Şener, AA muhabirine, son günlerde hastaneye grip şikayetiyle başvuran hastaların sayısında artış olduğunu, birçok kişinin ise hastaneye gitmeden aldıkları ilaçlarla bu süreci ayakta geçirmeye çalıştığını anlattı.
Kovid-19, influenza ve grip virüslerini ayırt etmenin zor olduğunu ifade eden Şener, “Üst solunum yolu enfeksiyonu, burun akıntısı ve burun tıkanıklığının daha belirgin olduğu tablolar rinovirüs dediğimiz tablo. Boğazda ağrı ve yanma, kuru öksürük ile eklem ve kas ağrılarının daha belirgin olduğu tablolarda ise korona ya da influenza dediğimiz tablolarla karşı karşıya kalıyoruz. Özellikle gece gündüz ısı farkının artmasıyla virüsün yayılımının başlaması aslında şaşırtıcı değil.” dedi.
Şener, okulların açılmasıyla birlikte çocuk ve gençlerin enfeksiyonları evlere taşımaya başladığını, onlar ağır geçirmese de evlerde temas ettikleri grip aşısı olmayan 65 yaş üstü ve bağlı hastalığı olan kişilerin daha ağır semptomlar gösterdiğini kaydetti.
Grip aşısının önemine değinen Şener, şunları kaydetti:
“65 yaş üstü kişilerin 15 Kasım’a kadar olan periyotta grip aşısını olmaları gerekiyor. Çünkü grip aşısı olmayan grupta yaygın akciğer enfeksiyonu ve zatürre gibi tabloları sık görüyoruz. Grip vakaları her sene artıyor aslında. Grip aşısı, hastalığın yayılımını engelleyen bir aşı değil. Bireysel korunma için olmak gerekiyor. Yani ağır akciğer enfeksiyonu geçirmemek için, yoğun bakıma yatmamak için. Yoksa aşı olunca grip olmayacaksın demek değil. Hastalığı hafif atlatmanız, sonrasında komplikasyon gelişme ihtimalinizin düşük olması demek.”
Prof. Dr. Alper Şener, grip ve benzeri enfeksiyonlardan korunmak için kapalı ya da iyi havalandırılmayan alanlarda maske kullanımının da önemli olduğunu sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belediyeden yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş liderliğinde, sosyal destek alan ailelerin çocukları için ücretsiz HPV aşısı uygulaması hayata geçirildi.
Bu kapsamda, 9-30 yaş aralığındaki kişilere yönelik “HPV Aşı Programı” için başvurular, 20 Mart-20 Nisan arasında kabul edildi.
Gazi Üniversitesi Hastanesi işbirliğiyle gerçekleştirilen programda 15 yaş altı 251 ve 15 yaş üzeri 1324 birey olmak üzere 1575 kişinin başvurusu alındı.
Projeye, 15 milyon 180 bin lira bütçe ayrıldı ve 5 bin doz HPV aşısı temin edildi. İlk dozlar Gazi Hastanesinde yapılmaya başlandı. Projenin ilk etabında 2 bin kişinin aşılanması planlanıyor.
Açıklamada değerlendirmesine yer verilen Sağlık İşleri Daire Başkanı Mustafa Ünsal, proje kapsamında 9-30 yaş arasındaki kız çocuklarına ve kadınlara, rahim ağzı kanserini önlemeye yönelik üç doz HPV aşısı yapılacağını belirtti.
Ünsal, ilk dozun bugün, ikinci dozun 2 ay sonra ve üçüncü dozun ise 6 ay sonra yapılacağını, projenin yaklaşık 1 yıl süreceğini kaydederek, 11 belediyenin teknik destek almak için başvuruda bulunduğunu aktardı.
“İş birliğinden mutluluk duyuyoruz”
GÜ Hastanesi Başhekim Prof. Dr. Hasan Bostancı da iş birliğinden memnuniyet duyduğunu belirterek, uygulamanın Türkiye’de yayılarak devam etmesini temenni etti.
GÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol ise “HPV aşısı, özellikle 15 yaş altındaki bireylere uygulandığında yüzde 99,5 oranında koruma sağlıyor. Enfeksiyon kadın ve erkek bireylerin yüzde 85’ini etkiliyor. Dileriz ki Türkiye’deki tüm kadınlar ve erkekler bu aşıya kavuşur. Bu enfeksiyonu önlemenin başka bir yolu yok.” değerlendirmesinde bulundu.
