BURSA’da TEKNOSAB Kavşağı’nın açılışını gerçekleştiren Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, gişelerden ilk geçişi kullandığı Togg’la, eski Sanayi ve Teknoloji BakanıMustafa Varank ile birlikte yaptı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TEKNOSAB Kavşağı açılış törenine katılmak üzere Bursa’ya geldi. Törene, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, AK Parti Bursa Milletvekilleri Mustafa Varank, Ahmet Kılıç, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz ve Karayolları Genel Müdürlüğü yetkilileri katıldı. Törende konuşan TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, TEKNOSAB’da 11 firmanın üretime başladığını belirterek, “Şu ana kadar 40 milyar liranın üzerinde yatırım yapıldı. İnşallah 2025’in ikinci çeyreğinde, 37 büyük ölçekli firmamız burada üretime başlamış olacak. Allah’ın izniyle 2027 yılı sonunu bulmadan TEKNOSAB’daki tüm parsellerimizde üretime geçilmiş olacak. Bu aynı zamanda Türkiye’nin ihracat hedeflerini yakalamada, özellikle Bursa’nın 40 milyar dolarlık ihracat hedefinde, başta TEKNOSAB olmak üzere Bursa sanayisi bu ihracata en büyük katkıyı koyacak şehirlerden bir tanesi. Muratlı Kavşağı’na kadar olan bağlantının bir an önce tamamlanması sözü aldık. Burada yaklaşık 40 binin üzerinde çalışanımız olacak. Burada 160 bine yakın nüfus planlamasını düşünüyoruz. Bütün bunların sirkülasyonu inşallah otoban üzerinden olacak. Özellikle batı kavşağı çıkışında, TEKNOSAB girişine kadar olan bölümün ücretsiz olması gerçekten önemli” dedi.
‘BU KAVŞAK, TEKNOSAB’IN EKOSİSTEMİNE YENİ BİR CAN VERECEK’
Varank’ın ardından kürsüye gelen Bakan Uraloğlu, Bursa’nın, sanayi ve ihracatta önemli bir şehir olduğunu belirterek, “Bugün de ülkemiz ihracatında 3’üncü sırada yer alan, sanayimizin lokomotifi, üretim gücümüzün kalbi olan şehirlerimizden biridir. TEKNOSAB gibi organize sanayi bölgeleri ise bu kalbin odacıkları gibidir. Bu odacıkların çalışarak kalbin atması için, kan taşıyacak damarlar ise yollarımızdır. İşte bugün Bursa’nın kalbine yeni bir damar açmanın mutluluğunu ve gurunu yaşıyoruz. TEKNOSAB Kavşağı sadece bir yol değil, sanayimizin lokomotifine takılan yeni bir vagon, Bursa’nın sanayi, teknoloji ve inovasyon merkezi olan TEKNOSAB’ın gelişimine önemli katkı sağlayacak stratejik bir yatırımdır. Tıpkı bir tohumun toprağa düşerek filiz vermesi, kök salması ve göğe doğru uzanması gibi, bu kavşak da Bursa Teknoloji Organize Sanayi Bölgesi’nin ekosistemine yeni bir can verecek, üretim gücümüzü katlayacak ve istihdam imkanlarımızı genişletecektir” diye konuştu.
‘BURSA’DA BÖLÜNMÜŞ YOL, 95 KİLOMETREDEN 605 KİLOMETREYE ÇIKTI’
Bursa’nın, uluslararası birçok yatırıma ev sahipliği yapan sanayisiyle, Türkiye’nin önemli şehirleri arasında yer aldığını söyleyen Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Marmara ve Ege bölgeleri arasında uzanan gelişmiş otoyol ve bölünmüş yol güzergahında, geçiş noktası olan şehrimiz her geçen gün büyüyor. Bu nedenle Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak, Bursa’nın şehir merkezi, ilçeleri ve çevre illerle ulaşım standardını, yeni ulaşım yatırımlarıyla güçlendiriyoruz. 2002 yılından bu yana Bursa’nın ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 230 milyar lira yatırım gerçekleştirdik. Bölünmüş yol uzunluğunu 195 kilometreden 605 kilometreye, bitümlü sıcak kaplama yol uzunluğunu 148 kilometreden 784 kilometreye çıkardık. Bursa’da 292 adet yeni köprü yaptık. Hiç tüneli yoktu, 15,1 kilometre uzunluğunda 5 adet tüneli de bitirerek trafiğe açtık. İstanbul-Gebze-Orhangazi- İzmir Otoyolu, Bursa Çevre Otoyolu, Bursa-Eskişehir- Ankara Yolu, Bursa- Karacabey Yolu, Bursa- Mudanya gibi nice güzergahı bölünmüş yol olarak tamamladık. Hatırlayacağınız üzere eylül ayı içerisinde 7,3 kilometre uzunluğundaki İznik Çevre Yolu’nun açılışını da gerçekleştirmiştik. Bugün itibarıyla da 20 milyar 437 milyon lira proje bedeliyle, Yenişehir- Bilecik Yolu, Orhangazi-İznik Yolu, Çalı Yolu, Gemlik- Armutlu Yolu, Mudanya Gemlik Yolu, Dursunbey- Tavşanlı Yolu, İnegöl- Domaniç Yolu gibi, 26 karayolu projesinde yapım çalışmalarına devam ediyoruz.”
‘YHT OSMANELİ-BURSA ARASI 2025 SONU, BANDIRMA ARASINI 2028’DE BİTİRECEĞİZ’
Bursa’ya yatırımların kara yoluyla sınırlı kalmadığını belirten Uraloğlu, “Bursa’nın ulaşım ağını, ulaşımın tüm modlarıyla birlikte geliştiriyoruz. Ankara-Bursa tren hattımızı, Ankara-İstanbul YHT hattına bağlantılı olarak, hızlı tren hattı inşa ediyoruz. 105 kilometrelik Osmaneli-Bursa arasındaki işleri inşallah 2025 yıl sonunda tamamlamayı, Bursa- Bandırma arasını ise 2028 yılında bitirmeyi hedefliyoruz. Bursa’da devam etmekte olan önemli ulaşım projelerimizden biri de Emek-YHT Gar- Şehir Hastanesi Hafif Raylı Sistem Hattı, kısa adıyla Şehir Hastanesi Metrosu’dur. Saatte 80 kilometre işletme hızı ile günlük 410 bin yolcuya hizmet verecek. İnşallah bu projemizi de 2025 yılı sonunda tamamlamayı hedefliyoruz” dedi.
‘TEKNOSAB’A ERİŞİM YOLLARINI DA YAPIYORUZ’
TEKNOSAB’a erişim sağlayacak yolları da yaptıklarını hatırlatan Uraloğlu, “Bursa-Karacabey Devlet Yolu’ndan ayrılan Zeytinbağı İl Yolu’na bağlanacak TEKNOSAB Kavşağı da Bursa’da hayata geçirdiğimiz önemli projelerden biridir. Projemiz ile Bursa Teknoloji Organize Sanayi Bölgesi’nin yüksek standartlı bir şekilde, İstanbul-İzmir Otoyolu’na ve Bursa-Karacabey Devlet Yolu’na bağlanmasını sağlıyoruz. Güzergahımız, Bursa-Karacabey Devlet Yolu’ndan ayrılıp, Taşpınar köyünün doğusundan geçerek, TEKNOSAB Kavşağı ile İstanbul-İzmir Otoyolu’na bağlanıyor. 10,5 kilometre uzunluğundaki Zeytinbağı İl Yolu’nu, 2 geliş 2 gidiş toplam 4 şeritli, bitümlü sıcak karışım kaplamalı bölünmüş yol standardında inşa ediyoruz. Bölgedeki yaşam alanları ve üretim merkezlerinin yol ağlarını, çeşitli noktalarından 7 adet kavşak ile bağlantısını tesis ediyoruz. Otoyol bağlantısını ise 1,8 kilometre uzunluğunda bölünmüş yol ve 4,2 kilometrelik kavşak kolu ile sağlanmasını planladık. Bugün ilk aşama olarak Taşpınar Mahallesi ile Hürriyet Mahallesi arasındaki 1,3 kilometrelik bölümü ve 1,8 kilometre uzunluğundaki otoyol bağlantısı ile kavşak kollarının 3 kilometresini tamamlayarak, hizmete açmanın mutluluğunu yaşıyoruz” diye konuştu.
‘BU PROJEYLE YILLIK 405 MİLYON LİRA TASARRUF ELDE EDECEĞİZ’
Bakan Uraloğlu, projeyle yıllık 405 milyon lira tasarruf elde edileceğine işaret ederek, “Bölgedeki yoğun ağır vasıta trafiğinin hızlı ulaşım imkanının sağlanması ile TEKNOSAB içerisinde yer alan sanayi tesislerinin gelişmesine katkıda bulunacağız. Şu anda Muratlı Kavşağı-Taşpınar Kavşağı arasındaki toprak ve sanat yapılarını da tamamlama aşamasındayız. Bu kesimin bitirilmesiyle, Bursa Teknoloji Organize Sanayi Bölgesi’nden İstanbul-İzmir Otoyolu’na kadar, bölünmüş yol bütünlüğü de sağlanmış olacak. Projemizin tamamı hizmete açıldığında zamandan 288 milyon lira, akaryakıttan 117 milyon lira olmak üzere, yıllık toplam 405 milyon lira tasarruf edeceğiz. Buraya yaptığımız yatırımı, birkaç yıl içerisinde esasında geride bu vesileyle kazanmış olacağız. Çevreye zarar veren araçların karbon emisyonunu da 8 bin ton azaltarak, doğanın korunmasına katkı sağlayacağız” dedi.
‘BU PROJE, TÜM BURSA’YA HİZMET EDECEKTİR’
TEKNOSAB Kavşağı’nın, Bursa’nın geleceğine açılan bir kapı olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Bugün burada açılışını yaptığımız kesim ise sadece bir başlangıçtır. İnanıyorum ki bu başlangıç daha büyük başarılarla, daha büyük projelerle sürecektir. TEKNOSAB, uluslararası arenada daha güçlü bir konuma yükselecek, yatırımcılar için daha cazip bir hale gelecektir. Ayrıca bu proje, sadece TEKNOSAB’a değil, tüm Bursa’mıza hizmet edecektir. Bursa, sanayisiyle, iş adamlarıyla, tüccarlarıyla, üniversitesiyle, gençleriyle, dinamik yapısıyla Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biri olmaya ve geleceğin yol haritasını çizmeye devam edecektir. Bakanlık olarak biz de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, AK Parti iktidarlarımızda Bursa’nın gelişimi, insanımızın kalkınması ve ‘Türkiye Yüzyılı’ için koyduğumuz hedeflere ulaşmada, gerekli her türlü gayret ve kararlılığı göstereceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
Konuşmaların ardından TEKNOSAB Kavşağı kesilen kurdele ile hizmete açılırken, Abdulkadir Uraloğlu direksiyonuna geçtiği Togg’la, Mustafa Varank ile birlikte gişelerden ilk geçişi yaptı.
Haber-Kamera: Mehmet İNAN/BURSA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
3 Aralık Dünya Engelliler Günü tüm Türkiye’de olduğu gibi Bursa’da da çeşitli programlarla kutlanarak engellilerin yaşadığı sıkıntılara ve taleplerine dikkat çekiliyor. Bursa Büyükşehir BelediyesiSosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı da engelli bireyler için faaliyetlerde bulunan sivil toplum kuruluşlarının ve Büyükşehir Belediyesi’nde görevli engelli personelin katılımıyla program düzenledi. Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi’ndeki programa, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in yanı sıra CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Bursa MilletvekiliHasan Öztürk, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, engelli belediye personelleri, Bursa Kent Konseyi Engelliler Meclisi üyeleri, eğitmenler ve engelli bireylerin aileleri katıldı.
“Eşit şartlara sahip olmalıyız”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, birbirimize güç vermek, dayanışma ve sevginin her türlü engeli aşabileceğini vurgulamak amacıyla bir araya geldiklerini söyledi. Engellerin ötesinde bir kenti birlikte planladıklarını ve birlikte yol aldıklarını belirten Başkan Bozbey, Dünya Engelliler Farkındalık Günü dolayısıyla Aralık ayı boyunca çeşitli etkinlikler ve çalışmalar düzenleyeceklerini açıkladı. Sadece bir gün değil her zaman engelli bireylerin yanında olduklarını ifade eden Başkan Bozbey, “En büyük engel, zihinlerdeki ön yargılardır. Hepimiz aynı havayı soluyor, aynı çevreyi paylaşıyoruz. Dolayısıyla eşitiz ve eşit şartlara sahip olmalıyız. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak yurttaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak çözümler üretmek ve iş yerinde dezavantajlı çalışma arkadaşlarımızın haklarını gözeterek daha kapsayıcı bir çalışma ortamı kurmak bizim öncelikli görevlerimizden biridir. Bursa’mızda adil, katılımcı ve herkesin kendini değerli hissettiği yönetim anlayışımız doğrultusunda birlikte çalışıyoruz” dedi.
“Sizinle daha zengin ve anlamlıyız”
‘Sürekli Engelsiz Yol Yardım Hizmetleri’ (SEYYAH) projesi ile ortopedik engelli yurttaşların akülü ve manuel tekerlekli sandalyelerinin tamir ve bakımlarını karşıladıklarını hatırlatan Başkan Bozbey, “Şehir içinde ulaşım desteği veriyoruz. 17 ilçemizin tamamında lift donanımlı araçlarımız, ortopedik engelli yurttaşlarımızı hastane ve kamu kurumlarına ulaştırıyor. Bursa Engelsiz Kulüp uygulamamız ise özel ihtiyaçlı yurttaşlarımızın kentin imkanlarından faydalanmasını, bilgi ve teknolojiye erişim sağlamasına imkan sunan bir dayanışma ağıdır. Her alanda aktif rol alabileceğiniz projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Büyük bir ailenin fertleri olarak dayanışma ruhumuzu daha da güçlendireceğimize inanıyorum. Sizin yanınızda olarak birlikte daha güzel yarınlara yürümekte kararlıyız. Sizinle daha zengin ve anlamlıyız. Hep birlikte engellerin olmadığı, herkesin eşit ve mutlu yaşadığı Bursa planlıyoruz. Sizlere güveniyor ve sizlerle gurur duyuyoruz” dedi.
CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Türkiye’de ciddi oranda engelli bireyin bulunduğunu belirterek sorunların ancak empati yapılarak aşılabileceğini söyledi. Engellilerin hayatını kolaylaştırarak geleceğin inşa edilebileceğini ifade eden Öztürk, engelli bireylerle birlikte daha fazla farkındalık çalışmaları yapacaklarını dile getirdi.
CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, herkesin birer engelli adayı olduğunu hatırlattı. Başkan Mustafa Bozbey’in herkesin daha rahat yaşayabileceği engelsiz bir kent inşa etmek için çalıştığını söyleyen Yeşiltaş, ortak akılla daha yaşanabilir Bursa’yı tüm kesimlerle birlikte oluşturacaklarını dile getirdi. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bursa Emniyet MüdürlüğüKaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kaçakçılık faaliyetlerinin önlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında A.Ç. yönetimindeki otobüsü durdurdu.
Araçtakileri indirerek arama yapan ekipler, yedek kaptanın uyuması için ayrılan bölme ile merdivenin altına gizlenmiş gümrük kaçağı 140 cep telefonu, 475 elektronik sigara ve 300 paket sigara ele geçirdi.
Merdiven basamaklarının altına gizlenen paketler halindeki telefonların, kolaylıkla alınabilmesi için çamaşır ipleriyle birbirine bağlandığı görüldü.
Gözaltına alınan A.Ç. hakkında “Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet” suçundan yasal işlem başlatıldı.
