Geçen haftadaki Ankaragücü maçına göre 4 eksikleri olduğunu belirten Osman Zeki Korkmaz, şunları söyledi:
“Eksiklikleri mazeret olarak göstermek istemiyorum ama Türk futbolunda bazı şeyler can sıkıcı olmaya başladı. Kayserispor maçında göreve geldik. O maçtaki 10 oyuncu bugün sahada yoktu. Buna rağmen maça hazırlandık. Golü bulduk ve pozisyonlar kaçırdık. İlk 45 dakika baskın taraf bizdik. Soyunma odasına giderken maçın hakemi, kaleci Alp Arda’yı zaman geçirmesin diye uyardı. Alp Arda da ‘İlk yarı nasıldı?’ diye sordu. Hoca ‘İyiydi’ dedi. Niye uyardın o zaman? Kafasında başka şeyler var. İkinci yarıda Kasımpaşa, topu bizim sahamızda topu tutmak için plan yaptı. Biz o plana hazırlanıyoruz da başkalarının planına hazırlanamıyoruz. Benim kart gördüğüm pozisyon öncesinde bir faul var, Mendy’nin boynu çıkacak. Oyun devam ediyor, çünkü İstanbulspor’un rakip sahada kalmasını istemiyorlar.”
“TÜRK FUTBOLUNUN BÜYÜK BİR DEĞİŞİME İHTİYACI VAR”
Türk futbolunda İstanbulspor’un kalıcı olacağını belirten Korkmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Biz bir alt ligde düşeriz, sonrasında da çıkarız. İstanbulspor’u yöneten zihniyet, Türk futbolunda kalıcı ve belirleyici olacak. Teknik ekibimle beraber ben de kalıcı olacağım ama zihni çürümüş, başka dürtülerle hareket eden kurumlar en kısa zamanda Türk futbolundan temizlenecek. Türk futbolunun büyük bir değişime ihtiyacı var. 64. dakikada kaleci oyunu yavaşlattı diye sarı kart gören oyuncu var mı? Bu kadar üst seviyede bu adamların yer almaması gerekiyor. Biz, her maça bu lig bitmeyecekmiş gibi hazırlanıyoruz. Kasımpaşa bizden daha rahat. Ne iddiası var ligde? Niye biz daha baskınız? Bizim hesabımız uzun vadeli. Biz bunu yönetirken ayrımcılık beklemiyoruz. Son 15 dakika eksiklere rağmen baskın oynadık ama bazı şeyleri aşamadık. Olanlardan sonra bizim sesimiz az çıkar ve geçer gider. Şampiyonluk yarışı kızıştıkça daha büyük hatalar olacak ve insanların tepkisi bizimkisi gibi olmayacak. Olmadı da zaten. Fenerbahçe ve Galatasaray bu maça baksın ve gardını alsın. İş sıkıntıya gidiyor.”
“KULÜPLERİN TOPLU BİR TEPKİ KOYMASI GEREKİYOR”
İstanbulspor Kulübü Başkanı Ecmel Faik Sarıalioğlu’nun bu tip sorunlarla ilgili tepki koyduğunu belirten Korkmaz, “Maçtan sonra herkes, kendi pozisyonuyla ilgili konuşursa bu sadece şikayet olur. Kulüplerin toplu bir tepki koyması gerekiyor. Gazeteye haber yaptıran ve maçtan sonra basın sözcüsü konuşturan kişi, Kulüpler Birliği’nde sesini çıkartmıyor. Bu maçta ince ince top diğer tarafta tutuldu. Alp Arda’nın sarı kart gördüğü pozisyonda oyuncu topu koşarak almaya gidiyordu. Devre arasındaki olay zaten zihniyeti gösteriyor” şeklinde konuştu.
Oyuncularının bir kopuş yaşamadığını dile getiren Korkmaz, “İnsanlar bizim koptuğumuzu düşünerek başka şekilde hareket ediyor. Biz, Pendikspor maçına aynı motivasyonla çıkacağız ama bu durum bizi rahatsız etmeye başladı” dedi.
