Olayda, 1 eğitmen ve 17 yatılı öğrenci öldü, 29 öğrenci de yaralandı. Olayın ardından yurt müdürü Hüseyin Çömlek, dernek ve yurt temsilcileri Mehmet Semerci ve Mehmet Göktaş, jandarma tarafından gözaltına alındı. Mehmet Göktaş ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Hüseyin Çömlek ve Mehmet Semerci ise tutuklandı. Kısa bir süre sonra Çömlek ve Semerci de tutuksuz yargılanmak üzere tahliye oldu.
İLK YARGILAMA 9 YIL SÜRDÜ
Konya 2´nci Ağır Ceza Mahkemesi´nde 2´si kadın eğitmen, 6´sı dernek ve yurt sorumlusu, 3´ü de LPG tankını kuran ve gaz dolumu yapan şirket sorumluları olmak üzere toplam 11 kişi hakkında ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olma’ suçundan dava açıldı. 14 Şubat 2017’deki karar duruşmasında yurt müdürü Hüseyin Çömlekçi 10 yıl, LPG şirketinin montaja uygunluk onayını veren yetkilisi İzzet Yanık ile teknik destek sorumlusu İbrahim Yılmaz 7’şer yıl 6´şar ay hapis cezası aldı. Diğer sanıklar dernek ve yurt yöneticilerinden Mümin Eğilmez, Hasan Kosalak, Ahmet Akdede, Mehmet Semerci, Mehmet Göktaş, Abdullah Bostancı, İlhan Biçici ve Ahmet Türkyılmaz beraat etti.

YARGITAY, KARARI 5 YIL SONRA BOZDU
Kararın ardından Yargıtay 12´nci Ceza Dairesi, 5 yıl süren incelemenin ardından yerel mahkemenin kararını bozdu. Yargıtay, sanıkların her birinin kendi sorumlulukları ve taksirli davranışlarına göre yargılanmasına karar vererek dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.
3 SANIĞA CEZA, 8 SANIĞA BERAAT
Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlanan davada LPG şirketinin avukatlarının itirazları üzerine daha önce yargılanan tekniker İbrahim Yılmaz yerine, sorumlunun şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz olduğu beyan edildi. Bunun üzerine Yılmaz’ın yerine Oğuz Cengiz’in ifadesi alınarak yargılamaya dahil edildi.
Cengiz mahkemedeki ifadesinde, “Bakım hak ediş formları olan, mali formların üzerindeki ödemeye dair imzamdan dolayı buradayım. Bu teknik kontrol imzası değildir. LPG şirketi, 5-6 tane resmi yazışmada elinde olduğunu belirttiği evraka rağmen, mahkemenizce sorulan müzekkereye verilen cevapta ‘bize mail olarak gelen evraktan anlaşıldığı üzere’ denilerek beni sorumlu tutmuştur. Evraklar LPG şirketi arşivinde olduğu bellidir. LPG şirketi, yüksek konumundaki kişileri korumak için taraflı davranmaktadır. Beraatımı talep ederim” dedi.
Toplam 16 yıl süren yargılama sonucunda 19 Mart 2024’te, yurt müdürü Hüseyin Çömlek’e 15 yıl, LPG şirketinin bölge müdürü İzzet Yanık’a 10, şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz’e 10 yıl hapis cezası verildi. Diğer 8 sanık ise beraat etti.
‘BAZI SANIKLAR, SUÇLARINI İTİRAF ETMESİNE RAĞMEN BERAAT ETTİ’
Mağdur 4 ailenin, 16 yıldır ücret almadan hakkını savunan, o dönem Konya Çocuk Hakları Koruma Derneği Başkanı olan avukat Hakkı Ünalmış, sanıklardan bazılarının suçlarını itiraf etmelerine rağmen beraat ettiğini söyledi. Karara itiraz edeceklerini ifade eden Ünalmış, ”Abdullah Bostancı, mahkeme huzurunda verdiği beyanlarda; yurt yöneticileriyle, LPG şirketi arasında bir anlaşma gereğince LPG tesisatında alarm düzeneğine gerek olmadığını, bundan dolayı da alarmı koymadığı belirlenmiştir. Bu kontrole giden bir teknikerin bunu yapabilmesi düşünülemez. Bundan dolayı da o patlama sonucunda 18 kişinin ölümüne, 29 çocuğun da yaralanmasına neden olmuştur. Buna rağmen Abdullah Bostancı’nın beraat kararı alması akla, hayale sığacak bir durum değildir. Oğuz Cengiz’in yıllarca mahkeme huzuruna çıkartılmamasına rağmen, son zamanlarda sorumlu olduğu ortaya çıkmış ve yargılanarak gerekli ceza verilmiştir” dedi.