GÜ Hastanesi Yetişkin Aşı Merkezi’ne gelerek ilk doz HPV aşısını yaptıran vatandaşlar, emeği geçenlere teşekkür etti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CHP Sağlık Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Sağlık Bakanlığı depolarında bulunmayan ve tedarik edilemeyen aşılara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Aksaz Şahbaz’ın açıklamaları şöyle:
“Sağlık Bakanlığı’nın beceriksizliği ve ihmalkarlığı nedeniyle ülke genelinde aşı stokları tükenerek halk sağılığı tehdit altına girdi. Günümüzde bir yandan aşı tereddüdü artarken bir yandan da aşı stoklarımız düşüyor, ‘yok’ deniliyor, hekimlerimiz temkinli olmaya davet ediliyor. Bebeklerin, çocukların ve yetişkinlerin sağlığı hiçe sayılıyor. Uyarılara rağmen ihale yapmaktan ve devlete aşı temin etmekten aciz bir yönetimle karşı karşıyayız. Artık günü kurtarmak için alınan aşıların sonuna geldik. Bebeklerde ve çocuklardaki aşı takvimi belli. Ülkemizde yıl içinde gerçekleşen doğum sayısı belli. Kaç çocuğa kaç doz aşının yapılacağı da belli. Bu sayılar göz önüne alınarak belirlenebilecek kritik stok, bizim Sağlık Bakanlığımız tarafından sağlanmadığı için biz bu krizi yaşıyoruz. Depolarda aşı yok çünkü Türkiye’yi yönetenler halkımızın sağlığını umursamıyor veya basit matematik hesaplarını bile yapamıyor.
“Krizin en ağır yükünü sağlık çalışanlarımız çekiyor”
Türkiye’de bir aile hekimine iki aşı düşüyor. Bu krizin en ağır yükünü sağlık çalışanlarımız çekiyor. ASM’lerde çalışan hekimlerimiz ellerinde az sayıda bulunan aşılarla sadece kendi bölgelerinde olan bebek ve çocukların aşısını yapabiliyor. Farklı bölgelerden gelen misafir bebek ve çocuklarımızı ise kendi bölgelerine yönlendirmek zorunda kalıyor. Aile hekimleri öncelik sıralaması yapmak zorunda bırakılıyor. ‘Hangi çocuk aşılanacak, hangisi bekleyecek’ kararını hekimlerimize bırakmak, halk sağlığını hiçe saymaktır. Sağlık çalışanlarımızın omuzlarına yüklenen bu sorumluluk kabul edilemez.
“Aşı olmak için gidip yetersizlik nedeniyle aşı olamayan vatandaşlarımız hekimlerimizi suçluyor”
Aşı reddi ülkemizde günden güne artarken üzerine bir de aşı yokluğu eklenince aşı tereddüdüne karşı verilen mücadele de sekteye uğruyor. Kriz sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Aşıya ihtiyaç duyan yetişkin hastalarımızın öncelik sıralamasında bebek ve çocuklardan sonra gelmesi, hekimlerimizle vatandaşlarımızı karşı karşıya getiriyor. Örneğin Hepatit B aşısının yetişkinlerde yeni başlayan sağlık çalışanlarına, diyalize girenlerde, ailede Hepatit B varsa diğer bireylere, evlenmek üzere çiftlerden ihtiyaç duyanlara belli sürelerde, üç doz halinde yapılması gerekiyor. Ancak aşı olmak için gidip yetersizlik nedeniyle aşı olamayan vatandaşlarımız hekimlerimizi suçluyor. Bu da sağlıkta şiddeti artırıyor.
