Ömer Çelik şunları söyledi: Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin güvenlik ve dış politikasına ilişkin çok net mesajlar verdi. Burada üç kuvvetten de kadın teğmenler birincilikle çıktı. Ortaya çıkan görüntüyle ilgili olarak, ilk başta söyledim, demokratik denetim mekanizmaları çalışıyor, dedim. TSK için de geçerlidir bu. Asker-sivil ilişkilerin yerli yerine oturtulması konusunda büyük tecrübemiz var.

‘ASKERLİK YÜZDE 100 DİSİPLİN GEREKTİRİR’
Burada hassasiyet gösterilen konu, alternatif yemin konusunun ortaya çıkmaya sözkonusudur. Askerlik yüzde 100 disiplin gerektirir. Geçmişte yeni mezunların, bazı emekli askerlerin vesairenin başka türlü kodlamaya çalıştığını da biliyoruz. 27 Nisan sürecinde de gördük. Başka zamanlarda da gördük. Bütün bu çerçeveyi 360 derece görebilecek durumdayız. Buradan antidemokratik bir hareketlilik mi var diye hassasiyetini gösteren vatandaşlarımızın söyledikleri son derece saygıdeğer. Birileri sosyal medyada ‘bu hükümete karşı yapıldı, mesaj verildi’ gibisinden mesajlar incelenecektir.
‘HER İKİ TARAFIN DA YAPTIĞI DİSİPLİNSİZLİK’
Bugün Cumhurbaşkanımızın konuşmasında ifade ettiği gibi ilk sonuçlarının da çıktığı görülüyor. Cumhurbaşkanımız anayasa gereği ordularımızın başkomutanıdır. Geçen sene hatırlarsanız bir olay olmuştu. Atatürk rozeti takıp takmamayla ilgili. Daha sonra buna müdahale sözkonusu olmuştu. O zaman da Atatürk rozeti taktı, takmadı üzerinden tartışma yürütüldü. Burada her iki tarafın da yaptığı disiplinsizlik. Sonuçta bu incelendi ve gereği yapıldı.

‘ORDU MİLLETİN GÖZBEBEĞİDİR’
Büyük çoğunluğu itibariyle böyle bir mezuniyet töreninden sonra topyekün suçlamaya gitmek, çirkin ifadeler kullanmak da doğru değil. Demokratik mekanizmalar işliyor şu anda. Kasıt, ihmal, disiplinsizlik bu bağlamda incelenecek ve gereği yapılacak. Ben siyaset tarafında durduğum için. Soruşturmanın sonucunu görelim. Cumhurbaşkanımızın bugünkü açıklaması net bir şekilde ifade ediyor. Anti demokratik motivasyonla hareket edenler de tespit edildiği ortaya çıkıyor. Bunlar incelenecektir. Demokrasi konusunda mutlak ve kesin bir hassasiyet olması lazım. TSK’yı en çok yıpratan şey, bu darbeler, postmodern darbeler, kalkışmalar çerçevesinde TSK’nın istismar edilmesidir. Silahlı güç meşruiyetini cumhuriyetten alır. Ordu milletin gözbebeğidir. Geçmişe doğru okuma yaptığınızda bütün darbeler dış odaklı projedir. Türkiye’nin egemenlik sistemine çökmek isteyen, milli dinamikler dışında istikamet vermek isteyenlerin ürettiği projelerdir darbe. En büyük yanlış silahlı kuvvetin kendi milletine silah çekmesidir. Bu konuda vatandaşlarımızın hassasiyet göstermesi son derece önemlidir.
‘KASIT MIDIR, İHMAL MİDİR BUNLAR DEĞERLENDİRİLECEKTİR’
Çok uzun zaman boyunca, AK Parti kurulduğundan 15 yıl sonrasına kadar en önemli mottolardan birisi sivil siyasetin üstünlüğüdür. Bir mesele darbe midir, kalkışma mıdır, disiplinsizlik midir, kasıt mıdır, ihmal midir bunlar farklı farklı şeylerdir. Bunlar değerlendirilecektir. Farklı yemin okuma meselesinin düzenlenmesi gerektiği net bir şekilde açıktır. Sayın Özgür Özel ‘Atatürk diyen çocuklara soruşturma açıyorsunuz’ diyor. Bu yanlıştır. Burada disiplinsizliğe soruşturma açılıyor. 27 Nisan’da muhtıra teşebbüsünde Atatürkçü düşünceye uygun Cumhurbaşkanı diyordu. Bu askeri bürokrasinin işi değil ki? Bu tartışmayı Atatürk eksenine taşıdığınız zaman asıl mecrasından çıkarıyorsunuz. Ağır tecrübelerimiz var, gösterilen hassasiyet normal. Burada mesele, güvenlik mekanizmasının siyasi odak haline getirilmesidir.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>19 MAYIS HANGİ GÜN?
19 Mayıs tarihi 2024 yılında Pazar gününe denk geliyor.
19 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak resmi tatil takviminde yer alıyor. Resmi tatil olduğu için 19 Mayıs tarihinde kamu kurum ve kuruluşları yanı sıra bankalar, eczaneler, noterler gibi kurumlar da kapalı oluyor.
19 Mayıs tarihi 2024 yılında Pazar gününe denk geldiği için resmi tatil, hafta sonu tatili ile birleşmiş oldu.

19 MAYIS 1919 TARİHİ
19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”
Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. TürkMilleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır ki şimdi bu yolculuğu kısaca anlatmaya çalışalım.
Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:
“-Paşa, Paşa!… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin! Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir…Paşa, Paşa…Devleti kurtarabilirsin!…
Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?…O Vahdettin ki… bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:
-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim…Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz…”
Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama, O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir “Türk Milleti” vardı.
Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi: III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).
Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler, Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır.
Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.
Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.
Atatürk “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.
Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“ Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.
]]>ORTAK AKIL VURGUSU
Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“Ramazan ayına uygun olarak bu kentteki bütün duyguları geçmişten bugüne kadar taşıyan bütün emekleri tek sahnede gördüğümüz bir ışık var şu anda karşıda.
*Dört bin yıldır beşten fazla medeniyete ev sahipliği yapan bu kent gelecek yüzyıllarda da bütün güzellikleri taşıyacak büyük işlerin kentidir aslında. Bölmeden paylaşacağız diyor.
*Paylaşmak bölüşmek değil çünkü. Biz diyoruz ki paylaşmak payına düşeni almak değildir. Bizim toplumumuz onu bölüşmek diye bilir. Bu güzelliği taşıyacak olan kenttir. İşte doğru olan bu bizim için.
*Birlikte iş yapabilmenin gücü ya da birlikte iş yapmanın kudretinin büyüsünün aslında fotoğrafını görüyoruz şu anda karşımızda.
*Bu dayanışmanın insanlığa pandemi dönemindeki tedavisini hep beraber hissettik Burada yüzün üzerinde esnaf odası başkanımız var ve dayanışma içerisinde 250 binden fazla o ailenin kalbinin arttığı Şerafettin Cami etrafında bundan bin yıl önce yeniden dirildiğimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün burayı başkent ilan etme nedenlerinden biri de bir ahi devleti kurma geleneğidir diyerek selamladığı esnaf örgütünün bütün liderleri burada bugün.
*Ankara’nın iyilik organizasyonunu yapan ve bu kenti gelecek yüzyıla taşıyacak sosyolojisine bakmadan, kent, Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyet müştereğinde, demokrasi çığlığının atıldığı demokrasi müştereğinde bir araya gelen kalpler kamplaştırmayı sona erdirdiler ve gelecek yüzyıla demokrasi çığlığını taşımak üzere yemin ettiler.
*Ortak akılla, katılım kültürüyle, inancımızda olan bütün değerlerle beraber yeniden dirildiğimiz bu kent, doğru bir sesle beraber herkesin aklına, duygusuna ihtiyacım var dediği gün tedavi oldu ve bugün o tedavinin sonucunu yaşıyoruz.
