Türkçeyi 8 yaşında öğrenen ve o güne kadar Arapça konuşan Şahin, ilkokul öğretmeninin “Günün birinde sen şarkıcı olursun” dediğini belirterek, “İlkokul mezunuyum. Köyde çok fakir bir aileydik. Ben, ‘Şarkıcı olmak için gideceğim’ dedim. ‘Nasıl olur?’ dediler. Annemin, babamın ağlamasını hiç unutmam. 16 yaşımda ayrıldım. Adana, Antakya, Ankara bir ay 15’er gün çalıştım. Buralarda şarkıcı olunmazdı. Öğrendim ki İstanbul’da olunur. Daha 17 yaşına girmeden İstanbul’a geldim” diye konuştu.
O yıllarda Beyoğlu’nda bir otelde çalışmaya başladığını söyleyen Şahin, “Ütü öğrendim, temizlik yaptım. Otelin en üst katında bir oda var, halıları koyuyordum. Halıyla, yorgan öyle yatıyordum, çalışıyordum. O zaman plakçılık Sirkeci’de Doğubank İş Hanı’ndaydı. Daha sonra orada iş buldum” dedi.
“17 YAŞINDA ÜNLENDİM”
Sanatçı, çalıştığı plak şirketinden şarkıcı olmak için yardım istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Onlara ‘Ben şarkıcı olmak istiyorum.’ dedim. ‘Gurbette ömrüm geçecek/Bir daracık yerim de yok’ türküsünden bir kuple okudum. Ayağa kalktılar, ‘Allah Allah ne kadar güzel bir ses bu. Hemen 45’lik yapın’ dediler. O zaman long play bile yoktu. 45’lik yaptık. Üçüncü 45’likte ünlendim. Neye uğradığımı şaşırdım. Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim. Nota bilmem lazımdı. Notayı kitapların yardımıyla kendi kendime öğrendim. Kazandığım paraları da annemlere gönderiyordum. Bildiğim şarkıların notalarını aldım. Onları öğrendim.”
“SEN MEVSİMLER GİBİSİN’İ ALMAN SEVGİLİME YAZDIM”
Müziği çok sevdiğinin altını çizen Şahin, ilk bestesi ‘Sen Mevsimler Gibisin’ ile 4. Altın Kelebek Ödülleri’nde birincilik ödülü aldığını belirterek, “Dünyaya bir daha gelsem, yine müzisyen olurdum. Öncelikle bu bir aşk” değerlendirmesinde bulundu.
Şahin, şarkının söz ve müziğinin kendisine ait olduğunu vurgulayarak, “Şarkıyı Alman sevgilime yazdım. Kumburgaz’da buluştuk, kulübe gittik, geldik. Üçüncü gün baktım yanımda yok. Bir geldim kahvaltı yerine, Almanya’dan sevgilisi gelmiş. Bana, ‘Ne yapayım?’ dedi. Ben de elimde melodika çalıyorum. Kendim öğrenmişim yine dilli kavalla birlikte. Yalancı bir dünyaya benzettim, ‘Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim/Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’ şarkısı böyle çıktı” ifadelerini kullandı.
Sözü ve müziği başka şarkılara benzemeyen, işlenmemiş melodiler üzerine eserler üretmeye çalıştığını kaydeden Şahin, 1970’li yıllarda bir arkadaşının aşk acısından çok etkilenerek “Tanrım” şarkısını yazdığını söyledi.
“ZEKİ MÜREN 50 ŞARKIMI OKUDU”
Selami Şahin, bestekar olarak da her türlü besteye imza attığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Benden kim şarkı istiyorsa onun sesine göre yaptığım besteleri veriyorum ve şarkıyı okurken o sanatçının taklidini yaparak veriyorum. Niye? Eseri daha rahat geçsin diye. İyi bir rejisör oyuncuyu daha iyi oynatır. Benden kim eser istiyorsa onun sesine göre eser veriyorum. Rahmetli Zeki Müren 50 şarkımı okudu. Yıldıray Çınar, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Gönül Akkor, Behiye Aksoy yani Türkiye’de şarkılarımı okumayan kalmadı.”
