Mudanya Üniversitesi’nin 2024-2025 akademik yılı açılışına katılan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yaptığı konuşmada, ülkelerin kalkınması için eğitimin en önde gelen unsurlardan bir tanesi olduğunu belirterek, “Gençlerin eğitimi, çocukların geleceğe hazırlanması eğitimle mümkün. Eğitim olmadan kalkınma olmaz. İlköğretimden ortaöğretime, liseden üniversiteye varıncaya kadar eğitimin her kademesi birbirinden değerli. Özellikle yükseköğretim, gençlerin geleceğe hazırlanması çok çok önemli. Bu anlamda da son yıllarda ülkemiz çok önemli mesafeler aldı. Üniversite sayıları, 66’dan 208’e çıkarıldı. Tüm ülke genelinde 81 vilayetimizde üniversiteler kurulurken, vakıf üniversitelerinin önü açıldı. Bu anlamda eğitimin kalitesini arttırmak için akademik kadroların güçlendirilmesi için destekler verildi. Bütçede en fazla pay eğitime ayrıldı. Eskiden savunmaya ayrılıyordu. Üniversitelerde okuyan öğrencilerin okuma imkanları, burs, yurt imkanları arttırıldı. Tabii insanı güçlendirmenin en önemli yolu da çocukları daha ilk baştan itibaren güçlü bir eğitimle desteklemek. Eğitime bütçede en fazla payı ayırdık. Tabii istikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin dört bir yanını eserlerle donattık. Bursa’mız bu eserlerden çok çok faydalanırken, faydalanmaya da devam ediyor” diye konuştu.
Yüzde 20’lik savunma sanayinde yerlilik oranı varken bugün yüzde 80’e çıkardıklarını belirten Bakan Tunç, “Bunun ne kadar önemli olduğunu işte görüyoruz. Yüzde 100’e varmamız lazım. Hatta ihraç eder noktaya gelmemiz lazım. Teknolojinin tüm imkanlarını her alanda kullanmamız lazım. Eğitimde de, adalette de artık dijital çağdayız. İstikrarlı kalkınma hamlelerinde bugüne kadar aldığımız mesafeyle yetinmememiz lazım. Dünyada Türkiye’yi en güçlü ülkeler arasında görmemiz lazım. Bunun mücadelesini milletçe birlik beraberlik içerisinde vermemiz lazım. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmanın yolu da güçlü olmaktan geçiyor. Bugün maalesef, üniversite rektörümüzün de açılışta belirttiği gibi dünyada adaletsiz bir sistem var. Bu adaletsizliği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsü de dahil olmak üzere sürekli dile getiriyoruz. Uluslararası sistemin artık insanlığın sorunlarına cevap veremediğini, uluslararası kuruluşların etkisiz olduğunu, dünyadaki sıkıntıları çözme noktasında başarısız olduğunu ve dünyanın 5’ten büyük olduğunu ve daha adil bir dünyanın mümkün olduğunu her fırsatta söylüyor. Sadece tek başımıza söylememiz bir şey ifade eder mi diye düşünüyorken, bugün dünyanın birçok lideri de aynı söze geldi. Aynı cümleleri kurmaya başladı. Uluslararası sistemin Birleşmiş Milletler’in yapısının güvenlik konseyinin yapısının adil olmadığını, artık dünyanın birçok lideri, ülkenin devlet başkanı da söylemeye başladı. Seslendirmeye başladı. Hatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri dahi, Güvenlik Konseyi’nin yapısının sorunları çözmediğini, bir reforma tabi tutulması gerektiğini söylemeye başladı. Yani dünyada adaletin, hakkaniyetin sözcülüğünü, insan haklarının savunuculuğunu yapan bir liderimiz ve bir ülke noktasında dikkat çekmeye başladık. Bunu daha da güçlü yapmanın yolu Türkiye’yi her alanda güçlü kılmak. Fiziki kalkınma hamleleriyle de demokrasisiyle de daha güçlü hale gelmelidir” ifadelerine yer verdi.
“İsrail aslında bir maşa. O maşayı kullanan eller maalesef insanlık düşmanı, oradaki soykırımın asıl azmettiricileridir”
Bugün Filistin’de dünyanın gözü önünde çocukların katledildiğini belirten Tunç, “41 binden fazla Filistinli şehit edildi. Bunun yüzde 80’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Ama maalesef bu katliamı durdurabilecek bir güç, bir uluslararası kuruluş yok. Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesinin tüm unsurları ihlal ediliyor. Cenevre Sözleşmesi’nin bütün hükümleri, insancıl hukukun bütün hükümleri ayaklar altına alınıyor. Uluslararası kuruluşların aldığı kararlar sınırlı ve alınan kararlar da maalesef uygulanmıyor. Aslında bir asırdan bu yana orada yerlerinden, yurtlarından edilmek istenen insanlar var. 400 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde her dinden insanın barış içerisinde, huzur içerisinde yaşadığı Filistin orada Siyonizm Kongresi’nden sonra Yahudi devletinin kurulması fikriyle beraber oluşan ve oradaki yerli halkı yerinden yurdundan ederek bir işgal süreci başladı. O işgal sürecine yönelik Birleşmiş Milletler’in Güvenlik Konseyi’nin çok sayıda kararları olduğu, işgal edilmemesi, işgal topraklarından çekilmesi noktasında kararlar oldu. Sayısız kararlar var ama bu kararların hiçbirisine uymayan bir İsrail devleti maalesef bugünlere kadar gelindi. 7 Ekim’den bu yana da artık olay çok daha farklı bir boyuta geldi. Dünyanın gözü önünde bir soykırım işlendi. Bu soykırım tanımının tamamına uyan bir durum. Bir milletin sırf Müslüman olduğu için yaşadığı topraklardan çıkarılması, sürgüne tabi tutulması, katledilmesi soykırımın ta kendisi. Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesi ihlal edildi. Güney Afrika’nın başlatmış olduğu Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya biz ilk günden beyan dilekçemizi verdik. Dışişleri Bakan Yardımcımız da beyanda bulundu. Bunun bir soykırım olduğunu, ateşkesin bir an önce sağlanması gerektiğini, insani yardımların engellenmemesi gerektiğini, hatırlayın o günlerde güvenlik konseyinin huzuruna gelen insani yardım önergeleri dahil reddedilmiştir. Yani insani yardım önergesi reddedilebilir mi? ‘Oradaki çocuklar aç kalsın veya ölsün. Kadınlar katledilsin.’ İşte uluslararası sistem maalesef bu. Uluslararası Adalet Divanı yargılamaya başladı. Tabii oradaki durumun soykırım olmadığını söylemek, hukukçular için mümkün değil. Tedbir kararları aldı. Soykırım sözleşmesi ihlal ediliyor dedi. Esas hakkında karar olmamakla beraber dedi. Ateşkesin bir an önce sağlanması ve insani yardımların engellenmemesi konusunda karar alındı. Bu tedbir kararlarını uygulayacak, icra edecek olan mekanizma neresi? Güvenlik konseyi. Güvenlik konseyinin huzuruna gidildi ama maalesef güvenlik konseyinin kararları birçok zaman oy çokluğuyla reddedildi. Tabi İsrail özellikle Amerika Birleşik Devleti başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin büyük desteğini alıyor. Burada İsrail aslında bir maşa. Asıl o maşayı kullanan eller maalesef insanlık düşmanı, oradaki soykırımın asıl azmettiricileridir. Dolayısıyla, insanlık bunu da gördü. Bu soykırımı ve tutumunu destekleyenler de azmettiriciler olarak dünyanın tarihine kara leke olarak geçtiler. Bunlar bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor. Şimdi tabii oradaki savaşı, soykırımı daha da genişletmenin çabası içerisinde Lübnan’a saldırdılar. Biz Türkiye olarak dünyada adaleti, hakkaniyeti savunmaya devam edeceğiz. Filistin sorununun kesin ve kalıcı çözümü orada 1967 sınırlarında yani İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria, Gazze ve diğer bölgelerden çekilerek 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan oradaki akan kanın durmayacağını bir an önce bağımsız Filistin devletinin kurulması gerektiğini de biz bütün dünyaya, söylemeye, haykırmaya devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Diğer yandan, ülkedeki adalet sisteminin daha güvenilir, gecikmeyen, hukukun üstünlüğüne dayanan öngörülebilir bir adalet sisteminin tesisi noktasında çok mesafeler alındığını ifade eden Bakan Tunç, “Biraz önce Mudanya Üniversitesi kurucusu Gıyasettin Bingöl, gençlik yıllarındaki üniversite hayatından bahsetti. Nasıl sıkıntılar çektiğinden bahsetti. Hangi kitapların yasaklandığından, nelerin konuşulamadığından bahsetti. İşte burada örnek. Bugün bu sıkıntıların hiçbirisi yok. Düşünce ve ifade özgürlüğünün önü alabildiğine açıldı. Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, fikir özgürlüğünün olmadığı bir yerde gelişme olmaz. Özgürlükler, düşünce ve ifade kesinlikle kısıtlanamaz. Ama belli şartlarda kısıtlanabilir. O da şiddeti teşvik ediyorsa, şiddet çağrısı. Orada artık düşünce özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla özellikle ülkemiz terörle mücadele eden bir ülke. Terörle, 40 yıldan bu yana PKK terör örgütüyle mücadele ediyoruz. Hemen yanı başımızda bir terör devleti kurulmaya çalışıldı. Son yıllarda, son 5-6 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Diğer yandan 15 Temmuz’da hain bir darbe kalkışmasıyla karşı karşıya kaldık. O darbeci teröristlerle mücadele sürecimiz hem yargı alanında var hem diğer alanlarda devam ediyor. Dolayısıyla ülkemizde terörün her türlüsüyle mücadele ediyoruz. Terörün her türlü mücadele ederken de iktidarıyla, muhalefetiyle birlik olmak durumundayız. Birlik ve beraberlik içerisinde milletimizin huzurunu, güvenliğini sağlayabiliriz. Bu anlamda ülkemiz 22 yıldan bu yana temel hak ve özgürlüklerin daha da alanının genişletmesi genişletilmesi anlamında çok önemli mesafeler aldık. Bir kere mevzuatımızın temel kanunlarımızın tamamını biz yeniledik” dedi.
“Yargıda yeni reform paketiyle ilgili çalışmalarımızı milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız”
Toplumun geliştiğini, ihtiyaçların çeşitlendiğini, bilişim teknolojilerinin de gelişmesiyle yeni yeni suç tiplerinin ortaya çıktığına dikkat çeken Bakan Tunç, “Sosyal medyanın görünürlüğün artması nedeniyle suçlardaki artış tüm bunlar tabi ki yeni ihtiyaçları da doğuruyor. Bu yeni ihtiyaçları da süratli bir şekilde gerçekleştirmek, ihtiyaçlara uygun mevzuat düzenlemelerini yapmak gerekiyor. Özellikle son günlerde tartışılan, işte cezasızlık algısına yönelik eleştiriler. Bu eleştirileri elbette ki dikkate alıyoruz. Bir buçuk yıldan bu yana yargı reformu strateji belgesiyle ilgili bir hazırlığımız var. Önümüzdeki birkaç hafta sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyuyla paylaşacak. Özellikle suç ve suçluyla mücadelede bir kere suçun önlenmesinden tutun da soruşturma aşaması, dava aşaması ve infaz aşamasının her biri birbirinden değerli. Bu anlamda caydırıcılığı sağlamak, özellikle suç işlemesini önlemek, suç işleyenlerin cezalarını çektikten sonra onların topluma kazandırılmasını sağlayabilmek için çok önemli çalışmalar bugüne kadar yaptık. Bundan sonra da özellikle gelişen durumlar nedeniyle yapmak durumundayız. Yargı reformu strateji belgemizde özellikle eleştiri konusu olan denetimli serbestlikle ilgili uygulamalarla ilgili, koşullu salıvermeyle ilgili ve bazı suçlar, özellikle öne çıkan, toplumun huzur ve sükunetini bozmaya yönelik davranışlara yönelik cezaların, alt sınırların arttırılmasına yönelik tutuklama tedbirinin şekline gerek mevzuatımızda gerekli uygulamaya yönelik önemli çalışmalarımız var. Bu taslak çalışmalarımızı milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız ve bu anlamda suç şebekeleriyle mücadeleyi emniyet güçlerimizle de yargı teşkilatımızla beraber bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Toplumun huzurunu bozan suç şebekelerine, örgütlerine hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Özgürlüklerin alanını alabildiğine genişlettik dedik. Tabii bunu yaparken hem mevzuatımızdaki değişiklikler hem de anayasal düzenlemeler yaptık. Anayasamızda kadın haklarıyla ilgili, çocukların korunmasıyla ilgili. Hak arama yollarının genişletilmesiyle ilgili önemli reformları hayata geçirdik. Kamu Denetçiliği’nin