YAVAŞ: BU ALANLAR BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
“Bizlerin bir farkı olmalı. Farkımız ötekileştirmemek olmalı. Hiç kimseyi ayırmamak olmalı. Bu özelliğimizle öne çıkarsak toplumu bütünleştiririz” diyen Mansur Yavaş da şunları söyledi:
*Kutuplaştırmak isteyenlere ancak bu şekilde engel olabiliriz. Ben seçilen bütün belediye başkanlarımın da aynı şekilde davranacağını, kaynakları israf etmeden gerçek ihtiyaçlarına harcayacaklarını ve başka partiden seçilen belediye başkanlarının da bir geçtiğimiz beş yıldaki belediye meclisinde yapılanları görüp seçimde de kendilerine bu yaptıklarını halka şikâyet ettiğimiz zaman halkta nasıl karşılığı olduğunu gördükleri için inşallah onlar da bu kez bizimle el ele verir.
*6 milyon Ankaralıya 25 belediye başkanı olarak hizmet etmeye devam ederiz. Biz yine aynı şekilde ortak aklı daha da genişleterek daha önce bürokratlık yapmış, konusunda yetkin isimlerin de Kent Konseyi’ne dahil etmek suretiyle her konuda bir meclis yapıp, onların da akıllarından, tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz ve inşallah en büyük amacımız da Ankara’nın tarihi, kültürel değerlerini ayağa kaldırıp, özellikle Ulus’tan başlamak üzere.
*Buralar çok özel bir yer. Burada oturduğumuz yerde Mustafa Kemal Atatürk, Gençlik Parkı’nı yapılışının buralardan bizzat adımlayarak izlemiştir. İleri gidiyorsunuz, Atatürk Orman Çiftliği bizzat ilgilendiği alanlardır. Çok yakınınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu yer buraya 300 metre.
*Dolayısıyla bu alanlar bizim için çok çok önemli. Bunu hissederek buralarda yaşayan bir yönetici. Bunu da halka mutlaka aktarması lazım. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği bu Ankara’yı dünya başkentleriyle yakışır bir hale altı milyon Ankaralı el ele vererek en azından borcumuzu ödemeye çalışacağız.
]]>328 bin oy alarak yüzde 50.2 oranına ulaşan Yüceer AKP’li rakibine 96 bin oy fark attı. 11 ilçeden 9’unu da CHP’nin kazandığı Tekirdağ’da, belediye başkanı olarak kadınların, gençlerin ve çocukların hayatına doğrudan dokunacak projeleri hayata geçirmeyi planlıyor. Kreş, raylı sistem, istihdam gibi konularda çözüm önerileri ile sosyal belediyecilik vaatleri ile öne çıkıyor. Meslek edindirme kursları ile gençlere umut veriyor.
Yüceer’in Tekirdağ için hazırladığı projeler arasında deprem ve diğer afetlere dirençli bir kent yaratma hedefi de var. Kentsel dönüşüm çalışması ile yapı stoğu taranarak 7 bin sosyal konut yapılması hedefleniyor. 49 kilometrelik bir proje ile de Çorlu, Çerkezköy- Kapaklı, Ergene arasında raylı sistem kurulması amaçlanıyor.Mazbatasını alan Candan Yüceer ulaşım için kolları sıvadı.
ELEKTRİKLİ ULAŞIM
Yeni başkan, şehrin ulaşım sorunlarını çözecek projeleri hayata geçirecek. Elektrikli toplu taşıma araçları, akıllı kent sistemleri ve kavşak düzenlemelerinin hizmete girmesi planlanıyor. Ulaşımın akıcı ve güvenli hale getirilmesi için 100 adet hemzemin kavşağın da yeniden düzenlenmesi ve katlı kavşaklar inşa edilmesi de öngörülüyor. Vatandaşları kötü hava koşullarından koruyacak işçi durakları ile kadınların gece saatlerinde güvenle seyahat edebilmeleri için gerekli düzenlemeler de hayata geçirilecek. Belediye toplu taşıma filosunun yüzde 25’i elektrikli araçlara dönüştürülecek.

TRAKYA’NIN ANKARA’DAKİ SESİ
Candan Yüceer’in hayatında başkent Ankara’nın özel bir önemi var. 4 Mayıs 1973’te doğan ve ilköğrenimini Ankara Güven İlkokulu’nda, ortaöğrenimini Ankara Yahya Kemal Beyatlı Lisesi’nde tamamlayan Yüceer, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara, Samsun ve Tekirdağ Çerkezköy’de Sağlık Bakanlığı kadrosunda hekim olarak çalıştı. Çerkezköy Atatürkçü Düşünce Derneği üyeliği ve yöneticiliği de yaptı. 2011’den itibaren milletvekili olarak kesintisiz biçimde parlamentoda bulundu. Ankara’da başladığı okul hayatını yine Ankara’da ama bu kez parlamentoda sürdürdü. Şimdi ise yıllarca doktor olarak görev yaptığı Trakya’ya, belediye başkanı olarak döndü.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINLARI YAŞATIR!
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda da çalışmalar yapan Yüceer, İstanbul Sözleşmesi’nin bir gecede iptal edilmesine de sert tepki gösterdi. “Kadınların sorunlarını erkeklerin konuştuğu, kadınlara fıtrat atfedilen günlere geri döndük’’ dedi ve şunları söyledi:
“Bir yandan erkek terörü kadınları, diğer yanda da birileri İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldı. Eşitlik politikalarına mı karşısınız? Kadınların şiddetten korunmasına, önlenmesine mi karşısınız, yoksa devlete ödev ve görevler yüklenmesine mi karşısınız?’’

Tekirdağ: Atatürk’ün ders verdiği şehir
Nüfusu 1 milyon 200 bin kişiye yaklaşan ve büyükşehir statüsünde olan Tekirdağ, Makedon, Pers, Roma ve Bizans egemenliğinin ardından 1357’de I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Cumhuriyet döneminde de 15 Ekim 1923’de il merkezi oldu. Tekirdağ’ın önemli günleri arasında 24 Aralık 1840’da Vatan Şairi Namık Kemal’in doğumu, Çanakkale Destanını yaratan 19. Tümen’in Mustafa Kemal önderliğinde Tekirdağ’da hazırlanması, 23 Ağustos 1928’de de, Atatürk’ün Harf devrimi nedeniyle Tekirdağ’a gelip Başöğretmen olarak ilk dersi vermesi gibi olaylar bulunuyor.

LAİKLİĞİN SAVUNUCUSU
Laikliğin yılmaz bir savunucusu olan Candan Yüceer, TBMM eski Başkanı İsmail Kahraman’a karşı yaptığı muhalefetle de gündeme geldi. AKP’li Kahraman’ın TBMM Başkanlığı’na aday gösterilmesine karşı çıktı, “Laikliğe inanmayan bir Meclis Başkanı o koltukta oturmamalı. Kurtuluş Savaşımızın önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğuna aday gösterilen İsmail Kahraman, eylem ve söylemleri ile Atatürk ve laikliğe karşı bir tutum içindedir’’ dedi.

Yüceer seçilmesinin ardından yurtaşlarla dans ettiği görüntüleri “Neşemiz hiç eksilmesin Tekirdağım” notuyla paylaşmıştı.
ÇORLU’NUN SESİ OLDU
Yüceer’in TBMM’de bulunduğu dönemde yakından ilgilendiği konuların başında Çorlu Tren Faciası geldi. 8 Temmuz 2018’de yaşanan ve 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 317 kişinin de yaralandığı faciada yakınlarını kaybeden acılı ailelerin adalet talebi 6 yıldır sürüyor. Yüceer de her fırsatta bu konuyu Meclis ve kamuoyu gündemine getirdi. Dava halen devam ediyor.
]]>*Silivri Belediye Başkanı, MHP’liliğini gizlemeye başlamış. Siz, AKP ile berabersiniz. Siz AKP ile beraber tarikatlara, cemaatlere, TÜGVA, TÜRGEV, Okçuluk Vakfı, Ensar Vakfı’na bu güzel kentin bütün arsalarını peşkeş çekenlersiniz.
*Siz, Atatürk devrimlerine karşı Atatürk’e minnet duyanlardan değil, Atatürk’e husumet duyanlarla, devrimlerine karşı devrim yapanlarla, Atatürk’ün her yaptığını bozanlarla berabersiniz.
*Yetmedi, en son kiminle berabersiniz? Domuz bağcılar var ya, onların avukatlarıyla. ‘Bekar kadınları sokak hayvanları gibi sahiplendirmek lazım’ diyen HÜDA-PAR’cılarla berabersiniz. Öyle olunca beyefendi rozetsiz, Bahçeli’siz, Erdoğan’sız, Cumhur İttifaksız bir kampanya yapıyor, Atatürkçülerin oyunu alacak.
