AYM Başkanlığı makamında basına kapalı yapılan törende Arslan, görevini Özkaya’ya devretti.

“DEĞİŞİMİ, DÖNÜŞÜMÜ HEP BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİK”
AYM Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen veda törenine Zühtü Arslan’ın yanı sıra Yüksek Mahkemenin yeni Başkanı Kadir Özkaya, AYM üyeleri ve personeli katıldı.
Arslan’ın görev sürecine ilişkin kesitlerin yer aldığı video gösterimiyle başlayan törende konuşan Zühtü Arslan, veda konuşmalarının zor olduğunu, 12 yıl görev aldığı bir yerden ayrılırken konuşmanın daha da zor olduğunu söyledi.
Yozgat’ın Sorgun ilçesinde 40 metrekarelik bir evde doğduğunu anlatan Arslan, küçük yaşta babasını kaybetmesi nedeniyle erken yaşta “büyüdüğünü”, bu sorumluluk duygusu içinde eğitim hayatıyla birlikte, geçimini de sağlamayı sürdürdüğünü ifade etti.
Akademik hayatla pratiğin birbirinden farklı olduğunu belirten Arslan, AYM’de görev almadan önce Yüksek Mahkemenin kararlarını en fazla eleştiren akademisyenlerden biri olduğunu, 2001’deki bir makalesinde de bu yöndeki eleştirilerinin yer aldığını dile getirdi.
Anayasa yargısı alanında iki temel paradigmanın bulunduğunu belirten Arslan, bunlardan birinin hak eksenli bireylerin haklarını önceleyen, diğerinin ise ideoloji eksenli daha devletçi yaklaşım olduğunu, iki yaklaşımın birbiri ile çatıştığını bildirdi.
“Kişi kınadığını yaşamadan ölmez” ifadelerini kullanan Arslan, 2012’de AYM’de görevine başladığını belirterek, şöyle devam etti:
“2001 yılında o makalede savunduğum hak eksenli paradigma, hak eksenli yorum ve yaklaşım bugün Anayasa Mahkemesinde hakim paradigmadır. Bu değişimi, dönüşümü biz hep birlikte gerçekleştirdik. Bundan dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Anayasa Mahkemesi 2012’de getirilen bireysel başvuru hakkından sonra hak eksenli kararlar vermektedir. Vermeye de devam edecektir, benim inancım o yöndedir.”

“AYM’NİN TEMEL GÖREVİ TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KORUMAKTIR”
AYM başkanı Arslan, hak eksenli yaklaşımın Türk toplumuna ithal bir yaklaşım olmadığını, bu yaklaşımın Mevlana’nın yüzyıllar önce verdiği mesajın ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu vurguladı.
Hak eksenli yaklaşımın bir zorunluluk olduğunu bildiren Arslan, “Anayasa mahkemelerinin temel görevi, temel hak ve özgürlükleri korumaktır. Bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu bir zorunluluktur. Bunu yapmak elbette kolay değildir.” diye konuştu.
Görevi boyunca hak eksenli yaklaşımın temel alınması ve sürdürülmesi için tüm gayretini gösterdiğini dile getiren Arslan, şöyle devam etti:
“Bir insan için en zor işlerden birisi karar vermektir. Hele verdiğiniz karar her bir insanın, ülkenin kaderini etkiliyorsa o zaman gerçekten de karar vermek dünyanın en zor işidir. Karar sürecini doğum sürecine benzetiyorum. Karar verdiğinde herkesi memnun edemiyorsunuz, beklentiler farklı olabiliyor. Zaman zaman eleştirinin çok ötesine geçen saldırılarla da karşılaşabilirsiniz. O ağır saldırılar karşısında yutkunursunuz, öfkenizi içinize akıtırsınız. Haksızlık olduğunu bilirsiniz. İçinizde o haksızlığa karşı duyduğunuz isyan çığ gibi büyür. Ağzınızı açmak istersiniz, açamazsınız. Bu da fedakarlığın önemli bir boyutudur. Anayasa yargıcı olmak bedeli ağır olan bir görevdir. Bu görevi önemli olan layıkıyla yapabilmek ve vadesi geldiğinde ayrılabilmektir.”
Zühtü Arslan, görev süreci boyunca birlikte çalıştığı başkan, üye ve personele teşekkürlerini iletti, Yüksek Mahkemenin yeni başkanı Kadir Özkaya’ya başarı dileğinde bulundu.

