Geçtiğimiz günlerde Dünya Güreş Birliği (UWW) tarafından 2024 yılının en iyi kadın güreşçisi seçilen Buse Tosun Çavuşoğlu, oturum öncesinde açıklamalarda bulundu.
“OLİMPİYAT ŞAMPİYONLUĞU HAYALİMİZ”
Türkiye adına hala kazanılmamış bir olimpiyat altın madalyası olduğunu, bunu başarmayı hayal ettiklerini belirten Buse Tosun Çavuşoğlu, “Dünya şampiyonu olup, Avrupa şampiyonu olup, sonrasında Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda ülkeme bronz madalya kazandırıp, kariyerimi çok güzel bir şekilde devam ettireceğimi söyleyebilirim. Kendi adıma güzel bir yaz olimpiyatı geçti. Ülkeme bronz madalya kazandırdım. Mutlu ve gururluyum. Ülkemiz adına hala kazanılmamış bir altın madalya var. Türk Kadın Güreş Takımı olarak, olimpiyat şampiyonluğu hayalimiz, hedefimiz bu yönde. Bizi desteklemeye, izlemeye devam edin” diye konuştu.

“BU ÜNVAN GÜREŞÇİ OLARAK İLK KEZ BANA VERİLDİ”
Geçtiğimiz günlerde Dünya Güreş Birliği (UWW) tarafından yılın en iyi kadın güreşçisi seçilen Buse Tosun Çavuşoğlu, bunun kendisi için çok kıymetli olduğunu dile getirdi. Böyle bir başarı için mutlu ve gururlu olduğunu söyleyen milli güreşçi, “Bunun globalde tescillenmesi, Dünya Güreş Birliği tarafından onaylanması, yılın en iyi kadın güreşçisi seçilmek gerçekten, dünya şampiyonu ünvanından daha da kıymetli benim için. Bu ünvan, Türkiye’de bir güreşçi olarak ilk kez bana verildi. Çok mutlu ve gururluyum. Bu haberle birlikte çok farklı bir sabaha uyandık. Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek, dünyanın en iyisi olmak, bunun tescillenmiş olması benim için ayrı mutluluk verici” ifadelerini kullandı.
“TEK GAYEMİZ ALTIN MADALYA”
Alınan madalyalar ve yakalanan başarıların ardından ister istemez bir baskı oluşacağını söyleyen Buse Tosun Çavuşoğlu, “Son Dünya, Avrupa şampiyonu ve olimpiyat madalyalı sporcu olmanın tabii ki baskısı olacak. Sıradan bir sporcu olarak mindere çıkmayacağız. Artık gümüş ve bronz için değil, tek gayemiz altın madalya olacak. Onun için sahnede olacağız” yorumlarında bulundu.
“GÜÇLÜ ŞEKİLDE DEVAM ETMEYE HAZIRIM”
2028 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles şehrinde düzenlenecek olimpiyat oyunları için yola devam edeceklerini söyleyen mili güreşçi, sözlerini şöyle noktaladı:
“Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları’na giden yolda da en iyi şekilde, en iyi performansımızı göstererek hazırlanmaya, güçlü şekilde devam etmeye hazırım. Devam edeceğimize de inanıyorum.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ZENGİN HASTALIĞI OLDU
Eskiden obezitenin fakir hastalığı olduğunu, günümüzde ise zengin hastalığına dönüştüğünün altını çizen Prof. Dr. Cindoruk, “Örneğin Amerika’da fast food ağırlıklı bir beslenme var. Hazır gıdalarla besleniyorlar. Amerikalılar da bizim gibi çok TV seyrediyor ve TV karşısında yemek yiyor. Bu da hareketsizlik ve aşırı yemek yemeye neden oluyor” dedi.

EGE USULÜ BESLENİN
Prof. Dr. Cindoruk, “Ege usülü ve Akdeniz tipi beslenin” diyerek, şu önerilerde bulundu: “Ömür boyu diyet öneriyoruz. Zeytinyağı ve sebze ağırlıklı diyetler bunlar. Kesinlikle spor yapılmalı. Düzenli yürüyüş şart. Uyku kalitesi de önemli. Stresle baş etmek çok önemli. Obezite, toplumsal bir olay. Kanser kadar önemli.”

DOĞUDA MİDE KANSERLERİ BATIDA KARACİĞER YAĞLANMASI
BUyıl UGH Kongresi’nde ‘Doğu-Batı Sentezi’ konsepti ile Asya, Avrupa, Amerika görüşlerinin karşılaştırılarak, gastroenterolojide ‘Doğu-Batı Buluşması’nın sağlanması amaçlandı. Bu kapsamda Prof. Dr. Cindoruk’a ülkemizin batı ve doğusunda görülen sindirim sistemi hastalıklarının farklılık gösterip, göstermediği soruldu. Bakın, Prof. Dr. Cindoruk, bu soruya ne yanıt verdi: “Doğu Anadolu’da sindirim sistemi kanserlerini daha çok görüyoruz. Mide kanseri, yemek borusu kanserleri daha fazla. Çünkü sıcak çay içimi çok yaygın. Tütsülü gıda tüketimi çok yaygın. Sıcak çay yemek borusu mukozosunu yakıyor. Güneydoğu’da ise hepatitler yaygın. Batıda ise karaciğer yağlanması daha fazla.”
AMELİYATSIZ OBEZİTE TEDAVİSİ
PROF. Dr. Cindoruk, gastroenteroloji uzmanlarının ameliyatsız, endoskopik yöntemlerle obezite tedavisi yaptıklarını da belirterek “Tabii bu konsey ile oluyor. Her branştan doktor muayenesinin ardından multidisipliner bir yaklaşımla yapılıyor. Biz endoskopi ile mide balonu yapıyoruz. 6 ay veya 1 yıl süreyle bu balon midede kalıyor. Sonra çıkarıyoruz. Mide bütünlüğünü bozmuyor. Hasta beslenme alışkanlığını düzene soktuğunda kilosunu da veriyor. Ayrıca, endoskopi ile girip, mide içine dikiş atıp, çeperini küçültüyoruz. Böylece yeme miktarı azalıyor. Mide botoksunu ise biz dernek olarak çok önermiyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Fenerbahçe ile sezon sonunda bitecek olan sözleşmesini henüz yenilemeyen İrfan Can Kahveci hakkında flaş gelişmeler yaşanıyor.

Hem Türkiye’den hem Avrupa’dan kulüpler, kontrat durumunu yakından takip ederken, bazı takımların İrfan Can Kahveci ile temasa geçtiği iddia edildi.

Beşiktaş’ın da aralarında bulunduğu kulüpler, İrfan Can Kahveci’yi transfer etmek için adeta yarışa geçti.

İspanyol basını, milli oyuncunun transfer olacağı takımı detaylarıyla birlikte duyurdu. İşte detaylar…

SEVILLA HAREKETE GEÇTİ
LaLiga ekiplerinden Sevilla’nın, milli futbolcu İrfan Can Kahveci’yi kadrosuna dahil etmek için harekete geçtiği öne sürüldü.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ekranların en güvenilir hakem programı ‘beIN Trio’daki hakem yorumcuları, Arda Kardeşler’in Galatasaray’a altı sarı kart ve iki kırmızı göstermediğini tek tek ispatladı. Şimdi birçok Beşiktaşlı da sarı kırmızılı takımı kollayan bir yapının olduğunu iddia ediyor.
Galatarasaylı taraftarlar ise Icardi’ye yapılan müdahalenin penaltı olduğunu söylüyor ama bazı hakemler, Avrupa’da bu pozisyona penaltı çalınmadığını belirtti.
Ve bir programda Arda Kardeşler’in çocukluğundan beri sıkı bir Galatasaray taraftarı olduğu iddia edildi.
Arda Kardeşler belki de buzdağının görünen kısmı!
‘BeIN Trio’ ekibi, Fırat Aydınus, Bünyamin Gezer ve Deniz Ateş Bitnel’in çoğunluk kararlarına göre hazırlanan listeye göre ligin ilk 10 haftasında oynanan maçlarda Fenerbahçe’ye verilmesi gereken ama verilmeyen bir kırmızı kart ve karşılaştığı rakiplerine ise üç kırmızı kart verilmediği tespit edildi.

Galatasaray’a ise ilk 10 maçta verilmesi gerektiği halde verilmeyen 3 kırmızı, rakiplerine ise 1 kırmızı kart gösterilmedi.
Beşiktaş maçlarında ise rakiplerine verilmesi gerektiği halde verilmeyen tam altı kırmızı kart tespit edildi.
Yukarda bahsettiğim hakemlerin yorumlarından yola çıkılarak hazırlanan diğer listede ise bu sezon oynanan 10 hafta boyunca Fenerbahçe 20 sarı kart gördü. Görmesi gereken sarı kart sayısı ise 22! Rakipleri 28 sarı kart gördü ama görmeleri gereken kart sayısı 35.
Beşiktaş 23 sarı kart gördü, görmesi gereken 25 sarı karttı. 30 sarı kart gören rakiplerinin görmesi gereken sarı kart sayısı ise tam 51!
Galatasaray ise 20 sarı kart gördü. Hakemler maçı hatasız yönetseydi sarı kırmızılılar 44 sarı kart görecekti. Rakipleri 21 sarı kart gördü, normalde 27 kart görmeleri gerekirdi.
Kart deyip geçmeyin. Yorumcular Galatasaraylı futbolcuların çoğunluğu rakiplerine karşı kasti ve sert faullü oynayarak sahada üstünlük sağlayıp, ligi domine ettiklerini iddia ediyorlar.
Aynı Galatasaray’ın Young Boys’a elenmesi, futbolcuları ortalama 200 bin dolar maaş aldıkları Rigas gibi zayıf bir takıma puan kaybetmesi ve Türkiye’ye göre Avrupa’da daha çok kart görmesi yabancı hakemlerin dürüst performansına bağlanıyor.
TFF ise yaşanan hakem skandallarını sadece izliyor!
FUTBOLDA ADALET İSTEĞİ
Bir diğer tartışmada yapay zekalı fikstür çekilişiyle ilgili; bu sezon Galatasaray Avrupa maçları öncesi tüm lig maçlarını kendi sahasında oynarken, Beşiktaş Avrupa maçları öncesindeki tüm lig maçlarında deplasmana gitti!
Daha da ilginci; Galatasaray, Avrupa’daki en zorlu Tottenham maçı öncesi ligde bay geçecek. Sosyal medyada bu durum için “Ancak ayarlasan bu kadar olur” yorumları yapılıyor!
İddialar, gerçekler, hakem yorumları, yapay zekanın Galatasaray’ı üzmemesi vs. Süper Lig’in sportif bir gerçekliğinin olup olmadığı Jose Mourinho’yu gölge gibi takip eden İngiliz medyası sayesinde artık Avrupa’da da tartışılıyor!
Milyonların gözü önünde ağır çekimlerde izlenen hakem skandalları “Futbolda bile adalet yok” diye yorumlanıyor ve toplumdaki adalet duygusuna olan güveni azaltıyor!
Futbol deyip geçmeyin! Futbol uğruna ülkeler, birbirleriyle savaştı! Futbolun siyaset üzerinde de bir etkisi var. Bu etki üzerinden milyonlarca taraftar manipüle bile ediliyor olabilir!
Sosyal medya fenomeni bazı Galatasaraylı yorumcular bile hakem skandallarına isyan ediyorsa ortada büyük bir sorun var demektir! Futboldaki adaletsizlik toplumdaki nefret duygusunu da artırıyor!
Eğer iddia edildiği gibi hakem skandallarının nedenleri arasında bahis örgütlenmesi de varsa UEFA devreye girer ve ağır cezalar kesilir!
Bu sorunu TFF çözemeyecekse, Meclis’te komisyon kurulmalı ve acilen futbolda adalet sağlanmalı!
***
ADANA KEBABI’NIN GERÇEK FİYATI
Adana Kebabı’nda kullanılan kemiksiz erkek kuzu etinin kilosunun 450 TL’ye çıkmasına kebapçılar isyan etti.
Adana Kasaplar Odası Başkanı Saruhan Yağmur da şu açıklamayı yaptı: “1 kilogram et ile 10 kişi doyabilirken vatandaşlar restoranlara gittiğinde bir kişilik Adana kebabı en az 350 liraya yiyor. Bu fahiş fiyatların önüne geçilmesi lazım. Bir porsiyon Adana kebabın maliyeti 200 TL.”

Bir porsiyon Adana kebabında 150 gram et kullanılıyor. Bir kilo etten altı porsiyon çıksa; en az 2100 TL eder.
İşletmenin kirası, faturaları, çalışan maaşları vs. tüm giderleri toplasanız da yine de fahiş fiyat uygulandığı ortaya çıkıyor.
***
DUBAİÇİKOLATASI‘NDABEZELYE MİVAR?
Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Dubai çikolatası sandığınız üründe kıyılmış bezelye bile olabilir” dedi.
Gıda ürünlerinde belgelenen sahteciliklerden sonra bu çikolatadan ıspanak bile çıksa şaşırmam!

Dubai Çikolatasında en çok kilosu 80-100 TL olan tel kadayıf kullanılıyor. Eğer iddia edildiği gibi fıstık yerine bezelye de kullanılıyorsa 200 gramı ortalama 400 liradan satılan Dubai Çikolatası şu sıralar gramı en karlı ürün olabilir!
***
DİKEÇ ETKİSİDEVAM EDİYOR
İsveçli sırıkla atlama rekortmeni Armand Duplantis, 2024 Paris Olimpiyatları’nda dünya rekorunu kırdıktan sonra da fenomen atıcı Yusuf Dikeç’in ikonik hareketiyle poz vermişti. Duplantis şimdi de Halloween (Cadılar Bayramı) için yaptığı paylaşımda Dikeç kılığına girip o ikonik pozu tekrardan verdi.
Anlaşılan İsveçli atlet, Dikeç’in ikonik hareketinin etkisinden kurtulamamış.
Aslında birçok ünlü, Dikeç’in ikonik hareketini devamlı tekrarlıyor.

Oysa olimpiyatlarda 10 metre havalı tabanca kategorisinde Dikeç, partneri Şevval İlayda Tarhan ile birlikte gümüş madalya kazanmıştı. Altın madalya kazanan rakiplerini hatırlayan var mı?
Sırp atıcı Damir Mikec “Altın madalyayı ben mi aldım, sen mi (Yusuf Dikeç)?
Benim ülkemde bile sen bir numarasın” diyerek durumu gayet güzel özetlemiş. Dikeç artık sosyal medyada dünyanın en çok tanınan kişilerinden biri.
Bunun nedeni; Japon sosyal medyacılar, Dikeç’in atış stilini ‘çabasız karizma ve kusursuz sadelik’ diye yorumlayarak güzel özetlediler.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AVRUPA’DA ORANLAR YÜZDE 28.9
Doç. Dr. Soysal, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) sezaryen oranının yüzde 15 sınırının altında olması gerektiğini önerdiğini belirterek, “Ancak ülkemizde sezaryen oranı son veriler ışığında yüzde 60.1. Bu 10 gebenin 6’sının sezaryen olduğunu, sadece 4’ünün normal doğum yaptığı anlamına geliyor. OECD ülkelerinin içinde sezaryen oranı en yüksek olan ülke konumundayız. Dünyada bu rakamlar çok düşük değil. Ama bizim ülkemizdeki oranlara göre daha düşük. OECD ülkelerinin sezaryen ile doğum ortalaması yüzde 28, Avrupa Birliği ülkelerinin sezaryen ortalaması ise yüzde 28.9” dedi.

HEKİM KARAR VERDİYSE UYULMALI
Eğer bir endikasyon yok ise anne ve bebek sağlığı açısından normal doğumun tercih edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Soysal, “Ancak tıbbi gereklilik nedeniyle sezaryen kararı verilen durumlarda da hekimin kararına saygı duyarak, süreci doktoruyla beraber yönetmesini öneririz. Sezaryen alternatif bir doğum yöntemi değildir. Sezaryen ile doğum, normal doğuma engel veya risk teşkil eden durumlarda hayat kurtarıcı. Sezaryen oranlarında yaşanan sürekli artış temel bir halk sağlığı problemidir. Devletimiz, hekimler, ebeler, hastalar hepimizin tek bir ortak amacı var, anne ve bebek sağlığını korumak ” dedi.