*Ben Silivri’deki son seçim hangi partiye oy verirse versin yüreğinde vatan, millet sevgisi olan, Atatürk’e hayranlık duyan herkese diyorum ki, bu anlayışa sandıkta bir cevap verin. Mustafa Kemal’in askeri mi istiyorsunuz, Mustafa Kemal’in askeri burada. Verirsin oyu, al sana Mustafa Kemal’in askeri.
*Öbürü Devlet Bahçeli’nin askeri, Recep Tayyip Erdoğan’ın askeri, Atatürk’e husumet duyanların adayı ama Bora Başkan, Atatürk’e minnet duyanların adayıdır.
“TRT’NİN GENEL MÜDÜRÜNE HESAP SORMAZSAM NAMUSSUZUM”
*Reklam çekiyoruz, gördünüz, değil mi reklamı? Ekrem Başkan kepenk kaldırıyor. Mansur Başkan veresiye defterini kapatıyor. Topuklu Efe seraları geziyor. Candan Yüceer gitmiş, emekçilerle kucaklaşıyor.
*İzmir’de Cemil Tugay’ın yöneteceği kentte, genç kadınlar özürce eğlenebiliyor ama bu filmi parasını verip yayınlatıyoruz ya. ATV, A Haber, Tayyip Bey’e yakın kanallar yayınlamıyor. Canları sağ olsun çünkü onlar özel kanal.
*Ben size başkasını şikâyet etmeye geldim. Sizin vergilerinizden maaş alanlar, TRT payı ile geçinenler. TRT’ye 20 gün önce reklam filmimizi yolladık. ‘İnceleyeceğiz’ dediler. Bir gün süren inceleme 20 gün sürdü. Günü geldi, hadi dedik. Her gün sorduk, inceleme sürüyor. O sırada AKP reklam yaptı, yolladı.
*Bir günde onayladılar, tıkır tıkır oynatıyorlar. 25 gün geçti, Barış Manço’nun şarkısından, Ekrem Başkan’ın kepenk açmasından, Mansur Başkan’ın veresiye defterinden ne buldularsa yayınlamıyorlar. Bir yazı daha yazdık. Dediler ki, ‘Mart ayındaki rezervasyonlarımız doldu’. Şimdi bu kamu yayıncılığı, burada bir şeyi hatırlatayım.
*TRT’nin muhabirini görürsünüz, kameramanını görürsünüz, onlar alınlarının teriyle çalışan, hepimize emanet gazeteciler. Sakın bir şey demeyin ama TRT’ye bu talimatı verenin de o genel müdürün de günü gelince alnını karışlamazsam namussuzum, şerefsizim.
*Günü gelecek, o genel müdür de bu talimatı veren de AKP’nin televizyonuymuş gibi devletin televizyonunu kullanan da kullandırtan da bunun hesabını verecek.
“ORTALAMA KİRA 20 BİN LİRA”
*Bir yandan memlekette işler iyi gitmiyor. Bugün işsizlik rakamları açıklandı. Rakamlar pandemiden beri en yüksek rakam. TÜİK’in, Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumunun rakamına göre 9,1 ama gerçek rakamlar yani iş aramaktan bıkanları katarsan ya da haftada 2 saat çalışana da iş bulmuş, bu hesabına katmazsan.
*Geniş tabanlı işsizlik yüzde 25’e yakın. Gençlerde rakam yüzde 35’e yaklaşıyor. Genç işsizliği demek umutsuzluk demek. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşayan gençlerin, dünyanın başka ülkelerinde hayal kurması demek. Gerçek beka sorunu, 4 gençten 3’ünün zihninde bavulları toplamış olması demek. ‘Fırsatını bulursam yurt dışına gitmek istiyorum’ demesi gerçek beka sorunu demek.
*Bora Başkan’ın gençlere yönelik projeleri, üniversitelere yönelik projeleri, istihdama yönelik projelerini gönülden destekliyoruz. Diğer yandan tabii ki en büyük sıkıntılardan bir tanesi İstanbul ve Silivri’de konut sıkıntısı. Son bir yılda konut fiyatlarının yüzde 90, kiraların yüzde 75 arttığı, ortalama ev kirasının İstanbul’da 20 bin liraya çıktığı bir süreçteyiz. Böyle bir noktada öğrenci okutmak ya da emekli maaşıyla kirada kalmak, karnını doyurmak, yaşamak mümkün değil.
]]>
MANİSA BELEDİYE BAŞKANI’NA ELEŞTİRİ
Özel, şöyle konuştu:
* “Manisa Büyükşehir Belediyesi 2009 yılında bir yanlış adaylıkla o günün şartlarında seçim ‘AK Parti’ye gitmesin’ diye bir kişiye verildi. Daha sonra büyükşehir seçimlerinde yeniden seçildi. İlk zamanlarda uzaktan davulun sesi hoş gelir, ‘Manisaspor başkanıymış, eşi İzmir’denmiş, ailesi CHP’liymiş’ gibi laflarla bizim çok anlatmamıza, çok itirazımıza rağmen Cengiz Ergün büyükşehir belediye başkanı seçildi. Ne yaptı, verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı. Manisa’da Türkiye’nin en pahalı suyunu sattı, Türkiye’nin en pahalı suyunu siz kullanıyorsunuz. Ulaşımı aksattı, arapsaçına döndürdü. Türkiye’nin ölçek bazında en pahalı toplu ulaşımını siz kullanıyorsunuz.
* ‘Ben de Atatürkçüyüm, ben de Cumhuriyetçiyim, ailem sosyal demokrat’ diyerek oyları toplayan bu insan 2019 seçimlerinde AK Parti ile iş birliği yaptı, Cumhur İttifakı’nın adayı oldu. Kendisinin astığı Atatürk resimlerine, söylediği birkaç cümleye aldanan Atatürkçüleri, Cumhuriyetçileri ve Manisa’nın güzel insanlarını kahrederek gitti Adalet ve Kalkınma Partisi’ne teslim oldu. Ardından öyle bir dönem başladı ki Manisa’da, sokağa çıkmaz oldu. Hiçbir iş yapmıyordu, tamamen yapmaz oldu.”
“EMEKLİLERİ AÇLIĞA SÜRÜKLEDİLER”
Özel, sözlerine şöyle devam etti:
* “Bugün sadece Soma’da değil Türkiye’nin dört bir yanında televizyonlarının başına geçenler bir umut bir müjde bekliyorlar. Bunu bekleyenler geçim sıkıntısı karşısında ezilenler, hayat pahalılığı karşısında ezilenler. Zamlardan ezilenler, en çok da emekliler. Meydanların çok önemli bir kısmı emekli. Canı yanıyor, meydanlarda, mitinglerde sesimi duyurayım diye buralara koşuyor. Elleri kaldırtıyoruz 10’unundan 8’i 10 bin lira alıyor. Daha iki gün önce Türk-İş açıkladı, açlık sınırı 16 bin 200 lira. Emekliler açlık sınırının 6 bin lira altında geçinmeye zorlanıyorlar, yokluğa, açlığa sürükleniyorlar.
* Türk-İş açıklamış, süt 20 liradan 4,5 lira zamla 24,5 lira olmuş. Bir ayda peynir 282 lira olmuş, 65 liralık yoğurt 72 lira olmuş. Daha kıyma 400 liraymış, 460 lira olmuş. Kuşbaşı et 500 liraymış 580 lira olmuş. Yani Türk-İş’in hesaplarına göre son bir ayda gıda enflasyonu bazı ürünlerde yüzde 15’leri bulmuş. Ama bizim emeklimize o kadar düşük bir enflasyon hesabı ile yüzde 33 zam yaptılar, 7 bin 500 lirayı 10 bin lira yaptılar ve açlığa sürüklediler. Ben, ‘Emekliye para ver’ deyince, ‘Emekliye para verirsem çalışanlara maaş ödeyemem’ diyor. Emekli başına 7 bin lira seyyanen zam 800 milyon para tutuyor. ‘800 milyon lirayı bulabilirsem çalışanların maaşını ödeyemem’ diyor.
