Ukrayna-Rusya savaşından sonra Türkiye’ye gelip Erzurum’a yerleşen Anastasia Emelianova, bir iş yerinde bilgi işlem personeli olarak çalışmaya başladı. Emelianova, yaklaşık 8 ay önce sosyal medya üzerinden bir kafede baristalık yapan Suriye uyruklu Mohammad Nizar Arnabeh ile tanıştı.
İkili arkadaş olup, sık sık görüşmeye başladı. İddiaya göre, geçen yıl 20 Eylül saat 23.00 sıralarında ikili arasında tartışma çıktı.
Apartmanda oturanların da duyduğu tartışmadan birkaç saat sonra Mohammad Nizar Arnabeh, alt kat komşusuna giderek Anastasia Emelianova’nın yaralandığını belirtip yardım istedi.
112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine apartmana polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
Eve giren ekipler, Anastasia Emelianova’ın kan kaybından öldüğünü belirledi. Kadının cenazesi Erzurum Adli Tıp Kurumu’na kaldırılırken, Mohammad Nizar Arnabeh ise İl Emniyet Müdürlüğü Cinayet ve Gasp Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yaşamını yitiren Emelianova’nın cenazesi ise uçakla ülkesine gönderildi.
POLİSTEKİ İFADESİNİ KABUL ETMEDİ
Tutuklu yargılandığı 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıkarılan Arnabeh, Emelianova ile tartıştıklarını ve kırılan sehpanın cam parçasını alarak baldırına sapladığı yönündeki ifadesini kabul etmedi.
Hakim huzurunda ifade veren Mohammad Nizar Arnabeh, “Polis merkezindeki ifademi kabul etmiyorum. İfadem bir kurgudan ibaret. Olay şöyle gerçekleşti. Saat 01.15’te işten çıktım 01.35 gibi eve geldim. Bunlar güvenlik kamerası görüntülerinde de mevcut. Mutfaktaki ocakta tencere içinde yanmış çorba vardı ve ocağın altıda yanıyordu. Anastasia’yı oturma odasında yüz üstü yatmış vaziyette gördüm. Yüzü soluk, göz altlarında karartılar olduğunu tespit ettim. Nabzını kontrol ettim. Ölmüş olabileceğini düşündüm. Kalp masajı yaptım. Sonra yardım çağırdım polisler gelip beni gözaltına aldı” dedi.
KOL SAATİ, KALP ATIŞLARININ KAÇTA DURDUĞUNU BELİRLEYECEK
Şüphelinin hep çelişkili beyanlarda bulunduğunu belirten Emelianova’nın ailesinin avukatı Begüm Osma şunları söyledi:
-İlk celsede de sanık daha evvel bahsettiği, çelişkili beyanlarına devam etti. Sürekli olarak kendisinin her fail gibi, her şiddet faili gibi Anastasia’yı sevdiğinden, tatlı ve akıllı bir kadın olduğundan bahsederek olayı kendisinin işlemediğini ifade etti.
-Ancak sanığın beyanlarının aksine sanığın ifadesini alan kolluk memurları tekrardan bu celsede mahkemede dinlendiler. Her birinin çelişkisiz ve kuşkuya mahal vermeyecek beyanları zabıtlara geçti. Savcılık bu celse mütalaasını açıkladı.
-Savcılık mütalaasında kadına karşı kasten öldürme suçundan cezalandırılmasını talep etti. Ancak mahkeme, bizlerin ve sanık müdafinin talepleri doğrultusunda, eksik hususların değerlendirilmesi yönünde bir ara karar kurdu.
-Şöyle ki en önemli husus aslında Anastasia’nın akıllı bir kol saati vardı orada kol saati nezdinde kalp atışlarının durup durmadığına ilişkin, o saate ilişkin bir inceleme yapılacak. En önemli aslında ara kararlardan bir tanesi bu.
-Sanığın Anastasia’yı öldürdüğü olay günü, başka bir kadınla da görüştüğü ve dosyaya ilk defa bu ismin girdiği sebepleriyle bizlerin de itirazları ve beyanları üzerine o şahsın da dinlenmesi ve hazır edilmesi yönünde bir ara karar kuruldu.
-Bizler kadın cinayetleri durana kadar, elimizden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğiz. Her zamanki gibi şiddet faillerinin bu yöndeki beyanlarını asla bizler dosyaya çelişkisiz ve açık bir şekilde kabul etmiyoruz diyebilirim.