HAYATİ RİSK OLUŞTURUYOR
Sezaryen doğum oranlarının yüksek olmasının risklerini de anlatan Doç. Dr.Soysal, “Sezaryen annede kanama, enfeksiyon, emboli, karın içi yapışıklık, doğum sonrası daha fazla ağrı ve daha uzun iyileşme süresi gibi riskler oluşturabilmektedir” dedi.
HANGİ DURUMLARDA SEZARYEN TERCİH EDİLMELİ?
DOÇ. Dr.Soysal, sezaryenin ne zaman tercih edilmesi gerektiğini şöyle sıraladı:
Anne ve bebeğin hayatını tehdit eden acil durumlar. (Bebeğin kalp atışının bozulması, kordon sarkması, dekolman, uterin rüptür vs.)
Geçirilmiş sezaryen, normal doğuma engel olan enfeksiyonlar.
İri bebek, bebeğin pozisyon anomalileri, bebekte görülen anomaliler, çoğul gebelikler.
Bebeğin eşinin anomalileri.
Annenin kalça kemiğinin normal doğuma uygun olmaması.
NORMAL DOĞUMUN FAYDALARI
NORMAL doğumun faydalarını ise Doç. Dr. Soysal, şöyle sıraladı:
Normal doğum sırasında daha erken salgılanmaya başlayan oksitosin ile süt gelmesi kolaylaşır.
Oksitosin kortizol seviyesini azaltarak anksiyeteyi, kaygıyı da azaltır; endorfin seviyesini de artırır.
Endorfin vücudun doğal ağrı kesicisidir. Doğum sonrası kaygısı ve ağrısı az olan anne, ilgisini bebeğine daha kolay verebilir.
Normal doğum sırasında bebeğin kanaldan geçerek ilerlemesi, bebeğin vajen florasını almasını sağlar ve sağlıklı bağırsak florası için çok önemli bir adım atılmış olur.
Bebeğin kanaldan geçerken yaşadığı basınç ile akciğer gelişimi de olumlu etkilenmektedir.
GEBELİK OKULLARI İŞ BAŞINDA
Gebelerin, sezaryen taleplerinin altında yatan ana sebeplerden birisinin de normal doğum sırasında ağrı çekeceğinden korkması olduğunu söyleyen Doç. Dr. Soysal, “Bizler, gebe okullarında doğum korkularına yönelik daha çok çalışmalıyız. Gebelik okulunda anatomik, fizyolojik, psikolojik değişimlerden gebelikteki aşılara, hastaneye başvurulması gereken acil durumlardan riskli gebeliklere, doğumu kolaylaştırıcı egzersizlerden bebek bakımına, bebeğin banyosundan, anne sütü ve emzirmeye kadar birçok konuda dersler oluyor” dedi.
BU DERSE UZMAN HEKİMLER GİRİYOR
ETLİK Şehir Hastanesi’ndeki gebe okulunda, doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası sürece yönelik eğitim ve danışmanlık verdiklerini söyleyen Doç. Dr. Soysal, “Eğitimlerimiz 4 hafta sürüyor. Derslerimiz, kadın doğum uzmanları, çocuk doktorları, ebelerimiz, pilates ve egzersizler için fizyoterapistlerimiz, psikolog ve diyetisyenlerimizden oluşan güçlü bir ekip tarafından veriliyor. Hafta içi gebe gruplarımız, hafta sonu da eşli gruplarımız mevcut. Eylül ayında gebe okulumuzda bin 500 gebeye ders verdik” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Birliği, Schengen bölgesindeki vize krizinde giderek daha fazla zorlanıyor.
Özellikle Schengen vizesi başvurularında artan reddedilme oranları ve sınır güvenliği endişeleri, Avrupa’nın karşılaştığı ciddi bir sorunu işaret ediyor.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ: GÖÇ POLİTİKALARI VE SINIR YÖNETİMİ
Bu krizin, göç politikaları ve sınır yönetimiyle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülüyor. Ancak, bu karmaşık süreçte Türkiye’nin Avrupa’nın çözüm arayışında merkezi bir rol oynayabileceği vurgulanıyor.
Türkiye, göç ve mülteci krizinin yönetiminde kritik bir ülke olarak öne çıkıyor. 2016’da imzalanan AB-Türkiye mülteci anlaşması, Avrupa’nın mülteci akışını kontrol etmesine yardımcı olmuştu.
Türkiye’nin sınır güvenliği konusundaki etkinliği, Avrupa’nın Schengen sınırlarını güvence altına almak için Türkiye’ye olan ihtiyacını artırıyor.
Avrupa Birliği, Türkiye ile iş birliğini güçlendirerek göç akışlarını yönetmeyi ve Schengen bölgesinde yaşanan sınır güvenliği sıkıntılarını hafifletmeyi hedefliyor.
Schengen vizesine olan taleplerin yoğunluğu, özellikle pandemi sonrası dönemde, artan seyahat isteği ile daha da yükseldi. Bu durum, Schengen vize başvurularında daha katı değerlendirmelere yol açtı.

TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ
AB ülkeleri, Schengen bölgesinin açık sınırlarının, yasadışı göçmenler ve güvenlik tehditleri nedeniyle zayıfladığını düşünüyor. Özellikle Yunanistan ve İtalya gibi güney Avrupa ülkelerine yönelik göç baskısının artması, Avrupa’nın Türkiye ile iş birliğini güçlendirmesini zorunlu hale getiriyor.
Avrupa’nın, Schengen vize krizini aşmak için Türkiye ile ilişkilerini yeniden yapılandırma ve güçlendirme ihtiyacı, bu krizin çözümünde kritik bir unsur olarak görülüyor.
Uzmanlar, Türkiye’nin stratejik konumu ve göçmenlere yönelik politikalarının, Avrupa Birliği’nin sınır güvenliği politikalarıyla uyumlu bir hale getirilmesinin Schengen krizini hafifletebileceğini belirtiyor.

GÖÇ KRİZİNE ÇÖZÜM ARAYIŞI
Bu süreçte Türkiye, AB ile olan mülteci anlaşmalarını daha etkin hale getirerek Avrupa’nın bu zorlu sürecinden çıkmasına yardımcı olabilir.
AB ve Türkiye arasındaki bu iş birliği, sadece göç politikalarıyla sınırlı kalmayıp, Schengen bölgesinin genel güvenliğini artırma ve vize süreçlerini daha verimli hale getirme yolunda önemli bir adım olabilir.
Schengen bölgesi, AB vatandaşları için serbest dolaşımın temel direği olarak kabul ediliyor ve bu bölgedeki sorunlar, Avrupa’nın ekonomik ve sosyal yapısını doğrudan etkiliyor.
Türkiye ile yapılacak iş birlikleri, hem Avrupa’nın göç krizini hafifletmesi hem de Schengen bölgesinin sürdürülebilirliği açısından büyük bir fırsat olarak görülüyor.
Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İmamoğlu, Roma’da, Avrupa Olimpiyat Komitesi (EOC) Başkanı Spyros Capralos ve İtalyan Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Giovanni Malago ile bir araya geldi. İmamoğlu’na Roma ziyaretinde, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkan Yardımcısı Ali Kiremitçioğlu ve Genel Sekreter Neşe Gündoğan eşlik etti. Sala della Protometeca’da düzenlenen imza töreni öncesinde, sırasıyla; Malago, Capralos, Kiremitçioğlu ve İmamoğlu birer konuşma yaptı.

“SEÇİM SÜRECİNDE HEMFİKİR OLUNAN TEK KONU…”
İmamoğlu, imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
*Roma’nın bu özel mekanında, çok anlamlı bir vesileyle sizlerle bir arada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Avrupa Olimpiyat Komitesi’nin İstanbul’a gösterdiği özel ilgi için, kendilerine müteşekkiriz.
*Hep birlikte uzun ve heyecan dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. İstanbul 2027 Avrupa Oyunları ev sahipliğimiz, bu konudaki planlarımızı açıkladığımızdan bu yana, halkımızdan büyük ilgi ve destek gördü.
*16 milyon İstanbullu, diğer birçok konuda olduğu gibi, olimpiyat adaylık çalışmalarımızı da onayladıklarını, son seçimde gösterdiler. Seçim kampanyamız boyunca, birçok konuda tartışmalar yaşandı.
*Fakat 2027 Avrupa Oyunları ve 2036 Olimpiyat Oyunları hedeflerimiz konusunda herkes hemfikirdi. Rakiplerim ve hükümet üyeleri dahil, tüm siyasiler ve halkımız, bu hedefler konusunda desteklerini ifade ettiler. İstanbul’un başarısı için birlik olduklarını kanıtladılar.
“BU BİRLİK, SPORUN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ SAYESİNDE ORTAYA ÇIKTI”
*Bu birlik, sporun birleştirici gücü sayesinde ortaya çıktı. Bugün burada sadece İstanbul için değil, olimpiyatlar ve paralimpik oyunları adına önemli bir toplantı için bir arada olduğumuza inanıyorum.
*Üç imparatorluğun başkentliğini yapmış, 8500 yıllık tarihi derinliği olan kadim dünya kenti İstanbul ile dünya sporunun en önemli organizasyonunu bir araya getirmek için çalışıyoruz. 2019 yılında, İBB Başkanı olarak göreve başladığım günden beri her fırsatta, olimpik hedeflerimizin çok büyük olduğunu belirttim.
*Karşılıklı saygı, dostluk ve mükemmellik gibi olimpik değerleri, son 5 yıldır yaşatan bir şehiriz. Sporun ve olimpiyat felsefesinin dünyada en büyük dönüştürücü güçlerin başında geldiğinin farkındayız.
*İstanbul’un ve İstanbulluların, sporun olumlu etkilerini en üst düzeyde yaşamasını istiyoruz. Bunun için ilk dönemimizde, ‘2036 Olimpiyat irade beyanıyla’ birlikte, spor alanında pek çok yeni ve büyük projeyi gerçekleştirdik.
*İkinci görev dönemimizde de herkesin spor yaptığı ve bu sayede geleceğe umutla bakan bir İstanbul ve Türkiye, en büyük hedefimiz olacak. Bu dönemde, spor alanında pek çok yeni projeyi de tamamlayacağız.

“İLK VE EN BÜYÜK ADIMIMIZI…”
*Olimpik kent olma amacımız doğrultusunda ilk ve en büyük adımımızı, İstanbul’un 2027 Avrupa Oyunları’na ev sahipliği yaparak atıyoruz. 2027 Avrupa Oyunları’nın, kentimizin ve Avrupa spor tarihinin eşsiz bir sayfası olacağını biliyoruz.
*Avrupa Oyunları’yla, bölgemizin ve Avrupa’nın spora bakışına yön vermek konusunda iddialıyız. İstanbul olarak, dünyada hiçbir kentin sahip olmadığı önemli avantajlarımız var. İstanbul’umuz, Avrupa coğrafyasının ve belki de dünyanın en kalabalık ve coşkulu sporsever kitlesine sahip.
*İstanbul, toplam 60 milyon taraftarı olan, 20’ye yakın olimpik branşta faaliyet gösteren güçlü, ulusal spor kulüpleriyle bu konuda eşsiz. Her yıl takım sporlarında, Avrupa şampiyonalarında başarı peşinde koşan, basketbol ve voleybol gibi önemli olimpik branşlarda, Avrupa ve dünya şampiyonluklarına ulaşan takımlarımız var. 70 bin kişilik statları, 15-20 bin kişilik spor salonları her hafta doldurabilen bir sporsever kitlesine sahibiz.”
“İSTANBUL, AVRUPA’DAKİ HER SPORCU İÇİN, BÜYÜK VE İLHAM VERİCİ BİR SAHNE”
*Avrupa’nın en büyük yıldızları, her yıl birbirinden farklı branşlarda, İstanbul’da yeteneklerini sergiliyor. Hemen her olimpik ve paralimpik branşta, çok sayıda uluslararası turnuva düzenledik. Bugün Avrupa’da, hemen her alanda öne çıkan yıldız sporcular, uluslararası organizasyonlara ilk adımlarını İstanbul’da attılar.
*İstanbul, Avrupa’daki her sporcu için, büyük ve ilham verici bir sahne. 2027’de bu sahneyi, Avrupa Oyunları için kuracağız ve tüm dünyaya ilham vereceğiz. İstanbul 2027 ile Avrupa Oyunları’nın algısını ve etkisini büyüteceğiz.
*Spor dalı sayısı ve katılan sporcu sayısına bakınca, Avrupa Oyunları’nın bir olimpiyat olduğunu söyleyebiliriz. Biz Avrupa Oyunları’nı tam bir olimpiyat ciddiyeti ve hassasiyetiyle ele alarak, İstanbul’un organizasyon gücünü bir kez daha göstereceğiz. 2024 Paris Olimpiyat Oyunları süresince açacağımız ‘İstanbul Olimpiyat Evi’nde, Avrupa Oyunları’nı özel olarak tanıtacak çok sayıda etkinlik düzenleyeceğiz.
*Buradan, başta Başkan Capralos olmak üzere, tüm EOC üyelerine, Olimpiyat Evimiz’de konuk değil, ev sahibi olduğunuzu belirtmek istiyorum. EOC’nin Paris’teki her türlü faaliyeti için, İstanbul Olimpiyat Evimiz’in kapıları sonuna kadar açık olacak.

FEDERASYONLARA VE SPORSEVERLERE ÇAĞRILARDA BULUNDU
*İstanbul ve Avrupa’nın spor tarihi için önemli bu özel günde, konuşmamı, birkaç çağrıda bulunarak bitirmek istiyorum. İlk çağrım Avrupa’nın tüm sporcularına: Gelin Avrupa’nın en renkli ve coşkulu tribünleri önünde yeteneklerinizi sergileyin. Gelin yetenekleriniz, kapasiteniz ve kişiliğinizle yeni nesillerin rol modeli olun.
*İkinci çağrım Avrupa’nın tüm olimpik spor federasyonlarına: İstanbul olarak, her türlü iş birliğine açığız. İstanbul, sadece olimpiyatlara ve paralimpik oyunlarına değil, sizlerin bundan böyle düzenleyeceği tüm büyük organizasyonlara talip. Gelin, birçok ilham verici hikayeyi birlikte yazalım, birlikte başaralım.
*Üçüncü çağrım, Avrupa ve dünyadaki tüm sporseverlere: İstanbul’a geldiğinizde, sadece spor izlemekle kalmayacak, dünyanın en heyecan verici kentinde, hayatınızın en güzel günlerini yaşama fırsatı yakalayacaksınız. İstanbul halkının konukseverliğinin başka hiçbir şeye benzemediğini, İstanbul 2027 için tribünlerde yerinizi aldığınızda göreceksiniz. Ve son olarak; tüm Avrupa’ya 2027’de bir arada olmak için çağrı yapmak istiyorum.
*İstanbul’da, 2027 yılında, farklılıklarımızla bir araya gelirken, aslında ne kadar büyük ve renkli bir kültür birliği oluşturduğumuzu tüm dünyaya, bir kez daha kanıtlayalım. Gelin 2027’de, Avrupa’nın ve dünyanın en renkli kültürlerinin harmanlandığı İstanbul’da buluşalım. Her yıl 20 milyona yakın misafirimizin eşsiz deneyimler yaşamak için ziyaret ettiği İstanbul’a davetlisiniz.
“YAPABİLECEK BECERİYE SAHİP OLDUĞUNU KANITLADI”
EOC Başkanı Capralos da konuşmasında, İBB ve TMOK ile yaptıkları iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Capralos, “Bugün imzalanan mutabakat zaptı sayesinde, Avrupa Olimpiyat Komitesi, tüm Avrupa için özel bir spor gösterisi düzenleme noktasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Olimpiyat Komitesi ile yol alacaktır. İstanbul, muhteşem etkinliklere ev sahipliği yapabilecek beceri, deneyim ve tutkuya sahip insanların yaşadığı bir şehir olduğunu kanıtladı. Spora büyük sevgi duyan bir şehir ve kıta genelinde her yaştan insanı sağlıklı yaşam tarzları oluşturmaya ve spora katılmaya teşvik edebilecek bir Avrupa Oyunları sunmak için birlikte çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
Konuşmaların ardından; İBB, TMOK ve EOC arasında üçlü mutabakat zaptı imzalandı. İmamoğlu ve diğer katılımcılar, imza töreninin ardından gazetecilerden gelen soruları yanıtladı.
]]>
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ GİBİ AB’NİN TEMEL ALDIĞI DEĞERLER GERİLEME SÜRECİNDE”
İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “‘Avrupa Günü’nü kutlamak, önem verdiğimiz ortak değerlerimizi hatırlamak için iyi bir fırsat. Bizim için AB, her şeyden önce demokratik bir barış projesidir. Uluslar arasındaki birliğin, etnik köken, dil veya din farkı gözetmeksizin demokratik ve insani ideallerin bayrağı altında kurulabileceğinin bir kanıtıdır. Ancak, uzun bir süredir AB hem içeride hem de sınırlarının dışında yeni sınamalarla karşı karşıya kaldı.
* Euro krizi ve 2010’ların başındaki göç baskısıyla artan sorunlar, Brexit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin ortaya çıkmasıyla derinleşti. Bu jeopolitik çalkantıların sonuçları, Avrupa’daki liberal demokrasileri adalet, insan hakları ve özgürlükler üzerinden test ediyor. Hükümetlerin bu sorunlara halkın beklentileri yönünde cevap verememesi, popülist otoriter liderlere doğru bir kaymaya yol açıyor. Esasında, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi AB’nin temel aldığı değerler maalesef küresel olarak da gerileme sürecinde.

“BU DEMOKRATİK KRİZ DÖNEMİ, AVRUPA VE TÜRKİYE İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
* Peki içinde bulunduğumuz bu demokratik kriz dönemi, Avrupa ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor? Geçen hafta sonu Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun daveti üzerine, Avrupa’nın yaşadığı demokratik krizi ele almak üzere sosyal demokrat belediye başkanlarıyla Paris’te bir araya geldik. Orada da şu soruyu sordum: Kendisini ‘demokratik ideallerin muhafızı’ olarak konumlandıran Avrupa, bu değerleri tutarlı bir biçimde savunduğunu samimiyetle söyleyebilir mi? Göçmen ve mülteci sorununun AB dışındaki ülkelere aktarılmaya çalışılması, bunun aksini göstermektedir.
* Konu, mültecilerin Avrupa ülkelerinde barınmasına izin verilip, verilmemesi değil, onların Türkiye gibi, Avrupa sınırı dışındaki ülkelerde tutulmasının politika haline getirilmesidir. Bu durum, mülteci meselesinin popülist ve yabancı düşmanı siyasi söylemlerde kullanılmasına zemin hazırlıyor ve sağ otoriterlik Avrupa’da güçleniyor. Oysa, Türkiye ve İstanbul, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke ve şehirlerin başında geliyor. Buna rağmen, Türkiye’de demokratların güçlenmesi önemlidir.

“BİZİM GİBİ, AVRUPA İDEALİNİ ÖNEMSEYEN İNSANLARI ENDİŞELENDİREN…”
* Avrupa’daki mevcut hükümetlerin Gazze’de yaşananlara verdikleri, daha doğrusu veremedikleri cevap da Avrupa’nın insani değerlerinin farklı coğrafyalarda tutarlı bir şekilde savunulamadığı anlamına geliyor. Aralarında kadınların ve çocukların bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin, tüm dünyanın gözlerinin önünde katledilmesinin daha yüksek bir sesle eleştirilmesi ve kınanması gerekmez mi?
* Bazı hükümetler, bırakın kendileri bunu yapmayı, bunu yapan vatandaşlarının toplantı ve gösteri haklarını, ifade özgürlüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Bu ise, Avrupa’nın demokratik değerler üzerinde yükselen evrensel bir barış projesi olma niteliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bizim gibi, Avrupa idealini önemseyen insanları endişelendiren en önemli konulardan birisi budur.