* Emekliyle çalışanı karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Oysa bu sene 5’li çeteden, holdinglerden, müteahhitlerden alması gerekip vazgeçtiği vergi bu para kadar. Yani 5’li çeteye para var, emekliye para yok. Yani lüks otomobillerine, dünyanın en pahalı makam aracına para var: emekliye yok. Uçan sarayına, yazlık sarayına para var emekliye yok. Emekli diyor ki ‘Eğer emekliye para yoksa 31 Mart’ta oy da yok.’
* Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Emekliye para yok.’ Ben, Tayyip Erdoğan’ın söylediğini söyleyeyim, siz de sana da ‘Oy yok’ deyin belki duyar. Duyar da bir şey yapar mı yazmaz, çünkü o garibanın sesini, yoksulun sesini duymaz. Onun duyduğu ses hep zenginlerin sesi, hep fabrikatörlerin, patronların sesi. Ama ona sesimizi 31 Mart günü duyuracağız hep beraber.”
ÇEDES ELEŞTİRİSİ
Özel, ÇEDES projesini eleştirdi. Bu projenin tehlikeli olduğunu söyleyen Özel, şu ifadeleri kullandı:
* “ÇEDES diye bir proje var. Laikliğe karşı, Atatürk’e karşı ne kadar adam varsa hepsi ÇEDES’i savunuyor. Biz de bu projenin kadar tehlikeli olduğunu söylüyoruz. Ne oldu biliyor musunuz? Daha dün İzmir il Müftüsü, ÇEDES projesi kapsamında küçücük çocukları aldı ve bir mezar ziyaretine götürdü. Kimin mezarına götürdü biliyor musunuz? Esat Erbilli’nin mezarına götürdü. Esat Erbilli kim, Menemen’de Asteğmen Kubilay’ı katledip, kafasını kesip Menemen’de gezdirenler var ya onların içinde olup da yaşı yüksek olduğu için infaz edilmeyip müebbet hapse çarptırılan, suçu sabit olan Kubilay’ın katilinin mezarına çocukları götürmüşler.
* Şimdi bütün Atatürkçülerden sadece CHP’lilerden değil, MHP’liler diyor ‘biz de Atatürk’ü seviyoruz’, AK Parti seçmeninin içinde Atatürk sevgisi olan yok mu? Çok. Herkese diyoruz ki; bakın kardeşim bunlar gemi azıya aldılar. Asteğmen Kubilay’ın kafasını kesen adamın mezarına çocuğu götürenlerden bu memlekete fayda gelmez. ‘Atatürk bize bunu öğütlüyor’ diyorum bana ‘Sen Atatürk’le nasıl konuşuyorsun. Atatürk öldü’ diyorlar. Devlet Bahçeli’ye söyledim. Atatürk, Devlet Bahçeli için öldü ama bizim için ölmedi, -kalbini göstererek- buramızda yaşıyor.”
]]>“ATATÜRK TÜM DÜNYAYA İNGİLİZLERİ YENİLEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ”
Hüseyin Baş şunları söyledi:
* “Çanakkale’de bir yiğit meydana çıktı. Bütün dünyaya İngilizin yenilebileceğini gösteren, sömürgeciliğin bitebileceğini gösteren, milletlerin millet olma bilincine sahip olduğunda kendi kaderlerini tayin edebileceğini gösteren bir yiğit çıktı. O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk’tü. Bu duruma çok içerlemiş olan İngilizler o tarihten itibaren şu propagandaya başladılar; ‘Biz bu Atatürk’ü yenersek, bu fikri yenersek, dünyada yeniden bu imparatorluğun sömürge hakimiyetini kurabiliriz’ dediler. Bunu hayata geçirebilmek için ne yaptılar? Dünyanın dört bir yanına eğitim yoluyla, ticaret yoluyla, siyaset yoluyla fitne tohumları atmaya başladılar. Özellikle de ülkemizde Gazi Mustafa Kemal Atatürk üzerinden kavga çıkarmaya başladılar.
* Bu kavgayı çıkarırken size , ‘Ben, sizi sömürmek istiyorum o yüzden de Atatürk’ü silmem gerekiyor dolayısıyla Atatürk’e türlü türlü iftiralar atıyorum’ deseydi, ‘Dur bakalım, hadi oradan’ diyecektiniz ama bunlar kendilerince çok uyanık bir şey yaptılar. Zannettiler ki Haydar hoca bunu fark etmeyecek, zannettiler ki Hüseyin Baş bunu fark etmeyecek, zannettiler ki Bağımsız Türkiyeliler bunu fark etmeyecek. Sizin aranıza sizdenmiş gibi görünen ajanlar serpiştirdiler. Şimdi bu İngilizin derdi neydi; bütün dünyada tekrar sömürge imparatorluğunu kurmaktı. Bunu yapabilmek için sizdenmiş gibi görünen insanlarla birlikte, ajanlarla birlikte Atatürk’ü türlü türlü iftiralarla eritmeye çalıştılar. Bizim içimizdenmiş gibi görünen, Müslümanmış gibi, Türkmüş gibi görünen insanların niye bu kadar Atatürk ile kavga ettiğiniz şimdi anlıyor musunuz?”
“ATATÜRK KARŞITLIĞI AJANLIK FAALİYETİDİR”
Hüseyin Baş, sözlerine şöyle devam etti:
* “İsrail’in başkenti Tel Aviv’de bir İslam Üniversitesi var. Bu üniversiteden mezun olanlar Müslümanlarmış gibi Ortadoğu’ya serpiştirilmiş, birçoğunun cemaatler kurduğu, birçoğunun camilerde imamlık yaptığını İsrailliler kendi elleriyle servis ettiler. Meğer bizim hoca diye sağda solda gördüğümüz insanların bir kısmı aslında İsrail ajanıymış. Yine yakın zaman önce ajanslara ‘Türkiye’de MOSSAD ajanları yakalandı’ diye haber düştü. Bir baktık ki bizim mahalledeki Ayşe teyzenin aynısı, bizim mahallenin camisindeki hocanın aynısı MOSSAD ajanıymış, tutuklanmış. Bu MOSSAD ajanlarının hepsi tutuklandı mı zannediyorsunuz! Bunların büyük bir kısmı dışarıda, bunların bir kısmı sosyal medyada size vaaz veriyor, insanlar onlara alkış tutuyor. Sakın bu oyunlara gelmeyin. Bunların Cumhuriyet karşıtı, Atatürk karşıtı olduğu andan itibaren bir ajan faaliyeti olduğunu kafamızda kodluyoruz.”
“OKUDUĞUNUZA DEĞİL, YAŞADIĞINIZA OY VERİN”
AKP’nin tarımı, hayvancılığı, sanayiyi bitirdiğini söyleyen Hüseyin Baş, “AK Parti 20 seneden beri Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokacağım, çağdaş bir ülke yapacağım diye tarımı bitirdi, sanayiyi bitirdi, hayvancılığı bitirdi, esnafı bitirdi, her şeyi bitirdi. Ama dönüyoruz bir cümle propagandaya oy veriyoruz. Duyduklarınıza oy veriyorsunuz yaşadığınıza değil. Okuduğunuza oy veriyorsunuz yaşadığınıza değil. Yaşadığınıza oy vereceksiniz. Ne yaşıyorsanız bunun faturasını sandıkta keseceksiniz. Gidiyorsunuz sonra tepki diye tıpkısının aynısına oy veriyorsunuz” dedi.
“HEM ATATÜRKÇÜ, HEM DİNDAR HEM DE MİLLİYETÇİYİZ?”
Hüseyin Baş, konuşmasında “Türkiye’de siyaset öyle bir noktaya geldi ki; birini seçsen milliyetçilik elden gidiyor, diğerini seçsen cumhuriyet elden gidiyor, bir başkasını seçsen din elden gidiyor vs. Ya hu bir ülkede bir tane adam yok mu; hem milliyetçi, hem dindar, hem Atatürkçü, hem cumhuriyetçi olsun. Yok mu bu ülkede bu adam? Bu ülkede bunu isteyenler yok mu? Şimdi siz Atatürkçü müsünüz? Evet. Cumhuriyetçi misiniz? Evet. Laik misiniz? Evet. Milletçi misiniz? Evet. Dindar mısınız? Evet. o zaman bu ülkeyi bunların hepsine evet diyenlerin yönetmesi gerekmiyor mu?” ifadelerini kullandı.
