
Burak Yıldırım
1-Ukrayna-Rusya savaşının üzerinden 2 yıl geçti. İki taraf ve müttefikleri için barış zemini bir türlü oluşmadı, neden?
İki tarafın barış şartları birbirleriyle tamamen karşıt gelecek projeksiyonuna sahip. Rusya Ukrayna’nın teslim olmasını; Kırım, Donetsk ve Luhansk gibi bölgelerin Rusya’ya ilhakını; Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliğinin hukuki olarak mümkün olamayacağı yasal güvenceler talep ediyor. Ukrayna ise yasal sınırlarını geri talep ediyor ve kendi geleceğiyle ilgili kararlarını kendisi vermek istiyor. İki taraf da savaşa devam edebildiği için karşıtının şartlarını henüz kabul etmek zorunda değil. Askeri düğüm çözülmediği için siyasi bir sonuç da ortaya çıkamıyor.
2-Rusya askeri açıdan bu süreçte nasıl etkilendi?
Eğitim, teçhizat, doktrin gibi doğrudan askeri niteliğe sahip konularda çağın çok gerisinde kaldığı ortaya çıktı. Kendi savunma sanayisini idame ettirmek için başta Fransa olmak üzere Batı üretimi alt sistemlere bağımlı olduğu ortaya çıktı. SSCB’den sonra hiçbir makro değişikliğin yapılmadığı belli oldu. SSCB sonrasında da SSCB’yi yıkıma götüren olumsuz geleneklerin takip edildiği belli oldu. Rus ordusunun yetenekli liderler yerine rejime sadık askerlerin yükselebildiği bir ordu olduğu ifşa edildi. Rusya’nın personel ve ekipman kaybı Ukrayna’nın 5 katına ulaştı ve bunu telafi etmesi çok uzun yıllar alacaktır.
3-Ukrayna için aynı soruya nasıl cevap verirsiniz?
Ukrayna 2014’te neredeyse tek kurşun atmadan Kırım’dan çekildi ve Donbass bölgesindeki sözde ayrılıkçılar kolayca hakimiyet sağladılar. 2014’e kadar SSCB sonrası Rusya’sına benzer bir yaklaşımı benimseyen Ukrayna ciddi bir değişikliğe gitti. 2014-2022 yılları arasında Polonya, Litvanya ve ABD tarafından destek alan Ukrayna, savaşın başlamasıyla birlikte Batılı askeri harekat tarzına adapte olabildi. Ukrayna henüz askeri kapasitesinin sınırlarına ulaşmadı, 2024 yılı içinde kullanmaya başlayacağı F16’lar gibi yeni sistemlerle taarruz kapasitesini arttırabilecektir. Ukrayna çok ciddi yeni askeri yetenekler kazandı ve donanması olmamasına rağmen Rus Karadeniz donanmasının muharip unsurlarının en az yarısını savaş dışı bırakabildi.
4-Batı tarafından Ukrayna’ya ciddi bir yardım gitti. Ama şimdi yardım akışının azaldığını görüyoruz. Bu bize Batı’nın Ukrayna-Rusya savaşına bakışı hakkında ne söylüyor?
Batı kamuoyunda yakın zamanda sıklıkla ifade edilen “Ukrayna Yorgunluğu” kavramı henüz belirleyici olmaktan uzak. Batı dünyası hala Ukrayna’ya destek verilmesinden yana ve sadece Avrupa Birliği 50 milyar Euro’luk bir yardım paketini çok kısa bir süre önce onayladı. Batı siyasi elitlerinin hedefleriyle kamuoyunun beklentisi arasında bir makas var ve bu durumu siyasi elitler de şeffaf bir şekilde izah edemiyorlar. Ukrayna’nın geç başlayan karşı taarruzunun başarısız olması elbette bazı tereddütler doğurdu ancak Batılı kurmayların çözüm üretmek için seçenekleri Rusya’ya göre daha fazla.
5-Trump Kasım’daki seçimlerde Beyaz Saray’a geri dönerse ABD’nin desteği kesilir mi?
Trump’ın bu savaşı iç siyasi malzeme olarak kullanması ve enflasyondan zarar görmüş seçmenleri konsolide etmeye çalışması beklenen bir yaklaşımdı. Şimdi de Ukrayna savaşıyla ilgili çıkışlar yaparak bu sorunu çözme adına sözde bir yöntem öneriyor. Ancak esasında Trump’ın hedefi Batı’daki ülkelerin ABD askeri endüstrisinden daha büyük alımlar yapmasını sağlamak. Özellikle NATO üyesi ülkelerin ABD’den yeterince alım yapmadıkları takdirde askeri destek göremeyeceklerine dair bir şantaj dili kullanan Trump, bu sayede istihdam ve gelir artışı hedefliyor. Bu durumda Ukrayna’ya verilen desteğin tümden kesilmesi de olasılıklar içinde gözükmüyor.