Yolcular ise başka bir otobüsle gidecekleri şehirlere gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belediyecilik anlamında geliştirdiği farklı uygulamalarla adından söz ettiren Nilüfer belediyesi, dijital belediyecilik anlamında da geliştirdiği Mobil uygulama “Nilüfer Her Yerde” ile örnek oluyor. Nilüfer’deki her mahalle sakininin oyunu dijital ortamda kullanıp komite üyelerini belirleyeceği “Nilüfer Her Yerde” mobil uygulamasını Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir Nilüfer’lilere tanıttı.
25 Kasım’da başlayan adaylık başvuruları 6 Aralık tarihine kadar devam edecek. Adaylar uygulamadan kişisel bilgilerini ve fotoğraflarını yükleyip başvurularını yapmaya başladı. Mernis sisteminden sorguları yapılan aday adayların komite üyesi olmak istedikleri mahallede oturup oturmadıkları belirlendikten sonra başvuruları otomatik olarak onaylanıyor.
Tüm başvuruların tamamlanmasının ardından 9 Aralık’ta adaylar ilan edilecek. 15 Aralık ve 22 Aralık tarihleri arasında dijital ortamda yapılacak seçimde ise tüm Nilüfer’liler kendi mahallelerinde görmek istedikleri komite üyeleri için telefonlarına yükledikleri “Nilüfer Her Yerde” uygulamasına girip oylarını kullanabilecek. 24 Aralık tarihinde ise seçimlerin sonuçları ilan edilip Mahalle komiteleri açıklanacak.
Bursa ve Nilüfer’de bu güne kadar ilk defa yapılacak olan dijital seçim öncesi “Nilüfer Her Yerde” uygulamasını basına tanıtan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Nilüfer Her Yerde” uygulaması ile dijital ortamda yapacağımız Mahalle Komitesi seçimleri için her 500 kişide bir kişi aday olabiliyor. 25 kasımda başladı 6 aralık tarihinde adaylık süreci tamamlanmış olacak. Sonrasında o mahallede oturan vatandaşlarımız kendi mahallesinde kendi haklarını savunacak yönetici arkadaşları dijital platform üzerinden seçerek belirleyecek. Seçimlerin dijital platformalar üzerinden yapılması Türkiye’de gündem oldu ama, burada herhangi bir güvenlik sorunu yok. Zaten mahallede oturan kişilerin TC numaralarından belediye üzerinden Mernis üzerinden sorgulamaları yapılıyor. O mahallede oturuyorsa o mahallede aday olma ve oy kullanma hakkına da sahip oluyor. Her bir kişi 1 tek oy hakkına sahip oluyor. Türkiye’de ilk defa denenen bir uygulama biz dijital katılım süreçlerini arttırmak çoğaltmak istiyoruz. Bu bir başlangıç oldu bu yüzden Nilüfer’li hemşerilerimizin buralara katılıp hem adaylık, hem de adayları seçme süreçlerinin içinde olmalarını istiyoruz. Bu dijital platformu Nilüfer’li hemşerilerimizin görüşlerini almak içinde daha sonrasında aktif olarak kullanmayı planlıyoruz. Bu uygulama Türkiye’de ilk kez deneniyor. Halkın katılımcılığını doğrudan sağlayacak yeni bir yaklaşım olarak bu uygulamayı devreye aldık. Diğer belediyelerimizin de dijital katılımcılık konusunda vatandaşlarımızla iletişim kurmalarını öneriyoruz” diye konuştu. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay saat 23.30 sıralarında Orhaniye Mahallesi’nde meydana geldi. Polis ekipleri şüphelendikleri 16 ANU 328 plakalı araca “dur” ihtarında bulundular. Ekiplerin “dur” ihtarına uymayan sürücü hızla kaçmaya başladı. Çok sayıda polis ekibi aracın peşine düştü. Tehlikeli şekilde devam sürücü, tüm kuralları ihlal etti. Sürücü 25 kilometre süren kovalamaca sonucu İnegöl’ün Mahmudiye Mahallesi’nde önü kesilerek durduruldu.
Yapılan incelemede sürücü Arda Ö.’nün (19) ehliyetinin olmadığı ve aracın çekme belgeli olduğu tespit edildi. Sürücüye ehliyetsiz araç kullanmaktan 12 bin 977 TL, drift atmaktan 32 bin 233 TL, makas atmaktan 6 bin 439 TL, çekme belgeli araçla trafiğe çıkmaktan 6 bin 439 TL cezai işlem uygulandı. Araç çekici yardımıyla otoparka çekildi. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Polisten kaçan ehliyetsiz sürücü 58 bin lira ceza yedi
BURSA – Bursa’nın İnegöl ilçesinde polisin “dur” ihtarına uymayan sürücü 25 kilometre süren kovalamaca sonucu yakalandı. Sürücüye 58 bin 88 TL cezai işlem uygulandı.
Olay saat 23.30 sıralarında Orhaniye Mahallesi’nde meydana geldi. Polis ekipleri şüphelendikleri 16 ANU 328 plakalı araca “dur” ihtarında bulundular. Ekiplerin “dur” ihtarına uymayan sürücü hızla kaçmaya başladı. Çok sayıda polis ekibi aracın peşine düştü. Tehlikeli şekilde devam sürücü, tüm kuralları ihlal etti. Sürücü 25 kilometre süren kovalamaca sonucu İnegöl’ün Mahmudiye Mahallesi’nde önü kesilerek durduruldu.
Yapılan incelemede sürücü Arda Ö.’nün ehliyetinin olmadığı ve aracın çekme belgeli olduğu tespit edildi. Sürücüye ehliyetsiz araç kullanmaktan 12 bin 977 TL, drift atmaktan 32 bin 233 TL, makas atmaktan 6 bin 439 TL, çekme belgeli araçla trafiğe çıkmaktan 6 bin 439 TL cezai işlem uygulandı. Araç çekici yardımıyla otoparka çekildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Olay, saat 00.00 sıralarında Kemalpaşa Mahallesi İsmail Efendi Caddesi’nde meydana geldi. Enes Ç. (17) yönetimindeki 16 F 9394 plakalı kamyonet, yoldan karşıya geçmeye çalışan Bölge Trafik Büro Amirliğinde görevli polis memuru Çağrı T.’ye (48) çarptı. Çarpmanın etkisiyle yere düşen polis yaralandı. Çarpan sürücü aracıyla kaçarak kayıplara karıştı.
Yaralı, kaza yerine sevk edilen Ambulansla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı. Başından yaralanan polisin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Araç park halinde bulundu
Devriye atan polis ekipleri kamyoneti Hamidiye Mahallesi Kutlu Sokak’ta park halinde buldular.
Kaçan sürücü Enes Ç. (17) park halinde bulunan kamyonete yakın alanda polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı. Sürücünün ehliyeti olmadığı tespit edildi.
Kaza anı kameraya yansıdı
Kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Güvenlik kamera görüntülerinde; aracın, başka bir aracı hızla sollayıp kaldırımda yürüyen trafik polisine çarpıp 20 metre sürüklediği görüldü. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trafik polisine çarpıp yaralayan kamyonet sürücüsü yakalandı
BURSA – Bursa’nın İnegöl ilçesinde 17 yaşındaki sürücünün kullandığı kamyonet, kaldırımda yürüyen trafik polisine çarpıp 20 metre sürükledi. Sürücü aracıyla olay yerinden kaçarken yaralı polis ambulansla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı. Kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
Olay, saat 00.00 sıralarında Kemalpaşa Mahallesi İsmail Efendi Caddesi’nde meydana geldi. Enes Ç. yönetimindeki 16 F 9394 plakalı kamyonet, yoldan karşıya geçmeye çalışan Bölge Trafik Büro Amirliğinde görevli polis memuru Çağrı T.’ye çarptı. Çarpmanın etkisiyle yere düşen polis yaralandı. Çarpan sürücü aracıyla kaçarak kayıplara karıştı.
Yaralı, kaza yerine sevk edilen Ambulansla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı. Başından yaralanan polisin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Araç park halinde bulundu
Devriye atan polis ekipleri kamyoneti Hamidiye Mahallesi Kutlu Sokak’ta park halinde buldular.
Kaçan sürücü Enes Ç. park halinde bulunan kamyonete yakın alanda polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı. Sürücünün ehliyeti olmadığı tespit edildi.
Kaza anı kameraya yansıdı
Kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Güvenlik kamera görüntülerinde; aracın, başka bir aracı hızla sollayıp kaldırımda yürüyen trafik polisine çarpıp 20 metre sürüklediği görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da hafif ticari aracıyla seyir halindeyken Kenan C.’yi (30) tabancayla başından vurup yaralayan Selami S. (27) ile yanındaki M.M.Ç. (22), M.E.Ç. (21) ve A.T. (22) yakalandı. Olay öncesi tarafların bir kafede buluşup borç meselesi nedeniyle tartıştıkları belirtildi.
Olay, 15 Kasım’da saat 21.00 sıralarında Yıldırım ilçesi Çınarönü Mahallesi Çınarönü Caddesi’nde meydana geldi. Çınarönü Mahallesi yönünde ilerleyen Kenan C. idaresindeki 16 BEE 013 plakalı hafif ticari araca yanına yaklaşan başka bir araçtan tabancayla ateş açıldı. Saldırıda başına mermi isabet eden Kenan C., ağır yaralandı. Yaralı, yapılan ilk müdahalenin ardından ambulansla Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Tedaviye alınan Kenan C.’nin hayati tehlikesi sürerken, polis ekipleri 4 şüpheliyi gözaltına aldı.
Şüphelilerden Selami S. ve M.M.Ç. ile Kenan C.’nin arasında borç meselesi nedeniyle husumet olduğu, olaydan kısa süre önce de bir pastanede bir araya gelerek, tartıştıkları iddia edildi. Tartışmanın ardından pastaneden ayrılan ve aracına binerek uzaklaşan Kenan C.’yi, otomobille takip eden Selami S.’nin, tabancayla ateş açarak başından vurduğu, M.M.Ç.’nin de o sırada otomobilde olduğu tespit edildi. Kiralık olan otomobilin, şüphelilerden M.E.Ç.’nin üzerine kayıtlı olduğu, diğer şüpheli A.T.’nin ise olaydan bir süre sonra, Selami S. ve M.M.Ç.’yi olay yerine getirerek, video çektirdiği öğrenildi.
4 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’nın İnegöl ilçesindeki mobilya imalathanesinde çıkan yangın, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle 1 saatte söndürüldü.
Yangın saat 19.30 sıralarında Mahmudiye Mahallesi 2’nci mobilya sokakta faaliyet gösteren 2 katlı mobilya imalathanesinin 2’nci katında çıktı. Alevler kısa sürede büyürken, çevredekilerin ihbarıyla adrese itfaiye ekipleri sevk edildi. Yangın, itfaiyecilerin müdahalesiyle diğer iş yerlerine sıçramadan kontrol altına alınıp, yaklaşık 1 saatte söndürüldü. Mobilya imalathanesinde, maddi zarar meydana geldi. Yangının çıkış nedeniyle ilgili çalışma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da, otoyolun karşısına geçmeye çalışırken yolcu otobüsünün çarpması sonucu hayatını kaybeden 2 çocuk annesi Elif Kanderun’un (52), alzheimer hastası olduğu ve ailesinin 2 hafta önce polise kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi.
Kaza, saat 00.30 sıralarında Gebze-Orhangazi- İzmir Otoyolu Alaşar Mahallesi mevkisinde meydana geldi. İzmir istikametine seyir halinde olan Şeref G. (26) yönetimindeki 46 AJS 600 plakalı şehirlerarası yolcu otobüsü, otoyolda yolun karşısına geçmeye çalışan Elif Kanderun’a çarptı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ağır yaralı kadın, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla kaldırıldığı BursaŞehir Hastanesi’nde, doktorların müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
AİLE 2 HAFTA ÖNCE KAYIP BAŞVURUSUNDA BULUNMUŞ
Elif Kanderun’un Alzheimer hastası olduğu ve 2 hafta önce Osmangazi ilçesi Alemdar Mahallesi’ndeki evinden çıktıktan sonra, kendisinden haber alınamadığı ve ailesinin polise kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi. 2 çocuk annesi Kanderun, bugün Hamitler Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Öte yandan otobüs şoförü Şeref G., ifadesinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Alınan kararı Eskişehir Valiliği duyurdu. Eskişehir Büyükşehir Belediye BaşkanlığıUlaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından; otomobil (M1)-(M1G), minibüs (M2), kamyonet (N1)-(NGT) ve panelvan (N1) türü araçlar için hız limitleri saatte 82 kilometre olarak belirlendi. Kamyon, çekici (N2)-(N3), otobüs (M2)-(M3) ve L3, L4, L5 VE L7 sınıfı motosiklet türü araçlar için ise hız limitleri saatte 70 kilometre olarak kararlaştırıldı. Bahsi geçen kararın 1 Kasım 2024 tarihi itibariyle uygulamaya başlanacağı duyuruldu.
Açıklamada ayrıca, “Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerinin sağlanmasının önceliğimiz olduğunu, sürücülerimizin yasal hız sınırları başta olmak üzere trafik kurallarına uymaları gerektiği hususunu hatırlatırız” ifadelerine yer verildi. – ESKİŞEHİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
GÖREV AFETZEDEYE PARAŞÜTLE YARDIM KİTİ ULAŞTIRMAK
Şehzadeler Belediyesi’nin Fatih Gençlik Merkezi’ndeki İHA Yapım Atölyesi’nde yarışma için son hazırlıklarını yapan Şehzadeler Ventus Takımı üyeleri, kendilerini bugüne getiren yolculuğu şu sözlerle dile getirdi; “Takımımız Sosyal Bilimler Lisesi 10 Sınıfta okuyan dört kişiden oluşuyor. Bayraktar TB2’den etkilenerek ‘Neden biz de kendi iHA’mızı yapmayalım ki’ diyerek kendi İHA’mızı yapmayı hedefledik. Bu hedefimizden de ilk olarak Danışman Öğretmenimiz Leyla Sınay Altaylı ‘ya bahsettik ve onun da desteğini aldık. CBÜ Mühendislik Fakültesi Havacılık Uzay ve Teknoloji Kulübü ile bağlantıya geçerek geçen yıl TEKNOFEST’te yarışan Şehzade İHA Takımı üyelerine danıştık ve onlarla birlikte çalıştık. Sonunda da Latince rüzgar anlamına gelen Şehzade Ventus adını verdiğimiz İHA’mız ortaya çıktı. Bu sene ilk kez TEKNOFEST’e katılıyoruz. Aracımız Serbest Kanat Kategorisinde serbest görev dalında yarışacak. Görevimiz afetzedelere acil durum kitinin paraşütle ulaştırılması olacak. Aracımızın yapım aşamasında bize destek olan Şehzadeler Belediye Başkanı Ömer Faruk Çelik’e bize güvendiği ve destek verdiği için teşekkür ederiz. Katılacağımız yarışmada iyi bir derece alarak okulumuza ve ilimize büyük bir gurur yaşatmak istiyoruz.”

