Mahkeme ara kararında, Bahar Candan ile birlikte 6 sanığın tahliyesine hükmetti
Nihal Candan: “Yaz meyvesi tadında dondurma gibisin Bahar diyeceğim”
İSTANBUL – Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 24 yıla kadar hapsi istenen 21 sanıklı davada ara karar açıklandı. Mahkeme ara kararında tutuklu sanık Bahar Candan’ın tahliyesine hükmetti. Öte yandan geçtiğimiz aylarda tahliye edilen tutuksuz sanık Nihal Candan konuya ilişkin açıklama yaptı. “Kardeşinize ilk ne söylemek istersiniz diye sorulması üzerine Nihal Candan “Yaz meyvesi tadında dondurma gibisin Bahar diyeceğim” dedi. Candan “Özgürlüğü ve adaleti savunan baronun bana savunma hakkı vermeden stajımı iptal etmesi mesleğe karşı hayal kırıklığına uğrattı. Onun dışında çok mutluyum. Kardeşime sarılmak istiyorum” dedi.
Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 14 yıldan 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 8 yıldan 24 yıla kadar hapsi istenen davanın görülmesine devam edildi.
Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Bahar Candan ile bir kısım diğer tutuklu sanıklar hazır bulundu. Duruşmaya tutuksuz sanık Nihal Candan da katıldı.
Duruşmada savunma yapan Nihal Candan “Bu kadar zaman sonra masum olduğumuz anlaşılmıştır diye düşünüyorum. En gerçekçisinden ‘Pardon’ filmini çektik. Ben beraatımı talep etmekle beraber kız kardeşimin tahliyesini talep ediyorum. Telefonumun da iadesini istiyorum. Teşekkür ederim” dedi.
Sanık savunmalarının ardından mahkeme heyeti değerlendirme yapmak için duruşmaya yaklaşık bir saatlik ara verdi. Ardından ara kararını açıklayan mahkeme, tutuklu sanık Bahar Candan’ın da arasında bulunduğu 6 sanığın mevcut delil durumu, savunmaların alınmış olması, tutuklulukta geçirdikleri süre göz önünde bulundurularak yurt dışına çıkmama yasağı şeklindeki adli kontrol şartı ile tahliyesine hükmetti.
Tahliye kararını duyan Nihal Candan yakınlarını arayarak mutluluğunu dile getirdi. Kardeşinin tahliye olmasına ilişkin konuşan Nihal Candan “İlahi adalete çok güveniyorum” dedi. Nihal Candan “Özgürlüğü ve adaleti savunan baronun bana savunma hakkı vermeden stajımı iptal etmesi mesleğe karşı hayal kırıklığına uğrattı. Onun dışında çok mutluyum” dedi. “Kardeşinize ilk ne söylemek istersiniz?” diye sorulması üzerine Nihal Candan “Yaz meyvesi tadında dondurma gibisin Bahar diyeceğim” şeklinde cevap verdi. Candan ardından “Konu yargıda. Ben kardeşime sarılmak istiyorum” dedi. Bahar’a en büyük nasihatiniz ne olacak diye sorulması üzerine ise Nihal Candan “Ya göründüğümüz gibi olalım ya da olduğumuz gibi görünelim artık” cevabını verdi.
Nihal Candan ardından babasına sarıldı. Candan kardeşlerin babası Hakan Candan ise “Zor acı bir süreçti. Böyle bir şey yaşansın istemezdik ama oldu. Bundan sonra bu yaşananlardan dersler çıkararak hep doğru şeyler yapmanın peşinde olacağız. İnşallah adalet yerini bulacaktır. Biz buna inanıyoruz” dedi.
İddianameden
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli ve Nihal ile Bahar Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanık yer almıştı. İddianamede tutuklu Gülnihal Çiçek’in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği de aktarılmıştı. İddianamede Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun liderliğindeki şebekenin ucuza araç sattıklarını söyleyerek vatandaşları sazan sarmalı yöntemiyle dolandırdığı belirtilmişti. Bahar ve Nihal Candan’ın suç örgütünün hiyerarşik ve organik yapısı içerisinde yer aldığı iddianamede kaydedilmişti. İddianamenin devamında “Şüphelilerin önceki tarihlerde çeşitli televizyon programlarına uzun süre katıldığı, ünlü olduktan sonra magazin programlarında da yer aldığı, sosyal medya platformunda çok sayıda takipçiye ulaşması sebebiyle günümüzde sosyal medya fenomeni ve ekran yüzü olarak tabir edilen bir sıfatının bulunduğu, dolayısıyla toplumun geniş kesimleri tarafından tanınan bir sima olduğu, bu özelliği sebebiyle de suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadığı” ifade edilmişti. İddianamede örgüt lideri Onur Apaydın’ın örgüt içerisinde ‘gizli muhasebeci ve kasa’ konumunda olan Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve elde edilen suç gelirinin aklandığı belirtilmişti. Öte yandan mağdur temin etme görevlisi olan şüpheli Hacı İsrafil Sağlam iddianamede yer verilen ifadesinde örgüt toplantılarına katıldığını söyleyerek “Toplantılara üst kademeden herkes katılıyordu. Saha elemanları ve alt kademe asla katılamazdı. Örgütün üst yönetimindeki herkes iştirak ediyordu. Toplantıların ikisinde Nihal Candan’ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın’ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan’a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan’ın yanında örgütün iç işleyişine ilişkin konular araba alım satım işler konuşuldu” şeklinde beyanda bulunduğu da iddianamede ifade edilmişti. İddianamede Bahar Candan’ın ‘suç örgütüne üye olmak’ suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar ‘kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık’ suçundan ise 2 kez 12 yıldan 40 yıla kadar olmak üzere toplamda 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle, Nihal Candan’ın ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Öte yandan diğer 20 şüpheli hakkında ise değişen oranlarda hapis cezası istenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kararda, sanık Ahlam Albashır’ın terör örgütü YPG/PYD üyesi olduğu, hakkında yakalama kararı bulunan ve eylemin ardından Edirne üzerinden yurt dışına kaçırılan kendisi gibi terör örgütü üyesi olan sanık Bilal el-hacmaos ile beraber karı koca görüntüsünde, eylemi planlayan “Hacı” kod isimli terör örgütü yöneticisi Khalil Manja Hussein tarafından yasa dışı yollardan Türkiye’ye gönderildiği ifade edildi.
İstanbul’da Suriye uyruklu sanıklar Ferhat Habeş ve Fatma Berkel’in evlerinde 3 hafta kaldığı, sonraki süreçte ise atölyelerinde yaşamaya devam ettiği, bu süre zarfında “Hacı” kod isimli terör örgütü yöneticisinin talimatları ile Taksim ve Fatih gibi sivil vatandaşların yoğun olarak bulunduğu ve en üst zayiat ve zararın oluşabileceği bölgeleri tespit amacıyla keşifler yaptığı kaydedilen kararda, patlamanın yaşandığı gün Albashır’ın “Hacı” kod isimli örgüt yöneticisinin talimatıyla söylenilen yere çantayı bıraktığı ve ticari taksiyle bölgeden uzaklaştığı belirtildi.
“SALDIRININ AMACI DEVLETİ ACİZ GÖSTERMEK”
Kararda, sanık Albashır’ın vatandaşların can ve mal güvenliği konusunda telaşlanıp panik olacağı bir ortam oluşturmak, acı ve hüzün gibi kötü duyguların insanlarda oluşmasını sağlayarak toplumun refah ve konfor seviyesini düşürmek, devletin, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayamayacak düzeyde sözde aciz ve zavallı olduğu izlenimini oluşturarak vatandaşları devlete ve yönetime karşı kışkırtmak olduğu, bu nedenlerle Albashır’ın olabildiğince fazla insanın hayatını kaybetmesi hedefiyle Taksim bölgesini seçtiği ifade edildi.
Bu hedefi doğrultusunda sanığın elverişli hareketler ile belirlenmiş kurgu dahilinde tasarlandığı şekilde sebat ve ısrarla hazırlanan bombayı söylenen yere bıraktığına işaret edilen kararda, şu ifadelere yer verildi:
“Eyleminin pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olacağını bildiği ve bunu isteyerek, sebatla ve koşulsuz olarak serin kanlı bir biçimde hareket ettiği, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya konan eylem neticesinde sanığın elinde olmayan sebeplerle 99 insanın hayatını kaybetmeyerek yaralandığı, sanığın suçu işledikten sonraki tutum ve davranışları, toplum açısından oluşturduğu ve oluşturma ihtimali bulunan tehlike, suçu işledikten sonra pişmanlık yaşadığına dair mahkememizde herhangi bir kanaat oluşmaması sebepleriyle hakkında takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.”
Albashır’ın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin ise şu değerlendirme yapıldı:
“Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istenmiş ise de söz konusu suçun ‘devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçu içerisinde erimesi ve bu suçtan ayrıca ceza verilmesi hasebiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.”
Gerekçeli kararda, Suriye topraklarının büyük bir kısmının emperyalist güçlerin, muhalif kuvvetlerin ve terör örgütlerinin kontrolü altına girmesi nedeniyle milyonlarca insanın can ve mal güvenliği endişesi ile sığınmacı statüsünde başta Türkiye olmak üzere çevre ülkelere göç ettiği, bununla beraber yasa dışı yollardan Türkiye’ye gelmek ve burayı köprü olarak kullanıp Avrupa ülkelerine geçmek isteyen insanların ve grupların da çoğalması nedeniyle büyük bir göçmen kaçakçılığı ağının oluştuğu ifade edildi.
“TERÖR ÖRGÜTLERİ GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞINI ORGANİZE EDİYOR”
Göçmen kaçakçılığı ağının içinde Türkiye’de ve uluslararası alanda faaliyet gösteren terör örgütü ve yasa dışı oluşumların ve çetelerin etkin olduğu kaydedilen kararda, bu grupların kendi amaçları ve çıkarları doğrultusunda mensuplarının ve sivil insanların yasa dışı yollardan Türkiye’ye girmelerini, buradan geçerek Avrupa ülkelerine ulaşmalarını koordine ettiği ve sağladığı anlatıldı.
Terör örgütü YPG/PYD’nin emellerine ulaşmak ve kanlı eylemlerini gerçekleştirmek amacıyla, yetiştirdiği mensupları olan sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal el-Hacmaus’u yine örgütün mensubu olan ve göçmen kaçakçılığı yaparak kendini bu şekilde tanıtan sanık Khalil Manja Hussein aracılığıyla Türkiye’ye yasa dışı yollardan gönderdiği vurgulanarak, Hussein’in irtibata geçtiği göçmen kaçakçısı sanıklar Süleyman Güder ve Tareq Alkhatib’in, sanık Güder’e ait araçla Albashır ve Hacmaus’u Hatay’dan Adana Ceyhan’a getirdiği aktarıldı.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde, terör örgütü PKK/YPG tarafından 13 Kasım 2022’de düzenlenen bombalı saldırıda, 6 kişinin hayatını kaybettiği, 99 kişinin yaralandığı kaydedilmişti.
İddianamede, soruşturma kapsamında terör örgütü YPG/PYD’nin özel istihbarat elemanı olan sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal el-Hacmaus’un, örgüt tarafından özel eğitime tabi tutulup talimatlandırıldığı, patlayıcı malzeme eşliğinde Türkiye’ye gönderildiklerinin tespit edildiği belirtilmişti.
Sanıkların, örgütün kurduğu ağ vasıtasıyla illegal yollardan İstanbul’a intikal edip örgüte ait evlere yerleştirildiği aktarılan iddianamede, bu kişilerin gelen talimatla söz konusu eylemi gerçekleştirdiklerinin belirlendiği ifade edilmişti.
İddianamede, sanık Bilal el-Hacmaus’un Edirne’den yurt dışına firar ettiğine, hakkında yakalama emri düzenlenip kırmızı bülten talebinde bulunulduğuna dikkati çekilerek, Terörle Mücadele Daire Başkanlığının yaptığı araştırma ile bombalı saldırı eylemini organize edip talimatını veren, örgütün sözde yönetim kadrosundaki Cemil Bayık, Hülya Oran, Sabri Ok, Saliha Bişkin, Velid Halil, Layika Gültekin, Fehman Hüseyin ve Ferhat Abdi Şahin ile Khalil Manja Hussein (Halil Menci) hakkında yakalama emri düzenlendiği aktarılmıştı.
Terör saldırısının failleri Ahlam Albashır ile Bilal el-Hacmaus’u yönlendiren ve yurt dışına kaçmasını sağlayan terörist sanık Halil Menci’nin, PYD/YPG kontrolündeki Kamışlı’da bulunduğu tespit edilmişti. Menci, 22 Şubat’ta Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) Suriye’nin kuzeyindeki Kamışlı’da gerçekleştirdiği nokta operasyonla etkisiz hale getirilmişti.
VERİLEN CEZALAR
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Ahlam Albashır’ı “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme” ve “tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme” suçlarından 7 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.
Heyet, sanık Albashır’a ayrıca 99 kez “kasten öldürmeye teşebbüs” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi” suçlarından da toplamda 1794 yıl hapis cezası ile 22 bin lira adli para cezası vermişti.
Mahkeme Albashır’ın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçunun “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma” suçu içerisinde eridiğine kanaat getirerek, bu suç yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına hükmetmişti.
DİĞER SANIKLARIN ALDIĞI CEZALAR
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Fatma Berkel ve Ferhat Habeş’i “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardım”, “tasarlayarak, bombalama suretiyle kasten öldürmeye yardım”, “tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürmeye yardım” ve “silah sağlama” suçlarından toplamda 1035’er yıl hapis cezasına çarptırmıştı.
Tutuklu sanıklar Ammar Jarkas ile Ahmed Carkes’ı “göçmen kaçakçılığı”, “suçluyu kayırma”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlarından toplamda 17’şer yıl hapis ve 60 bin lira adli para cezasına çarptıran heyet, sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan ise beraatine karar vermişti.
Heyet, Hüseyin Güneş, Mahmud Elabid, Mahmud El Yusuf, Süleyman Güder, Tareq Alkhatib’i “göçmen kaçakçılığı” suçundan 6’şar yıl hapis cezası ile 30’ar bin lira adli para cezası verirken, sanık Hazni Gölge’yi ise aynı suçtan 9 yıl hapis cezası ve 60 bin lira adli para cezasına çarptırdı.
Sanıklar Hüseyin Güneş, Bakar Carkes, Hadir Jarkas, Hatice El Kurdi, Salih Carkes, “suçluyu kayırma” suçundan 4’er yıl hapis cezası veren mahkeme heyeti, bu sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan beraatlerine hükmetmişti.
Heyet, diğer 12 sanığın ise üzerlerine atılı tüm suçlardan delil yetersizliği nedeniyle ayrı ayrı beraatlerine karar vermişti.
4 KİŞİ TAHLİYE EDİLMİŞTİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Ahlam Albashır, Ahmed Carkes, Ammar Jarkas, Fatma Berkel, Ferhat Habeş ve Hazni Gölge’nin tutukluluk halinin devamına karar verirken, sanıklar Hüseyin Güneş, Ahmad Alhaj Mwas, Ahmad Haj Hasan ve Hasan Ali’nin ise tahliyesini kararlaştırmıştı.
Heyet firari sanıklar Sabri Ok, Hülya Oran, Ferhat Abdi Şahin, Layika Gültekin, Bilal El-Hacmous, Velid Halil, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin ve Saliha Bişkin’in dosyasının ayrılmasına hükmetmişti.
]]>Yapılan kontrollerde söz konusu kişinin fotoğraf değişikliği yapılmış eski tip kimlik verdiğini gören ekipler, belgenin sahte olduğunu belirledi.

İncelemede, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan arandığı tespit edilen kişinin, 30 Kasım 2007’de İstanbul-Isparta seferini yaparken düşen ve 57 kişinin hayatını kaybettiği kazaya ilişkin yargılandığı davada hakkında 11 yıl 8 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ’nin ortağı Yavuz Çizmeci olduğu bilgisine ulaşıldı.
Yavuz Çizmeci, hakkında bulunan kesinleşmiş hapis cezası uyarınca götürüldüğü adliyedeki işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.

NE OLMUŞTU?
İstanbul’dan Isparta’ya gelen Atlasjet Havacılık AŞ yolcularını taşıyan Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Taşımacılığı AŞ şirketine ait yolcu uçağı, 30 Kasım 2007’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7’si mürettebat 57 kişi hayatını kaybetmişti.
Kazada ölenler arasında, “Türk Hızlandırıcı Merkezi” projesinin Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen 4. Çalıştayına katılmak üzere yola çıkan proje üyesi Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlileri Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da bulunuyordu.
Uçak kazasıyla ilgili kamu davası, 16 Haziran 2009’da açıldı. World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuz 2009’da Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yargılamalar sırasında sanık sayısı önce 12’ye, ardından 20’ye yükseldi.
Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ocak 2015’te açıkladığı kararında, sanıklardan 8’ine, 11 yıl 8 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen süreli hapis cezası verirken, 12 sanığın da beraatini kararlaştırdı.
Temyiz üzerine dosyaya bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onadı. Dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin hakkındaki beraat kararını bozdu. Daire, diğer sanıklara verilen beraat kararlarını da onadı.
Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yeniden yargılanan sanıklar Doğaner ile Erbilgin’e 2021’de “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezası verdi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin Doğaner ile Erbilgin’e verilen hapis cezalarını onaması üzerine dava dosyası 17 yıl sonra kapandı.
]]>İddianamede, sanığın olay günü Yunus Yılmaz’ın makam odasına girdikten sonra çantasından çıkardığı bıçakla hocasını kafasından yaraladığı belirtildi. Doktor raporu, tanık ve mağdur ifadeleri ile makam odasını gören koridordaki güvenlik kamera kayıtları bir bütün olarak incelendiğinde, sanık B.Y.’nin silahla kasten yaralama suçunun sabit olduğuna dikkat çekildi.
İDDİANAME HAZIRLANDI AMA ‘CEZA VERİLMESİN’ DENİLDİ
Olaydan sonra B.Y. hakkında alınan sağlık raporunda, sanığın ‘Sanrısal bozukluk’ rahatsızlığı bulunduğu için Yunus Yılmaz’a yönelik kasten yaralama suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu eylemiyle ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinde azalma olduğuna vurgu yapıldı.
İddianamede, sanığın yargılamasının yapılarak cezalandırılması için hakkında yeterli şüpheyi oluşturacak nitelikte delil elde edilmiş ise de, alınan sağlık kurulu raporuna göre, akıl hastalığı bulunduğu için hakkında CMK’nın 223/3-a hükmü uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, TCK’nın 57. hükmü uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanarak tedavi altına alınmasına karar verilmesi istendi.

BASİT DEĞİL NİTELİKLİ YARALAMA
Asliye Ceza Mahkemesi’ne açılan dava ile ilgili mahkeme ise görevsizlik kararı verip dosyayı yargılama yapmaya yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme, suçun basit yaralama değil, nitelikli kasten yaralama kapsamında kalması nedeniyle dosyanın Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmetti.
BIÇAĞI ARKASINA GİZLEYİP ANİDEN SALDIRDI
Doç. Dr. Yunus Yılmaz ifadesinde, tanımadığı bir kişinin aniden makam odasının kapısını açarak içeri girdiğini belirterek, “Öğrenci olduğunu düşündüm. Kapıyı kapatmak istediğini söyledi, ben de açık kalmasını istedim. Kapıyı kapatarak masamın önündeki koltuğa oturdu. Bana genetik olarak psikolojik sorunları olduğunu söyledi. Ben de sakin olup problemini anlatmasını söyledim. Kim olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. Ayağa kalkarak çantasından bir şey alıp arkasına sakladı. Benim olduğum tarafa geçmemesi için kendisini uyardım. Buna rağmen arkasına gizlediği bıçakla aniden saldırmaya başladı. Kendimi savunmaya çalıştım. Sürekli salladığı bıçak kafama isabet edince yaralandım. Bağrışma sesleri yükselince özel kalemdeki iki kadın personel içeri girdi. Ben de bana daha fazla zarar vermesin diye bileklerinden tutmuştum. Kendisini tanımıyorum” dedi.
BAĞIRIP KRİZE GİRİNCE İFADESİ ALINAMADI
Gözaltına alınan B.Y.’nin hayatın olağan akışına aykırı biçimde bağırması, krize girmesi nedeniyle sağlıklı ifade alma işlemi gerçekleşmediğinden psikiyatri servisine sevk edildiği için ifadesi alınamadı.
Özel kalemde çalışan E.B. ise, “İçeri girdiğimde kadın şahıs elindeki bıçakla defalarca Yunus Yılmaz’ın karın bölgesine doğru salladığını gördüm. Yılmaz’da kadını bileklerinden tutmuş kendini korumaya çalışıyordu. Ben kadını daha sonra dışarı çıkardım. Yunus hocanın kafasından kanlar akıyordu” dedi.
Ş.G. adlı personel de tanık olarak alınan ifadesinde, “Bağırma sesleriyle hocanın odasına girdiğimizde kafasından kanlar akıyordu. Kadının elindeki bıçakla hocayı karnından da bıçaklamaya çalışırken o da engel olmaya çalışıyordu. Kadın da hocaya bağırmaya devam ediyordu. Biz hemen ambulans çağırdık” dedi.
]]>PATRON TAHLİYE OLDU
Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar istinaf mahkemesi tarafından da onandı. 19 Nisan 2019’da verilen onama kararıyla birlikte, Can Gürkan’ı yurt dışına çıkış yasağı koyarak tahliye edildi. Somalı madencilerin avukatları dosyayı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, cezaları az buldu. Sanıklar Can Gürkan, Haluk Evinç, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt’un 301 kez olası kastla öldürme suçundan, 162 kez de yaralama suçundan cezalandırılmasını istedi. Yargıtay’ın kararından hemen sonra, davanın görüldüğü Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeni duruşma günü verip davaya yeniden başlaması bekleniyordu ancak öyle olmadı…
Yargıtay 12. Dairesi heyeti değiştirildi
Ölen ve yaralanan her bir madenci için ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiğine hükmeden Yargıtay 12. Ceza Dairesi heyeti, davanın yeniden başlamasının beklediği sırada değiştirildi. Yeni gelen heyet, siyaset ve bürokrasi kökenliydi. 12. Ceza Dairesi Başkanı Ahmet Er ve üye hakim Nadir Güngündeş koltuğunu korurken, sanıkların 301 kez olası kastla öldürme ve 162 kez yaralama suçundan cezalandırılması gerektiğine yönelik karara imza atan üyelerin yerine eski Adalet Bakanı ve Müsteşarı Kenan İpek, eski HSK Genel Sekreteri Fuzuli Aydoğdu ve eski Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Mustafa Yapıcı getirildi.
LEHE OY KULLANILDI
Heyet değişikliğinden 8 gün sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan itiraz geldi. İtirazda Daire’nin bozma kararındaki ‘olası kastla öldürme’ suçundan ceza istemi fazla bulundu, sanıkların ‘bilinçli taksirle öldürme’ suçundan cezalandırılması istendi. Sanıkların ‘bilinçli taksirle öldürme’den cezalandırılmaları yönünde karar verildi. Karar 3’e karşı 2 oyla çıktı. Yeni üyeler, kararda sanıkların ‘lehine’ oy kullandı.
YAŞAM HAKLARI İHLAL EDİLMEMİŞ
2021’de başlayan yeniden yargılama sonunda Can Gürkan, 20 yıl, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt, 12 yıl 6 ay hapisle cezalandırıldı. Haluk Evinç ise beraat etti. Madencilerin avukatları, Yargıtay’ın onama kararından sonra Soma Davası’nı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Başvuruda madencilerin yaşam haklarının ihlal edildiği belirtildi, yeniden yargılama ve tazminat talep edildi. Yüksek mahkeme, avukatların başvurusunu reddetti. Kararda, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrımın ceza hukukundaki en tartışmalı konulardan biri olduğu öne sürüldü ve hayatını kaybeden madencilerin yaşam hakkının ihlal edilmediği belirtildi.
]]>
“PLANLANMIŞ BİR OLAYDIR, NASIL YAPTIKLARI BELLİDİR”
Baba Cantürk Erzen ifadesinde, “Olaydan önce, 10-15 dakika önce, oğlum Yunus Emre ile telefonla konuşmuştum ama bu olayla ilgili konuşmadım. Kredi kartına para yatırması için aramıştım. Sosyal medya paylaşımımla ilgili herhangi bir konuşmamız olmadı. Bana isteselerdi parayı almak için ulaşıp alırlardı. İsteseler beni arayabilirlerdi. Benim telefon 24 saat açıktır. Benden alacakları varsa şimdi de ödemeye hazırım. Planlanmış bir olaydır. Nasıl yaptıkları bellidir” dedi.

MAHKEMEDE OLAY ANI İZLENİNCE ANNE GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Anne Solmaz Erzen ise oğlunun acımasızca katledildiğini belirterek sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti. Anne Erzen’in talebi üzerine duruşma salonunda olay anına ait güvenlik kamera görüntüsü izletildi. O anlarda anne Solmaz Erzen gözyaşlarına hakim olamadı.
AVUKATLAR ARASINDA TARTIŞMA
Tutuksuz sanıklardan biri, şikayetçi avukata şov yaptığını söyleyince avukatlar arasında sözlü tartışma çıktı. Baba Cantürk Erzen’in sanık avukatlarına bağırması üzerine mahkeme başkanı duruşmaya 10 dakika ara verdi.
“YUNUS EMRE’Yİ ENGELLEMEK İÇİN 4 KURŞUNU AYAKLARINA DOĞRU SIKTIM”
Tutuklu sanık Tarık Özer, şunları söyledi:
* “Yaşanan olaydan dolayı çok üzgünüm. Ölenler içinde üzgünüm keşke yaşanmasaydı. Olaydan dolayı çok pişmanım. Olayda tasarlama söz konusu değildir. Bir anda gelişen bir olaydı.
* Oraya gitmemin sebebi; Cantürk’ün sosyal medya hesabından yapmış olduğu hakaret içerikli sözleri nedeniyle gittik. İlk girdiğimiz anda, konuşmak için gittiğimiz için konuştuk. Olay başlayınca oğlumun baba demesinin üzerine babalık içgüdüsüyle, oğluma zarar geldi düşüncesiyle hareket ettim. Yunus Emre’nin silahını çıkartıp kardeşimi vurmasıyla olay başladı. Oğlumu ve kardeşimi koruma içgüdüsüyle hareket ettim. Ne olduysa bir anda oldu.
* Olay nedeniyle pişmanım. Öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Emre’yi engellemek için 4 kurşunu ayaklarına doğru sıktım. Yunus Emre’yi kardeşim gibi severdim. Cantürk, o akşam çok hakaret etti sosyal medyada. Eminim ki Cantürk alkolsüz kafayla olsa bunları yapacak biri değildir.
* Kaçmak gibi bir niyetim olsa kendim gidip teslim olmazdım. Kötü insanlar değiliz, iş insanıyız. Bu zamana kadar şiddet içeren bir olaya karışmadım.”

“SANIKLARIN PASAPORTU ARACIN İÇERİSİNDE ÇIKMIŞTIR, BU KAÇACAKLARINI GÖSTERMEKTEDİR”
Erzen ailesi avukatı Kerim Bahadır Şeker, “Olayda herhangi bir meşru müdafaa söz konusu değildir. Meşru müdafaanın koşulları arasında saldırı olmalı, savunma olmalı, orantılılık olmalı ve araçların eşitliği olmalı. Bu olayda bunların hiçbiri yoktur. Haksız tahrik de söz konusu değildir. Sanıkların pasaportu aracın içerisinde çıkmıştır. Bu kaçacaklarını göstermektedir. Meydana gelen olayda sanıklar lehine takdiri indirim nedenlerinin de uygulanmaması suretiyle en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyoruz” diye konuştu.
“OLAYDA TASARLAMA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
Sanık avukatı Büşra Bayraktar ise, “Olayda tasarlama söz konusu değildir. Tasarlama için aranılan sebat etme olgusu dosyada yoktur. Müvekkilimizin beraat edeceğini düşünüyoruz. Tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
DURUŞMA 12 TEMMUZ’A ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, 5 tutuksuz sanığın imza atma şeklinde adli kontrollerinin kaldırılmasına, yurt dışı çıkış yasaklarının ise devamına hükmetti.

İDDİANAME
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan 6’şar aydan 3’er yıla kadar, “ruhsatsız silah bulundurmak” suçundan da 1’er yıldan 3’er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topçu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan 6’şar aydan 5’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi.
]]>Zübeyde Hanım Teknik ve Anadolu Lisesi 9’uncu sınıf öğrencisi Sıla Akgül, ambulansla kaldırıldığı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Gözaltına alınan otomobil sürücüsü Yağcı, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Sıla’nın cenazesi ise Menteşe ilçesi Akgedik Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verildi.

İLK DURUŞMADA TAHLİYE EDİLDİ
Soruşturmanın ardından Tolga Yağcı hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Yağcı, Muğla 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde 17 Ocak 2023’te görülen davanın ilk duruşmasında, 33 gün kaldığı cezaevinden adli kontrol şartı ile tahliye edildi.
Davanın 19 Ekim 2023’te görülen 4’üncü duruşmasında mütalaasını veren savcı, sanık Yağcı’nın, Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi’nin raporuna göre, otomobil ile kavşak yaklaşımındaki seyrini kendisine hitaplı levhalar dikkate alacak şekilde sürdürmediği, aydınlatma bulunmayan mahalde zeminin de ıslak olmasını gözeterek far ışığı altındaki görüş alanını dair yeterli kontrolleri yapmadığını belirtti.
Yağcı’nın ilk geçiş hakkını yaya geçidinden geçiş yapmakta olan Sıla Akgül’e vermeyip, kontrolsüzce gerçekleştirdiği seyri sırasında çarptığını kaydetti. Savcı, olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışı nedeniyle otomobil sürücüsü Yağcı’nın ‘asli kusurlu’ olduğu, ölen Akgül’ün ise kusurunun bulunmadığını belirtti. Mütalaada, sanık Yağcı’nın 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
4 YIL HAPİS CEZASI İNDİRİLDİ
Hakim, mütalaaya ilişkin beyanların alınmasının ardından kararını açıklayıp, sanık Tolga Yağcı’ya ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 4 yıl hapis cezası verdi. Hakim, ardından pişman olması ve cezanın üzerindeki olası etkilerini dikkati alarak, cezasını 3 yıl 4 aya indirdi. Hakim, sanığın ekonomik durumunu da göz önünde bulundurup, verilen hapis cezasını 24 ay taksitle ödenmek üzere 24 bin 300 lira para cezasına çevirerek, sürücü belgesine 6 ay süreyle el konulmasını hükmetti.
SAVCILIK, DOSYAYI İSTİNAF MAHKEMESİNE TAŞIDI
Bunun üzerine Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, temel cezanın azlığı ve hapis cezasının paraya çevrilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin kararını istinaf mahkemesine taşıdı. Dosyayı görüşen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, Yağcı’ya verilen cezayı az bularak yeniden yargılanmasına karar verdi.
CEZASI ARTTIRILDI
Kararın bozulmasının ardından bugün Muğla 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesinde yeni duruşma görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti sanık Yağcı’ya önce üst sınırdan 6 yıl hapis cezası verdi. Ardından cezanın sanık üzerindeki etkilerini dikkate alıp, bu cezasında 6’da 1 oranında indirim yaparak 5 yıla düşürdü. Ayrıca sanık Yağcı’nın daha önce verilen 6 ay ehliyetine al koyma cezası da 1 yıla çıkarılıp, hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağının infaz süresinin başlamasına kadar devamına da karar verildi.
]]>Diyarbakır’da 23 Ocak 2023 günü aşırı hız sonucu biri polis aracı olmak üzere iki araca çarpan ve Kemal Güleç adlı polisi şehit edip 4 kişiyi yaraladıktan sonra tutuklanan Hasan Aydın’ın yargılanmasına Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Şehit polisin eşi Hilal Güleç, vatanına hizmet eden bir polisin hayatın kaybettiğini belirterek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“ECELİNE GİDERMİŞCESİNE SÜRÜYOR”
Güleç’in avukatı da, sanığın daha önce de ehliyetsiz araç kullanmaktan cezalandırıldığını belirterek, “Alkollü ve ehliyetsiz araç kullanarak bu kazaya neden olmuştur. Kaza bilinçli taksir değil, olası kastla öldürmedir. Savcı bile iddianamesinde ‘Eceline gidermişçesine sürüyor’ ifadesini kullanmıştır. Vefat eden polis 32 yaşındaydı. Hayatını kaybettiğinde üzerinde polis üniforması vardır. 4 yaşında bir çocuğu var ve ailesi Malatya’da depremzede oldukları için halen konteynerde yaşamaktadırlar. Sanığın olası kastla en üst sınırdan cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi.

“GÖREV BAŞINDA ÜNİFORMALIYDIK”
Olayda yaralanan polis memuru da, “Görev başındaydık, üzerimizde resmi üniformalarımız vardı. Kazadan sonra uzun süredir araç kullanamıyorum, ağrılarım devam ediyor. Maddi ve manevi kaybımız oldu. Zararın karşılanacağı söyleniyor ancak karşılanmadı. Sanığın cezalandırılmasını istiyorum” diye konuştu.
“BEN DE ÖLEBİLİRDİM, MAĞDURUM”
Sanık ise, kazayı bilerek yapmadığını, evli ve 3 çocuklu olduğunu belirterek, “Aldığım alkol oranı bellidir, kaza anında frene de bastım ancak tutmadı. Ben de bu kazada ölebilirdim. Rahmetlinin ailesine elimden geleni yaptım yine yapmaya devam edeceğim, bende mağdur oldum, tahliyemi istiyorum” dedi. Mahkeme, 13 aydan beri tutuklu yargılanan sanıkla ilgili delillerin önemli ölçüde toplandığını, sanığın tutuklu kaldığı süre ve kaçma, gizlenme ya da delilleri karartması yönünde somut olguların bulunmayışı dikkate alınarak tahliyesine karar verdi.

FREN YAPMADI
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Hasan Durmaz’ın 34 FPH 196 plakalı araçla sokak arasındaki tali yoldan ana bulvara adeta eceline gidercesine durmadan ve fren yapmadan hızla çıktığı, ardından seyir halindeki polis Ömer Doğan’ın kullandığı araca 46 AFF 530 plakalı araca çaptığı bildirildi.
Sanığın hızını alamayarak bu kez seyir halindeki Velat Karakaş’ın kullandığı 27 AHF 268 plakalı araca çarparak durduğu kaydedildi. Olayda Devriye Ekipler Büro Amirliğinde görev yapan Kemal Güleç’in şehit olduğu, polis Ömer Doğan ile ikinci araçta bulunan Velat Karakaş ile kazaya neden olan Hasan Aydın’ın kullandığı araçtaki Mehmet Ali Başyiğit ile Mehmet Ali Özen’in de yaralandıkları ifade edildi.
PTS ve KGYS kayıtlarından kazaya neden olduğu belirlenen Hasan Aydın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nin raporuna göre asli derecede kusurlu bulundu. Sanığın kullandığı aracın 6 aylık yeni bir araç olduğu, mekanik sisteminde bir arıza bulunmadığı, fren balatalarının monteli ve güvenli kullanım durumuna uygun olduğuna dair uzman raporu soruşturma dosyasına eklendi.
KANINDA ALKOL, AMFETAMİN, EXTACY…
İddianamede, sanığın alkol ve uyuşturucunun etkisiyle “Olası kastla kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmek” suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı oluşsa da, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, somut olaya dair bilinçli taksir suçu olduğuna dair emsal kararları olduğuna dikkat çekildi. Sanığın olay anında ters yönden çok hızlı şekilde hareket ettiğine dair izlenen kamera kayıtları, kanında alkol, amfetamin ve Extasy uyuşturucu madde bulunduğu ve kaza anında ehliyetsiz olduğu da göz önüne alındığında failinin “Ne olursa olsun her durumda eylemi gerçekleştirirdim” düşüncesi ile hareket ettiğine dikkat çekildi.
EHLİYET YOK, ŞANSINA VE BECERİSİNE GÜVENDİ
Sanığın bu şekilde meydana gelen zararlı sonucu kabul ettiği olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu değerlendirmesi yapılmış ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarının irdelenmesiyle suçun “Bilinçli taksir” olduğunun altı çizildi. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonucun, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmediği belirtildi. İddianamede, neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya kişisel becerisine güvenerek hareket ettiği vurgulandı.
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde ise bilinçli taksirin söz konusu olacağı vurgulandı. Sanık Hasan Aydın’ın amfetamin, esrar, Extasy uyuşturucu ve alkolün etkisiyle ehliyetsiz biçimde araç kullanma konusundaki kişisel becerisine güvenerek kaza yapacağına inanmadığı için mevcut sonucun ortaya çıkması nedeniyle hukuki durumunun bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturacağının altı çizildi.
İSTEMEDİĞİ BİR SONUCA NEDEN OLDU
Sanığın şoförlük yeteneklerine güvenerek gece olması nedeniyle trafiğin az olacağı düşüncesiyle ve karşı yönden gelenlerin kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına inandığı için bu saikle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticeye neden olduğu belirtildi.
Meydana gelen sonucu kabullenmediği ve arzulamadığı anlaşıldığından gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde özen yükümlülüğüne uygun davranmayarak bir kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan 15 yıla kadar bilinçli taksirle cezalandırılması isteniyor.

Şehit polis Kemal Güleç
]]>Savcı, şirket yetkilisi Şafak Sırrı Demirel, şirket görevlisi Ersin Koparan ve TTK Şube Müdürü Ahmet Aktaş hakkında ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne veya yaralanmasına neden olmak’ suçundan ayrı ayrı 22,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti. Mütalaada TTK’nin dönemin üst düzey yöneticileri olan 6 sanığın bilinçli taksir suçlamasından beraati istendi.
YERİN 630 METRE ALTINDA
TTK Kozlu Müessese Müdürlüğü’ne ait maden ocağında 7 Ocak 2013’te yerin 630 metre altında ani metan gazı püskürmesi sonucu taşeron olarak çalışan Star İnşaat A.Ş.’nin 8 işçisi hayatını kaybetti, 8 işçi yaralandı.

Kazanın meydana geldiği dönemde TTK Kozlu Müessese Müdürü olan Kazım Eroğlu, TTK Kozlu Müessese Müdür Yardımcısı Nurettin Yılmaz, Şube Müdürü Ahmet Aktaş, taşeron firma Star İnşaat Genel Müdürü Şafak Sırrı Demirel, şirket ortağı İlal Köksal, şirket görevlileri Ersin Koparan, Mustafa Ünlü ile firma mühendisleri Yüksel Keskin, Murat Çınar ve Uğur Öztürk hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek’ten, Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
YENİ İDDİANAME HAZIRLANDI
Dava sürerken dönemin TTK üst düzey yöneticilerinden Rıfat Dağdelen, Burhan İnan, Mahmut Yılmaz, Mehmet Açıkel, Mustafa Şimşek ve Çetin Onur hakkında Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla yeni iddianame yazıldı. Yöneticilerin yargılaması ana davadan bağımsız olarak devam etti. Ana davada, Star İnşaat Genel Müdürü Şafak Sırrı Demirel, şirket ortağı İlal Köksal, şirket görevlisi Ersin Koparan’a ‘iyi hal’ indirimi uygulayarak ‘Basit taksirle ölüme neden olma’ suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası verildi.
Dönemin Kozlu Müessese Müdürü Kazım Eroğlu ile Müessese Müdür Yardımcısı Nurettin Yılmaz ‘tali kusurlu’ oldukları gerekçesiyle 3 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Eroğlu ile Yılmaz’ın cezaları para cezasına çevrilirken, ana davadaki şube müdürü Ahmet Aktaş ve firma çalışanları Mustafa Ünlü, Murat Çınar, Uğur Öztürk ve Yücel Keskin beraat etti.
DAVALAR BİRLEŞTİRİLDİ
Yargıtay 12’nci Ceza Dairesi ana davadaki kararı, “Bilinçli taksir’ uygulanmalı” diyerek bozdu. Ardından üst düzey yöneticilerin de yargılandığı dava ile bozulan dosya birleştirildi. Birleştirilen dosya ile 9 sanığın bu kez ‘Bilinçli taksirle öldürme’ suçundan TTK üst düzey yöneticilerinden Rıfat Dağdelen, Burhan İnan, Mahmut Yılmaz, Mehmet Açıkel, Mustafa Şimşek ve Çetin Onur ile TTK Kozlu Müessese Müdürlüğü Yapı Denetim Grup Başkanı ve Hizmet Alım Şube Müdürü Ahmet Aktaş, Star İnşaat Genel Müdürü Şafak Sırrı Demirel, şirket görevlisi Ersin Koparan hakkında 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılama devam etti.
Bozma kararının ardından yeniden görülen davanın 2’nci duruşması yapıldı. Duruşmaya tutuksuz sanıklar Rıfat Dağdelen, Ersin Koparan, Mehmet Açıkel, ölen madencilerin yakınları ile taraf avukatları katıldı.

SAVUNMALARINI YAPTILAR
Bozma kararına karşı söz verilen şirket görevlisi Ersin Koparan, “Ben talimatla çalışırım, idarenin yap dediğini yaparım, yapma dediğini yapmam” dedi.
Yaşanan degaj olayının yönetmelikleri ve yönergeleri değiştirdiğini, dünyada yaşanan en büyük 2’nci degaj olayı olduğunu belirten Koparan, “Bu yaşanan olaydan sonra yönergeler değişti. Tedbirlerin seviyesi arttırıldı. Yönerge ve yönetmeliklerin bile öngörmediği bir kaza yaşandı. Türkiye’de yaşanan en büyük degaj olayıydı. Dünyada ise 2’nci en büyük degaj olayıydı. Ayrıca bu olay yönetmelikleri değiştiren bir olay olduğu için bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmamasını talep ederim” diye konuştu.
Mehmet Açıkel de “İhalenin tüm aşamaları Sayıştay denetçileri tarafından her yıl inceliyor. İhaleyi alan firmanın yetersiz olduğuna dair hiçbir tespit yapılmamış. Eğer bu kaza olmasaydı firmanın yetkin olmadığına dair bir konu gündeme gelmeyecekti. Firmanın yetkin olmadığını söylemek, suç üretmek gibi oluyor. Beraatimi talep ederim” dedi.
“BEN EMEKLİYDİM”
TTK’nin eski genel müdürü Rıfat Dağdelen, “Ben emekli olalı 15 sene oluyor. Ben emekli olduktan 3 sene sonra bu hadise oluyor. Ben bununla suçlanmaya karşıyım” diyerek kendini savundu.
Madencilerin ve hayatını kaybedenlerin ailelerinin avukatları, sanıkların bilinçli taksir suçundan cezalandırılmalarını talep etti. Avukatlardan Murat Kemal Gündüz, Yargıtay kararı ile ana dava ve birleşen dosyadaki bilirkişi raporlarının çeliştiğini ve birleşen dosya açısından yeni bilirkişi raporu alınmasını talep etti. Mahkeme heyeti, dosyanın geldiği aşama gereği yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını belirterek bu talepleri reddetti.
MAHKEME ERTELENDİ
Savcı duruşmada mütalaasını açıkladı. Sanıklardan Ersin Koparan, Şafak Sırrı Demirel ve Ahmet Aktaş hakkında ‘Bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne neden olmak’ suçundan ayrı ayrı 22,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilen mütalaada, diğer sanıkların bilinçli taksir suçundan beraati istendi.
Buna göre Yargıtay’ın bozduğu ana dava dosyasının 3 sanığına ceza istenirken, TTK’nin üst düzey yöneticilerinin yargılandığı birleştirilen dava sanığı 6 kişiye beraat talep edildi. Mahkeme, mütalaaya karşı avukatların savunma hazırlamaları için ertelendi.
]]>Beşiktaş’a iki ayrı konuda toplam 732 bin TL ceza verilirken, siyah-beyazlıların Fenerbahçe ile oynadığı derbide kırmızı kart gören Al Musrati 2 maç ceza aldı.
Al Musrati, Beşiktaş’ın Süper Lig’deki Çaykur Rizespor ve Alanyaspor maçlarında forma giyemeyecek. Libyalı orta saha oyuncusu kupadaki Ankaragücü rövanşında ise tercih edilmesi halinde sahada olabilecek.
Öte yandan Fenerbahçe’ye 112 bin, Galatasaray’a da 500 bin TL para cezası verildi.
TFF’DEN YAPILAN AÇIKLAMA
“Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun 02.05.2024 tarih ve 76 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar aşağıda belirtilmiştir.
1- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, 26.04.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KUZEY KALE ARKASI ALT TRİBÜN 110-111 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, sportif ekipman talimatına aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, zaman çizelgesine uygun hareket edilmemesinden dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
2- GALATASARAY A.Ş.’nin, 26.04.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 9. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 500.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN 201-202-234-235 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
3- FENERBAHÇE A.Ş.’nin, 27.04.2024 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta SPOR TOTO TRİBÜN SPOR TOTO B, C, D, E, F, L, M, N, MARATON ÜST TRİBÜN C, D, E, F, G, H, KUZEY TRİBÜNÜ D, E numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada FENERBAHÇE A.Ş.’nin, sportif ekipman talimatına aykırılık nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 27.04.2024 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 12. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 620.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN KUZEY G, H, N, O, F, P numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş. sporcusu ALMOATASEMBELLAH ALI MOHAMMED AL MUSRATI’nın, rakip takım sporcusuna yönelik ciddi faulü nedeniyle 2 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına,
5- SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, 28.04.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.–MONDİHOME KAYSERİSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, mensubunun ve taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.’nin, 28.04.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta KAPALI DENİZ TRİBÜN A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
7- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 28.04.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 7. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 380.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜNDE yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü sporcusu ATAKAN RIDVAN ÇANKAYA’nın, sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü doktoru MEHMET MESUT ÇELEBİ’nin, müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.”
]]>Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz “Genelde bu tarz uygulamalar, pazarlama amacıyla kayalık yapıyı yok etmek için ya da endemik ve koruma altındaki deniz canlılarını yok etmek için yapılıyor. Çünkü oradaki yosunların dipteki görüntüsü siyah. İnsanların ne olduğunu hoşlanmadığını düşünüyorlar ve böyle adımlar atıyorlar. Cezalar ise çok komik kalıyor, devede kulak” dedi.

Torba Mahallesi’nde bulunan Demir Koyu’nda Mesa Mesken tarafından inşa edilen, milyon dolarlık villaların bulunduğu tatil sitesinde sahildeki doğal yapıyı bozarak denizin içine kadar beyaz renkli maden tozu serilmesi görenleri isyan ettirdi.
İKAZ TUTANAĞI DÜZENLENDİ
Bodrum Belediyesi ekipleri hareket geçerek bölgede inceleme yaptı, tatil sitesine 106 bin TL para cezası vererek, serilen maden tozunun kaldırılmasını istedi. Bodrum Belediyesi ekipleri MESA Sitesi’ne sahile doğal olmayan malzeme dökmek ve çevre kirliliğine neden olmaktan, kabahatler kanunu 41/4 maddesi gereği en üst limitten cezai işlem uyguladı. Ayrıca kumun kaldırılması için işletmeye 2 gün süre verilerek, ikaz tutanağı düzenlendi, konu ile ilgili tutanak ilgili birim ve kurumlara sevk edildi.
Denize mermer tozu dökülmesinin ve pazarlama amacıyla denizin yapısının bozulmasının doğaya verdiği zararları anlatan Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz ”Burada denize ne döktüklerinden ziyade denize bir şey döküp dökemeyecekleri önemli. Ama bu döktükleri malzemelerin zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Bununla ilgili çalışmalar sürüyor” dedi.
GÖRÜNTÜ SİYAH OLDUĞU İÇİN YAPIYORLAR
Yılmazi şöyle devam etti:
– Genelde bu tarz uygulamalar, pazarlama amacıyla kayalık yapıyı yok etmek için ya da endemik ve koruma altındaki deniz canlılarını yok etmek için yapılıyor. Çünkü oradaki yosunların dipteki görüntüsü siyah. İnsanların ne olduğunu hoşlanmadığını düşünüyorlar ve böyle adımlar atıyorlar.

AKINTIYA KARŞI DUVAR ÖRÜYORLAR
Yılmaz, denize mermer tozu veya benzer madde dökenlerle ilçede 5 yıldır mücadele verdiklerini belirterek “Kum yeni gündem oldu ama yıllardır zaman zaman kimyasal dökerek, kireç dökerek zaman zaman iş makineleri ile deniz çayırları yok ediliyor. Deniz akıntılarını engellemek için beton duvarlar yapılıyor. Daha sonra da içine çeşitli malzemeler dolduruluyor. Şimdi olduğu gibi kumlarla da bu yapılıyor. Bu faaliyetler denizin doğal yapısını bozuyor” dedi.
“MALDİVLER’E BENZEMEYE ÇALIŞIRKEN…”
Yılmaz “Yanı sıra suların berrak olmasını engelliyor. Kıyı erozyonunu engelleyen doğal bariyerleri engelliyor. Bu faaliyetler önümüzdeki yıllarda kıyılarda çökmelere de neden olabilir. Karadeniz’in sahil yolları gibi. Nereden bakarsanız bakın her türlü zarar. Maldivlere benzemeye çalışırken bindikleri dalı kesiyorlar” ifadesini kullandı.

“CEZALAR CAYDIRICI OLMUYOR”
Verilen cezaların işletmeler için caydırıcı olmadığını belirten Yılmaz, ”Çevre Şehircilik Bakanlığı da belediye de ceza kesiyor. 106 bin TL ceza da caydırı değil. Ama kanunun en üst limiti bu. Bazı site ve oteller için bu cezalar yıldırıcı olmuyor. Doğaya zarar verseniz de, masmavi görünen deniz işletmenizin değerini yükseltiyor. Doğal olarak umursamıyorsunuz” dedi.
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
– Ayrıca bu kuruluşlar cezai yaptırımın dışında neden olduğu sorunu da düzeltmeli. Yani orada öyle bir şey yapıyorsa, işletmeye verilen zararı düzeltmeleri sağlanmalı. Bu işlerde lazım olan kepçelerin, iş araçlarının denizde kullanılması için Liman Başkanlığı’ndan izin verilmesi gerekir.
Tatil sitesinin çuvallarla getirdiği maden tozunun sahilde durduğu görüldü.
İddianamede Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi, diğer sanıkların da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları istendi.
Olaya ilişkin 11 sanıklı dava bugün Küçükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.
DİKKAT ÇEKEN ‘MESLEK’ CEVABI
Duruşmaya tutuklu sanıklar Sezgin, Engin ve Dilan Polat, bulunduğu cezaevinden getirildiler. Diğer sanıklar SEGBİS ile duruşmaya katıldı.
Dilan ve Engin Polat’ın kızı Nilda Polat, Engin Polat’ın kız kardeşi Kübra Uzun duruşmaya izleyici olarak katıldı. Taraf avukatları salonda hazır bulundu.Kimlik tespitinde Engin Polat, mesleğinin sorulması üzerine ‘Serbest meslek’ şeklinde cevap verdi. Mahkeme hakimi nasıl bir serbest meslek demesi üzerine Polat, ‘Kozmetik şirketlerim var’ dedi. Aylık gelirinin sorulması üzerine ise Engin Polat aylık 200 bin TL geliri olduğunu söyledi.
DİLAN POLAT GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
Dilan Polat Engin Polat’ın kimlik tespiti yapıldıktan sonra duruşma salonuna getirildi. Duruşmaya katılan Dilan Polat’ın beyaz tişört üstüne siyah bir takım giydiği görüldü. Dilan Polat salona girer girmez Engin Polat’la göz göze geldiği an gözyaşlarına boğuldu. Yan yana geldikleri an ise çift el ele tutuştu. Dilan Polat, Engin Polat’ın elini öptü birkaç dakika sonra ise Dilan Polat sandalyeye oturtuldu. Dilan Polat kızı Nilda’ya dokunmak istedi, ‘Kızım seni çok seviyorum’ dedi. Hakim temas etmenin yasak olduğunu söyledi. Dilan Polat’la aylık gelirinin 200 bin lira olduğunu söyledi.
“İŞ YERİNİN KURŞUNLANDIĞINI BASINDAN ÖĞRENDİM”
Hakim susma hakkını kullanabileceğini söyledi Dilan Polat savunma yapmak istediğini belirterek, “Ben Banu Parlak’ı tanırım kendisi 6 yıllık arkadaşım olur. Zaman zaman küsüp barıştığımız dönemler oluyordu. Kendisi güzellik merkezi açmadan önce her gün düzenli olarak görüşürdük. Merkezime gelip işlem yaptırırdı. İş yeri kurşunlanmadan 1 önce hafta önce benden işi için yardım ve destek istedi. Ben de yardım edebileceğimi söyledim. Daha sonra kendisinin haberlerde can güvenliği olmadığını bundan bizim sorumlu olduğumuza dair paylaşımlarını gördüm. Bu zamana kadar hiçbir sorunumuz yoktu. İşyerinin kurşunlandığını da basından ve sosyal medyadan öğrendim. Yargılandığımız kişileri de tanımıyorum. Hatta bu Daltonlar çetesi beni ve eşimi tehdit etmişti, bunlarla alakalı mesajlar da mevcut.” dedi.
“SENİN NAMUSUNU ELİNDEN ALACAĞIM”
Dilan Polat savunmasının devamında “Hatta Can Dalton ‘Senin namusunu elinden alacağım’ diye eşime tehdit mesajları yollamıştı. Bizi tehdit eden şahıslarla neden aynı dosyadayız bilmiyorum. Bizim Gürcistan ile hiçbir bağlantımız yok. Ben hamileyken bir kere gezmek için gitmiştim. Bir kere de Rize şubemizin açılışında çalışanlarımız avukatlarımızla hep birlikte gezmek için gitmiştik. Dosyada tanık olarak dinlenen Halil İbrahim Kalkan’ı tanımıyorum hayatımda hiç görmedim. Sadece şunu biliyorum. Eşimden kayınpederimden alacağı olduğunu söyleyerek tehdit ettiğini biliyorum. Ben sosyal medyada fazla ön planda olan biriyim. Maddi durumumuzun iyi olması dolayısıyla bizden haraç kesmek istediğini düşünüyorum. Hatta Pendik şubemize giderek bu şube benim tabelaları indirin demişliği bile vardır. Çalışanlarımı da tehdit etmiştir. Benim Banu Parlak ile bir husumetim yoktu. Neden böyle bir konuda beni ve ailemi hedef gösterdi anlayamıyorum. Dosyada aile üyelerim hariç hiç kimseyi tanımıyorum. O dönemde bana sosyal medya üzerinden iftiralar atılmaktaydı. Bana herkes bir saldırı halindeydi. Kafam çok karışıktı. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi istiyorum. İddianamede bahsedilen videonun direkt bir muhattabı yoktu. Genel olarak paylaşmıştım” dedi.
“YALANA VE İFTİRAYA UĞRADIK”
Engin Polat ise, “Banu Parlak’ı tanımam samimiyetim yoktu. Sadece eşimin arkadaşı olarak bilirim. Bir gün sosyal medyada kendisinin ‘Benim başıma bir şey gelirse bizden kaynaklandığını’ söylemişti. Ben de eşime ‘Bu senin arkadaşın değil mi ara sor’ dedim. Oda bana ‘Görüşmeyeceğim’ dedi. Daha sonra ben Banu Parlak’ın ifadesinde gördüm karım kendisini iyi niyetlerle aramış. Kurşunlanma olayında bir etkim yoktur. O dönemde kara para aklamayla ilgili iddialar vardı. Bunların yalan olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz. Yalancı tanık Halil İbrahim Kalkan’ı hiç tanımam kendisi şubeleri arayıp benimle ve babamla görüşmek istediğini söyleyip tehdit ediyormuş. ‘Bu tabelaları kaldırın, artık buralarda Dilan Polat yazmayacak. Ben buralara çöktüm’ diyormuş. Biz ciddiye almadık ancak bir gün silahlı arkadaşlarıyla Pendik şubemize giderek çalışanları tehdit etmiş. Babama ‘Bu böyle olmayacak gidip şikayet edelim’ dedim. Gayrettepe Asayiş Şube’ye giderek şikayetçi olduk.” dedi.
Polat, “Şikayetlerimiz sonucunda bu şahıs ceza aldı. Kendisi bizim ona borcumuz olduğundan aradığını söyleyip kılıf uydurmuş. Daha sonra bu yalanına Banu Parlak yalanını da eklemiş. Biz güya Banu Parlak’ın vurulmasını istemişiz bunun karşılığında 2 milyon lira verecekmişiz. Gürcistan’da hiçbir bağlantım yoktur. Ben Gürcistan’dan herhangi birini bir kez bile aramamışımdır. Biz 4.5 sene evvel 6 aile bungalov tatiline gitmiştik. O da günübirlikti. Rize şubemizin açılışı için 40- 50 arkadaş İstanbul’dan gittik. Yine oradan Gürcistan’a kulübe gitmiştik. Eşimin haberi de yoktu ondan da özür dilerim. Ben Daltonlar’dan kimseyi tanımıyorum. Ben bu çetenin liderinin Can Dalton olduğunu gazeteden öğrendim. Bu kişi bizi daha önce tehdit etmişti. Banu Parlak’ın işyeri kurşunlandılar, sonra benim dükkanım 3 kez kurşunlandı. Bizim işyerimizi kurşunlayanlar da bunlardır. Bu yüzden ‘Şerefsizler’ diye video atmıştım. O da bana cevaben ‘Bundan sonraki mermi sana, şerefsizi göreceksin’ şeklinde bir paylaşım yapmıştı. Yalana ve iftiraya uğradık. Ticari ve şahsi kişiliğimiz zarar gördü. 6 aydır da boş yere tutukluyuz. Bu olaydan dolayı iftiralara uğradık, en büyük mağdur biziz beraatimi talep ediyorum. Ben ve ailemde en ufacık bir delil bulunursa her türlü cezaya razıyım” ifadelerini kullandı.
Müşteki avukatının sorusu üzerine Engin Polat “Emirhan Döner diye birini tanımıyorum böyle biriyle görüşmedim. Fatih Gezer benim çocukluk arkadaşımdır. Cezaevinden beni aradı. Medyada dükkanımızın kurşunlandığını görmüş. Bana kendi çabasıyla yardımcı olmaya çalıştı şunu tanıyorum bunu tanıyorum diye ama konuşmada Daltonlar çetesi adı geçmedi” dedi.
“BANU PARLAK’I BURADA GÖRDÜM; HİÇBİR BAĞLANTIM YOK”
Engin Polat’ın babası Sezgin Polat ise, “2017 yılında Halil İbrahim Kalkan diye bir adam bana 500 bin lira borç vermiş. Ben bu şahsı görmedim. 10 yıldır beni tanıyormuş. Ben bu şahsı hiç tanımıyorum. Kendisi benden bir kuruş borç alamaz. Sonra iş yerlerini aramaya başladı. Oğlum ‘Baba kim bu?’ dedi beni tehdit ediyordu. Ankara’ya kadar aramaya başladı. Baktık ki olacak gibi değil bizde polise gittik. Olaydan sonra bu şahsın gözaltına alındığını öğrendik. Sonra konu Banu Parlak’a kadar geldi. Ben Banu Parlak’ı şimdi burada gördüm. Hiçbir bağlantım yok. Bu tamamen bize atılan bir iftiradır. Banu Hanımın iş yerinin kurşunlanmasıyla ilgim alakam yok. Sanık ona borcum olduğunu söylemiş. Keşke borç para alsaydım da ödeyip kurtulsaydım.” şeklinde konuştu.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede Dilan Polat ile müşteki Banu Parlak arasında husumet bulunduğu belirtildi.
Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda “Tedbir kararının anasını göreceksin, iftiranın danasını göreceksin. Bitti bitti. Sana bu prim fazla bile. Sana daha ne mesajlarım var sıra sıra” şeklinde yaptığı açıklamayla Parlak’a tehdit mesajı gönderdiğine yer verildi. Bu mesajdan kısa bir süre sonra Sezgin, Engin ve Dilan Polat’ın ortak kararıyla, Engin Polat, Banu Parlak’ın işyerine tehdit amaçlı silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan ülkesindeki bağlantılarıyla kamuoyunda “Daltonlar çetesi” olarak bilinen suç örgütünün firari yöneticilerinden olan Beratcan ve kardeşi Batın Can Gökdemir ile irtibat kurduğu kaydedildi. İddianamede şüpheliler Barış Boyun, Beratcan Gökdemir ve Batin Can Gökdemir’in hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, belirtildi. Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in ‘Silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapsi istendi.
Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ise ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Ayrıca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaları istendi. Diğer 5 sanığın da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.
]]>Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Merkezefendi ilçesi Yenişehir Mahallesi’nde 29 Temmuz 2013’te yaşanan olayla ilgili Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince onanan karara ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
“ÇOCUKLARIN BEYANINA İTİBAR EDİLMELİ”
Temyiz talebini kabul eden ve hükmün bozulmasına oy birliğiyle karar veren Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kararında sanık ve avukatının, çocukların yaşları itibarıyla cinsel ayrıntıları bilemeyeceği gerekçesiyle ifadelerinin uydurma olduğu yönündeki savunmalarına itibar edilemeyeceğini, aksine çocukların beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini belirtti.
Çocukların yaşları gereği kendi rızalarıyla sanığın evine gitmek istemelerinden söz edilemeyeceğinin bildirildiği kararda, “Sanığın oyun oynama bahanesiyle mağdurları cinsel amaçla evine götürmek şeklindeki eyleminin cebir, tehdit veya hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu da oluşturduğu” ifadesine yer verildi.
Daire, yeniden yargılama yapılmak üzere bozma kararının ilgili mahkemeye gönderilmesini kararlaştırdı. Dava, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nde 9 Mayıs’ta yeniden görülecek.
CEZA ALDI, TUTUKLANMADI
Mağdurların avukatı Fersu Ege Kandemir, Yargıtay’ın kararının hukuka ve adalete olan inançlarını tazelediğini, davanın gelecek celsede sonuçlanmasını beklediklerini ifade etti.
Sanığın tutuklandıktan yaklaşık 6 ay sonra tahliye edildiğini, ceza aldığı duruşmada da tutuklanmadığını kaydeden Kandemir, şöyle konuştu:
– 2 küçük çocuğa insanlığımızdan utanacağımız eylemleri gerçekleştiren bu şahıs, 6 ayı bile doldurmadan sessiz sedasız tahliye ediliyor. Mağdur çocuklar o zaman yaşadıkları fiziksel ve zihinsel travmaları hala atlatabilmiş değil.
– Sanığın 22 yıl 6 ay hapis cezası aldığı duruşmada da tutuklanması talep edilmedi. Davanın başka celselere taşınma durumu olursa sanığın tutuklanmasını talep edeceğiz. Artık dışarıda elini kolunu sallayarak gezdiği günler bitti.
NE OLMUŞTU?
Merkezefendi ilçesi Yenişehir Mahallesi’nde 29 Temmuz 2013’te o dönemde 4 yaşında olan kız ve erkek çocuğunun aileleri, komşuları M.O’nun (32) çocuklarına cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, gözaltına alınan M.O. tutuklanmıştı.
Cumhuriyet savcısı iddianamede M.O’nun, “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından 2 çocuk için toplamda 60 yıla kadar cezalandırılmasını istemişti.
Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava sürecinde sanık, 2014’te görülen 5. duruşmada tahliye edilmişti. Sanık, savunmasında çocukların eve kendi istekleriyle geldiğini iddia ederek, beraatını istemişti.
Savcı, mütalaasında çocukların ifadeleri ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlar ve deliller göz önünde alınarak suçları işlediğinin sabit görülmesi ve iddianamede belirtilen suçlardan cezalandırılmasını talep etmişti.
Mahkeme heyeti, Temmuz 2017’de verdiği kararla sanık M.O’ya “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan toplamda 22 yıl 6 ay hapis cezası vermiş, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ise beraatına hükmetmişti.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi cezayı onamış ve dosya Yargıtay’a taşınmıştı.
]]>
Adana’da yaşayan Safiye Gökçe Yüce, yaklaşık 6 yıl önce eşi Oğuzhan Yüce’nin (49) bir jeotermal enerji santralinde elektrik mühendisi olarak göreve başlaması üzerine Aydın’a taşındı. Burada eşiyle birlikte taşeron şirket kuran Safiye Gökçe Yüce, JES şirketlerine işçi bulmaya başladı. Bu sırada Aydın Devlet Hastanesi’ne sağlık kontrolüne giden Yüce, iddiaya göre tanıştığı bir doktora kendisini, ‘ekonomist-broker’ olarak tanıttı. Doktora yatırımını kripto para birimi Bitcoin’e yapmasını söyledi. İkna olan doktordan adına Bitcoin almak üzere para aldı. Bir süre sonra kar payı verdiği doktora, kendisine yeni müşteriler bulmasını, bunun üzerinden de kar payı ödeyeceğini vadetti. Böylelikle saadet zinciri benzeri bir yapı oluşturan Yüce, kısa sürede hemşireden, polise kadar çok sayıda meslek grubundan 40 kişiye ulaştı.
TELEFONLARI AÇMAYINCA DOLANDIRILDIKLARINI ANLADILAR
Safiye Gökçe Yüce, Bitcoin almak için para topladığı bu kişilere 2 yıl boyunca kar payı ödedi. Para aldığı kişilere, kurdukları şirketin arkasında JES firması bulunduğunu, yeğeninin ise Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) görevli olduğunu söyleyen Yüce, 23 Ağustos 2019 tarihinde ortadan kayboldu. Safiye Gökçe Yüce’nin, telefonlarını açmaması üzerine dolandırıldıklarını anlayan mağdurlardan 27’si, avukatları aracılığıyla Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Şikayetler üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Safiye Gökçe Yüce’nin hesapları incelemeye alındı. Kripto para hesaplarında toplam 8 bin 300 Bitcoin olduğu ve bu sayının giderek arttığı belirlendi. Safiye Gökçe Yüce’nin birlikte hareket ettiği kişilerle web sitesi kurduğu, buradan da bazı kişileri ağına düşürdüğü, bir süre sonra da siteyi kapatıp, ortadan kaybolduğu anlaşıldı. Yüce’nin Aydın’da 40 kişiyi yaklaşık 30 milyon TL dolandırdığı belirlendi.
OTOYOL GİŞELERİNDE YAKALANDI
Safiye Gökçe Yüce her yerde aranırken bir ihbar, Bursa polisini harekete geçirdi. İhbar üzerine Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Gebze-Orhangazi-İzmir kara yolu Bursa gişelerinde 8 Kasım 2019 saat 03.00 sıralarında araçla giriş yapan Safiye Gökçe Yüce´yi, durdurup, gözaltına aldı. İşlemlerinin ardından Aydın’a getirilen Yüce, tutuklandı. Yüce 4 ay cezaevinde kaldıktan sonra 10 Mart 2020’de yurt dışına çıkış yasağı konularak elektronik kelepçeyle serbest bırakıldı. 1 yıl sonra elektronik kelepçe çıkarıldı. Safiye Gökçe Yüce ve eşi Oğuzhan Yüce hakkında dolandırıcılık suçundan 27 kez ayrı ayrı 1 yıldan 5 yıla kadar toplam 135’er yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
HER MAĞDUR İÇİN 3 ER YIL CEZA VERİLDİ
Geçen yıl 3 Ekim’de, Aydın 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında Safiye Gökçe Yüce, 27 mağdurun her biri için 3’er yıl olmak üzere toplamda 81 yıl hapis cezası ile toplam 394 bin 300 TL para cezasına çarptırırken, eşi Oğuzhan Yüce’nin ise beraatine karar verildi.
ÜST MAHKEME KARARI BOZDU
Safiye Gökçe Yüce avukatları aracılığıyla istinaf mahkemesine itirazda bulundu. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13’üncü Ceza Dairesi, 23 Kasım’da toplanıp, itirazı değerlendirdi. Ceza Dairesi, Safiye Gökçe Yüce’nin mahkemede var olan şüpheyi ortadan kaldıracak ve cezalandırılması yönünde tam bir vicdani kanaat oluşturacak kesin, somut ve inandırıcı delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı kanaatiyle ‘şüpheden sanık yararlanır’ evrensel ilkesi de dikkate alınarak hükmün bozulmasına karar verip, dosyayı yerel mahkemeye iade etti. Ceza Dairesi ayrıca Yüce’nin tahliyesine de karar verdi. Mağdurlar, Ceza Dairesi’nin kararına tepki gösterip, itiraz etti.
‘TEFECİLİK SUÇUNU İŞLEMİŞLERDİR’
Yüce çiftinin Aydın 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmasına dün başlandı. Duruşmaya Safiye Gökçe Yüce ve eşi Oğuzhan Yüce, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, tarafların avukatları salondaki yerini aldı. Yeniden yargılanmasına başlanılan Safiye Gökçe Yüce mahkemede, “Bozma ilamında aleyhe olan hususları kabul etmiyorum. Gelen müzekkere cevaplarına bir diyeceğim yoktur. Önceki savunmamı aynen tekrar ederim. Hiç kimseye bilerek ve isteyerek kasten zarar vermedim” dedi.
Sanık avukatlarından Coşkun Karakuş ise söz alarak, “Mağdurlar, müvekkilimin almış olduğu paranın en az yüzde 15 kar ederek kendisine geri ödeneceğinden bahsetmiştir. Bu husus bizim katılanlar hakkında tefecilik suçunu işlediklerinden bahisle suç duyurusunda bulunmamızı doğrulamıştır. Katılanlar verdikleri paraları komisyon alacak şekilde müvekkilden tahsil etmeye çalışarak tefecilik suçunu işlemişlerdir” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, iki kripto para borsasından gönderilen cevapların ve dosyanın bilirkişi heyetine tevdii ile bozma ilamı doğrultusunda yeniden rapor düzenlenmesinin istenmesine karar vererek duruşmanın 3 Temmuz günü devam edilmesine karar verdi.
]]>AYM, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Kanunu’nun 54’üncü maddesinde kınama – disiplin cezasını gerektiren haller arasında sayılan “Yükseköğretim kurumu içinde izinsiz olarak bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak” hükmünü Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
AYM’nin kararının gerekçesi bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM kararının gerekçesinde bu hükmün öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama getirdiği ve bunların sıkı bir oto sansüre yol açabileceği vurgusu yapıldı.
AYM, YÖK Kanunu’nda “suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına faaliyette bulunmak veya örgüte yardım etmek” eylemini üniversiteden atılma nedeni olarak sayan maddeyi de iptal etmiş oldu. AYM kararının gerekçesinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan öğrencilerin eylemlerinden dolayı üniversiteden atılamayacağı belirtildi.
AYM kararının gerekçesinde şu değerlendirmelere yer verildi:
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK SINIRLAMA”
Dava konusu kural, yükseköğretim kurumu içinde bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak şeklindeki faaliyetlerin izinsiz yapılması halinde kınama cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu itibarla kuralın öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama niteliği taşıdığı açıktır. İfade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
“OTO SANSÜR SONUCUNU DOĞURUR”
Düşüncenin, henüz ifade edilmeden önceden izne bağlanması, denetlenmesi veya tümden yasaklanması, idarenin denetiminden geçirilmeksizin, izni alınmaksızın açıklanan düşüncelerin yaptırıma tabi tutulması suretiyle kategorik olarak engellenmesi, ifade özgürlüğüne yönelik ağır sınırlama örnekleridir. Bu tür sınırlamalar, kişi ve grupların düşüncelerini açıklamadan önce sıkı bir oto sansüre tabi tutmaları sonucunu doğurur.
Kişilerin dikkat çekme, kamuoyu oluşturma gibi amaçlarla bildiri dağıtma, afiş veya pankart asma benzeri eylemleri tercih etmelerinin, bu tür yöntemlerin daha az külfetle daha çarpıcı biçimde geniş kitlelere ulaşmalarına imkan tanıması bakımdan önemli olduğu şüphesizdir.
“DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREKLERİNE UYGUN DEĞİL”
Bu tür materyallerin asılmasına, dağıtılmasında şekli veya maddi anlamda herhangi bir sınır öngörülmeksizin izin şartı getirilerek bu hususun disiplin yaptırımına bağlanması ifade özgürlüğünün kategorik olarak sınırlandırılması sonucunu doğurur niteliktedir.
Bu itibarla bildiri dağıtmak veya pankart veya afiş asmak gibi eylemlerin doğurabileceği zararların önüne geçmenin daha uygun ve hafif yöntemlerle sağlanması mümkündür.
Bu bağlamda yükseköğretim kurumlarında ifade özgürlüğünün kullanılmasının, Anayasa’da öngörülen güvencelerine uygun şekilde kolaylaştırılması yerine, alanının oldukça dar bir çerçeveye sıkıştırılmasına neden olan kuralın, demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmediği açıktır.
Bu bağlamda, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin izin alınmadan gerçekleştirilmesini kategorik olarak disiplin yaptırımına tabi tutmak suretiyle sınırlamanın anılan hak bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
“ANAYASA’DA İZİN GEREKMEDİĞİ AÇIKÇA İFADE EDİLMİŞTİR”
Kural, yükseköğretim kurumuna ait kapalı veya açık mahallerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemeyi yükseköğretim kurumundan bir haftadan bir aya kadar uzaklaştırma disiplin cezasına bağlamıştır. Bu itibarla kural yüksek öğretim öğrencilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını sınırlamaktadır.
Anayasa’nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, ‘Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir’ denilmek suretiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin önceden izin alma şartına tabi tutulamayacağı hususu bu hakka ilişkin Anayasa’nın 34. maddesiyle getirilen ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenlere ek bir güvence mahiyeti taşımaktadır.
Kuralla, toplantıların ve gösteri yürüyüşlerinin, yükseköğretim kurumlarının kapalı veya açık alanlarında nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş, toplantı yapmak izin alma şartına bağlanmış, izin almaksızın yapılan toplantıların yükseköğretim kurumundan uzaklaştırma cezasıyla cezalandırılması hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla Anayasa’nın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından özel olarak öngördüğü güvenceyi dikkate almayan kuralın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
“MASUMİYET KARİNESİNE AYKIRI”
Dava konusu kural, suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına faaliyette bulunmak veya örgüte yardım etmek eylemlerini gerçekleştirdiği iddia edilen öğrencinin, bu hususta kesinleşmiş bir mahkeme kararı aranmaksızın disiplin cezası ile cezalandırılacağını hüküm altına almaktadır.
Kural kapsamındaki eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen öğrenciler hakkında 2547 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yürütülecek disiplin soruşturması süreci tamamlanarak disiplin cezası vermeye yetkili idari mercilerce, söz konusu eylemlerin gerçekleştiğine ilişkin tespit üzerine öğrencinin yükseköğretim kurumundan çıkarılmasına karar verebilecektir.
İdare tarafından tespiti yapılması öngörülen fiillerin mevzuatta suç olarak düzenlendiği ve ceza yargılamasının konusunu oluşturduğu görülmektedir. Bu itibarla kural uyarınca disiplin cezası verilecek kişinin suçları işleyip işlemediği bir mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda verilecek kesin hükümle değil, bir idari işlemle tespit edilmektedir.
Nitekim suç ve cezayı düzenleyen hükümlere aykırı bir fiili tespit etmek, suç işlendiğini tespit etmek ve faili suçlu saymak anlamını taşımaktadır.
Dolayısıyla yükseköğretim kurumundan çıkarma şeklindeki sınırlama tek başına Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında bir ceza olarak nitelendirilemeyecekse de bu tedbirin henüz kişi hakkında suç işlediğine dair kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın kişinin o suça ilişkin eyleminin tespit edilerek uygulanmasının masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği kanaatine varılmıştır.”
]]>Davanın dünkü duruşmasında sanıklardan Ali Dönmez, Barış Kurt, Ali Şallı, Arif Buğra Meşen, Cemil Kumaşcıoğlu Emir Akyol, Ersoy Yahya ve Ferit Çelik de suç örgütüne üye olmadıklarını ve suçsuz olduklarını savunarak, beraat talebinde bulunmuştu.