“İSRAİL’İN REFAH’A ASKERİ HAREKATINI YİNE İZLEMEKLE Mİ YETİNECEĞİZ?
* İsrail’in, dün, ateşkes teklifini reddederek, 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine askeri harekat başlatmasını da yine izlemekle mi yetineceğiz? Avrupa’yı ve insani değerlere önem veren tüm ülkeleri, bu vahşete ‘dur’ demeye çağırıyorum. Gazze’de olanlar, insanlık tarihinde kara bir leke haline gelmiştir. Buna daha fazla izin verilmemelidir. Önümüzdeki dönemde AB’nin kendi iç demokrasi mücadelesine devam edeceğini gözlemliyorum.
* Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerini, dikkatle takip edeceğiz. Türkiye’de ve Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde karşılaştığımız demokratik gerilemeye, ancak kapsayıcı, katılımcı ve halkın sesine kulak veren yeni bir siyaset kültürü ve bu anlayışla inşa edeceğimiz siyasal ve ekonomik kurumlarla çözüm bulabiliriz.

“MART 2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GERİLEMEYE SON VERDİ”
* Türkiye de kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ülkemizde son 10 yılda kurumsal yapı zayıflatıldı. Arkasından tek bir lider etrafında otoriter bir siyasal rejim şekillendi. Mart 2024 yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki demokratik gerilemeye son verdi. Seçmen, muhalefeti güçlendirerek, siyaset zeminindeki meşruiyeti yeniden dağıttı. Bu sonuç, demokrasimizin dayanıklılığının göstergesidir. Bu zor zamanlarda Türk halkı demokratik değerlere olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük. Kutuplaşmanın ilacı buydu.
* ‘İstanbul İttifakı’ adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa ettik. Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın önemini gösterdik. Toplumla, güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu siyasi zeminde CHP, liyakatli adaylarla halkın karşısına çıktı ve ülke genelinde her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazandı. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin, neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetiyor. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline geldi.
“BİRLEŞİK VE DEMOKRATİK BİR AVRUPA, TÜRKİYE’NİN KATILIMI OLMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ”
* Avrupa, kendi demokratik sorunlarıyla mücadele ederken, Türkiye’nin rolü sıklıkla göz ardı edilmektedir. AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak biz, Türkiye’yi her zaman Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık.
* İddiamız şudur: Birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle, AB’nin genişleme politikaları tartışılırken, Türkiye’nin adının geçmemesi, 60 yıldır süregelen ortaklık ilişkisinin ve 20 yılı aşkındır devam eden üyelik sürecinin yok sayılması kabul edilemez.
“SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, AVRUPA’DA DA İLHAM KAYNAĞI OLMAYI SÜRDÜRECEK”
* Büyükelçi Meyer-Landrut’un konuşmasında bahsettiği gibi, İstanbul’un karbon-nötr bir şehir olması ve iklim değişikliğine adaptasyon programı gibi AB ile beraber başarılı projelere de imza attık. Fakat bunlar yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, AB’nin yerel yönetimlerle daha yakın çalışmasını ve etkisi halkımız tarafından da hissedilebilen projeleri birlikte hayata geçirebilmeyi hedeflemeliyiz. İstanbul’daki yönetim anlayışımızın temelinde, demokrasi ve katılımcılığın olduğunun altını çiziyorum. Bunu, son 5 yıl içerisinde yaptığımız icraatlarla kanıtladık. İnsanı odağımıza alıyor, ayrım gözetmeden 16 milyon İstanbulluya eşit hizmet veriyor, şehri yurttaşlarla birlikte yönetiyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Katılımcı ‘İstanbul Modeli’, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da ilham kaynağı olmayı sürdürecek.”
]]>Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda yer alan Fenerbahçe Basketbol Müzesi’nde açıklamalarda bulunan Uzun; FIBA Süper Kupası, Kadınlar Türkiye Kupası, Kadınlar Avrupa Ligi ve ING Kadınlar Basketbol Süper Ligi şampiyonluğunu kazandıkları dört kupalı sezonu ‘İnanılmaz’ kelimesiyle ifade etti.
Tarihi ve çok başarılı bir sezonu geride bıraktıklarını ifade eden Uzun, Kadınlar Avrupa Ligi kupasının yanında, “Kimsenin unutmayacağına çok eminim. Yanımda da en değerlisi, en büyüğü var. Her gördüğümde geriye dönüp bakıyorum, sanki dün olmuş gibi. Çok yoğun bir hafta geçirdik. Avrupa Ligi’nin ardından Süper Lig finalini de oynadık. Bizim için sezonun sonu çok yoğundu. Başarıyla bittiği için, kupaları aldığımız için çok mutluyuz” açıklamasını yaptı.
Fenerbahçe taraftarının kendilerini sezon boyunca yalnız bırakmadığını da dile getiren Uzun, şöyle devam etti:
“Sadece iç sahada değil, gittiğimiz her deplasmanı evimiz yaptılar bize. Bizi hiç yalnız bırakmadılar. Onlarla daha güçlü olduğumuzu her zaman söylüyoruz. Salonun her zaman dolu olmasını istiyoruz. Gerçekten çok keyifli oluyor ve maçların atmosferi değişiyor, biz çok farklı hissediyoruz. İç sahada ve deplasmanda bizleri yalnız bırakmadıkları için, gücümüze güç kattıkları için onlara teşekkür ediyoruz. Bu kupalar da onlara armağan olsun.”
“TARİHİ BİR SEZON YAŞAMAK ÇOK BÜYÜK BİR GURUR”
Avrupa Ligi şampiyonluğunu kazandıktan sonra rüya gibi bir güne uyandığını söyleyen Uzun, bu kupanın ardından lig şampiyonluğu için mücadele ettiklerini hatırlatarak şunları söyledi:
“Ancak sonrasında başka bir maçımız vardı. Keyfini çıkaralım derken sonra bir kupa daha aldık. Sabah 5’te döndük. Başkanımızı görmeye gittik. Herkes idrak etmeye çalışıyor ama edemiyor. Sadece sezonun bitmiş olması, görevini tamamladığımızı bilmek ve 4 kupayı alıp tarihi bir sezon yaşamak çok büyük bir gurur. Hepimiz şu anda derin bir nefes alıp başardık diyebiliyoruz.”
Fenerbahçe Basketbol Müzesi’ne bir gün çocuklarıyla gelip ‘Biz bunları yaptık’ demek istediğini söyleyen Uzun, bu sezon kazanılan 4 kupanın ardından önümüzdeki sezonun hedefleri için de “4 aslında bir rakam. Bu 5 de olabilir, 3 de olabilir. Yarıştığımız kulvar sayısı kaçsa, o kulvarların hepsinde bütün kupaları kazanmak yine bizim hedefimiz olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.
“AVRUPA’NIN EN BÜYÜĞÜNDEYİM”
Yaz sezonunu WNBA ekiplerinden Dallas Wings’le geçirecek olan başarılı sporcu, ABD’ye salı günü gideceğinin altını çizerek “Arkadaşlarımla kupaların keyfini çıkarıp aileme vakit ayırmak istiyorum. Sonra da gideceğim ve antrenman süreci olacak. Umarım çok güzel geçer. Takıma da girersem harika ve eğlenceli bir sezon olur. Orada sezon bitince Türkiye’ye döneceğim. Birbirini bağlayan bir süreç olacak. Yeni sezon nasıl giderse ona göre diğer adımları atacağım.” ifadelerini kullandı.
Fenerbahçe’nin Avrupa’nın en büyük takımı olduğunu, buna karşın kariyerinde bir sezon dahi olsa Avrupa tecrübesi yaşamak istediğini söyleyen Uzun, şöyle konuştu:
“Avrupa’nın en büyüğündeyim. Avrupa tecrübesi yaşamak istiyorum, kariyerimde bir Avrupa senesi olsun istiyorum. Ama Avrupa’nın en büyüğünde oynadığınızda, yarıştığınız her kulvarda kupa aldığınızda insan bırakmak istemiyor. En iyisinden gidip başka bir yerde maceraya girmek ayrı bir tecrübe. Tabii ki Türkiye’de kadın basketboluna çok şey katacağını düşünüyorum Avrupa’nın. Ama şu anda bu kupaların keyfini çıkarıyorum. Belki ileride olabilir.”
]]>Scholz, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Avrupa’nın ortasında Weimar Üçgeni’ndeki ülkeler olarak birliktelik gösterdiklerini belirterek Almanya, Fransa ve Polonya’nın, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaşında siyasi, mali ve askeri olarak en fazla destekleyen ülkelerin arasında yer aldığını söyledi.
“HEDEF UKRAYNA’NIN KENDİNİ ETKİLİ ŞEKİLDE SAVUNABİLMESİ”
Başından beri Ukrayna’yı desteklediklerini ancak Rusya ile savaşta olmadıklarını vurgulayan Scholz, ortak hedefin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kendisini etkili şekilde savunabilmesi olduğunu kaydetti.

Almanya Başbakanı Scholz, Ukrayna’ya nasıl daha somut destek sağlanabileceğini ele aldıkları bilgisini paylaşarak, dünya pazarından Ukrayna için daha fazla silah tedarik edeceklerini belirtti.
“UKRAYNA’YA DESTEK ARTACAK”
Askeri teçhizat ve mühimmat üretimini Ukrayna’daki ortaklarıyla işbirliği yaparak genişletmek istediklerini ifade eden Scholz, ayrıca “Ramstein Formatı” kapsamında uzun menzilli füzeler için yeni koalisyon kuracaklarını ve Avrupa Birliği kapsamında Ukrayna’ya desteği artıracaklarını dile getirdi.
RUSYA’NIN DONDURULAN VARLIKLARI
Scholz, Avrupa’da dondurulmuş Rus varlıklarından elde edilen fonları kullanacaklarını ve Ukrayna için silah alımını maddi olarak destekleyeceklerini söyledi.
Savunma bakanlarının bir araya gelerek görüşülen konuların somut uygulamasını ele alacaklarını anlatan Scholz, Macron ve Tusk ile gelecek hafta Avrupa Konseyi (AB) Liderler Zirvesi’nde diğer Avrupalı ortaklarla görüşeceklerini belirtti.
Almanya Başbakanı Scholz, dün Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile telefonda askeri durumu ve hangi desteğin gerekli olduğu görüştüğünü aktararak “Zelenskiy, bize güvenebileceğini biliyor. Bugün buradan Kiev’e verdiğimiz destek mesajını yineliyoruz. Moskova’ya da buradan açık bir sinyal gidiyor. Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna’ya verdiğimiz destekten vazgeçmeyeceğimizi bilmeli. Biz, Ukraynalıların yanında sarsılmaz ve birlik içinde duruyoruz” diye konuştu.

“TEK BİR İNANCI PAYLAŞIYORUZ”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Ukrayna konusunda birlik çağrısında bulunarak “Tek bir inancı paylaşıyoruz” dedi.
Rusya’nın Ukrayna Savaşı’nı kazanmaması için ne gerekiyorsa yapacaklarını vurgulayan Macron, “Mümkün olduğu kadar Ukrayna’yı ve Ukrayna halkını desteklemeye devam edeceğiz ve gerilimi tırmandıracak hiçbir girişimde bulunmayacağız” dedi.
Ukrayna’daki savaşın kendi gelecek ve güvenlikleriyle ilgili olduğunu dile getiren Macron, “Elbette ki dayanışma içerisindeyiz çünkü Ukrayna’nın toprak egemenliğine saldırıldı ve bunu, Ukrayna için yapıyoruz, aynı zamanda Ukrayna’daki güvenliğimiz de tehlikede olduğu için” diye konuştu.
Macron, Ukrayna topraklarında mühimmat üretimini düşündüğünü söyleyerek bu konuda Avrupa ve Ukrayna’daki sanayicilerle birlikte çalışacaklarını kaydetti.
Emmanuel Macron, ayrıca bugünkü toplantının kendi birliklerini güçlendirmek için bir fırsat olduğunu ifade etti.