kurulması, bilgi edinme hakkı, bireysel başvuru hakkı gibi birçok düzenlemeyi hayata geçirdik. Özel hayatın korunması, kişisel verilerin korunması. Bunlar anayasamızda olmayan şeylerdir. Darbe anayasasında bunlar yoktu. Ama bunlar ihtiyaçtı ve bu mekanizmaların kurulması gerekiyordu ve bunlar önümüzdeki işte 2010, 2004, 2005 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle bir kısmı referandumla, bir kısmı mecliste oy birliğiyle yapılan düzenlemeler olarak hayata geçti. Tabii ülkemizin yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşması önemliydi. Çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. İşte Milli Güvenlik Kurulunun yapısı, Yüksek Askeri Şura’nın yapısı, Hakimler ve Savcılar Kurulu, Anayasa Mahkemesi, demokratik hukuk devleti ilkelerine daha uygun hale getirilebilmesi için önemli çalışmalar yapıldı. Tabii bundan sonra yapılamaz mı? Özellikle o kurum ve kuruluşların bundan sonra bu ülkede bir daha milli iradenin, demokrasinin önü kesilmesin diye vesayetçi ruhtan tamamen arındırılabilmesiyle ilgili olarak yapılabilecekler elbette ki var. Anayasamızda yapılan bunca değişiklik darbecilerin yargılanabilmesinden tutun da sıkıyönetimin ilan edilebilmeyeceğine yönelik hükümlerin kaldırılmasına yönelik sıkıyönetimin ilan edilebileceğine yönelik hükümlerin kaldırılmasından tutun da birçok demokratik düzenlemeleri anayasamızda hayata geçirdik. Ama biz şimdi diyoruz ki Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına başladık. Türkiye Yüzyılı diyoruz inşallah. Gençlerimiz burada, onların omuzlarında Türkiye Yüzyılı inşa edilecek. Bizler özellikle ön sıradakiler temeli attı. Şimdi asıl inşaat sürecini bu gençlerimiz yapacak. O nedenle gençlerimize biz güveniyoruz” diye konuştu.
Mudanya Üniversitesi kurucusu Gıyasettin Bingöl ise yaptığı konuşmada, “Mudanya Üniversitesi’ni elimizden geldiği kadar dünya üniversitesi yapmak için bütün çabaları sarf edeceğiz. Çok iyi bir ekip kurduğumuzdan emin olabilirsiniz. Liyakata, puana önem verdiğimizden emin olabilirsiniz. Bütün ilanlarımız bağımsız bir şekilde ilan edilir. Layık olan kişi tercih edilir. Mudanya Üniversitesi’nde rektörümüzden hocalara, düşünülmüş, tartışılmış, sınavlardan geçip hak ederek buraya geldiler. Eski rektörümüz ve danışma kurulu başkanımız, nerede bir akıl buluyorsak oraya hemen müracaat ediyoruz. İstişare etmek, büyümek, gelişmek istiyoruz. Adalet Bakanımızın öğrencilerimize ilk dersi vermesinden dolayı çok onur duyuyoruz” ifadelerini kullandı. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>T3 Vakfı Elazığ il sorumlusu Sinan Koçak, Türkiye’nin 81 ilinden ortaokul, lise, ön lisans, lisans ve lisansüstü seviyesinde eğitim gören tüm öğrencileri kapsayan burs programı hakkında bilgilendirmede bulundu. 5 bin öğrenciye destek olması hedeflenen program hakkında açıklamalarda bulunan Koçak, Yükselen Yıldız Burs Programı ile 100 öğrenciye 5 bin lira burs desteği, Eğitmen Mentor Burs Programı ile 720 öğrenciye 5 bin lira burs desteği, Sen Geleceksin Burs Programı ile 300 öğrenciye 5 bin lira burs desteği ve Eğitim Desteği Burs Programı ile 3 bin 880 öğrenciye 3 bin lira burs desteği sağlanacağını ifade etti.
Detaylı bilgi hakkında öğrencileri Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı’nın resmi sayfasına yönlendiren Sinan Koçak, vakfın gençlerin teknoloji ve inovasyon alanındaki yolculuklarına güç katmayı hedeflediklerine dikkat çekti. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adaklı ilçesine bağlı Sütlüce köyünden uzun yıllar önce İstanbul’a göç eden 1924 doğumlu iş insanı Kazım Demircioğlu, köyünün 2 bin 300 rakımlı tepesinde bulunan Şeker Baba Türbesi’nin (Haser Baba) yolunu yaptırdı ve türbenin yanına mutfak inşa ettirdi.
Mutfak binasının hizmete açılması dolayısıyla Vali Ahmet Hamdi Usta, Demircioğlu ve Belediye Başkanı Erdal Arıkan’ın da katılımıyla program düzenlendi.
Programda Demircioğlu, öğrencilere burs verilmesi için Valiliğe 500 bin lira teslim edeceğini söyledi. Ardından Vali Usta’nın Bingöl’de bazı okulları depreme dayanaksız olması nedeniyle yıktıklarını anlatmasına üzerine Demircioğlu, kentte anne ve babasının adını taşıyan 12 derslikli okul yaptıracağı sözünü verdi.
Vali Usta, Demircioğlu’na verdiği destekten dolayı teşekkür etti.
Kazım Demircioğlu gibi insanların çok kıymetli olduğunu ifade eden Usta, “Bu insanları kuvözde büyütülen bir bebek gibi pamuklar içerisinde yaşatmamız, gerekli ilgiyi göstermemiz lazım. Onların her sözü, konuşması, adımı inanın asırlık birikimin neticesi olan işler. Onun için de o insanlarla sık sık beraber olmak, konuşmak ve anmak büyük bir kazanç. Allah Kazım amcaya uzun ve sağlıklı ömürler versin.” diye konuştu.
Mutfağın olduğu yapının etrafına ceviz ağaçları diken Vali Usta ve beraberindekiler, daha sonra Şeker Baba Türbesi’ni ziyaret etti.
Programa, Vali Usta’nın eşi Şerife Usta, İstanbul Kent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Atsü, Yayladere Kaymakamı Mehmet Buğra Katırcı, Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kadir Çintay, Adaklı Belediye Başkanı Erdal Almalı, eski Ilıcalar Belediye Başkanı Mehmet Akif Günerigök, askeri erkan, bölgede yaşayan vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“BU DÖNEMİN EN KÖTÜ ŞEYİ ÖĞRENCİ OLMAK”
Barınma ve yeme içme ile ilgili yaşadığı sıkıntıları dile getiren bir üniversite öğrencisi, “Bu şartlarda öğrenci olmak sanırım bu dönemin en kötü şeyi. Maddi olarak her şeyden önce çok zor. Ben hem okuyup hem çalışıyorum ve öğrencilik hayatımı tabii ki etkiliyor. Çünkü ikisine birden yetişmek çok zor. İkisinde birden çok başarılı olmak çok zor ve öğrencilik hayatımın tadını çıkaramadım” dedi.

