Söz konusu beyinlerin, Kuzey Avrupa’daki turba bataklıklarından, And Dağları’nın zirvelerinden, gemi enkazlarından, çöl mezarlarından ve İngiltere’de Victoria dönemindeki yoksulların evlerinden çıkarıldığı açıklandı.
Güney Danimarka Üniversite Hastanesi’nden Doktor Martin Wirenfeldt Nielsen, konuya ilişkin açıklamasında, veri tabanının tamamen yeni çalışma alanları açacağını belirtti. Aynı zamanda Güney Danimarka Üniversitesi’nin tıbbi beyin koleksiyonundan sorumlu olan Wirenfeldt Nielsen, “Bu veri tabanı, bilim insanlarının antik zamanlardan kalma beyin dokusunu incelemesine ve bugün bilinen hastalıkların, uzun zaman önce, şu anda yaşadığımız uygarlıklardan tamamen farklı medeniyetlerde de mevcut olup olmadığını belirlemesine olanak tanıyacak. Modern toplumdaki çevreye ve uyaranlara maruz kalmamış beyin dokularını incelemek, bugün karşılaştığımız bazı beyin hastalıklarının en azından kısmen şu anki yaşama şeklimizden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamamıza yardımcı olabilir” diye konuştu.
12 BİN YILLIK BEYİN
Oxford Üniversitesi doktora öğrencisi ve adli antropolog olan Alexandra Morton-Hayward ise beyinlerin, kemikler kadar sağlam kalmamasına rağmen, arkeolojik kayıtlarda şaşırtıcı derecede iyi korunduğunu kaydetti. Daha önceden cenaze levazımatçılığı da yapan ve şu an İngiltere’nin Oxford kentindeki bir laboratuvarda çalışan Morton-Hayward, “Yıllarca ölülerle çalıştım. Kendi deneyimim, beynin (ölüm sonrası) sıvılaşmasının oldukça hızlı olduğu yönünde. Bu yüzden 2 bin 500 yıllık bir beyne atıfta bulunan (bilimsel) bir makaleyle karşılaştığımda gerçekten çok şaşırdım” dedi.
Antropolog Morton-Hayward, antik beyinlere ilişkin en eski kaydın, 1920’lerde Rusya’daki bir bölgeye dayandığını söyledi.
O dönem bulunan iki antik beynin, 12 bin yıllık olduklarını ve yünlü mamut dişleriyle birlikte çıkarıldıklarını anlatan Morton-Hayward, bu beyinlere daha sonra ne olduğunun bilinmediğini dile getirdi.
Morton-Hayward, çalıştığı laboratuvarda, 570 antik beyinden oluşan bir koleksiyonun oluşturulmasına yardımcı olduğunu ve koleksiyonun korumalı kavanozlar veya plastik kaplarda, buzdolabında saklandığını belirtti.
Laboratuvardaki en eski örneğin, İsveç’te bir göl yatağına gömülmeden önce sivri uçlu bir çubuğa takılmış, Taş Devri’nden kalma 8 bin yıllık bir beyin olduğunu belirten araştırmacı, ayrıca Polonyalı bir azize ve Güney Amerika’daki bir İnka kurbanına ait beyinlerin de bulunduğunu söyledi.
İKLİM VE ÇEVRE GİBİ ETKENLERLE BOZULMUYOR
Genellikle rengi solmuş ve küçülmüş olan beyinlerin, zamanın tahribatına nasıl karşı koyduğunu anlamaya çalıştığını kaydeden Morton-Hayward, bunun için iklim ve çevreyle bağlantılı en az dört koruma mekanizmasına atıfta bulundu.
Morton-Hayward, kuru ve sıcak koşulların beyindeki suyun kurumasına neden olarak doğal bir mumyalama işlevi gördüğünü, asitli turba bataklıklarında beyinlerin deri tabaklanır gibi çok iyi korunduğunu, çok soğuk ortamlarda beyinlerin donarak sağlam kaldığını ve birkaç vakada ise beyindeki yağların “sabunlaşma” olarak bilinen bir süreçle “mezar mumuna” dönüştüğünü kaydetti.
Öte yandan araştırmacı, 1328 vakada beynin, diğer yumuşak dokuların yok olmasına rağmen sebebi bilinmeyen bir şekilde sağlam kaldığını belirterek, “Elimizde beşinci bir mekanizma var, bu bilinmeyen mekanizmanın muhtemelen demir gibi metallerin varlığıyla desteklenen bir tür moleküler çapraz bağlanma olabileceğini varsayıyoruz” ifadesini kullandı. Morton-Hayward, beyindeki protein ve lipitlerin, demir ve bakır gibi elementler sayesinde birleşerek korunmuş olabileceğini kaydetti.
Antik beyinlerden çıkarılan DNA ve proteinlerin, bir zamanlar ait oldukları insanlar hakkında bilgiler sağlayabileceğini kaydeden Morton-Hayward, başarılı bir şekilde kurtarılması halinde malzemenin, kemiklerden ve dişlerden elde edilen moleküler bilgilerin açığa çıkaramayacağı verileri sağlayabileceğini söyledi.
Antropolog, beyinlerin (beşinci mekanizmayla) yoğunlaşarak büzüldüklerini ve suyu dışarı attıklarını, bu sayede “antik DNA”nın çok iyi korunmuş olabileceğini belirtti. Araştırma “Proceedings of the Royal Society B Biological Sciences”ta yayımlandı.
]]>Bununla birlikte İrlanda’da yer alan University College Cork’taki (UCC) nörobilimciler, orta yaşlı beynin boyut ve işlevde önemli değişimlere eğilimli olduğu ve bunun da kırklı ve ellili yaşlarımızda bilişsel sağlığın hızla düşmesine neden olduğu konusunda uyarıyor.
Araştırmacılar, temel bilişsel yeteneklerde hızlı bir bozulmanın, diğer açılardan sağlıklı olan kişilerde bile meydana gelebileceğini, ancak bunun sıklıkla fark edilmediğini söylüyor. Ancak her şey karamsarlık ve karamsarlık değil, çünkü orta yaşın beyin sağlığı açısından neden bu kadar kritik olduğunun daha iyi anlaşılması, çok geç olmadan düzeltmeler yapmaya başlayabileceğimiz anlamına geliyor.
UCC Anatomi ve Sinirbilim Bölümü’nde araştırmacı ve Trends in Neurosciences dergisinde yayınlanan yeni inceleme makalesinin baş yazarı Sebastian Dohm-Hansen,
1. DAHA FAZLA LİF YİYİN
Dohm-Hansen, araştırmaların lif açısından zengin bir diyetin “daha faydalı bilişsel sonuçlarla ilişkili olduğunu” ve bağırsak mikrobiyotasından türetilen önemli kimyasal habercilerin beyin üzerinde bir etkiye sahip olduğunu gösterdiğini söylüyor.