GÖZALTINDA İŞKENCE İDDİASI
Kaplan, bugünkü duruşmada, “Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” diyerek savunmasına başladı. Sanık Kaplan, “Kaçarken yakalandığım söylendi. Kaçacak insan iki gün önce tarifeli uçak bileti alır mı, geri zekalı mı? Kaçacak adam kendi pasaportu, kendi arabasıyla gider mi?” dedi. Gözaltına alındığı sırada yere yatırılmasının da tamamen şov amaçlı olduğunu ileri süren Kaplan, gözaltı sürecinde polislerin kendisine işkence yaptığını öne sürdü ve “Gelen giden polis ‘Lan sen misin Bora Kaplan?’ diye tekme attı” iddiasında bulundu.

“DEVLET GÖREVLİLERİNİ SUÇLAMAMI BEKLİYORLAR”
Mahkeme Başkanı’nın, ”TRT’ye gittiğinizde nereden buldunuz uzun namlulu silahları?” sorusuna Kaplan, ”Devlet görevlilerini suçlamamı bekliyorlar. Ben bu sorunun cevabını burada veremem. Özel size söyleyebilirim. Çünkü hemen internete düşüyor burada söylediklerim. Bunun için de önlem almanız gerek” yanıtını verdi.
“AĞZINDA HASTALIK VARMIŞ”
Erkan Doğan’ı alıkoyarak iki gün boyunca şiddet uygulamadığını öne süren Kaplan, “Bu adamı günlerce eziyet etme gibi bir durum olamaz. Doktor dahi çekse dişlerini kan kaybından ölür adam. O kadar işkence gördüyse nasıl iple sarkıtarak aşağı inip kaçıyor? Adamda zaten hastalık varmış. Bir tokat vurulduğunda dişleri dökülecek bir hastalığı varmış. Biz fazla ceza alalım diye o kadar abartmış ki ifadesini inandırıcılığını yitirmiş. Bu suçlamaları asla kabul etmiyorum” dedi.
“MAHFUZ TATAR’I TANIMAM”
Ardından Mahfuz Tatar cinayetine dair savunma yapan Kaplan, “Ben tanımam etmem, şaşkınlık içerisindeyim. Onca emek verdiğim, masraf verdiğim eğlence mekanı Tren’in açılışının ikinci gününde 29 Eylül’de yaşanmıştır bu olay. Açılıştan bir gün sonra yorulduğum için gelmeyeceğim dedim. Konserin olduğu gün evime gittim, yattım dinlendim. Mahfuz Tatar’ın geldiğinden haberim yoktur. Ben kapıda karşılama değilim ki her geleni göreyim. İçerisi de loştur benim dışarıyı görme imkanım yoktur. 2-3 mekan gezdikten sonra gelmişler Mahfuz Tatarlar zaten geldiklerinde alkollülermiş” diye konuştu.
“TELEFONUMU UMUT ÇABUK’A BIRAKIRIM GENELDE”
Telefonunu genelde Umut Çabuk isimli kişiye bıraktığını ifade eden Kaplan, “Önemli günlerde telefonumu. Cinayet öncesinde de Umut Çabuk ile birlikte telefonumun baz verdiğimi göreceksiniz. İnsanlar da millete hava atmak için sürekli beni arıyor ‘dur o mekanın sahibi benim tanıdığım’ diyerek. Öte yandan ben konserin önemli yerlerinde eşime dostuma yer arıyorum bazen de çatışma çıkıyordu bu yüzden. Ben de telefonumu bu yüzden Umut Çabuk’a bırakıyordum” dedi.
“MAHFUZ’UN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ GECE BEN ORDA DEĞİLDİM”
“Mahfuz öldürüldüğü gece ben orada değildim” diyen Kaplan, “Ama orada gördüğünü söyleyen tanık var?” sorusunu soran Mahkeme Başkanı’na “Onunla ilgili de konuşacağım” dedi. “Daha önce neden telefonunun Umut Çabuk’ta olduğunu hiç söylemedin?” diye soran Mahkeme heyeti başkanına “Neden söyleyeyim ki efendim ben desem Umut Çabuk hakkında da pek çok şey söylenecekti. Küfürleşmeden kaynaklı meydana gelen olayı benim üstüme yıkmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Ayhan Bora Kaplan ve 5 örgüt yöneticisi hakkında ”suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, ”kasten adam öldürme”, ”nitelikli kasten adam öldürme”, ‘kasten yaralama”, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, ”nitelikli yağma”, ”eziyet’, ”suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, ”suç üstlenme” ve ”suçluyu kayırma” suçlarından 1’i ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ve 169 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi. Diğer 55 sanık için de çeşitli sürelerde hapis cezası talep edildi.
]]>Bir kişinin yüzünü başka bir kişinin yüzüyle değiştirmek için yapay zeka yardımıyla oluşturulan dijital görüntü veya videolara verilen deepfake içerikler son dönemde özellikle genç kadınları mağdur ediyor. Son dönemde başta ünlü şarkıcı ve oyuncular olmak üzere birçok kadının yüzü pornografik içeriklerde kullanılıyor ve bu şekilde sosyal medya üzerinden yayılıyor. Son yıllarda çoğu kadın olan ünlülerin ya da tanınmış kişilerin yüzlerini pornografik filmlere eklemek için bu teknolojinin kullanımı giderek artmış ve bu durum uluslararası kamuoyunda gündem olmuştu.
Yasa tasarısı ile birlikte cinsel içerikli deepfake üretenlere ceza verilmesi öngörülüyor. Bu işlemin cezai bir suç haline geleceği belirtilirken yasaya göre, bir yetişkinin rızası olmadan müstehcen görüntülerini oluşturan herkes sabıka kaydı ve para cezasıyla karşı karşıya kalacak.
Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bu yasanın, görüntüyü oluşturan kişinin görüntüyü paylaşma niyetinde olup olmadığına bakılmaksızın uygulanacağı belirtildi. Oluşturulan görüntü daha sonra daha geniş çapta paylaşılırsa, bu kişilerin hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceği de belirtildi.

Geçen yıl İngiltere’de kabul edilen Çevrimiçi Güvenlik Yasası kapsamında deepfake paylaşımı yasadışı hale getirilmişti.
Adalet Bakanlığı’nın açıklamasına göre, yeni yasa, bir kişinin cinsel içerikli bir deepfake oluşturmasını suç haline getirecek – bunu paylaşma niyeti olmasa bile, “yalnızca kurbanı alarma geçirmek, aşağılamak veya sıkıntıya sokmak istese bile” ceza verilecek.
Adalet Bakanlığı, yasa yetişkinlerin görüntüleri için geçerli olacağını, çünkü görüntünün bir çocuğa ait olduğu durumlarda yasanın zaten bu davranışı kapsadığını duyurdu.
Söz konusu yasa tasarısı şu anda Parlamento’da görüşülmekte olan Ceza Adaleti Yasa Tasarısında bir değişiklik olarak sunulacak.
“ÇOK NET BİR MESAJ VERECEK”
Mağdurların Korunmasından Sorumlu Bakan Laura Farris yeni yasanın “bu tür materyallerin üretilmesinin ahlak dışı, çoğu zaman kadın düşmanı ve suç olduğuna dair çok net bir mesaj” göndereceğini söyledi.

İngiliz manken Beech, yüzünün cinsel içerikli görüntülerde kullanıldığını söyleyerek çok büyük tepki göstermişti.
Farris, “Deepfake cinsel görüntülerin yaratılması aşağılıktır ve görüntünün paylaşılıp paylaşılmadığına bakılmaksızın tamamen kabul edilemez. Bu, bazı insanların başkalarını – özellikle de kadınları – aşağılamak ve insanlıktan çıkarmak için başvurdukları yolların bir başka örneğidir. Ve bu materyalin daha geniş çapta paylaşılması halinde feci sonuçlara yol açma kapasitesine sahiptir. Hükümet buna müsamaha göstermeyecektir” dedi.
Bu konu bir süredir İngiltere gündemine damga vurdu… Ülkede yayınlanan en popüler yarışma programlarından Love Island’da yarışan Cally Jane Beech, kendi yüzünün pornografik içeriklerde kullanıldığını açıklayarak bu duruma tepki göstermiş ve konuyu gündeme taşımıştı.
Beech, yasa ile ilgili olarak, “Kadınları daha iyi korumak için deepfake’lerle ilgili yasaların daha da güçlendirilmesinde büyük bir adım. Katlandığım şey utanç ya da rahatsızlığın ötesine geçti” dedi. Beech, “Çok sayıda kadının mahremiyeti, onuru ve kimliği kötü niyetli kişiler tarafından bu şekilde tehlikeye atılmaya devam ediyor ve buna bir son verilmeli. Bunu yapan kişilerin sorumlu tutulması gerekiyor” dedi.
]]>Sanık Hasan Fakıoğlu’nun ‘tartışma sırasında kazayla tabanca patladı’ savunmalarının doğru olmadığı belirtilen kararda “Sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir” denildi. Baba Mesut Çolakoğlu da karar itiraz dilekçesi vererek sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almasını talep etti.
BAŞINDAN VE GÖĞSÜNDEN VURDU
Eskişehir’de erkek kuaförü Hasan Fakıoğlu, 17 Aralık 2022’de 4 ay önce ayrıldığı Ayşenur Çolakoğlu ile Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’taki evine geldi. Hasan Fakıoğlu, burada çıkan tartışmada kadın kuaförü olan Ayşenur Çolakoğlu’nu tabancayla başına ve göğsüne 4 el ateş ederek vurdu. Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Çolakoğlu, kurtarılamadı. Polis tarafından gözaltına alınan Hasan Fakıoğlu, adliyeye sevki sırasında, “Beni aldattığını düşündüm, kazayla öldü” dedi.

Fakıoğlu tutuklanırken, evde bulunan arkadaşı Muhammet Ali F. (21) adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
İYİ HAL İNDİRİMİ UYGULANDI
Eskişehir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 29 Şubat’taki karar duruşmasında, Hasan Fakıoğlu, ‘kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi ile müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Fakıoğlu ayrıca ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezası aldı. Cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti.
KAZA DEĞİL CİNAYET
Eskişehir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, davanın kararına ilişkin gerekçeli kararını açıkladı. 30 sayfalık gerekçeli kararda olay detaylı olarak anlatıldı. Sanık Hasan Fakıoğlu’nun ‘tartışma sırasında kazayla tabanca patladı’ ifadelerine yer verilen gerekçeli kararda, “Eskişehir Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda, Ayşenur’un vücuduna 4 silah mermisi isabet ettiği belirtilmiştir. Her birinin tek başına ölüm meydana getirir nitelikte olduğu, sanığın maktulü kazara öldürdüğüne ilişkin savunmalarının aksine olarak maktulü öldürme amacıyla kasıtlı olarak birden fazla kez ateş ettiğini ortaya koyduğu anlaşılmakla, sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir” denildi.

Gerekçeli kararda sanık Hasan Fakıoğlu’nun cinayeti tasarlayarak işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı ve suçun yasal unsurların somut olayda gerçekleştiğine dair yeterli delil bulunmadığı kaydedildi. Ayrıca sanığa verilen iyi hal için ise mahkeme cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerinin nazara alındığı ifade edildi.
BABA İTİRAZ ETTİ
Ayşenur’un babası Mesut Çolakoğlu ise mahkemenin gerekçeli kararı açıklamasının ardından istinaf başvurusunda bulunarak itiraz dilekçesi verdi. Sanık Hasan Fakıoğlu’nun aldığı takdir indiriminin iki kat acıya sebep olduğunu ifade eden Çolakoğlu, şunları söyledi:
– Kızım Ayşenur’a 4 mermi isabet etmiş olup yüzüne isabet eden mermiler nedeniyle kızımın güzel yüzü tanınmaz hale gelmiştir. Kızımı, canımı o şekilde teşhis ettikten sonra sanığın bu asılsız savunmalarıyla mahkemece takdiri indirim uygulanarak adeta ödüllendirilmesi bir baba olarak canımı iki kat fazla acıtmaktadır.
– Yargılama boyunca asılsız iddialar ve çelişkili beyanlarıyla hiçbir şekilde pişmanlık göstermeyen, kızımı tanınmaz hale getiren sanık hakkında takdiri indirim uygulanması kabul edilemez.

“ADALETİN TECELLİ ETTİĞİNİ GÖRMEK İSTİYORUM”
Kızının öldürüldüğü gün kuaförlük sınavına girdiğini ve bu konuda çok hayali olduğunu anlatan Mesut Çolakoğlu, dilekçesine şunları yazdı:
– Başarılı bir kuaför olma yolunda emin adımlarla ilerleyen, birlikte gerçekleştirmeyi umduğumuz nice hayalimiz olan gencecik kızımın canını hayatının baharında tasarlayarak, canice alan sanığın herhangi bir indirim uygulanmaksızın en üst hadden cezalandırılmasını talep ediyorum.
– Hayatımızı alt üst eden bu eylem nedeniyle adaletin bir nebze olsun tecelli ettiğini, sanığın hak ettiği cezayı aldıkları görmeyi umuyorum. Kızının adını yaşatmaya çalışa ve başka babaların canı yanması gencecik hayatların ışı sönmesin isteyen bir baba olarak yaşadıklarımı kısaca arz eder, sanık hakkında hak ettiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına verilmesini talep ederim.
]]>Salifov’un adamlarının karşı ateş açmasıyla yaralanan Khagan Zeynalov, otelden çıkıp kendisini bekleyen Amir Hamidli’nin kullandığı kiralık otomobille kaçtı. İhbarla olay yerine gelen sağlık ekibinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye götürülen Salifov, yaşamını yitirdi.

‘KASTEN ÖLDÜRME’ SUÇUNDAN TUTUKLANDILAR
Antalya İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin araştırmasında, şüphelilerin kaçtığı otomobilin Denizli’de olduğu tespit edildi. Şüpheliler Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli, Denizli polisinin yol uygulamasında yakalandı. Otomobildeki aramada şüphelilerle birlikte tabanca ve bıçak ele geçirildi. Gözaltına alınan şüphelilerden Khagan Zeynalov yaralı olduğu için hastaneye götürülüp tedavi ettirildi. Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen şüpheliler, işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları sulh ceza hakimliği tarafından ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.
ROVSHAN CANIYEV CİNAYETİNİN İNTİKAMI
Olayda öldürülen Nadir Salifov’un, ‘Lotu Guli’ lakabıyla tanınan Azerbaycanlı silahlı suç örgütü lideri olması ve cinayetin organize şekilde örgütlü işlenmiş olabileceğini değerlendiren Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, dosyanın ‘yetkisizlik’ kararıyla kendilerine gönderilmesini istedi. Bu taleple dosya, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı araştırmada, olayın 18 Ağustos 2016’da Beşiktaş’ta öldürülen ‘Lenkaranski’ lakaplı Rovshan Canıyev cinayetinin intikamını almak amacıyla işlendiği belirlendi.
Azerbaycan uyruklu Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli ile Ali Movlamlı, Cemal Hasanov (31), Jafar Alizada (41), Khanımnisa Mammadova (34), Namiq Janiyev (52), Resul Gasanov, Umid Najafov (34), Cemil Keleş (47), Erkan Aşan (37) ve avukat N.A.’nın (54) olayla ilgili olduğu değerlendirmesiyle İstanbul ve Erzurum’da operasyonlar düzenlendi.
Operasyonlarda Ali Movlamlı, Resul Gasanov, Umid Najafov, Cemil Keleş, Erkan Aşan ve avukat N.A. gözaltına alındı. Avukat N.A. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, diğer şüpheliler tutuklandı. Cemal Hasanov, Jafar Alizada, Khanımnisa Mammadova, Namiq Janiyev hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.
SAVCI 8 SANIĞA AĞIRLAŞTIRILMIŞ ÖMÜR BOYU HAPİS İSTEDİ
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.
Yapılan incelemenin ardından cinayetin Antalya’nın Serik ilçesinde işlendiği belirtilerek, ‘yetkisizlik’ kararıyla dosya, Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Manavgat 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılama sürecinde savcı, sanıklar Ali Movlamlı, Amir Hamidli, Cemil Keleş, Erkan Aşan, Khagan Zeynalov, Resul Gasanov, Umid Najafov ve N.A. hakkında ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilmesini talep etti.

‘ONUNLA SADECE ARKADAŞLIK YAPTIM’
Khagan Zeynalov, Amir Hamidli, Ali Movlamlı ve Resul Gasanov’un tutukluluğunun devam ettiği, diğer sanıkların ise süreçteki davalarda serbest bırakıldığı dosyaya ilişkin karar duruşması Manavgat 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli ile bazı sanık avukatları salonda hazır bulurken, diğer sanıklar ve avukatlar bulundukları illerden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Duruşmada savcının esas hakkındaki görüşüne karşı ifade veren sanık Khagan Zeynalov, Nadir Salifov’u öldürmediğini öne sürdü. ‘Lotu Guli’ lakaplı Nadir Salifov’la Kiev’de düzenlenen bir dövüşün ardından tanıştığını, ilk başlarda onun mafya lideri olduğunu bilmediğini, 20 yaşındayken bu durumu öğrendiğini anlatan Zeynalov, “Lotu’nun suçlarını biliyordum ama onun suçlarına katılmadım. Onunla sadece arkadaşlık yaptım” dedi.
Nadir Salifov’un 2018 yılında kendisini Moskova’dan Katar’ın başkenti Doha’ya çağırdığını söyleyen Khagan Zeynalov, Doha’dan sonra ayrı uçaklarla aynı tarihte Türkiye’ye gelip Bodrum’da buluştuklarını belirtti. Tatil yaptıktan sonra kendisinin Moskova’ya döndüğünü dile getiren Zeynalov, daha sonraki buluşmalarında Nadir Salifov’un kendisinden Moskova’da bir iş insanını kaçırmasını istediğini, ancak bunu kabul etmediğini söyledi.
‘SİLAHIMI ÇIKARIP ATEŞ ETTİM’
2020 yılı temmuz ayı sonunda Nadir Salifov’un kendisini Moskova’dan Antalya’ya çağırdığını anlatan Zeynalov, “Önce İstanbul’a geldim. Bir otelde 1 hafta kaldım. Ardından Antalya Boğazkent’teki otele gittim. Olaydan önce otelde Amir Hamidli’yle konuştuk. Otomobil kiraladığını ve 19’unda İstanbul’a gidip teslim edeceğini söyledi. Birlikte gitmeyi teklif ettim, kabul etti” dedi.
Olay günü odasından eşyalarını toplayıp, restorana indiğini anlatan Zeynalov, “Nadir, burada birileriyle konuşuyordu. Yanlarına gittim. Benden Moskova’daki iş insanını kaçırmamı istedi. Ben kabul etmeyince bana hakaret etti. Ben de ona hakaret edince adamları bana saldırdı. Beni yumrukladılar, ben de onlara yumruk atınca silahlarını çekip ateş ettiler. Bunun üzerine ben de silahımı çıkarıp ateş ettim. Ama benim ateş ettiğim tarafta Nadir Salifov yoktu. Sonra kaçmaya başladım. Kaçarken ardımdan yine ateş ettiler. Bu sırada bir kurşun belime isabet etti” dedi.

‘ÖLDÜĞÜNÜ POLİSLERDEN ÖĞRENDİM’
Bu sırada dışarıda bekleyen Amir Hamidli’nin otomobiline bindiğini anlatan Zeynalov, “Amir bana ‘Ne oldu?’ dedi. Ben de ‘Guli beni vurdu, beni öldürecekler, hemen sür’ dedim. Amir yoldayken hastaneye gitmeyi teklif etti, kabul etmedim. Antalya’nın dışına çıktık, Amir arabayı yolun kenarına park edip, yarama tampon yaptı. Sonra Denizli’ye geldik, bizi polis ekipleri durdurdu ve yaralı olduğumu görünce ambulans çağırdılar” diye konuştu. Zeynalov, “Bizi Denizli’den Antalya’ya getirdiler. Ben Guli’nin öldüğünü oradaki polislerden öğrendim” dedi.
‘KARDEŞİ ÖLDÜRTTÜ, BİZE DE KUMPAS KURDU’
Zeynalov, “Yaptığım araştırmaya göre, Guli’yi kardeşi Müşfik Salifov öldürttü. Guli’nin düşmanlarıyla 10 milyon dolara anlaştı. Bize de kumpas kurdu” diye konuştu. Nadir Salifov’un öldürülmesi karşılığında 4 milyon dolar aldığı iddiasına karşı çıkan Khagan Zeynalov, “Ben 1 günlük özgürlüğümü 100 milyon dolara değişmem, ki benim ailem varlıklıdır. Hiçbir zaman para problemim olmadı. Bu olayda suçsuzum ve beraatımı istiyorum” dedi.
Diğer sanık Amir Hamidli ise olayla ilgisi olmadığını söyleyerek, “Böyle bir olayın içinde olacak olsam neden kendi adımla otomobil kiralayayım ve güvenlik kameralarının olduğu bir yerde Khagan Zeynalov’u bekleyeyim” dedi. Amir Hamidli suçlamaları kabul etmeyerek beraat talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıklar Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli’ye ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ile ‘ateşli silahlar kanununa muhalefet’ suçundan 2 yıl 2’şer ay hapis ve 5’er bin lira adli para cezası; Ali Movlamlı ile Resul Gasanov’a ise ‘tasarlayarak kasten öldürme suçuna yardım etmek’ten 12 yıl 6’şar ay hapis cezası verdi.
Tutuksuz yargılanan Cemil Keleş, Erkan Aşan, Umid Najafov ve N.A. hakkında ise beraat kararı verildi. Olayla ilgili aranan ve henüz yakalanamayan Jafar Alizade, Namig Janiyev, Khanımnisa Mammadova ve Camal Hasanov’un dosyaları ise ayrıldı.
]]>Tartışma büyüyünce taraflar, mekanın önüne çıktı. Bu sırada 2 kişinin kendisine silah çektiğini söyleyen Doğan, otomobilinden tabancasını aldı. İddiaya göre; çevredekiler, Doğan’ın elinden silahını almak istedi, arbede çıktı.
Arbedede Doğan’ın tabancası ateş aldı. Bu sırada açılan ateşte Diyarbakır Barosu’na kayıtlı Avukat Armanç Arkaş, ağır yaralandı. Arkaş, hastanede hayatını kaybetti, Abdurrahman Doğan tutuklandı.

TANIKTAN MAHKEMEYE DİLEKÇE
Abdurrahman Doğan hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemi ile iddianame hazırlandı. İddianame, 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Yargılama sonunda Doğan ‘olası kastla adam öldürme’ suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Karar, istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf da kararı bozup, dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi. İkinci yargılamanın sonunda, 16 Şubat 2022’de Doğan, tanık beyanı ile bu kez ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf ve Yargıtay’ın onaması ile Doğan’ın müebbet hapis cezası kesinleşirken, tanık Tuğba K. 10 Ocak 2024’te yargılamanın yapıldığı 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe yazıp, Arkaş’ın bir dönem stajyeri olduğu sonra da beraber çalıştığı avukat Ö.Ş.’nin tehditleriyle yalan beyanda bulunduğunu ve pişman olduğunu söyledi. Tuğba K., 11 Ocak’ta da savcılığa ifade vererek, avukat Ö.Ş.’den şikayetçi olduğunu söyledi.

‘BASKI VE TEHDİTTEN DOLAYI GERÇEK İFADEMİ VEREMEDİM’
Tuğba K. dilekçesinde, şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce verdiğim ifademle ilgili vicdanen rahatsız olduğum için bu dilekçeyi yazma gereğini duyuyorum. Hakkında ifade ve şahitlik ettiğim Abdurrahman Doğan ile ilgili psikolojik olarak kendimi rahatsız hissettiğim için mahkemenin olduğu tarihte bazı baskı ve tehditten dolayı gerçek ifademi veremedim.
Olaydan önceki dönemde Ö.Ş. ile yakinen ilişkimiz vardı. Şahitlik yapmam hususunda kendisiyle ilişkim olduğunu, beraber çekilmiş özel görüntülerimizi imam nikahlı eşim V.S.’ye ve sosyal medyaya atacağını söyleyerek, beni tehdit ederek zorladı. Ben görüntülerimi paylaşmasın diye korkudan onun istediği şekilde ifade verdim. Adamın müebbet hapis cezası aldığını Ö.Ş., bana söylediğinden beri günlerdir uyuyamıyorum, vicdan azabı çekiyorum.
Daha önce vermiş olduğum ve daha önce şahitlik etmiş olduğum bu davanın doğru olmadığını beyan ederek tekrar asıl gerçek ifademin alınmasını istiyorum. Ö.Ş., bana ilk mahkemenin verdiği cezanın az olduğunu söyleyip daha fazla cezayı alması için elinden geleni yapacağını, tanıdıklarının olduğunu söyleyip ‘en ağır cezayı aldıracağım’ dedi.
Ö.Ş., evimin olay yerine yakın olduğunu söyleyip, olayla ilgili şahitlik etmem için zorladı. Ben olayın olduğu gece evde olup ama net görmediğimi söylediğim halde, ‘sen bu olaya şahitlik edeceksin ve benden haber bekleyeceksin’ dedi. Nasıl ifade vermem gerektiği konusunda 2 gün boyunca kendi evinde şantajla tutup, beni bu ifadeyi vermeye zorladı. Ben de özel görüntülerimi yayınlamasın, paylaşmasın, diye bu ifadeyi verdim. Çünkü çok korkmuştum.”
49 KEZ GÖRÜŞME YAPMIŞLAR
Dilekçenin haberleştirilmesinin ardından Ö.Ş.’nin de aralarında bulunduğu Armanç ailesinin avukatlarının yaptığı yazılı açıklamada, tehdit ve şantaj iddialarının yalan ve asılsız olduğu belirtilerek, Tuğba K.’yi tanımadıkları ve o dönem Tuğba K.’nin kendilerine gelip, tanıklık yapmak istediği kaydedildi.
Bunun üzerine Tuğba K., avukatı aracılığıyla Ö.Ş. ile yaptığı görüşmelerin HTS kayıtlarının çıkarılması talebiyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı. HTS kayıtlarına göre avukat Ö.Ş. ile Tuğba K.’nin 2023’te 49 kez görüşme yaptıkları tespit edildi.
‘VİCDANIM RAHAT DEĞİL’
Dilekçenin ve avukatların açıklaması sonrası Tuğba K., Ö.Ş. tarafından tehdit edildiğini iddia edip, “Beni tanımadığını söylüyor. Dekontlar, bana attığı paralar, videolarımız, cinayet olmadan önce arkadaşlık yaptığımız dönemlerde oturduğumuz yerler ve mekanlar var. Bunları da savcılığa sundum. Tek bir şey istiyorum; o da koruma kararı. Bir kadınım ve çaresizim, can güvenliğim yok. Ö.Ş. ile ilişkim olduğu için, çıplak görüntülerimi bana karşı kullanacağı için bu cinayeti gördüğümü söyledim. Bana, ‘Tuğba, sen bu cinayeti gördün, evinin altında oldu. Bu da benim stajyer avukatım. Sen buna karşı ifade ver yoksa eski kocana karşı fotoğraflarını gönderirim’ dedi. Ben de o zaman çok korktum. Görüntülerimi kullanarak, sırf kendisiyle görüştüm diye hayatımla oynuyor. Benim yüzümden bir insanın müebbet ceza yemesini istemiyorum. Mesajlar, görüntüler ve somut deliller elimde. Çok pişmanım, benim yüzümden bir insanın müebbet ceza almasını asla istemiyorum. Ö.Ş.’nin nasıl bir yalancı olduğunu da tüm Türkiye bilmeli. Vicdanım rahat değil” dedi.
Tuğba K.’nin açıklamaları sonrası avukat Ö.Ş., iddialara cevap vermedi.
]]>Üzerine benzin döküp, kendini ateşe verdiği belirtilen 3 çocuk annesi Çoban’ın cesedi, otopsi için Muğla Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.
Jandarma, Figen Çoban’ın eşi Mehmet Emin Ata Çoban ile kayınbiraderi Süleyman Çoban’ı gözaltına aldı.
İki kardeş, 22 Ocak’ta yurt dışına çıkış yasağı konulup, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şüpheli görülen ölüme ilişkin araştırmasını sürdüren jandarma, bu kez Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban, anne Hatice Çoban ve komşuları Vahit Sarı’yı gözaltına aldı.
3 şüpheli, ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı, Sarı ise adli kontrol şartı ile salıverildi.
Figen Çoban’ın ölümüne ilişkin Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede, Mehmet Emin Ata Çoban, kardeşi Süleyman ve annesi Hatice Çoban’ın şüpheli ve çelişkili durumlarının, olayın intihar olmadığını gösterdiği belirtildi.
Mehmet Emin Ata Çoban’ın olay sırasında alkollü olduğu, olay tarihinde ve önceki dönemlerde eşine şiddet uyguladığı, kendisini aldattığını düşündüğü iddianamede yer aldı.
Figen Çoban’ın başına aldığı darbenin etkisi ile beynin ön tarafında yerleşimli, bilinçli düşünmeden sorumlu olan frontal bölgede ekimoz meydana geldiği, bu yaralanma nedeniyle hareket kabiliyetinin kısıtlandığı belirtildi.
Ayrıca, sırtüstü yatar vaziyette olduğu sırada üzerine hızlandırıcı madde dökülüp yakıldığı, çakmağın elinin yanına yerleştirildiği de aktarıldı.
‘ANNEMİ BABAM YAKTI’
İddianamede ayrıca Adli Tıp Kurumu 1’inci Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun otopsi raporunda; alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesi’nde yapılan tetkikinde tespit edilen ilaç etken maddelerinin, kişinin tedavisinde kullanıldığı, toksik düzeyde olmadığı ifade edildi.

Tespit edilen karbonmonoksit düzeyinin ise tek başına ölüm meydana getirebilecek miktarda olmadığı, aranan diğer toksik maddelerin bulunmadığı, kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerine ulaşılamadığı vurgulandı.
İddianamede; çiftin 6 yaşındaki oğullarının adli görüşme odasında alınan ifadesinde; babasının annesini yaktığını anlattığına yer verildi.
İddianamede, şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri de vurgulandı. Mehmet Emin Ata Çoban ile kardeşi Süleyman Çoban’ın 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramadan önce yanan cesedin fotoğrafını çektikleri belirtildi.
Ayrıca Mehmet Emin Ata Çoban hakkında soruşturma yürütülmesini engellemek için olay sırasında evde olmadığına yönelik delil yaratmak için güvenlik kamerası olan markete gittiği vurgulandı.
Figen Çoban’ın komşusu Vahit Sarı’nın 112 Acil Çağrı Merkezi’ne, ‘Biri, eee birisi birilerini yaktı’ diye ihbarda bulunduğu, Süleyman Çoban’ın ise olayı görmesine rağmen şüphelilere konu ile ilgili konuşmamalarını söylediği belirtildi.
Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban ve Hatice Çoban için ‘kadına karşı kasten öldürme’, ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’, ‘eşi kasten öldürme’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis, Vahit Sarı içinse ‘suçluyu kayırmak’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
SAVCI MÜTAALASINI AÇIKLADI
Mahkeme heyeti, geçen yıl temmuz ayında görülen duruşmada hakkında yeterli delil olmadığı gerekçesiyle Hatice Çoban’ın tahliyesine karar verdi.
Savcı, 7 Mart’taki duruşmada mütalaasını açıklayarak, sanığın annesi Hatice Çoban hakkında beraat, Figen Çoban’ın kayınbiraderi Süleyman Çoban için eyleme iştirakten ceza verilmesini, sanık Mehmet Emin Ata Çoban’ın ise cinayetten ötürü ceza almasını ancak eşinin iş yerindeki şahısla olan mesajları nedeniyle haksız tahrik indirimi uygulanmasını talep etti.
Muğla 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde Figen Çoban’ın ölümüyle ilgili davanın karar duruşması görüldü. Çoban’ın annesi Zeliha Karataş (63), babası Haydar Karataş (66), kız kardeşi Filiz Karataş’ın (22) da katıldığı duruşmada tutuklu sanıklar Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban, tutuksuz yargılanan Hatice Çoban, Vahit Sarı ile avukatlar hazır bulundu.
EŞİNE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET, KAYINBİRADERİNE 17 YIL HAPİS
Mehmet Emin Ata Çoban duruşmadaki savunmasında, “Eşimle tartıştık. Beyan edilen gibi saçtan tutma yok ben daha sonra markete indim. Marketten geldiğimde sol kısmına yatar vaziyetteydi. Yapıp da kaçmış olsam dahi iç organları yanarak ölmüştür. Komşumuz araba yanıyor diye müdahale ediyor. İlk dumanı komşumuz görmüştür. Dışındaki yanıkla kesinlikle ölmez. Ben geldiğimde nabzı atıyordu. Evde dahi değildim. Beraatimi talep ediyorum. Bu olayı yapmış olsam giderdim. Hiçbir yere gitmedim. İlk önce çocuklarım benimle konuşmazdı” dedi.
Süleyman Çoban da suçsuz olduğunu ve beraatini istediğini söyledi. Mahkeme heyeti, Mehmet Ali Çoban’ı kadına ve eşe karşı canavarca hisle kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı.
Süleyman Çoban’a ise yardım ve yataklık suçundan 17 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme, tutuksuz yargılanan Hatice Çoban ve Vahit Sarı’nın ise beraatlerine hükmetti.
]]>Tüfekten çıkan saçmaların isabet ettiği Naile D., Yusuf Memduh S., Sema A., Kader S. ve Emine A. yaralandı. Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı.
Metin Işık ile oğlu tutuklanırken, Gülbahar Işık adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık eylül ayında tahliye edilirken, olaya ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma hazırlandı.

SAVCI, METİN IŞIK İLE EŞİ İÇİN BERAAT İSTEDİ
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın son duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı. Savcı, Mustafa Işık’ın, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet hapsini, Metin Işık ile Gülbahar Işık’ın ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatini istedi. Savcı, Metin Işık’ın ayrıca ‘silahla tehdit’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
ATEŞ ETTİKTEN SONRA KANEPEYE SAKLAMIŞ
Öte yandan olaya ilişkin güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, şarkıcı Metin Işık’ın sokakta oturduğu sırada komşuları Yusuf Memduh S.’nin yoldan geçtiği, av tüfeği ile kapıda bekleyen oğlu Mustafa Işık’ın komşularına doğru ateş açtığı, komşulardan birinin sırtından yaralanıp koştuğu, diğerinin vücuduna isabet eden saçmalar ile yere düştüğü görüldü.
Mustafa Işık’ın, tüfeği sokağın diğer tarafına çevirip, kendisine müdahale etmek isteyen başka komşusuna doğrultarak ateş ettiği, ardından evin avlusuna girdiği, 2 farklı tüfeği kanepenin altında sakladığı, daha sonra da 2 tüfeği alarak hızla evinin merdivenlerinin çıktığı anlar yer aldı.

TÜFEĞİ KONTROL EDİP, OĞLUNA VERMİŞ
Yine görüntülere göre; olaydan önce Mustafa Işık’ın evlerinin avlusuna girerek kapı arkasındaki döner bıçağını kılıfından yarıya kadar çıkartıp, bir süre bakıp, tekrar bıraktığı, bir süre gezindikten sonra av tüfeğini çıkartarak eline aldığı, kontrol edip, bahçe tuvaletine bıraktıktan sonra babası Metin Işık’ın yanına çıktığı görüldü. Metin Işık’ın elindeki tüfeği sağa, sola çevirerek baktıktan sonra oğluna verdiği, Mustafa Işık’ın ise aldığı tüfeği koltuk altına bırakıp, yukarı çıktığı anlar ortaya çıktı.
KARAR DURUŞMASI YAPILDI
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında tutuklu sanık Mustafa Işık ile tutuksuz yargılanan babası Metin ve annesi Gülbahar Işık ile mağdur tarafın avukatları Ramazan Taş ve Umut Taşdemir hazır bulundu.
Tutuklu sanık Mustafa Işık son savunmasında, “Hiçbir şekilde yaralama olayımı yoktu. Daha önce de şikayetimiz vardı. Karşı taraf kendini devletten daha güçlü sandığı için olaylar bu noktaya geldi. Karşınıza böyle geldiğim için üzgünüm. Yere doğru ateş ediyorum. Kamera görüntüleri de savunmalarımı doğruluyor. Mübarek gün, takdir mahkemenizindir” dedi.
RÖPORTAJLARIN DELİL OLMASINI İSTEDİ
Tutuksuz sanık Metin Işık ise savunmasında hem mağdur taraf hem de kendisinin gazetecilere verdiği röportajın delil olarak dosyaya eklenmesini istedi. DHA muhabirini gösteren Işık, “Kardeşimiz hem benle hem de karşı taraf ile röportaj yapmıştır.
Orada da söylediğim gibi daha önce evimizi bastılar. Bıçakla yaradılar. 55 yıldır o mahalledeyim. Böyle komşuluk olmaz. Yusuf Memduh S. verdiği röportajda 4 yıldır mağdur olduğunu söylüyor. O röportajda da görüldüğü gibi bunlar resmen saplantılı” diye konuştu.
CEZALAR AÇIKLANDI
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mustafa Işık’ı, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan 12 yıl, 1 kişiye karşı ‘nitelikli organ kaybına neden olacak şekilde yaralama’ suçundan 9 yıl, 1 kişiye yönelik aynı suçtan 6 yıl, 2 kişiye yönelik aynı suçtan 5’er kez hapis, 3 kişiye yönelik ise, ‘yaralama’ suçundan 1 yıl 6 ay, 1 kişiye yönelik eyleminden dolayı da 1 yıl hapis olmak üzere toplam 42 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Heyet, sanığın daha önce mükerrer cezaları olmaları nedeniyle cezasını ertelemedi. Tutuksuz sanıklar Metin ve Gülbahar Işık’ın ise ‘öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatlerine karar verdi. Heyet, şarkıcı Işık’ı ‘silahla tehdit’ suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırdı.
]]>‘FUHUŞA ZORLADI’ İDDİASI
Bu süreçte çocukları alıkonulup, fuhşa zorlandığını öne süren Melisa İlhan, 2022 yılı Eylül ayında eski eşi ile polise giderek şikayetçi oldu. Şikayetinin ardından bir televizyon programına katılan Melisa İlhan, çocuklarını aradığını söyledi.

CESEDİ DERİN DONDURUCUDA SAKLADI
Programı arayan bir kişi, Melisa İlhan’ın küçük kızı Naime Ceyda’ya baktığını belirtip, çocuğu polise teslim etti. Polisi arayan Muhabbet Toz’un sevgilisi Mehmet Aksu ise Lina Nazlı’nın öldüğünü ve cesedinin Seyrantepe Mahallesi’ndeki bir giyim mağazasındaki derin dondurucuda saklandığını belirtti.
27 Eylül 2022’de adreste yapılan aramada Lina Nazlı’nın derin dondurucudaki cesedine ulaşıldı. Olayın ardından gözaltına alınan Mehmet Aksu ile Muhabbet Toz, tutuklandı.
KARAR DURUŞMASI GÖRÜLDÜ
Haklarında ağırlaştırılmış müebbet ve 28 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan Mehmet Aksu ve Muhabbet Toz’un yargılanmalarına 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Bugün görülen davanın karar duruşmasına sanıklar tutuklu bulundukları cezaevinden SEGBİS yöntemiyle katıldı. Duruşmada ayrıca Lina Nazlı’nın babası Abdurrahman Erbay ile avukatları da yer aldı.
“BEDELİNİ ÖDÜYORUM”
Duruşmada daha önceki beyanlarını tekrar eden tutuklu sanık Muhabbet Toz, son sözü sorulduğunda pişman olduğunu dile getirdi.
Mehmet Aksu ise kendisi gördüğünde Lina’nın ölmüş olduğunu ve tahliyesini istediğini belirterek, “Çocuğa eziyet eden herkes ceza çeksin. Annesinin terk ettiği bir çocuk vardı. Dışarıda farklı işlerde koşmaması lazım annenin. Bu çocuk uzun süre orada kaldı. Ben yurt dışına kaçabilirdim Muhabbet’i de kaçırırdım ama adalete güvendiğim için kaldım. Sorumluların yargılanacağını düşündüm. Olayın olduğu gün keşke teslim olsaydım. Bunun bedelini ödüyorum. Eğer gerçekten adalet varsa o annenin yargılanması lazım. Bir anne çocuğunu bakıcıya bırakıp geçemez. Çocuk ailenin umurlarında değildi. Tamam bir çocuk öldü çocuklara kim eziyet ediyorsa ceza alsın ancak çocuğun annesi ve babası sorumludur. Olay günü ben eve gittiğimde çocuk zaten vefat etmişti” dedi.

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
Mahkeme heyeti, sanık Muhabbet Toz hakkında; ‘Beden ve ruh sağlığı yönünden kendisini savunamayacak çocuğu kasten öldürme’ suçundan indirim uygulamadan ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca ‘çocuğa eziyet’ suçundan 7 yıl hapis cezası verdi.
Mahkeme heyeti sanık Mehmet Aksu hakkında ise, ‘Kasten öldürmeye yardım’ suçundan 20 yıl ve ‘Çocuğa eziyet’ suçundan 7 yıl hapis cezası vererek, indirim uygulamadı.
“HİÇBİRİNE İNDİRİM UYGULANMADI”
Duruşma çıkışında konuşan Lina Nazlı’nın babasının avukatı Ayça Kara Sığırcı, mahkemenin kararının yerinde olduğunu belirterek, “Biz bu çocukların bu toplumda huzurlu bir hayat sürmesi için mücadele ediyoruz. El birliği ile biz aslında çocuğun hakkını aramak için yola çıkarken güzel bir sonuç elde ettik. Sanıkların birisi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve çocuğa eziyet suçundan 7 yıl, diğer sanık hakkında da kasten öldürmeye iştirakten 20 yıl ve aynı çocuğa eziyet suçundan 7 yıl olarak toplamda 27 yıl ceza verdi. Hiç birine indirim uygulamadı” dedi.
]]>Sanığın suç işleme eğilimi, pişmanlığının bulunmaması ve yargılama sürecindeki tutum ve davranışları dikkate alınarak indirim uygulanmazken; üzerine atılı yakarak mala zarar verme ve bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme suçundan hükmen tutuklanmasına hükmedilen kararın ise hukuki ve vicdanı kanaate göre tesis edildiği vurgulandı.

Olay, 11 Ekim 2022’de, Turabiye Mahallesi Necat Hepkon Caddesi’nde meydana geldi. Furkan Pınar’ın sahibi olduğu pitbull cinsi ‘Şila’ isimli köpek, eve 10 metre mesafedeki demir kafes içindeki ahşap kulübesinde, yanıcı madde dökülerek yakıldı. İhbar üzerine gelen itfaiye ekipleri, alevleri söndürdü. Kafesin kapısı kapalı olduğu için dışarı çıkamayan köpek yanarak öldü.
Kulübe alev alev yanarken, bazı kişiler tarafından görüntülendi. Polisin yaptığı çalışmada, yangını çıkaranın Ömer Faruk Baki olduğu tespit edildi. 13 Ekim’de gözaltına alınan ve ifadesinde suçlamaları reddeden Baki, sevk edildiği adliyede tutuklandı.

Ömer Faruk Baki
CEZASININ ARTILMASI İSTENDİ
Soruşturmanın ardından Ömer Faruk Baki hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede Baki’nin, Furkan Pınar’a ait köpeği kasten öldürdüğü, aynı şekilde kulübesini de yakarak hasar verip, kullanılamaz hale getirdiği belirtildi. Baki’nin ‘başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılamaz hale getirmek veya kirletmek’ suçundan 4 aydan 3 yıla kadar hapsi istendi.
Baki’nin bu suçu yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak işlemesi nedeniyle verilecek cezanın 1 kat artırılması talep edildi. Baki’nin 6 yıla kadar hapisle yargılanmasının istendiği iddianame, Seferihisar 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
‘İYİ HAL’ İNDİRİMİ VE TAHLİYE KARARI
Seferihisar 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde 19 Ocak 2023’te görülen davada Baki’ye, 2 yıl hapis cezası verildi. Ardından mahkeme, sanığın duruşmadaki iyi halini gözeterek cezayı 1 yıl 8 ay hapse indirdi. 72 gün cezaevinde kalan tutuklu sanık tahliye edildi.
KARAR İSTİNAFA TAŞINDI
Cumhuriyet savcısı ve Şila’nın sahibi, davaya müdahil olan Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Bursa, Antalya ve İzmir baroları ve Hayvanlara Adalet Derneği ile sanık avukatları ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinafa başvurdu. Savcının istinaf gerekçesinde sanığın, sokakta yaşayan arkadaşı M.E.’ye ait eşyaları yakması sebebi ile ‘mala zarar verme’ suçunu işlediği, kulübede yangın oluşabileceğini öngörmesine rağmen yangını çıkardığı, Şila’nın ölümünde olası kastının bulunduğu ve bu sebeple üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği belirtildi.
İstinaf başvurusunu karara bağlayan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi de sanık Baki hakkında, M.E.’ye yönelik ‘yakarak mala zarar verme’ eylemi nedeniyle kamu davası açılması gerektiği ve bu davaların birleştirilerek yargılama yapılması gerektiğine dikkat çekti. Bu hususun eksik bırakılarak hüküm kurulduğunu belirten mahkeme, sanık hakkında ‘eksik ceza tayini’ gerekçesiyle hükmün bozulmasına ve dosyanın hükmü veren ilk ceza mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verdi.

Seferihisar 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne iade edilen dosyada, dava tekrar görüldü. 14 Mart’taki duruşmada sanığa, Şila’nın ölümü için 2 yıl, Furkan Pınar’a ait yanan kulübe nedeniyle ‘mala zarar vermekten’ 1,5 yıl, M.E.’ye ait eşyaları yakması nedeniyle de yine ‘mala zarar vermek’ suçundan 6 ay olmak üzere toplam 4 yıl hapis cezası verildi.
Davayla ilgili gerekçeli karar da açıklandı. Şila’nın ölümüyle ilgili verilen cezanın gerekçesi şöyle açıklandı:
Sanığın üzerine atılı bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürmek suçundan eylemine uyan 5199 Sayılı Yasanın 28 A-2 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, failin saiki ve amacı, suç yeri ve zamanı, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı ile kasta dayalı kusurunun seviyesi nazara alınarak, takdiren ve teşdiden hapis cezası ile cezalandırılmıştır.
SANIĞA İNDİRİM YOK
Sanığın suç işleme eğilimi, pişmanlığının bulunmaması ve yargılama sürecindeki tutum ve davranışları dikkate alınarak hakkında indirim yapılmadığı belirtildi. Sanık hakkında hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza miktarına göre yasal koşullar oluşmaması nedeniyle, suçun başka cezalara çevrilmediği de belirtildi. Sanık hakkında adli sicil bilgileri karşısında ileride suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat oluşmadığından hükmün açıklanması geri bırakılması ve ertelenmesine ilişkin hükümlerin de uygulanmadığı kaydedildi.
]]>“KAMUSAL VİCDANA UYGUN DEĞİL”
Savcılıkça İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunulan itiraz dilekçesinde, İbrahim Keloğlan’ın olay tarihinde, site sakinleri ve müşteki tarafından beslenip bakımı yapılan kediye asansör içerisinde tekme vurduğu ve kedinin can havliyle koridora kaçtığı belirtildi.
Dilekçede, sanığın kedinin kaçmasını engelleyecek şekilde, koridor kapılarını kapattığı ve defalarca kendisinden kaçmaya çalışmışsa da kediyi tekmelemekten ısrarla vazgeçmediği ve sürekli olarak öldürmeye yönelik eylemine devam ettiği anlatıldı.
Dilekçede, Hayvanları Koruma Kanunu’nun birinci maddesinde belirtilen kanunun amacı da dikkate alınarak, sanık hakkında takdiren ve tehdiden, üst hadden hapis cezası verilmesi gerekirken ceza adaletine ve kamusal vicdana uygun olmayacak şekilde temel ceza tayinine gidildiği kaydedildi.
‘CANAVARCA HİS’ VURGUSU
Savcılık dilekçesinde, “canavarca hisle”, “hunharca eziyet çektirerek”, “yoğun kast altında işlenen” eyleme yönelik üst hadden ceza verilmemesi durumunda hangi daha vahim eylem ve hadiseye bu miktar ceza verileceğinin de anlaşılamadığına dikkati çekildi.
Sanığın, eylemi gerçekleştirme biçiminde olayın son derece ağır ve vahim olduğuyla ilgili bir kuşku olmadığı vurgulanan dilekçede mahkemenin kararında, kastın yoğunluğu, canavarca his, eziyet çektirerek evcil hayvanın öldürülmesinin kamusal ve toplumsal vicdanları yaralamasına karşın maddenin öngördüğü ölçülere göre temel cezanın belirlenmediği belirtildi.
“CEZA BELİRLEMESİNDE YANILGIYA DÜŞÜLDÜ”
Dilekçede, temel cezanın belirlenmesinde şikayetçi olup olunmaması ile zararın karşılanıp karşılanmamasına bakılmadığına, sanığın olay sonrasında gösterdiği kişilik özelliklerinin (pişmanlığını) ölçüt olarak sayılmadığına işaret edilerek, tüm bu açıklamalar ışığında temel cezanın belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü ifade edildi.
Her ne kadar Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 62. maddesi uyarınca cezada takdiren indirim yapılmışsa da sanığın duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik tutum ve davranışlarının takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmayacağının altı çizilen dilekçede, sanığın canavarca hisle ve eziyet çektirerek eylemini gerçekleştirmesi, suçun işleniş biçimi, güttüğü amaç ve kastının yoğunluğu da dikkate alındığında, TCK’nın 62. maddesinin yetersiz gerekçeyle uygulanmasının usul ve yasalara aykırı olduğuna dikkati çekildi.
Savcılık istinaf dilekçesinde, mahkemece üst hadden ceza verilmemesi, sanık hakkında TCK 62. maddesinin uygulanması, mahkumiyet hükmüyle birlikte sanığın tutuklanmaması sebepleriyle, usul ve esas yönünden kararın kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulüyle hükmün bozulması, bununla birlikte sanığın tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.
TÜRKİYE’NİN KONUŞTUĞU ‘EROS’ DAVASI
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede sanık İbrahim Keloğlan’ın “bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan 6 aydan 4 yıla kadar hapsi istenmişti.
İddianameyi kabul eden mahkeme, yargılama sonunda sanığa 1 yıl 3 ay hapis cezası vererek, hükmün açıklanmasını geri bırakmıştı. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etmişti.
İtiraz üzerine dosyaya bakan ağır ceza mahkemesi, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararının kaldırılmasına ve dosyanın Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ne iade edilip sanığın yeniden yargılanmasına karar vermişti.
Küçükcekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi yeniden yargılamasında, sanığın “evcil hayvanı kasten öldürme” suçunu işlediği sabit olduğu gerekçesiyle 3 yıl hapse çarptırmıştı. Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerini takdiri indirim sebebi kabul eden mahkeme, cezayı 2 yıl 6 aya indirmişti.
Mahkeme, her ne kadar kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunsa da sanığın aldığı ceza, delillerin toplanmış olması, karartılacak herhangi bir delil bulunmayışı, bu aşamada tutuklanmasının orantılılık ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçeleriyle sanık Keloğlan hakkında karar kesinleşinceye kadar yurt dışına çıkışının yasaklanması suretiyle adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
]]>Aile Bakanlığı avukatı ve taraf avukatları katıldı. Duruşma savcısı önceki mütalaasını tekrar ederek, sanık baba Hüseyin K.’nın çocuğun ölümünü yetkililere haber vermeden hayatın olağan akışına aykırı şekilde gizlediği, sanığın suç delillerinin ortaya çıkmaması için bebeği bir başka bebeğin gömülü olduğu yere gömdüğü gerekçesiyle “Kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti. Şikayetçi Vefa K. sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
SANIK BABA SUÇLAMALARI REDDETTİ
Son savunması sorulan sanık Hüseyin K., “Bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. İnsafsızca, vicdansızca, akıl dışı şeyler iddia ediliyor. İnsaflı olan, sağduyulu olan biri, bu çocuklar neden babasını yok etmeye çalışıyor diye sorar. Eğitimli bir insanım, 15 aylık bir bebeğe bunu nasıl yapabilirim” dedi.
KAN DONDURAN İFADELER
Suçlamaları reddeden sanık baba, “Bunların arkasında gizli bir güç var. Bizde kadınlar cenaze defnetmeye gelmez, ben çocuğu defnederken annesi o yüzden gelmedi. Ben radikal bir dinci değilim, ben çok özgür aile hayatı yaşayan, modern biriyim. 2016 yılında iki kızım aileyi toplayıp ‘Baba biz ayrı yaşamak istiyoruz’ dediler. Neden diye sorduğumda bana gerekçe gösteremediler. Bu işlerin başlangıç noktası budur. Beni o yıldan beri yok etmeye çalışıyorlar. Ertesi gün sabah kalktığımızda kızlarım evde yoktu. Kızlarımın sosyal medyadaki paylaşımlarına girip bakın. En radikal dinci olsam onları gidip infaz ederdim. Ben namaz bile kılmıyorum. Bana çocuklarımın attığı iftiraları anlayabiliyorum, karanlık insanlara bulaştılar. Cani bir baba gidip çocuğunu yıkayıp, defnedip, namazını kılar mı? Gidip atardım bir köşeye” diye konuştu.
“YAŞASAYDI BELKİ BİLİM ADAMI OLURDU”
Sanık Hüseyin K. olay gecesini ise şöyle anlattı;
*Vefat eden çocuğumun kapasitesi, zekâsı çok farklıydı. Yaşasaydı belki bilim adamı olurdu. O akşam bebeğimiz sağlıklı olarak yattı.
*Eşim lavabo için kalktığında Armağan’a bakmış bir hareketsizlik görmüştü. Ben kalkıp nabzına baktığımda ölmüştü. O gece eşimle sabaha kadar ağladık. Çocuklar kalktığında bir üzüntü yaşamasınlar diye bebeği alıp eşimle banyoda yıkadık.
*Arkadaşımla birlikte Armağanımı aldık Arnavutköy merkezdeki mezarlığa götürdük. Orada boş bir yer bulduk, ben mezarı kazdım. Biz orada usulü olarak her şeyi yaptık, namazımızı kıldık, çıktık geldik evimize.
*Benim bir suçum yok sadece definden sonra gittiğim için usul eksikliği yapıldı. Başka bir durum yoktur. Armağan öldüğünde çocuklarımın biri 3 aylık biri 2 yaşında diğerleri de farklı farklı yaşlardaydı. Hepsinin aynı ifadeyi vermesi de hayatın olağan akışına aykırıdır.
MAHKEME MÜEBBET HAPİS CEZASI VERDİ
Son sözü sorulan sanık baba, beraatını talep etti. Mahkeme heyeti sanık Hüseyin K’yı “Kendini beden bakımından savunamayacak durumda bulunan çocuğunu kasten öldürme” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Cezanın sanık üzerindeki olası etkilerini dikkate alan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirerek tutukluluk halinin devamına hükmetti.
“İŞKENCEYLE NAMAZ KILMAYI ÖĞRETTİ”
Duruşmadan sonra konuşan Vefa K, şunları söyledi;
*Kardeşime, bize yaptığı işkencenin, zulmün, bir cana kıymanın bedeli belki bu değildi ama buna da şükür. Bunun için biz 8 yılımızı verdik. Adalet yerini buldu. Biz bu süreçte çok zorlandık.
*Gerçekten 8 yıl kolay değildi bizim için. Fakat başardık. Bu başarı benim kız kardeşlerimin başarısıdır. Kendisini normalin üstünde din takıntılı olduğu için, çocuklarını döverek öldürmenin mübah olduğunu düşünen bir şahıstı.
“NAMAZ KILMIYORSANIZ DÖVEREK ÖLDÜREBİLİRİM”
*Çok küçük yaşta bize Arapça öğretmesiyle başladı. Döve döve, işkenceyle namaz kılmayı öğretti. Fakat 7 yaşına kadar namazı öğrettim, namaz kılmıyorsanız döverek öldürebilirim diye bizleri dövüyordu.
*Kendisi namaz kılmıyordu. Müslüman olduğunu söyleyerek bize her türlü işkenceyi zulmü yapardı. Kardeşlerimden birinin işte cenazesiyle ile ilgili dava kazandık. Bu şahıs babam olduğu için yıllardır utanıyordum. Ben utanmıyorum artık, o utansın, böyle bir pislik yaptığı için.
“YÜZDE 90 ZİHİNSEL ENGELLİ ABLAMI, BABAM DÖVE DÖVE DELİRTTİ”
*Kendisi değil, bir kardeşimizin, birçok kardeşimizin ölümüne neden olmuştur. Bununla ilgili de gerekli soruşturmalar devam edecektir. Emsal karar olarak bu kararı göstereceğiz. Aydın, Söke’deki, evinin yanındaki 2 mezarın da açılması için savcılığa gerekli başvuruda bulunacağız.
*Bir hayvan bile öldüğünde götürüp toprağın üstüne atıp geçilmez. Şahıs bir çocuğu öldü, gömdü, 6 yıl sonra ölen başka bir çocuğunu da götürüp onun üstüne gömebilen bir varlık. Benim en büyük, yüzde 90 zihinsel engelli ablamı, babam döve döve delirtti” diye konuştu.
OLAYIN GEÇMİŞİ
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde Vefa K. (25) ile adlarını daha sonra değiştiren Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş, babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığına gömdüğünü iddia ettiler.
Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde fethi kabir işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darp ederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi. Baba Hüseyin K. 13 Şubat’taki ikinci duruşmada tutuklanmıştı.
]]>Aracın ön camına çarpan motosikletteki iki arkadaş yaralandı. Çağırılan ambulansla Solak ve Aldanoğlu Ege Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Solak, tedavisinin ardından taburcu edildi. Beyin travması ve buna bağlı kanama geçiren Dilara Aldanoğlu ise Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Solunum cihazına bağlı ve bilinci kapalı olan Aldanoğlu, hastanede tedavi gördü. Aldanoğlu’nun tedavisine daha sonra evinde devam edildi.
Hemşirelik eğitimi alan, mezunu olduğu Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Dilara Aldanoğlu’nun yılbaşında ailesine sürpriz yapmak için İzmir’e geldiği belirtildi. Kazadan sonra gözaltına alınan, 0,23 promil alkollü çıkan araç sürücüsü İsa Eyice, sevk edildiği adliyede serbest bırakıldı. Sürücü İsa Eyice’nin işlediği bir suç nedeniyle cezaevinde olduğu, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı öğrenildi.

RAPORDA SÜRÜCÜ KUSURLU
İsa Eyice hakkında ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma’ suçundan 4,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle İzmir 43’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede savunmasına yer verilen İsa Eyice, karşı tarafın kusurlu olduğunu düşündüğünü söyledi. Yapılan yargılama sonucu sanık İsa Eyice, tedbirsiz ve dikkatsizlik neticesinde birden fazla kişinin yaralanmasına neden olduğu gerekçesiyle 3 yıl hapse çarptırıldı. Ardından Eyice’nin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen olayın meydana gelmesine bilinçli taksirle sebebiyet verdiği anlaşıldığından bu cezası yarı oranda artırılarak 4,5 yıla yükseltildi.
Dilara Aldanoğlu’nun annesi Yasemin Aldanoğlu ve kız kardeşi Açelya Aldanoğlu (25), avukatları Gökay Başar aracılığıyla kararı istinaf mahkemesine taşıdı. Gerekçe olarak ise sürücünün bilinçli taksirle değil, olası kastla bu suçu işlediği belirtilip, ağır ceza mahkemesinde yargılanması istendi.

GÖZTEPELİ TARAFTARLARDAN DESTEK
Ayrıca, Göztepeli taraftarlar da koyu bir Göztepeli olan Dilara Aldanoğlu’na destek için evinin önüne geldi. Taraftarlar ‘Dilara için Adalet’ yazılı pankart açtı. Ardından ailenin yanına çıkan bir grup taraftar desteğini vurguladı.
DOĞUM GÜNÜNDE ÇAĞRI
Kızı Dilara’nın 2 yıl 3 aydır yatağa mahkum olduğunu belirten Yasemin Aldanoğlu, “Kızım 4 ay yoğun bakım servisinde, 4 ay ise palyatif serviste kaldı. Kızımı 8 ay sonra evine getirebildik. Kızımın dün doğum günüydü. 2 doğum gününü hastanelerde geçirmişti. Allah bu doğum gününü evinde geçirmeyi nasip etti” dedi.
Kızına çarpan ehliyetsiz sürücünün ağır ceza mahkemesinde yargılanması için yerel mahkemenin kararını istinafa taşıdıklarını belirten anne Aldanoğlu, “Kızım yürümüyor, konuşmuyor, tepki vermiyor. Hiçbir şekilde bizi tanımıyor. Sanığın ehliyetsiz trafiğe çıkışı, olası kasta girmeli.
Bizim hastanelerde geçirdiğimiz bir günü bile ödeyemez. Ağır ceza mahkemesinde yargılanmasını istiyorum. Çünkü ehliyeti yok. Bu bir ilk olsun. Bu tür kişiler yüzünden gencecik insanların hayatları mahvolmasın” dedi.

‘BİRLİKTE GÜZEL HAYALLERİMİZ VARDI’
Dilara Aldanoğlu’nun kardeşi Açelya Aldanoğlu da “Ablamla birbirimize çok bağlıydık. Birlikte güzel hayallerimiz vardı. Ablamın en büyük hayali akademisyen olmaktı. Kazadan sonra yatağa bağımlı makinelere bağlı, bilinci kapalı yaşıyor. Perişanız. Bir mucize olması için çabalıyoruz. Buna neden olan kişinin adil bir yargılamayla hak ettiği cezayı almasını istiyoruz. Ablam için adalet istiyoruz” diye konuştu.
]]>İhbarla eve gelen sağlık ekibi, Gamze’nin hayatını kaybettiğini belirledi. Sağlık sorunu bulunmadığı belirtilen Gamze’nin boynunda izler olduğu tespit edildi. Muğla Adli Tıp Kurumu morgunda yapılan otopsi işlemlerinin ardından Gamze’nin cenazesi, 2 gün sonra Çamlıca Mezarlığı’nda toprağa verildi.

BOYNU KIRILMIŞ
Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) tarafından evde yapılan incelemede sonucunda Gamze’nin yaşamını yitirmesi, kayıtlara ‘şüpheli ölüm’ olarak geçti. Gamze Sakallıoğlu’nun otopsi raporunda boyun kemiğinin kırık olduğu tespit edildi.
Bunun üzerine anne Turcen ve baba Mehmet Halil Sakallıoğlu gözaltına alındı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Sakallıoğlu çifti, Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı. Çift, 4 ay tutuklu kalıp, adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

GİZLİ TANIK İTİRAFI
Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, sonradan adının Lale Cengiz olduğu belirtilen gizli tanığın itirafı üzerine olayla ilgili yeniden çalışma başlattı. Yeni elde edilen deliller sonucu Turcen ve Mehmet Halil Sakallıoğlu çifti hakkında bir kez daha gözaltı kararı çıkarıldı.
26 Ekim 2022’de Sakallıoğlu çifti, İstanbul’da katıldıkları televizyon programının ardından gözaltına alındı. Çift, işlemlerinin ardından Bodrum’a getirildi. Jandarma ekipleri, yeni deliller ışığında, aynı gün Gamze Sakallıoğlu’nun amcası E.S. (55), kuzeni G.S. (32), ağabeyi Mefar Sakallıoğlu (37), yengesi Nazlı Sakallıoğlu ve hakkında yakalama kararı bulunan erkek arkadaşı olduğu ileri sürülen R.K.’yı Bodrum’da, ablası Fatma Köse ile eniştesi D.K.’yı (30) ise Muğla’nın Milas ilçesinde gözaltına aldı.
Mahkemeye çıkarılan şüphelilerden Turcen- Mehmet Halil Sakallıoğlu çifti, ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı, diğerleri ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İDDİANAME HAZIRLANDI
Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı, konuyla ilgili soruşturmasını tamamladı. Hazırlanan iddianamede, Turcen- Mehmet Halil Sakallıoğlu çifti için ‘nitelikli kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
Diğer tutuksuz sanıklar için ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. İddianamede yer verilen Adli Tıp Kurumu raporuna göre Gamze’nin boyun kemiğinin kırılmasına bağlı olarak hayatını kaybettiği belirlendi.

“İZLEDİĞİ POLİSİYE FİLMDE CİNAYETİN DELİLLERİNİ YOK ETMEYE ÇALIŞMIŞ”
Dosya kapsamında şüpheli Turcen Sakallıoğlu’nun tutuklu kaldığı süre boyunca aynı koğuşta güven duyduğu kişilerin tanık olarak ifadelerine başvuruldu. Tanık Lale Cengiz, şunları söyledi;
“BİRDEN ÇOK KİŞİYLE İLİŞKİYE GİRMİŞ”
*Turcen Sakallıoğlu’nun koğuşta dışlandığını ve yalnız kaldığını gördüm. Ben de genelde yalnız olduğum için tanıştık. Sohbetimiz ilerledi. Gamze’nin ölümünden yaklaşık 20 gün sonra koğuştaki eğlencede Turcen’in oynayarak eğlendiğini gördüm. Bu hareketi dikkatimi çekti. Güven duydukça bazı konuları anlatmaya başladı.
Birden çok kişiyle para karşılığı ilişkiye girdiğini, Gamze’nin de gördükleri nedeniyle kendisini tehdit ettiğini söyledi. Bunu söylediğinde Gamze’yi öldürmeyi düşündüğünü anladım. Hatta ‘Gamze görmeseydi, duymasaydı, beni de yakmazdı’ dedi.
*Gamze’nin de para karşılığı ilişkiye girdiğini, daha önce kürtaj olduğundan bahsetti. ‘Delil bırakmadıysan bir daha da bir şey çıkmaz’ dedim. Polisiye bir dizi izlediğini, olayın üzerini nasıl örtmesi gerektiği konusunda yeterince bilgi edindiğini söyledi.
“SEN BANA MUKAYYET OL”
*Olayı öğrenebilmek için, olaydan sonra kendisini kurtarıp, kurtaramadığını ve her yeri temizleyip temizlemediğini sordum. Bunun üzerine o gece boyunca uyumadan her yeri temizleyip, kendisine dair hiçbir iz bırakmadığını söyledi.
*Bir anlık boğuşma sonucu Gamze’nin gece saat 01.00 civarında can verdiğini, yatağa taşıdıktan sonra sabah cesedini yatakta bulmuş gibi yaptığını söyledi. Hatta ‘Keşke cesedi götürüp, ormana atsaydık’ dedi.
*Olay sonrası Gamze’nin boyun ve göğüs kısmında gördüğü morlukları anlattı. Neden morardığını sorunca boğuşma sırasında dizleri üzerine çöktüğünü söyledi. Koğuşta çıkan bir kavgada başka bir kadını dizleri üzerine çöküp, boğazladığını gördüm.
*Daha sonra ona, kavgada, Gamze’ye yaptığı şeyin aynısını kavga ettiği kadına da yaptığını söyledim. Koğuşta kendisini sinirlendiren kişilere karşı beni uyarıp, ‘Lütfen beni tut, benim ne yapacağım belli olmaz, her şeyi yapabilirim. Sen bana mukayyet ol’ diyordu.
*Anladığım kadarıyla aile içinde çarpık ilişkileri var. Her şeyden çok paraya önem veriyor. Kendisi ceza yese bile kocasının dışarıda olması halinde mal varlığı ile kendisini rahat ettireceğini düşünüyor. Bu nedenle kocasının bu olayda bilgisi varsa dahi ceza almasını istemediğini düşünüyorum.
“YARDIM ALDI”
İddianamede gizli tanığın, olayı anne Turcen Sakallıoğlu’nun anlattığı kadarıyla öğrendiği, dolayısıyla Mehmet Halil Sakallıoğlu ile ilgili ayrıntı vermemiş olabileceği de vurgulandı.
Hayatın olağan akışı çerçevesinde kendisinden daha genç ve dinamik olan birinin öldürülmeye çalışılması durumunda karşılık vermesi üzerine yaşanacak arbedede sanık Turcen Sakallıoğlu’nun kızı Gamze’yi tek başına herhangi bir yara almadan boğarak öldüremeyeceği, dolayısıyla Mehmet Halil Sakallıoğlu’ndan yardım aldığı ifade edildi.
ÖLMEDEN 5 DAKİKA ÖNCE ÇEKİLMİŞ FOTOĞRAF ÇIKTI
İddianamede, Gamze’nin ölümünden 5 dakika önce 00.55’te cep telefonunun ön kamerasıyla çekilmiş fotoğraf tespit edildiğine de yer verildi. Siyah görüntü olan fotoğrafın kavga sırasında ya da telefonu almaya çalışırken yanlışlıkla çekildiğinin anlaşıldığı ve şüpheli Turcen Sakallıoğlu’nun olayı kendisine anlattığını beyan eden gizli tanığın, bir anlık boğuşma gerçekleştiği ve Gamze’nin saat 01.00 civarında can verdiğini söylediği ifadesindeki beyanlarıyla örtüştüğü iddianamede belirtildi.
Öte yandan, Gamze’nin ölü olarak bulunduğu odayı normalde kullanmadığı ve o odada hiç uyumadığının tespit edildiğine de yer verildi. İddianamede, anne Turcen ve ona yardım ettiği iddia edilen baba Mehmet Halil Sakallıoğlu hakkında ‘nitelikli kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.
ANNEYE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS, BABAYA BERAAT
Turcen ve Mehmet Halil Sakallıoğlu çiftinin Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi’nde, bugün görülen beşinci duruşmayla yargılanmalarına devam edildi. Duruşmaya tutuklu Sakallıoğlu çiftinin yanı sıra kızları Fatma Köse, oğulları Mefar Sakallıoğlu ve avukatları da katıldı.
Mahkeme heyeti duruşmada Fatma Köse, Mefar Sakallıoğlu ile avukatları ile son savunmaları için sanıkları dinledi. Sanık Turcen Sakallıoğlu ve baba Mehmet Halil Sakallığlu mahkeme heyetinden beraatlerini isterken suçsuz olduklarını söyledi. Sanıkların çocukları da anne ve babalarının suçsuz olduğunu belirterek tahliyelerini istedi.
Savcılık mütaalasını açıklayıp, her iki sanık için de nitelikli kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti. Mahkeme başkanı, verilen 10 dakikalık aranın ardından kararını açıklayıp, sanık Turcen Sakallıoğlu’nu ‘üst soyu nitelikli kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırırken, baba Mehmet Halil Sakallıoğlu’nun ise beraatine karar verdi. Kararın ardından sanık Turcen Sakallıoğlu’nun avukatları istinafa başvuracaklarını ve karara itiraz edeceklerini söyledi.
]]>“ALDIRDIĞIN ÇOCUK BENDEN DEĞİL MİYDİ?”
Duruşmada savunma yapan sanık Yunus Yıldırım, “Sabah eşimle beraber kalktık. Kahvaltı hazırladık. Aramızda tartışma başladı. “Senden çocuk yapmak istemiyorum” dedi. Daha önce de kürtaj olmuştu. Bu durumu hazmedemedim. Ağzına geleni söyledi bana. “Aldırdığın çocuk benden değil miydi” dedim. ‘Hayır değildi’ dedi. Kahvaltıyı hazırladığımız bıçağı aldım. Hala bana bir şeyler söylüyordu. İlk o bıçağı elimden almaya çalışırken. Benim parmaklarım kesildi. Boğazımı sıktı. Şimdi takipçi kazanmak için medyaya çıkıyor. Ben isteyerek yapsam 112’yi aramam. 1 buçuk yıldır evliyiz. Daha önce de tartışmalarız oldu. Evlendikten sonra hamile kaldıktan sonra “Sen çocuğa sevinmedin boşanmak istiyorum” dedi. “Çocuk senden değildi, ben aldırdım” dedi. Sanık Yunus Yıldırım, evlenmeden önce zengin olduğunu, bıçaklama olayı olmadan 1 hafta önce ise inşaatta amele olduğunu söyledi.

“BEN SENİ BURADA ÖLDÜRSEM BİLE 5-6 AY YATAR ÇIKARIM”
Duruşmada söz verilen Merve Veziroğlu, “Söylenen şeylerin hepsi yalan. Çok sinirli, öfkeli bir insan. Sürekli psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldım. Uzun süre tehdit etti. Bir gün önce işten ayrılmıştı. O gün çok sinirli geldi. Ertesi gün kalktık hala çok sinirliydi. Yanıma geldiğinde bana “Yüklü miktarda para verebilir misin” dedi. Ben hiç bir şekilde eşimi aldatmadım. Ben zaten fiziksel olarak onunla mücadele edebilecek bir insan değilim. Kahvaltıyı hazırladım. Bıçağı mutfağa bıraktım. Beni içeri çağırdı. Kapıları kapattı. Perdeleri kapattı. İlk olarak beni fiziksel olarak hırpaladı. “Ben seni burada öldürsem bile 5-6 ay yatar çıkarım” dedi. Kedileri içerideki odaya kapattı. Mutfağa gidip elinde bıçakla geldi. Korkuyla yorganı etrafıma sardım. Kurtulmaya çalışırken kafama darbe aldım. Sonra bıçakladı beni. Her yerimi kesti. Ben çocuğu aldırtmamak için çok mücadele verdim” şeklinde konuştu. Merve Yıldırım’ın sözlerinin ardından sanık Yunus Yıldırım, “Sen çocuk katilisin” dedi.

