Hem binanın müteahhidi tutuksuz sanık Mahmut Oktay Hartavi (63) hem de yakınlarını kaybedenler, fırının işletmecisi firari sanıklar Akın (78) ve Ferihan Yağcı (78) çiftini suçladı. Depremde anne ve babasını kaybeden Mehmet Kaan Çimen “O kadar çok usulsüzlük vardı ki anlatılmaz. Arka tarafı kırıp kapı ve pencereler açtırdı. 2-3 haftada TIR’la un geliyordu. A ve B Blok’ta laf arasında ‘Bir gün deprem olursa bu apartman yıkılacak’ derlerdi” diye konuştu.
BELEDİYE 2013’TE MÜHÜRLEMİŞ
Mimar Sinan Mahallesi’ndeki 2 bloklu Fazilet Apartmanı’nın A bloğu, 6 Şubat’ta meydana gelen ilk depremde yıkıldı. Binada yaşayanların 19’u hayatını kaybederken, 20 kişi enkazdan yaralı çıkarıldı. Binanın yıkılmasıyla ilgili başlatılan soruşturmada, zemin katta fırının usulsüz tadilatlar yaptığı iddiasıyla bina sakinlerinin şikayeti üzerine Kahramanmaraş Belediyesi’nin 2013’te fırını mühürlediği, aynı yıl binada oturanlara can güvenlikleri olmadığı binayı boşaltmaları içi yazı gönderdiği belirlendi.

Akın Yağcı ve Ferihan Yağcı
Kahramanmaraş 1’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı ve mahkemenin 16 Nisan 2019 tarihinde tadilatların binayı zayıflattığının tespit edildiği ve tadilatların güçlendirme projesi ile yapılması gerektiğine karar verdiği tespit edildi. Fırın işletmecileri Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hakkında gözaltı kararı verildi ancak adreslerinde bulunamadı. Bunun üzerine fırıncı çift hakkında yakalama kararı çıkartıldı.
BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ ETTİ
Soruşturma sonunda binanın hem müteahhidi, statik proje müellifi ve fenni mesulü olan Mahmut Oktay Hartavi ile zemin katta fırının işletmecileri Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Davanın ilk duruşmasına başka suçtan tutuklu olan tutuksuz Mahmut Oktay Hartavi, taraf avukatları, tanıklar ve ölenlerin yakınları katıldı. Duruşmada ilk olarak Hartavi savunma yaptı. Suçlamaları reddeden Hartavi, bilirkişi raporunu kabul etmediğini söyledi. Her şeyi o dönem yürürlükte olan yönetmeliklere uygun olarak yaptığını, A ve B blokun aynı dönem yapıldığını ve her ikisinde de aynı malzemenin kullanıldığını kaydeden Hartavi, şunları söyledi:
– 1975 yılı yönetmeliğine göre Kahramanmaraş 2’nci deprem bölgesiydi ve projeyi yönetmeliğe göre hazırladım. Projem hem inşaat mühendisleri odasından hem de belediye tarafından incelenip onaylandı. Statik projeyi hazırlarken hesaplamalar fırına göre yapılmadı. İddianamede binanın altında faaliyet gösteren yapının Akın Ekmek Unlu Malulleri’nde tadilat yapıldığından dolayı Kahramanmaraş 1’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurdukları, mahkemenin 2019’da yapılan tadilatların güçlendirme projesi ile yapılması gerektiğinden bu haliyle tadilatların binayı zayıflattığının tespit edildiği ifade edilmektedir.
GÜÇLENDİRİLEN BİNALARI ÖRNEK GÖSTERDİ
– Güçlendirme projesiyle ilgili bir iki örnek vereceğim. Trabzon Caddesi’ndeki LcWaikiki binası deprem öncesi güçlendirme yapıldı, biliyorsunuz ilk depremde yıkılmadı. Aynı şekilde Belli Oteli’nde deprem öncesi güçlendirme yapılmıştı yine depremde ağır hasarlı olmakla birlikte yıkılmadı. Şekerbank’ın olduğu emek iş hanında yine güçlendirme yapılmıştı, bina yıkılmadan depremi atlattı. Son olarak Beyzade Sokak’ta Efes Oteli’nde güçlendirme yapıldı ve yaşadığımız asrın felaketi denilen bu büyüklükteki depremde yıkım olmadan ilk depremi atlatabildi.

“BABAM DA ‘YIKILACAK’ DERDİ”
Firari olan Akın Yağcı ve Ferihan Yağcı duruşmaya katılmadığı için ölenlerin yakınlarına söz hakkı verildi. Binada anne ve babasını kaybeden Mehmet Kaan Çimen, zemin kattaki fırında sürekli tadilatların yapıldığını ve apartmandaki herkesin fırından şikayetçi olduğunu söyledi.
Çimen, “O kadar çok usulsüzlük vardı ki anlatılmaz. Arka tarafı kırıp kapı ve pencereler açtırdı. 2-3 haftada TIR’la un geliyor. A ve B Blok’ta laf arasında ‘Bir gün deprem olursa bu apartman yıkılacak’ derlerdi. Bunu babam da komşularımız da dedi. Laf arasında herkes fırınla ilgili bunu söylemişken bir deprem oluyor, Oktay Bey’in söylediği gibi aynı malzemeler, aynı yılda aynı yönetmeliğe göre yapılan iki blok, o iki bloktan hep ‘Yıkılacak’ diye konuşulan fırının altında olduğu bloka yıkılıyor” diye konuştu.
BİNA SALLANMADAN YIKILDI
Ayşenur Tekin de sanıklardan şikayetçi olduğunu belirterek, “Fırında tadilatlar yıllardır hiç bitmedi. Bina zaten ilk depremde 10-15 saniye içinde yıkıldı. Bina hiçbir salınım yapmadan tak tak şeklinde yıkıldı, yani sallanma yaşamadık” dedi.
B BLOK’TA ÇATLAK DAHİ YOK
Binada yakınlarını kaybedenlerden Nurettin Çağdaş Çakmak da fırında birçok usulsüz tadilatların yapıldığını belirterek, “Bu bina aynı zamanda aynı malzemelerle yapıldı. Biz deprem sonrasında enkazın üzerine çıktığımız zaman B blokta çatlak dahi göremedik ve cenazelerimizi oradan indirip çıkardık. Yani bir sıkıntı varsa bunun yapısal mimariyle alakalı olduğunu düşünmüyorum, eğer öyle bir şey olsaydı bırakın içine girmeyi, yanından bile korkarak geçerdik. Akın Bey, fırının borusunu, kapıcı dairesindeki kirişi kırarak çıkarmış ve bunu herkesten saklamış. Biz bunu yıkımdan sonraki fotoğraflardan tespit ettik” diye konuştu.
BELEDİYENİN YAZISI ENKAZDA BULUNDU
Gülay Sevinç Kahveci de sanıkların cezalandırılmasını talep ederek, “Sanırım babamın yaptığı başvuru üzerine Kahramanmaraş Belediyesi’nden 10 Haziran 2013 tarihli bir yazı gelmiş ve imara aykırı yapılan usulsüzlüklerin belediye tarafından düzeltileceği ancak bunun yapılabilmesi için evi boşaltması gerektiği, ‘Can güvenliğiniz yok boşaltın’ diye 27 Haziran 2013 tadilat yapılacağını söylemiş. Biz bu yazıyı tesadüfen enkazda bulduk” dedi.