“BUNLAR GİDERSE NE OLACAK?”
Konuşmasında Şems ile Mevlana’nın bir sohbetinden alıntı yapan Hüseyin Baş, “Sürekli bir korku imparatorluğu. Her seçim aynı hikaye; biz gidersek sistem çöker! Sistem dediği de ne, yolsuzluk. Şems ile Mevlana’nın bir sohbetinden bahsedilir. Şems Mevlana’ya ‘Düzenim bozulur, canım sıkılır, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını nereden biliyorsun’ demiş. Bunlar gitti ne olacak? Asgari ücret 17 bin lira mı olacak? Emekli maaşı 10 bin lira mı olacak? Dolar 31 lira mı olacak? Enflasyon yüzde 70 mi olacak? Bunlar giderse ne olacak? Bunlar giderse yasama – yürütme- yargı bir tane adamın elinde mi toplanacak? Bunlar giderse Anayasa tanınmaz hale mi gelecek? Bunlar giderse biz ne kaybedeceğiz? Bunu deyin sandığa gidin ve ‘Benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı’ deyin. Dünyanın en güçlü insanı kaybedecek bir şeyi olmayan insandır, işte biz o insanız” dedi.
“BUNLAR DEVLETİ ÖLDÜRMENİN PEŞİNDE”
AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir tehdit olduğunu vurgulayan Hüseyin Baş, “Devletler de insan gibidir. Vücutta bir organ iflas etti, artık bitkisel hayat… Devletin organları neler? Devletin organları hukuken yasama yürütme yargı. Başka; eğitim öldü mü, sağlık öldü mü? Öldü. Siyaset öldü, bürokrasi öldü, denetim öldü, hepsi öldü. Ülkede ayakta kalan hiçbir şey kalmadı. Bu ne demektir? Devlet ölecek. Bunlar devleti öldürmenin peşinde. Ülkenin bütün imkanlarını tek bir adamın eline verdiler, O adam da başkalarının komiserliğini yapıyor. Geldiğimiz nokta bu, bitmiş bir haldeyiz. Dolayısıyla ben size şunu söylüyorum; başkaları gibi ya ben bir dönemi beğeniyordum diyemiyorum. Bunlar ilk geldiği günden beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir tehdit arz ediyorlardı ve bugün o tehdidin gerçek bir tehdit olduğunu yaşıyoruz” diye konuştu.
“BU YAŞADIKLARIMIZ HALA FRAGMAN, HENÜZ FİLME GEÇMEDİK”
Seçim sonrası pahalılığın artacağı uyarısında bulunan Baş, “Bu yaşadıklarımız hala fragman, daha filmi yaşamadınız, bak tekrar ediyorum hala fragman izliyoruz, film çok feci, film çok kötü. Şimdi seçim geçecek, pahalılığa daha da hazır mısınız? Bugün hala evinize getirdiğiniz ekmeği getiremeyecek hale geleceksiniz. Bunu herkes için demiyorum, bu ülkenin yüzde 10’nu 8,5 milyon insan yapıyor. Bunların keyfi yerinde, hiçbir sorunları yok. Dünya yansın bir kalbur samanları yanmaz ama geri kalan 75 milyon insan evine ekmek götüremeyecek” dedi.
]]>DAHA DA İLERİYE GİTTİ
Atatürk’e yine hakaret ettiğine ilişkin haberler üzerine inceleme-soruşturma yapmakla görevlendirilen Mülkiye Müfettişi Rize’ye gitti. Orada, Şevki Yılmaz’ın ifadesini alması gerekirken kendisine yazılı olarak, “Atatürk’e hakaret edip etmediğini” sordu. Yılmaz da, Atatürk’e hakaret etmediğini öne sürdü ve ilk soruşturma dosyası kapatıldı.
İlk soruşturmadan hiçbir ceza almadan kurtulan Şevki Yılmaz, Atatürk aleyhine konuşmalarını sürdürdü. Bu arada Rize’de gazetecilik yapan bazı isimler, Yılmaz’ın hemen her konuşmasında Atatürk ve Cumhuriyet aleyhine olan söylemlerinden rahatsız oldu. Konuşmalarını videoya kaydetti, bu kişinin söylediklerini gazetelerine yazdı. Yılmaz’ın sözlerini bazı gazeteciler İçişleri Bakanlığı’na bildirdi, Rize halkının belediye başkanının sözlerinden rahatsız olduğunu belirttiler. Bunun üzerine iddiaları araştırmak için Mülkiye Başmüfettişi Muhittin Aliz ve Müfettiş Melih Özay Rize’ye gitti. Rize Valiliği’nde ki bazı üst düzey görevliler, Şevki Yılmaz’ın ifadesinin alınması için gelindiğini öğrenince, “Gitmeyin, şarlatanın birisidir, ifade alınırken olay çıkarır” denildi. Aliz, “Ne demek, adam şarlatansa şarlatan. İfadesini almadan geri dönülür mü? Ayrıca gazetecileri çağıracağız. Bu kişinin açıklamalarını hem gazetelerine yazmışlar, hem videoya çekmişler” karşılığını verdi.
GAZETECİLERE GÜVEN VERDİ
İki müfettiş gazetecileri davet etti. Ellerinde Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e hakaretleri, Atatürk büstüne çelenk konulmamasıyla ilgili ne biliyorlarsa anlatmalarını istedi. Çoğu genç olan muhabirler, “Çekiniyoruz. Başımıza bir şey gelir” diye kaygılarını dile getirdi. Bunun üzerine Başmüfettiş Muhittin Aliz şunları söyledi: “Ben Başmüfettişim. Ne biliyorsanız söyleyin, kayıtların, bu konuda yazdığınız haberlerin bir örneğini bana verin. Bunları kimseye vermeyeceğim.” Gazeteciler, müfettişin babacan tavrından, güven veren konuşmalarından etkilendi. Ellerinde bulunan kayıtlarını CD’ye çektiler, haber kupürlerini getirdiler. Bunların incelemesinde Şevki Yılmaz’ın başkanlığı döneminde tam 26 kez Atatürk’e hakaret ettiği anlaşıldı. Aynı süreçte başka il ve ilçelere gidip yaptığı konuşmalarda da hakaretlerini sürdürdüğü tespit edildi.
Şevki Yılmaz’ın ulusal bayramlarda Atatürk büstüne çelenk konulma törenine gitmemek için, Rize’nin bir kasabasındaki doktordan rahatsız olduğuna ilişkin rapor aldığını belirten soruşturma raporunda şöyle denildi:
RAPORLAR TEK TEK İNCELENDİ
“Şevki Yılmaz, sağlıklı olduğu halde doktora gitmeden gitmiş gibi rapor aldırıyor. Amaç, Atatürk anıtına çelenk koymaya gitmemek. Doktorun raporları tek tek incelendi. Şevki Yılmaz’ın rapor aldığı günlerde kendisinin İstanbul’da, Ankara’da olduğu belirlenmiştir. Uçak biletleri de raporumuz ekinde yer almıştır.”
Müfettişler, Yılmaz’ın bu tutumu hakkında şu yorumu yapmış:
“Hemen her ulusal bayram öncesi Şevki Yılmaz’ın törene gitmemek için rapor aldığını belirledik. Sağlık Bakanlığı’na da, doktor hakkında işlem yapılması için suç duyurusunda bulunduk. Bu doktor cezalandırıldı. Şevki Yılmaz’ın, işi gücü Atatürk’e hakaret etmek olduğu soruşturma sırasında çok belirgin ve belgelerle ortaya koyduk.”
Şevki Yılmaz’ın başkanlığı döneminde son derece şımartıldığına dikkat çeken müfettişler, raporlarına şu ilginç bölümü de eklemişler: “Şevki Yılmaz, verdiği emre uymayan vatandaşlara hukuksuz bir biçimde para cezaları yazdırıyor. Atatürk’e hakaret etmekle kalmayıp, kanunlara da uymuyor. Şevki Yılmaz, kendisinin tahsilinin ‘İlahiyat Mühendisi’ olduğunu söylemesine rağmen bu da yalan. Tahsili imam hatip ortaokulu mezunu olduğudur.