30 YILA KADAR HAPİS TALEBİ
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısı, kullanılan aletin niteliği itibariyle öldürmeye elverişli olması, darbe sayısı, darbe yerleri, meydana gelen yaralanmanın niteliğini de göz önüne alarak, sanığın öldürme kastıyla hareket ederek yatak odasına kilitledikten sonra eylemini gerçekleştirdiği, her ne kadar sanık haksız tahrik ve meşru savunma hükümlerinden faydalanmak üzere savunmalarda bulunmuş ise de, katılan beyan ve dosya kapsamından bunların uygulanma koşullarının da bulunmadığı anlaşıldığını belirtti. Sanık Yunus Yıldırım’ın ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 2 yıldan 10 yıla kadar, ‘Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan ise 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi.
Ara kararını açıklayan Mahkeme heyeti, sanığın savunma yapması için süre vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAME
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede sanık Yunus Yıldırım’ın “eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüsö ve “hürriyetinden yoksun kılmaö suçlarından 34 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep edilmişti.
]]>Üzülmez, “Bu lig Fenerbahçe’siyle, Galatasaray’ıyla, Beşiktaş’ıyla güzel diyorsak bunlardan ziyade kafa yapımızı değiştirmemiz gerekiyor. Fanatizmden çıkmalıyız. Fenerbahçe’nin ligden çekilmesi Türk futboluna katkı sağlamaz. Sayın başkanın sağlıklı bir karar alacağını düşünüyorum,” dedi.
Üzülmez ayrıca, Pendikspor’un Süper Lig’deki konumunu, Türkiye futbolunda son zamanlarda yaşanan sıkıntıları, sosyal medyanın futbola etkilerini ve eski takımı Beşiktaş hakkındaki düşüncelerini paylaştı. Süper Lig’in 31. haftasında Samsunspor ile deplasmanda yapacakları maç için hazırlıkların iyi gittiğini belirten Üzülmez, takıma olan inancını ve oyuncuların kendilerine olan güvenini vurguladı.
Oyuncularımız geldiğimiz günden bu yana bizlere inanmaya başladılar. Hem saha içinde hem saha dışında güzel bir sinerji yakaladık. Fenerbahçe maçını kaybetsek de oyun olarak çıkışa geçen bir Pendikspor var. Amacımız tabii ki milli maç arasını en iyi şekilde değerlendirmek. Takımımızın mental anlamda sorunları vardı. Göreve geldiğimizde oyuncularla bire bir konuşmalarımızda bu mücadelenin içinde, önümüzdeki süreçte Pendikspor’u en iyi yere getirmek için bire bir görüşmelerde çok güzel geri dönüşler aldık. Oyuncularıma inanıyorum, güveniyorum. Çok karakterli bir oyuncu grubuna sahibim.
“DEMEK Kİ DOĞRU İŞLER YAPIYORUZ”
50 yaşındaki deneyimli teknik direktör, takımının kazanma alışkanlığı kazanmasının öneminin altını çizdi ve ekledi:
“Belki Konyaspor maçıyla iyi bir başlangıç yapamadık ama hem Fenerbahçe maçında hem sonraki haftada İstanbulspor karşılaşmasında saha içinde doğruları yapan bir Pendikspor takımı var. Fenerbahçe deplasmanında Fenerbahçe’ye 60’ıncı dakikaya kadar pozisyon vermeyen, herkesin olumlu görüşler belirttiği bir mücadele oldu. İstanbulspor maçını oynadık. Rakibimiz geçiş oyununu en iyi oynayan takımlardan biri. Hem Ankaragücü hem de Antalyaspor deplasmanlarında rakiplerinden puan alan ve 13-15 tane pozisyona giren bir takım vardı. Biz İstanbulspor’u ilk yarıda ceza sahamıza sokmadık, ikinci yarıda ise 2 pozisyon vererek maçı tamamladık. Demek ki biz doğru işler yapıyoruz. Rakibi doğru analiz ediyoruz. Ortaya doğru şeyler çıkarmaya başladık. Bu sinerjiyi Samsunspor maçıyla devam ettirmek istiyoruz.”

“FİNAL BASKISI YAŞAMAMALIYIZ”
Ligde kalma savaşı veren Pendikspor’da, teknik direktör İbrahim Üzülmez, her karşılaşmayı final niteliğinde ele aldıklarını ve oyuncularına bu bilinci aşılamaya çalıştıklarını ifade etti.
Sonuç olarak düşmemeye oynayan bir takımız. Oyuncularımı her maça final havasında hazırlamamız gerekiyor. Her maçın ne kadar değerli olduğunu onlara anlatmaya çalışıyoruz. İstanbulspor maçı nasıl çok önemliyse şimdi oynayacağımız Samsunspor maçı da çok önemli. Final baskısını da yaşamamamız gerekiyor. Bu takım son dönemlere bakınca ligin en çok gol yiyen takımlarından birisi. Öncelikli olarak bu zaafımızı ortadan kaldırmamız gerekiyor. Ön alan baskısını doğru yapmamız lazım. Ön alanda güçlü oyunculara sahibiz. Umut Nayir, Mame Thiam, Abdoulay Diaby, Halil Akbunar ve Erencan Yardımcı gibi çok önemli oyunculara sahibiz. Tabii takım savunmasını da bunun yanında ikinci plana atmamaya çalışıyoruz.
“YAPIMIZDA PES ETMEK YOK”
İbrahim Üzülmez, ligde kalan haftalar boyunca mücadeleyi bırakmayacaklarının altını çizdi ve ekledi:
“İstanbulspor karşısında galibiyetin anlam kazanması Samsunspor maçının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu sıralamada olduğunuzda kaybetme olasılığınızın daha az olması lazım. Oyuncularımız bu baskıyı zaman zaman yaşıyor. Toplantılar yaparak onları bu baskıdan kurtarmaya çalışıyoruz. Pendikspor’un oyunsal anlamda da yavaş yavaş ne kadar güçlü geldiğinin de görülmesini istiyoruz. Oyuncularımın da kazanmaya başladıkça öz güveninin daha da artacağını düşünüyorum. Biz inanıyoruz. Bir kıvılcım yaktık. Bazı kesimler Pendikspor’un çok fazla şansının kalmadığını söylüyor. Bizim yapımızda pes etmek yok. Kaybedebiliriz ama mücadele ederek kaybetmemiz lazım. Oyuncularımın da böyle bir anlayış içinde olmadığını göstermeye başladık yavaş yavaş. Bunu bir tık daha yukarı taşımamız lazım. Bunu yukarıya taşıdığımızda olumlu anlamda konuşacakları bir Pendikspor’un olacağından kimsenin şüphesi olmasın. Bunu devam ettireceğiz. Sonuna kadar bu yarışın içinde olacağız.”
“KRİZ DÖNEMLERİNİN HOCASIYIZ”
Üzülmez, görevi devraldığı dönemde karşılaştığı zorluklara da değindi:
“Biz zaten kriz dönemlerinin hocasıyız. Kriz dönemlerinde bu teklifler geldiğinde tabii ki burası Süper Lig. Başkanımızla oturup istişare ettiğimizde başkanımız bize çok güvendi, çok inandı. Benim bu takımın içinde olmam gerektiğini söyledi. Bu anlamda kendisine çok teşekkür ediyorum. Takımı analiz ettiğimizde yetenekli oyuncu sayısının olduğunu düşündük. Biz gelmeden önce düşüşte olan bir oyuncu grubu vardı. Bunu yukarıya çekmeye ve inandırmaya çalıştık. Onlar da inanmaya başladı. Bu teklif geldiğinde heyecanlandık. Süper Lig’deki rekabetin içinde olmamız gerektiğini ekibimizle konuşuyorduk. Alt liglerde şampiyonluklarımız ve başarılarımız var, orada da güzel işler yaptık. Bizim için burasının bir fırsat olduğunu düşünüyorduk. Her oyuncu oynamak istiyor. Bu birliktelik umarım devam eder.”
“KİMSE İĞNENİN KENDİSİNE BATMASINI İSTEMİYOR”
Türk futbolunun içinden geçtiği zor dönemlere dikkat çeken tecrübeli teknik direktör İbrahim Üzülmez, futbol camiasının öz eleştiri yapmasının önemine vurgu yaptı. Üzülmez, “Sevinci de üzüntüyü de abartan yapıda bir ülkeyiz. Futbolun paydaşları olarak böyle bir yapımız var. Kimse iğnenin kendisine batmasını istemiyor. Kimse öz eleştiri de yapmıyor. Herkes şapkasını önüne koyup nerede hata yaptığıyla ilgili o öz eleştiriyi yapmalı. Ben de yapacağım, başkanlar da yapacak, yöneticiler de yapacak, futbolcular da yapacak, taraftarlar da yapacak.” dedi.
Öyle bir kamuoyu oluşuyor ki, keşke olmasaydı. İnşallah son olur. Her tarafta var. Başka sahalarda da oldu. Ben de bir açıklama yaptım. Kendi öz eleştirimi de yapıyorum. O dürüstlüğü de gösteriyorum. Benim misafir olarak yer aldığım karşılaşmada bana yapılan eylemin de doğru olmadığını birilerinin bilmesi gerekiyor. Sen o doğruyu söylemiyorsun ama bu taraftan hep bizi eleştiriyorsun. Beni eleştir, ben de kendimi eleştireyim ama o taraftaki eylemi eleştirmezsen doğruyu bulamayız. Camiaların da öz eleştiri yapması lazım. Bir taraf çıkıyor şöyle bir olay oldu buraya ceza verilmesi gerekiyor diyor. O cezaya bakıyorsunuz doğru ceza verilmesi gereken o taraftar veya camiasına baktığınız zaman o da bir iki sene önce aynı hatayı yapmış. Kendisine geldiği zaman ben ceza almayayım diyor. Ama orası ceza alsın diyor. Bu mantıkla nasıl değiştireceğiz? Bu mantıkla futbolu nasıl yukarıya taşıyacağız? Futbolun bütün paydaşları iyi niyetle, art niyet düşünmeden elini taşın altına sokmalı.
“AÇIKLAMALARIM KEŞKE OLMASAYDI”
Üzülmez, Türk futbolunun iyileşmesi için gerekli adımların atılmasının önemini vurgulayarak, sektörün kendini sorgulaması gerektiğine işaret etti:
“Sosyal medyada da inanılmaz programlar var. Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği sürece düzelmeyiz. Ben şampiyon olayım, her şey mubahtır anlayışıyla yola çıkarsak o olaylar yine devam eder. Dürüstçe, hak yemeden, birisinin sırtına basmadan şampiyon olabiliyor muyuz? Olabiliyorsak taraflı tarafsız o şampiyonu herkesin alkışlaması lazım. Biz o anlayışta değiliz. Önemli oyuncular geldi. 5 milyon Euro’nun üzerinde kontratlı oyuncular var. Biz kendi içimizde futbolu dibe çekiyoruz. Bizim maçta Fenerbahçe, zaten favoriydi. Fenerbahçe Pendikspor’u yenebilir. Orada bize de saygı duyulması gerekmiyor mu? Hep biz mi suçluyuz? Evet açıklamalarım keşke olmasaydı. Ben kendimi eleştiriyorum zaten. Karşı taraf da o öz eleştiriyi yapmalı. Futbolun bütün paydaşları ortak bir karar alıp, ortak cezalar alıp o cezaların da uygulanması gerekiyor. Cezalar da ağır olsun. Ben mi yaptım? Alayım cezayı. Başkası mı yaptı? Alsın cezayı. O cezaların ağır yaptırım içinde olması gerektiğini düşünüyorum.”

“HERKES HATALAR YAPIYOR”
“Cezaların takım, taraftar, teknik adam gözetmeksizin uygulanması gerektiğini düşünüyorum” diyen Üzülmez, şöyle devam etti:
“Futbol geriye gidiyorsa burada o suçlu, ben suçsuzum deme şansınız yok. Herkes hatalı, herkes hatalar yapıyor. Tek doğruyu hepimizin bulması gerekiyor. Herkesin kendi üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor. Bir arınma olmalı. Adamın saçını beğenmiyorsun küfrediyorsun. Adamın sakalını beğenmiyorsun tepki gösteriyorsun. Adamın tavrını beğenmiyorsun hakaretler ediyorsun. Bunlar yaşandığında bir sonraki maça intikam duygularıyla çıkılıyor.”
“BİZ RUHUMUZLA OYNUYORDUK”
Futbolculuk döneminde sosyal medyanın bu denli yaygın olmadığını belirten Üzülmez, şu ifadeleri kullandı:
“Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu. Benim işim gücüm futboldu. Çalışıyorduk, antrenmanımızı yapıyorduk. Evimize gidiyorduk ve dinleniyorduk. Sosyal medya çıktıktan sonra bazı şeylerin çok değiştiğini düşünüyorum. Futbolcuların sosyal medyanın büyüsüne kapıldığını görüyorum. Camialarına karşı ön plana farklı bir şekilde çıkarak farklı bir düşüncede çıkmak istediklerini de düşünüyorum. Ben 11 sene oynadım. Ben böyle şeyler yaşamadım. Bunlar olunca olay farklı yerlere gidiyor. Sosyal medya çok etkin olmaya başladı. Yeni yeni programlar var. Orada bazı yorumlara saygı duyuyorum. Bazıları da hakaret ediyor. Onlar da cezanın içinde olmalı. Bizim zamanımızda aidiyet duygusunu yaşayan futbolcular vardı. Artık işler profesyonelliğe doğru döndü. Oyuncu biraz daha bilimsel çalışmaya başladı. Biz ruhumuzla, yüreğimizle oynuyorduk. Camialarımıza karşı görevlerimizi en iyi şekilde yerine getiriyorduk. Aidiyet duygularımızı, sorumluluklarımızı taşıyorduk. Saha içinde biraz daha disiplin olarak geride kalmış ancak yetenek olarak biraz daha ön plana çıktığı bir futbol iklimi var. Saha dışına baktığınızda çok fazla yaygara, çok fazla kutuplaşıldığı bir dönem. Buna bir önlem alınmalı.”
“REKABET YOKSA, SEYİR KEYFİ OLMAZ”
Türk futbolunda yakın dönemde maddi olarak daralmalar olacağını düşündüğünün altını çizen İbrahim Üzülmez, “Fenerbahçe ve Galatasaray bu sezonki kadrolarına bakınca muazzam bütçelerle muazzam oyuncularla iyi kadrolar kurdular. Sıralamaya bakınca da iki takım da bir şekilde bunun sonuçlarını aldı. Başa baş bir şekilde gidiyorlar. Üçüncü olan takımla 20-30 puanlık fark var. Son yıllarda bu kadar farkın olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Bu devam ederse bundan sonraki süreçte bu sürer. Bu makasın daralması için yetkililerin daha fazla kafa yorması gerekiyor. Rekabetin olmadığı yerde seyir keyfi olmaz. Rekabetin olmadığı yerde reyting de olmaz. Bu iki takımın yanına Beşiktaş, Trabzonspor ve herhangi Anadolu takımı geldiği zaman maddi ve manevi anlamda getiriler olacaktır. Hak edenin şampiyon olduğu bir lig olmasını diliyorum. Kendi aralarında maç da oynanacak. İnşallah o maç da Fair-Play çerçevesinde geçsin. Hak eden takım kazansın. Bu iki takımın kalan maçlarını kazanacağını… Tabii ki sürprizler de olacaktır. Kadrolarını en iyi şekilde kullanmaya çalışıyorlar. Bundan sonraki maçlarda sağduyulu bir şekilde hareket edilmeli. Herkes öz eleştirisini yapmalı. Kendi takımın menfaatini, rakibinin kötü olmasını istiyorsun. Kendi takımına hata olduğunda söyleyebiliyor musun? O zaman büyüksün zaten. Bu olaylar birikiyor ve sonrasında patlıyor. Sonrasında hepimiz yaralanıyoruz” diye konuştu.
“FENERBAHÇE’NİN LİGDEN ÇEKİLMESİ…”
Fenerbahçe Kulübü’nün almış olduğu olağanüstü genel kurul kararına ilişkin de görüşlerini bildiren Üzülmez, “Bu tabii ki Fenerbahçe’nin iç işleridir. Sayın başkan kongreyi toplayacağını söyledi. Fenerbahçe’nin bu ligde olması gerekiyor. Köklü bir camia, büyük bir camia. Milyonlarca taraftarı olan bir camia. Ciddi bir karar. Böyle bir adım çok önemli. Kongre üyelerinin ne karar alacağını bilmiyorum ama öyle bir kararın alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu lig Fenerbahçe’siyle, Galatasaray’ıyla, Beşiktaş’ıyla güzel diyorsak bunlardan ziyade kafa yapımızı değiştirmemiz gerekiyor. Fanatizmden çıkmalıyız. Fenerbahçe’nin ligden çekilmesi Türk futboluna katkı sağlamaz. Sayın başkanın sağlıklı bir karar alacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“BEŞİKTAŞ’TA AİDİYETTEN UZAKLAŞILDI”
Şu anki Beşiktaş’ın beklentileri karşılayan bir Beşiktaş olmadığını vurgulayan İbrahim Üzülmez, “Büyük camialarda ön alan baskısını yapmanız lazım. Beşiktaş’ın daha fazla üretken olması lazım. Taraftar bunu ister, taraftar bunu bekler. Maçları kazanırken öndeki baskıları ister. Büyük takımın özelliği budur. Beşiktaş çok gol yiyen bir takımdı. Santos gelince savunmayı geliştirmeyi başardı. Siz az gol yerken de ön tarafta üretkenlik sağlayamazsanız taraftar o oyunu eleştirir. Beşiktaş’ta bazı oyuncuların aidiyetten uzaklaştığını görüyorum. Bir camiaya karşı aidiyetiniz olmalı. Yarışın içinde olmasanız da Beşiktaş sahaya çıktığında o formanın büyüklüğünü, o formanın kutsallığını o oyuncuların bilmesi gerekiyor. Bunu göremiyorum. İzlediğim maçlarda temaslı oyunlarda olmayan bir Beşiktaş takımı var. Saha içinde duruş göstermesi gereken oyuncu sayısının da az olduğunu düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
“BEŞİKTAŞ’TAN BEKLENTİMİZ VAR”
İlerleyen zamanda Beşiktaş Teknik Direktörlüğü için beklentisinin ve isteğinin varlığından söz eden Üzülmez, “Beşiktaş büyük camia. Beklentimiz, isteğimiz var. Bunu açık açık söylüyorum. Gerçekleşir mi onu Allah bilir. Bizlere de güvenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Futbolun içinden gelmişiz. Bu oyunculara nasıl bir ruh haliyle yaklaşmamız gerektiğini de biliyoruz. Bu oyuncuları nasıl motive edeceğimizi de biliyoruz. O şans ve bazen o şansı yakalamak kolay olmuyor. Buralarda bir şeyler yapmamız lazım. Oralara gidebilmek için şimdi camiam olan Pendikspor’da güzel sonuçlar almam gerekiyor. Buralarda o sonuçları alınca tabii ki isteriz.” dedi.
Üzülmez, konuşmasına şöyle devam etti:
“Beşiktaş yarışta olmasa da Beşiktaş büyüklüğünden hiçbir şey kaybetmez. Bu sene olmaz seneye yine yarışın içinde olur. Oyunculara eski futbolcusu ve eski kaptanları olarak şöyle bir serzenişte bulunuyorum: Sahaya çıktığınız zaman Beşiktaş’ın formasıyla daha fazla karakter göstererek mücadele etmeleri gerekiyor. Şampiyonluk yarışından kopabilirsiniz ancak Beşiktaş’ın forması çıktığı zaman kazanmaya odaklı olmalı. Bazı maçlarda bu düşüncemden uzak olduğunu düşünüyorum.”
“NECİP BEŞİKTAŞ’TIR”
Necip Uysal’ın Beşiktaş formasıyla en çok forma giyen oyuncu rekorunu kırarak kendisini geride bıraktığını aktaran Üzülmez, “Necip Beşiktaş’tır. Karakterli bir kardeşimiz. Forma şansı verildiğinde sonuna kadar her şeyini ortaya koymaya çalışan oyunculardan. Beşiktaş taraftarının da sevdiği ve benimsediği bir oyuncu. Mücadele ediyor. Kendisine iyi bakar. Antrenmanını iyi yapar. Beslenmesini iyi yapar. Fiziğini saha içinde iyi bir şekilde kullanmaya çalışır. Yetenekleri ölçüsünde sonuna kadar her şeyini vermeye çalışır. Necip başarılı mı? Başarılı. Beşiktaş’ta zaman zaman Necip oynamadığında eksikliği hissediliyor. Burada Necip’in kendisine ne kadar iyi baktığını, Beşiktaş’ı ne kadar sevdiğini ve saha içerisinde sonuna kadar mücadele ettiğini görüyoruz. Benim rekorumu kırmasaydı iyiydi. İlk sırada ben vardım. Ama canı sağ olsun. Başarılar diliyorum. Beşiktaş’la bütünleşmiş bir oyuncu. Kendine baktığı sürece de 1-2 sene daha futbol oynayacağını düşünüyorum. Çok güzel bir şey var: Necip’e bu yaşta milli takıma seçilsin deniyor. Yaşın çok önemli bir şey olmadığı örnek olarak göstermiş. Siz kendinize iyi baktığınızda sizi eleştirmelerinden ziyade milli takıma seçilmeniz gerektiği söyleniyor. Bu da Necip için bir gurur.” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Zaman zaman sıkıntılar yaşayan çiftin evliliğinde, Murat Rüzgar’ın ev alacağı sırada dolandırılmasının ardından tartışmaların dozu arttı.
Merdiye Rüzgar memleketi Mardin’e gitti, Murat Rüzgar ise Körfez’de kaldı. Çift, bir süre sonra yeniden bir araya geldi ancak tartışmaları devam etti.
‘ÇOCUKLARIMI CENNETE GÖNDERDİM’
İddiaya göre, 23 Mart 2023’te dışarıda olan Murat Rüzgar, evdeki eşini arayıp oğlu Yunus Emre’yi, ramazan nedeniyle tıraşa ve alışverişe götüreceğini söyledi.
Oğlunu alan Rüzgar, olay tarihinde Antalya’da olan annesinin Kocaeli Körfez’de bulunan evine gitti. Kursa giden kızı Beril Yağmur’u da alan Murat Rüzgar, 2 çocuğunu burada boğarak öldürüp ardından ilçede sahile gitti.
Murat Rüzgar, burada da polis ekiplerinin yanına giderek, “Çocuklarımı cennete gönderdim, buraya geldim” dedi. Ekipler eve gitti, adrese sevk edilen sağlık ekipleri de kontrollerinde 2 çocuğun da öldüğünü belirledi.
Vücutlarında herhangi bir yara veya darp izi bulunmayan çocukların boğulduğunu değerlendiren polis ekipleri, Murat Rüzgar’ı gözaltına aldı. Emniyette işlemleri tamamlanan Rüzgar, çıkarıldığı mahkemede tutuklanıp cezaevine gönderildi.
“SİZLER MELEKSİNİZ”
Öte yandan, evde yapılan aramada da çocukların boğulduğu yatağın başında not bulundu. Notta şu ifadeler yer alıyordu:
“Melek evlatlarım benim. Bu dünyada sizden başka kimsem yok. Ben hem annesiz hem de babasız büyüdüm. Sizi asla kimselere mahcup ettirmem. Sizler meleksiniz. Artık sizi bu kötü dünyanın insanlarına emanet etmeyeceğim.
Ben sizin yerinize cehennemi bile göze alırım ama asla sizi almadan yaşamam. Sizlere babasızlığın acı gününü yaşatmam asla. Dolandırıldım, annenizle aramızda maddi olarak hep kavga vardı.
Sizlerden ayrılmak benim için ölüm gibi geliyor. Sizler benim içimde birer melek olarak yaşayacaksınız. Sizi seven babanız. Sizleri çok seviyorum, onun için sizleri Allah’a emanet ediyorum, varsın ben yanayım”
SAVCI, 2 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İSTEDİ
Olayla ilgili Cumhuriyet savcısının düzenlediği iddianamede, sanık Murat Rüzgar’ın ‘Çocuğa ve altsoya karşı kasten öldürme’ suçundan 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.
İddianameyi kabul eden Kocaeli 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşmasında anne Merdiye Rüzgar ile tutuklu sanık Murat Rüzgar ile taraf avukatları hazır bulundu.
Taraflar, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile dinlendi. Duruşmada konuşan tutuklu sanık Murat Rüzgar, boşanmak istediğini söyledi.
Mahkeme başkanının ‘Hayatta çocuğun var mı?’ sorusuna Rüzgar, “Yok diyorlar; ilaçlardan dolayı hatırlamıyorum” dedi.
14 yıldır evliliğinde eşiyle hep sorunlar yaşadığını, eşinin kendisine ve annesine sık sık hakaret ettiğini ayrıca ekonomik sıkıntılar yaşadıklarını öne süren sanık Rüzgar, şunları söyledi:
“Almak istediğim bir ev vardı; dolandırıldım. Eşimi, kafasını dinlesin diye memleketine gönderdim. Daha sonra durumumu düzelttim ve ev kiraladım. Geri çağırdım; yine aynı şeyler başladı.
Artık hakaretlerinden, isteklerinden yoruldum. Boşanmak istediğimi söyleyince ‘Sana çocuklarını göstermeyeceğim’ dedi.
Ben boşandıktan sonra hakim kararıyla çocuklarımla iletişim kurabileceğimden dolayı bu sözleri umursamıyordum.
Eşim çocuklarıma ‘Sizin babanız değil’ diyordu; çocuklar da bir süre sonra böyle söylemeye başladılar” dedi.
“ÇOCUKLARIMI ÖLDÜRDÜĞÜMÜ HATIRLAMIYORUM”
Olay gününü de anlatan Murat Rüzgar, şu ifadeleri kullandı:
“O gün çocuklar evde uyurken dışarı çıktım. 2-3 defa eve gittim geldim, uyanmadılar. Sonra ben sahile gitmişim. Sahilde çay ocağının orada oturan 2 polisin yanına oturdum; anlatmaya çalıştım.
Sonrasında hastane ardından da cezaevine geldim. Beni Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne götürdüler. 5,5 ay kadar kaldım sonra cezaevine gönderildim.
Çocuklarım için elimden gelen her şeyi yaptım. Eşimin isteklerine yetişemedim. Cezaevinde huzur buluyorum. Bir kuru ekmek yiyorum ama huzurum yerinde; 14 senedir huzur bulamadım. Çocuklarımı öldürdüğümü hatırlamıyorum”
Mahkeme başkanının notla ilgili sorusunu da cevaplayan sanık, “Bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum ama ne yazdığımı hatırlamıyorum” dedi.
“TIRAŞA, ALIŞVERİŞE GÖTÜRDÜ SANIYORDUM”
Mahkemede dinlenen Merdiye Rüzgar ise eşinin kendisine sürekli hakaret ettiğini ve boşanmak istediğini söyleyerek, şöyle konuştu:
“14 yıldır evliyim, bir gün benimle konuşmadı. Olay günü Murat, öğlene kadar uyudu. Öğlen, oğlum Yunus’u okuldan alıp eve getirdim; yemek yedirdim. Ben geldiğimde eşim evde yoktu.
Bana mesaj attı; mesajda ‘Yunus’u alacağım, ramazan için alışverişe götüreceğim’ yazıyordu. Sonra Yunus’u aldı gitti. Ben tıraşa, alışverişe götürdü sanıyordum.
Kızım da 17.30 civarında kurstan çıkacaktı. Kurs saati bitmesine rağmen kızım eve gelmeyince merak ettim ve sanığa mesaj atıp sordum.
O da bana kızımla beraber olduklarını, İzmit’te arkadaşlarının çocuklarıyla oyun oynadığını, oğlum Yunus’un telefonuyla oyun oynadığını, bu sebeple de şarjının bitmek üzere olduğunu söyledi”
“ÇOCUKLARIN FOTOĞRAFINI ÇEKİP ANNESİNE YOLLAMIŞ”
“Defalarca aradım açmadı. Saat 23.00’e kadar açmadı, sonra da polisler benim kapıma geldi; orada öğrendim” diyen Merdiye Rüzgar, “Çocuklarımın fotoğraflarını çekip annesine yollamış. Annesi bana bir şey söylemedi. Annesi söyleseydi belki çocuklarıma yetişecektim; çocuklarımı kurtaracaktım. Annesini aradım, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi benimle konuştu” dedi.
“GELİNİM ARADI, KENDİMİ KAYNETTİM”
Mahkemede dinlenen Murat Rüzgar’ın annesi Y.B. ise olay günü Antalya’da olduğunu, gece 01.00 sıralarında 1 senedir görüşmediği gelininin kendisini arayarak Murat Rüzgar’ı sorduğunu söyledi.
Telefonu kapatmasının ardından polislerin aradığını belirten Y.B., “Oğlumu bir sahilde dengesiz hareketler yaparken bulduklarını söyledi. Madde kullanıp kullanmadıklarını sordu; ben de kullanmadığını söyledim. Polisler bana ‘Eve girebilir miyiz’ diye sorması üzerine ben de ‘Girebilirsiniz’ dedim. Akabinde gelinim beni arayarak oğlumun torunlarımı boğduğunu söyledi; ben de kendimi kaybettim” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına ve Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek akıl ve ruh sağlığına ilişkin raporun beklenmesine karar verip duruşmayı erteledi.
]]>Hüseyin Beyoğlu’nun belediye başkanlığı görevinden önce Diyarbakır’ın merkez Çarıklı beldesinde kendisine ait gençlik sürücü kursuna ait pano içerisindeki mühürlü elektrik sayacına müdahale ettiği DEDAŞ tarafından tespit edildi.
Sayaç üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde, R ve S fazı akım uçlarına köprü atmak T fazını ise yerinden çıkarıp enerjiyi uzun süre kaçak olarak kullanarak fatura ödemediği için oluşan kamu zararı nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunulması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca dava açıldı.
“BEN İŞADAMIYIM, VERGİ BORÇLARIMI DÜZENLİ ÖDERİM”
Asliye ceza mahkemesinde enerji hırsızlığı ve kaçak elektrik kullanmaktan hakim karşısına çıkan Hüseyin Beyoğlu, “Ben bugüne kadar hiç bir şekilde suç işlemedim. Yıllardır ticaretle uğraşan bir iş adamıyım. Yanımda birçok kişi çalışmaktadır. Vergi borçlarımı, SGK’ya olan borçlarımı da düzenli bir şekilde ödemekteyim. Bu şekilde bir kaçak elektrik kullanmaya da tenezzül edecek durumda değilim. Ben bahse konu iş yerimdeki elektrik panosunun nerede olduğunu dahi bilmem. Sayaca kesinlikle müdahalem söz konusu değildir. Suçsuzum beraatımı istiyorum” dedi.
“HEM KULLANMADIM DEDİ, HEM DE ZARARI GİDEREYİM DEDİ”
Beyoğlu, işyerindeki sayacın nerede olduğunu dahi bilmediğini ve kaçak elektrik kullanmaya tenezzül dahi etmeyeceği yönünde savunma yaparak beraatını isterken, diğer yandan da kaçak elektrik kullanılan işyerinde oluşan kamu zararını gidermek istediğini söyledi.
Mahkeme ise, alınan bilirkişi raporuna göre, bakanlık mühürleriyle oynandığını, üst kapağın açılarak uyarı Swicinin bir tel bağlanarak devre dışı bırakıldığını, R ve S fazları akım uçlarının köprülenerek T fazı gerilim ucunun yerinden çıkarılarak devre dışı bırakılarak pano içindeki mühürlü sayaca müdahale edilerek kaçak elektrik kullanımıyla enerji hırsızlığı suçunun işlendiğinin ve bu şekilde kamu zararı oluştuğunun tespit edildiğini belirtti.
GERİYE DÖNÜK FATURALAR OLMASI GEREKENİN ÇOK ALTINDA
Mahkeme, geriye dönük tüketim fatura ekstreleri de incelendiğinde bir sürücü kursunun olması aylık tüketiminin olması gerekenin çok altında olduğunun belirlendiğine dikkat çekti.
Düşük faturalar ile bilirkişi raporuna göre sayaca müdahale edilmesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanık Hüseyin Beyoğlu’nun enerji hırsızlığı suçunu işleyerek kaçak elektrik kullandığının sabit olduğu vurgulandı.
MÜHÜR BOZMAKTAN 6 AY HAPİS CEZASI ALDI
Mahkeme, sanık Beyoğlu’nun kaçak elektrik kullanımından kaynaklı tahakkuk ettirilen tutarı ödeyerek oluşan kamu zararının tamamını giderdiği için hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.
Mahkeme, sanığın sürücü kursundaki pano içinde mühür altına alınan sayaca dış müdahalede bulunarak kaçak elektrik kullanmak için mührü kırdığı ve bu girişiminin de bilirkişi raporuyla sabit olması nedeniyle suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, tehlikenin ağırlığı ve sanığın amacı da dikkate alınarak mühür bozmak suçundan 6 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
Sanığın yargılama aşamasında tutum ve davranışları da dikkate alınarak cezayı 5 aya indirildi. Hakkında başka indirim yapılmasına yer olmadığına karar veren mahkeme bu cezanın da 5 yıl süreyle ertelenmesine karar verdi
]]>Örgüt mensuplarının kendilerini göstermek ve örgütün üstünlüğünü kabul ettirmek adına birçok suç eylemi gerçekleştirdikleri ve eylemleri yaparken aralarında hiyerarşik yapının bulunduğu ifade edilen iddianamede, örgüt yöneticilerinin talimatlarının örgüt üyeleri tarafından sorgulanmaksızın yerine getirildiği aktarıldı.
“ÜMİT SARAL, CEZAEVİNDEN AVUKATI ARACILIĞIYLA ÖRGÜTÜ YÖNETTİ”
İddianamede, İstanbul’da faaliyet gösteren organize suç örgütlerinin tespiti ve çalışma alanlarının deşifresine yönelik olarak yapılan çalışmalarda, hakkında daha önce işlemiş olduğu suçlardan dolayı ayrıca yürütülen soruşturma dosyaları kapsamında tutuklu sanık Saral’ın, görünürde avukatı olan sanık Çeken aracılığıyla cezaevine telefon soktuğu ve bu telefonla görüşmeler yaptığının belirlendiği anlatıldı.
Savcılıkça ayrıca yürütülen soruşturma kapsamında sanık Çeken hakkında da tutuklama kararı verildiği, tahliye olduktan sonra Saral adına eylem ve faaliyetlerine devam ettiğine yer verilen iddianamede, Saral ile cezaevinde yapmış olduğu görüşmeler sonrası aldığı talimatlar doğrultusunda diğer örgüt üyelerini yönlendirdiği yönünde bilgilere ulaşıldığı aktarıldı.
İddianamede, 26 Nisan 2022’de emniyete yapılan ihbar sonrası polis ekiplerinin intikal ettiği iş yerinde müştekiler Özcan Güleş ve Cemil Çelik ile yapılan görüşmede, iş yerine gelen 4 kişinin silahlı olduklarını belli edecek şekilde “Ümit Saral abinin selamı var. Size etek giydirecek. 1 milyon lira ceza kesti size bir an önce ödemenizi yapın” ifadeleriyle tehditte bulunduğu ve bu eylemin sanık Çeken tarafından organize edildiğinin belirlendiğine dikkati çekildi.
SARAL’A 147 YIL, ÇEKEN’E 127 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Sanık Saral’ın cezaevinde bulunuyor olmasının elebaşılığını yaptığı değerlendirilen organize suç örgütünün eylem ve faaliyetlerini etkilemediği, sanık avukatı Çeken aracılığıyla örgütü yönettiği, Çeken’in de görevi gereği sahip olduğu avukatlık yetkilerini örgütün çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullandığı kaydedilen iddianamede, sanık Çeken’in ticari anlaşmazlıkları çözüme kavuşturduğu izlenimiyle mağdurlar üzerinde baskı ve tehditte bulunarak menfaat temin etmeye çalıştığı anlatıldı.
İddianamede, örgütün vatandaşlar üzerinde tehditle baskı kurduklarının tespit edildiği, sanık Saral’ın soy bağı ve soyadı nedeniyle ulusal olarak bilinirliği bulunan “Sarallar” olarak tanınan suç örgütüyle organik bağ içerisinde olduğu, cezaevinde olmasına rağmen sanık Çeken aracılığıyla örgütün devamlılığını sağladığı, diğer örgüt üyesi sanıkların da bu durumu bilerek yer aldıkları ve örgütün varlığını devam ettirmesi için eylemlerde bulunduklarına yer verildi.
Sanıkların gerçekleştirdiği 7 farklı eylemin anlatıldığı iddianamede, örgüt faaliyeti çerçevesinde “yağma”, “tehdit” ve “ateşli silahlar ve bıçaklar ile aletler hakkında kanununa muhalefet” başta olmak üzere çeşitli suçları işlediği vurgulandı.
İddianamede, sanık Ümit Saral ile Tolgahan Çeken’in “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “tehdit” ve 8 kez “nitelikli yağma” suçlarından sanık Saral’ın 97 yıldan 147 yıl, Çeken’in ise 87 yıldan 127 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Diğer 20 sanığın ise “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme”, “nitelikli yağma”, “tehdit” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşındırma veya bulundurma” suçlarından 17’şer yıldan 31’er yıla kadar değişen oranlarda hapis cezası istendi.
İddianame İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi, sanıkların yargılanmalarına önümüzdeki günlerde başlanacak.
]]>Burdur Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın ilk duruşması görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Ayhan Ulu, Zehra-Bayram Sertcan çiftinin çocukları Arzu Özçoban ve Serdar Sertcan ile taraf avukatları hazır bulundu. Sertcan çiftinin çocukları sanığın cezalandırılmasını istedi.

“ÇAY İÇİP, SOHBET ETTİK”
Sanık Ayhan Ulu, emniyetteki ifadelerini kabul etmediğini, mahkemede söylediklerinin doğru olduğunu öne sürerek şunları söyledi;
*İddianameyi kabul etmiyorum. Bayram amcanın davetiyle beton dökme işini konuşmak için evine gittim. Zehra teyze Alzheimer rahatsızlığı nedeniyle benim hırsız olduğumu ima eden sözler söylüyordu.
*Olay günü de söyledi. Bayram amca ile mutfağa geçip, çay içip, sohbet ettik. Zehra teyze ‘Seni polise vereceğim’ deyince ittirdim, duvara çarptı. Bayram amca bunun üzerine ‘Ne yapıyorsun sen şerefsiz’ deyip, tezgahtaki bıçağı alıp, saldırmak istedi. Bıçağı tuttum elim yaralandı. Bıçağı kullanmaması için elini ittim.
*Bu sırada yaralandı. Bu sırada Zehra teyze salonda yatıyordu. ‘Allah belanı versin, bunlar senin yüzünden oldu’ deyip yüzüne yumruk attım. Evime gidip kazağımı değiştirdim. Evdeki eldiveni alıp parmak izlerimi temizlemek için eve geri döndüm. Zehra teyzeyi öldürmek için yumruk atmadım.
“POLİSLER, ‘SAMİMİ ŞEKİLDE İTİRAF ET, AZ CEZA ALIRSIN’ DEDİ”
Polisteki ifadelerini kabul etmediğini belirten Ayhan Ulu, “Polisler bana ‘Samimi şekilde itiraf et, az ceza alırsın’ dedikleri için olayları anlatmıştım. Ancak o anlatımları kabul etmiyorum. Tek amacım karakoldan ve bu utanç dolu andan kurtulmaktı. Tezgahtaki bıçağı alıp Bayram amcaya salladığımı söylemiştim ama bıçağı ilk Bayram amca aldı” diye konuştu.
Ayhan Ulu’nun avukatı Hamza Yılmaz, “Müvekkilimin akıl sağlığının yerinde olmadığını ve rapor alınmasını talep ediyoruz” dedi.
Mahkeme heyeti Ayhan Ulu’nun tutukluluğunun devamına ve sanığın akıl sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi için tam teşekküllü bir hastaneye sevkine karar verip duruşmayı erteledi.
ADLİYE ÇIKIŞI GERGİNLİK
Adliye çıkışında Ayhan Ulu’nun yakınları ile Sertcan çiftinin yakınları arasında yaşanan gerginliği, görevli polis engelledi. Gazetecilere açıklama yapan Sertcan ailesinin avukatı Ahmet Ergin, “Sanık suçtan kurtulmaya yönelik birtakım beyan ve savunmalarda bulundu ama olayın sıcaklığı ile verdiği ifadeler ve savunmasında suçu itiraf ederek, kabul etmişti. Bugün kendisinin akıl sağlığının yerinde olmadığını ileri sürdüler. Yeniden rapor alınacak hakkında. Adaletin tecelli edeceğine inanıyorum” dedi.
Sertcan çiftinin kızı Arzu Özçoban, “İnşallah en ağır cezayı alır. Babamı öldürdü. Aldığı darbelerden dolayı annem de ölümcül bir şekilde yatıyor. İnşallah adalet yerini bulur. En yüksek cezayı alır, içeriden çıkamaz. Annemlere çektirdiklerinin bin beterini çeksin inşallah” diye konuştu.
]]>Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmaya tutuklu sanıklardan bazıları, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken diğer sanıklar ve taraf avukatları salonda hazır bulundu.
Sanıkların son sözlerinin dinlenilmesinin ardından ara karar açıklayan mahkeme, dava dosyasının hükmün hazırlanıp açıklanması için incelenmeye alınmasına hükmetti.
Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, hükmü açıklamak üzere davayı 17 Nisan 2024 Çarşamba günü saat 10.00’a erteledi.
İDDİANAMEDEN
İddianameye göre, “Suriye’deki iç savaş nedeniyle terör örgütü IŞİD’in Kobani’ye (Ayn el-Arap) saldırması üzerine Ekim 2014’te HDP yönetimi ile terör örgütü PKK elebaşları, sokağa çıkma çağrısında bulundu.”
Bunun üzerine aralarında İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’ın da olduğu 35 il ve 96 ilçede yasa dışı gösteriler başlatıldı, kolluk güçlerinin yanı sıra siviller de hedef alındı.
Olaylarda 37 kişi hayatını kaybetti, 761 kişi yaralandı, 197 okul yakıldı, 269 kamu binası tahrip edildi, 1731 ev ve iş yeri yağmalandı, 1230 araç kullanılamaz hale getirildi.
Olayların azmettiricisi olmakla suçlanan eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile PKK’nın sözde üst düzey yöneticilerinin de aralarında olduğu 108 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve süreli hapis cezaları istendi.
Mahkemede, 14 Nisan 2023’de savcılığın esasa ilişkin mütalaası açıklandı.
Buna göre, sanıklar Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Ahmet Türk, Bircan Yorulmaz, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Altan Tan, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Aysel Tuğluk, Ayşe Yağcı, Bülent Barmaksız, Cihan Erdal, Nazmi Gür, Dilek Yağlı, Emine Ayna, Sırrı Süreyya Önder, Gülser Yıldırım, Gültan Kışanak, Günay Kubilay, İsmail Şengül, Zeki Çelik, Pervin Oduncu, Sebahat Tuncel, Zeynep Karaman, İbrahim Binici, Can Memiş, Gülfer Akkaya, Berfin Özgü Köse, Emine Beyza Üstün, Meryem Adıbelli, Sibel Akdeniz, Mesut Bağcık, Nezir Çakan ve Aynur Aşan’ın “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan birer kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
Ayrıca sanıklar Demirtaş, Şenoğlu, Türk, Yorulmaz, Ürküt, Altınörs, Tan, Bilgen, Ata, Tuğluk, Yağcı, Barmaksız, Erdal Gür, Yağlı, Ayna, Önder, Yıldırım, Kışanak, Kubilay, Şengül, Çelik, Oduncu, Tuncel ve Karaman’ın, aralarında Yasin Börü’nün de bulunduğu 6 kişinin öldürülmesine ilişkin “nitelikli insan öldürme” suçundan 6’şar kez daha ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması talep edildi.
Aynı suçtan sanık Nezir Çakan ve Sibel Akdeniz’in 4’er kez, Meryem Adıbelli’nin ise 1 kez daha ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmesi istendi.
Bununla birlikte söz konusu sanıklar hakkında, mala zarar verme, hürriyeti tahdit, öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama ve hırsızlık suçlarından ise farklı oranlardan süreli hapis cezası talep edildi.
Aralarında terör örgütü elebaşlarının da bulunduğu 72 sanığın ise dosyasının ayrılması talebinde bulunuldu.
]]>Olaylar nedeniyle maç tatil edildi. Derbi sonrası başlatılan soruşturmada gözaltına alınan Mehmet Nihat Aydın ile Altay tribünlerindeki Furkan Ersanlı, D.D., K.E., E.Y., H.Ç., M.E.K., A.G., H.K., M.Y., S.H., Ç.K., E.E., A.B., Ş.P., Ö.U., Ü.T., T.G., G.A.A ve E.K. tutuklandı. U.M.K., F.Ö., Y.A., N.A.D. ve F.E. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

23 YILA KADAR HAPİS İSTENDİ
Kaleci Ozan Evrim Özenç’e korner direğiyle saldıran Mehmet Nihat Aydın hakkında, İzmir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde, ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Soruşturmanın ardından diğer şüpheliler hakkında da İzmir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
İddianamede savcı, Furkan Ersanlı’nın tribünde planlı ve kararlı şekilde, işaret fişeğini binlerce kişinin bulunduğu Göztepe tribünlerine doğru hedef gözetip, ateşleyerek, ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’, ‘Tehlike arz edebilecek aletleri spor alanlarına sokmak ve kullanarak müsabaka düzenini bozmak’, ‘Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması’ suçlarını işlediğinin altını çizdi. Ersanlı için bu suçlardan 23 yıla kadar hapis cezası istendi.

TEK TUTUKLU KALDI
Savcı; Ç.K., E.E., U.M.K., K.E., E.Y., D.D., H.Ç., M.E.K., S.H., A.B., A.G., H.K., Ö.U., Ş.P., Ü.T., T.G., G.A.A., E.K., M.Y., F.E., N.A.D., Y.A. ve F.Ö.’nün de ‘Kasten öldürmeye teşebbüs suçuna yardımdan’ cezalandırılmalarını talep etti. Ayrıca sanıkların ‘Tehlike arz edebilecek aletleri spor alanlarına sokmak’, ‘Tehlike arz edebilecek aletleri spor alanlarında kullanarak müsabaka düzenini bozmak’ ve ‘Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması’ suçlarından cezalandırılmaları istendi. Süreç içinde Furkan Ersanlı hariç tüm sanıklar, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
İzmir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde sanıkların yargılanmasına bugün devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık Furkan Ersanlı’nın yanı sıra bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları katıldı. Mahkeme heyeti başkanı, fişekten yaralanan Göztepeli taraftar Mehmet Çakır’ın olaydan 1 yıl sonra alınan sağlık raporunda yer alan bilgilere göre yüzündeki izin ‘sabit iz’ niteliğinde olduğunu kaydetti. Ayrıca sol kolunun üst kısmında engellilik oranının ise yüzde 13 olarak hesaplandığı ve çiğneme fonksiyonlarında kayıp bulunduğunu ifade etti.

SAVCI MÜTALASINI AÇIKLADI
Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Mütalaada, tutuklu sanık Furkan Ersanlı’nın ‘silahla kasten yaralama’, ‘spor alanlarına yasak madde sokulması ve müsabaka düzeninin bozulması’ suçlarından cezalandırılmasını talep etti. 5 sanık hakkında ‘spor alanlarına yasak madde sokulması’, 1 sanık hakkında ‘spor alanlarına sokulan yasak maddeyi seyircilere temin etme’, 8 sanık hakkında ise ‘müsabaka düzeninin bozulması’ suçundan ceza istendi. Ayrıca 9 sanığın beraati talep edildi. Savcı 15 sanığın güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanması yönünde ayrıca görüş bildirdi.
Mahkeme heyeti başkanı, tutuklu sanığın bu halinin devamına karar verip sanıklar ve avukatlarına esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaları için süre verilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>İhbar üzerine gelen itfaiye ekipleri, alevleri söndürdü. Kafesin kapısı kapalı olduğu için dışarı çıkamayan köpek yanarak öldü. Kulübe alev alev yanarken, bazı kişiler tarafından görüntülendi. Polisin yaptığı çalışmada, yangını çıkaranın Ömer Faruk Baki olduğu tespit edildi. 13 Ekim’de gözaltına alınan ve ifadesinde suçlamaları reddeden Baki, sevk edildiği adliyede tutuklandı.
CEZASININ 1 KAT ARTILMASI İSTENDİ
Soruşturmanın ardından Ömer Faruk Baki hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede Baki’nin, Furkan Pınar’a ait köpeği kasten öldürdüğü, aynı şekilde kulübesini de yakarak hasar verip, kullanılamaz hale getirdiği belirtildi.
Baki’nin ‘başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılamaz hale getirmek veya kirletmek’ suçundan 4 aydan 3 yıla kadar hapsi istendi. Baki’nin bu suçu yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak işlemesi nedeniyle verilecek cezanın 1 kat artırılması talep edildi. Baki’nin 6 yıla kadar hapisle yargılanmasının istendiği iddianame, Seferihisar 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
‘İYİ HAL’ İNDİRİMİ VE TAHLİYE
Seferihisar 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde 19 Ocak 2023’te görülen davada; Baki’ye, 2 yıl hapis cezası verildi. Ardından mahkeme, sanığın duruşmadaki iyi halini gözeterek cezayı 1 yıl 8 ay hapse indirdi. 72 gün cezaevinde kalan tutuklu sanık tahliye edildi.
İTİRAZ EDİLDİ
Cumhuriyet savcısı ve Şila’nın sahibi, davaya müdahil olan Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Bursa, Antalya ve İzmir baroları ve Hayvanlara Adalet Derneği ile sanık avukatları ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinafa başvurdu.
Savcının istinaf gerekçesinde sanığın, sokakta yaşayan arkadaşı M.E.’ye ait eşyaları yakması sebebi ile ‘mala zarar verme’ suçunu işlediği, kulübede yangın oluşabileceğini öngörmesine rağmen yangını çıkardığı, Şila’nın ölümünde olası kastının bulunduğu ve bu sebeple üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği belirtildi.
İstinaf başvurusunu karara bağlayan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi de sanık hakkında, M.E.’ye yönelik ‘yakarak mala zarar verme’ eylemi nedeniyle kamu davası açılması gerektiği ve bu davaların birleştirilerek yargılama yapılması gerektiğine dikkat çekti. Bu hususun eksik bırakılarak hüküm kurulduğunu belirten mahkeme, sanık hakkında ‘eksik ceza tayini’ gerekçesiyle hükmün bozulmasına ve dosyanın hükmü veren ilk ceza mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verdi.
DAVA TEKRARDAN GÖRÜLDÜ
Seferihisar 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne iade edilen dosyada, dava tekrar görülmeye başlandı. Bugünkü duruşmaya tutuksuz sanık Ömer Faruk Baki katılmazken; Şila’nın sahibi Furkan Pınar, avukatı, müdahil derneklerin temsilcileri ve avukatları salonda hazır bulundu. Görülen davada sanığa Şila’nın ölümü için 2 yıl, Furkan Pınar’a ait yanan kulübe nedeniyle ‘mala zarar vermekten’ 1 yıl 6 ay, M.E.’ye ait eşyaları yakması nedeniyle de yine ‘mala zarar vermek’ suçundan 6 ay olmak üzere toplam 4 yıl hapis cezası verildi.
EMSAL KARAR
Şila’nın sahibi Furkan Pınar, “Emsal bir karar çıktığı için çok mutluyum. İstediğimiz bir karar oldu. Umarım, bu tarz olaylarda öncü olur. Bu tür kişiler, bir daha hayvanlara eziyet edip öldürmez. Bu tür kararların devamlılığı olur ve bizim olayımızla sınırlı kalmaz. Bize destek olan hayvanseverlere de teşekkür ederim” dedi.
]]>Sağlık çalışanlarının ve sağlık sisteminin içinde bulunduğu sıkıntılar nedeniyle, kamuoyunun sağlık hizmeti alma konusunda karşı karşıya kaldığı sorunları gündeme getiren Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), sistemin iyileştirilmesi ve hizmetlerin kesintiye uğramaması için çağrıda bulundu.
AHESEN Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir; “14 Mart 1919’da Tıbbiyeli Hikmet Boran ve arkadaşlarının vatan savunmasıyla başladıkları ‘Tıp Bayramı’, tıbbiyelilerin ruhunu devam ettirmek ve taçlandırmak için her yıl kutlanmaktadır. Günümüzde pandemi, deprem ve salgınlarda ülke sağlığının korunması adına yine önde mücadele eden sağlık çalışanları ilk günkü ruhu taşıyor. Özellikle birinci basamak koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetinde en önemli rolü alan Aile Hekimliği Çalışanları, uygulamanın başladığı günden bu yana maalesef hem maddi hem de özlük hakları açısından kayıplar yaşamış ve aile hekimliğinin sürdürülebilirliği tehlikeye girmiştir. Bugün geldiğimiz noktada bayram olarak ilan edilen bu günü kutlayamamak son derece üzücü” dedi.
“ÜLKE SAĞLIĞI İÇİN ACİL MÜDAHALE GEREKLİ!”
Aile Sağlığı Merkezleri’nin kapanma riskiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan AHESEN Genel Başkanı Dr. Kandemir; “Halkın nitelikli, ücretsiz ve ulaşılabilir sağlık hizmeti aldığı, olağanüstü durumlarda hayati rol oynayan Aile Hekimliği; sağlıkta şiddetin artması, caydırıcı bir yasa çıkarılmaması, çalışma koşullarının kötüleşmesi, angarya ve iş yükünün artması, hak edişlerin yoksulluk sınırlarına kadar düşürülmesi, emekliliğin imkânsız hale getirilmesi ve iş güvencesinin kalmaması gibi birçok nedenle sürdürülebilir sağlık hizmeti sunumunu imkânsız hale getirmiştir. Üzerlerine yüklenen yükü taşıyamayan meslektaşlarımız, torba yasa ile ceza yönetmeliğine maruz kalmıştır. Yaşanan tüm olumsuzluklara ve sıkıntılara rağmen Tıp Bayramı’nın ilk günkü ruhuyla vatanımıza hizmet etmeye devam ediyoruz, ancak şartların düzeltilmesi için hem AHESEN hem de tüm meslektaşlarımız adına yetkilileri müdahaleye davet ediyoruz. Ülke sağlığının temini için bu durum son derece elzem bir hal almıştır” dedi.
Tıp Bayramı vesilesiyle konuşan AHESEN 1. Şube Başkanı Dr. Melisa Menemencioğlu ise yaşanan sıkıntıların sistemden kaçışlara ve motivasyon düşüklüğüne neden olduğunu vurguladı. Dr. Menemencioğlu; “Ne yazık ki, bu özel günde Tıp Bayramı’nı kutlayamıyoruz. Çünkü bayram, mutlu olduğunuzda kutlanır ve bizler mutlu değiliz. Tek bir sorunumuza çözüm üretemeyen idareciler, cezalandırmak ve hekimi itibarsızlaştırmak için son derece çözümcü ve cömert davranıyorlar, yönetmelik üstüne yönetmelik, kanun üstüne kanun çıkarıyorlar. Sıkıntılı süreçlerde alkışlanan sağlık çalışanlarının, 1 Mart’ta Resmî Gazetede yayınlanan ceza kanunuyla iş güvencelerini tehdit ederek, samimiyetsizlik gösterdiler” dedi.

(AHESEN 1. Şube Başkanı Dr. Melisa Menemencioğlu)
“CEZALAR VE BASKILARLA SORUN ÇÖZÜLMEZ”
Uygulamaların iyileştirme ve çözüm odaklı olmadığını belirten Dr. Melisa Menemencioğlu; “Verilen cezalarda iyileştirme ödemesinin kesilmesi bir disiplin cezasıdır. Ancak iyileştirme ödemeleri kesilme sayısının sözleşme feshine gitmesi aynı suça verilen ikinci cezadır. 1 suça 2 ceza verilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Mali durumun disiplin cezasına bu şekilde bağlanması, idareye keyfi ceza verme imkânı sağlar ve mobbinglerin önünü açarak hekimler üzerinde büyük bir baskıya neden olur. Biz hekimler bu iş güvencelerimizin tehdidi altında büyük bir motivasyon düşüklüğü ve stres altında girdik. Özlük hak kayıpları ve sağlıkta şiddete çözümsüzlük nedeniyle sistemden ayrılan hekimlerin ardından kalan asgari sayıdaki hekimler sağlık çarklarını döndürmeye çalışıyor. Birinci basamakta çalışan hekimlerin saydığımız nedenlerle sistemden uzaklaşması, halihazırda sıkıntı yaşanan 2. ve 3. basamaklara ulaşmayı imkânsız hale getirecek. Cezalar ve baskılarla sağlık hizmeti sunumundaki eksiklikler düzeltilmez. Kutlayamadığımız bu 14 Mart Tıp Bayramı’nda, sağlık hizmeti alma konusunda şu anda bile zorlanan halkımız ve tüm sağlık çalışanları adına Sağlık Bakanlığı’nın bu yanlış tutumundan dönmesini talep ediyoruz” dedi.

(AHESEN 2. Şube Başkanı Dr. Selçuk Ünal)
“HER YENİ YÖNETMELİK HUKUK MÜCADELESİ OLARAK GÖRÜLÜYOR”
AHESEN 2. Şube Başkanı Dr. Selçuk Ünal ise geleceğe kaygıyla baktıklarını belirtti. Dr. Ünal; “Ne yazık ki, 14 Mart Tıp Bayramı geldiğinde ne mesleğimizin saygınlığıyla gurur duyabiliyoruz ne de geleceğimize kaygısız bakabiliyoruz. Aile Hekimliği çalışanları olarak, her geçen yıl, sistemsiz bir sağlık sistemi içinde, bir yandan hizmet sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışırken diğer yandan da Sağlık Bakanlığının hukuksuz, dayatıcı ve zorlayıcı kararlarıyla boğuşuyoruz. Her yeni yönetmeliğe; bu sefer neyi cezalandıracaklar, neyi engelleyecekler, ne için hukuk mücadelesi vereceğiz diye bakar olduk. Artık göstermelik alkışlar, içi boş övgüler, tutulmayan vaatler istemiyoruz. Önümüzdeki yıl Tıp Bayramı’nı; gerçekten mesleğimizle gurur duyabileceğimiz, işimizi keyifle yapabileceğimiz, gelecek kaygısı duymayacağımız koşullarda kutlamayı istiyoruz ve hak ettiğimizi düşünüyoruz” dedi.
]]>ABD Ulusal Kayıp ve Sömürülen Çocuklar Merkezi (NCMEC) 2022 Şubat’ta sosyal medyadaki bir taciz videosuyla ilgili rapor düzenleyip, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Rapor ihbar kabul edildi, soruşturma başlatıldı. Soruşturmada, farklı isimle açılan sosyal medya hesabının Mehmet T.’ye ait olduğu belirlendi. Mehmet T.’nin kendi çekmiş olduğu videoda mağdur olan kız kardeşi K.T.’nin özel bölgelerini açmaya ve kamera kaydına almaya çalıştığının tespit edilmesi üzerine şüpheli gözaltına alınıp tutuklandı.
Tutuklanan sanık ağabey Mehmet T. hakkında, ’12 yaşından küçük mağdurların cinsel istismarı’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Dava sürecinde kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmeyen Mehmet T., kardeşine yönelik cinsel bir eyleminin ve amacının olmadığını söyledi.
“GÖĞSÜNÜN ARASINA BÖCEK DÜŞTÜ” İDDİASI
Evlerinin terasında video çekerken kardeşinin kıyafetinin içine giren böceği çıkarmaya çalıştığını öne süren Mehmet T., şu iddiaları dile getirdi:
– Olay günü kardeşimin saçına böcek gelmişti, kardeşim böcekten çok korkar, bağırarak benden yardım istedi. Ben yanına gittiğimde böcek saçından göğsüne düşmüş, bu sefer daha da paniklemeye başladı. Ağlayacak durumdaydı, ben de ona yardım olsun, diye telefonumu kardeşimin eline verdim. O da böceğin düştüğü göğüs kısmına flaşı açık telefonu tuttu.
– Ben ona yardım etmek için göğsüne bakmaksızın uzaktan elimi uzatarak böceği görmesine yardımcı oldum. Biz bu şekilde çıkaramayınca daha sonra annemizi çağırdık, annemiz çıkardı. Benim cinsel bir amacım yoktur. Kardeşime kötü amaçla dokunmadım, çok üzgünüm.
ANNE: VİDEO VARSA ŞAKA AMAÇLIDIR
Sanık ve mağdurun annesi K.T. ise olayı şöyle anlattı:
– Sanık oğlum ve mağdur kızım olay zamanı evin çatısındaydı. Ben karları temizlerken kızım bir anda ‘Saçımda böcek var’ diyerek bağırdı. Oğlum yardımına gitti, o da saçlarını silkeledi. Sonrasında kendi aralarında şakalaşmaya başlayınca ben de kendi işime döndüm. Oğlumun kızıma yönelik böyle bir şey yapacağına inanmıyorum, yapmış olsaydı ben oğlumu evden atardım.
– Ben kızımın içine böcek girip girmediğini bilmiyorum sadece kızımın ‘böcek’ diye bağırdığını hatırlıyorum. Kızımın elbisesinin içinden böcek çıkarmadım. Herhalde oğlum yanlış hatırlamaktadır. Oğlumun kızıma ait videolar çektiğini bilmiyordum. Bu olay neticesinde öğrendim, bir video varsa da şaka mahiyetlidir.
SAHTE HESAPTAN ‘AŞKIM’ DİYE PAYLAŞMIŞ
Mehmet T.’nin paylaştığı video kaydı detaylı şekilde bilirkişi tarafından incelendi. Mehmet T.’nin kendisine ait cep telefonu numarası üzerine açtığı sahte sosyal medya hesabından kız kardeşine yönelik taciz videosunu ‘aşkım’ yazarak paylaştığı tespit edildi.
Ayrıca, videoda mağdurun şüpheliyi engellemeye çalıştığı ancak şüphelinin eylemine devam ettiği görülürken, sanığın telefon incelemesinde ise çok sayıda müstehcen içerikli çocuk ve hayvan videolarına da rastlandı.
6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında suçlamaları reddedip tahliye talebinde bulunan sanık Mehmet T., 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti daha sonra sanığın yargılama aşamasındaki olumlu tutum ve davranışlarını iyi hal kabul edip cezayı 12.5 yıla indirdi.

Avukat Cahitcan Aktan
“YARGILAMA EMSAL OLABİLİR”
Mağdur K.T.’nin avukatı Cahitcan Aktan, yargılamanın emsal olabileceğini belirterek, dosya kapsamında mağdurun ve ailesinin dahi şikayetçi olmadığını kaydetti. Videonun detaylı incelemesinde suçun sabit olduğunun görüldüğü anlatan Aktan, bu tür cezalarda indirim uygulamamak gerektiğini de ifade ederek, şunları söyledi:
– ABD Ulusal Kayıp ve Sömürülen Çocuklar Merkezi bir rapor hazırlıyor ve bu rapor ihbar kabul edilerek soruşturma başlatılıyor. Sanığın farklı isimle oluşturduğu sosyal medya hesabı üzerinden küçük yaştaki kız kardeşini taciz ettiği müstehcen videoyu paylaştığı tespit edilmiştir.
– Söz konusu videoda suçun işlendiği açıkça ortadadır. Bu hapis cezasına iyi hal indirimi uygulanarak 12 yıl 6 aya düşürülmüştür. Karar emsal olabilecek bir karardır. Ancak iyi hal indirimi uygulanmasını kabul etmiyoruz. Bu tür dosyalarda iyi hal indirimi uygulanmamalıdır.
]]>İKİ AY SONRA ÖLDÜ
Bucak’ta 2 Mart 2023’te Ali Kurama, gözaltı işlemleri sırasında polislerle arasında çıkan arbedede başına aldığı darbe nedeniyle yaralandı. Hastanenin yoğun bakım ünitesinde tedaviye alınan Kurama, iki ay sonra yaşam savaşını kaybetti.
Ali Kurama’nın ölümüne sebep oldukları iddiasıyla haklarında, ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olmak’ suçundan 16’şar yıla kadar hapis cezası istenen biri tutuklu 2 polisin karar duruşması, Burdur Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık polis memuru Cafer Duran, tutuksuz polis memuru R.Ç. ile ölen Ali Kurama’nın ailesi ve taraf avukatları katıldı.

Ali Kurama
‘GÖREVİNİN GEREĞİ’ SAVUNMASI
Kurama’nın ailesinin avukatı Yunus Topuz “Sanık Cafer Duran’ın eylemine diğer sanıklar da iştirak etmişlerdir, tüm sanıkların iştirak halinde üzerlerine atılı eylemden dolayı cezalandırılmasını talep ediyoruz. Sanıkların üzerlerine atılı eylemin de ‘neticesi sebebi ile ağırlaştırılmış yaralama’ olduğunu kabul etmiyoruz. ‘Kasten öldürme’ suçundan, bu kabul edilmezse ‘olası kast ile öldürme’ suçundan sanıkların en üst hadden cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi.
Tutuklu sanık polis memuru Cafer Duran’ın avukatı Tahsin Aydın, “İddia makamının mütalaasını kabul etmiyoruz. Müvekkilim maktule yönelik öldürme ve yaralama kastı ile hareket etmemiştir, görevini yaparken görevinin gereklerini yerine getirmiştir. Silah kullanma yetkisi olduğu halde silah kullanmamıştır. Müvekkilimin beraatına karar verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.
BIÇAKLA SALDIRI İDDİASI
Cafer Duran ve R.Ç.’nin avukatları Halil İbrahim Gökler “Müvekkillerimiz gelen ihbar üzerine olay yerine gitmişlerdir. Maktul bıçak ile müvekkilimiz Cafer Duran’a saldırmıştır. Müvekkilimiz de bu saldırıya orantılı bir şekilde karşılık vermiştir. Müvekkilimizin üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği kabul edilse bile meşru müdafaa kapsamında hareket ettiğinin mahkemece kabul edilmesini talep ederiz. Mahkeme bu konuda aksi kanaatte ise meşru müdafaada sınırın heyecan, korku ve panik sebebiyle aşılması gerekçesiyle müvekkilimiz hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep ederiz” ifadelerini kullandı.
BERAATLERİNİ İSTEDİLER
Son sözü sorulan tutuklu sanık Cafer Duran, “Kesinlikle böyle bir olay yaşanmasını istemezdim. Maktulün yakınlarına başsağlığı diliyorum. Sağlık görevlileri geldiğinde maktulün bilinci yerindeydi. Üzerime atılı suçu kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederim” diye konuştu. Tutuksuz sanık R.Ç. de beraat talebinde bulundu.
Kısa ara veren mahkeme heyeti, polis memuru Cafer Duran’ı ‘kasten yaralama sonucu ölüme neden olma’ suçundan önce 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Haksız tahrik indirimi uygulayan heyet, cezayı önce 11 yıl 3 aya, sonra da 9 yıl 4 ay 15 güne düşürdü. Mahkeme heyeti R.Ç.’nin ise beraatına hükmetti. Kararın açıklanmasının ardından Cafer Duran’ın babası G.D. adliye koridorunda fenalaştı. G.D.’ye sağlık görevlileri müdahale etti.
KARAR İTİRAZ EDECEKLER
Adliye dışında basın mensuplarına konuşan Ali Kurama’nın ailesinin avukatı Yunus Topuz, “Biz ‘olası kasttan’ cezalandırılmasını talep ediyorduk ama mahkeme ‘netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama’ suçundan verdi. Bu noktada karara itiraz edeceğiz ancak indirim noktasında ve temel cezanın belirlenmesi noktasında hakim takdir hakkını üst sınırdan kullandı. Bu noktada cezayı, kararı iyi buluyoruz ama olayın suç vasfı netice sebebiyle ‘ağırlaştırılmış yaralama’ değil ‘olası kastla adam öldürme’ olması gerekiyordu. İstinaf ve temyiz yollarını kullanacağız” dedi.
Ali Kurama’nın kardeşi Onur Kurama ve babası Mehmet Kurama da “Mahkeme 9 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Biz bunu az buluyoruz, üst mahkemeye itiraz edeceğiz. Yine de savcı ve hakimlere teşekkür ederiz. Bu ceza az. Adalet yerini bulmadı ama yine de adalete güveniyoruz, sonuna kadar bu işi sürdüreceğiz” diye konuştu.
]]>Seyit Ahmet Soykuk, hayvanlarını otlattıktan sonra eve geldiğinde eşi Hasibe Soykuk’u kanlar içinde yerde yatarken buldu. İhbarla eve jandarma ve sağlık ekipleri geldi. Hasibe Soykuk’un başına sert bir cisim ile vurularak öldürüldüğü belirlendi.
İl Jandarma Komutanlığı ekipleri ve Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT), şüpheli olarak kadının eşi Seyit Ahmet Soykuk ile komşuları İsmail Kocatürk’ü gözaltına aldı.
Soykuk ifadesi sonrası serbest bırakılırken, İsmail Kocatürk cinayeti kadının oğlu B.B.S.’nin işlediğini öne sürüp, “B.B.S.’nin elinde keser vardı, birbirimizi itekledik. B.B.S., bana ‘Kimseye bir şey söyleme, aileni de çocuklarını da öldürürüm’ dedi. Korkuyla evime gittim. Kan lekelerini yıkadım” diyerek ifade verdi.
Bu ifade sonrası kadının oğulları S.S. ve B.B.S. de gözaltına alındı. Ancak kadının çocuklarının olay günü başka yerde olduğunun belirlenmesi üzerine S.S. ve B.B.S., serbest bırakıldı.

CİNAYETİ CEZAEVİNDE İTİRAF ETTİ
115 saatlik güvenlik kamerası görüntüsü inceleyen JASAT ekipleri, Kocatürk’ün evinin bulunduğu yerde kan izleri de tespit etti.
İncelemede, evde de kan izleri bulundu. İlk ifadesinde, “Söz konusu malzemeleri de boş bir alana götürüp, attım” diyen Kocatürk’ün poşet ile malzeme taşıdığı görüntülerle de ortaya çıktı. Jandarma ekiplerinin yaptığı keşifte bölgede keser, kanlı elbise ve ayakkabılar bulundu. ‘Hırsızlık’ ve ‘dolandırıcılık’ suçlarından 9 kaydı olup, ilk ifadesinde cinayeti işlemediğini savunan İsmail Kocatürk, cezaevinde dilekçe yazıp, Hasibe Soykuk’u öldürdüğünü itiraf etti. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlendi. İddianamede, sanık Kocatürk hakkında ‘bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak veya yakalanmamak amacıyla kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

İKİNCİ DURUŞMA YAPILDI
Kayseri 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşmasında tutuklu sanık Kocatürk bulunduğu cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katılırken, ölen Soykuk’un eşi Seyit Ahmet, oğulları M.S., S.S. ve B.B.S. salonda hazır bulundu. Duruşma nedeniyle polis ekipleri, geniş güvenlik önlemleri aldı.
‘TAVANDA KANLAR VARDI’
Şikayetçi olduğunu söyleyen Seyit Ahmet Soykuk, “32 yıllık eşimdi. Küçük oğlum kapıyı açtığında eşimi o vaziyette görünce yıkıldı. Oğlum sakinleşsin diye ‘annen uyuyor’ dedim. Tavanda kanlar vardı. Bağ bozmaya gittiğimizde eşimin kolundaki 5 bileziği görmüştü. Kolundaki bilezikler hırpalanmıştı. Dirseğine kadar bilezikler sıyrılmıştı. Eşimin öldüğüne inanmadım. Çalınır diye kolundaki bilezikleri aldım. İçeri girdikten sonra eşime yumruk atmış. Akli dengemi kaybettim. Günlerdir ağlıyorum. En ağır cezayı almasını istiyorum” dedi.
‘ANNEMİ O HALDE GÖRÜNCE DÜNYANIN DURDUĞUNU HİSSETTİM’
Soykuk’un küçük oğlu B.B.S. ise, “Olaydan 1 gün önce beraber çalıştık. 500 lira para verdim. 10 dakika önce bizi görmüştü. Neden parayı istemedi? 1500 TL’ye mi tenezzül edeceğiz. Eve geldiğimizde mutfakta ocağın üstünde yemek pişiyordu. ‘Anne anne’ dedim. Ama göremedim. Eve baktığımda annemi banyo ile hol arasında yerde kanlar içinde yatarken buldum. Annemi o şekilde görünce yemin ederim dünyanın durduğunu hissettim. Biz kasabız, hayvan kesimi yaparız. Ama ömrü hayatımda o kadar kanı görmedim. Annemin o görüntüsü hala kafamdan atamıyorum. Annemin kafasının arkası yoktu. Beyni boşalmıştı. En az 15-20 keser darbesi vardı. Kanlar tavandan yere damlıyordu. Böyle bir vahşilik, canavarlık yok. Burnunda darbe vardı. Annemin bir gözü açık gitti. Benim psikolojim bozuldu. Annem böyle ölmeyi hak etmedi” ifadelerini kullandı.
‘AMACIM ÖLDÜRMEK DEĞİLDİ’
Sanık İsmail Kocatürk ise, bilezikleri aldığı yönündeki suçlamaları kabul etmediğini söyleyerek, “Kesinlikle yalan konuşuyorlar. Altınları alacak olsam hepsini alırdım. Sadece birini almazdım. Bu konuda üzerime atılan ‘yağma’ suçunu kabul etmiyorum. O durumda kimse eşinin kolundaki bilezikleri çıkarmaz. Eşini mi düşünüyorsun yoksa bilezikleri mi? Ben cinayeti işlediğimi kabul ediyorum. Bundan dolayı da çok pişmanım. Bana ve eşime hakaret edince kevgirle de bana vurmak isteyince kendimi korumak amacıyla vurdum. Amacım öldürmek değildi” diye konuştu.
Mahkeme heyeti sanık İsmail Kocatürk’ü, ‘bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak veya yakalanmamak amacıyla kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme başkanı, sanığın geçmiş sabıkaları ve duruşmadaki tutum ve davranışı ile pişmanlığı gözlemlenmediğinden ‘iyi hal’ indirimi uygulanmadığını belirtti. Heyet, sanığa ayrıca ‘silahla yağma’ suçundan da 10 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine karar verdi.
]]>Ardından ortanca kız kardeş S.Y. (17) de H.İ.’nin istismarına uğradığını anlattı. Anne Canan Y. (40) ertesi gün savcılığa şikayette bulundu. Şikayetin ardından gözaltına alınan H.İ., işlemlerinin ardından çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
“8 YIL BOYUNCA SÜRDÜ”
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede mağdur 3 kız kardeşin ifadelerine dayanarak sanığın ‘çocuğun cinsel istismarı’, ‘sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından yargılanması talep edildi.
Adana 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada mağdur Tuğçe Y. ifadesinde, “Sanık, halamın eşi olur. Tam tarih hatırlamıyorum. Fakat ilkokul 1’inci sınıftayken beni ve oğlunu bisikletle okuldan aldı. Beni bisikletin ön tarafına oturttu. Özel bölgeme dokundu. Daha sonraki süreçte yıllar içerisinde defalarca kalçama dokunma, sarılma, zorla dudağımdan öpme, odamda giyinirken gizlice seyretme gibi eylemleri oldu. Bu durum 8 yıl sürdü” dedi.
“UTANDIĞIM İÇİN ANLATAMADIM”
Mağdur S.Y. ise ifadesinde sanığın izin günlerinde evde olduğunu, çocuk odasına girip çıkarken dudağından öptüğünü, kalçasına vurduğunu, bilgisayardan kadınların göğüslerine baktığını gördüğünü, çıplak kadın resimleri ya da videosu izlediğini, bu tarz davranışlarının sayısını hatırlamamakla birlikte evde birileri olmayınca genellikle böyle şeyler yaptığını, utandığı için uzun bir süre annesine bunları anlatamadığını belirtti.