‘ŞİKAYETÇİ OLURSANIZ CENNETE GİREMEZSİNİZ, DİYEREK KANDIRDILAR’
Yargılama sürecinde ailelerin şikayetçi olmaktan vazgeçirildiğini öne süren Hakkı Ünalmış, şunları söyledi:
“Ölen ve yaralanan çocukların, anne ve babaları başlangıçta hiçbiri şikayetçi olmadılar. Onlara ‘Çocuklarınız bir kaza sonucu öldü. Sizi, onlar cennetin kapısında bekliyorlar. Şikayetçi olursanız cennete bile giremezsiniz’ şeklinde kandırıldılar. Üç beş kuruş da verilerek aileler susturuldular. Biz, ancak 4 velinin vekaletiyle bu davaya girebilirdik. Bu davaya dahil olmasaydık çoktan bitmişti. Çünkü esaslı bir soruşturma, esaslı bir araştırma yapılmamış. Bilirkişi raporları da birbiriyle çelişkili şekilde devam etmiş ve davada uzadıkça uzamış. Biz istinaf yoluyla bu insanların yeniden değerlendirilmesini ve yargı önüne çıkartılmasını, beraat edenlerin, beraatinin bozulmasını talep edeceğiz. Çocuklar patates gibi toprağa gömülmüş olmasın, onların ruhları rahat etsin.”
‘YARGI SİSTEMİMİZLE OYUN OYNAMAYA KALKTILAR’
Soruşturma aşamasında ve yargılamadaki eksiklikleri dile getiren Ünalmış, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yargılama boyunca LPG şirketi yöneticileri kimin yargı önüne çıkacağını, kimin yargıdan kurtulacağına kendileri karar veriyormuş gibi farklı isimler vermiş, kendilerine göre hangisi uygunsa onları yargı önüne sürmüşlerdir. Asıl yargılama mahkemede değil de LPG şirketinin yöneticileri tarafından bir yargı organıymış gibi bu suçlu veya bu değil gibi adeta yargı sistemimizle oyun oynamaya kalktılar ki bu çok korkunç bir şey. Bir zamanlar İbrahim Yılmaz, LPG tesisat elemanı olarak sorumlu tutulurken, LPG şirketi yöneticileri tarafından ‘Asıl eleman İbrahim Yılmaz değil, Oğuz Cengiz’dir’ denildi. Bu kez Oğuz Cengiz dava edildi. Diğerleri de yavaş yavaş kurtarıldı. Bir hukukçu olarak bu yargılamanın gidişatını hiç doğru bulmadığımızı, zamanında soruşturmaların yapılmadığını, dilekçelerimizin nazara alınmadığını gördük. Sonuçta birkaç kişinin cezalandırılmasıyla bu kapatılmak istendi. Bakalım yüksek mahkeme ve Yargıtay buna ne karar verecek merak ediyorum”

‘2 VELİ İLE BU DAVAYI SÜRDÜRDÜK’
Davanın ilk gününden bugüne çocukların haklarını herhangi bir ücret almadan savunduğunu dile getiren Ünalmış, “16 yıl boyunca benim gayretimle bu dava sürdürüldü. 4 aile vekaletname verdi ve bu dava böylelikle sürdü. Ancak hiçbirinde beş kuruş bir menfaatim olmadı ve bir talebim de söz konusu olmadı. 2 veli vefat etti, 2 veli ile bu davayı sürdürdük. Çocukların ruhlarının rahat edebilmesi yönünde elimden gelen gayreti gösterdik. Fakat benim beklediğim bir sonucu alamadım ne yazık ki. Ne yazık ki bu olayı herkes unutup gitti.” dedi.
]]>Ardından ortanca kız kardeş S.Y. (17) de H.İ.’nin istismarına uğradığını anlattı. Anne Canan Y. (40) ertesi gün savcılığa şikayette bulundu. Şikayetin ardından gözaltına alınan H.İ., işlemlerinin ardından çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
“8 YIL BOYUNCA SÜRDÜ”
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede mağdur 3 kız kardeşin ifadelerine dayanarak sanığın ‘çocuğun cinsel istismarı’, ‘sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından yargılanması talep edildi.
Adana 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada mağdur Tuğçe Y. ifadesinde, “Sanık, halamın eşi olur. Tam tarih hatırlamıyorum. Fakat ilkokul 1’inci sınıftayken beni ve oğlunu bisikletle okuldan aldı. Beni bisikletin ön tarafına oturttu. Özel bölgeme dokundu. Daha sonraki süreçte yıllar içerisinde defalarca kalçama dokunma, sarılma, zorla dudağımdan öpme, odamda giyinirken gizlice seyretme gibi eylemleri oldu. Bu durum 8 yıl sürdü” dedi.
“UTANDIĞIM İÇİN ANLATAMADIM”
Mağdur S.Y. ise ifadesinde sanığın izin günlerinde evde olduğunu, çocuk odasına girip çıkarken dudağından öptüğünü, kalçasına vurduğunu, bilgisayardan kadınların göğüslerine baktığını gördüğünü, çıplak kadın resimleri ya da videosu izlediğini, bu tarz davranışlarının sayısını hatırlamamakla birlikte evde birileri olmayınca genellikle böyle şeyler yaptığını, utandığı için uzun bir süre annesine bunları anlatamadığını belirtti.