ŞEHZADE İHA TAKIMI YARIŞMA TECRÜBESİNİ LİSELİ GENÇLERE AKTARDI
Şehzadeler Ventus Takımı’na bir önceki yıl katıldıkları yarışmada edindikleri tecrübeleri aktaran ve danışmanlık yapan CBÜ Mühendislik Fakültesi Havacılık Uzay ve Teknoloji Kulübü Başkanı Emirhan Yıldırım ise duygularını şöyle dile getirdi; “Şehzade İHA Takımı olarak bu sene Manisa’daki lise takımlarına yardımcı olduk. Arkadaşlarımız 5 ay önce geldiklerinde bize projelerinden bahsettiler. İlk aşamada düşündükleri vitol projenin zorluğundan bahsederek toplantılar yaptık. Tecrübelerimize dayanarak sabit kanat dalında yarışmalarının daha uygun olacağını aktardık ve bu dalda yarışmaya katılmalarını kararlaştırdık. Elektronik aksam, yazılım noktasında öğrenci kardeşlerimize gereken her türlü desteği verdik.”

BİR HAYAL GERÇEĞE DÖNÜŞTÜ
Manisa Sosyal Bilimler Lisesi Başmüdür Yardımcısı Adem Kurt öğrencilerinin kendilerine İHA yapma fikriyle geldiklerinde önce bir tereddüt yaşadıklarını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Öğrencilerimiz bize geldiğinde çok ciddi bir heyecan duyan ve bir hedefe kilitlenmiş öğrencilerimiz ile karşı karşıya olduğumuzu gördük. Bize İHA’dan söz ettiklerinde şöyle bir tereddüt yaşadık. Biz sosyal bilimler lisesinde daha çok psikoloji, kamu yönetimi, işletme, iktisat alanında eğitim verirken enerjilerini teknik bir alana vermelerinin ne kadar doğru olacağını düşündük. Öğrencilerimizde gördüğümüz İHA aşkı bizleri de heyecanlandırdı ve daha sonra okul müdürümüzle de toplantılar yaptık ve ekibimiz bugünlere geldi. CBÜ Mühendislik Fakültesi Havacılık Uzay ve Teknoloji Kulübü ile protokol yapıldı ve öğrencilerimiz orada gerekli eğitimleri aldılar. Sonuçta Şehzade Ventus’un yapımı başladı. Sosyal Bilimler Lisesi olarak biz bu yola çıkarken en büyük destekçimiz CBÜ ve Şehzadeler Belediyesi oldu. Şehzadeler Belediyesi bize Fatih Gençlik Merkezi’ndeki İHA Yapım Atölyesini açtı. Tam herşey bitti dediğimiz noktada Şehzadeler Belediye Başkanımız Ömer Faruk Çelik maddi manevi arkanızdayız dedi. Belediye Başkanımız Ömer Faruk Çelik’e teşekkür ediyoruz. Bu heyecan bu destek Şehzadeler Ventus’u ortaya çıkardı. Finallerde alacağımız güzel bir sonuç Manisa Celal Bayar Üniversitesine, Mühendislik Fakültesi Havacılık Uzay ve Teknoloji Kulübü’ne ve Şehzadeler Belediyesi’ne güzel bir armağan olacak. “

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Son 50 yılda görülme sıklığı iki katından fazla artan meme kanseri, her 8 kadından birinin karşılaştığı bir risk haline geldi. Türkiye’de, dünya ortalamasından 10 yıl daha erken yaşlarda ortaya çıkabilen meme kanseri, toplumda yaygınlaşan bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. UEDAŞ’ın Pembe Lambalar Projesi ise erken teşhisin hayat kurtarıcı rolüne dikkat çekmek amacıyla her yıl Ekim ayında sokakları pembeye büründürerek toplumsal farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Proje, bu yıl ONKODAY iş birliğiyle hayata geçirilirken, aydınlatma direklerine eklenen pembe çalar saatler erken teşhis için “Geç Kalma” mesajına vurgu yaptı.
Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da 5 milyonun üzerinde nüfusa kesintisiz enerji sağlayan UEDAŞ, 2017’den bu yana sürdürdüğü “Pembe Lambalar Projesi” ile meme kanseri hakkında farkındalık oluşturuyor. Bu yıl ONKODAY (Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği) iş birliğiyle gerçekleştirilen proje yeni bir boyut kazanarak, erken teşhisin önemini vurgulayan pembe çalar saatlerle desteklendi. Her yıl Ekim ayında hayata geçirilen proje, dünya genelinde her sekiz kadından birinin karşılaşabileceği meme kanserine dikkat çekiyor ve erken teşhisin hayat kurtarıcı etkisine dair toplumsal farkındalığı artırıyor. UEDAŞ’ın toplumsal sorumluluk anlayışını gözler önüne seren Pembe Lambalar Projesi, her yıl farklı kadın dernekleriyle yapılan iş birlikleri sayesinde daha da güçlenerek kadın sağlığı konusunda bilinç oluşturmayı sürdürüyor.
Her Ekim, erken teşhis için pembe ışıklar yanıyor
Meme kanserinde erken teşhisin hayati önemine dikkat çeken UEDAŞ Genel Müdürü Gökay Fatih Danacı, “7 yılı aşkın süredir Pembe Lambalar Projesi ile Ekim aylarında şehirlerimizi meme kanserine karşı bilinçlendirme amacıyla pembe ışıklarla donatıyoruz. Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, her yıl dünyada milyonlarca yeni vaka ile ciddi bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Proje kapsamında erken tanının yaşamı kurtarma potansiyelini gündelik hayata taşıyoruz. Türkiye’de meme kanserinin dünya genelindeki ortalama yaş sınırından yaklaşık on yıl daha önce görüldüğünü göz önüne aldığımızda, farkındalığın yaygınlaşması büyük bir önem taşıyor. Bu sebeple bu yıl ONKODAY ile güçlerimizi birleştirerek, Pembe Lambalar projemiz ve şehrin uğrak noktalarındaki aydınlatma direklerimize yerleştirdiğimiz çalar saatlerle meme kanser riskine dikkat çekmeyi, farkındalığı arttırmayı hedefledik. Kadınların sağlıkla dolu bir yaşam sürebilmesi için, farkındalığı artırmak ve tarama oranlarını yükseltmek adına bu projeye kararlılıkla devam ediyoruz” dedi.
Erken teşhisin gücünü topluma hatırlatıyoruz
Projenin sadece görsel bir etki oluşturmakla kalmadığını, aynı zamanda sağlık bilincini güçlendirdiğini belirten Onkoday Yönetim Kurulu Üyesi Ülkü Şimşek, “Bu projeyle, kadınların meme kanserine karşı bilinçlenmelerini ve düzenli taramaların ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyoruz. Farkındalık çalışmaları sayesinde kadınlar, erken teşhisin getirdiği tedavi avantajlarından haberdar oluyor. Ayrıca, pembe ışıklarla şehirde oluşturulan bu güçlü semboller, herkesin aklında meme kanseri konusunda kalıcı bir iz bırakıyor. ONKODAY olarak, toplum sağlığını iyileştirecek her projede var olmaktan gurur duyuyoruz ve UEDAŞ ile yürüttüğümüz bu farkındalık projesinin geniş kitlelere ulaşmasını amaçlıyoruz” açıklamasında bulundu. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Mudanya Üniversitesi’nin 2024-2025 akademik yılı açılışına katılan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yaptığı konuşmada, ülkelerin kalkınması için eğitimin en önde gelen unsurlardan bir tanesi olduğunu belirterek, “Gençlerin eğitimi, çocukların geleceğe hazırlanması eğitimle mümkün. Eğitim olmadan kalkınma olmaz. İlköğretimden ortaöğretime, liseden üniversiteye varıncaya kadar eğitimin her kademesi birbirinden değerli. Özellikle yükseköğretim, gençlerin geleceğe hazırlanması çok çok önemli. Bu anlamda da son yıllarda ülkemiz çok önemli mesafeler aldı. Üniversite sayıları, 66’dan 208’e çıkarıldı. Tüm ülke genelinde 81 vilayetimizde üniversiteler kurulurken, vakıf üniversitelerinin önü açıldı. Bu anlamda eğitimin kalitesini arttırmak için akademik kadroların güçlendirilmesi için destekler verildi. Bütçede en fazla pay eğitime ayrıldı. Eskiden savunmaya ayrılıyordu. Üniversitelerde okuyan öğrencilerin okuma imkanları, burs, yurt imkanları arttırıldı. Tabii insanı güçlendirmenin en önemli yolu da çocukları daha ilk baştan itibaren güçlü bir eğitimle desteklemek. Eğitime bütçede en fazla payı ayırdık. Tabii istikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin dört bir yanını eserlerle donattık. Bursa’mız bu eserlerden çok çok faydalanırken, faydalanmaya da devam ediyor” diye konuştu.
Yüzde 20’lik savunma sanayinde yerlilik oranı varken bugün yüzde 80’e çıkardıklarını belirten Bakan Tunç, “Bunun ne kadar önemli olduğunu işte görüyoruz. Yüzde 100’e varmamız lazım. Hatta ihraç eder noktaya gelmemiz lazım. Teknolojinin tüm imkanlarını her alanda kullanmamız lazım. Eğitimde de, adalette de artık dijital çağdayız. İstikrarlı kalkınma hamlelerinde bugüne kadar aldığımız mesafeyle yetinmememiz lazım. Dünyada Türkiye’yi en güçlü ülkeler arasında görmemiz lazım. Bunun mücadelesini milletçe birlik beraberlik içerisinde vermemiz lazım. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmanın yolu da güçlü olmaktan geçiyor. Bugün maalesef, üniversite rektörümüzün de açılışta belirttiği gibi dünyada adaletsiz bir sistem var. Bu adaletsizliği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsü de dahil olmak üzere sürekli dile getiriyoruz. Uluslararası sistemin artık insanlığın sorunlarına cevap veremediğini, uluslararası kuruluşların etkisiz olduğunu, dünyadaki sıkıntıları çözme noktasında başarısız olduğunu ve dünyanın 5’ten büyük olduğunu ve daha adil bir dünyanın mümkün olduğunu her fırsatta söylüyor. Sadece tek başımıza söylememiz bir şey ifade eder mi diye düşünüyorken, bugün dünyanın birçok lideri de aynı söze geldi. Aynı cümleleri kurmaya başladı. Uluslararası sistemin Birleşmiş Milletler’in yapısının güvenlik konseyinin yapısının adil olmadığını, artık dünyanın birçok lideri, ülkenin devlet başkanı da söylemeye başladı. Seslendirmeye başladı. Hatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri dahi, Güvenlik Konseyi’nin yapısının sorunları çözmediğini, bir reforma tabi tutulması gerektiğini söylemeye başladı. Yani dünyada adaletin, hakkaniyetin sözcülüğünü, insan haklarının savunuculuğunu yapan bir liderimiz ve bir ülke noktasında dikkat çekmeye başladık. Bunu daha da güçlü yapmanın yolu Türkiye’yi her alanda güçlü kılmak. Fiziki kalkınma hamleleriyle de demokrasisiyle de daha güçlü hale gelmelidir” ifadelerine yer verdi.
“İsrail aslında bir maşa. O maşayı kullanan eller maalesef insanlık düşmanı, oradaki soykırımın asıl azmettiricileridir”
Bugün Filistin’de dünyanın gözü önünde çocukların katledildiğini belirten Tunç, “41 binden fazla Filistinli şehit edildi. Bunun yüzde 80’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Ama maalesef bu katliamı durdurabilecek bir güç, bir uluslararası kuruluş yok. Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesinin tüm unsurları ihlal ediliyor. Cenevre Sözleşmesi’nin bütün hükümleri, insancıl hukukun bütün hükümleri ayaklar altına alınıyor. Uluslararası kuruluşların aldığı kararlar sınırlı ve alınan kararlar da maalesef uygulanmıyor. Aslında bir asırdan bu yana orada yerlerinden, yurtlarından edilmek istenen insanlar var. 400 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde her dinden insanın barış içerisinde, huzur içerisinde yaşadığı Filistin orada Siyonizm Kongresi’nden sonra Yahudi devletinin kurulması fikriyle beraber oluşan ve oradaki yerli halkı yerinden yurdundan ederek bir işgal süreci başladı. O işgal sürecine yönelik Birleşmiş Milletler’in Güvenlik Konseyi’nin çok sayıda kararları olduğu, işgal edilmemesi, işgal topraklarından çekilmesi noktasında kararlar oldu. Sayısız kararlar var ama bu kararların hiçbirisine uymayan bir İsrail devleti maalesef bugünlere kadar gelindi. 7 Ekim’den bu yana da artık olay çok daha farklı bir boyuta geldi. Dünyanın gözü önünde bir soykırım işlendi. Bu soykırım tanımının tamamına uyan bir durum. Bir milletin sırf Müslüman olduğu için yaşadığı topraklardan çıkarılması, sürgüne tabi tutulması, katledilmesi soykırımın ta kendisi. Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesi ihlal edildi. Güney Afrika’nın başlatmış olduğu Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya biz ilk günden beyan dilekçemizi verdik. Dışişleri Bakan Yardımcımız da beyanda bulundu. Bunun bir soykırım olduğunu, ateşkesin bir an önce sağlanması gerektiğini, insani yardımların engellenmemesi gerektiğini, hatırlayın o günlerde güvenlik konseyinin huzuruna gelen insani yardım önergeleri dahil reddedilmiştir. Yani insani yardım önergesi reddedilebilir mi? ‘Oradaki çocuklar aç kalsın veya ölsün. Kadınlar katledilsin.’ İşte uluslararası sistem maalesef bu. Uluslararası Adalet Divanı yargılamaya başladı. Tabii oradaki durumun soykırım olmadığını söylemek, hukukçular için mümkün değil. Tedbir kararları aldı. Soykırım sözleşmesi ihlal ediliyor dedi. Esas hakkında karar olmamakla beraber dedi. Ateşkesin bir an önce sağlanması ve insani yardımların engellenmemesi konusunda karar alındı. Bu tedbir kararlarını uygulayacak, icra edecek olan mekanizma neresi? Güvenlik konseyi. Güvenlik konseyinin huzuruna gidildi ama maalesef güvenlik konseyinin kararları birçok zaman oy çokluğuyla reddedildi. Tabi İsrail özellikle Amerika Birleşik Devleti başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin büyük desteğini alıyor. Burada İsrail aslında bir maşa. Asıl o maşayı kullanan eller maalesef insanlık düşmanı, oradaki soykırımın asıl azmettiricileridir. Dolayısıyla, insanlık bunu da gördü. Bu soykırımı ve tutumunu destekleyenler de azmettiriciler olarak dünyanın tarihine kara leke olarak geçtiler. Bunlar bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor. Şimdi tabii oradaki savaşı, soykırımı daha da genişletmenin çabası içerisinde Lübnan’a saldırdılar. Biz Türkiye olarak dünyada adaleti, hakkaniyeti savunmaya devam edeceğiz. Filistin sorununun kesin ve kalıcı çözümü orada 1967 sınırlarında yani İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria, Gazze ve diğer bölgelerden çekilerek 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan oradaki akan kanın durmayacağını bir an önce bağımsız Filistin devletinin kurulması gerektiğini de biz bütün dünyaya, söylemeye, haykırmaya devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Diğer yandan, ülkedeki adalet sisteminin daha güvenilir, gecikmeyen, hukukun üstünlüğüne dayanan öngörülebilir bir adalet sisteminin tesisi noktasında çok mesafeler alındığını ifade eden Bakan Tunç, “Biraz önce Mudanya Üniversitesi kurucusu Gıyasettin Bingöl, gençlik yıllarındaki üniversite hayatından bahsetti. Nasıl sıkıntılar çektiğinden bahsetti. Hangi kitapların yasaklandığından, nelerin konuşulamadığından bahsetti. İşte burada örnek. Bugün bu sıkıntıların hiçbirisi yok. Düşünce ve ifade özgürlüğünün önü alabildiğine açıldı. Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, fikir özgürlüğünün olmadığı bir yerde gelişme olmaz. Özgürlükler, düşünce ve ifade kesinlikle kısıtlanamaz. Ama belli şartlarda kısıtlanabilir. O da şiddeti teşvik ediyorsa, şiddet çağrısı. Orada artık düşünce özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla özellikle ülkemiz terörle mücadele eden bir ülke. Terörle, 40 yıldan bu yana PKK terör örgütüyle mücadele ediyoruz. Hemen yanı başımızda bir terör devleti kurulmaya çalışıldı. Son yıllarda, son 5-6 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Diğer yandan 15 Temmuz’da hain bir darbe kalkışmasıyla karşı karşıya kaldık. O darbeci teröristlerle mücadele sürecimiz hem yargı alanında var hem diğer alanlarda devam ediyor. Dolayısıyla ülkemizde terörün her türlüsüyle mücadele ediyoruz. Terörün her türlü mücadele ederken de iktidarıyla, muhalefetiyle birlik olmak durumundayız. Birlik ve beraberlik içerisinde milletimizin huzurunu, güvenliğini sağlayabiliriz. Bu anlamda ülkemiz 22 yıldan bu yana temel hak ve özgürlüklerin daha da alanının genişletmesi genişletilmesi anlamında çok önemli mesafeler aldık. Bir kere mevzuatımızın temel kanunlarımızın tamamını biz yeniledik” dedi.
“Yargıda yeni reform paketiyle ilgili çalışmalarımızı milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız”
Toplumun geliştiğini, ihtiyaçların çeşitlendiğini, bilişim teknolojilerinin de gelişmesiyle yeni yeni suç tiplerinin ortaya çıktığına dikkat çeken Bakan Tunç, “Sosyal medyanın görünürlüğün artması nedeniyle suçlardaki artış tüm bunlar tabi ki yeni ihtiyaçları da doğuruyor. Bu yeni ihtiyaçları da süratli bir şekilde gerçekleştirmek, ihtiyaçlara uygun mevzuat düzenlemelerini yapmak gerekiyor. Özellikle son günlerde tartışılan, işte cezasızlık algısına yönelik eleştiriler. Bu eleştirileri elbette ki dikkate alıyoruz. Bir buçuk yıldan bu yana yargı reformu strateji belgesiyle ilgili bir hazırlığımız var. Önümüzdeki birkaç hafta sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyuyla paylaşacak. Özellikle suç ve suçluyla mücadelede bir kere suçun önlenmesinden tutun da soruşturma aşaması, dava aşaması ve infaz aşamasının her biri birbirinden değerli. Bu anlamda caydırıcılığı sağlamak, özellikle suç işlemesini önlemek, suç işleyenlerin cezalarını çektikten sonra onların topluma kazandırılmasını sağlayabilmek için çok önemli çalışmalar bugüne kadar yaptık. Bundan sonra da özellikle gelişen durumlar nedeniyle yapmak durumundayız. Yargı reformu strateji belgemizde özellikle eleştiri konusu olan denetimli serbestlikle ilgili uygulamalarla ilgili, koşullu salıvermeyle ilgili ve bazı suçlar, özellikle öne çıkan, toplumun huzur ve sükunetini bozmaya yönelik davranışlara yönelik cezaların, alt sınırların arttırılmasına yönelik tutuklama tedbirinin şekline gerek mevzuatımızda gerekli uygulamaya yönelik önemli çalışmalarımız var. Bu taslak çalışmalarımızı milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız ve bu anlamda suç şebekeleriyle mücadeleyi emniyet güçlerimizle de yargı teşkilatımızla beraber bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Toplumun huzurunu bozan suç şebekelerine, örgütlerine hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Özgürlüklerin alanını alabildiğine genişlettik dedik. Tabii bunu yaparken hem mevzuatımızdaki değişiklikler hem de anayasal düzenlemeler yaptık. Anayasamızda kadın haklarıyla ilgili, çocukların korunmasıyla ilgili. Hak arama yollarının genişletilmesiyle ilgili önemli reformları hayata geçirdik. Kamu Denetçiliği’nin kurulması, bilgi edinme hakkı, bireysel başvuru hakkı gibi birçok düzenlemeyi hayata geçirdik. Özel hayatın korunması, kişisel verilerin korunması. Bunlar anayasamızda olmayan şeylerdir. Darbe anayasasında bunlar yoktu. Ama bunlar ihtiyaçtı ve bu mekanizmaların kurulması gerekiyordu ve bunlar önümüzdeki işte 2010, 2004, 2005 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle bir kısmı referandumla, bir kısmı mecliste oy birliğiyle yapılan düzenlemeler olarak hayata geçti. Tabii ülkemizin yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşması önemliydi. Çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. İşte Milli Güvenlik Kurulunun yapısı, Yüksek Askeri Şura’nın yapısı, Hakimler ve Savcılar Kurulu, Anayasa Mahkemesi, demokratik hukuk devleti ilkelerine daha uygun hale getirilebilmesi için önemli çalışmalar yapıldı. Tabii bundan sonra yapılamaz mı? Özellikle o kurum ve kuruluşların bundan sonra bu ülkede bir daha milli iradenin, demokrasinin önü kesilmesin diye vesayetçi ruhtan tamamen arındırılabilmesiyle ilgili olarak yapılabilecekler elbette ki var. Anayasamızda yapılan bunca değişiklik darbecilerin yargılanabilmesinden tutun da sıkıyönetimin ilan edilebilmeyeceğine yönelik hükümlerin kaldırılmasına yönelik sıkıyönetimin ilan edilebileceğine yönelik hükümlerin kaldırılmasından tutun da birçok demokratik düzenlemeleri anayasamızda hayata geçirdik. Ama biz şimdi diyoruz ki Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına başladık. Türkiye Yüzyılı diyoruz inşallah. Gençlerimiz burada, onların omuzlarında Türkiye Yüzyılı inşa edilecek. Bizler özellikle ön sıradakiler temeli attı. Şimdi asıl inşaat sürecini bu gençlerimiz yapacak. O nedenle gençlerimize biz güveniyoruz” diye konuştu.
Mudanya Üniversitesi kurucusu Gıyasettin Bingöl ise yaptığı konuşmada, “Mudanya Üniversitesi’ni elimizden geldiği kadar dünya üniversitesi yapmak için bütün çabaları sarf edeceğiz. Çok iyi bir ekip kurduğumuzdan emin olabilirsiniz. Liyakata, puana önem verdiğimizden emin olabilirsiniz. Bütün ilanlarımız bağımsız bir şekilde ilan edilir. Layık olan kişi tercih edilir. Mudanya Üniversitesi’nde rektörümüzden hocalara, düşünülmüş, tartışılmış, sınavlardan geçip hak ederek buraya geldiler. Eski rektörümüz ve danışma kurulu başkanımız, nerede bir akıl buluyorsak oraya hemen müracaat ediyoruz. İstişare etmek, büyümek, gelişmek istiyoruz. Adalet Bakanımızın öğrencilerimize ilk dersi vermesinden dolayı çok onur duyuyoruz” ifadelerini kullandı. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, 8 Ekim’de İnegöl ilçesinde meydana geldi. Hasan S., iddiaya göre kavga ettiği kız arkadaşı Sümeyye K.’yi (26) evine tüfekle giderek tehdit etti. Hasan S. ardından Sümeyye K.’nin ablası Hülya K.’ya (28) sosyal medya hesabından, “Bu kızın organlarını yakmayı düşünüyorum, sonra satacağım” diyerek mesaj attı. Abla-kardeş, tehdit mesajlarını sosyal medyada yayınlayıp, polis merkezine giderek şikayetçi oldu. Şüphelinin “Ben o kızın organlarını satıp, yakmayı düşünüyorum. Yakmadan önce tadına bakmak istiyorum” mesajı attığı belirlendi. Sümeyye K.’nin yardım istediği sosyal medya mesajları da ortaya çıktı. Sümeyye K.’nin “Kaçmaya çalışırken kolumu ısırdı. Korkuyorum. Keleşle kapıma geldi” yazdığı görüldü. Polis ekipleri tarafından dün yakalanan ve emniyetteki ifadesinde, “O mesajları atmadım. Suçlamayı kabul etmiyorum” diyen Hasan S. işlemleri sonrası tutuklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da Furkan K. (25), sevgilisinin 2’nci kattaki evinin penceresine vinçle çıkıp evlilik teklif etti. O anlar, çevredekiler tarafından cep telefonuyla kayda alındı.
Kentte yaşayan Furkan K., bir süredir birlikte olduğu kız arkadaşına evlilik teklif etmek için farklı bir yola başvurdu. Kiraladığı vinçle kız arkadaşının evinin önüne giden Furkan K., ışıklarla süslediği sepete binip 4 katlı binanın 2’nci katındaki pencereye ulaştı. Arkadaşları, ellerindeki meşalelerle Furkan K.’ye destek verirken, çalan camı açan genç kızın, sevgilisini gördüğü andaki şaşkınlığı, çevredekilerin cep telefonu kameralarına yansıdı. Çiçek ve yüzükle edilen teklifi kabul eden genç kız, mutluluğunu Furkan K.’ye sarılarak gösterdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlyas KAPLAN/ KAYSERİ,
SALON: Kadir Has
HAKEMLER: Özlem Yalman, Uğur Yüksel, Hasan Ok
MELİKGAZİ KAYSERİ BASKETBOL: Kübra 8, Dangerfield 21, Williams 16, Doğa, Meltem 5, Diallo 7, Feray, Fall 14
BURSA ANT SPOR: Henderson 11, Ferda, Sümeyya, Gizem Mürüvet 3, Hande, Deniz 5, Yağmur 3, Louis 16, Mompremier 26, Palenikova 19
1’İNCİ PERİYOT: 18-22
DEVRE: 36-47
3’ÜNCÜ PERİYOT: 52-68
Kadınlar Basketbol Süper Ligi’nin 1’inci haftasında Melikgazi Kayseri Basketbol sahasında Bursa Ant Spor’a 83-71’lik skorla mağlup oldu.
Müsabakanın en skorer ismi 29 sayı ile Bursa Ant Spor’dan Mompremier oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bursa İl Emniyet Müdürlüğü İznik İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ilçe genelinde aranan şahıslara yönelik operasyonlarını aralıksız sürdürüyor. Son yapılan operasyonda, 35 suç kaydı bulunan ve 13,5 yıl kesinleşmiş hapis cezasıyla aranan E.S. gözaltına alındı.
Öte yandan, yaralama suçundan 5 yıl hapis cezası bulunan A.A., hırsızlık suçundan 4 yıl hapis cezası bulunan E.A., uyuşturucu madde suçundan 4 yıl hapis cezası bulunan B.O. ve dolandırıcılık suçundan 17 yıl hapis cezası ile aranan A.C. cezaevine gönderildi.
İlçe Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, ilçenin huzur ve güveni için çalışmaların aralıksız süreceğini belirtti. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da mide kanseri tedavisi görürken emekliye ayrılan polis memuru Aydın Eryaşar (53) hayatını kaybetti. 2 çocuk babası polis memuru, düzenlenen törenle toprağa verildi.
İnegöl İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Aydın Eryaşar’a 6 ay önce mide kanseri teşhisi kondu. Tedavisine başlanan Eryaşar, sağlığı düzelmeyince emekliye ayrıldı. Durumu ağırlaşınca İnegöl Devlet Hastanesi’nde tedaviye alınan Eryaşar, bu sabah doktorların tüm müdahalesine rağmen hayatını kaybetti.
30 yıllık polis memuru için İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesinde tören düzenlendi. Törene Kaymakam Eren Arslan, Belediye Başkanı Alper Taban, Başsavcı Veli Ecir, İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yavuz Uğurdağ, İl ve ilçe Emniyet Müdürlüğü personelleri ile Eryaşar’ın ailesi ve yakınları katıldı. 2 çocuk babası Aydın Eryaşar, buradaki törenin ardından Alanyurt Yeni Mahalle Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından İnegöl Alanyurt Kent Mezarlığı’na defnedildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, Bursa Valisi Erol Ayyıldız başkanlığında gerçekleştirilen, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy ile yönetim kurulu üyelerinin yer aldığı toplantıda Aygöl, “Edebali Havzası Tanıtım ve Karşılama Projesi”nin BEBKA Yönetim Kurulunca ön onayının alındığını bildirdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığındaki sürecin ardından gerekli çalışmalara başlanacağını kaydeden Aygöl, projenin kente “hayırlı uğurlu olmasını” diledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çevrede bulunan tarım alanlarının su kaynağı olan derede, son zamanlarda balık ölümleri yaşanıyor.
Derenin geçtiği güzargah boyunca fabrikaların bulunduğunu anlatan vatandaşlar, derenin bu fabrikaların kimyasal ve boya atıklarıyla kirlendiğini iddia etti.
Dereye balık tutmaya gelen vatandaşlar, rengi degişen sudaki kirlilik ve ölü balıkları görünce olta takımlarını açmadan geri dönüyor.
Bölge sakinlerinden İrfan Dağlı, “4 senedir buradayım bugüne kadar böyle bir şey görmedim. Dün durulmayacak derecede koku gelmeye başladı. Yetkilileri aradık fakat bizi başka yerlere yönlendirdiler. ‘Müdürlerimiz yok, başka yeri arayın’ dediler. Kimse ilgilenmedi. Derenin halini görüyorsunuz, insanın içi sızlıyor. Bütün balıklar su yüzeyine çıktı. Bu bölgedeki bahçeler derenin suyu ile sulanıyor. Bursa’nın çoğu insan bu dere ile sulanan meyvelerden yiyor. Kokudan duramadığımız için yetkililerden yardım istedik. Kimse ilgilenmedi. Kimin kimyasal atık boşalttığını bilmiyoruz. Fabrikaların olduğu bölgeden geliyor” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Yıldırım İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, aranan şahıslarla mücadelesini aralıksız sürdürüyor.

