“ÇOCUKLAR YANLIŞ ANLAMIŞ”
Amasya Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisi 3 kızın ailesi konuyla ilgili açıklama yaptı. Cumhuriyet’ten Mehmet Menekşe’ye konuşan mağdur öğrencilerden A.K’nın annesi Ayşe K. “Kızım bana otelde çalışan şefin kendisine dokunduğunu, rahatsız ettiğini söyledi. Bana ‘Çocuklar yanlış anlamış, gözünüz arkada kalmasın, böyle bir sıkıntı yok’ dendi. Kızım şu an psikolojik destek alıyor” dedi.
“KIZLAR İFFETSİZLİK YAPIYOR”
Tacize uğrayan E.A’nın babası A.A. ise şu ifadeleri kullandı; “Lütfullah Aksu ismindeki hoca çocuğu tehdit etmiş ‘Sesini çıkarma, senin boğazını sıkarım’ diye. Benim çocuğum sekiz kez kriz geçirdi, şu anda psikolojik tedavi görüyor, ilaç kullanıyor. Ben bir buçuk ay önce okula gidip Müdür İbrahim Şimşek ile görüştüm ‘Önemli bir durum yok, bunlar çocuk’ dedi. Stajdan sorumlu Ahmet Ünlü de bir şey yok diye olayı kapatmaya çalışıyor. Müdür, çocukların erkek arkadaşı var, iffetsizlik yapıyor diye çocukları karalamaya çalışmış. Benim kızım böyle bir şey olmadığını söylüyor.”
Kız öğrencilerden A.A’nın üç yıl önce de okulun uygulama otelinde taciz edildiği, o dönemin okul müdür yardımcısı Lütfullah Aksu ve müdür Yusuf M’nin olayı örtbas ettiği öne sürüldü.
“SANA KİMSE İNANMAZ, BOŞUNA REKLAM YAPMA”
Müdür Yusuf M., geçtiğimiz yıl 11. sınıfta okuyan bir öğrencinin taciz şikâyeti üzerine görevden alınmış, başka bir okula öğretmen olarak atanmış. Daha sonra da emekli olmuştu. Yusuf M’nin taciz davası devam ediyor. Olaylara tepki gösteren baba A.A., “Üç yıl önce de okulun uygulama otelinde kızıma yönelik bir taciz olayı olduğunu duyunca okula gittim. O zaman da Müdür yardımcısı Lütfullah Aksu kızıma ‘Bundan bir şey tutturamazsın, sana kimse inanmaz, boşuna kendini reklam yapma, adın kötüye çıkar’ diye tehditkâr konuşmuş” şeklinde konuştu.
Cumhuriyet SavcılığıAntalya3-sayfaGüncelEğitimTurizmHukukÇocukYaşamBaba
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BABASININ NİKAHA NEDEN KATILMADIĞINI AÇIKLADI
İstanbul’daki Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde dün başlayan Sanat ve Antika Fuarı’na iki yağlı boya tablosuyla katılan Berna Gencebay’ı eşi Altan Gencebay da yalnız bırakmadı. 2 ay önce evlenen çift, Orhan Gencabay’ın nikaha katılmamasına yönelik de açıklamalarda bulundu.
“KOL KIRILIR YEN İÇİNDE KALIR”
Babasıyla iş yaptıklarını ve her gün görüştüklerini belirten Gencebay, “Babamın düğünümüze katılmaması bizim özel bir durumumuzdu. Ailevi bir konuydu. Yoksa insan istemez mi annesi ve babası nikahına katılsın. İnsanlar çok şey söylediler, yazdılar ve çizdiler ama iç yüzünü bilmiyorlar. Bu ailevi bir mevzuydu fakat konu bizde kalsın. Kol kırılır yen içinde kalır” diye konuştu.
Orhan Gencebay3-sayfaMagazinSanatYaşamBaba
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“TUĞÇE SAHİPSİZ DEĞİL ASLAN GİBİ KOCASI VAR”
Instagram hesabından yayınladığı videoda Ferdi Tayfur’un yıllardır Tuğçe Tayfur’a babalık yapmadığını ve kurdukları markada hiçbir söz hakkının olmadığını söyleyen Muhammet Aydın, şu ifadeleri kullandı: “Ferdi Tayfur olan kayınpederimin avukatının aba altından benim karıma sopa gösterişini hazmedemem. Bir adam olarak aile hiyerarşisine artık karışıyorum. Tuğçe sahipsiz değil aslan gibi kocası var. Siz Tuğçe’nin yanında ne kadar dik durabildiğimi şuradan pay biçin; suikaste uğradım, para kaybettim. Senin kızın mobing yaşarken ben yanındaydım. Necla Nazır denen sultan, prenses, benim tek aile olarak saydığım kadın yanımdaydı. Sen demedin mi telefonda ‘Kızım sahneye çıkma artık kıyafet markası kur’ diye. Sen dedin ben de onu kurduruyorum işte. Senin kızını ben 1 yıldır sahneye çıkarttırmıyorum. Senin kızını koruyup kolluyorum çünkü namusum olmuş. Sen de diyorsun ya ‘Aile her şeydir diye’ ben senin kızını, karımı koruyorum.”

“BENİM PATENTLİ MARKAMDA SEN SÖZ SAHİBİ BİLE DEĞİLSİN”
“Markadan isim hakkından dolayı Ferdi Bey’in alacağı bulunduğu söylenmiş. Ferdi Bey ben sizin damadınızım. 24 tane şube oldu 9 tanesine imza atıldı. Gelip ‘Damat gel buraya markana el koydum. Parasız pulsuz elinden aldım’ desen ben vermeyecek miydim? Babamsın ya… Herkese baba oldun da senin kızınla evlendim, torunun da doğdu sen bir bize baba olamadın. Düşünce suçu gider şikayetçi olursun. Kızından dolayı 60 tane şikayetim var zaten. Hiç sorun yok… Ben karımı koruyorum. Markaya gelecek olursak da patentleri alındı. Benim patentli markam sen söz sahibi bile değilsin.”
“BENİM KARIMA AVUKAT ÜZERİNDEN ABA ALTINDAN SOPA GÖSTEREMEZSİN”
“Bak Ferdi Bey, ben karısı için ailesi için mermi yemesi gerekirse yiyebilecek bir adamım. O da denendi… Benim karıma hiçbir avukat üzerinden aba altından sopa gösteremezsin. Senin hayranlarından korkmam gerekiyormuş da niye? Biz ailesi, namusu için yaşıyoruz. ‘Tayfur soyadını kullanma’ diyor, benim karımın kimlikteki soyadı ‘Aydın’ zaten. Benim karımı leylekler getirmedi senin soy ismin ya… Tüm Türkiye’ye baba olup kendi kızına baba olamayan bir adam bir de avukat kullanıyor. Çok görmemek lazım alkışlıyorum Ferdi Baba.”

“SEN BABA OLMAYI BİLMEMİŞSİN”
“Tüm hukuki haklarımızı teyakkuza geçireceğiz. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Benim karıma da bir daha hiçbir avukat üzerinden gelmeyin. Ben sevmem öyle şeyleri bana dobra gelin dobra. Ben böyle kelime oyunlarını bilmem. Benim karım bu soyadını senden ötürü kullanıyordu ben kullanmasını istemiyordum ama şu saatten sonra inadına kullanacak. Kızının güçlü ve doğru bir adamla birlikte olmasına alışkın değilsin değil mi? Sen baba olmayı bilmemişsin ki. Sen anca kızını eleştirmişsin bu zamana kadar. Tuğçe ile evlendikten sonra herkes benden para istedi ve verdim. Size de mi lazım, ne kadarsa vereyim. Bu iğrençliğe gerek yok.”
“FERDİ TAYFUR HAYRANLARI BENİ ÖLÜMLE TEHDİT EDİYOR”
Ferdi Tayfur hayranları beni öldürmekle tehdit ediyor. Lan oğlum siz kimi nerede öldürüyorsunuz hayırdır? Oğlum doğacağım gün belli olduğu gibi öleceğim gün de belli. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Ferdi Tayfur hayranıymış… Kimseniz kimseniz Allah değilsiniz ya. Oğlum ben hiçbirinizden korkmuyorum. Ben değişik bir modelim öyle tehdit edebileceğiniz bir adam değilim. Öte de oynayın. İnsan olun önce Ferdi babanız kızını harcıyor.”
FERDİ TAYFUR VE KIZININ ARASINDA NE OLDU?
Kızının düğününe dahi katılmayan ve bu süreçte gözlerden uzak hayatına devam eden Ferdi Tayfur, avukatı aracılığıyla bir açıklama yaparak kızına soyadını kullanmaması ve ticari faaliyetlerinde isim hakkı almak istediğini belirtti. Tayfur’un avukatı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Müvekkilim Sayın Ferdi Tayfur ve kızı Tuğçe Aydın arasında gelişen birtakım özel nedenlerden dolayı müvekkilimizin ‘Tayfur’ soyadının Tuğçe Aydın tarafından gerek görsel gerekse işitsel olarak ticari amaçlarla kullanılmasına ve müvekkilimizin kendisine ait eserlerin Tuğçe Aydın tarafından sosyal medya, dijital mecralar ve sahnelerde okunmasına rızasının olmadığını ve ayrıca Tuğçe Aydın’ın işletmiş olduğu ‘Tuğçe Tayfur Store’ isimli mağazasından kaynaklı müvekkilimizin isim hakkı alacağının bulunduğunu ve gerek müvekkilimiz Sayın Ferdi Tayfur, yeğenleri gerekse akrabaları hakkında sosyal medya ve dijital mecralarda herhangi bir açıklama veya söylemlerde bulunmaması adına Tuğçe Aydın’ı bilgilendirmekle bu açıklamalarımızı da kamuoyuna duyurmaktayız. Yapmış olduğumuz açıklamalara itibar edilmemesi durumunda gerek Tuğçe Aydın gerekse Tuğçe Aydın ile beraber iş yapan ve hareket eden şahıs veya şirketler hakkında tüm yasal haklarımızı saklı tutmakla beraber Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağımızı bildiririz.”
Tayfur, avukatının açıklamasını Instagram hesabından yayınlayarak “Böyle olmasını istemezdim” dedi.

“BABAMSIN YA ONDAN SOYADIM TAYFUR, BU İŞİN İNANMADIĞIN BİR DE AHİRETİ VAR”
Babasının talebi üzerinden avukatı aracılığıyla yapılan açıklamayı yayınlayan Tuğçe Tayfur, “Tayfur soy ismini bana leylekler vermedi. Babamsın ya ondan Tayfur soyadım. İsim hakkı talep etmişsiniz. Ben paranızın bittiğini bilseydim eşimle yardımcı olurdum size. Siz ne dediyseniz baba olarak onu yaptım ben ama kötü yine ben oldum. Allah var gam yok. Bu işin bir de inanmadığın ahireti var be baba. Olur sorun yok. Tuğçe Aydın olarak devam ederim” diyerek sitem etti.
“AL SOYADIN SENİN OLSUN”
Babasının şarkılarını okumasına izin vermemesine de cevap veren Tuğçe Tayfur sözlerine şöyle devam etti: “Şarkılarına gelince de ‘Babamın şarkıları’ albümünün temel amacı senin o dönem rahatsızlığından dolayı şarkı söyleyememenden kaynaklı, yeni neslin de şarkılarını hatırlamaları, bilmeleriydi. Bu bir projeydi. O albümde de seçilen şarkılar tamamen söz müzik sana ait olanlardı. Özellikle onlar seçilmişti. Yoksa ben de bilirdim Ahmet ağabeyin yazdığı daha çok bilinen ‘Bana Sor’ gibi şarkıları söylemeyi. Albümün bütün giderleri de sevgili Bülent Seyhan tarafından yapıldı. Bir kuruşun geçtiyse bana evlatlarımın hayrını görmeyeyim. Neyin düşmanlığı bu? Yeğenin arkamdan konuştu diye sesimi çıkardım diye bu nasıl kin? Al yeğenlerin senin olsun baba. Ben arkandan iş çevirmiyorum neyse söylüyorum. Senden bir kuruş istemiyorum, yağcılık yapmıyorum diye p.. yaptın beni 2 saniyede. Al soyadın senin olsun.”



Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“BABAMSIN YA ONDAN SOYADIM TAYFUR, BU İŞİN İNANMADIĞIN BİR DE AHİRETİ VAR”
Babasının talebi üzerinden avukatı aracılığıyla yapılan açıklamayı yayınlayan Tuğçe Tayfur, “Tayfur soy ismini bana leylekler vermedi. Babamsın ya ondan Tayfur soyadım. İsim hakkı talep etmişsiniz. Ben paranızın bittiğini bilseydim eşimle yardımcı olurdum size. Siz ne dediyseniz baba olarak onu yaptım ben ama kötü yine ben oldum. Allah var gam yok. Bu işin bir de inanmadığın ahireti var be baba. Olur sorun yok. Tuğçe Aydın olarak devam ederim” diyerek sitem etti.

“AL SOYADIN SENİN OLSUN”
Babasının şarkılarını okumasına izin vermemesine de cevap veren Tuğçe Tayfur sözlerine şöyle devam etti: “Şarkılarına gelince de ‘Babamın şarkıları’ albümünün temel amacı senin o dönem rahatsızlığından dolayı şarkı söyleyememenden kaynaklı, yeni neslin de şarkılarını hatırlamaları, bilmeleriydi. Bu bir projeydi. O albümde de seçilen şarkılar tamamen söz müzik sana ait olanlardı. Özellikle onlar seçilmişti. Yoksa ben de bilirdim Ahmet ağabeyin yazdığı daha çok bilinen ‘Bana Sor’ gibi şarkıları söylemeyi. Albümün bütün giderleri de sevgili Bülent Seyhan tarafından yapıldı. Bir kuruşun geçtiyse bana evlatlarımın hayrını görmeyeyim. Neyin düşmanlığı bu? Yeğenin arkamdan konuştu diye sesimi çıkardım diye bu nasıl kin? Al yeğenlerin senin olsun baba. Ben arkandan iş çevirmiyorum neyse söylüyorum. Senden bir kuruş istemiyorum, yağcılık yapmıyorum diye p.. yaptın beni 2 saniyede. Al soyadın senin olsun.”
FERDİ TAYFUR: SOYADIMI KULLANMASIN, ŞARKILARIMI SÖYLEMESİN
Kızının düğününe dahi katılmayan ve bu süreçte gözlerden uzak hayatına devam eden Ferdi Tayfur, avukatı aracılığıyla bir açıklama yaparak kızına soyadını kullanmaması ve ticari faaliyetlerinde isim hakkı almak istediğini belirtti. Tayfur’un avukatı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Müvekkilim Sayın Ferdi Tayfur ve kızı Tuğçe Aydın arasında gelişen birtakım özel nedenlerden dolayı müvekkilimizin ‘Tayfur’ soyadının Tuğçe Aydın tarafından gerek görsel gerekse işitsel olarak ticari amaçlarla kullanılmasına ve müvekkilimizin kendisine ait eserlerin Tuğçe Aydın tarafından sosyal medya, dijital mecralar ve sahnelerde okunmasına rızasının olmadığını ve ayrıca Tuğçe Aydın’ın işletmiş olduğu ‘Tuğçe Tayfur Store’ isimli mağazasından kaynaklı müvekkilimizin isim hakkı alacağının bulunduğunu ve gerek müvekkilimiz Sayın Ferdi Tayfur, yeğenleri gerekse akrabaları hakkında sosyal medya ve dijital mecralarda herhangi bir açıklama veya söylemlerde bulunmaması adına Tuğçe Aydın’ı bilgilendirmekle bu açıklamalarımızı da kamuoyuna duyurmaktayız. Yapmış olduğumuz açıklamalara itibar edilmemesi durumunda gerek Tuğçe Aydın gerekse Tuğçe Aydın ile beraber iş yapan ve hareket eden şahıs veya şirketler hakkında tüm yasal haklarımızı saklı tutmakla beraber Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağımızı bildiririz.”


Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adaklı ilçesine bağlı Sütlüce köyünden uzun yıllar önce İstanbul’a göç eden 1924 doğumlu iş insanı Kazım Demircioğlu, köyünün 2 bin 300 rakımlı tepesinde bulunan Şeker Baba Türbesi’nin (Haser Baba) yolunu yaptırdı ve türbenin yanına mutfak inşa ettirdi.
Mutfak binasının hizmete açılması dolayısıyla Vali Ahmet Hamdi Usta, Demircioğlu ve Belediye Başkanı Erdal Arıkan’ın da katılımıyla program düzenlendi.
Programda Demircioğlu, öğrencilere burs verilmesi için Valiliğe 500 bin lira teslim edeceğini söyledi. Ardından Vali Usta’nın Bingöl’de bazı okulları depreme dayanaksız olması nedeniyle yıktıklarını anlatmasına üzerine Demircioğlu, kentte anne ve babasının adını taşıyan 12 derslikli okul yaptıracağı sözünü verdi.
Vali Usta, Demircioğlu’na verdiği destekten dolayı teşekkür etti.
Kazım Demircioğlu gibi insanların çok kıymetli olduğunu ifade eden Usta, “Bu insanları kuvözde büyütülen bir bebek gibi pamuklar içerisinde yaşatmamız, gerekli ilgiyi göstermemiz lazım. Onların her sözü, konuşması, adımı inanın asırlık birikimin neticesi olan işler. Onun için de o insanlarla sık sık beraber olmak, konuşmak ve anmak büyük bir kazanç. Allah Kazım amcaya uzun ve sağlıklı ömürler versin.” diye konuştu.
Mutfağın olduğu yapının etrafına ceviz ağaçları diken Vali Usta ve beraberindekiler, daha sonra Şeker Baba Türbesi’ni ziyaret etti.
Programa, Vali Usta’nın eşi Şerife Usta, İstanbul Kent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Atsü, Yayladere Kaymakamı Mehmet Buğra Katırcı, Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kadir Çintay, Adaklı Belediye Başkanı Erdal Almalı, eski Ilıcalar Belediye Başkanı Mehmet Akif Günerigök, askeri erkan, bölgede yaşayan vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sassone’nin, Leonardo’nun İtalya’ya iadesi için yaklaşık 4 yıl önce açtığı ve Urla 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada Uluslararası Lahey Sözleşmesi gereğince çocuğun vatandaşı olduğu İtalya’ya iade kararı çıktı. Yiğit’in avukatının itirazı üzerine dosya, istinaf mahkemesine taşındı. Dosyayı görüşen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi itirazı reddetti.
Yiğit’in avukatı, bu kez dosyayı Yargıtay’a götürdü. Yargıtay, kararı 15 Mayıs’ta onadı. Kararın Yargıtay’da da kesinleşmesinin ardından Leonardo Maximus Yiğit, önceki gün polis ekipleri eşliğinde anneye verildi.

‘DÖVE DÖVE ÇOCUĞU ARABAYA SOKTULAR’
Demirbilek Yiğit 5 yıl önce oğlu ile birlikte İtalya’dan İzmir’e yerleştiğini belirterek, “Ortak velayette oturma hakkı bana verilmişti. İzmir’de bir hayat kurduk. Annesi küçüklüğünden beri çocuğuna bakmıyordu. İlk 6 aydan sonra çocuğa ben baktım. Annelik vazifesini yapmadı ama çocuğun iadesini talep etti. Aradan 5 yıl geçti. Arkadaşları, okulu ve tüm düzeni her şeyi burada. ‘Türkiye’den ayrılması ona zarar verir, travma yaşatır’ diye psikolog raporu var. Tek konuştuğu dil Türkçe. Ona rağmen Yargıtay’dan iade kararı çıktı” dedi.

Leonardo’nun dedesi tarafından zorla arabaya bindirildiğini söyleyen Yiğit, sözlerin şöyle devam etti:
“Onu teslim alırlarken, çocuk her şeyiyle buna karşıydı. Yalvardı, ağladı. Videoları var. Bana daha önce de ‘Gitmek istemiyorum’ diye yalvardı. Psikolog raporları ciddiye alınmadı. Çocuğum Türkiye’de kalmak için elinden geleni yaptı ama şiddetle, döve döve çocuğu arabaya soktular. Türk polisi çocuğa yardım edeceğine beni tuttu. ‘Baba imdat’ diye yalvarıyordu. Ona yardımcı olacağım diye söz verdim ama olamıyorum. Buradan yalvarıyorum. Bu konuda devletimizden yardım bekliyorum. Lütfen bizi yalnız bırakmayın.”

‘ÇOCUĞA EBEVEYN YABANCILAŞMA SENDROMU YAŞATTI’
Velayetin annede olduğunu ve çocuğunu kaçırıp buraya getirdiği için Uluslararası Lahey Sözleşmesi’ne göre çocuk kaçırma suçundan Türk mahkemelerinin İtalyan vatandaşı olan Leonardo’nun İtalya’ya iadesine karar verdiğini söyleyen Ilaria Alassondra Sassone’nin avukatı Süreyya Turan ise iade kararının Yargıtay tarafından da onararak kesinleştiğini söyledi.
Çocuğa Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu yaşattırıldığını iddia eden Turan, “Çocuk daha önce annenin kucağına atlıyordu ama baba tamamıyla çocuğun psikolojisini bozdu. Çocuk bu yüzden anneye gelmek istemedi. Çocuğa Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu yaşattı. Sonuç olarak kesinleşmiş bir karar olduğu için teslim alındı. Fakat baba çocuğu teslim etmesi gerekirken onu doldurduğu için çocuk gitmek istemedi ve mecburen zorla alınmış oldu, polis aldı. Son çekilen görüntüde çocuk istemiyor gibi görünüyor ama daha önce istiyordu, bunu yapan baba” dedi. Vekili Sassone’nin can güvenliğinin bulunmadığını öne süren Turan, anne oğulun, çocuğu teslim alan dedeyle bir otelde kaldığını ve bir an önce İtalya’ya dönmek istediklerini belirtti.
]]>Baba Kadri Koyun son savunmasında, “Kızım 8. Sınıfta okurken evden kaçtı. Kayıp ilanı verdik ve polisler onu buldu. Çocuk Şubeye almaya gittiğimizde eve gelmek istemediği için çocuk yurduna gönderildi. Sonra annesini arayıp ‘Beni çıkarın buradan, televizyonda gördüğüm gibi özgür bir yer değil burası’ dedi. Eve getirdik ve okuluna devam etmesini istedik. Okul müdürü bizi okula davet etti ve ‘Kızınız okumak istemiyor, devamsızlıktan okuldan atacağız’ dedi. 5 kızım halen okuyor, ben kızlarıma değer veriyorum. İclal’i sonra özel bir okula gönderdik. Burada da müdür bizi arayıp ‘Kızınız kötü örnek oluyor’ dedi ve okulla ilişkisini kestiler” dedi.
NİŞANLIYKEN SOSYAL MEDYADAN TANIŞTIĞI ADAMA KAÇTI
Kızının bir kuaförde çalışmaya başladığını, ardından eşinin akrabası olan Abdullah adlı kişinin kızıyla evlenmek istediğini belirten baba Kadri Koyun, “Henüz 16 yaşında olduğu için vermek istemedim, ama kızım da seviyorum deyince nişanladık. Nişandan sonra kızım Ali Şimşek adında biriyle sosyal medyadan tanışıyor ve Mersin’e gidiyor. Biz yine kayıp ilanı verdik. Sonra gidip getirmek istedik, ama yine kaçacağını söyleyince geri döndük. 1 yıl sonra rahatsızlanıp geri döndü” diyerek ağlayınca mahkeme duruşmaya 15 dakika ara vermek zorunda kaldı. Baba ifadesinin devamında, “Kızının cinsel organında hasar oluştuğunu, hatta annesi doktora götürdüğünde onlar bile bu yaşta nasıl böyle bir durum olduğuna anlam verememiş” diye konuştu.