Avukatların da savunmalarını yapmalarının ardından duruşma 24 Ekim’e ertelendi.
]]>“İNSANLARIN EMEKLERİNİ ÇALIYORSUNUZ”
Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, şunları söyledi:
*Büyük Atatük, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ demiştir. Cumhuriyet’in sağladığı olanaklarla Bartın ilinin Ulus ilçesi Ulukaya köyünde doğan, babası emekli öğretmen, annesi ev hanımı olan Sayın Adalet Bakanı, Cumhuriyet’in sağladığı bu ortamdan yararlanarak her Türk vatandaşına sağlanan olanaklardan yararlanarak bugün o koltuğa oturmuştur ancak Cumhuriyet’in sağladığı bu olanakları her Türk vatandaşına eşit oranda sağlamaktan geri kalmıştır.
*Sayın Adalet Bakanı’ndan adalet beklemeyi bıraktık, adalet mensuplarına bile adaletsiz davranmaktadır. Türkiye’nin her tarafından yüzlerce, binlerce Adalet Bakanlığı mensuplarının feryatları bugün her yerde inlemektedir.
*Bize ulaşan Adalet Bakanlığı mensupları Bakanlığın yaptığı meslekte yükselme sınavında haksızlığa uğradıklarını beyan etmektedirler. Elimizde sayısız örnek var. 94 almış, 88 almış sınavda başarılı olmuş ancak mülakatta elenmişler. O ilde birinci olanlar mülakatta elenmiş, o ilde sonuncu olanlar yükseltilmiş, müdür yapılmış.
*Aynı sorun Emniyet mensuplarında da var. Bu haksızlıkları yapmaktan bir türlü vazgeçmiyorsunuz. Sizin ne vicdanınız ne insafınız var. Türkiye’nin cumhuriyet kazanımlarını sattığınız yetmiyormuş gibi şimdi de insanların emeklerini çalıyorsunuz.
*Bu insanlar ailelerini geleceği için sabahlara kadar çalışmışlar. ‘İntiharın eşiğindeyiz’ diyor. Ben gazi babama bakmak için sabahlara kadar hem ona baktım hem çalıştım’ diyor. Almış olduğu 94 puana rağmen atanamadı, il sonuncusu atandı. Yenileceksiniz, sonunuz geliyor. Bu kibirden vazgeçin.
“ÜLKEMİZİN EN BÜYÜK SORUNU ADALETTİR”
Saadet Partisi Grubu adına söz alan Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan ise şunları söyledi:
“Elbette bir ülkenin temeli adalettir. Ne hazindir ki ülkemizin de en büyük sorunu adalettir. Bugün KHK’lıların mağdur kaldığı durumları, eşlerin birbirinden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta hapis yatırılarak mağdur edilmek istendiği bir dönemi ve AİHM’in pek çok kararına rağmen diretmenin hukuksuzluğunu izah etmek mümkün değil. İtibar saraylarda, uçaklarda, yüksek adliye binalarında aranıyor olsaydı belki bugün ülkemiz adil sayılırdı ama adalet hukukla, hukukun üstünlüğüyle hele ki kamunun vatandaşlar arasından ayrım gözetmeksizin baba rolünde kucaklayıcı bir tavrı ile mümkün olur. Adalet Bakanlığı kendi personeline, kendi çalışlarına bile bu hukuksuzluğu yaşattığını net bir şekilde göstermiştir.”
“MÜLAKATI MÜLAKAT GİBİ YAPACAĞIZ’ DİYEREK İTİRAF ETTİLER”
İYİ Parti adına konuşan Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu şu ifadeleri kullandı:
“Ben Bursa’da yıllarca eğitim sendikacılığı yaptım en son Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘mülakatları kaldıracağız’ vaadinin üzerinde neredeyse bir yıl geçecek olmasına rağmen ne dedi, ‘artık mülakatları mülakat gibi yapacağız’ dedi. Bu bir itiraftı. Bu geçmişte yapılan bütün mülakatların kul hakkına girdiğinin adaletsiz olduğunu, liyakatsizlerin torpillilerin atandığı ve kamuda kadrolaşmanın, tarikatlara cemaatlere verilen ayrıcalığın da bir göstergesiydi.”
“OHAL SON BULDU, MÜLAKAT SÜRÜYOR”
DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu ise şunları söyledi:
“Batman İl binamıza bir polis baskını olduğu bilgisini aldık şu an. Polislerin elinde parti binasına dair herhangi bir arama kararı olmadığı halde hukuksuz bir şekilde il binamızın içine girerek bina aranmış, il eş başkanlarımız ve avukatlar olmadan il binamızı aramaya başlamışlardır. Gelen görüntülere de baktığımızda tamamen bir talan, tamamen bir usulsüzlük uygulaması ile karşı karşıya kalınmıştır. Yapılan arama değil resmen zorbalıktır. Şunu unutmayın biz bu Meclis’in üçüncü büyük partisiyiz. CHP’nin önergesine gelecek olursak bugün yine bir hırsızlıktan, emek hırsızlığından bahsediyoruz. Mülakat adı altında kamuda liyakatten ziyade sadakati esas alan bir göreve getirme şeklinden bahsediyoruz. Biliyoruz ki mülakat sistemi 15 Temmuz’un ardından getirildi. OHAL güya son buldu ama onunla gelen mülakat sistemi devam ediyor.”
“NEPOTİZMİN KRALI CHP’DE”
AKP Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ise eleştirilere şu yanıtı verdi:
“Adalet Bakanlığı Görevde Yükselme ve Ünvan Değişikliği Sınavı’nda başarılı olan 2 bin 35 kişi mülakata girmeye hak kazanmıştır. Yazılı sınav sonucu başvurduğu ilde birinci olan 275 adaydan büyük bir kısmı sınavda başarılı olmuştur. Yine mülakat yapılmadan puan sıralamasına göre alım sırasına göre başarılı olabileceklerin de büyük kısmı mülakatta başarılı olmuştur. Başarısız olan adayların görev yaptığı birimin kriterlerine göre esas alınarak 100 tam puan üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Mülakatla ilgili değerlendirmeyi CHP Grubu istediği için hatırlatmak isterim ki son günlerde belediyelerde yapılan atamaların nasıl yapıldığı ortada. CHP’nin kazandığı belediyelerde yapılan atamaların tamamı ortada. Nepotizmin kralı CHP’de.”
]]>‘PERFORMANS ANALİZLERİ ÇOK YÜKSEK’
Yaklaşık 5 yıl önce yaşamın başladığı sitenin müteahhidi İsmail Şeref Alkış, alınan kararla 3 bloklu sağlam sitenin yıkılacağını söyledi.
Dilsude Sitesi dışında rezerv alanında yer alan başka bir bina ile özel hastanenin de yıkılacağını ifade eden Alkış, bir an önce bu karardan dönülmesi gerektiğini söyleyerek, “Bize gelen bir yazıyla sağlam olan bu binayı boşaltmamız gerektiğini, bölgenin rezerv alanı ilan edildiğini öğrendik. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzden ekipler geldi, binanın sağlam olduğunu, yıkılmaması gerektiğini, binanın beton ölçümlerinin ve performans analizlerinin çok yüksek olduğunu belirttiğimiz halde maalesef burası rezerv alanına dahil edilmiş ve yıkmak istiyorlar. Burası 3 blok ve 57 bağımsız bölüm ile 8 dükkan var. Yazık, bu milli servet yıkılmasın. Biz burayı teslim edeli yaklaşık 5 yıl oldu, kullanma izni alınmış, tüm mühendislik birimlerine uyulmuş, sapasağlam bir bina. Genelde uygulama metrekaresi belli bir birim fiyat üzerinden, burası sağlam bina olduğu için çarpacaklar, belli bedel ödeyip bizi buradan gönderecekler” dedi.