“TEK SES OLARAK…”
Polonya Başbakanı Donald Tusk, toplantıdaki atmosferin, Avrupa başkentleri arasında büyük anlaşmazlıklar veya fikir ayrılıklarının bulunduğu yönündeki söylentilerin doğru olmadığını çok açık şekilde gösterdiğini söyledi.
Donald Tusk, “Bugün gerçekten tek ses olarak her şeyden önce kıtamızın, ülkelerimizin güvenliği hakkında ve tüm bunları elbette Ukrayna’daki savaş bağlamında konuştuk” dedi.
Tusk, Avrupa ne kadar güçlü olursa Ukrayna’nın savaşı kazanma şansının da o kadar artacağını vurguladı.
Ukrayna’ya yardımın derhal ve mümkün olduğu kadar yoğun şekilde gelmesini talep eden Tusk, “Mümkün olan her şekilde yardım etmek istiyoruz, böylece Ukrayna’daki durum önümüzdeki haftalarda ve aylarda iyileşir ve daha da kötüleşmez” ifadelerini kullandı.
]]>Bir yanda, belleği hızla çökmekte olan bir Biden, diğer yanda, suçun her çeşidine bulaşmış, cinsel tacizden yargılanan, resmi devlet belgelerini evine götürmekten hakkında soruşturma açılan ve ABD’de en ağır suçlardan biri kabul edilen vergi kaçakçılığından hüküm giyip, cezalar kesilen Trump. Sorun küresel olarak çok büyük. Uluslararası sistem, nitelikli liderler çıkaramıyor. De Gaulle ve Churchill’i görmüş ve yaşamış Avrupa’da, toplumlar Macron ve Boris Johnson’ı yaşadı, yaşıyor. ABD’nin başkanlık için bu iki profil dışında bir potansiyel üretememesi bir kurumsal, sistemsel ve zihinsel çöküşün tezahürüdür.
– ABD ve AB’nin, Rusya-Ukrayna savaşında aynı hat üzerinde olduğunu görüyoruz. Ortak özellikleri Rusya karşıtlığı. Trump gelirse bu kompozisyon bozulur mu?
Trump, ABD-Çin-Rusya üçgeninde, Rusya’yı yanına alıp, Çin’e karşı bir eksen oluşturmaya çalıştı. Bu, bence üst-Amerikan aklına aykırıydı. Zira, 2023 ulusal ABD savunda belgesinde de, Çin ve Rusya birer tehdit unsuru olarak görülüyordu. Biden ile de Ukrayna üzerinden, savaş mümkün olduğunca uzatılarak, Rusya’nın yıpratılması, zayıflatılması ve içeriye dönmesi planlandı. ABD, zaten 2014’ten beri bu hazırlığı yapıyordu. Trump dönemi (2016-2020) ile ertelendi, ama Çin konusunda hem Cumhuriyetçi, hem Demokratlar aynı düşüncede. Trump, şimdiden, eğer kazanırsa Çin’e yüzde 60 vergi koyacağını söylüyor.
AVRUPA ZARAR GÖRÜYOR
– ABD zaten savaşın uzatılması konusunda adeta fikir birliği içinde. Oysa Avrupa ülkeleri de bundan zarar görmüyor mu?
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Avrupa ülkelerine “Silah üretimini artırın” diyor. Vurgulamak istediği, savaşın uzun sürecek olması. Belki, AB uzun bir süredir, Batı Avrupa Birliği (BAB) ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Konsepti (AGSK) çerçevesinde bağımsız bir Avrupa güvenliği konsepti oluşturamadığından, iyice silahlanmış bir Avrupa veya güvenlik ve savunmaya daha çok para ayıran bir Avrupa inşasının, bu vesileyle mümkün ve uzun uzun vadede, ABD sultasından kurtulmanın bir yolu olarak görüyor olabilir. Ancak, Avrupa kuşkusuz bu uzayan savaştan zarar görüyor. Büyümenin sıfır olduğu Almanya, 100 milyar Euro’nun biraz altında bir savunma bütçesi oluşturuyor. Ve Rusya’nın ucuz doğalgazı yerine de ABD’den pahalı bir LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) alıyor. ABD için sadece Rusya değil, rakip bir birim olan AB’de zarar ve yıpranmaya uğratılıyor.
ABD’NİN ZAYIF RUSYA KURGUSU
– Rusya da Batı’ya karşı çok öfkeli. Bir çok AB ülkesinin NATO genişlemesine sessiz kalması, Putin’i öfkelendiriyor mu?
Aynen söylediğiniz gibi İpek Hanım. Putin, SSCB’nin dağılmasını ‘bu asrın felaketi’ olarak değerlendirdi. Ayrıca Putin, bir röportajında 1990 yılında ABD ve NATO’nun bir santim bile Doğu’ya doğru genişlemeyeceğini ifade ettiklerini söylüyor. Bu çerçevede, Grand Amerikan stratejisi Rusya’yı çevrelemeyi ve oradan da Çin ile birlikte hareket etse bile, etkisiz olabilecek zayıf bir Rusya’yı kurguluyor. Ayrıca Putin, Batı destekli Neo-Nazilerin Ukrayna’da hegomonik olmasının, “İnsan hakları ve demokrasi” diyen Batı için büyük bir çelişki olduğunu vurguluyor.
– Peki hocam, Batı bir süre sonra Ukrayna’yı desteklemekten vazgeçer mi?
AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Komiseri Joseph Borrell, “AB’nin Ukrayna’ya sarsılmaz desteği devam edecek” dedi. Dahası, AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen de, “Ukrayna’ya 54 milyar dolarlık yardımın ilk taksidini gelecek ay ödeyeceğiz” diyor. Yani “Mümkün olduğunca, savaşa devam et” diyorlar. Bu, Batı’nın çıkarları açısından bir ülkenin ve ülke halkının feda edilmesidir ki, 19. Yüzyıl klasik emperyalizmine bile rahmet okutacak kadar hukuk, vicdan ve insanlık dışıdır.
KAMUSAL VİCDAN VAR
– Fakat, Batı halklarının liderleri gibi düşündüklerini söylemek mümkün mü? Bu ülkelerdeki protestolar hepimizin gözü önünde oluyor.
Çok doğru İpek Hanım. Örneğin İsrail-Hamas savaşı çerçevesinde Gazze’de sivil ölümler arttıkça, halklar protesto ediyor. Bu, yönetimlerden azade bir kamusal vicdan olduğunu gösteriyor. Örneğin, bu sivil kayıplar yükseldikçe, Biden’dan mesela ABD halkı uzaklaşıyor. Önümüzdeki yıllarda, Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze katliamına dair, AB içinde de farklı siyasal kümeler oluşabilir. Örneğin, Gazze’ye ve Filistin’e bakıştı, Almanya ile İspanya, İngiltere ile Macaristan arasında devasa farklar var.
AMERİKA DÖRTLÜ GEVŞEK BİR YAPI KURDU
– Sadece NATO değil, küresel hamleler açısından ABD’nin çok yönlü hamleleri var, bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Ama bu hamleler hep Çin büyümesi ve yayılmasını engellemeye yönelik. Geçenlerde, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde yaptığı konuşmada, “Uluslararası düzeni yeniden şekillendirecek, iktisadi, siyasi ve askeri güce sahip tek ülkenin Çin olduğunu biliyoruz” dedi.
– Yani?
ABD, Asya’da Vietnam, Filipinler, Endonezya ve Hindistan ile bu bağlamda dörtlü gevşek bir yapı kurduğunu söyleyebiliriz. Bu yapıya daha sıkı, Uzak-Doğu’da Japonya ve Güney Kore’yi ekleyebiliriz. Asya ve Uzak Doğu’ya, devasa bir Avrupa Birliği’ni ekleyin şimdilik. ABD’nin manipülasyon gücünün etkili olduğunu görüyoruz. Ama Dünya ve sistem şöyle diyor. “Sen Ey ABD… 2. Dünya Savaşı’nın sonunda dünya üretiminin yüzde 55’ini tek başına yapıyordun. Bir askeri ve finansal devdin. Bugün sadece yüzde 18’sin. Sistem buna uzun süre izin vermez…”
]]>Toplantı öncesinde AA’ya açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Büyükekşi, “Bugün İstanbul’da Avrupa Kulüpler Birliği toplantısına ev sahipliği yapıyoruz. Bundan da büyük memnuniyet duyuyoruz. Avrupa kupalarının formatı önümüzdeki sezondan itibaren değişti. UEFA’nın genel sekreter vekili, Avrupa’daki ve Türkiye’deki kulüplerin yöneticileri burada. Onlara sunum yapılacak ve formatı detaylı olarak anlatacaklar” ifadelerini kullandı.
Türk futbolunun son 2 yılda UEFA ülke puanı sıralamasında 20.’likten 9.’luğa yükseldiğini hatırlatan Mehmet Büyükekşi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek sezon 5 takımla Avrupa kupalarında mücadele edeceğiz. Beş takımımızın olması ülke puanı için çok daha önemli olacak. Ülke puanı sıralamasında 6, 7 ve 8. takımlar arasında çok büyük puan farkı yok. Onları yakalayabiliriz. Türkiye’nin burada alacağı pozisyon son derece önemli. Bu toplantı, bundan sonra alacağımız pozisyon için de aydınlatıcı olacak. Futbolda en önemli şeylerden biri de yeni ilişkiler geliştirmek. Bu toplantıları, UEFA ve Avrupa kulüplerinin yöneticileriyle ikili ilişkileri sağlamlaştırmak adına son derece faydalı görüyoruz.”
“Türkiye Kupası formatını değiştirdik”
TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, Süper Lig’de şampiyonluk için play-off sisteminin gündemlerinde olmadığını belirterek, şunları kaydetti: “Şu anda lig şampiyonumuz Şampiyonlar Ligi’ne, Türkiye Kupası’nı kazanan takım da Avrupa Ligi’ne katılıyor. Gelecek sezondan itibaren Türkiye Kupası’nın formatını değiştirdik. Kupayı daha heyecanlı bir hale getiriyoruz. Hypercube şirketine Süper Lig’de play-off olup olmaması konusunda bir çalışma yaptırmıştık. Kulüplerimiz çıkan play-off şartlarını uygun görmedikleri için de şu an gündemimizde play-off yok. Hedeflerimizden biri de Süper Ligi 18 takıma düşürmek. 18 takıma düştükten sonra da play-off olmadan yolumuza devam edeceğiz. Bu yıl 4 takım, önümüzdeki sezon 4 takım, bir sonraki sezon da 3 takım düşecek ve Süper Lig ideal halini alacak.”
Marchetti: “Artık grup aşamasında takımlar daha fazla maç yapacak”
UEFA Genel Sekreter Vekili Giorgio Marchetti de bugün İstanbul’da önemli bir toplantı gerçekleştireceklerini belirterek, “Gelecek sezondan itibaren UEFA kulüpler müsabakalarında format değişikliğine gidiyoruz. Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’nde yeni bir formatımız olacak. Bu toplantıda formatın neden değiştiğini, yapılacak değişikliklerle kulüplerimizin ne gibi faydalar elde edeceğini anlatacağız. İşin arka planını anlatacağız ve detaylarına ineceğiz. Artık grup aşamasında takımlar daha fazla maç yapacak.” ifadelerini kullandı.
Marchetti, yeni formatın kulüplerin oynayacakları maç sayısını arttırıp arttırmayacağı yönündeki soruya, “Bildiğiniz gibi bütün değişiklik kararlarını, atacağımız adımların hepsini kulüplerin bilgisi dahilinde yapıyoruz. Kulüpler bizim en önemli paydaşlarımız. Böyle bir değişikliğin olacağını biliyorlardı, hatta talep de onlardan geldi. İster büyük olsun ister küçük olsun Avrupa’daki bütün kulüplerin Avrupa kupalarında daha fazla maç oynama ihtiyacı var. Onlar tamamen bu değişikliklerimizin arkasında. Bu değişiklikler bizim için de önemli bir çizgi değişikliği olacak.” yanıtını verdi.
Türk takımlarının son dönemde Avrupa kupalarındaki başarılı performansına da değinen Marchetti, “Türk takımlarının performanslarını takip ettik. İyi performanslar gösterdiklerini gördük. Rakamlar da bunları söylüyor. Yaptığımız değişikliklerle daha fazla takımın katılım listesine etki edeceğini göreceğiz. Ne kadar başarılı olursanız o kadar fazla takımla Avrupa kupalarına katılma şansınız olacak. Sistemde, hesaplamalarda bazı değişiklikler yaptık. Bu başarı devam ettiği müddetçe, gelecek sezonlarda Türk kulüplerinin fayda görmesi muhtemel. Bunun ülkelerine de katkısı olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>”Artık milyar dolarlar konuşuluyor”
Kulüpler Birliği Vakfı ve Avrupa Kulüpler Birliği (ECA) Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç da AA’ya yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez düzenlenen Avrupa Kulüpler Birliği toplantısının önemine değinerek, şöyle konuştu: “Kulüpler Birliği son dönemde işin uluslararası boyutunda da mesai harcıyor. Daha önce farklı ülkelerden bize ziyaretler oldu. Özellikle Avrasya bölgesinde, aramızda da bir kupa yapabilir miyiz diye bakıyoruz. Bu bağlamda çok lokal kalan Türk futbolunun, uluslararası arenada neler olduğu konusunda bilgi sahibi olması gerekiyor. Çünkü Avrupa futbolu son 15 yılda olağanüstü bir değişim içerisinde. Ekonomi çok değişti, milyar dolarlar konuşuluyor. Formatlar değişiyor, yeni dönemde bunun nasıl olacağını bugün öğreneceğiz. Kulüp sahiplikleri değişti. İş adamlarının, fonların sahip olduğu, sonra devlet fonlarının sahip olduğu kulüpler ortaya çıktı. Ardından birden fazla kulüp sahibi olma modeli geldi. Teknoloji geldi, kurallar değişiyor.”
”Bütün takımların kulüpler birliği olmak istiyorlar”
Avrupa futbolunun son dönemde büyük bir değişim sürecinde olduğunu aktaran Ali Koç, “ECA’in 15 yıllık bir mazisi var. Şu an bir değişim içinde. ECA, UEFA’dan sonra Avrupa futbolunda en çok sözü geçen kuruluş. Bu kuruluş içinde hem Kulüpler Birliği olarak hem kulüpler olarak ne kadar aktif olursak, ne kadar güçlü sesimiz olursa Avrupa futbolunun gidişatında da o kadar büyük mevcudiyetimiz olur. Aynı zamanda ECA’deki değişimlerden biri de üyelik modeli genişletiliyor. Bütün takımların kulüpler birliği olmak istiyorlar. Daha önce sadece Avrupa kupalarında mücadele eden kulüplerin birliğiydi. Şimdi ise tüm Avrupa kulüplerinin temsilcisi olma yolunda. Onlar da stratejisini, markalaşmasını, pozisyonlanmasını değiştiriyor. O yüzden Avrupa’da olup bitenleri Türk kulüplerinin daha iyi anlaması lazım. Avrupa’da olup biten süreçlerin içinde olabilmemiz için uluslararası arenalarda daha etkili olmalıyız. Bunun en önemli yolu ECA’den geçiyor.” ifadelerini kullandı.

“Avrupa futbolunun tartışmasız en önemli 6. ülkesi olmamız gerek”
Ali Koç, ECA’in UEFA ile ortaklık anlaşması olduğunu vurgulayarak, konuşmasına şöyle devam etti: “Bütün ticari alanlar için ortak şirket kuruldu. Bundan sonraki dönemde Avrupa futbolunun tüm ekonomik konuları UEFA ve ECA’in beraber karar vereceği noktaya geldi. Bu toplantıyı çok önemsiyoruz. Bu toplantı bizim için ilk ama ECA için ilk değil, her ülkeye gidip anlatıyorlar. ECA’in eksiklerinden biri şuydu. 15 yılda Avrupa futbolunda olağanüstü bir katma değer oluşturdular fakat hiçbir şekilde bu başarının iletişimini yapmadılar. Bu toplantı çift taraflı katma değer oluşturacak. Bizim gerçek anlamda ekonomi, yayın gelirleri ve sportif başarılarıyla Avrupa futbolunun tartışmasız en önemli 6. ülkesi olmamız gerek. Bunu yapacak potansiyelimiz var. Bilgi, beceri, anlayışımız şu an yeterli değil. Atılan adımlar çerçevesinde ECA’de aktif bir ülke olmak bizler için çok önemli.”
Ali Koç, Avrupa kupalarındaki yeni formatla ilgili soru üzerine, “Formatın en büyük özelliği lig formatı olması ve her takımla bir maç oynuyorsunuz. Artık iç saha dış saha olayı yok. Eskiden Şampiyonlar Ligi’nden bir alt turnuvaya, Avrupa Ligi’nden de Konferans Ligi’ne geçiş vardı. Artık geçişler de kalktı, geçiş olmayacak. Ne yazık ki maç takvimi çok yoğun. Bunun önüne geçecek bir imkanımız yok. İngiltere’de ise çok daha yoğun. Bizler de Türk kulüpleri olarak 3-4 günde maç yapmaya hazırlıklı, alışık olmalıyız.” şeklinde görüş belirtti.
“Atina’da bir Türk takımının oynadığı final, ballı börek olur”
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, UEFA Avrupa Konferans Ligi son 16 turunda deplasmanda Belçika’nın Union Saint-Gilloise ekibini 3-0 yendikleri maçı şöyle değerlendirdi: “Dün maçı izleyenler hakemin ne kadar fark oluşturduğunu görmüştür. Lehte aleyhte kararlarda da ‘Bravo hakem.’ diyorsunuz. Niye biz bu konuda eksiğiz? Teknoloji geldi, bırak daha iyiye gitmeyi daha kötüye gidiyoruz. Bugün Türkiye’de adil rekabeti sağlayabilmemizin birinci unsuru, sahadaki hakemlerin performansından geçiyor. Sahadaki hakemlerin, onları eğitenlerin performansından geçiyor. Bunları atayanların adil ve hakkaniyetli bir çerçevede atama yapmaları gerekiyor. Siz şampiyonluk yarışında önemli bir takıma, saha hakemini ve VAR hakemini, tescilli o takımı tutan hakemi verirseniz sonuç böyle olur. Bence Türk futbolu silkelenmeli. Hem yurt içinde hem de yurt dışında kendi pozisyonlanmasını değiştirmeli. Bu da bir irade, yol haritası, inanç ve sabırla oluyor. Her sıkıntılı durumda bağırıp çağırmada yalpalarsanız, futbolu günlük idare edersiniz. Geçmişten bugüne kadar hep böyle gitti. Türkiye’de son yıllarda da özellikle sosyal medyada baskı oluşturmak, tehdit, şantaj, algı ile işleri yürütmek, avantaj elde etmek için yeni bir yöntem oldu. Sadece futbolda değil siyasette de bu var. Paydaşlar üzerinde çok etki yapıyor. Hakemleri de yöneticileri de kurulları da etkiliyor. İrade, cesaret, sabır ve yol haritası çok önemli.”
Koç, Fenerbahçe’nin UEFA Konferans Ligi’ndeki hedefi hakkında ise şöyle konuştu: “Fenerbahçe’nin hedefi ilk önce, ülkemiz için ülke sıralamasında 9. sırayı korumak olmalı. Anladığım kadarıyla bu turu geçersek korunuyor. Fenerbahçe’nin hedefi gidebildiği kadar gitmek olmalı. Ama işte iki kulvarda gidince, 3 günde bir maç olunca bir kulvar ister istemez etkilenebiliyor. Dün sakatlanan Çağlar’ın durumunu bilmiyorum, İsmail sedyeyle çıktı onun durumunu da bilmiyorum. Turnuvada kalan tek Türk takımı olarak ülke puanı açısından alabildiğimiz kadar puan almalıyız. Fenerbahçe açısından da gidebildiğimiz kadar gitmeliyiz. Muhtemel tur atlayacak kulüplere baktığınızda biz de onlardan biriyiz diyelim, elbette tur geçene kadar geçilmemiştir… Fenerbahçe’nin başa baş mücadele edebileceği takımlar var. Atina’da bir final görmek… Final konuşmak için çok çok erken, dereyi görmeden paçaları sıvamamak gerek. Atina’da bir Türk takımının oynadığı final de ballı börek olur.”
]]>UNİON SG FENERBAHÇE MAÇI HANGİ KANALDA, SAAT KAÇTA?
Union Saint Gilloise Fenerbahçe maçı ne zaman, hangi kanalda, saat kaçta sorusu yanıt buldu.
Union Saint Gilloise Fenerbahçe maçı 7 Mart Perşembe günü saat 23.00’de başlayacak, mücadele EXXEN kanalında ekranlara gelecek.
UNİON FENERBAHÇE MUHTEMEL İLK 11
Union Saint Gilloise – Fenerbahçe karşılaşmasında iki takımın sahaya çıkması muhtemel 11’leri şu şekilde;
Union Saint-Gilloise: Moris- Sykes, Burgess, Machida, Castro-Montes, Rasmussen, Vanhoutte, Puertas, Teklab (Lapoussin), Nilsson, Amoura
Fenerbahçe: Livakovic- Osayi-Samuel, Djiku, Çağlar Söyüncü, Ferdi Kadıoğlu, İsmail Yüksek, Mert Hakan Yandaş, Cengiz Ünder, Szymanski, Tadic, Batshuayi