KADİR ÖZKAYA’DAN TEŞEKKÜR KONUŞMASI
Yüksek Mahkemenin Başkanlığına seçilen Kadir Özkaya, Arslan’ın görev süresi boyunca disiplinle ve akla dayalı şekilde görev icra ettiğini, AYM’nin kurumsallaşması anlamında önemli işlere imza attığını söyledi.
Arslan’dan devraldığı bayrağı daha ileri götürmenin gayreti içinde olacağını dile getiren Özkaya, “Sayın Başkanımız hak eksenli yargılama anlayışıyla Anayasa Mahkemesi tarihinde, Türk hukuk tarihinde kendisine bir yer edindi. Bu ayrıca bir kez daha takdir edilmesi gereken özelliği. Kendilerini çok özleyeceğiz. Mahkememize yaptıkları tüm katkılarından dolayı müteşekkiriz.” ifadelerini kulandı.
]]>Annelerinin ellerini bir an olsun bırakmayan iki kardeş, özellikle sahilde gezmeyi, parklarda oynamayı, tiyatro ve sinemayı, ebru kursuna gitmeyi seviyor.
Şehit Kübra Doğanay İmam Hatip Ortaokulu 8’inci sınıf öğrencisi İremsu ve 5’inci sınıfa kayıtlı Zeynep, evde eğitim imkanından yararlanıyor, hayatlarını kolaylaştıracak fizik tedavi süreçlerine katılıyor.
Galatasaray taraftarı olan kız kardeşler, aldıkları davet üzerine geçen ay Florya Metin Oktay Tesisleri’nde Mauro Icardi hariç futbolcularla buluştu, sarı kırmızılıların 18 Ocak’ta Ziraat Türkiye Kupası’ndaki Ümraniyespor maçını locadan izledi.

“Sabırsızlıkla Icardi ile buluşmayı bekliyorum”
İremsu Arslan, ebru ve resim yapmayı çok sevdiğini, özellikle resimde kendisini geliştirmek istediğini söyledi.
Galatasaraylı futbolculardan imza aldıklarını, fotoğraf çektirdiklerini belirten İremsu, “Antrenmanlarını izledik. Sonra bizi maça davet ettiler. Gittik ve maçı izledik. Sabırsızlıkla Icardi ile buluşmayı bekliyorum” dedi.
Tülay Arslan da 17 yaşındaki kızı Rümeysa’nın herhangi bir sağlık sorununun olmadığını ancak İremsu ve Zeynep’in erken yaşlanma hastalığına yakalandığını anlattı.
İremsu’ya progeria tanısının 3 yaşında konulduğunu dile getiren Arslan, şöyle devam etti:
“Tanı konulduğunda Zeynep’e hamileydim. Aklıma gelen ilk soru, ‘Ya karnımdaki bebeğimde de aynı hastalık çıkarsa?’ oldu. Nedeni bilinmiyor, araştırmalar sonucunda tedavisi de yok. ‘Bu çocuklar için hiçbir şey yapılamaz. Normal bir çocuk gibi hayatını idame ettirecek. Sadece her ay rutin şekilde getirip götüreceksiniz.’ dediler.
Bursa’da ilk vaka olarak İremsu geçiyor. İremsu’ya tanı konulduktan sonra gelişimi iyi olan Zeynep’i de kontrollerden geçirdiler. Yapılan testte küçük kızımın da progeria hastalığına yakalandığı ortaya çıktı. Daha sonra tedavilerine İstanbul’da devam edildi.”

“Fizik tedavi sonucunda çok büyük gelişimimiz var”
Arslan, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesindeki tedavinin ilk yılını bitirdiklerinde gelişimlerinin iyi olmasından dolayı kızlarının aynı hastalığa yakalanmış çocuklar arasında en iyi vakalar arasında görüldüğünü aktardı.
Hayata dört elle sarıldıklarını vurgulayan Arslan, “Çok şükür zihinsel bir engelimiz yok hatta yaşıtlarından daha olgunlar, daha iyi seviyedeler. Oyun oynayabiliyor, ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Biz bu 10 yıl içinde çok şeye şahit olduk.
Her halimize şükrediyoruz. Çocukların kaliteli bir hayat sürebilmeleri için elimizden geleni yapıyoruz. 10 yıldır fizik tedavi alıyoruz. Fizik tedavi sonucunda çok büyük gelişimimiz var. Çünkü denge problemlerimiz çok vardı” diye konuştu.
Eskiden okula gidebilen kızlarının riskli olduğu için şimdi evde eğitim aldığı bilgisini veren Arslan, ebru, resim, konser, sergi, tiyatro, sinema gibi çok etkinliklere katıldıklarını, bunun onları çok mutlu ettiğini belirtti.
Arslan, İremsu ve Zeynep’in mutluluğu için her türlü çabayı sarf ettiklerini sözlerine ekledi.
Kardeşlere eğitim veren İngilizce öğretmeni Tarık Yele ve Türkçe öğretmeni Esra Balkan, onlarla iyi vakit geçirdiklerini, anne Arslan ve çocuklardan çok şey öğrendiklerini ifade etti.
Fizyoterapist Durukan Acar ise 5 yıldır İremsu ve Zeynep’le ilgilendiğini, kardeşlerin başarılı şekilde bedensel eğitimlerine devam ettiklerini bildirdi.
]]>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Arslan başkanlığındaki kazı heyeti, gün ışığına çıkardıkları eşyalarla Assos’ta yaşamış insanların yemekleri nasıl pişirdikleri ve servis ettikleri, hangi hayvanları tükettikleri, hangi araç ve gereçleri kullandıkları gibi soruların yanıtlarını arıyor.
Ve ‘bothros’ adı verilen çöplükte yapılan kazılarda, günlük eşyalara ait yüzlerce parçanın yanı sıra ham madde olarak nitelendirilen bazı malzemeler de ilk kez gün yüzüne çıkarılıyor.