TADİLATINA YAKLAŞIK 12 MİLYON LİRA HARCANDI
Sitede oturan Mustafa Taşçı ise depremden sonra binayı defalarca kontrol ettirdiklerini her defasında da binanın çok sağlam çıktığını ifade ederek, “Bina hasar tespitinde az hasarlı çıkmıştı. Bunun üzerine üniversiteden profesörlerin de oluştuğu 3, hatta 4 ekip bir de ayrıca dükkan bakmak için gelen kurumsal banka numunelerini alıp baktırdı. Hepsinde hasarsız olarak görüldü. Bunun üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile Büyükşehir Belediyesi’ne ‘Buraya taşınmamızda bir sakınca var mı? Rezerv alana giriyor mu?’ diye sorduk. Onlar, buranın yedek rezerv alanda olduğunu ve girmeyeceğini söylediler. ‘Tamirat, tadilat yapın’ deyip, girmemizi istediler. Dış cephesine mantolama yaptık, daire içlerine ve merdiven boşluklarına tadilat yaptık, masrafımız oldu. Bize yıkılacağını söyleyecekleri yerde, niye bu kadar para harcattılar? Bu kadar test ve numuneden sonra, bu kadar bilirkişiden, uzman ve mühendisin görüşünden sonra hangi teknik veriye dayanarak burası yıkılmak isteniyor, bunu da merak ediyorum açıkçası” diye konuştu.

‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA DAVASI AÇTIK’
Sitede oturan avukat Neslihan Koca Nergiz de sitenin yıkılmasına müsaade etmeyeceklerini belirterek, “Biz sonuna kadar hak arama özgürlüğümüzün peşine gideceğiz ve bununla ilgili olarak da mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz. İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma talepli olarak davamızı açtık. Yargılamaya sonuna kadar güveniyoruz, sonuna kadar peşindeyiz ve bunu asla bırakmayacağız. Bunu da özellikle söylemek istiyoruz. Hukuki bir meseledir ve sonuna kadar da devam edeceğiz” dedi.
]]>Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya tutuklu sanık Mehmet Tekin, tutuksuz sanık Yakup Aktaş, ölenlerin yakınları ile tarafların avukatları katıldı.
Diğer sanık Ertan Danacı ise duruşma salonuna tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS sistemiyle bağlandı.

‘SÖKÜM, KIRIM VE MOLOZ ATIM İŞLERİNİN İŞVERENE AİTTİR’
Duruşma, Danacı’nın savunmasıyla başladı.
Suçlamaları kabul etmeyen ve haksız yere cezaevinde olduğunu belirten Ertan Danacı, tahliyesini talep etti.
Adalet beklediğini ifade eden Danacı, “Haksız yere suçlanıyorum. Ben iç mekan tasarımcıyım, kabası yapılmış veya mevcutta kullanımda olan binaların iç dekorasyon işleri yaparım ama inşaatla işim yoktur. Ezgi Apartmanı’nda da Kervan Pastanesi ile yaptığım sözleşme kapsamında sadece dekorasyon işi yaptım. Dosyada da yer alan sözleşmeye göre işin söküm, kırım ve moloz atım işlerinin işverene ait olduğu açıkça belirtilmiştir. Ben kırım ve söküm işleri tamamlandıktan sonra işe başladım ve sadece kendi işimi yaptım. Sözleşmede belirtilen işleri yaparak paramı aldım. 172 gündür tutukluyum ve adalet bekliyorum” dedi.

‘8 TANE 20’LİK DEMİR HANGİ KOLONDA VAR?’
Fenni mesul Mehmet Tekin ise savunmasını proje ve görseller üzerinden yaptı.
Bilirkişi raporlarının masa başında hazırlandığını, hem binanın sağlam olduğunu hem de projede herhangi bir hata bulunmadığını ifade eden Tekin, şunları söyledi:
-O raporları veren öğretim üyelerinin bilgilerine de şaşıyorum. Binanın 1975 yönetmeliğine göre yapıldığını kabul ediyorlar ama 2018’e göre değerlendiriyorlar.
-Hazır beton dökülmüş içerisinde halen kağıt parçası falan olduğundan bahsediliyor. Kendilerine profesör denilen şahısların masa başında yazdıkları raporları dinleyerek bu hale geldik. Raporlar mühendislik içermiyor. Burada bir kolon var ve bu kolon kaldırılmış, bunun artık lamı cimi yok.
-Önce ‘projede kolon yok’ dediler. Daha sonra dediler ki ‘bu yapılmamış’ ve hangi bilgiyle, tecrübeyle ‘bu kolonun kesilmesi bir şey ifade etmez’ diyebiliyorsunuz. Bir sandalye düşünün ve ayağının biri kırık.
-O sandalyeye oturduğunuz zaman devrilirsiniz ve fizik kurallarına göre de ayağı kırık olan tarafa devrilirsiniz.
-Biz burada binanın hasar gören yerini tespit ediyoruz ama biz hala binanın niye yıkıldığını tartışıyoruz. K105 ve K106 kirişleri, uzunluğu yaklaşık 5.9 metre ve 2 metre civarında.
-Kolonun görevi yükü sıfırlamak. Bunu kestiğiniz takdirde yaklaşık 60 tonluk yük kendisini nasıl sıfırlayacak. Binanın yıkılış yönü belli. Bütün döşemeleri kiriş taşıyor ve lütfen ‘o kolonun bir fonksiyonu yok’ demeyin. Bu kolona ‘süs kolonu’ diyorlar.
-Allah aşkına 8 tane 20’lik demir hangi kolonda var? 20’lik demirleri niye yerleştirmişler, taşıma kolonu olduğu için yerleştirmişler. Statik halde her şey dengesinde durur ama en ufak bir etki de harekete geçer. Bu burada durur, 15 yıl bile durur ama en ufak bir sarsıntıda devrilir.
“PERDE BETON DUVARI KIRARAK DÜKKANLARI BİRLEŞTİRDİLER’
Binanın müteahhidi Yakup Aktaş da suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
Bugüne kadar yaptığı binalardan 2’sinin yıkıldığını ve 2’sinin de yıkılma sebebinin kolon kesilmesinden kaynaklı olduğunu ifade eden Aktaş, binada kullandığı malzemenin kalitesiz ve malzemeden çaldığı iddialarının asılsız olduğunu savundu.
Binanın yapıldığı tarihte hazır beton ve nervürlü demir kullanımın mecburi olmadığını ancak binayı sağlam yapma adına inşaatta hem hazır beton hem de nervürlü demir kullandığını belirten Yakup Aktaş, şöyle konuştu:
-Malzeme çalmam, hayatımda çalmadım. 4 sefer vergi rekortmeni olmuşum. Vergiden kaçırmayan adam malzemeden çalar mı? Ben malzeme çalmam, eksik malzeme kullanmam. Hırsızlık benim şanıma yakışmaz.
-Kervan Pastanesi 2 büroydu, aradaki taşıyıcı perde beton duvarı kırarak dükkanları birleştirdiler. Ben bütün binaya hazır beton kullandım.