“SAPIKLIKLAR YAPTI”
Mağdur E.Y. ise sanığın kendisine sapıklıklar yaptığını, gösterilen resimlerden göğsünü kastederek o bölgelerine dokunduğunu, yine gösterilen resimlerden erkek cinsel organını kastederek sanığın o bölgelerini gördüğünü, dudağını ve yanağını öptüğünü, kendi cinsel bölgelerine dokundurduğunu ve daha ileriye gittiğini, bu olaylar yaşanırken ana sınıfına gittiğini, 6 yaşında olduğunu beyan etti.
“EŞİM BOŞANMAK İSTİYORDU…”
Sanık H.İ. ise üzerine atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirterek, “Eşim benden boşanmak istiyordu ben ise istemiyordum. Şart koşmak için bu tür iddialarda bulunduklarını düşünüyorum. Mağdurlara yönelik bir cinsel istismarım olmamıştır. Suçsuzum” dedi.
OLAY ANLATIMI, BEDEN DİLİ VE DUYGU DURUMU TUTARLI
Mağdurların avukatı, mahkemeye S.Y.’nin beyanlarına itibar edilmesini engelleyecek akıl hastalığının olmadığı, mağdurun olayı anlatımı, beden dili ve duygu durum arasında bir tutarsızlık gözlenmediği, beyanlarının kurgu olduğu yönünde bir izlenim oluşmadığına dair raporu ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın mağdur Tuğçe Y.’nin olaya bağlı olarak ‘travma sonrası stres bozukluğu’ tanısı konulduğu, maruz kaldığı iddia edilen cinsel istismar nedeniyle ruh sağlığının bozulduğuna dair raporunu mahkemeye sundu.
TOPLAM 26 YIL HAPİS CEZASI
Ara duruşmaların ardından 2019’un mart ayında görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti, sanığa, S.Y.’ye yönelik sarkıntılık suretiyle ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 5 yıl 2 ay 15 gün, Tuğçe Y.’ye yönelik ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 10 yıl 5 ay, E.Y.’ye yönelik ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçundan ise 10 yıl 5 ay olmak üzere toplam 26 yıl hapis cezası verdi. Sanık avukatının itirazı üzerine karar Yargıtay’a taşındı.
YARGITAY’DAN BERAAT KARARI
Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, sanık H.İ.’nin, toplanan deliller göz önüne alındığında ‘çocuğun cinsel istismarı’, ‘sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarını işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat verilmesini talep ederek kararı bozdu.
Bunun üzerine ilk cezayı veren mahkeme, H.İ’nin beraatine hükmetti. Mağdur kız kardeşler ise avukatları aracılığıyla karara itiraz etti. Yaklaşık 2 yıldır Yargıtay’dan gelecek yeni kararı bekleyen kız kardeşler, H.İ’nin hak ettiği cezayı almasını istiyor.
“ÇOCUĞUN BEYANI ESASTIR DERLERDİ”
Tuğçe Y., aile olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini belirterek, “Bu uzun sürede sürekli olan bir şeydi. Biz onlara gittiğimizde, onlar bize geldiğinde istismara maruz kalıyordum. Özel bölgelerime dokunuyordu. Cinsel içerikli videolar izletiyordu. O süreçte kimseye söyleyemedim. Çocuktum ve babam duyarsa çok kötü olur onu öldürür hapse girer diye korktum. Bana daha çok zarar verirse korkusuyla söylemedim. Ama süreç sonunda bu kişi dışarıda rahat bir şekilde dolaşıyor. Ben ve kardeşlerim ise dolaşamıyoruz. Biz hala korku içerisindeyiz. Her an karşıma çıkacakmış gibi hissediyorum. Çocuğun beyanı esastır, dendi ama bizim beyanımız esas alınmadı. Kendim, kardeşlerim ve dışarıdaki tüm çocuklar için tedirginim. Bu yüzden gereken cezanın verilmesini istiyoruz” dedi.
“BERAATIN BOZULACAĞINA İNANIYORUZ”
Mağdur avukatı Abdurrahman Savaş ise 26 yıl cezanın bozulduğunu ve ilk kararı veren mahkemenin beraate hükmettiğine dikkat çekerek, “Tuğçe ve kardeşleri hala iyileşmeye çalışıyorlar. Sanığın tutuklu olması bir nebze onları soğutmuş durumdayken Yargıtay’dan bu karar geldi. Kararı temyiz ettik. Kızlar, haklarını cesurca savunuyor. Tek dileğimiz toplum için tehlike arz eden bu kişinin bundan kolayca sıyrılmaması ve kararın emsal olması. Beraatın bozulacağına inanıyoruz” diye konuştu.
]]>Ayşe Işık hakkında ömür boyu hapis cezası istemiyle Burdur Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Ayşe Işık, davanın karar duruşmasında hakim karşısına çıktı. Sanık Işık’ın cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldığı duruşmada taraf avukatları yer aldı. İsmail Işık’ın ailesinin avukatı Özgür Ölmez, “Sanık savunmalarında suçtan kurtulmaya yönelik beyanda bulunmuştur. Sanığın üst hadden cezalandırılmasını talep ederiz” dedi.
Ayşe Işık’ın avukatı Ahmet Onaran ise “Müvekkilimin öncelikle beraatine, mahkeme heyeti aksi kanaatte ise meşru müdafaada sınırın heyecan, korku veya telaş sebebiyle aşılması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına, mahkeme bu hususta da aksi kanaatte ise müvekkilim hakkında üst sınırdan haksız tahrik indirimleri uygulanmak suretiyle karar verilmesini talep ediyoruz. Mahkumiyet kararı verilecek olsa dahi kanun yolu aşılmasında müvekkilimiz hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ihtimaline karşı bu aşamada öncelikle bihakkın, mahkeme aksi kanaatte ise gerekli adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle tahliyesine karar verilmesini talep ederiz” diye konuştu.
“ADALETİNİZE SIĞINIYORUM”
Mahkemede son sözü sorulan Ayşe Işık, “1 yaşında epilepsi hastası çocuğum var. Adaletinize sığınıyorum” dedi. Kısa bir ara veren mahkeme heyeti, Ayşe Işık’ı önce ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırdı, haksız tahrik indirimi uygulayan heyet, bu cezayı önce 19 yıla, ardından 15 yıl 10 aya indirerek tutukluluk halinin devamına karar verdi.
BABADAN ADLİYE KORİDORUNDA TEPKİ
Kararın açıklanmasından sonra Ayşe Işık’ın babası Süleyman Demir adliye koridorlarında, “Dünya Kadınlar Günü’nde ‘doktor öldü’ diye medyaya çıkmaya gerek yok. O zaman Ayşe de ölseydi. O zaman kadınlar bu Türkiye’de yaşamasın. Kadınların yaşamaya hakkı yok. 40 milyon kadın hakkında bugün bir karar verilmiştir. 10 yıldır eziyet gören bir kadın bugün 15 yıl ceza almıştır. Burnu kırılmış, bacağı kırılmış, zorla tecavüz edilmiştir” diye bağırdı.
“KADINLAR ÖLMESİN DİYENLER NEREDE?”
Adliye dışında gazetecilere açıklama yapan Süleyman Demir, “Böyle bir cezayı kabul etmiyoruz. ‘Kadınlar ölmesin’ diyenler nerede? Bayrak açan kadınlar, kadın ölünce mi bayrak açacak? Ceza aldığı gün hiçbir kadın göremiyoruz. Neden? Bu kadının epilepsi hastası çocuğu var. İstemeyerek kaza ile olmuştur. Böyle bir cezayı kabul etmiyoruz” dedi.
“Bugün insan olarak, hukukçu olarak hepimizin içini yaralayan bir karara şahit olduk” diyen avukat Ahmet Onaran da şunları söyledi:
* “Evliliği şiddet ve tecavüzle başlayan sistematik şiddetin ortasında sürekli, 10 yıl boyunca kendisine, en yakınlarına. Bu kararı kabul etmek mümkün değildir. Savcılık ve yargılama makamı olan Burdur Ağır Ceza Mahkemesi maalesef sığ bir şekilde bu dosyaya yönelmiş. Bizim istediğimiz birçok tanık dinletilmesi talebi reddedilmiş.
* Ayşe Işık hakkında alınmasını istediğimiz sağlık raporları alınmamış, cezaevi psikoloğundan alınması gereken raporlara ilişkin beyanı olmasına rağmen, savcılık aşamasında bizim de bunu talep etmemize rağmen kabul edilmemiştir. Üstünkörü bir soruşturma ve kovuşturma ile bu hak edilmeyen ceza verilmiştir.
* İstinaf, Yargıtay ve ceza genel kurulunda halen bizim hukuka inancımızı yitirmeyeceğimiz kararlar mevcuttur. Bu hukuksuzluktan, içimizi yaralayan adaletsiz karardan istinafta, Yargıtay’da veya ceza genel kurulu kararı ile dönüleceğini umut ediyoruz.
* Bu karara rağmen tahliye edilebilirdi. Bu kararla sadece Ayşe değil 3 çocuğu cezalandırılmıştır. Sürecin takipçisi olacağız.”

Müslüme’nin cesedinin bulunduğu gün jandarma ekipleri; annesi, babası, dedesi Hasan Yağal, anneannesi, babaannesi, kardeşleri ve halasının da aralarında olduğu 9 yakınını gözaltına aldı. Şüphelilerden dede Hasan Yağal tutuklandı, diğerleri savcılık tarafından serbest bırakıldı.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinde görülen duruşmaya, Müslüme Yağal’ın 19 Kasım 2021’de ölü bulunmasına ilişkin tutuklanan büyükbabası Hasan Yağal, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Duruşma salonunda, tutuksuz sanıklar anne S. Yağal, büyükanne A. Yağal ve ağabey O. Yağal ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve taraf avukatları hazır bulundu.

Müslüme Yağal
GELİNİNDEN ÇOCUĞU OLDU, ONU DA İSTİSMAR ETTİ
Önceki savunmaların okunmasının ardından cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.
Savcı, Silifke 2. Ağır Ceza Mahkemesince karara bağlanan dosyada H. Yağal hakkında gelini S. Yağal’a yönelik “nitelikli cinsel saldırı” suçundan verilen mahkumiyet kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddini, bu saldırı sonucu doğduğu belirlenen kız çocuğu A. Yağal’a karşı “sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı” suçundan verilen 5 yıl 7 ay 15 gün cezanın kaldırılarak sanığın “çocuğun cinsel istismarı” suçundan cezalandırılmasını talep etti.
DEDE VE ANNEYE CEZA TALEBİ
Mütalaada, Hasan Yağal hakkında Müslüme’ye karşı “kasten öldürme”, “çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “cinsel amaçla cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından verilen beraat kararının bozularak, küçük kızın ölümüne ilişkin süreçte elde edilen belge ve bilirkişi raporları doğrultusunda sanığın üzerine atılı suçlardan cezalandırılması istendi.
“Suçluyu kayırmak”tan hakkında beraat kararı verilen anne S. Yağal’ın da üzerine atılı suçtan cezalandırılması mütalaada talep edildi.
MÜSLÜME’YE KARŞI SUÇLARDAN BERAAT
Mahkeme heyeti, Hasan Yağal’ın Müslüme’ye karşı işlediği suçlardan verilen beraat kararlarının hukuka uygun bularak, istinaf başvurularının esastan reddine karar verdi.
Hasan Yağal hakkında gelini S. Yağal’a yönelik “nitelikli cinsel saldırı” suçundan verilen 28 yıl mahkumiyet kararı ile “suçluyu kayırmak” suçlamasıyla yargılanan büyükanne A. Yağal, anne S. Yağal ve ağabey O. Yağal’a verilen beraat kararları da mahkeme heyetince hukuka uygun bulundu.
İSTİMARIN CEZASI KATLANDI
Heyet, Hasan Yağal hakkında gelini S. Yağal’a yönelik “nitelikli cinsel saldırı” suçundan doğan kız çocuğu A. Yağal’a karşı “sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı” suçundan verilen 5 yıl 7 ay 15 gün cezasını kaldırdı. Eylemin işlendiği zaman, yer ve biçim ile meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığının göz önünde bulundurulduğunu açıklayan heyet, sanığı “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 9 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ceza, suçun “alt soyuna karşı gerçeklemiş olması” ve “birden fazla kez zincirleme suretiyle işlendiği” gerekçeleriyle 17 yıl 12 aya çıkarıldı.
Böylece H. Yağal’ın toplam hapis cezası 45 yıl 12 aya yükseldi.
NE OLMUŞTU?
Mersin’in Gülnar ilçesi Yanışlı Mahallesi kırsalında 10 Kasım 2021’de çadır kurdukları sırada 3 yaşındaki kızları Müslüme’nin kaybolduğunu belirten ailesi durumu ilgililere bildirmiş, çalışma başlatan ekipler 19 Kasım 2021’de ilçedeki kırsal alanda kayıp çocuğun cansız bedenini bulmuştu.
Soruşturmanın ardından hazırlanan iddianamede, çocuğun tutuklanan büyükbabası Hasan Yağal hakkında “kasten öldürme”, “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” ve “cinsel amaçla cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından, tutuksuz sanıklar büyükanne A. Yağal, anne S. Yağal ve ağabey O. Yağal için de “suçluyu kayırmak”tan hapis cezası istenmişti.
Hasan Yağal hakkında, gelini S. Yağal’a karşı “nitelikli cinsel saldırı”da bulunduğu, bu saldırı sonucunda gelininden doğduğu belirlenen A. Yağal’a karşı da “çocuğun cinsel istismarı” suçunu işlediği iddiasıyla hazırlanan ek iddianame dava dosyasıyla birleştirilmişti.
Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, “suçluyu kayırmak”tan yargılanan tutuksuz sanıklar büyükanne A. Yağal ve ağabey O. Yağal’ın beraatini, anne S. Yağal’ın ise cezalandırılmasını talep etmişti.
DELİL YETERSİZLİĞİ KARARI
Silifke 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 17 Ekim 2023’teki karar duruşmasında, büyükbaba Hasan Yağal’ın Müslüme’ye karşı “kasten öldürme”, “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” ve “cinsel amaçla cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından delil yetersizliği nedeniyle beraatine hükmedilmişti.
Mahkeme heyeti, Hasan Yağal’ı, gelini S. Yağal’a karşı “nitelikli cinsel saldırı” suçundan 14 yıl hapis cezasına çarptırmış, ceza “akrabaya karşı” ve “birden fazla işlenmesi” dikkate alınarak 28 yıla çıkarılmıştı.
Tutuklu Hasan Yağal ayrıca, gelinine karşı “cinsel saldırı” sonucu doğduğu belirlenen A. Yağal’a karşı da “sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı”ndan 3 yıl hapse mahkum edilmiş, suçun “kendi kızına” karşı işlenmesi gerekçesiyle ceza 5 yıl 7 ay 15 güne yükseltmişti.
Toplamda 33 yıl 7 ay 15 gün hapse çarptırılan Hasan Yağal’ın tutukluluk halinin devamına hükmedilmişti.
Mahkeme heyeti, “suçluyu kayırmak” suçlamasıyla yargılanan tutuksuz sanıklar büyükanne A. Yağal, anne S. Yağal ve ağabey O. Yağal’ın ise beraatine karar vermişti.
MÜSLÜME HAKKINDAKİ RAPOR
Duruşmada Adli Tıp Kurumu raporlarını açıklayan heyet, Müslüme’nin cinsel istismara uğradığına dair bulguya rastlanmadığını, küçük kızın kesin ölüm nedeninin belirlenemediğini ve maktulün cansız bedeninin bulunduğu bölgeye tek başına çıkamayacağının göz önünde bulundurulduğunu bildirmişti.
]]>Araç seyir halindeyken Furkan T. aniden “Allahu ekber” diye bağırdıktan sonra üzerinde taşıdığı bıçakla kendisini eve bırakması için aracına alan adamın boğazını kesmeye çalıştı. Boğazı bıçakla çizilen Akif Ü. direnince zanlı bu kez adamı kollarından ve başından bıçaklayarak yaraladı. Bu boğuşma sırasında seyir halindeki araç park halindeki bir araca çarparak durunca Furkan T. araçtan inerek kaçtı. Hemen hastaneye giderek rapor alan adama “Basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yaralandığına dair” rapor verildi. Tedavisi tamamlanan Akif Ü. aracına aldığı adamdan şikâyetçi olunca Furkan T. yakalandı.
“ÇOK PİŞMANIM BİR DAHA ASLA YAPMAYACAĞIM”
Tutuklanıp hakkında Ağır Ceza Mahkemesine dava açılan sanık ifadesinde, “3-4 yıldır ilaç kullanıyorum. Psikolojik rahatsızlığım var. İlaçlarımı almadığım için panikledim. Olay günü eczaneye yardım için gittim. Anksiyetem orada başlayınca eve yalnız gitmek istemedim. Arabaya bindiğimde bıçak çektiğimi hayal meyal hatırlıyorum. Ancak arabanın kaza yaptığını biliyorum, bunun üzerine araçtan inerek babama kaza yaptığımızı söylemiştim. Psikolojik rahatsızlıklardan dolayı bu olayı gerçekleştirdim, bıçağı çektikten sonra nasıl salladım, nasıl müdahale ettim hiçbirini hatırlamıyorum. Çok pişmanım, bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım. Tahliyemi ve beraatımı istiyorum” dedi.
ATK RAPORU: RUHSAL BİR RAHATSIZLIĞI YOK
Sanık Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edilerek burada 3 hafta gözlem altına alındı. Sağlık Kurulunca verilen raporda sanığın kasten öldürme suçuna karşılık cezai ehliyetini etkileyecek düzeyde ruhsal bir rahatsızlığına rastlanmadığı, cezai ehliyetinin tam olduğu için TCK’nın 32. maddesinden yararlanamayacağı bildirildi.
“BOĞAZIMI KESMEK İSTEDİ PARK HALİNDEKİ ARACA ÇARPTIM”
Yaralanan Akif Ü. ise tahsilât için eczaneye gittiğini belirterek, “İçeri girdiğimde sanık ile babası oradaydı. Ben tam eczaneden çıkarken sanık bana ‘Beni de eve bırakır mısın?’ dedi. Ben de kabul edip aracıma aldım. Arabadayken sanık bir anda tekbir getirerek bıçağını çıkardı ve benim boğazımı kesmeye çalıştı. Bu sırada sanığı tutmaya çalıştım ve aramızda boğuşma oldu. Elimi boğazıma götürerek sanığın boğazımı kesmeye çalışmasını engellemeye çalıştım. Sanık da elindeki bıçakla elimi, kolumu, kafamı, göğsümü ve vücudumun bazı yerlerini toplam 10 bıçak darbesiyle beni yaraladı. Boğuşma esnasında park halindeki araca çarpınca sanık da el frenini çekerek aracı durdurup arka kapıdan inerek kaçtı. Sanığın bunu eczanede planladığını düşünüyorum. Çünkü kameralara baktığımızda eczaneden çıkarken bıçağı sol elinin kıyafetinin içine koyduğunu gördüm. Eczaneden çıkarken bıçağı kullanmak için hazırlandığına şahit oldum” diye konuştu.
MÜEBBET HAPİSTEN 8 YIL 4 AYA DÜŞÜRÜLDÜ
Mahkeme, akıl sağlığının yerinde olduğuna dair alınan doktor raporu üzerine sanığı müebbet hapisle cezalandırdı, ardından suçun kasten öldürmeye teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle cezayı 10 yıla indirdi.
Mahkeme, sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, işlediği suçtan sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, nedeniyle hakkında iyi hal indirimini düzenleyen 62. Maddeyi de uygulayarak cezayı 8 yıl 4’aya düşürüp hükmen tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, 26 Ağustos 2023’te Karatay’ın elinde sopayla Demir’in evine gittiğini, aralarındaki tartışma sonrasında Karatay’ın sopayla Demir’e vurduğunu, Demir’in de duvarda asılı tüfekle 2 el ateş ettiğini ve Karatay’ın hayatını kaybetmesi üzerine soruşturma ve kovuşturma işlemlerine başlandığını bildirdi.
Adli Tıp Raporuna göre Karatay’ın ölüm nedenin, av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı olduğu belirtilen mütalaada, şunlar kaydedildi:
“Olayın oluş şekli, sanık ikrarı, tanık beyanları, otopsi raporu, kriminal rapor ve tüm dosya kapsamında maktulün olay tarihinden önce sanığın eşi N.D. ile bir dernekte tanıştığı, derneğe düzenlenen operasyon sonucu N.D’nin mağdur, maktulün şüpheli olarak ifadesinin alındığı, N.D’nin maktul aleyhine beyanlarda bulunması üzerine maktulün sanığın eşini rahatsız ettiği, bu olay nedeniyle maktul ile sanık arasında birçok kez tartışma yaşandığı, olay günü maktulün N.D’yi arayıp hakaret ve tehdit eylemlerinde bulunması üzerine sanık ile maktul arasında telefonda tartışma yaşandığı, sanığın karakola giderek maktulden şikayetçi olduğu, ifade için emniyet çağrılan maktulün sopayla sanığın evine gittiği, tartışma sonucu maktulün sopayla sanığa vurduğu, sanığın bu sırada odaya giderek tüfeği aldığı ve iki el ateş ettiği, atışların yakın atış olduğu tespit edildi.”
“ÖLDÜRME KASTI YOK”
Mütalaada, Demir’in savunmasında öldürme kastının olmadığını ve korkutmak amacıyla ayağına doğru ateş ettiğini söylemesine rağmen atışlardan birinin göğsüne geldiği ve birinin yanına giderek öldürdüğünü beyan etmesi karşısında savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği anlatıldı.
Kullanılan silahın niteliği, hedef alınan nokta, darbe sayısı, Demir ile Karatay arasında önceye dayalı husumetin göz önüne alındığı aktarılan mütalaada, Demir’in kastının öldürmeye yönelik olduğu, Karatay’ın N.D’yi arayıp hakaret ve tehdit eyleminde bulunması ve akabinde Demir’in evine gidip sopayla darbetmesinin Demir hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektirdiği kaydedildi.
Mütalaada, Demir’e “kasten öldürmek” suçundan müebbet hapis cezası verilmesi ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanması talep edildi.
BERAATİNİ İSTEDİ, 13 YIL 4 AY CEZA ALDI
Avukat Erhan Topçu ise müvekkilinin bir metre uzaklığı bile göremediğini ileri sürerek, şu şekilde savunma yaptı:
“Dosyada birçok eksik olduğunu düşünmekteyiz. Kasten öldürme suçunun maddi ve manevi unsurunun oluşması için katalog unsurlar oluşmalıdır. Müvekkil isnat edilen hukuka aykırı maddi fiili kesinlikle bilerek ve isteyerek gerçekleştirmemiştir. Maktul eve gelerek müvekkili darbetmiştir. Müvekkil, maktulden kurtulmak amacıyla yatak odasına kaçıyor. Maktul saldırısına devam edince müvekkil tüfeği kendini savunmak amacıyla eline almıştır. Eğer öldürme kastı ya da planı olsaydı bu tüfeği yanında veya oturma odasında bulundururdu. Yatak odasında bu tüfeği alınca arbede sırasında silah ateş ediyor. Nefsi müdafaa hükümlerinin uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Kendisine ve çocuklarına karşı gerçekleşmiş saldırıyı bertaraf etmeye çalışan bir şahıstan bahsediyoruz. Müvekkilin tahliyesini ve beraatini talep ederiz.”
Son sözü sorulan Demir, önceki savunmalarını tekrar ederek, beraatini istedi. Mahkeme heyeti, sanık Ümit Demir’e “kasten öldürmek” suçundan müebbet hapis cezası verdi.
Demir’in suçu haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisiyle gerçekleştirdiği kabul edilerek “haksız tahrik” ve cezanın geleceği üzerindeki etkisi dikkate alınarak “takdir indirimi” uygulayarak cezayı 13 yıl 4 aya indiren heyet, hükümle birlikte Demir’in tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>Duruşma salonunun önünde Başkalaycı ailesine bağırıp tepki gösteren İsmail Çetin’in oğlu E.Ç.’ye mahkemenin düzenini bozmaktan 2 gün disiplin hapsi cezası verildi.
ARACIN ÖNÜNÜ KESTİ
Olay, geçen yıl 21 Ağustos’ta gece saat 22.30 sıralarında Sultan Köyü’nde meydana geldi. İsmail Çetin ile İrfan Başkalaycı arasında köy kooperatifinin yönetiminde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla husumet oluştu. İsmail Çetin, iddiaya göre gece eşi ve akrabasıyla pazardan dönen İrfan Başkalaycı’nın kullandığı minibüsün önünü kesti. İkili arasında yaşanan tartışmanın ardından Başkalaycı, aracına binip gaza basarak Çetin’e çarpıp üstünden geçti.

İsmail Çetin
TORUNUNUN GÖZÜ ÖNÜNDE ÖLDÜ
3 yaşındaki torununun gözü önünde başı aracın altında kalan Çetin, olay yerinde yaşamını yitirdi. Olay yerinden ayrılan Başkalaycı, daha sonra akrabası F.B.’yi evine bıraktıktan sonra eşi Azize Başkalaycı ile birlikte kızının Saraycık köyünde bulunan evine gitti. Başkalaycı, Saraycık köyü mevkinde jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Olayın ardından tutuklanan Başkalaycı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle ‘Kasten öldürme’ suçundan yargılandığı davada ilk kez hakim karşısına çıktı. Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava öncesi polis ekipleri adliye içerisinde geniş güvenlik önlemi aldı. Mahkemede, Karabük’te bulunan cezaevinden Bolu’ya getirilen Başkalaycı ve yakınları ile öldürülen Çetin ailesinin yakınları ve avukatları hazır bulundu.
‘ÜZERİNDEN GEÇTİĞİMDEN HABERİM YOK’
Başkalaycı, duruşmada olay gecesi yaşananları anlatarak, kendisini böyle savundu:
– O akşam eşim ve akrabam ile pazardan dönerken İsmail Çetin, aracıyla sürekli yanımdan geçerek ileride önümüzü kesti. Benim İsmail ile hiçbir düşmanlığım yok. Daha önce de benim oğluma küfürler etti.
– O gece de aracımın yanına gelerek bana küfürler edip ‘Seni buradan öldürmeden gitmeyeceğim. Araçta bulunan eşim ve akrabam da Çetin’e gitmesini söyledi. Çetin, aracımın yanındaydı ve aracıma binerek gaza basıp gittim. Üzerinden geçtiğimden haberim yok. Öldürmek gibi bir kastım yoktu. Eşim araya girmese o beni öldürmüştü.

KOOPERATİF HUSUMETİ
Öldürülen İsmail Çetin’in eşi Aysel Çetin ise kooperatif nedeniyle sanıkla aralarında husumet olduğunu ifade ederek, “Oğlu kooperatif başkanıydı ve bunların açığını ortaya çıkardık. Eşime bu yüzden bunu kasten yaptılar. Eşimi kasten öldürdüler” diye konuştu.
OĞLUNA DA CEZA
Mahkemenin devam ettiği sırada salondan çıkan öldürülen İsmail Çetin’in oğlu E.Ç., Başkalaycı ailesinin yakınlarına tepki gösterdi. Mahkeme salonunun önünde bağırmaya devam eden E.Ç.’ye mahkeme başkanı tarafından mahkemenin düzenini bozmaktan 2 gün disiplin hapsi cezası verildi.
E.Ç. mahkemenin ardından polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Duruşma eksikliklerin giderilmesi için ileri bir tarihe ertelenirken, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildi.
]]>SAĞLIK DURUMU NASIL
84 yaşındaki emekli Orgeneral Çetin Doğan, geçtiğimiz günlerde rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmış. Eşi Nilgün Doğan, yaptığı açıklamada Çetin Doğan’ın sağlık durumu hakkında bilgi verdi ve kamuoyuna seslendi.
Nilgün Doğan’ın açıklaması şöyle:
“Eşim Çetin Doğan, halen tutulmakta olduğu İzmir F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda 01.03.2024 günü (Cuma) tek başına tutulduğu hücresinde saat 23:00 civarında şiddetli bir göğüs ağrısı geçirmiştir. Ağrının şiddeti yüzünden hücrede bulunan acil çağrı butonuna dahi ulaşamamıştır. Bugün hala hayatta olmasını, bilinç kaybı yaşamadan alabildiği iki adet dil altı hapına borçluyuz. Butona ulaşabilecek kadar güç toplayabildikten sonra, en yakın hastanenin acil servisinden bir hekimin cezaevine gelebilmesine kadar Çetin’in tansiyon değeri 22’ye kadar yükselmiş, bunun üzerine kendisi aynı gece saat 01:00 civarında Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Burada yapılan ön tetkikler sonucunda Ege Üniversitesi Hastanesi’nin Kardiyoloji Bölümü’ne sevki uygun görülmüş ve gece saat 02:00 civarında sevki gerçekleştirilmiştir.
Ege Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ilk tıbbi müdahalelerin ardından yapılan tetkiklerde daha önce resmi sağlık raporlarıyla da tespit edilmiş olan safra kesesindeki çok sayıdaki taşlardan birinin vücutta yaşamsal risk oluşturacak şekilde tıkanma yarattığı görülmüş, 04.03.2024 tarihinde (Pazartesi) yapılan bir operasyon ile taş alınarak, safra kesesine stent takılmıştır. Safra kesesinin alınmasına yönelik ikinci bir operasyonun gerekliliği ve zamanlaması konusunda tetkikler devam etmektedir.
HÜCREDE TEK BAŞINA
84 yaşındaki eşim, yaşamının son 14 senesinin yarısından fazlasını siyasal mahiyeti apaçık ortada olan çeşitli davalar kapsamında verilen adil olmayan kararlar nedeniyle üç farklı cezaevinde geçirmek zorunda kalmıştır. Son iki buçuk seneyi aşkın bir süredir de Buca F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tek başına bir hücrede hayatını idame ettirmek durumunda kalmıştır. Kalp ve yüksek tansiyon dahil, hayati risk arz eden çeşitli kronik hastalıkları başta Adli Tıp Kurumu olmak üzere pek çok resmi ve hususi sağlık raporu ile halihazırda tespit edilmiştir.
DOSYA CUMHURBAŞKANLIĞINDA
Adli Tıp Kurumu’nun eşim hakkında düzenlediği sürekli hastalık ve kocama halini tespit eden Nisan 2023 tarihli raporu sonrasında Anayasa m.104/16 (sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile cezanın kaldırılması) kapsamındaki sürecin işletilmesine yönelik işlemler Adalet Bakanlığınca Mayıs 2023’de resen tamamlanarak eşimle ilgili dosya Cumhurbaşkanlığı Makamına gönderilmiştir. Buna karşın anılı süreç her nedense bugüne kadar tamamlanmamıştır. Eşim bu zaman zarfında iki kez mide kanaması geçirmiştir. Eşimin kritik sağlık durumu nedeniyle bu hafta sonu yaşadıkları ise onun neredeyse ölümüne neden olabilecek mahiyettedir.
FİİLEN İDAM CEZASINA DÖNÜŞTÜ
Bugün, ailem adına sesleniyorum. Ülkemizde idam cezası bundan 20 sene önce kaldırıldı. Ancak adil olmayan ve siyasal bir saikle yürütülen yargılama neticesinde eşim aleyhinde tesis edilen müebbet hapis cezası, fiilen idam cezasına dönmüş durumdadır. Anayasanın Cumhurbaşkanına verdiği görev ve yetkiler kapsamında bir karar alınmadığı takdirde, idam cezasının infazı, eşimin hücresinde bulunan çağrı butonuna basamadığı ya da hastaneye zamanında yetiştirilemediği bir sonraki seferde gerçekleşecektir.”
]]>İstinaf Mahkemesi’nin kararından sonra Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın ilk duruşması yapıldı. Duruşmaya Samet Özgül’ün ailesi, CHP Ankara Milletvekili Onur Konuralp ve motokuryeler katıldı.
Savcı, esas hakkındaki mütalaasında Halil İbirahim Demirnci hakkında müebbet hapis cezası isterken, diğer sanıklar Mustafa Demirci ve Bülent Açıkgöz hakkında ise beraat kararı verilmesi yönünde görüş bildirdi.
Son sözü sorulan sanık Halil İbrahim Demirci, ”Çok pişman olduğumu belirtmek istiyorum. Hiçbir zaman adli sicil kaydım olmadı” diyerek beraatini talep etti.
Mahkeme, sanık Halil İbrahim Demirci’ye ‘Kasten adam öldürme’ suçundan müebbet, sanıklar Mustafa Demirci ve Bülent Açıkgöz’e ‘Kasten öldürmeye yardım etmek’ suçundan 12’şer yıl hapis cezası verilmesine hükmetti. Böylece, mahkeme ilk kararını tekrarladı.
“BİR MİKTAR DA OLSA AİLENİN ACISINI DİNDİRMESİNİ TEMENNİ EDİYORUZ”
Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Avukat İbrahim Kapusuz, şunları söyledi:
* “Mahkeme, istinaf dairesinin bozma kararı sonrasında bugün ilk celsesini açarak gerekli tahkikatı yürüttü. Sanıkların, müştekilerin beyanları alındı. Netice itibarıyla, mahkeme iddia makamının bir kısım sanıklar hakkında beraat kararı talep etmesine rağmen, ilk verdiği kararı yineleyerek, sanıklardan Halil İbrahim Demirci’nin müebbet, diğer sanıkların ise yardım etme eyleminden ötürü 12’şer yıllık hapis cezasına mahkum edilmesine karar verdi. Karar, her ne kadar bizim açımızdan pek tatmin edici olmasa da şu an için istinaf dairesinin bu kararı onamasını, bir miktar da olsa ailenin acısını dindirmesini temenni ediyoruz.”
Samet Özgül’ün kardeşi Berna Özgül, “Adalet yerini buldu. Adalet tam anlamıyla yerini bulana kadar ve bu dava emsal olana kadar aile olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Elbette, bu cezalar içimize su serpmeyecek ancak başka Sametler ölmeyecek. Bizim tüm mücadelemiz başka Sametler’in ölmemesi için” dedi.
“UMARIM, SAMET’LE İLGİLİ BU DAVA BİR EMSAL DAVAYA DÖNÜŞÜR”
CHP Ankara Milletvekili Onur Konuralp ise şunları söyledi:
* “Bugün burada alınan karar, Samet kardeşimizi geri getirmeyecek. Ancak, adaletin yerini bulması açısından bu güzel ailenin yüreğinde taşıdığı acıyı, az da olsa hafifletecek bir karar. Bu nedenle kısmen de olsa Samet’in acısını yüreğimizde taşımaya devam ederek memnunuz. Kardeşinin cümlesine ben de katılıyorum. Umarım, Samet’le ilgili bu dava bir emsal davaya dönüşür. Umarım yeni Sametler olmaz, yeni kayıplar olmaz. Tek dileğimiz ve temennimiz budur.”
NE OLMUŞTU?
Gazi Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi motokurye Samet Özgül, 5 Kasım 2022 gecesi Ankara’nın Etlik semtinde motosikletle seyir halindeyken tartıştığı 3 kişi tarafından darp edilmiş ve boğazından bıçaklanmıştı. Ağır yaralanan Özgül, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti.
Samet Özgül davasında 27 Eylül 2023’te karar çıkmış; Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Halil İbrahim Demirci’ye müebbet hapis, arabasını Özgül’ün kullandığı motosikletin önüne kıran, Halil İbrahim Demirci’nin babası Mustafa Demirci ve Mustafa Demirci’nin arkadaşı Bülent Açıkgöz hakkında ‘Kasten öldürmeye yardım etmek’ suçundan 12’şer yıl hapis cezası vermişti.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına yönelik bazı itirazları kabul etmiş ve yeniden yargılama kararı vermişti.
]]>Demirel ve Demir arasında bu nedenle tartışma çıktı. Reşit Demir, bir süre sonra babası Murat Demir ve amcası M.D. ile yeniden Ali Demirel’in taksi durağına geldi.
İki taksici arasında yeniden yaşanan tartışma kavgaya dönüştü. Kavgada, Reşit Demir yanında getirdiği bıçakla Ali Demirel’i yaraladı.
Çevredekilerin ihbarıyla bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık görevlilerinin ilk müdahalesinin ardından Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Demirel, kurtarılamadı.
Reşit Demir ve babası Murat Demir ile olaya karıştığı iddia edilen amcası M.D., polis ekiplerinin takibiyle bir akaryakıt istasyonunda yakalandı.
Gözaltına alınan şüphelilerden Reşit Demir, emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemede tutuklandı, babası ve amcası da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Davanın ikinci duruşmasında tutuksuz sanıklardan baba Murat Demir ise verilen ara kararla tutuklandı.

Ali Demirel
İDDİANAME DÜZENLENDİ
Kayseri 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, sanıklardan Reşit Demir, babası Murat Demir ve amcası M.D. hakkında, ‘Tasarlayarak öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Sanıklar, bugün Kayseri 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde üçüncü kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya ölen Demirel’in yakınlarının çok kalabalık gelmesi nedeniyle adliyede geniş güvenlik önlemleri alındı. Davada, Demirel’in şikayetçi annesi, babası ve kardeşleri de hazır bulundu.
‘KANUNSUZ İŞİM OLMADI’
Sanıklardan Reşit Demir, önceki savunmasını tekrar ederek, “Yolum kesilerek, arabama zarar verilmesi sonrası durağa tekrar gittiğimizde selam verdik, almadı ve bize saldırdığı için olay meydana geldi. Kendimi savundum. Hiçbir kanunsuz işim olmadı” dedi.
Tutuklu Murat Demir, “Kesinlikle yalan ve iftira atıyorlar. Kesinlikle elle bir müdahale yapmadım. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum” derken; tutuksuz yargılanan amca M.D. ise olayla alakası olmadığını belirterek beraatini istedi.
‘AĞABEYİM CEBİNDEKİ PARAYI BİLE VERİRDİ’
Ali Demirel’in şikayetçi kardeşi T.D. ise “Ağabeyim, 32 yaşındaydı. Bir insan kolay yetişmiyor. Ağabeyim geri gelemeyecek ama biz sizden Hz. Ömer adaletini istiyoruz. Bir nebze de olsa vereceğiniz karar, vicdanımıza su serpecek. Bizim için para ikinci plandadır. Eğer, ağabeyimden parasını istese cebindeki parayı bile verirdi” diye konuştu.
Demirel’in şikayetçi annesi N.D. de “Kardeşim şehit oldu. Oğlumun ismi dayısının ismiydi. 37 yıldır şehit olan kardeşime ağlıyordum. Şimdi oğluma ağlıyorum. Sanıkların en ağır cezayı almasını istiyorum” dedi.
Mahkeme heyeti, sanıklardan Reşit Demir’i, ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı. Heyet, sanığın pişmanlığının olmadığı gerekçesiyle ‘iyi hal’ indirimi uygulamadı. Tutuklu Murat Demir, ‘Kasten öldürmeye yardım etme’ suçundan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Heyet, baba ve oğlunun tutukluluk halinin devamına karar verirken, aynı suçtan tutuksuz yargılanan amca M.D.’nin ise beraatine hükmetti.
]]>Merve Küçüktekin’in evine gelen 1,5 yıl önce ayrıldığı eski nişanlısı sözleşmeli er Sabit Türk, ‘Su sayacına bakacağız abla’ diyerek kapıyı açtırdı.
Türk, pet şişe içindeki yanıcı kimyasal maddeyi Merve Küçüktekin’e fırlattı. Yüzünde ve vücudunda yanıklar oluşan Küçüktekin, Konya Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olay sonrası otomobiliyle kaçan Türk, İzmir’deki birliğine dönerken, Ilgın ilçesinde polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı.
Sabit Türk, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe ‘kasten yaralama’ suçundan tutuklandı.
İDDİANAMEDE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İSTENDİ
Hakkında hazırlanan iddianamede Küçüktekin’in yüzü, boyun bölgesi ve kollarında, cilt ve cilt altında ikinci derece yanık oluştuğuna ve bunun basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek, hayati tehlike meydana getirecek şekilde olduğuna yer verildi.
Sabit Türk’ün, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanması istenilen iddianame, Konya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
15 YIL HAPİS VERİLDİ
3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında savcı, sunduğu mütalaada, Türk’e ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti.
Mahkeme heyeti ise Sabit Türk’ün, Merve Küçüktekin’e yönelik eyleminin ‘Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs’ suçu olarak nitelendirildiğinden ve eylemin sabit görüldüğünden, kastının ağırlığı, failin amaç ve nedeni dikkate alınarak 15 yıl hapis cezasına karar verdi.
AVUKAT İTİRAZ ETTİ
Merve Küçüktekin’in avukatı aracılığıyla yaptığı itiraz başvurusu üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkemenin verdiği cezayı az bularak yeniden yargılamaya hükmetti.
Kararda, “Katılanın alınan tıbbi raporlara göre, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, yaşamsal tehlike doğuracak, yüzünde sabit bir ize neden olacak bir biçimde yaralandığı olayda, sanık hakkında orantılılık ilkesi gözetilerek, 13 yıldan 20 yıla hapis cezasını öngören TCK’nın 35’inci maddesi uyarınca, yaralanmanın niteliği, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre makul seviyede ceza belirlenmesi yerine 15 yıl hapis cezası belirlenmek suretiyle eksik ceza tayini olduğu anlaşıldığından hükmün bozulmasına” denildi. Ayrıca sanığın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için de İstanbul Adli Tıp Kurumu, Gözlem İhtisas Dairesi’ne sevk edilmesi kararını verdi.
‘BU KARARIN EMSAL OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ’
Konya Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği bozma kararının emsal olabileceğini belirten Küçüktekin’in avukatı Aycan Ceylan, “Konya Bölge Adliye Mahkemesi, 15 yıl cezanın yapılan eylemin sonuçları düşünüldüğünde çok az bir ceza olabileceğine hükmetti. Hükmü bozarak üst tura yaklaşılarak ceza verilmesi gerektiği görüşüyle mahkemeye, yargılamanın yeniden yapılması için dosyayı geri gönderdi. Bu karar elbette bizim için umut verici bir karar oldu. Zira ülkemizi düşündüğümüzde kadınlara yönelen şiddet ve cinayet olayları çok ciddi bir ivme kazanmaktaydı. Önceden de bu tür dosyalar netice sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama olarak değerlendirilip çok cüzi cezalarla sonuçlandırılmaktaydı. Bu sebeple biz bu dosyanın en azından caydırıcı yaptırımlar açısından emsal olabileceği düşüncesindeyiz.” dedi.
‘HAYATA TUTUNMAYA ÇALIŞIYOR’
Merve Küçüktekin’in tedavilerinin devam ettiğini ve psikolojik durumunun da halen bozuk olduğunu söyleyen avukat Ceylan, “Müvekkilimin tedavisi devam etmekte. Tedavisi için gerekli tüm işlemleri yürütmekteyiz. Aldığımız raporlara göre, şu an ruhsal psikolojik rahatsızlık seviyesi yüzde 40 seviyelerinde bir bozulma yaşamakta. Hayata adapte olma süreci elbette çok zor oluyor onun için ama her kadın gibi o da çok güçlü bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor. Fiziksel yaraları için de halen tedavisi devam etmekte” diye konuştu.
]]>2019’DA KARAR VERİLMİŞTİ
Kurul, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesince görülen ve 25 Nisan 2019’da karara bağlanan davaya ilişkin temyiz incelemesini tamamladı. Buna göre, kozmik odada arama yaptıran eski savcı Mustafa Bilgili’ye Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 11 yıl 3 ay ve “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 5 yıl 10 ay hapis cezaları onandı.
Bilgili hakkında, devlet sırrına ilişkin bilgileri aynı suçtan başka davada yargılanan eski TÜBİTAK çalışanı Ünal Tatar’a vermek suretiyle “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk amacıyla açıklamak” suçundan açılan kamu davasının ayrılması kararı da uygun bulundu.
GEREKÇESİ DAHA SONRA YAZILACAK
Kozmik odaya ilişkin soruşturma kapsamında bazı kararlar veren eski hakim Halil İbrahim Kütük’e “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 8 yıl 9 ay hapis cezası ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 3 yıl 4 ay hapis cezası onandı.
Eski hakim Nihal Uslu’ya “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 9 yıl ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan verilen 5 yıl hapis cezası da onandı.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kozmik odadaki aramalara katılan eski hakim Kadir Kayan’ın da aralarında olduğu firari sanıklar hakkında verilen dosyaların ayrılması yönündeki kararları uygun buldu.
Kurul tarafından oy birliğiyle verilen kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.
KOZMİK ODA KUMPASINDE NELER OLMUŞTU?
Genelkurmay Başkanlığının tüm itirazlarına rağmen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının “kozmik oda” olarak bilinen kısımlarında 20 gün boyunca yapılan aramaların ayrıntıları, çeşitli kurumların raporlarıyla ortaya çıkmıştı.
Yargıtay 16. Ceza Dairesindeki yargılamalar sırasında verilen ara karar gereği Genelkurmay Adli Müşavirliğince gönderilen raporla, aramalarda TSK’nın “devlet sırrı” niteliğindeki belgelerinin ele geçirildiği tescillenmişti.
Raporda, davaya konu belgelerden, incelenen 374 dijital veri ve 7 fiziki belgenin dördünün oluşturulduğu tarihten itibaren devlet sırrı niteliği taşımadığı, bunlar dışında kalan diğer tüm belgelerin başlangıcından itibaren devlet sırrı olduğu ve bu özelliklerini halen koruduğu belirtilmişti.
Raporda, “Devlet sırrı olduğu belirtilen bir kısım belgelerin, düşman ülkeye savaş hazırlıklarımızı, savaş etkinliğimizi ve çalışma prensiplerimizi ortaya koyabilecek nitelikte bilgiler içerdiği anlaşılmıştır.” tespiti yer almıştı.
Bülent Arınç’a “suikast” düzenleneceği yönündeki telefon ihbarı sonucu konuyla ilgili soruşturma başlatan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı 11 ve 16 numaralı odalarda 25 Aralık 2009’da arama yapmak istedi.
Genelkurmay Seferberlik Tetkik Dairesi Başkanlığı ise 11 ve 16 numaralı çift kilitli çelik kapılarla muhafaza edilen odalardaki bilgi, belge ve arşiv kayıtlarının devlet sırrı niteliğinde, devletin güvenliğiyle ilgili olduğundan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 125. maddesi gereği cumhuriyet savcılığına bu odalara giriş izni verilemeyeceğini yazıyla belirtmişti.
Bunun üzerine, Bilgili yerine dönemin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Kadir Kayan, 26 Aralık 2009’da 11 ve 16 numaralı odalarda arama yapmaya başladı.
Kayan’ın 20 gün süren araması sonucu CD, dosya ve harddisklerden oluşan “gizli belgeler” dışarı çıkarılarak, bugün FETÖ ile bağlantılı oldukları tespit edilen TÜBİTAK uzmanı bilirkişilere çözümletildi.
Genelkurmay Başkanlığının o günlerde tuttuğu tutanaklarda, odalardaki belge ve arşiv kayıtlarının, devlet sırrı niteliğinde olduğunun belirtilmesine rağmen arandığı ifade edilerek, “Hakim Kadir Kayan tarafından bugüne kadar yapılan incelemelerde 1970’li yıllardan günümüze kadar yüklenen suçla ilgisi olmayan devlet sırrı niteliğindeki tüm bilgilere nüfuz edilmiştir” denilmişti.
Bu aramanın ardından Yargıtay üyesi yapılan Kadir Kayan, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana firari durumda bulunuyor.
]]>İtirazı inceleyen Bursa Bölge Mahkemesi, sanığın sözleri nedeniyle beraat kararını bozdu. Yeniden yapılan yargılamada sanık Önver, cesedi bulunamayan İrem Gül’ü öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılıp, tutuklandı.
EN SON ÖNVER’İN EVİNDEYDİ
Kütahya Emet Belediyesi’nden emekli Hakan Gül ile Umahan Gül çiftinin 3 çocuğundan İrem Gül, 2020 Aralık’ta ablasının evinden çıktı ve bir daha da kendisinden haber alınamadı. Gül çiftinin kayıp başvurusu üzerine Emet Emniyet Müdürlüğü, Kütahya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi, Jandarma ve AFAD ekipleri harekete geçti. Kurulan özel ekip, Gül’ün gidebileceği adreslerde arama yaptı ancak herhangi bir ize rastlanmadı.

İrem Gül’ün evinin çevresindeki kırsal alan da havadan ve karadan arandı. Mobese kameralarında yapılan incelemede İrem Gül’ün en son 23 Aralık 2020’de eski erkek arkadaşı olan Murat Önver’in evine gittiği ve çıkmadığı tespit edildi.
ÇUVALLE BAĞ EVİNE GİTMİŞ
Kamera görüntülerinde Murat Önver’in elinde çuvallarla aracına bindiği ve ağabeyinin bağ evinin bulunduğu bölgeye doğru gittiği belirlendi. Ayrıca Önver’in, İrem Gül’e tehdit ve şantaj mesajları gönderdiği; evindeki incelemede de halıda ve kapı ağzında Gül’e ait kan ile kızın kullandığı ev ayakkabısında doku örnekleri bulundu.
KOLTUK KILIFLARINI DEĞİŞTİRDİ
Sanık Önver’in olay tarihinden hemen sonra aracını yıkattığı ve aracının koltuk kılıflarını değiştirdiği belirlendi. Çelişkili ifadelerinin ardından aralarında ‘Polise mukavemet’, ‘Uyuşturucu’ ve ‘Yaralama’ suçlarının da olduğu çok sayıda sabıkası bulunan Önver, gözaltına alınıp tutuklandı.
BERAAT KARARI VERİLDİ
Hakkında Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Kasten öldürme’ suçlamasıyla dava açılan Önver, 11 ay süren yargılamanın ardından, ‘Şüpheden sanık yararlanır’ ilkesiyle beraat kararı verilip tahliye edildi. Dava dosyası, Gül ailesinin avukatı Leyla Şahan’ın itirazıyla Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderildi.
POLİS, SÖZLERİ TUTANAK ALTINA ALDI
İrem Gül ile ilgili dava dosyası incelemedeyken Murat Önver, 2022 Eylül’de başka bir suçtan gözaltına alındı. İşlemleri sürerken Önver, polis memurlarına, “Ben sakinim, çok sakinim, sakin kalmadığım zaman adam öldürüyorum. Öldürüyorum, gömüyorum kimse bulamıyor. Türkiye’de bulanı görmedim daha” dedi.

BERAAT KARARI BOZULDU
Polis ekipleri tarafından Önver’in bu sözleri tutanak altına alınıp itiraz aşamasındaki dava dosyasına gönderildi. Beraat kararına itirazı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, yargılamanın kısa sürdüğü, yargılama aşamasında İrem Gül’ün görüldüğü iddia edilen yerlerde daha fazla araştırma yapılması ve sanığın, ‘Öldürüp, gömüyorum’ sözleri nedeniyle beraat kararını bozarak Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderdi.
SÖZLERİNİ İNKAR ETTİ
Yeniden yapılan yargılamada çelişkili ifadeler veren Murat Önver, cinayet suçlamalarını kabul etmezken, ‘Öldürüp, gömüyorum’ sözlerini de inkar etti.
Mahkeme tarafından İrem Gül’ün görüldüğü değerlendirmelerinin yapıldığı tüm şehirlerde detaylı inceleme yapıldı. Ancak 2020’den bu yana İrem Gül’ün herhangi bir kaydına rastlanmadı. Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, iyi hal indirimi uygulamadığı sanık Önver’i, cenazesi bulunamayan İrem Gül’ü ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis, ‘Şantaj’ ve ‘Tehdit’ suçlarından ise 1 yıl 7 ay 20 gün hapis cezasına çarptırdı. Duruşma salonunda tutuklanan Murat Önver, cezaevine konuldu.
Gül ailesinin avukatı Leyla Şahan, davanın sonuna kadar takipçisi olacağını ve Emet Emniyet Müdürlüğü personeline titiz çalışmaları nedeniyle teşekkür ettiğini ifade ederek, “Henüz 19 yaşındayken hayattan koparılan İrem’i öldürenlerin cezasız kalmaması ve adaletin yerini bulması için elimden gelen ne varsa yapacağım” dedi.
]]>ARKADAŞINA KONUM GÖNDERDİ
Bir internet sitesinde Avrupa’ya göçmen götürüldüğü yönünde ilan gören mağdurlar Murat B. ile Melik K, ilandaki kişilerle irtibat kurdu ve 16 Şubat 2022’de 2 kişiyle Esenler’de buluştu.
Kendilerini sahte isimle tanıtan Sıdık Sıgattın ve Pakhtoon Khan, vize işlemlerinin Arnavutköy’de yapıldığını belirterek mağdurları taksiyle bir eve götürdü. Bu durumdan şüphelenen mağdurlardan Murat B, bir arkadaşına cep telefonundan konum gönderdi.
EVDE SİLAHLA KARŞILADILAR
Mağdurları evde, Izzet Gulahman, Habib Sıhag ve Ramel Nezeri isimli yabancı uyruklu 3 kişi silahlı bir şekilde karşıladı. Bir araya gelen 5 zanlı, ölümle tehdit ettikleri mağdurların ellerini iple bağlayıp ve onları darbettikten sonra üzerlerindeki 8 bin 500 lira ile cep telefonlarını da zorla aldı.
PAKİSTAN’DAKİ HESABA HAVALE İSTEDİ
Kaçırdıkları mağdurların babalarına telefonla ulaşan zanlılar, oğullarını öldürme tehdidinde bulunarak Pakistan’daki banka hesaplarına 11 bin 480 avro para yatırılmasını istedi.
ÜÇ SURİYELİ DAHA REHİN ALINDI
Bu arada aynı yöntemle, Suriye uyruklu 3 mağdur daha söz konusu eve getirilerek alıkonuldu. Rifat A, Semir A. ve Yasir A’nın ellerini bağlayıp ölümle tehdit eden, cep telefonlarını da alan zanlılar, bu kez mağdurların para istedikleri ailelerine çocuklarının ellerinin bağlı olduğu videolar gönderdi.
BEŞ ZANLI YAKALANDI
Mağdurlardan Murat B’ye ulaşamayan kardeşi B.B, polis merkezine giderek 5 gündür ağabeyinden haber alamadığını belirterek, şikayette bulundu. Çalışma başlatan polis ekipleri, Murat B’nin alıkoyuldukları eve götürülürken bir arkadaşına gönderdiği konum bilgisinden Arnavutköy Karlıbayır Mahallesi’ndeki adrese ulaştı. Evde 5 mağduru elleri ve kolları bağlanmış halde bulan ekipler, eylemci 5 kişiyi de silahlarıyla yakaladı. Zanlılar emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
CEZALARI AÇIKLANDI
Zanlılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma tamamlandı ve 14 Kasım 2022’de iddianame hazırlandı. İddianamede, Habib Sıhag, Izzet Gulahman, Pakhtoon Khan, Ramel Nezeri ve Sıdık Sıgattın’ın 5 müştekiye yönelik “cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla birden fazla kişiyle birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “silahla yağma” suçlarından 85 yıldan 112 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Zanlılar iddianameyi kabul eden İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Geçtiğimiz günlerde davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanıklara “silahla yağma” suçundan 54 yıl 2 ay, “cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla birden fazla kişiyle birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan da 6 yıl 8 ay olmak üzere toplam 60 yıl 10’ar ay hapis cezası verdi.
Heyet, sanıklardan Ramel Nezeri’yi ayrıca “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırdı.
]]>Bingöl M Tipi Kapalı Cezaevinden 25 Eylül 2013 günü tünel kazarak firar eden terörist Osman Kılıç, birkaç gün sonra merkez Ortaçanak bölgesinde birlikte firar ettiği 18 teröristle bitkin halde yakalandı. Firar eden teröristler farklı illerdeki cezaevlerine gönderildi. Osman Kılıç ise Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi. Terörist Kılıç, 6 Mart 2016 günü bu kez nevresim örtülerini birbirine bağlayarak havanın da sisli olması nedeniyle kuledeki askerlerin görüş mesafesinin düşüklüğünden istifade ederek 6 teröristle birlikte ikinci kez firar etti.
Sırra kadem basan terörist her yerde aranırken, istihbarat birimleri tümünün terör örgütü PKK’nın dağ kadrosuna geri katıldıklarını belirledi. 8 yıldan beri her yerde aranan terörist Osman Kılıç’ın Pençe Kilit harekâtının sürdürüldüğü Avaşin-Basyan bölgesinde sözde cephe komutanlığı yaparken düzenlenen nokta hava harekâtıyla öldürüldüğü tespit edildi.

İSTANBUL’DA C-4’LÜ EYLEM HAZIRLIĞINDAYKEN YAKALANDI
2003 yılında terör örgütü PKK’ya katılan terörist Osman Kılıç, Bingöl-Erzurum kırsalında çok sayıda kanlı eylemde yer aldı.
İstanbul’da C-4 tipi patlayıcı ile kamu binalarına eylem hazırlığı içindeyken birlikte cezaevinden firar ettiği Devrim Kavak adlı teröristle yakalanan terörist Kılıç, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıp 6 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 137 yıl hapisle cezalandırıldı. Bu cezası Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti.
Birlikte firar ettiği terörist Devrim Kavak’da iki yıl önce Irak’ın kuzeyinde düzenlenen operasyonda öldürülmüştü. Firar eden 4 hükümlü teröristin ise halen dağ kadrosunda oldukları öğrenildi.

6 VATANDAŞI İNFAZ ETMİŞTİ
Almanya’da uyuşturucu ticareti yaparken terör örgütüne katılan ve uyuşturucu bağımlısı olan Osman Kılıç, yakalandıktan sonra polise verdiği ifadesinde, “Sahte pasaportla Çanakkale’den İtalya’ya, buradan İsviçre’ye geçtim. İsviçre polisi sahte pasaportla girdiğimi anlayınca beni geri gönderdi. Bu kez Sabiha Gökçen havaalanından Bosna-Hersek’e gittim. Karayoluyla Almanya’ya geçtim. Alman polisi beni gözaltına aldı ve cezaevinde kaldım. Tahliye olunca havayoluyla Ermenistan’a geçtim. Nahçıvan’dan İran’a buradan da Kandil dağına giderek örgüte katıldım. Askeri eğitimin ardından Bingöl kırsalına geldim. Bingöl Ortaçanak Köyü’nde Osman Koca adlı köylüyü devletle işbirliği yaptığı için evinden kaçırıp infaz ettikten sonra elektrik direğine astık. Bu kişi bize 2004 yerel seçimlerinde kapatılan DEHAP’ın sandık görevlisi olduğunu, ancak devlet ajanı olduğunu itiraf etmişti. Cezaevlerinde 6 yıl gardiyanlık yapan Muhittin Karaca’yı da infaz ettik. Kartal yaylasında Orman kesimi yapan Hamza Çakar, Cevdet Çakar ile Sıdık Çağatay, Ramazan Çağatay adlı işçileri de bizden izinsiz ağaç kestikleri için öldürdük” dedi.
]]>Kabul edilen maddelere göre, İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak.
Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor.
Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak.
Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek.
Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek.
Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
VESAYETİN SONA ERDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek.
Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek.
İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak.
Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEME
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor.
Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürmünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
ANAYASAL DÜZENE KARŞI SUÇLAR
TCK’de belirtilen “devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletiliyor.
Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı, kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
Konutu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etme şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkan tanınıyor.
Koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak tazminat istemlerinin kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülüyor ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı biçimde sonuçlandırılması amaçlanıyor.
Böylelikle, yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanacak. Bu hükümler 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında, sanığa yüklenen suçtan dolayı yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek.
Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalacak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde sanık, 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulacak.
Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecek.
Bu süre içinde 1 yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilecek. Denetim süresi içinde dava zaman aşımı duracak.
Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşulu derhal yerine getirilmediği takdirde; mağdura veya kamuya verilen zararın, denetim süresince aylık taksitler halinde sanık tarafından ödenmek suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecek.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kalkacak ve davanın düşmesine karar verilecek.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, mahkeme hükmü açıklayacak.
Mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebilecek.
Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilecek.
Kanunlarda kesin olduğu yazılı hükümler saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilecek. Karar ve hükümler, istinaf ve temyizde usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, özel bir sisteme kaydedilecek. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde kullanılabilecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasa’da koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlara ilişkin uygulanmayacak.
Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, teklifin 16. maddesinin kabul edilmesinin ardından birleşime ara verdi. Aranın ardından komisyonun yerini almaması üzerine, birleşimi, saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan ara celsede tanık Sadettin Tantan, katılanların avukatının daha önceden dosyaya sunduğu dilekçedeki 37 sorudan bazılarını yanıtladı.
Dava dosyasında yer alan “Cezaevleri İnceleme Gezisi Sonuç Raporu” belgesindeki, operasyon öncesi, Marmara bölgesindeki cezaevlerinin gezilerek tutukluların olası bir operasyona karşı çıkıp çıkmayacağına ilişkin keşif yapıldığına yönelik iddialara ilişkin Tantan, şunları dile getirdi:
– Bana gösterilen raporun hazırlanmasını ben söylemedim. O zamanlarda pankart asmak, duvarlara yazı yazmak gibi basit suçlarla yatan gençlerin tahliye şartı gerçekleşmiş olmasına rağmen örgüt mensuplarınca cezaevlerinde tutuluyorlardı. Buna ilişkin aileler tarafından ve mahkemeler tarafından çokça şikayet vardı. Amaçları örgütün kontrolünü sağlayabilmek ve örgüt mensubu kişiler yetiştirebilmekti.

“CEZAEVLERİ ÖRGÜT LİDERLERİNİN KONTROLÜNE GİRMİŞTİ”
– Bunlar arşiv kayıtlarında da zaten vardır. O zaman tam anlamıyla cezaevlerinin kontrolü devletten çıkmış, örgüt liderlerinin kontrolüne girmişti. Örgüt liderleri cezaevlerindeki örgüt mensuplarına da bu şekilde devam etmeleri yönünde talimatlar veriyordu. Aynı zamanda cezaevlerinin mimarisi örgüt mensuplarınca değiştirilmişti. Biz de o zamanlar bu duruma bizzat şahit olmuştuk. Operasyonun gerçekleşmesinin gerçek nedeni budur.

“EMRİN ALTINDA BAŞKA İMZALAR DA VAR”
Tantan, yargılama dosyasında yer alan “gizli” ibareli, 14 Aralık 2000 tarihli ve başlığında “Cezaevleri Müdahale Harekat Emri No:1” yazan belgenin altındaki imzanın kendisine ait olduğunu belirterek, “Hükümet kararı icra edilmiştir. Benim tek başıma böyle bir emir düzenlemem mümkün değildir. Zaten emrin altında başka imzalar da vardır. O zaman yetkim gereği bu emre imza atmam gerekiyordu. Buradaki asıl amaç kimsenin canına zarar gelmeden operasyonu tamamlamaktı. Kesin emir bu şekildeydi.” ifadelerini kullandı.

Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un ifadesindeki, “Hayata Dönüş Operasyonu’nun yetkisi İçişleri Bakanlığındaydı. Operasyon planını İçişleri Bakanlığı yaptı.

Operasyonu İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel komutanlığı yaptı. Operasyonel güç İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığınındır.” sözlerinin hatırlatılması üzerine Tantan, şunları kaydetti:
“ÖN ÇALIŞMA YAPARAK OPERASYONUN İÇİNDE YER ALDIK”
“Milli Güvenlik Kurulu ve hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda Adalet Bakanlığının cezaevlerinde bu operasyonu gerçekleştirmesi gerekiyordu ve bu operasyon için ilgili kurumların yardımı gerekiyordu. Bu yüzden İçişleri Bakanlığı olarak yetkili olan bizler ve yetkili cezaevi savcılığı ve jandarma komutanlıkları hep birlikte ön çalışma yaparak bu operasyonun içinde yer aldık. Operasyonu gerçekleştirirken bütün ceza infaz kurumlarının mimari planını da göz önünde bulundurarak hiçbir cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle hareket ettik.”

“KAMERA KAYDI VARSA, ARŞİVLERDE BULUNABİLİR”
“Kapalı alanda kullanılamayacak silahların hangi amaç ve nedenle hapishanenin içinde kullanıldığı” yönündeki soruya Tantan, “Bu operasyonu yürüten kolluk personelinin, çalışanların ve içeride bulunan tüm mahkumların can güvenliğinin sağlanması için ne yapılması gerekiyorsa cezaevi savcısı ve jandarma komutanlığı her türlü kararı almakta yetkiliydi. Benim ne tür silahlar kullanıldığına dair bilgimin olması mümkün değildir, böyle bir talimatımız da yoktur.” şeklinde yanıt verdi.
Tantan, operasyon sırasında kamera kaydı olup olmadığına ilişkin bilgisinin bulunmadığını, kamera kaydı olması durumunda bunun arşivlerde bulunabileceğini dile getirdi.

“MGK İÇERİSİNDEKİ HİYERARŞİK YAPI PLANLAMIŞTIR”
Operasyonun, 19 Aralık 2000 tarihinde yapılacağını daha önceden bildiğini, bu tarihin Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiye kararıyla hükümete sunulduğunu, tarihe ve ne şekilde yapıldığına hükümetin karar verdiğini belirten Tantan, operasyondaki birinci sorumlunun kim olduğunu yönelik soruyu ise “Milli Güvenlik Kurulu (MGK) içerisinde hiyerarşik yapıda kim varsa operasyonu onlar hep birlikte planlamışlardır.” şeklinde yanıtladı.
Mahkeme, duruşmanın daha önceden planlandığı gibi 1 Nisan’da yapılmasına hükmetti.

AŞIRI GÜÇ VE SİLAH KULLANIMI
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıkların 19 Aralık 2000’de Bayrampaşa Cezaevi’nde düzenlenen “Hayata Dönüş Operasyonu”nda görevli jandarma birliklerinde yer aldığı belirtiliyor.
Sanık olan dönemin 39 jandarma görevlisinin, görev sınırlarını aşarak aşırı güç ve silah kullanıp faili belli olmayacak şekilde 12 kişinin ölümüne sebep oldukları, 29 kişiyi de öldürmeye teşebbüs ettikleri aktarılan iddianamede, özellikle görev sınırları ve silah kullanma yetkilerinin aşılıp aşılmadığına, orantılı veya aşırı güç kullanılıp kullanılmadığına ilişkin delillerin değerlendirilmesinin mahkemeye ait olduğu ifade ediliyor.

SANIK SAYISI 194
İddianamede, suç tarihinde jandarma görevlisi olan sanıklar hakkında, ölen 12 kişi için ayrı ayrı “görevin ifası sırasında kasten öldürme” suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar, 29 mağdur için de ayrı ayrı “görevin ifası sırasında kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 9 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezası isteniyor.
Yargılama devam ederken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili 157 sanık hakkında hazırlanan ek iddianamede, bu sanıkların “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmaları talep edilmişti.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, bu iddianame ile Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın birleştirilmesine karar vermiş, bu kapsamda sanık sayısı 196’ya yükselmişti. Yargılama sırasında ikisinin hayatını kaybetmesiyle sanık sayısı 194 olmuştu.
]]>11 Şubat 2022 günü de işe gitmek için 2 yaşındaki bebeği Bircan M.’yi birlikte yaşadığı Rıdvan Ç.’ye bırakıp birkaç saat sonra alacağını söyledi.
Geri döndüğünde kapıyı açan Rıdvan Ç.’nin “Kız kusuyor, gel bi bak” dedi.
Kızını battaniyenin altında çırılçıplak hareketsiz gören anne seslendiğinde tepki vermediğini görünce Rıdvan’a polisi ve ambulansı aramasını, kızının elbiselerini getirmesini söyledi. Rıdvan ise kapıyı kapatarak kimseyi aramadı.
Taksi çağırmasını istediğinde de durağı aramayınca anne Halime kendi imkânlarıyla bebeğini alarak hastaneye götürdü.
Bebek ölünce annenin şikâyeti üzerine gözaltına alınan Rıdvan Ç. ifadesinde, evli ve boşanma aşamasında olduğunu, Halime ile internette tanıştığını belirterek, “Halime de evli ve 3 çocuğu vardı. İstanbul’da boşanma aşamasındaki eşinden ayrılıp Diyarbakır’a gelerek evlere temizliğe gidiyordu. Birbirimizden hoşlandık ve ilişkimiz ciddi bir boyuta gelince onu annemle tanıştırdım. Ama evli olduğunu benden gizlemişti. Olay günü de bana bir iş görüşmesine gideceğini söyleyip bebeğini evime gelerek bana emanet etti. Ben de bebek sıkılmasın diye televizyon açtım. Kuşlarıma havuç rendelerken ona da yemesi için uzattım” dedi.
“İKİNCİ KEZ KUSUNCA BİRKAÇ KEZ VURDUM”
Odaya girdiğinde bebeğin secdeye kapanmış pozisyonda hareketsiz olduğunu gördüğünü belirten Rıdvan Ç., şöyle konuştu:
-Bende uyuduğunu düşünerek alıp kanepeye uzattım ve sigara içtim. El ve ayak tırnaklarımı kesip lavaboya attım.
-Sonra bebeğin annesi geldi. Kızının kahvaltı etmediğini aç olduğunu söyleyip bakkaldan puding aldı.
-Doymadığını söyleyip yoğurt, vişne reçeli yedirdi. Sonra kanepeye oturtup düşmesin diye iki yanına yastık bırakıp kendisi de kahvaltı etmek için mutfağa gitti. Ben odaya girdiğimde çocuğun kustuğunu gördüm.
-Sonra elbiselerini çıkarıp makineye attım, kanepeyi ve duvarı sildim. Bebeği de banyoya götürüp yıkarken dengesini kaybedip poposunun üzerine düştü. İkinci kez kusunca bende bacaklarına, poposuna ve omuzlarına birkaç kez vurdum.
-Ama kafasına vurmadım. Annesi gelince bende çocuğu hastaneye götürmesini istedim. Bu kadın beni dolandırdı, iyi niyetimin kurbanı oldum. Kendisi işe çıktığında çocuğuna ben bakıcılık yapıyordum. Suçsuzum.
“SEVGİLİ DEĞİLİZ ANNESİYLE TANIŞTIRMADI BENİ”
Bebeğin annesi Halime M. ise, eve geldiğinde bebeğinin hareketsiz ve yüzü ile vücudunda morluklar gördüğünü belirterek, “Ben maddi imkânsızlıklar nedeniyle evlere temizliğe gidiyordum. Annesiyle beni tanıştırmadı, sevgili değiliz, yalan söylüyor. Onunla iyi bir dostluğum ve arkadaşlığım olduğu için bebeğimi ona emanet ettim ama öldürdüğü için şikâyetçiyim, en ağır biçimde cezalandırılmasını istiyorum” dedi.
Bebeğe yapılan otopside korkunç gerçek açığa çıktı…
Rapora göre bebeğin çene altında aşırı morluklar, göbek deliği ve kollarında morluklar, kafatası ve kemik kırıklarıyla birlikte kafa içi kanama ve ödem sonucu öldüğü ifade edildi.
Rıdvan Ç.’nin evinin banyosunda olay yeri inceleme ekiplerinin yaptıkları incelemede, banyo zemininde kırmızı lekeler tespit edildi.
Bebeğin ise hastaneye zehirlenme şikâyetiyle götürülmediği, bilinci kapalı bir şekilde acil girişinin yapıldığı belirlendi.
Rıdvan Ç.’nin el konulan telefonundaki Whatsapp yazışmalarına bakıldığında da bebeği daha önce de dövüp şiddet uyguladığına dair konuşmaları tespit edildi.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET VE İYİ HALDEN MÜEBBET
Tutuklanıp hakkında “Beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak bebeği öldürmek” suçundan dava açılan Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkan sanık bebeğin kusma sonucu zehirlendiğini, kendisinin şiddet uygulamadığını, ona çok iyi baktığını belirterek beraatını istedi. Mahkeme, otopsi raporu, sanığın bebeğe şiddet uyguladığına dair itirafları, yine Whatsapp yazışmalarında da buna dair konuşmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde annesi tarafından kendisine emanet edilen 2 yaşındaki Bircan M.’yi döverek öldürdüğü için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı. Mahkeme bu cezayı daha sonra sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri ve pişmanlığını gösteren davranışları nedeniyle müebbet hapis cezasına çevirdi.
]]>AYRI AYRI 3’ER KEZ MÜEBBET TALEBİ
Hazırlanan iddianamede, Ali İhsan Kılıç hakkında ‘kasten öldürme’, Mehmet Kılıç için ise ‘kasten öldürmeye iştirak’ suçundan ayrı ayrı 3’er kez müebbet hapis cezası istendi. Sanıklar hakkında ‘ruhsatsız silah bulundurmak’ suçundan da 2’şer yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Ayrıca Köşek çiftinin diğer kızları Filiz Topaloğlu’nu silahla tehdit eden Ali İhsan Kılıç için 2 yıla kadar, darbederek yaralayan ağabeyi Mehmet Kılıç için ise 5 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianame, İzmir 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Filiz Topaloğlu hakkında Mehmet Kılıç’ı ‘kasten yaralama’ suçundan İzmir 9’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan dava ise mevcut dosya ile birleştirildi.
İzmir 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçen yıl 6 Aralık’ta karar duruşmasında hakim karşısına çıkan sanıklardan sanık Ali İhsan Kılıç “Ne diyeceğimi bilemiyorum. Başıma sopayla vurdular; davacıyım. Başıma darbe aldıktan sonra şuurumu kaybettim” dedi.