6-Batılı ülkelerin Rusya’ya yaptırımları Rusya’da beklenen etkiyi yaptı mı?
Rus ekonomisi ruble cinsinden büyümeye devam etti ancak hammadde ve enerji ihracatına daha bağımlı hale geldi. Rus halkının alım gücü ve yaşam kalitesi net bir şekilde düştü. Batılı ülkelerden ithal ettiği alt sistemlere bağlı olan askeri endüstrisi ise kalite ve yetenek kaybını göze alarak üretimi arttırmayı tercih etti. Nihayetinde savaştan öncesine göre önemli kayıplar veren bir Rusya tablosuyla karşı karşıya olsak da Rusya savaşa devam edebilmenin bir yolunu buldu.

Ukraynalılar savaşın ikinci yıldönümünde Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda toplandı, barış istedi…
7-Rusya’nın Ukrayna’nın tamamı üzerindeki hedefleri değişti mi?
Putin’in Ukrayna politikasını dayandırdığı tarih anlatısındaki ısrarı ve Ukrayna’nın varlığını reddeden anlayışı bir hedef değişikliği izlenimi vermiyor. Ancak bu hedeflere ulaşması da kimsenin razı olabileceği bir senaryo değil. Rusya’nın problemi sonuç alabilecek bir harekat konseptine sahip olmaması. Askeri önderliğinin, kurmay kadrosunun aşırı politize olması nedeniyle liyakat ekseninin çok zayıf kalması doğru harekat tarzı geliştirilmesine engel oluyor. Manzaranın tanıdık olmasını ayrıca tartışmak gerekiyor.
8-Bu savaşın bölgeye yayılmasından hep çok endişe duyuldu, bu endişe devam ediyor mu, savaş yayılabilir mi?
Savaşın yayılmasından kastımız Kaliningrad’la fiziken birleşme ihtimaliyse bu NATO ile Rusya arasında topyekun bir savaş anlamına gelir. Rusya’nın böyle bir savaşı idame ettirebilecek kapasitesi bulunmamaktadır. Nükleer silah envanterinin ihtiyaç duyduğu yıllık bakım masrafı ise tüm savunma bütçesinin üstündedir, bu silahların ne kadarının harbe hazır olduğu da şüphelidir. Ancak savaş başka yerlere çoktan yayıldı; Karabağ’da Azerbaycan bir fırsat penceresi buldu, İsrail de daha güneye uzanacak bir savaşa oldukça hevesli. Orta Doğu’daki gelişmeler de bu tür çatışma pratiklerinden bağımsız değil.
9-İnsan hakları ihlalleri açısından değerlendirdiğinizde nasıl bir okuma yaparsınız?
İki ülkenin de insan hakları karnesi zayıf. Rusya savaş hukukunu çiğnemekte daha az tereddüt eden taraf. Ukrayna’da ise savaştan zenginleşenler özellikle askere alma süreçleriyle ilgili haklı itirazları baskılıyorlar. Birçok yerleşim yeri haritadan silinmiş durumda. İki tarafında kullandığı FPV drone’lar savaş hukukunu ciddi anlamda ihlal ediyor. Sivillere yönelik cinayet, tecavüz ve yağma iddiaları gündemden düşmüyor. Savaşın olduğu her yerde hukuk her zaman çiğnenir. Hiçbir ordu tamamen şövalye ruhlu personellerden oluşmaz. Savaşı bir seçenek olarak değerlendiren herkesin bu tabloyu iyi okuması gerekiyor.
10-Türkiye, bu savaşta doğru konumlandı mı?
Türkiye’nin çıkarına olan sonuç bu savaşın bir an önce Ukrayna lehine bitmesidir. Karadeniz’de Rus varlığının artması Türkiye’nin her zaman aleyhinedir. Bu nedenle Kırım’ın Ukrayna’ya ait olması Türkiye için müzakereye açık değildir. Ancak Türkiye iktidarın içte ve dışta takip ettiği hatalı politikalar nedeniyle Rusya’ya karşı açmazlarını aşamamıştır. Hatta Rusya’ya karşı mesafesini azaltıp bu sayede seçim öncesinde önemli miktarda sıcak para girişi sağlamıştır. Türkiye Suriye’de iç savaşı bitirebilecek ölçüde bir fırsat penceresi de yakalamıştı ancak bunu da değerlendiremedi. Tahıl anlaşması gibi diplomatik başarılarından da yeterince faydalanamadı.
]]>“SORGULAMA ZAMANI GELDİ”
Harekatlardaki kayıpların ardından, askeri hastanelerin neden kapatıldığı ve bu kayıplarda askeri hastanelerin sivil hastane olarak hizmet verir hale gelmesinin rolünü sorgulama zamanının geldiğini ifade eden Şahbaz, Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) dahil Türkiye’nin dört bir yanında kurulu 34 asker hastanesinin, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Sağlık Bakanlığına ve Sağlık Bilimleri Üniversitesine devredildiğini anımsattı.