“Zeki Müren, Taksim’de Maksim Gazinosu’na ‘Selami’ciğim bu akşam gel. Biliyorum çapkınsın, sevgilinle misafirimsin’ dedi. Ben de gittim. Başlamış okumaya. Sahnede, ‘Benim sevgili dostum, hoş geldin şeref verdin eskimeyen dostum’ dedi. O gece ben de ‘Eskimeyen Dostum’ şarkısını yaptım. Ertesi gün aradım, ‘Paşam nasılsınız?’, ‘İyiyim Selami’ciğim, beğendin mi dün geceyi?’ dedi. ‘Çok güzeldi, sizden bir ilham aldım, beste yaptım’ dedim. Hemen gittim. ‘Oku bakalım’ dedi. Ben de onun taklidini yaparak şarkıyı okudum. ‘Benim okumama gerek kalmadı. Aynı benim gibi okuyorsun, helal olsun’ dedi.”
İbrahim Tatlıses’in de 20’nin üzerinde şarkısını okuduğunun altını çizen Şahin, “Onun sesine uygun şarkı verdim. Roman şarkısı ‘Kasımpaşalıyım’ı Güllü ve Kibariye okudu. Ben benden eser isteyen sanatçının sesinin taklidini yaparak, şarkı yazıyorum ki eseri rahat okusun diye” değerlendirmesinde bulundu.
“YAPILMAMIŞI YAPIN, YAZILMAMIŞI YAZIN”
Genç müzisyenlere tavsiyelerde de bulunan sanatçı, “Lütfen yapılmamışı yapın, yazılmamışı yazın. Değişik, sloganlı olsun. Kalıcı şarkılar yapın. 100 şarkı yapacağınıza, bir sıfırı kaldırın, 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun.” açıklamasını yaptı.
Son projesi “Selami Şahin Saygı Albümü”nde birçok genç müzisyenin yer aldığını söyleyen Şahin, “Kime dediysek ‘hayır’ demedi. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Oğlum ve kızım bu işe koşturuyor. 50 şarkıdan fazla yaptık. Yavaş yavaş çıkıyor işte arka arkaya. Okuyan arkadaşlar da kendi sesine göre bir bestemi seçiyor. Haftada bir şarkı yayınlanıyor ve dinlenme oranı çok yüksek. Bu bizi çok mutlu ediyor” dedi.
Selami Şahin, Arapça şarkılar da yazdığını ve Orta Doğu’da çok sevildiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
“Gittiğim zaman, Mısır’da, Lübnan’da yolda yürüyemiyorum. Ben onların sevgisi ile varım. Saygıyla eğiliyorum. Tabii hiçbir zaman, kimseyi benden büyük ya da küçük görmem, Allah’a çok şükür. Mısır’a gittiğimiz zaman bir restoranda yemek yiyeceğiz. Bir baktım benim şarkımı Arapça çalıyorlar. Nasıl oldu? Böyle kaldım. ‘Bu senin eserin, Selami Şahin’ dediler. Mısır, annemin memleketi, gidince insan etkileniyor.”
“BENİ SEVENLERE ÇOK ŞEY BORÇLUYUM”
Oğlu Lider Şahin’in de kendisi gibi besteler yaptığına işaret eden sanatçı, “Lider güzel çalışıyor. İyi söz, iyi müzik olmadan imzasını atmıyor ve o esere çalışmıyor. Ben arkadaşıma balık ısmarlamam, balık tutmasını öğretirim. Yani kendisi yazıyor sözleri, müziği de kendisi yapıyor” ifadelerini kullandı.
Sanatçı Şahin, çok sesli müzik dinlediğini, yerli şarkıları pek fazla etkilenmemek adına dinlemediğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi teknoloji çok ilerledi. Adam bir şarkı yapıyor, hafif dile düşüyor, bir sene sonra bir şey daha yapmadığı zaman unutulup gidiyor. Bir yere gelmek kolay. Orada kalmak önemli. En başta gençlerimize sesleniyorum; slogan kelimeleri kullansınlar. Mesela sevgilin, komşun, dostun, arkadaşın, iş ortağın olur, ‘Yeter be seninle başım dertte. Vallahi ne yapacağım bilmiyorum’ dersin. İşte slogan. Ya da ‘Bir sevgilim vardı, onu sevmedim, ayrıldık. Ona alıştım’. Yani ‘Alışmak sevmekten daha zor’. ‘Vallahi benim en iyi dostum içkim, sigaram. Onlar da terk ederdi, olmazsa param’ gibi. Yani sözlerle slogan şart.”
Sanat hayatında 58 yılı geride bırakan Şahin, “Şarkılarımı okumayan kalmadı. Bu kadar çok besteyi tutturdum. Şükürler olsun Allah’a, mutluyum. Beni sevenlere çok şey borçluyum. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Selami Şahin varsa onların sevgisiyle var.” diye konuştu.