“ALİ KIZINI BANA SATTI DEDİ”
Kızımla ilişki yaşayan Ali Şimşek’in kızıma çıplak resimlerini sosyal medyada paylaşacağı şantajında bulununca kızı İclal’in geri dönmek zorunda kaldığını belirten sanık baba, “Bir gece telefonuma gelen mesajda ‘Ali senin kızını bana 1.500 TL’ye sattı, gelin kızınızı götürün’ dedi. Benim Ali Şimşek ile ilgili şikâyetlerim oldu. Kızımı geri getirdim ve bir süre kaldıktan sonra tekrar gitmek isteyince ben de aracımı satıp kendisine kuaför dükkânı açabileceğimi söyledim ama başarılı olamadım. Yine o adamın yanına gitti. Sonra Ali Bozkurt adında biriyle tanıştı ve bu kez onunla evlenmek istedi. Ben de yaşının küçük olduğunu söyleyip engel olmak istedim. Kızım diretince evlendiler ama 3 ay sonra anlaşamayıp geri döndü. Sonra mevsimlik işçi olarak ailece fındık toplamaya gittik. Diyarbakır’a döndükten sonra bir gün polisler eve gelip karakola imza atmam gerektiğini söyledi. Gittiğimde kızımın beni şikâyet ettiğini öğrendim. Kızım Tekirdağ’da kuaför açacağını söyleyince ben karşı çıktım ama biletini alıp gitmiş. Buradan da Karaman’a gitmiş. Sonra bizi arayıp geri gelmek istediğini söyleyince para gönderdik. Annesine hatalarını yüzüne vurmayın yanlışını kendisini görüyor dedim. Bu kez de Diyarbakır’da Gece Yıldızı isimli pavyona gittiğini öğrendik. Kardeşini alıp Mersin’e gitmek isteyince ben de ‘Senin acını 6 yıldır çekiyorum, ikinci acıya katlanamam kendimi öldürürüm’ deyince bana ‘Sen bugün mü şerefli olsun’ diyerek küfür ve hakaretlerde bulundu. Kendimi kaybettim” dedi.

“FUHUŞ YAPIYORDU” İDDİASI
Sanığın eşi Meliha Koyun da, eşinden şikâyetçi olmadığını belirterek, “Eşim her zaman ona destek oldu. Ben kızınca düzelir diyordu. Eşim bir gün ne bana ne çocuklarıma şiddet uygulamamış, akşama kadar hamallık yapan bir insandır. Kızım 5 yıldır böyledir, alkol ve madde kullanıyordu. Süleyman ve Mehmet adlı adamlarla Diyarbakır’da evlerinde kaldı, Kızım bize garsonluk yapıyorum diyordu ama fuhuştan ve uyuşturucudan kaydı var. Küçük kızıma da okul okuyup ne yapacaksın boşver okulu ben gecede 4.000 lira kazanıyorum diyordu. Ne yaptıysak kendisiyle baş edemedik” diye konuştu.
MAHKEME TAHRİK VAR DEDİ
Mahkeme, alınan tanık ifadelerine göre İclal’in babasına hakaret ve küfür ettiği ifadelerinin sanığın ifadeleriyle uyumlu olduğu ve kızını konsomatris olmaktan vazgeçirmek için ikna etmeye uğraşırken kızının hakaretlerine maruz kalması nedeniyle savunmalarına itibar edilmesi gerektiğini belirtti.
20 YILA İNDİRİLDİ ÜYE HAKİM DAHA DA İNDİRİLMELİ DEDİ
Mahkeme, sanık babayı önce ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı, ardından cinayeti haksız tahrik altında işlediği gerekçesiyle 24 yıla indirdi.
Sanığın duruşmalardaki iyi hali ve pişmanlığı nedeniyle cezası 20 yıla düşürüldü.
Mahkemenin bir üyesi sanık hakkındaki tahrik indiriminin 24 yıldan değil, 20 yıldan başlanmak üzere daha fazla uygulanması gerektiği yönünde oy çokluğuyla alınan karara muhalefet şerhi yazdırdı.
]]>İngiltere'de akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. 14 yaşındaki Scarlett Vickers isimli bir kız çocuğu, baba Simon Vickers (48) ve anne Sarah Hall (44) tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Ülkede büyük yankı uyandıran olay sonrası anne ve baba gözaltına alınırken, talihsiz kızın öldürülmeden saatler önceTikTok paylaşımında aynı odada ayna karşısında bir selfie çekilerek TikTok'tan paylaştığı görüldü. Siyah-beyaz paylaşımına Vickers'in "Lütfen dağınıklığı görmezden gelin" dediği ifade edildi.
Anne ve babası tarafından katledilen kızın arkadaşları, sosyal medya hesaplarından "En iyi arkadaşım seni özlüyor, zavallı bebeğim", "Orada rahat uyu, Scarlett gitti ama asla unutulmayacak", "Rahat uyu güzel kız, bunların hiçbirini hak etmedin" paylaşımlarıyla arkadaşlarına veda ettiler.
]]>Kur’an-ı Kerim’in okunup duaların edildiği törenin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Kerem Alışık, yıllar geçmesine rağmen babasına duyduğu sevgi ve hasretin bitmediğini dile getirdi.
“Gözleri Türkçe konuşan bir adamdı”
Sadri Alışık’ın derinliği yüksek ve çarpıcı bir sanatçı olduğunu vurgulayan Alışık, “Bugün babamın doğum günü. Hem ramazan ayındayız hem de Kadir Gecesi’ni idrak ediyoruz. Böyle bir vakitte bu anmayı yapıyor olmamız çok güzel. Sadri Alışık, gözleri Türkçe konuşan bir adamdı. Filmlerindeki kadar serseri, resimlerindeki kadar naif, şiirlerindeki kadar filozof insandı.
O, karşısındakinin aklına uğramadan, doğrudan kalbine inen bir kişiydi. Komediyi de hüznü de bir arada yaşayan ve yaşatan bir sanatçıydı. Bu geçen zamanda anladım ki babalar duvar gibiymiş, görünmese de dokunurlarmış evlatlarına. Buraya kadar gelip, bizleri yalnız bırakmayan herkese de tekrar teşekkür ediyorum” dedi.

Sadri Alışık kimdir?
Tiyatro ve sinema oyuncusu Sadri Alışık, 5 Nisan 1925’te İstanbul’da doğdu. Çocukluk yıllarında tiyatroya ilgi duyan ve okul piyeslerinde rol alan Alışık, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra, bir süre Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne devam etti.
Amatör olarak 1939’da sahne tozunu yutan Alışık, 4 yıl sonra “Raşit Rıza Topluluğu Tiyatrosu”nda profesyonel olarak sahneye adım attı.
Alışık, Muhsin Ertuğrul yönetimindeki “Küçük Sahne”nin yanı sıra “Karaca”, “Site”, “Çevre”, “Oda”, “Kent”, “Oraloğlu” tiyatrolarının çok sayıda oyununda rol aldı.
Tiyatrodan sinemaya ilk adımı 1944 yılında Faruk Kenç’in yönettiği “Günahsızlar” filmiyle atan sanatçı, eğri selamıyla “Turist Ömer”, bir türlü gol atamayan “Ofsayt Osman” karakterleriyle dikkati çekti. Alışık, rol aldığı yüzlerce filmde seyirciyi bazen güldürdü, bazen ağlattı.
Sadri Alışık, fakir ama gururlu, neşeli ve zeki, mülayim aynı zamanda kararlı karakterlere hayat verirken, filmlerde kullandığı replikler seyircinin diline pelesenk oldu. Şair Attila İlhan’ın kardeşi, oyuncu Çolpan İlhan’la 1959’da dünya evine giren Alışık’ın oğlu Kerem 1960’ta dünyaya geldi.
Sanatçı, “Afacan Küçük Serseri”deki rolüyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.
Rol aldığı son film olan, Yavuz Özkan’ın yönettiği “Yengeç Sepeti”ndeki rolüyle de 1994 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanan Alışık, 18 Mart 1995’te hayata gözlerini yumdu.

Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilen sanatçının, rol aldığı başlıca filmler şöyle:
“Günahsızlar” , “Çakırcalı Mehmet Efe”, “Vatan ve Namık Kemal”, “İstanbul Çiçekleri”, “Hürriyet Şarkısı”, “Tanrı Şahidimdir”, “Yavuz Sultan Selim Ağlıyor”, “Battal Gazi Geliyor”, “Yalnızlar Rıhtımı”, “Hicran Yarası”, “Küçük Hanımefendi”, “Küçük Hanımın Şoförü”, “Ayşecik Yavru Melek”, “Küçük Hanım Avrupa’da”, “Helal Olsun Ali Abi”, “Ayşecik Çıtı Pıtı Kız”, “Ayşecik Cimcime Hanım”, “Avare”, “Turist Ömer”, “Turist Ömer Dümenciler Kralı”, “Berduş Milyoner”, “Ah Güzel İstanbul”, “Turist Ömer Almanya’da”, “Bitirimsin Abi”, “Serseri”, “Kız Kolunda Damga Var”, “Agora Meyhanesi”, “Ağlama Değmez Hayat”, “Turist Ömer Arabistan’da”, “Altın Kalpler”, “Ah Müjgan Ah”, “Darıldın mı Cicim Bana”, “Turist Ömer Yamyamlar Arasında”, “Afacan”, “Kavanoz Dipli Dünya”, “Ali Baba ve Kırk Haramiler”, “Ayıp Ettin Şemsettin”, “Turist Ömer Boğa Güreşçisi”, “Gelinlik Kızlar”, “Afacan Harika Çocuk”, “Balıkçı Osman”, “Turist Ömer Uzay Yolunda”, “Ne Hakem”, “Ben Sana Mecburum”, “Saffet Beni Affet”, “Çapkın Baba”, “Kız Babası”, “Yengeç Sepeti.”
]]>Aile Bakanlığı avukatı ve taraf avukatları katıldı. Duruşma savcısı önceki mütalaasını tekrar ederek, sanık baba Hüseyin K.’nın çocuğun ölümünü yetkililere haber vermeden hayatın olağan akışına aykırı şekilde gizlediği, sanığın suç delillerinin ortaya çıkmaması için bebeği bir başka bebeğin gömülü olduğu yere gömdüğü gerekçesiyle “Kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti. Şikayetçi Vefa K. sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
SANIK BABA SUÇLAMALARI REDDETTİ
Son savunması sorulan sanık Hüseyin K., “Bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. İnsafsızca, vicdansızca, akıl dışı şeyler iddia ediliyor. İnsaflı olan, sağduyulu olan biri, bu çocuklar neden babasını yok etmeye çalışıyor diye sorar. Eğitimli bir insanım, 15 aylık bir bebeğe bunu nasıl yapabilirim” dedi.
KAN DONDURAN İFADELER
Suçlamaları reddeden sanık baba, “Bunların arkasında gizli bir güç var. Bizde kadınlar cenaze defnetmeye gelmez, ben çocuğu defnederken annesi o yüzden gelmedi. Ben radikal bir dinci değilim, ben çok özgür aile hayatı yaşayan, modern biriyim. 2016 yılında iki kızım aileyi toplayıp ‘Baba biz ayrı yaşamak istiyoruz’ dediler. Neden diye sorduğumda bana gerekçe gösteremediler. Bu işlerin başlangıç noktası budur. Beni o yıldan beri yok etmeye çalışıyorlar. Ertesi gün sabah kalktığımızda kızlarım evde yoktu. Kızlarımın sosyal medyadaki paylaşımlarına girip bakın. En radikal dinci olsam onları gidip infaz ederdim. Ben namaz bile kılmıyorum. Bana çocuklarımın attığı iftiraları anlayabiliyorum, karanlık insanlara bulaştılar. Cani bir baba gidip çocuğunu yıkayıp, defnedip, namazını kılar mı? Gidip atardım bir köşeye” diye konuştu.
“YAŞASAYDI BELKİ BİLİM ADAMI OLURDU”
Sanık Hüseyin K. olay gecesini ise şöyle anlattı;
*Vefat eden çocuğumun kapasitesi, zekâsı çok farklıydı. Yaşasaydı belki bilim adamı olurdu. O akşam bebeğimiz sağlıklı olarak yattı.
*Eşim lavabo için kalktığında Armağan’a bakmış bir hareketsizlik görmüştü. Ben kalkıp nabzına baktığımda ölmüştü. O gece eşimle sabaha kadar ağladık. Çocuklar kalktığında bir üzüntü yaşamasınlar diye bebeği alıp eşimle banyoda yıkadık.
*Arkadaşımla birlikte Armağanımı aldık Arnavutköy merkezdeki mezarlığa götürdük. Orada boş bir yer bulduk, ben mezarı kazdım. Biz orada usulü olarak her şeyi yaptık, namazımızı kıldık, çıktık geldik evimize.
*Benim bir suçum yok sadece definden sonra gittiğim için usul eksikliği yapıldı. Başka bir durum yoktur. Armağan öldüğünde çocuklarımın biri 3 aylık biri 2 yaşında diğerleri de farklı farklı yaşlardaydı. Hepsinin aynı ifadeyi vermesi de hayatın olağan akışına aykırıdır.
MAHKEME MÜEBBET HAPİS CEZASI VERDİ
Son sözü sorulan sanık baba, beraatını talep etti. Mahkeme heyeti sanık Hüseyin K’yı “Kendini beden bakımından savunamayacak durumda bulunan çocuğunu kasten öldürme” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Cezanın sanık üzerindeki olası etkilerini dikkate alan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirerek tutukluluk halinin devamına hükmetti.
“İŞKENCEYLE NAMAZ KILMAYI ÖĞRETTİ”
Duruşmadan sonra konuşan Vefa K, şunları söyledi;
*Kardeşime, bize yaptığı işkencenin, zulmün, bir cana kıymanın bedeli belki bu değildi ama buna da şükür. Bunun için biz 8 yılımızı verdik. Adalet yerini buldu. Biz bu süreçte çok zorlandık.
*Gerçekten 8 yıl kolay değildi bizim için. Fakat başardık. Bu başarı benim kız kardeşlerimin başarısıdır. Kendisini normalin üstünde din takıntılı olduğu için, çocuklarını döverek öldürmenin mübah olduğunu düşünen bir şahıstı.
“NAMAZ KILMIYORSANIZ DÖVEREK ÖLDÜREBİLİRİM”
*Çok küçük yaşta bize Arapça öğretmesiyle başladı. Döve döve, işkenceyle namaz kılmayı öğretti. Fakat 7 yaşına kadar namazı öğrettim, namaz kılmıyorsanız döverek öldürebilirim diye bizleri dövüyordu.
*Kendisi namaz kılmıyordu. Müslüman olduğunu söyleyerek bize her türlü işkenceyi zulmü yapardı. Kardeşlerimden birinin işte cenazesiyle ile ilgili dava kazandık. Bu şahıs babam olduğu için yıllardır utanıyordum. Ben utanmıyorum artık, o utansın, böyle bir pislik yaptığı için.
“YÜZDE 90 ZİHİNSEL ENGELLİ ABLAMI, BABAM DÖVE DÖVE DELİRTTİ”
*Kendisi değil, bir kardeşimizin, birçok kardeşimizin ölümüne neden olmuştur. Bununla ilgili de gerekli soruşturmalar devam edecektir. Emsal karar olarak bu kararı göstereceğiz. Aydın, Söke’deki, evinin yanındaki 2 mezarın da açılması için savcılığa gerekli başvuruda bulunacağız.
*Bir hayvan bile öldüğünde götürüp toprağın üstüne atıp geçilmez. Şahıs bir çocuğu öldü, gömdü, 6 yıl sonra ölen başka bir çocuğunu da götürüp onun üstüne gömebilen bir varlık. Benim en büyük, yüzde 90 zihinsel engelli ablamı, babam döve döve delirtti” diye konuştu.
OLAYIN GEÇMİŞİ
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde Vefa K. (25) ile adlarını daha sonra değiştiren Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş, babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığına gömdüğünü iddia ettiler.
Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde fethi kabir işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darp ederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi. Baba Hüseyin K. 13 Şubat’taki ikinci duruşmada tutuklanmıştı.
]]>Şikayetçiler E.E. ve V.K. de duruşmada hazır bulundu. Aile Bakanlığı adına Abdullah Yılmaz da davaya katılma talebinde bulundu.
TEYZE TANIK OLARAK DİNLENDİ
Duruşmada tanık olarak dinlenen çocukların teyzeleri Dudu Kadın A., 2012 yılından beri Hüseyin K.’nin evinden ayrı olduğunu ifade ederek “Ölmeden önce çocuğun merdivenden düşüp düşmediği konusunda bilgim yoktur. Bir rahatsızlığı yoktu, ara sıra mevsimsel grip olurdu. O gece çocukla ben Sanığın, diğer çocuklarla arası iyiydi, darp etmezdi. Ölüm kaydının neden nüfusa bildirilmediğini bilmiyorum” dedi.

Şikayetçi E.E. bu ifadeye karşı çıkarak “1996 yılından 2012 yılına kadar bizimle yaşamıştır. Çocuklara o bakıyordu. O gelip çocuk öldü demiştir” derken, V.K. ise “Tanık, sanığı sadece korumaya çalışıyor. Teyzem babamdan da şiddet görmüştür. Oğlu neden 16 yaşına kadar eğitime başlamamış? Bizim gördüğümüz şiddetin mislisiyle fazlasını gördü. Nasıl şiddet gördüğünü defalarca anlattı” dedi.
Çocuğunu sanığı okula gönderip görmediği sorulan tanık Dudu Kadın, “Eşimden ayrılınca hiç maddi gelirim yoktu, bu nedenle gönderemedim. Hüseyin gönderebilirsin dedi. Orada kaldığım sürece Hüseyin geçimime yardımcı oldu” diye konuştu.
KUZEN DE DİNLENDİ
Duruşmada Dudu Kadın’ın oğlu Hakan Y. tanık olarak dinlendi. Hakan Y. “Ölen çocuğu hayal meyal hatırlıyorum. 7 yaşındaydım. Sanığın çocuklara vurduğunu görmedim ama bağırdığını hatırlıyorum. Annemi darp ettiğini görmedim. Beni darp etmedi” dedi.

Hakan Y. okulu dışarıdan okuduğunu belirtti. Bu ifadeye karşı söz alan şikayetçiler, “Yalan söylüyor. 15 yıl yaşadıkları evde hiçbirşeyi hatırlamıyorlar. Hakan annesini korumaya çalışıyor” dedi. Şikayetçilerin avukatı ise, “Tanıkların her ikisi de sanığa sığınmışlardır. Sanığın her türlü psikolojik şiddetine maruz kalmışlardır. Sanığın nasıl bir psikopat olduğunu bilmektedirler” diye konuştu.
TAHLİYESİNİ İSTEDİ
Tanık ifadelerinin ardından ifadesi sorulan sanık Hüseyin K. çocuklarının 2016 yılında sebepsiz olarak evden ayrıldıklarını ifade ederek “Kötü insanların ellerine düştüler. Yeryüzünde bir tek doğru bunlar sanki. Bunun bir kumpas, kirli bir oyun olduğu ortada. Tahliyemi isterim” dedi.
SAVCIDAN AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS TALEBİ
Duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasında, sanığın beyanlarının ve tanık olarak dinlenen eşinin beyanlarının çelişkili olduğunu, sanığın çocuğun ölümünü yetkililere haber vermeden hayatın olağan akışına aykırı şekilde gizlediği, sanığın suç delillerinin ortaya çıkmaması için bebeği bir başka bebeğin gömülü olduğu yere gömdüğünü ifade etti.
Savcı, sanığın “Kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti.
Mütalaaya karşı söz verilen şikayetçiler, mütalaaya katıldıklarını belirtti.
Şikayetçileri avukatları “Savcının eksiği var, fazlası yok” diyerek mütalaaya karşı ayrıntılı beyanda bulunmak için süre talep etti.Sanık Hüseyin K. ise “Benim savunmalarım hiçe sayılıyor. Benim kendimi savunmam için tahliye edilmem gerekiyor. Üzerimde çok yönlü kumpas vardır. Söyledikleri gibi vahim bir durum varsa 2016’ya kadar neyi beklediler? İnsanın evlatları tarafından linç edilmeye çalışılması insanlık tarihinde görülmemiştir. İlk fırsatta gazetelerde, sosyal medyada fenomen olmaya çalışıyorlar. Ailelerini zıplama tahtası olarak kullanıyorlar. Tutuklanmam kaldırılsın” dedi.
Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı son savunmalar için ileri bir tarihe erteledi.
OLAYIN GEÇMİŞİ
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde V.K. (25) ile adlarını daha sonra değiştiren Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı.
Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığına gömdüğünü iddia ettiler.

Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı.
Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde fethi kabir işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı.
İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K.’nin İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kabloyla başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatıp darbederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi.
Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi. Baba Hüseyin K. 13 Şubat’taki ikinci duruşmada tutuklanmıştı.
]]>Mahkeme, çocuklar E.A. (15), H.A. (12) ve E.A.’nın (9) DNA testlerinin yapılması için Antalya Adli Tıp Grup Başkanlığı’ndan inceleme istedi. Çocuklardan alınan örnekleri inceleyen biyoloji ihtisas dairesi, DNA profil karşılaştırması sonucunu geçen ay mahkemeye gönderdi. Sonuçlara göre Hüseyin A.’nın, oğlu E.A.’nın yüzde 99,99 ihtimalle biyolojik babası olduğu tespit edildi. Hüseyin A.’nın kızları H.A. ile E.A. için ise biyolojik babalığı reddedildi.
‘EŞİMLE YILLARDIR ANLAŞAMIYORDUK’
DNA test sonuçlarının ardından 3 çocuktan 2’sinin kendisinden olmadığını öğrendiğini DHA’ya anlatan Hüseyin A., “Eşimle yıllardır anlaşamıyorduk. Sonra anlaşmalı boşanmaya karar verdik. Boşandıktan 3 gün sonra komşumdan bir telefon geldi. ‘Senin kuzenin yıllardır senin evine girip çıkıyordu. Çocuklarına bir DNA testi yaptır’ dedi. Ben de bunun üzerine avukatım aracılığıyla babalık davası açtım. DNA testleri Antalya Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Bunun sonucunda 3 çocuğumdan 15 yaşındaki oğlum benden çıktı. 12 ve 9 yaşlarındaki kız çocuklarının biyolojik babası ben olmadığım netleşti. Eski eşime DNA test sonuçlarından sonra ‘Çocukların babası kim?’ diye sorduğumda, ‘senin kuzenin M.K.’ diye cevap verdi” dedi.
’12 YIL DOST HAYATI YAŞAMIŞLAR’
Yaşadıklarının ardından ruh sağlığının bozulduğunu ifade eden Hüseyin A., şunları söyledi:
‘Eski eşim önce ‘Bana tecavüz etti’ dedi, ama 12 yıl dost hayatı yaşamışlar. Benim evimde, benim soframda, benim yatağımda yıllarca dost hayatı yaşamışlar. Ben otelden gelip, akşam da inşaatlarda çalışmaya gittiğimde bunlar evde hayatlarını sürdürmüşler. Bu beni psikolojik olarak yıktı. Komşularımın hepsi kuzenimin eve girip çıktığını görmüşler, ama akrabam olduğu için böyle bir şeye ihtimal vermemişler. Boşandıktan sonra bana bilgi verdiler. Gece geldiğini, balkonda oturduklarını, kahve içtiklerini görmüşler, ama öz kuzenim olduğu için farklı düşünmemişler.”
‘O ÇOCUKLARIN GELECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM’
Çocukların, şimdiye kadar babalarının kendisi olduğunu bildiklerini söyleyen Hüseyin A., “Çocuklar bu yaşa kadar beni baba olarak bildiler. Bu çocukların hiçbir suçu günahı yok. Ama karşı taraf kabul etmiyor. ‘Çocukların benden olduğu ne belli?’ diyor. Kendilerinden eminlerse DNA testi yaptırsınlar. Bu çocukların hayatı ve geleceği söz konusu. Ben şimdiye kadar biyolojik babaları değildim, ama bu çocuklara babalık yaptım. Bu çocukların gereken, ne yapılması gerekiyorsa adaletten bunu bekliyorum. O çocukların geleceği, hayatlarını düşünüyorum. Çünkü soy bağı reddedilecek. Psikolojik olarak o çocuklar çökecek. Ben yıllardır çalışıp çabaladığım, emeklerimin boşa gitmesini istemiyorum. Boşanma döneminde çocukları bana göstermediler. Çocuklar beni reddetti. Annelerinin söylediklerini yapmaya başladılar. 15 yaşındaki oğluma durumu anlattım, o şimdi benimle yaşıyor” diye konuştu.
MÜSTEHCEN FOTOĞRAFLARINI AKRABALARINA GÖNDERMİŞ
Kendine ait müstehcen fotoğrafları, eski eşinin akrabalarına gönderdiğini belirten Hüseyin A., “Eski eşim, boşanma aşamamızda, benim çıplak fotoğraflarımı telefonumdan alarak bütün tanıdıklara gösterdi. Beni rezil etmeye çalışarak insan içine çıkamaz hale getirmeyi amaçladı. Bu fotoğrafları bazı akrabalarıma da WhatsAppp’tan göndererek beni rezil etmeye çalıştı. Bununla ilgili de özel hayatın gizliliği ihlal suçundan suç duyurusunda bulunduk” ifadelerini kullandı.
]]>Olayın ardından T.C.’nin, yazar olan annesi Eylem Tok tarafından Mısır’a kaçırıldığı tespit edilmişti. Olayla ilgili soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Eylem Tok hakkında ‘Suçluyu kayırma’ suçundan ve oğlu T.C. hakkında ‘Bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek’ suçundan 2 Mart 2024 tarihinde yakalama kararı çıkardı. Başsavcılık, bugün anne ve oğlu için kırmızı bülten çıkarılması talebi hazırlayarak Adalet Bakanlığı’na gönderdi.
Olayla ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Hayatını kaybeden Oğuz Murat Acı’nın avukatı Hacı Orhan, Eylem Tok’un çocuğu ile birlikte 2 Mart 2024 tarihinde saat 03.50 sıralarında İstanbul Havalimanı’na, ayrıldığı eşi Bülent Cihantimur’un iş yerinde çalışan kişilerin getirdiğini açıkladı.
“18 YAŞINDAN KÜÇÜK 10 GENÇ”
Av. Orhan, açıklamasında şunları söyledi:
* “Ne yazık ki, 18 yaşından küçük 10 genç, Sarıyer Göktürk yolunda lüks araçlarıyla düzenledikleri yarış sonucu talihsiz bir olaya neden oldu. Üç ATV ile seyir halinde olan müvekkillerimiz, arkadan gelen lüks araçların yarışı sırasında çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti; geri kalanlar ise çok ağır şekilde yaralandı. Bu trafik kazasının ardından olay yerine gelen annenin, maalesef, yapmış olduğu ihmaller müvekkillerin acısına daha da katkı sağlamıştır.
* Yapmış olduğu açıklamalar da müvekkillerimizin acısını artırmıştır. Müvekkillerimizin tek talebi, suçluların bir an önce adalete teslim olması, yargılanması ve gerekli cezayı almasıdır. Ne yazık ki, orada yaralanan müvekkillerimizin beyanlarına göre, telefonlarının ellerinden alındığını, kendilerinin bizzat bildirdiği bir durum. Telefonları ellerinden alınan yaralılar, ne yazık ki kimseyi arayamıyorlar.”
“TELEFONU BAŞKA BİRİSİ AÇIYOR”
Orhan, yaralıların 1 saat boyunca yardım beklediklerini belirterek şöyle konuştu:
* “Göktürk-Sarıyer orman yolunda ne yazık ki saat 23.30’dan sonra çok tenha bir yer olduğu için çok az araç gidiş gelişi oluyor. Onların olay yerinden ayrılmasının ardından oradan geçen bir vatandaşın olaya müdahale etmesi üzerine, gerekli kişiler ve emniyet çağrılıyor, çocukların aileleri aranıyor. Çocukların, yaralılardan birisine gidip ‘Kimi aramam gerekiyor, var mı aklında bir numara?’ diye soran vatandaşa yardımcı olan müvekkilimiz, onun telefonunun gizli cebinde olduğunu söylüyor. Vatandaş telefonu alıp ‘Babam’ diye kayıtlı olan müvekkilimizin babasını arıyor; babası da diğer çocukların babasını arıyor, çünkü hepsi akraba.
* Diğer baba, kendi oğlunu aradığında telefonu başka biri açıyor ve ‘Ben güvenlik görevlisiyim, bu telefon bana bırakıldı’ diye beyanda bulunuyor. Daha sonra bir hanımefendi kendisini arayıp ‘Oğlunuz iyi bir şeyi yok’ diye beyanda bulunuyor. Ne yazık ki, görgü tanıklarından birisi vefat eden Oğuz Murat ile konuştuğunu, yaklaşık 1 saat boyunca yardım beklediklerini beyan ediyor. Eğer bu ihmal olmasaydı, annenin yapmış olduğu eylem, ihmalden kasten adam öldürmeye kadar gidecek bir süreci başlatmıştır.”
“‘HABERİM YOK’ DİYORDU, BABA İLE İLGİLİ ŞİKAYETÇİ OLACAĞIZ”
Av. Orhan, baba Bülent Cihantimur hakkında şikayetçi olacaklarını ifade ederek şunları aktardı:
* “Şu an, delil karartma amacıyla oğlunu yurt dışına kaçırmış durumda. Şu anki bilgilere göre, hanımefendi, ‘Ben kimsenin yaralı, ölü olduğunu bilmiyordum ama oğlumu kaçırmak istedim’ şeklinde beyanda bulunmuş. Bugün burada olmamızın sebebi, yeni öğrendiğimiz bir gelişme. En son gördüğümüz kadarıyla, suçlu anne ve çocuğu bırakan kişilerin, ne yazık ki, babanın iş yerinde çalışan kişiler olduğunu öğrendik. Baba şimdiye kadar ‘benim haberim yok’ diyordu, bu tamamen birlikte alınan bir karar. Siz anne olarak çocuğunuzu yurt dışına kaçıracak kadar tedirgin hissediyorsanız bunu babayla paylaşırsınız. Havaalanına bırakanlar, babanın çalışanları olduğu için babayla ilgili şikayette bulunacağız.”
“DAHA ÖNCE YARIŞLAR SEBEBİYLE HAKLARINDA ŞİKAYETLER VAR”
Orhan, 10 çocuk hakkında aşırı hızlı araç kullandıkları gerekçesiyle çok sayıda şikayet olduğunu ifade ederek, “Bugün anne, ‘Oğlumun adil bir şekilde yargılanmasını istiyorum, ülke bana teminat versin dönerim’ şeklinde bir beyanda bulundu. Şimdiye kadar ‘Bugün, yarın döneceğim’ diyen anne, devletimize güvenmediğini beyan ederek tarafları üzmüştür. Hepsi 18 yaşından küçük ve daha önce yarışlar sebebiyle haklarında şikayetler var. Aynı yolda seyir halinde olan bir sürücü, ‘Önce beni geçtiler, o kadar hızlıydılar ki içimden bunlar birinin başına bela olur diye geçirdim; az ileri gittiğimde ATV motorlarının içinden geçtiklerini gördüm’ diye beyanda bulundu” dedi.
“ÜLKEDEN KAÇMIŞ BİRİSİYLE ŞU AN YAPILACAK BİR GÖRÜŞME YOKTUR”
Orhan, Cihantimur ailesi ve Acı ailesi arasında herhangi bir görüşmenin gerçekleşmediğini belirterek “Akrabalar aracılığıyla müvekkilimize birileri ulaşmış, failin eşini tanıdığını ifade etmiş. Müvekkilimiz, sosyal statüsü açısından saygın bir insan. İşi gücü olan birisi, cahil birisi değil. Kendileri şunu söyledi: ‘Eğer bizimle diyalog kurmak istiyorlarsa, öncelikle adalete teslim olmaları gerekir; bu ülkeden kaçmış birisiyle şu an yapılacak bir görüşme yoktur. Acımızı paylaşacak olsalardı, cenazemizde bizimle birlikte olurlardı’ diye ifade etti. Ailesinden hiçbiri bir ziyarette bulunmamış; şu an bir görüşme yok” ifadelerini kullandı.
]]>Yakınları tarafından memleketi Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Urganlı Mahallesi’ne getirilen cenaze, burada Urganlı Çarşı Camisi’nde kılınan namazının ardından, mahalle mezarlığına defnedildi.
Cenaze törenine Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya, Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

“SAHİL GÜVENLİĞE BİLGİ GEÇ VERİLMİŞ”
Hüseyin Tutuk’un babası Mahmut Tutuk, gazetecilere yaptığı açıklamada, oğlunun batan gemide yağcı olarak çalıştığını belirtti.
Oğluna sefer öncesi gitmemesi için çok ısrar ettiklerini ifade eden Tutuk, şunları kaydetti:
“Gemi saat 23.30 sıralarında arızalanıyor. Geminin arızasını gidermek için çalışıyorlar. Gemide birinci kaptan, ikinci kaptan, başmakinist, yağcı oğlum, aşçı ve makinist var. Oğlum saat 06.18’de video çekip eşine atıyor. Güverteye çıkıp ‘Batıyoruz şu anda’ diyor. Saat 07.30 gibi Sahil Güvenliğe bilgi geç verilmiş. Sahil Güvenlik ekipleri batan geminin olduğu bölgede ilk gün dalış yapamadılar, çok kötü bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve cuma günü hiçbir müdahale olmadı. Cumartesi ve pazar günü yapılan çalışmalarda bot bulundu. Pazar günü aşçı kadını buldular. Aramalar devam etti, devletimizden Allah razı olsun. Çalışmaları hiç aksatmadılar. Her şeyi dört dörtlük yaptılar. Dün de benim oğlumu buldular.”

“DİNLEMEDİ BİZİ, ‘GİDECEĞİM’ DEDİ”
Oğluyla en son olaydan 20 gün önce görüştüğünü aktaran baba Tutuk, şunları paylaştı:
“Bu işe gitmeden önce Kahramanmaraş’a asker arkadaşının yanına gitmişti. En son o zaman görüştük. ‘Baba ben gidiyorum’ demedi bana. Benden biraz çekiniyordu. ‘Ben gitme’ diyordum. Çok güzel bir işi vardı, rüzgar paneli üreten bir firmada çalışıyordu. Orayı bıraktı. Allah’ın takdiri, nasip bu kadarmış. Ben çok ısrar ettim, halası herkes ısrar etti. Dinlemedi bizi, ‘Gideceğim’ dedi.”