FENERBAHÇE AVRUPA’DA 267. MAÇA ÇIKIYOR
UEFA Avrupa Konferans Ligi son 16 turu ilk maçında yarın Belçika’nın Union Saint-Gilloise takımına konuk olacak Fenerbahçe, Avrupa kupalarındaki 267. maçına çıkacak.
Sarı-lacivertli takım, Avrupa kupalarında oynadığı 266 müsabakada 105 galibiyet alırken, 106 yenilgi ve 55 beraberlik yaşadı.
Fenerbahçe, söz konusu müsabakalarda rakip fileleri 360 kez havalandırırken, kalesinde ise 380 gol gördü.
KONFERANS LİGİ’NDE 15. MAÇ
UEFA Avrupa Konferans Ligi son 16 turu ilk maçında yarın Belçika’nın Union Saint-Gilloise takımına konuk olacak Fenerbahçe, Avrupa kupalarındaki 267. maçına çıkacak.
Fenerbahçe, UEFA Avrupa Konferans Ligi’nde daha önce yaptığı 14 maçta 10 galibiyet ve 4 yenilgi yaşadı. Söz konusu müsabakalarda 38 gol atan Fenerbahçe, kalesindeki 19 gole engel olamadı.
FENERBAHÇE, DEPLASMANDA AVANTAJ PEŞİNDE
UEFA Avrupa Konferans Ligi H Grubu’nda yer alan Fenerbahçe; Ludogorets, Nordsjaelland ve Spartak Trnava’nın da yer aldığı grupta 4 galibiyet 2 mağlubiyet ile 12 puan toplayarak grubu lider tamamladı. Bu karşılaşmalarda 13 gol atan sarı-lacivertliler, kalesinde ise 11 gol gördü. Grubunu lider tamamladığı için play-off turu oynamadan son 16 turuna kalan sarı-lacivertliler, Belçika deplasmanından iyi bir skorla dönerek İstanbul’da oynanacak rövanş karşılaşması öncesinde avantaj hedefliyor.
FENERBAHÇE’DE 2 EKSİK
Fenerbahçe’de sakatlığı bulunan Joshua King ile sakatlığını atlatarak takımla antrenmanlara hafta başında başlayan ancak tam hazır olmayan İrfan Can Kahveci, Union Saint-Gilloise karşısında forma giyemeyecek. Öte yandan sarı-lacivertli ekibin UEFA’ya bildirdiği listede yer almayan Serdar Aziz, Mert Müldür ve Serdar Dursun da kurallar gereği kadroda yer almayacak.
SARI-LACİVERTLİLER, BELÇİKA TAKIMLARINA KARŞI ÜSTÜN
Fenerbahçe, tarihinde Belçika takımlarına karşı oynadığı karşılaşmalarda rakiplerine üstünlük kurmuş durumda. Sarı-lacivertli ekip, 6’sı Anderlecht, 2’si de Royal Antwerp olmak üzere Belçika ekipleriyle daha önce 8 maçta karşı karşıya geldi. Fenerbahçe, bu maçlarda 4 galibiyet 3 beraberlik alırken sahadan sadece 1 kez mağlup ayrıldı.
Öte yandan Union Saint-Gilloise da tarihinde ilk kez bir Türk takımıyla karşı karşıya gelecek.
UNION SAINT-GILLOISE FORMUYLA DİKKAT ÇEKİYOR
1897 yılında kurulan ve 1904-1935 yılları arasında 11 kez Belçika şampiyonu olan Union Saint-Gilloise, 1973 yılında 1’inci Lig’den düştü ve 48 yıl aranın ardından tekrardan 1’inci Lig’e yükselerek adından söz ettirmeye başladı. Bu sezon 1’inci Lig’de çıktığı 28 maçta 21 galibiyet 5 beraberlik ve 2 mağlubiyet alan sarı-lacivertli ekip, en yakın rakibi Anderlecht’in 11 puan önünde 58 puanla ilk sırada yer alıyor. Normal sezonun bitimine 2 hafta kala liderliği garantileyen Saint-Gilloise, ilk 6 sıradaki takımın katılacağı Şampiyonluk Turu’na avantajlı girecek. Belçika, ekibi lig, kupa ve Avrupa dahil olmak üzere çıktığı son 23 resmi maçta tek mağlubiyet alarak ciddi bir form grafiği yakalamış durumda.
BELÇİKA EKİBİNDE SON DURUM
Belçika ekibinde Loic Lapoussin, sakatlığını atlattı ve takımla birlikte çalışmalara başladı. Sakatlığının ardından takıma pazartesi günü dönmesi beklenen Kevin Mac Allister’ın ise idmanlara başlamak için 1-2 güne daha ihtiyacı olduğu ve Fenerbahçe maçında forma giymesinin zor olduğu öğrenildi. Belçika Ligi’nde hafta sonu oynanan Leuven karşılaşmasında sakatlanan Lazare Amani’nin durumu ise belirsizliğini koruyor. Belçika ekibinde uzun süreli sakatlıkları bulunan Kevin Rodriguez ve Fedde Leysen’in ise Fenerbahçe karşısında oynaması beklenmiyor.
İKİ İSİM GÖZE ÇARPIYOR
Belçika ekibinin bu sezon yakaladığı çıkışta iki isim sergilediği performansla dikkat çekiyor. Saint-Gilloise’nın İspanyol orta sahası Cameron Puertas bu sezon tüm kulvarlarda çıktığı 41 maçta 8 gol atarken, 19 da gol pası verdi. Belçika temsilcisinin Cezayirli santrforu Mohamed Amoura ise 36 maçta 22 kez fileleri havalandırırken 6 da asist yaptı. Öte yandan sarı-lacivertlilerde Gustaf Nilsson da dikkat edilmesi gereken bir diğer isim.
]]>AB Dönem Başkanı Belçika’nın İçişleri Bakanı Annelies Verlinden, Belçika Göç ve İltica Bakanı Nicole de Moor ile AB Komisyonu’nun İç İşlerinden Sorumlu Üyesi Ylva Johansson katıldı.
Verlinden, toplantının gündem maddelerinin sınır kontrollerinin güçlendirilmesi, Şengen bölgesi, organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı ve siber tehditlerle mücadele olduğunu aktararak, güvenlik tehditlerinin birbiriyle bağlantılı doğası gereği sorunların ele alınmasında iş birliğine dayalı çabaların önemini vurguladı.
Bakanların radikalleşmeyi önlemek ve vatandaşların güvenliğini sağlamak adına terörizm ve aşırıcılığa karşı önlemlerin artırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığını ifade eden Verlinden, internet ortamında çocuklara yönelik istismarla mücadeleye yönelik yasa çalışmalarının devam ettiğini söyledi.
Verlinden, Bulgaristan ve Romanya’nın Şengen bölgesine havadan ve sudan dahil olduğunu hatırlatarak, “Sizi temin ederim ki; Belçika dönem başkanlığı, Komisyon’un tavsiyeleri doğrultusunda Şengen’e tam üyelik için çalışmaya devam edecektir” dedi.
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin internet ortamında kutuplaşmayı artırmasından endişe duyulduğunu dile getiren Verlinden, ırkçılık ve nefret söylemlerine karşı ilgili sosyal medya platformlarla iş birliğini güçlendirerek veya iş birliği yaparak bu sorunun ele alınacağını aktardı.
MISIR VE MORİTANYA İLE MÜZAKERELER
De Moor, AB’nin sığınma ve göç kuralları hakkında hazırlanan yasanın Avrupa Parlamentosunda (AP) oylanmaya hazır olduğuna işaret ederek, “Bu Avrupa için küçük çaplı bir devrimdir. Reform ortak sığınma ve göç kurallarımızı daha adil, daha iyi, daha hızlı ve daha güçlü hale getirecek, sınırlarımızı daha iyi koruyacak, göç akışlarını daha iyi yönetecek ve yasal yollar sağlayacak” değerlendirmesinde bulundu.
Toplantıda sınır ve sahil güvenlik yönetmeliğinin gözden geçirilmesine ilişkin tartışmaların yapıldığını ifade eden de Moor, bu doğrultuda Avrupa Sınır ve Sahil Güvenliği Ajansının (Frontex) etkinliğinin artırılması gerektiğinin altını çizdi.
De Moor, Doğu Akdeniz’de 2024’ün ilk ayında yasa dışı sınır geçişlerinde yüzde 84’lük artışın tespit edildiğini aktararak, bu rotaya yönelik bir eylem planı hazırlanması için görüş alışverişi yapıldığını kaydetti.
AB’nin Temmuz 2023’te Tunus ile düzensiz göçe karşı kapsamlı iş birliği mutabakat zaptı imzaladığını hatırlatan de Moor, Mısır ve Moritanya ile benzer iş birliğinin kurulması adına müzakerelerin devam ettiğini anlattı.
De Moor, düzensiz göçle mücadele için sınır kontrollerinin artırılması için adımlar atılacağını dile getirdi.
KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE
Johansson, Frontex’in yönetmenliğinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin tartışmalara, “Frontex iyi gidiyor, yönetmelik işe yarıyor. Yönetmeliği değiştirmemeliyiz ancak uygulamaya odaklanmalı ve Komisyon’un önerdiği eylem planını güçlü şekilde desteklemeliyiz” cevabını verdi.
Ukrayna’nın AB’ye katılım şartlarından biri olan “yolsuzlukla mücadelede” ilerlemeler kaydettiğine değinen Johansson, toplantıya çevrim içi katılan Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klymenko ile verimli bir görüşme yapıldığını söyledi.
Johansson, Avrupa’ya deniz yoluyla geçmek isterken çok sayıda göçmenin hayatını kaybettiğini belirterek, “Bunu gerçekten durdurmanın tek yolu, kaçakçıların insanları bu son derece tehlikeli rotalara sokmasını engellemektir. Bence bunu yapmakla yükümlüyüz” dedi.
]]>Usta sanatçı, dedesinin isteğiyle 7 yaşında çalmaya başladığı kemanda ustalaştı ve 11 yaşına geldiğinde Muzıka-yi Hümayun’da senfonik orkestra üyeliğine seçildi.
Bandodaki yeteneğiyle 2. Abdülhamid’in dikkatini çeken ve Batı müziği öğrenimi görüp konser kemancısı olarak yetiştirilen Üngör, o tarihten itibaren özel hocalarla çalıştı.
Osman Zeki Üngör, Vondra Bey’den keman, D’Aronda Paşa’dan müzik nazariyatı, solfej, klasik fon felsefesi ve tarih dersleri aldı. Sanatçı, eğitimlerin sonunda ilk Türk konser kemancısı oldu.
Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesinin şefliğini yaptı
Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde öğrenim gören Üngör, resitallerde ve sarayın resmi davetlerinde çalarken, Fasl’ı Cedid ile Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak görev yaptı.
Üngör, binbaşı rütbesiyle Saray Orkestrası şefliğini üstlendiğinde, repertuvarında çoğunlukla marşlar ve popüler parçalar bulunan orkestrayı modernleştirme çabasındaki Atabilen’i destekleyen sanatçıların başında geldi.
Muzıka-yi Hümayun’da ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan Üngör, bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de ilk defa saray dışında halka yönelik konserler verdi ve orkestra şefi olarak iki ay süren Avrupa turnesine çıktı.
Sanatçının ilk olarak Viyana’da, ardından Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’da sahne aldığı bu program, bir Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesi oldu.
Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör, asıl şöhretini Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nı 1922’de besteleyerek elde etti. Cumhuriyet’in ilanından sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-i Cumhur Musiki Hey’eti şefi oldu.
Musiki Muallim Mektebi’nin kurulmasında da önemli rol oynayan Üngör, 1924’ten 1934’e kadar bu okulun müdürlüğünü üstlendi.
Üngör, 1926’da Türkiye’nin tanıtımını yapmak için Avrupa sahilini boydan boya dolaşan Karadeniz Gemisi’yle gezecek orkestrayı oluşturdu ve 4 ay boyunca her limanda konser verdi.
Emekliye 1934’te ayrılan besteci, 28 Şubat 1958’de İstanbul’da vefat etti. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalınan Üngör’den önce bu izin sadece Mehmet Akif Ersoy için verilmişti.
Üngör’ün başlıca eserleri, “İstiklal Marşı”, “İlim Marşı”, “Azmü Ümit Marşı”, “Töre Marşı”, “Türk Çocukları” ve “Cumhuriyet Marşı” oldu.
İstiklal Marşı’nın bestelenmesi
Osman Zeki Üngör, İstiklal Marşı’nın besteleniş hikayesini şöyle anlatmıştı:
“İstiklal Savaşı’nın devam ettiği sıralarda ben, Muzıka-yi Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, fasıl takımı ve orkestra benim emrimde idi. Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk.
Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.
İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım, ‘Aman, bu çok güzel bir şey olacak.’ dedi. Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim.
O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği Milli Marş olarak takdime karar verdim.”
]]>Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsünün (IEEFA) Avrupa LNG Kapasitesi Takipçisi verilerine göre, Avrupa’nın LNG ithalatı 2023’te 2022’ye yakın seviyede yaklaşık 167 milyar metreküp olarak gerçekleşti.
AB ülkeleri, geçen yıl ABD’den alınan LNG için 26,8 milyar Euro ödedi. Söz konusu kaynak için Rusya’ya 8,1 milyar, Katar’a 7,7 milyar, Cezayir’e 6,1 milyar, Norveç’e 2,9 milyar ve Nijerya’ya 2,8 milyar Euro ödendi.
AB’nin 2022’de ise LNG ithalatı için ABD’ye yaptığı ödemenin tutarı 48,34 milyar Euro oldu. Bu ülkeyi 15,75 milyar Euro’yla Rusya, 16,06 milyar Euro’yla Katar, 4,78 milyar Euro’yla Cezayir, 4,52 milyar Euro’yla Nijerya ve 4,52 milyar Euro’yla Norveç izledi.
TOPLAM 171,5 MİLYAR EURO HARCANDI
AB’nin LNG ithalatı için Ocak 2022-Aralık 2023 döneminde yaptığı toplam ödeme ise 171,5 milyar Euro olarak gerçekleşti. Bu dönemde ABD’ye yapılan toplam ödeme 75,1 milyar Euro olarak kayıtlara geçti. LNG ithalatı için son iki yılda Rusya’ya ödenen tutar ise 23,84 milyar Euro oldu.
AB ülkeleri arasında bu dönemde ABD’ye en çok ödeme yapan ülke 22,53 milyar Euro’yla Fransa oldu. Bu ülkeyi 19,22 milyar Euro’yla Hollanda, 12,03 milyar Euro’yla İspanya, 6,03 milyar Euro’yla İtalya, 3,78 milyar Euro’yla Hırvatistan, 3,54 milyar Euro’yla Litvanya, 2,67 milyar Euro’yla Yunanistan, 2,49 milyar Euro’yla Portekiz, 2,48 milyar Euro’yla Belçika, 340 bin Euro’yla Finlandiya ve 20 bin Euro’yla Malta takip etti.
IEEFA Enerji Analisti Ana Maria Jaller-Makarewicz, Avrupa’nın enerji ithalatında kaynak çeşitliliğine yöneldiğini belirterek, “2023’te Norveç ve ABD, AB’nin gaz ithalatının sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 18-19’unu karşıladı. Ancak paradoksal bir şekilde 2023’te AB, ABD LNG’si için Norveç gazı ve LNG ithalatından daha fazla ödeme yaptı” ifadesini kullandı.
GAZ TÜKETİMİNİN YÜZDE 37’Sİ LNG’DEN
IEEFA’ya göre, Avrupa’nın öngörülen LNG talebi ile inşa edilen ve planlanan yeniden gazlaştırma kapasitesi arasında büyük bir tutarsızlık bulunuyor.
Avrupa’nın gaz tüketiminde LNG’nin payı 2022’de yüzde 34 iken, geçen yıl yüzde 37 oldu.
Avrupa’nın 2023’teki gaz tüketimi, 2021’in yüzde 19 altında 452 milyar metreküple son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi. 2021-2023 yıllarında ise AB’nin gaz tüketimi yüzde 20 azalarak 330 milyar metreküpe geriledi.
Son iki yılda gaz tüketimini en çok azaltan ülkeler 17,6 milyar metreküple Almanya, 14,4 milyar metreküple İtalya, 14,2 milyar metreküple Birleşik Krallık, 10,9 milyar metreküple Hollanda ve 9,7 milyar metreküple Türkiye oldu.
IEEFA, Avrupa LNG talebinin 2030’da 135 milyar metreküpü aşmayacağını ve geriye yaklaşık 265-270 milyar metreküp kullanılmayan potansiyel bir kapasite boşluğu kalacağını savundu.
AB’nin LNG ithalat terminallerinin 2023’teki ortalama kullanım oranı da 2022’deki yüzde 63 seviyesinden yüzde 58,5’e düştü. Geçen yıl İspanya’da 4, İtalya, Yunanistan, Finlandiya ve Almanya’da birer LNG terminali olmak üzere 8 LNG terminalinin kullanım kapasitesi yüzde 50’nin altında kaldı.
Avrupa’nın Türkiye, Norveç ve Birleşik Krallık dahil toplamda 37 operasyonel LNG ithalat terminali bulunuyor. Bunlardan 8’i son iki yılda devreye alındı ve 4 terminalde kapasite genişletme çalışmaları tamamlandı.
Avrupa’nın 2030’a kadar 94 milyar metreküplük artışla toplam LNG ithalat kapasitesini 405 milyar metreküpe çıkarması bekleniyor.
]]>Şampiyonanın ilk günü kadınlar 45 kiloda Cansu Bektaş, 2 altın ve 1 gümüş madalyayla Avrupa şampiyonu oldu. Cansu Bektaş, koparmada 75 kiloyla altın, silkmede 88 kiloyla gümüş madalya elde ederken, toplamda ise 163 kiloyla 23 yaş altı Avrupa rekoru kırarak altın madalya kazanıp, üst üste 2. kez Avrupa şampiyonu olmayı başardı.
Aynı sıklette milli halterci Gamze Altun, silkmede 92 kiloyla 23 yaş altı Avrupa rekoru kırarak altın madalya alırken, koparmada 65 kiloyla beşinci oldu, toplamda da 157 kiloyla gümüş madalyaya uzandı. Şampiyonanın ilk gün mücadelelerinde kadınlar 49 kiloda ikiz kardeşlerden Duygu Alıcı, koparmada gümüş madalya elde etti. Organizasyonda ikinci gün kadınlar 55 kiloda ikiz kardeşlerden Burcu Alıcı, koparmada 85 kilo, silkmede de 105 kiloluk dereceleriyle 2 bronz madalya kazandı.
Şampiyonanın beşinci günü kadınlar 64 kiloda Aysel Özkan, koparmada 98 kiloluk kaldırışıyla bronz madalya elde etti. Şampiyonanın yedinci gününde kadınlar 81 kiloda milli haltercilerden Dilara Narin, silkmede 125, toplamda da 222 kiloyla 2 bronz madalyanın sahibi oldu.
Sekizinci günde, büyükler kategorisinde Avrupa’da ilk kez yarışan ve Türkiye’nin bu şampiyonaya katılan en genç sporcusu olan 17 yaşındaki Büşra Çan, 87 kilo müsabakasında silkmede 127 kiloluk kaldırışıyla bronz madalyaya ulaştı. Organizasyonun son günü kadınlar +87 kiloda podyuma çıkan 18 yaşındaki Fatmagül Çevik, büyüklerde ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası’nda silkmede 131 kilo, toplamda da 238 kiloyla Avrupa üçüncüsü olarak 2 bronz madalya kazandı. Sofya’daki Avrupa Halter Şampiyonası’nda kadın milli sporcular; 3 altın, 3 gümüş ve 8 bronz olmak üzere toplam 14 madalya kazanarak takım halinde ikincilik kupasını da kaldırdı.
Erkeklerde Muammer Şahin ve Kaan Kahriman’dan altın madalya
Avrupa Halter Şampiyonası’nda erkek milli takımının altın madalyaları Muammer Şahin ve Kaan Kahriman’dan geldi.
Şampiyonanın ikinci gününde 55 kiloda Muammer Şahin, koparmada 112 kiloluk kaldırışıyla altın madalyaya uzanırken, Avrupa şampiyonalarındaki ilk birinciliğini kazandı.
Şampiyonanın üçüncü günü 67 kiloda Kaan Kahriman, koparmada 142 kiloluk kaldırışıyla altın, 168 kilo silkmede bronz, toplamda ise 310 kiloyla gümüş madalyaların sahibi oldu. Kaan ile aynı sıklette yarışan Ferdi Hardal ise silkmede 169 kiloluk kaldırışıyla gümüş, toplamda ise 304 kiloyla bronz madalyaya ulaştı.
Dördüncü gün podyuma çıkan milli sporculardan 73 kiloda Muhammed Furkan Özbek, silkmede 186 kilo ve toplamda 336 kiloyla 2 gümüş madalya kazandı. Bu sıklette Yusuf Fehmi Genç ise silkmede 184 kiloyla bronz madalyanın sahibi oldu.
Şampiyonanın sekizinci günü 109 kilo silkmede Onur Demirci, 207 kiloluk kaldırışıyla ikinci sırayı aldı.
Avrupa Şampiyonası’nda ay-yıldızlı erkek halterciler; 2 altın, 5 gümüş ve 3 bronz olmak üzere toplam 10 madalya kazanarak takım halinde üçüncü olmayı başardı.
4 büyükler ilk 10’da
“Dört Büyükler”, Avrupa’da 2023 yılı net öz sermaye zararında ilk 10 takım arasında yer buldu. Geçen yıl en fazla net öz sermaye zararı olan Türk takımı Beşiktaş, 151 milyon avro eksiyle ilk 10’da 4. sırada yer alırken, Trabzonspor, 110 milyon avro zararla 5. sırada, Galatasaray, 109 milyon avro zararla 6. sırada, Fenerbahçe ise 82 milyon avro zararla 7. sırada gösterildi.
UEFA’dan yapılan uyarıda, takımların gelecekte kulüp lisansı alabilmek için bilançolarını güçlendirmek zorunda olduğu vurgulandı.
Geçen yıl Avrupa’da en fazla net öz sermaye zararı veren kulüp ise 436 milyon avro ile İtalya Serie A ekibi Roma oldu.
İlk 10’da 4 Türk takımı dışında, İtalya’dan 3, Portekiz, İsrail ve İspanya’dan birer ekip bulunuyor.
Avrupa’da 2023 yılında net özsermaye zararı veren ilk 10 kulüp şu şekilde:
Galatasaray ve Trabzonspor, en fazla zarar eden ilk 10 takım içinde
Rapora göre, geçen yıl Avrupa’da en fazla zarar açıklayan 10 takım arasında Galatasaray ve Trabzonspor da yer aldı.
Trabzonspor, Avrupa’da geçen yıl vergi dışı 53 milyon avro zararla 8. sırada yer alırken, Galatasaray ise 48 milyon avroyla en fazla zarar açıklayan 9. kulüp oldu. Geçen yıl Avrupa’da en fazla zarar açıklayan takım İngiltere Premier Lig ekibi Aston Villa oldu. Aston Villa, geçen yıl vergiler hariç 138 milyon avro zarar etti.
Geride kalan sene Avrupa’da en fazla zarar açıklayan ilk 10 takım arasında 2 Türk takımı dışında, 3’er İngiliz ve İtalyan, birer de Portekiz ile Fransız ekibi bulunuyor.
Avrupa’da 2023 yılının en fazla zarar açıklayan ilk 10 takımı şöyle:
Trabzonspor, faaliyet zararında Avrupa’da ilk 5’te
Trabzonspor, 2023 yılında 35 milyon avro faaliyet zararıyla Avrupa’da ilk 5’te yer aldı. İspanya’nın Barcelona takımı ise geçen yıl 179 milyon avro faaliyet zararıyla listede ilk sırada bulunuyor. Listede, Roma, 53 milyon avro, Monaco, 41 milyon avro ve Aston Villa ise 39 milyon avro faaliyet zararıyla ilk 5’te yer alan diğer takımlar oldu.
Süper Lig’de 18 takım net öz sermaye zararı verdi
Trendyol Süper Lig, UEFA’ya üye 55 ülke arasında net öz sermayede en fazla zarar veren kulüp sayısına (18) sayısına sahip.
Raporda paylaşılan son verilere göre, Trendyol Süper Lig’den 18 kulüp, toplam 814 milyon avro net öz sermaye zararına ulaştı.
Süper Lig, en fazlı takımın (18) net öz kaynak zararı verdiği birinci seviye futbol organizasyonu olarak gösterildi.
Ayrıca, raporda açıklanan verilere göre Süper Lig, takımlarının 1 milyar avroluk brüt banka borcuyla Avrupa’da 55 ülke arasında 4. sırada yer aldığı belirtildi. Süper Lig ekipleri, 157 milyon avroluk kadro maliyetiyle ise 11. sırada yer aldı.
Putin, Rus devlet kanalı Rossiya-1’a verdiği mülakatta, Ukrayna savaşı ve enerji sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘BATI SAVAŞIN BİTMESİNİ İSTEMEDİ’
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Putin, Ukrayna meselesine ilişkin yapılan Minsk anlaşmalarının uygulanmadığını ve bu nedenle “özel askeri operasyonu” başlattıklarını söyledi.
Putin, “Barış yöntemlerinden askeri yöntemlere geçiş yaptık ancak yine de çatışmaları barış yoluyla sonlandırmaya çalıştık. İstanbul’da (Ukrayna ile) barış anlaşmasının hususları konusunda mutabakata vardık. Arahamia (Ukraynalı müzakereci) doğru söyledi. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson üzerinden sergilenen Batı’nın tutumu farklı olsaydı, savaş daha 1,5 yıl önce biterdi ancak onlar bunu istemedi. Bugün istiyorlar mı bilemiyorum. Biz diyaloğa açıyız” ifadesini kullandı.
Eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajla ilgili konuşan Putin, “Bizim ve yurt dışındaki izleyicilerin, Ukrayna’da olup biten her şeyin ülkemiz için ne kadar hassas ve önemli olduğunu, düşünce şeklimizi, devletimizi anlamaları önemli. Onlar için bu taktiksel konumlarına yönelik bir gelişmeyken, bizim için bu bir kader, bir ölüm kalım meselesi” diye konuştu.
AVRUPA VE RUSYA’NIN ENERJİ SEKTÖRÜNDE DÖNÜŞÜM
Enerji alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Putin, Batılı ülkelerin Rus gazı almayı bırakarak Rus ekonomisine kalıcı zarar vermeyi hedeflediğini söyledi.
Ancak sürecin bunun aksine geliştiğini anlatan Putin, “Geri dönüşü olmayan sürece giren onlar olmaya başladı. (Avrupa’daki) İmalat sanayi, ABD dahil, daha uygun koşulların yaratıldığı ve enerji kaynaklarının daha ucuz olduğu diğer ülkelere kayıyor. Çünkü doğalgazı sıvılaştırmaları, sonra okyanusa göndermeleri ve sonra yeniden gaz haline getirmeleri gerekiyor. Bütün bunlar ek maliyet ortaya çıkarıyor” şeklinde konuştu.
Putin, Alman hükümetinin yürüttüğü mevcut politikayla kendi ekonomilerinin geleceğine devasa zararlar verdiğini ifade etti.
Rusya’ya enerji sevkiyatını kısıtladığına dair suçlamalar yöneltildiğine dikkati çeken Putin, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor” dedi.
Putin, Avrupa’nın Rus gazı alıp almayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine işaret ederek, “İhtiyaçları varsa alırlar, yoksa biz de onlarsız hallederiz” ifadesini kullandı.
Putin, Rusya’nın doğal gaz ihracatında artık Avrupa yerine farklı güzergahları tercih ettiğini belirterek, “Sadece konut ve kamu hizmetleri sisteminde değil, aynı zamanda Rusya ekonomisi ve sanayisi için de iç sorunları çözmek amacıyla bu enerji kaynaklarını kullanmak üzere daha fazla çalışıyoruz” diye konuştu.
Rusya’nın Avrupa’ya daha fazla gaz ihraç ettiği dönemde daha fazla para kazandığını anlatan Putin, “Ancak diğer taraftan enerji sektörüne ne kadar az bağımlı olursak o kadar iyi çünkü ekonominin enerji dışı kısmı eskisinden çok daha hızlı büyüyor” şeklinde konuştu.
]]>Maç sonrası Okan Buruk ile aralarında yaşanan gerginliğe değinen Atan, RAMS Park’ta yapılan maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
İlk olarak müsabakayı değerlendiren turuncu-lacivertli ekibin teknik direktörü, şu ifadeleri kullandı:
“Çok iyi planladığımız, ilk gole kadar rakibe pozisyon vermediğimiz, iyi giden maçta basit bir gol yedik. Bence 25 dakika planımız harika işledi. Stoperimizin zamanlama hatası, bekimizin Barış Alper ile mücadelesinde geride kalmasıyla 1-0 geri düştük. Üzerine ikinci golü yedik. Bu bizi bozdu. İkinci yarıda oyuncularım iyi reaksiyon verdi. Topa sahip olmaya devam ettik. Burada Bayern Münih, Manchester United veya Fenerbahçe fark etmeksizin Galatasaray çok baskılı oynuyor. Bu takıma karşı topu yeterince talep edip aldığımızı düşünüyorum. İkinci yarıda keskin hücumlar yapabilsek, üçüncü bölgede daha kararlı olabilseydik bulacağımız bir gol maçı bize getirebilecekti. Oyunu çevirmek için bir gole ihtiyacımız vardı ama onu bulamadık. Oyuncularıma, planımıza sadık kaldıkları için teşekkür ediyorum.”
Son dönemde sadece Fenerbahçe ve Galatasaray’a mağlup olduklarını hatırlatan Atan, “Gelişimimizi çok iyi görüyorum. Bizde daha fazlası var. Amacımız, her maçta kendi oyunumuzu sergileyip puan veya puanlar almak. Avrupa hedefimize çok yaklaştık. Yolumuza devam ediyoruz. Oyuncularımı tebrik ediyorum, Galatasaray’a da bundan sonra maçlarında başarılar diliyorum.” diye konuştu.

