenek ve Süleymanuşağı köylerimizin sınırları içerisinde Mina Marble Mermer Maden Ticaret A.Ş. tarafından paşa depolama rüzgar enerji santrali yapılması planlanmaktadır. Adı geçen köyler ve çevre köylerimiz de geçim kaynağı arıcılık ve hayvancılıktır.
Yapılması planlanan projenin yapılacağı alanlar mera alanlarıdır. Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde hayvancılık yapan üreticilerimizin de mera alanı olarak kullandığı alanlar olarak bakıldığında ilimizde yapılan hayvancılık faaliyetlerini durdurma noktasına getirecektir.
İlçemizde son zamanlar geri dönüşler başlamış metropoller de yaşayan hemşerilerimiz köylerine geri gelme planı yaparken tarım, hayvancılık ve arıcılık faaliyetlerinin her geçen gün arttığını bariz görülmekteyken bu ve benzeri projeler yaratacağı olumsuz etkilerden kaynaklı yeniden bölgeden tersine göçün önünü açacaktır”
“İLÇENİN OLUMLU GÖRÜŞÜ BULUNMAMAKTADIR”
135 sayfalık ÇED başvurusu dosyasında temel geçim kaynaklarından biri olan ‘arıcılık’ ve ‘balcılık’ kelimelerrinin hiçbir yerde geçmediğini belirten Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arıcılığın nasıl etkileneceğine dair tek bir kelime dahi yok. Arılar tarımsal sürdürebilirlik açısından oldukça önemli canlılar. Tozlaşmayı sağlamaya yardımcı olduklarından global tarımın devamı büyük ölçüde arı popülasyonuna bağlıdır.
Rüzgar enerjisi dönüşüm sistemleri dendiğinde akla gelebilecek çevresel ilk olumsuz etki gürültü kirliliğidir. Tribünlerin bir diğer çevresel etkisi ise doğal yaşama verdiği olumsuzluklar.
Kanatlı pek çok canlının ölümüne yol açabilen bu sistemlerin kuş göç yolları üzerine kurulması daha yıkıcı sonuçlara neden olmaktadır. Bölgenin nesli tükenmekte olan yabani hayvan türlerine ev sahipliği yaptığı ve bunların koruma zorunluluğu bulunmasına rağmen bu türler de tespit edilmemiştir.
Söz konusu proje hakkında ilçemizde yaşayan hiçbir yurttaşımızın olumlu görüşü bulunmamaktadır. Bizler bölge halkı olarak bu projenin hayata geçmemesi için kamuoyundan ve yetkililerden bizlerin, yaban hayatın doğanın ve çevrenin yanında yer almanızı talep ediyoruz.”
]]>