“İLK GEMİ TURUNDA VEFAT EDİYOR”
Batan geminin kusurlarının olduğunu söyleyen Tutuk, “Bu gemileri denizlerden arındırsınlar, başkaları böyle acılar tatmasınlar. Oğlum gemiciliği bilmez, yağcılık yapıyormuş. 6 ay önce bir sertifika aldı. Pazartesi günü gemiye giriş yapıyor, ilk gemi turunda vefat ediyor” ifadesini kullandı.
“SÖYLEYECEKLERİM VAR AMA….”
Eşini kaybeden Filiz Tutuk ise “Acımız büyük. İhmali olan kişilerin soruşturulması ve araştırılmasını istiyorum. Çok söyleyeceklerim var ama boğazımda düğümlenip kalıyor. Bütün sorumlular ortaya çıksın. Çocuğum ve benim vebalim tüm suçluların üzerine olsun” dedi.
“BABAMA ‘GİTME’ DEDİM”
Hüseyin Tutuk’un tek çocuğu Esmanur Tutuk ise “Babama, ‘Gitme’ dedim ama dinlemedi. ‘Sizin için çalışacağım, para toplayıp araba alacağım’ dedi” diyerek ağladı.
Yakınları tarafından yardımsever olduğu da ifade edilen Hüseyin Tutuk’un, 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra depremzede asker arkadaşı Abdurrahman Özyiğit ve ailesini bir süre Manisa’daki evlerinde ağırladıkları, sonra Kahramanmaraş’a dönen arkadaşlarını bu yıl da ziyarete gittikleri belirtildi.
NE OLMUŞTU?
Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi,15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı.
Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Dalgıçlar 17 Şubat’ta 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın, dün de Hüseyin Tutuk’un cenazesine ulaşmıştı.
Kargo gemisindeki diğer mürettebat üyeleri için yürütülen arama kurtarma çalışmaları sürüyor.
AİLESİNE VİDEO GÖNDERMİŞTİ
Hüseyin Tutuk’un, ailesine gönderdiği son görüntülerde, geminin su aldığını belirtip, o anları kaydettiği ortaya çıkmıştı.
Görüntülerde 6 saattir aynı yerde olduklarını söyleyen ve “5’inci, 6’ncı elbisem bu, gece saat 01.00’den bu yana. Allah’ım sen yardım et ya Rabb’im. 6 saattir aynı yerdeyiz. Gemi batıyor. Ya Rabb’im gemi batıyor” diyen Tutuk’un eşine, saat 06.09’da internetten, içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu belirlenmişti.
]]>138’İNCİ SAATTE KURTARILDILAR
Kalorifer peteğinin üzerine düşen duvar parçası ile evin içinde oluşan diğer boşluklara sığınan aile fertleri, arama kurtarma ekiplerinin yürüttüğü çalışma sonucu 138’inci saatte kurtarılabildi.
Tedavileri tamamlanan aileden Celal Taşhan, çok katlı binada kalmaktan korktuğu için ilçede yaşayan anne ve babasının yanında, anne Yasemin ise oğlu Ensar ile kent merkezindeki diğer oğlunun yanında yaşamını sürdürüyor.
Kurtuluşlarının ardından adım attıkları yeni hayata alışmaya çalışan Taşhan ailesi, hafta sonları Türkoğlu ilçesindeki baba ocağında bir araya geliyor.

Enkaz altında geçirdiği zamanı anlatan 6 çocuk babası Celal Taşhan, “Enkaz altında 6 gün boyunca hiç ışık yoktu. Sadece eşim ve oğlumla konuşabiliyorduk ama birbirimizi görmemiz mümkün değildi. Hareket edemiyorduk, zaten alanımız da yoktu. Ben 120-130 santimetre uzunluğunda, 50 santimetre yüksekliğinde bir alan içindeydim. Ne bir su ne yiyecek vardı. Bu şekilde beklemedeydik. Birbirimize sadece teselli veriyorduk. Birbirimizle fazla da konuşmuyorduk, enerji tüketmeyelim diye. Arada yüksek sesle ‘Kurtaran yok mu? Yardım edin’ diye bağırıyorduk ama bir şey duyulmuyordu” dedi.
Göçüğün ardından eliyle kontrol yaptığında kalorifer peteğinin kendisini korumaya aldığını, eşi ve oğlunun da yine petek ve ütü masasının oluşturduğu yaşam üçgenine denk geldiğini aktaran Taşhan, bir ara çok susadığını ve peteği kontrol ettiğini ancak hiç su bulamadığını anlattı.

“İKİNCİ BİR YAŞAM”
Taşhan, kurtulmalarının “ikinci bir yaşam” diye yorumlanmasına işaret ederek, şöyle konuştu:
“Çıktıktan sonra gazeteci bir arkadaşım hastane ziyaretinde, ‘Dualarla gelen adam, diye manşet attım’ dedi. Toplumda seviliyorduk. İşimiz gereği insanlara yardım ediyorduk. Halkla daha çok ilişkimiz olduğundan çok sevenimiz vardı. Allah razı olsun hepsinden. Dualarını hiç esirgememişler. Mutlu olduk. Hatta acildeki doktorun ‘Sanma ki Celal Bey yaşama tutunmanla ailen ile dostların sevindi, dünya alem sevindi. Bize bile bir yaşam kaynağı oluşturdun. Depremzedelere daha çok yardım etme şevkini verdiniz bize’ ifadesi hiç kulağımdan gitmez.”

“SON ANLARDA UMUDUM YOKTU”
Ensar Taşhan da deprem sırasında annesi ile holde karşılaştığını, o sırada babasını holün karşısında gördüğünü ve ‘Çökün’ diye bağırdığını anlatan Taşhan, “Tam o anda bina çöktü. Enkaz altında ilk annemin toprağın altında sıkışan kolunu çıkardım. Ben sağa sola rahat dönüyordum ama annem dönemiyordu. Gün kavramı yoktu ancak son zamanlara kadar umutluydum. Ama son anlarda umudum yoktu artık” dedi.
Taşhan, enkaz altında olabildiğince hem kendisini hem de ailesini enerji kaybetmemek adına uyutmaya çalıştığını ifade etti.
Enkaz altında çok hareket kabiliyeti olmadığını belirten Taşhan, “Ayaklarım çok üşümüştü, yerden bir taş alıp ütü masasının örtüsünü kesip ayağıma sarmıştım. İlk babama ulaştılar. Babamın kurtulmasına sevindik. Annemle beraber mutluluktan ağlamaya başladık. Daha sonra alanımı açtılar, babamdan sonra beni, ben hastaneye ulaştığımda da annemi çıkarmışlar” diye konuştu.
]]>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), bölgedeki bir askeri üsse sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan asker sayısının 9’a yükseldiğini, yaralı asker sayısının ise 4 olduğunu açıkladı.
“15 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLMİŞTİR”
MSB’den yapılan açıklamada şöyle denildi:
* Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde 12 Ocak 2024 tarihinde bir üs bölgemize sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada ağır yaralanan bir silah arkadaşımız daha yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuş, şehit olan kahraman silah arkadaşlarımızın sayısı dokuza yükselmiştir.
* Bölgede devam eden operasyonlarda etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 15’e yükselmiştir.
* Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.
HAVA HAREKATI DÜZENLENDİ
PKK’lı teröristlerin saldırısının ardından Irak ve Suriye’ye gece yarısı hava harekatı düzenlendi. Konuyla ilgili Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “PKK/YPG/KCK ve diğer terörist unsurları etkisiz hale getirerek; Irak ve Suriye kuzeyinden halkımıza ve güvenlik güçlerimize yönelik terör saldırılarını bertaraf etmek ve hudut güvenliğimizi sağlamak maksadıyla; Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın 51’inci maddesinden doğan meşru müdafaa haklarımız doğrultusunda, Irak kuzeyindeki Metina, Hakurk, Gara ve Kandil bölgeleri ile Suriye kuzeyinde bulunan terörist hedeflerine 13 Ocak 2024 saat 00.30’da Hava Harekâtları icra edilmiş, icra edilen Hava Harekâtları ile Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) tarafından kullanılan ve içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerinde bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak ve petrol tesislerinden oluşan 29 hedef imha edilmiştir” denildi.
NİĞDE’YE ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Kemal Batur şehit oldu. Şehidin acı haberi, Vali Yardımcısı Resul Özdemir ve beraberindeki askeri heyet tarafından Niğde merkeze bağlı İlhanlı Mahallesi’nde yaşayan baba Cuma ve anne Hatice Batur’a ulaştırıldı.

Oğullarının şehadet haberini aldıktan sonra fenalaşan Batur çiftine hazırda bekletilen sağlık ekibi müdahale etti. Şehidin baba evine Türk bayrakları asılırken, yakınları ve komşuları da taziye için eve akın etti. Bekar ve 4 kardeşin en büyüğü olduğu öğrenilen Şehit Batur, memleketindeki törenle son yolculuğuna uğurlanacak.

GAZİANTEP’E ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Hakan Gün (28), şehit oldu. Günün şehadet haberi, Gaziantep’in Fatih Mahallesinde oturan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi. Şehidin babası Süleyman Gün ve diğer aile üyeleri acı haberle gözyaşlarına boğuldu. Şehidin evine ve sokağa Türk bayrakları asıldı. Acı haberin ardından yakınları ve komşuları taziye için şehit evine akın etti. Bekar olan Şehit Hakan Günün cenazesi, düzenlenecek törenle toprağa verilecek.
ADIYAMAN’A ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Serkan Sayın (27), şehit oldu. Şehidin acı haberi, Adıyaman’ın Bahçelievler Mahallesinde oturan ailesine İl Jandarma Komutanı Albay Hikmet Uz, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimler Derneği Başkanı Hacı Erdengi ve askeri yetkililer tarafından verildi. Şehit ailesi acı haberle üzüntüye boğulurken, baba evine Türk bayrakları asıldı. Emine ve Hacı Ali Sayın çiftinin 6 çocuğundan ortancası olan Uzman Çavuş Serkan Sayın’ın bekar olduğu öğrenildi.
KAHRAMANMARAŞ’A ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
PENÇE- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir’in acı haberi, Kahramanmaraş’taki anne ve babasına ulaştı. Ailenin evinin 6 Şubat’taki depremlerde yıkıldığı, şehidin annesi Ümmihani ile babası Ali Özdemir çiftinin, yaşadıkları konteyneri ısıtamadıkları için çadırda kaldıkları öğrenildi. Çiftin kaldığı çadıra acı haber sonrası 10 adet ısıtıcı bırakıldığı görüldü. Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir, şehit oldu. Şehit Özdemir’in acı haberi, Merkez Dulkadiroğlu ilçesinin Şerefoğlu Mahallesi’ndeki çadırda yaşayan baba Ali- Ümmihani Özdemir çiftine Dulkadiroğlu kaymakamı Fatih Çelikkaya ve yetkililer tarafından verildi. 3 çocuklarından tek oğlu olan bekar Müslüm’ün şehadet haberiyle Özdemir çifti gözyaşlarına boğulurken, ailenin yaşadığı çadır bölgesine Türk bayrakları asıldı.
İSTANBUL’A ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
PENÇE Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Uzman Çavuş Ahmet Köroğlu’nun acı haberi, İstanbul’un Tuzla ilçesindeki baba ocağına ulaştı. Şehit Köroğlu’nun kuzeni Talha Köroğlu’nun da 2008 yılında Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde şehit olduğu öğrenildi. Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Ahmet Köroğlu, şehit oldu. Köroğlu’nun şehadet haberi, Tuzla, Şifa Mahallesi’nde oturan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi.
]]>Aydın, Söke’de yaşayan babası Hüseyin K.’dan 18 yaşına kadar işkence boyutuna varan bir şiddet gördüğünü belirten V.K., “Gözümüzü açtığımız an itibarıyla aile içi şiddet, kavga, gürültü, akıl almaz bir şekilde işkence vardı. En ufak yaşlarımdan itibaren şiddet gördüm. Aynı şekilde kardeşlerim de. Yani bizim ailede eksik olmayan bir şiddet süreci vardı” dedi.
Babasının 15 aylık kardeşi Armağan’ı “Şeytan çocuk” diyerek döve döve öldürdüğünü iddia eden V.K., babasının hasta olduklarında bile döverek kendilerini iyileştireceğini söylediğini anlattı.
Babasının kardeşini döverek öldürüp gizlice gömdüğünü söyleyen V.K., 2010 yılında, ölen kardeşinin okul vakti gelince Milli Eğitim görevlilerinin geldiğini, babasının bir şekilde kardeşini nüfustan sildirtmeyi başardığını öne sürdü.