-Ben hırsız değilim, sizin karşınıza bu suçla gelmek benim için züldür sayın başkanım. ‘kaçak kat’ dedikleri yer asansör dairesidir. Kervan Pastanesi asfalta kadar çıkma yapmış, ben enayi miyim, asfalta kadar çıkma yapmasını bilmiyor muydum?
-Statiği ile oynanmayan hiçbir binam yıkılmadı. Hatta ‘Maraş yıkılsa bu bina yıkılmaz’ diyordum. O kolonun statik projede kesildiğine dair bilirkişi raporunda da var.
-Perdeyi ben kesmedim. Ben teslim ettikten sonra çivi çakmadım o inşaata. Binayı teslim ettiğimde kolon mevcuttu. Taşıyıcı kolon bu.
‘TADİLATTAN SONRA O KOLONU GÖRMEDİM’
Daha sonra binada ölenlerin yakınları dinlendi. Depremde eşini kaybeden Ezgi Apartmanı’nın görevlisi Mulla Kenger, binadan oğlu ve kendisi dışında sağ çıkan kimsenin olmadığını söyledi.
1999’da binada görevli olarak işe başladığını ve bu nedenle binada yapılan hemen hemen her işlemi bildiğini kaydeden Kenger, “Zemin önce boyacı dükkanıydı ve o zaman kolon vardı. Ancak 2017’de Kervan Pastanesi’nin yaptığı geniş çaplı tadilattan sonra o kolonu görmedim. Ayrıca tablayı, kirişi kırıp merdiven yaptılar” dedi.
Mulla Kenger’in oğlu Muhammed Emin Kenger ise Kervan Pastanesi’nin kolonu kestiğini, bunun dışında 8 farklı bölgede perde betonda irili ufaklı delikler açtığına da bizzat şahit olduğunu söyledi. Duruşmaya katılan Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Avukat Ercan Demir ile Kahramanmaraş Baro Başkanı Avukat Muhammed Burak Gül de davaya müdahil olma talebinde bulundu.
12 saat sonunda mahkeme heyeti, duruşmaya sabah devam edilmesine karar verip, Demir ve Gül’ün müdahillik talebini de reddetti.
‘”SUÇLULAR ADALETE HESAP VERECEK’
Enkazda 12 gün delil nöbeti tutarak kesilen kolonun yerini tespit edip, Cumhuriyet savcısı ve bilirkişi heyetine gösteren Nurgül Göksu ise duruşmaya binada ölen avukat oğlu Ahmet Can Zabun’un cübbesiyle geldi.
Oğlunu, gelinini ve torununu elleriyle toprağa verdikten sonra onlara söz verdiğini belirten Göksu, şunları söyledi:
‘ANNE VE BABASI VEFAT EDENE ‘YETİM-ÖKSÜZ’ DENİR, PEKİ EVLADINI KAYBEDEN ANNEYE NE DENİR?’
-Ezgi Apartmanı’nda 3 evladımı kaybettim. 3 evladımı kaybettiğim gün, onları toprağa verdiğim gün 13 Şubat’ta bir söz vermiştim, kendi kendime bir yemin etmiştim.
-Çocuklarımın ölümüne sebep olanların bulunup yargılanıncaya kadar bu davanın peşini bırakmayacağımı söylemiştim. Bırakmayacağım da, sonuna kadar mücadele edeceğim.
-Bugün, 172 gündür Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel firariler. Keşke bugün onlar olsalardı da burada ‘Çocuklarımın ölümüne sebep oldunuz, benim çocuklarımı siz öldürdünüz’ diyebilseydim. Ama yoklar. Yani insan hayatının bu kadar ucuz olmadığını bu davada herkes öğrenecek.
-İnsanların ölümüne sebep olup da hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeyeceğini bu anne sonuna kadar mücadele ederek ispatlayacak.
-Yargıya güveniyorum, hukuka güveniyorum. Kolon kesmek, kiriş kesmek, perde duvarları kesmek, bir binanın altını oymak ve orada hayatını kaybeden 35 kişinin ölümüne sebep olmak bu kadar kolay değil. Artık yakalansınlar istiyorum.
-Yani İçişleri Bakanlığı’na buradan sesleniyorum, bu insanlara bir ekip kurulup, bir an önce bulunup ve yargılanmalarını istiyorum.
-Bir evlat kolay yetişmiyor. Annesi, babası vefat etmiş insanlara ‘Öksüz’ derler, ‘Yetim’ derler. Peki, evladını kaybetmiş, bir anneye ne derler? Ben sadece bunu soruyorum, evladını kaybetmiş bir anneye ne derler?
-Ben adalet istiyorum ve çocuklarımın ölümüne sebep olanlar bulununcaya kadar bu davanın peşini bırakmayacağım. Bu insanlar yargılanacaklar, kimse hesap verecek.
*Bu, benim oğlumun cübbesi. Bu cübbe 1 yıldan bu yana askıda duruyor 1 yılı da geçti. Benim oğlumun cübbesi askıda dururken ‘Adalet askıda kalmasın’ diyorum. Benim istediğim tek şey adalet.

Etkinlikte bir sunum yapan Görür, öğrencilerin ve katılımcıların sorularını da yanıtladı.
Görür sunumda; İstanbul’da olası depremin gerçekleşme ihtimali bulunan nokta hakkında bilgi verdi; yaklaşan yerel seçimler öncesinde adayların proje ve vaatleri arasında yer alan afetlere hazırlık ve deprem dönüşümü konularına değinerek görüşlerini aktardı.
“KUZEY ANADOLU FAYI DEPREMLERİ DOĞUDAN BATIYA TAŞIYOR”
İstanbul’da olası depreme yönelik 250 yıllık tekerrür periyodunu hatırlatan Görür, sunumunda Marmara’nın batı bölgesini işaret ederek 1912 yılında Tekirdağ bölgesinde,1999’da ise, Gölcük’te deprem olduğunu belirtti.
Naci Görür, şöyle konuştu:
İkisinin ortası Marmara Denizi ve 1766’dan beri deprem yok. Burası sismik bir boşluk. Jeolojide sismik bir boşluk asla devam edemez, doldurulmak zorundadır. Burası kırılmak mecburiyetindedir, kırılmadan kalamaz.
-Oradaki hareketler ve enerji orayı muhakkak kırar. Bu Kuzey Anadolu’nun bir alışkanlığı var, depremleri doğudan batıya doğru taşıyor.
-Yani Kuzey Anadolu fayı her nerede bir deprem oluşturmuşsa oranın batısı bir sonraki deprem için hedef haline gelmiştir. Nitekim 1939’dan 2023’e kadar giden deprem zinciri hep doğudan batıya olagelmiştir. Bunlar çok basit.
-Doğa karmaşık olsa bile, insanı çok da aldatmayan tekerrür eden olaylar meydana geliyor. Bunun dışında yapılan hesapları kitapları söylemeyeyim, zaten Osmanlı tarihi var Bizans tarihi var, tarihi depremleri biliyoruz. Özetle, İstanbul’da kesinlikle 7’den büyük bir deprem olacaktır” dedi.