TORREIRA’YA BAŞAKŞEHİR DAVETİ
Çağdaş Atan, Galatasaraylı futbolcu Lucas Torreira’yı performansından dolayı tebrik ettiğini söyledi.
Oyundan çıktığı anda yanına gittiği Torreira ile yaşadığı diyaloğunun sorulması üzerine Atan, “Kendisine ‘Başakşehir’e gelir misin?’ diye sordum.” diyerek espri yaptı.
Uruguaylı futbolcuyu tebrik ettiğini aktaran genç teknik adam, “Torreira’yı tebrik etmek istedim. İçimden gelen anlık bir durumdu. Çok beğendiğim bir oyuncu. Stoperlerimizden düşen topları inanılmaz iyi temizledi. Baskılara iyi geliyor. Toplu ve topsuz oyunda tartışmasız iyi bir oyuncu. Bugün de görevini eksiksiz yaptı.” şeklinde görüş belirtti.
“İLGİLENDİĞİM BİR DURUM DEĞİL”
Çağdaş Atan, Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk yarışının kendilerini ilgilendirmediğini söyledi.
İki takıma karşı maçlarını tamamladıklarını aktaran Atan, “Onların mücadelesi kendilerini ilgilendiriyor. İlgilendiğim bir durum değil. Tabii ki maçları izliyoruz, kimin kazanıp kaybettiğini takip ediyorum ama tamamen kendi işimize odaklandık. Son 18 sezonda 8 kez Avrupa’ya gitmiş Başakşehir’i aldığımız yerden yeniden Avrupa’ya taşırsak farklı bir hikaye yazacağız. Zirve yarışında iki takıma da başarılar diliyorum. Çok güçlüler. Biz, bu güç farkını nasıl kapatacağımızın peşindeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.

“BİR TARTIŞMA YAŞANMADI”
Karşılaşmanın ardından Okan Buruk ile aralarında yaşanan diyalogla ilgili Çağdaş Atan şunları söyledi:
Okan hoca benim eski takım arkadaşım. Bir tartışma yaşanmadı. Bir yanlış anlaşılma vardı. Beğendiğim bir ağabeyim. Ona da bundan sonra başarılar dilerim.
AVRUPA HEDEFİ
Çağdaş Atan, sıkışık fikstürde takımların eşit dinlenme süresi bulması gerektiğini dile getirdi.
Ziraat Türkiye Kupası’nda hafta içinde Atakaş Hatayspor ile 120 dakikalık maç yaptıklarını hatırlatan 43 yaşındaki teknik adam, şunları kaydetti:
“Kupa bizim için çok önemli. Ligde de Avrupa sıralamasının 4 puan gerisindeyiz. Maçımızı çarşamba günü oynadık. 120 dakikalık zorlu bir maçın üç gün sonrasında, 72 saat dolmadan yeniden maça çıktık. Kupanın formatı değişebilir. İki ayaklı değilse 90 dakikanın sonunda penaltılara gidebilirdi. Bugün belki Galatasaray’a karşı 4 oyuncumuz dinlenmiş olsa çok daha iyi performans sergileyebilirdik. Kupada gidebildiğimiz yere kadar gitmek istiyoruz. Dört büyük takımın olduğu yerde final oynamak veya kupayı kazanmak çok zor ama bunu istiyoruz. Süper Lig’de de ilk 5’e girip, çok gerilerde aldığımız Başakşehir’i Avrupa’ya götürmeyi hedefliyoruz.”
“EMİRHAN TÜRK FUTBOLU İÇİN DEĞERLİ”
Başakşehir Teknik Direktörü Atan, Emirhan İlkhan’ı yeniden Türk futboluna kazandıracağına inandığını söyledi.
Emirhan’ı her mevkide oynattığını anlatan Atan, “Emirhan, Türk futbolu için değerli ve önemli bir oyuncu. Bulunduğu yerin değerini bilen, buna sahip çıkan ve dört kolla sarılan bir futbolcu. Zeki ve algısı çok yüksek. Bizde kalmasının onun kariyeri açısından önemli olduğunu düşünüyorum. O da bizimle çalışmanın ne kadar geliştirdiğinin farkında. Henüz 19 yaşında. Fiziksel olarak hiçbir eksikliği yok. Sadece oyunu daha fazla öğrenmeye ihtiyacı var. Geçen sezon Torino ve Sampdoria’da aradığı şansı bulamadı. Beşiktaş’tan oynamadan İtalya’ya gitti. Bana göre erken ve yanlış bir tercihti. Kariyerini beraber iyi planlayabilirsek onu tekrar Türk futboluna kazandırabileceğimizi düşünüyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Çiftçilerin tarım sektöründe artan sorunlara dikkati çekmek için başlattığı traktörlü eylemler Avrupa’nın birçok ülkesine yayıldı.
Başta Almanya, Fransa, İspanya, Belçika, Hollanda, Polonya, İtalya ve Macaristan’da olmak üzere çiftçiler Avrupa Birliği’nin (AB) tarım politikalarını traktörleriyle protesto ediyor.
Çiftçiler, Avrupa Birliği’nin aşırı düzeydeki yönetmeliklerinin kendilerini ithalata karşı zayıf bıraktığını ve vergilerle dolu karmaşık bürokratik kurallardan bıktıklarını belirtiyor.
Paris Advanced Research Center (PARC) Direktörü Dr. Nevzet Çelik, ulusal hükümetlerin ve AB’nin ekonomik zorluklara etkin çözümler getirememesi nedeniyle başlatılan Avrupa’daki çiftçi protestolarını 3 soruda kaleme aldı.
1- GREVLERİN ARKA PLANI NEDİR?
Avrupa’da birçok şehirde, tarım protestoları yapılıyor. Bu şehirlerden biri olan Brüksel’de, çiftçiler Avrupa Parlamentosunun (AP) önünde seslerini duyurmak için kamu binalarını basıyor. Aynı şekilde Fransa’daki protestolarda 79 kişi gözaltına alındı. Çiftçiler, ulusal hükümetlerin ve Avrupa Birliği’nin (AB) ekonomik zorluklara etkin çözümler getirememesinden dolayı oldukça öfkeli.
Bu öfke Ukrayna savaşıyla birlikte daha da karmaşık hale geldi. Ukrayna-Rusya savaşının ardından yükselen enerji fiyatları ve mazot fiyatları nakliye maliyetlerinin artmasına neden oldu. AB’nin Ukrayna’dan gelen tarım ürünlerine gümrüksüz izin vermesi önce Doğu Avrupa ülkelerinde, ardından diğer üye devletlerde çiftçileri zor durumda bıraktı.
Geçen yıl, bu durumu protesto eden Polonyalı çiftçiler sokağa dökülerek sınır geçişlerini engellemeye çalıştı ve bu gösteriler Almanya, Fransa, Belçika ve İtalya gibi ülkelere de yayıldı.

Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay tarafından oluşturulan ekonomik ve siyasi bir blok Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) ile AB’nin imzaladığı anlaşma, tarımsal ve hayvansal ürünlerin bu ülkelerden daha ucuza gelmesine neden oldu. Bu durum ise AB çiftçilerini olumsuz etkiledi.
Çiftçiler, AB’nin aşırı düzeydeki yönetmeliklerinin kendilerini ithalata karşı zayıf bıraktığını, her alanda var olan vergilerden ve karmaşık bürokratik kurallardan bıktıklarını ifade ediyor.
AB, çiftçilerden daha sürdürülebilir bir tarım yapmalarını ve iklim kriziyle mücadelede adım atmalarını isterken, diğer yandan daha ucuz ürünler üretmelerini de talep ediyor. Bu durum, çiftçileri daha zorlu ve karmaşık bir konumda bırakıyor.
Öbür taraftan tarımdaki her türlü kimyevi ve zararlı maddeler içeren pestisit kullanımıyla ilgili artan endişelere rağmen dev kimya şirketlerinin liderliğindeki pestisit lobisi AB politikalarını etkilemek için yoğun bir lobi faaliyeti yürütüyor.
Çiftçiler, borç içinde olmalarına rağmen, Brüksel merkezli çiftçi birliği Copa-Cogeca lobisinin AB’nin tarım politikasında etkili olması, büyük tarım şirketlerini temsil eden kurumların bu politikaları şekillendirmede daha etkin olduğunu gösteriyor.