12 hafta sonra, lif hapı alanlar beyin fonksiyonunu, reaksiyon süresini ve işlem hızını değerlendiren testlerde plasebo verilenlere göre daha iyi performans gösterdi.
2. BİLİŞSEL REZERV OLUŞTURUN
Sudoku, bulmaca, okuma, etkinlikler düzenlemek ve bir sınav ekibine katılmak gibi teşvik edici hobiler ve görevlerle meşgul olarak bilişsel rezervinizi geliştirmek, ağırlık antrenmanı yoluyla biceps kasını çalıştırmaya biraz benzer. Dohm-Hansen, “Beyninizi daha güçlü ve daha dayanıklı hale getiriyor” diyor. Erken emekliliğin iki ucu keskin bir kılıç gibi olabilmesinin nedeni kısmen budur.”
İşi bırakmak, beyin sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğu bilinen stresi azaltır ancak diğer yandan bilişsel açıdan zorlu günlük görevler açısından bir boşluk da oluşturabilir. Dohm-Hansen, 2020’deki bir Lancet raporunda, erken emekli olan kişilerin ilerleyen yaşlarda bunama oranının orantılı olarak daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı;
3. KAN BASINCINIZA DİKKAT EDİN
Dohm-Hansen, “Kalbiniz için iyi olan şey genellikle beyniniz için de iyidir” diyor. “Ve hipertansiyondan kaçınmak bilişsel sağlık için önemlidir.” Geçtiğimiz yıl, İngiliz Kalp Vakfı (BHF) tarafından kısmen finanse edilen bir çalışma, beynin dokuz belirli bölgesinde oluşan hasarın yüksek tansiyondan kaynaklanabileceğini gösterdi. Uzun vadede, Edinburgh Üniversitesi ve Krakow’daki Jagiellonian Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden BHF araştırmacıları, hipertansiyonun hafıza kaybı ve düşünme becerilerinde azalma gibi bilişsel işlevlerde düşüşe katkıda bulunabileceği sonucuna vardı.
4. VÜCUT SAATİNİZİN DÜZENİNİ BOZMAYIN
Pek çok çalışma, uykunun veya uyku eksikliğinin beyin üzerinde uzun vadeli bir etkiye sahip olduğunu öne sürüyor; bunlardan en yenilerinden biri, 22.078 orta yaştaki kişiyi kapsamakta ve Age and Aging dergisinde yayınlanmakta olup, yeterli uyku almayanların uykudan Kırklı ila altmışlı yaşları arasında uyumak, yaşlandıkça demans gelişimine daha yatkın olabilir.
Geçen yıl bulgularını yayınlayan Avustralyalı araştırmacılardan oluşan bir ekibe göre, orta yaşta çok fazla ya da çok az uyumak bilişsel sağlık üzerinde özellikle sert bir etkiye sahip. Canberra Üniversitesi ve Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden ekip, Birleşik Krallık’taki 29.544 yetişkin üzerinde yaptıkları araştırmada, düzenli olarak altı saatten az veya dokuz saatten fazla uyuyanların ya da gündüzleri çok fazla “gündüz uyuklamaya” eğilimli olanların olduğunu buldu. orta yaşta, beyin sağlığı daha kötüydü.
5. KALP DOSTU YİYECEKLER YİYİN
Kalp dostu bir diyete sahip olmanın, yaşamın ilerleyen dönemlerinde bilişsel işlevleri iyileştirdiği, orta yaşta Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları uygulayan kadınların hafıza kaybı ve diğer bilişsel gerileme belirtilerini bildirme olasılığının yaklaşık yüzde 17 daha az olduğu görüldü. Daha sonra.
New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, geçtiğimiz yıl Alzheimer’s & Dementia dergisinde yayınlanan 5.116 kadın üzerinde yaptıkları araştırmada, yüksek miktarda bitki bazlı gıdalar ve düşük miktarda doymuş hayvansal yağ, tuz ve şeker içeren diyetin – yaşamın ilerleyen dönemlerinde bilişsel işlevlerin iyileştirilmesine yardımcı olabilir.
6. FARKLI EGZERSİZLER YAPIN
Thuret, “Egzersizin beyin üzerinde büyük etkisi var” diyor. “Yaşlandıkça genel sağlığımızdaki düşüşü yavaşlatmaya yardımcı olabilir.” Hayvan çalışmaları düzenli koşmanın yeni nöron üretimini yüzde 30’a kadar artırdığını gösterse de diğer aktivite türlerinin faydalı olduğunu söylüyor.
“Daha önce koşma ve bisiklete binme gibi kardiyo aktiviteleri üzerinde çalışılmıştı ancak koşmak herkese göre değil ve mevcut araştırmamız üç kez gerçekleştirilen aerobik, güç ve fonksiyonel vücut ağırlığı türünden egzersizlerden oluşan karma bir yaklaşımın etkilerini inceliyor. haftada bir kez.”
]]>
Beyin jimnastiğini de ihmal etmeyin
Beyin sağlığınız için bol bol beyin jimnastiği yapmayı da unutmayın. Bulmaca çözmek, yabancı dil öğrenmek, satranç oynamak gibi aktivitelerin yanı sıra günde ortalama 1 saat beyninizi çalıştıracak ve zorlayacak aktiviteler yapın. Mesela aynı anda bisiklet sürerken kulaklıkla kitap dinlemek, arkadaşlarınızla sohbet ederken el işi yapmak gibi işlevler beyne çoklu görevler yaptırarak kapasiteyi zorlar. Çoklu görevler, bireyin bir görevden diğerine hızlı bir şekilde geçiş yapma yeteneğini geliştirebilir. Bu, bilişsel esneklik olarak bilinir ve değişen koşullara ve taleplere uyum sağlama kapasitesini artırır. Bilişsel esneklik, problem çözme, planlama ve öncelik sağlama gibi üst düzey bilişsel işlevler için kritik öneme sahiptir. Çoklu ve çeşitli görevlerle çalışmak, kısa süreli ve uzun süreli hafızayı güçlendirebilir.