“Bu sorumsuzluğun hesabını kim verecek”
Sorumluluk almaktan kaçınan Sağlık Bakanlığı, faturayı aile hekimleri ve vatandaşlara kesiyor. Zamanında ihaleye çıkıp aşıları almayan Sağlık Bakanlığı’nın krizin gündem olmasıyla birlikte temmuz ayında ihaleye çıktığı bilgisini aldık. İki aylık sürecin ardından aşılar Türkiye’ye gelecek, kontrolden geçecek ve dağıtımı yapılacak. Toplam süreç neredeyse beş ayı bulacak. Her şey yolunda gitse bile, aşıların eksiksiz şekilde temin edilmesi kasım ayını bulacak. Kasım ayına kadar geçen süreçte aşı temini nasıl sağlanacak? Kim bu sorumsuzluğun hesabını verecek? Aynı durumun tekrar yaşanmaması ve vatandaşlarımızın mağdur edilmemesi için hangi bölgeye, ne kadar nüfusa kaç doz aşı gerekeceğinin net bir şekilde belirlenmesi ve doğru planlamanın yapılması gerekir. CHP olarak halkın sağlığını güvence altına alacak uygulamaları acilen hayata geçireceğiz. Vatandaşımızın aşıya ulaşımının önündeki her türlü bürokratik ve hukuki engeli ortadan kaldıracağız.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı, Gazze’de ilk çocuk felci vakasının 10 aylık bir bebekte tespit edildiğini aktardı. Birleşmiş Milletler’in (BM) bölgede çalışan sağlık ajansları, daha önce Gazze’deki atık su örneklerinde polio virüsünün tespit edildiğini duyurmuş ve hastalığın yayılmasını engellemek için acil önlem çağrısı yapmıştı.
New York’taki BM Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, konuyla ilgili açıklamasında çatışma taraflarına aşı kampanyasının yürütülebilmesi için ateşkes çağrısında bulundu. Guterres, “Açık olalım: Çocuk felcini mutlak bir şekilde durduracak şey barış ve acil insani bir ateşkestir. Ancak her durumda, polio (aşı kampanyası için) çatışmaların duraklaması şarttır” dedi.
Gazze’deki 600 binden fazla çocuğun aşılanması için iki aşamalı bir aşı kampanyası öneren Guterres, bağışıklığın sağlanması için yüz 95 oranında aşılama yapılması gerektiğini ifade etti
BM sağlık ajansı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ağustos ayının başında Gazze’deki atık su örneklerinde polio virüsü (çocuk felci) tip 2’nin bir varyantı tespit edildiğini aktarmıştı. DSÖ Bölgesel Direktörü Dr. Hanan Balkhy, çocukların yüksek risk altında olduğu uyarısında bulunmuş, virüsün Gazze sınırlarını geçebileceği konusunda uyarılarda bulunmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Maymun Çiçeği virüsü Afrika'nın dışına çıktı. İsveç'te ilk maymun çiçeği vakası görüldü. Avrupa sınırlarına da sıçrayan hastalık için gözler şimdi resmi makamlarda.
DSÖ, Çarşamba günü aldığı kararla Afrika'yı etkisi altına alan M çiçeği (Mpox) virüsü salgını nedeniyle "küresel acil durum" ilan etti. DSÖ, kasım ayında yaptığı açıklamada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DRC) virüsün cinsel yolla bulaştığını ilk kez doğrulamış, Afrikalı bilim insanları ise bu durumun hastalığın kontrol altına alınmasını zorlaştırabileceği uyarısında bulunmuştu.
Kuzey Amerika ve Avrupa'daki M çiçeği salgınları, aşılar ve antiviral tedavilerin yanı sıra yüksek risk gruplarına yönelik halk sağlığı mesajlarının yardımıyla kontrol altına alındı. Ancak geçtiğimiz aylarda çok sayıda ülkede salgınların görüldüğü Afrika escort eryaman kıtasının bazı bölgelerinde neredeyse hiç aşı bulunmuyor.
Afrika kıtasında bu gelişmeler yaşanırken virüs Avrupa'da da ilk kez İsveç'te görüldü. İsveç Sağlık ve Sosyal İşler Bakanı Jakob Forssmed düzenlediği basın toplantısında, "Öğleden sonra İsveç'te daha ciddi bir tür olan ve Clade I olarak adlandırılan bir maymun çiçeği vakası olduğunu teyit ettik" dedi.
İsveç Halk Sağlığı Kurumu tarafından yapılan açıklamada, söz konusu vakanın maymun çiçeği virüsünün tehlikeli bir varyantı olan Clade I'in Afrika dışında ilk kez tespit edildiği aktarılarak, hastanın başkent Stockholm'de olduğu ifade edildi.
Afrika'da en kötü etkilenen ülke, bu yıl en büyük salgında 12 binden fazla vaka ve en az 470 ölüm kaydeden Demokratik Kongo Cumhuriyeti oldu.
Ülke, teşhis için yapılan testlerde belli olmadığı anlaşılan tehlikeli yeni bir türün yanı sıra düzensiz hastalık gözetimi ve aşı ve tedavi eksikliğiyle mücadele ediyor.