Şahbaz; “Bilindiği üzere GATA dahil, Türkiye’nin dört bir yanında kurulu 34 asker hastanesi, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında bir OHAL KHK’sı ile Sağlık Bakanlığı’na ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne devredilmiştir. Bu hastanelerden iki tanesi kapatılmış, 24 tanesi bulundukları illerdeki devlet hastanelerine ek bina olarak poliklinik hizmeti verir hale getirilmiştir. Bağımsız hastane olarak hizmet veren hastaneler ise askeri hastane niteliğini kaybetmiş, yatak sayıları çok azaltılmış halde Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanesi olarak hizmet vermeye devam etmektedirler. Özlük haklarını kaybeden hekimler ve sağlık personelinin önemli bir kısmı emekli olmuş, kalanların ise görev yerleri değiştirilmiş ve değişik hastanelerde görev yapmak üzere tayin olmuşlardır. Tecrübeli ekiplerin dağılması, özellikle harp cerrahisi gibi alanlarda doktor eğitimi ve müdahale yeteneğini olumsuz yönde etkilemiştir” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz
“SAĞLIK SİSTEMİ OLMAYAN NADİR ORDULARDAN”
Şahbaz, TSK’nın, geniş çaplı harekat görevleri yapan ve teröristle mücadele harekatı icra eden ancak askeri sağlık sistemi olmayan nadir ordulardan biri haline geldiğini söyledi.
CHP’li Şahbaz, “Operasyonlarda yaralanan, mayın gibi ağır vücut travması yaşayan ve çok hızlı ve özel müdahale gerektiren yaralılarımızın, sivil hastanelerde yeterli tecrübesi olmayan ekipler tarafından, gerekli cerrahi ve tıbbi müdahalelerinin yapılması ne kadar mümkün olmaktadır? Bu soruların cevabı yoktur.” diye konuştu.
Tıp tarihi ve eğitiminde askeri hekimliğin yerinin çok önemli olduğunu belirten Şahbaz, GATA’nın gerek verdiği sağlık hizmeti gerekse yetiştirdiği hekimler, hocalar, sağlıkçılarla benzersiz bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Şahbaz, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer silahlardan kaynaklanan yaralanmalara karşı tedavi yöntemleri, hava, uzay, su altı hekimliği, harp cerrahisi gibi çok özel uzmanlık gerektiren alanların, sivil tıp fakültelerinin eğitim müfredatında bulunmadığını dile getirdi.
“GATA ve askeri hastanelerin devri ile askeri hekimliğin yüz yılı aşkın tecrübesi ortadan kaldırılmıştır” diyen Şahbaz, dünyanın önemli ordularının neredeyse tamamının kendine bağlı sağlık hizmetleri ve buna bağlı uzmanlık alanları mevcut iken, etrafı adeta ateş çemberinde olan ve sürekli askeri harekatta bulunan, dünyanın en büyük ordularından Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı bir sağlık sisteminin bulunmamasının büyük bir eksiklik olduğunu vurguladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Şahbaz, şunları kaydetti:
“Askeri hastanelerin tekrar açılacağı söylemlerine rağmen henüz somut hiçbir adım atılmamıştır. Kuzeyde ve güneyinde sürekli çatışmaların yaşandığı istikrarsız bir bölgede ve terör tehdidi altındaki ülkemizde askeri hastanelerin açılması, büyük bir önem arz etmektedir. Alanında uzman hekim ve sağlık personelinin bulunduğu hastanelerin varlığı, olası bir saldırıda yaralanan askerlerin hayatta kalma olasılığını çok artıracaktır. İktidar, tüm modern ordularda var olan ve yüz yılı aşkın tecrübeyle katkıları ortada olan askeri sağlık sistemini yeniden kurmak için neyi beklemektedir? Cumhuriyet Halk Partisi olarak askeri hastanelerin yeniden açılmasını ve askeri hekimlere yönelik tıp fakültesi ve eğitim hastanesi olarak Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nin, Sağlık Bilimleri Üniversitesinden ayrılarak yeniden yapılandırılmasını bekliyoruz.”
]]>Pençe Kilit Harekâtı’nın sürdürüldüğü Irak’ın kuzeyindeki Duhok vilayetine bağlı Amediye İlçesinin Dereluk Kasabasına bağlı Sergeli Köyü yakınlarındaki 1740 ve 1754 rakımlı tepelerdeki üs bölgelerine 22-23 Aralık tarihlerinde düzenlenen iki ayrı saldırıda 12 askerimiz şehit edildi, biri ağır 13 askerimiz de yaralandı. Olumsuz hava şartları nedeniyle ilk saldırıda şehit olan 6 askerimizin naaşları dün Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı’nda düzenlenen törenle memleketlerine uğurlanırken, hain saldırıyı gerçekleştiren teröristlerden dördünün kimlikleri tespit edildi.