“SAPIKLIKLAR YAPTI”
Mağdur E.Y. ise sanığın kendisine sapıklıklar yaptığını, gösterilen resimlerden göğsünü kastederek o bölgelerine dokunduğunu, yine gösterilen resimlerden erkek cinsel organını kastederek sanığın o bölgelerini gördüğünü, dudağını ve yanağını öptüğünü, kendi cinsel bölgelerine dokundurduğunu ve daha ileriye gittiğini, bu olaylar yaşanırken ana sınıfına gittiğini, 6 yaşında olduğunu beyan etti.
“EŞİM BOŞANMAK İSTİYORDU…”
Sanık H.İ. ise üzerine atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirterek, “Eşim benden boşanmak istiyordu ben ise istemiyordum. Şart koşmak için bu tür iddialarda bulunduklarını düşünüyorum. Mağdurlara yönelik bir cinsel istismarım olmamıştır. Suçsuzum” dedi.
OLAY ANLATIMI, BEDEN DİLİ VE DUYGU DURUMU TUTARLI
Mağdurların avukatı, mahkemeye S.Y.’nin beyanlarına itibar edilmesini engelleyecek akıl hastalığının olmadığı, mağdurun olayı anlatımı, beden dili ve duygu durum arasında bir tutarsızlık gözlenmediği, beyanlarının kurgu olduğu yönünde bir izlenim oluşmadığına dair raporu ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın mağdur Tuğçe Y.’nin olaya bağlı olarak ‘travma sonrası stres bozukluğu’ tanısı konulduğu, maruz kaldığı iddia edilen cinsel istismar nedeniyle ruh sağlığının bozulduğuna dair raporunu mahkemeye sundu.
TOPLAM 26 YIL HAPİS CEZASI
Ara duruşmaların ardından 2019’un mart ayında görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti, sanığa, S.Y.’ye yönelik sarkıntılık suretiyle ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 5 yıl 2 ay 15 gün, Tuğçe Y.’ye yönelik ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 10 yıl 5 ay, E.Y.’ye yönelik ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan ise 10 yıl 5 ay olmak üzere toplam 26 yıl hapis cezası verdi. Sanık avukatının itirazı üzerine karar Yargıtay’a taşındı.
YARGITAY’DAN BERAAT KARARI
Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, sanık H.İ.’nin, toplanan deliller göz önüne alındığında ‘çocuğun cinsel istismarı’, ‘sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarını işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat verilmesini talep ederek kararı bozdu.
Bunun üzerine ilk cezayı veren mahkeme, H.İ’nin beraatine hükmetti. Mağdur kız kardeşler ise avukatları aracılığıyla karara itiraz etti. Yaklaşık 2 yıldır Yargıtay’dan gelecek yeni kararı bekleyen kız kardeşler, H.İ’nin hak ettiği cezayı almasını istiyor.
“ÇOCUĞUN BEYANI ESASTIR DERLERDİ”
Tuğçe Y., aile olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini belirterek, “Bu uzun sürede sürekli olan bir şeydi. Biz onlara gittiğimizde, onlar bize geldiğinde istismara maruz kalıyordum. Özel bölgelerime dokunuyordu. Cinsel içerikli videolar izletiyordu. O süreçte kimseye söyleyemedim. Çocuktum ve babam duyarsa çok kötü olur onu öldürür hapse girer diye korktum. Bana daha çok zarar verirse korkusuyla söylemedim. Ama süreç sonunda bu kişi dışarıda rahat bir şekilde dolaşıyor. Ben ve kardeşlerim ise dolaşamıyoruz. Biz hala korku içerisindeyiz. Her an karşıma çıkacakmış gibi hissediyorum. Çocuğun beyanı esastır, dendi ama bizim beyanımız esas alınmadı. Kendim, kardeşlerim ve dışarıdaki tüm çocuklar için tedirginim. Bu yüzden gereken cezanın verilmesini istiyoruz” dedi.
“BERAATIN BOZULACAĞINA İNANIYORUZ”
Mağdur avukatı Abdurrahman Savaş ise 26 yıl cezanın bozulduğunu ve ilk kararı veren mahkemenin beraate hükmettiğine dikkat çekerek, “Tuğçe ve kardeşleri hala iyileşmeye çalışıyorlar. Sanığın tutuklu olması bir nebze onları soğutmuş durumdayken Yargıtay’dan bu karar geldi. Kararı temyiz ettik. Kızlar, haklarını cesurca savunuyor. Tek dileğimiz toplum için tehlike arz eden bu kişinin bundan kolayca sıyrılmaması ve kararın emsal olması. Beraatın bozulacağına inanıyoruz” diye konuştu.
]]>