Geçen seneye kadar yurtta kaldığını ve burada yemek-barınma şartlarının çok kötü olduğunu belirten öğrenci, şöyle devam etti:
– 6-7 kişi bir odada kalıyorduk. Çok fazla kişisel soruna yol açıyor. Yeme içmede de aynı şekilde sorunlar yaşanıyor. Beslenemediğimiz için sağlıkla ilgili sorunlar yaşanıyor. Ya da dışarıda yemeğe çok fazla para harcadığımız için maddi sorunlarımız çok fazla oluyor.
– Bu sene eve çıktım. Eve çıktıktan sonra da aynı şekilde kiramı ödeyebilmek için çalışmaktan eve sadece yatmaya gidebiliyorum. Düzeltebilecek imkanlar var aslında bunun olduğunu görebiliyoruz ama ısrarla yapılmıyor. Çünkü öğrencilerin öncelik haline getirildiğini düşünmüyorum.

“OKULU BIRAKTIM”
Maddi sıkıntılar nedeni ile okulu bırakıp, ailesine destek olmak için çalışmak zorunda olduğunu söyleyen açıköğretim öğrencisi ise “Ekonomik şartlardan dolayı okulu bıraktım. Okula gidemediğimden şu an açıktan okuyorum. Aileme destek olmak zorundayım ve ben 14-15 yaşından beri çalışıyorum. 14-15 yaşından beri çalışmak bence hiç adil değil. Ekonomik şartlar böyle olmasaydı zaten hiç bu strese girmezdim. Ben de okumak isterdim” dedi.

“EMEKLİLER VE ÖĞRENCİLER ÇOK ZORLANIYOR”
Uygulamalı eğitimlerde kullanılan ders materyallerinin fiyatlarının çok yüksek olduğunu, aynı zamanda artan kira fiyatları nedeni ile de zorluk yaşadığına dikkat çeken diş fakültesi öğrencisi de bursların yetersizliğine dikkati çekti:
– Ben bir diş hekimi öğrencisi olarak bu zamana gelene kadar çok fazla zorlandım. Malzemelerimizin fiyatları çok pahalı zaten. Son zamanlarda ise artan kira fiyatlarından dolayı çok zorlandım. Aldığımız burs 2 bin lira. Öğrenciyi 2 bin liraya mahrum bırakanlara mutlaka bir ses çıkarılması gerekiyor.
– Yani 2 bin lira kimseye yetecek bir şey değil. Zaten çok zor bir süreç yaşıyoruz ülke olarak. Başta öğrenciler ve emekliler olarak herkes çok zorlanıyor. Biz yine bir şekilde bitireceğiz ama bizden sonraki nesil süreç böyle ilerlerse çok daha zorlanacak.

“İSYANDAYIZ, BURSLARDA DÜZENLEME YAPILSIN”
Öğrencilerin aldıkları bursun kira masraflarına dahi yetmediğini söyleyen bir diğer üniversite öğrencisi ise “Şu an dışarıda yaşam gerçekten çok zor. Aldığımız burs kiramıza dahi yetmiyor. Devlet büyüklerimizden yardım bekliyoruz. Şu şartlarda dışarıya çıkmakta açıkçası zorlanıyoruz. Bir yere gittiğiniz zaman, bir şey içmek istediğimiz zaman cebimizde para yok, dışarı çıkamıyoruz. Şu an bir kere dışarıya çıkmamız demek bin liradan başlıyor. Zaten bizim aldığımız burs ne kadar? Bu konuda gerçekten isyandayız. Bizim burslarımızda da bir düzenleme yapılsın” ifadelerini kullandı.
]]>

“100’ER BİN DOLAR BURS VERDİKLERİ 3 İBB ÇALIŞANI DA MİLLETVEKİLİ OLDU”
İmamoğlu, konuşmasında özetle şunları söyledi:
* “Hani birini İBB’de işe aldılar, hatırlar mısınız? Şans bu ya; işe alıyorlar, tesadüf bu ya; işe girdiği gün, ona burs çıkıyor. Bak sen! Bakın işe girdiği gün, ona burs çıkıyor. Hem de birisi Türkiye dışında yaşarken. Nasıl oluyorsa hem yurt dışında yaşıyor hem işe giriyor hem de burs kazanıyor. Ya bu nasıl bir şans değil mi? Diğeri de Metro A.Ş.’de işe girdi. Bu daha komik. Metro A.Ş.’de işe girdi. Hemen ona burs çıktı. Ama ayarlanan bursa bakın şimdi. Metro A.Ş.’ye giriyor. Ama oraya işe girene, ne bursu çıkıyor biliyor musunuz? Siyaset bilimi bursu! Bak sen.
* Metro A.Ş.’de, teknik bir yerde siyaset bilimi. Metro’yla siyasetin ne alakası var? Yok. ‘Burs kazandılar’ derken yanlış anlamayın. Sizlerin parasıyla bursları planladılar, planladılar; burs kazanmadı. Sizin paranızla ne yaptılar biliyor musunuz? Biz, inim inim inleyerek, 100 bin gencimize 7 bin 500’er lira burs verdik. Seneye 100 bin gencimize, 15’er bin lira vermek için bütçeden ne kadar ayıracağız bu sene biliyor musunuz? 1,5 milyar lira. 1,5 katrilyon lira. Kime? Çocuklarımıza, milletin çocuklarına. Onlar ne yaptılar? Bir tanesine 100 bin dolarcık, bir tanesine 120 bin dolarcık burs verdiler. Suç duyurusunda bulunduk. Mahkemelerde sürüyor üçü de. Sonra ne oldu? Şansa bak. O üç kişi işe girerken, şanslarına 100’er bin dolar burs verilirken -şans- bir de ne olsun? Üçü de milletvekili oldu. Bak sen şimdi! Dün okudum; içlerinden birisi mahkemeye gitmiş. Bu doğru, bu gerçek haberler için yayın yasağı aldırmış. Yayın yapamıyorsun? Onun için ben buradan naklen anlatıyorum.