Teröristlerin Hakkari nüfusuna kayıtlı Memyan Armanç kod adlı Hakim Tekin, Erzurum nüfusuna kayıtlı Serhat kod adlı Velat Sönmez, Muş nüfusuna kayıtlı Hüseyin Azad kod adlı Elyesa Çiftçi ile Irak uyruklu Helmet kod adlı Kawa Takor oldukları belirlendi.
SİLAHLARI ABD ÜÇ AY ÖNCE GÖNDERDİ
Hain saldırıyı gerçekleştiren bu teröristlerin ellerindeki ABD menşeli silahlar ise dikkat çekti. Bu 4 teröristin üs bölgelerine saldıran öncü grup içinde yer aldıkları ve yoğun sisi fırsat bilerek mevzilerin içine kadar sızmayı planlayarak şehit askerlerin silahlarını gasp etme girişiminde bulundukları sırada öldürüldükleri öğrenildi.

Terörist Hakim Tekin
Teröristlerden Hakim Tekin’in elindeki silahın, askeri kamuflaj kaplı termal gece görüş dürbünlü ABD yapımı yeni nesil M-16 hafif piyade tüfeği olduğu ve bu silahların geçtiğimiz Eylül ayında 8 TIR’la Suriye’nin Deyrizor bölgesine gönderilen silahlarla aynı seri ve kafileden olduğu belirlendi.

Terörist Velat Sönmez
Terörist Velat Sönmez’in elindeki silahın da yine ABD yapımı ve bir süre önce Suriye’ye gönderilen sözde yardım silahları arasında yer alan Carbine M-4 otomatik tüfek olması dikkat çekti.

Terörist Kawa Takor
Terörist Kawa Takor’un elinde görülen silahın ise NATO silahı olarak bilinen ABD menşeli uzun namlulu dürbünlü M-16 piyade tüfeği olması dikkatlerden kaçmadı.

Terörist Elyesa Çiftçi
Terörist Elyesa Çiftçi’nin taşıdığı silahın ise Rus menşeli Biksi makineli tüfek olduğu görüldü.
YÜKSEKOVA’DA SON ANDA KAÇMIŞTI
Hain saldırıda öldürülen terörist Hakim Tekin’in 2015 yılında Hakkari’nin Yüksekova İlçesinde özerklik ilanıyla başlatılan çukur ve hendek olaylarında da üçü özel harekat polisi 7 güvenlik görevlisinin şehit edildiği saldırılara bizzat katılmak suçundan hakkında arama kararı olduğu belirlendi. Teröristin daha sonra İlçede kontrolün sağlanmasıyla sivil kıyafetlerle Irak’ın kuzeyine kaçtığı ve Hakurk bölgesine geçerek burada bomba ve silah eğitimi aldığı, son olarak Pençe Kilit Harekâtı bölgesinde hava harekatlarından etkilenmemek için yeraltına kazılan tünel ve deliklerde uzun süreden beri barındığı belirlendi.
SURİYEDE DE MEHMETÇİĞE KARŞI SALDIRILARDA YER ALMIŞ
Saldırıda öldürülen terörist Velat Sönmez’in de Şırnak’ın Silopi İlçesindeki Cudi Dağı kırsalında 2019 yılında yaralandıktan sonra tedavi için Irak’ın kuzeyine gönderildiği ve buradan Suriye’nin kuzeyine geçerek PKK-YPG saflarında yer alıp Resulayn ve Tel Abyad’da TSK’nın gerçekleştirdiği Barış Pınarı harekatlarında da Mehmetçiğe karşı mayınlı ve roketli saldırılarda yer aldığı bildirildi. Teröristin tekrar Irak’ın kuzeyine geçerek Pençe Kilit Harekâtı bölgesindeki Metina ve Zap Vadisinde son iki yıldan beri Mehmetçiğe karşı birçok taciz ve sızma girişiminde bulunduğu tespit edildi.
ABD DESTEĞİYLE MUSUL VE KERKÜK’TE ÇATIŞMALARA KATILDI
Terörist Elyesa Çiftçi’nin ise 10 yıldan beri terör örgütünün dağ kadrosunda faaliyet yürüttüğü ve hakkında, terör örgütü üyesi olmak suçundan Muş Başsavcılığınca daimi arama kararı bulunduğu öğrenildi. Teröristin ABD desteğiyle IŞİD’e karşı Musul ve Kerkük’teki çatışmalarda yer aldıktan sonra Pençe Kilit harekatı bölgesine gönderildiği, Hakkari kırsalındaki Cilo Dağı ile Zap Vadisinde uzun süreden beri güvenlik güçlerine yönelik taciz ve saldırıların başındaki isimlerden olduğu ve örgüt içinde sözde takım sorumluluğu yaptığı bildirildi.