Son olarak, Şükraniye Mahallesi’nde 30 yıl 1 ay 20 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan bir şüphelinin evi tespit edildi. Alınan izinlerin ardından eve giren ekipler şüpheliyi bulamadı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Gerginlikten aldığı nefesler, saklandığı ranzanın altında ele verdi Ekipler, ranzanın altından nefes sesleri çıktığını fark etti. Ranzanın altına bulunan halıları boşaltan ekipler, aradıkları şüpheliyi saklanırken buldu.

Hemen orada gözaltına alınan şüphelinin kelepçelenerek sorgusu yapıldı. Yapılan incelemede şüphelinin 39 suç kaydı bulunan 25 yaşındaki Faruk P. olduğu, bu kişinin “bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık” ve “hükümlü ve tutuklunun kaçması” suçundan hakkında 30 yıl 1 ay 20 gün kesinleşmiş cezası olduğu tespit edildi.

Şüphelinin ranzanın altında yakalanma anları cep telefon kamerasına saniye saniye yansıdı. Faruk P.’nin emniyetteki işlemleri devam ediyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaza, saat 16.30 sıralarında Bursa- Ankara kara yolu üzeri Kestel’in Ümitalan Mahallesi Kavşağı mevkisinde meydana geldi. İnegöl’den Bursa’ya seyir halinde olan sürücü Mustafa H. (21) yönetimindeki 64 EG 104 plakalı otomobil, aynı yöne giden sürücü Kazım D. (60) yönetimindeki 34 VM 1795 plakalı kamyona arkadan çarptı. Kaza sonucu sürücü ve yanındaki arkadaşı Büşra D. (21) yaralandı. Yaralılar kaza yerine sevk edilen ambulanslarla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı. Yaralılardan genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
Jandarma ekipleri kazayla ilgili soruşturma başlattı. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İznik ilçesindeki dağ evinde 17 Temmuz’da çay demlemek için mangal jeliyle semaveri tutuşturmaya çalışan Özdemir, jelin alev alması ve bidonun patlamasıyla yanmaya başladı.
Evinin önündeki su dolu varile atlayarak alevleri söndüren Özdemir’in vücudunda 2 ve 3’üncü derece yanıklar oluştu.
Vücudunun yüzde 38’i yanan ve Bursa Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan Özdemir, doku nakilleriyle yaklaşık 1 aylık tedavinin ardından sağlığına kavuştu.
Özdemir, tedavisine evde devam edilmek üzere taburcu edildi.
İş insanı Necdet Özdemir, AA muhabirine, İznik ilçesindeki dağ evinde sabah saatlerinde semaveri tutuşturmak için mangal jeli kullandığını söyledi.
Jelin tutuştuğunu ancak alevleri görmediğini anlatan Özdemir, şunları kaydetti:
“Oysa ki gizliden içinde yanmaya devam ediyormuş. O sırada tekrar jel attım. Onu aslında küçük bir bidona alıp aktarma yaparak yapsaydım çok daha güvenli olurdu ama öyle yapmadım. Bidonla ateşin üzerine yanmadığını düşünerek ben bunu yaptım. Fakat gizliden yandığı için jelin değdiği yerle bidonun içerisinde artık bir ateş yolu oldu. Gözümle gördüm o ateşin yürüyüp gelmesi saniye, salise. Elimde bidon patladı. Bidon patlayınca bu jel olarak zaten alevsiz yanıyor. Her tarafımın yandığını hissediyorum ama alev yok, bir şey yok. Orada vücudumun yüzde 38’i yandı. Allah’tan hemen yan tarafımda 2-3 metre mesafede bir su dolu varil vardı. O can havliyle kendimi varilin içine attım. Orada ateşi söndürdüm.”
Olayın ardından ilk aşamada yoğun bakımda kaldığını ve 5 operasyon geçirdiğini aktaran Özdemir, yanık bölgelere doku nakli yapıldığını belirtti.
Hastanedeyken mangal jeli nedeniyle benzer vakaların sıklıkla geldiğini duyduklarını dile getiren Özdemir, “Bu jel 1-2 dakika zaman kazandıran bir malzeme. Piknikçi için mangalcılar için kısa sürede alev, ateş yapan bir malzeme ama bu tarz riskleri düşünüldüğünde hiç buna değecek bir malzeme değil. En doğal yöntem olan çıradır, kozalaktır, kağıttır, kartondur, bunlarla yapmak lazım.” dedi.
Özdemir, birçok yerde bulunan jellerin kontrollü şekilde satılmasını istediğini belirterek, “Ben bunu yaşadıysam inanın çok fazla kişi için de bu yaşanılabilir bir durum. Dolayısıyla bu kadar riske bence gerek yok. Yani iki dakikalık bir ateş yakma süresi elde etmek için vücudumun yüzde 38’i yandı. Benim hayatım altüst oldu. Bambaşka bir hayata geçeceğim bugünden sonra artık.” diye konuştu.
“Hayatı tehdit edebilecek geniş yanıklara varıncaya kadar yanıklara sebep olabiliyor bu jeller”
Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Opr. Dr. Selma Beyeç de özellikle pikniklerin yapıldığı ilkbahar ve yaz aylarında, mangal jeli yanıkları nedeniyle merkezlere çokça hastanın geldiğini ifade etti.
Bu jellerin aslında henüz tutuşmamış malzemelerin üzerine sıkılması gerektiğini vurgulayan Beyeç, şunları aktardı:
“Ama insanlarımız söndü sanılan veyahut da halen yanmakta olan malzemenin üzerine bunu sıkıyorlar. Biz kendimiz de gözlemledik bunu. İnsanlar yanan mangalın üzerine bu jeli püskürtüyor ama bunlar aynı bir benzin gibi, bir tiner gibi alev topu haline gelebilen malzemeler. Bu konuda çok dikkatli olmak lazım çünkü küçük yanıklardan, hayatı tehdit edebilecek geniş yanıklara varıncaya kadar yanıklara sebep olabiliyor bu jeller.”
Necdet Özdemir’in de mangal jeli yanığı neticesinde hastanede tedavi altına alındığını dile getiren Beyeç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kendisi semaveri tutuşturmak için jeli kullanmıştı. Aynı şekilde insanlar mangalı tutuşturmak için söndü sanılan kömürün üzerine veyahut da hala yanan kömür üzerine bunu döküyorlar. Tıpkı bir benzin veya tinerde olduğu gibi, alev topu gibi bir parlama, bir patlama oluyor. Etrafa saçılıyor. Tabii insanlar ilk etapta yanan bölgelerini söndürmek için ellerini kullanıyorlar ve o sırada elleri de yanıyor. Necdet beyin de yaklaşık tedavisi 1 ayı buldu. Doku nakli, deri nakli yapıldı sağlam olan kısımlarından. Tabii hastalar için bu oldukça stresli, acı veren bir süreç. Mükerrer ameliyat oluyorlar. Dolayısıyla çok basit bir olaymış gibi görülebilir ama aslında öyle değil. Çok meşakkatli bir süreç. Tedavileri uzun sürüyor ve hastaların hayatını tehdit edebilecek boyutta yanıklara sebep olabiliyorlar.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Örneğin, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey aranarak, yeğeninin ataması geri çektirildi.
LİYAKAT BAHANE DEĞİL
Balıkesir’de CHP milletvekili Serkan Sarı’nın ağabeyi Gökhan Sarı’nın ataması da durduruldu.
Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu kayınbiraderini ve bacanağını, Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı ise kız kardeşinin oğlunu başkan yardımcısı olarak atamıştı. Bu başkanlara “Atamaları geri alın” diye haber verildi.
Dün Özel’i aradım.
“Atamalar hakkındaki ne düşünüyorsunuz” diye sordum.
Şöyle dedi:
“Milletvekilleri ya da belediye başkanlarının yakınları istediği kadar liyakatli olsunlar, AKP’nin bu kadar nepotizm (kayırmacılık) yaptığı bir yerde bu tip atamaları kimseye anlatamayız. Bu kadar işsizlik ve yoksulluğun olduğu yerde bu tip işler CHP’ye duyulan güveni kökten sarsar. Hiç tavizimiz yok. Asla kabul etmiyoruz. En sert tepkiyi ben gösteriyorum. Bundan sonra da asla izin vermeyeceğiz. Atamaların geri alınması gerekiyor. Aksi takdirde parti hukuku içinde ne yapmamız gerekirse onu yaparız. Bana yapılan her kusuru, partideki her hatayı affedebilirim. Ama belediyede akraba, eş, dost işi ve paralı pullu işlere bulaşanların gözüne yaşına bakamayız.”
KARDEŞİNİN DURUMU
Özel, geçen hafta kardeşi Barış’ın işsiz olduğunu vurgulamıştı.
“Siz kardeşinizi bu yüzden örnek vermiştiniz, değil mi?” sorusunu yönelttim.
“Öyle” dedi.
Ve şöyle devam etti:
“Kardeşim iyi bir bilgisayar mühendisi. Türkiye’nin en büyük bankasının IT’sinde (teknoloji) çok önemli bir görevdeydi. Adalet yürüyüşüne izin vermedikleri için ayrıldı. Sonra bunu duyan bir sürü kişi ‘Belediyeye koysana, şuraya-buraya koysana’ diyor.”
ÖRGÜTE ALARM VERDİ
“Bir keresinde bankadaki amiri aramış, ‘Veri korumanın başına geçer misin’ demiş. Ancak müşterinin İBB olduğunu öğrenince gitmedi. Kayınbiraderim Bursa’da 15 yıldır ilaç deposunda paketleme departmanında çalışıyor. Ben bilmiyor muyum kardeşimi Bursa’da bir belediyede işe koymayı. Ama yapmam. Geçmişte de yapmadım. Bursa’da üç belediyemiz var. Bugün de yapmam. Yapanın da gözünün yaşına bakmam.”
Özel, bu tür atamaları takip edeceklerini ifade ediyor. Şunları söylüyor:
“Hatta ‘Alarma geçin’ dedim. WhatsApp grupları var başkanlara ait. ‘Oraya yazın’ dedim, ‘Genel başkan bizzat takip ediyor, bu işlere sakın kalkışılmasın’ diye.”