2 – AB NE TEPKİ VERDİ?
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, çiftçilerin Brüksel’deki protestolarından sonra acil bir toplantı düzenleyerek Avrupa çiftçilerine destek olacaklarını, işbirliği yaparak idari yükü azaltacaklarını ve sektörün yapısal zorluklarını ele alacaklarını belirtti.
Brüksel’de düzenlenen protestoların ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Avrupa’nın tarım sektörünün büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu kabul etti. Hedefte olan gıda devleri ile süpermarketlerin çiftçilere adil fiyatlar ödemesini sağlamak için AB’nin “köklü” bir tarım reformu yapması gerektiğini vurguladı.
Fransa’nın yeni seçilen Başbakanı Gabriel Attal ise protestoların bitmesi halinde yaklaşık 100 milyon Euro’luk bir fonu çiftçilere vereceğini söylese de bunun çok yetersiz olduğu biliniyor. Bununla beraber Attal hem çiftçi hem de tüm Fransızların hayat kalitesini düşüren bürokrasiyi azaltmak için reform yapılması gerektiğini belirterek “Günlük hayatımızdaki prosedürler ve karmaşıklıklar nedeniyle her yıl 60 milyar Euro kaybettiğimiz tahmin ediliyor” ifadelerini kullandı.

AB ise çevre emisyonu konusunda çiftçiler için belirlenen uygulamaları gevşetebileceğini açıklayarak, 400 milyon Euro’luk bir paket ile desteklenmelerini öngördü. Bununla birlikte AB’nin 2021-2027 dönemini kapsayan bütçesinin üçte biri, yani vergi mükelleflerinin ödediği 386,7 milyar Euro, çiftçilere ayrılsa da sübvansiyonlarda hektar başına ödeme yapılıyor ve bu nedenle AB tarım bütçesinin yaklaşık yüzde 80’i, en büyük ve en zengin şirket veya ailelere gidiyor. Bu durum da çiftçi sayısını azaltıyor. Örneğin 1946’da Fransa’da nüfusunun yüzde 46’sı çiftçiyken, bugün bu oran sadece yüzde 2.
AB’nin Ortak Tarım Politikası (OTP), AB çiftçilerini korumak amacıyla kurulmasına rağmen, küçük çiftliklerin azalmasının temel nedenlerinden biri haline geldi. 2005 ile 2020 yılları arasında AB’deki çiftçi sayısı neredeyse yüzde 40 oranında azaldı ve yaklaşık 5,3 milyon çiftçi işsiz kaldı.

AB Komisyonu, çiftçilere AB tarım destek ödemelerinin devam edeceğini, çevresel nedenlerle arazilerinin bir kısmını nadasa bırakma zorunluluğundan 2024 yılı için muaf tutulacaklarını ancak bu alanlarda çiftçilerin pestisit kullanmadan ürün yetiştirmeleri gerekeceğini belirtti.
Almanya ve Fransa gibi Avrupa’nın en büyük iki tarım ülkesinde çiftçilerin protestolarının ardından mazota yönelik sübvansiyonların ve vergi indirimlerinin sona erdirilmesi planının askıya alınması gündemde. Avrupa Komisyonu protestolardan sonra kümes hayvanları, yumurta ve şeker için bir ithalat kısıtlaması ve Ukrayna’dan tarımsal ithalata sınırlamayı önerse de çiftçiler kısıtlamanın yeterli olamayacağı görüşündeler.
3 – PROTESTOLAR BÜYÜR MÜ?
İklim değişikliği, çiftçiler üzerinde en çok etki yapan faktörlerden biridir. Çiftçiler, su kıtlığı, toprak erozyonu ve aşırı hava olayları gibi zorluklarla mücadele etmek zorundadır. Ancak tarım, sadece bir ekonomik sektör olmaktan öte ulusal yeterlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlayan bir sektördür. Gıda ve beslenme güvenliği, ekosistem sağlığı, çevre koruması ve su yönetimi gibi konuları kapsayan bütüncül bir yaklaşımla hareket edilmelidir.
Hem Covid-19 salgını hem de Ukrayna-Rusya savaşı; jeopolitik durumların, gıda güvenliği, tarımda sürdürülebilirlik ve direnç gibi stratejik konuların ulusal güvenlik meselelerine dönüşebileceğini gösterdi. Ukrayna savaşı, başta tahıl olmak üzere yem ve tarım için önemli olan enerji tedarikini riske atabilecek bir potansiyeli ortaya koydu.
Protestolar haziranda yapılacak AP seçimlerinde daha fazla vaatlerde bulunan aşırı milliyetçi partilerin sıçrama yapmasına katkı sağlayabilir. Muhafazakar ve aşırı sağcı politikacılar çiftçilerin güvenliğini ve istikrarını yeniden tesis etme sözü veriyorlar. Ancak, Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte ortaya çıkan jeopolitik gelişmeler ve artan enerji fiyatları, Brüksel’deki lobilerin etkisi, artan bürokratik prosedürler ortadan kalkmadan protestolar son bulmayacak gibi gözüküyor.
15 milyon Euro’luk bonservis bedeli çok konuşuldu. Sakatlık sonrası sahalara dönüşünde, golleriyle katkı sağladı. Kanarya, son Ankaragücü maçını da onun golleriyle kazandı.
Türk futbolunun son dönemdeki en büyük yeteneklerinden biri olan Cengiz Ünder, Türk medyasında ilk kez SÖZCÜ’ye konuştu, Fenerbahçe’ye geliş öyküsünü, beklentilerini, planlarını anlattı…
“Daha genç yaştayken Fenerbahçe’ye gelmek gibi bir hayalim, çubukluyu giymek gibi bir hedefim vardı. Bunları gerçekleştirdim, Fenerbahçe’nin ne kadar büyük bir camia olduğunu daha iyi anladım. Fenerbahçe bence Türkiye’deki en iyi, ve en özel taraftara sahip kulüp. Uzun yıllar Avrupa’da oynadım. Belli bir noktaya geldikten sonra Türkiye’ye dönme vaktimin geldiğini düşünmeye başlamıştım. Fenerbahçe’nin kadro yapılanması ve taraftarı ilgimi çok çekti. Transfer sürecim zorlu geçti, ancak sonu güzel oldu. Verdiğim en doğru kararlardan biri.”

“AVRUPA’YA DÖNME DÜŞÜNCEM YOK”
“Beni en çok cezbeden Fenerbahçe’de yaşayacağım şampiyonluklar. Bu, beni çok motive ediyor. Yeniden Avrupa’ya dönme gibi bir düşüncem yok. Sadece kendimi Fenerbahçe’ye vermek istiyorum. Fenerbahçe formasıyla elde edeceğim başarıları ve kupaları düşünüyorum. Fenerbahçe ile yaşayacağım şampiyonluğu hayal ederek, düşünerek hareket ediyorum. Buna göre çalışıyorum. Geldiğim
günden beri yüzde yüz buna inananlardan biriyim ve halen çok inanıyorum. Çok iyi bir kadroya sahibiz. Şampiyonluğa ulaşabilecek bir güçteyiz.”
“PERFORMANSIM CEVAP OLUYORDUR”
“Transferimden sonra sakatlık yaşadım. Bir an önce sahaya çıkıp en iyisini yapmaya çalışmak, kendini kanıtlama çabası biraz baskı altına soktu. Sürekli iyi yapacağım şeyleri düşünerek bu noktaya geldim. Açıkçası baskı altında değilim. Kendimi rahat hissediyorum. Günden güne performansım da çok iyi oluyor. Nasıl bir futbolcu olduğumu biliyorum, kalitemi biliyorum. Kulübüm bana güveniyor, inanıyor. Bu yüzden böyle bir yatırım yaptılar. Her zaman yapılan yorumlara kulağımı tıkadım. Sahada sergilediğim performans herkese yeterli bir cevap oluyordur.”
“HAYALİM CAN BARTU GİBİ OLMAK”
“Roma’da oynarken Can Bartu ile konuştuğumuzda bana tavsiyeler vermişti. Benim de hayalim Can Bartu gibi Fenerbahçe efsanelerinden biri olmak. Bunun için çok çalışmam gerektiğini biliyorum. Sahaya çıktığımda Fenerbahçe için yüzde yüzümü vereceğim her zaman.”

“EĞER FENERBAHÇE’YLE ŞAMPİYON OLURSAM…”
“Ben her zaman kendimi iyi oyuncu olarak gördüm. Genç yaşta Avrupa’ya gittim, Avrupa’da kendimi kanıtladım. Ve en büyük hedeflerimden birisi Fenerbahçe ile şampiyonluk yaşamak. Şimdi Fenerbahçe’de şampiyonluk sevinci yaşayarak kendimi burada ispatlamak istiyorum. Bunun için savaş veriyorum aslında. Eğer Fenerbahçe ile şampiyon olursam kariyerimde hayal ettiğin noktaya ulaşmış olacağım.”
“ŞAMPİYONLUĞA ÇOK İNANDIK”
“Tribünlerin sıkça söylediği bir tezahüratla camiaya sesleniyorum. ‘Bizler inandık sizler de inanın’. Biz gerçekten takım olarak şampiyonluğa çok inandık. Kulüp olarak çok inandık. Taraftarımız bu yolda bize desteğini esirgemediler, bize destek vermeye de devam etsinler. Bu yolun sonunda inşallah Bağdat Caddesi’nde şampiyonluğu hep birlikte kutlayacağız.”
“BASKI ALTINDA DEĞİLİM”
“Daha önce de benim için yüksek bonservis bedelleri ödendi. Fenerbahçe’ye transfer olduktan sonra sakatlık yaşamıştım. Bir an önce sahaya çıkıp en iyisini yapmaya çalışmak, taraftarımızın karşısında kulübe kendini kanıtlama çabası biraz seni baskı altına sokabiliyor. Beni motive eden sürekli iyi yapacağım şeyleri düşünerek bu noktaya kadar geldim. Açıkçası çok baskı altında değilim. Kendimi rahat hissediyorum. Günden güne performansım da çok iyi oluyor. Şu anda da formdayım. Böyle devam eder umarım.”

“ÇİFT HANELİ RAKAMLARA ÇIKARIM”
“Şu anda formdayım, kendimi de iyi hissediyorum, diri ve güçlü hissediyorum. Kendimi her maç öncesi motive ediyorum. Bu beni daha güçlü yapıyor. Şu anda 7 golüm var, çok daha fazla olacağına inanıyorum. Çift haneli gol rakamlarına çok rahat çıkacağımı düşünüyorum.
“SAĞ KANATTA DAHA RAHATIM”
“Kariyerimde uzun süre sağ kanat oynadım. Başakşehir ve Altınordu’da sol kanat oynuyordum. Roma’ya giderken sol kanat oynayarak gittim aslında. Her iki kanatta hücumun her bölgesinde oynayabilirim ama kendimi her zaman en iyi ve rahat hissettiğim yer sağ kanat. Sol kanatta da oynayabilirim. Sağ kanat benim için daha uygun bir pozisyon. Sağ kanatta kendimi çok daha rahat hissediyorum.”
“SEVDİKLERİME YAKIN OLMAK İSTEDİM”
“Ben genç oyuncuların Avrupa’ya gitmesi taraftarıyım. Uzun yıllar Avrupa’da oynasınlar. Ben de 18 yaşında gittim, Avrupa’da üst düzey kulüplerde oynadım. Benim için yeterli olduğunu düşündüm, ülkemde ve aileme yakın olmak istedim. Sevdiklerime yakın olmak istedim. Fenerbahçe benim için çok önemliydi. O yüzden Fenerbahçe teklifini düşünmeden kabul ettim. O yüzden mutluyum.”

“İRFAN’I İZLERKEN KEYİF ALIYORUM”
“Gelmeden önce İrfan ile sürekli konuşuyorduk. Transfer sürecinde ne zaman geliyorsun diye soruyordu. İrfan ile geldiğim günden beri forma rekabeti içindeyiz. İrfan inanılmaz bir sezon geçiriyor. Çok iyi bir oyuncu, onu izlerken çok keyif alıyorum. Gol attığında da en çok sevinenlerden biriyim. Gol attığı zaman da herkes emin olsun en çok sevinen ben olacağım. Her zaman onun destekçesi olacağım. Ben oynarsam da İrfan da aynı şekilde düşünüyor. Sonuna kadar birbirimizi destekleyeceğiz. Şampiyonluk yolunda bizim için çok önemli bunlar. Birbirimize her zaman destek olmalıyız. İrfan ile sonuna kadar birlikte güçlü bir şekilde gideceğiz.”
“KONFERANS LİGİ’Nİ KAZANABİLİRİZ”
“Konferans Ligi’nde mücadele eden diğer takımlara baktığımızda Konferans Ligi Kupası’nı kazanabilecek ya da en az final oynayabilecek bir güce sahibiz. Güçlü ve kaliteli bir takımımız var. Hem Konferans Ligi’nde hem de ligde sonuna kadar gideceğiz.”
“EN OLUMSUZ ŞEY SAHALAR”
“İtalya’da daha çok taktik dayalı bir futbol vardı. İngiltere’de daha tempolu, oyunun hiç durmadığı sürekli akan bir oyun var. Fransa’da çok güçlü oyuncuların olduğu bir lig. Türkiye ligi için kolay diyen oyuncular buraya geldiklerinde düşüncelerinde yanıldıklarını anlıyorlar. Türkiye ligi kolay bir lig değil zor bir lig. Mücadeleye dayalı zor bir ligimiz var. Ligimiz için en olumsuz şey bence sahalar. Saha zeminlerinin daha düzgün olması gerektiğini düşünüyorum.”

“KENDİME BUNU YAKIŞTIRAMAM”
“Türkiye liginde oyun çok fazla duruyor. Topun oyunda kalma süresi çok az. Bu kadar oyunun durmaması gerekiyor. Yurt dışında da maçları izlediğimde oyuncuların yere yatması ve uzun süre yerden kalkmadığı pozisyonlarda sinirlenebiliyor insan. Ben kendimi yere atan bir futbolcu değilim. Kendime de bunu yakıştıramıyorum.”
“DÖNME SEBEPLERİMDEN BİRİ AİLEMDİ”
“Benim çocukluk hayalimdi futbolcu olmak. Sındırgı’da doğdum. Bizim orada futbolcu olan kimse yoktu. Küçük yaşta bu imkan sunuldu bana. Bucaspor’da hayalimin gerçekleşmeye başladığına inandım. Annemle babamla hepimiz ayrı yerlerde yaşıyorduk. Bu benim için kolay olmadı ama. Hep sonuna kadar gitmek istiyordum. O yüzden futbol ve ailem benim için çok önemli diyordum. Türkiye’ye dönmem sebeplerinden biri de ailemdi. Onlara artık yakın olmak istedim, artık uzak olmak istemedim.”
“FENERBAHÇE’YE GELMESİNİ ÇOK İSTİYORDUM”
“Çağlar ile transfer sürecinde çok konuştuk. Zaten sürekli telefonda konuşuyoruz. Yurt dışında da birlikte aynı takımda oynadık. Ben Fenerbahçe’ye gelmesini çok istiyordum. Çağlar da çok gelmek istiyordu, onun transfer süreci de biraz sürdü. Çağlar da Fenerbahçe’ye geldiği için çok mutlu. Transfer sürecinde kendisiyle konuştuğumda bir an önce takıma katılmak istediğini söylüyordu. Benim için de böyle oldu bir an önce gelmek istediğin için stresli bir dönem oluyordu. Çağlar için de stresli oldu, her gün konuştuğumuzda az kaldı, az kaldı diye belirtiyorduk. Sonunda geldi.”

“GOLLERİ KAFAMDA CANLANDIRIYORUM”
“Atacağım golleri kafamda genelde canlandırıyorum. Eskiden çok çiziyordum. Her zaman yaptığım bir şey değil, bazen yine yapıyorum. Genelde atmak istediğim gol üzerinde çok düşünüyorum. Fenerbahçe’de de atmak istediğim golleri çizdiklerim oldu. Düşündüğüm golleri zaten zihinde canlandırdığım zaman o golleri saha içinde atıyorum. Uzaktan vurduğum şutlar mesala, her gün uzaktan şutlarda gol atacağımı düşünüyorum.”
Her geçen gün performansım daha iyi oluyor, daha artıyor. Bunu saha içinde görebiliyorsunuz. Her maç daha iyiye gideceğimi düşünüyorum. Şu anda kendi performansımla ilgili bir yüzde vermeyeyim ama her gün daha iyi olacağımı söyleyebilirim.
“İSMAİL KARTAL POZİTİF”
“İsmail Kartal oyuncularla çok iyi bir iletişime sahip. Oyunculara yakınlık gösteriyor, oyuncularla bireysel toplantılarda onlardan beklentilerini anlatıyor, oyuncularla sürekli pozitif şekilde konuşuyor, kendisiyle iyi bir iletişimimiz var.
“YEDEK KALMAYI SORUN ETMİYORUM”
“Ben yedek kalmayı sorun etmiyorum. Her oyuncu oynamak istiyor ben de her zaman oynamak istiyorum. Performansı iyiyken herkes oynamak ister. Hocamız bire bir konuşmalarda yedek kaldığımızda nedenlerini söylüyor, oyuncuyla önceden konuşulması daha iyi. Her oyuncu oynamak istiyor, ama bir şey söylenmeden yedek kalmak daha kötü. Ama hocamız oyuncularla bire bir konuştuğu için biz oyuncular da biraz daha rahatlıyor.”

“ZOR BİR ŞAMPİYONA OLACAK”
“Milli takımda çok iyi bir jenerasyon var. Kadroda genç kardeşlerimiz de var. Ben daha önce Avrupa Şampiyonası’nda oynadım ama bizim için çok iyi geçmedi. Kötü bir Avrupa Şampiyonası geçirmiştik. Ama o şampiyonayı unuttuk, artık Avrupa Şampiyonası’nda başarılı olabilecek bir takım olduğumuzu düşünüyorum. Genç bir jenerasyonumuz var. Zor bir şampiyona alacak ama biz de Almanya’da olacağı için ev sahibi gibi oynayacağız. Umarım bunun üstesinden geliriz ve başarılı bir şampiyona geçirmeyi umuyorum.”
ARDA, KENAN, SEMİH…
Arda, Semih ve Kenan genç oyuncular umarım Avrupa Şampiyonası’nda istediklerini yansıtabilirler. Onlar için iyi olacağını düşünüyorum. Hepsi çok yetenekli ve iyi oyuncular. Milli takıma çok fazla katkı sağlayacaklarını düşünüyorum.
DZEKO VE TADIC ŞANS
“Dzeko ve Tadic’in Fenerbahçe’de olması bizim adımıza çok büyük bir avantaj. Çalışmayı çok seviyorlar. Edin Dzeko’yu daha önce yakından tanıdığım için onun nasıl bir karakter ve nasıl bir çalışkan lider bir oyuncu çok iyi biliyorum. Tadic de Dzeko gibi lider bir oyuncu. Dzeko ve Tadic bizim takımda olduğu için şanslıyız.”