]]>“BİZİMLE KİMSE YARIŞAMAZ”
İmamoğlu, İBB olarak Bağcılar’a yaptıkları yatırımları anlatarak “Bağcılar’a yaptığımız hizmetleri ve yatırımları bizden önceki yönetimin yaptıklarıyla kıyaslarsanız bir gerçeği çok net olarak görürsünüz. Milletin parasını millete verme konusunda bizimle hiç kimse yarışamaz. Bu yeni bir kavram, yeni bir prensip, yeni bir tutku. Yeni diyorum çünkü bize unutturdular. Aslında olması gereken buydu. Devletçiliğin, halkçılığın, milletini seven yönetimin olması gereken buydu. Bu konuda net söylüyorum. Yanımıza bile yaklaşamazlar” dedi.
“SUS PUS OLDULAR”
2019’daki yerel seçim sürecinde “İmamoğlu gelince sosyal yardımları kesecek” diye propaganda yapıldığını hatırlatan İmamoğlu, tam tersine sosyal yardımları 6 kat arttırdıklarını söyledi. İmamoğlu “Bizim sergilediğimiz halkçı belediyecilik karşısında bugün suspus oldular. Hatta bizim halkçı faaliyetlerimizi ve politikalarımızı kendi projeleri şeklinde sanki yokmuş gibi anlatıyorlar. Bizim projelerimizi herkes ağzı dolu dolu anlatabilir. Çünkü bizim projelerimiz zaten millet için. Yani bir parti projesi gibi tanımlanmaz. Kişiye ait proje gibi tanımlanmaz. Millete ait, halka ait proje olarak tanımlanır” diye konuştu.
“YÜREKLERİ YETİYORSA…”
İmamoğlu şöyle devam etti:
“Yürekleri yetiyorsa gelsinler o gün söylediği yalanları Bağcılar sokaklarında, pazarlarında, meydanlarında tekrar etsinler. Yapamazlar. Gelsinler Bağcılar’da anne kart kullananlara anlatsınlar.
Bir diyecekleri varsa yürekleri yetiyorsa gelsinler Bağcılar’da evlerine tam 2 milyon litre süt ulaştırdığımız 18 bin 406 çocuğumuza ve onun annesine, babasına desinler ne diyeceklerse. Diyemezler.
Bağcılar Kent Lokantamızda hizmet almış 311 bin 795 vatandaşımızın karşısına geçip ‘İmamoğlu sosyal destekleri kesti’ desinler diyebiliyorlarsa, yürekleri yiyorsa.
Karşılıksız burs verdiğimiz Bağcılar’daki binlerce üniversite öğrencisinin yüzüne desinler. Bak o gençler onlara nasıl cevap veriyor.”
“ARAYA BAŞKA ELLERİN GİRMESİNE İZİN VERMİYORUZ”
“Milletin parasını, millete verme konusunda bizimle kimse yarışamaz” diyen İmamoğlu şunları söyledi:
“Gerçekler ortadadır. Ama gerçekler bundan ibaret de değildir. Sosyal destekler konusundaki gerçeklerin çok farklı yönleri de var. Örneğin biz milletin parasını millete verirken daha önceki gibi araya başka ellerin girmesine ve bu işten birilerinin nemalanmasına da izin vermiyoruz. Bizim bütçemiz çok bereketli.
Bizim bütçemiz hijyenik. Onların yarısı kadar bütçe kullandığımız halde onlardan misli misli fazla iş yapıyoruz. Vatandaşın halinden anlamadıkları için onların aklına bile gelmezdi. Ama hadi diyelim ki bizden önce kreş ya da kent lokantası açmış veya halk süt dağıtmış olsalardı bu işleri nasıl yaparlardı?
Hemen araya birilerini aracı olarak koymaya gayret ederlerdi. Araya bir yetmez iki koyarlardı. Ve o yine bir avuç insanı besleyecek sistemleri oluştururlardı. Milletin parası, millete giderken mutlaka araya bir elleri sokarlar. Biz o ellere; ‘çek elini’ diyoruz.