-Bizler açısından zaten her ne kadar kanunen unsurların oluşup olmadığı tartışmalı olsa da, bu sanığın yapmış olduğu eylemler ispat edildiği takdirde, kuşkuya mahal vermeyecek şekilde olduğu takdirde, birden fazla kez cam parçalarıyla makulü yaraladığı yönündeki beyanları vardı koltuk ifadesinde.
-Bizler nezdinde bu durum aslında canavarca hisle, eziyet çektirerek, kadına karşı kasten öldürme suçunun varlığını göstermekte. Davamızın peşindeyiz, takip edeceğiz.” Akıllı saatin bilirkişi tarafından incelenmesini kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı mart ayına erteledi.
]]>Kademeli emeklilik talebinin dile getirildiği mitinge CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, Yeniden Refah Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Melih Güner, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve çok sayıda yurttaş da katıldı.
“ASLA KABUL EDİLEMEZ”
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yan yana mücadele ettiklerine vurgu yaparak özetle şunları dile getirdi:
*Bizler bu ülkede, bu topraklarda yıllarca çalışıyoruz. Emek akıtıyoruz. Alın teri döküyoruz. Bu ülkeye, bu güzel memleketimize değer üretiyoruz. Bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini bizler üretiyoruz.
*Bu ülkede hepimiz belli bir süre çalıştık. Sonra emekli olmak ve emekli olduktan sonra da son nefesimize kadar insanca yaşayacağımız bir ücret ve başta sağlık hakkı olmak üzere sosyal haklara sahip olmak hepimiz açısından temel bir yurttaşlık hakkıdır.
*Ne yazık ki bu ülkede hem emekli olmak zorlaştı hem de emekli olduktan sonra yaşamak neredeyse imkansız hale getirildi. Önce 1999’da, sonra 2008 yılında yapılan düzenlemelerle emekli olmak bu ülkede neredeyse imkansız hale getirildi.
*Sizlerin bir günle emeklilik hakkınızın 15, 16, 17 yıl ötelenmesi asla ama asla kabul edilemez. Derhal bu yanlıştan dönülmeli ve emeklilik sistemindeki bu adaletsizliklerin ortadan kaldırılması şarttır.
*O nedenle sizin verdiğiniz bu mücadele, emeklilikte adalet mücadelesi, kademeli emeklilik mücadelesi son derece onurlu, anlamlı, haklı bir mücadeledir. Mücadeleniz kutlu olsun.
“DUR DİYECEĞİZ”
EMADDER Başkanı Mihriban Uğurlu, düzenlemeyle birlikte bir gecede 17 yıl kaybettiklerini belirterek şunları söyledi:
*Bugün severek gittiğimiz işimize giderken emeklerimizin boşa sayıldığını hissedip ayaklarımız geri geri gitti. Bugün ülkemizde kendimizi yok hükmünde ve dışlanmışlığın en üst seviyesinde hissettik. Kendimizi ikinci sınıf vatandaş hissettik.
*Hayatımızın 17 yılı yok sayıldı. İş yerlerimizde çalışma barışını bozdunuz ama artık yeter. Bizlerin sabrı kalmadı. Hep birlikte yüksek sesle haykırmaya hazır mıyız?
*Onurumuz için, sadaka değil, hak mücadelesi için, mezarda emekliliği kabul etmediğimiz için, hayatımızın 4’te 1’lik kısmına denk gelen 17-20 yılımız yok sayıldığı için, 9 Eylül ve sonrası işe girenler, öncesinde işe girenler ile aynı anayasal haklara sahip çalışanlardır demek için, akranlarımızdan daha fazla prim ve hizmetimiz olmasına rağmen onlardan 20 sene sonra emekliliğe hayır demek için, iş yerlerimizde bozulan çalışma barışımız için, ikinci sınıf vatandaş yerine koyulduğumuz için, çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık yaşadığımız için, bir Gecede 17 sene yaşlandığımız için, dünyanın en haklı isyanı için bu hikayeyi birlikte yazmaya, bu adaletsizliğe birlikte dur demeye hazır mıyız?
“NASIL BİR YASA Kİ…”
*Soruyorum sizlere, emeklilik için 17-20 yıl beklemenin bedeli ne ile ölçülebilir. 17 yıl, 20 yıl ne demek? Bir insanın doğup askerlik çağına gelmesi demek, üniversite çağına ve evlilik çağına gelmesi demek. Bizler sadaka, lütuf, avantaj istemiyoruz. Aslanlar gibi çalıştık, emek verdik, anamızın ak sütü gibi helal olan hakkımızı istiyoruz. Çok çalışan, az çalışandan tam 17-20 yıl sonra nasıl emekli olabilir?