“ÇOK HASTAYIM”
Diğer sanık Mehmet Kılıç da beraatini talep ederek, “Olay günü sese çıktım. ‘Ne oluyor?’ dedim. Beni düşürdüler. Olay yerinde param da kayboldu. Kavgayla, dövüşle alakam yok. Önceden ne yaşandığını da bilmem. Yahya benim kardeşim. Hiçbir sorunum yoktu. Suçlamaları kabul etmiyorum. Suçlu değilim. Ailem darmadağın, çok hastayım” ifadelerini kullandı.
Müştekiler Rıdvan Güçlü ve Filiz Topaloğlu ise sanıkların en ağır cezayı almaları talebinde bulundu. Son sözü sorulan sanıklardan Ali İhsan Kılıç, “Yolumda gidiyordum. İnsan pisliği attılar, tükürdüler. Filiz Topaloğlu başıma vurdu. Korktum, havaya ateş ettim. Sonrasını hatırlamıyorum. Kardeşimin hiçbir suçu yok” dedi. Mehmet Kılıç ise suçsuz olduğunu yineledi.
İNDİRİM UYGULANMADI
Savunmaların ardından kararını açıklamayan mahkeme heyeti, Ali İhsan Kılıç’ı Yahya Köşek’e yönelik ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis, Meryem Köşek ve Funda Güçlü’ye yönelik ‘kadını kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Ali İhsan Kılıç’a, Filiz Topaloğlu’nun yönelik ‘silahlı tehdit’ten 4 yıl, ‘6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’a muhalefet’ suçundan da 2,5 yıl hapis cezası verildi.
Tutuksuz sanık Mehmet Kılıç ise Meryem Köşek ve Funda Güçlü’ye yönelik ‘kadını kasten öldürmeye yardım’ suçundan ayrı ayrı 15’er yıl ve Filiz Topaloğlu’na yönelik ‘silahlı kasten yaralama’ suçundan da 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık Mehmet Kılıç, Yahya Köşek’in öldürülmesine iştirak suçundan ise istenen cezadan ise beraat etti. Mahkeme heyeti, her iki sanığa da indirim uygulamadı. Müşteki-sanık Filiz Topaloğlu’nun ise beraatine hükmetti.

KARAR İSTİNAF MAHKEMESİ’NE TAŞINDI
Savcı, sanık Mehmet Kılıç’a verilen beraat kararına itiraz edip kararı istinaf mahkemesine taşıdı. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi’nde bugün yeniden görülen davaya tutuklu sanıklar Ali İhsan Kılıç ile ağabeyi Mehmet Kılıç, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla (SEGBİS) ile katılırken, müştekiler ve taraf avukatları da salonda hazır bulundu. Mahkeme başkanı ilk derece mahkemesi sonrası yapılan itirazlar üzerine duruşma açmaya karar verdiklerini söyledi.
“BOYNUMA İP ATILDI”
Savunma için söz verilen sanık Ali İhsan Kılıç, Yahya Köşek ile olay günü pazarda karşılaştıklarını ve birbirlerine bıçak çektiklerini belirtti. Eve giderken yolunun kesildiğini söyleyen Ali İhsan Kılıç, “Boynuma ip atıldı. ‘Seni kurban olarak keseceğiz’ dediler. Dövdüler beni. Evime gidemedim. Belimde silah vardı. Ben vurmak istemedim. Başıma balta sapıyla vurdular. Düştüm. Boğazımda ip vardı. Nefesim kesilince silahı çekip onları öldürdüm” dedi.
MAHKEME BAŞKANI İFADELERİNDEKİ ÇELİŞKİYE DİKKATİ ÇEKTİ
Mahkeme başkanı, polisteki ve ilk derece mahkemesindeki ifadesinde farklılıkların bulunduğunu söylemesi üzerine Ali İhsan Kılıç, “Şimdiki ifadem doğru. Ağabeyimin olayla ilgisi yok. Yahya’yı vurduktan sonra polisler gelmişti, nereye gideceğimi bilemedim. Ben ağabeyimin evine doğru bir kez gidip sonra tekrar olay yerine geldim. Bir şarjörüm vardı. Yol kenarında doldurdum. Ağabeyimin hiçbir suçu yok” diye konuştu.
“KEŞKE BEN DE ÖLSEYDİM”
Ağabey Mehmet Kılıç ise kardeşiyle Yahya Köşek arasında neler yaşandığını bilmediğini belirtip, “Evdeyken bir anda sesler duydum. Rahmetli Funda hakaret ediyordu. Rahmetli Yahya ile karşılaştım. Beni ittiler, cebimdeki 2 bin 500 TL düştü. Dayak yedim. O arada silah patladı. 20 aydır cezaevinde yatıyorum. Neden yatıyorum, suçum ne bilmiyorum. Çok ağır hastayım. Perişan haldeyim. Keşke ben de ölseydim” ifadelerini kullandı.
“ASIL HUSUMET BAHÇE MESELESİYDİ”
Şikayetçi sanık Filiz Topaloğlu ise Ali İhsan Kılıç’ın anlattıklarının yalan olduğunu söyledi. Babasının olay günü Ali İhsan Kılıç ile kavga edip eve sinirli geldiğini belirten Filiz Topaloğlu, “Daha sonra ablamla Mehmet Kılıç’ın seslerini duyduk. Onlar kavga edince babam Mehmet ile kavga etmeye başladı. Benim kafamda sopa kırıldı. Saçımdan tutup sürüklediler. Ben de kendimi koruyordum. Babamı vurduktan sonra Ali İhsan Kılıç gidip geldi. Dönünce annemi vurdu. Ben telefon için yukarı çıkınca ablamı da vurmuş. Ben çocukları içeri aldım. Beni de vuracaktı silah tutukluluk yaptı. Beni içeri çektiler. Giderken silahı annemlerin üzerine boşalttı. Asıl husumet bahçe meselesiydi” dedi.
Funda Güçlü’nün eşi Rıdvan Güçlü ise Mehmet Kılıç ve oğlu Köksal Kılıç’ın olayı tasarladığını öne sürüp, “Ali İhsan Kılıç ile bizim sorunumuz yoktu. 100 metre arsayı 30 yıl kullanmış. Ali İhsan Kılıç’ın gelini de eşime ‘Sizin hakkınızda plan yapıyorlar, dikkat edin kendinize’ demiş. Köksal Kılıç da olayın içerisinde. Olayda yoktum diyor ama orada olduğu söyleniyor” dedi.
HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİ
Daha sonra taraf avukatları savunmalarını yaptı. Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasının hazır olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesince verilen kararda herhangi bir hukuksuzluk bulunmadığını, ancak Ali İhsan Kılıç’ın Yahya Köşek ile olay günü kavga ettiğini belirterek, bu yönden haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiğini, diğer sanıklar hakkında ise aynı cezaların verilmesini mütalaa etti.
Mahkeme başkanı, Mehmet Kılıç için birinci derece mahkemenin verdiği cezayı değiştirmezken; Ali İhsan Kılıç için Yahya Köşek’in öldürülmesine ilişkin verilen müebbet hapis cezasının ‘haksız tahrik’ indirimi uygulanarak 16 yıla düşürüldüğünü açıkladı. Ali İhsan Kılıç için verilen diğer cezaların ise ilk derece mahkemesiyle aynı olduğunu belirtti.
]]>“KEŞKE O GÜN KOLUM KOPSAYDI DA EVDEN ÇIKMASAYDIM”
Duruşmada savunma yapan Temel Ünlü, “Ehliyetim yok. Polis uygulama noktasında durdum. Başka bir araçla ilgilenirken kaçtım. En fazla arkadan bir ceza gelir diye düşündüm. Kovalamaca olmadı. Kamera kayıtlarında görülür zaten. Ben pişmanım. Keşke o gün kolum kopsaydı da evden çıkmasaydım” dedi.
Kazadan sonra suçu üstlenmeye giden Temel Ünlü’nün arkadaşı Mehmet Can Çoban ise, “Trafik kazası yaptığını ve aracı almamı istedi. Bende olayı tam olarak bilmeden gittim” diye konuştu.
25 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Duruşmada mütalaasını veren Cumhuriyet Savcısı, tüm dosya kapsamında yaptığı değerlendirmede sürücü belgesi bulunmayan sanığın, olay günü bir arkadaşının evinde alkol aldıktan sonra kız arkadaşıyla dışarı çıktığı ve kız arkadaşının beyanına göre araç içerisinde alkol ve uyuşturucu madde kullanımına devam ederek yolda iki ayrı polis denetiminden kaçarak, yüksek süratte araç kullandığını belirtti. Savcı mütalasının devamında görevli polis memurunun alınan beyanında Temel Ünlü’nün yaklaşık 120-130 kilometre hızla uzaklaştığı, araç içerisinde yapılan aramada 5 gram uyuşturucu madde ele geçirildiği, sanığın ehliyetinin bulunmadığı, olay öncesinde alkol aldığını beyan etmesinden sanığın olası kastla maktülün ölümüne neden olduğunu ifade ederek sanık Temel Ünlü’nün ‘Olası kastla ölümü neden olma’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.
“KENDİSİ RAHMETLİ OLDU BENİ DE YAŞARKEN MEZARA KOYDU”
Temel Ünlü mütalaaya karşı yaptığı savunmada, “Benim başıma gelen kaza herkesin başına gelebilir. Aniden gelişen kaza. Rahmetlinin yola atlamasıyla gerçekleşmiş bir olaydır. Ortada olası kasıt nasıl olabilir. Hasbelkader kaza olmuş. Mütalaaya katılmıyorum. Bu yük bana ağır geliyor. Mağdurum. Vicdan azabı çekiyorum. Kendisi rahmetli oldu beni de yaşarken mezara koydu” dedi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti sanığın mütalaaya karşı savunma yapması için süre vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Temel Ünlü hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıl 6 aydan 9 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istenmişti.
NE OLMUŞTU?
Bostancı sahilyolunda, 18 Temmuz Salı günü saat 05.30 sıralarında meydana gelen kazada, polis kontrolünden kaçtığı iddia edilen Temel Ünlü’nün kullandığı otomobilin çarpması sonucu bisiklet süren 51 yaşındaki Doğanay Güzelgün hayatını kaybetti.
Kazanın ardından otomobilde bulunan Ceren K. ile, otomobilin sürücüsü olduğunu söyleyerek teslim olan Mehmet Can Ç. gözaltına alınmıştı. Kazada 1 kişinin hayatını kaybettiğini öğrenen Mehmet Can Ç. ifadesinde otomobili Temel Ünlü’nün kullandığını söylemesi üzerine çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakılmıştı.
Güzelgün’ün ölümüne neden olan Temel Ünlü, kazanın üzerinden geçen 71 günün ardından Anadolu Adliyesi’ne giderek teslim olmuştu. 17 suç kaydı olduğu öğrenilen Ünlü, savcılık ifadesinin ardından sevk edildi. Ünlü, Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘Taksirle ölüme neden olmak’ suçundan tutuklanarak Maltepe Cezaevi’ne gönderilmişti. 8 Aralık’ta Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanan Temel Ünlü hakkında mahkeme, ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan dava açıldığını ancak sanığa yüklenen suçun ‘Olası kastla öldürme’ suçunu oluşturabileceğini belirterek görevsizlik kararı verip, dosyası Ağır Ceza Mahkemesine göndermişti.
]]>Ortaokul mezunu olan Atakan Darendelioğlu, liseyi dışarıdan sınavlara girerek bitirdi. Daha sonra üniversite sınavına giren Darendelioğlu, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nin 2 yıllık Adalet Bölümü’nü kazandı. Bu bölümde onur belgesi alan Darandelioğlu, dikey geçiş yapıp aldığı ek derslerle, aynı üniversitenin 4 yıllık İşletme Bölümü’nden de mezun oldu. Bu diplomayla da yetinmeyen Atakan Darendelioğlu, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nin 2 yıllık Toptan ve Perakende Satış Bölümü Emlak ve Emlak Yönetimi Programı’ndan 2016 yılında mezun oldu.

YÜKSEK LİSANS YAPIYOR
Cezaevinde geçirdiği 19 yılda 3 üniversite bitiren ve Bilecik Bozüyük Açık Ceza İnfaz Kurumu’na geçiş yapan Darendelioğlu aynı zamanda Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) ile Anadolu Üniversitesi Otelcilik Konaklama İşletmeciliği Bölümü’nde de yüksek lisans yapmaya başladı.
Atakan Darendelioğlu hayatının cezaevi eğitim birimi öğretmeni ile Ceza İnfaz Kurumu Müdürü sayesinde değiştiğini söyledi. Darendelioğlu, “O dönem seferberlik başlatılmıştı. Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile koordineli çalışmasına hız vermişti. Sürekli eğitime önem veriliyordu. Topluma kazandırılma üzerine çalışma yapılıyordu. Bununla ilgili eğitimden sorumlu müdürümüz etkin çalışmasıyla, kurum öğretmenimizin de desteğiyle beraber, ben ve benim gibi birçok mahkumun rehabilitasyon ve eğitim süreci başladı” ifadelerini kullandı.

Suçun kaynağının eğitimsizlik olduğunu söyleyen Darendelioğlu, “Cezaevindeyken suç dediğimiz olayın tamamen eğitimsizlikten kaynaklandığını öğrendim. Eğitimden kastım, illaki okul okumak değil. Ailede başlayan bir eğitimden bahsediyorum. Psikologların, psikiyatristlerin dediği gibi 0-6 yaştan itibaren başlayan bir süreç olduğunu gözlemledim. Ailenin çok önemli olduğunu gördüm. Aile içi şiddet varsa, aile içinde seni yönlendirecek kişiler seni düzgün bir yere kanalize edemiyorsa bir şekilde suça bulaşabiliyorsun. Arkadaş ortamı da büyük bir faktör oluyor” dedi.
“ELİMDEN TUTMASALARDI EĞİTİMDEN BAHSETMİYOR OLACAKTIM”
Kendi durumundaki kişilere örnek olmak için çabaladığını belirten Atakan Darendelioğlu, şunları söyledi:
“Bütün çabam diğer insanlara örnek teşkil edebilmek. Ben suç dünyasına çok küçük yaşlarda girdim. 12-13 yaşlarındaydım. Daha sonra 17 yaşında cezaevine girdim. Ardından suçlar devam etti. 1997 yılında yapılan operasyonla Bayrampaşa Cezaevinde 3 sene yattım. 2005 yılına kadar suçla bir yerlerde var olmak devam etti. Cezaevindeki insanlar, suçu içselleştirebiliyor. Suç hayatını devam ettirenler oluyor. Bizler suça bulaşmış insanlardık. Bizim elimizden tutulmaması, bizim görmemezlikten gelinmesi, bananecilikten kaynaklanan sıkıntılar, suç potansiyelini arttırıyor. Kurum müdürü ve öğretmenimiz elimden tutmasaydı, çok kötü durumda olurdum. Cezaevlerinde eğitime yönlendirilmemiş kitleler var. Hayattan umudunu kesen kitleler var. Benim elimden tutmasalardı yine gece alemi, kulüp, barlarda hayatım devam edecekti. Bugün eğitimlerden bahsetmiyor, suç dünyasının bir parçası olarak hayatımı devam ettiriyor olacaktım.”

“AVUKAT OLUP SUÇTAN ZARAR GÖRENLERE YARDIM EDECEĞİM”
Önce ailesine ve henüz 7 aylık olan torununa örnek olmak istediğini söyleyen Darendelioğlu, “Ardından elini tutabildiğim herkese, suçtan zarar görenlere örnek olmak istiyorum. Bu mağdur da olabiliyor suçlu da olabiliyor. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra avukat olup, suçtan kim zarar gördüyse onların yardımlarına koşabilmek. Ben yandım, başkaları yanmasın. Hiç kimsenin evladı yanmasın. Kimse babasız kalmasın. Kimse babasız çocuk büyütmek zorunda kalmasın. Benim kızım babasız büyüdü. Cezaevine girdiğimde kızım 3-4 yaşındaydı. Cezaevinden çıktığımda, torunumu onun yaşında kucağıma alacağım” ifadelerini kullandı.
]]>Uyuşturucu ile mücadeleye değinen Tunç, atılan adımları anlattı. Tunç, şunları söyledi:
– 2005 öncesinde uyuşturucu kullanma suçu ile ilgili denetimli serbestlik uygulaması bulunmamaktaydı. 2005 yılında yeni Türk Ceza Kanunuyla, uyuşturucu madde kullanan kişi hakkında, infaz aşamasında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunacağını düzenledik. 2006 yılında yaptığımız düzenlemeyle uyuşturucu madde kullanma suçundan dava açıldığında, tedavi ve denetimli serbestlik uygulanabileceğini düzenledik.
– 2014 yılında 6545 sayılı Kanunla ise, uyuşturucu madde kullanan kişiler hakkında denetimli serbestlik kararının soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi imkanı getirdik. Böylece tedavi uygulamasını infaz evresinden önce kovuşturma evresine, daha sonraki düzenleme ile de soruşturma evresine çekerek derhal tedaviye başlanmasını amaçladık.
YENİDEN SUÇ ORANI DÜŞTÜ
Uygulamanın denetimli serbestlik müdürlükleri ile alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezleri aracılığıyla yürütüldüğünü söyleyen Tunç şöyle devam etti:
– Denetimli serbestlik sisteminin kurulduğu 2005 yılından bu yana denetimli serbestlik müdürlüklerine toplam 1 milyon 593 bin 756 tedavi ve denetimli serbestlik kararı gelmiş olup halen 71 bin 478 kararın infazına devam edilmektedir. Denetimli serbestlik sisteminin kurulduğu 2005 yılından bu yana ise toplam 1 milyon 303 bin 640 kişiyle bireysel görüşme, grup çalışması, seminer ve benzeri eğitim ve iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
– 2023 yılında yapılan çalışmalarda 10 bin 366 aileye ulaştık. Denetimli serbestlik kapsamında yapılan faaliyetlerin sonuçlarını sürekli takip ediyoruz. Bu kapsamda, denetimli serbestlik uygulanan kişilerin 5 yıl içerisinde yeniden uyuşturucu kaynaklı suç oranı, 2018 yılında yüzde 33,50 iken; 2023 yılında yüzde 19,50’ye düşmüştür.
CEZA 20 YILDAN 30 YILA ÇIKARILDI
2014 yılında değiştirilen kanunlar ile uyuşturucu ticareti suçuyla ilgili de birçok düzenlemenin hayata geçirildiğini aktaran Yılmaz Tunç “Uyuşturucuyu kaynağında kurutmak lazım, bunu ithal edenler, imal edenler, ihraç edenlerle ilgili cezaların arttırılması gerekiyordu” diyerek şunları kaydetti:
– Uyuşturucu ithal, imal ve ihraç suçu 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasını gerektiriyordu. Bu suç 20 yıldan 30 yıla kadar çıkarıldı. Uyuşturucu maddenin çocuğa verilmesi veya satılması, bu suçun 3 veya daha fazla kişi tarafından ya da örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesi durumunu, cezayı artırıcı nitelikli hal olarak kabul edildi. Bu suçtan koşullu salıverilme için ceza infaz kurumlarında koşullu salıverme süresini toplam cezanın 3’de 2’den, 4’de 3’e çıkardık.
– 2015 yılında suçun konusunun bazı uyuşturucu veya uyarıcı madde türlerinden olması halini cezayı artırıcı neden olarak düzenledik. Ayrıca uyuşturucu madde ticareti suçundan hükümlü olanları 2016 yılında yapılan lehe infaz düzenlemelerinde kapsam dışında bıraktık. 2017 yılında yapılan düzenlemelerle, Uyuşturucu madde suçlarında para cezalarının alt sınırını yükselttik.
47 BİNDEN FAZLA HÜKÜMLÜ
Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarından ceza ve infaz kurumlarında tutukluların verilerini de açıklayan Bakan Tunç, şu bilgileri paylaştı:
– Ceza İnfaz Kurumlarımızda şu anda uyuşturucu ticareti suçundan 47 bin 255 kişi hükümlü, 12 bin 229 kişi tutuklu olmak üzere toplam 59 bin 485 kişi bulunmaktadır. Uyuşturucu bulundurmak veya satın almak suçundan, 5 bin 527 kişi hükümlü kişi bulunmaktadır.
– Cumhuriyet Başsavcılıklarımızca; uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanılmasının kolaylaştırılması, kullanmak için satın almak, bulundurmak suçlarıyla ilgili olarak; 2024 yılında şu ana kadar; 77 bin 793 soruşturma açılmış, 81 bin 339 şüpheli hakkında işlem yapılmış, 121 bin 221 derdest dosya bulunmaktadır.
]]>KADES cihazıyla yaşadığını söyleyen Yazgül Ç., “Ailesi gördüğü yerde bana saldırıyor. Psikolojim bozuldu. O adam nasıl serbest kalır bilmiyorum. 12 ameliyat oldum. Beni öldürecekler, sürekli tehdit alıyorum” dedi.
DAHA ÜÇ AYLIK EVLİYDİ
Olay, 12 Temmuz 2022’de Yenişehir ilçesinde yaşandı. Yazgül Ç. ile Mahmut Ç., olaydan 3 ay önce evlendi. Mahmut Ç. ve ağabeyi Ahmet Ç., iddiaya göre Kurban Bayramı’nın 4’üncü gününde eve yaklaşık 2 kilo uyuşturucu getirdi. Yazgül Ç., eşi Mahmut Ç. ve kayınbiraderi Ahmet Ç.’ye uyuşturucuyu evden çıkarmalarını, yoksa durumu polise bildireceğini söyledi. Yazgül Ç. ile ikili arasında tartışma yaşandı.
BİLEZİKLERİNİ VERMEDİ…
Daha sonra Mahmut Ç. Yazgül Ç.’den kolundaki 4 bileziği vermesini istedi. Yazgül Ç. bilezikleri vermek istemeyince ikili tarafından darbedilip, bacağına sıcak ütü basıldı, kolonya dökülerek yakılmak istendi. Yazgül Ç.’nin çığlıkları üzerine Ahmet Ç. evden ayrıldı. Komşularının ihbarıyla adrese polis ve sağlık ekipleri geldi. Mahmut Ç. gözaltına alındı, vücudunda yanıklar olan Yazgül Ç. ise ilk müdahalesinin ardından Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılıp tedaviye alındı.
Polisin çalışmasıyla Yazgül Ç.’nin kayınbiraderi Ahmet Ç. de gözaltına alındı. Mahmut Ç., çıkarıldığı mahkemede tutuklandı; Ahmet Ç. ise serbest bırakıldı. Hastanedeki 29 günlük tedavisinin ardından taburcu edilen Yazgül Ç.’nin vücudunda da yanık izleri kaldı.

KARDEŞİ BERAAT ETTİ
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Mahmut Ç. hakkında ‘Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’, Ahmet Ç. hakkında ise ‘Kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan iddianame hazırlandı. İddianame, 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Davanın 5’inci duruşmasında Mahmut Ç.’ye ‘Eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi, Ahmet Ç. ise delil yetersizliğinden beraat etti.
12 AMELİYAT OLDU, 8 TANE DAHA OLACAK
Şu anda eşinden boşanma aşamasında olan Yazgül Ç., 2 yıl önce yaşadıklarını anlatarak şunları söyledi:
– Mahmut Ç. ve Ahmet Ç., eve gelmişti. Bana saldırdılar. Ahmet beni yere atıp ayağıma ütü bastırdı. Ben kapıya doğru kaçarken Mahmut arkadan saçımdan tutup yere attı. Daha sonra üzerime kolonya döküp beni evin içinde yaktılar. Sonra Ahmet kaçtı, Mahmut ise evde kaldı. Ben 29 gün boyunca Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde kalıp tedavi gördüm. Ameliyatlarım hala devam ediyor. Mahmut’a ceza verdiler. O konuda memnun kaldım. Ahmet daha dışarıda. Benim hayati tehlikem devam ediyor. Yanımda KADES cihazı var. Bu cihazla yaşıyorum. Yaşamım buna bağlı. Beni öldürecekler, sürekli tehdit alıyorum.
AİLESİ GÖRDÜĞÜ YERDE SALDIRIYOR
– Gereğinin yapılmasını istiyorum. Ahmet’in ayağında elektronik kelepçe var. Bana yaklaştığı zaman KADES cihazı ötüyor ve polisler müdahale ediyor. Sürekli böyle de olmuyor. Ailesi beni gördüğü yerde bana saldırıyor ve ben sürekli karakola bildiriyorum. Psikolojim bozuldu. O adam nasıl serbest kalır bilmiyorum. En çok da o bana bunları yaptı. Canlı canlı bacağıma ütü yapıştırdılar. Kollarımda, göğüs bölgemde ve karın bölgemde yanık izleri var. Karnım hep dikişli. Ayda bir hastanede ameliyat oluyorum. Karın bölgemden doku alınıyor.
– 12 ameliyat oldum, daha 8 ameliyatım var. Ahmet’in tutuklanmasını istiyorum. Eve uyuşturucu madde getirmişlerdi. Onları polise şikayet edeceğimi söyleyince, bana bunu yaptılar. Beni hem yaktılar, hem kolumdaki bilezikleri çıkarmak için zorladılar. Şu an kolumda damar kısalması var ve hareket edemiyorum. Ağır yük taşıyamıyorum.

“İNSAN HAKLARI SUÇU”
Yazgül Ç.’nin avukatı Özlem Okan Salman ise müvekkilinin ülkede şiddete uğrayan kadınlardan sadece biri olduğunu ifade ederek, kocaya verilen cezanın yerinde olduğunu belirtti. Avukat Salman, şunları söyledi:
– Müvekkilim eşi tarafından kolundaki bilezikleri alınmak istendiğinde karşılık vererek karşı koyduğu için üzerine kolonya dökülerek yakılmıştır. 2 yıldır bunun takipçisiyiz. Bu süreçte Türk yargı makamlarınca etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmiştir. Verilen bu kararın ülkede yaşanan, kadına şiddet konusunda caydırıcı olacağını ümit ediyoruz. Kadına şiddet, insan hakları suçudur.
– Dosya kapsamında diğer sanığın kardeşiyle birlikte hareket ettiğine dair somut deliller bulunmasına rağmen beraat etmiştir. Biz üst mahkemeye kanunlar çerçevesinde başvurumuzu yaptık. Üst yargı makamlarının bu kararı bozacağı kanaatindeyiz. Müvekkilim beraat eden sanık ve ailesi tarafından hala tehdit edilmektedir.
]]>Kurul Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor, MKE Ankaragücü, Pendikspor, Samsunspor, Adana Demirspor ve Çaykur Rizespor’a para cezası verdi. Gaziantep FK forması giyen Papy Djilobodji ise 1 maçtan men edildi.
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun aldığı kararlar şu şekilde:
“1- SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-TRABZONSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 650.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KALE ARKASI TRİBÜN B blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı 60.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
2- TRABZONSPOR A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-TRABZONSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 260.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN B blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
3- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 18.02.2024 tarihinde oynanan MKE ANKARAGÜCÜ-GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı ve bu eylemin aynı sezon içinde 3. kez gerçekleştirilmesi nedeniyle 150.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, stadyuma usulsüz seyirci alınmasından dolayı 300.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- GALATASARAY A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan MKE ANKARAGÜCÜ-GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı ve bu eylemin aynı sezon içinde 4. kez gerçekleştirilmesi nedeniyle 195.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 260.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN 407 numaralı blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
5- KASIMPAŞA A.Ş.’nin, 16.02.2024 tarihinde oynanan KASIMPAŞA A.Ş.-VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada ilk kez gerçekleştirilmesinden dolayı İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KAPALI TRİBÜN C, KALE ARKASI KAPALI TRİBÜN E blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki evsahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada KASIMPAŞA A.Ş.’nin, akreditasyon sisteminin işletilmemesinden dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.–YILPORT SAMSUNSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan GÜNEY KALE ARKASI ALT TRİBÜN GÜNEY KALE ARKASI ALT E blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. sporcusu EL HADJI PAPY MISON DJILOBODJI’nin, rakip takım sporcusuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
7- YILPORT SAMSUNSPOR Kulübünün, 18.02.2024 tarihinde oynanan GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.–YILPORT SAMSUNSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 140.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR ÜST TRİBÜN MİSAFİR ÜST A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
8- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, 18.02.2024 tarihinde oynanan CORENDON ALANYASPOR–YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 4. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan ROOF LOUNGE MİSAFİR TRİBÜNÜ A ve B bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
9- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 19.02.2024 tarihinde oynanan BEŞİKTAŞ A.Ş.–TÜMOSAN KONYASPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan SPOR TOTO KUZEY ALT TRİBÜN 108, DOĞU ÜST TRİBÜN 415 ve 416 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
10- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. antrenörü ÇAĞATAY TURAN’ın, 17.02.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–FENERBAHÇE A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, rakip takım mensubuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
11- FENERBAHÇE A.Ş.’nin, 17.02.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–FENERBAHÇE A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 8. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 440.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜNDE yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada FENERBAHÇE A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
FENERBAHÇE A.Ş. hakkında, Kulüp resmi sosyal medya hesabından (youtube) yapılan paylaşımda yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamalar nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
FENERBAHÇE A.Ş. idarecisi BURAK ÇAĞLAN KIZILHAN hakkında, müsabaka sonrası basın mensuplarına yaptığı ve Kulüp resmi sosyal medya hesabından (youtube) yayınlanan beyanlarında yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamaları nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
12- BİTEXEN ANTALYASPOR Kulübü hakkında, 17.02.2024 tarihinde oynanan BİTEXEN ANTALYASPOR–İSTANBULSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamalar nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
BİTEXEN ANTALYASPOR Kulübü Başkanı SİNAN BOZTEPE hakkında, müsabaka sonrası kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımda yer alan Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki Açıklamalar nedeniyle Kurulumuza sevk yapılmış ise de; isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından CEZA TAYİNİNE YER OLMADIĞINA,
Karar verilmiştir.”
Şikayet sonrası savcılık soruşturma başlattı. A.A.’nın babasının, oğlunun koğuşundaki bir mahkumun önerdiği avukat Mehmet Ali Başaslan ile iletişim kurup, 2023 yılı ocak ayının başında bir kahvecide görüştükleri belirtilen soruşturma dosyasında, Başaslan’ın 80 bin TL karşılığında bu dosyayı takip edebileceğini, A.A.’nın 2-3 ay içerisinde erken tahliye edilmesini istiyorlarsa kendisinin alacağı vekalet ücreti dışında 150- 200 bin TL civarında para verilmesi gerektiğini söylediği yer aldı.
“495 TL VERİRSENİZ…”
Ayrıca, dosyada, ‘Bir meblağ karşılığında dosyaya bakan hakim- savcılar ile görüşüp, erken tahliyesini sağlayabileceğini, bunun için dosyaya bakan kişilerle görüşme yaptıktan 1 hafta sonra taraflarına döneceğini söylediğini, yaklaşık 1 hafta sonra tekrar kendilerini arayıp, dosyaya bakan hakim- savcıların 450 bin TL istediğini, kendisinin de 80 bin TL yerine 40 bin TL alabileceğini, 5 bin TL de dosya masrafına gideceğini, bu şekilde 495 bin TL vermeleri halinde oğlunun 2-3 ay içerisinde tahliye edileceğini ve dosyadan beraat edeceğini söylediği’ ifadeleri yer aldı.
A.A.’nın babasının bunun üzerine bu miktarı çok bulduklarını Başaslan’a söylediği, Başaslan’ın ise bu miktarı kendisinin almayacağını aktardığı, bu para verilmezse oğullarının başka dosyalarının da bulunduğu ve 15-16 sene ceza alacağı, uzun süre cezaevinde kalacağını söylediği belirtilen dosyada, şu ifadeler yer aldı;
“Tarafların zor durumundan faydalanıp, kendilerini ikna ettiğini, sonrasında çevrelerinden topladıkları borçlar ile bu miktarı kendisine ödediklerini, topladıkları borçları da eşi H.A. ve kardeşinin adına kayıtlı bir evi satarak çevrelerine geri ödediklerini, adı geçen avukatın belirttiği eşi H.O.B.’un banka hesabına 10 Ocak 2023 tarihinde 269 bin TL, 10 Şubat 2023 tarihinde 21 bin TL, 15 Şubat 2023 tarihinde 25 bin TL ve 28 Şubat 2023 tarihinde 25 bin TL olmak üzere toplam 340 bin TL havale yoluyla göndermek suretiyle, 7 bin doları ise 10 Ocak 2023 günü elden kendisine verdiklerini, 4 Nisan 2023 tarihinde yapılan ilk celsede oğlu A.A. hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, bunun üzerine Avukat Mehmet Ali Başaslan’ın söz konusu paraların hepsini hile ile alıp, taraflarını dolandırdığını anladıklarını, keza oğlunun 2022 yılı aralık ayından bugüne kadar halen cezaevinde olduğunu, adı geçen avukatın, herhangi bir şekilde söz konusu paraları taraflarına iade etmediğini, yine adı geçen avukat ile aralarında herhangi bir yazılı sözleşme yapılmadığını, bu şekilde oğlunun cezaevinden tahliyesini sağlamak amacıyla 450 bin TL’sini dosyaya bakan hakim- savcılara vermek üzere, 45 bin TL’sini de avukatlık ücreti ve masraf olarak taraflarından alarak, kendilerini dolandıran Avukat Mehmet Ali Başaslan’dan şikayetçi olduğu’ ifadeleri yer aldı.
PARALAR BAŞASLAN’IN EŞİNİN HESABINA
Şikayet edilen avukat Mehmet Ali Başaslan’ın eşi H.O.B.’nin hesabına 10 Ocak ile 28 Şubat 2023 tarihleri arasında 340 bin TL’nin gönderildiği, yine 10 Ocak 2023 tarihinde elden 7 bin dolar verildiği belirtilen dosyada, söz konusu meblağların yargı görevlilerine verilmek üzere istendiğine yönelik ses kaydının da yer aldığı kaydedildi.
“TUTUKLANDI”
Soruşturma dosyasında, şüpheli Mehmet Ali Başaslan’ın, Antalya 5. Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandığı da kaydedildi.
]]>Teklife göre, İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
KİŞİLİĞİN VEYA MAL VARLIĞININ KORUNMASI
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
VESAYETİN SONA ERDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEME
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Devlet güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen suçlar bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
TCK’DA DEĞİŞİKLİKLER
Teklif ile, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak.
Buna göre, TCK’de belirtilen “devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı, kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
Konutu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etme şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkan tanınıyor.
Koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak tazminat istemlerinin kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülüyor ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı biçimde sonuçlandırılması amaçlanıyor. Böylelikle, yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanacak. Bu hükümler 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kapsamında, sanığa yüklenen suçtan dolayı yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalacak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde sanık, 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulacak. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecek. Bu süre içinde 1 yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilecek. Denetim süresi içinde dava zaman aşımı duracak.
Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşulu derhal yerine getirilmediği takdirde; mağdura veya kamuya verilen zararın, denetim süresince aylık taksitler halinde sanık tarafından ödenmek suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecek.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kalkacak ve davanın düşmesine karar verilecek.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, mahkeme hükmü açıklayacak. Mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebilecek. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilecek.
HAGB’DE İSTİNAF YOLU
Kanunlarda kesin olduğu yazılı hükümler saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilecek. Karar ve hükümler, istinaf ve temyizde usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, özel bir sisteme kaydedilecek. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde kullanılabilecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasa’da koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlara ilişkin uygulanmayacak.
Basit yargılama usulü ile ilgili yapılan değişiklikle, itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilecek ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacak.
Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından, aksi halde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılacak ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacak. Taraflar gelmese bile duruşma yapılacak ve yokluklarında hüküm verilebilecek.
Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılacak. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi halinde duruşma yapılmayacak ve itiraz edilmemiş sayılacak.
İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması halinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanacak.
İtirazın süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, itirazı incelemeye yetkili merciye gönderilecek. Merci bu sebepler yönünden incelemesini yapacak ve kararını gereği için mahkemesine gönderecek. Bu hükümler 1 Haziran’da yürürlüğe girecek.
İSTİNAF SİSTEMİ VE SÜRELERİNDE DEĞİŞİKLİK
İstinaf ve temyiz başvuru sürelerinde uyum sağlanması amacıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle de istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren 2 hafta içinde yapılabilecek.
Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren 2 hafta içinde başvurabilecek.
Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma gerekçelerini yazılı isteminde belirtecek ve bu istemler ilgililere tebliğ edilecek. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilecek.
TEMYİZ İSTEMİ VE SÜRESİ
Temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren 2 hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılacak. Beyan tutanağa geçirilecek ve tutanak hakime onaylatılacak.
Temyiz eden, hükmün neden bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorunda olacak. Cumhuriyet savcısı da temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtecek. Bu hüküm de 1 Haziran’da yürürlüğe girecek.
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde kayyım atanmasına karar verildiğinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanabilecek.
GEÇİŞ HÜKÜMLERİ
Teklifle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan düzenlemelerin yürürlüğe gireceği zamanın belirlenmesi bakımından uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükümleri düzenleniyor.
Buna göre, eski hale getirme kurumuna yönelik süreye ilişkin yapılan değişiklik, 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında kalkan engeller bakımından uygulanacak. Bu tarihten önce kalkan engeller bakımından değişiklikten önceki hükümler uygulanmaya devam edilecek.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz süresi ile kanun yollarına başvuru şekli ve süreleri ile bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına ve cevap sürelerine ilişkin değişiklikler, 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacak. Bu tarihten önce verilen kararlar hakkında da değişiklikten önceki hükümlerin uygulanması sürdürülecek.
Teklifle kanun yollarına başvuru sürelerinin gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması için yapılan değişikliklerin 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacağının kabul edilmesi nedeniyle, bu tarihten önce verilen kararlar bakımından yürürlükten kaldırılan hükümlerin uygulanması sürdürülecek.
Temyiz süresi ile bu sürenin kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlamasına ve cevap süresine ilişkin değişiklikler, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un ilgili maddesi kapsamında olup da 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlar hakkında da uygulanacak.
Teklifte öngörülen kanun yoluna ilişkin değişiklikler, 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanacak. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilecek. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebileceğine ilişkin düzenlemeler ancak 1 Haziran 2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından uygulanabilecek. Bu tarihten önce verilen söz konusu kararlarıyla ilgili değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanacak.
1 Haziran 2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz yoluna başvurulabilecek ve bu itirazlar, değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılacak.
İstinaf kanun yolu incelemesinden geçmemiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması nedeniyle hükmün açıklanması veya yeniden kurulması halinde, açıklanan veya yeni kurulan hükmün tabi olduğu kanun yolu korunacak.
Mahkeme, sanığın kabul etmemesi halinde de koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecek; ancak 1 Haziran 2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam edilecek.
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, silahlı örgüte silah sağlama, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde yargı mercilerince kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atanabilecek.
MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİ
Teklifle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un adı “Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun” şeklinde değiştiriliyor.
Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla manevi tazminat ile Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi her türlü zararın tazmini istemiyle müracaatlar Komisyona yapılacak.
Müracaatın ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve verilecek tazminat miktarının saptanmasında Komisyon, gerekli gördüğü araştırmaları yapmaya veya üyelerden birine yaptırmaya ya da cumhuriyet başsavcılıklarından bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmeye yetkili olacak.
Komisyonun giderleri, Bakanlık bütçesinden karşılanacak. Komisyona müracaatlar, elektronik ortamda da yapılabilecek.
Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılacak müracaatın şekli ve süresine yönelik de düzenleme yapılıyor. Bu kapsamda, Komisyona müracaat, soruşturma, kovuşturma veya yargılama sürecinde ya da en geç bunların kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde yapılacak. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde müracaat edemeyenler, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte müracaat edebilecek.
Müracaatta bulunan kişinin dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi zorunlu olacak.
Komisyon, dilekçedeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde istemin reddedileceğini ilgiliye bildirecek. Dilekçedeki eksikliğin süresinde tamamlanmaması halinde müracaat, Komisyonca reddedilecek.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkin usul ve esaslar da belirleniyor.
Komisyona müracaat, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren 3 ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde yapılacak.
Ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamında olmasına rağmen Komisyona yapılan istemler, ağır ceza mahkemesine gönderilecek. Komisyonun görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise Komisyon, görev alanına girmeyen istemleri ayırarak ağır ceza mahkemesine gönderecek. Bu hallerde Komisyona yapılan istem tarihi esas alınacak. Komisyon ile ağır ceza mahkemesi arasında görev konusunda anlaşmazlık çıkması halinde Komisyonun görevine giren işlerin tespiti amacıyla ağır ceza mahkemesi veya Komisyon, kesin olarak karar verilmek üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesine başvuracak.
Komisyonun, tazminat istemlerine ve tazminatın geri alınmasına ilişkin yapacağı değerlendirmede Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili hükümleri uygulanacak. Komisyon tarafından verilen tazminatlarla ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca cumhuriyet savcısının tazminatın geri alınmasına ilişkin yazılı istemleri Komisyona yapılacak.
Yapılan müracaatlar hakkında 9 ay içinde karar verecek olan Komisyon, ayrıca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda gerekçeli olarak karar verecek.
Komisyon, usul ekonomisini gözeterek benzer nitelikteki müracaatları birleştirerek karar verebilecek.
Teklifle ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı durumlarda Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilenler ile incelemenin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediği gerekçesiyle düşme kararı verilenlerin belirlenen süre içinde müracaat etmesiyle dosyanın Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesine imkan tanınıyor.
Anayasa Mahkemesince düşme kararı verilen veya 10 Ekim 2023 tarihinden itibaren doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesine dayanan kabul edilemezlik kararları, tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde müracaat üzerine Komisyon tarafından incelenecek.
Öte yandan Komisyonun iş yükü dikkate alınarak Adalet Bakanı tarafından Komisyon bünyesinde ilave heyetler oluşturulması amacıyla üye ataması yapılabilecek. Bu üyeler, Komisyon üye tam sayısına dahil olmayacak. Bu durumda oluşturulacak ilave heyet sayısı 5’i geçemeyecek. Bu hüküm, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle uygulanacak. Adalet Bakanı, bu süreyi 2 yıl daha uzatabilecek.
ÖZEL NİTELİKLİ KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENME ŞARTI
Düzenlemeyle özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları, güncel ihtiyaçlar ve Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü nazara alınarak yeniden düzenleniyor.
Teklifte, özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin yasak olduğuna dair hüküm muhafaza edilirken özel nitelikli kişisel verilerin işlenebileceği haller de sayılıyor.
Bu verilerin işlenmesi, ilgili kişinin açık rızasının olması, kanunlarda açıkça öngörülmesi, rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin veya başkasının hayatı, beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, ilgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması, sır saklama yükümlülüğü altındaki kişiler veya yetkili kuruluşlarca kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması, istihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alan hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması gibi durumlarda mümkün olacak.
KİŞİSEL VERİLERİN YURT DIŞINA AKTARILMASI
Teklifle, kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulü de yeniden düzenleniyor.
Kişisel veriler, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı ülke, uluslararası kuruluş veya ülke içerisindeki sektörler hakkında yeterlilik kararı bulunması halinde veri sorumluları ve veri işleyenler tarafından yurt dışına aktarılabilecek.
Yeterlilik kararı, Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından verilecek. Kurul, ihtiyaç duyması halinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü alacak. Yeterlilik kararı, en geç 4 yılda bir değerlendirilecek. Kurul, değerlendirme sonucunda veya gerekli gördüğü diğer hallerde yeterlilik kararını ileriye etkili olmak üzere değiştirebilecek, askıya alabilecek veya kaldırabilecek.
Düzenlemede yeterlilik kararı verilirken dikkat edilecek hususlar da yer alıyor. Bu hususlar, “kişisel verilerin aktarılacağı ülke, ülke içerisindeki sektörler veya uluslararası kuruluşlar ile Türkiye arasında kişisel veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumu”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin ilgili mevzuatı ve uygulaması ile kişisel verilerin aktarılacağı uluslararası kuruluşun tabi olduğu kurallar”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkede veya uluslararası kuruluşun tabi olduğu bağımsız ve etkin bir veri koruma kurumunun varlığı ile idari ve adli başvuru yollarının bulunması”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin veya uluslararası kuruluşun, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili uluslararası sözleşmelere taraf veya uluslararası kuruluşlara üye olma durumu”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin veya uluslararası kuruluşun, Türkiye’nin üye olduğu küresel veya bölgesel kuruluşlara üye olma durumu”, “Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler” şeklinde sıralandı.
Kişisel veriler, yeterlilik kararının bulunmaması durumunda, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı, ilgili kişinin aktarımın yapılacağı ülkede de haklarını kullanma ve etkili kanun yollarına başvurma imkanının bulunması ve düzenlemede belirtilen güvencelerden birinin taraflarca sağlanması halinde yurt dışına aktarılabilecek.
Standart sözleşme, imzalanmasından itibaren 5 iş günü içinde veri sorumlusu veya veri işleyen tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurumuna bildirilecek. Bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 50 bin Türk lirasından 1 milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilecek.
Kurulca verilen idari yaptırım kararlarının mahiyeti dikkate alınarak bu kararlara karşı idare mahkemelerine dava açılması imkanı tanınıyor. 1 Haziran 2024 tarihi itibarıyla daha önce açılan ve halen sulh ceza hakimlikleri önünde bulunan dosyalar, bu hakimliklerce nihai karara bağlanacak.
Teklifle, öngörülen genel düzenleyici işlemlerin Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından hazırlanmasına imkan sağlamak amacıyla, değişikliklerin yürürlük tarihi 1 Haziran 2024 olarak belirleniyor.
ADLİ PARA CEZASININ ALT VE ÜST MİKTARINDA ARTIŞ
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirleniyor ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul ediliyor. İcra ve İflas Kanunu, İnfaz Hakimliği Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un bazı maddelerinde uyum düzenlemesi yapılıyor.
Düzenlemeyle, bir güne karşılık gelen adli para cezasının miktarı artırılıyor, buna bağlı olarak mahsup, ön ödeme ve istinaf kanun yoluna başvuru hükümlerinde yer alan parasal sınırlar değiştiriliyor.
Buna göre, adli para cezalarında cezanın alt sınırı 2 bin 500 Türk lirası, üst sınırı 500 bin Türk lirası olarak düzenleniyor. Ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak 500 Türk lirası esas alınacak.
İdari para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, 3 bin Türk lirasından 15 bin Türk lirasına çıkarılıyor.
SÜRELER YEKNESAKLAŞTIRILIYOR
6 Şubat depremlerinin oluşturduğu yıkımın telafisinin hızlı ve etkili bir şekilde sağlanması için sanayi alanı olabilecek yerlerin, fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek alanın durumuna göre ilgili kurumların görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilirken malikleri tarafından depremler nedeniyle yıkılan veya kullanılamayacak kadar hasarlı durumda olan sanayi iş yerlerinin borçlandırılarak yerinde yeniden inşası veya güçlendirilmesi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yapılıyor. Yatırım programında olan veya sonradan programa dahil edilen sanayi sitelerinin altyapı ve üstyapı inşasının tamamına kadarı, mimarlık, mühendislik hizmetleri dahil proje tamamlanana kadar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca krediyle destekleniyor.
Bu bağlamda teklifle deprem bölgesinde sanayi altyapısının güçlendirilmesine yönelik destek ve uygulamaların süresi bir yıl daha uzatılacak.
Düzenlemeyle kanun yollarına başvuru sürelerinin yeknesaklaştırılmasına ve bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına dair değişiklikler de yapılıyor. Uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükmü getiriliyor ve ilgili kanunlarda yapılan değişikliklerin 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar bakımından geçerli olacağı kabul ediliyor. Böylece hak kayıplarının önlenmesi ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanıyor.
AKP milletvekillerinin önergesiyle, vekalet ücretinin dağıtımına ilişkin madde tekliften çıkarıldı.
Teklifin kabul edilmesinin ardından açıklamalarda bulunan Komisyon Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, komisyon üyelerine, teklifin ilk imza sahibi milletvekillerine, Adalet Bakanlığı bürokratlarına teşekkür etti.
Kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinin 17 saat 20 dakika sürdüğünü bildiren Yüksel, “Kanun teklifinin komisyon görüşmeleri verimli ve başarılı gerçekleştirilmiştir. Bundan sonra yapacağımız tüm çalışmaların da aynı şekilde gerçekleştirilmesini temenni ediyorum. Bu kanun teklifi önümüzdeki hafta Genel Kurul’da görüşülecektir” dedi.
]]>Sarı-lacivertli kulübü 8 milyon 4 bin ceza verilen Beşiktaş takip etti. Siyah-beyazlıların cezası da Tahkim indirimlerinin ardından 6 milyon 804 bin liraya geriledi. Sezon başından bu yana Süper Lig kulüplerine toplamda 48 milyon 224 bin 500 lira ceza verildi
Tahkim tarafından indirilen ceza miktarı 7 milyon 481 bin 142 lira 86 kuruş oldu. Bu meblağ düştüğünde kulüplere toplam 40 milyon 743 bin 357 lira 14 kuruşluk ceza kesildi.
Fenerbahçe’de en çok cezaya taraftarlar sebep oldu
PFDK tarafından bu sezon 8 milyon 77 bin lira ceza verilen Fenerbahçe, bu anlamda listenin ilk sırasında yer aldı. Tahkim Kurulu, sarı-lacivertli ekibe toplamda 894 bin 500 lira indirim verdi. İndirimlerin ardından kulübe kesilen toplam para cezası 7 milyon 182 bin 500 lira oldu. Fenerbahçe Kulübüne cezanın 3 milyon 418 bin liralık bölümü; çirkin ve kötü tezahürat, merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve taraftarlarının neden olduğu saha olayları sebebiyle verildi.
Sarı-lacivertli takımda cezanın 2 milyon 198 bin liralık kısmı ise başkan Ali Koç ve yöneticilere verildi. Başkan Ali Koç’a 4 farklı seferde 1 milyon 120 bin lira ceza verilirken, yöneticiler Burak Çağlan Kızılhan, Selahattin Baki, Ahmet Ketenci ve Can Gebetaş ise 6 farklı dönemde toplam 1 milyon 78 bin lira ceza aldı. Kulüp, yöneticilerinin yaptığı açıklamalar sebebiyle ayrıca 2 milyon 200 bin lira cezaya çarptırıldı. Tahkim Kurulu, yönetim kademesi ve yapılan açıklamalar sebebiyle kulübe verilen cezalarda toplam 842 bin 500 liralık indirim yaptı. Başkan Ali Koç 210 bin lira, Selahattin Baki 200 bin lira, Burak Çağlan Kızılhan da 19 bin 500 lira indirim alan isimler oldu. Bu indirimlerin yanı sıra yöneticilerin açıklamaları sebebiyle kulübe kesilen cezada 400 bin liralık Tahkim indirimi uygulandı.
Beşiktaş’ta başkan ve yöneticilerin sebep olduğu ceza miktarı 4 milyon lira
Fenerbahçe’nin ardından en fazla ceza alan kulüp Beşiktaş oldu. Siyah-beyazlılara toplamda 8 milyon 4 bin liralık ceza verildi.
Tahkim Kurulu tarafından cezası 1 milyon 200 bin lira indirilen siyah-beyazlılara toplamda 6 milyon 804 bin lira ceza kesildi.
Siyah-beyazlı kulübe cezanın 3 milyon 968 bin liralık bölümü; çirkin ve kötü tezahürat, taraftarlarının neden olduğu saha olayları ve merdiven boşluklarının boş bırakılmaması sebebiyle verildi. Beşiktaş’ta bir önceki başkan Ahmet Nur Çebi’ye 3 seferde toplam 1 milyon lira ceza verilirken, eski yöneticiler Engin Baltacı ve Emre Kocadağ’a ise 3 seferde toplam 1 milyon lira ceza kesildi. Beşiktaş’ın yeni yönetim kurulu üyesi Feyyaz Uçar’a da 200 bin lira ceza verildi.
Siyah-beyazlılarda kulüp başkanı ve yöneticilere toplamda 2 milyon 200 bin liralık ceza verilirken, başkan ve yöneticilerin açıklamaları sebebiyle kulübe de toplamda 1 milyon 800 bin liralık ceza kesildi.
Eski başkan Ahmet Nur Çebi’ye 200 bin lira, eski yönetim kurulu üyesi Emre Kocadağ’a 200 bin lira, mevcut yönetim kurulu üyesi Feyyaz Uçar’a da 200 bin lira olmak üzere toplam 600 bin lira ceza indirimi uygulandı.
Yöneticilerin yaptığı açıklamalar sebebiyle kulübe kesilen 1 milyon 800 bin liralık cezada da toplamda 600 bin liralık indirime gidildi.
En çok ceza alan başkan Ertuğrul Doğan oldu
En çok ceza kesilen kulüplerde Trabzonspor üçüncü sırada yer aldı. Karadeniz ekibine PFDK tarafından toplamda 5 milyon 15 bin lira ceza verilirken, bu miktarda 527 bin 142 lira 86 kuruş indirim uygulandı. Yapılan indirimin ardından Trabzonspor’a toplamda 4 milyon 487 bin 857 lira 14 kuruş ceza kesildi. Başkan Ertuğrul Doğan 5 farklı seferde 1 milyon 820 bin lira ceza aldı. Doğan, aldığı ceza miktarıyla, bu sezon en fazla ceza verilen kulüp başkanı oldu. Tahkim Kurulu, Ertuğrul Doğan’ın cezasında 327 bin 142 lira 86 kuruş indirime gitti. Karadeniz ekibinin aldığı 5 milyon 15 bin liralık cezanın 1 milyon 444 bin liralık bölümü ise taraftarlarının sebep olduğu olaylardan kaynaklı verildi. Bordo-mavililer ayrıca “Anons sisteminin ev sahibi takımı destekleyici şekilde kullanılması” maddesi sebebiyle bu sezon ceza yiyen tek kulüp oldu. Kulübe bu sebeple 112 bin lira para cezası verildi.
Galatasaray’a 5 milyon 284 bin ceza verildi
Galatasaray’a, bu sezon PFDK tarafından toplamda 5 milyon 284 bin lira ceza verilirken, Tahkim Kurulu bu cezada 1 milyon 343 bin lira indirim yaptı. Sarı-kırmızılı kulüp verilen ceza anlamında ligde en çok ceza yiyen üçüncü ekip olurken, Tahkim tarafından yapılan indirimlerin ardından kesilen ceza miktarıyla dördüncü sırada yer aldı. Yapılan indirimlerin ardından Galatasaray’a toplamda 3 milyon 941 bin lira ceza kesildi. Başkan Dursun Özbek’e 4 farklı seferde 1 milyon 189 bin lira, Galatasaray Sportif AŞ Başkan Vekili Erden Timur’a ise 2 farklı dönemde toplam 343 bin lira ceza verildi. Sarı-kırmızılılarda Başkan ve yönetim kademesi toplamda 1 milyon 532 bin lira ceza aldı. Dursun Özbek’e verilen 1 milyon 189 bin liralık cezada 500 bin lira, Erden Timur’a verilen 343 bin liralık cezada ise 243 bin lira indirim uygulandı. Yöneticilerinin açıklamaları ve sosyal medya paylaşımları sebebiyle Galatasaray Kulübüne verilen 2 milyonluk cezada ise 600 bin liralık indirime gidildi. Sarı-kırmızılılar ayrıca belgelerin haksız kullanımı nedeniyle 150 bin lira, Süper Lig ve TFF 1. Lig Yayın Talimatı’na aykırılık sebebiyle de 195 bin lira ceza aldı.
Kayserispor, “Stadyuma usulsüz seyirci alınması” maddesinden 3 kez ceza aldı
Sezon başından bu yana toplamda 1 milyon 889 bin lira cezaya çarptırılan Mondihome Kayserispor’a merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle toplamda 844 bin lira ceza kesildi. Sarı-kırmızılı ekip 3 farklı seferde “Stadyuma usulsüz seyirci alınması” maddesinden ceza aldı. Kayserispor’a bu madde sebebiyle toplamda 840 bin lira ceza verildi. Sarı-kırmızılı kulübün malzemecisi Muammer Kaya da müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi sebebiyle 39 bin lira cezaya çarptırılırken, sezonun geride kalan bölümünde ceza alan tek malzemeci oldu. Bu sezon benzeri olmayan cezalardan birisi Atakaş Hatayspor’a, bir diğeri de Gaziantep FK’ye kesildi. Hatayspor, paramedik personel ve doktor olmaması nedeniyle 112 bin lira para cezası alırken, Gaziantep FK de çim saha sorumlusunun stadyum denetimi ile müsabaka organizasyon toplantısına katılmamasından dolayı 112 bin lira ceza yedi.
Listenin en sonunda Alanyaspor yer aldı
Alanyaspor, toplamda 78 bin liralık cezayla bu sezon en az para cezasına çarptırılan kulüp oldu. Akdeniz ekibi şu ana kadar kulüp bazında ceza almazken, verilen cezalar şahıslar üzerinden kesildi. Alanyaspor’da eski teknik direktör Ömer Erdoğan ile mevcut teknik adam Fatih Tekke’nin yardımcısı Orhan Çıkırıkçı, toplamda 78 bin lira ile cezalandırıldı.
En yüksek cezaya taraftarlar sebebiyet verdi
PFDK’nin bu sezon kulüplere verdiği 48 milyon 224 bin 500 liralık cezanın 20 milyon 855 bin liralık bölümü; çirkin ve kötü tezahürat, merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve taraftarların sebep olduğu saha olayları sebebiyle kesildi. Başkanlar ve yöneticiler toplamda 12 milyon 462 bin lira cezaya çarptırılırken, yönetimlerin açıklamaları ve sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar kulüplere 8 milyon 700 bin liralık faturaya mal oldu. Başkanlar, yöneticiler ve sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaların kulüplere maliyeti 21 milyon 162 bin lirayı buldu. Sporcu ve görevlilere toplamda 1 milyon 959 bin 500 lira ceza kesilirken, çeşitli sebepler nedeniyle kulüpler toplamda 4 milyon 248 bin liralık cezaya çarptırıldı.
Süper Lig’de oynanan 26. hafta müsabakalarının ardından Kasımpaşa, Bitexen Antalyaspor, Çaykur Rizespor, Fenerbahçe, Adana Demirspor, Siltaş Yapı Pendikspor, Trabzonspor, Beşiktaş, Gaziantep FK, Yılport Samsunspor, MKE Ankaragücü ve Galatasaray, PFDK’ye sevk edildi.
Cezalar
Süper Lig’de PFDK’nin verdiği ve Tahkim Kurulunun yaptığı indirimlerin ardından kulüplere uygulanan para cezaları şöyle:
,
Not: Sıralama kulüplerin, Tahkim Kurulunun yaptığı indirimlerin ardından ödeyeceği ceza miktarına göre yapılmıştır.
]]>Akşener’in konuşmasından satır başları:
-Emeklilere, bayram ikramiyesi uygulaması, ilk kez 2018 yılında başlamıştı. İktidar onu da, bizim baskımızla aslında, vermek zorunda kalmıştı.
-2018 yılında, bin lira olan, bayram ikramiyesi enflasyonun, hızlı artışına rağmen 6 yıl içinde, sadece, 2 defa artırıldı ve çıka çıka, 2000 liraya çıkartıldı. Son olarak da önümüzdeki bayramlar için yüzde 50 artışla, 3000 lira yapıldı.
-2018 yılında, emekli bir vatandaşımız bayram ikramiyesiyle, 25 kilo kıyma alabiliyordu. Bugün ise 7 buçuk kilo alabiliyor. Yani, üçte birinden bile az. Mesela 2018 yılında, emekli bir vatandaşımız bayram ikramiyesiyle, 158 litre benzin alabiliyordu. Bugün ise 73 litre alabiliyor. Yani, yarısından bile az.
“EMEKLİNİN BAYRAM İKRAMİYESİ KUŞA DÖNMÜŞ”
-Mesela 2018 yılında, bir emeklinin, bayram ikramiyesi aylık asgari net ücretin, yüzde 62 buçuğuna denk geliyordu. Bugün ise, bu oran asgari ücretin, yüzde 17 buçuğuna düştü. Yani, beşte birinden bile az.
-Durum, böylesine ibretlikken ben de şimdi, buradan sormak istiyorum emeklinin, bayram ikramiyesi, gerçekten artmış mı? Açıkça görüyoruz ki artmamış, tam tersi azalmış, kuşa dönmüş.
-Yani Sayın Erdoğan’ın, “emeklilerin yılı” ilan ettiği, 2024’te; Emeklilerimize yine, çile reva görülmüş emeklilerimize yine, yokluk layık görülmüş. Emeklilerimiz yine, açlığa mahkûm edilmiş.
-Nitekim, bu çerçevede Meclis grubumuz, komisyonda, bir kanun teklifi verdi ve emekli bayram ikramiyesinin 7000 liraya çıkartılmasını önerdi. Ayrıca ben de buradan iktidara bir kez daha, çağrıda bulunuyorum göstermelik zamlar, göstermelik ikramiyeler, göstermelik vaatler yetmez. Emeklilerimizi, daha fazla enflasyona ezdirmeyin ve gerçek bir adım atın!
-Mayıs ayında, söz verdiğiniz ama sözünüzden dönüp, yapmadığınız zammı da, hesaba katarak ocak ayı için, tüm emekli maaşlarına, seyyanen, 11 bin lira zam yapın. Böylece hem, en düşük emekli maaşını, asgari ücret seviyesine, çıkarmış olursunuz hem de, emekli maaşları arasındaki farkı, adil şekilde, korumuş olursunuz. Bunun da yanında kök maaş işinden de, derhal vazgeçin.
Yüksek ücret üzerinden ve yüksek günle prim ödeyenleri, daha fazla cezalandırmayın.
-Sayın Erdoğan, bir seçim dönemi klasiği olarak yine çıkıp, milletimizi, tehdit etmeye başladı. Geçtiğimiz gün Ordu’da, utanmadan çıkıp, dedi ki ‘Bizim olmadığımız, bir büyükşehir belediyesi; Doğal gazı, nasıl getirecek?
-Biz varsak, doğal gaz var. Biz yoksak, doğal gaz yok” Ne diyelim, Allah akıl fikir versin. Aynı ana muhalefet gibi görüyoruz ki iktidarın da, sinirler gergin, asaplar bozuk. Malum Ordu Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız, Enver Yılmaz Bey’in gördüğü, büyük ilgiden ötürü; arkadaşların psikolojileri, epey bir bozulmuş. Valla hiç kusura bakmasınlar bozmaya devam edeceğiz.
ALİ DEMİR TEPKİSİ
-Ülkemizdeki sorunlar, her geçen gün, çığ gibi büyürken iktidarla, ana muhalefetin, ele ele sürdürdüğü, kayıkçı kavgası tam gaz devam ederken laf atmalarla, kılıç kalkan oyunlarıyla, günler geçerken; bitmek bilmeyen dedikodularla, milletin gerçek gündemi, sümen altı edilirken geçtiğimiz hafta, bir hukuk garabetine daha, şahit olduk.
-Biliyorsunuz 2020 yılında, bir rezalet ortaya çıkmıştı. Düzenlenen bilirkişi raporuyla ÖSYM’nin, 2010 ile 2015 yılları arasında gerçekleştirdiği, tüm sınavların sorularının sızdırıldığı tespit edilmişti. Bunun sonucunda ise dönemin ÖSYM Başkanı, Ali Demir ‘FETÖ üyeliği’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasıyla 18 yıl 6 ay hapis istemiyle, tutuklanmıştı.
-Bu hafta ise birden bire, bir şey oldu. Ve biz, bu kişinin, bir anda, beraat ettiğini sadece, görevini kötüye kullanma suçundan 1 yıl 15 gün ceza aldığını hükmün açıklanmasının da, 5 yıl ertelendiğini öğrendik.
“REZALETE BAKAR MISINIZ?”
-Rezalete bakar mısınız?. Şimdi buradan, sormak istiyorum hayırdır muhteremler, ne değişti? Bir neslin, yalnız sorularını değil; yıllarını, hayallerini, gençliğini çalanlar; ne değişti de, aklanıverdi?
Bilirkişi raporu ortadayken bu kişi, soruların çalınmasından, ne oldu da, aklandı? Başında bulunduğu kurumun FETÖ’ye çalışmasından, ne oldu da aklandı? 5 yıl boyunca, gençlerin geleceğiyle oynanmasından ne oldu da aklandı?
-Değerli arkadaşlarım burada asıl yapılmak istenen ne, biliyor musunuz? Her zaman yaptıkları gibi ucu kendilerine dokunan, bir meseleyi daha sulandırmak. Yapılan aslında, Ali Demir’i aklamak değil; Suçun, cinsini değiştirip olayın üzerini örtmek.
-Yani işlenen suçu bir terör örgütünün devletimizin, tüm kurumlarına sızmasına, yol vermek olarak değil AK Parti’nin, alışık olduğu ‘akraba kayırmak’ veya ‘eşine ihale vermek’ gibi; ‘görevini kötüye kullanma’ suçu olarak gösterip; 1 yıl 15 gün ceza vererek meseleyi, oldu bittiye getirip, kapatmak.
-Biz de, bu kepazelik vesileyle, öğrenmiş olduk ki ülkemizde, gençlerin, 5 yılını çalmanın cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş. FETÖ’nün, devlet kurumlarına sızmasına yardım ve yataklık etmenin cezası; 1 yıl 15 gün ediyormuş. Milletin hakkına girmenin emeğini çalmanın ahını almanın cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş.
]]>Teklifin kabul edilen maddelerine göre, İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
KİŞİLİĞİN VEYA MAL VARLIĞININ KORUNMASI KRİTERİ
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
VESAYETİN SONA ERDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEME
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak. Buna göre de TCK’de belirtilen “devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
Konutu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etme şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkan tanınıyor.
Koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak tazminat istemlerinin kurulan Tazminat Komisyonu’na yapılması öngörülüyor ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı bir biçimde sonuçlandırılması amaçlanıyor. Böylelikle, yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanmış olacak. Bu hükümler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
Teklifin ilk 14 maddesinin kabul edilmesinin ardından komisyon başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, teklifin diğer maddelerinin görüşülmesine bugün saat 11.00’de devam edileceğini bildirdi.
]]>CEZADA İNDİRİME GİDİLMİŞTİ
Başakşehir’de yılbaşı gecesi kediyi asansörde sıkıştırıp tekmeleyerek öldüren İbrahim Keloğlan, Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlanmış ve 8 Şubat 2024 tarihindeki Keloğlan hakkında “Evcil Hayvanı Kasten Öldürme” suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası almıştı.
Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerini dikkate alan mahkeme, cezayı 1 yıl 3 ay hapis cezasına indirmişti. Mahkeme, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması, kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat meydana gelmiş olması gerekçesiyle hükmün açıklanmasını geri bırakarak sanığın tahliyesine hükmetmişti.

SAVCILIK İTİRAZ ETTİ
Mahkemenin cezayı ertelemesi üzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi karara itiraz etti. İtirazı değerlendiren Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı.
5 DAKİKA KEDİYİ TEKMELEDİ
Mahkeme heyeti kararında Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarına yer verdi. Heyet, Asliye Ceza Mahkemesinin sanık İbrahim Keloğlan’a verdiği cezayı hatırlattı. Mahkeme olaya ait görüntülerde sanığın site sakinleri tarafından beslenen kediyi asansörde görmesi üzerine kediye tekme atarak saldırdığı belirtildi.
Kedinin asansörden kaçmasının ardından sanığında peşinden giderek koridorda sıkıştırdığı, kapıları kapatıp kedinin kaçmasını engelleyerek defalarca tekmelediği vurgulandı. Kedinin kaçmaya çalışmasın rağmen sanığın eylemini ısrarlı bir şekilde devam ettirerek yaklaşık 5 dakika boyunca kovalayıp tekmeleyip, üzerine basarak ezip ölümüne neden olduğu aktarıldı.
“ORTANLI CEZA VERİLMEDİ”
Heyet, sanık İbrahim Keloğlu’nun suçunu kabul etmesi ve görüntülerde de “Evcil hayvanı kasten öldürmek” suçunun sabit olduğuna değindi. Heyet, ısrarlı takip ederek 5 dakika boyunca acımasızca ve zalimce muamelede bulunarak kedinin ölümünde kusurunun ağırlığı, suçun işleniş biçimi ve yoğunluğu gözönüne alınarak temel ceza belirlenirken üst sınırdan ceza verilmesi gerektiği belirtildi. Heyet ayrıca TCK 3. maddesine aykırı olacak şekilde işlenen suçun ağırlığıyla orantılı ceza verilmediğini aktardı.
“HAYVANLARIN KORUNMASI İÇİN…”
Mahkeme, sanığa verilen 1 yıl 3 ay hapis ve hükmün açıklanmasının geriye bırakılması yönündeki kararını değerlendirmesinde ise Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarında vurgulanan hayvanların korunması için caydırıcı cezai yaptırımlara ihtiyaç olduğu, işlenen suçla verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayacak caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınacağını ifade etti.
“EĞİLİMİ OLANLARI CESARETLENDİREBİLİR”
Mahkeme değerlendirmesinde şöyle denildi:
– Gerçekleştirdiği eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında sanığa verilen cezanı hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı cezadan muaf tutulması sonucunu doğuracağı gibi, bu tür olaylara karışan kişilere hoşgörüyle yaklaşıldığı izlenimi uyandıracağı ve bu tür fiillere eğilimi olan kişileri cesaretlendirebileceği gibi bireylerin bu kapsamda devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerinde zedeleyeceği açıktır.
– Bu kapsamda sanığın gerçekleştirdiği eylemin niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi cezadan muaf tutulması sonucunu doğuracağından usul ve yasaya aykırı görülerek itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.

İTİRAZ KABUL EDİLDİ
Mahkeme Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 8 Şubat’ta vermiş olduğu hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararına edilen itirazı kabul ederek kararın kaldırılmasına hükmetti. Heyet, dosyanın yeniden yargılama yapması için Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ne geri gönderilmesine karar verdi.
HAYVANSEVERLERİ AYAĞA KALDIRMIŞTI
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca İbrahim Keloğlan hakkında Ziya Gökalp Mahallesinde yaşadığı sitede 1 Ocak günü saat 03.15 sıralarında site sakinleri tarafından beslenip bakılan kediye asansörde tekme attığı, koridora kaçan kediyi kapıları kapatarak kaçmasını engelledikten sonra defalarca tekmeleyerek öldürdüğü gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı.
Kamera kayıtlarında kediyi asansörden çıkıp kovaladığı ve tekmelediği görülen sanık Keloğlan 4 Ocak’ta tutuklanmıştı. Savcılık, Keloğlan hakkında “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan 6 aydan 4 yıla kadar hapis istemiyle dava açmıştı.
]]>Polis, uzun süre eve gelmeyen Mine Durak’ı, yakınlarının yanında buldu; küçük Eymen’e ise ulaşamadı. Polise çelişkili ifade veren Durak, oğlunun erkek arkadaşı tarafından dövülerek öldürüldüğünü öne sürdü.
Mine Durak’ın gösterdiği yerde arama yapan polis, ağzı tuğlayla kapatılmış tandır çukurundaki poşette, Eymen’in elleri ve ayakları bağlı cenazesini buldu.
Eymen’in cesedi, otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Polis ekipleri, Mine Durak ile sevgilisi Serkan Elçetin ve onun erkek kardeşi E.E.’yi gözaltına aldı. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Durak ve Elçetin, tutuklandı, E.E. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Mine Durak
İLK KARAR BOZULDU
Soruşturmanın ardından dava açıldı. İzmir 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında; sanıklardan Mine Durak’a ‘nitelikli kasten öldürme’ ve ‘eziyet’ suçlarından ağırlaştırılmış ömür boyu ve 7 yıl hapis, Serkan Elçetin’e de aynı suçlardan ağırlaştırılmış ömür boyu ve 6 yıl hapis cezası verildi.
Sanık avukatları, cezanın fazla, Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatları ise cezaların az olduğu gerekçesiyle karara itiraz etti.
KİLİTLİ TELEFON İNCELENEMEDİ
Dosya, istinaf mahkemesine taşındı. Dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkemede yapılan yargılamada; sanık Serkan Elçetin’in cep telefonunun kilitli olması nedeniyle incelenemediği için Jandarma Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı’na gönderilerek, bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğine karar verdi.
Sanık Durak’ın ise cezai ehliyeti konusunda İstanbul Adli Tıp Kurumu 4’üncü İhtisas Kurulu’ndan rapor aldırılmasına hükmedilerek, yerel mahkemenin kararı bozuldu.

Serkan Elçetin
YENİ GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTI
Bozma kararının ardından dava bir kez daha İzmir 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, sanık Durak’ın cezai ehliyetinin belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu 4’üncü İhtisas Kurulu’ndan rapor alınmasını, sanık Elçetin’in telefonunda minik Eymen’e ait istismar görüntüsü olup olmadığının tespiti için bilirkişi raporu istedi.
Bilirkişi raporu tamamlanarak, dava dosyasına girdi. Raporda, Eymen’in yaşça büyük bir erkeğin istismarına uğradığı görüntülerin olduğu, Eymen’in bir araçta tamamen çıplak halde ve vücudu ile yüzünde darp izinin görüldüğü fotoğrafların bulunduğu belirtildi. İncelemede, Mine Durak’ın Eymen ile çekilmiş videosu da bulundu.
Söz konusu videoda Durak’ın, minik Eymen’i istismar ettiği görüntüler olduğu belirtildi. İncelemede, Durak’ın uyuşturucu madde yapımında kullanılan bir mekanizmayla çekilmiş video kaydının da bulunduğu tespit edildi.
CEZAİ SORUMLULUĞU TAM
Ayrıca telefonda, ‘Güzelbahçe Deniz’ ismiyle kayıtlı bir kişiyle mesajlaşmalar da yer aldı. ‘Güzelbahçe Deniz’ isimli kişinin Elçetin’e, cinsel içerikli mesajlar gönderdiği belirtildi. Elçetin’in telefon kaydında, ‘Aa Annem’ olarak kayıtlı kişiden, ‘Sen Mine’ye mesaj at. Oğlunun ifadesini alacakmış. Götürsün, gitsin. Polis çok ciddi konuştu. Sakın yanlış bir şey söyleme oğlum’ şeklinde mesajların olduğu da yine raporda yer aldı.
Elçetin’in telefon rehberinde ‘Mineee’ ismiyle kayıtlı numaraya cinsel içerikli mesajlar da attığı belirtildi. Ayrıca bilirkişi raporunun ardından mahkemenin, Elçetin’in telefonunda ‘Güzelbahçe Deniz’ olarak kayıtlı kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.
Adli Tıp 4. İhtisas Kurulu’nca hazırlanan raporda Mine Durak’a yapılan muayene sonucunda cezai sorumluluğunu ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı ve zeka geriliği saptanmadığı ve bulunduğu suçlara karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu belirtildi.