Konservatörler, her biri yapbozu andıran eşyalara ait parçaları uzun uğraşlar sonunda bir araya getirerek antik yaşama ait malzemeleri bugüne ulaştırıyor.
“HER TÜRLÜ ÇÖPÜN ATILDIĞI BİR ALAN”
Prof. Dr. Nurettin Arslan, Assos Antik Kenti’ndeki çöplüğün ‘agora’ olarak bilinen meydanın doğu kenarındaki Roma dönemine ait bir çeşme yapısının kenarındaki boşlukta yer aldığını söyledi.
Assos’ta yapılar inşa edilirken genelde kayalık bir bölge olduğu için ana kayanın kesilmesi gerektiğini belirten Arslan, “Roma dönemindeki çeşme yapılırken de ana kaya kesilmiş. Arada neme karşı önlem almak için yarım metre civarında boşluk bırakılmış. İki bu boşluklar çeşme faaliyetteyken hiçbir şekilde çöp atılmıyor fakat çeşme işlevini kaybettikten sonra bu boşluklar ya da alanlar insanların her türlü çöpün attığı bir alana dönüşüyor” dedi.
Arslan, bu çöp alanlarının da antik dönemde ‘bothros’ olarak adlandırıldığı bilgisini verdi.

Assos’taki çeşmenin yanında bulunan boşluğun 2. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar ev atıklarının atıldığı bir alan olarak kullanıldığını dile getiren Arslan, şöyle devam etti:
“Burada ele geçen her türlü parçanın dikkatli toplanması, istatistiğinin yapılması, gruplara ayrılıp tekrar birleşip birleşmediğine bakılması gerekiyor. Bu uzun soluklu çok zor bir iş. Amacımız sadece alanları, mekanları ortaya çıkarmak değil. Bu kentteki insanların evlerinde yemekleri nasıl pişirdikleri, nasıl servis yaptıkları, hangi tür hayvanları yedikleri ya da hangi aydınlatma araç ve gereçleri kullandıkları gibi soruların cevaplarını aramamız gerekiyor. Bu soruların cevapları da doğal olarak antik çöplükte yer almakta.”

BALIK KEMİKLERİNDEN ÜRETİLMİŞ ALETLER BULUNDU
Arslan, çöplükten çıkarılan eserler arasında Roma döneminde ‘sigillata’ denilen kırmızı astarlı kapların, Afrika’da ‘terra sigillata’ olarak bilinen ve üzerlerinde askılar, haçlar olan seramiklerin çoğunlukta olduğunu aktararak, domuz ve büyükbaş olmak üzere o dönem tüketilen hayvanlara ait kemiklere de ulaştıklarını belirtti.

Prof. Dr. Arslan, “İnsanların yazı yazmak için kullandıkları ya da merhemleri karıştırmak için ihtiyaç duydukları küçük kaşıklar, kalemler ele geçti. Bu her yerde bulunan bir bulgu ancak Assos’taki bu bulguyu önemli kılan, ‘stylus’ dediğimiz kalemler ya da küçük kaşıkların, balıkların sırtlarındaki yüzgeç kemiklerinden yapıldığını öğrendik. Bugüne kadar bu tür aletlerin üretildiğini biliyoruz fakat bunlara ait ham maddeyi bulma şansımız yoktu ama bu çöplükte balık kemiklerinden üretilmiş olan aletlerin yanında henüz işlenmemiş olan ham maddeleri bir arada gördük” diye konuştu.
]]>