En son 2022 yılında bir M çiçeği vakası kaydeden Güney Afrika da eryaman escort bayan bu yıl yeni bir salgın bildirdi. Enfeksiyonun en çok uzak bölgelerde görüldüğü Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yetkililer, hastalığın yayılmasını yavaşlatmak için hükümet tarafından yürütülen çabalara yardımcı olmak üzere halka destek çağrısında bulundu.
Doğu Afrika Topluluğu bölgesel bloğu da, bölgedeki beş ülkeye sınırı olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki hastalık konusunda üye ülkeleri uyaran bir bildiri yayınladı. Bu ülkelerden biri olan Burundi şimdiden üç vakayı doğruladı.
]]>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi, geçen ay, Ocak-Ekim 2023 arasında bölgedeki 53 üye devletin 40’ında, 30 binden fazla kızamık vakasının bildirildiğini, bunun 2022’nin tamamında bildirilen 941 vakayla karşılaştırıldığında, 30 kattan fazla bir artışı temsil ettiğini açıkladı.
DSÖ’nün kızamık konusunda teknik danışmanı Natasha Crowcroft da önceki gün basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kızamık kaynaklı ölümlerin 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 43 arttığını, 2023 verilerinde de artış beklendiğini ifade etti. Crowcroft, vaka artışının endişe verici olduğunu vurguladı.
“UZUN ZAMAN SONRA VAKALARI GÖRÜYORUZ”
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çiftçi, “DSÖ’nün de belirttiği gibi dünyada kızamık vakalarında artış söz konusu. Ülkemizde de kızamık vakalarının son dönemde bir miktar arttığını görüyoruz. Çok uzun aradan sonra yeniden kızamık vakaları görmeye başladık. Bu açıdan dikkatli olunması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda talimatlarının bulunduğuna, döküntüyle, ateşle sağlık kuruluşlarına başvuran çocuklara doğrudan kızamık testlerinin yapıldığına dikkati çeken Çiftçi, vaka sayılarındaki artışın “salgın” boyutunda nitelendirilemeyeceğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Ergin Çiftçi
TEMEL NEDENİ AŞI REDDİ
Kızamıktaki artışın çeşitli nedenlerinin bulunduğunu anlatan Çiftçi, “Vaka sayılarındaki artışın en temel nedeni, son dönemlerde yükselmeye başlayan aşı kararsızlığı, aşı reddi, aşı karşıtlığı” dedi.
Savaşlar, nüfus hareketleri, Kovid-19 salgını gibi etkenlerin de çocuklarda aşılama faaliyetlerini aksattığını dile getiren Çiftçi, “Aşı reddi kaynaklı çocuklarını aşılatmayan bir kesim var. Böyle oldukça kızamık hastalığını sürekli görmeye devam edeceğiz. Aşılanmayan bir çocuk, eninde sonunda kızamık geçirecektir. Çocuğun büyümesi de kızamıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Kızamık, her yaşta ölümcül olabilecek bir hastalık” diye konuştu.
“İKİ DOZ AŞILANAN ÇOCUK YAKALANMAZ”
Prof. Dr. Çiftçi, kızamık aşısının oldukça etkili bir aşı olduğunu, tam koruyuculuk için iki doz uygulanmasının gerektiğini belirterek, “İki doz aşı yapılan çocukların çok nadir durumlar dışında kızamığa yakalanmasını beklemiyoruz. Bu nedenle kızamığa karşı en önemli koruyucu, aşılama.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de gelişmiş bir aşılama programı ve sisteminin uygulandığına, çocukların yüzde 96 gibi bir oranla kızamığa karşı aşılandığına işaret eden Çiftçi, yine de bazı çocukların aşılanmamasının hastalık riski oluşturduğunu söyledi.
Çiftçi, Türkiye Ulusal Aşı Takviminde, iki doz kızamık aşısı uygulamasına, 9-12 ay arasındaki bebekler için önlem amaçlı ek bir doz daha eklendiğini anımsattı.
“ÇOCUKLUK AŞILARI EKSİKSİZ YAPILMALI”
Aşısız çocuklarda kızamığın hayati risk oluşturduğunu aktaran Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
– Kızamık oldukça bulaşıcı, öldürücü olabilen bir hastalık, geçmişte bunun çok acı örnekleri yaşandı, kızamık nedeniyle çok sayıda çocuk kaybedildi. Aşılama sayesinde kızamığı uzun zamandır neredeyse görmüyorduk, çok nadir karşılaşılıyordu. Ancak ne yazık ki tekrar görmeye başladık.