Minik Eymen’in cansız bedeni burada bulunmuştu…
DOSYA YARGITAY’A DA TAŞINDI
Mahkeme heyeti, Durak ve Elçetin’i birlikte ‘fikir ve eylem birliği içinde hareket edip kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Sanıklara, ‘çocuğun nitelikli istismarı’ suçundan 20’şer yıl hapis cezası verildi, bu ceza suçun birden fazla kişiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle 30’ar yıla yükseltildi.
Suçun ‘cebir ve tehdit’ ile gerçekleştirilmesi ve birden çok kez zincirleme olarak gerçekleşmesi nedeniyle de her 2 sanığın cezaları artırılıp, 67’şer yıl 6’şar aya çıkarıldı. Sanığa yasalar gereği 30 yıldan fazla ceza verilemeyeceği için, bu cezaları 30’ar yıl hapis cezasına çevrildi.
Heyet, Elçetin ve Durak’ı, ‘eziyet’ suçundan da 8’er yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanık avukatlarının itirazı üzerine dosya istinafa taşındı. Dosyayı görüşen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle onadı.
Elçetin ve Durak’a verilen ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve toplam 38’er yıl hapis cezası, istinafta onanmasının ardından bu kez Yargıtay’a gitti. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan deliller ile gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığını, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiğini belirtti.
Daire, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığına, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığına vurgu yaptı. Raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğunun altını çizen 1’inci Ceza Dairesi, temyiz sebeplerinin incelenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığına karar verdi. Temyiz istemlerinin reddine hükmeden Ceza Dairesi, sanıklara verilen ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve toplam 38’er yıl hapis cezasını onadı.
BİR DAVA DAHA AÇILDI
Ayrıca Mine Durak ve Serkan Elçetin’in, cinsel istismarda bulundukları anların görüntülerini kayda alarak ‘müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak’ suçundan asliye ceza mahkemesinde ayrı ayrı 10’ar yıla kadar hapis istemiyle bir dava açıldı. İzmir 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nde davanın 2’nci duruşması, bugün görüldü. Serkan Elçetin, duruşmaya SEGBİS ile bağlandı. Taraf avukatları ile Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) avukatları da duruşmada hazır bulundu. Mine Durak ise SEGBİS’teki sorun nedeniyle katılamadı.
“GÖRÜNTÜLERİ VE FOTOĞRAFLARI ÇEKMEDİM”
Duruşmada savunmasını yapan Serkan Elçetin, “Şu an telefonum adli emanette. Devlet tarafından el konuldu. Daha önce savcılıkta da söylemiştim. Söz konusu görüntüleri ve fotoğrafları çekmedim. Eymen Sadık Durak’a cinsel istismarda bulunmadım. Telefonumda, Eymen Sadık Durak’ı parka götürüp, oyun oynarken çektiğim fotoğraf ve videolar var. Davaya konu olan görüntüler ne benim telefonumdan çekildi ne de yayıldı.Telefonumun incelenmesini istiyorum” dedi. Hakim, Mine Durak’ın yazılı ifadesini okudu. Elçetin ile 3 yıl kadar birlikte yaşadıklarını, çocuğun da kendileriyle olduğunu belirten Durak’ın ifadesinde, Elçetin’in kendisine uyuşturucu kullandırttığını ve çocuğuna istismar uyguladığını söylediği belirtildi.
“NİYE BENDEN ŞİKAYETÇİ OLMADI”
Çocuğu istismar edip, etmediği sorulan sanık Elçetin, “Madem öyle bir şey vardı Mine Durak, niye benden şikayetçi olmadı? Polisler, ilk gün gözaltına aldığı zaman niye bu durumdan bahsetmedi. Sonradan bazı kişilerden akıl alıp, benim de adımı karıştırdı” dedi.
Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatları da sanıkların bu suçtan kurtulmak amacıyla ağır cezada yargılandıkları davanın kesinleşmiş hapis cezasına rağmen suçu birbirlerine attıkları belirtip, şikayetçi oldu.
Avukatlar, İ.S.’nin uzun süredir tanık olarak dinlenemediğini belirtip, hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Cumhuriyet savcısı da eksik hususların giderilmesini talep etti. Hakim, tanık İ.S. hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verip, duruşmayı erteledi.
]]>BİLEZİKLERİMİ ALMAK İÇİN BENİ YAKTILAR
Yanık tedavisi tamamlanan genç kadın ifadesinde, “Duş alıp banyodan çıkınca evde kayınbiraderimi gördüm. Uyuşturucu işiyle uğraştığı için evime gelmesini istemiyordum. Eşime ‘Bunun ne işi var burada’ diye sorunca eşim saçımdan sürükleyerek beni oturma odasına götürdü. Ütüyü fişe takıp bacağıma bastırdı. Kaçmak isterken bu kez kayınbiraderim saçımdan beni yakalayıp yere düşürüp üzerime kolonya döküp yaktı. Can havliyle komşumuzun evine sığındım. O da üzerime su dökerek beni söndürmeye çalıştı. Bu sırada kocam ve kardeşi beni zorla evden çıkarmak istedi. Ben de kapıyı kilitleyip pencereden yardım istedim. Olay günü evimize 2 kilo uyuşturucu getirmişlerdi. Evdeki 4 tane burma bileziğimi benden zorla aldılar. Beni yakmalarının nedeni eve uyuşturucu getirmelerine karşı çıktığım içindir. Beni halen tehdit edip davadan vazgeçirmeye çalışıyorlar” diye konuştu.
KÜÇÜK YAŞTA ONA KAÇTIM KİMSEYE BİRŞEY ANLATAMADIM
Eşiyle kendi isteğimle küçük yaşta kaçıp evlendiğini, gördüğü şiddet nedeniyle bugüne kadar kendi ailesi de dahil kimseye bir şey anlatamadığını belirten Yazgül Ç. “Kocam cezaevinde benimle görüşmek için haber göndermişti. Cezaevine kendisini ziyarete gittiğimde bana görüş kabininde pişman olduğunu, hakkımı kendisine helal etmemi istedi. Bu kayıtları da isteyebilirsiniz” diyerek şikâyetçi olduğunu söyledi. Ceza infaz kurumunda kayıt altına alınan görüşme içerikleri de mahkemeye gönderildi.
“KENDİ KENDİNİ YAKTI BEN YAKMADIM”
Kadının kocası Mahmut Ç. ise “Eşim onu aldattığımı düşündüğü için kıskançlık krizine girince tartıştık. Bana ‘Kendimi de seni de yakarım’ dedi. Birden kolonya döküp kendini yaktı. Onu söndürmeye çalışırken benim de kolum yandı. Eşim çıplak halde kaçmaya çalıştı. Ben de o halde çıkmasına engel olmak istedim. Karşı komşunun kapısını çaldı ve kapı açılınca içeri girip kapıyı arkadan kapattı. Kardeşim Ahmet bizde değildi. Kendisiyle görüşmüyoruz. Ütüyle eşimin bacağını yaktığımız iddiaları da yalandır” dedi.
Kadının kayınbiraderi Ahmet Ç. ise, ağabeyi ile iki yıldır görüşmediklerini, yengesinin kendisine iftira ettiğini belirterek, olay saatinde bir çay ocağında oturuyordum. Evlerine hiç gitmedim” dedi.
“ÇIPLAK HALDE BENİM EVİME SIĞINDI”
Kadının sığındığı evin sahibi Abdurrahim K. tanık olarak alınan ifadesinde merdivenlerde çıplak ve vücudu yanık halde Yazgül’ü gördüğünü belirterek, “Aşağı inmeye çalışırken kocası da onu eve çekmeye çalışıyordu. Yazgül hanım bu sırada benim evime girdi ve kapıyı kapatarak pencereden yardım istedi. Kocası da evine geri gitti. Ben kocasını sakinleştirmek için evlerine gittiğimde yalnızdı ve banyoda yanan havluyu söndürmeye çalışıyordu” diye konuştu.
BELİNDEN YÜZÜNE KADAR HER YERİNDE YANIKLAR VAR
Mahkeme, kadının çıplak bir halde komşusunun evine sığındıktan sonra evin penceresine çıkarak yardım çığlıkları atması üzerine çevredekilerin ihbarıyla eve gelen polislerin kadını hastaneye kaldırdıklarını belirtti.
Bel üstünden yüzüne kadar vücudunda yanıklar oluşan kadının Dicle Üniversitesi yanık ünitesinde tedavi gördüğünü belirten mahkeme, alınan doktor raporunda, kadının yüz, kol, kulak, el, göğüs bölgesinde basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yanıklar tespit edildiği ve hayati tehlikesi olduğu belirtildi.
Ayrıca yüzünde sabit iz kalacak derecede yaralandığı da dikkate alındığında sanığın işlediği suçun yaralama suçu olmayıp eşi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğuna dikkat çekti.
AĞIR MÜEBBETTEN 18 YILA İNDİRİLDİ
Mahkeme sanık kocanın eline geçirdiği kızgın ütü ile eşini yakmak istediği, korku ve panikle evden kaçmaya çalışan eşini yere düşürdükten sonra bu kez kolonya dökerek vücudunu ateşe verdiği için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına oy birliğiyle karar verdi.
Mahkeme suçun teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle cezayı daha sonra 18 yıla indirip hükmen tutukluluk halinin devamına karar verdi. Kardeşi Ahmet Ç. ise delil yetersizliğinden beraat etti.
]]>Gerekçede, sanığın mahkemedeki tutum ve pişmanlığını gösteren davranışları nedeniyle cezada indirim uygulandığı ve 2 dakika 34 saniyelik video kaydında kedinin kaçmasına engel olduğu ve birden çok tekmeleyerek öldürmesi nedeniyle alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verildiği belirtildi. Kararla birlikte tahliye edilen Keloğlan, 35 gün tutuklu kalmıştı.
BEŞ YIL DENETİM
Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi 8 Şubat 2024 tarihindeki duruşmada, sanık İbrahim Keloğlan hakkında “Evcil Hayvanı Kasten Öldürme” suçundan Hayvanları koruma Kanunun 28/ A-2 maddesi hükmü uyarınca önce 1 yıl 6 ay hapis cezası vermişti.
Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerini dikkate alan mahkeme, cezayı 1 yıl 3 ay hapis cezasına indirmişti. Mahkeme, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat meydana gelmiş olması gerekçesiyle hükmün açıklanmasını geri bırakarak sanığın tahliyesine hükmetmişti. Mahkeme, sanığın 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına bu süre içinde kasten bir suç işlememesi halinde hükmün ortadan kaldırılmasına karar vermişti.
PİŞMANLIK İNDİRİMİ
Mahkeme hükmünün gerekçesini tamamladı. Gerekçede, sanığın kedinin kaçmasını engelleyip koridorda defalarca tekme atıp öldürdüğü, savunmasında suçunu kabul ettiğine yer verildi. Sanığın eşiyle aralarındaki sorundan dolayı kendinden geçip böyle bir davranışta bulunduğunu, herkesten çok utandığını, olay nedeniyle çok pişman olduğunu söylediği belirtilerek “Dosya içerisinde bulunan CD, katılan beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın suçu işleyiş biçimi, dosya içerisindeki 2 dakika 34 saniyelik video kaydında kedinin kaçmasına engel olarak birden çok kez tekme atıp öldürmesi sebebiyle temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak üzerine atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmiştir” denildi.

Gerekçede, sanığın yargılama sürecindeki tutum ve pişmanlığını gösteren davranışları, sabıkasız geçmişi sebebiyle hakkında takdiri indirim uygulandığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi, olaydan önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması sebebiyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği kaydedildi.
TUTUKLANMASI İÇİN 250 BİN İMZA
‘Eros’ isimli kediyi tekmeleyerek öldüren İbrahim Keloğlan’ın tutuklanması için ‘change.org.tr’ üzerinden başlatılan kampanyada, 250 bine yakın imza toplandı.
Hayvanseverler tarafından dünyaca yaygın imza kampanyası platformu ‘change.org.tr’ üzerinden de #ibrahimkeloğlantutuklansın #KediKatili etiketleri ve başlığıyla imza kampanyası başlatıldı.
Kampanyanın açıklamasında, “İstanbul’da oturduğu sitenin asansörüne giren bir kediyi altı dakika boyunca döverek öldüren İbrahim Keloğlan, bir yıl altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, iyi hal indirimi yaparak cezayı bir yıl üç aya düşürdü. Bu kararı yok hükmünde sayıyor ve bu yanlıştan dönülmesini talep ediyoruz. Bunun iyi hali olamaz, olmamalı. Hayvanlara yönelik işlenen her türlü suç ve suistimale karşı caydırıcı cezalar uygulanmalıdır” ifadeleri yer aldı.
Kampanya kapsamında Keloğlan’ın tutuklanması için imza atanların sayısı kısa sürede 250 bine yaklaştı.
NE OLMUŞTU?
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca İbrahim Keloğlan hakkında Ziya Gökalp Mahallesinde yaşadığı sitede 1 Ocak günü saat 03.15 sıralarında site sakinleri tarafından beslenip bakılan kediye asansörde tekme attığı, koridora kaçan kediyi kapıları kapatarak kaçmasını engelledikten sonra defalarca tekmeleyerek öldürdüğü gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı.
Kamera kayıtlarında kediyi asansörden çıkıp kovaladığı ve temlediği görülen sanık Keloğlan 4 Ocak’ta tutuklanmıştı. Savcılık, Keloğlan hakkında “Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan 6 aydan 4 yıla kadar hapis istemiyle dava açmıştı.
“KENDİNİ TAMAMEN KAYBETMİŞTİM”
Keloğlan savunmasında şunları söylemişti:
– Benim de bir kedim vardır, olay günü yılbaşıydı, aşırı stres ve yorgunluk ile evime dönmüştüm, kafamda eşimin beklediği hamilelik testinin sonucu vardı, eve gittiğimde eşim bana çocuğumuzun olamayacağı ve bu durumu daha önceden bilip benden gizlediğini söyledi. Eşim konuşmanın devamında beni teselli etmek için gerekirse ikinci bir kedi sahiplenebileceğini söyledi.
– Bu durum benim daha fazla üzülmemi sağladı. Evden çıktım, hüngür hüngür ağladım, hayat çok acımasız geldi. Ölmek istedim, aracıma gittim, sonrasında gidecek bir yerim olmadığı için apartmanıma girdim. Sonrasında asansöre bindim, asansörde kedi gördüm, ayağımla yere vurup kovmak istedim. Attığı pençe ile beni yaralayınca kendimi tamamen kaybettim.
– Sonrasında yaptıklarımı kesinlikle nasıl yaptığımı bilmiyorum. Kediye tekme attım, kediyi kovaladım, kediye tekme atarak öldürdüm. Şu an bu aşamada herkesten çok utanıyorum, çok pişmanım. Kedi benim sol ayağımı yaralamıştır, ben vurduğumda ne amaçla vurduğumu bile hatırlamıyorum, kendimi tamamen kaybetmiştim.
]]>AKP Hatay eski Milletvekili ve Çevre eski Müsteşarı Prof. Mustafa Öztürk, denetim ve ölçümlerden hafriyatın kaldırılmasına kadar yapılması gereken tüm işlerin devlet tarafından yapılıp maliyetin de şirketten alınması gerektiğini söyledi. Sadece hafriyat işinin maliyetinin 5 milyar lirayı bulabileceği ifade ediliyor.
![]()
Prof. Dr. Mustafa Öztürk
“BU YETKİYİ DEFALARCA KULLANDIK”
SÖZCÜ’ye konuşan Prof. Mustafa Öztürk, işletmelerin çevreye verdiği tüm hasarların ortadan kaldırılması için devletin acil olarak çalışmaları yapıp her türlü masrafın parasını şirketten alması gerektiğini belirterek “Hukuken yapılması gereken budur. Bu masraflar devletin de halkın da sırtında kalamaz. Biz bu yetkiyi defalarca kullandık. Devlet yine kullanacaktır. Masrafın dışında ayrıca kesilmesi gereken cezalar var” dedi.
Öztürk, müsteşarlığı döneminde baca gazı külü taşıyan bir geminin İskenderun’da battığını, denizin dibindeki maddenin çıkarılması ve çevre temizliği işlerini yapıp tüm masrafı firmadan aldıklarını söyledi.

Facianın yanlış depolamadan kaynaklandığını, dolayısıyla firmanın ağır kusuru olduğunu belirten Prof. Öztürk, 30 milyon ton toprağın kaldırılması başta olmak üzere tüm masrafları ödemesi gerektiğini şirketin de zaten bildiğini, aksi durumda uluslararası mahkemelerin devreye sokulacağını söyledi.
“CİDDİ CEZALAR UYGULANMALI”
Prof. Öztürk, Çevre Bakanlığı dışında faciadan zarar gören diğer bakanlık ve kamu kurumlarının da şirkete ciddi cezalar uygulaması gerektiğini söyledi. Öztürk, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) su havzasına zarar verdiği, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün de işin tekniğe uygun yapılmaması ve atıklar nedeniyle ceza kesebileceğini belirtti.
YENİ HEYELAN OLABİLİR
Prof. Öztürk, altın madenindeki atık depo alanında henüz heyelanın bitmediğini, yeni bir hareketlilik olması durumunda tekrar kaymaların başlayabileceğini söyledi. Öztürk, “İlk heyelan dereye doğru kaydı. Bir de üstte heyelanın olmadığı alanda yağmur suyu gölü oluşup yeni bir heyelan olabilir. Yağmur suyunun mutlaka yığına zarar vermeden drenaj edilmesi lazım” uyarısında bulundu.

9 işçiye ulaşmak için başlatılan çalışmalar sürüyor. Heyelan riskine karşı güvenlik tedbirlerinin alındığı bölgede ayrıca toprak ve su analizleri de yapılıyor.
SİYANÜR UYARISI
Prof. Öztürk, kükürt dioksit ve partikülün yanı sıra siyanür havuzundan kaynaklı olarak havadaki siyanürün ölçülmesi gerektiğini söyledi. Havadaki siyanür konsantrasyonunun yüksek olması halinde insan ve canlılar için tehlike oluşturacağını belirten Öztürk, “Bu ölçümlerin yapılıp sonucun rakamsal verilerle halka açıklanması lazım. Ölçüm değerleri limitin altında diyerek açıklama yapılması güven vermiyor” dedi.

“RAPORUNU DOĞRU YAZMAYAN CEZA ALIR”
Prof. Öztürk, depolamanın yanlış yapıldığını şirketin de orada denetim yapanların da bildiğini, raporlarda bu yanlışa işaret eden mühendis ve denetim elemanlarının cezadan kurtulacağını, ancak gelişmeleri rapor etmeyenlerin mahkemede kendilerini savunacak bir durum olmayacağını ifade etti.
Öztürk, “Mahkeme şunu sorar; ey işleten, ey denetleyen depolama işleminin yanlış yapıldığını rapor ettin mi, çalışmaların durdurulması talebini raporuna yazdın mı? ‘Ben böyle bir rapor tuttum, ama uygulanmadı’ diyen mühendis veya denetim elemanı ceza almaz” diye konuştu.
]]>2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, tutuklu sanıklar O.K. ve E.E. ile bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları hazır bulundu. Sanık F.Ö. ise tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile duruşmaya katıldı.
Sanık O.K. savunmasında, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bozma ilamına bir diyeceği olmadığını söyledi.
“PİŞMANIM”
Yaşanan olaydan dolayı üzgün olduğunu belirten O.K, “Sevdiğim vatanım içinde bir kaosa neden olduğumu cezaevinde sonradan fark ettim. Pişmanım, beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.
Sanık F.Ö. ise terör örgütü IŞİD üyelerince izlettirilen propaganda videoları ile beyninin yıkandığını iddia etti.
Etkin pişmanlıkta bulunarak, bildiklerini anlattığını dile getiren F.Ö, yapılan eylemden haberi olmadığını öne sürerek, beraatini ve tahliyesini istedi.
Sanık E.E. ise adının böyle bir olayla anılmasından üzüntü duyduğunu, 6 yıl 7 aydır tutuklu bulunduğunu dile getirerek, beraatini ve tahliyesini talep etti.
Diğer sanıklar da suçlamaları reddederek, beraatlerini istedi.
Mahkeme heyeti, sanıklar O.K, E.E. ve F.Ö’nün yurt dışı yasağı ve adli kontrolü ile tahliyelerine hükmederek, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Tahliye kararlarıyla birlikte davada tutuklu sanık kalmadı.
NE OLMUŞTU?
Kayseri’den kiraladığı minibüsü, Kılıçdaroğlu’nun, partisinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına tepki olarak başlattığı yürüyüşe katılanların üzerine sürerek saldırı planladığı belirlenen O.K, 5 Temmuz 2017’de Kocaeli’de organizasyon güzergahında yakalanmıştı.
Soruşturma kapsamında Kayseri ve Kocaeli’de 26 zanlı daha gözaltına alınmış, şüpheli M.K. yakalanamamıştı.
Terör örgütü IŞİD’in sözde “emiri” olduğu belirtilen O.K’nin de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında “Anayasa’yı ihlal” ve “tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs”, diğer sanıklar hakkında ise “terör örgütüne üye olmak” suçlamalarıyla 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.
7 Şubat 2019’da karara bağlanan davada, O.K’ye 14 yıl 7 ay 15 gün, 24 sanığa 4 yıl 2 ay ile 21 yıl 9 ay arasında değişen hapis cezası verilmiş, 2 sanık beraat ederken, firari M.K’nin dosyası ayrılmıştı.
Tanık ve müşteki avukatlarının itirazı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi’nde görülen davada, 21 sanığın kararını hukuka uygun bulan mahkeme, yargılama sürecinde avukatları bulunmayan sanıklar S.K, C.K, B.K, B.Ç, A.K. ve Ş.O’nun dosyasının ayrılıp yeniden yargılanmak üzere yerel mahkemeye gönderilmesine hükmetmişti. Mahkeme heyeti, 6 sanığı, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan, önceki cezaları olan 6 yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırmıştı.
Tarafların davayı Yargıtay’a taşımasının ardından dosyaya bakan 3. Ceza Dairesi, 19 sanık hakkındaki kararı, bazı sanık avukatlarının karar duruşmasına mazeretle katılmaması, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen sanıkların dilekçelerinin dikkate alınmaması ve bazı sanıklar yönünden örgütsel faaliyetleri tespit edilememesine karşın ceza verilmesi gerekçesi ile bozarak, yerel mahkemeye göndermişti.
]]>Olay, 30 Mayıs 2020 saat 10.30 sıralarında Çat ilçe merkezine 16 kilometre uzaklıktaki kırsal Köseler Mahallesi’nde yaşandı. Sıddık Güneş, oğlu Sinan Güneş, kardeşi Hasan Güneş ve yeğeni Baki Güneş kendilerine ait traktör ile tarlalarına hayvan gübresi dökmeye gitti. Bu sırada olaydan iki gün önce tartışma yaşadıkları Sıddık Yıldız’ın çocukları Sedrettin Yıldız, Burhanettin Yıldız ve İrfan Yıldız da Güneş ailesinin arkasından yürüyerek, tarlanın bulunduğu bölgede tartışmaya başladı.

Silah seslerinin gelmesi üzerine muhtar ve mahalle halkı olayın yaşandığı ve silah seslerinin geldiği bölgeye doğru gitti. Burada Sıddık Güneş, Hasan Güneş, Sinan Güneş ve karşı taraftan Sedrettin Yıldız’ın olay yerinde öldükleri görüldü. Ağır yaralı olan Baki Güneş ise yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
OLAYDAN 23 SAAT SONRA YAKALANDI
Şüpheliler Burhanettin Yıldız ve İrfan Yıldız olaydan sonra kaçarak saklandı. Bölgede geniş güvenlik önlemi alan jandarma 5 kişinin öldüğü olayla ilgili Yıldız kardeşleri bulmak için kara ve havadan operasyon başlattı. Helikopter destekli aramalarda İrfan Yıldız ve Burhanettin Yıldız, olay yerinden yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Göbekören Mahallesi yakınlarında arazide yakalandı.

Olaydan 23 saat sonra jandarma tarafından gözaltına alınan 2 kardeş, Çat İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Mahkemeye çıkarılan kardeşler tutuklanarak cezaevine gönderildi.
DÖRT KADININ EŞ ACISI
Köy mezarlığında yan yana toprağa verilen eşleri Hasan, Sıddık, Sinan ve Baki Güneş’in mezarları başında dua eden Nebahat, Lütfiye, Fidan ve Cansu Güneş, bundan böyle yetim kalan evlatlarına hem analık hem de babalık yapacaklarını söylemişti.

Fidan Güneş
Eşi öldürüldüğünde 3 aylık hamile olan ve mahkemede verdiği ifadesinde eşi, kayınpederi ve 2 yakınının katledildiğini söyleyen Fidan Güneş (25) “Olay yerine gittiğimde Sıddık Yıldız bana ‘senin eşini öldürdüm, sanma ki sen ve oğlunu yaşatacağım’ dedi, bana vurdu, yere düştüm, ‘Ben dediğimi yaparım, gördünüz mü bana bulaşılmaz’ dedi, Güneş ailesi ile Yıldız ailesi arasında husumet vardır, olaydan bir süre önce Fatma Güneş, Burhanettin Yıldız’a kaçmıştı, 1-2 ay sonra da intihar etti. Husumet bu olaydan kaynaklanmaktadır” diye konuştu.
“KIZIM BUNLARIN YÜZÜNDEN İNTİHAR ETTİ”
Olayda yaşamını yitiren Hasan Güneş’in eşi Nebahat Güneş (54) kızı Fatma Güneş’in Yıldız ailesine gelin olarak kaçırıldığını ve kızının sürekli baskı, tehdit ve hakaretlere maruz kalması nedeniyle kendini asarak intihar ettiğini söyledi.
Yaşanan bu olaydan sonra iki aile arasında husumet bulunduğu için Erzurum’u terk ederek Bursa’ya yerleştiklerini belirten Nebahat Güneş, şöyle devam etti:
– Eşim kurbanlık hayvan toplamak için ‘memleketimiz Erzurum’a gidelim’ dedi ve bir daha Erzurum’a döndük, burada sürekli bu aile bizi tehdit ediyordu, her gördükleri yerde çirkin söylemlerde ve hakaretlerde bulunuyordu, bu olayları sürekli muhtara söylüyorduk, muhtarın da haberi vardı.
– Sıddık Yıldız, sürekli bizim kapımıza gelip ‘200 adamım var sizin kimseniz yok’ diyerek bizi korkutuyor ve tehditlerde bulunuyordu. Bayramın dördüncü günü eşim ve diğer akrabalarım traktöre gübre yükleyip tarlaya götürürken bu şahıslar silahlanıp hepsini öldürmüş. Olay yerine giderken karşımıza çıkan Sıddık Yıldız, Fidan Güneş’e tekme vurarak onu çeşmeye soktu. Daha sonra da aynı şekilde benim sırtıma tekme ile vurdu ve bizim olay yerine gitmemizi engelledi.
– Bu sırada Sıddık Yıldız bize ‘Sizin ocağınızı söndürdüm, sizi ve diğerlerini de öldüreceğim’ dedi. Biz olay yerine gittiğimizde hepsi ölmüş Baki Güneş yaşıyordu, başının altına bir yastık gibi bir şey koymuşlar gözleri açıktı ancak kendisinde değildi o da öldü.
HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİ VERİLDİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Burhanettin Yıldız ile İrfan Yıldız’ı, Baki, Hasan, Sıddık ve Sinan Güneş’i ‘kasten öldürme’ suçundan önce 4’er kez müebbet hapis cezasına çarptırdı. Heyet, haksız tahrik indirimi ile cezayı her bir sanık için 4’er kez olmak üzere 18’er yıldan 72 yıl hapis cezasına çevirdi. İki sanık da 72’şer yıl hapis cezasına mahkum edildi.

İrfan Yıldız (solda) – Burhanettin Yıldız (sağda)
4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hazırlanan gerekçeli kararda, olay yerinde çok sayıda tabanca ve tüfek bulunduğu, her iki tarafında birbirlerini öldürme kastı ile hareket ettiklerine vurgu yapıldı. Gerekçeli kararda, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı hususu kuşkuyu aşacak şekilde aydınlatılamamış olmasının sanıklar lehine değerlendirilmesinin gerektiğine işaret edildi. Bu nedenle de haksız tahrik indirimi uygulandığı belirtildi.
Heyet sanıklara iyi hal indirimi uygulanmama gerekçesini ise şöyle açıkladı:
– Sanıkların fiili gerçekleştirdikten hemen sonra olay yerinden suçta kullandıkları silahlar ile ayrılmış olmaları, eylemde vahim nitelikte silah kullanmış olmaları, kolluk kuvvetlerine teslim sürecinde tape kayıtlarına göre adeta pazarlık havasına bürünen ve yargılama aşamasında soğukkanlı şekilde duruşmalara katıldığı görülen ve devamla sanık Burhanettin tarafından ateş ettiği ikrarında bulunulmuş ise de bu hususun dosya kapsamındaki maddi gerçeğe ulaşmada yeterli katkı sağlamadığı anlaşılmış ve sanıklar lehine takdiri indirim maddesinin uygulanmasına gerek duyulmayarak hüküm kurulmuştur.
]]>Daha önce duruşmalara görüntülü katılan eşinin gelecek hafta yapılacak iade davasına şahsen katılması için başvuru yapıldığını hatırlatan Stella Assange, “Duruşmalara görüntülü olarak katılması çok saçma. Mahkemenin, Julian’a karar duruşmasına katılması için izin vermesini umuyorum. Bunun olup olmayacağını bilemiyoruz. Bu bile davanın saçmalığını gösteriyor.” dedi.
Assange, eşi hakkında ABD’ye iadesine hükmedilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir süreç başlatacaklarını da belirterek, İngiltere’de temyiz davası açmak da dahil iç hukuk yollarının tükendiğini ifade etti.
“SAĞLIĞI KÖTÜYE GİDİYOR”
Eşinin en son 6 Ocak 2021’de mahkemeye şahsen katıldığını söyleyen Assange, şunları kaydetti:
“Julian, Noel döneminde hastaydı. Hasta olduğu yaklaşık 1 hafta boyunca ziyaret etme fırsatımız olmadı. Avustralya’nın Londra Büyükelçisi sürece dahil oldu ve Belmarsh Hapishanesi yönetimiyle doktor göndermeleri konusunu görüştü. Julian’a doktorla görüşebileceği sözü verildi ancak Büyükelçinin müdahalesi sonrası görüşebildi. Akli ve bedensel sağlığı kötüye gidiyor. Hapishanede kaldığı her gün hayati risk taşıyor. Julian, (ABD’ye) iade edilirse ölecek.”
İade kararının ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüyle ilgili yasaları ihlal edeceğini savunan Assange, “Bir devletin suçlarını haberleştirmek suç değildir. Julian, basında da yer aldığı üzere aynı zamanda bir suikast komplosunun da kurbanı. Eski CIA Direktörü Mike Pompeo döneminde, Julian’ın nasıl infaz edileceğine dair planlar yapıldığı haberleri çıktı. Pompeo, Julian’a takıntılıydı. Onu öldürmeyi, Beyaz Sarayın en üst makamlarıyla görüştü.” ifadelerini kullandı.
Assange, mahkemede bu iddialara ilişkin delillerin dikkate alınması gerektiğini söyleyerek, Julian Assange’ın iadesinin ABD ile İngiltere arasındaki iade anlaşmasını da ihlal ettiğine vurgu yaptı.
Mahkemenin iade kararı vermemesi halinde Julian Assange’ın serbest bırakılmayacağını ancak temyiz mahkemesi yolunun açılacağını da vurgulayan Assange, eşini son olarak 3 Şubat’ta görebildiğini, eşinin durumundan dolayı endişe duyduğunu anlattı.
“GÜVENCELER ABD’Yİ BİR ŞEY YAPMAKTAN ALIKOYMAYACAK”
Son 5 yıldır hücrede kalan eşinin yargılanma ve cezaevi koşullarına ilişkin ABD’nin bazı güvenceler verdiğini hatırlatan Assange, “Bunlar güvence değil çünkü koşullara bağlı. ABD’yi bir şey yapmaktan alıkoymayacak. Kendisini öldürmeye itecek şartların içine koyabilecek imkanı veriyor. Yüksek Mahkemede sağlık durumuna ilişkin raporlar kabul edilse de hiçbir şey değişmedi. ABD ve İngiltere tıbbi raporları, Julian’ın içinde bulunduğu koşullar nedeniyle kendisini öldürme riski taşıdığını ortaya koydu.” dedi.
Assange, ABD’ye iade edilmesi halinde eşinin hapishane şartlarından ABD’li istihbarat servislerinin sorumlu olacağını da söyleyerek, “Bu servisler Julian’ı öldürme planı yaptı. Onlar için ulusal güvenlik konusu olduğu için cezaevine Julian’ı hücre hapsine koymaları tavsiyesi ettiklerinde bunu gerekçelendirmelerine bile gerek yok.” diye konuştu.
ABD’deki hapishane şartlarının Julian Assange’ın sağlığı için iyi olmayacağını kaydeden Assange, iade edilirse eşini bir daha görememekten endişe duyduğunu ifade etti.
Stella Assange, eşinin İngiltere’de hiçbir suçtan ceza almamış olmasına rağmen yüksek güvenlikli bir cezaevinde 5 yıldır hücre cezası çektiğini, bu durumu ABD’de sürdüremeyeceğini de sözlerine ekledi.
“JULIAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE ETMEK GEREK”
WikiLeaks Editör Vekili Hrafnsson da Assange’ın ABD’ye iadesinin basın özgürlüğü için kötü sonuçlar doğuracağını söyleyerek “Avrupa’da yayın yapan Avustralyalı bir gazetecinin ABD ve İngiltere’de hapse girme ihtimali, dünyanın hiçbir yerindeki gazetecinin güvende olmadığı anlamına geliyor.” dedi.
Dünya genelinde basın özgürlüğünün saldırı altında olduğunu kaydeden Hrafnsson, “Bu bir hastalık gibi, salgın gibi. Bu bağlamda Julian, kömür madenindeki bir kanarya gibi.” diye konuştu.
Hrafnsson, İngiltere’de aralıkta kabul edilen Ulusal Güvenlik Yasası’nın, ABD yasalarından etkilendiğini de ifade ederek “Julian’ın özgürlüğü için mücadele etmek, gazetecilik için mücadele etmektir.” diye konuştu.
DAVA SÜRECİ
Assange’ın kurduğu WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımlamıştı.
Assange, Haziran 2012’de sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’nden 11 Nisan 2019’da çıkarılarak gözaltına alınmış ve “kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etmekten” tutuklanarak Londra’daki Belmarsh Hapishanesi’ne konulmuştu.
Mahkeme, 50 hafta hapse mahkum edilen Assange’ın iade talebi çerçevesinde cezasını tamamladıktan sonra da tutuklu kalmasına karar vermişti.
Yüksek Mahkeme, 10 Aralık 2021’de Assange’ın ABD’ye iade edilebileceğine hükmetmişti.
Westminster Sulh Ceza Mahkemesinin 20 Nisan 2022’de iadeye hükmetmesiyle dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel, 17 Haziran 2022’de Assange’ın ABD’ye iade edilmesi kararını imzalamıştı.
Assange’ın avukatları da 1 Temmuz 2022’de karara ilişkin Yüksek Mahkemeye itiraz başvurusunda bulunmuştu.
İngiltere’de tutuklu bulunan Assange’la ilgili ABD’ye iade davası 20-21 Şubat’ta görülecek.
]]>Terör örgütü PKK’ya silah ve mühimmat sağladığı gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapisle cezalandırılan ve bu cezasının bitimine 1 gün kalan Abdullah Zorarslan’ın çukur ve hendek olaylarında polisle girdiği çatışmada yaralandığı kaldırımdaki kan örneği ile eşleşince hakkında “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” suçundan açılan dava karara bağlandı.
Tahliye beklerken açılan ikinci davadan da tutuklanan Zorarslan son savunmasında şöyle dedi:
-Ben güvercin almak için Bağlar’a gitmiştim. Kaldırımda 3-4 kişi oturuyordu. Sigarada içmek için ateş istediğimde hem bu kişilerin, hem de Hizbullahçıların saldırısına uğradım. 13 kurşun yedim.
-Tek böbrekle yaşıyorum. Silahlı saldırıya uğradığım için üzerimde atış artıklarının çıkması çok normal.
-Hastaneye götürüldüğümde bir ölüden farksızdım. Baştan aşağı kanlar içindeydim. Bilincim kapalıydı, 6 ay tedavi gördüm.
-Zaten örgüt üyesi olmaktan aldığım cezamı tamamladım. Ailem tahliye beklerken, yeni bir dava ile tutuklanmam vicdani değildir.
ÇATIŞMAYA GİRDİĞİNİ ÖRGÜTE YAZDIĞI RAPORLA DOĞRULADI
Mahkeme heyeti, sanığın 8 yıl 9 ay gibi ağır bir ceza ile cezalandırılmış olmasına rağmen aleyhine bozulabileceği endişesiyle istinaf ve Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmayarak kesinleştirdiğine vurgu yaptı.
Mahkeme sanığın yaralandıktan sonra tedavi gördüğü süreçte de terör örgütüne kendi el yazmalı verdiği raporunda, Bağlar İlçesi Lezgin Avcı Caddesi’nde 2 polisin şehit olduğu Bedrettin Toğrap adlı teröristin yaralandığı bilgisini paylaştığına dikkat çekti.
POLİSİ DE KANDIRIP KENDİNİ YARALI VATANDAŞ TANITTI
Çatışmanın olduğu kaldırımdaki faili meçhul kişiye ait kan örneğinin veri tabanındaki kan örnekleriyle genotip uyumlu olduğu da dikkate alındığında güvenlik güçleriyle çatışmaya giren ikinci teröristin Abdullah Zorarslan olduğu ifade edildi.
Mahkeme sanığın yaralandıktan sonra farklı bir kimlikle hastane girişinin yapılarak 6 ay boyunca tedavi gördüğünü, polislere verdiği ifadesinde ise kendini sıradan vatandaşmış gibi tanıtarak yolda yürürken çatışmanın ortasında kaldığını ve kendisini vuranların kim olduklarını bilmediğini belirtmiş olmasına rağmen mahkemede alınan savunmasında ise sigara içmek için ateş istediği Hizbullahçı kişilerin kendisini vurduğu şeklinde birbiriyle çelişen iki farklı beyanda bulunduğuna işaret etti.
BAĞLARDA YARALI ESİR DÜŞTÜ BİLGİSİ
Öldürülen üst düzey bir teröristin üzerinde ele geçen ve dağ kadrosundaki teröristlerin sicil bilgilerinin tutulduğu defterde de sanığın adı soyadı, anne ve baba adı ile gizliliğini sağlamak için kullandığı kod isimler, nüfusa kayıtlı olduğu yer bilgilerini içeren kişisel verilerinin tespit edildiği ve bu bilgilerin altında, “Kod adıl Brusk Argat. Abdullah Z.. Bağlar’da ağır yaralı esir düştü” bilgileri yer aldı.
Mahkeme, sanığın yaralandıktan sonra güncel durumuyla ilgili örgüte düzenli rapor verdiğini,, terörist olmayan birinin terör örgütünün üst yönetimine rapor sunmasının hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacağının altını çizdi.
Terörist Abdullah Zorarslan’ın Sur ve Bağlar İlçesindeki çukur ve hendek teröründe aktif yer aldığına dair yakalanan ve teslim olan teröristlerce de teşhis edildiği kaydedildi.
AĞIR MÜEBBET VE 28 YIL 6 AY HAPİS
Polis ve askerlere saldırıları organize etmek için kırsal alandan şehir merkezine gönderilen üst düzey sözde komutan olduğu belirtildi.
Teröristin örgüte hitaben yazdığı bir başka raporunda, “Surda büyük direniş gösteren YPS güçlerimize destek ve alan büyütmek için İskenderpaşa, Alipaşa gibi yerlerde arkadaşlara destek vermek için düşmanın çemberini ve planlamalarını boşa çıkardık. Bize alanı tanıma fırsatı verilmedi. 24 barikat kurduk. İki barikatımız zayıf olduğu için düştü. Cephanelerimizi kamyonla hazırlanmış gibi düşmana verdik” diyerek başarısız olduklarına dair bilgilendirme yaptığı da dikkate alındığında “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” suçunu işlediği yönünde tam bir vicdani kanaatin hasıl olduğu belirtildi.
Mahkeme sanığı ağırlaştırılmış müebbet hapis ve roketatarla saldırılarda bulunduğu için terör amaçlı vahim nitelikli silah bulundurmaktan da ayrıca 28 yıl 6 ay hapisle cezalandırdı.
]]>Sadife Yüzer, kanlar içinde yere yığılırken, Ali Rıza Yüzer ise sağlık ekiplerine haber verdi. Sadife Yüzer, gelen sağlık ekiplerinin çabasına rağmen kurtarılamadı.
Jandarma tarafından gözaltına alınan Ali Rıza Yüzer, tutuklandı. Yapılan DNA testinde Yüzer’in ölen bebeğin babası olduğu ortaya çıktı.
HAMİLE EŞİNİ ÖLDÜREN SANIĞA ‘HAKSIZ TAHRİK’ İNDİRİMİ
Konya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Gebe olduğunu bildiği eşine karşı kasten öldürmek’ suçundan yargılanan Ali Rıza Yüzer, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme heyeti, Yüzer’in suçu ‘haksız tahrik’ altında gerçekleştirdiğine kanaat getirip cezayı müebbet hapse indirdi.
KARARA İTİRAZ EDİLDİ
Sadife Yüzer’in ailesinin avukatı, bir üst mahkeme olan Konya Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvurup, karara itirazda bulundu.
Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, cezayı fazla bulup, kararı bozarak dosyayı yeniden 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Yerel mahkeme yine aynı kararı verdi. Dosya, tekrar Konya Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderildi.
Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’nde geçen yıl 8 Haziran’da görülen duruşmada Ali Rıza Yüzer’e önce müebbet hapis cezası verildi. Heyet, ”Maktulenin olayın hemen öncesinde sanığa ‘Efe sadece senin çocuğun, diğerleri senden değil, karnımda olan çocuk da senden değil’ sözünü söyleyip söylemediğinin olay anında, olay mahallinde sanık ve maktule dışında başkaca kimsenin bulunmaması karşısında bu sözün maktule tarafından söylendiği yönündeki sanık savunmasının aksinin ispatının mümkün olmadığı gerekçesiyle suçun ‘haksız tahrik’ altında işlendiğini” belirtti. Heyet, ayrıca Yüzer’in ‘yargılama sürecindeki davranışlarını’ göz önünde bulundurarak ‘iyi hal’ indirimi uygulayıp cezayı 23 yıla düşürdü.
YARGITAY BOZDU, İSTİNAF YİNE AYNI KARARI VERDİ
Bu kararın ardından dosya temyiz için Yargıtay’a gönderildi. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, Ali Rıza Yüzer’in cinayeti ‘haksız tahrik’ hükümleri olmadan işlediğine kanaat getirerek oy çokluğuyla yeniden yargılanması talebiyle dosyayı bölge mahkemesine gönderdi. Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’nde bugün yeniden görülen duruşmada, önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Ardından suçun ‘haksız tahrik’ altında işlendiğine kanaat getiren heyet, müebbet hapis cezasına indirdi. Heyet, Yüzer’in yargılama sürecindeki davranışlarını göz önünde bulundurarak ‘iyi hal’ indirimi uygulayarak cezayı 23 yıla düşürerek, aynı cezayı yeniledi.
“BİZİM İÇİN ACI BİR SÜREÇ”
Verilen 23 yıl hapis cezasını kabul etmediklerini söyleyen Sadife Yüzer’in kardeşi Rıfat Yıldız, şunları söyledi:
-Ablam, eşi tarafından 7 aylık hamileyken pompalı tüfekle göğsünden vurularak vahşice katledildi.
-İstinaf mahkemesi, ‘haksız tahrik’ ve ‘iyi hal’ hükümlerini uygulayarak 23 yıl hapis cezası verdi. Yargıtay’da verilen cezayı bozup ‘haksız tahrik’ hükümlerinin uygulanmadan yeniden yargılama yapılmasını istedi.
-Bugün Bölge Adliye Mahkemesi yine aynı 23 yıl hapis cezası kararını verdi. Devletin adaletine güveniyoruz, ama bu süreç bizim için çok acı bir süreç. Şu an da annemin mahkemeden dahi haberi yok.
-Biz perişan durumdayız. Bu 23 yıl ceza verilmesi konusunda neden ısrar ediliyor. Yargıtay’a yeniden müracaat edeceğiz. İnşallah oradan doğru karar gelecek.”
Sadife Yüzer’in ailesinin avukatı Buğra Büyükağaçcı, karar için yeniden Yargıtay’a itirazda bulunacaklarını ve dosyanın da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda görüşülüp, nihai karara bağlanacağını söyledi.
]]>Ses kayıt cihazında Fatma Y.’nin, üvey kızı B.Y.’ye farklı tarihlerde hakarette bulunup, eziyet ettiği ve insan dışkısı yedirdiği ortaya çıktı.
CY.’nin şikayeti üzerine eşi Fatma Y. hakkında ‘eziyet’ suçundan dava açıldı. Kayseri 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında tutuksuz sanık Fatma Y., B.Y. ve C.Y.’nin avukatı Mustafa Avşar hazır bulundu.
Fatma Y., “İddia edildiği gibi B.Y.’ye hiçbir kötü muamelem olmadı. C.Y. ile ikinci evliliğimi yaptım. Babası ile evlendiğimde B.Y., 2 yaşındaydı. Ses kaydı alındıktan sonra 2 sene daha evli kaldık. Bir kez boşandık, tekrar evlendik. Böyle bir şey yapmış olsaydım, B.Y.’nin babası benimle ikinci kez evlenmezdi” dedi.
“HAKARET EDİP, OKLAVAYLA DÖVERDİ”
Üvey annesinin kendisine şiddet uyguladığını anlatan B.Y., “Banyoda saçımızı çekiyordu. Kafamızı suya daldırıp, orada bekletiyordu. Babam işten dönünce bize iyi davranıyordu. Hakaret edip, oklavayla döverdi. Tuvaleti yedirirdi, acı biber yedirirdi” diye konuştu.
Mahkeme hakimi, sanık Fatma Y.’yi, ‘çocuğa karşı eziyet’ suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim, sanığın daha önce mahkumiyetinin bulunması, suç konusunun önem ve değeri nazara alınarak sanığın etkin pişmanlık gösterip, yeniden suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluşmadığından sanık hakkında ‘iyi hal’ indirimi yapmadı.
Avukat Mustafa Avşar’ın, sanığın en üst sınırdan ceza alması gerektiği gerekçesiyle karara itiraz edip, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdığı öğrenildi. Diğer yandan B.Y.’nin babası ile Fatma Y.’nin boşanma aşamasında olduğu, davalarının sürdüğü belirtildi.
“2 YIL EZİYETE UĞRAMIŞ”
Karar sonrası B.Y.’nin babası C.Y. ilk kez konuştu. İlk evliliğinden 2 çocuğunun olduğunu, oğlu Recep’in 2020 yılında ranzadan düşerek hayatını kaybettiğini anlatan C.Y., “Oğlumu kara toprağa verdim. Kızımın da davranışlarında değişiklikler görünce evime ses kaydı koymak zorunda kaldım. Kızımın çok ciddi bir eziyete maruz kaldığını üzülerek tespit ettim. Evladım maalesef ki 2 yıl eziyete uğramış. Bunu öğrendikten sonra avukatlarımla yasal sürece başvurdum. Kesinlikle verilen kararı iyi bulmuyorum. Sanığın aldığı 5 yıl hapis cezası çok az. Sanık değil 5 yıl, 15 yıl ceza alsa da evlatlarımın gözünden akan bir damla yaşın karşılığı olamaz. Dosyanın emsal durum olması, ülkemdeki diğer evlatların korunması için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağım. Evlatlarıma çektirdiklerinin karşılığı olmasa da sanığın tutuklanmasını ve en yüksek cezayı almasını istiyorum” dedi.
“NE ZAMAN ADALET YERİNİ BULACAK”
Kızı B.Y.’nin psikolojisinin bozulduğunu anlatan C.Y., “Kızım, sürecin başından beri psikolojik tedavi görüp, terapi alıyor. İlk zamanlarda altına kaçırıyor ve sürekli ağlıyordu. Tedavisi için elimden geleni yapıyorum. Her iki çocuğum eziyet çekti. Oğlum Recep sanık ile aynı evdeyken vefat etti. Kızım 2 yıl boyunca eziyete maruz kaldı. Sanık 5 yıl hapis cezası alıp, duruşma salonundan gülerek çıkıp gitti. Sanık elini kolunu sallayarak gezerken; kızım ile psikolog kapılarında bekliyorum. Yetkililere sesleniyorum. Sizin evlatlarınız et-balık yerken; benim kızıma bu sanık tarafından dışkısı yedirilmiştir. Bu durum hak mıdır? Ne zaman adalet yerini bulacaktır? Evladımın acısı dinecek midir? Yalnızca benim çocuğum için değil, tüm eziyete uğrayan yavrularımız için adalet istiyorum” diye konuştu.
]]>Olay, o dönem 17 yaşında olan mağdur S.T.’nin, 12 Ağustos 2022’de nakil olarak gittiği Ankara Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde yapılan muayenesinde ortaya çıktı.
Vücudunda darp izleri görülen S.T.’nin, Kocaeli’deki cezaevinde M.D. ile birlikte, A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö.’nün cinsel istismarına maruz kaldıklarını, kemerle darbedildiklerini, zorla ayaklarını yıkattıklarını, kendilerine masaj yaptırdıklarını, bardaktan ve pet şişeden zorla idrar içirdiklerini beyan etmesi üzerine, kurum müdürlüğü tarafından suç duyurusunda bulunuldu.
Şüpheliler hakkında, Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılarak geçen Ocak ayında karar çıktı.

ÇOCUK KOĞUŞUNDAKİ SANIKLARA CEZA YAĞMIŞTI
Mahkeme heyeti, sanıkların suç tarihinde 18 yaşından küçük olmalarını dikkate alarak, S.T. ve M.D.’ye yönelik haklarında ‘çocuğa karşı eziyet’, ‘cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından şüpheliler A.S., E.G., K.T.Ö. ile Y.Ö., 19 yıl ile 30 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezası verdi. A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö., ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçundan beraat ederken, ‘kaçma şüpheleri olduğu gerekçesi’ ile tutukluluk hallerinin devamına karar verilmişti.

GARDİYANLAR HAKKINDA DA SORUŞTURMA
Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı gündeme gelen olayın ardından Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevli infaz koruma memurları Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. Ve Samet K. hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından şüpheliler hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, mağdur S.T.’nin haklarında iddianame düzenlenen 18 yaşından küçük çocuklar A.D., E.G., Y.Ö. ile K.T.Ö. tarafından işkence ve istismara maruz kaldığı anlatıldı. S.T.’nin Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na Ağustos 2022 tarihinde sevk edildiği anlatılan iddianamede, cezaevine girişte yapılan kontrollerde vücudunda morluklar ve yaraların tespit edilmesi üzerine suç duyurusunda bulunulduğu, Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından S.T.’ye yönelik 18 yaşından küçük 4 şüphelinin 11 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleştirdikleri eylemlere ilişkin günün vardiya sorumlusu infaz koruma memurları hakkında soruşturma başlatıldığı aktarıldı.
İFADESİNDE GARDİYANLARDAN ŞİKAYETÇİ OLMADI
İddianamede, şikayetçi S.T.’nin ifadesine de yer verildi. İfadesinde S.T., “Bir olay sebebiyle 3 Ağustos 2022 tarihinde Kandıra Cezaevine girdim. Cezaevinde gündüz ve geceleri olmak üzere iki kez İnfaz Koruma memurları denetim yaparlardı. Ayrıca ses yükseldiğinde de kapıdan gelip kontrol ederlerdi. Kandıra Cezaevi’nde başıma gelen olay ile ilgili cezaevinden sevk edileceğim gün ismini bilmediğim infaz koruma memurunun biri gözümdeki morluğu fark etti ve bana gözümün neden mor olduğunu sorduğunda ona ‘ranzaya çarptım’ dedim. Ben yaşadığım olayı orada görevli infaz koruma memurlarına anlatmadım, yardım da istemedim. Bu olayı anlatmama sebebim olay içeriğinde ismi geçen çocuk suçluların ‘olayı anlatırsan sana daha kötü şeyler yaparız’ diye tehdit etmeleridir. Benim bu konu ile ilgili söyleyeceklerim bundan ibarettir. Bu konu ile ilgili İnfaz Koruma memurlarından herhangi bir davam ve şikayetim yoktur” dediği belirtildi.
ŞÜPHELİ GARDİYAN SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Gardiyanlardan şüpheli Ahmet Ö.’nin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, “Ben olay tarihinde 20.00 ile 08.00 saatleri arasında çalışıyordum. Nöbetçi memur olarak da Ahmet S. ve Samet K. görev yapıyordu. Kural gereği biz her saat içerisinde 1 kez odaları, oda kapısındaki mazgaldan ya da oda kapısı açılarak kontrol ediyoruz. O gün de bu şekilde odaları kontrol ettik. O gün yaklaşık olarak 13 kez odayı kontrol ettik. Biz odaları kontrol ettiğimizde her hangi bir sorun yoktu ve herhangi bir şikayette bulunan da olmadı. Çocuk şahıslar D4 numaralı odada kalıyordu. Ben vardiyam esnasında herhangi bir olumsuzluğa rastlamadım. Odalar iki katlıdır, alt katta kamera sistemi bulunmaktadır. Alt katta herhangi bir olumsuzluk olsaydı tarafımızdan müdahale edilirdi. Olay üst katta kamera bulunmadığından orada gerçekleşmiş. Tarafımdan sorumluluklar yerine getirilmiştir. Ben ve nöbetçi memurlar o gün gerekli kontrolleri yaptık. Belirttiğim sebeplerden suçlamayı kabul etmiyorum” şeklinde ifadesine yer verildi.
ANKARA’YA NAKİL OLURKEN SAĞLIK RAPORU ALINMAMIŞ
Cezaevinde görevli gardiyanlardan şüpheli Murat Ş. ise ifadesinde, şikayetçi S.T.’nin kaldığı koğuşta kontrol ettikleri sıralarda koğuştakilere sorunu olup olmadıklarını sorduklarını, koğuştan kimsenin sorun bildirmediğini ifade etti. Diğer şüphelilerin de alınan ifadelerinde benzer savunmalar yaptığı görüldü. İddianamede S.T.’nin sevki sırasında darp raporu alıp almadığına ilişkin cezaevine sorulduğu, gelen cevap yazsında S.T.’nin Kocaeli’ndeki cezaevine girdiği gün alınan sağlık muayenesinde herhangi bir olumsuzluk görülmediği ve nakiller sırasında tutuklulardan sadece yolculuk yapıp yapamayacağı yönünde rapor alındığını bildirdi.
NAKİL SIRASINDA ŞİKAYETÇİYE MUAYENE YAPILMAMIŞ
İddianamede, S.T.’nin tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu’nda, aynı koğuşta kaldığı A.S., E.G., Y.Ö. ve K.T.Ö. tarafından işkence gördüğü, cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne fezleke düzenlendiği aktarıldı. S.T.’nin Ankara’daki cezaevine nakil olduğunda yapılan muayenede gözle görülür şekilde tespit edildiği vurgulandı.
“DURUMU FARK ETMEMELERİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI”
İddianamede, olayın yaşandığı gün vardiya memurlarının odaya en az iki defa girdiği, yaşanan olaylarda mağdurun yüzünde ve vücudunda meydana gelen yaralanmaları görmemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi. İddianamede, S.T.’nin mağduriyet yaşadığı belirtilerek kamu davası açılması için yeterli delilin bulunduğu vurgulandı.
5 GARDİYAN İÇİN 1 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
İddianamede, şüpheliler Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. Ve Samet K.’nin “Görevi Kötüye Kullanmak” suçundan ayrı ayrı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianamenin kabul edilmesiyle şüphelilerin ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
“ALDIĞI YARALARIN TELAFİSİ OLDUKÇA GÜÇ”
Şikayetçi S.T.’nin avukatı Rıdvan Can Erdem, “Kocaeli Cezaevi’nde oldukça vahim bir olay yaşandı. Müvekkilim aynı koğuşta bulunan diğer çocuklar tarafından eziyete, işkenceye ve cinsel istismara maruz kaldı. Bu olayla ilgili yargılamanın sonuna gelindi ve Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklar hakkında oldukça ağır cezalar hükmetti. Bununla birlikte devam eden bir davamız daha vardı. Müvekkilim S.T.’nin cezaevine girmesine sebep olan davada, beraat ile sonuçlandı. Müvekkilin masum olduğu ve cezaevine haksız yere girdiği anlaşılmış oldu. Sanıklar her ne kadar cezalarını almış olsalar da müvekkilin bu olay nedeniyle aldığı yaraların telafisi oldukça güç. Bizim devlet aleyhine açmış olduğumu tazminat davamız var. Biz burada mağdur S.T.’nin gerektiği gibi korunamadığını düşünerek Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtık. Bu davamız şu ana sürüyor” dedi.
“HERKES GÖREVLERİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPMALIYDI”
Avukat Can Erdem, “Yaşan şiddet ve taciz olayı Kandıra’da yaşanmasına rağmen bu hadise Kocaeli Cezaevi’nde ortaya çıkmadı. Müvekkil ve diğer çocuk mahkumlar, Ankara Sincan’daki cezaevine nakledilince orada fiziki muayenede ortaya çıktı. Bu olay Ankara’da yapılan fiziki muayenede ortaya çıkıyorsa Kandıra’da da ortaya çıkabilirdi. Kandıra Cezaevi’ndeki infaz koruma memurlarının ihmal suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle, görevlerini gerektiği gibi yerine getirmediğini, oradaki çocukların koruma ve gözetimlerinin gerekti şekilde sağlanmadığını belirterek haklarında iddianame düzenleyip kamu davası açtı. Bu dava devam ediyor halen. Dava sonucunda muhtemeldir ki görevlerini gereği gibi yerine getirmediği kamu hizmetinden yasaklanma durumları söz konusu olacaktır. Ayrıca adli bir ceza da olacaktır. Burada herkes görevlerini en iyi şekilde yapmalıydı. Orada gardiyanlar görevlerini gerektiği gibi yerine getirseydi, o elim olaylar daha başlangıcında fark edilseydi işler bu noktaya gelmeden önlenebilecekti” diye konuştu.
“BİRBİRLERİNDEN OLDUKÇA ETKİLENİYORLAR”
Avukat Erdem, çocuk mahkumlar için özel bir cezaevi ortamı hazırlanması gerektiğini belirterek, “Özellikle 18 yaşından küçük çocuk mahkumların birbirlerinden oldukça etkilendiğini düşünüyoruz. Çünkü eziyet ve istismar davasında, sanıkların alınan savunmalarında, her biri esasında bunları kendilerinin düşünmediği ve birbirlerinden etkilenerek bu eylemleri gerçekleştirdiklerini söylediler. Adalet Bakanlığı’na çocuk mahkumların yetişkinler için hazırlanmış koğuşlarda değil de onlar için özel olarak hazırlanmış, gelişimleri, eğitimleri, sosyal faaliyetleri olan koğuşlarda kalması gerektiği yönünde yazı yazdık” ifadelerini kullandı.
]]>Diğer terörist Emrah Yayla ile birlikte etkisiz hale getirilen Pınar Birkoç hakkında, 9 Mayıs 2017’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” suçlarından dava açıldı.
‘KOZMİK ODA’DA PARMAK İZİ
Dava dosyasında yer alan iddianamede, DHKP/C terör örgütünün faaliyetlerinin deşifresine yönelik çalışmalarda örgüt mensubu olduğu değerlendirilen Cemil Kurt’un, 17 Eylül 2016’da polis kıyafeti giyerek İstanbul Anadolu Adliyesi içinde keşif çalışması yaptıktan sonra ticari taksiye binerek Kocaeli’ye gittiği belirtildi.
Kocaeli’nde 18 Eylül 2016’da sahte polis kimlik kartıyla yakalanan Kurt’un barındığı tespit edilen Beyoğlu’ndaki Gençlik Federasyonu’na, 21 Aralık 2016’da operasyon düzenlendiği ve demirlerle güçlendirilmiş kapılar kırılarak içeri girildiği aktarılan iddianamede, şüphelilerin kendilerini güçlendirilmiş çelik duvarlardan oluşan odaya kapattıkları ve bu özel korunaklı oda kapısının da çelik kapı teçhizatlarıyla açıldığı vurgulandı.
“Kozmik oda” olarak tabir edilen odadakiler arasında sanık Pınar Birkoç’un da bulunduğu ve bu kişilerin çok sayıda tahrip edilmiş örgütsel dokümanla yakalandığı kaydedilen iddianamede, Beyoğlu Piyalepaşa Mahallesi’ndeki bir adrese yönelik 23 Ekim 2016 tarihli operasyonda ele geçirilen örgütsel suç aletlerinden kırmızı renkli bez maskedeki DNA profilinin de Pınar Birkoç’unkiyle uyumlu olduğu dile getirildi.
İddianamede, Pınar Birkoç’un, yoğunluk, çeşitlilik ve süreklilik arz eden eylemleriyle DHKP/C silahlı terör örgütünün hedef ve çıkarları doğrultusunda örgüt üyesi olarak faaliyet gösterdiği belirtildi.
“BIRAKIN OKULUMA GİDEYİM” SAVUNMASI YAPMIŞ
İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılanan Birkoç, duruşmalarda yaptığı savunmalarda tahliye talebinde bulunurken, “Artık bu adaletsizliğe bir son verin. Bırakın gideyim, ailemin yanında olayım, okuluma, hayatıma devam edeyim, kendime bir gelecek kurmak telaşı içerisine gireyim” ifadelerini kullandı.
Birkoç hakkındaki dava 2019 yılında karara bağlandı ancak verilen hüküm 2021 yılında Yargıtay incelemesinin ardından bozuldu.
Aynı mahkemede 2021 yılında yeniden görülmeye başlanan davada sanık Birkoç, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak Şubat 2022’deki duruşmada tahliye edildi. Hakkındaki karar ise 22 Mart 2022’de açıklandı. Buna göre Birkoç, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” suçlarından 11 yıl 8 ay hapis cezası ile 120 lira adli para cezasına çarptırıldı, hakkında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol işlemi uygulandı.
HAKKINDA GİZLİ TANIK İFADELERİ VAR
Mahkemenin gerekçeli kararında da, gizli tanık D.A. ve K.D’nin Birkoç hakkındaki beyanlarına yer verildi.
D.A, “Birkoç’un terör örgütü DHKP/C’nin gençlik yapılanması liseli Dev-Genç içerisinde faaliyet yürüttüğü, aynı zamanda Sarıyer’deki Armutlu bölgesinde kurulan ‘Dilek Doğan Adalet Çadırı’nın polis tarafından kaldırılması sonrası süreçte geldiği bu bölgedeki eylemlere katıldığı, polis karakoluna yönelik saldırılarda Birkoç’un molotofkokteyli atan kişi olduğu” şeklinde ifadeler kullandı.
Kararda, diğer gizli tanık K.D’nin ise Birkoç ile ilgili şu beyanı yer aldı:
– DHKP/C örgütünde Nurtepe mahalli alan içerisinde faaliyet yürütmekteydi. Örgütün talimatı doğrultusunda Bağcılar’da silahlı çatışmada yaşamanı yitiren Günay Özarslan için, 24-27 Temmuz 2015 tarihleri arasında Gazi Mahallesi’nde düzenlenen korsan gösteriye de katılan şahıstır. Bana izlettiğiniz görüntülerde, örgütün tek tip kıyafeti olan yeşil gömlek, kahverengi etek, boynunda kırmızı fular ve kafasında siyah bere ile elinde flama taşıyan şahıstır.
Birkoç’un örgütsel yayın yapan internet sitesi ve sosyal medya hesapları aracılığıyla yapılan genel veya özel nitelikli çağrılar veya talimatlar üzerine, örgütün önem verdiği gün ve olaylarda yasa dışı eylemlere katıldığının tespit edildiği de kaydedilen kararda, bu kişinin terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı anlatıldı.
ÇOCUKKEN DE YARGILANMIŞ
Gerekçeli kararda, Birkoç’un, 24 Temmuz 2015’te terör örgütlerine yönelik yaklaşık 5 bin polisin katılımıyla düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda Bağcılar Bülbül Sokak’ta ölü olarak ele geçirilen Günay Özaslan için düzenlenen ve DHKP/C’nin propagandasına dönüştüğü anlaşılan toplantıya katıldığı vurgulanarak, sanık hakkında bu dosyadan da İstanbul Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği bildirildi.
Boğaziçi Üniversitesi’nde 18 Ekim 2016’da düzenlenen yasa dışı toplantıya katılarak “yaşasın dev genç” sloganı atan Birkoç hakkında, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçundan ayrı bir dava açıldığı hatırlatılan gerekçeli kararda, sanığın 30 Mart 2016’da Tokat’ta içeriği itibariyle örgüt propagandasına dönüştüğü anlaşılan Mahir Çayan eylemine katılarak flama taşıdığı ve bununla ilgili soruşturmasının devam ettiği bilgisi de paylaşıldı.
DOSYASI YARGITAY’DA
Gerekçeli kararın açıklanmasının ardından İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyası, temyiz için Yargıtay Ceza Dairesi’ne gönderildi. Dosyanın temyiz incelemesi sürüyor.
]]>Merve Nur D. Bölge İstinaf Mahkemesine yaptığı itirazı da yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmediğinden esastan reddedilerek Yargıtay’a gönderildi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise kadın avukata verilen hapis cezasını fazla bularak hükmün esastan bozulmasına karar verdi.

Müzeyyen Aydınlı ve Merve Nur D.
Öldürülen kadın teröristin üzerindeki örgütsel dokümanların incelenmesinde sanık avukatın örgüte verdiği sicil bilgilerinin bulunduğu, bu bilgilere göre kadın avukatın örgüt içinde Bese, Doğa ve Dilşa adıyla üç ayrı kod isim kullandığına dikkat çekildi.
Sanığın kullandığı cep telefonunun geriye dönük sinyal baz bilgileri de incelendiğinde örgüte katıldığı tarihle baz bilgilerinin uyumlu olduğunu belirten Yargıtay, sanığa ait telefonun gelen ve giden arama, mesaj alma ve mesaj gönderme şeklinde aktif sinyal bilgisi bulunduğunu, ancak örgüte katıldığı tarih olan 17 Mayıs 2018 günü akşam saat 22.09 ile 18 Mayıs akşamı 20.58 saatleri arasında arama, aranma, mesaj alma ve gönderme şeklinde hiçbir iletişim kaydının bulunmayıp telefonun pasif konumda olduğuna vurgu yaptı.
Yine öldürülen kadın teröristin üzerinden çıkan notlarda Merve Nur D.’nin örgüte 18 Mayıs 2018’de katıldığına dair bilgi ile karşılaştırılan sinyal bilgilerinin birbiriyle uyumlu olduğu bildirildi.

ÜST DÜZEY MİLİS OLDUĞU YÖNÜNDE KUŞKU YOK
Sanığa ait kişisel verilerin ölen teröristin üzerinden çıktığının altını çizen Yargıtay, baro levhasında görünen cep telefonu numarası ile teröristin üzerinde ele geçen cep telefonu numarasının bile öldürülen terörist Müzeyyen Aydınlı’nın üzerinden çıkan bilgilerle aynı olduğu kaydedildi.
Fotoğraflarda elinde ABD yapımı M-16 uzun namlulu tüfek ve örgüt kıyafetleriyle çekilen fotoğrafları da dikkate alındığında sanığın örgüt üyesi olduğu yönünde kuşku bulunmadığı ifade edildi.
Sanığın kırsal alanda eğitim aldığı, örgüt içi iletişimin sağlanması için kırsal alan ile cezaevi arasında avukat olması nedeniyle kuryelik yaptığı, sıradan bir örgüt üyesi olmayıp gizliliği sağlamak için avukatlık kimliğini kullanarak üst düzey bir milis olduğuna işaret edildi.