“ÇEŞİTLİ TEKLİFLER OLMASINA RAĞMEN SİYASET ÜSTÜ KALMAK ZORUNDAYIM”
-Ben tüm siyasetçilere söyledim, İstanbul’u depreme nasıl hazırlarsınız diye. İstanbul’da aday olan iktidar ve muhalefetin belediye başkanları (adayları) sağolsunlar benimle konuştular. Hepsinin emrine amade oldum, bildiğimiz kadarını, dağarcığımızda olduğu kadarını anlattım. Bana çeşitli teklifleri olmasına rağmen ben siyaset üstü kalmak zorundayım, sesimi bütün insanlarıma ulaştırmak istiyorum.
-Biz göçük altından insanları AK Partili, MHP’li, CHP’li diye kurtarmıyoruz. Hiçbir şekilde siyasete bulaşmadım, bulaşmak da istemiyorum. İstanbul’u depreme hazırlamada sadece göstermelik olarak ya da öyle daha kolay hoş gözüküyor; binalar evler yapacağız, renkli binalar, halk da elini ovuşturuyor evim olacakla, bunlar doğru değil. İstanbul’u yapı stokuyla asla deprem dirençli yapamazsınız.
-İstanbul’un altyapısını yenileyeceksin, halkını deprem bilinçli, kültürlü, birikimli yapacaksın. İstanbulluyu deprem güvenli ve bilinçli yapmazsan asla deprem dirençli İstanbul’u yaratamazsın.
-Belediye başkanı sırtını döndüğü zaman aziz İstanbullular 15 kaçak binayı aynı anda bir saniyede çıkarlar. Hele kazara da başka bir yere, tatile gidersen 30 da kaçak balkon çıkarlar, bir bakarsın bir yer gecekondu olmuş. Halkın eğer deprem kültürü yoksa bu iş hiçbir şekilde olmaz.
“DEPREME HAZIRLIK DERKEN BİNA YAPMAYI KONUŞUYORUZ”
-İstanbul’u deprem dirençli yapacağım diyen siyasiler halk eğitimine, halkı depremde uyandırmaya mecburdurlar. Bu iş öyle 3-5 gün değil anaokulundan başlayıp devam edeceksin bu işe.
-Altyapı mesela; İstanbul’da muazzam bir şekilde kanalizasyonlar, içme suyu, doğalgaz şebekesi, tünel, metrolar, yollar var. Bunların deprem dirençli olması lazım. Bunlar ne kadar depreme dayanıklı, gerçekten ayakta duracak mı? Sokaklar, ne kadar açık kalacak, hangi caddeler açık kalacak.
-Sokaklar kapandığı zaman, itfaiye, cankurtaran nasıl girecek? Ölen insanlarımızı nasıl götüreceğiz, göçük altındakileri nasıl koruyacağız bunlar önemli konu değil mi? Bırakmışlar işi gücü ben 600 bina yapacağım 300 bin bina yapacağım orada yapacağım burada yapacağım. Niye ?
-Müteahhitler de tabi elini ovuşturur, ben de olsam yaparım. Halen daha depreme hazırlık derken bina yapmayı konuşuyoruz biz. Önemli konular var burada, bina da çok önemli lakin eşgüdüm halinde yapmak lazım.
]]>Site sakinleri, bir firmayla ücret ödemeden binalarının kat karşılığında yeniden yapılması için anlaştı. İddiaya göre, inşaat firması ile ev sahipleri arasında 2023 Haziran ayında dairelerin teslim edileceği yönünde bir sözleşme imzalandı. 2022 yılında inşaatın belli bir bölümü tamamlandığında hak sahipleri inşaatın ne durumda olduğunu görmek ve incelemek için inşaat alanına geldi.
Bloğun bodrum katını gezdiklerinde hak sahiplerinden inşaat mühendisi olan Özgür Gökkaya betondaki çatlakları görünce şüphelenerek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na incelemede bulunmaları için başvuruda bulundu.
YTÜ RAPORU: GÖÇME DURUMU BELİRLENMİŞTİR
İnşaata gelen bakanlık yetkilileri, farklı bölümlerde belirledikleri çatlaklıklar üzerine incelemek için betonun kırılmasını istedi. Beton kırıldığında projede olması gereken demir sayısından daha az demir kullanıldığı belirlendi. Bunun üzerine yetkililer inşaatı durdurma kararı aldı. Bina sakinleri belediyeye ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden rapor alınması için başvuruda bulundu.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nin hazırladığı raporun sonuç kısmında, “Yapılan analizler sonucu, deprem yüklerinden oluşan ortalama kesme kuvveti taleplerinin, tüm perdelerdeki kesme kuvveti kapasitelerini aşmasından dolayı, söz konusu yapının performans seviyesi, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) 2018 esaslarına göre ‘göçme durumu’ olarak belirlenmiştir. Tekniğine uygun yöntemler kullanılarak mevcut yapının TBDY 2018’de öngörülen performans seviyesini sağlayacak şekilde güçlendirilmesi tercih edilebilir” ifadelerine yer verildi.
YIKIM KARARINA İNŞAAT FİRMASI İTİRAZ ETMİŞ
Bina sakinleri bunun üzerine hukuk mücadelesi başlatarak inşaat firmasına dava açtı. Raporlar doğrultusunda inşaatın yıkılmasına karar verildi. Ancak inşaat firması yıkım kararını mahkemeye taşıyarak itirazda bulundu. Hak sahipleri şimdi mahkemeden çıkacak olası yıkım kararını bekliyor.
Binanın yıkılmasının ardından hak sahipleri daha güvenli ve depreme dayanıklı bir inşaat sürecinin başlamasını bekliyor. Hak sahipleri 2 yılı aşkındır kirada olduklarını belirterek maddi açıdan da zor durumda olduklarını dile getirdi. Öte yandan mağdur olan ev sahipleri belediyelerin, yapı denetim firmalarını sıkı denetlemesini ve bu gibi durumların önüne geçilmesi için caydırıcı cezalar verilmesini istiyor.
“PROJEDE 54 TANE DEMİR OLMASI GEREKİRKEN BUNLARIN YARISI YOK”
Hak sahiplerinden emekli öğretmen Burhan Gümüş, “İnşaat bu halindeyken biz kat sahipleri olarak kendi dairelerimizi görmeye geldiğimizde, bodrum katta bir takım çatlaklıklar gördük. Tesadüfen ki kat sahipleri arasında inşaat mühendisi olan bir arkadaşımız o çatlaklıkların normal olmadığını, hatta o çatlaklıkların üzerine beton atılarak kapatılmaya çalışıldığını belirledi. Biz de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dilekçeler verdik. Bakanlıktan mühendis arkadaşlar geldiler. Bu çatlaklıkların normal olmadığını söylediler. Ve betonun kırılmasını istediler, inceleme için. Kırılınca, binanın normal projesinde 54 tane demir olması gerekirken, bunların yarı yarıya olmadığı görüldü. Farklı bölgelerde kırıldığında yine eksik demirlerin olduğu görüldü. Alt kata inildiğinde oralarda da kirişlerin olmadığı tespit edildi. Komik ama gerçek şey şu; alelacele, ucuz bir şey yapacağım diye hem beton kalitesinden hem de demirlerinden çalınan bir bina ortaya çıktı” dedi.