“GÜLÜYORUZ AMA BU BİZİM AĞLANACAK HALİMİZ”
* Sevgili dostlar; gülüyoruz ama bu bizim ağlanacak halimiz. Onun için İstanbul’da iş yapamadılar. Onun için İstanbul’un bereketi kaçtı. İstanbul’un, milletin parasının bile bereketini kaçırdılar. Kentin, şehrin adeta kepenklerini indirdiler. Bunların hepsi yaşanırken, nasıl bir dönemdi? Tekrar hatırlatayım. Hem merkezi yönetim hem de yerel yönetim onlardaydı. Sonra ne oldu? Biz geldik. 16 milyon insanımız kazandı. Hep birlikte geldik.
* Ne dediler gelir gelmez, ‘Seni topal ördek yapacağız’ dediler. Ne oldu? Bizden çıktı atom karınca. Kafaları karıştı. Açılışlara, temel atmalara gün yetmiyor, akşam yetmiyor. Dün gece saat 22.00’de açılış yaptım. Ta Durusu Terkos’da, Arnavutköy’de. Önümüzdeki dönemde ne yapacağız biliyor musunuz? Daha çok çalışacağız. Bize şimdi ‘atom karınca’ diyorsunuz ama o gün öyle çalışacağız ki, bize koyacak isim bulamayacaksınız. Daha çok çalışacağız, daha çok. Onları çalışkanlığımızla ezeceğiz.

“SOSYAL DESTEKLERİ DAHA DA BÜYÜTECEĞİZ”
* Sosyal destekleri daha da büyüteceğiz. 100 bin yeni evli çifte 30 bin lira destek sağlayacağız. Gençlerin evlenmesine katkı sunacağız. 45 bin haneye Yenidoğan Destek Paketi sunacağız bebelerimize, o güzel annelerine. Test asgari ücretle geçinen hanelere, bir kişiye yıllık 10 bin lira ulaşım desteği vereceğiz. Tek asgari ücretle geçinen hanelere, yıllık 10 bin lira pazar alışverişi desteği vereceğiz. Önümüzdeki dönemde, Ilk ve ortaokula giden çocuklarımıza, 2 milyon adet okul beslenme paketini biz dağıtacağız. Biz onlarla ilgilenirken, onlar ne yapıyor? Ramazan ayında bile, bizimle ilgili kumpaslarla uğraşıyorlar. Kötülüklerinde boğulsunlar. İşleri güçleri otobüs reklamı çekmek. Bir de başaramıyorlar. Rezil oluyorlar. Niye? Yaradan büyük, Yaradan iyinin yanında. Her seferinde ifşa oluyorlar. Öyle değil mi. Her yıl, her ay kul hakkı yediniz, bari bir ay yemeyin yahu. Ramazan’da rahat durun yahu. Ramazan’da kul hakkı yemeyin. Ramazan’ın içindeyiz, bari iftira atmayın. Atarlar. Hem de nasıl?

“ADALET BAKANI, UTANMADAN İDDİANAME YAZIYOR”
* 16 milyonun, sizlerin iradesini gördüler ya, şimdi oylar yükseliyor ya, ha bire; engelleyemiyorlar ya… Hemen türlü türlü iftiralar atmaya başladılar. İftira atıyorlar, yalanları ortaya çıkıyor, yine yüzleri kızarmıyor. Yalanı konuşuyorlar, yine yüzleri kızarmıyor. Bakın ne dediler? ‘Görüntü çok yeni’ dediler, sonra ‘Görüntüdeki para İBB’den geldi’ dediler. ‘Olay yeri CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’ dediler. Gördünüz mü bilmiyorum? Sonra utanmadan, edepsizce, ‘Bu parayı CHP kurultayında kullandılar’ dediler. A’dan Z’ye yalan çıktı mı? Evet. Orada tarih bile yazıyor. Yani kendi yalanlarında, kendi kumpaslarında kendileri boğuluyor.
* Amaçları neydi? Sözüm ona CHP içerisinde bir ayrılıkçılık çıkarmak. İçten karışsın istediler. Kurdukları tuzağı başlarına geçirdik mi? Ama durmuyorlar. Kim kaşıdı bugün? Hemen Adalet Bakanı çıktı, adam oturmuş, Bakan Bey, bir de utanmadan iddianame yazıyor! Ya bir bakan, bu tür konularda susar. Yerinde durur, konuşmaz. En son konuşacak insandır. Oradan iddianame yazıyor. İstanbul’daki savcıya gönderiyor. Diyor ki yani, ‘Resmen, alenen böyle yap. Talimatımdır’ diyor. Talimat vermeye yüzü yok, ekranlar üzerinden veriyor. Sen nasıl adalet bakanısın. Sen mi adaleti savunacaksın? Senin olduğun sistemde mi seçime gireceğiz biz?

“BUNLAR; SORSAN ‘YARGI BAĞIMSIZ’ DERLER”
* 2019’da bize ne yaşattılarsa, aynısını yaşatma arzusundalar. Ama millet, 16 milyon İstanbullu, 86 milyon milletimiz, sizin kumpaslarınızı başınıza geçirecek sandıkta, başınıza geçirecek. Bunlar; sorsan ‘Yargı bağımsız’ derler. İftirayı atan da iftiranın başını çeken de kim biliyor musunuz? Sözüm ona bir meczup gazeteci. Meczup gazeteci bile değil, meczubun önde gidene. Devletin bankasından 800 milyon dolar kredi çekip, kendisine medya satın alan kişinin elemanı. Çalışanı bile demem ona, elemanı, silahşoru. Devlet bankasından para almak derken, adında ‘Ziraat’ geçen bir banka. Vatandaşın parası değil mi? Hepimizin parası. Sizin paranızla medya satın alınıyor, sonra o bankadan para çekerek satın alan kişinin elemanı da bize iftira atıyor, iftiranın da lokomotifi oluyor. Yüzü de yok zaten. Edepsizin önde gideni. Üstelik krediyi ödeyen de bir patronun elemanı da değil, parayı da ödemiyor. 800 milyon dolar.