Tek tek onları geriye itiyoruz. Milletin parasıyla milletin arasına kimseyi katmıyoruz kardeşim. Bir avuç insana onlar kepçeyle verirdi ya, şimdi biz millete kepçeyle veriyoruz. Onun hakkı çünkü, onun parası.”
“PARTİZANLIĞI BİTİRDİK”
İsraf düzeninin yıllarca böyle işlediğini vurgulayan İmamoğlu, sosyal destekleri 6 kat arttırmakla kalmadıklarını sistemi de temizlediklerini belirtti.
İmamoğlu “Sosyal yardımları, siyasi istismar konusu olmaktan çıkarttık. Partili olmakla yardım almak arasında kurulan o niteliksiz, seviyesiz, inancımıza, örf adetimize yakışmayan o bağı, o partizanlığı kestik artık. ‘Ben sana yardımda bulunayım, sen de bana oy ver’ anlayışını tarihe gömdük. Bu siyaseti de toplumsal ahlakı da bozar. Bu ülkede ne çektiyse ‘bizden olanlar- olmayanlardan’ çekti” dedi. İmamoğlu, ihtiyaç sahibi ailelere gıda yardımı dağıtımında muhtarları da ilk kez sürece kattıklarını hatırlatarak “Yardım alan hemşerimizin siyasi eğilimiyle ilgilenmediğimiz gibi muhtarımız hangi siyasi görüşteymiş onunla da ilgilenmedik” dedi.
BABASININ NASİHATINI ANLATTI
Babasının kendisine verdiği “Partili olabilirsin, ol, partine layık ol. Ama particilik ve partizanlık yapma. Yaparsan evladım değilsin” nasihatini anlatan İmamoğlu “Biz particilik yapmıyoruz. Tertemiz, mis gibi belediyecilik yapıyoruz kardeşim. Aradaki kirli elleri temizledik. Siyasi istismar konusu olmadan çıkardık. Atatürk’ün bize emaneti, halkçılığın gereklerini yerine getiriyoruz” diye konuştu.
“VATANDAŞIN KARŞISINA ÇIKAMIYORLAR”
Vatandaşın yardıma muhtaç olmasın diye istihdam ofisleri açtıklarını söyleyen İmamoğlu şunları kaydetti:
“Sadece 5 yılda 200 bin insanımıza iş imkanı sağladık. Bağcılar Bölgesel İslam Ofisi’nden 10 bin 928 kişi iş buldu. Hadi gelsin anlatsınlar onlara bakalım Ekrem İmamoğlu şöyle Ekrem İmamoğlu. Anlatamazlar. Bunlar vatandaşın karşısına da çıkamıyorlar.
İşsiz yurttaşlarımız, ekonomiyi batırmalarının kendisini işsiz bırakmalarının hesabını sorar diye dolaşamıyorlar. Sokağa çıkamıyorlar. Bir ev kadını evine alamadığı etin, peynirin hesabını sorar diye çarşıya, pazara gidemiyor.
Gene Ekrem İmamoğlu gidiyor. 5 senedir gidiyor, çıkmadı o pazarlardan. Kiraları bu hale getiren politikaların hesabını sorar diye bunlar sokaktan kaçıyorlar. Bir emekli, kendisine yaşatılan bu ekonomik zulmün hesabını sorar diye korkudan ortalıkta görünemiyorlar. Kapalı devre, kamera ve onlar. Biz öyle değiliz.
Çat kapı pazara gireriz. Çat kapı esnafa gireriz. Biz öyleyiz. Girmeye de devam edeceğiz. Bizi de eleştirenler olacak. Gelecekler yüzümüze söyleyecekler. Biz kimiz? Milletimizin ferdiyiz. Ben 16 milyon İstanbullunun belediye başkanıyım.”
“DERSİNE İYİ ÇALIŞMAMIŞ”
İmamoğlu sözlerini şöyle tamamladı:
“Bunların İstanbul’u hiç bilmeyen, öğrenmeye de gönlü olmayan bir adayları var. Tabii TOKİ mağduru karşısına çıkar da söylediği, hesabını sorduğu hususlar olur diye sokakta dolaşamaz. Ben saygısızlık etmem kimseye. Acemi, dersini çalışmamış. Keşke çalışmış olsa. İstanbullu ithal aday, atama aday kabul etmez.