“ESKİ BİNAMIZI ÇÜRÜK DİYE YIKTIRDIK, YENİ BİNA ESKİSİNDEN DAHA ÇÜRÜK ÇIKTI”
Gümüş, üniversitelerden de inşaat halindeki yapı için rapor istediklerini belirterek, “Yıldız Teknik Üniversitesi’nden alınan rapora göre ‘Göçme tehlikesi olabilir, güçlendirilmesi tavsiye edilir’ şeklinde rapor geldi. Mahkemeler halen sürüyor. Şimdi yeni yapılan bir binanın güçlendirilmesi için uğraştılar. Yan tarafımızda komşularımızın binası var. O bina da 40 yıllık bir bina, bizim binamız da yaklaşık 40 yıllıktı. Madem bina güçlendirilecekti, biz eski binamızı güçlendirirdik. Yeni yapılan bir binanın güçlendirilmesini nasıl içimize sindirelim. Eylül 2022 yılından beri bina böyle duruyor. Müteahhit insanları cezbetmek için 2023 Haziran ayında binayı teslim etme sözü verdi. Bina yapımına 2022 Ocak ayında başlandı. 2023 Haziran ayından bu yana bize kira yardımı da yapmıyor. Sözleşmede vaat ettiği tarihte bitiremez ise sonraki 6 ayda 2 asgari ücret tutarında kira yardımı yapacağı söyleniyordu ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Eski binamızı çürük diye yıktırdık, yeni bina eskisinden daha çürük halde çıktı” şeklinde konuştu.
“BURASI ŞU AN İNŞAAT DEĞİL TABUTTUR”
Mağdur olduklarını dile getiren Ali Özdemir, “Bakın burada görülen komşumuzun binası 1974 deprem yönetmeliğine göre yapılmış. Bizim binamızda aynı şekildeydi. 2018 yılı deprem yönetmeliğine göre yapılan binanın daha çürük olduğunu tespit etti raporlar. Haklı olarak biz bu durumdan şikayetçiyiz. Kesinlikle buranın yıkılmasını ve burada kimsenin oturmamasını istiyoruz. Burada kesinlikte oturmayız, hiçbir insanoğlu oturmaz, oturmamalı. Burası şu an inşaat değil tabuttur. Bizim eski binamız çürüktü ve bu sebeple yıkıldı. Yeni yapılan bina ondan daha çürük. Eski binamız keşke yıkılmasaymış. Onda oturmaya, hatta onu belki güçlendirmeye gitseymişiz. Emin olun bundan daha güvenli şekilde otururmuşuz” diye konuştu.
“BU FİRMANIN YAPMIŞ OLDUĞU BÜTÜN BİNALARIN İNCELENMESİNİ İSTİYORUM”
Gülten Özdemir ise, “Binamız yapıldı ama eskisinden daha çürük oldu. Bu binada ben oturamam. Ama bu firmanın yapmış olduğu bütün binaların incelenmesini istiyorum. Bunu bakanlarımız ve Cumhurbaşkanımızdan rica ediyorum. Biz buranın yıkılıp yeniden yapılmasını istiyoruz” dedi. Yılmaz Balcı da geçen yıl yaşanan deprem felaketiyle korkularının daha da arttığını belirterek, “Böyle bir binada oturulmaz. Zaten 6 Şubat depremlerinden dolayı korkumuz var. Benim gibi diğer hak sahipleri de korkuyor. Bina kesinlikle yıkılmalı. Mahkeme süreci olduğu için belediye yıkma kararını uygulayamıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Şehrin en prestijli konutları arasında gösterilen sitenin 1’inci bloğunda 65, 2’nci bloğunda da 50 kişi olmak üzere toplam 115 kişi yaşamını yitirdi.
7 kişinin de yaralandığı yıkımla ilgili başlatılan soruşturmada siteyi inşa eden şirketin yetkilileri Mesut Başkır (77), kardeşi Metin Başkır (61) ile Statik Proje müellifi Özcan Çakmak (60) gözaltına alındı.
Sorgularında suçlamaları kabul etmeyen şüphelilerden Mesut Başkır ile Özcan Çakmak tutuklanırken, Metin Başkır serbest bırakıldı.

“KOLONLAR TIRAŞLANARAK KABLO ÇEKİLDİ”
Soruşturmada ölenlerin yakınları ve sağ kurtulanların da ifadelerine başvuruldu. İfadesi alınanlardan bina görevlisinin oğlu Bekir Demir, 3’üncü blokun zemin katındaki bankada tadilat işlemi yapıldığını belirterek, “Binanın altında bulunan banka, orayı şube olarak kullanmadan önce tadilat yaptı. Banka, kolonlarda tıraşlama yaparak kablo tesisatı çekti” dedi.
Soruşturmayı yürüten savcı, binalarla ilgili tüm proje, belge, fotoğraf ve videoları nihai rapor için Karadeniz Teknik Üniversitesine (KTÜ) gönderdi.

İncelemelerini tamamlayan KTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden 7 kişilik bilirkişi, 50 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda; bankanın bodrum kat ile zemin kat bağlantısını sağlayan merdivenin yerinin değiştirildiği, yeni merdivenin galeri boşluğuna konumlandırıldığından döşemede herhangi bir yıkım yapılmadığının tespit edildiği belirtilerek şöyle denildi:
“Soruşturma dosyası üzerinden yapılan inceleme, değerlendirme ve elde edilen bulgular neticesinde, söz konusu binada projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarında Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve İmar Kanunu esaslarına yeterince uyulmadığı görülmüştür.
Deprem nedeniyle yıkılan binanın projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarındaki mevcut durumuna göre yapım sorumlusu müteahhit, teknik uygulama sorumlusu/fenni mesul, statik proje müellifi, Ziraat Bankası’nda yapılan izinsiz veya projesiz tadilatlardan sorumlu kişiler asli kusurlu, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişiler ile belediyenin yapı kontrol birimi tali kusurludur.”

“GEREKLİ DİKKAT VE ÖZENİ GÖSTERMEDİLER”
Soruşturma sonunda savcı, şüpheliler Mesut Başkır, Metin Başkır ve Özcan Çakmak hakkında Bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma suçundan 22,.5ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları için iddianame düzenledi.
İddianamede; Kahramanmaraşın 1’inci derecede deprem kuşağında olduğunun herkes tarafından bilinebilir durum olduğunu, şüphelilerin üstlendikleri görev nedeniyle bunu bilmemelerinin mümkün olmadığı belirtilerek, Şüphelilerin kanuna, yönetmeliğe ve projelere uygun olarak yapılmayan, gerekli dayanıklı malzeme ile inşa edilmeyen, teknik özenin gösterilmediği binaların deprem sırasında yıkılabileceğini öngörmelerinin gerektiği, bunu öngörmelerine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermemek suretiyle binanın yapımında kendisine kusur olarak atfedilebilecek işlemleri gerçekleştirdikleri, bu haliyle şüphelilerin bilinçli taksirle hareket ettiklerinin kabulünün gerektiği denildi.
EK RAPOR İSTENDİ
İddianamede; merdiven yerinin değiştirilmesi sebebiyle bilirkişi raporunda asli kusurlu bulunan zemin kattaki bankadaki tadilat işlemlerinden sorumlu olan kişiler ile tali kusurlu olan belediye görevlilerin dosyalarının ayrıldığı, ayrıca zemin katta bulunan kasaların ağırlıklarının binanın statiğini bozup bozmadığı, taşıyıcı sisteme yakın olarak konumlandırılmış olması nedeniyle binanın deprem esnasında salınımını engelleyip engellemediği yönünde bilirkişi raporunda bir değerlendirme yapılmadığından dolayı kasaların ağırlıkları ile konumlarının ilgili bankalardan alınarak ek bilirkişi raporu için bilirkişi heyetine gönderildiği belirtildi.