]]>Ankara’daki Büyük Millet Meclisi, kuruluşundan bir yıl sonra duyulan ihtiyaç neticesinde “Milli Marş” yazımı için 500 lira ödüllü bir yarışma düzenledi.
Bu ödülün miktarını ve yarışmanın düzenlenmesini yürüten dönemin Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanı) Rıza Nur, yarışmaya güfte dışında 500 lira da beste ödülü koydu.
Yarışmaya olabildiğince çok sayıda katılım olması için Meclis tarafından aktif olarak çalışan gazetelere ve ülkede ulaşılabilen her yere bilgi ulaştırılırken, 6 ayda 724 şiir gönderildi.
İstiklal Marşı yazılması için TBMM tarafından gönderilen ilanın orijinal metni şu şekildeydi:
“Şairlerimizin dikkatine; Milletimizin dahili ve harici İstiklal uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı, Umur-u Maarif Vekili Celilesi’nce müsabakaya vazedilmiştir. İşbu müsabaka, 23 Kanun-u evvel sene 36 tarihine kadar olup bir heyeti edebiye tarafından, gönderilen eserler arasından intihap edilecektir ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükafat verilecektir ve yine laakal beş yüz lira tahsis edilecek olan beste için bilahare ayrıca bir müsabaka açılacaktır. Bütün müracaatlar Ankara’da Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaleti’ne yapılacaktır.”
724 şiir arasından Mehmet Akif Ersoy’un eseri kabul edildi
Bu 724 şiirin değerlendirilmesi için Meclis bünyesinde görev yapan hükümetin Maarif Vekaletince (Milli Eğitim Bakanlığı) oluşturulan komisyonda görevlendirilen uzman kişiler, 724 şiiri tek tek okuyarak değerlendirme yaptı ve arasından 6’sını seçti.
Para ödülü konulduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, daha sonra Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine Taceddin Dergahı’nda kaleme aldığı ve Türk Ordusu’na hitap ettiği şiiriyle yarışmaya katıldı.
“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” diyen Ersoy’u ikna etmek için Hamdullah Suphi, “İstiklal Şairi”ne şu mektubu yazmıştı:
“Pek aziz ve muhterem efendim İstiklal Marşı için açılan müsabakaya, iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.”
Yapılan elemeler sonucu TBMM’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, Mehmet Akif’in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edildi. Meclis’te İstiklal Marşı’nı okuyan ilk kişi de Hamdullah Suphi Tanrıöver oldu.
Mehmet Akif Ersoy, marşın kabulü sonrası bütçeden ayrılan 500 lira ödemeyi kadın ve çocuklara mesleki eğitim veren Darül Mesai Vakfına bağışladı.
Şiirin bestelenmesi için açılan yarışmaya 24 besteci katıldı
İstiklal Marşı’nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat’a dahil etmeyen Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin eseri olduğunu beyan etti.
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı ve 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti.
1930’a kadar çalınan beste o yıl değiştirildi ve dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konuldu ve toplam dokuz dörtlük ile bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yaptı.
Üngör’ün yakın dostu Cemal Reşit Rey ile yapılmış bir röportajda belirtildiğine göre, beste aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştı ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemişti.
Söz ve melodide yer yer görülen uyum eksikliğinin (örneğin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrası ezgili okunduğunda “şafaklarda” sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur.
Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde İstiklal Marşı olarak söyleniyor.
]]>Usta sanatçı, dedesinin isteğiyle 7 yaşında çalmaya başladığı kemanda ustalaştı ve 11 yaşına geldiğinde Muzıka-yi Hümayun’da senfonik orkestra üyeliğine seçildi.
Bandodaki yeteneğiyle 2. Abdülhamid’in dikkatini çeken ve Batı müziği öğrenimi görüp konser kemancısı olarak yetiştirilen Üngör, o tarihten itibaren özel hocalarla çalıştı.
Osman Zeki Üngör, Vondra Bey’den keman, D’Aronda Paşa’dan müzik nazariyatı, solfej, klasik fon felsefesi ve tarih dersleri aldı. Sanatçı, eğitimlerin sonunda ilk Türk konser kemancısı oldu.
Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesinin şefliğini yaptı
Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde öğrenim gören Üngör, resitallerde ve sarayın resmi davetlerinde çalarken, Fasl’ı Cedid ile Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak görev yaptı.