İŞTE FAYDALARI
Düzenli egzersizin beyin sağlığına faydaları şöyle özetlenebilir:
1.Sinirleri besleyen proteinlerin üretimini artırıyor: Egzersiz, beyin türevli nörotrofik faktör (BDNF) adı verilen, sinir hücrelerinin büyümesi ve hayatta kalması için önemli olan bir proteinin seviyelerini artıryor. Üstelik bu proteini sadece beyin, düzenli spor yapıldığında üretebiliyor. BDNF özellikle hipokampusta, beyindeki öğrenme ve hafıza ile ilişkilendirilen bir bölgede, sinir hücrelerinin bağlantılarını güçlendiriyor ve yeni hücrelerin oluşumunu teşvik ediyor. Bu süreçler, hafızanın güçlenmesine ve öğrenme kapasitesinin artmasına yardımcı oluyor.
2.Kan akışının hızlandırıyor:
Fiziksel aktivite, beyne giden kan akışını hızlandırıyor. Bu, beyin dokularına daha fazla oksijen ve besin maddesi taşınması anlamına geliyor, böylece beyin hücrelerinin sağlığı ve fonksiyonları destekleniyor. Artan kan akışı, özellikle hafıza ve öğrenmeyle ilişkilendirilen beyin bölgelerinde, sinir hücrelerinin verimliliğine ve hayatta kalmasına fayda sağlıyor. Özellikle kan akışını artıran aerobik egzersizle (açık havada yapılan egzersiz) birlikte, beynin kendi özel bağışıklık ve filtre sistemi, Alzheimer’e neden olan protein birikimlerini, sinir hücrelerine zarar veren serbest radikallerle diğer zararlı toksinleri beyinden süpürüyor.

3.Yeni hücrelerin oluşumunu sağlıyor: Düzenli egzersiz, özellikle hipokampusta yeni beyin hücrelerinin oluşumunu (nörojenez) teşvik ediyor. Hipokampus, hafıza oluşumu ve uzun süreli hafıza için kritik öneme sahip bir beyin bölgesidir. Yeni hücrelerin oluşumu, hafıza fonksiyonlarının iyileştirilmesine ve bilişsel esnekliğin artırılmasına katkıda bulunuyor.
4.Sinir hücreleri arasındaki bağlantıları güçlendiriyor:
Egzersiz, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların güçlenmesine yardımcı oluyor, bu sürece sinaptik plastisite deniyor. Öğrenme ve hafızanın temel taşı olan sinaptik plastisite, beyinin yeni bilgileri öğrenme ve mevcut bilgileri hatırlama kapasitesini artırıyor.
5.Stres ve iltihaplanmayı azaltıyor: Fiziksel aktivite, stres hormonlarının seviyelerini düşürüyor, mutluluk hormonu serotonin ve enerji hormonu endorfini artırıyor. Beyindeki iltihaplanma süreçlerini de azaltabiliyor. Kronik stres ve iltihaplanma, hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkilere sahip olabiliyor. Egzersizle stresin ve iltihaplanmanın azaltılması, hafıza üzerinde koruyucu bir etki yaratıyor.
]]>
GERİ DÖNÜŞÜ YOK
Alzheimer hastalığı aslında klinik belirtiler ortaya çıkmadan nerdeyse 20 yıl öncesinde başlıyor ve hastalık klinik verdiği andan itibaren geri dönüşsüz ilerleyici bir hal alıyor. Hafızamızı, sosyal ilişkilerimizi sosyal hayatımızı ve günlük yaşam aktivitelerimizi olumsuz etkileyecek düzeyde gerilemeye yol açıyor. Hastalık özellikle ailesinde erken yaşta Alzheimer olanlarda çok erken yaşta görülebiliyor. Ne kadar erken yaşta başlarsa ilerlemesi de o kadar hızlı oluyor. Tam bir iyileşme olmasa da erken tanı ve tedavi ile hastalığın ilerlemesi durdurulabiliyor ya da yavaşlatılabiliyor.

BİRÇOK NEDENİ VAR
Alzheimer’da yaş en önemli risk faktörüdür. İlerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Akrabalarda özellikle anne, baba, kardeş gibi birinci derece yakınlarda olduğunda yakalanma riski artar. Yaşam boyunca sık tekrarlanan kafa travmaları şiddetli ya da hafif bile olsa Alzheimer riskini artırabilir. Sık sigara ve alkol tüketimi de beyin dokusuna zarar vererek zamanla hastalığa yol açabilir. Uykusuzluk en önemli tetikleyiciler arasındadır, 6 saat ve daha kısa uyku süreleri, düzensiz uyku saatleri, derin uykuya dalamama uzun süreli hafızayı olumsuz etkiler. Düşük eğitim düzeyi önemli bir nedendir. Beyin az zorlanırsa Alzheimer olma riski artar. Kardiyovasküler risk faktörleri dediğimiz beyin damarlarına ve dokusuna zarar verebilecek diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği de Alzheimer gelişimini hızlandırır. Kadınlık hormonu östrojenin azaldığı menopoz dönemi de hastalığı tetikleyen nedenler arasında yer alır. Obezite de ayrı bir ciddi risk faktörüdür. Son yapılan çalışmalara göre göbek çevresi büyüdükçe beyin küçülür. Küçülen beyin bölgeleri özellikle motivasyon ve ödüllendirme ile ilişkili duygusal kontrolle ilişkili ve hafıza ile ilişkili bölgelerdir. 4 yıldan uzun süre tedavi edilmeyen depresyon da tek başına Alzheimer’ı tetikleyen bir nedendir.
HASTALIĞIN EVRELERİ
Alzheimer’da klinik evreler önemlidir. Hastalık erken dönemde ne yazık ki pek anlaşılmaz.
İLK EVRE: Erken dönem; yön kaybı, yeni öğrenilen bilgileri unutma, sürekli aynı soruları sorma, kelime ve isimleri unutup, hatırlamakta zorlanma, yemek hazırlama gibi aşina olunan işleri yapmakta zorluk çekme, zaman-yer karışıklığı, eşyaların yerlerini bulamama, para hesabında hatalar yapma, verilen randevuları unutma ve öz bakımda özensizlik gibi belirtiler ortaya çıkar.
ORTA EVRE: Bu dönem en uzun dönemdir ve yıllarca sürebilir. Hastalık ilerledikçe kişi daha fazla bakım ihtiyacı hisseder. Demans yakınmaları daha belirgindir, kelimeleri karıştırmalar artar, yakın geçmişteki olaylar unutulur, daha çabuk sinirlenmeler, öfke patlamaları olur, banyo yapmayı reddetme gibi uygunsuz davranışlar başlar. Yavaş yavaş mevsim, ay-gün-yıl gibi kavramlarda karışıklık, arkadaş çevresini tanımakta zorlanma olur. Beyin sinir hücreleri hasara uğradıkça duygu ve düşüncelerin ifadesi güçleşir, kişi rutin aktiviteleri yardımsız yapamaz hale gelir.