ONLARI DA İNKAR ETTİ
Hacca gittiğinde de Atatürk’e hakaret etmişti. Bunu da inkar etti, basının kendisine komplo yaptığını söyledi. Tabii ki inandırıcı değildi. Savcı ile görüşmemde, ‘Bu kişi burada belediye başkanlığı yapacak yerde Atatürk’e hakaret ediyor’ dedi. Soruşturma başlattığını söyleyince, ‘Başlattınız ama kaç yıl sonra başlattınız’ dedim. Şevki Yılmaz’ın sonradan sordum Almanya’ya gittiğini öğrendik. 2 sene 9 ay hapis cezası verildi. Adamın son yıllara kadar sesi çıkmıyordu. 2004 yılında Türkiye’ye döndü.”
]]>ONLARA “CUNTACI” DENİLDİ
Olayın hukuk içerisinde çözülmesini sabırla bekledik. Ama bazı medya organlarında haksız yere ‘Cuntacı teğmenler’ diye ithal edildi. Eski bir TSK mensubu, bir Harbiyeli olarak üniformamızı çıkardık ama o Harbiyeli ruhu ölene kadar yaşayacak. Müvekkillerimizi savunurken TSK’nın da savunuculuğunu yapmaya özen gösteriyoruz. 10 Kasım töreni için içtima alanında toplanıldığında bir teğmen (isimleri yayımlamıyoruz) Atatürk resmini yakasına takmıyor. Yanındaki iki teğmen, neden fotoğrafı takmadığını soruyor. O da iğnesi olmadığını söylüyor. Ama bu söyleyiş tarzı aslında iğnesinin olmadığının yalan olduğunu ortaya koyan bir yüz ifadesiyle söyleniyor.
KOMUTANIN UYARISI ÜZERİNE
Takması ısrar edilince O da ‘Sizin zorunuzla mı takacağım’ diye cevap veriyor. Bunun üzerine iki teğmen konuyu bölük komutanına iletiyor. Bölük komutanı yanına çağırıyor, neden takmadığını soruyor. O da ‘Komutanım iğnem yok’ diyor. Bölük Komutanı iğne bulduruyor ve Atatürk resmini yakasına takmasını istiyor. Gönülsüz olarak takıyor. Olayın birinci safhası bu. Bunu yapan teğmenin Harp Okulu’ndan beri Atatürk’e karşı, Cumhuriyet’in temel değerlerine karşı bazı tavırları olduğu, Atatürk’ün adı geçen marşları söylemediği gibi bilgiler de var. Oysa Anayasamız, Harp Okulları Kanunu Atatürkçü olmayı emretmektedir.
İNANÇ-İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ
Bazı yayın organlarında bu olayın namaz kılmaya tepki olduğu, dini inançlarını yerine getiren teğmenlere karşı acımasız bir tepki olduğu şeklinde haberler var. Bunlar doğru değil. Hatta o Whatsapp yazışmalarını incelediğinizde oradaki teğmenlerin tepkisi namaz kılan teğmenlere ya da dini inançlara değil. Buradaki tepki tarikat ve cemaatlere kendisini teslim edenlere yönelik. Bunun bedelini ülkemiz yakın geçmişte ağır ödedi. Bizim bunlardan ders almamız gerekiyor. Kimse kimseyi inançları nedeniyle sorgulayamaz ama kimse de dini inancını bir başkasına zorlayamaz. Yani laiklik ilkesi özetle budur.
SÖZLÜ KÜFÜRLEŞME VAR
10 Kasım törenlerinden sonra 20-30 teğmen, Atatürk fotoğrafı takmayan teğmenin odasına gidiyor, sözlü tartışma yaşanıyor. Fiziksel temas yok. Daha sonra bir teğmen, Atatürk fotoğrafını asmayan bu teğmenin odasına gidiyor, orada yine sözlü tartışma, küfürleşme oluyor. Bunu, tasvip etmiyoruz ama o gençlerin heyecanlarının da anlayışla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Küfür etmenin yaptırımı kınamadır. Yani meslekten çıkarma olmamalı diye düşünüyoruz.
13 Kasım’da da yaşanan olaylar var. Teğmenler arasında Atatürk resmini takmamak ciddi bir rahatsızlık yaratıyor Atatürk resmi takmayan teğmenin darp edildiği yönünde iddiaları da var ama tanık beyanları ve doktor raporu böyle bir olayı yaşanmadığını ortaya koyuyor. Yani hafif bir itişme olmuş ama vurma-kırma yok. Atatürk resmini takmayan teğmen komutanı izin vermemesine rağmen kışlayı terk edip Tuzla Devlet Hastanesi’ne gidiyor. Darp olmadığı bilgisi verilince karakola gidip şikayet ediyor. Olay savcılığa bildiriliyor. Savcılık da Çağlayan Adliyesi’ne dosyayı gönderiyor. Halbuki şikayetlerin nereye yapılacağı belli. Bu usulsüz şekilde karakola gidip müracaatta bulunuyor. Kısaca piyade okulunda yaşanan olayların gerçek boyutu bu şekilde.
‘DAVAMIZ HAYIRLI OLSUN’
Savcının değerlendirmesine göre teğmenler örgütsel hareket içinde değil. Atatürk resmi takmayanlara karşı spontane gelişen bir tepki Karşı tarafın eylemleri Atatürk’ün manevi hatırasına hakaret suçunu oluşturuyor, tepki gösteren teğmenlerin eylemi de en fazla hakaret ve basit hakaretle etkili eylem. Atatürk resmi takmayan teğmen Harp Okulu’ndayken ‘Allah için sevmek’ anlamına gelen ‘Hubb-i fillah’ adıyla whatsapp grubu kuruyor. Bu grubun 12 ile 40 üyesi var. Grubun ilk paylaşımı ‘Davamız hayırlı olsun.’ Acaba bu grup yine bir örgütsel amaçla kurulmuş tarikat veya cemaatin kontrolünde mi? Yoksa iyi niyetle, dini inançları gereği kurulan masum bir grup mu? Bilemiyoruz. Ama ciddi şüphelerimiz var. Ayrıca bu teğmenin Harp Okulu’ndayken bir tarikatın evindeki sohbetlere katıldığı bilgisi var. Bunların araştırılması gerekir.
DİSİPLİN, ADALETLE SAĞLANIR
TSK’da disiplin önemli. Disiplin soruşturması sürecinde müvekkillerden alınan savunmalarda itham şu; hizmete engel davranışta bulunmak. Müvekkillere itham edilen suçlar hakaret, basit müessir fiil. Hepsi şikayete bağlı yani hepsi uzlaşmaya tabi. Ağır suç falan kabul edilemez. Anayasamızda, TSK Personel Kanunu’nda, subay sicil yönetmeliğinde, Cumhuriyet’in temel değerlerine gönülden bağlı olmayan birisinin subay olma hakkı yoktur.Atatürk fotoğrafı takmayan ve ona destek olanlar, sıralı amirleri önünde ve okul komutanı huzurunda dahi ‘Ben Atatürk’ün 1923’e kadar yaptıklarına itiraz etmiyorum ama ondan sonrakilerini tasvip etmiyorum’ diyor. Atatürk 1923’ten sonra Cumhuriyet’in temeli olan devrimleri yaptı. Dolayısıyla bu teğmenin sözlerinin anlamı, ‘Cumhuriyet’in temel değerlerini benimsemiyorum, onlara karşıyım.’ Böyle birisinin subay olarak kalması çok tehlikeli ve çok riskli. Buna izin verilmemeli,
verilmedi de zaten. Yüksek Disiplin Kurulu kararı bizlere tebliğ edilmedi. Bu karar yargı denetimine açık. Atatürkçü teğmenlerin ihraç işleminin iptali için yargı yoluna başvuracağız ve yargının bu hatayı düzelteceğine inanıyoruz. Fotoğraf takmama olayına tepki gösteren diğer teğmenler hakkında da disiplin soruşturması başlatılmış. Tabii yargı süreci halen devam ediyor, onları bilemiyoruz.
]]>
Ece Üner arkadaşımız Hande Zeyrek’in sorularını yanıtladı.
■ Öncelikle SÖZCÜ Ailemize hoş geldiniz. Sözcü Tv izleyicileriyle hangi duygularla buluşacaksınız?