]]>İSMET İNÖNÜ ANILIYOR
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefatının 50. yılı dolayısıyla Anıtkabir’deki mezarı başında tören düzenlendi.
Törene, İnönü’nün kızı Özden Toker, torunu Gülsün Bilgehan ve bazı aile fertlerinin yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Bilal Şentürk ile askeri erkan katıldı.
Törende ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine çelenk konuldu ve saygı duruşunda bulunuldu. Heyet, daha sonra İnönü’nün kabrinin bulunduğu alana geçti.
Burada İnönü’nün öz geçmişinin okunmasının ardından Cumhurbaşkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), CHP ve ailesi adına kabre çelenk bırakıldı.
Tören, saygı duruşunda bulunulmasının ardından sona erdi.

İSMET İNÖNÜ KİMDİR?
Tam adı Mustafa İsmet İnönü’dür. 24 Eylül 1884’te İzmir’de doğmuş, 25 Aralık 1973’te Ankara)’da vefat etmiştir. Osmanlı döneminde albay, Cumhuriyet döneminde orgeneral ve eski Genelkurmay Başkanı olan, cumhuriyetin ilanından sonraki Türkiye’nin ilk başbakanı, ikinci cumhurbaşkanı, İstiklal Madalyası sahibi asker ve siyasetçi olan İsmet İnönü, Cumhurbaşkanlık görevini Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından 1 gün sonra 11 Kasım 1938’den 22 Mayıs 1950 tarihine kadar sürdürdü.
CHP Kurultayı tarafından kendisine “Millî Şef” unvanı verildi. İnönü, Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve Lozan Antlaşması’nı imzalamış, birçok defa başbakanlık görevini üstlenmiştir. 1925-1937 yılları arasında 12 yıllık kesintisiz başbakanlık süresi olmakla birlikte, toplam 17 yıl 11 ay ile Türkiye’de cumhuriyet tarihinin en uzun süreli başbakanlık yapmış kişidir.
İSMET İNÖNÜ’NÜN ÇOCUKLUĞU
24 Eylül 1884 İsmet İnönü’nün doğum tarihidir. Babası Reşit Bey, Mustafa İsmet’in doğum tarihini titiz karekterine uygun olarak evdeki Kuran-i Kerim’in arka sayfasına kaydetmişti. Mustafa İsmet İzmir’de doğdu. İzmir’de o zaman İngiliz Yokuşu denilen, sonradan 842 numaralı sokak olarak tanınan sokakta mütevazi, basit, ahşap bir kira evinde bir Çarşamba günü hayata gözlerini açtı. Mustafa İsmet İzmir’de doğdu ama ne anne ne de baba tarafı İzmir’li değildi. Annesi Cevriye Hanım Tunaboyu Deliorman Türklerindendi. Razgrad’lıdır. Babası Reşit Bey ise Kürüm soyundandı, bu soy da Bitlis’de yaşardı. Cevriye Hanım, okumuş bir aileden, Müderris Razgradlı Hasan efendinin kızıdır. Babasının ölümünden sonra iki erkek ve bir kız kardeşi ile beraber İstanbul’a göçerler. Malatya’lı Reşit Bey ile 1880’de İstanbul’da evlenir.
Mustafa İsmet, beş kardeşin ikincisi olarak doğdu. İlk oğlan Ahmet Mithat daha sonra askeri doktor oldu. Küçük oğlan Rıza Temelli iş hayatına atıldı. En küçük kardeşi Reşit Hayri genç yaşta bir deniz kazasında öldü. Kız kardeş Saniha ise Topçu Binbaşı olan Abdürrazzek Okatan ile evlendi. İsmet’in doğduğu yıl babası Reşit Bey İzmir Adliyesinde sorgu yargıcı yardımcısı olarak çalışıyordu. Doğumdan 40 gün sonra Foça sorgu yargıçlığına tayin oldu. Sonra Boldan’da görev yaptı ve 4 yıl sonra İzmir’e döndü. Mustafa İsmet o yaşlarda askercilik oyunlarına, mızıka boru seslerine meraklıdır. İzmir’den sonra Reşit Bey’in çalışma yeri Sivas olur. Aile uzun bir yolculuktan sonra Sivas’a gelir ve Mustafa İsmet orada okula başlar. Çocukluk devri olarak Sivas’ı hatırlar. Oturdukları ev geniş sofaları ve alaturka sedirleri ile bir meydanı andırırdı. Babası Reşit bey ahlak konularında hayli titiz, samimi bir müslümandır. Terbiyesi serttir. İnönü daha sonra “ Ben kendi çocuklarımı, arkadaş gibi davranarak yetiştirmeye çalıştım” diye anlatırdı. Babası iyi satranç oynardı. İnönü 10 yaşından itibaren satranç taşlarını tanıdı. Babası sorgu yargıçı olduğu için vakitli vakitsiz araştırmalara gittiği için evde at beslerdi. İnönü’nün atlarla tanışıklığı da çok genç yaşlarda başladı.