GEÇ EVRE: İleri evreye geçişte en önemli belirtilerden biri idrar kaçırma problemidir. Son evrede unutkanlık yakınmaları şiddetlidir. Kişi çevresine ilgisizdir, sohbetlere katılamaz, hareketlerini kontrol edemez, bilinçsizce davranır. Bazı cümleleri kurabilir ama iletişim çok zordur. Yürümek, oturmak, yutkunmak gibi fiziksel becerilerde bozulma olur. Zamanla hafıza ve bilişsel beceriler ve kişilik değişiklikleri kötüleşmeye devam eder ve kişi tamamen bağımlı hale gelir.
‘MASUM’ UNUTKANLIKLAR
Zaman zaman bazı unutkanlıklarımız olabilir. Çok işiniz var, kafanız çok meşgul ve yorgunluk yaşıyorsanız, ara sıra gözlük anahtar gibi sık kullandığınız eşyalarınızı nereye koyduğunuzu unutup sonra hatırlıyorsanız, ara sıra tanıdıklarınızın ismini unutuyorsanız bu durum olabilir.
]]>Araştırmacılar son zamanlarda, doğru egzersiz türünü seçmenin depresyonu azaltmaya ve hatta yaşa göre daha büyük bir beyin oluşturmaya yardımcı olabileceğini gösteren kanıtlara daha fazla ağırlık verdi.
Limerick Üniversitesi ve Iowa State Üniversitesi’nden bir ekip, halter ve vücut ağırlığı egzersizleri gibi direnç egzersizlerinin orta dereceli kaygı ve anksiyete tedavisinde yardımcı olup olamayacağını inceledi.
Psikoloji okulunda kıdemli öğretim görevlisi ve baş yazar Dr. Michael Noetel, insanlara herhangi bir egzersizin ruh halleri için iyi olduğunu söylemek gibi genel bir yaklaşımı benimsemek yerine, neyin yararlı olabileceğinin ayrıntılarına inmek istediğini söylüyor.
Dr. Noetel, “Birçok egzersiz türünün depresyon tedavisinde altın standart psikolojik tedaviler kadar iyi olduğunu gördük. Ancak özellikle kuvvet antrenmanı, yürüyüş, koşu, yoga, t’ai chi ve karma aerobik egzersizler; konuşma terapileri ve bazı antidepresan ilaçlar gibi reçeteli tedaviler kadar güçlü faydalar gösterdi.”
“Ayrıca insanların çoğunlukla kuvvet antrenmanı ve yogaya sadık kaldıkları görüldü. Bir spor salonuna, fitness grubuna veya yoga stüdyosuna katılmak, hatta bir arkadaşınızı veya aile üyenizi yanınızda sürüklemek, hepsi bağlılıkta önemli faktörlerdi.” dedi.
İşte uzmanlara göre beyninize fayda sağlayacak egzersizler…
GÜNDE 4 BİN ADIM HEDEFLEYİN
Popüler 10.000 günlük adım hedefinin gerisinde kalsanız bile, yine de yürüyüşten fayda görebilirsiniz. PBHC’de geriatrik psikiyatri direktörü ve çalışmanın yazarlarından biri olan sinir bilimci David Merrell, Alzheimer Hastalığı Dergisi’nde, “Günde 4.000 adım atmak gibi orta düzeyde fiziksel aktivitenin bile beyin sağlığı üzerinde olumlu etkisi olabileceğini bulduk” diyor.
HAFTADA İKİ KEZ AĞIRLIK KALDIRIN
Direnç eğitimine başlamak için asla geç değildir. Haftada iki kez yapılan üç aylık ağırlık antrenmanı, 60-80 yaşlarındaki yetişkinlerden oluşan bir grupta nörokimyasal değişiklikler ve beyin sağlığında iyileşmeler sağlamak için yeterli oluyor. Geçen yıl GeroScience dergisinde yayınlanan bu çalışmada, yapılan antrenman, kaldırabilecekleri maksimum yükün yüzde 70-85’i kadar olup 6-10 tekrardan oluşan ve 3 set halinde gerçekleştirilen dört alt vücut egzersizinden oluşuyordu.
10 DAKİKALIK KOŞUYA ÇIKIN
Japonya’daki Tsukuba Üniversitesi’ndeki bilim insanlarına göre, sadece 10 dakika boyunca orta yoğunlukta koşmak, ruh halini ve beyindeki yönetim süreçlerini geliştiriyor. Kısa bir koşudan sonra gerçekleştirilen beyin taramaları, bu aktivitenin, yürütücü işlevlerde ve ruh hali kontrolünde rol oynayan beynin prefrontal korteksine kan akışını arttırdığını gösterdi. Diğer araştırmacılar, koşmanın ritmik hareketinin, prefrontal korteksteki serotonin reseptörlerini düzenlemeye, ruh halini ve bilişsel kontrolü artırmaya yardımcı olduğunu öne sürdü.
MUTFAKTA DANS EDİN
Dr. Noetal incelemesinde, dansın depresyon üzerindeki etkisiyle ilgili bazı çalışmalardan bahsetti. Bununla ilgili, “Biraz müzik açın ve mutfakta dans edin. Dans çalışmaları incelediklerimiz arasında en güçlü etkileri gösterdi. Dolayısıyla araştırma eksikliği nedeniyle dansın depresyonu hafifletici etkileri konusunda o kadar emin olamasak da, denemek isteyenler için harika bir seçenek gibi görünüyor.” diyor.
]]>
AZ UYUMAK
Uyku yaşam için en önemli ihtiyaçtır. Günde 7 saatten az uyumak beyin faaliyetlerini azaltır. Yeterince uyumayınca beynimizin iştahı artar canımız sürekli şekerli besinler ister. Uykusuz kalınca ertesi gün metabolizma da yavaşlar. Kilo alırız. Öğrenme güçlüğü, hafıza sorunları, ruhsal sorunlar, kronik hastalıklar, hipertansiyon ve diyabet riski artar. Günde 6 saatten az uyumak felç ve kalp krizi riskini normal kişilere göre 4 kat artırır. Gece iyi uyuyamayan çocuklar gündüz daha hiperaktif, sinirli ve dikkatsiz olur.