“ÖNCE PATRONUNA BAKACAKSIN, SONRA AYNAYA BAKACAKSIN”
* Hadi bakalım, şimdi sen de gazetecisin! O gazeteci olduğu gibi, o televizyonda konuşan kişi sözüm ona bana doğruları savunuyor. Hadi oradan. İşine bak. Kargalar güler sana, kargalar. Önce patronuna bakacaksın. Sonra aynaya bakacaksın. Ya da o gazete, televizyon, ‘Ben gazeteyim, televizyonum’ diyorsa bu mensupları, bu gazeteci değil, bu mensupları, o televizyona çıkartmayacak. Bakın ben size söyleyeyim. Devletin bankası değil mi? Adında ‘Ziraat’ yazıyor, ziraat. Allah aşkına, çiftçiye destek olsun diye kurulmuş bu banka, sizlerin parasıyla beslenen bu banka, medya satın alsın diye birisine para verir mi? Bir kişinin izni olmadan o verilir mi? Mümkün mü? Onun için bakın ben size söyleyeyim. Bir başka kamu bankası da -hatırlayın-Ankara’da, birkaç ay önce tutuklanan organize suç örgütü liderine ne kadar kredi vermişti biliyor musunuz? 700 milyon lira. Hem de nasıl vermişti? Kefilsiz. Yahu bunların Allah’tan korkusu falan yok.

“MEMLEKETİN DE BEREKETİNİ KAÇIRDI BUNLAR”
* İstanbul Büyükşehir Belediyesi, milletin belediyesi, kamu bankalarından ne kadar kredi alabildi 5 senede. Sıfır, sıfır. Sen, kamunun en güvenilir kuruluşuna bir lira bile vermeyeceksin. Ama bir adam medya satın alsın diye, tutuklanan bir suçlu paranı kullansın diye -nereye kullanacaksa- milyarlarca lirayı vereceksin. Bunlara para dağıtacaksın. Bunlar var ya, devletin bütçesinde de para bırakmadı söyleyeyim size. Zaten biz İBB’yi aldığımızda, kasasında 6 milyon lira vardı. Bizim o zaman bir aylık maaşımız, 280 milyon liraydı. Kasada 6 milyon lira bırakarak, koca bu kurumu bize verdiler.
* Bizim yıl sonu ise kasamızda, tam 27 milyar lira vardı, 27 milyar. Hem de bu kadar iş yaptık. Bunlar, bereket mereket bırakmadı. Memleketin de bereketini kaçırdı bunlar. Sonra da utanmadan emeklilere ne diyorlar? ’10 bin lirayla geçinin’ diyorlar. Bana bugün bir emekli bir ağabeyimiz ne dedi biliyor musunuz? Yine Tuzla’nın bir mahallesinde. Bana dedi ki, ’10 bin lirayla nasıl geçineceğimi Saray, listesini yazsın, yollasın. Ben bilmiyorum, bulamıyorum yolunu, yöntemini. Bana listesini yollasın, ona göre bari harcayayım. Yöntemini bana anlatsın’ dedi. Feryat ederek, göğsüme vurarak.
“ESKİDEN ‘MİLLET, MİLLET’ DİYENLER…”
* Onun için hem ’10 bin lirayla geçinin’ diyorlar hem de zam yaparlarsa ne diyorlar? Bütçeye yük getirirmiş. O milyarların dağıtırken -hem de tahsil edilmemek üzere- bütçeye yük getirmiyordu da şimdi mi yük getiriyor emekliye 10 bin lira verirken? Eskiden ‘millet, millet’ diyenler, bugün kendi milletini hem de yıllarca bu millete hizmet etmiş amcalarımızı, teyzelerimizi kendine yük görmeye başladı yük. Buna ne denir biliyor musunuz? Onun sesiyle demeye çalışayım, ‘Nereden nereye’ derler? Nerede nereye? Bir de çıkmış diyor ki, ‘Hakikatleri yüzümüze haykırın.’ Bak sen ya! ‘Hatalarımızı görün.’ Aman aman. Şirinliğe bakar mısınız? Emekliler haykırıyor. Atanamayan öğretmenler haykırıyor. Öğretmenler haykırıyor, diyor ki, ‘Ya mülakat yapmama sözü verdin. Hani kaldıracaktın? On bir ay geçti. Ne oldu? Hani? Hani?’ Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yüzümüze haykırın’ diyor ya; bak haykırıyor. Ben, onlar adına haykırıyorum. Adalet arayanlar haykırıyor. Memlekette mağdur olmayan, haykırmayan bir kesim kalmadı. Herkes haykırıyor. Herkes haykırıyor da senin duymaya niyetin var mı Allah aşkına? Yok.
“BU MİLLET YÜZÜNE HAYKIRACAK AMA MERAK ETME”
* Lafa gelince tatlı, sorsan demokrat! Çünkü, onun kurduğu cümleler gerçeğe yansıtmıyor. Sokak röportajlarında bile konuşan bir kişiyi hemen alıp içeri attılar. Bu millet yüzüne haykıracak ama, merak etme. Nerede haykıracak biliyor musun? 31 Mart’ta, sandıkta, sandıkta, sandıkta haykıracak. 31 Mart’ta, öyle bir hakikatle bu usulsüzlükleri, bu haksız, hukuksuz ortamı, bakanın bile görevini unutup, seçimle uğraştığı ortamla ilgili öyle bir hakikatle karşılaşacaksınız ki; ezdiğin, sefalete sürüklediğin, derdiyle dertlenmediğin, yanında durmadığın bu millet, haykıracak. Çok büyük haykıracak hem de. Bunlar 2019’da da aynı işleri yaptılar. Bunlar, 2019’da da uydurma iftiralarla bizi bastıracaklarını zannettiler. Seçimi bile çaldılar, seçimi elimizden aldılar. Hatırlayın, sizin iradenizi elinizden aldılar. Ne dediler? Sandıkta 700 terörist varmış! 1000’e yakın da İBB’de vardı.
“İFTİRAYI ATARLAR, YALANI SÖYLERLER, ONDAN SONRA PİŞKİN PİŞKİN GEZERLER”
* Bunlar böyle yaparlar; iftirayı atarlar, yalanı söylerler, ondan sonra pişkin pişkin gezerler. Seçimden sonra da ne derler biliyor musunuz? ‘O siyaseten söylenmiş bir laftı.’ Birine ‘yalancı’ denir mi siyaseten? Bir insana yalancı demek, dünyanın en büyük hakareti. Ben durup dururken birine yalancı diyebilir miyim? Hayır. Devletin en başındakinden İstanbul’daki adayına, bakanından bilmem kime, herkes işin ortağı. Sonra ne oldu? Seçimden sonra davalar, mavalar… 1 tane bile suçlu yok. Bulamadın. Yahu bu yalanlarınızda boğulun. Allah sizi ıslah etsin. Bak Ramazan ayında buradan dua ediyorum: Allah sizi ıslah etsin. Allah size akıl versin.