Tarafsız ama bertaraf olmayan bir kanal burası. Resmin tamamını insanlara gösterebilme gücü olması çok önemli. Çünkü bugün neredeyse her kanalın bir takım siyasi angajmanları var. Bu da bir süre sonra siyasi bagaja dönüşüyor ve o bagajlar gazetecinin sırtında yük oluyor. İkincisi vicdan değimiz şey ve kendimi tanımlarken en çok kullandığım kelime “azapta gerek” vicdan azap çekiyorsa vicdandır. Rahatlatan bir vicdan olmaz. Bizim işimizi yapan insanların toplumun vicdanı olması gerektiğine inanıyorum. Onların da otoriteyi azapta bırakması, sorgulaması, rahat vermemesi, sırtını otoriteye dayayıp vatandaşa sırtını dönmemesi gerekir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey sırtını otoriteye değil halka dayamış ‘azapta gerek bir vicdan’. Çünkü halkın halk için halk tarafından yönetilmesi sadece demokrasiyle ilgili bir şey değil. Haberle de ilgili. İnsanların hakikati bilmeye ihtiyacı var. Resmin tamamını gösterelim onlar da kendi kararlarını versinler.
‘ECE’CE YORUMLAR OLACAK
■ Sizin için ‘Haber merkezlerinin gözünü budaktan sakınmayan, kelimelere dokunan kadını’ diyorlar. Yeni programda izleyiciyi ne bekliyor?
Bu program meseleleri farklı bakış açılarıyla, konunun uzmanı yazar ve akademisyenlerin dahil edileceği bir program. Ama asıl mesele Ece aynı Ece. Tabii ki Ece’ce yorumlar da olacak. İzleyicinin çok alışık olduğu çıkışlarım olacak ama doğalında. Sözün Gücü ismi de cuk oturdu.
Jacques Ellul Sözün Düşüşü kitabında “Günümüzde insanlığı kurtarmak isteyen herkes önce sözü kurtaracak” diye bir söz var. Gerçekten söz bir büyüdür.Söz çok güçlü motive eden bir şey insanları. Graham Fuller’in bir sözü var “Türkiye’yi Atatürk’ten koparmadan parçalayamazsınız” diyor. Türkiye Atatürk’ten biraz koparılmaya çalışılıyor gibi görüyorum. O konuda da hassasiyetlerimiz olacak. Burası bizim vatanımız. Başka gidecek yerimiz yok. Parçalanmaması için Atatürk’ten kopmaması lazım. Benim tavırlarımdan biri de bu olacak.
■ Sözün Gücü nasıl bir formatta olacak? Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz’un yorumcu olacağını biliyoruz.
Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz çok kıymetli iki isim ve şansım. Yorumcu olarak değerli isimler. Formatımız katılımlı, sıcak başlıkların olduğu, gündemin öznesinin de dahil edildiği bir format. İnteraktif bir program. Seyirci de yorumlarıyla katılacak.
SUNİ GÜNDEM DAYATAMAZ
■ Yorumlarınızla halkın sesi olacaksınız öyleyse…
Aynen. Ben onların çıkaramadığı ses olmaya talibim. Başından beri bunu söylüyorum. Soramadıklarını soracağız. Yarının liderleri soru soran insanlar olacak. Bu programda sorulamayan bütün sorular sorulacak. Orada bir koltuk işgal ediyorsun ve insanlar sana en özel vakitlerini ayırıyor. Seni evine misafir ediyor. Sen hangi yüzle onun sofrasına oturabilirsin? Sadece doğruları söyleyerek ve çıkaramadığı ses olarak. Bana hiç kimse bu yaşımdan sonra suni gündem dayatamaz. Başkalarının benim konuşmamı istediği gündem değil, vatandaşın gündemi konuşulacak. Gün içinde yaşadığı sıkışmışlık ne ise. Ekonomi de olacak programda.
■ Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri ekonomi. Çocukların da gündeminde dilinde… Umudu elden bırakmamak için ne yapmalı?
7 yaşındaki kızım ev ekonomisi biliyor. 9 yaşındaki çocuk da biliyor. Bilmek zorunda çünkü neyi nereden ucuza almak zorunda olduğunu ailesinden görüyor, duyuyor. Bu çocukları biz böyle bir şeye mahkum ettik. Sorumluluk ve umutsuzluk aynı cümlede olamaz gibi geliyor. Eğer sorumluluk sahibiysek tv karşısında uyuklamıyorsak bugünün kahramanı biziz. Atatürk diyoruz ya biz toplum olarak maalesef bir gecede Atatürk gelecek hepimizi kurtaracak diye bekliyoruz. Atatürk ne demiş: Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Atatürkçülük ne yapılması gerektiğini dayatan bir ideoloji değil. Atatürkçülük bilim ve akla dayanarak nasıl karar verilmesi gerektiğini söyleyen bir düşünce sistemi. Bunu bize miras bırakmış. Bugünün kahramanı, Atatürk gelmeyeceğine göre sizsiniz, benim, diğer insanlar ama ne; sorumluluk alan insan. Uyuyan insan değil. Sorumluluk almak zorundayım çünkü bir evladım var. Aynı cümlede umutsuzluk ve sorumluluğu telaffuz edemem. Sen insanların çıkaramadığı sesi çıkardığında anlıyorsun ki tahmininden çok daha fazla insanın ‘SÖZCÜ’lüğünü yapıyorsun. Tahmininizden çok daha kalabalığız. Umut orada zaten.
HASSAS TERAZİSİ VAR
■ Mesleğe diplomasi muhabirliğiyle başladınız, medyanın dünü bugünü arasında nasıl farklar var?
Patronun alacağı ihaleler, yapacağı yollar, açacağı şirketler her ne kadar bir beklenti içinde olsun ya da olmasın siyasi otoriteden; sizin televizyonculuğunuzun ve gazeteciliğinizin kaderini etkiliyor. SÖZCÜ bağımsız olduğu için rahat konuşabiliyorum. Gazete ve tv patronları ne zaman sadece gazete ve tv patronu olmaktan çıktılar, başka şirketlerin de patronu olmak istediler işte o zaman biz sarı öküzü kaybettik. Eğer güç odaklarıyla mesai yapmak zorunda kalıyorsanız medya patronu olarak çalışanlarınıza özgür basını vaat edemezsiniz. Bu zamanla daha da arttığı için patronlar birer iş adamına dönüştüğü ya da iş adamları medya patronlarına dönüştüğü için medya çalışanlarının kaderini feci şekilde etkiledi. İzleyici ise çok akıllı. Kuyumcu terazisi gibi hassas bir terazisi var, fark ediyor burada bir yanlışlık var diye. “Resmin bütününü göstermiyorsun” diyor. Basına güveni de orada kaybediyorlar.
TARİKATLA PROTOKOL OLMAZ
■ Yıllar önce ‘Türkiye, büyüdükçe budanır, kurudukça sulanır! Ne tam olarak gelişmesine izin verirler ne kuruyup gitmesine’ demiştiniz. Neden değiştiremiyoruz bu durumu?
Evet çünkü jeopolitik olarak kıymetli bir yerdeyiz. Kendi kaderi tamamen kendisinin elinde bir ülke değil Türkiye. Eğitim bakanı çıkıp “tarikatlarla protokol yapıyoruz” diyor. Sen o protokolü daha iyi eğitimcilerle yapmak zorundasın, asansörlerini tamir etmesi gereken yurtlarla yapmalısın. Öğrencilere burs için yapmalısın. Eğitim sistemi tarikat ve cemaatlerin eline düşemez. Hani anayasaya göre laiklik vardı. Hani din ve devlet işleri ayrılacaktı. Hani daha ilkokul seviyesinde çocuklar fikri hür vicdanı hür yetişecekti.
Atatürk’ün 1918’de verdiği röportaj var. “Kuvvetli olmak demek sadece silah omuzda kuvvetli olmak demek değildir” diyor. “İlmen, fennen, manen kuvvetli olacaksın” diyor. Biz böyle miyiz şu anda.
■ İnsanların düşünmekten korkar hale geldiği ülkede sizin doğrucu davutluğunuzu neye borçluyuz?