AK Parti’nin içinde de çok deneyimli, İstanbul’u iyi bilen insanlar vardır. Ama hayırlı olsun tabii ki Cumhur İttifakı’nın adayıdır. Saygıyla karşılıyorum ama dersine iyi çalışmamış. Bir İstanbullu karşısına çıkıp Kanal İstanbul’u sorduğunda lafı eveleme geveleme yapmayacak. Karşıysan, ‘karşıyım’ diyeceksin.
Yok efendim ‘İstanbul’un gündeminde olmayan, benim de gündemimde olmaz.’ Bırakın bu işleri. O kanal kimin gündeminde herkes biliyor değil mi? Bir kişinin gündeminde.Senin gündeminde, onun gündeminde bakar mı? Bakmaz. Onun için vatandaşından uzak durandan, vatandaşla arasına fiziken ve ruhen mesafe koyandan bu şehre hayır gelmez.
31 Mart’ta ince ince hesaplar yapmaya hiç gerek yok. Vatandaştan kaçan, vatandaşı oy veren-vermeyen diye ayıran anlayışın yerine vatandaşa kucak açan, vatandaşıyla birlikte olan, vatandaşı seven, vatandaşla iç içe olan arasında tercih yapacaksınız.
İstanbul’un rotasını geri çevirip bu şehri ihmal, israf, ihanet batağına doğru sürüklemek isteyenlere izin vermeyeceksiniz.”
]]>Çağımızda istihbarat giderek daha da önem kazanıyor. Çok üzerinde durmamız, odaklanmamız, teknolojiyi yakından takip etmemiz, metot geliştirmemiz gereken bir alan. Çünkü kimse kimseye bunun metodunu, teknolojisini vermiyor. Oturup kendimizin birçok şeyi yeniden bulup operatif metotları hayata geçirmemiz gerekiyor. Terörle mücadele ihtisas alanı. Dış politika, dış operasyonlarda dost unsurlarla beraber çalışma konusu başka bir operasyon alanı. Kontrespiyonaj başka bir uzmanlık alanı. Sizin işiniz ise faaliyet gösteren casus bulma meselesi.
DÜŞMANIN YERİNE KOYUYORUZ
Bunların hepsi de yeniden kendini üreten bir yapı içinde evrilmesi gerekiyor. MİT’te çok ciddi ve ileri reformlar yapıldı. Bunun sonuçlarını belli ülkelerde görüyoruz. Suriye, Irak’ta bilinen yerler, dost unsurlarla yürütülen ve bize askeri maliyeti çok az olan çok önemli operasyonlar var. Tabi bunların hepsi basına yansımıyor, basına yansıyan kısmı belli yeteneklerin nasıl geliştiğini de gösteriyor. Şimdi teknoloji ayağına, insan ayağına ciddi yatırım yapmak, yeni metotların geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye bu alanda çok ilerleme kaydetti. Şu anda İbrahim Kalın (MİT Başkanı) iyi çalışıyor, sistem devam ediyor. Terör şebekelerinin vurulduğunu ve casus servislerin yakalandığını görüyoruz. Burada odaklanma ve bir hedefin olması önemli. Türkiye’nin tehditlerini iyi anlamak önemli. Kendinizi sürekli düşmanın yerine koyup ona göre hareket etmeniz gerekiyor.