– Özellikle altta yatan hastalığı olan, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ile küçük çocuklar ve beslenmesi zayıf çocuklar açısından son derece tehlikeli. Akciğer enfeksiyonu, zatürre gibi tablolarla ölümlere yol açabiliyor. Birçok hastalık için antibiyotik, antiviral ilaçlarımız var ama maalesef kızamık virüsüne karşı etkili bir ilaç yok, sadece destekleyici tedaviler verebiliyoruz.
Vücudun var olan savunma sisteminin kızamığa karşı yeterli olmadığını anlatan Çiftçi “Kızamığın farklı bir yönü daha var. Hastalık geçirildikten sonra virüs beyinde sessiz halde kalıp, çok uzun süre sonra beyin hasarına, subakut sklerozan panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin iltihabına yol açabiliyor. Bu nadir ancak tedavisi olmayan bir durum” bilgisini paylaştı.
Prof. Dr. Çiftçi, ailelere, “Kızamık aşısı dahil tüm çocukluk çağı aşılarının mutlaka eksiksiz yaptırılması gerekiyor. Ülkemizdeki aşılar son derece güvenli, kontrol altında olan aşılar” çağrısında bulundu.
]]>
Prof. Dr. Orhan Ünal anlattı
Geç kalındığında tedavisi mümkün olmuyor!
HPV ve buna bağlı kanserlere karşı farkındalık oluşturulması çok önemli. Aşılamanın önemini ve rahim ağzı kanserinin risklerini televizyonlarda kamu spotları aracılığıyla vurgulamak gerekiyor. Aşı karşıtları kanser oranının çok düşük olduğunu söylüyor ve abartıldığını düşünüyor ama yanılıyor. Ben kanser üzerine çalışan ve kadın doğum hekimi olarak şunu söylüyorum; bu kanser karşımıza önlenebilir bir dönemde çıkmadığında ve yayıldığında oldukça ıstıraplı bir
yol izliyor. Kanserin kemiğe ve diğer organlara sıçraması durumunda tedavisi mümkün olmuyor. Dolayısıyla bu farkındalığı yaratmak gerekiyor. Kaldı ki üniversitede okuyan öğrenciler dahi bu konuda bilgi yetersizliği içinde olup, HPV ile bulaşan siğillerle baş etmeye çalışmaktadır.

NASIL BULAŞIR?
Havuz, tuvalet ve hamamlar gibi ortak kullanım alanlarından HPV bulaş riski oldukça düşüktür. Bu alanlardan bulaş riski yüzde 0,1’den daha azdır. Yani neredeyse buralardan enfeksiyon bulaşmaz, yok denecek kadar azdır. Virüs yüzde 99 oranında seksüel yolla bulaşır. HPV virüsü 37 derece sıcaklığa ihtiyaç duyduğu için cinsel temas tek bulaşma yolu diyebiliriz. Cinsel ilişki ne kadar erken yaşta olursa ve partner sayısı ne kadar fazla olursa HPV’ye yakalanma oranı da o kadar artar. Prezervatifin virüsten koruma oranı ise yüzde 60’tır. Onun için korunma bakımından en etkili yol aşıdır.

KORUNMANIN 3 YOLU VAR
İlerlediğinde cinsel ilişki sonrası kanama, regl dışı kanama, kanlı akıntı, bel ve kasık ağrısı gibi belirtilere yol açan rahim ağzı kanseri erken teşhisle önlenebilir. Yani vajinal smear taraması ile kanser öncesi lezyonlar erken teşhis edilebilir. Erken tedaviyle; sadece rahim ağzının kazınmasıyla yine gebe kalınabilir ve kadınlar hayatına devam edebilir. Birinci koruma; aşı, ikinci koruma smear testiyle takip, üçüncüsü ise halkın bilinçlendirilmesiyle farkındalık oluşturulmasıdır. HPV aşısının yıllar içinde antikor seviyesi azalsa (10-15 yılda) da ömür boyu koruyuculuğu vardır. Aşı sonrası HPV ile karşılaşan bireylerde koruma belleği aktive olduğu için antikor miktarı da tekrar yükselir ve koruma sağlanır. Tekrarlama durumu söz konusu değildir. Bu arada HPV aşısını yaptırmak bu enfeksiyonla tekrar karşılaşılmayacağı anlamına gelmez. Çünkü 100’den fazla tipi mevcut. Bizim en çok kanser yapan 9 tipine karşı aşımız var. Bu nedenle aşıdan sonra düzenli kontroller de devam etmelidir. 65 yaşına kadar bu taramayı yapıyoruz.