Üngör, binbaşı rütbesiyle Saray Orkestrası şefliğini üstlendiğinde, repertuvarında çoğunlukla marşlar ve popüler parçalar bulunan orkestrayı modernleştirme çabasındaki Atabilen’i destekleyen sanatçıların başında geldi.
Muzıka-yi Hümayun’da ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan Üngör, bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de ilk defa saray dışında halka yönelik konserler verdi ve orkestra şefi olarak iki ay süren Avrupa turnesine çıktı.
Sanatçının ilk olarak Viyana’da, ardından Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’da sahne aldığı bu program, bir Türk orkestrasının çıktığı ilk Avrupa turnesi oldu.
Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör, asıl şöhretini Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nı 1922’de besteleyerek elde etti. Cumhuriyet’in ilanından sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-i Cumhur Musiki Hey’eti şefi oldu.
Musiki Muallim Mektebi’nin kurulmasında da önemli rol oynayan Üngör, 1924’ten 1934’e kadar bu okulun müdürlüğünü üstlendi.
Üngör, 1926’da Türkiye’nin tanıtımını yapmak için Avrupa sahilini boydan boya dolaşan Karadeniz Gemisi’yle gezecek orkestrayı oluşturdu ve 4 ay boyunca her limanda konser verdi.
Emekliye 1934’te ayrılan besteci, 28 Şubat 1958’de İstanbul’da vefat etti. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalınan Üngör’den önce bu izin sadece Mehmet Akif Ersoy için verilmişti.
Üngör’ün başlıca eserleri, “İstiklal Marşı”, “İlim Marşı”, “Azmü Ümit Marşı”, “Töre Marşı”, “Türk Çocukları” ve “Cumhuriyet Marşı” oldu.
İstiklal Marşı’nın bestelenmesi
Osman Zeki Üngör, İstiklal Marşı’nın besteleniş hikayesini şöyle anlatmıştı:
“İstiklal Savaşı’nın devam ettiği sıralarda ben, Muzıka-yi Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, fasıl takımı ve orkestra benim emrimde idi. Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk.
Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.
İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım, ‘Aman, bu çok güzel bir şey olacak.’ dedi. Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim.
O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği Milli Marş olarak takdime karar verdim.”
]]>Sanatçı, ilk ve ortaöğrenimini İstanbul Aksaray’da tamamladı. Kur’an’ı Kerim’i 9 yaşında ezberleyen Kaynak, küçük yaşlarda sesinin güzelliğiyle çevresinin dikkatini çekti.
Usta sanatçı, ilk musiki derslerini henüz 10 yaşlarındayken Hafız Melek Efendi’den aldı.
Darüşşafaka Cemiyetinde, musiki öğretmeni Kazım Uz’dan nota ve usul eğitimi alan sanatçı, ilahi ve fasıl konularında Şeyh Cemal Efendi’den yararlanarak kendini geliştirdi.
Mercan İdadisi’ni bitiren Kaynak, Balkan Harbi zamanında Darülfünun İlahiyat Fakültesine girdi.
Sanatçı, 1. Dünya Savaşı’nda öğrenim çağındaki gençlerin askere çağrılması üzerine, 1917’de vatani göreve başladı. Diyarbakır’da başladığı askerlik dolayısıyla Mardin, Elazığ ve Harput’ta da görev yaptı.
İlk bestesini 1926’da kaleme aldı
Sadettin Kaynak, Cumhuriyet’in kurulmasının ardından Ukrayna’ya sefer yapan gemilerde bir süre katip olarak çalıştı.
Hüzzam makamındaki “Hicran-ı Elem” adlı ilk bestesini 1926’da kaleme alan usta sanatçı, aynı yıl plak doldurmak üzere Berlin’e gitti.
Aynı yıl Zehra Hanım’la evlenen sanatçının, Cavidan, Yavuz, Feyyaz ve Günaydın adını verdiği dört çocuğu oldu.
Bir süre sonra Yavuz Sultan Camii imamlığına başlayan sanatçı, 1928’de caminin başimamı oldu.
Sanatçı Kaynak, bestekar ve icracı kimliğinin zaman zaman ön plana çıkması nedeniyle bir tercih yapmak zorunda kaldı. İmamlık görevinden istifa ederek, kendini tamamen musiki çalışmalarına verdi.