HAREKETSiZLiK
Hareketsiz bir yaşam obezite, kalp hastalığı ve diyabet gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sağlık sorunları da beyninize zarar verebilir ve bunama riskinizi artırabilir. Beyninizi geliştirmek için yapmamız gereken en önemli şey fiziksel aktivitedir. Örneğin yürüyüş düşünme yeteneğini güçlendirir. Endorfin, serotonin hormonları üreterek daha mutlu ve enerjik olmamızı sağlar. Kalbin vücuda kan pompalamasını destekleyerek beyne kan akışını artırır. Bu da beynin genel işlevlerini olumlu yönde etkiler. Yüksek nabza olanak veren spor faaliyetleri, beyinde nörogenez yani yeni beyin hücrelerinin oluşmasında rol oynar.
OLUMSUZ DÜŞÜNMEK
Sürekli stresli ve endişeli olmanız, ruh sağlığınıza zarar verir. Bu durum; depresyon, kaygı ve hatta bunama gibi sorunlara yol açabilir. Bilimsel araştırmalar negatif düşünen insanların beyinlerinde daha fazla amiloid ve tau birikimi olduğunu göstermektedir. Bu birikim Alzheimer riskini artıran önemli bir nedendir.

SAĞLIKSIZ BESLENMEK
Sürekli fast food gibi sağlıksız gıdalarla besleniyorsanız bundan beyniniz de zarar görür. Çok fazla tatlı veya yüksek glisemik yiyecekler de beyin sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca vücudumuzda ne kadar çok yağ varsa beyniniz için o kadar kötüdür. Obezite, demans ve özellikle Alzheimer riskini artırır. Beyni korumak için yüksek proteinli, B vitamini, D vitamini ve Omega 3’den zengin besinler tüketmelisiniz. Özellikle Omega-3 yağ asitleri açısından eksik bir beslenme tarzınız varsa kendinizi olduğunuzdan daha yaşlı ve yorgun hissedersiniz.
FAZLA ÇAY-KAHVE TÜKETMEK
Günde 1-2 bardak kahve veya çay tüketimi bilişsel fonksiyonlara olumlu etki sağlar. Ancak kafeinin de fazlası zararlıdır. Günde 300 mg’dan fazla kafein tüketmek beyninize zarar vermeye başlar. 1 bardak orta demli çay 50 mg, 1 bardak kahve 75 mg kafein içerir. Günde 1 veya 2 bardak kahve içenlerde bilişsel kabiliyet artarken, 3 bardaktan fazla içenlerde tam tersi bir etki oluşur. Bu bilimsel tabirle “J-biçimli” bir mekanizmadır, günde 1-2 bardak kahve hafızaya olumlu etki sağlar, 3 bardaktan fazla tüketildiğinde unutkanlık riski başlar. Beyni uykuya ihtiyacı olmadığı yönünde kandırarak uykunuzu olumsuz etkiler.

YETERiNCE SU iÇMEMEK
Beynimizin yüzde 70-80’i sudan oluşur. Üstelik su, çalışabilmesi için beyne gerekli maddeleri de taşır. Dolayısıyla yeteri kadar su içtiğimizde beynimiz daha iyi çalışır.
SiGARA
Sigara dumanı içindeki birçok toksin, özellikle de dumanında bulunan formaldehit, beyin hücrelerini öldürür. Sigara içenlerde beyin hücrelerinin zarar görmesinin en önemli nedeni oksijen kapasitesinin azalması ve oksidatif stres gelişmesi ile beyne zarar vermesidir. Hem aktif hem de eski içiciler Alzheimer açısından yüksek risk altındadır.
ALKOL
Karaciğere zarar verir, vücuttan toksinleri atmanızı zorlaştırır. Vücutta biriken toksinler beyne zarar vererek hızla yaşlanmanıza neden olur. Sık alkol kullanımı (haftada 3 kadeh ve daha fazlası) beyinde küçülmeye yol açar. Özellikle planlama, hesaplama, hafıza ile ilgili bölgeler ve duyguları kontrol eden bölgeler küçülür. Unutkanlık ve çabuk öfkelenme yakınmaları başlar.
YÜKSEK SESLE MÜZİK DİNLEMEK
Müzik dinlemek beyne iyi gelir ancak yüksek sesle dinlendiğinde işitme kaybına neden olabilir. Bu durum da beyin için bir risk teşkil eder. Zira bilimsel araştırmalar işitme kaybı olan kişilerin Alzheimer’a yakalanma olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.
AŞIRI SOSYAL AĞ KULLANMAK
Son zamanlarda hepimizin elinden akıllı telefonlar, bilgisayarlar düşmez oldu. Günümüzü onlarla geçiriyoruz. Oysa bu durum dikkat problemlerine, yüz yüze sosyal iletişimde zorlanmamıza ve iş arkadaş ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine neden olur.
]]>Yeni çalışmaya göre; kadınlar ve erkekler üzerinde yapılan beyin taramaları hayal kurma, hafıza ve karar vermeyle ilgili bölgelerde farklılıklar olduğunu gösteriyor.

YAPAY ZEKÂYI KULLANDILAR
Stanford Medicine araştırmacıları, testlerde insan beyni aktivitesinin MRI taramalarının bir erkekten mi yoksa bir kadından mı geldiğini belirlemede yüzde 90’dan fazla başarılı olduğu tespit edilen yeni bir yapay zekâ modeli geliştirdiklerini bildirdi.
Araştırmacılar, bulguların, insan beyninde güvenilir cinsiyet farklılıklarının var olup olmadığı konusunda uzun süredir devam eden tartışmayı çözmeye yardımcı olduğunu söyledi.
Psikiyatri ve davranış bilimleri profesörü ve Stanford’un yöneticisi Vinod Menon, “Bu çalışmanın temel motivasyonlarından biri, cinsiyetin insan beyni gelişiminde, yaşlanmada ve psikiyatrik ve nörolojik bozuklukların ortaya çıkmasında çok önemli bir rol oynaması. Sağlıklı yetişkin beynindeki tutarlı ve tekrarlanabilir cinsiyet farklılıklarını belirlemek, psikiyatrik ve nörolojik bozukluklardaki cinsiyete özgü hassasiyetlerin daha derin anlaşılmasına yönelik kritik bir adım” dedi.

FARKLILIK GÖSTEREN ÜÇ ALAN…
Cinsiyete özgü beyin farklılıklarını araştırmak için Menon ve ekibi, beyin taramalarını erkek veya kadın olarak sınıflandırmayı öğrenebilecek derin bir sinir ağı modeli geliştirdi. Yapay zekâya bir dizi fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) taraması göstererek ve ona bir erkek mi yoksa kadın beynine mi baktığını söyleyerek çalışmaya başladılar.
Bu süreç sayesinde beynin hangi bölümlerinin cinsiyete bağlı olarak farklılıklar gösterdiği anlaşıldı.