Özgür Özel’in iktidar yanlısı Taha Hüseyin Karagöz’le görüşmesi tepki çekmişti.
TARTIŞILAN GÖRÜŞMEYİ BÖYLE AÇIKLADI: Düğün davetiyesi getirdi geri çeviremezdim
Özel’in iktidar yanlısı Taha Hüseyin Karagöz’ü makamında ağırlaması büyük tartışma yarattı ve çok eleştiri aldı.
Özel’e bu görüşmeyi de sordum.
Şöyle yanıt verdi:
“Yıllar önce programa çağırdı, gittim. En sert sorularına en net cevapları vererek, karşı mahalleye iyi ulaştığımızı değerlendirdik. Bayramda seyranda arar. Bir kez meclisteydim. Aradı, kuliste merhabalaştık. Geçen aramış. ‘Özgür Beye uğramak istiyorum. Beş dakika işim var’ demiş. Salı günü tüm gruplara uğrarken bana da gelmiş. ‘Evleniyorum’ dedi. Davetiye verdi. Oturduk, beş dakika sohbet ettik, ayrıldı. Son derece insani bir şey. Bizim mahallede çok makbul ve çok sevilen bir gazeteci değil. Birçok görüşümüz taban tabana zıt. Programda bana en ağır eleştirileri yaptı ve en zor soruları sordu. Ama düğün davetiyesi vermeye geleni kapıdan çeviremezsin. ‘Seninle görüşmem’ diyemezsin ki.”
]]>■ 2019’daki mağlubiyetin ardından siz sahadan hiç çekilmediniz. Motivasyonunuz neydi?
Hedefimiz hep belliydi, biz büyükşehirde bir değişim yaşanması gerektiğini gördük. Çünkü Bursa gerçekten kötü yönetiliyordu. Hava kirliliği maksimum seviyelere ulaştı, çevre kirliliği vardı. Bursa’nın trafik ve ulaşım ile ilgili sorunları var. Bursa’nın planı yok, planlamadan başlayan, çevre düzeniyle ilgili projelendirmelere kadar bir sorunlar yumağı var. Bunları çözebilmek için de önce insan diyen bir anlayışın Bursa’nın dört bir tarafına yayılması gerekiyordu.
RÜZGAR FIRTINAYA DÖNÜŞTÜ
■ Seçim öncesi en çok gelen talep ve istekler nelerdi? Halk size nasıl güvendi?
Halk bizi zaten tanıyordu. Her gittiğimiz ilçede “Nilüfer gibi olacak mı?” sorusuyla karşılaştık. Nilüfer’deki hizmetlerin aynılarını tüm ilçelere yayma sözü verdik. İnsanlar bize inandı ve 3 ayda gördük ki rüzgâr zaten bizim lehimize esiyor, sonra o rüzgâr sandıkta fırtınaya dönüştü. İl ve ilçe başkanımızla 3 ay boyunca beraberdik. Görünmeyen kahramanlarımız vardı; ev ev dolaşıp bizi anlatan Bursalılar. Nilüferliler, farklı ilçelerdeki eşini dostunu arayıp bizleri anlattı. Gerçekten Nilüferliler inanılmaz çalıştı bu seçimde.
İNCELEME BAŞLATIYORUZ
■ Nasıl bir belediye devraldınız?
En geç mazbata alan büyükşehir belediyesi bizdik. Son iki haftada nelerin yapıldığını hiç bilmiyoruz. Bayramdan hemen sonra geniş kapsamlı inceleme başlatıyoruz. Kamuoyunu da bilgilendirip aydınlatacağız. Çünkü burada harcanan her bir kuruş bu şehirde yaşayan 3,3 milyon insanın parası. Şu an, bütçe dengesinin bozulduğunu görebiliyoruz, çünkü bütçenin 6 aylık harcamasını 3 ayda yapmışlar.

Başkan Boybey Sözcü TV’den Gülinay Selçuk’un sorularını yanıtladı.
EMEKLİLERE HALK KART GELİYOR
■ Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin halka yönelik ilk hizmetleri neler olacak?
İlk olarak çocuklara süt projemiz var, yeni dönemde anaokulu ve 1. Sınıfa giden çocuklarımıza okul sütü dağıtımına başlayacağız. Biz bunu Nilüfer’de başardık ve Türkiye’de bir ilkti. Daha sonra Bakanlık “biz yapalım” dedi. Bakanlığa devrettik, 2 ay dağıtım yaptılar, 3. ayda bıraktılar. Emekliye, ihtiyaç sahiplerine Nilüfer’de yıllarca Halkkart dağıttık. Şimdi bu çalışmamızı Bursa geneline yayıyoruz. Emeklilerimize de destek paketlerimizi en kısa sürede devreye sokacağız. Hayvancılıkla ilgili çalışmalar yapacağız.
HAVA KİRLİLİĞİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ
■ Hava kirliliği Bursa’da en kritik seviyede. Bu soruna nasıl eğileceksiniz?
Bursa’nın bugün İnegöl de dahil olmak üzere havası kirli. Bakanlıkla ve valilikle görüşeceğiz. Nilüfer’deki 20 yıllık başkanlık dönemimde hava ölçüm istasyonları yapıp üniversitemizle ortak bir proje ile ilçemizdeki hava kirliliğini sürekli takip ettik. Şimdi aynı modeli tüm Bursa geneline yayacağız ve kentteki hava kalitesini sürekli izleyeceğiz, halkımızla da paylaşacağız. Ayrıca kirleticilere karşı hassasiyetimiz çok yüksek. Kirleticileri tespit edip tedbir alması gerekenlerin takipçisi olacağız.
]]>Tabii, Demirel’in gücünü azaltmak istiyordu. Bana milletvekilliği teklif etti, kabul etmedim. Üzerinde çok durdu. 12 Eylül’de bir takım siyasi partiler kapatılmış, siyasilere yasaklar getirilmişti. Demirel’in lideri Adalet Partisi de kapatılanlar arasındaydı. Kendisine de siyasi yasak getirilmişti. 1987’de halkın oyuyla siyasi yasaklar kalktı. Ben de Demirel’i desteklemeye karar verdim. Bir süre sonra Demirel, “Artık senin milletvekili olman lazım” dedi. Siyasi yasaklar kalktıktan sonra Turgut Özal bir baskın seçim yapmaya karar verdi. Merkez yoklaması diye tanımlanan genel merkezler tarafından belirlenmiş listelerle seçime gidiliyordu. Anayasa Mahkemesi bu kararı iptal etti. Delege yoklaması istedi. Yani partiye kayıtlı tüm üyeler belirlenen bir günde sandık başına gidecek, kimlerin milletvekili adayı olmasını isteyecekti. Baskın seçim hazırlığı sırasında DYP de listelerini hazırladı. Bursa’dan milletvekili listelerinde liste başı oldum. Anayasa Mahkemesi’nin ön seçim kararı üzerine de yapılan delege yoklamasında yine birinci sıraya getirildim. 1997 seçiminde Bursa’dan üç milletvekili çıkardık. O zaman yavaş yavaş palazlanmışım. Bursa Spor Kulübü başkanı olmuşum. İş hayatım süratle ilerliyor. Seçim sırasında partimize her türlü imkânımı kullandım, uçaklarım, helikopterlerim… 58 milletvekiliyle girdik Meclis’e.

5 Nisan 1986. Siyasi yasaklı Demirel, Çağlar ailesini Bursa’da ziyaret etti.
■ 58 milletvekili ama güçlü bir muhalefet yapıyorsunuz, öyle değil mi?
Tabii. Şimdi şöyle, Süleyman Bey bir dev. Seçimden önce kendisine sordum: “Efendim biz iktidar olacak mıyız” diye. “Kimseye bir şey söyleme, olamayız. Bir dönem sonra olacağız” dedi. İlişkimiz baba-oğul ilişkisine dönüştü. Her sabah evindeki kahvaltıda ben de varım. Öğlen beraberiz, akşam beraberiz. Turgut Bey bana kafayı takmış. “Demirel’in kalbini alayım ben. Yani bir tek Cavit’i aldığımız zaman, biz bunları çökertiriz” demiş.
■ Ama alamadı.
Bir gece Turgut Beylerin evine gittim. Turgut Bey’in üzerinde eşofman var. Semra Hanım, kimonosunu giymiş. Bana “Ne sıkıntın var?” diye sordu. “İşte efendim biz fabrikaları kurduk, 50 milyon dolar civarında bir kredi kullanıyoruz. İşyerlerimizde 5-6 bin kişi çalışıyor. Bankalar bize verdiği kredileri geri çekiyor. Devlet bankalarıyla çalışıyoruz” dedim. Özal bana baktı, “Ya Cavit, boş ver” dedi. Önündeki kâğıda bir sıfır daha koydu. “Bunu 500’e çıkart” diye konuştu. 500 milyon dolar. Daha büyük yatırımlar yapmamı söyledi. Ama bir şartı olduğunu söyledi. “İstifa et, bize gelmesen de olur. Gelirsen, bakan yaparım” dedi. “Ben satılık değilim. Yanlış kapıyı çaldınız. Siz devletimizin başbakanısınız, derdimi anlatmaya geldim. Binlerce adam çalıştırıyorum. Onların ekmeğiyle oynamamanızı rica ediyorum ama bu teklifiniz çok yanlış. Bana müsaade. Allah bize başka yerden verir” diyerek kalktım.
■ Sonra fabrikalarınızı mı çökertmeye çalıştılar?
Tabii, çok uğraştım. İsviçre’de ve ABD’de arkadaşlarım vardı. Çok desteklediler. Atlattık o kirizi. Bir süre sonra da Allah yardım etti.
■ Kitapta “Üzeyir Garih ve İshak Alaton, Amerika’dan bize mesaj getirirdi” diyorsunuz. Ne mesajı?
İktidar olduğumuz zaman… O dönem ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barkley. Dağlık Karabağ olayı olunca biz Azerbaycan’ın yanında yer aldık. Ve onlara ihtiyaçlarını karşılayacak her şeyi el altından ulaştırdık. MİT’te Teoman Koman var. Benim çok yakınım. Ermenistan’la sınırları kapadık, hala da açılmamıştır. Atilla Ateş Paşa Kara Kuvvetleri Komutanıydı. Sınırda “Bugün Suriye’yi basabiliriz” diye beyanat verdi. Ben de evvelden “Suriye’yi günü gelecek basacağız” demiştim. Barkley benden randevu istedi, Bursa’da evime geldi. Ona da tekrarladım, “Suriye’yi de Ermenistan’ı da vuracağız” diye. “Olmaz, bu işi tatlıya bağlayalım” dedi. O arada beni yumuşatmaya çalışıyor. Üzeyir Garih ve İshak Alaton da sık sık Ankara’ya bize gelirlerdi. İki lafın arasında Ermenistan konusunda, kapıları açmamızı telkin ederlerdi. Ben de güzel bir dille gönderirdim. Sonra zaten randevu da vermedim.