Hakan Fidan, Sözcü Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün de bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
ERBİL’İ DE HEDEF ALIYOR
12 şehit vermemizden sonra Bağdat ve Erbil yönetimlerinin tutumlarıyla ilgili soruya Fidan şu karşılığı verdi: Terörle mücadelede Erbil’le tam bir iş birliğimiz var. PKK konusunda hassasiyetlerimizi paylaşıyorlar. Onlarla iş birliği konusunda her geçen gün daha da iyi bir noktaya gidiyoruz PKK aynı zamanda Erbil yönetimini de hedef alır bir durumda. PKK’nın Süleymaniye’de Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile geliştirdiği bir ittifak var. KYB ve PKK ittifakı, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bloğuna olduğu gibi karşı. Süleymaniye ve PKK, bunlar Erbil yönetimine karşılar. Burada büyük sıkıntı var. Bağdat’taki belediye seçimleri, bölgede çeşitli sonuçlar çıkarttı. Bunlara yakından bakıyoruz. Taraflarla görüşüyoruz. Türkmen cephesi başkanı Hasan Turan’la da görüşme yaptık. Kerkük öznesinde nereye, nasıl gideceğiz meselesi. Seçim sonuçlarına baktığınız zaman orada, tabi ne kadar hile yapıldı yapılmadı bunlar çok tartışılan bir mesele. Aslında beklenmedik şekilde KYB’nin oylarını artırdığı görünüyor. Bizim istediğimiz önceden geliştirilen kuralın devam ettirilmesi, yani taraflar arasından yine münavebeli bir valilik sisteminin devam etmesi önemli. PKK ve KYB ortaklığının bölgede etkinlik kuracağı bir denklemin olmaması için çalışmaya devam ediyoruz.
BÜYÜK TOPLANTI YAPILDI
Bu eylemlerden önce Iraklılarla ortak güvenlik toplantısı yaptık. Geliştirdiğimiz format bugüne kadar olmamış bir formattı. 30 kişiyle toplandık. Diplomat, asker, istihbaratçı, havacı, karacı kim varsa herkes burada. Sonra ayrı bir odada daha az insanla bir araya geldik. 4-5 saat konuştuk. Bıkmadan, usanmadan PKK’nın ne kadar önemli bir tehdit olduğunu anlatıyoruz. Bazen biz kendimizde çok hakikat ve doğru olan bir şeyin karşı tarafta da aynı olduğunu varsayıyoruz. Aslında öyle olmuyor. Herkesin kendi dünyası ve öncelikleri var. Bağdat’taki PKK farkındalığını son 3 yılda 4 yılda ortaya çıkartabildik. Bu çok sistematik temaslarla, argümanlarla, ilişkilerle, iş birlikleriyle, desteklerle, şunlarla, bunlarla çok boyutlu götürülmüş bir konu.
OPERASYON İÇİN 3 SEÇENEK
Bizim temel argümanımız “PKK, Türkiye’ye karşı kurulmuş bir örgüttür. Türkiye’de bir metrekare toprak bile kontrol etmiyor. Ama Irak’ta büyük toprak kontrol eder noktaya gelmişler’ oluyor. Mahmur, Süleymaniye, Zaho, Kandil vesaire PKK varlığı var. Yani alan kontrol ediyor, köyleri kontrol ediyor. ‘Bu bizim için tehdit değil. Sizin için tehdit, egemenliğiniz için tehdit. Silahlı bir grup var, kontrolsüz burada’. diyorum. Bir de kalkınma yolunu konuşuyoruz. Yani bu türden örgütlerin bulunduğu bir coğrafyaya finansı nasıl getireceğiz? Sırf bunun için bunları ortadan kaldırmak… ‘Egemenlik meselesini nasıl halledeceksiniz burada? Tabii orada farklı denklemler var. Onlara da diyoruz ki ‘İstiyorsanız siz çözün, istiyorsanız beraber çözelim, bırakın biz çözelim yani savaşmaya devam edeceğiz. Zaten siz isteyin istemeyin. Bunda sıkıntımız yok. Bu konuda netiz. Ama irademizi ortaya koyuyoruz. ‘Bizim oradaki varlığımızın tek sebebi PKK ile mücadele. PKK ile mücadeleyi sahiplenirseniz bizim şey yapmamıza gerek kalmaz. Bu kadar fazla telaş göstermemize sebep kalmaz.’ Görüşmeler olumlu geçti.