Viyana, Paris ve Milano’ya da giden Kaynak, yazar İbnülemin Mahmut Kemal İnal’a verdiği mektubunda, yerli ve yabancı filmlere müzik yapmasına ilişkin şunları aktarmıştı:
“İstanbul’a döndükten sonra film musikisi bestelemeye heves ettim, Mısır’dan getirilen 85 adet filmin müziklerini. Her filmde 10 ila 20 eser vardı. Beş yıl süreyle İpekçi Kardeşler film şirketine bağlı kaldım.
Bu esnada yerli filmler için eserler de besteledim. Yerli filmlerden ‘Allah’ın Cenneti’nde, Arap filmlerinden ‘Leyla ile Mecnun’da film sahasında ilk bestelerimi verdim.
Bu esnada rahmetli Atatürk beni çağırttı. Bir Kur’an-ı Kerim verdi. İmzasını koydu. Kur’an-ı Kerim’de muharebeye müteallik ayetlerin tercümelerini tespit ederek, ordu kumandanlarına bir nutuk vermemi emretti. Hazırlandım.
Atatürk’ün karşısında, ordu kumandanlarının hazır bulunduğu bir mecliste bu emri yerine getirdim. Atatürk, ‘Kuran’da neler varmış da bizim haberimiz yok.’ dedi. Müteaddit defalar birçok vesilelerle Atatürk’ün huzuruna kabul olundum”
Halk müziğinin bölgesel motiflerini derinlemesine inceledi
Sadettin Kaynak, 1953’te Sultanahmet Camisi’nin ikinci imamlığına getirildi. “Yavuz Sultan Selim Ağlıyor” filminin müzik çalışmaları sırasında felç oldu. 14 Ağustos 1954’te yapılan jübilesinin ardından Kadıköy Koşuyolu’ndaki evine çekildi.
Usta sanatçı, 3 Şubat 1961’de Haydarpaşa Numune Hastahanesinde vefat etti ve Merkezefendi’deki aile kabristanına defnedildi.
Eserlerinde çok zengin bir folklor yapısı göze çarpan sanatçı, halk müziğinin bölgesel motiflerini derinlemesine inceledi. Şarkı ile türkü arası bir özellik taşıyan üslup kullanarak kendine has bir form oluşturdu.
Kaynak, gezdiği yörelerin özelliği olan uzun havalar ve hoyrat ezgilerin yapısından da etkilenerek hüseyni, gerdaniye ve muhayyer makamlarında da eserler besteledi. Halk ozanları Yunus Emre, Karacaoğlan ve Erzurumlu Emrah’ın şiirlerine ve anonim halk ezgilerine de beste yaptı.
Çile Bülbülüm Çile’nin telifini Safiye Ayla’ya verdi
Eserleriyle Türk sanat müziğinde özel bir yeri olan Kaynak, 1932’de bestelediği ve Safiye Ayla’nın yorumuyla ünlenen “Çile Bülbülüm Çile” şarkısının plak, radyo ve konserlerdeki telif haklarını Safiye Ayla’ya verdi ve bu şarkı ile anılır oldu. Muhayyer makamdaki şarkının güftesini Vecdi Bingöl kaleme aldı.
Usul, ritim, tempo değişiklikleri ve makam geçişleri yönünden zengin eserler ortaya koyan Kaynak, binin üzerinde besteye imza attı.
Sadettin Kaynak’ın bestelerinin çoğu, dönemin ünlü sanatçıları Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Şükran Özer ve Mualla Mukadder tarafından seslendirildi ve plakları satış rekorları kırdı.
İstiklal Marşı’nı besteleyenler arasında da bulunan Kaynak, aynı zamanda ezanı Türkçe seslendiren ilk kişi oldu.
Kendi ifadesiyle binin üzerinde besteye imza atan Kaynak’ın unutulmayan eserlerinden bazıları şöyle:
“Benim Yarim Gelişinden Bellidir”, “Tel Tel Taradım”, “Kara Bulutları Kaldır Aradan”, “Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece”, “Dertliyim Ruhuma Hicranını”, “İncecikten Bir Kar Yağar”, “Çile Bülbülüm Çile”, “Ben Güzele Güzel Demem”, “Enginde Yavaş Yavaş”, “Gönül Nedir Bilene Gönül Veresim Gelir”, “Leyla Bir Özge Candır”, “Niçin Baktın Bana Öyle”, “Leylakların Hayali”, “Bir Rüzgardır Gelir Geçer Sanmıştım”, “Ela Gözlerine Kurban Olduğum”, “Yanık Ömer”
]]>