Bursalılar, hapisten çıkışta Çağlar’ı karşılamak için Gemlik’e kadar gelmişti.
■ Hapse girmenizi ‘Benden intikam aldılar” diye değerlendiriyorsunuz. Neyin intikamını aldılar sizden?
Ermenistan ve Suriye’nin intikamını aldılar. Ben onların dediğini yapmadım. Beni kullanmak istediler.
TANSU ÇİLLER PARTİMİZİ BATIRDI
■ Kitapta Tansu Çiller ile ilgili çok ayrıntı var. Memur maaşları her yerde yazıldı, çizildi, o yüzden sormuyorum. Çiller sizin hayatınızda bir pişmanlık mı?
Benim için pişmanlık değil, onu getiren ben değilim. Biz köylü partisi gibi görünüyorduk. Biraz şehirleşelim dedik. Bir kadının aramıza katılması, büyükşehirlerde vereceğimiz iyi bir mesajdı. Öyle tavsiye geldi. Fakat yanlış yapmışız. Hürriyet gazetesi ‘Leydi’nin topuk sesi’ dedi…
■ Sizce devleti nasıl idare etti?
O etmedi ki, kocası etti. Kim tayini varsa Özer Bey’e gidiyormuş, konuşuyormuş. Ben hep mesafeli oldum bunlara. Biz halkın partisiydik. Köylünün yanında, çiftçinin yanında, memurun yanında hep biz vardık.
■ Demirel çok öngörülü bir siyasetçiydi ama Demirel bile Çiller’i öngöremedi. Neden?
ANAP’ın başına Mesut Bey gelmişti, genç bir adam. Bizim taban da Çiller’e sarıldı. Bir kadın, lisanı var, eğitimi iyi, ekonomi hocası… Ama içi boşmuş, bomboş… Çöktürdü.
■ Siz niye aday olmadınız genel başkanlığa?
Köksal Toptan’a gittim, “Sizin kazanma imkânınız yok” dedim, benim için çekilebileceğini söyledi. İsmet Sezgin’e gittim, “Yarın aday olacağım” dedi. Ben esasında Hüsamettin Cindoruk aday olur, onun önüne geçmeyeyim diye aday olmadım. Ama Hüsamettin Bey tatile çıktı, bu işe bulaşmadı işte. Demirel de hiçbir şey demedi. Tansu Hanım ikisini de yendi. Türkiye’nin çimentosu olan bir partiydik biz, partimizi batırdı.
■ Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi yaşasaydı bugün tek adam iktidarına mahkûm kalır mıydık? Burada sadece Çiller değil, Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu faktörleri de var, Tayyip Erdoğan’ın siyasi aklı da söz konusu değil mi?
Tayyip Bey, Abdullah Gül Bey zamanı iyi kullandılar. En büyük hadise Tansu Hanım’la Mesut Bey’in TBMM’de kendilerini aklaması, mahkeme yolunu kapamasıdır. Bu kamuoyunda hoş görülmedi. Sonunda hepsi dipte, barajın altında kaldılar. Barajın altında kalma sebeplerinden biri de benim.
■ Nasıl?
Son iki seçimde Bursa’da bir güç unsuruyum. Türkiye’de bir gücüm var. Bursa’da 12 milletvekili var. 8’ini benim başını çektiğim liste kazanıyor devamlı. Biz Erbakan ile kurulacak koalisyona da karşı çıktık. Partiden ayrıldık, bağımsız kaldık. 2002 seçimlerine giderken bunlar bizimle temasa geçtiler. Tansu Hanım aradı, “Cavit’ciğim Bursa listesini yaptık, sana emanet” dedi. Ben de “Tansu Hanım, içinde olmadığım listeyi bana niye emanet ediyorsunuz. Hadi güle güle” dedim kapattım suratına. O günden sonra iyice koptuk zaten.
■ Bir daha hiç konuşmadınız mı?
Hayır. Sonra Abdullah Gül Bey Bursa’da evime geldi, de beş saat kaldı beni ikna etmek için. “Ben bıraktım, yapmayacağım bu işi “ dedim.
■ AKP’ye girmenizi istediler…
AKP benim liste başı olmamı istedi, hükümette de yer alırsın dedi. Sonunda öyle bir yere geldi ki, “Şeref sözü, sizi destekleyeceğim” dedim. Çünkü incinmiştim o taraftan. Oy da verdim AK Parti’ye… Son yıllara kadar verdim. Çünkü ben merkezdeki ve sağ görüşlü bir adamım.
■ Erbakan’ın partisinden çıkanları destekliyorsunuz da, neden Erbakan’a karşı duruyorsunuz?
Yeni bir parti kurulmuş, “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyorlar. Sağda bir parti, öyle din eksenli bir parti değil. Yanında dine bağlı bazı insanlar olmuş olabilir, normaldir. Doğru Yol Partisi 70-80 bin ile baraj altı kaldı.
■ 70-80 bin mi?
Yani bir kere ben Bursa’da 120 bin aşağı çektim. Benim yanımda 25 bin kişi çalışıyordu o zaman. Ben o şehirde varım. O şehirde tevazu göstermem. Benim yanımda çalışan insanlarla benim hiç kötü bir ilişkim olmadı. Herkes maaşını gününde aldı ve fabrikalarımda kreşleri vardı. Anneler 40 günlükken çocuklarını getirirlerdi. Okula başlayıncaya kadar bizim kreşlerde bakılırlardı. Emekli oldukları zaman hilesiz, hurdasız haklarını alırlardı. Bursa beni sahiplendi, ben Bursa’yı. Bir de benim iyi bir spor yaşantım oldu. Bursa Spor büyük bir destektir. Beni bağrına bastı. Ben hala Bursa Spor taraftarları tarafından sevilirim, sayılırım.
■ Peki Çiller’in bugün AKP’yi desteklemesini nasıl buluyorsunuz?
Basından öğrendiğimize göre bir tarla almış bir yerden. Oraya büyük imar çıkartmanın peşindeymiş. Menfaat yani… Yoksa Çiller’in ne fikri olacak. Fikri olsaydı partiyi ayakta tutabilirdi.
■ Bugün Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi mesela ayakta olsaydı, Türkiye’de siyasetin fotoğrafı bu mu olurdu?
Olmazdı. Sağ partiler açısından bir boşluk doğdu. Onu Tayyip Bey doldurdu. Çok zeki bir insan. Siyaseti iyi okuyor, iyi bir stratejist. Her girdiği seçimi aldı. Çünkü merkez sağ dağıldı gitti.
■ Toparlanamaz mı? Yeniden bir merkez sağ oluşumu olmaz mı?
Şu anda yok.
■ Mesela İYİ Parti o boşluğu doldurmak için doğdu ama…
Şu anda seçim sürecindeyiz, o yüzden yorum yapmak istemiyorum partiler hakkında. Fakat şunu söyleyebilirim. 1 Nisan’dan sonra Türkiye’de kartlar yeniden karılacak.
■ Yeni partiler, yeni liderler açısından mı söylüyorsunuz?
Nisan’ın 1’inden sonra diyorum, o zaman her şeyi göreceğiz. Halk kararını verecek. O zaman bir harekete ihtiyaç varsa bu ihtiyaç giderilir.
■ Siz tekrar siyasete dönmeyi düşünüyor musunuz?
Ben bıraktım siyaseti. Ben şimdi bir vatandaşım. Gidip oyumu atacağım, o kadar.
RUSYA’DA HAVALİMANINDA 8 SAAT BEKLETİLDİM

Putin, Cavit Çağlar’a Dostluk Nişanı takarken…
■ Rusya Devlet Başkanı Putin ile dostluğunuzu biliyoruz. Hatta Türkiye ile büyük krizi çözen kişisiniz. Nasıl başladı dostluğunuz?
1992’de Kremlin’de Yeltsin’le toplantıdayız. Putin o zaman KGB’de. O zaman benim dostum Ramazan Abdulatipov var, başbakan yardımcısı. Sonrasında Dağıstan’ın cumhurbaşkanlığını yaptı. O dönemde tanıştık, alt kadrosuyla da ilişkilerim çok iyi oldu zamanla.
■ Türkiye ile Rusya arasında düşürülen askeri uçak krizini nasıl çözdünüz?
Bir gün Hulusi Akar ile geleneksel sohbetlerimizden birini yapıyoruz. Benim çok yakın dostum. 2016 yılının Nisan ayında Paşa’yı çok sıkıntılı gördüm. “Komutanım, hayırdır çok düşüncelisiniz. Bir üzüntünüz mü var” dedim. “Cavit Bey, Rusya’yla yaşanan uçak krizi, elimizi kolumuzu bağladı. Suriye’de bazı Kürt unsurlar, adeta cirit atıyor. Maalesef ABD, bu gruplara destek veriyor. Bunların zaman içinde güçlenip, Türkiye’yi bir sıkıntıya sokmasından endişeliyim. Karadeniz’de de sıkıntılar yaşamaya başladık. Aramızın düzelmesi lazım” dedi. Çözeceğimi söyledim, Sayın Cumhurbaşkanına da anlattım. Moskova’ya gittim, havaalanında 8 saat bekletildim. “Bizim uçağımızı düşürdünüz, ne yüzle buraya geliyorsunuz” dediler. Arkadaşlarımı devreye soktum. Pasaport polisinden geçtik, şehir merkezine ulaştık. Meseleyi içinde özür olmayan, tazminat taahhüdünde bulunulmayan bir mektupla çözmek istiyorduk. Mektubu götürdük, teslim ettik. Olumlu karşılandı.
■ Ne kadar sürdü müzakereniz?
İki buçuk ay… Çok gittim, geldim ama ikna ettik. Şu anda Rusya, Türkiye’nin gerçek dostudur. Ben vatandaşlık görevimi yaptım. Putin’den de Kremlin Sarayı’nda ‘Dostluk Nişanı’ aldım.
FETÖ’YE YÜZ VERMEDİM
■ Peki, Türkiye’nin en büyük baş belalarından biri FETÖ. Geçmişte size yanaştılar mı?
Bize yanaştı da, ben hiç yüz vermedim onlara. Bir kere beni kandırdılar. Biz yeni iktidar olmuştuk. İlk Azerbaycan’a gidiyoruz. Onlar okul açmışlar orada, beraber gittik. Demirel gitmedi, bana “Git şunların okulunu ziyaret et” dedi. Sonra bunlardan kaçtık. NTV’yi açtığımızda Erman Yerdelen’e dedim ki “Bunlar gelmek istiyor. Şu adamı çıkarın. Bu adam kimmiş, neymiş? Bunu bir görelim”.. Bunu televizyona getirdik. O arada Çevik Bir Paşa beni aradı. Dedi ki “Bu adamı çıkarmayın, ne yapıyorsunuz”? Dedim “Paşam halk görsün bunu. Kim bu? Bunlar yerin altındalar. Bir yerin üstüne çıkartalım.” Ben hep kaçtım bunlardan. Bursa’da da bir kez Türkçe Olimpiyatı yaptılar, beni zorla götürdüler o zaman. Yarısında kaçtım. Ben bu tür şeylere mesafeliyim. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı nesilden gelen bir adamım. Benim gözüm daima medeniyette, hürriyette, demokraside. Dinimi de doya doya yaşarım, ama onun reklamını yapmam.
]]>
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, “Müren’in 45 yıllık sanat hayatını anlatan, gerek müziğiyle, gerek filmiyle ve birçok eserinin yer aldığı bir sergi oldu. Bir yıldan fazladır planlanan serginin aslında ayrı bir önemi de var. Bu yıl Bursa Kent Müzesinin 20’nci yılı. Sergi, müzenin 20’nci yılına da atfettiğimiz büyük bir işti. Burada Zeki Müren’i aslında hep onun bağdaştırıldığı Bodrum’la değil de Bursa’yla özdeşleştirdik. Burada yazdığı şarkılar, besteler, güfteler, onlara yer verdik. Daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarına yer verdik. Koleksiyon çok zengin” diye konuştu.

“BİZ ONUN HİÇ BİLMEDİĞİMİZ YÖNLERİNİ VURGULADIK”
Zeki Müren’in Bursa’nın Tophane semtinde Hisar bölgesinde dünyaya geldiğini anımsatan Meriç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada biriktirdiği birçok anı var. Biz sergide önce sanatçı kişiliğiyle ve bir Bursalı olarak Zeki Müren’i anlattık. Bursa’yla bağını vurguladık, daha sonra onun sanat hayatında nasıl ilerlediğini, ne kademelerden geçtiğini ve aslında bize ne kattığını anlattık. Biliyorsunuz ki Zeki Müren, Türk sanat musikisine iz bırakan bir sanatçı. Aslında biz onun hiç bilmediğimiz yönlerini de vurguladık. Mesela ilk T sahne, podyum sahneyi gerçekleştiren ve sahnesinde kullanılan kişi Zeki Müren çünkü ‘sanatçı toplumla iç içe olmalıdır’ diyor ve böyle bir T sahne yapıyor ve halkla daha iç içe daha yakın bir sahne düzeni alıyor.”

Meriç, Zeki Müren’in aynı zamanda çok iyi bir tasarımcı olduğunu ve Mimar Sinan Üniversitesi’ni birincilikle bitirdiğini hatırlatarak, “İnanılmaz desenleri var. Biz bu sergide onlara da yer verdik. Hatta o desenleri dijitalleştirip bir alan yarattık. Oraya girdiğinizde hem onun çizdiği desenleri göreceksiniz hem de Zeki Müren şarkılarını dinleyebileceksiniz” ifadelerini kullandı.

ZEKİ MÜREN SERGİYE GELENLERİ KENDİ KARŞILAYACAK
Müren’in kariyerindeki 19 filmin 17’sinde başrol oynadığını aktaran Meriç, şunları kaydetti:
“Filmlerden fotoğrafları göreceğiz sergide. Yine sanatçının özel tasarladığı sahne kostümlerini göreceğiz. Onların da ayrı ayrı isimleri ve hikayeleri var. Onlara yer verdik. İnsanlar Zeki Müren’le burada bağ da kurabilecek. Mesela yapay zekayla oluşturduğumuz bir alanımız var. Orada sanatçıyla bir fotoğraf alıp hatıra oluşturabilecekler. Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak burada. Yine dijitalde yapay zekayla erkek ve kadın ayırt edip ‘Hoş geldiniz hanımefendi, hoş geldiniz beyefendi’ diyerek gelenleri karşılayacak.”

Sergiyi hazırlarken Bursa’ya ciddi bir koleksiyon getirdiklerini dile getiren Meriç, “Burada Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’nın büyük destekleri var. Biliyorsunuz Zeki Müren sağlığında her iki vakfı da mirasçısı kabul ediyor ve hem eserlerini hem de mal varlığını onlara bırakıyor. Sergiyi yaparken belediyemizle vakıflar arasında bir protokol imzalandı ve protokol çerçevesinde eserleri geçici olarak sergilemek üzere müzeye kazandırdık” diye konuştu.

Meriç, yine hazırlık aşamasında sanatçıya yazılan hayran mektuplarını okuduklarını belirterek, “İnanılmaz bir koleksiyoner. Yurt dışı seyahatlerinden tutun da konuşma öncesi aldığı notlarına kadar hiçbir şeyini atmamış. Her şeyi çok iyi saklamış bir koleksiyoner kendisi ve o hayran mektuplarından da aslında hem ona duyulan sevgiyi görüyoruz hem de onun insanlara karşı olan bakış açısını” ifadelerini kullandı.
]]>“BURSA’DA BÜYÜK ZAFERİN ARİFESİNDEYİZ”
Özel, şöyle konuştu:
* “Bir tarafta Mudanya’da bir tarafta Gemlik’te. Sosyal demokratların eli üzerindeyse kentten nasıl olumlu farklılaştıklarını, pozitif ayrıştıklarını görüyorum. Oradaki insanların mutluluğunu ve bizim yönetmediğimiz kentlerde, bizim ilçelerdeki insanların nasıl özendiklerini, nasıl özlediklerini, çocuklarına üniversite tercihi yaparken yüzde 85 CHP’li belediyelerin yönettiği kentleri, ilçeleri tercih ettiklerini biliyorum. Hafta sonu şehir içinde bir yere gidilirse CHP’nin yönettiği ilçelerin gezildiğini, oralarda pikniğe, belki bir kahve içmeye, bir yemek yemeye imkan varsa oraların tercih edildiğini biliyorum. Bütün Bursa artık CHP’yi hak ediyor. Bunu görüyorum. İnanın Bursa’da bir büyük zaferin arifesindeyiz. Gün sayıyoruz. Geçen sefer o biraz önce şarkıda da duyduğumuz o yarım kalan hikayenin tamamlanması için bu şarkının burada yarım kalmaması için Bursa sokaklarındaki heyecanı görüyorum. Önüme ölçümler geliyor. Anketlere bakıyorum, keyifleniyorum. Geliyoruz, kazanıyoruz. Bursa bizi bekliyor.

“ALİNUR AKTAŞ’I GÖNDERİP MUSTAFA BOZBEY’İ GETİRMEKTEN DAHA MEGA BİR PROJE YOKTUR”
* Bozbey, (Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey) az önce dedi ki ‘Biz Bursa’nın sorunlarını anlatıyoruz. O dönüyor, ‘Mega projelerimiz var’ diyor. CHP’nin Bursa’daki mega projesini açıklamayı Bozbey bana bıraktı. CHP Genel Başkanı olarak Bursa Büyükşehir ile ilgili mega projemizi bir cümleyle özetliyorum. Alinur Aktaş’ı gönderip Mustafa Bozbey’i getirmekten daha mega bir proje yoktur. Çünkü mega projeler bütünseldir, kapsamlıdır. Projenin içindeki parçalar birbiriyle konuşur ve sonuç odaklıdır. Bursa’da Alinur Aktaş gibi cumhuriyetle, Kurtuluş Savaşı’yla çelişkisi olan, Cumhuriyeti’nin değerleriyle çatışan, hele hele ki o Uğur Mumcu’yu paramparça ettiler, hepimizin yüreğini Ankara’daki karlı günde bin parça yapıp saçtılar. Ölümünden sonra Uğur Mumcu’ya, hem tıp hem eğitim emekçisine, bir kanaat önderine, hepimizin göz bebeği ve gözlerimizin önünde erir giderken içimizi eriten Türkan Saylan’a, Bahriye Üçok’u inancını savunan, bu ülkenin laik Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ilahiyat profesörü kadını öldürenlere laf etmeyip de o kadına arkasından laf edecek kadar gözü dönmüş, yüreği taş, içi kinli, aklında, fikrinde örümcek fikirler olan bir kişinin Bursa’da yönetimde olduğu her gün, her dakika Bursa’ya yazıktır. Bu da bizim ayıbımızdır. 31 Mart’ta halledeceğiz.