AURİ SUİKAST VE SONUCU
Lübnan’da, Hamas’ın önemli isimlerinden Salih Auri’ye suikast düzenlenmesinin savaşın bölgede yayılmasında etkili olup olmayacağına ilişkin soruyu Fidan şöyle cevaplandırdı: Ben İsraillilerin, Lübnan’la savaşa girmemek için kendilerini zor tuttuğunu düşünüyorum. Ama bu yol çıkmaz sokaktır. Öyle bir şey olursa bu savaş tabii ki bitmez. Tam tersine, meselenin çözülmesi isteniyorsa, barış ve iki devletli çözüme odaklanmak lazım. Tehditleri zor kullanarak ben elimine edeceğim dediğiniz zaman, burada belli şeylerin olacağını öngörmek zor değil açıkçası. İsrail’in de Lübnan’daki bu operasyonu baktığınız zaman şöyle bir şey var. Bir Hizbullah hedefini, Hizbullah yöneticisini vurmuyor ama Lübnan’a ben senin üstünde uçuyorum, takip ediyorum mesajını veriyor. Dediğim gibi havadan operasyon yaptığınız zaman işte bölgenin önemi kalmıyor. Nerede olursanız olun vuruyor. Hizbullah buna nasıl aksiyon gösterecek? Yani tamamıyla savaşa girerek mi reaksiyon gösterecek yoksa misilleme yaparak mı? Bugün gelen raporda 3 askeri hedefe saldırdık diyorlar. Başından beri savaşın ilk gününden beri ortaya koyduğu aslında tavrın bir devamı.
HAMAS’A BAKIŞ DEĞİŞMİYOR
Tarafların Hamas’la ilgili tutumunda, 7 Ekim öncesi ile sonrası arasında değişiklik olmadığını belirten Fidan şöyle devam etti: Bizim gibi bunu, terörist olarak görmeyenler, bir direniş hareketi, parti görenler, o şekilde görmeye devam ediyor. Terörist görenler de aynı pozisyonlarını koruyor. Netanyahu’nun ilk günden pazarladığı bir resim var. Bütün bu süreci 7 Ekim gününde olan bazı olaylarla fotoğraflayıp, onun üzerinden Batıya anlattığı bir kurgu var. ‘Ben, katledildim. Bunu yapanlar barbar’ diye anlatıyor hadiseyi. Dolayısıyla onun için ne olduğunun önemi yok. Bizim duruşumuz bizim çıkışımız ise onun ortaya koyduğu o stratejiyi, Batı’nın satın aldığı o resmi, tamamıyla tersyüz ediyor.
BUNUN ADI BARBARLIK
Biz “Hiçbir gerekçe on binlerce sivilin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi mümkün değil. Bunun adı barbarlık. Hamas’a yönelik tanımlamaları sivil katliamı üzerinden yapıyorsanız, aynı kuralı İsrail için de uygulamanız lazım” diyoruz. Bunlar, cevap veremedikleri konular. Hamas’ı kınayalım diyorlar. Tamam problem yok. Hangi gerekçe ile kınıyorsunuz? Sivil öldürdüğü için. Aynı gerekçeyle İsrail’i de kınayalım. Bunu yapamıyorlar. Bunlar tabi büyük pozisyon kaybı onlar açısından. Güç dengeleri değiştikçe, politik tavırların değişeceğine inanıyorum. Bölgede ABD’nin ve İsrail’in en yakın arkadaşı olduğu var sayılan ülkeler için de geçerli. Şu anda alınan tavırlar, dostluktan ya da düşmanlıktan alınmıyor, çaresizlikten alınıyor. ABD’nin İsrail adına savaşmakta olduğu bir denklemde bölge ülkeleri karşı gücü geliştirmek isteyecektir. Gazze’deki türden katliamların bir daha olmasını istemeyenler silahlanma ve güç arayışına girebilirler. Gazze’de yaşananlar, Batı’nın biriktirdiği krediyi kaybetmesine yol açtı. Ukrayna-Rusya meselesindeki tavırlarının tersine, Gazze konusunda bambaşka bir yerde durmaları, iki yüzlülüğün tavan yaptığı yerdir. Tüm bunların, çok büyük jeostratejik kırılmaya zemin hazırladığını görüyorum. Bu süreçte ilk defa ortaya koyduğumuz pratikler var. İlk defa temas grubu oluşturduk. Sistemli şekilde belli yerlere baskı yapmamız önemli. Hep birlikte olmamız söylem birliği sağladı.
]]>