AŞI NEDEN ERKEN YAŞTA YAPTIRILMALI?
Çünkü 9-11 yaşlarında daha yüksek bir antikor cevabı alıyoruz. Bu yaşlarda cinsel yaşam da başlamadığı için antikor seviyesi daha güçlü olur ama 45 yaşına kadar aşı yapılabilir diyoruz. Bu, erken yaşlardaki aşı kadar antikor seviyesini yükseltmez. Türkiye’de HPV aşısına ulaşma noktasında bir sıkıntı yaşanmıyor. Eczanelerden aşıya ulaşılabiliyor. Eskiden ikili aşı dediğimiz ve HPV’nin en çok kanser yapan tipi 16 ve 18’e etkili aşı vardı. Sonrasında erken yaşlarda sıklıkla karşılaşılan, HPV 6 ve 11 tipleriyle bulaş sonucu oluşan siğillerden de korunmak adına dörtlü aşı dediğimiz kombinasyon kullanıldı. Son olarak da HPV’nin 9 tipine karşı etkili dokuzlu aşı Türkiye’ye de yakın zamanda geldi ve kullanılmaya başladı. Korunma için 9-15 yaş arasında 6 ay arayla iki doz yeterli olmaktadır. 15 yaşını doldurduktan sonra ise 26 yaşına kadar 3 doz aşı öneriliyor. Aşılama devlet politikası haline gelirse daha çok kişi aşıya ulaşabilecektir.
ERKEKLER DE AŞILANMALI
Esasında erkeklerin aşılanması gerekiyor. Bu virüsü erkekler taşıyor ve bulaştırıyor. Dolayısıyla 9 ila 15 yaş arasındaki erkek çocuklarının aşılanması şarttır. Olaya hep rahim ağzı kanseri olarak bakıyoruz. Aslında baş-boyun kanserleri, anal kanserler, kadın dış genital (vulva), vajina ve penis kanserleri de HPV virüsü ile bulaş yüzünden olmaktadır. Dolayısıyla erkek çocuklarının aşılanmasını öneriyoruz.
]]>Solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan hastalıklardaki artışın normal olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şenol, “Hastaların kapalı alanda vakit geçirmesi bulaş riskini arttırıyor. Hasta kişilerin ve çocukların mümkün olduğu kadar kapalı alanlarda bulunmaması, işe ya da okula gitmemesi, sağlıklı insanlardan uzak durmaya çalışması toplumsal sorumluluğun bir gereğidir” dedi.

Prof. Dr. Güneş Şenol
EN FAZLA İNFLUENZA VE KOVİD
Prof. Dr. Güneş Şenol, her yıl kış aylarında soğuk algınlığı şikayetlerinin arttığını kaydetti. Özellikle acil servise hem erişkin hem çocuk hasta geldiğini anlatan Prof. Dr. Şenol, sürecin sürpriz olmadığını belirterek, şunları söyledi:
– İki, üç hafta öncesine göre polikliniğe başvurularda en az yüzde 50 artış var. Acilde ise daha da fazla oranda gribal enfeksiyon bulgularıyla başvuran erişkin ve çocuk hasta görüyoruz. Bakanlık yıllardır bunu takip ediyor. Tahmin ettiğimiz gibi en fazla influenza, koronavirüs, parainfluenza enfeksiyonları geliyor. Ancak her başvuruda hangi virüsün olduğunu ayırt etmek çok gerekli değil.
– Hastalığın ne kadar ağır olduğu ve nereye kadar evrilebileceğini öngörmemiz gerektiğinden özellikle yaşlı ve eşlik eden başka hastalıklara sahip kişilerin eklenebilecek problemleri öngörmek açısından virüsün türü önemli olabiliyor. Zaten ağır seyredecek enfeksiyonlar, laboratuvar bulgularıyla kendini belli ediyor. Onlarda ek önlemler almak gerekiyor. Bağışıklığı normal, erişkin ve herhangi bir ek hastalığı olmayan kişilerde beklentimiz, bulguların birkaç gün içinde gerilemesidir.