Yapay zekâ, yaklaşık 1.500 beyin taraması ile beslendi ve beyin sahibinin cinsiyetini yüzde 90’dan yüksek bir oranla başarılı bir şekilde tahmin etti. Bu beyin taramaları ABD ve Avrupa’daki kadın ve erkeklerden geldi; bu da yapay zekâ modelinin dil ve kültür gibi farklılıklar olsa bile cinsiyete göre ayrım yapabildiğini gösterdi.

HAYAL KURMA, KARAR VERME VE HAFIZA
Yapay zekânın odaklandığı üç alan oldu. Araştırmada kadın ve erkek beyni arasındaki farklılıkların çoğu varsayılan mod ağında, striatumda ve limbik ağda görülüyor. Bunlar da hayal kurma, geçmişi hatırlama, geleceği planlama, karar verme ve koklama gibi çok çeşitli süreçlerde yer alıyor.
Varsayılan mod ağı, kişi hayal kurduğunda, anılarını hatırladığında aktif. Striatum; planlama, karar verme ve motivasyon için önemli. Limbik ağ ise duygu, uzun süreli hafıza ve kişinin koku alma duyusu gibi bir dizi beyin fonksiyonunu destekler.
Araştırmacılar, bu çalışmanın erkekleri ve kadınları farklı şekilde etkileyen beyin koşullarına ışık tutmaya yardımcı olacağını düşünüyor. Örneğin otizm ve Parkinson erkeklerde daha sık görülürken, multipl skleroz ve depresyon kadınlarda daha sık görülüyor.
]]>
Prof. Dr. Derya Uludüz
BAŞ DÖNMESİ
Başdönmesi, çoğu zaman sıradan bir rahatsızlık gibi görünse de bazen kafa karıştırıcı nedenleri olabilir. Kansızlık, tiroit problemleri, hatta depresyon ve kulak kristallerinin zarar görmesi gibi onlarca sebep baş dönmesi nedenleri içinde gizlenmiştir. Baş dönmenize eşlik eden bulanık görme, çift görme, el ve yüzde uyuşma gibi belirtiler varsa, bu beyin damarlarınızda bir tıkanıklığın veya Multiple Skleroz’un gizli belirtisi olabilir. Kulak çınlaması, bu labirentin bir başka yolunu işaret eder; bu durum genellikle kulağa ait bir sorunu gösterirken, nadiren de beyincik bölgesinde tümörlerin uyarısı olabilir. Eğer baş dönmeniz, sarhoş gibi yürüme ve dengesizlik ile birleşiyor ve bu sadece gözler kapalıyken meydana geliyorsa, bu durumun arkasında B12 vitamini eksikliği veya kulak kaynaklı bir sorun olabilir. Ancak, gözler açıkken de yaşanıyorsa, beyincik bölgesinde bir kanama veya tümör oluşumu gibi daha ciddi bir durum söz konusu olabilir. Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyor ve artıyorsa, bu durum boyun fıtığı veya iç kulağa ait bir nedene işaret edebilir.

HAREKET BOZUKLUKLARI
Beyninderinliklerinde, bazal gangliyonlar adı verilen bölgede meydana gelen hareket bozuklukları, vücudumuzun en karmaşık durumlarını sergiler. Bu bölgede dopamin hormonunun dengesi, hareketlerimizin akıcılığını ve kontrolünü yönetir. Dopamin seviyesindeki azalma, Parkinson hastalığı gibi yavaşlayan hareketlere neden olabilir. Bu durumda, hareketlerinizde yavaşlama, yüz ifadenizde donukluk, ellerde titreme ve kaslarda sertlik gözlemlenebilir. Bu belirtiler, beyin hücrelerindeki kaybın sessiz çığlığını yansıtır. Tersine, hareketlerinizde kontrolsüz bir artış, istemsiz hareketler veya tik benzeri vücut seyirmeleri meydana geliyorsa, bu durum Huntington hastalığı veya Tourette sendromu gibi dopamin fazlalığının işareti olabilir.

NÖBETLER
Bayılmanöbetleri, kısa süreli ve ani bilinç kayıplarıyla karakterize olaylardır. Tıpta “senkop” olarak bilinen bu durum, genellikle beyne yeterli kan ve oksijenin ulaşmaması sonucunda meydana gelir. Senkop, stres, aşırı sıcaklık, uzun süre ayakta durma veya ağrı gibi durumların vücuttaki reflekslerini tetikleyerek ortaya çıkar. Kalp ritm bozuklukları, kan şekeri düşüklüğü, kansızlık, tiroit sorunları veya psikojen nedenler de senkopun diğer olası sebepleridir. Gözlerin arkaya kayması veya vücutta kontrol dışı hareketler, nörolojik nöbetlerin tipik özellikleridir. Bu tür nöbetler genellikle birkaç saniye ile birkaç dakika arasında sürer ve tekrarlayıcı olabilir. Eğer nöbet ilk kez meydana geliyorsa ve şiddetliyse, beyin tümörü, beyin kanaması veya kafa travması gibi ciddi durumlar akla gelmelidir.

BAŞ AĞRILARI
Bazıbaş ağrıları, beyin sağlığıyla ilgili ciddi sorunların habercisi olabilir. Uykudan uyandıran veya sabahları başlayan baş ağrıları, beyinde basınç artışını gösterebilir. Bu durum, beyinde kitle işareti olabilir. Baş ağrısına eşlik eden bulantı, kusma, bulanık görme ve dengesizlik gibi semptomlar, beyin tümörleri, beyin kanaması veya beyindeki damar tıkanıklıkları gibi ciddi durumların belirtileri olabilir. Ani ve şiddetli başlayan baş ağrıları, beyin kanamasına işaret edebilir. Gençlerde anevrizma patlaması, ileri yaşlarda ise hipertansiyona bağlı kanamalar en sık nedenler arasındadır. Günler veya haftalar içinde kötüleşen ve ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrıları, beyinde yavaş gelişen bir tümörden kaynaklanabilir.