Sivas’da altı ay kadar Mahkeme Çarşısında bir ilkokuluna gider. Babası da eğitimi ile ilgilenmektedir. İlkokul sonrası iki seçeneği olur. Ya sivil ortaokula girecektir ya da askeri ortaokula. Sivas şehrinde askeri bir ortaokul da bulunmaktadır. Mustafa İsmet’in askerlik merakı seçimini kolaylaştırır, 1892 yılında askeri ortaokulda eğitimine başlar. Yaka numarası 32’dir. O zamanki asker okullarında öğrenciler yaka numarası ile birlikte bulundukları mahallenin ismini soyadı gibi taşırlar. Sivas’ın Ali Baba mahallesinde oturdukları için künyesi “İsmet efendi Ali Baba”olur.
İsmet İnönü sonradan o günleri anlatırken “ Ben kabiliyeti sonradan keşfedilmiş bir çocuktum. Sivas askeri ortaokulunda bir sene sınıfta kaldım” der. Ama bu olay ona ders olur. Ortaokulu 4 sene yerine 5 senede bitirir. Onu bir sene sınıfta bırakan matematik öğretmeni Ömer Efendi’yi sonradan minnetle anar. Hatta ikinci oğluna Ömer adını verir. Bu yıllarda Fransızca öğrenmeye başlar. 1895’de ortaokulu tamamlar. Ama yaşı çok küçüktür. Bir sene Sivas Mülkiye Lisesinin beşinci sınıfında okur.
Sivas’ta bulunduğu sıralar dedesi Abdülfettah Efendi ile tanışır. Dede Malatya’dan Sivas’a gelmiştir. Mustafa İsmet dedesini çok sever. Sonra Malatya’ya giderler ve orada sünnet düğünü olur. İsmet İnönü daha sonra “ Malatya’yı bu ilk görüşümde, günlerce, geniş kayısı bahçelerinde koşup eğlendik. Dedem 1854 Rus Savaşında bulunmuş, bize savaş hikayeleri anlatırdı. Ailemiz içinde doktorluk hariç, askeri mesleğe giren ben varım. Dedem 1854, babam 1877 savaşlarında çarpışmışlar, ben onları takip etmiş oluyorum” der.
Mülkiye lisesinin beşinci sınıfını bitirince babası onu İstanbul’a getirir ve Topçu Lisesinin sınavlarına girer. Okula kabul edilen 12 kişi arasındadır. Lise sınıfları iyi geçer. Askeri liseden önce Mülkiye lisesinde bir sene okuması fayda sağlamıştır. Topçu Harbiye sınıflarında artık hep sınıfın birincisidir. 1903 yılında 19 yaşında teğmen rütbesi ile Harbiye’yi bitirir. İyi derece ile bitirenler Erkanıharbiyeye girerlerdi. Mustafa İsmet de Pangaltı’daki Erkanıharbiyeye girer. 1906 yılında da kurmay yüzbaşı olarak mezun olur.
Daha sonra İnönü çocukluk günlerini şöyle anlatır “ Okul sırasında geniş imkanı olmayan orta halli bir ailede yetiştim. İstanbul’da Valde Camii karşısında bir küçük evde kiracıydık. Sonra Rumelikavağı’nda bir iki sene hava değişikliği için oturduk. Altı sene askeri eğitimin yıl sonu tatillerini İzmir’de geçirdim. İzmir’e dayımın yanına gidiş benim için mutluluk ve açılıp serpilme fırsatı olmuştur. Değirmen Dağı’ndaki küçük, mütevazi ev, denize karşı hala bana dünyanın en güzel köşkü gibi görünür. Dinlenirdim, gezerdim. Fransızca gazeteler okur, memleketimin dört köşesinde önemli bir olay varsa onu öğrenir takip ederdim. Gelecek sene dersleri için biraz hazırlanır, bazen dil dersi de alırdım. Küçük dayım doktordu, edebiyat meraklısıydı. Onunla beraber bulunmak da bana zevk verirdi. İzmir , on üç yaşımdan itibaren çok sevdiğim bir şehir olmuştur.”

İSMET İNÖNÜ’NÜN HAYATI
24 Eylül 1884′ te İzmir’de doğdu. Babası Malatya’ya yerleşmiş, Bitlisli Kürümoğulları ailesinden Reşit bey, annesi Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinden Cevriye Hanım. Sivas Askeri Rüştiyesini (ilkokul) bitirdikten sonra ( 1895) Topçu Harbiyesine girdi. Harbiye (1903) ve Harp Akademisinden birincilikle mezun oldu ( 1906). Kurmay yüzbaşı olarak Edirne’deki II. Ordu’ya atandı. 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyetinde kısa bir süre çalıştı. 31 Mart Olayını bastırmak için toplanan Harekat Ordusuna Yeşilköy’ de katıldı. Ahmet İzzet Paşa komutasında Yemen’e gönderilen Dördüncü Kolordu kurmay heyetinde yer aldı ve 1912’de binbaşılığa yükselerek Yemen kuvvetleri komutanlığı kurmay başkanı oldu. İlk diplomatik görevini burada üstlenip, İmam Yahya ile görüşerek barışı sağladı. Balkan Savaşı sırasında Çatalca’da bulundu.