“HASTA KİŞİLER İŞE VE OKULA GİTMESİN”
En sık nezle olgusuna rastladıklarını Prof. Dr. Şenol, bunların ateşsiz, burun akıntısı, hapşırık ve göz kızarıklığıyla seyreden hastalık grubu olduğunu kaydetti. Bunun yanı sıra üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, influenza ya da Covid-19 dışı diğer koronavirüs enfeksiyonlarının da görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Şenol, şöyle devam etti:
– Grip benzeri hastalık yapan, bazı alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan hastalıklar son haftalarda arttı. Giderek artmasını bekliyoruz. Hastaların kapalı alanda vakit geçirmesi bulaş riskini arttırıyor. Kişinin hastalığı hafif geçirmesi için genel bağışıklığı arttırıcı, uyku düzeni ve açık alan aktivitelerine ağırlık verilmesi gerekir. Şikayetler başladığında önce aile hekimlerine başvurulmalı. Onların yönlendirmesi doğrultusunda ilgili birimler müdahaleyi gerçekleştiriyor. Hasta olan kişilerin ve çocukların mümkün olduğu kadar kapalı alanlarda bulunmaması, işe ya da okula gitmemesi sağlıklı insanlardan uzak durmaya çalışması toplumsal sorumluluğun bir gereğidir.
“AŞININ YAN ETKİSİ GÖZ ARDI EDİLECEK KADAR AZ”
Hasta kişilerin zorunluluk hallerinde topluluk içinde bulunması gerektiğinde maske takarak virüsün etrafa saçılmasını engelleyebileceğini belirten Prof. Dr. Şenol, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında maske takılması gerektiğini ifade etti.
Risk grubunda olan kişilerin, influenza geçirmediyse halen grip aşısı yaptırabileceğini kaydeden Prof. Dr. Şenol, “Grip aşısını belli risk faktörleri olan kişilere, 65 yaş üzeri, kronik bronşiti olanlar ve bağışıklık sistemini etkileyen ilaç kullananlara tavsiye ediyoruz. Verilerimize göre dünyada da Türkiye’de de grip olguları kümelenmeye başladı. Risk grubunda olan kişiler eğer influenza geçirmediyse halen aşı yaptırabilir. Covid-19 ya da influenza aşılarının iddiası, ‘Bu aşıyı olduk, hiçbir şekilde enfeksiyon bulaşmaz’ değildir. Özellikle bu grup aşılarda amaç, enfeksiyonun klinik olarak ortaya çıkmamasıdır. Temelde bizim beklentimiz hastaneye, yoğun bakıma yatışların, entübasyon ve ölümlerin azaltılmasıdır. Aşılar bu konuda başarılıdır. Yan etkileri de göz ardı edilebilecek kadar azdır” dedi.
“ANTİBİYOTİKLER ÇOK FAZLA KULLANILIYOR”
“Antibiyotiklerin gereksiz ve çok fazla kullanıldığını görüyoruz” diyen Prof. Dr. Şenol, sözlerini şöyle noktaladı:
– Soğuk algınlığı kliniği olan hastalarda öncelikle düşünülmesi gereken ilaç grupları değildir. Bazen grip tarzı enfeksiyonlardan sonra bu virüsün yaptığı yapısal hasarlardan kaynaklanan nedenlerden dolayı antibiyotik kullanılması gereken durumlar oluşabiliyor. Ama bu çok nadirdir. Bir günlük burun akıntısında asla antibiyotiğin hiçbir yeri ve iyileştirici etkisi yoktur.
– Sadece kişi kendini güvenli modda hissedebilir. Aile hekiminin önerisiyle ağrı kesici, öksürük için rahatlatıcı ilaçlar kullanılabilir. İstirahat ile bu süreç atlatılabilir. İnfluenza ve koronavirüs enfeksiyonlarında ise Covid-19’un dışında soğuk algınlığı benzeri enfeksiyonlara yol açan koronavirüsler var. Bunlar mevsimsel olarak karşımıza çıkar. Bu virüslerde hastalık süreci biraz uzayabilir. Ateş ve vücut ağrısının yanında bazen birkaç hafta süren öksürük şikayetleri olabilir.
]]>