YAŞAYAN 9 KARDEŞTEN 5’İ BABASININ YANINDA
Resmi kayıtlara göre toplam 12 kardeş göründüklerini dile getiren V.K., şu anda yaşayan 9 kardeşi olduğunu, 5’inin babalarıyla yaşadığını ifade etti. Kayıt dışında 6 kardeşleri olduğunu, bunların kendilerine ölü doğdu denilerek evlerinin yanına gömüldüklerini iddia eden V.K., bu iddiasıyla ilgili dava açmaya çalıştığını ancak kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiğini belirtti.
“ÜÇ KARDEŞ EL ELE GECE KAÇTIK O EVDEN”
2002 yılında bir dönem İstanbul’da yaşadıklarını söyleyen V.K. daha sonra Aydın’a taşındıklarını belirterek, 2016 yılında babalarını polise ihbar etmeye karar verme sürecini ise şöyle anlattı:
“Kendisini kabullenmiştik, ama yaptıklarını kabullenemiyorduk. Yaptıklarından dolayı nefret noktasına geldik. Kız kardeşlerimle birlikte üç kişi bir araya geldik. Biz bu süreçte artık ne yapabiliriz, okul kaydımız dahi yokken hayatta sıfırdaydık. Aynı zamanda devlet düşmanıydı babam.
Devlet memurlarının onlara giden kadınlara tecavüz ettiğini, kızları sattığını, çocukları organ mafyalarına verdiğini, bu tür korkularla tuttu bizi yıllarca. Biz evden çıktıktan sonra ilk polise gidemedik bu korkuyla. Üç kardeş el ele ayrıldık o evden. Gece uyurken kaçtık evden.
2016 yılında bir akrabamıza sığındık.Onu tehdit etti. Akrabamız da dedi ki, ‘Böyle olmaz, babanızla baş edilmez. Siz gidin en iyisi kendinizi güvenceye alın. Onun anlattığı gibi değil devlet. Devlet menfaat uğruna insanlara bir şey yapmıyor. Devlet her zaman mağdurun yanındadır.’ Biz de devlete sığındık.”

“7 YILDIR DAVA SÜRECİNDEYİZ”
Dava sürecine 7 yılda gelinebildiğini söyleyen V.K., “Yıllarca elimizden alınan özgürlüğümüz, eğitim hayatımız, bizden alınan kardeşlerimiz, bütün bu yapılanların hesabı sorulsun. Yaklaşık 7 yıldır dava sürecindeyiz. 7 yılda katedebildiğimiz yol, anca ilk duruşmaya katılabildik. Tutuksuz olarak yargılandı. Bu süreçte evde yaşanabileceklerin sıkıntıların haddi hesabı yok. Ve babamın öyle bir huyu var ki her gün mutlaka birini döver, dövmeden duramaz” dedi.
Ablasının engelli kalmasına sebep olanın da babası olduğunu öne süren V.K. ablasının babasının yanında olmasına da dikkat çekti.
“KORKUMUZ YILLARCA SÜRDÜ”
Babasının kendilerini kablo, kemer ne varsa onunla dövdüğünü anlatan V.K., “Yerden yere çalarak kafamızı yumruklayarak ‘Şeytanı dövüyorum’ diye diye döverdi. Bugün bizim ölmemiş olmamız, yaşıyor olmamız, bu noktalarda mücadele verebiliyor olmamız, tamamen bir tesadüftür. Bizim yaşamamız normal değildi. Bu süreç içerisinde kaç sefer biz yataklarda kaldık, yediğimiz dayaklardan dolayı ayağa kalkamadık. Korkumuz yıllarca sürdü ve en son evden çıkış noktamız şuydu; öleceksek bir kere ölürüz, ne olacaksak oluruz ama bu zulüm artık yıllarca devam etmez diye yola çıktık. Birbirimize tutunaraktan, gayret vererekten her zaman, bir kötüyü, bir zulmü durdurabilmek için birlik olmak gerekiyordu. Bizim de o evde psikolojimiz hiç normal değildi, yaşadıklarımızdan dolayı. Kendi başımıza akli irademizi toparlayıp da savcıya, polise şikayetçi olayım diyebilecek durumda değildik. Çünkü bize gittiğimiz yerde çok affedersiniz, tecavüz edecekler, satacaklar mantığıyla büyüdük” diye konuştu.
“AYRILDIKTAN SONRA DÖNÜP 10 AY DAHA O EVDE KALDIM”
Armağan’ın teyzesinin kucağında öldüğünü söyleyen V.K., teyzesinin kendisine bir zarar verir endişesiyle babası aleyhine ifade vermediğini ileri sürdü.
Kardeşleriyle beraber evden ayrıldıktan 6 ay sonra eve döndüğünü de anlatan V.K., “Kardeşlerimin ölümüyle tehdit etti beni. Evde kalan kardeşlerimin yaşaması için o eve döndüm ve 10 ay daha o evde kaldım. Ve artık o evde kalarak onları kurtaramayacağımı, onlara yardımcı olamayacağımı anladım ve ayrıldım o evden. Bu sistemiyle de beni durdurmayı başaramadığı için olur olmaz iftiralar attı. Benim hakkımda şikayetçi oldu, ‘Kızlarımı satıyor’ gibi, bir sürü. Ortalığı karıştırdı. Sonra da çevrede hiç kimse ona karşı gık demez oldu” dedi.
“ÜÇ KARDEŞ EL ELE VERDİK BU ZULMÜ DURDURMAK İÇİN UĞRAŞIYORUZ”
Şu anda babasıyla biri 30 yaşlarında zihinsel engelli ablası da olmak üzere en küçüğü 13 yaşında 5 kardeşinin yaşadığını ifade eden V.K., onlarla görüşmediğini ancak sağlık durumlarını kontrol edebilmek için sık sık Aydın’a gittiğini belirtti.
V.K., “Şu an tek tasam, engelli olan, kendisini koruyamayan ablamın böyle psikopat, vahşi bir ailenin elinde olmasıdır. Onun oradan kurtulması için elimden geleni yapıyorum ve yapacağım da. Bizim için çok sıkıntılı bir süreç, şöyle söyleyeyim o lanet olası herifin yaptıklarından biz utandık. Biz utandıkça o arsızca devam etti. Şu anda çevresine oldukça zarar vermekte. Fakat kaç tane dosyası oldu, hiçbirinden ceza almadı çünkü dağ başında kamera kaydı yok. Üç kardeş el ele verdik, yıllardır devam eden bu zulmü durdurmak için uğraşıyoruz. En ağır şekilde cezalandırılmasını talep ediyoruz. Yarın bir gün bir tane daha ölü çıkmayacağının bir garantisi yok” şeklinde konuştu.
OLAYIN GEÇMİŞİ
Üç kardeş, 20 yıl önce babaları Hüseyin K.’nın 15 aylık kardeşleri Armağan’ı döverek öldürdüğünü ve olayı gizlemek için de bir arkadaşıyla gömdüğünü polise ihbar etmişti.
İfade veren kardeşlerden Ö.K., “Ben 3-4 yaşlarındayken babamdan şiddet görmeye başladım. Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüler. Biz, sonraki konuşmalardan bunu anladık. 5-6 yıl sonra okul kaydı çıktığından nüfus müdürlüğüne öldüğünü belgelemek için başvuruda bulundular. Tanık olarak teyzemi gösterdiler” demişti.
V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin ihbarı sonrasında soruşturma başlatılmış, bebeğin gömüldüğü yer de açılmıştı. Söz konusu bebeğin baba Hüseyin K.’ya ait olduğunun tespit edilmesi sonrasında baba Hüseyin K. hakkında “Olası kastla çocuğunu öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle dava açılmıştı.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada, tutuksuz yargılanan baba Hüseyin K. suçlamaları reddederek, “Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım” demişti.
Sanık Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istemişti.
]]>MEZAR AÇILDI, DNA UYUMLU ÇIKTI
Hüseyin K. polis ifadesinde çocuğun neden öldüğünü bilmediğini söylerken, savcılık ifadesinde hasta olduğu için öldüğünü ve mezar yeri parası olmadığı için kendisinin gömdüğünü ileri sürdü. Babanın çelişkili ifadeleri karşısında eşi ve baldızının da birbirleriyle tutarsız ifadeleri tespit edildi. Savcılıkça bebeğin gömüldüğü yerde ‘fethi kabir’ (cenazenin incelenmek üzere mezarının açılması) yapıldı. Bebeğe ait bulguların DNA’sı sanık babayla uyumlu çıktı. Savcılık, baba Hüseyin K. hakkında Olası kastla çocuğunu öldürme suçundan müebbet hapis istemiyle dava açtı.
20’Lİ YAŞLARDAKİ ÜÇ KARDEŞ İHBAR ETTİ
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia ettiler. Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Kardeşlerin ayrı ayrı ifadeleri alındı.
“ARMAĞAN’A ‘ŞEYTAN ÇOCUK’ DERDİ”
Olay sırasında 3 yaşında olan ve baba şiddeti nedeniyle evden kaçan Ö.K. ifadesinde şunları söyledi:
– Ben 3-4 yaşlarındayken babamdan şiddet görmeye başladım. Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığına gömdüler. Biz, sonraki konuşmalardan bunu anladık. 5-6 yıl sonra okul kaydı çıktığından nüfus müdürlüğüne öldüğünü belgelemek için başvuruda bulundular. Tanık olarak teyzemi gösterdiler” dedi.
“SİZ ÖLSENİZ NE OLACAK, BAŞKA ÇOCUĞUMUZ OLUR”
Ö.K. ayrıntılı ifadesinde de babasının kardeşlerini ve kendisini kabloyla dövdüğünü, Armağan’ı kabloyla dövdükten sonra tekme ve yumruk attığını, duvara fırlattığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı:
– Babam bizi döverken, ‘Siz ölseniz ne olacak, siz ölürsünüz bizim başka çocuğumuz olur. Şuraya bir çukur kazar üstünüze iki toprak atarız olur biter’ derdi. Armağan’ı döverken, ‘Bu çocuk bir ölse ben öldürmüş olmam eceli gelmiş, ölmüş olur. Allah bana günah yazmaz. Dinimizde çocuk 7 yaşına kadar namaz kılmazsa döverek öldürebilirsiniz. Ben cennetliğim’ derdi. O gece Armağan’ı döverken, Armağan bizden yardım istedi. Bize bakarak ‘aba uf’ diyordu.
“BABAMIN ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEMEDİLER”
– Babam bunun üzerine Armağan’ı alarak başka bir odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Biz kapının arkasından sadece çığlık seslerini duyduk. Daha sonra babam odadan çıktı, gidip uyudu. Armağan teyzemin yanındaydı. Teyzem Armağan’a mama ve su vermeye, susturmaya çalışıyordu. Armağan sürekli ‘uf, uf’ diye ağlıyordu. Teyzem susturmaya çalışıyordu, ancak ateşi yükseliyordu. Armağan iyice kötüleşince teyzem, annem ve babamın odasına gidip ‘Armağan ölüyor’ dedi. Ancak ikisi de umursamadı. Armağan’ı babamın öldürdüğünü kimseye söylemiyorlardı.
“ANNEM DE TEYZEM DE BABAMA MÜDAHALE ETMEDİ”
Olay sırasında 5 yaşında olan V.K. ise babasının küçük kardeşinin doğduğundan beri dövdüğünü, ölümünden bir gün önce de babasının çok dövmesi yüzünden kardeşinin yürüyemediğini söyledi.
V.K. ifadesinde şunları dile getirdi:
-Olay günü babam, Armağan’ı yanına çağırdı. Armağan, babamın yanına gitmeyerek teyzemin arkasına saklandı. Bunun üzerine babam Armağan’ı dövmeye başladı. Annemin eşarbını boğazına dolayıp havada sallandırdı. Çocuğu duvara vurdu. Eli yüzü mosmor kesilmişti. Annem de teyzem de babama müdahale etmedi. Babam onları da dövüyordu. Saat 04.30-05.00 sıralarından teyzem telaşla, ‘Bu çocuğun nefesi gelmiyor’ dedi. Saat 6’ya doğru annemle babam evden çıktılar. Babamın arkadaşı geldi. Teyzem, ‘Kardeşiniz öldü, babanlar gömmeye götürdüler’.
SANIK ÇELİŞKİLİ İFADELER VERDİ
Sanık baba Hüseyin K. 28 Kasım 2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde, Armağan’ın neden vefat ettiğini bilmediğini, herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi. Baba 14 ay sonra savcılıkça alınan ifadesinde ise, işten geldiğinde Armağan’ın hasta olduğunu öğrendiğini, ertesi gün hastaneye götürmeyi düşündüğünü, ancak gece vefat ettiğini, mezar yeri satın alacak parası olmadığı için Armağan’ı Arnavutköy mezarlığına defnettiğini, ölümden sonra nüfus müdürlüğüne başvurduğunu ancak görevlilerin ölüm kaydı düşmediğini söylediği, memleketten muhtarın araması üzerine Aydın Söke’de tekrar öldüğünü bildirdiğini söyledi.
ANNE: MERDİVENLERDEN DÜŞTÜ
Anne Ceyhan K. de olay günü Armağan’ın merdivenlerden düştüğünü, kafasının şiştiğini, ancak maddi durumları olmadığı için hastaneye götüremediklerini, acılarından dolayı kocasının ölüm olayını yetkililere bildirmediğini, kocasının arkadaşıyla birlikte bebeği defnettiğini anlattı.
BİRLİKTE GÖMDÜĞÜ ARKADAŞI İFADE VERDİ
Sanık baba ile birlikte bebeği gömen arkadaşı Ahmet Ç. ifadesinde, Hüseyin K’nin bebeğinin ölmeden önce hasta olduğunu, ancak doktorlara güvenmediği için bebeği hastaneye götürmediğini, olay günü sabah Hüseyin’in evine gittiğinde Armağan’ın öldüğünü öğrendiğini, Hüseyin bebeği tek başına defnedeceğini, onu yalnız bırakmamak için yanında gittiğini, sabah saat 08.00 sıralarında cenaze namazını kılarak bebeği defnettiklerini söyledi.
İKİ KARDEŞİN DAHA İFADESİ ALINDI
Soruşturma sürecinde baba Hüseyin K’nın yaşayan 9 çocuğundan biri olan E.K. ile D.K’nin de ifadesine başvuruldu. E.K. kardeşlerinin aksine babasının kardeşlerini darp etmediğini, kardeşinin olay öncesinde herhangi bir kaza da geçirmediğini, rahatsızlığının da olmadığını söylerken; D.K. babasının Armağan’ı dövdüğünü, susmayınca eşarpla boynunu sıkıp susturmaya çalıştığını, sabah uyandıklarında anne ve babasının kardeşlerinin öldüğünü söylediğini anlattı.
Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde ,’fethi kabir’ (cenazenin incelenmesi için mezarın açılması) işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
20 YIL SONRA DAVA AÇILDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede baba, anne ve teyzenin ifadelerinin birbiriyle çeliştiği, ayrıca babanın savcılık ve polis ifadelerinin de tutarsız olduğu belirtildi. İddianamede, sanık babanın bebeğin ölümünü ilk kez 7 yıl sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Aydın, Söke Kaymakamlığına bildirdiği belirtildi.
CENAZE DÜZENLEMEMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI
İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
MÜEBBET HAPSİ İSTENDİ
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darbederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
İLK DURUŞMADA ‘TİYATRO’ DEDİ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen ilk duruşmaya, üç kardeşin yanı sıra kardeşlerden D.K de şikayetçi olarak katıldı. Karısıyla Aydın’da yaşayan sanık Hüseyin K. ise Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Sanık Hüseyin K. savunmasında, suçlamaların asılsız olduğunu ve üzerine tiyatro oynandığını ileri sürdü. Suçlamaları anlamakta zorlandığını söyleyen sanık baba “İddialara konu olan bebeğim 6 kilo doğmuştur. Her çocuğumuza kendi özelliklerine göre ilgi gösterdik. Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım” dedi.
ÜÇ KARDEŞ BABALARI İÇİN CEZA İSTEDİ
Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istedi. Şikayetçi kardeşler de babalarından gördükleri eziyet nedeniyle cezalandırılmalarını talep etti. Mahkeme, bir sonraki duruşma anne ve teyzenin dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehit olan altı askerin kimliğini açıkladı. Milli Savunma Bakan Yaşar Güler başsağlığı mesajında “Piyade Teğmen Ramazan Günay, Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan, Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı, Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca, Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu ve Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşın. Kahraman silah arkadaşlarımız 22 Aralık 2023 tarihinde şehit olmuşlardır” ifadelerine yer verdi.
TOKAT- BUGÜN KÖYÜNDE UĞURLANACAK
Şehitlerin acı haberleri baba ocaklarına ulaştı. Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca’nın (23) acı haberi, Tokatın Almus ilçesine bağlı Ormandibi Köyü’nde yaşayan ailesine iletildi. Şehidin baba ocağına Türk bayrağı asıldı. Zahide ve Ahmet Karaca çiftinin 7 çocuğundan biri olan Yasin Karaca’nın memleketinde bugün son yolculuğuna uğurlanacağı öğrenildi.

Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca
ZONGULDAK- EŞİ ÜÇ AYLIK AYLI HAMİLEYDİ
Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı’nın (31) acı haberi, Zonguldakın Ereğli ilçesinde aile apartmanında yaşayan eşi Seda Yazıcı (31) ve annesi Miyase Yazıcı ile 3 kardeşine ulaştı. Şehit İsmail Yazıcı’nın 4 ay önce evlendiği, eşinin 3 aylık hamile olduğu belirtildi. Şehidin cenazesinin memleketi Gümüşhane’nin Şiran ilçesi Telme köyünde toprağa verilecek.

Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı
DENİZLİ- AĞABEYİ DE GAZİ OLMUŞ
Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan’ın (32) acı haberi, Denizli’nin Tavas ilçesi Yorga Mahallesi’nde yaşayan baba Ali ile anne Rabia Serinkan ve Pamukkale ilçesi Zeytinköy Mahallesi’nde yaşayan 2 çocuk annesi eşi Çilem Serinkan’a verildi. Denizli Büyükşehir Belediyesi ekipleri her iki bölgeye de Türk bayrakları asarken, acı haberi duyanlar taziyeye koştu. Şehit Mehmet Serinkanın ağabeyi Hüseyin Serinkan’ın da 2016 yılında Suriye’de teröristlerle çıkan çatışmada gazi olduğu öğrenildi.

Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan
İZMİR- ŞEHİT TEĞMEN AFYON’DA DEFNEDİLECEK
Piyade Teğmen Ramazan Günay’ın (24) acı haberi, İzmir’de yaşayan ailesine ulaştı. Bekar olduğu öğrenilen Şehit Ramazan Günay’ın acı haberi, İzmir’in Buca ilçesi Hürriyet Mahallesi’nde oturan annesi Firdes ve babası Ahmet Günay’a sağlık ekipleri eşliğinde askeri yetkililer tarafından verildi. Şehit ailesinin evine Türk bayrakları asılırken acı haberi duyanlar taziyeye koştu. Teğmen Ramazan Günay’ın cenazesinin memleketi Afyonkarahisar’da toprağa verileceği öğrenildi.

Piyade Teğmen Ramazan Günay
MALATYA- GEÇEN YIL GÖREVE BAŞLAMIŞTI
Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşkın’ın (22) şehit haberi Malatya’da yaşayan ailesine ulaştı. 4 kardeşin en küçüğü olan Taşkın’ın annesi ve babasının 4 gün önce umreye gittiği öğrenildi. Şehit Taşkın’ın geçen yıl göreve başladığı ve bir kardeşinin de Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevli olduğu belirtildi.

Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşkın
SİNOP- YARALANIP GÖREVE DÖNDÜ
Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu’nun şehadet haberi, Sinop’un Boyabat ilçesinde yaşayan ailesine ulaştı. Evli ve iki çocuk babası Erenoğlu’nun Yeşilyurt köyündeki babaevine gelen yetkililer, aileye şehadet haberini iletti. Şehadet haberinin duyulmasının ardından Erenoğlu ailesinin yakınları ve mahalle sakinleri, evin önünde toplanarak aileye taziyelerini sundu. Bu arada şehit Erenoğlu’nun geçen yıl Pençe-Kilit Operasyonu’nda yaralandığı ve tedavisinin ardından tekrar görevine döndüğü öğrenildi.

Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu
]]>Baba Celal de hem oğluna, hem de kızına üzüldüğünü belirterek olaydan haberi olmadığını ileri sürdü. Baba Celal’in telefonu uzunca bir süre dinlemeye alındı.
Babanın telefon görüşmelerinde oğlunu açık biçimde azmettirdiğine dair akrabalarıyla yaptığı görüşmeler tespit edildi. Ağır Ceza Mahkemesi suçunu itiraf eden Sezer Ketir ile baba Celal Ketir’i ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı, ardından da her ikisinin cezasını “İyi hal” indirimiyle müebbet hapse çevirdi.
DELİLLER HUKUKA UYGUN İSABETSİZLİK YOK
Baba ve oğlu karara karşı avukatlarıyla Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. İstinaf Mahkemesi, sanıklar hakkındaki tüm delillerin hukuka uygun elde edildiğini, tam bir vicdani kanaatin hasıl olmasıyla sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya uygun olduğundan bir isabetsizlik görülmediği için istinaf başvurusunun esastan reddine oy birliğiyle karar verdi. İstinaf Mahkemesi, Deniz’in bazı eğlence merkezlerinde çalıştığı için aile fertlerinin bundan rahatsızlık duyduğu ve baba Celal’in ablasını öldürme görevini oğlu Sezer’e verdiğini belirtti.
KARDEŞE MÜEBBET HAPİS
Sezer’in de babasının bu istediğini yerine getirmek için Van’dan Diyarbakır’a gelerek ablasını telefonla arayıp kendisini ziyarete geldiğini söyledikten sonra evine giderek birlikte yemek yedikleri, bir süre sohbet ettikleri ve devamında babasının azmettirmesiyle ablasını kurşun yağmuruna tutarak öldürdüğü ifade edildi.
Sanığın sabit olan ablasını öldürme suçu nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasının hukuka uygun olduğu vurgulandı. İstinaf kararında, sanık Sezer’in cinayetten sonra yargılama sürecindeki davranışları, duruşmaya yansıyan hal ve tavırları dikkate alındığında pişmanlığının net biçimde gözlemlendiği için, henüz çocuk sayılabilecek yaşta olan sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine taktiri indirim nedeni kabul edilerek cezasının müebbet hapse çevrilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğunu belirtti.
BABAM KEŞKE KAFASINA SIKSAYDIN DEDİ
İstinaf kararında, oğlunu azmettirdiği telefon dinleme kayıtları ve kızının ifadesiyle de sabit olan azmettirici babanın da ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiğini belirtti. Kızı Fidan Ketir de tanık olarak alınan ifadesinde, “Kardeşim evden çıkınca ablam Deniz’i arayıp dikkatli olmasını istedim. Kardeşim eve dönünce babama, ‘İşi bitirdim’ dedi. Babam ölüp ölmediğini sorunca, ‘Göğsüne ve bel aşağısına sıktım’ dedi. Babam da, ‘Keşke kafasına sıksaydın’ dedi. O da göremediği için vuramadığını söyledi” diye konuştu
TELEFONLARI DİNLEMEYE ALININCA YAKAYI ELE VERDİ
Baba Celal’in telefonunun dinlemeye alındığını ve Celal’in görüştüğü kişilere cinayeti “Aile şerefine leke sürdüğü için” bizzat kendisinin azmettirdiği yönünde itirafta bulunduğu için suçunun sabit olduğu ifade edildi. Sanık babanın cinayet işleme gibi bir fikri olmayan oğlunu, ablasını öldürmesi için azmettirip telkinde bulunduğu için sabit görülen suçu nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiği bildirildi. İstinaf, baba hakkında azmettirmek suçundan ayrıca artırım yapılması gerektiğini, ancak temel cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olması ve sonuca etki etmeyeceğinden bu yönüyle kararın düzeltilerek, sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Dosya nihai karar verilip kesin hükme bağlanmak üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderildi.
]]>