Bir mottom var. “Korkunun ECE’ye faydası yok.” Şaka bir yana Vedat Türkali’nin bir sözü var: “Düşündüğünü söylemekten korkarsa bir insan, düşünmekten de korkmaya başlar.” İnsanlar düşünmeyi bıraktı. Korkutulduğu için vazgeçti. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler düşünenin üstesinden gelmeye çalışıyor. Korku her şeyden daha fazla zarar veriyor bana. Korku bir küçük ölüm. Aklın da katili. Her gün milim milim ölmektense aklımı öldürmektense çıkarım neyse söylerim, bedelini öderim. Korkmam ucunda ölüm dahi olsa… Kırılma noktam kızımın doğumu oldu. Ben bu çocuğun yüzüne bakamam insanlara eksik bir şey söylersem diye düşündüm.
■ Ece Üner’in penceresinden Türkiye nasıl görünüyor?
GENÇLER HER ŞEYİN FARKINDA
Çok zor bir soru. Genç potansiyelimiz çok yüksek. Gümbür gümbür gelen gençlik var. Net görüyorum. Düşünce uykudan uyandı. Günü geldiğinde o otoritenin sizi sarıp sarmaladığı zinciri atarsınız ve düşünce uykudan uyanır. Sadece hakikatin peşinde bir gençlik olduğunu görüyorum üniversitelerde. Her şeyin farkındalar. Türkiye tabii ki güllük gülistanlık diyemeyiz. Demirel’in söylediği gibi en acısı şunu görüyorum enflasyon dediğiniz sadece ekonomik bir olay değildir. Ahlaki bir çöküş de getirir. Ona kazık atar, parasını çalar. Şu anda hiç alışık olmadığımız asayiş olaylarıyla karşı karşıyayız. Taksicinin öldürülmesi, iyiliğin cezalandırıldığı bir ahlaki çöküş, çürüme hali. Bu durumda her karanlığın bir aydınlığı vardır. Neden SÖZCÜ Televizyonu bu kadar izleniyor. İnsanlar talep ediyor. Uçurumun kenarından her zaman dönmüş bir ülke Türkiye.
Atatürk demek, Türkiye demek
■ Ülkemiz Atatürk’ten koparılmak isteniyor dediniz. Bunu engellemek için yapılması gerekenler neler?
Atatürk’ten koparılma çabası ters tepiyor. Bu sene 29 Ekim’de Anıtkabir’deydim. Geçen sene ekimde 3 milyon 500 bin ziyaretçi vardı bu sene 4 milyondu ekim ayına kadar. Benim gittiğim gün ziyaretçi rekoru kırılmıştı. Demek ki sadece anmak değil anlamaya başladı insanlar Atatürk’ü. Cumhuriyet en çok bir kadın projesidir. Kadına seçme seçilme hakkı, hukukta, boşanmada hepsinde eşitliyor. Türkiye’de tam da en çok kadınların Atatürk’ü anması ve anlaması gerekiyor. Atatürk düşünce sisteminden ayrılmamamız gerekiyor. Çünkü bu kadar zorlu bir coğrafyada durabilmişsek tamamen Atatürk’ün anayasa ile kurduğu sağlam sistemi sayesinde. O yüzden yıkılması isteniyor. Denge ve denetleme sistemini kurmuş anayasamızda madde madde var. Atatürk bizim evimizin çatısı. Evin çatısını kaldırırsanız ne olur? Evi kaybedersiniz, sağlığınızı kaybedersiniz, yaşamınızı kaybedersiniz… Çivisi çıkmış bir dünyada çiviyle duvara asılan en güzel fotoğraftır Atatürk… Bütün şartlar bir araya toplanıp tartılınca asrın en büyük adamı… Dünyanın gördüğü en büyük devlet adamı. En yüksek derecede siyasi ve askeri dehanın bir araya gelmesiyle önce memleketi yok olmaktan kurtarmış, sonra da yeniden kurmayı başarmış… Devrimci muzaffer kumandan herkesi büyülemeye devam ediyor. Atatürk demek Türkiye demek. Gençliğe Hitabe bugün yaşananları anlatmıyor mu? Fikri liderliği hâlâ devam ediyor. Öldükten sonra da düşmanlarıyla savaşabiliyor. Farkındaysanız herkes zor zamanlarında Atatürk’e sığınır. Atatürkçü olmayanlar dahi. Yattığı yerden hâlâ yobazlarla gericilerle savaşabiliyor ve hâlâ da o kazanıyor.

Ece Üner’le Sözün Gücü programı, duayen gazeteci ve Sözcü Yazarı Uğur Dündar ile Sözcü Televizyonu Strateji ve Güvenlik Danışmanı Ahmet Yavuz’un yorumlarıyla her çarşamba ve cuma 20.15’te ekranda olacak.
ECE ÜNER HAKKINDA
Koç Lisesi, ardından Koç Üniversitesi’nde sosyoloji ve tarih okudu. Brüksel’de Avrupa Birliği konusunda eğitim aldı. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca biliyor. Atletizmde İstanbul ve Türkiye birincilikleri var. Şiir yazıyor, çok okuyup araştırıyor. Mesleğe diplomasi muhabiri olarak başladı. Üst düzey devlet adamlarıyla özel röportajlar yaptı. Tartışma programları yönetti. Uzun yıllar ana haber sundu. Haber aralarında yaptığı yorumlarla halkın sesi oldu. Çok sayıda habercilik ödülü alan Üner’in, Güneş isminde 7 yaşında bir kızı var.
]]>TBB, 1 Ocak günü İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde hilafet bayrağı açılması ve sonrasında kamuoyundaki tartışmalara ilişkin açıklama yaptı. TBB’nin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“GÖRMEZDEN GELİNMESİ KABUL EDİLEMEZ”
– Cumhuriyetimizin yeni yüzyılının ilk günlerinde üst üste yaşanan gelişmeler, Cumhuriyet’in kurucu değerleri ile Anayasa’nın başlangıç ilkelerinin ve hükümlerinin altının bir kez daha çizilmesini zorunlu kılmaktadır.
– Filistin halkıyla dayanışmak ve soykırıma varan saldırılara tepki göstermek için yapılan bir mitingde bir kesimin açık hilafet ve şeriat çağrısı yapmasının ifade özgürlüğü kapsamında görmezden gelinmesi kabul edilemez. Zira Anayasa’nın 14/1 maddesi uyarınca Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbiri insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
“ÜLKEMİZ ADINA KAYGI VERİCİ”
– Cumhuriyetin kuruluş felsefesi; ‘Emperyalizme karşı tam bağımsızlık, her türlü kişisel otoriteye karşı milli egemenlik, gericiliğe karşı aklın ve bilimin rehberliğinde laik dünya görüşü ve çağdaş uygarlık, her türlü tehdide karşı ulusal birliği ve bütünlüğü koruyarak yurtta barış, dünyada barış’ ilkelerine dayanmaktadır. Dünyadaki ve ülkemizdeki olumsuz gelişmeler Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken kuruluş felsefesindeki ilkelere daha sıkı sarılmamız gerektiğini göstermekteyken, bu ilkeleri tamamen yok sayan bazı eylem ve söylemler ülkemiz bakımından kaygı vericidir.
“ÇEDES, TUZLA, ANITKABİR…”
– ÇEDES projesi kapsamında, henüz gelişme çağındaki öğrencilere, pedagojik formasyonu bulunmayan din görevlileri tarafından ‘değerler eğitimi’ adı altında 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile bağdaşmayacak şekilde dersler verilmesi; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yaptığı, eğitim kurumlarında vakıf ya da dernek adı altında tarikat yapılanmalarının varlığını meşrulaştırmaya yönelik konuşması; 10 Kasım’da Tuzla Piyade Okulu’nda emre rağmen Atatürk fotoğrafı takmayı reddeden bir teğmen ve devamında yaşanan tartışmalar ve son olarak Ata’mızın manevi huzurunda, Anıtkabir’de Cumhuriyetimizin tahkir edilerek şeriat çağrısı yapılması gibi uygulamalar ve vakalar son dönem örnekleri olarak sayılabilir.
“ATATÜRK İLKELERİNİ KORUMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
– Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek 2. maddesinde de hüküm altına alındığı üzere insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
– Türkiye Barolar Birliği’nin varlık sebeplerinin başında hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak geldiğinin bilinciyle, Anayasal düzene aykırı her türlü eylem ve söyleme karşı Cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve Atatürk ilkelerini korumak için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
]]>