Savcılık tevzi bürosuna gönderilen 13 sayfalık iddianamenin kabul edilmesinin ardından sanıkların yargılanmasına başlanacak.
]]>1’i tutuklu 4 sanıklı duruşmaya soruşturmanın başından beri tutuklu bulunan müteahhit Mehmet Ali Korkut ile tutuksuz sanıklar müteahhit Mehmet Meşe ve arsa sahibi Ahmet Özcan katılırken, Nurettin Özcan ise katılmadı.
“Taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” suçundan 15’er yıl hapis istemiyle haklarında dava açılan davanın tek tutuklu sanığı müteahhit Mehmet Ali Korkut’un savunması pes dedirtti.
Sanık Mehmet Meşe ile ortak olduklarını belirten Korkut, 5 Nisan 1993 kriziyle birlikte inşaatı
ekonomik nedenlerden dolayı tamamlayamadıklarını belirterek, iflas ettikten sonra ortağı Mehmet’in kendisine hak sahiplerinin isim listesini verdiğini söyledi.
30 yıldır yıkılan binanın önünden bile geçmediğini, ortağı Mehmet Meşe’nin iflas etmesiyle yalnız kaldığını ifade eden Korkut, Hisami Apartmanı’nın kaba inşaatının bittiğini, ancak ortağının işi bırakmasıyla hak sahiplerinin kendisini muhatap kabul etmediklerini söyledi.
Binanın yapımaşamasında yer almadığını, sadece kar amaçlı maddi destekte bulunduğunu
ifade eden Korkut, binanın temel ve zeminine sürekli yağmur suyu dolduğunu, buna dair söylentiler olmasına rağmen insanların oturmaya devam ettiğini, binanın inşaatına ne zaman başladıklarını, ne zaman bitirdiklerini bile hatırlamadığını belirterek tahliyesini istedi.
“KOLON KESİLDİ” DEDİ AMA BİLİRKİŞİ RAPORUNDA BİNA ÇÜRÜK
Tutuksuz müteahhit Mehmet Meşe, inşaatı Mehmet Ali Korkut ile beraber yaptıklarını belirterek, ekonomik kriz nedeniyle iflas edip binayı bitmeden hak sahiplerine teslim ettiklerini belirterek, “Zemin katta tadilat yapılmış ve kolonlar kesildiğine dair duyumlarım oldu.
İnşaatın 8 kat olduğunu hatırlıyorum. 8 kata bodrum dahil değil ama zemin dahildi. İnşaat 3 yıl sürdü.
Meşe, 100 kişinin öldüğü Hisami apartmanından önce de iki ayrı bina yaptığını, aynı malzemeleri kullandığını, ancak o binaların yıkılmadığını belirterek dükkânlarda kolon kesildiği iddiasında bulundu ve “Niye yıkıldı, ben de anlamadım” dedi.
Oysa İzmir 9 Eylül Üniversitesinden alınan 6 kişilik bilirkişi raporunda, binada kolon kesildiğine dair bir bulgu veya tespite rastlanılmadığıbelirtiliyor. Binanın kalite standartları dışında kötü malzemelerle inşa edildiği için yıkıldığı bilgisi yer alıyor.
İNŞAATI YARIM BIRAKIP KAÇTILAR
Arsa sahibi Ahmet Özcan ifadesinde, binanın inşaatına başlanıldığını, ancak müteahhit firmanın bir süre sonra inşaatı tamamlayamadan kaçtığını ve kat maliklerinin kendi imkanlarıyla binayı tamamladığını belirtti.
Sanık olan kardeşi Nurettin Özcan ile herhangi bir ortaklığı olmadığını vurgulayan Ahmet Özcan, müteahhit Mehmet Ali Korkut ile diğer müteahhidin inşaatı yarım bırakıp kaçtıklarında binanın kaba inşaatının bitmiş halde olduğunu, yarım bırakılan kapı ve pencere gibi ince işçilikleri kendilerinin tamamladığını belirterek, “Bina 36 daireden oluşuyordu. Bunlardan 8’i kardeşim Nurettin’e aitti, ben kardeşime ait olan dairelerin kapı ve pencerelerini taktırdım. Geri kalanları daire satın alan bina sakinleri kendi imkânlarıyla tamamladı. İskân ruhsatı alınıp alınmadığı konusunda bilgim yoktur” dedi.
TUTUKSUZLARA DA TUTUKLAMA KARARI ÇIKTI
Mahkeme, toplanan deliller ve alınan tanık ifadeleri ile dosyadaki diğer bilgi ve belgeler ile resmi kurumlarla yapılan yazışmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde tutuklu müteahhit Mehmet Ali Korkut’un tutukluluk halinin devamına, duruşmaya tutuksuz katılan müteahhit Mehmet Meşe ile arsa sahibi Ahmet Özcan’ın tutuklanmasına, duruşmaya gelmeyen arsa sahibi Nurettin Özcan hakkında da tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasına karar verip duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>Pazartesi günü sinagog yönetiminin, açılan mahzeni kapatmak için bir çimento kamyonu getirdiğini gören öğrenciler, beton harcını döktürmemek için işçilerin tünele geçişini engelledi ve tüm dünyanın gözü New York’taki bu gizli tünellere çevrildi.
ÖĞRENCİLER DİRENDİ
Sinagogun bulunduğu mekanı kutsal alan olarak gören ve bu alanı genişletmek için mahzen kazdıklarını öne süren grup, yönetimi protesto ederek sinagogun ahşap kaplamalarını söktü ve polise teslim olmamak için uzun süre direndi. Yetkililerin yardım çağrısı üzerine sinagoga gelen polis, uzun süre direnen radikal öğrencileri gözaltına almak zorunda kaldı.
GÖRÜNTÜLER ŞOKE ETTİ
Tüneller, sosyal medyada da ilgi çekti. Tünellerin COVID-19 salgını döneminde gizlice ibadet edebilmek amacıyla veya kadınların gizlice içeri girebilmesi için kazıldığı gibi iddiaları yer alırken, polis olayla ilgili soruşturma başlatmıştı. Öte yandan medyaya yansıyan bazı haberlerde, 6 ay öncesine kadar tünellerin kazılmasıyla ilgili çalışmaların olduğu öne sürülmüş ve kazı yapılan bazı bölümlerde kirli ve eski yataklar ile ahşap kaplama bölümlerin yer alması dikkat çekmişti.
DÖRT BİNAYI BİRBİRİNE BAĞLIYOR
Tünelin dört farklı binayı birbirine bağladığı da belirtildi: Doğu Parkway’deki iki bina, 302 Kingston Ave.’deki bir yapı ve Union Caddesi yakınındaki başka bir uzantı.
Chabad-Lubavitch Hasidic hareketinin altı üyesinin, gizli tüneli izin veya onay olmadan kaba aletlerle ve çıplak elleriyle kazdığı iddia ediliyor.

BİNALAR İÇİN TAHLİYE KARARI
Ayrıca kazılan tünelin geçtiği binaların tehlikede olabileceği endişesi de var. Bulgular, yapısal stabilite endişeleri nedeniyle her iki bina için kısmi boşaltma emri çıkarıldı. Binaların altında bulunan kaçak kazı çalışmalarını ve bunun komşu yapılar üzerindeki etkilerini araştırmak için yetkililer bölgeye giderken, bina sakinlerinin güvenliğini sağlamak için binaların bazı kısımları için tahliye emri verildi.