“BU MİLLET SİZE FIRSAT VERMEYECEK”
* Ama bu millet, size fırsat vermeyecek, vermeyecek. Biz, her kökenden, her hayat tarzından, her siyasi görüşten, 16 milyon İstanbulluyuz. Biz büyük ve güçlü İstanbul İttifakı’yız. İstanbul İttifakı; gençlerin, kadınların ve emeklilerin ittifakıdır. İstanbul İttifakı, namusuyla çalışan büyük çoğunluğun ittifakı. İstanbul İttifakı, haktan ve adaletten yana olanların ittifakıdır. 2019’da İstanbul’un talan edilmesine ‘dur’ diyen bu ittifak, 31 Mart’ta yine tarih yazacak. Kardeşlerim, güzel hemşehrilerim bir kez daha birleşelim. Gelin, başlattığımız büyük hizmet, icraat ve yatırım dönemi daha güçlü devam etsin. Haydi İstanbul, haydi İstanbul, tam yol ileri, tam yol ileri.”

– Nasıl tanıştınız Türkan Saylan ile, anlatır mısınız?
İstanbul Üniversitesi Florance Nigthingale Hemşirelik Yüksek Okulu 3. sınıf öğrencisiyken, okulda Prof. Dr. Türkan Saylan’ın ‘Lepra’ konferansına katıldım. Şimdi bile gözümün önüne onun siyah puantiyeli kırmızı döpiyesi, kırmızı ruju, kızıl saçları, zarafeti, içtenliği geliyor. Yanında iyileşmiş iki lepra hastası da vardı, onlarla iletişimi beni çok etkilemişti, ama benim hayalim halk sağlığı alanında akademisyen olmaktı. 1980 yılının ilk aylarıydı, mezun olmuş, evde İngilizce ve bilim çalışarak araştırma görevlisi sınavlarına hazırlanıyordum. Türkan Hocamın yakın arkadaşı Cüzzamla Savaş Derneği’nde birlikte çalıştığı Müeyyet Perk Hocam beni aradı, “Türkan Hoca ile lepra hastanesinde başhemşire olarak çalışmak ister misin” diye sordu. Ben hayallerim nedeniyle ‘hayır’ dedim, birkaç kere daha aynı teklifte ısrar etti. Ben de “Türkan Hoca’ya neden kabul etmek istemediğimi ve hayallerimi kendim anlatayım” dedim. Çapa Tıp Fakültesi Dermatoloji Kliniği’ndeki odasında buluştuk. Kolay ulaşılabilsin diye kapısı sonuna kadar açıktı, hastalarla, sağlıkçılarla şahane bir iletişimi vardı, beni can kulağıyla dinliyordu. “Hem hayallerini gerçekleştirebilirsin hem de bizimle çalışabilirsin, aynı anda mümkün” dedi. ‘Hayır’ demeye gittiğim o odadan ‘Evet’ diyerek çıktım. O yanıttan hiç pişman olmadım.
– ÇYDD nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
ÇYDD, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in kazanımlarının çok ciddi tehdit ve tehlike altında olduğu bir zamanda, toplumsal bir tepki oluşturabilmek için Türkan Saylan ve bir grup aydınımız tarafından kuruldu. Bugün de aynı durumda olmamız çok üzücü ve düşündürücüdür. Derneğimizin kuruluş yıllarında ‘laiklik’ tartışılıyordu. 12 Eylül’e ülkeyi getirenlerin ‘sağ-sol’ diye bölemediği toplumda bu kez ‘dinci-laik’ diyerek ikilik başladı. Ancak bu kez tehlike çok daha büyüktü, arkasında çok uzun yıllara giden bir çalışma vardı. Konu hassastı… Kurucularımız, bir avuç aydın akademisyen, öncelikle 12 Eylül sonrası henüz toparlanmaya çalışan öğrencileri bölmeden, akıl yoluyla bir arada tutmanın yolunu arıyorlardı; bu da ancak eğitimle olabilirdi. Bu uzun ince bir yoldu, ancak toplum üniversiteden başlayarak eğitilebilirse, yani içinde olduğumuz durumun kuruluş ilkelerimizle zıtlığı geniş kitlelere ne kadar anlatılırsa yeniden aydınlanma gerçekleşebilirdi. Onlar, üniversite öğretim üyeleriydi, işleri eğitimdi, tek ve en iyi bildikleri iş buydu. İnandılar ve uzun, ince bir yola 35 yıl önce sadece eğitimle düze çıkacağımıza inanarak çıktılar.
– ÇYDD hayatımızda olmasaydı neler eksik olurdu?
Kuruluşundan bugüne yaptıklarıyla aslında çalışıldığında ve istenildiğinde bir şeylerin değişebileceğini, değiştirilebileceğini göstermiştir. Başta eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ve kız çocuklarının okullaşması konuları olmak üzere gelir dağılımındaki eşitsizliğin yol açtığı sorunlar konusunda çok ciddi farkındalık yaratmıştır. Sadece farkındalık yaratmamış, saha çalışmaları yapmış, çözüm üretmiş ve bu çözümleri 104 bin 915 öğrenciye burs vererek, onları geleceğe hazırlayarak hayat geçirmiştir. ÇYDD’nin 35 yıllık varlığı ve ortaya koydukları, toplumsal bir moral ve motivasyon unsurudur. Türk Ulusu için bir özgüven kaynağıdır, ulusumuzun içinden çıkan derneğimiz tüm bunları sadece ve sadece gönüllülerin bağışlarıyla, insan gücüyle hayata geçirmiştir. Bu bir övünç nedenidir. İnanıyoruz ki önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını hep birlikte hayata geçireceğiz. ÇYDD olmasaydı; kız çocuklarının eğitimsiz, fırsatların eşit olmadığı bir toplumun geleceğinin hiç de aydınlık olmayacağını daha acı deneyimlerle görebilirdik. En önemlisi tüm bildiklerimize bu denli sürdürülebilir, çevik çözümler üretemezdik. ÇYDD, akıl yoluyla çözümün bir parçası olan ve en önemlisi bu çözümün ekiple, dayanışmayla paylaşarak olabileceğine, yani örgüt gücüne inanan bir demokratik kitle örgütüdür.
– Türkiye’de 1989’da kız çocuklarının durumuyla, bugün 2024’teki hayatları arasında nasıl bir fark var?