“KATİLLERİN DE MÜSEBBİPLERİN DE PEŞİNDEYİZ”
* Buraya Çorlu’dan geldim. Hayatını tren kazasında kaybetmiş 25 kişinin acılı annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının ellerinin sıcaklığı, gözlerinin yaşındaki nem hala ellerinde. Bugün gittik oraya ve adaleti aramak için son duruşmaydı. Kalabalığı, bizleri, annelerin yüreğindeki ateşi gördüler. Tayyip Bey’in ne istediğini 4 gün önce oraya o katliamdan sorumlu kişiyi yeniden TCDD Genel Müdürlüğüne atayan Tayyip Erdoğan’ın talimatını gördüler. Bu sabah rapor alan bir hakim sayesinde duruşmayı seçimlerden sonraya ertelediler. Hem Çorlu’nun hem Soma’nın hem Afyon’un hem yanı başınızdaki Hendek’in Türkiye’de kimin haksız yere yüreği yandıysa hangi ananın gözünden yaş aktıysa o bir damla yaşın hesabını sorana kadar katillerin de müsebbiplerin de peşindeyiz. Herkes bunu böyle bilsin. Bırakmayız peşlerini, sonuna kadar takip edeceğiz.

“HESABINI SORMAK BOYNUMUZUN BORCU OLSUN”
* Bursa’da olunca gözü yaşlı, eş, ana, çocuk deyince Sinan Ateş’i anmadan olmaz. Biz Sinan Ateş’le çok farklı dünya görüşlerinin insanlarıydık. Sinan Ateş, Ülkü Ocakları’nın genel başkanıydı. Biz CHP’de yetişmiş gençlerdik. Belki hiçbir zaman aynı sandıkta buluşmadık. Belki hiçbir zaman düşüncelerimiz örtüşmedi. Ama Sinan Ateş gibi birini iki kız babası ve sonradan hikayesini dinleyince dünya iyisi bir babayı eşini, anasını, babasını gözü yaşlı bırakarak Ankara’nın orta yerinde katlettiler. Sinan Ateş, Bursalı. Sinan Ateş’in emaneti o günden sonra hiçbir siyasi partinin değil bütün Türkiye’deki siyasilerin ve Türkiye’deki herkesin emanetiydi. O günden bugüne takip ettik. Geçmiş dönemdeki genel başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu da görevi devraldıktan sonra ben de hem aileyle hem davayla ilgilenmek için elimizden geleni yaptık. Ama Türkiye’deki o Bursa’nın da üstüne çöken o tuhaf ve kirli ittifak, Sinan Ateş’in olayını araştıran savcıya ‘dur’ dedi. Savcıyı tehdit etti, savcıyı tayin etti. Bir başkasına yaptıklarından sonra rapor aldırdı, kaçtırdı. Siyasilere uzanan bu davayı örtbas etmeye çalıştı. Bursa’dan Sinan Ateş’in memleketinden bir parti burasına kadar o işin içinde diye ve Tayyip Erdoğan o partiyle ittifakı zedelenmesin diye iki kız çocuğunun babasını katledenlerin peşini bırakıyor, arkasını aratmıyorlar. Onun da hesabını sormak boynumuzun borcu olsun.

“ATATÜRK’ÜN ADINI ANMA SEN”
* Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen partinin genel başkanı, kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler, taziyesine gitmeyenler bugün dönmüşler CHP’ye laf ediyorlar. Ne için laf ediyorlar biliyor musunuz? Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki ‘Kalkın ayağa, gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın. Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyet’in 100 yıl önce kurucu kadroları, memleketi işgalden kurtaranlar, düşmandan temizleyenle, bu memleketi kuruluşunu örgütleyenler sizden bugün 100 yıl sonra memleketi, Cumhuriyeti bir daha kurmanızı bekliyor’ dedim. Devlet Bahçeli, bugün çıkmış ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü. Kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu senin zihninle baş başa bırakıyorum.
* Ama bilmen gereken bir şey var. Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir. Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli. Atatürk, 6. filoyu denize dökenlerin, her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdeli kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’nin dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de ‘Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor’ şiirini okuyan, gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden on milyonlar, seksen milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü. Senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen.
“ADAMIN ALNINI KARIŞLARIZ”
* Atatürk’ün partisine geçtiğimiz gün televizyonda bir arkadaşımız çıkmış, konuşurken oraya alt tarafa yazıyorlar. ‘CHP-DEM iş birliği ne?’ İşinize geldi ahbap oldunuz. İşinize geldi masa kurdunuz. İşinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz. Gün oldu birlikte havaya durdunuz. Gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyet’in, Atatürk’ün partisidir. Meclis’te bulunan her partiye aynı mesafededir. Ama CHP esas olarak altı okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazlık, siz istiyorsunuz diye onla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir. Ama şunu bilin ki CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine ve vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarız.

“8 KADININ KANI, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKANIN VE BUNA ALKIŞ TUTANLARIN ELİNDEDİR”
* Kadın cinayetleri bu ülkenin en büyük utancıdır. Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece bir yıl düşüş kaydetmiştir. O da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanıp onaylanıp yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır. Sebebi şudur. Kadın cinayeti işleyenler, ‘Namus der, ağır tahrik der, kravatı takım elbiseyi giyer, iyi halden yararlanır kurtulurum’ derken 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi’yle beraber bu işler artık eskisi kadar kolay değil. Cezalar ağırlaştı. Devlet kararlı. Meclis hep birlikte oyladı’ dedikleri için o sene aşağı düşmüştür. Daha dün bir günde 8 kadın katledildi. Boşandığı kocaları ya da mevcut kocaları, bir tanesi de böyle bir durumdan dolayı yanıltılmış, kışkırtılmış babası tarafından.
* Kadın cinayetlerinin önüne geçmek için, var gücümüzle çalışıyoruz. Kadın kollarımız çalışıyor. Ama bu mesele toplumsal bir meseledir. İstanbul Sözleşmesi, AK Parti iktidarında 22 yıllık dönemde ‘Neyi doğru yaptılar’ diye bana sorsanız, o sözleşmeye imza koymaları, Meclis’e getirmeleri, hepimizin desteğiyle geçmesi bir nazar boncuğu gibi tek doğruları varsa AK Parti’ye takılacak bir maşallahı varsa buydu. Gecenin birinde, Hizbullahçılar istiyor diye yakında yaklaşan seçimlerde Hizbullah bağlantılı Hüdapar’la ittifakın ön şartı olduğu için, domuz bağcılarının, kadın katillerinin ve her fırsatta kadınları sahiplendirmek lazım diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için bir gün tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Ona karşı açtığımız davayı reddeden hakimi bile Danıştay’dan Anayasa Mahkemesi’ne seçip ödüllendirdi. Dün 8 kadın hayatını kaybetti. O 8 kadının kanı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanın ve buna alkış tutanların elindedir. Böyle bilinsin.

“BİRAZ DA BURSA’DAKİ EMEKLİLERİ TAHRİK EDEYİM”
* Dünden beri Tayyip Bey bana saldırıyor ve şunu söylüyor. Ben ağır bir suç işlemişim. Bugün de o suçu Bursa’da işlemeye geldim. Suçum ne biliyor musunuz? Emeklileri tahrik etmek. Emeklileri tahrik ediyormuşum. Şimdi biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. TÜRK İş, açlık sınırının 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti. DİSK’in rakamları çok daha ileride. TÜRK- İş, 16 bin 250 lira harçlık sınırıdır diyor. Bu ülkede emeklilerin çok önemli bir kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşıyla geçinmek zorunda kalıyorlar. Ben de o günden bugüne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emeklilere 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını anlatıyorum. Tayyip Bey’e diyorum ki bayram ikramiyesi dedin, bunu biz söylemiştik, 2015’te. 7 Haziran’da veremem dedi. Baktın seçimi kaybettin. 1 Kasım’da ‘Biz de vereceğiz’ dedirttin. Çünkü o zaman güya tarafsız cumhurbaşkanıydı. 2018’e kadar verdirtmedin. 2018’de bin lira. 2020’de iki bin lira. Şimdi bu seçimde 5 bin yapacağız diye söylediler, söylediler. 3 bin liraya çıkardılar.
“1,4 TRİLYONA DEĞİL 700 MİLYARA İHTİYAÇ VAR, TAM YARISI”
* Şimdi sadece ve sadece bu hesapla mademki bu işin patenti bizdedir, gel diyorum. Bir kanun çıkaralım. Emekli kart çıkaralım. Bu karta önce aradaki 10 bin lirayı yatıralım. Çünkü şimdiye kadar verdiğin para alması gerektiği paradan 10 bin lira eksik. Bundan sonra en düşük emekli maaşını asgari ücrete tamamlayalım. Bana hesap yapıyor, verilemez. ‘Para yok’ diyor. Diyor ki bunun için diyor, 1,4 trilyon paraya ihtiyaç var. Bir kere yanlış hesap. En düşük emekli maaşlarını 17 bin 2 lira yapmak için 1,4 trilyona değil 700 milyara ihtiyaç var. Tam yarısı. 720 milyar. Ama o yanlış hesabı yapmış, hadi hızla verdiler önüne. Böyle bir para bulunamaz diyor.
* 750 milyar bulamıyorsun da sen sadece 2024 yılında vaz geçilecek vergiler toplamı, ne biliyor musunuz vazgeçilecek vergi? İliç’te parayı üst üste istiflerken, kumu bir yere istifleyen, sonra da 9 tane evladımızı alıp götüren o liçi işleten Anagold firması var ya. Mesela o firmaya siyanürden dolayı 16 milyon lira ceza kesip 2 ay sonra 222 milyon lira vergisini affetmişti. Vazgeçilen vergi geliri bu. Bu sene toplam şirket ve holdinglerin tam olarak 650 milyar lira ödeyeceği vergilerden vazgeçiyorlar. Emekliye lazım olan para da neredeyse bu kadar. Yani İliç’te evlatlarımızı katleden, çıkardığı altının yüzde 98’ini yurt dışına götüren, burada vergi borçları silinen firma ve onun gibi firmalara para var. Emekliye gelince para yok.
* Toplam 6,5 trilyon lira Tayyip Erdoğan’ın verdiği ve şimdiki Maliye Bakanının irrasyonel politikalar dediği kararlardan dolayı devletin ödediği dolar farkı parası, faiz farkı parası, altından dolayı yükümlülüklerinin artmasından kaynaklanan fark 6,5 trilyon lira. Kendi söylediği paranın tam 4 katı. Aslında lazım olan paranın, gerçek rakamın tam 8 katı. Şimdi İliç’teki şirketin vergisini affetmeye para var. Emekliye 17 bin liraya çıkarmaya, emekli kart vermeye, o kartın manav, kasap, market, doğalgazda geçmesine para yok. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken para var, emekliye yatıracakken para yok. Sarayın harcamalarına, bakın saray 1 dakikada 23 bin lira para harcıyor. 1 yılda harcadığı parayı 365’e, sonra 24 saate, sonra da onu 60’a bölerseniz 23 bin lira çıkıyor. Böyle milyon, katrilyon deyince anlaşılmıyor, 1 dakikada 23 bin lira. 10 bin liralık emekli maaşı sarayda 26 saniyede tüketiliyor. 14 tane uçağa para var.
“ACI REÇETEYİ 5’Lİ ÇETE Mİ İÇECEK?”
* Dünyanın en gelişmiş makam arabası. Mercedes, limuzin. 10 tane yapmış Almanlar, 2’si bunda. Birine kendi biniyor, biri boş, yoldan gidiyor. Eğer saldırı olursa aldatsın diye. Dünyada 10 tane var, 2’si bunda. O arabanın yapıldığı dönemde Merkel transporter minibüse biniyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçan sarayı var, Merkel tarifeli uçuyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçaklarından 14 tane var ama emekliye vermeye gelince bütçede para yok. O yüzden hepimiz aklımızı başımıza alacağız. 31 Mart tarihi bundan sonra 4 yıl boyunca önümüze sandığın gelmeyeceği bir tarihtir. Eğer 31 Mart’ta istediğini alırsa. 31 Mart’ta istediğini alırsa 1 Nisan günü zam tufanı kapıda. Kendileri söylüyor, ‘sıkı para politikası’ diyor. ‘Kemer sıkacağız’ diyor, acı reçete içireceğiz diyor. Kim içecek acı reçeteyi? Acı reçeteyi 5’li çete mi içecek? Damatlar mı içecek? Acı reçeteyi Albayraklar mı, Cengiz Holding mi, sarayı yapan müteahhit mi içecek?
* Acı reçeteyi emekli, emekçi, işsiz, esnaf, köylü, balıkçı, arıcılar içecek. Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz. Acı reçeteyi içmeyeceksen buna 1 Nisan olduysa ertesi gün yapacak bir şey yok 2 Nisan’da. 2 Nisan’da 1 Nisan’ın ertesi günü. Bir gün önce yapacaksın. 31 Mart günü. Senin önünde sandık var. Sana 10 bin lirayı reva görene. Emekçisin, günde 8-10-12 saat çalışıyorsun, 17 bin lirayı reva görene. Ev kirası, elektrik, su, doğal gaz çıkınca 3-5 bin liraya çocuklarını sağlıklı bile besleyemeyen bir çalışansın, sana bunu reva görene. Borcu borçla kapatan esnafa, kredi kartını kredi kartı ile çevirenlere, umutsuz ve bavulları kafasında toplamış, yurt dışına gitmek için fırsat kollayan gençlere şunu söylüyorum. Bir gün sonra yapacak bir şey yok.
* Bir gün önce 31 Mart’ta sandığa gidilecek, bu zulme, yoksulluğa, bu işsizliğe, kalpsizliğe dur denecek. Bir sarı kart, kırmızı kart gösterilecek. Bir kırmızı ışık yakılacak. Artık bunlara bir dur denecek. Eğer bunlara 31 Mart’ta bu güç Cumhur İttifakı’nın gemi azıya almış, gözü dönmüş, seni beni görmeyen ve sadece birilerini kollayan bu Cumhur İttifakı’nın karşısına daha büyük bir güçle, merkezi iktidarı yerelden dengeye getirmezsek, bu iktidarın karşısında daha güçlü bir ittifak oluşturmazsak hepimizin işi zor.
“BURSA’YI BU SEFER ALIYORUZ”
* Onun için benim gördüğüm şudur. Hep birlikte daha güçlü bir ittifakı kurmalıyız. O ittifakın adı Cumhur İttifakı’nın karşısında bu sefer millet ittifakı değil. Çok istedik. Çok gayret ettik. Çünkü şunu söyledim. Geçen sefer kıl payı kaçırdığımız Bursa’yı bu sefer alıyoruz ama birlikte olursak seçim yapmaya gerek yok neredeyse, fark o kadar fazla. Balıkesir garanti, Manisa’sı, Denizli’si. Hiçbir büyükşehri de kaybetmeyiz birlikte olsak. Birlikte olalım dedik, hür ve müstakil olacağız dediler. Anlayış gösteriyoruz.
* Ama geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan uzaya gitmediler. Bursa’nın sokaklarındalar. Balıkesir’deler. Tekirdağ’dalar, Manisa’dalar, Ordu’da, Erzurum’da, Kayseri’de, Trabzon’dalar. O iyi insanlar. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi demokratlar yine sandık başındalar. Muhafazakâr demokratlar yine sandık başındalar ve saraya da, Bahçeli’ye de itirazı bitmedi onların.
* Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep beraber ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde nasıl ezdiklerini, nasıl bitirdiklerini bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor. Bunun için biz iyi insanlarla, biz milliyetçi, muhafazakâr demokratlarla, bu ülkede Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Pomak’ı, Boşnak’ı, göçmeni, Arap’ı hep beraber yaşıyor. Hepsinin demokratlarını kucaklıyoruz. Hep birlikte bu ülkede bir başka ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı bu sefer Türkiye İttifakı. Biz kurduk. Hep birlikte içindeyiz.
“HEP BERABER BU SEÇİMLERİ KAZANMAYA ANT İÇİYORUZ”
* Türkiye İttifakının 2 tane rengi var. Partimizin renkleri de öyle ama rengini partimizden almıyor. Türkiye İttifakı rengini işte bu ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakının renkleri bu. Türkiye İttifakı kimden oy ister? Türkiye İttifakı milli takım gol atınca ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister. Türkiye İttifakı Filenin Sultanları dünya şampiyonu oldu ya. Hani İstiklal Marşı çaldı ya. Ay yıldızlı al bayrak gönlere çekildi ya. O sırada hıçkırarak, gözyaşları içinde İstiklal Marşı’nı okudular ya. O sırada kimin gırtlağı düğümlendiyse, hepsinden oy istiyor Türkiye İttifakı.
* Türkiye İttifakı öyle çocuklarını bedelli ya da çürük raporu ile askere kaçırıp, sonra kendisi bir üniforma üzerine Cumhurbaşkanlığı forsu dikip, şehit tabutunun başın el koyup siyaset yapanlardan değiliz biz. Biz bu memleket için gerektiğinde ölümü göze alanlardanız. Türkiye İttifakı, Türkiye’nin bütün evlatlarından oy istiyor. Türkiye İttifakı, umutsuz gençlerimizden, işsiz bırakılmış evlatlarımızdan, yoksullaştırılmış köylümüzden, Atatürk’ün ‘Milletin efendisi’ dediği birisinin ‘Al ananı da git’ dediği bütün köylülerden oy istiyor. Türkiye İttifakı, gözü yaşlı analardan, alın teri ödenmeyen emekçilerden, sokakta terk edilmiş ve maalesef pazar dağılsın diye bekleyip de ezik meyveyi, sebzeyi toplayıp torununa yumurtasız menemen pişirenlerden oy istiyor.
* Türkiye İttifakı için Bursa’da o ittifakın bayrağının ve renklerinin önünden size söylüyorum. Bu rengi siz söyleyin. Bu renk nedir? Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Kimse korkmasın, biz buradayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında ve arkasındayız. Bu ülkede milletin emeğini sömürenlere, birikimlerini çar çur edenlere, yandaşlarına peşkeş çekenlere, bizi üzenlere, ağlatanlara, kahredenlere inat biz santim eğilmedik, ayaktayız. Bir adım geri atmadık, en öndeyiz. Bir kelime eksik konuşmadık, susmayız. Buradayız, buradayız. Hep beraber 31 Mart’ta Türkiye İttifakı ile beraber hep birlikte ayaktayız. Hep beraber bu seçimleri kazanmaya ant içiyoruz. Ayaktayız, biz kazanıyoruz. Bursa ve Türkiye’yi kazanıyoruz. Ben sadece ve sadece size güveniyor, size inanıyor, sizi alkışlıyorum. Sağ olun, var olun. Şimdi gidin bütün Bursa’da seçimi kazanın. Bu seçimi kazanmaya var mısınız?”
]]>Toplantıya, Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Yalova Belediye Başkan adayı ile ilçelerin başkan adayları katıldı.
Partili vatandaşların da katıldığı toplantıda konuşan Ümit Özdağ, Türkiye’ye gelen sığınmacı vatandaşların misafirliğinin uzadığını ve bunun artık bir zulüm haline geldiğini belirterek şunları söyledi:
* “Peygamber efendimizin hadis-i şerifi var, ‘Uzayan misafirlik, ev sahibine zulüm olur’. Bu misafirlik çok uzadı. Bu bize zulüm oldu. Suriyelilerin açmış olduğu iş yerlerinin yüzde 80’i ruhsatsız. Türkiye’nin birçok yerinde var, hepsini kapatacağız. Bu ülkeye ticaret yapmaya gelmediniz. Bu ülkeye savaştan kaçtınız ve geri dönüşünüz esas olarak geldi. Sizleri misafir ettik. Size bir düşmanlığımız yok. Allah kimsenin başına, sizin ülkenizin başına gelen türden bir felaket vermesin.
* Türkiye’nin dostları olarak memleketinize geri dönmenizi istiyoruz. Türkiye’ye turist olarak gelin. Biz de sizi ülkenizde turist olarak ziyaret edelim. Türkiye dünyanın lunaparkı değildir. Türkiye, Türk milletinin vatanıdır. Zafer Partisi belediyeleri, hangi şehri yönetiyorsak, orayı sığınmacılar için cazibe merkezi olmaktan çıkartacağız. Bunun için de belediye hizmetlerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan herkese turist tarifesi uygulayacağız. Otobüse daha pahalı binecek. Suyu daha pahalı kullanacak.”