KARAR İSABETLİ ANCAK HAKKANİYETLİ DEĞİL
Yargıtay, teslim olan terörist E.B’nin kadın avukatı teşhis ederek, “Lice kırsalında Ape Musa bölgesindeyken Botan kod adlı Veli Taşkıran isimli terörist konuşurken ‘O avukat kız gelecek’ dediler. Avukatın neden geleceğini sorduğumda bizden bazı bilgileri cezaevine götürmek için geleceğini söylediler. Avukat bir jeep’le geldi ve beni görünce el sıkışıp ‘Heval nasılsın’ diye sordu. Elinde rulo halinde bantlanmış üzerinde bazı yazılar bulunan çok sayıda kâğıt vardı. Sonra Birlik köyündeki bir evde örgüt yöneticisi Nevin Güngörmüş ile görüştüler” şeklindeki İfadeleri de dikkate alındığında delillerin hukuken geçerli ve elverişli olduğu bildirildi.
Hukuka uygun ve yasal açıklanan gerekçelere göre sanığa terör örgütü üyeliği suçundan verilen temel cezada alt sınırdan uzaklaşılmasında bir isabetsizlik olmadığı, ancak alt sınırdan fazlaca uzaklaşılıp 10 yıl 6 ay hapis cezası verilmesinin de hakkaniyete uygun olmadığının altını çizdi.
ORTAYI BULUN DAHA UYGUN BİR CEZA VERİN
Yargıtay, Anayasa’nın 138/1 maddesine göre orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, konusunun önem ve değeri, sanığın örgütsel konumu ile faaliyetleri göz önünde bulundurularak işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken artırım derecesinde yanılgıya düşüldüğünün altını çizdi.
Yargıtay, alt sınırdan verilmesinin hakkaniyetli olmadığı gibi, üst sınırdan da fazla ceza verilmesinin de hakkaniyetli olmadığını belirterek daha uygun bir ceza ile dosyanın yeniden ele alınması gerektiğine kanaat getirip kararı esastan bozarak yerel mahkemeye tekrardan yargılama yapmak üzere iade etti.
]]>Cinayet sonrası yakalanıp, tutuklanan Rümeysa Aydın hakkında Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan dava açıldı. 7,5 ay süren yargılama sonrası mahkeme heyeti, 4 Mart 2022’deki karar duruşmasında ‘meşru müdafaa’ kapsamında Rümeysa Aydın’a beraat kararı verip, tahliye etti.
BAM’DA BİR KEZ DAHA YARGILANDI
Cumhuriyet savcısı ile Murat Aydın’ın ailesinin avukatlarının itirazı sonucu dava dosyası, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’ne (BAM) taşındı. İtirazın kabul edilmesi ile Rümeysa Aydın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’nde yargılandı.
Rümeysa Aydın ile taraf avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada, savcının itiraz gerekçesi okundu.
Gerekçede, “Yaşanan olay bir bütün halinde düşünüldüğünde, sanık istese evde bulunan tüfekle de eylemi gerçekleştirebileceği gibi, maktul evden çıktıktan sonra, evde bulunan tüfeği almak yerine olay yerinden ayrılabilirdi. Olayın gelişimine göre sanık ile maktul arasındaki mesafe, sanığın 2 el ateş etmesi, hedef alınan bölgenin göğüs kısmı olup, maktulün vurulduğu yer ve konumu ile maktulün vurulma anında elinde tüfek bulunmaması nedeniyle olayın meşru müdafaada kalmadığı anlaşılmaktadır. Eylemin işleniş şekli ile dosyada bulunan bilgi ve belgelerin, sanığın maktulü olay öncesi darbettiğine yönelik iddiaları destekler şekilde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda sanığın ‘eşe karşı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan’ cezalandırılması gerekmektedir” denildi.
‘TÜFEĞİ ALIP, GELECEĞİNİ DÜŞÜNDÜ’
Rümeysa Aydın da yaptığı savunmada, 2014 yılında kaçarak evlendiği Murat Aydın’ın, evlilik sonrası uyuşturucu kullanıp, kendisine sürekli olarak aile içinde şiddet uyguladığını söyledi. Eşinin, kendisini aldattığını da düşündüğünü söyleyen Aydın, olaydan önce eşinin çocuklarının odasına gelip, bardakları kendisine göstererek, ‘Buraya birileri geldi, beni aldatıyorsun’ diyerek şiddet uyguladığını, daha sonra döverek kıyafetlerini çıkartıp, vücudunda ilişki sırasında olabilecek iz aradığını belirtti.
Eşinin son 1 yıldır metamfetamin kullandığını ve halüsinasyonlar gördüğünü iddia eden Aydın, “Olaydan önce kayınvalidemi arayıp, kendisine, ‘Siz ikimizden birinin ölmesini mi bekliyorsunuz’ diye sordum. Olay günü Murat eve gelip, telefonumu karıştırdıktan sonra, kendi kafasına vurup, ‘Sen beni biriyle aldattın. Sen bittin, son duanı et’ dedi. Bahçeye çıkıp, araca yöneldi. Araçta olan tüfeği alıp, geleceğini düşündüm. Bunun üzerine içeri girip, evdeki tüfeği aldım. ‘Murat’ diye seslendim, koşarak geldi. ‘Dur artık, bana boşu boşuna işkence ediyorsun’ dedim. Elimdeki tüfeği almaya çalıştı. Bu sırada korku ve panik nedeniyle dolu olduğunu bilmediğim tüfeğin tetiğine parmağım gitti. Gözümü kapattım. Tetiğe bir kez bastım. Patlama sesi duydum. Gözümü açtığımda yere düşmüştü. Bezle yaralandığı yere tampon yapmak istedim. Bu esnada 112’yi aradım. Murat’ı vurduğumu söyleyerek ihbarda bulundum” dedi.
OY BİRLİĞİ İLE HAPİS CEZASI VERİLDİ
Tarafları dinleyen mahkeme heyeti, oy birliği ile Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat hükmünü bozarak, Rümeysa Aydın’a ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Heyet, ‘haksız tahrik’ ve sanığın duruşmadaki ‘iyi hali’ni dikkate alarak verilen bu cezayı 10 yıl 10 aya düşürürek, adli kontrol şartı verdiği Aydın’a yurt dışına çıkış yasağı getirdi.
]]>“PLAKANI KAFAMA YAZDIM”
Antalya’da geçen yıl aralık ayında taksi şoförleri K.A., Ş.C. ve Ü.A.T., araç taşıma uygulaması üzerinden ‘korsan taksicilik’ yaptığı öne sürülen Habip Aslan’ın aracını durdurup, tehdit ettiği anları kayda alarak sosyal medyada paylaştı. Görüntülerde; K.A., Habip Aslan’ın aracının anahtarını alarak “Bir arkadaş geldi, dokunmadık ona. Bak bu iki. Fabrikalar Mahallesi’nde taksiciyim. Ev geçindiriyorum, ekmek kazanıyorum. Seni mahallemde bir daha görürsem yaş, baş, dayı, dede, amca, baba fark etmez. Senin plakanı şimdi aldım, göndereceğim de. Plakanı kafama da yazdım. Seni yolda da görürüm, denk düşeriz, o zaman senin arabanda bir tane müşteri görürsem, nereden aldığının bir önemi yok. İçeri de girecek olsam, bu sana son uyarım. Bu iş çok büyüyecek, ekmeğimi kimse alamaz. Ekmeğime kimse mani olamaz, yukarıdakinden başka. Senin de mani olmaya çalıştığını görürsem seni bu arabanın içine gömerim” diyerek tehdit etti.
ARAÇ TRAFİKTEN MEN EDİLDİ
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerle ilgili Antalya Emniyet Müdürlüğü ekipleri, çalışma başlattı. Polis ekiplerince yakalanan Habip Aslan, bir firmaya ait uygulama üzerinden 2 aydır korsan taksicilik faaliyetini yürüttüğünü, olay sırasında da araçtaki müşteriyle uygulama üzerinden anlaştıklarını beyan etti. Bunun üzerine ekipler, Habip Aslan’ın aracını 60 gün süreyle trafikten men etti.
Uygulama üzerinden aracı çağırdığı tespit edilen Ü.A.T., K.A. ve görüntüleri çeken Ş.C. polis ekiplerince gözaltına alındı. Taksi şoförleri olduğu belirlenen K.A., Ü.A.T. ve Ş.C. hakkında savcının talimatı üzerine adli işlem başlatıldı. Antalya Adliyesi’ne sevk edilen K.A. tutuklanırken, Ü.A.T. ve Ş.C. ise tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, 11. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Sanıklar K.A., Ş.C. ve Ü.A.T. hakkında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 10’ar yıl, ‘kişisel verilerin izinsiz yayılması’ suçundan 6’şar yıl ve ‘tehdit’ suçundan 2’şer yıl olmak üzere toplam 18’er yıl hapis istendi.
Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davanın ilk duruşması, 26 Ocak günü görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık K.A., tutuksuz sanıklar Ş.C. ve Ü.A.T. katıldı. Şikayetçi Habip Aslan ve taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Hakim karşısında ilk savunmasını yapan K.A., olay nedeniyle pişman olduğunu anlattı. K.A., “Müştekinin aracının anahtarını almadım. Video kayıtlarında gözüken anahtar, kendi aracımındır. Video çekeceğimizi ve bunu şoförler cemiyetine atacağımızı müştekiye söyledik. Müşteki de bunu onayladı. Videoyu çektikten sonra Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası’na attık. Olay nedeniyle pişmanım” dedi.
“EVİME GELECEĞİNİ SÖYLEDİ, ŞİKAYETÇİYİM”
Tutuksuz sanık Ş.C., olayın çok ani geliştiğini belirterek, “Amacımız; müştekinin korsan taksicilik yaptığını ispat etmekti. Pişmanım, beraatimi talep ederim” diye konuştu. Diğer tutuksuz sanık Ü.A.T. de “K.A.’nın elindeki anahtar, bizim araca ait anahtardır. Müşteki korsan taksicilik yaptığı için kendisini uyarmaya çalıştık. Pişmanım” dedi.
Şikayetçi Habip Aslan ise K.A.’nın araca biner binmez kontağın anahtarını aldığını belirterek, “Sonra konuşmaları bitince kontağı yerine taktı. Video çeken arkadaş da (sanık Ş.C.’yi eliyle gösterdi) evime gideceğimi söyleyince ‘Bir daha bu işi yap da göreyim’ dedi. Daha önce bu yere hiç yolcu almaya gitmedim. Sanıklardan şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum” diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı, esas hakkında mütalaasını açıkladı. Mütalaada K.A., Ş.C. ve Ü.A.T. hakkında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘kişisel verilerin izinsiz yayılması’ ve ‘tehdit’ suçundan toplam 18’er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Mahkeme heyeti, sanık K.A.’nın tutuksuz yargılanmasına karar verip, duruşmayı erteledi.
“UYGULAMANIN YASAK OLDUĞUNU BİLMİYORDUM”
Duruşma sonrası Antalya Adliyesi önünde açıklama yapan Habip Aslan, sanıkların uygulama üzerinden kendisini çağırdığını belirterek, şöyle konuştu:
– Arabaya biner binmez biri kontağımdaki anahtarı aldı, biri arkaya bindi. Diğeri ise video çekti. Orada çok korktum. Arkaya oturandan daha çok korktum. Çünkü onun ne yapacağı belli değildi. Can güvenliğimden endişelendim. Orada can güvenliğim yoktu. Her dediklerine ‘Evet’ dedim, ‘Bu uygulamayı kapatıp, evime gidiyorum’ dedim. Aralarından biri çıkıp, ‘Bir daha yap da görelim seni’ dedi. Öyle bırakıp, eve gittim. Beni tehdit ettiler.
– Sanıklardan birini serbest bıraktılar. Korkuyorum. Ne yapacağı belli değil. Bu uygulamanın yasak olduğunu bilmiyordum. Yasak bir uygulama olsaydı, bunu nasıl indirirdim. 2 öğrenci çocuğum var, 1 oğlum askerdi. O yüzden uygulamayı indirmiştim, yasak olduğunu da bilmiyordum. Sanıkların ceza almasını istiyorum. Görüntüler yayıldıktan sonra çocukların, eşin, dostun yüzüne bakamaz hale geldim. Üzgünüm.
“MÜVEKKİLİM ÖLÜMLE TEHDİT EDİLDİ”
Habip Aslan’ın avukatı Neslihan Çan Türkmen de olayın bir taksici terörü olduğunu savundu. Türkmen, şöyle devam etti:
– Aracına biner binmez, aracın anahtarı kendisinden alınıyor. Sonrasında tehdit ediliyor. Hakaretlerde bulunuluyor. ‘Seni bu arabanın içine gömerim’ şeklinde ölümle tehdit ediliyor. Sonrasında görüntü kayıtlarının Antalya Şoförler ve Otomobilciler Odası’na gönderildiği söyleniyor, daha sonra da bütün sosyal medyada görüntüler yayılıyor. Müvekkil, şikayetçi oluyor. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 3 sanık için 18’er yıl hapis cezası talep edildi.
– Bugün de iddianameye uygun şekilde mütalaa verildi. Fakat duruşma 1 hafta ertelendi. Bu süreçte sanıklardan 1’i tutuklu yargılanıyordu. 2 aylık gibi bir sürede ona tahliye kararı verildi. Bu tahliye, hukuksuz bir karardır. Müvekkilin can güvenliği yoktur. Kendilerini müşteri gibi gizleyen bu kişiler, bütün bu işi yapmaya çalışan herkes için bir tehdittir.
“ADALETİ SAĞLAYACAK BİRİM TAKSİCİLER OLAMAZ”
Tüm sanıkların en üst sınırdan ceza almalarını talep ettiklerini belirten Türkmen “Bu konuda odaların daha yapıcı olmalarını diliyoruz. Çünkü odalar, taksicilerin yaptıkları suçu gizliyor. Bunun önüne geçilmesini istiyoruz. Müvekkilin işlediği iddia edilen suç, herhangi bir ceza kanununda yer alan bir suç değildir. Bu idari bir işlemdir. Müvekkilime bu konuda devlet tarafından ceza verilecektir. Bu konuda adaleti sağlayacak birim, dışarıda gezen sade bir vatandaş ya da taksiciler olamaz. Bu yüzden sanıkların en üst hadden ceza almasını istiyoruz” dedi.
]]>Erkan T.’nin, falakaya yatırdığı kadınlardan ‘güzel’ dediklerine 500 TL, ‘çirkin’ dediklerine 250 TL ödeme yaptığı öne sürüldü.
Erkan T., falaka görüntülerini de kayıt altına aldı. Erkan T., başka kadınlara da çektiği videoları gönderdi.
Benzer teklifte bulunduğu N.K. isimli kadının savcılığa suç duyurusu sonrası Erkan T. gözaltına alınıp, adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı.
KAMU DAVASINDAN BERAAT
Erkan T. hakkında eşi H.T.’ye eylemleri nedeniyle ‘eşe karşı eziyet çektirme’ suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar, ‘müstehcenlik’ suçundan da 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldı.
Davanın geçen yıl nisan ayında görülen 3’üncü duruşmasına sanık Erkan T., ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı, ‘eşe karşı eziyet’ suçundan ise delil yetersizliğinden beraat etti.

İSTİNAF BOZMA KARARI VERDİ
Sanık Erkan T.’nin avukatı Ahmet Bozkurt, karara itiraz ederek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı.
Avukat Bozkurt itiraz dilekçesinde, söz konusu delillerin hukuka aykırı olduğunu ve davanın zaman aşımına uğradığını öne sürerek, müvekkilinin anayasal haklarının zedelendiği gerekçesiyle ceza verilmemesi gerektiğini belirtti.
Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7’nci Ceza Dairesi, yaptığı inceleme sonrası sanığa verilen cezanın hukuka aykırı şekilde verildiğini belirterek, bozma kararı verdi.
Ceza Dairesi, sanığa verilen cezada, ilgili kanun maddelerindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılmasının gerektiği ve bu kapsamda alt sınırdan makul oranda uzaklaşılması yerine soyut ve yetersiz gerekçeyle ve fiil ile orantılı olmayacak biçimde fazla ceza tayin edildiğini belirtti.
Ceza Dairesi, dosyayı yeniden yargılama yapılması için tekrar yerel mahkemeye gönderdi.
CEZASI 1,5 YILA İNDİ
Bozma kararı sonrası Kayseri 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanan Erkan T. duruşmaya katılmazken, avukatı Bozkurt salonda hazır bulundu.
Bozma kararına aleyhlerine olan hususları kabul etmediklerini belirten Avukat Bozkurt, “Suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilin bu videoları, kendi telefonunda taşıdığına dair dosyada veri yoktur. Bu nedenle bu suçtan beraatini istiyoruz” dedi. Mahkeme hakimi, Erkan T.’yi, ‘müstehcenlik’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi de uygulanarak 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.
‘ZORLA DEĞİL, RIZAYLA’
Söz konusu videolarda zorlama olmadığını söyleyen Erkan T., ilk duruşmada verdiği ifadesinde, “Eşimin rızası ile oldu. Bir kez de ismini H. olarak bildiğim bir kadın ile rızası dahilinde bir video çektim. Kimseye benzer bir uygulama yapmadım. Kimseyi zorlamadım. Bu videoyu bir yerde paylaşmadım. Çünkü bu tarz videonun yasak olduğunu öğrendim. Videoların daha sonra nasıl yayıldığını bilmiyorum. Bu videolar emniyet tarafından sızdırılmış olabilir. Hiçbir yerde paylaşmadım. Cep telefonumda tespit edilen videolar, bu tarz internet sitelerinden aldığım videolardır. Bu tarz videoları yüklerken kadınların çıplak ya da giyinik olduklarına bakmadım. Bu durum beni ilgilendirmiyordu. Bu videoları örnek olsun diye yükledim, ardından sildim. N. isimli kadına bu tarz videolar çekip, paylaşmak istediğimi söylemiştim. O da kendisinin de merak ettiğini söylemişti. Daha sonra N. ile bu tarz paylaşım yaparak para kazanacağımızı düşündüm” demişti.
‘FANTEZİ AMACIYLA 1 KEZ YAPTIK’
Eşinden şikayetçi olmadığını söyleyen H.K. ise şunları anlatmıştı:
-Bana karşı zorla bir eylemi olmadı. Bir video izletti ve bu şekilde video çekme teklifinde bulundu. İlk başta bu teklifi kabul etmedim.
-Fakat daha sonra kendi rızam ile bu teklifi kabul ettim. Değişiklik amacıyla bir kez yaptık. Amacımız fantezi yapmaktı. Falakaya yatırdı, ayaklarımı bağladı. Sadece acı çekiyor gibi yaptım.
-Kesinlikle acı çekmedim. Acı çeksem söylerdim. Şu anda salonda basın mensupları olduğu için rahat konuşamıyorum. Ama söylemek istemediğim cinsel arzular da vardı. Benim yanımda herhangi başka bir kadına, eşim benzer bir uygulama yapmadı. Yayınlayıp, para kazanmaktan bahsetmedi. Şikayetçi değilim.
GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI
Mahkeme, sanık Erkan T.’ye verilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası kararının gerekçesini açıkladı.
Mahkeme gerekçesinde, şu ifadelere yer verildi:
-Sanığın cep telefonunda depolanmış halde birden çok farklı tarihlerde yüklenmiş video bulunduğu, video içeriklerinde kimliği belirsiz kadınların bulunduğu, kadınların ayaklarından bağlı halde falakaya yatırılmış haldeyken bir erkek tarafından sopa ile ayaklarına vurulduğu, videoların bazılarında kadınların vücudunun tamamının ya da bir kısmının çıplak olduğu, kadınların cinsel dürtü uyandıracak şekilde sesler çıkarttığı, sanığın eşi ile çektiği videolardan birinin de cinsel fantezi amacıyla çekildiği, sanığın bu şekilde şiddet kullanılarak yapılan cinsel davranışları içeren videoları farklı tarihlerde birden çok kez telefonunda depoladığı, ayrıca benzer içerikli videoları farklı tarihlerde bizzat eşi ve H. isimli başka bir kadın ile çekmek suretiyle üreterek, ‘müstehcenlik’ suçunu birden fazla kez işlediği anlaşılmış, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayin edilmiştir.
-Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri de dikkate alınarak ‘iyi hal’ indirimi yapılarak, hükmün açıklanması geri bırakılmıştır.
]]>Çıkan tartışma sonucu Sökmen, kendisini ölümle tehdit ettiğini iddia ettiği Koçoğlu’ndan şikayetçi oldu.
İkili, 14 Eylül’de bir kez daha Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nde karşılaştı. Çıkan tartışma sonucu Koçoğlu, beylik tabancası ile Sökmen’i öldürdü. Gözaltına alınan Koçoğlu, işlemleri sonrası tutuklandı.
Şükrü Koçoğlu hakkında ‘kasten adam öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
‘KORKUP GİTMESİ İÇİN DE ÇAY BARDAĞINI YERE FIRLATTIM’
Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 11 Ocak’ta görülen davanın 2’nci duruşmasında öldürme kastı olmadığını söyleyen Şükrü Koçoğlu, “Depremzedelerle ilgili duygu sömürüsünde bulunuyordu. ‘Bu kadar düşünüyorsan, bir maaşını bağışla Süleyman’ dedim. Korkup gitmesi için de çay bardağını yere fırlattım. Beni sürekli rahatsız etti. ‘Süleyman senden ricam, benim olduğum zaman buraya gelme’ dedim. Olay günü Süleyman ile karşılaştık. ‘Bir dakika’ dedim, Süleyman da konuşmak istemedi. Benden kaçarak yangın merdivenine doğru gitti. Ben de konuşmak için arkasından gittim” dedi.

‘KAÇ EL ATEŞ ETTİĞİMİ BİLMİYORUM’
Koçoğlu, şöyle devam etti:
-Süleyman şikayette bulunmuşsun; derdin nedir?’ diye sordum. Süleyman da ‘Benim herhangi bir derdim yok. Her şey orada yazıyor’ dedi.
-Engelli çocuğum olduğunu, ona bakan hasta annesi olduğunu söyledim. Onlar hakkında sırıtarak, ‘İyi yerlerde değerlendiririm’ diye konuşunca, olay meydana geldi ve kendimi kaybettim. Sonrasını hatırlamıyorum.
-Beylik tabancamda sürekli 15 mermi taşıyordum. Kaç el ateş ettiğimi bilmiyorum. Olay bir anda gelişen diyalog sonrası meydana geldi.
-Kesinlikle planlamadım, pişmanım. ‘Yeter artık lan’ ve ‘yarım kalan işimi tamamlarım’ demedim. Olayda bir kastım yok. Amacım sadece konuşmaktı.
MAHKEMEDEN ‘İYİ HAL’ İNDİRİMİ
Sanık avukatı Mustafa Avşar da müvekkili hakkında ‘tahrik’ indirimi yapılması gerektiğini söyledi.
Şikayetçi olduğunu belirten Sökmen’in babası C.S. ise sanığın en ağır cezayı almasını istedi.
Mahkeme heyeti, sanık Şükrü Koçoğlu’nu, ‘kasten adam öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Sanık hakkında ‘iyi hal’ indirimi uygulayan mahkeme, cezayı 25 yıla düşürdü.
‘MAKTUL ŞİKAYET HAKKINI KULLANMIŞTIR’
Mahkeme, sanık hakkında verilen 25 yıl hapis cezası kararının gerekçesini açıkladı.
Sanık savunmalarında ikrar edildiği üzere sanığın şikayetten haberdar olduktan sonra perşembe günü Yeni Mahalle Karakolu’na gittiği, burada şikayet dilekçesini okuyup, içeriğini öğrendikten sonra ifadeyi sonradan vermek istediği, müteveffanın yanına giderek, ‘Süleyman görüşebilir miyiz? Süleyman ayıp oluyor’ şeklinde ifadeleri bulunduğu, ardından da müteveffaya ateş ettiği görülmüştür. Müteveffanın yasal bir hakkı olan şikayet hakkını kullanılması olayı haksız bir fiil olarak kabul edilemeyeceği nedeniyle bu sebebe dayanarak ‘haksız tahrik’ uygulanmamıştır” ifadeleri yer aldı.
‘SANIĞIN ÖFKE SORUNU OLDUĞU AÇIKTIR’
Sanık ile maktul arasındaki anlaşmazlıklara da vurgu yapılan kararda, “Sanık tarafından iddia edilen maktulün sanığın aile üyelerini kastederek ‘ben bakarım, iyi bakarım, iyi yerlerde değerlendiririm’ şeklinde sarf ettiğini iddia ettiği sözlerin ise sanık tarafından alınacak cezanın hafifletilmesi maksatlı, gerçeklikten uzak ve soyut beyanlar olduğu, bu sözlerin müteveffa tarafından söylendiği kabul edilse dahi sanığın hiddet veya şiddetli eleme kapılarak, söz konusu suçu işlemesini gerektirecek nitelikte sözler olmadığı, sanığın öldürme eylemine konu olayın kendisine yönelik küfür veya hakaretler olmadığı, Mart 2023’te başlayan ve zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklar sonrası maktulün anayasal hakkı olan şikayet hakkını kullanması sonucu sanığın öldürme eylemini gerçekleştirdiği kanaatine varılmıştır. Zira, dosya içindeki personel izleme formuna göre de sanığın öfke kontrolü sorunu olduğu açıktır. Sanığın yargılama aşamalarındaki pişmanlığı nedeniyle de ‘iyi hal’ indirimi yapılmıştır” denildi.
SANIK AVUKATI, KARARA İTİRAZ ETTİ
Mahkeme heyeti, sanığın eylemini ‘tasarlayarak’ işlediğine dair yeterli delilin mevcut olmadığını, bu nedenle sanığın öldürme kastının ani oluştuğu görüşünde bulundu.
Öte yandan sanık avukatı Mustafa Avşar’ın, müvekkiline fazla ceza verildiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararına itiraz edip, ‘tahrik’ indirimi yapılmasını isteyerek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’ne taşıdığı öğrenildi.

Olayla ilgili polisin gözaltına aldığı, aralarında sahte içkileri Bulgaristan’dan getirip, deposundan ilçedeki büfelere sattığı iddia edilen Metin Dobrucalı ile Kudret Uygur, Cengiz Girgin, V.V., H. C. ve S.M. tutuklandı.
Şüpheliler, avukatlarının yaptığı itirazlar üzerine tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
HER ÖLEN KİŞİ İÇİN 25’ER YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı, ölen 12 kişiden Altuğ Oktay, Emir Kırcali, Mehmet Pamukçu ve Hasan Nişancı için hazırladığı iddianamede sahte içkileri sattığı belirlenen şüpheliler Cengiz Girgin, Metin Dobrucalı ve Kudret Uygur hakkında ‘olası kastla öldürme’ suçundan her ölen kişi için 20 yıldan 25’er yıla kadar hapis istedi.
Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianamede, yaralılar ve ölenlerin yakınlarının ifadelerinde; sahte rakı, votka, viski ve benzeri içkileri büfe işleten Kudret Uygur, Cengiz Girgin’den aldıklarının belirlendiği ve büfelerde yapılan aramalarda sahte içkiler ele geçirildiği kaydedildi.
Cengiz Girgin’in ifadesinde; sahte içkileri Metin Dobrucalı’dan aldığını itiraf etmesi üzerine Dobrucalı’nın evinin alt katında depo olarak kullanılan bölümde çok sayıda sahte içki ve sahte içki yapımında kullanılan malzemeler ve aracında yine sahte içkiler ele geçirildiği belirtilen iddianamede, şüphelilerin büfe ve adreslerinde ele geçirilen sahte içkilerin yer aldığı plastik şişelerin, zehirlenenlerin ikametlerinde bulunanlarla aynı olduğu kaydedildi.

İLK DAVADA 1 KİŞİYE 50 YIL HAPİS CEZASI VERİLDİ
Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren yargılama sonunda mahkeme sanıklardan Cengiz Girgin’e, Altuğ Oktay, Emin Kırcali ve Hasan Nişancı’nın ölümleri nedeniyle önce müebbet hapis cezası verdi.
Mahkeme, sanığın eylemini olası kastla işlediği sabit görüldüğünden cezasından davranışların objektif etkisi, ceza adalet dengesi dikkate alınarak 20 yıla, ardından da sanığa verilen cezadan, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri sanık lehine ‘takdiri indirim’ nedeni sayılarak 16’şar yıl 8’er ay olmak üzere toplam 50 yıl hapisle cezalandırıp, tutuklanmasına karar verdi.
Mahkeme ayrıca Cengiz Girgin’e, Mehmet Pamukçu’nun ölümünden Kudret Uygur ve Metin Dobrucalı’ya da 4 kişinin ölümüyle ilgili beraat kararı verdi. Tutuklanan Cengiz Girgin, cezaevine konuldu.
İKİNCİ İDDİANAMEDE 4’ER KEZ MÜEBBET HAPİS İSTEMİ
Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı, ölen 12 kişiden Pakistan uyruklu Ikhlague Hussam (29), Nurcihan Engin (46) eşi Levent Engin (49) ile Vedat Bektaş (28) için hazırladığı ikinci iddianameyi de tamamladı.
Çorlu 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianemede, sahte içkileri sattığı belirlenen ve daha önceki yargılamada tutuklanan Cengiz Girgin ile haklarında beraat kararı verilen Metin Dobrucalı ve Kudret Uygur için hayatını kaybeden 4 kişiden her biri için ayrı ayrı ‘olası kastla öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istendi.
İddianamede, Cengiz Girgin’in işlettiği büfe ve Metin Dobrucalı’nın evindeki sahte içkilerden alınan numunelerde, yüksek sağlık riski taşıyan temizlik ve kozmetik alkollerinde kullandığı ifade edilen sıvıya rastlandığı kaydedildi.
Kudret Uygur’un işlettiği bakkaldaki sahte içkilerde ise öldürücü dozda metil alkol tespit edildiğine yer verilen iddianamede, “Etil alkole dışarıdan metanol karıştırılarak üretildikleri, sağlığa zararlı nitelikte oldukları, çok yüksek miktarlarda metanol içerdikleri, bu miktarların insan sağlığına zararlı ve öldürücü dozda bulundukları” ifadelerine yer verildi.
SAHTE İÇKİ ALDIĞI ANLAR GÜVENLİK KAMERASINDA
İddianamede, ölen Vedat Bektaş’ın yakınları Hıdırağa Mahallesi’ndeki bakkaldan plastik şişelerde satılan sahte içki alıp, içtiğini anlattığı kaydedildi.
İddianamede, Kudret Uygur’un işlettiği ‘Kudret Bakkal’da güvenlik kamerası bulunduğu belirtilerek, kamera kayıtlarına göre Vedat Bektaş’ın 23.06.2021 tarihinde 13.57-23.42 saatleri arasında farklı zamanlarda bakkala 11 defa gelip, gittiğinin görüldüğü vurgulanarak, “Kudret Uygur’un raftan aldığı şişeden başka bir şişeye bir miktar döküp, döktüğü şişeyi elektronik tartıda ölçüp, Vedat Bektaş’a verdiğinin görüldüğü, numune analiz raporuna göre Vedat Bektaş’ın evinden alınan rakıya benzetilmiş içki numunesinin sağlığa zararlı nitelikte olduğu, çok yüksek miktarlarda metanol içerdiği, bu miktarın insan sağlığına zararlı ve öldürücü dozda olduğu, metanol içeriği bakımından Kudret Uygur’dan ele geçirilen numunelerin bileşimine yakın olduğu, özellikle Kudret Uygur’a ait 3 numaralı rakıya benzetilmiş içki numunesinin bileşimine benzediği” denildi.
İddianamede, ölen Nurcihan-Levent Engin çiftinin evlerinde bulunan votkaya benzetilmiş içki bulunduğu, bunların Kudret Uygur’dan ele geçirilen numunelerin bileşimine yakın olduğu kaydedildi.
Ölen Pakistan uyruklu Ikhlague Hussam’ın, Kudret Uygur’un işlettiği bakkalının bulunduğu mahallede hurdacılık yaptığı belirtilerek, bakkalın hemen yanında evi olan arkadaşlarının yanında kaldığı ve bakkaldan plastik şişe ile sahte içki alıp, tükettiği ifade edildi.
KİŞİLERİN ÖLEBİLECEĞİNİ ÖNGÖRDÜKLERİ İDDİANAMEDE
Metin Dobrucalı ve Cengiz Girgin’in insan sağlığı için tehlikeli olup, ölümlere yol açabilen ve yasal olmayan şekilde üretilen içkileri satarak, kişilerin ölebileceğini öngördükleri belirtilen iddianamede, şöyle denildi:
-Şüpheli Cengiz’in büfe işletmesi nedeniyle şüpheli Metin’in kendi aralarında yaptıkları satışlar sonucu sahte içkilerin piyasaya arz edileceğini bildiğinin kabul edilmesi gerektiği, çok yüksek miktarda metanol içerdiğinden içen kişi ya da kişilerin ölebileceğini önceden öngördükleri halde kendi aralarında yaptıkları satış neticesinde şüpheli Metin’den Mutlu Büfe’yi işleten şüpheli Cengiz’e satılarak teslim edilen öldürücü nitelikteki sahte içkinin en son Mutlu Büfe’de şüpheli Cengiz’den maktuller Nurcihan veya Levent tarafından satın alındı.
-Evli olan maktullerin birlikte tükettiği sahte içki neticesinde metil alkol intoksikasyonu sonucu hayatını kaybettiği, maktullerin ikamet ettiği evin ve şüpheli Cengiz’in işlettiği Mutlu Büfe’nin Havuzlar Mahallesi’nde bulunması, maktul Nurcihan’ın kız kardeşinin yaklaşık 5-6 ay önce kız kardeşinin Mutlu Büfe’den plastik şişede alkol aldığına şahit olduğunu belirtti.
-Diğer dosyalardaki maktul yakınlarının ya da yaralıların aylardır, uzun süreden beri aynı kişiden, büfeden, bakkaldan sahte içki alıp, tükettiklerini belirtmeleri gibi hususlar birlikte dikkate alındığında somut olaydaki maktuller Nurcihan ve Levent’in de metil alkol intoksikasyonu sonucu ölümlerine sebep olan sahte içkiyi Mutlu Büfe’de şüpheli Cengiz Girgin’den satın aldıkları kabul edildi
‘KİMSEYE SATIŞ YAPMADIM’
İddianemede, sanıkların ifadelerini de yer verildi. Sanıklar daha önceki davada verdikleri ifadeleri tekrar etti.
Cengiz Girgin, alkol ve tekel satışı belgesi bulunduğunu belirterek, iş yerinde yapılan aramalarda bulunan 0,5 litrelik plastik su şişeleri içindeki sahte rakıları Metin Dobrucalı’dan 6-7 ay önce litresi 30-35 lira vererek satın aldığını anlattı.
Girgin, “2021 ocak ayından itibaren hiç kimseye bu tarz alkol satışı yapmadım, sadece Bulgaristan bandrollü alkollerden satmışlığım vardır. Elimde bulunan alkollerin tamamın kendi içmem içindir, kimseye satış yapmadım. Zaten karantina dönemi başlamıştı, satış yasaktı, daha önce satış yaptığımız ve Havuzlar Mahallesi’nde oturduğumuz için kaçak alkol denilince direkt akıllarına geliyoruz. 2021 Ocak ayından itibaren bu şekilde alkol satışı yapmadım, beraatimi talep ediyorum” dedi.
‘SAHTE OLDUĞUNU BİLSEYDİM BABAMA VERMEZDİM’
Sanıklardan Kudret Uygur, ifadesinde alkollü satış belgesi bulunduğunu belirterek, aramalarda büfesinde bulunan plastik su şişelerine doldurulmuş sahte içkileri Cengiz Girgin’den satın aldığını söyledi. Babasının alkolik olduğunu söyleyen Uygur, şunları anlattı:
-Cengiz beni arayıp, ‘Babanın rakısı bitti mi? İstersen getireyim’ dedi. Ben de kabul ettim ve rakılar için Cengiz’e 500 lira verdim.
-İçkiler babamın, müşterilere bu içkileri satmadım. Cengiz, bu içkileri yurt dışında üretilen bandrollü içki olduğunu ve Bulgaristan sınırından geçirilmek için plastik şişelere konulduğunu söylemesi üzerine ona güvenip, birkaç aydan beri babamın kullanması için aldım.
-Cengiz’den aldığım alkollerin yapma veya sahte olduğunu bilseydim; alıp, babama vermezdim. Tekel alkolü bildiğim için alıp, babama verdim, pişmanım, beraatimi talep ediyorum.
‘AİLEM KALABALIK, O YÜZDEN İÇKİ ÜRETİYORUM’
Sahte içkileri Bulgaristan’dan getirip, piyasaya sürdüğü iddia edilen Metin Dobrucalı ise ifadesinde Bulgaristan vatandaşlığının da bulunduğunu belirterek, bu yüzden sık sık bu ülkeye gittiğini aramalarda bulunan alkolleri Bulgaristan’dan getirdiğini anlattı.
Dobrucalı, sahte içkiler ile içki yapımında kullanılan etil alkol ve aromaların kendisine ait olduğunu belirterek, “Ailem kalabalık olduğu için kendimiz kullanmak üzere bu şekilde içkileri üretiyorum. Bu içkileri kendim ya da ailem hiç kimseye satmadı. Neredeyse her hafta Bulgaristan’a gidip, geliyorum, aramada bulunan alkolleri Bulgaristan’dan 1 ve 5 litrelik şişelerde içinde getirdim. Çünkü orada daha ucuz, kendimiz ve misafirlerimiz tüketiyor. Kalan alkolleri de su şişelerine koyup, muhafaza ediyorum. Büfe sahibi Cengiz Girgin’i mahalleden tanıyorum ama samimi değilim. Cengiz ya da başka kişiye ya da büfeye içki satmadım. İçkiden zehirlenen kişileri de tanımıyorum” dedi.
Öte yandan ölenlerden Sadık Akın Usal, Altuğ Oktay, Turan Vardı, Remzi Zabınoğlu ve Ahmet Ataman ile ilgili açılan soruşturma sürüyor.
]]>“Kardeşim Mehmet ile arkadaşı Mustafa arasında sorunlar vardı, benim de canım sıkılınca eşim ve kızımla Şanlıurfa’dan Diyarbakır’daki evimize gelmek için yola çıktık. Eşim geri dönmek istediğini söyleyince geri döndüm. Husumetli olduğum için aracımda namlu ağzına mermi sürülü bozuk bir silahım vardı. Silahı, takip edilebilirim diye el freninin yanına bırakmıştım. Eşim, kardeşimin arkadaşıyla olan husumetinden etkilendiği için bana, ‘Bu silahı alıp kafama sıksam herkes kurtulur. Sende rahat edersin, kendimi öldüreceğim. Neden onlara hesap sormuyorsun, git vur onları’ dedi. Bende kafasına takmamasını söyledim. Kafasına bir şeyler takmıştı. Ben de ‘Dur sen sıkma, ben kendi kafama sıkayım’ dedim. Bu sırada eşim silahı alıp başına dayadı ve ben engel olmak isterken silah patladı. Bende kontrol noktasında durmayıp vakit kaybetmeden eşimi hastaneye yetiştirmek istedim” dedi.
‘BU KADININ DOSTU VAR BENİ ALDATIYOR’ DİYORDU
Hayatını kaybeden Özgül’ün babası Özcan Zonturlu, damadının kızına şiddet uyguladığını, olay öncesi torununun da “Babam eve silah getirdi, anneme de bu silahla seni öldüreceğim” dediğini, kızıyla her görüşmesinde, “Baba benim sonum ölüm, bu adam beni öldürür” dediğini belirtti. İfadesi alınan 8 yaşındaki kızları H.A da annesinin bir anda silahı alarak başına dayadığını, babasının engel olmak isterken silahın patladığını söyledi. Tanık Mustafa Akkafa da, “Müslüm ile eşi Özgül arasında uyuşturucu kullanmaktan sürekli tartışma vardı. Müslüm eşi Özgül için ‘Bunun dostu var. Beni aldatıyor’ diyordu. Evlerine gittiğimde Özgül kendini balkondan atmak üzereydi, onu son anda kurtardım” dedi.
‘ELİNDEN ALIRKEN PATLADI’
Mahkeme, olay günü polis kontrol noktasında dur ihtarına uymayan bir aracın hızla bölgeden kaçmaya çalışması üzerine takibe alındığı, aracın Devlet Hastanesine gittiği ve ön koltukta Özgül Zonturlu’nun başından vurulmuş halde bulunduğunu belirtti. Tanık ifadeleri ve toplanan delillere göre, sanığın her ne kadar kadının silahı kafasına dayadığını, kendisinin de elinden almaya çalışırken patladığı şeklindeki savunmasının inandırıcı olmadığını, olayın bir kıskançlık cinayeti olduğuna kanaat getirildi.
‘HUSUMETLİ OLAN BİRİ SİLAHINDA TEK MERMİ BULUNDURMAZ’
Mahkeme, sanığın olay esnasında aracın tüm camlarının kapalı olduğunu belirtmesine rağmen araçtaki aramada kadının ölümüne neden olan mermi çekirdeğine ait boş kovanın tüm aramalara rağmen bulunamadığına dikkat çekti. Yine sanığın “Benim husumetli olduğum kişiler var. Bu nedenle silahımın namlusuna atışa hazır mermi bulunduruyorum” dediği, ancak silahın şarjöründe başka mermi bulunmadığı, şayet husumetli olduğu kişilerden kendini korumaya çalışıyorsa silahın şarjöründe başka mermi olmaması ve silahın hem çocuğun hem de eşinin ulaşabileceği bir yere bırakmasının hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığına vurgu yapıldı.
BOZUK DEDİĞİ SİLAH SAĞLAM ÇIKTI
Mahkeme, Kadının başındaki mermi girişinin sanığın oturduğu sol taraftan olduğu, araç içinde yapılan aramada 3 mermi bulunduğu, silahının bozuk olması nedeniyle mermilerin araç içine düştüğü şeklinde savunma yapmış olsa da, husumetli olan birinin bozuk silah taşımasının da makul olmadığını belirtti. Mahkeme silah üzerinde yapılan incelemede ise ateşleme sisteminde ve diğer aksamlarında ise bozukluk olmadığı çalışır vaziyette olduğuna dair emniyetten rapor gönderildiğini belirtti.
OY ÇOKLUĞUYLA 25 YIL CEZA ÜYE HAKİM BERAAT ETMELİ DEDİ
Mahkeme, olayın intihar değil, cinayet olduğuna kanaat getirip sanığı kasten öldürme suçundan müebbet hapisle cezalandırdı. Duruşmalardaki iyi hali nedeniyle cezayı 25 yıla düşürdü.
Mahkemenin üye hakimi ise sanığın beraat etmesi gerektiği yönünde oy çokluğuyla alınan karara muhalefet şerhi yazdırdı. Üye hakim, öncelikle failin bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun suçun kuşkuya mahal vermeyecek kesinlikte olması gerektiğinin altını çizdi. Olayın gerçekleşme şeklinin tam aydınlığa kavuşmadığı için bunun sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı vurgulandı. Delillerin ihtimali kanıya değil, kesin ıspata dayanması gerektiğine dikkat çeken üye hakim, yüksek de olsa bir olasılığa dayanarak sanığı cezalandırmanın, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı hüküm vermek anlamına geleceğini belirtti. Sanığın husumetlilerinden korunmak için taşıdığı silahı el freninin yanına bıraktığı ve imam nikahlı eşinin de bir anlık dalgınlığından yararlanarak silahı alıp kafasına dayadığı sırada sanığın müdahale ederken ikisinin elinde patladığını ifade eden üye hakim, sanığın polis noktasında durmamasının da kaçma amacıyla değil, eşinin hayatını kurtarmak için hastaneye yetiştirmek amacıyla hareket ettiğine vurgu yaptı.
Dosyadaki delillerin mahkumiyet için yeterli olmadığı, sanığın suçu işlediğine dair şüphe hasıl olduğu, evrensel bir ceza hukuku genel ilkesi olan “Şüpheden sanık yararlanır” prensibi gereğince delil yetersizliğinden beraat verilmesi gerekirken, mahkumiyet hükmü kurulması yönünde oy çokluğuyla alınan karara katılmadığını belirtti. Dosya tarafların itirazları üzerine Bölge İstinaf Mahkemesine, buradan da nihai kesin karar verilmek üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilecek.
]]>Mahkeme gerekçeli kararında, Başak Demirtaş’ın Diyarbakır’ın Sur İlçesine bağlı Yeşilli Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yaparken 28 Eylül 2015 ile 19 Ocak 2016 arasında, 5 ila 45 gün arasında 8 kez rapor aldığını belirtti.
Raporları düzenleyen Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesi ile Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli 13 doktor hakkında soruşturma izni verilmediği için sadece Rezan Buğday ile Başak Demirtaş hakkında “Resmi belgede sahtecilik” suçundan dava açıldığına dikkat çekildi.
Rahatsızlığı bulunmadığı halde gerçeğe aykırı rapor aldığı ileri sürülen Başak Demirtaş’ın eşi Selahattin Demirtaş ile 12 Aralık 2015’te İstanbul Atatürk Havalimanından THY’ye ait TK1591 sefer sayılı Frankfurt uçuşunu gerçekleştirdiği, 15 Aralık 2015’te aynı havayollarına ait TK1952 sefer sayılı Amsterdam-İstanbul seferi ile Atatürk havalimanına iniş yaptığı ifade edildi.
Demirtaş’ın 15 Aralık’da Türkiye’ye giriş yapmış olmasına rağmen 14 Aralık tarihli doktor raporu aldığı, yurt dışında olduğu halde Türkiye’deymiş gibi adına rapor düzenlendiğine dikkat çekildi.
Demirtaş’ın doktor tarafından görülmeden, fiziken muayene edilmeden adına poliklinik girişi yapıldıktan sonra protokol numarasıyla gerçeğe aykırı rapor düzenlendikten sonra eşiyle birlikte yurtdışına çıktığı, Türkiye’ye dönüş yapınca okul idaresince kendisinden mazeretli olduğuna dair rapor talep edilmesi üzerine Amsterdam’da bulunduğu gün ve saat içinde sanki Diyarbakır’daymış gibi kendi adına rapor düzenlettirip okul idaresine teslim ettiği için cezalandırıldığına dikkat çekildi.
İSTİNAFA BAŞVURDU KARAR BOZULDU
Başak Demirtaş aldığı bu cezaya karşı istinaf mahkemesine itirazda bulundu.
Başvurusunda, “Raporu yazan doktorla yıllardır tanışıyoruz. Toplum sağlığı merkezine gittim. Bir gün sonra eşimle yurtdışına çıktım. Eşim raporlarımı yurtdışındaki doktorlara da göstermemizin faydalı olacağını istediği için rapor aldım. Okula rapor sunmam gerektiği için tekrar doktora gittim ve bana verilen rapordan bir suret vermelerini istedim. Onlarda rapor örneği tutulmadığını belirterek adıma yeniden rapor düzenlediler. Tarihine dikkat etmedim, bana yurtdışında olduğum tarihe ilişkin geriye dönük rapor düzenlemişler. Bu dava eşimin siyasi kimliği nedeniyle yapılan saldırıların bana dair olan kısmını oluşturuyor” dedi.
YETERSİZ GEREKÇEYLE CEZA OLMAZ
İstinaf mahkemesi Demirtaş ile doktora verilen cezayı eksik soruşturma nedeniyle bozup ilk derece mahkemesine geri gönderdi.
Bozma ilamında, toplum sağlığı merkezinde görevli doktor Rezan Buğday’ın düzenlediği 5 günlük istirahat raporunun düzenlendiği tarihin yazılı olduğu protokol defter kaydının ilgili kurumlardan temin edilerek bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra dosyaya delil olarak eklenmesi istendi.
Geriye dönük eski tarihli rapor alındığı iddiasına karşı toplum sağlığı merkezindeki görevli sekreterin de duruşmada ayrıntılı olarak ifadesinin alınması gerektiğini belirten istinaf, protokol poliklinik defter kaydının kim tarafından tutulduğunun belirlenmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Başak Demirtaş’a verilen 5 günlük istirahat raporuyla ilgili hastane ya da SGK sistemine bir giriş kaydının yapılıp yapılmadığının araştırılmasını isteyen istinaf, reçete kaydının tespitiyle birlikte istirahat raporunun tam olarak hangi tarihte verildiğinin belirlenmesinden sonra sanıkların hukuki durumlarının buna göre yeniden tayin edilmesi istendi.
Eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle iki sanık hakkındaki mahkûmiyet kararının oy birliğiyle bozulmasını kararlaştırdı.
Halen görülmekte olan bu davayla ilgili henüz bir karar verilmezken, eksikliklerin giderilmesi sonrası ikinci kez aynı cezaya mahkûm olması İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için de adaylık yolunu kapatacak.
Demirtaş, 2,5 yıl hapis cezasıyla birlikte TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca seçme ve seçilme hakkından da mahkûm bırakılmıştı.
]]>Yanında can güvenliği olmadığı için kendisine tahsis edilen koruma polisiyle gelen Begdaş, GBT kontrolüne alınınca hakkında kasten adam öldürmek suçundan İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 45 yıl kesinleşmiş hapis cezası olduğu ortaya çıktı.
Hemen infaz savcılığına sevk edilen Begdaş’ın, cinayet suçundan aldığı cezanın Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nce onanarak kesin hükme bağlandığı ve bununla ilgili 775 gün daha cezaevinde kalması gerektiğine dair hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı olduğu belirlendi.
Adli sicilinde 17 suçtan kaydı olduğu görülen Begdaş’ın şartla salıverme yasası kapsamında tahliye olduğu, ancak çıktıktan sonra da birden fazla suç işlediği için bu kararın geri alındığı ve cezasının kesinleşmesinden sonra teslim olmadığı belirlendi.

Begdaş hakkında müddetname düzenlenerek 2 No’lu T Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na teslim edilmesi istendi.
İki polis “Onu cezaevine götüreceğiz” diyerek adliye binasından çıkarıp cezaevine doğru yola çıktı.
Bu sırada tuvalete gideceğini söyleyen Begdaş, iddiaya göre Süleyman Soylu’yu arayıp FETÖ’cülerin kendisine tuzak kurduğunu belirterek yardım istedi.
Polisler yolda araçlarının bozulduğunu, arıza için araçtan indikleri sırada Begdaş’ın araçtan atladığını, hava karanlık olduğu için “dur polis” ihtarında bulunmalarına rağmen ara sokaklara kaçarak izini kaybettirdiğine dair tutanak tuttu.
Haklarında soruşturma açılan iki polise takipsizlik kararı verilirken, Celil Begdaş hakkında firar suçundan asliye ceza mahkemesine dava açıldı ve hakkında ikinci kez yakalama kararı çıkarıldı.
Halen firarda olan Celil Begdaş ile ilgili asliye ceza mahkemesi sanığa ödül gibi ceza verdi!
MAHKEMEDEN ÇELİŞKİLİ KARAR
Mahkeme, sanığın kesinleşmiş mahkûmiyetinin bulunması nedeniyle cezaevine götürülürken, ekip otosunun kapısını açarak kaçarak firar suçunu işlediği sabit olduğu için TCK’nın 292/1 maddesi uyarınca 6 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
Mahkeme, verilen bu cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkisinin lehine takdiri hafifletici neden kabul iyi hal indirimini düzenleyen TCK’nın 62/1 maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yaparak cezayı 5 aya indirdi.
Mahkeme, sanık hakkında basit yargılama usulü uygulandığı için CMK’nın 251/3 maddesi uyarınca 1/4 oranında da indirim yaparak cezayı 3 ay 22 güne düşürdü.
OLUMSUZ KİŞİLİĞİ VAR ERTELEME VE HAGB YOK
Mahkeme iyi hal ve diğer gerekçelerle sanığa indirim uyguladığı kararının sonuç kısmında ise adli sicil kaydındaki olumsuz kişiliği nedeniyle cezasının adli para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verdi.
Sanığın daha önce kasıtlı suçtan dolayı 3 aydan fazla hapis cezasıyla cezalandırıldığı için yasal imkânsızlıktan dolayı ve adli sicil kaydından anlaşılan suça eğilimini gösteren olumsuz kişilik özellikleri göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkemede olumlu bir kanaate varılmaması nedeniyle cezasının ertelenmesine de yer olmadığına karar verildi.
Mahkeme, sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkum olmuş olması ve adli sicil kaydından anlaşılan suça eğilimini gösteren olumsuz kişiliği ve nazara alındığında tekrar suç işlemeyeceği yönünde bir kanaat oluşmadığından aldığı 3 ay 22 günlük hapis cezasıyla ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına da yer olmadığını kararlaştırdı.
SÖZCÜ MANŞET YAPINCA YERLİKAYA TALİMAT VERDİ
Celil Begdaş’ın şaibeli ve şüpheli firarıyla ilgili haberin gazetemizde manşet olmasından sonra İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın Emniyet Genel Müdürlüğüne bizzat talimat verip Begdaş’ın derhal yakalanarak adalete teslim edilmesini istediği bu sürecin en kısa zamanda sonuçlandırılmasını bildirdiği öğrenildi.
Ancak geçen 8 aya rağmen Begdaş’ın halen yakalanamadığı öğrenildi.
]]>Tunç, bir televizyon kanalının canlı yayınında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Sekizinci Yargı Paketi olarak adlandırılan yeni yargı paketine ilişkin sorular üzerine Tunç, paketle ilgili çalışmanın taslak aşamasında olduğunu, yakın zamanda TBMM’de milletvekillerine sunulacağını bildirdi.
Bakan Tunç, “Takvim çok uzamaz. Seçim takvimi içerisindeyiz şu anda ama Meclis seçim için tatile ayrılmadan, ara vermeden, şubat sonu gibi, marta kalmaz, şubat ortaları gibi Mecliste görüşülür.” ifadesini kullandı.
CEZAEVİNDE KALMIŞ OLSUN İSTİYORUZ
Toplumda cezasızlık algısının yaygın olduğunu belirten Tunç, Sekizinci Yargı Paketi’nde bu duruma ilişkin düzenlemeler de bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Bu algıyı ortadan kaldırmamız lazım. Düzensizlik algısını ortadan kaldıracak düzenlemelerimiz var. İki yıl ceza almışsa birisi, bir yıl sonra koşullu salıverme süresi dolar. Koşullu salıverme süresi bir yıl olduğunda denetimli serbestlik süresi de bir yıl, o zaman iki yıldan yatacak hiçbir ceza kalmaz. Dolayısıyla iki yıl ceza alan hiç cezaevinde kalmamış olur. Böyle bir durum da tabii özellikle cezası iki yılın altında, üç yılın altında suçlar bakımından ‘suç işledi, yanına kar kaldı’ şeklinde bir algı var. Burada yaptığımız düzenleme, bir yıllık maktu denetimli serbestlik yerine oran getirmek istiyoruz.”
Yapılacak yeni düzenleme ile iki yıl ceza alan kişinin 6 aylık koşullu salıverme oranın sadece 5’te 1’lik kısmının denetimli serbestlik olmasını istediklerini belirten Tunç, “Yani bunun en az 5 ayını cezaevinde kalmış olsun diyoruz. Taslakta önerimiz bu. Tabii ki milletvekillerimizin takdirinde.” diye konuştu.
TEMYİZ SÜRELERİNE DÜZENLEME
Yeni yargı paketinde temyiz sürelerine ilişkin düzenlemelerin de yer alacağına vurgu yapan Tunç, mevcut düzenlemede, iş, hukuk, ceza mahkemelerinde 7, 8, 15 gün gibi farklı temyiz, itiraz süreleri bulunduğunu hatırlattı. Adalet Bakanı Tunç, “Artık bu sorular da ortadan kalkmış olacak. Tek bir yanıt olacak. İki hafta. Bütün davalarda itiraz ve temyizde süre iki hafta olacak. Diyoruz ki, tebliğden itibaren başlasın süre ve iki hafta içinde temyiz edebilsin.” dedi.
Bakan Tunç ayrıca, yeni yargı paketiyle Anayasa Mahkemesinin (AYM) pilot kararı gereği, makul sürede yargılama yapılmadığı iddialarıyla ilgili başvurular için Tazminat Komisyonu kurulacağını da bildirdi.
Tunç, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bazı usul düzenlemeleri olduğunu, buna ilişkin de yeni yargı paketinde çalışıldığını belirtti.
AİHM ELEŞTİRİLERİ
Adalet Bakanı Tunç, “Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uymadığı yönünde eleştiriler var.” denilmesi üzerine de “Tüm ülkelerin uyma ortalaması yüzde 79. 4374 ihlal kararı var. Türkiye’nin kararlara uyma ortalamamız yüzde 89.” bilgisini verdi.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın, Can Atalay kararlarıyla ilgili sorunun çözüm yerinin TBMM olup olmadığına ilişkin bir soruya karşılık Tunç, şöyle konuştu:
“TBMM’de sorunlar çözülebilir, iki mahkememizin de yıpratılmaması lazım. Anayasa’nın 153’üncü maddesi ‘Anayasa mahkemesi kararları bağlayıcıdır’ diyor, hemen 154’üncü madde var, Yargıtay kararları da bağlayıcıdır. Yargıtay, adliye mahkemelerinden verilen kararların son inceleme merciidir. Bütün mahkeme kararları bağlayıcıdır. Ama verilen bir karar noktasında, her ikisi de Anayasa’nın bazı maddelerini farklı yorumlayarak, ‘siz bu maddeyi ihlal ettiniz’ diyor.
Sorunun kaynağı Anayasa, 184 kez değiştirildi. Bu değişiklikler zaman içerisinde Anayasa’mızın maddeleri arasındaki yeknesaklığı da bozdu. Şimdi siz AYM’nin mevcut yapısı içerisinde adliye mahkemelerinden verilen kararların da oraya gitmesini sağlarsanız o zaman süper bir temyiz mahkemesi olur. Ama orada o yapısal kadro var mı? Çünkü Yargıtay Ceza Genel Kurulunda ceza daireleri başkanlarının verdiği bir karar kesin hüküm, hukukçu olmayan bir kesim tarafından incelendiğinde işte orada problem oluyor. Orada mesela şu düzenlenebilir, keşke öyle bir uzlaşma olabilse; Bireysel başvuruları inceleyecek Anayasa Mahkemesi bölümü Yargıtay ve Danıştay’dan gelen üyelerden oluşur dense mesela, o zaman dersiniz ki bu kesin hükmü hukukçular incelesin. Bu anayasa değişikliği gerektiriyor. Aslında buna da itiraz edilmez.”
OGÜN SAMAST’IN TAHLİYESİ
Gazeteci Hrant Dink’i, Şişli’de silahla vurularak öldüren katil Ogün Samast’ın cezaevinden çıkmasıyla ilgili tepkileri de değerlendiren Bakan Tunç, Samast ile ilgili yeniden suç duyurusunda bulunulduğunu, terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılamaların devam ettiğini hatırlattı. Tunç, “Ogün Samast’ın tekrar cezaevine girişi söz konusu olabilir mi?” sorusu üzerine, “Yargılamanın vereceği kararla olabilir. Yargının takdirinde olan bir husus.” dedi.
Bakan Yılmaz, cezaevinden af talepleriyle ilgili, “Şu anda gündemimizde böyle bir durum söz konusu değil.” dedi. Yılmaz, disiplin affıyla ilgili de herhangi bir çalışma olmadığını söyledi.
]]>400 BİN TL SERMAYE İLE KURDU
Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesince hazırlanan ve taraflara tebliğ edilen 508 sayfalık gerekçeli kararda, yargılama aşamasındaki savunmalar, cumhuriyet savcılığının iddianamesi, mütalaası ve delillere yer verildi. Kararda, Koineks Teknoloji AŞ’nin 20 Eylül 2017’de 400 bin lira sermaye ile kurulduğu, şirketin kurucusu ve yöneticisinin ise sanık Faruk Fatih Özer olduğu belirtildi.
Thodex Platformu adıyla bilinen Koineks Teknoloji AŞ’nin bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı olduğu aktarılan kararda, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının temelde müşterilerine, kripto varlık ve Türk lirası ya da diğer itibari para birimleri arasında alım satım imkanı, kripto varlık transfer işlemi, müşterileri adına kripto varlık saklama hizmeti sağladığı bilgisi verildi.
Kararda, bu hizmet sağlayıcılarının, bünyelerinde yer alan ve “kripto borsa” olarak ifade edilen platformda, müşterilerin birbirleri arasında alım satım gerçekleştirmesine imkan tanıdığı kaydedildi.
YÜKSEK MİKTARLI İŞLEMLER
Alım satıma konu olan varlığın arz ve talebine göre ortaya çıkan fiyatın, varlığın o andaki fiyatını oluşturduğu belirtilen kararda, “Kripto varlıkların sayısı günümüzde binlerle ifade edilmekle birlikte, her kripto varlık türünün tüm kripto borsalarda işlem görmediği, kripto borsalarda genellikle müşterilerin sıklıkla talep ettiği ve likiditesi yüksek olan kripto varlıkların işlem gördüğü anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.
ÜNLÜ İSİMLERİ REKLAM YÜZÜ YAPIP KANDIRDI
Gerekçeli kararda, Thodex’in reklam ve tanıtım faaliyetlerinde kamuoyu tarafından tanınan ünlü kişilerin kullanıldığına işaret edildi. Thodex’in, çeşitli şekillerde diğer kripto borsalarına nazaran daha fazla kar imkanı sunacağına yönelik internet ilanı ve televizyon reklamlarına aldanan mağdurların, bu şekilde iradelerinin fesada uğratıldığı kaydedildi.
Kararda, Thodex’in müşterilerine gerçekte var olmayan varlıkları satması, müşterilere ait varlıkların platform tarafından soğuk cüzdana çıkartıldığının müşterilere bildirilmemesi hususlarının ise hileli hareketler olarak değerlendirildiği aktarıldı.
Thodex adı ve çatısı altında kurulan bu suç örgütünün, sistemin başladığı ilk süreçte müşterilere Thodex üzerinden gerçekleştirmek istedikleri online işlemlere anında veya en geç beklenen sürede yanıt vererek, müşterilerin şirkete olan güvenini artırdığı vurgulandı.
GÜVEN OLUŞTU, MÜŞTERİ SAYISI ARTTI
Kararda, örgütün kazandığı bu aldatıcı güven, promosyon vaatleri ve sistemdeki manipülasyonlar sayesinde mevcut müşterilerinin sayısını artırdığı bildirilen kararda, “Şirket nezdinde müşterilerden elde edilen gerçek varlıklar beklenen doyuma ulaştığında bir anda sonlandırılmış, çoktan soğuk cüzdana aktarılmış ve halihazırda ulaşılamaz hale getirilmiş olan müşteri/mağdur varlıkları sanıklar tarafından bu şekilde ele geçirilmiştir” değerlendirmesinde bulunuldu.
SOĞUK CÜZDAN – SICAK CÜZDAN
Gerekçeli kararda, kripto varlıkların diğer malvarlığı değerlerine göre, izinin sürülememesinin veya takibini sınırlandıracak şekilde işlemlere tabi tutulmasının çok daha kolay olduğuna dikkat çekildi.
Soğuk ve sıcak cüzdan terimlerinin anlatıldığı kararda, şunlar kaydedildi:
– Thodex isimli kripto varlık borsanın ve diğer kripto varlık borsalarının işleyişini bankaya benzetmek gerekirse; bankanın belirli bir süre içerisinde müşterilerinin yatırdığı paraların gün içerisinde kabul ve başka müşteri tarafından talebi halinde hemen ödenebilmek üzere veznede tutulduğu, veznenin kripto varlık borsası açısından sıcak cüzdana benzetilebileceği değerlendirilmiştir.
– Veznede, yani sıcak cüzdanda biriken varlıkların siber saldırı gibi sebeplerle internet bağlantısından uzak olması nedeniyle aktarıldığı kriptolu mecra olan soğuk cüzdan ise bankanın kasasına benzetilebilir. Soğuk cüzdanın fiziken küçük ve taşınabilir ancak şifreyle ulaşılabilir biz cihaz olduğu anlaşılmaktadır. Thodex’de müşterilerin yatırdıkları paralar ilk etapta vezne olarak değerlendirilen sıcak cüzdana aktarılmaktadır.
Kararda, kripto varlıkların Thodex’in veznesi olarak kabul edilebilecek sıcak cüzdandan, yine Thodex’in şifresi kırılamayan kasası olarak kabul edilen soğuk cüzdana aktarılması, bu varlıkların farklı şirketlere verilerek karşılığında altın satın alınması eylemlerinin “suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama” suçunu oluşturduğu bildirildi.
OLMAYAN VARLIKLARI SATMIŞLAR
Thodex’in müşterilerine gerçekte var olmayan varlıkları satması, müşterilere ait varlıkların platform tarafından soğuk cüzdana çıkartıldığının müşterilere bildirilmemesinin hileli hareketler olarak değerlendirildiği ifade edildi.
Kararda, sanıklardan Faruk Fatih, Güven ve Serap Özer’in, kuruluş aşamasından itibaren örgütü Thodex platformu üzerinden oluşturup yönetmek amacında oldukları belirtildi. Bu sanıkların, örgüt dahilinde dolandırıcılık ve para aklama işlemlerini gerçekleştirmek için gerekli teknik bilgi ve eğitime sahip olmadıkları kaydedilen kararda, bu nedenle teknik işler ve yazılımlar için örgüt üyesi olan diğer sanıklar Ergün Acar, Mesut Can Arbaz, Cem Uzunoğlu ve Onur Can Gündüz’ü kullandıkları bilgisine yer verildi.
Kararda, örgüt üyesi sanıkların ise yöneticilerden aldıkları emir ve talimatlar doğrultusunda örgütün dolandırıcılık ve aklama suçlarını işleyebilmesi için gerekli olan sistemsel programlama, yazılım ve diğer teknik ihtiyaçları hayata geçirdikleri anlatıldı.
PİŞMANLIK BELİRTİSİ YOK
Sanıklara verilen cezalarla ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, Faruk Fatih Özer ile kardeşleri Güven Özer ve Serap Özer’in suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticileri oldukları yönünde mahkemede kesin vicdani kanaat oluştuğu gerekçesiyle sanıkların bu suçtan cezalandırıldıkları belirtildi.
Gerekçeli kararda, “Sanıkların devam eden yargılama sürecinde suçtan gerçekten pişman olduklarına dair bir emare göstermedikleri gibi yine örgüt bilinci içerisinde savunma yaparak kendilerini ve kendilerinden de önce örgüt yöneticilerini aklamaya çalışır şekilde hareket ettikleri anlaşılmış olup, bu sebeple sanıkların cezalarında takdiri indirim uygulanmamıştır.” değerlendirmesi yapıldı.
26 MİLYAR TL PARA CEZASI
Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 7’si tutuklu 21 sanığın yargılandığı kripto para borsası Thodex’teki “dolandırıcılık” davasına ilişkin kararını 7 Eylül 2023’te açıklamıştı. Mahkeme, tutuklu sanıklar Faruk Fatih Özer, Güven Özer ve Serap Özer’e, “örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olmak”, “nitelikli dolandırıcılık”, “mal varlığı değerlerini aklama”, “bilişim sistemleri kullanmak suretiyle dolandırıcılık” suçlarından 11 bin 196 yıl 10 ay 15’er gün hapis cezası vermişti.
Diğer sanıklara ise çeşitli suçlardan değişen sürelerde hapis cezası veren heyet, 16 sanık hakkında delil yetersizliği gerekçesiyle “nitelikli dolandırıcılık” suçundan ise beraat hükmü kurmuştu.
Öte yandan mahkeme, sanıklar Faruk Fatih Özer, Güven Özer ve Serap Özer’e ayrı ayrı 8 milyar 871 milyon 675 bin lira olmak üzere toplamda 26 milyar 615 milyon 25 bin lira adli para cezası vermişti. Heyet, verilen para cezalarının bir kısmının ise 24 ay taksitle ödenmesine hükmetmişti.
]]>Diyarbakır Adliyesi’nde görev yapan katip T.M. polisin sulh ceza hâkimliğinden aldığı arama, el koyma ve gözaltı kararını hakime onaylattıktan sonra evine baskın yapılacak Sabri D. ile sosyal medya üzerinden iletişim kurdu.
Kendini adliyede görevli savcı Murat Mert olarak tanıttıktan sonra da, “Evinizde arama yapılacak. Gözaltına alınacaksınız” diyerek para istedi.
Sabri D. önce dolandırıcı olduğunu düşündü, ancak polislerin eve baskın yaptığını görünce, “Sizi daha erken bekliyordum. Beni adliyeden bir savcı arayıp evime baskın yapılacağını dün haber vermişti, ama inanmamıştım” dedi.
Sabri D, kendisine gönderilen mesajı polise teslim edince yapılan araştırmada bu kişinin arama, el koyma, gözaltı ve dinleme kararlarının verildiği sulh ceza hakimliğinde görevli katip T.M. olduğunu tespit etti.
Meslekten ihraç edilen katibin birlikte çalıştığı hakimin UYAP şifresiyle Türkiye’de tanınmış birçok ünlü kişi hakkında sorgulama yaparak “Kişisel verilerini hukuka aykırı biçimde elde ettiği tespit edilince hakkında dava açıldı.
İKİ HAKİMİN ŞİFRESİYLE BİNLERCE SORGULAMA
Katip T.M’nin hakim M.E’nin UYAP şifresiyle 1807 işlem yaptığı, ünlü kişileri dosyaya taraf olarak ekleyip ilgili içeriğe, bu kişilerin adres ve telefonlarına ulaştıktan sonra da taraf eklediği kişiyi tekrardan sildiği belirlendi.
Birlikte çalıştığı Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı H.T’nin ise şifresiyle 1270 kayıt oluşturacak şekilde işlem yaptığı ve mağdurların adli sicil ve UYAP kayıtlarını sorguladığı, mernis adreslerini güncellediği, dosyalara taraf eklediği belirlendi.
Cezaevlerindeki terör zanlısı tutukluların da kişisel bilgilerini elde ettiği tespit edildi.
SUÇUNU İTİRAF ETTİ
İfadesi alınan sanık katip T.M, “Evinde arama yapılacak olan Sabri D’ye önceden haber verdiğim doğrudur. Amacım güven verip para istemekti. Borçlarımdan dolayı para bulmak için savcı Murat Mert adıyla fake bir hesap açtım. UYAP üzerinden ulaştığım ünlü kişilerin bilgilerini üçüncü şahıslarla paylaşmadım. Amacım onların dosya içeriklerine girip cep telefonlarını elde etmek ve kendilerine ulaşıp para istemekti. Bazılarının telefonlarına maddi yardım almak için mesaj da gönderdim” dedi.
Mahkeme, sanığın 361 kişiye ait kişisel verileri iki hakimin UYAP şifresiyle ele geçirip maddi menfaat temin etmek için kullandığını belirtti.
Mahkeme sanığı gizliliği ihlal etmek, kişisel verileri hukuka aykırı biçimde ele geçirmek, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etmek suçlarından 8 yıl 2 ay hapisle cezalandırdı.
Kişisel verileri kayıt altına alınan ve dosyada mağdur olarak yer alan isimlerden bazıları şunlar:
CUMHURBAŞKANI VE AİLESİ DE VAR
Recep Tayyip Erdoğan, Emine Erdoğan, Bilal Erdoğan, Selçuk Bayraktar, Erdoğan Bayraktar, Ali Koç, Fikret Orman, Aziz Yıldırım, Adnan Oktar, Ahmet Çalık, Murat Ülker, Ümit Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu, Fatih Terim, Necati Şaşmaz, Rıza Çalımbay, Ferit Şahenk, Türkan Şoray, Ercan Kesal, Meltem Cumbul, Yılmaz Morgül, Murat Boz, Abdulhalim El Hüseyni (Menzil tarikatı lideri), Şevket Çoruh, Beyazıt Öztürk, Mustafa Ceceli, Emre Belözoğlu, Cüneyt Arkın, Sedat Peker, Dilek ve Ömer Sabancı, Yıldız Tilbe, Kenan Sofuoğlu, Kenan İmirzalıoğlu, Tuncay Özilhan, Haydar Baş, Tarkan Tevetoğlu, Mehmet Ali Erbil, Aylin Nazlıaka, Rıdvan Dilmen, Ali Ağaoğlu, Ahmet Mahmut Ünlü (Cübbeli Ahmet), Sadullah Ergin, Seda Sayan, Gökhan Özoğuz, İdris Naim Şahin, Hasan Şaş, Şarık Tara, Canan Karatay, Kenan Doğulu, Beren Saat, Arda Turan, Ethem Sancak, Adnan Oktar, İbrahim Çeçen, Rüştü Reçber, Nazire Dedeman.
]]>Eşinden boşanan öğretmen S.Y., birlikte kahve ve şarap içtiği öğrencisine cinsel istismarda bulundu.
Öğretmen ile öğrencisi arasındaki iletişim, daha sonra cep telefonu ile cinsel içerikli mesaj, fotoğraf ve kamera görüntülerinin gönderilmesiyle devam etti.
AİLESİ CEP TELEFONUNDA FOTOĞRAFLARINI GÖRDÜ
Kızının hareketlerinden şüphelenen ailesi, cep telefonunu alıp konuştuğu kişileri ve telefonunun fotoğraf galerisini inceledi. Aile, öğretmen S.Y.nin kızlarına cinsel istismarda bulunduğunu, birbirine cinsel içerikli fotoğraflar gönderdiğini belirledi.
Ö.K.’nin telefonundan S.Y.’ye mesaj atan aile fertleri, bir kafede buluşmak istedi. Belirlenen kafeye kızlarıyla giden aile burada bekleyen öğretmen ile önce tartıştı sonra kavga etti.
Yaşanan arbedenin ardından aile bireyleri, öğretmenin otomobilinin camlarını kırıp lastiklerini patlattı.
BANA YAŞINI SÖYLEMEDİ
Ailenin şikayeti üzerine gözaltına alınan S.Y., tutuklanarak cezaevine gönderildi. Savcılık soruşturması sonunda hakkında, Bursa 4üncü Ağır Ceza Mahkemesinde, ‘çocuğu müstehcen yayınları okumaya ve seyretmeye teşvik’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçlarından 9,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan S.Y., savunmasında, “Olayların bu noktaya geleceğini düşünmedim. Çok büyük hata yaptım. Pişmanım. Ayrıca kendisinin 15 yaşından büyük 16 yaşlarında olduğunu sanmıştım. Bana yaşıyla ilgili hiçbir şey söylememişti” dedi.
“1 AY DAHA GEÇSE SUÇ OLMAYACAKTI”
S.Y.nin avukatı da müvekkilinin, öğrencisinin yaşını bilmesinin mümkün olmadığını belirtip, “Müvekkilim, Ö.K.nin yaşı konusunda hataya düşmüştür. 16 yaşında olduğunu bilerek hareket etmiştir. 14 yaş 11 aylık olan Ö.K.nin, öğretmenine göndermiş olduğu fotoğraflarda 15 yaşından büyük gösterdiği açıktır. Ayrıca bu ilişkide zorlama yoktur. Müvekkilim sadece bir aylık bir süreyle ilgili olarak yüklenen suçtan yargılanmaktadır. Eğer bu bir aylık süre de geçmiş olsaydı rıza da olduğundan ortada suç olmayacaktı” diyerek beraatini talep etti.
CEP TELEFONUNDAKİ GÖRÜNTÜLER İÇİN DE DAVA AÇILDI
Yargılama devam ederken, cep telefonunda kız öğrencisine ait cinsel içerikli mesaj, görüntü ve fotoğraflar bulunan tutuklu sanık hakkında, genel ahlaka karşı suçlar kapsamındaki müstehcenlik’ suçundan da 2,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Dosya, Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davayla birleştirilirken, S.Y., öğrencisinin kendisine gönderdiğini iddia ettiği cinsel içerikli fotoğraf ve mesajların cep telefonunda kayıtlı kalmasının suç olduğunu bilmediğini iddia etti.
Sanık avukatı da müvekkilinin, öğrencisine ait görüntü ve fotoğraflarını, cep telefonunda tutmasının suç olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını belirterek, ayrıca bu fotoğraf ve görüntüleri öğrencisinin kendi rızasıyla gönderdiğini söyledi.
SUÇ OLDUĞUNU BİLMİYORDUM
Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesindeki karar duruşmasına tutuklu sanık S.Y. ile öğrencinin yakınları ve taraf avukatları katıldı. S.Y. son savunmasında da önceki ifadelerini tekrarlayarak, “Mesaj ve görüntülerin suç olduğunu bilmiyordum. Bilsem hemen silerdim. Ayrıca öğrencimin yaşının 14’ten büyük olduğunu düşünüyordum. Beraatimi istiyorum” dedi.
3 SUÇTAN 12,5 YIL HAPİS
Mahkeme heyeti, suçunu sabit gördüğü S.Y.’ye, cinsel istismar suçundan 10 yıl, hürriyeti yoksun kılma suçundan da 2,5 yıl olmak üzere toplam 12,5 yıl hapis cezası vererek, tutukluluk halinin devamına hükmetti. S.Y.ye müstehcen görüntüleri depolama suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.
]]>“KIZIMIN BACAĞINA VE BAŞINA SATIRLA VURMUŞ”
Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi “Damadım olaydan önce tavanı kırıp kızıma, ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım uyurken kafasından aşağıya kaynar su dökmüş. Bize kanlı peçete içinde kanlı saç ve deri parçaları yollamışlar. Abdulkerim, kızımın satırla bacağına ve kafasına vurmuş bunları sanığın kardeşiyle evli olan diğer kızım Gülşen eşime anlatmış” dedi.
Esenyurt Necip Fazıl Kısakürek Mahallesi’nde 8 Nisan 2022 yılında evinde başından vurulmuş halde bulunan Ceylan Kılıç’ın intihar ettiği öne sürülmüştü. Ancak Ceylan Kılıç’ın ailesi olayın intihar değil cinayet olduğunu, Ceylan Kılıç’ın eşi tarafından öldürüldüğünü ifade etmişti. Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu.
“SİLAHI ALIP İNTİHAR ETMİŞTİR”
Başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç, ilk duruşmadaki savunmasında iddiaları reddetti:
– Ceylan Kılıç’la 16 yıl önce evlendik. Olay yaşandığında Ramazan ayı içerisindeydik. Eşim de benim gibi oruç tutuyordu. Olay gecesi eşim ‘Sahur yemeği hazırladığımda sizi çağırırım’ dedi. Sahur vaktine kadar uyuyup sahur saatinde kalkardık. O gün eşim ‘Bugün uyumayalım, sahura kadar işlerimi yapayım’ dedi. Saat 23.30 sıralarıydı ben yatak odasına geçtim. Kulaklığımı takıp sosyal medyaya girdim. Oğlum Efe de yanımda telefonuna bakıyordu. Yatak odasında 1 saati geçkin zaman oyalanmış olabilirim. Dışarıdan geldiğini düşündüğüm bir ses duydum.
– Oğlum Efe de duydu. Balkon tarafına baktım, birşey yoktu. Eşimin bulunduğu salonun kapısı kapalıydı. Oğlum Efe benden önce salon kapısını açtı. Ben de hemen arkasındaydım. Salon kapısının sağ tarafında bulunan kanepe üzerinde eşimi vurulmuş halde gördüm. Benim evde bulundurduğum ruhsatsız tabancam vardı. Gaspa uğradığım için tedbir amaçlı bulunduruyordum. Benim bilgim olmadan silahı alıp intihar etmiştir. Ben kendisine hiçbir zaman şiddet uygulamadım. Cildi hassastı, en küçük bir yere dokunduğunda çürük oluşurdu.
‘KENDİNİ AS, ASMAZSAN SENİ ÖLDÜRÜRÜM’ DEMİŞ
Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi ise ifadesinde kızının üzerine kuma getirilmek istendiğini ancak bunu kabul etmemesi üzerine şiddet gördüğünü anlatarak şunları söyledi:
– Ben Muş’un Malazgirt köyünde yaşıyorum. Diğer kızım Gülşen de sanığın kardeşiyle evlidir. Gülşen beni Eylül ayında arayıp ‘Ceylan’ı öldürüyorlar’ dedi. Abdulkerim tavanı kırmış, ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım Gülşen, Abdulkerim’in kaynattığı sıcak suyu Ceylan uyurken kafasına döktüğünü bana anlattı. Ben de Kıraç Polis Karakolu’nu arayıp şikayetimi dile getirdim.
– Polisler olay yerine gitmişler. Polisin telefonundan Ceylan beni aradı, ‘Baba niye şikayetçi oldun, kocamdır, birşey olmaz, üç çocuğum var’ deyince; ben de kızımın üzerinden elimi çektim. Daha sonra İstanbul’a geldim. Oğlum Volkan’ın evine yerleştik. Daha sonra eşim Gülşenle görüşüp geri döndüğünde ağlamaya başladı. Ne olduğunu sorduğumda elinde kanlı peçete vardı. İçinde de kanlı saç olan deri parçaları vardı. Bunlar nedir dediğimde de, ‘Abdulkerim, Ceylan’ın satırla bacağına vurmuş, kafasına vurmuş’ diye anlattı. Bu konuları Gülşen eşime anlatmış. Yalnız eşim bu kanlı peçete ve içindekileri kızım öldükten sonra bana gösterdi. Ceylan öldürülmeden önce Gülşen’in eşi Adem ile konuştuğumda da beni telefonda, ‘Seni de kızını da öldürürüz’ şeklinde tehdit etmişti.
CEZA İNDİRİMİNE İTİRAZ
Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu. Müşteki avukatı Hilal Gültepe Öztürk sanığın ‘Tasarlayarak eşe karşı kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Söz hakkı verilmesi üzerine Abdulkerim Kılıç, “Tutuklandığımdan beri, eşimi kaybettiğim ve ailemin mağduriyetinden dolayı psikolojim bozuldu. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum. Yemin ederim ki bu suçu ben işlemedim” dedi.Mahkeme heyeti, Abdulkerim Kılıç’a ilk olarak ‘Eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerini gözönüne alarak bu cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Müşteki tarafı karara itirazda bulunarak istinafa başvurdu.
ATIŞ UZAK MESAFEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun hazırlamış olduğu rapora yer verildi. Buna göre Ceylan Kılıç’a yapılan atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu tespit edildi. Ayrıca Ceylan Kılıç’ın ailesi ifadelerinde sanık Abdulkerim Kılıç’ın uzun zamandır Ceylan Kılıç’a eziyet ve tehdit ettiğini beyan etti.
Maktulün olay yerindeki duruş pozisyonu, silahın ve boş kovanın bulunduğu yer, İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün raporu da gözönüne alındığında olayın intihar şüphesinden uzaklaştığı, Abdulkerim Kılıç’ın silahla Ceylan Kılıç’a ateş ederek öldürdüğü ve daha sonra silahı Ceylan Kılıç’ın eline tutuşturduğu belirtildi. Abdulkerim Kılıç’ın ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
]]>23. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Mutlu ve avukatı katıldı. Duruşmada, müşteki Fenerbahçe Spor Kulübünü temsilen de bir avukat hazır bulundu. Duruşmada söz verilen Fenerbahçe Spor Kulübü avukatı İsmail Hakkı Başaran, sanığın mahkumiyetine karar verilmesini istedi.
YURT DIŞI ÇIKIŞ YASAĞINA DEVAM
Mahkeme heyeti sanık Mutlu’ya karar duruşması olduğunu bildirerek, son savunmasını yapmasını istedi. Sanık Mutlu, yargılama sürecinde savunma hakkının ihlal edildiğini öne sürdü.
Kendisinin seküler hayatı olduğunu öne süren sanık, “Bu memlekette dedelerim yetim kaldı. Kim teröristse Allah belasını versin. Ülkücü camiada yetiştim. Bir seferine mahsus Kimse Yok Mu Derneğine bir kurban bağışı yapmışım” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, sanık Mutlu’yu “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası çarptırdı. Heyet, sanık hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbirinin devamına hükmetti.
GAYBUBET EVİNDE YAKALANDI
FETÖ’nün avukatlar yapılanmasında yer alan ve “futbolda şike kumpası” davasının firari sanığı avukat Cemalettin Mutlu ile kardeşi Veli Mutlu, 18 Eylül 2021’de Eyüpsultan’da bir gaybubet evine düzenlenen operasyonda yakalanmıştı.
FETÖ mensuplarınca gerçekleştirilen “Askeri Casusluk”, “Fuhuş ve Şantaj”, “Poyrazköy” ile “Amirallere Suikast” gibi kumpas soruşturmalarında yer aldığı belirlenen Mutlu Ekizoğlu, Nazmi Ardıç, Tufan Ergüder, Yurt Atayün ve Ömer Köse’nin de aralarında bulunduğu birçok emniyet mensubunun bir dönem avukatlığını yapan Mutlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.
AZİZ YILDIRIM ALEYHİNE İFADE BASKISI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, sanık Mutlu’nun avukatlık yapılanması içerisindeki eylemlerine yer verilmişti.
Mutlu’nun telefon hatlarıyla örgütün mahrem imamlarından avukat Faik Toklucu ve Alaeddin Yüksel Bulut ile irtibatının bulunduğu aktarılan iddianamede, sanığın ayrıca ByLock kullanıcısı kişilerle iletişim kaydının tespit edildiği anlatılmıştı.
İddianamede, MASAK raporuna göre, Mutlu’ya FETÖ üyelerince bazı ödemeler yapıldığına, Mutlu’nun da kimi şüphelilere bir miktar para gönderdiğine yönelik tespitlerin yer aldığı kaydedilmişti.
Sanıkla ilgili “futbolda şike kumpası” davasındaki bazı sanıkların beyanlarına yer verilen iddianamede, Mutlu’nun, Aziz Yıldırım’ın tutuklandığı “futbolda şike” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Şekip Mosturoğlu ve Ahmet Çelebi gibi kişileri cezaevinde ziyaret edip tahliye edilecekleri yönünde teşvikle Yıldırım aleyhine ifade vermeye zorladığı belirtilmişti.
İddianamede, dönemin Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’in başsavcılıkça bilgisine başvurulduğu sırada sanığın da orada olduğu ve bu iş için 25 bin 643 lira aldığı aktarılmıştı. Mutlu’nun bu şekilde örgütün kurgulayıp yürüttüğü soruşturma dosyasına delil oluşturmaya çalıştığı vurgulanan iddianamede, sanığın “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
]]>Mandal da G.A.’ya günlerce cinsel istismarda bulundu. G.A.’nın durumu anlatmasıyla ailesi, şikayetçi oldu.
Kendisini ‘MİT mensubu’ olarak tanıtan elektrik ustası Ahmet Mandal, gözaltına alınıp, 25 Kasım 2022’de ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan tutuklandı.
Aynı okulda eğitim alan K.K. adlı kız öğrenci de Mandal tarafından tacize uğradığı iddiasıyla şikayette bulundu.
Soruşturmada ayrıca okul müdürü Harun Avcu ile G.A. ve Mandal’ın dini nikahının kıyıldığı okulun müdürü Asuman Sahar Koleri tutuklandı. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen idari soruşturma kapsamında 2 okul müdürü de memurluktan ihraç edildi.
37’ŞER YIL HAPİS İSTEMİ
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada Ahmet Mandal, Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri hakkında, ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’, ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçlarından 37’şer yıla kadar hapis ile olayla bağlantısı olduğu öne sürülen tutuksuz sanıklar Mandal’ın iş ortağı Ali Akkaş, Koleri’nin eşi M.K., dini nikahın kıyıldığı okuldaki kadın hizmetli H.K., asker B.K.’ye ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından hapis cezası istendi.
4 SANIĞA HAPİS, 3 SANIĞA BERAAT
9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5’inci duruşmada mahkeme heyeti, Ahmet Mandal’a G.A.’ya ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 20 yıl, K.K.’ye yönelik ise ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapis cezası verip, tutukluluk halinin devamına karar verdi. Okul müdürleri Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri ile Mandal’ın ortağı Ali Akkaş, G.A.’ya yönelik ‘Çocuğun cinsel istismarına yardım etme’ suçundan 8 yıl 4’er ay hapis cezası aldı. İki okul müdürü ayrıca diğer öğrenci K.K. yönünden ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 10’ar ay hapis cezası verip, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip tahliye edildi. Diğer sanıklardan Asuman Sahar Koleri’nin eşi M.K., B.K. ve H.K. ise beraat etti.
KARARA İTİRAZ
G.A.’nın ailesinin avukatı Mehmet Onur Güleç, karara itiraz edeceklerini belirterek, “İlk derece mahkemesi bir karara vardı. Verilen kararda bazı sanıklar yönünden verilen cezaları biz yeterli bulduk. Bazı sanıklar yönünden verilen cezaları ise düşük bulduk. Biz verilen karara itirazımızı yapacağız. Belli başlı yerlerde mütalaaya karşı olarak cezalar verildi. Kamuoyu verilen cezalarla yetinmez. Bu cezaların infaz olduğunu da görmek ister. Bu kapsamda en hakkaniyetli kararın ortaya çıkması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Üst mahkemenin daha doğru bir karar vereceğini umuyoruz” dedi.
‘G.A., UZMAN DESTEĞİ ALIYOR’
G.A.’nın yaşadıklarının ardından şehri terk ettiğini, örgün eğitimi bıraktığını ifade eden Güleç, “Müvekkilim başarılı bir öğrenciydi ve okulda birinciliği vardı. Bu olay sonrasında hem eğitim hayatı hem de sosyal hayatı ciddi sıkıntıya uğradı. Örgün eğitime ara verdi ve maalesef ailesiyle şehir değiştirmek zorunda kaldı. G.A. derin bir yara aldı ve çok iyi bir durumda değil. Hala uzman desteği alıyor” diye konuştu.
]]>Kararda, sanık ile kadının olay tarihi itibarıyla resmi nikahlı olarak evli oldukları ve birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğünün devam ettiği belirtilerek, haksız tahrik hükümlerinin uygulandığı vurgulandı.
SOKAK ORTASINDA BIÇAKLADI
Otomobil aksesuarları satılan iş yeri bulunan Ali Karadeniz, 30 Eylül 2019’da Kocasinan ilçesi Cengiz Topel Mahallesi’nde boşanma aşamasındaki eşi Sinem Karadeniz’i, başka biriyle yazıştığı ve bu kişiyle yan yana gördüğü iddiasıyla sokak ortasında bıçakladı. Sinem Karadeniz, çağırılan ambulansla Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaldırıldı. Olayın ardından kaçan Ali Karadeniz, polis ekiplerince tutuklandı.
10 BIÇAK DARBESİ ADLİ TIP RAPORUNDA
Adli Tıp Kurumu raporunda Sinem Karadeniz’in vücudunda 10 adet kesici delici alet yarası olduğu belirlendi. Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘eşi kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Ali Karadeniz, 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Sanık avukatının, cezanın yüksek olduğunu gerekçe göstererek yaptığı itirazla dosya, istinafa taşındı. Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, kararı esastan bozarak, yeniden yerel mahkemeye gönderdi. Ceza Dairesi’nin bozma gerekçesinde, sanık hakkında ‘haksız tahrik’ indirimi yapılmadığı, cezanın fazla olduğu belirtilerek, dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.
İSTİNAF KARARI BOZDU CEZA 11 YILA DÜŞTÜ
İstinafın bozma kararının ardından 9 Ekim 2021’de, Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davanın duruşmasında mahkeme heyeti, sanık Ali Karadeniz’i, 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. ‘Haksız tahrik’ indirimi de uygulayan mahkeme heyeti, cezanın 11 yıl 3 aya düşürülmesine hükmedip, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.
YARGITAY 11 YILI YÜKSEK BULDU
İtiraz üzerine dosya bu kez Yargıtay’a taşındı. Dosyanın geldiği 1’inci Ceza Dairesi, yaptığı incelemede bozma kararı verdi. Yargıtay, mağdur kadının, eşiyle evlilik birliği devam ederken başka birisi ile ilişkisi olduğu bu yüzden de sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle sanık Ali Karadeniz’e fazla ceza verildiğini belirtti.
Yargıtay bozma ilamında, sanığa yönelen ve ‘haksız tahrik’ teşkil eden olayların ulaştığı boyut dikkate alındığında, yerel mahkeme tarafından makul oranda ‘haksız tahrik’ indirimi uygulanarak, yeniden hüküm kurulması gerektiği görüşünde bulunuldu. Yargıtay, sanık Karadeniz’e fazla ceza verildiği gerekçesiyle, kararı hukuka aykırı bularak dosyayı yerel mahkemeye gönderdi.
CEZASI İKİNCİ KEZ İNDİRİLDİ, TAHLİYE OLDU
Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde bozma kararının ardından geçen yıl 29 Kasım’da sanık Ali Karadeniz, yeniden hakim karşısına çıktı. Duruşmaya mağdur Sinem Karadeniz katılmadı. Yargıtay bozma ilamına karşı sözleri sorulan sanık Karadeniz, “Diyeceğim bir şey yok. Tahliyemi istiyorum” dedi.
Mahkeme heyeti, sanık Karadeniz’i, ‘eşi kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Ardından eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle önce 18 yıla, ‘haksız tahrik’ ile 9 yıla, ‘iyi hal’ indirimi ile de 7 yıl 6 aya indirilmesine karar verdi. Heyet, sanığın cezaevinde kaldığı süre dikkate alınarak, yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliyesine hükmetti.
GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI
Mahkeme heyeti, sanık Karadeniz’e verilen 7 yıl 6 ay hapis kararının gerekçesini de açıkladı. Gerekçede sanık ile katılanın, olay tarihi itibarıyla resmi nikahlı olarak evli oldukları ve birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğünün devam ettiğine vurgu yapılarak, “Tanık O.E.’nin soruşturma aşamasındaki beyanlarında da anlaşılacağı üzere katılanın, sanık ile evli olduğu dönemde başka bir kişi ile aynı evde yaşadığının sabit olması karşısında, bu hususun sanık lehine haksız tahrik nedeni oluşturacağı ve tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmış, sanığa yönelen haksız tahrikin ulaştığı boyut nazara alınarak, sanık lehine makul oranda haksız tahrik indirimi tatbik edilmiştir” görüşünde bulunuldu.
]]>Süper Lig’in 17 hafta oynanan ilk bölümünde 14 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 yenilgi yaşayan sarı-lacivertliler, 44 puan toplarken, aynı puana sahip Galatasaray’ın averajla önünde lider durumda bulunuyor.
17 karşılaşmada 2 galibiyet ve 2 beraberlik almasına karşın Trabzonspor mücadelesinde takımın sahadan çekilmesiyle 3 puanı silinen İstanbulspor, 5 puanla ligin son sırasında.
İKİ FUTBOLCU AFRİKA KUPASI’NA GİTTİ
Fenerbahçe’nin iki savunmacısı Bright Osayi-Samuel ve Aleksandar Djiku, ülkelerinin Afrika Uluslar Kupası maçları nedeniyle milli takıma gitti.
Fildişi Sahili’nde düzenlenecek organizasyon, 13 Ocak’ta başlayacak.
Nijerya Milli Takımı’nın kadrosunda bulunan Bright Osayi-Samuel ve Gana Milli Takımı’nın formasını giyen Aleksandar Djiku, takımlarının organizasyonda finale yükselmesi durumunda 11 Şubat’a kadar Fenerbahçe formasından uzak kalacak.
İRFAN CAN KAHVECİ VE FRED CEZALI
Galatasaray derbisinde gördüğü sarı kart nedeniyle cezalı duruma düşen İrfan Can Kahveci ve Mondihome Kayserispor karşılaşmasında gördüğü direkt kırmızı kart nedeniyle 3 maç ceza alan, cezası Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu tarafından 2 müsabakaya indirilen Fred, mücadelede forma giyemeyecek.
Fred gibi Kayseri deplasmanında kırmızı kart görüp 2 maç ceza alan ancak cezası TFF Tahkim Kurulu tarafından 1 müsabakaya düşürülen Mert Hakan Yandaş, şans verilmesi durumunda İstanbulspor karşısında sahadaki yerini alabilecek.
LİGDE 49. RANDEVU
Fenerbahçe ve İstanbulspor, Süper Lig tarihinde 49. kez karşı karşıya geliyor. İki takımın bugüne kadar karşı karşıya geldiği 48 lig mücadelesinde Fenerbahçe 34 galibiyet elde ederken, İstanbulspor ise 7 kez kazandı. 7 karşılaşma ise beraberlikle sonuçlandı.
Bu maçlarda sarı-lacivertli takım 87 gol atarken, kalesinde ise 31 gol gördü.
İstanbulspor’un ev sahipliği yaptığı 24 Süper Lig mücadelesinde ise Fenerbahçe 14 kez sahadan 3 puanla ayrılan taraf oldu. 6 karşılaşma beraberlikle biterken, İstanbulspor rakibini 4 kez mağlup etmeyi başardı.
Sarı-lacivertli takım bu maçlarda 38 kez gol sevinci yaşarken, kalesinde ise 17 gol gördü.
FENERBAHÇE SON 10 RESMİ MAÇTA 9 GALİBİYET ALDI
Fenerbahçe, İstanbulspor ile oynadığı son 10 resmi maçta 9 galibiyet elde ederken 1 maç berabere bitti.
İki takım 5’i Ziraat Türkiye Kupası, 5’i de Süper Lig maçı olmak üzere son 20 yılda 10 kez karşı karşıya geldi.
Fenerbahçe, ligdeki maçlarda rakibini 4 kez yenip, 1 maçtan da beraberlikle ayrılırken, Ziraat Türkiye Kupası’ndaki 5 maçın ise tamamını kazandı.
Sarı-lacivertli takım, 10 Ağustos 2003 tarihinde rakibine sahasında 3-0 mağlup olurken, bu maç İstanbulspor’a karşı alınan son yenilgi oldu.
]]>
Meryem Sevim
KARAKOLDAN FİRAR ETTİ
Diyarbakır’ın Kayapınar İlçesinde Musa Sevim ile ağabeyinin de aralarında bulunduğu 3 zanlı 22 Ocak 2021 günü B.A adlı kişiye pusu kurup aracına aynı anda ateş açtı. Saldırıda B.A yaralanırken aracı hasar gördü. Adli Tıp raporuna göre yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede olduğu bildirilince Musa Sevim ile ağabeyi yakalandı. Sorgulanmak üzere polis merkezindeyken tuvalete gitme bahanesiyle firar eden Musa Sevim daha sonra tekrar yakalanıp tutuklandı ve hakkında Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
VURULAN ŞAHIS ŞİKAYETİNİ GERİ ÇEKTİ
Karakolda polislerin kendisine ’10 yıl hapis cezası alacaksın’ diyerek üzerinde baskı kurdukları için firar ettiğini ileri süren Musa Sevim, suçlamaları kabul etmedi. Musa ve ağabeyinin kendisine ateş açtığını ileri süren B.A. ise duruşmada ifadesini değiştirdi ve kendisine ateş açanları görmediğini, önceki ifadesinin doğru olmadığını belirterek şikâyetçi olmadığını söyledi.
KAMERA KAYITLARI SANİYE SANİYE TESPİT ETTİ
Mahkeme heyeti, yaralı B.A.’nın baskı altında bu ifadeyi vermiş olabileceğini değerlendirip olay yerini gören işyeri ve KGYS (Kent Güvenlik Yönetim Sistemi) kayıtlarını emniyet müdürlüğünden istedi. Görüntülerde Musa ve ağabeyinin B.A.’ya ateş açıp kaçtıkları saniye saniye tespit edilince her ikisinin kasten adam öldürmeye teşebbüsten tutukluluk halinin devamı kararlaştırıldı. Musa Sevim bu karara karşı üst mahkemeye itirazda bulundu.
DELİLLER TOPLANMADAN TAHLİYE KARARI
Üst mahkeme, henüz delillerin toplanmamış olmasına rağmen iki ay tutuklu kalan Musa Sevim’i adam öldürmeye teşebbüsle suçlandığı sabit olduğu halde itirazını kabul ederek 14 Mart 2022 günü tahliyesine karar verdi. Başka bir mahkemenin dosyası olup delilleri henüz tamamlanmamış olmasına rağmen Musa Sevim hakkında tahliye kararı verildi.
Tahliye kararından 6 ay sonra yani 28 Eylül 2022 günü mahkeme Musa Sevim ile 3 sanığı müebbet hapisle cezalandırdı, ardından suçun teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle cezayı 12 yıla indirdi. Üst mahkeme tahliye kararı verdiği için mahkeme Musa Sevim ve ağabeyi hakkında yeniden tutuklama kararı verilmedi.
TUTUKLU KALSA MERYEM HAYATTA OLACAKTI
Musa Sevim tahliye olduktan 8 ay sonra bu kez sevgilisi Meryem Sevim’i gittiği kafeteryada takip ederek arkadaşlarının ve müşterilerin ortasında kurşun yağmuruna tutarak öldürdü. Tutuklu olup delilleri henüz toplanmadığı halde üst mahkeme tahliye kararı vermese Musa Sevim’in aldığı 12 yıl ceza karşısında hükmen tutukluluk hali devam edecekti. Meryem Sevim, tahliye kararı verilmemiş olsa şu anda hayatta olacaktı.
]]>
Büşra Polat, dün kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Polatın cenazesi, bugün Sultangazi’deki Hz. Ali Camiinde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