Birinci Dünya Savaşında Başkomutanlık karargahında Harekat Şubesi Müdürlüğü yaptı ve yarbay oldu (1914). Ertesi yıl albaylığa yükselerek Trakya’daki II. Ordu kurmay başkanlığına atandı. Sonra, Doğu ve Suriye cephelerinde Dördüncü, Yirminci ve Üçüncü Kolordu Komutanlıklarında bulundu. Bu dönemde II.Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalıştı, aralarında derin bir dostluk doğdu ve ondan yüksek ve anlamlı bir sicil aldı (1917). İstanbul’da 1916’da Mevhibe Hanım’la evlendi ve hemen cepheye döndü. Mondros Mütarekesi günlerinde başkente geri gelerek Harbiye Nezareti Müsteşarı oldu (1918). Askeri Şura’da görev aldı. Bu yıllarda Mustafa Kemal Paşa ile görüşmelerini sürdürdü.
İsmet Bey Ocak 1920’de Ankara’ya kısa bir süre için gidip, döndü. 19 Mart 1920’de Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine gizlice tekrar Ankara’ya geçip, Milli Mücadelede önemli görevler üstlendi. Edirne Milletvekili seçilerek çalışmalara katıldı ve Genel Kurmay Başkanı olarak düzenli bir ordu kurmayı başardı. İstanbul Hükümeti tarafından idama mahkum edildi ( Haziran 1920). Batı Cephesi komutanlığına atanarak (4 Mayıs 1921) Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarını kazandı. Generalliğe yükseldi ve İsmet Paşa olarak anılmaya başlandı. Sakarya ve Başkumandanlık Meydan Savaşlarında etkili oldu.(1922).
Zaferin ardından Mudanya’da ateşkes görüşmelerini yürüttü ( 3 Ekim 1922). Dışişleri Bakanı ve Lozan baş delegesi oldu. Lozan Barış Antlaşmasını imzaladı (24 Temmuz 1923) . İlk cumhuriyet hükümetini kurdu (3o Ekim 1923). 8 Kasım 1924’te başbakanlıktan ayrıldı ve daha sonra Şeyh Sait isyanı nedeniyle yeniden aynı göreve getirildi (3 Mart 1925). Soyadı kanunu çıkınca Atatürk kendisine İnönü soyadını verdi.15 Yıl başbakanlıkta bulunduktan sonra, bazı görüş ayrılıkları nedeniyle hükümetten ayrıldı ( Eylül 1937).
Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçildi (11 Kasım 1938). İkinci Dünya Savaşına Türkiye’yi sokmamak için devletlerarası politika alanında çok yönlü çalıştı ve bunu başardı. Çok partili demokratik hayata geçişi sağladı ve dürüst bir seçim yasası yaptırarak iktidarı devretti (14 Mayıs 1950).
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve muhalefet lideri olarak on yıl boyunca büyük bir demokrasi savaşı verdi ( 1950-1960). 27 Mayıs ihtilali ve seçimler sonucunda gerçekleşen üç koalisyonda başbakanlık yaptı ve bu görevini 6 Şubat 1965’e kadar sürdürdü. C.H.P‘de “ortanın solu” hareketini başlattı. Parti içi mücadeleler sonucunda C.H.P’den istifa ederek senatör kimliğiyle TBMM’ne devam etti (8 Mayıs 1972). 25 Aralık 1973’de Ankara’da öldü ve hükümet kararıyla Anıtkabire defnedildi. Örnek bir evlilik sürdürdüğü Mevhibe Hanımla birisi Kurtuluş Savaşı sırasında ölen dört çocukları oldu, İzzet ( 1919-1921), Ömer (1924), Erdal (1926), Özden (1930).

ASKERİ YAŞAMI
Orduda ilk yılları
1908 yılında 2. Süvari Fırkasının kurmayı oldu ve 31 Mart İsyanı’nda Hareket Ordusu karargâhında görev aldı. 1910’da 4. Kolordu kurmaylığına getirildi ve 1911’de Yemen Kuvayi Mürettebe Komutanlığı kurmayı ve 26 Nisan 1912 tarihinde binbaşı rütbesine terfi etti ve Yemen Kuva-yi Umumîye Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevine atandı.