“103 GOLLÜK REKORU KIRABİLİRİZ”
“103 gollük rekoru kırmak kolay değil. Ama biz de çok gol atıyoruz. Umarım kırarız (103 gollük sezonda 23. haftada 63 gol atıldığını, bu sezon ise Fenerbahçe’nin 61 golde olduğunun hatırlatılması üzerine). Şu anda iyi gidiyoruz, kırabiliriz. Bakalım göreceğiz. Kulübümüz ‘YÜREĞİNİ KOY’ dedi. Biz de takım olarak yüreğimizi koyuyoruz. Camiamızdan, tribünlerimizden de sadece bunu istiyoruz.”
KAÇAN GOLLER
“Sonuçta kazanıyoruz, galip geliyoruz. Maç 5-0’da bitmiş 1-0 bitmiş önemli değil, önemli olan kazanmak. 1-0 kazansan da 3 puan alıyorsunuz. Çok gol attık. Şu anda ligin en çok gol atan takımıyız. Bu konuda söyleyecek bir şey yok.”
CENGİZ ÜNDER’İN ENLERİ:
Dünyanın en büyük petrokimya piyasası bilgi sağlayıcısı ICIS’te LNG Analisti Alex Froley, ABD’nin söz konusu kararından etkilenen en büyük projenin Venture Global’in Calcasieu Pass tesisinde planladığı yıllık 20 milyon kapasiteli ikinci proje olan CP2 olduğunu kaydetti.
Froley, CP2 projesinin yakın zamanda onaylanması durumunda inşaatının yaklaşık 3 yıl süreceğini, şirketlerin 2027’de buradan tedarik beklediğini ifade etti.
Bu beklentilerin erteleneceğini vurgulayan Froley, “Avrupa’da etkilenen şirketler arasında CP2’den LNG tedarik sözleşmeleri olan Alman ENBW ve SEFE de bulunuyor. Çinli ve Japon şirketlerin de CP2’den anlaşmaları vardı” değerlendirmesinde bulundu.
ABD SEÇİMLERİNİ BEKLEMEK ZORUNDALAR
Froley, sektörün muhtemelen ABD seçimlerinden sonra ne olacağını görmek için beklemek zorunda kalacağının altını çizerek, “Bu da yeni projelere en az bir yıl gecikme getirecek. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ABD, Kanada ve Meksika’da halihazırda onayı alınmış ve inşa edilmekte olan çok sayıda yeni proje var, dolayısıyla 2025-2026’dan itibaren Katar’dan gelecek yeni arzın yanı sıra oldukça büyük bir yeni arz dalgası söz konusu.” diye konuştu.
ABD’nin kararının piyasadaki arzı hemen etkilemeyeceğine dikkati çeken Froley, “Çünkü bu karar inşa edilmesi yaklaşık üç yıl sürecek yeni projelerle ilgili. ABD ve Katar’dan önümüzdeki birkaç yıl içinde inşa edilecek çok sayıda yeni LNG projesi var. 2020’li ve 2030’lu yılların sonlarına geldiğimizde, ihtiyaç duyulan arz miktarı tamamen kömür, gaz, nükleer ve yenilenebilir enerji dengesine bakış açınıza bağlı” ifadelerini kullandı.
‘UZUN VADELİ DENGEYİ ETKİLEYEBİLİR’
İtalya’da bulunan Ricerche Industriali ed Energetiche’de (RIE) enerji jeopolitiği ve piyasaları alanında araştırma görevlisi Francesco Sassi de ABD’nin LNG ihracatı açısından bir süper güç olduğunu söyledi.
Sassi, birkaç yıl içinde ABD’nin küresel pazarlara yaptığı sevkiyatın Avrupa ve Asya’da talebi dengelemek için artacağını belirterek, “Aynı durum Washington’un enerji diplomasisi için de muazzam bir fırsat teşkil edecek” dedi.
ABD’nin son kararının uzun vadeli dengeyi etkileyebileceğine işaret eden Sassi, “Dünyada hiçbir ülkenin ABD gibi hazırda ihracat projeleri yok. Sorun, bugünün ABD LNG ithalatçıları için değil, enerji sepetinde artan yenilenebilir enerji kaynaklarını dengelemek amacıyla kömür tüketimini azaltmak ve gaza yönelmek için ek ABD LNG arzı bekleyen ülkeler için olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
2023’ÜN EN ÇOK LNG İHRAÇ EDEN ÜLKESİ ABD OLABİLİR
Rusya’nın boru hatlarından Avrupa’ya gönderdiği gaz arzını kısıtlaması, 2021’in ikinci yarısında Avrupa gaz ve elektrik fiyatlarında dramatik bir artışa yol açtı ve Şubat 2022’den bu yana Rusya-Ukrayna Savaşı Avrupa için ciddi zorluklar yarattı.
Avrupa, Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bu yana 36,5 milyar metreküp LNG yeniden gazlaştırma kapasitesi kurdu.
2030’a kadar 106 milyar metreküplük ilave yeni veya genişletilmiş LNG ithalat kapasitesi ise planlama aşamasında bulunuyor. Bunun da Avrupa’nın LNG ithalat kapasitesini 406 milyar metreküpe çıkarması bekleniyor
Daha önce ABD LNG ihracatının ana varış noktası Asya iken son iki yılda kargoların üçte ikisi Avrupa’ya ulaştı.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre, 2022’de ABD’nin Avrupa’ya gönderdiği LNG miktarı bir önceki yıla göre yüzde 141 arttı. Rusya’dan gelen boru gazının son 40 yılın en düşük seviyesine gerilemesinin ardından Avrupa’nın ABD LNG sepetindeki payı yüzde 64’e kadar yükseldi.
Uluslararası araştırma kuruluşlarının tahminlere göre, 2023’ün en çok LNG ihraç eden küresel oyuncusunun ABD olması bekleniyor.
Energy Outlook Advisors tarafından derlenen gemi takip verileri, küresel LNG talebinin 2023’te yıllık bazda yüzde 2,8 büyümeyle tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını gösteriyor.
NE OLMUŞTU?
ABD’de Joe Biden yönetimi, 26 Ocak’ta çevreci grupların baskıları sonucu LNG ihracatına yönelik onay sürecini geçici olarak durdurma kararı almıştı.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Enerji Bakanlığının LNG ihracat izinlerini teyit etmek için kullandığı mevcut ekonomik ve çevresel analizlerin yaklaşık beş yıllık olduğu ve artık potansiyel enerji maliyeti artışları veya sera gazı emisyonlarının etkisine ilişkin son değerlendirmeler gibi konuları yeterince hesaba katmadığı belirtilmişti.
Bekleyen başvurulardaki geçici duraklamanın, mevcut durumda izni olan ihracatları etkilemeyeceğine işaret edilen açıklamada, kararın ABD’nin Avrupa ve Asya’daki müttefikleri ile halihazırda izin verilen diğer alıcılara sağladığı tedariki etkilemeyeceği vurgulanmıştı.
İklim aktivistleri, yeni LNG projelerinin kirlilik nedeniyle yerel topluluklara zarar verebileceğini, küresel olarak fosil yakıtlara bağımlılığı onlarca yıl boyunca değiştirilemez hale getirebileceğini ve yanan gazlarla güçlü sera gazı metanının sızıntısından kaynaklanan emisyonlara yol açacağını savunuyor.
]]>Konteyner gemilerinin yeniden yönlendirilmesi tedarik zincirlerini kesintiye uğratarak seyahat sürelerini ve nakliye maliyetlerini artırdı.
Lojistik uzmanları, Kızıldeniz’de deniz taşımacılığına yönelik saldırıların, tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması nedeniyle Avrupalı üreticiler ve perakendeciler için “kaotik” bir dönem yaratma tehdidi taşıdığı uyarısında bulundu.
EK ÜCRETLER OLUŞTURACAK
Husilerin Kızıldeniz’den geçen gemilere yönelik saldırılarını arttırmasının ardından neredeyse tüm konteyner gemileri Süveyş Kanalı’ndan Ümit Burnu çevresindeki daha uzun rotaya yönlendirildi. Bu değişim esas olarak Asya ve Avrupa arasındaki seferleri etkiliyor ve normalde 35 gün süren yolculuğa iki hafta ekleyerek gemilerin Avrupa limanlarına varışları arasında uzun boşluklar yaratıyor.
Londra merkezli Drewry Shipping Consultants’ın konteyner araştırmaları kıdemli müdürü Simon Heaney, “Bu ara dönemde durum biraz kaotik görünüyor” diyerek nakliye şirketlerinin oldukça kısa bir süre içinde yeni ve daha güvenilir bir ağ kurmasını beklediğini söyledi.
Dünyanın en büyük üçüncü konteyner taşımacılık grubu olan Fransız CMA CGM’nin sahibi ve başkanı Rodolphe Saadé ise “Programlarımız tam bir kargaşa içinde ve zamanlamalara uyamıyoruz” dedi.
OTOMOBİL ÜRETİCİLERİ ETKİLENDİ
Üretilen malların ve bileşenlerin taşınmasını sağlayan konteyner hatlarının gecikmeli gelişi bazı otomobil üreticilerinin üretim hatlarını durma noktasına getirdi. Aksamalar devam ederse, perakendecilerin stokları gecikmeler nedeniyle muhtemelen tükenecek ve malları gönderen şirketler, nakliye hatları sapmaların maliyetlerini telafi etmeye çalıştıkça ek ücretlerle karşı karşıya kalacak.
Jeep ve Peugeot’nun sahibi Stellantis’in CEO’su Carlos Tavares, gecikmelerin otomobil üreticileri için nakliye maliyetlerini daha da artırmasını beklediğini söyledi.
Tedarik zincirindeki aksaklıklar nedeniyle Almanya’daki Tesla, Belçika’daki Volvo Cars ve Macaristan’daki Suzuki bazı araç üretim hatlarını durdurdu.
ALTERNATİF TAŞIMACILIK YOLLARI ARANIYOR
Gıda sektöründe Fransız Danone, Kızıldeniz’deki kesintinin iki ya da üç aydan fazla sürmesi halinde hava taşımacılığı gibi alternatiflerin kullanılması da dahil olmak üzere “hafifletme planları” uygulamaya başlayacağını söyledi.
Perakende sektöründe, Avrupa çapında yaklaşık 3 bin 500 giyim odaklı indirim mağazası işleten Pepco Group, perşembe günü yaptığı açıklamada durumun daha yüksek navlun maliyetlerine ve daha yavaş teslimatlara yol açtığı konusunda uyardı.
Nakliye hatlarının, ortaya çıkan ekstra maliyetleri yansıtmak için kargo teslimatlarına ek ücret uyguladığını da sözlerine ekleyen şirket, “bölgede uzun süreli bir sorunun önümüzdeki aylarda arzı da etkileyebileceği” uyarısında bulundu.
Proxima danışmanlık şirketinin satın almadan sorumlu başkan yardımcısı Simon Geale, bazı perakendecilerin gecikmelerin üstesinden gelmek için hava taşımacılığını kullanabileceğini, ancak bunun muhtemelen ekstra maliyetleri karşılayacak kadar yüksek kâr marjlarına sahip olanlar için bir seçenek olduğunu söylerek bunun yerine, perakendecilerin Asya’dan daha erken mal sipariş etmeye başlaması gerekebiliceğini belirtti..
ÇİNLİ ŞİRKETLER İÇİN DE ÖNEM TAŞIYOR
Analistlere göre Pekin, Husi saldırıları konusunda tarafsız kaldı ancak yaşanan aksaklıklar navlun fiyatlarını yükselterek Çinli şirketleri etkiledi.
Avrupa’nın önde gelen ticaret ortaklarından biri olması nedeniyle bu rota, bu hafta “Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması” için “ilgili tüm taraflara” çağrıda bulunan Çin için de önem taşıyor.
]]>Avrupa Adalet Divanı’nın aldığı karar, futbolun yönetim organları UEFA ve FIFA’nın Avrupa Süper Ligi’ne karşı kullandığı yetkilerin hukuka aykırı olduğunu ilan ederek dünya futbolunu şaşkına çevirdi.
Real Madrid’in başkanı ve Avrupa Süper Ligi projesinin baş mimarı Florentino Perez, Avrupa Adalet Divanı’nın aldığı kararı “Bu gün bir öncesi ve sonrasına işaret edecek. Futbol tarihi ve spor tarihi için büyük bir gün.” sözleriyle değerlendirdi.

Öte yandan, buz pateni ile ilgili bir davada verilen bir diğer karar, yönetim organının Dubai’de onaylanmamış bir yarışmada yarışmak isteyen sporcuları uygunsuz şekilde cezalandırmakla tehdit ettiğini doğruladı.
Birlikte ele alındığında, bu iki karar spor kuruluşlarını sıkı bir şekilde rekabet hukuku kapsamına sokarak, uluslararası federasyonların turnuvalarını rakiplerine karşı savunmak için sahip oldukları yetkilerin altını oymakta.
“YENİ ORGANİZASYONLAR DOĞABİLİR”
Financial Times’a konuşan spor avukatı Simon Leaf, “Bu kararlar spor dünyasında şok etkisi yaratacak” dedi ve kararların sektördeki rakip gruplar için sevindirici bir haber olduğunu ve yakın gelecekte yeni organizasyonların ortaya çıkmasına yol açabileceğini sözlerine ekledi.
RİYAD’IN HAKİMİYET ÇABASI
Spor federasyonları, Suudi Arabistan’ın varlık fonu tarafından desteklenen ve ABD merkezli PGA Tour’un üstünlüğünü tehdit eden bir golf turu olan LIV gibi ayrılıkçı turnuvaların ortaya çıkışıyla nasıl başa çıkacakları konusunda boğuşuyor. Golf dışında Riyad, futbol ve motor sporlarından boks ve karma dövüş sanatlarına kadar küresel spora milyarlarca dolar akıttı.
YENİ ARAYIŞLAR İLK DEĞİL
Ayrılıkçı ligler yeni bir fenomen değil. Formula 1, 2009’da takımların kendi rekabetlerini oluşturma çabalarını savuştururken, futbol geçmişi 100 yıldan eski olan İngiltere, futbolu Premier Lig adıyla 1992’de yeniden şekillendirmişti. Tenis gibi sporlar, oyuncuların kulüplerle sözleşmesi olmadığı için bölünmeye açık olarak görülmüştü. Bazı bisiklet takımları da yeni bir format arayışına girmişti.
STATÜKO İÇİN TEHDİT YOLU
Yönetim organları ve yarışma organizatörleri statükoyu korumak için sık sık kural kitaplarına başvurarak sadakatsizliği cezalandırmakla tehdit etti.
Yenilik arayanlar ise, buna mahkemeler aracılığıyla karşılık verdi ve yerleşik güçleri Avrupa ve ABD’deki rekabet yasalarını ihlal etmekle suçladı. Hukuk uzmanları, Avrupa’daki iki kararın, spor federasyonlarının faaliyet gösterme biçimlerini değiştireceğini söylüyor.
Spor hukuku alanında uzmanlaşmış bir İngiliz avukat olan Nick De Marco, birçoğu yayın anlaşmalarından milyarlarca dolar gelir elde eden spor kuruluşlarına hukuk sisteminin bakış açısında bir “rüzgar değişimi” olduğuna dair kanıtlar bulunduğunu söyledi:
Mahkemeler sporun büyük bir finans işi olduğu ve rekabet hukukuna uyması gerektiği gerçeğine uyandı. ‘Bir kartel olarak faaliyet gösteremez’ dedi. UEFA ve FIFA gibi kuruluşlar büyük nüfuza sahip devasa ticari operasyonlardır. ‘Biz spor kurumuyuz ve istediğimizi yaparız’ yaklaşımının arkasına saklanamazlar.
HIZLI BİR DEĞİŞİM BEKLENMİYOR
AB mahkemesinin futbolla ilgili kararının Avrupa futbolunda hızlı bir yeniden şekillenmeye yol açması beklenmiyor.
UEFA, kararın geriye dönük olduğunda ısrar etti ve Avrupa Adalet Divanı tarafından ele alınan konularda yenilikler yapılması için harekete geçildiğine dikkat çekti.
Kararın ardından bir basın toplantısı düzenleyen UEFA Başkanı Aleksander Ceferin, kararı Avrupa Süper Ligi yanlılarına verilen ama içinde hiçbir şey olmayan özenle paketlenmiş bir Noel hediyesine benzetti. FIFA’daki mevkidaşı Gianni Infantino ise kararın “hiçbir şeyi değiştirmediğini” söyledi.
AVRUPA SÜPER LİGİ KARŞITLARI GÜÇLÜ
Futbolda yeni oluşuma karşı olan muhalefet hala güçlü. Taraftar grupları, ulusal ligler ve Avrupa hükümetleri, Süper Lig projesine karşı olduklarını dile getirmekte hızlı davrandı. Türkiye ve Avrupa’daki birçok kulüp, UEFA turnuvalarına olan bağlılıklarını dile getiren açıklamalar yaptı.
Ancak Avrupa Süper Ligi’nin arkasındakiler, kararın kendilerine değişim için bir yol açtığına inanıyor ve hemen UEFA’nın Şampiyonlar Ligi’nin yerini almak üzere tasarlanmış yeni bir üç ligli format önerdiler.
Yeni yarışma için bastıran spor pazarlama ajansı A22’nin kurucu ortağı John Hahn, “Bence insanların bugünkü tutumları değişecek. Unutmayın, bu 70 yıllık bir tekel. Bu tür şeyler bir gecede ortadan kalkmaz.” ifadelerini kullandı.
]]>