“VATANDAŞLAR SOKAKLARDA HUZURLA YÜREYECEK”
Türkiye’deki sığınmacılardan dolayı vatandaşların geç saatlerde huzurla yürüyemediğini kaydeden Özdağ, şöyle konuştu:
* “Dünyanın dört bir yanından bu ülkeye gelenlerin sayısı 13 milyonu çoktan geçti. İşte Bursa; 600 bini aştılar. Sadece Bursa’nın sokakları değil. Gaziantep’in sokaklarında, Şanlıurfa’nın sokaklarında, Hatay’ın, Adana’nın, Mersin’in, İstanbul’un, İzmir’in sokakları hepsinde büyük bir güvensizlik hakim. Zafer Partisi’nin yönettiği Türkiye’de, Zafer Partisi’nin yönettiği Bursa’da, Zafer Partisi’nin yönettiği Ankara’da, İstanbul’da kadınlar istedikleri saatte güven içinde kendi ülkelerinin sokaklarında huzurla yürüyecekler. Ordusuna karşı cepheye top mermisi taşıyan, cephane taşıyan, silah taşıyan Türk kadınının bugün Orta Doğu’dan gelenlerden korkmaya zorlanması bir zulümdür. Bu zulme son vereceğiz.”
BURSA VE YALOVA İL VE İLÇE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARINI AÇIKLADI
Konuşmasının ardından Özdağ, partisinin Bursa ve Yalova il, ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Bayram Kazancı, Keles Belediye Başkanı Adayı Behçet Arı, Karacabey Belediye Başkan Adayı Ramazan Bıdırgı, Kestel Belediye Başkanı Adayı Özer Doğru, Gürsu Belediye Başkanı Adayı Sevinç Muhammed, Mustafakemalpaşa Belediye Başkan Adayı Emine Güven, Gemlik Belediye Başkan Adayı Nilüfer Toprakçı, İnegöl Belediye Başkan Adayı Çağrı Alperen Avcı, Nilüfer Belediye Başkan Adayı Işıl Esgin, Yıldırım Belediye Başkan Adayı Ferit Gürsoy, Osmangazi Belediye Başkan Adayı İbrahim Turgay Ateş oldu.
Yalova Belediye Başkanı Adayı Mevlüt Yıldırım, Çınarcık Belediye Başkan Adayı Esra Kösedağ, Yalova Çiftlikköy Belediye Başkan Adayı Ersin Doğan, Armutlu Belediye Başkanı Adayı ise Samet Baş oldu.
]]>Adem Duran’ın kullandığı 16 AFT 818 plakalı otomobil, Ankara Bulvarı Barakfakih Organize Sanayi Bölgesi mevkisinde aşırı hız nedeniyle kontrolden çıkarak 50 metre savruldu. Otomobil, önce trafik levhasına ardından beton aydınlatma direğine çarparak yol kenarındaki boş araziye düştü. İhbarla bölgeye çok sayıda polis, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi.
OTOMOBİLDE SIKIŞAN 3 ARKADAŞ ÖLDÜ
Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde, otomobilde sıkışan Eda Baykay, Sıla Çelik ve Sinan Karakuş’un hayatını kaybettiği belirlendi. İtfaiye ekiplerinin çalışması ile sıkıştığı yerden çıkarılan Adem Duran ise önce Kestel Devlet Hastanesi’ne ardından Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altında alındı.
Adem Duran
SON GÖRÜNTÜSÜNÜ 1 SAAT ÖNCE PAYLAŞMIŞ
Eda Baykay’ın kazadan 1 saat önce sosyal medya hesabından paylaşım yaptığı ortaya çıktı. Arkadaşlarıyla eğlence mekanında kutlama yapan Baykay’ın, doğum günü pastasıyla çekilen videosunu paylaştığı görüldü.
Kazanın güvenlik kamerası görüntüsü de ortaya çıktı. Aşırı süratli ve makas atarak ilerleyen sürücünün kontrolünden çıkan otomobilin, savrularak yol kenarındaki beton aydınlatma direğine çarptığı, direğin etrafında tur attıktan sonra boş araziye düştüğü anlar, görüntülerde yer aldı. Çocukluk arkadaşı olduğu öğrenilen Eda Baykay ile Sıla Çelik, Bursa Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi işlemlerinin ardından Bursa’nın İnegöl ilçesinde, Sinan Karakuş ise memleketi Samsun’da toprağa verildi.
TEDAVİSİNİN ARDINDAN TUTUKLANDI
Yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan otomobil sürücüsü Adem Duran’ın, kaza sırasında 1,10 promil alkollü olduğu öğrenildi. Polisteki ifadesinde, sol şeritte ilerlediği sırada önüne aniden başka bir otomobilin çıktığını söyleyen Duran, “Bunun üzerine sağ şeride geçtim. Önümdeki araba da sağ şeride geçti. Arabaya çarpmamak için direksiyonu kırınca hakimiyeti kaybettim” dedi.
Aynı zamanda ölen Eda Baykay’ın teyzesinin oğlu olduğu belirtilen ve hastanedeki tedavisinin ardından tutuklanan ve hakkında ‘taksirle birden fazla kişinin ölüme neden olma’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan Adem Duran’ın yargılanmasına Bursa 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.
‘EMNİYET KEMERLERİ TAKILI DEĞİLDİ’
Duruşmaya tutuklu sanık, kazada ölen Sıla Çelik ve Sinan Karakuş’un yakınları ve taraf avukatları katıldı. Eda Baykay’ın ailesinin katılmadığı duruşmada Adem Duran, “Gece saat 01.00 sıralarında babama ait araçla Bursa’dan İnegöl’e gitmek için yola çıktık. Arabayı biraz süratli kullanıyordum, sol şeritten ilerliyordum. Öndeki aracı geçmek isterken, sağ şeride geçmek istediğim sırada, önümdeki araç da sağ şeride geçince, ona vurmadan direğe vurdum. Aracın ön koltuğunda çocukluk arkadaşım Sinan, arka koltukta ise Eda Baykay ve Sıla Çelik vardı. Eğlence mekanına gittiğimiz akşam alkollüydüm. Ama arabayı bilincim açık şekilde kullandım. Konuşacak fazla bir şey yok. Aracı sürerken emniyet kemerimi takmıştım. Eda ve Sıla’nın emniyet kemerleri takılı değildi. Sinan’ın oturduğu koltukta sahte toka vardı. İnegöl’e 100-120 kilometre hızla gidiyordum. 1 kilometre mesafede 3-4 kez şerit değiştirerek makas attım. Üzgünüm” dedi.
SİNAN’IN BABASI ŞİKAYETÇİ OLMADI
Duruşmada Sinan Karakuş’un babası İsmail Karakuş, Adem Duran’dan şikayetçi olmazken, Sıla Çelik’in ailesi sanıktan şikayetçi olduklarını söyledi. Mahkeme heyeti, kaza sırasında hayatını kaybedenlerin emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nden rapor istenmesine ve Adem Duran’ın tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı erteledi.
]]>“KUBİLAY CUMHURİYET İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR SİMGEDİR”
2020 yılında deprem dayanıksızlığı gerekçe gösterilerek yıkılan ve şehit asteğmen Kubilay’ın mezun olduğu Çelebi Mehmet Anadolu Lisesi (Bursa Muallim Mektebi)’ nin molozları başında yapılan açıklamada, Birleşik Kamu İş İl Başkanı Özkan Rona, şöyle konuştu;
“23 Aralık 1930’da Menemen’de Laik Cumhuriyet’e karşı ayaklanan gerici karanlığa canları pahasına karşı koyan Asteğmen Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki’yi saygıyla ve minnetle anıyoruz.
Onlar bizlerin toprak altındaki ulu köklerimizdir.
Kubilay Cumhuriyet için çok önemli bir simgedir. Canı pahasına gericiliğin karşısında duran kahraman bir askerdir. Cumhuriyeti ve devrimleri korumak için yaşamından vazgeçebilecek kadar çağdaşlaşma mücadelesini özümsemiş aydın bir öğretmendir. Bu nedenle Kubilay, gerici karanlığa karşı mücadele kararlılığının önemli bir simgesidir.
Kubilay, Ulu Önderimiz Atatürk’ün belirttiği gibi “Cumhuriyet’in hayatiyetini tazeleyen ve kuvvetlendiren” bir simge ve “devrim şehidi” olarak ulusumuzun gönlünde ölümsüzleşmiştir. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kararlılıkları bizlere mirastır.”
“CUMHURİYET’İN KİMİ KALELERİ İŞGAL EDİLMİŞ DURUMDA”
Rona, devamında ise şunları kaydetti;
– “Bugün Cumhuriyet’in kimi kaleleri Derviş Mehmetler’in fikir ortakları tarafından işgal edilmiş durumdadır. Derviş Mehmetler hala hayattadır ve laik cumhuriyete her fırsatta saldırmaktadırlar. Bugünün Türkiye’sinde Derviş Mehmetler yaşamın birçok yerinde karşılaşmaktayız. O karanlık fikirleri kimi zaman bir okulda körpe zihinleri karartırken, kimi zaman bir vali koltuğunda gericiliğe kucak açarken, kimi zaman Mecliste ve hatta kimi zaman bir bakan koltuğunda, tarikatlara ve cemaatlere methiyeler dizerken görebiliyoruz.
“KUBİLAY HER YERDEDİR”
– Bugün Derviş Mehmetlerin torunları, Şeyh Saitlerin isimlerini Cumhuriyetin kentlerinde meydanlara verse bile, okulları medreseye çeviren, okullarımızı tarikatların mürit toplama alanına dönüştüren protokoller yapsa da, Cumhuriyet Devrimlerine Meclisten, hatta bakan koltuğundan meydan okusa da; Derviş Mehmetlerin olduğu her yerde Kubilaylar da vardır. Cumhuriyetin çocukları Cumhuriyeti; Atatürk’ün Bursa Nutku’nda ifade ettiği gibi gerektiğinde elle, taşla, sopayla, silahla, neyi varsa onunla savunacaktır. Kubilay’ın taşıdığı aydınlanma meşalesi bugün bizlerin, Cumhuriyet’in Çocuklarının, Cumhuriyet’in ilerici öğretmenlerinin ellerindedir. Kubilay’lar her yerdedir. Devrim’in Meclisinden Cumhuriyet Devrimlerine meydan okunmasına asla seyirci kalmayacaktır
“KUBİLAY’IN OKULU ENKAZA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR!”
– Gördüğümüz bu enkaz Kubilay’ın mezun olduğu okulun, Bursa Muallim Mektebi’nin enkazıdır. Bu okulda uzun yıllar Kubilay anmaları yapılmış, mücadelesi gelecek nesillere anlatılmıştı. Fakat okul bir süre sonra Derviş Mehmetlerin fikir ortakları tarafından yönetilmeye başlayınca 2014’de anma programları kaldırıldı, sonra okul içindeki Kubilay büstünün ziyaret edilmesi engellendi, 2020 yılında da deprem dayanıksızlığı gerekçe gösterilerek sonradan yapılan ek bina ile birlikte tarihi binası da yıkıldı. Böylece Kubilay’ın okulu, Bursa Muallim Mektebi de ortadan kaldırılmış oldu.
“3 YILDIR ÇİVİ ÇAKILMADI”
– Aradan geçen 3 yıllık sürede tek bir çivi çakılmadı. Yakın zamanda ihalesinin yapılacağı söylenen okulun yeniden yapılma sürecinde Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden binanın aslına uygun olarak, Kubilay anıtının ve anısının olduğu saygın bir alanının olması talebimizi yineledik ve takipçisi olacağımızı bildirdik. Bunun takipçisi olacağız.
“KUBİLAY’IN MÜCADELESİNİ CANLI TUTMAK BİZLERE, CUMHURİYET’İN ÇOCUKLARINA GÖREVDİR”
– Kubilay’ın mücadelesi ve anılarını canlı tutmak bizlere, Cumhuriyet’in çocuklarına görevdir. Bizler de Çağdaş Cumhuriyet’i canı pahasına ayakta tutacak olan Kubilaylarız, Karanlığa karşı mücadele eden Çetin Emeçler, Abdi İpekçiler, Ahmet Taner Kışlalılar, Bahriye Üçoklar, Uğur Mumcularız, Hepimiz, orta çağ karanlığına karşı özgürlüğü, barışı, kardeşliği, aydınlanmayı ve bağımsız yaşamı savunan Mustafa Kemalleriz! Devrim Şehitleri Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Hasan ve Bekçi Fikri’yi saygıyla anıyoruz. Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinde Kubilaylar gibi kararlı olduğumuzu ilan ediyoruz. Ruhları şad olsun.”
]]>