Kingston Bulvarı’ndaki iki katlı bina için tamamen boşaltma emri çıkarıldı; müfettişler hem bodrumda hem de birinci katta yangına dayanıklı duvarların yıkıldığını tespit etti.

BEŞ ÖĞRENCİ İÇİN KARAR…
Tüm dünyayı meraklandıran ve hatta çeşitli komplo teorilerine bile konu olan tüneller kapatılmak istendiğinde yetkililer öğrencilerin direnişiyle karşılaştı. Bazı öğrencilerin işçilerin tünele girmesini engellemeye çalışması nedeniyle şiddetli bir isyan çıktı.
Polisler yaşları 19 ile 21 arasında değişen dokuz kişiyi tutukladı. Dov Bear Shenhav (20); Shmuel Malka (19); Blumenfeld Yerachmiel (20); Henachem Mulakando (19) ve Levi Tyz Lahav (20) polise ve işçilere direndikleri, sinagog duvarını yıktıkları için tutuklandı.
Beşi de salı gecesi Brooklyn Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalarında suçlarını kabul etmedi ve kefaletsiz serbest bırakıldı.

SİNAGOGDAN AÇIKLAMA
Tünel kazılan sinagogun bağlı olduğu Chabad Lubavitch adlı Yahudi kuruluşun Halkla İlişkiler Sorumlusu Yaacov Behrman, öğrencileri “haydut” olarak adlandırdı. Behrman, yazılı açıklamasında, söz konusu olayı şöyle özetledi:
“Haydut kişiler, sinagogun bitişiğinde kaçak bir mahzen için alan kazmaya çalışıyordu. Enkazları, komşu bir kuruluşa ait, yıllardır kullanılmayan boş bir araziye atıyorlardı. Tespit edilmekten kaçınmak için, kaçak mahzenden komşu mülke doğru küçük bir geçit kazarak enkazı fark edilmeden ortadan kaldırdılar. Bu haydut kişilerin, işçilerin (kazılan) bölgeyi kapatmasını engelleme çabaları, profesyonel, sorumlu ve büyük bir hassasiyetle hareket eden NYPD’nin olaya dahil olmasına neden oldu.”
]]>Baskında, usulsüz olarak sinagogun altında kazılmış gizli tüneller tespit edildi. Bu sırada, aralarında sinagogda eğitim gören öğrencilerin de bulunduğu, polise mukavemet gösteren ve tünellerden kaçmaya çalışan kişiler gözaltına alındı.
Sosyal medya hesaplarında, tünellerin pandemi döneminde gizlice ibadet edebilmek amacıyla veya kadınların gizlice içeri girebilmesi için kazıldığı gibi iddialar yer alırken, polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Öte yandan Amerikan medyasına yansıyan bazı haberlerde, 6 ay öncesine kadar tünellerin kazılmasıyla ilgili çalışmaların olduğu öne sürüldü.
Bir zamanlar Ortodoks Yahudi hareketinin lideri Haham Menachem Mendel Schneerson’a ev sahipliği yapan bina her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyordu.
Schneerson, 1994’teki ölümünden önce kırk yıldan fazla bir süre Chabad-Lubavitch’e liderlik etmiş ve Holokost nedeniyle sonrasında Hasidik dini topluluğu yeniden canlandırmıştı.
“ASİ ÖĞRENCİLER DUVARLARI GİZLİCE KIRDI”
New York’ta Brooklyn’in Crown Heights semtinde bulunan Chabad-Lubavitch dünya merkezi, Yahudi liderler ve polisin Chabad sözcüsü Haham Motti Seligson’un “bir grup aşırılık yanlısı öğrenci” olarak adlandırdığı grupla karşı karşıya gelmesiyle Salı günü arbede içinde geçti.
Seligson, hareketin içinden gelen asi öğrencilerin “merkezin arkasındaki boş binanın duvarlarını gizlice kırarak, bir dizi ofis binası ve konferans salonunun altında, sonunda sinagoga bağlanan bir yeraltı geçidi oluşturduklarını” söyledi.
Pazartesi günü hasarlı duvarları onarmak üzere bir inşaat ekibi getirildi ancak tüneli oluşturan öğrencilerin protestolarıyla karşılaştı.
BİNA KAPATILDI
Seligson, “Bugün erken saatlerde bu duvarları onarmak üzere bir çimento kamyonu getirildi. Bu çabalar, izinsiz girişlerini korumak amacıyla sinagogun duvarını kıran ve kutsal alanı tahrip eden aşırılık yanlıları tarafından sekteye uğratıldı” dedi. Bu kişilerin tutuklandığını belirten Seligson, binanın da yapısal güvenlik incelemesi için kapatıldığını belirtti.
Seligson, “Lubavitch yetkilileri New York Eyaleti mahkeme sistemi aracılığıyla binanın kontrolünü ele geçirmeye çalıştılar; ne yazık ki mahkemede sürekli olarak galip gelmelerine rağmen süreç yıllarca uzadı. Bu durumun Lubavitch hareketi ve dünya genelindeki Yahudi toplumu için son derece üzücü olduğu açıktır. Bu kutsal mekânın kutsallığını ve nezaketini süratle yeniden tesis edebilmeyi umuyor ve bunun için dua ediyoruz” ifadesini kullandı.
GEÇEN AY İSİMSİZ İHBAR YAPILMIŞ
Belediye müfettişleri acil bir yapısal inceleme yapmak üzere bölgeye çağrıldı. Denetim sırasında polis memurları genel merkezi çevreleyen barikatların arkasında durarak binaya girmek isteyen genç erkekleri engelledi.
Teşkilat sözcüsü Amanda Farinacci’ye göre, geçen ay New York itfaiyesine binanın bulunduğu yerle ilgili isimsiz bir ihbar yapılmış, ancak yangın önleme ekibi olay yerine gittiğinde tüm çıkışların çalışır durumda ve kurallara uygun olduğu görülmüştü.
NYPD, binanın şehir müfettişlerinin yapısal güvenlik incelemesini beklemek üzere kapalı olduğunu söyledi.
VİDEO ŞAŞKINA ÇEVİRDİ
Öte yandan sinagog atlındaki gizli tünellerin videosu da yayınlandı… CrownHeights.Info’nun Instagram hesabında yayınlanan görüntülerde izleyiciler merdivenlerden inip koridorlardan geçerek Crown Heights’taki Chabad-Lubavitch Dünya Genel Merkezi’nin bitişiğindeki binanın duvarından yaklaşık 2 metreye 2 metrelik bir ızgaranın çıkarıldığı toprak dolu bir odaya ulaşıyor.
Videoyu çeken kişi daha sonra delikten sürünerek geçiyor ve bu delik 3 metre yüksekliğinde toprak bir tünele açılıyor; tünelin yaklaşık 50 metre uzandığı ve iki köşeden merkezin kapatılan erkekler ritüel banyosunun bulunduğu yere ulaştığı kayıtlara geçti.
CrownHeights.Info’nun web sitesinde paylaşılan fotoğraflarda tünelin yan tarafında bir bira kutusu ve asılı bir elektrik kablosu görülüyor.
Bitişik binanın toprakla dolu odasında, Chabad-Lubavitch hareketinin dönek kazıcıları tarafından bırakıldığı anlaşılan giysiler ve diğer eşyalar etrafa saçılmış olarak görülebilir.
]]>