4 YIL ÖNCE KARDEŞİ DE HAYATINI KAYBETMİŞ
Olay günü Büşra Polat’ın annesi Dilek Polat’ı sınava götürdükleri, babası ve kız kardeşi ile beraber arabada oldukları, Büşra Polat’a kurşun isabet ettiği sırada kız kardeşi ile beraber arka koltukta oturduğu öğrenildi.

Ailenin yaklaşık 4 yıl önce de 2 yaşındaki erkek çocuklarını kaybettiği öğrenildi. Anne Dilek Polat’ın cenazede güçlükle ayakta durduğu görüldü.

“HERKESE YALVARIYORUM”
Baba Halis Polat, kızının ölmesine sebep olanların en ağır cezayı almaları gerektiğini belirterek, “Bunu önlesinler ne olur. Herkesten yardım istiyorum. Herkese yalvarıyorum buna bir dur demeleri lazım” şeklinde konuştu. Baba Polat sözlerini şöyle sürdürdü;
“MASUM BİR ÇOCUKTAN NE İSTEDİNİZ”
*Ailemle beraber dört kişi; iki kızım, ben ve eşim arabada. Eşimin sınavı vardı gidecektik. Yola girdik bir anda kaleşnikof mermi sesi geldi.
*Biz baya uzaklaştık maalesef kurtaramadık. Sağı solu caniler taramışlar, bilmiyorum nereden geldiğini de bilmiyorduk. Kızım, benim arka koltuğumda oturuyordu. Kafasına geldi. Camı patladı, kolum değdi. Kolum yaralandı sandım.
*Sonra diğer kızım bağırdı. ‘Baba, Büşra’ dedi. Kapıyı açtığımda berbat haldeydi. Bunu bize yaşatanların Allah belalarını versin. Burada tekrardan söylüyorum, yetkili her kimse, evlatları da var, torunları da var, yakınları da var. Buna bir dur demeleri lazım.
*Eğer bir husumetiniz varsa gidin boş araziye öyle birbirinize sıkın ki kimsenin canı yanmasın. Bugün benim, farz et ki bir başkası. Yine acı bizimdir. Masum bir çocuktan ne istediniz.
*Varsa bir şeyiniz, açık alanlarda ne haliniz varsa görün. Hiç mi polisimiz yok. Gündüz ortası kaleşnikofla mahallenin arasında, cumartesi günü bütün çoluk çocuk dışarda, parkta, orada burada.
*Bana olmasa bir başkasına gelecek. Biri dur demediği sürece değişmeyecek bu. Buna en azından bir dur demeleri lazım. Canımızdan bir parça kopardılar, aldılar. Allah cezalarını versin.

“EN AĞIR CEZA İLE CEZALANDIRILMALARI LAZIM”
*Bunları yakalaması, ağır cezası gelsin, idam getirilsin. Meclise sesleniyorum, her yetkili kimse yani bu tür insanlar kim olursa olsun. En ağır ceza ile cezalandırılmaları lazım. Gerekirse assınlar.
*Başkasına zarar verirse, benim canım gitti, başkalarının canı gitmesin. Can aynıdır bugün benim evime ateş düştüyse başkasının evine düşmesin en azından. Bunu önlesinler ne olur. Herkesten yardım istiyorum.
*Herkese yalvarıyorum buna bir dur demeleri lazım. Herkesten ricada bulunuyorum sizin aracılığınızla acımız büyük. Annesi durumu hiç iyi değil. Diğer kızım dün baygınlık geçirdi. Hiç kendinde değil, iğne etkisiyle duruyor.
*Annesi de aynı iğne etkisi ile duruyor. Acımız büyüktür. En büyük kızımın gözü önünde, üçümüz de şahit olduk kızımın başına mermi aldığını. Arka taraftaydı ön tarafta çıktı. Genç kızımdan ne istediniz.
]]>Toplum içinde bir statü sahibi olduğunu savunan sanık, Genç Girişimciler Derneği’nin başkan yardımcılığı yaptığını belirterek, suçsuz olduğunu ileri sürdü.
“TÜRKİYE MALİ SORUMLUSUDUR”
Murat Yılmaz’ı teşhis eden PKK’lı V.S, “Ben kırsal alanda faaliyet yürütürken Murat Yılmaz yanıma geldi. KCK’nın maliyecisiyken kendisi ile birkaç kere görüştük. Bana örgütün maliye yapılanmasında görevli olduğunu söyledi. Kendisiyle Göletli Park ile alakalı bir konuyu görüşmüştük. Murat Yılmaz sadece Diyarbakır’ın değil terör örgütünün Türkiye mali yapılanmasında önemli bir şahıstır. İhale, park işleri, cafeler gibi mali işlemler konusunda belediyelere tüm talimatı Murat Yılmaz verirdi. Yine Murat Yılmaz bir yol işi ile ilgili Kayapınar Belediye Başkan Yardımcısı Servet Yılmaz ve Ayşe Kaçar’ı bana yönlendirmişti. Bunlar da terör örgütü adına çalışan şahıslardır. Zaten Murat Yılmaz’ın her kurumda belirlediği bir başkan ve yardımcısı vardır. Sürekli belirlediği kişiler ile irtibat halindedir” dedi.
“PARALARI ŞİRKET KURUP İŞ İNSANI GÖRÜNÜMÜYLE AKLIYORDU”
‘Sabır’ kod adlı gizli tanık da Murat Yılmaz’ın KCK Türkiye Meclisi Mali alan sorumlusu olduğunu belirterek, “Bu şahıs terör örgütü tarafından özellikle belediyeler, müteahhitler, varlıklı iş adamlarından para toplar. Dağ kadrosundaki örgüt mensupları da fazladan topladıkları paraları Murat Yılmaz’a teslim ederdi. Tüm bu faaliyetlerini iş insanı görünümüyle şirket kurup, legal gösterirdi. Kurduğu şirketler üzerinden önceden belirlediği kişileri ihalelere sokar. Topladığı illegal kayıt dışı paraları Diyarbakır’da birlikte çalıştığı müteahhitler üzerinden aklamaya çalışır. Sur olaylarında kullanılan silah, mühimmatın mali giderlerini de Murat Yılmaz sağlardı, örgütün kasası konumundadır” dedi.
“ÇÖZÜM GÜCÜ OLAN, ÇALIŞMALARA HAKİM BİR ARKADAŞTIR”
Diyarbakır Havaalanı’ndan Irak’ın Erbil kentine giderken yakalanan Rojhat Çetin’in üzerinde ele geçen maliye başlıklı örgütün tepe kadrosuna hitaben kaleme alınmış örgütsel dokümanda ise Murat Yılmaz’ın güvenilir kişi olduğu belirtiliyor.
Yılmaz’ın genel örgütsel çalışmalara hakim olduğu belirtilen raporda, “Çalışmalara hakim eski bir arkadaştır. Bu konuda net tavır koyan, sorun ve sıkıntılarda çözüm gücü olabilen biridir. Ancak çabuk tepki ve duygusallaşma, kestirip atma tarzı, yüzeyselliğe neden olmaktadır” bilgisi yer alıyor.
DAĞDAKİ ÜST DÜZEY TERÖRİST BİLE ESNAFI ONA YÖNLENDİRDİ
Murat Yılmaz’ın Diyarbakır’da işyeri açma ruhsatı için başvuran kentte tanınmış bir tatlı firmasının işletmecisinden de para istediği, firma sahibinin terörist elebaşı ‘Çiyager’ kod adlı Cihat Türkan ile görüşme yaptığı, görüşmede teröristin tatlı işletmecisini Murat Yılmaz’a yönlendirdiği de yine firma işletmecisinin tanık olarak alınan ifadesinde yer aldı.
Kırsal ile şehir merkezi arasındaki bağlantıyı sağlamak için terör örgütüne hitaben yazılan bazı el yazmalı örgütsel dokümanların kriminal incelenmesinde Murat Yılmaz’ın el ürünü olduğu belirlendi.
ÖRGÜT İÇİNDE GÜVENİLİR KİŞİ VE KASA KONUMUNDA
Mahkeme, Murat Yılmaz’ın daha önce de terör örgütü PKK’nın dağ kadrosunda silahlı terörist faaliyetlerde bulunurken yakalanıp 16 yıl 8 ay hapisle cezalandırıldığını, bu cezasını tamamlayıp tahliye olduktan sonra örgütsel faaliyetlerini bu kez şehir merkezlerinde sürdürdüğünü belirtti.
Örgüt içinde güvenilir kişi olduğu için terör örgütünün kasası konumunda olup, sözde mali alan sorumlusu adı altında örgütün vergilendirme adıyla topladığı kara paranın aklanması için aktif faaliyetlerde bulunduğu ifade edildi.
Mahkeme, sanığın kişi veya şirketlerin karşılaştıkları sorunları terör örgütü adına çözmekle mükellef olduğunu belirterek bu konuda aktif rol aldığını belirtti.
KANDİL’İN PERSPEKTİFLERİNİ ALT KADROLARA İLETİYORDU
Terör örgütünün Kandil’deki üst yönetimi tarafından gönderilen aylık ve yıllık talimatlar içeren perspektiflerin Murat Yılmaz’a ulaştırıldığı, kendisinin de bu talimatları alt kadrolara ulaştırdığı da dikkate alındığında sanığın sadece bölgesel değil Türkiye geneli örgütün mali yapılanması içerisinde önemli pozisyonda olduğuna dikkat çekildi.
Sanığın bu haliyle sıradan bir örgüt üyesi olmadığı, KCK içinde üst düzey sorumlu olduğundan dolayı terör örgütü üyeliği için öngörülen cezanın alt sınırından uzaklaşılması gerektiği, yine adli sicil kayıtlarına göre geçmiş yıllarda terör örgütünün dağ kadrosunda faaliyet gösterdiği için hakkında iyi hal indiriminin uygulanmayacağına kanaat getiren mahkeme sanığı indirimsiz 13 yıl 6 ay hapisle cezalandırıp, hükmen tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Bölge İstinaf Mahkemesi de sanığa verilen mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik görülmediğinden sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verip dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi.
15 SİLAHLI EYLEMDE 6 KİŞİYİ ÖLDÜRMEKTEN MAHKUM OLMUŞ
Murat Yılmaz’ın 1993 yılında da terör örgütü PKK’nın dağ kadrosunda yer alıp Diyarbakır kırsalında 7 yıl boyunca 15 ayrı silahlı saldırıya katılarak 2’si korucu, 3’ü bekçi, 1’i de sivil vatandaş olmak üzere 6 kişinin öldürülmesi eylemlerine katıldıktan sonra örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olduğu bildirildi.
Yılmaz’ın önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığı, ardından dağda katıldığı terörist saldırıların olduğu tarihte 18 yaşından küçük olduğu ve itirafçı olması nedeniyle cezasının 16 yıla indirildiği ve bu cezasını tamamlayıp tahliye olduktan sonra yeniden terör örgütü adına bu kez şehir merkezinde iş insanı görünümü altında terör örgütünün kara para aklama işlerini yönettiği öğrenildi.
Yılmaz’ın işadamlarından örgüt adına topladığı yüklü miktarda parayı da zimmetine geçirdiği kaydedildi.
]]>Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya göre sanıklar İbrahim B, Halil E, Mahmut E. ve Mehmet Suphi B, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde yaşayan 84 yaşındaki emekli avukat İ.E.A’yı telefonla arayarak kendilerini polis olarak tanıttı.
PARASIYLA ÇOCUKLAR İÇİN VAKIF KURACAKTI
Emekli avukata WhatsApp üzerinden kendi kimlik fotokopisini gönderip, kimliğinin terör örgütü üyelerince kullanıldığını ve operasyon yapacaklarını belirten sanıklar, mağdurdan bankadaki parasını çekip adli emanette muhafaza altına alınması için yanına gelecek sivil polise teslim etmesini istedi. Bunun üzerine emekli avukat, yoksul çocuklar yararına vakıf kurmak için bankada biriktirdiği 880 bin doları çekip Çankaya’daki bir okulun önünde kendilerini sivil polis olarak tanıtan Halil E. ile Mehmet Suphi B’ye teslim etti.
880 BİN DOLARDAN SONRA YİNE PARA İSTEDİLER
Sanıklar daha sonra mağdur İ.E.A’yı tekrar arayarak, operasyonda belli bir aşamaya geldiklerini ancak sonlandıramadıklarını söyledi ve bir kez daha para istedi. Yaşlı adam, Çankaya İncek Mahallesi’nde bulunan arazisini değerinin altında satıp 320 bin doları da sanıklara teslim etti.
İKİNCİ KEZ MÜLKÜNÜ SATTIRMAK İSTEYİNCE ŞÜPHELENDİ
Başka bir taşınmazı olup olmadığını sordukları İ.E.A’nın Antalya’da da bir arazisi olduğunu söylemesi üzerine sanıklar, mağdur adamdan bu araziyi de satıp parayı kendilerine ulaştırmasını istedi. Ancak süreçte çelişkili beyanlardan şüphelenen yaşlı adam, sanıklar hakkında suç duyurusunda bulundu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosunca başlatılan soruşturmada, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde bulundukları tespit edilen 4 sanık yakalandı.
“PAVYONA GİTTİK” DEYİP SUÇLAMAYI REDDETTİLER
Haklarında “zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık” suçundan dava açılan sanıklardan İbrahim B, olay tarihinde, Halil E. ve Mahmut E. ile Ankara’ya gezmek için geldiklerini anlattı. Halil E’nin hastane işleriyle ilgilendiklerini ifade eden İbrahim B, “Hastane işleri bittikten sonra alışveriş merkezine geçtik. Daha sonra Ulus’ta bir pavyona giderek eğlendik. Gece otele döndük. Ertesi gün Kızılay’da gezdikten sonra Şanlıurfa’ya geri döndük” beyanında bulundu.
Sanık Halil B. de tır şoförü olduğunu, Ankara’ya sağlık raporu almaya geldiğini, olay günü Kızılay’da arkadaşlarıyla gezdiklerini akşam saatlerinde ise pavyona gidip eğlendikten sonra otelde uyuduklarını anlattı. Halil B. müştekiyi tanımadığını, dolandırıcılık iddiasıyla ilgisinin bulunmadığını savundu. Diğer sanıklar da üzerlerine atılı suçlamayı reddetti.
HİÇBİR İNDİRİM UYGULANMADI
Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada, sanıklardan İbrahim B. tutuklu, diğer 3 sanık tutuksuz yargılandı.
Kendisini kamu görevlisi olarak tanıtan sanıkların her birine 120’şer milyon lira adli para cezası veren mahkeme, sanıkları “zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan” 18 yıl 9’ar ay hapis cezasına çarptırdı.
Sanıklara verilen cezada herhangi bir indirim uygulamayan mahkeme, hükümle birlikte tutuksuz 3 sanığın da tutuklanmasına karar verdi.
]]>“SUYA BATIRIP YUTTUKTAN SONRA YOLA ÇIKTIK”
G.A ifadesinde, “S.P beni arayıp Hakkâri Yüksekova’da olduğunu söyledi. Eroin kullanmadığı için kalitesine bakmamı isteyince bende Diyarbakır’dan oraya gittim. İ.B’nin evinde kalıyorduk. S.P eroini getirdi ve birlikte kapsülleri suya batırıp yuttuk. Sonra Diyarbakır’a gelmek için yola çıktık. Polisler bizi durdurunca midemizde eroin taşıdığımızı söyledim. Hastaneye giderek eroin dolu kapsülleri çıkardık. Ben, İ.B ve U.Ç’nin yuttuğu bütün eroinler S.P’ye aittir” dedi.

WHATSAPP’TAN RANDEVULAŞMA
Sanık İ.B ifadesinde, 40 adet kapsülü bol su içerek yuttuğunu belirterek, “Kapsülleri yutarak Diyarbakır’a götürmem karşılığında 20 bin lira alacaktım. Yola çıkınca S.P ‘Beni Batman’a kadar hiçbir şekilde aramayın, mesaj atmayın. Sadece Whatsapp uygulamasına giriş-çıkış yapın. Son görülme saatinizden Batman’da olduğunuzu anlarım’ dedi. Polisler durdurunca eroin yuttuğumu itiraf ettim” dedi. Sanık U.Ç de, uyuşturucuyu para karşılığı yuttuğunu, kendisine ait olmadığını belirterek, “Eroinler S.P’ye aittir. Kendisi Yüksekova’da İranlı bir uyuşturucu tüccarından satın aldı” dedi.
“KALİTE KONTROLÜ YAPARAK SATIN ALDIM”
Eroinin sahibi S.P de “İranlı Halo lakaplı biriyle tanıştım. İyi derecede Kürtçe konuşuyordu. Benim eroin bulmak için arayış içinde olduğumu anladı ve açık konuş, rahat ol dedi. 700 gram eroini 125 bin TL’ye aldım. Bana kalite testi için içimlik numune verdi. Ben de eroin kullanmadığım için G.A’yı Diyarbakır’dan Yüksekova’ya çağırdım. G.A malın kaliteli olduğunu söyledi. İranlı bunu yutma kıvamına getirmesi için benden 5 bin lira daha aldı. Bende saf eroin değilse ne yapacağız. Sana nasıl güvenebilirim diye sorduğumda gofret kutusu içinde eroin kapsülü getirdi. Bana içinden herhangi birini seç teste gönder dedi. G.A da kendisinin içtiği eroinle aynı olduğunu belirtince malı aldık. Polisler bizi yakalamasaydı Bağlar İlçesinde toplu olarak satacaktım, pişmanım” dedi.

24 YILDAN 13 YILA İNDİRİLDİ
Mahkeme, sanıkların yakalandıktan sonra sevk edildikleri adli tıp kurumunda çekilen röntgen filmlerinde midelerinde 224 gram 33 kapsül ve 285 gram 40 kapsül, 840 gram 48 kapsül halinde eroin ele geçirildiğini belirtti. Mahkeme, sanıkların fikir ve eylem birliği içinde ticari amaçlı eroini Diyarbakır’a getirdiklerini belirterek 4’ünü de önce uyuşturucu madde ticareti yapmaktan 11’er yıl hapisle cezalandırdı.
Eroin olduğu için cezada artırım yapılarak 16 yıl 6’şar aya çıkarılan bu ceza daha sonra birden fazla kişi ile gerçekleştirildiği için 24 yıl 9’ar aya çıkarıldı. Sanıkların polisin durdurmasıyla birlikte işledikleri suçun açığa çıkmasına katkı sağlayarak etkin pişmanlık gösterdikleri için cezaları 13 yıl 9’ar aya indirilerek tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.
]]>FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminde Yurtta Sulh Konseyi tarafından Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olarak listede adı geçtiği iddiasıyla yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 7.5 yıl hapisle cezalandırılan 16. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Savaş Beyribey ile ilgili mahkûmiyet kararını Yargıtay 3. Ceza Dairesi inceledi. Yargıtay sanığa anayasal düzeni bozmak suçundan verilen beraat kararının usul ve yasaya uygun olup kararda isabetsizlik görülmediğinin altını çizdi. Yargıtay örgüt üyesi olmak suçundan verilen mahkûmiyet karanının ise usul ve yasaya aykırı olduğuna dikkat çekti.
İZİNLİYKEN ASKERLERE ENGEL OLMAYA ÇALIŞTI
Yargıtay delillerin incelenmesinde, sanık Savaş Beyribey’in Tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı 16. Zırhlı Mekanize Piyade Tugay Komutanı iken 15 Temmuz gecesi Antalya’da yıllık izinde olduğunu, her ne kadar Yurtta Sulh Konseyi tarafından Diyarbakır Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olarak atama listesinde adı geçmiş olsa da olay günü birliğindeki askerlere Whatsapp üzerinden “Arkadaşlar kimse emir ve komuta dışında harekete kesinlikle katılmasın. Benim emrim dışında hareket etmesin Tugay nizamiyesinden hiçbir hareket olmayacak” şeklinde mesajlar attığına dikkat çekti.
‘DUYUMA DAYALI RÜYA İLE CEZA OLMAZ’
Yargıtay, münhasıran sözde sıkıyönetim atama listesinde yer almanın tek başına terör örgütü üyeliği için yeterli delil oluşturmayacağını, tanığın sanık aleyhine rüya görüldüğü ifadelerinin duyuma dayalı olduğunu belirtti. Duyumun kaynağı olarak gösterilen iki generalin de alınan ifadelerinde bu duyumları doğrulamadıkları ifade edildi.
Yargıtay, Savaş Beyribey’in terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk içeren eylemlerinin tespit edilemediğini, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğu belirtildi.
OY BİRLİĞİYLE BOZMA KARARI
Yargıtay, Anayasal düzeni bozmak suçundan verilen beraat kararına karşı temyiz başvurusunda bulunan Cumhurbaşkanlığı’nın temyiz itirazlarının esastan reddine, örgüt üyeliğinden verilen mahkûmiyetin ise esastan bozularak yerel mahkemeye iadesine oy birliğiyle karar verildi.
NE OLMUŞTU?
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapisle cezalandırılan Beyribey’le ilgili mahkeme, sanığın Harekât Yıldırım Amiral–1 dosya numaralı mesaj formunda Diyarbakır Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olarak görevlendirildiğine dikkat çekti. Mahkeme sanığın darbe girişimi sırasında aktif veya pasif bir eylemi bulunmadığını, ancak 8. Ana Jet Üssünde Pilot Yüzbaşı olarak görev yapan tanık Ali Osman Uzun’un Savaş Beyribey’le ilgili itirafları bulunduğunun altını çizdi. Pilot Yüzbaşı, Beyribey’in hastanede tedavi olmak için beklediği sırada görevli bir hemşirenin gördüğü rüyasını kendisine anlattığını kaydetti.
‘DARBECİLERİN TUTUKLANMASI PEYGAMBERE EZİYET’
Hemşirenin, “Peygamber efendimizin rüyasında darbeye teşebbüs girişiminde bulunulması nedeniyle tutuklananların vekilinin kendisi olduğunu, bu kişilere yapılan eziyetin peygambere yapılmış kabul edileceğini ve bu kişilerin çok yakında bu eziyetten kurtulacakları” şeklinde rüyasını Savaş Beyribey’e anlattığını ifade etti.
Pilot Yüzbaşı, Beyribey’in de bu rüyayı aynı koğuşta tutuklu bulunan 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Harekât Merkez Amiri Kurmay Albay Bülent Gürdoğan ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Ali Durmuş’a anlattığını, Ali Durmuş’un bu rüyayı koğuşta, Gürdoğan’ın ise diğer tutuklu FETÖ’cülerin duyacağı biçimde koğuşun havalandırmasında yüksek sesle anlattığına şahit olduğunu kaydetti.
‘RÜYA İLE ÖRGÜTÜN DAĞILMASINI ÖNLEDİ’ SUÇLAMASI
Gerekçeli kararda, Pilot Yüzbaşı Ali Osman Uzun’un, Savaş Beyribey’in hastanedeki hemşirenin anlattığı rüyayı cezaevinde koğuştaki diğer tutukluların içinde anlatmasıyla ilgili Beyribey’e iftira atması için herhangi bir neden bulunmadığı savunuldu. Her ne kadar sıkıyönetim listesinde yer almak tek başına örgüt üyeliği için yeterli delil oluşturmamış olsa da, sanığın tutukluluk sürecinde FETÖ yapılanmasının çözülmesinin önlenmesine yönelik rüya gibi birtakım anlatımlarla diğer FETÖ’cülerin itirafçı olmalarına engel olmaya çalışmakla silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine vurgu yapmıştı.
]]>Diyarbakır’da okul çevresinde uyuşturucu satan torbacılara mahkemeden rekor ceza geldi. Merkez Bağlar İlçesindeki ilk, orta ve lise öğrencilerini gözlerine kestiren Suriye uyruklu Heni Sefer, Bayram Can ile Baver Atlı’nın yargılanmalarına Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.
İÇİCİ OLDUĞUNU İLERİ SÜRDÜ
Sanık Baver Atlı “Ben içiciyim. 1 fişek almak için Suriyeli Heni’nin yanına gittim. Mahallemize taşındığından beri bu işi yapıyor. Polisler eve gelince krize girip balkondan atladım, ama kaçmayıp teslim oldum” dedi. Sanık Bayram Can da uyuşturucu ve uyarıcı hap kullanıcısı olduğunu belirterek “Kız arkadaşımdan ayrıldığım için moralim bozuktu. Heni’den uyuşturucu almak için yanına gittim sonra polis beni yakaladı. Heni ile Baver uyuşturucu satarlar” diye konuştu.
KANLARINDA UYUŞTURUCU ÇIKMADI
İçici olduğunu iddia eden sanığın idrar laboratuvar sonuçlarında uyuşturucu ve uyarıcı maddeye rastlanılmadığı rapor edildi. Sanık bu rapora karşı “Az içtiğim için çıkmamış olabilir” diyerek kendini savundu. 10 yıl önce Suriye Halep’ten Türkiye’ye geldiğini belirten Heni Sefer ise “Türkçeyi, okuma ve yazmayı burada öğrendim. Karton toplayıp hurdacılıkla geçiniyorum. Ben kullanıcıyım, satıcı değilim. AMATEM’de tedavi gördüm ve şu anda ara sıra alkol alıyorum. Ama Baver ile Bayram hem içer, hem de satar. Bayram bana 20 fişek esrar verip Baver’e götürmemi istedi. Beni satmaya ikisi zorladı. İdrar sonucumun da nasıl pozitif çıktığını anlamış değilim” dedi.
KAYNARTEPE MAHALLESİ’NDE YOĞUN UYUŞTURUCU VAR
3 uyuşturucu tacirini yakalayan narkotik polisleri de tanık olarak ifadelerinde “Kaynartepe Mahallesi’nde yoğun uyuşturucu ticareti yapılmaktadır. İstihbari bilgi üzerine 3 zanlıyı da fiziki takibe aldık. İzleme yaparken alışveriş yaptıklarını gördük. Heni’ye para verdiler, o da zulanın olduğu yere gidip uyuşturucu getirdi” iddiasına yer verdi.
OKULA 200 METREDEN DAHA YAKIN SATIŞ
Mahkeme, sanıkların üçünün de okula 200 metre mesafeden daha yakın noktada uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yaptıklarını, sokak başlarını ara ara kontrol edip çevreye karşı aşırı duyarlı ve hassasiyet gösterip zulaladıkları uyuşturucuyu sattıklarını belirtti. Mahkeme sanıkların fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek okula 200 metreden daha yakın mesafede uyuşturucu ticareti yaptıkları için TCK’nın 188/4-b maddesi uyarınca cezalarında yarı oranında artırım yapıldığını belirtti. Mahkeme, sanıkların birden fazla kez aynı suçu aynı bölgede işlemiş olmaları nedeniyle verilen cezada 1/4 oranında artırım yapılması gerektiğine dikkat çekti.
OKUL ÇEVRESİNDE SATTIKLARI İÇİN ARTIRIM YAPILDI
Mahkeme sanıkları uyuşturucu ticareti yapmaktan önce 10’ar yıl hapisle cezalandırdı, ardından suçun okul sınırları dahilinde işlenmiş olması nedeniyle cezayı 15’er yıla çıkardı. Suçu birden fazla kişi ile işledikleri için ceza daha sonra 22’şer yıl 6’şar aya çıkarıldı.
Bu suçu birden fazla kez okul çevresinde işleyen sanıkların cezası 1/4 oranında daha artırılarak 28’er yıl 1’er ay 15’şer güne çıkarıldı. Sanıklar 46 bin 860’şar lira da adli para cezasıyla cezalandırıldı. Suriyeli Heni Sefer ile Bayram Can’ın hükmen tutukluluk halinin devamına karar verilirken; tutuksuz Baver Atlı hakkında ise tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı.
]]>ÜÇ İŞ YERİNE SÜRE VERİLDİ
İstanbul Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri il genelinde yılbaşı öncesinde, unlu mamuller üretimi yapan işletmeler, marketler, restoranlar, alkollü ve alkolsüz içecek satışı ve toplu tüketimi yapılan işletmelere yönelik denetim yaptı. 730 denetçiyle yapılan denetimlerde hijyen şartlarına uymayan işletmelere cezai işlem yapıldı. Kadıköy’de İl Müdürü Ahmet Yavuz Karaca’nın da katıldığı denetimde bir iş yeri hijyen şartlarına ve kurallara uymadığı gerekçesiyle kapatılırken 3 iş yerine ise eksikliklerin giderilmesi için süre verildi.
“ÖN TARAF ÇOK GÜZEL AMA…”
İşletmelerin denetlenmesine katılan Tarım ve Orman İl Müdürü Ahmet Yavuz Karaca, bir işletmenin denetlenmesi sırasında çöplerden yürümekte zorlanınca tepki göstererek “Çöpünüz var ortada. Çöpler var yürümekte zorlanıyoruz. Ön taraf çok güzel cicili bicili ama arka taraf” dedi.
Denetimlerin yılbaşı öncesinde Türkiye genelinde yapıldığını vurgulayan Karaca, şöylke konuştu:
– 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri Bitki Sağlığı Gıda ve Yem Kanunu çerçevesinde gıda güvenliğinin halkımıza güvenilir gıda arzını sağlamak amacıyla birinci üretimden yani çiftlikten buraya kadar üretim mekanizmasının bütün makalelerinin kontrolü ve denetimi Bakanlığımız bünyesinde yapıyoruz. Biz bazı dönemlerde; yaklaşan yılbaşı ile beraber unlu mamulleri üreten pastaneler, kuruyemişçiler ve alkol tüketimi, alkol sunumu yapan yerlerde denetimlerimizi biraz daha sıklaştırıyoruz. Sayın bakanımızın Salı günü yapmış olduğu açıklamayla beraber de denetimlerimizi sıkılaştırdık.
9 BİNE YAKIN NUMUNE ALINDI
– 730 denetçimizle 39 ilçemizde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bugüne kadar 2023 yılında yaklaşık olarak 225 bin adet denetim yaptık yaptığımız denetim neticesinde de 8 bin 907 adet numune aldık yaptığımız denetimlerde 5 bin 550 adet işletmede olumsuzluk tespit edildi. Olumsuzluk tespit edilen işletmeler hakkında da 142 milyon civarında idari para cezası uygulandı. İçinde bulunduğumuz yer gibi insan sağlığını etkileyebilecek veyahut da üretimin devamında sıkıntı gördüğümüz yerlerde de üretime ara veriyoruz. Bizim dediğimiz eksiklikleri yerine getirene kadar burada da yine depodaki olumsuzluklar ve üretim hattındaki olumsuzluklardan dolayı işletmemizde üretime ara vermek durumunda kalacağız.
KADIKÖY’DE BİR İŞLETME KAPATILDI
Yapılan denetimle ilgili bilgi veren Karaca, “İlk başta da söylediğim gibi 39 ilçede 730 denetçimizle sahadayız. Şu anda bütün ilçelerimizde arkadaşlar bu denetimleri yapıyorlar. Biz de sizinle beraber 6 işletmeye girdik. 1 işletmede üretime ara verdik, kapatma uyguladık. 2 işletmemize hijyenden ceza uyguladık. 1 işletmemize süre verdik, 2 işletmemizde de herhangi bir eksiklik yoktu. Bu para cezaları değişen miktarlarda. Bizim cezalarımız 15 bin ila 6 milyon 600 bin arasında değişen miktarlarda cezalar uygulanacak” ifadelerini kullandı.
]]>İ.K. ve H.O., İ.B.’den kaybolan hayvanların parasını ödemesini istedi. Çoban da bu parayı ödeyemeyeceğini söyledi.
Bunun üzerine İ.K. ile ortağı H.O., İ.B.,’yi dövüp cinsel istismarda bulundu. Farklı zamanlarda yaşanan cinsel saldırıları da cep telefonuna kaydeden şüpheliler, çobanı görüntüleri yaymakla tehdit etti.
Ayrıca H.O., çoban İ.B.’nin 12 Aralık 2023’e kadar yanında kalacağına, kalmaması durumunda da 20 bin ila 50 bin lira arasında para ödeyeceğini belirten belge düzenleyip imzalattı.
OLAY, CEP TELEFONU ARIZALANINCA ORTAYA ÇIKTI
İ.K., cep telefonunda yaşadığı arızayı gidermesi için arkadaşı M.O.’dan yardım istedi. M.O. arızayı gidermek için telefonu incelerken İ.K. ile H.O.’nun İ.B.’ye cinsel saldırıda bulundukları ana ait kamera kaydığını gördü.
Bunun üzerine M.O., arkadaşları Ö.K., M.G.’yi çağırıp, İ.K. ve H.O.’yu döverek, ellerini bağlayıp jandarmaya teslim etti. İ.K. ile H.O., sevk edildikleri Beyşehir Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı.
İ.K. ve H.O. hakkında Seydişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı.
İddianamede yaşanan olay ayrıntılarıyla anlatılıp, şüphelilerin el konulan cep telefonlarında yapılan incelemelerde cinsel saldırıların yer aldığı videolarla çok sayıda mağdurun da cinsel içerikli videolarının yer aldığı kaydedildi.
Ayrıca telefonda yapılan incelemede İ.K. ve H.O. arasında İ.B.’yi para karşılığında başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamayı düşündüklerine yönelik yazışmaların olduğu belirtildi.
KADIN KIYAFETİ GİYDİRİP CİNSEL SALDIRIDA BULUNMUŞLAR
İ.B., savcılıktaki ifadesinde “Kaybolan koyun ve keçinin parasını benden istediler. Veremeyeceğimi söylemem üzerine ikisi de bana cinsel saldırıda bulundular. Beni buna mecbur etmeye çalıştılar, cep telefonuyla kaydettiler. Karton kağıt üzerine bir sözleşme imzalattılar.
Kur’an-ı Kerime el bastırarak ‘Ablamı ve annemi de size getireceğim’ diye yemin ettirdiler. Beni dövdüler ve şikayetçi olursam görüntüleri sosyal medyada yayınlayacaklarını söyleyerek şantaj yaptılar. Zaman zaman kadın kıyafetleri de giydirerek cinsel saldırıda bulundular. O yüzden şikayetçi olamadım” dedi.
‘ŞEYTANA UYDUK’
İ.K. ve H.O. ise ifadelerinde İ.B. ile rızasıyla, ‘şeytana uyarak’ cinsel ilişki yaşadıklarını, şantaj yapmadıklarını, görüntüleri kimseyle paylaşmadıklarını, suçlamaları kabul etmediklerini söyledi.
‘BU GÜNLERİ GÖRMESEYDİM’
Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında sanıklar İ.K. ile H.O. hakim karşısına çıktı. Son sözleri sorulan sanıklardan İ.K. “Pişmanım.” dedi. H.O. ise ”Keşke böyle şeyler olmasaydı da bu günleri görmeseydim, pişmanım” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyeti 2 kişiye ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 12’şer yıl, ‘iftira’ suçundan 1’er yıl, ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ suçundan ise 1 yıl 8’er ay hapis cezasını çarptırdı.
DÖVÜP, JANDARMAYA TESLİM EDENLERE DE CEZA
Mahkeme, İ.K. ile H.O.’yu dövüp ellerini bağlayarak jandarmaya teslim eden ve aynı davada yargılanan M.O., Ö.K. ve M.G.’ye DE ‘cebir tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 4’er yıl 2’şer ay hapis cezası verdi.
]]>“İNSANLIK ADINA GEREKLİ KARARI BİR AN ÖNCE VERMESİNİ TALEP EDİYORUZ”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu şunları söyledi:
“Öncelikle sayın Çetin Doğan, hafta sonu meydana gelen menfur terör saldırılarında hayatını kaybeden kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, sevdiklerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve silah arkadaşlarına başsağlığı ve sabır dileklerini iletti. Aynı zamanda olumsuz meteorolojik şartlarda ve zor coğrafi koşullarda görevine devam eden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne başarı diledi. FETÖ savcısı, FETÖ hakimi ile dizayn edilen bu davada, Adli Tıp Kurumu’nun cezaevinde yaşayamaz raporu verdiği sayın Çetin Doğan ve diğer hükümlüler hakkında sayın Cumhurbaşkanı’nın bu raporları değerlendirmesini insanlık adına gerekli kararı bir an önce vermesini talep ediyoruz” dedi.
“RAPOR CUMHURBAŞKANILĞI’NDA BEKLİYOR”
Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de sözlerine 12 şehidi hatırlatıp, “Bütün ulusumuzun başı sağ olsun, hepimizin başı sağ olsun” diyerek başladı. Bugünkü görüşmede hukuki süreci de konuştuklarını, Çetin Doğan’ın yargılandığı davada başka hükümlülerin de olduğunu dile getiren Gökçen, “Çetin Doğan’ın bu yaşında, bu sağlık durumunda cezaevinde kalamayacağına dair Adli Tıp Kurumu raporu var. Bu raporun Cumhurbaşkanlığı’na ulaşıp ulaşmadığı konusunda Adalet Bakanlığı’na bir dilekçe ile sorduklarını iletmişlerdi. Adalet Bakanlığı’ndan gelen cevaba göre bu rapor Cumhurbaşkanlığı’na ulaşmış durumda. Şu anda Çetin Doğan’ın cezaevinde kalamayacağına dair rapor beklemekte. Anayasanın 104. maddesine göre bir yetkisi var. Kocama halinde cezayı kaldırma yetkisi. Cumhurbaşkanı bu yetkisini, konu domuz bağcı Hizbullahçıya geldiğinde kullanıyor, emekli askerlerimize geldiği zaman, Çetin Doğan ve diğer generallere geldiği zaman bu yetkiyi ne yazık ki kullanmıyor” diye konuştu.
FETÖ’cü olduğu ortaya çıkmış, kaçarken yakalanmış savcıların iddianameleri ile bu şekilde elde edilen delillerle sürdürülen bir yargı sürecinden söz ettiklerini belirten Gökçen, “Bütün bu yargı sürecinde söylenebilecek çok söz var ama işin geldiği en son noktada şunu tekrar hatırlatmak istiyoruz; Çetin Doğan’ın kendisi bir af dilemiyor. Anayasanın 104. Maddesi Cumhurbaşkanı’na komaca halinde cezayı kaldırma yetkisi tanımış. Biz diyoruz ki bu af yetkisini Hizbullahçı teröristlere kullanıyorsanız, işte o zaman emekli askerlere de kullanmanız gerekir” dedi.
“CAN ATALAY TAHLİYE EDİLMELİ”
CHP Genel Başkanı Yardımcısı Gökçe Gökçen’e, Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay için ikinci kez verdiği hak ihlali kararına rağmen hala tahliye edilmemesiyle ilgili soruyu da yanıtladı. Can Atalay’ın tahliye edilmesi gerektiğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru hakkının ihlal edilmesi konusunda oy birliğiyle karar verdiğine dikkat çeken Gökçen, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin derhal Can Atalay’ı tahliye etmesi gerektiğini vurguladı.
“SİYASİ KARARLARIN BAŞKA BİR GÖRÜNÜMÜ”
Hakem Halil Umut Meler’e yönelik yumruklu saldırısının ardından tutuklanan Ankaragücü Spor Kulübü Başkanı Faruk Koca’nın tahliye edilmesi ile ilgili düşüncesi sorulan Gökçe Gökçen, Türkiye’de bu tür olaylar yaşandığında anlık tepkilerin oluştuğunu uzun vadeli çözümler üretilmediğini dile getirerek, “Çok tepki geldiği zaman birileri tutuklanır, ondan sonra tepkiler azalmaya, olaylar unutulmaya başladığında bu kararlar da geri alınır. Ama sistemin temeline dair bir çözüm getirilmez” dedi. Koca’nın tahliyesiyle ilgili “Bunlar da siyasi kararların başka bir görünümü hepimiz için” değerlendirmesi yaptı.
]]>Z.A., F.A., Y.A, N.A., S.A., B.F.’nin şikayetçi olarak yer aldığı davanının iddianamesinde, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, dini inanç ve duyguları aldatma aracı olarak kullandığı ve bu şekilde maddi menfaat sağladığı belirtilerek, her bir şikayet için ayrı ayrı cezalandırılmaları istendi.
“PEYGAMBER SOYUNDAN GELİYORUZ” DİYEREK MİLYONLAR ALMIŞLAR
İddianamede, sanıklardan Oğuzhan Karahanlı’nın müştekilerden Z.A.’yı telefonla arayarak, kendisini Siirt Tillolu ‘Şeyh Muhammed Mustafa’ olarak tanıttığı belirtildi.
Diğer müştekilerin de Z.A. aracılığıyla sanıklarla iletişime geçtiği anlatıldı.
Şeyh olarak telefon eden Oğuzhan Karahanlı’nın peygamber soyundan geldiğini, Allah dostu olduğunu, kalp gözünün açık olduğunu söylediği müştekilerin hepsine, müritleri ve temsilcileri olduğunu belirterek kendisinin ve kardeşi Mustafa Tarık Karahanlı’nın ismini verdiği vurgulandı.
Sanıkların sonraki süreçte şeyhin temsilcileri gibi müştekilerle görüştükleri dile getirildi.
Bu şekilde müştekilerin sanıklarla 2019 yılından itibaren görüşmeye başladığı vurgulandı.
Şeyhin 7 büyük İslam aliminden biri olduğu, Türkiye’de baskı gördüğü için önce Almanya’ya sonra Mısır’a gittiği söylenerek, müştekilerin bu duruma inandırıldığı da aktarıldı.
Müştekilerle şeyhin temsilcileri olarak görüşen sanıklar Karahan kardeşlerin, Şeyh Muhammed Mustafa’nın kendilerine emanet ettiği yaklaşık 700 yetim çocuğa baktıkları yalanını söyledikleri belirtildi.
Müştekilerden bu çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için değişik zamanlarda birden fazla kez, para, erzak, giyim, ilaç, ameliyat parası talebinde bulunduklarının saptandığı kaydedildi.
Sanıkların, müştekilerden nakit para, araç, cep telefonu, bilgisayar, tablet, gayrimenkul, kıyafet, ayakkabı altın gibi maddi menfaat sağladıkları iddinamede yer aldı.
Sanıkların dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçundan, her müştekiye karşı eylemleriyle ilgili ayrı ayrı cezalandırılması ve haklarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması talep edildi.
“MÜVEKKİLİMİN ZARARI 150 MİLYON LİRA”
Duruşmada dolandırılan müvekkilleri adına söz alan Avukat Aysıla Hasdemir, “Önceki yazılı ve sözlü beyanlarımızı tekrar ediyoruz, mütalaaya iştirak etmekteyiz, bilirkişi raporunda zarar miktarı eksik tespit edilmiştir. Bizce o dönemki karşılığı 17-18 milyon civarı bir zarar söz konusudur. Doların o zamanki değeri ile şu anki değeri karşılaştırıldığında günümüzde 150 milyon civarında bir zarardan bahsetmekteyiz. Zarar miktarı, sanıkların 6 farklı mağdura karşı 6 farklı kez cezalandırılması istemi durumu, cezanın kanunda öngörülen alt ve üst sınırı ve bugüne kadar herhangi bir tedbir uygulanmadığı için gününü gün etmelerinden dolayı, cezanın alt sınırdan uzaklaştırılarak üst sınırdan verilmesini ve sanıkların hükmen tutuklanmalarını talep ediyoruz” dedi.
36 YIL 10’AR AY HAPİS CEZASI VERİLDİ
Duruşmada karar veren mahkeme heyeti tutuksuz yargılanan ve son duruşmaya katılmayan sanıkların, “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık” suçunu işlediğine hükmetti. Mahkeme heyeti, sanıkların adli sicil kayıtlarından anlaşılan suça meyilli kişilikleri, benzer suçtan devam eden ve sonuçlanan soruşturma ve kovuşturma dosyalarının olması, cezanın gelecekleri üzerindeki olası ıslah edici etkilerini de dikkate alarak ceza indirimine yer olmadığı yönünde kanaat belirtti. Suçun birden fazla işlenmesi nedeniyle hapis cezalarını arttıran mahkeme heyeti, her iki sanığa ayrı ayrı olmak üzere toplamda 36 yıl 10’ar ay hapis ve 292 bin 500’er TL adli para cezası verdi.
İki sanık hakkında hükmen tutuklama kararı verilip, yakalama emri çıkarıldı.
]]>YAKINLAR CENAZEYİ BULDU
Olay, geçen yıl kasım ayında Yıldırım ilçesi Değirmenönü Mahallesi Damla Sokak’ta meydana geldi. Nazlı Meral’den haber alamayan yakınları, durumdan şüphelenip, evine gitti. Eve giren yakınları, Meral’i kanlar içinde buldu. İhbarla gelen ekipler, Meral’in 3 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğünü belirledi. Polis, şüpheli olarak kadının eşi Nurullah Meral’i belirleyip, çalışma başlattı.
Olay günü kendisine zarar verip, ardından hastaneye giden Nurullah Meral, tedavi sonrası gözaltına alındı. 4 yıldır Nazlı Meral ile evli olup, psikolojik sorunlar yaşadığı öne sürülen Nurullah Meral, tutuklandı. Bursa 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkında ‘yakın akrabayı öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile dava açılan Nurullah Meral’in yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya Nazlı Meral’in yakınları ile taraf avukatları katıldı.
“KENDİME JİLETLE MÜDAHALE ETTİM”
Son savunmasını yapan sanık Meral, eşinin kendisini daha önce aldattığını ve affettiğini iddia etti. Olay günü evde oturdukları sırada zilin çaldığını ve eşinin kapıyı açmak için yanından ayrıldığını belirten Meral, önceki duruşmalarda söylediklerini bir kez daha tekrarlayıp şunları söyledi:
– Eşim kapıyı açınca içeriye yüzü maskeli 4 kişi, girdi. Beni öldürmeye geldiklerini söylediler. Ben de elime bıçak alıp, kulağında kulaklıkları olan eşimin boynuna dayadım. Bana müdahale edecekler korkusu ile eşimi bıçakladım. Eve gelen 4 kişi, daha sonra gitti. Dışarı çıktıklarında korna sesi geldi. Bu sırada ben de elime jilet aldım. Boğazımı keseceğim sırada soğuk hava geldi. Evden çıktım. Yolda bir arkadaşımı gördüm. Bir iş yerine gittik. Burada yine kendime jiletle müdahale ettim. Daha sonra hastaneye gittiğimde polis geldi.
İDRAK ETME YETENEĞİNE SAHİP
Verdiği ifadeler dikkate alındığında, avukatı tarafından akıl sağlığının yerinde olmadığı iddia edilen sanığın, hem adli tıp kurumu raporu hem de deliller neticesinde, bunu ispatlar nitelikte bir unsurun bulunmamasına dikkat çeken savcı ise esas hakkındaki mütalaasında, sanığın herhangi bir akıl sağlığı ve zeka geriliğinin saptanmadığı, işlediği suçun hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme yeteneğine sahip ve cezai sorumluluğunun tam olduğunun, soruşturma aşamasında tespit edildiğine dikkat çekti. Mütalaaya karşı son savunması sorulan Nurullah Meral ise “Yapacak bir şey yoktur. Bana oyun kurdular. En büyük oyun kurucu Allahtır” dedi.
AKIL SAĞLIĞI YERİNDE ÇIKTI
Mahkeme heyeti, İstanbul Adli Tıp Kurumu 4’üncü İhtisas Dairesi’nde yapılan muayenesinde akıl sağlığının yerinde olduğu tespit edilen sanığın savunmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına kanaat getirip, Nurullah Meral’in ‘eşe ve kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Heyet, cezada hiçbir indirim uygulamadı.
]]>Bosna Hersekli forvet bu sezon Süper Lig’de forma giydiği 15 maçta 12 kez ağları havalandırdı, Türkiye’deki ilk derbisinde de Beşiktaş filelerini bir kez sarstı.
Arjantinli yıldız ise 16 lig maçında 12 kez topu filelerle buluşturdu; Trabzonspor ve Beşiktaş’a da 2’şer gol attı. Süper Lig’de şampiyonluk yaşayan takımlara karşı forma giydiği tüm karşılaşmalarda ağları havalandıran Icardi (10 maçta 13 gol)
geçen sezon oynanan iki Fenerbahçe derbisinde de birer gol atmıştı.
Santrforlar dışında skor katkısı verenler dikkate alındığında Fener bir adım önde: Szymanski 8, Tadic 7, İrfan Can 6 gol. Cimbom’da ise Kerem Aktürkoğlu ve Zaha’nın 5’er golü var.
FRED’İN YERİNE KİM OYNAYACAK?
Fenerbahçe’nin oyun planının kilit isimlerinden Fred’in cezası, İsmail Kartal’ın planlarını bozdu.

Deneyimli hocanın, Brezilyalı yıldızın yerine Crespo’ya 8 numarada şans vermesi bekleniyor. B planı ise İrfan Can Kahveci’nin asıl bölgesi olan merkez orta sahaya geçip sağ kanatta Cengiz’in forma giymesi.
Kanarya’nın ilk 11’i de büyük ölçüde belli. Stoper tandeminde Djiku’nun partneri Samet, Serdar Aziz veya Oosterwolde olacak.
TORREIRA’NIN YANINA KAAN
Galatasaray’da derbi mesaisi devam ederken Teknik Direktör Okan Buruk 11’ini netleştirmeye başladı.
Sanchez iyileşme sürecinde. Riske edilmezse stoper tandeminde Abdülkerim ile Nelsson olacak. Sol bekte son maçlarda olduğu gibi Barış Alper’in görev yapması bekleniyor. Merkez ortada Torreira’nın yanında Kaan Ayhan oynayacak.
Hücum hattını sağda Ziyech, solda Zaha, forvet arkasında Kerem Aktürkoğlu tamamlayacak.

ATAN VE YEMEYEN KARŞI KARŞIYA
Yarınki derbi, ligin en çok gol atan ve en az gol yiyen iki takımını karşı karşıya getirecek: 16 maçta 44 gol atan +30 averajlı Fenerbahçe ile 16 maçta 9 gol yiyen +23 averajlı Galatasaray.
Kanarya bu sezon evinde oynadığı 8 maçta 7 galibiyet, 1 mağlubiyet; Aslan, deplasmandaki 8 maçta 6 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet aldı. İki takım bu sezon sadece birer maçta rakip fileleri havalandıramadı. Adana Demir-Fenerbahçe 0-0, Kayseri-GS 0-0.
MUSLERA ÖNDE
Ezeli rakiplerin mücadelesinde kaleciler de ön planda olacak. Dominik Livakovic ve Fernando Muslera, performanslarıyla sonuçta belirleyici olacak.
Aslan’ın Uruguaylı kalecisi ve kaptanının istatistikleri, Kanarya’nın Hırvat file bekçisinin rakamlarından iyi… İstatistiklere göre, sarı-lacivertli kaleye atılan ortalama 2 şuttan biri gol oluyor.
Livakovic ceza sahası içinden 16 isabetli şutta 9 gol; ceza sahası dışından 14 isabetli şutta 4 gol yedi. Muslera, ceza sahası içinden 31 isabetli şutta 7 gol; ceza sahası dışından 12 şutta 2 gol yedi.

ARDA KARDEŞLER İLK KEZ
Merkez Hakem Kurulu (MHK), Süper Lig’de 18. haftanın maçlarını yönetecek hakemleri açıkladı.
Yarınki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde Arda Kardeşler düdük çalacak. Bursa
bölgesi hakemi olan Kardeşler, kariyerinde ilk kez bu derbiyi yönetecek.
Kardeşler daha önce 8 Mayıs 2022’deki Beşiktaş-F.Bahçe maçında görev yapmış,
mücadele 1-1 bitmişti.
Baba Celal de hem oğluna, hem de kızına üzüldüğünü belirterek olaydan haberi olmadığını ileri sürdü. Baba Celal’in telefonu uzunca bir süre dinlemeye alındı.
Babanın telefon görüşmelerinde oğlunu açık biçimde azmettirdiğine dair akrabalarıyla yaptığı görüşmeler tespit edildi. Ağır Ceza Mahkemesi suçunu itiraf eden Sezer Ketir ile baba Celal Ketir’i ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı, ardından da her ikisinin cezasını “İyi hal” indirimiyle müebbet hapse çevirdi.
DELİLLER HUKUKA UYGUN İSABETSİZLİK YOK
Baba ve oğlu karara karşı avukatlarıyla Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. İstinaf Mahkemesi, sanıklar hakkındaki tüm delillerin hukuka uygun elde edildiğini, tam bir vicdani kanaatin hasıl olmasıyla sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya uygun olduğundan bir isabetsizlik görülmediği için istinaf başvurusunun esastan reddine oy birliğiyle karar verdi. İstinaf Mahkemesi, Deniz’in bazı eğlence merkezlerinde çalıştığı için aile fertlerinin bundan rahatsızlık duyduğu ve baba Celal’in ablasını öldürme görevini oğlu Sezer’e verdiğini belirtti.
KARDEŞE MÜEBBET HAPİS
Sezer’in de babasının bu istediğini yerine getirmek için Van’dan Diyarbakır’a gelerek ablasını telefonla arayıp kendisini ziyarete geldiğini söyledikten sonra evine giderek birlikte yemek yedikleri, bir süre sohbet ettikleri ve devamında babasının azmettirmesiyle ablasını kurşun yağmuruna tutarak öldürdüğü ifade edildi.
Sanığın sabit olan ablasını öldürme suçu nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasının hukuka uygun olduğu vurgulandı. İstinaf kararında, sanık Sezer’in cinayetten sonra yargılama sürecindeki davranışları, duruşmaya yansıyan hal ve tavırları dikkate alındığında pişmanlığının net biçimde gözlemlendiği için, henüz çocuk sayılabilecek yaşta olan sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine taktiri indirim nedeni kabul edilerek cezasının müebbet hapse çevrilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğunu belirtti.
BABAM KEŞKE KAFASINA SIKSAYDIN DEDİ
İstinaf kararında, oğlunu azmettirdiği telefon dinleme kayıtları ve kızının ifadesiyle de sabit olan azmettirici babanın da ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiğini belirtti. Kızı Fidan Ketir de tanık olarak alınan ifadesinde, “Kardeşim evden çıkınca ablam Deniz’i arayıp dikkatli olmasını istedim. Kardeşim eve dönünce babama, ‘İşi bitirdim’ dedi. Babam ölüp ölmediğini sorunca, ‘Göğsüne ve bel aşağısına sıktım’ dedi. Babam da, ‘Keşke kafasına sıksaydın’ dedi. O da göremediği için vuramadığını söyledi” diye konuştu
TELEFONLARI DİNLEMEYE ALININCA YAKAYI ELE VERDİ
Baba Celal’in telefonunun dinlemeye alındığını ve Celal’in görüştüğü kişilere cinayeti “Aile şerefine leke sürdüğü için” bizzat kendisinin azmettirdiği yönünde itirafta bulunduğu için suçunun sabit olduğu ifade edildi. Sanık babanın cinayet işleme gibi bir fikri olmayan oğlunu, ablasını öldürmesi için azmettirip telkinde bulunduğu için sabit görülen suçu nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiği bildirildi. İstinaf, baba hakkında azmettirmek suçundan ayrıca artırım yapılması gerektiğini, ancak temel cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olması ve sonuca etki etmeyeceğinden bu yönüyle kararın düzeltilerek, sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Dosya nihai karar verilip kesin hükme bağlanmak üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderildi.
]]>