UNUTKANLIK
Unutkanlık, Alzheimer hastalığının sessiz çığlığı olabilirken, bazen reçeteli veya reçetesiz ilaçların yan etkileri, stres ve yoğun yaşam temposu veya alkol kullanımı gibi daha masum nedenlere de bağlı olabilir. Hormon dengesizlikleri, vitamin eksiklikleri hatta yaşlı erişkinlerde sıklıkla rastlanan idrar yolu enfeksiyonları bile anlık ve geçici kafa karışıklığına neden olabilir. Uyku apnesi, beyne giden oksijen ve kan akışını engelleyerek, zamanla hafızanızı zayıflatabilir. B12 vitamini eksikliği ise unutkanlık, kafa karışıklığı ve öğrenme becerilerinde azalmayla kendini gösterir. Günlük hayatınızı etkilemeye başlayan unutkanlık, beyin sağlığınızın alarm zillerini çalıyor olabilir. Aynı soruları tekrar tekrar sormak, iyi bildiğiniz yerlerde kaybolmak, tarifleri veya yönergeleri takip etmekte zorlanmak, zaman ve insanlar hakkında kafanızın karışması, sık sık unutkanlıklar yaşamak ve konuşma sırasında takılmak, Alzheimer hastalığının ilerleyici ve geri dönüşsüz yollarına işaret edebilir. Bu belirtilerin sürekliliği, Alzheimer’i diğer unutkanlık nedenlerinden ayırt etmenin anahtarıdır.
]]>
1-Kalitesiz uyku
Uykunun sağlığımız için önemi artık bilimsel olarak da ispatlandı. Ne kadar uyuduğumuz kadar, ne zaman uyuduğunuz ve ne kadar derin uyuduğunuz da önemli. Gece 23.00’te uykuda olmak ve ortalama 7-9 saat uykunun ardından sabah 08.00’de uyanmak en ideal uyku düzenidir. Gece 23.00 civarında başlayan ve gece 04.00’e kadar devam eden derin uyku dönemi beyin ve vücut sağlığımız için gerekli olan hormonların üretildiği saattir. Derin uyku sırasında beynimizde çalışmaya başlayan derin temizlik sistemi -glimfatik sistem- beyinde tüm vücutta biriken toksinleri ve zararlı maddeleri temizler. Bağışıklık sistemini güçlendiren maddeler, büyüme hormonu salgılanır ve tüm vücudumuzun tamiri yapılır. Kaliteli bir uyku ile hafızamız güçlü kalır ve dikkat performansımız artar. Maalesef çoğumuz uykuyu gereksiz görüyor, yapılması gereken diğer şeyler daha önemli olduğu için uyku vaktinden çalmanın bir problem yaratmayacağını düşünüyoruz. Oysa sağlığımızı geri kazanmamız ve onu korumamızın temel sırrı öncelikle uykuda gizli. Bu nedenle iyi bir uyku düzeni için kafein ve alkol alımınıza dikkat edin, elektronik kullanımınızı sınırlayın, geç saatlerde yemek yemekten kaçının ve sakinleştirici bir uyku ritüeline geçiş yapmaya gayret edin.
2-Yalnızlık
İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Yalnızlık ruhumuzu karanlığa hapseder ve bir süre sonra sağlığımızı olumsuz etkilemeye başlar. Depresyon, kaygı ve stres riskini artırır. Kalbi, uyku düzenini ve bağışıklık sistemini bozabilir. Kalbimiz ve beynimiz sosyal bağlantılarla beslenir. Beynin performansı artar ve Alzheimer riski azalır. Etrafımızda sevdiğimiz insanlarla paylaştığımız anlar, sohbetler, kahkahalar ve birlikte olduğumuz hatta sessizlik bile ruhumuzun gıdasıdır. Çevremizde sevdiklerimizle bir gülümseme, bir samimi sohbet, dertleşme ihtiyacı hisseden insanlarla bağlantı kurmak stresimizi azaltarak kortizol değerlerini düşürerek bizi rahatlatır. Sosyal etkileşimler beyin aktivitesini artırıp, bilişsel yeteneklerin korunmasını ve genç kalmasını sağlar.
3-Sağlıksız beslenme
Beynimiz tüm vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen enerjimizin yüzde 20’sini kullanır. Beynin katı yapısı yüzde altmışı yağdan oluşur. Beynimiz aslında en yağlı organımızdır, sinir hücreleri iletkenliğini sağlamak, myelin dediğimiz sinir kılıfını yapmak için yağa ihtiyacı vardır. Sağlıklı yağlar tüketmek yerine bol karbonhidratlı, hamur işi ve tatlı tüketmek beyinin çalışma kapasitesini azaltır ve erken yaşlanmasına neden olur. Beyninizi Omega 3 ile zenginleştirin. Çok fazla karbonhidrat tüketiyorsanız insülin direnci gelişecek, kilo alacaksınız ve kronik hastalıklar devreye girecektir. İnsüllin direnci aynı zamanda nöronların beslenmesini engelleyecek ve beslenemeyen beyin hücre kaybına uğrayacaktır. Alzheimer hastalığının Tip 3 diyabet olarak vurgulandığı çalışmalar mevcut. Bu açıdan kan şekeri ve basit karbonhidrat düzeylerine dikkat etmek ve sağlıklı beslenmeyi ön plana çıkarmak beyin sağlığı için önemlidir.
4-Kapalı ortamlar
İçerde olmak çok sağlıklı değildir. Açık havada, doğada olmak tedavi edicidir. Eğer yeterince doğal gün ışığı almazsanız depresyona girebilirsiniz ve bu da beyninizi yavaşlatabilir. Araştırmalar ayrıca güneş ışığının beyninizin serotonin (mutluluk ve enerji hormonu) salgılamasına yardımcı olduğunu ve beyni genç tuttuğunu gösteriyor. Beraberinde antioksidan özellik sergileyen melatonin üretimini destekler. Güneş ışığından elde edilen melatonin glutatyondan daha güçlü bir antioksidandır.
5-Kronik hastalıklar
Kolesterol yüksekliği, kalp ritim ve kapak bozuklukları, hipertansiyon ve diyabet beyni yıpratan hastalıklar arasında yer alır. İyi kontrol edilemeyen şeker ve kan basıncı düzeyleri, kalp ritmini etkileyen durumlar ve damar sertliğine neden olabilen kolesterol yükseklikleri, beynin kanlanmasını bozarak yavaş veya ani gelişen beyin hasarına yol açabilir. Dolayısıyla bu hastalıklar kontrol altında tutulmalıdır.
6-Toksik ilişkiler
Arkadaşlık, aile ve ikili ilişkilerde sorun yaşıyorsanız kendinizi bir kez daha sorgulayın. Dostlarınızla ilişkinizde hep verici taraf sizseniz, sürekli siz özür dileyen iseniz, önerileriniz tavsiyeleriniz dikkate alınmıyorsa, size destek olmak yerine bencilce davranılıyorsa, hep arayan sizseniz yaşadığınız ilişki toksiktir. Bu durum size uzun vadede zarar verecektir. Beraber olduğunuz tüm insanların uzun bir listesini almak ve toksik olduğunu düşündüklerinizle ilişkinizi sınırlamak, size iyi gelen insanlara daha fazla zaman ayırmak beyninizi de rahatlatacaktır.