1912-1913 yılları arasında Harbiye Nezareti’nde Başkomutanlık Karargâhı 1. Şubede bulundu ve İkinci Balkan Savaşı’nda Çatalca Ordusu Sağ Cenah Komutanlığı kurmaylığına getirildi. Savaştan sonra İstanbul Antlaşması’nın bağıtlanmasında Bulgarlar ile müzakere eden heyete askerî danışman olarak katıldı.
1914 yılında Harbiye Nazırlığı ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği’ne atanan Enver Paşa’nın başlattığı ordunun yenileştirilmesi hareketinde etkin rol oynadı.
I. Dünya Savaşı
29 Kasım 1914 tarihinde kaymakam rütbesine terfi etti ve 2 Aralık 1914 tarihinde Genel Karargâh 1. Şube Müdürü olarak atandı. 9 Ekim 1915 tarihinde 2. Ordu Kurmay Başkanlığına getirildi ve 14 Aralık 1915 tarihinde miralay rütbesine terfi etti.
I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’nde Kolordu Komutanı olarak, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalıştı. Bu sırada Mustafa Kemal bu ordunun 16. Kolordu komutanlığına atandı. 1916 yılının yaz aylarında bir süre çarpışmaları yönetti. 2. Ordu Komutan Vekili Mustafa Kemal Paşa’nın önerisiyle, 12 Ocak 1917 tarihinde 4. Kolordu Komutanlığı’na atandı.
Bir süre sonra İstanbul’a geri çağrıldı ve Halep’te 7. Ordu’nun oluşturulmasında görev aldı. 1 Mayıs 1917 tarihinde Filistin Cephesi’nde 20. Kolordu komutanlığına, 20 Haziran’da 3. Kolordu komutanlığına atandı. Bu sırada 7. Ordu’nun komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal Paşa ile yeniden yakın ilişki içinde oldu. Ancak Megiddo Muharebesi sırasında yaralanınca İstanbul’a gönderildi.
Kurtuluş Savaşı
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından az önce Sina ve Filistin Cephesi’ndeki Yıldırım Orduları Grubu’nun General Edmund Allenby karşısında uğradığı Nablus Bozgunu sırasında yaralanarak İstanbul’a döndü. 24 Ekim 1918 tarihinde Harbiye Nezareti Müsteşarlığı’na atandı. 29 Aralık 1919 tarihinde Paris Barış Konferansı’na hazırlık için kurulan komisyonda askeri müşavir oldu. 4 Ağustos 1919 tarihinde yalnızca sekiz gün için Askeri Şûra Muamelat-ı Umumiye Müdürlüğü’ne, bir ara da jandarma ve polis örgütünün iyileştirilmesi için kurulan komisyona üye olarak atandı. Bütün bunlar genellikle birkaç günlük görevlerdi.
İlk kez 8 Ocak 1920 tarihinde Ankara’ya gitti ve kısa bir süre Mustafa Kemal Paşa ile çalıştı. Yeni kurulan Ali Rıza Paşa hükümetinde harbiye nazırı olan Fevzi Paşa’nın çağrısı üzerine şubat sonlarında İstanbul’a gitti. 9 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı üzerine tekrar Ankara’ya döndü ve İstanbul ile bütün resmî bağlarını kopardı.
23 Nisan 1920 tarihinde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Edirne milletvekili olarak katıldı. 6 Haziran 1920 tarihinde İstanbul’daki Divan-ı Harp tarafından gıyabında idam cezasına çarptırıldı.
Erkân-ı Harbiye Reisi ve Garp Cephesi Komutanı Mirliva İsmet Paşa
10 Kasım 1920 tarihinde milletvekilliği ve vekillik görevi saklı kalmak üzere Garp Cephesi (Batı cephesi) Kuzey Kesimi Komutanlığı’na atandı. Çerkez Ethem ayaklanmasının ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Batı Cephesi Kuzey Kısım Komutanı olarak, Ocak 1921 tarihinde Yunan ilerlemesini durdurunca 5 senedir bulunduğu Miralay rütbesinden Mirliva rütbesine terfi etti ve Paşa oldu. 4 Mayıs 1921 tarihinde Batı Cephesi Komutanlığına atandı. Ancak 17 Temmuz 1921 tarihinde Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde aldığı mağlubiyet üzerine TBMM tarafından Genelkurmay Başkanlığı görevinden azledildi. Yerine 3 Ağustos 1921 tarihinde aynı zamanda Başvekil ve Millî Savunma Vekili de olan Fevzi Paşa getirildi.
Daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi sırasında TBMM tarafından Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığa getirilmesi üzerine onun maiyetinde Mirliva rütbesi ile Batı Cephesi Komutanlığı görevinde bulundu. Büyük Taarruz’dan sonra başarılarından dolayı Ferik rütbesine terfi etti. İzmir’in geri alınmasından sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından ateşkes görüşmelerinde bulunmak üzere görevlendirilerek Mudanya’ya gönderildi.
]]>