O yıllarda özellikle kalkınmada öncelikli illerde, kırsal alanda, köyde, mezrada kız çocukları, köylerindeki ilkokula gidebiliyordu, köyde öğretmen vardı. Ortaokula, liseye ekonomik koşullar nedeniyle gidemiyordu. İlkokul öğretmeninin duyarlılığı söz konusu olduğunda parasız yatılı ortaokul ve lise sınavları ile devam edebiliyordu. Yatılı Bölge Okulları vardı, ortaokulu orada okuyabiliyordu. Aile ekonomik sıkıntı nedeniyle ancak oğlan çocuklarını okutabiliyordu. Cemaat ve tarikat yapılanması günümüzdeki gibi yaygın, açık açık yoktu. 1997 yılında zorunlu eğitim 8 yıl oldu, Cumhuriyet tarihinin en önemli kazanımı idi. Ama köyde, kırsalda aileler zorunlu eğitimi bilemedikleri için yine 6. Sınıfa, özellikle kız çocuklarını göndermediler. İşte ÇYDD de o yıl ortaokula giden kız öğrencilere burs vererek okula devamı güçlendirmek istedi. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası başlattı, kız çocuklarındaki okullaşmayı yükseltmek için. ÇYDD Milli Eğitim Bakanlığı’na örnek oldu. Her geçen gün kız çocukları eğitimde fırsat eşitsizliğini daha çok yaşamaya başladı. Kız çocukları cemaat ve tarikatların yaygın çalışmaları sonucu okul dışı bırakıldı, örgün eğitim yerine dinci yapılanmalara terk edildi. MEB 2023 istatistiklerine göre 19 milyon 90 bin 679 öğrenci var, bunun 9 milyon 640 bin 726’ı kız öğrenci. Lisede 1 milyon 839 bin 414 öğrenci açık öğretimde, bu sayının 855 bin 842’si kız öğrenci. Bu öğrenciler nerede, neden örgün eğitimde değiller? ÇYDD, 2022’de MEB’e açık olarak sormuştu “860 bin kız çocuğu nerede” diye! Hâlâ durum aynı. “Bu kız çocukları evlendi mi? Çocuk İşçi mi? Cemaat yurtlarında mı?” diye soruyoruz. Devletin pansiyonlu liseleri var, 524 bin 537 yatak kapasiteli ve bu yatakların 240 bin 503’ü boş. Neden örgün eğitimin dışında kalan kız çocukları bu boş yataklı okullara yerleştirilmiyor? Kız çocukları daha okul öncesinde dinci eğitim ile buluşturuluyor, çağdaş laik bilimsel eğitimden uzak tutuluyor.
– İmam Hatiplere tanınan önceliği biliyoruz. Orada yetişenler kolay iş buluyor, ya ÇYDD bursuyla okuyan gençler?
MEB, yıllardır İmam Hatip okulları üzerinde çalıştı, ama hedefine yeterince ulaşamadı. MEB verilerine göre 139 bin 2 imam hatip lisesi için yatak kapasitesi var, bunun 61 bin 563’ü boş. Lise seviyesinde başarılı olamayınca daha küçük yaşlarda din eğitimine ağırlık vermeye başladılar. Cemaat ve tarikatlarla, Diyanet İşleri Başkanlığı’yla imzalanan protokollerle okul öncesi, ilkokul ve ortaokuldaki çocuklara ulaşıyorlar. ÇYDD kültürüyle yetişen gençlere Atatürk devrim ve ilkelerine inanan iş kurumları sahip çıkıyor, devlet memuru olmalarında eşitsizlik yaşıyorlar.

FETÖ KUMPASI DÖNEMİNDE KURUMSAL BAĞIŞLAR AZALDI
– Türkan Saylan’ın ve ÇYDD’nin nasıl operasyonlara maruz kaldığını hatırlıyoruz. O günden sonra biraz içe kapanma ihtiyacı hissettiniz mi? ÇYDD gönüllüleri azaldı mı?
ÇYDD 2009 yılında FETÖ Terör Örgütü kumpasına uğradı. O günlerde kurumsal bağışçılarımız azaldı, bireysel bağışçılarımız ise çoğaldı. Yıllar içinde kumpas olduğu bizzat yöneticiler tarafından da ifade edilince, durum değişti. Günümüzde ÇYDD’yi ‘Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Gelecek Güvencesi’ olarak gören birçok kişi ve kurum bize destek oluyor. Bağışçılarımıza minnettarız. Onların maddi desteğiyle biz de binlerce okumak isteyen çocuklara dokunabiliyor onların eğitimine destek olabiliyoruz.
“ÇYDD’Yİ HİÇ UNUTMADIM, BEN DE KIZ ÖĞRENCİLERE BURS VERİYORUM”
– ÇYDD’nin dokunduğu bir kız çocuğunun hayatını anlatır mısınız bize örnek olarak?
ÇYDD, 25 yıl boyunca akademik hayatta, iş dünyasında, kamuda, kendi işinde birçok başarılı kadın yetiştirdi. Cumhuriyetimizin 100. yılında burs desteği ile okumuş meslek sahibi olmuş 100 kadını bir araya getirdik. Gün boyu öykülerini dinledik. Her biri çok etkileyiciydi. Beni en çok etkileyen öykü ise şöyle: “28 yaşında, diş hekimi, evli ve 12 haftalık gebe bir kadınım. Beni ÇYDD yetiştirdi. Ortaokulda tanıştım, o yıllarda evimizde elektrik bile yoktu, gün boyu komşunun evinde şarj olan ışıldakla gece boyu ders çalışırdım. Lise giriş sınavlarında bursum sayesinde alabildiğim kaynak kitaplar, gönüllü öğretmenlerin ders desteğiyle başarılı oldum. Sonrasında Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazandım, öğrencinin sahip olması gereken aletler çok pahalıydı, o zaman da bana ÇYDD destek oldu, bütün aletlerimi temin etti. Başarıyla mezun oldum. Çalışmaya başladım, ilk işim aileme destek olmak oldu. Şimdi kendi kliniğimi açabildim, doktora yapıyorum, evlendim ilk bebeğimi bekliyorum. ÇYDD’yi hiç unutmadım ben de kız öğrencilere burs veriyorum.”
SAYILARLA ÇYDD
* 2023 Haziran ayına kadar 42 bin 671’i kadın, 18 bin 371’i erkek; toplam 61 bin 042 üniversite öğrencisini bursla destekleyip, mezun etti…
* 1997 yılında, 17 kız öğrenci eğitim bursu ile başladığımız Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları-Kardelenler ile, 25 yılda 104 bin 915 kız öğrenci bursu verdi.
* 2023-2024 öğretim yılında da toplam 25 bin 611 öğrenciye burs veriyoruz. Bu sayının 10 bin 510’u üniversitede kız öğrenci, 5 bin 140’ı üniversitede erkek öğrenci, 7 bin 492’si orta öğretimde kız öğrenci, bin 899’u orta öğretimde erkek çocuğu.
]]>