7-Hareketsizlik
8-Stres
İş yoğunluğu, boşanmak, bir yakınını kaybetmek gibi stresli yaşam olayları beyni yaşlandırır. Stres ne kadar artar ve kronikleşirse bilişsel işlevler de o kadar fazla etkilenir. Uzun süreli stres Alzheimer için risk olarak kabul edilir.
9-Obezite
Araştırmacılar, obez kişilerin beyninin anatomik olarak 10 yıl daha yaşlı göründüğünü buldu. Ayrıca, aşırı kilolularda normal kilolulara göre beyin dejenerasyonu çok daha fazladır. Bu da beyin dokusu kaybı, beynin işlevlerini görememesine neden olur.
10-Kötü haberler
Bazı haberlerde genellikle kötü, kasvetli, dehşete düşürecek konulardan bahsedilir. Bu yüzden her şey kötü gidecek, hayatın sonu geliyor, başımıza kötü şeyler gelecek gibi kötü duyguları beynimizde depolarız. Duygusal durumumuzu olumsuz etkileyen bu duruma beynimiz ne kadar dayanabilir, bir zamanlar iyimser ve pozitifken, tüm bu haberlere maruz kalan beynimiz bizi negatif ve umutsuz hissettirir. Kaygı moduna geçer, hatta buna depresyon eşlik edebilir. Vücudunuzun fizyolojik işlevini olumsuz etkiler, beyin hücresi nöronlarınızı öldürür. Kötü haberlere maruz kalmayı kontrol etmeniz gerekiyor. Sizi üzecek strese sokacak haberlerden uzak durun. Sadece bu da değil size kötü haberler veren insanlardan, negatif düşünen size olumsuz enerji yayan insanlardan da uzak durmaya gayret edin.
]]>
1-Fiziksel travma
Hafif bile olsa düşmeler, sarsıntılar, kazalar beyni etkiler. Beyin sarsıntısı sonrasında baş ağrısı, birkaç saniye veya dakikalık bilinç kaybı, yaralanma sürecinde yaşananları hatırlamama, işitme, görme duyularında değişiklikler, dikkat eksikliği ve kafa karışıklığı yaşanabilir. Acil müdahale gerektiren bir tablodur.
2-Madde bağımlılığı
Uyuşturucu maddeler beynin en büyük düşmanlarıdır. Bunlar beynin normal işleyişini bozarken, beyin damarlarında tıkanmalara da yol açar.
3-Sigara
Beyin ve vücuda kan akımını kısıtlar. Sigara kullananlarda odaklanma zorlukları ortaya çıkabilir. Tiryakilerin sadece ciltleri değil beyinleri de hızlı yaşlanır.
4-Alkol
Alkolü orta karar içmek bile beyin işlevlerini etkiler. Alkol kullananların beyni daha küçüktür. Oysa beyin büyüklüğü önemlidir. Prefrontal korteksin (beynin planlama, önceden düşünme ve yargılama ile ilgili bölümü) görevini bozar.
5-Fazla kilo
Yağlar zararlı maddeleri depolar. Vücudunuzda ne kadar çok yağ olursa beyniniz o kadar kötü durumdadır. Çünkü zararlı maddelerden etkilenir. Yüksek yağ seviyeleri ayrıca beynin küçülmesine neden olur. Obezite bilişsel gerileme ve Alzheimer riskini de artırır.
6-Yanlış beslenme
Sağlıksız beslenme beynin hacim, fonksiyon ve yapısal gelişimini bozar. Dolayısıyla aşırı şeker, yağ ve karbonhidrat tüketiminden kaçınılmalı. Zinde bir beyin için beslenmede zeytinyağı, Omega-3 gibi sağlıklı yağlara, taze ve mevsiminde sebze ve meyvelere, çiğ kuruyemişlere, bakliyatlara, tam tahıllara ağırlık verilmelidir.
7- Yalnızlık
Yalnızlık, genellikle olumsuz düşünceleri tetikler. Bu da beyinde beta-amiloid birikimini tetikleyerek zamanla demansa (bunama) kapı aralar. Bilimsel araştırmalar, kısa süreli de olsa iletişim kurmanın beyni çalıştırmaya yettiğini gösteriyor. Yakın arkadaşlarınızı arayarak ya da kapı komşunuzla sohbet ederek beyninizi aktif hale getirebilirsiniz.
8-Kronik stres
Ağır iş yükü, maddi sıkıntılar, evlilikteki sorunlar kronik stres sebebidir. Sürekli stres altında olan beyin stres hormonu kortizolü salgılar. Kortizol iştahı ve şekere düşkünlüğü artırarak kilo almaya yol açar. Kas gerginliği ve kronik ağrıları artırır. Tansiyonu yükseltir. Bütün bunlar beyin sağlığını da bozar.
9-Uykusuzluk
Düzensiz bir uyku ve kronik uyku bozuklukları her zaman fiziksel, duygusal ve bilişsel sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olur.
10-Aşırı kafein
Her şeyin fazlasının zararlı olduğu gerçeği kafein içeren besin maddeleri için de geçerli. Gün içinde aşırı kafein alımı beynin; bellek, dikkat, algısal idrak, düşünce, dil ve şuur konusunda kilit rol oynayan gri madde hacmini düşürür.
11-Fazla televizyon izlemek
Aşırı televizyon izlemek çocuklarda hiperaktivite erişkinlerde Alzheimer hastalığı ile ilişkilidir. Günde 2 saatten fazla televizyon izlemek obezite riskini artırır. Fazla kilo beyin için de zararlıdır.
12-Şiddet içeren bilgisayar oyunları
Bu oyunlar şiddete ve öğrenme güçlüğüne yol açar. Beyin görüntülemelerde bu oyunların beyinde madde kullanımı ile aynı bölgeyi harekete geçirdiği tespit edilmiştir. Çocuklar zamanla bu oyunlara bağımlı hale gelir.
13-Su kaybı
Vücudun yüzde 70’i, beynin yüzde 80’i sudur. Yeteri kadar su içmiyorsanız beyin işleviniz de azalır.
14-Yoğun sosyal ağ kullanımı
Sürekli mesaj yazmak ve internette sosyal ağlarda vakit geçirmek dikkat problemlerine yol açar. Zamanla yüz yüze iletişimde zorlanmaya neden olur.
15-Hareketsizlik
Her kasın ihtiyacı olan egzersize beyin de ihtiyaç duyar. Hareketsizlik kan akışını zayıflattığı için beyne yeterli oranda kan gitmez. Hafıza da bu durumdan olumsuz etkilenir.
]]>