*Bu, hangi vicdana hangi adalete sığar. Hiçbir dayanağı olmayan hiçbir kabul edilebilirliği olmayan sebepleri asla kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Bizler konuşur konuşur, susar diyebileceğiniz bir kitle değiliz.
*Çığ gibi büyüyoruz ve bu hakkı alana kadar da asla vazgeçmeyeceğiz. Devlet, vatandaşına adil adaletli, olmak zorunda. Bizleri sihirli bir tarihi öne sürerek ayıramaz, geleceğimizi çalamazsınız. 3 Mart 2023 tarihi, bir kesime bayrama iken aynı yaştaki hatta daha çok çalışan yaşça büyük kesime cenaze olmuştur.
*Nasıl bir yasa çıkardınız ki her yerden mağduriyet yağıyor. Bildiğiniz halde susmanız, görmezden gelmeniz aldığınız yanlış kararların üstünü örtemez.
“EMEKLİLERE REVA GÖRÜLEN AÇLIK SINIRININ ALTINDA MAAŞ…”
*43 yaş 5 bin-5 bin 975 gün emekli, 44 yaş 7 bin-9 bin gün, 15-17 yıl sonra 15 bin 600 günle emekli, 50-52 yaşında annelerimiz hâlâ tüm mobbinglere, zorlanmalara rağmen çalışıyor ve 8-10 yıl daha çalışacak. Nasıl bir yasa, nasıl bir adalet ki bu, 43-45 yaşındaki delikanlıların maaşını 50 yaşındaki anneler, kadınlar ödemeye mahkum ediliyor.
*Bizler 47-48 yaşından sonra işten çıkarılıp nerede iş bulacağız, 10 yıl taş mı yiyeceğiz? 50 yaşında merdiven bile sildirmezler bize. Bizler 50 yaşından sonra 30 yıl hizmet ile açlığa, sefalete mi terk edileceğiz? Seçilmiş kişiler olarak 8 Eylül 1999 ve öncesine kıyak üstüne kıyak yapılırken sistemin bütün yükünü, bütün haksızlıkları, adaletsizlikleri 2 bin sonrasına yükleyip kobay yaparak bize mi sordunuz?
*Bizlerin 17-20 yılını sırf siz öyle istiyorsunuz diye çalamazsınız. Siz mi doğurduğunuz da bizi hayatımızın 20 yılını keyfinize göre yok sayıyorsunuz? Yurt dışı şartlarında emeklilik yaşı isteyip yurt dışı çalışma şartlarının çok aksine şartlarda çalıştırmak adil mi?
*Yurt dışında akranlar arasında 20 yıl fark mı var? Arama motoruna yurt dışı emekli yazdığınızda kayaklar, geziler, turlar çıkarken Türkiye’de emekli yazdığınızda sırtında küfe taşıyan, ekmek parası için çalışan insanlar çıkması utanç değil de nedir? Emeklilere reva görülen açlık sınırının altında maaş, bu ülkenin ayıbıdır.
“GÖRMEZDEN GELEREK BUNU YOK SAYAMAZSINIZ”
*Biz bu ayıp için değil, bizi bekleyen hayatta kalmanın imkansız olduğu maaş için değil, adalet için buradayız. Haksızlığın en büyüğü yapıldı bizlere. Görmezden gelerek bunu yok sayamazsınız. Bilin ki bizler bu hakkı alana kadar susmayacağız, durmayacağız. Kimseye verecek 20 yılımız yok bizim.
*Helal etmiyoruz hayatımızın 20 yılını hiç kimseye. Bu vebal ile seçime gitmek sizin tercihiniz ama bunun hesabını sandıkta sormak da bizim hakkımız. Bize bütçeymiş, ekonomiymiş, enflasyonmuş bunlarla gelmeyin. Bizler 5 bin günlü değiliz. Fazlası ile ödedik primlerimizi. Bizler borçlu değil, alacaklıyız. Bizleri yok sayamazsınız.
*Buradayız ve haklarımıza kavuşana kadar da burada olacağız. Bizlerden destek bekleyen siyasilerimiz, önce bizim haklarımızı teslim edecekler ve vatandaşın devletine olan güvenini yeniden kazanacaklar ki 4,5 milyon insan da devletine güvensin.
*İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize, bu vebale ortak olan tüm partilerimize sesleniyoruz buradan. Bu adaletsizliğe sessiz kalmak, buna ortak olmaktır. Geç gelen adalet, adalet değildir.
]]>