Bunun üzerine söz alan sanık avukatlarından Aykan Akkaçmaz “Dönemin savcısı Word belgesini tarayıp bize PDF olarak sunmuştur. Biz de savunmalarımızı buna göre hazırladık. İstanbul Adliyesi’nde belgenin orijinal hali Word şeklinde. Karargah Evleri dosyasının kumpas olduğu ortaya çıktı. Tamer Tatar’ın getirdiği Karargah Evleri dosyasından devşirildiğini düşündüğümüz 5 numaralı CD’den çıkan Genelkurmay belgelerinin üstünde 03 kodları var. Karargah Evleri’nin kumpas olduğu sabit. Burada da aynı kodlar var. CD 5’in uydurma bir delil olduğu kanaatindeyiz. Bu esas olmamalıdır” talebinde bulundu ve ”Tamer Tatar’a gönderildiği iddia edilen askeri belgeler FETÖ’cü savcılara veriliyor hatta biri firari. Ayrıca Tamer Tatar bu belgelere yama yapıyor. Tamer Tatar’ın Bank Asya hesaplarına ve yurt dışı ziyaretlerine rağmen ne hikmetse sadece 2 yıl 2 ay ceza almıştır” diye konuştu.
”FETÖ’CÜ TUTUKLU SAVCI TARAFINDAN İDDİALAR SUNULDU”
Sanık avukatlarından Mehmet Sever de “Bu davada yargılanan kişiler 7 Nisan toplantısı ile ilgili yargılanmaktadırlar. Bu 7 Nisan toplantısına dair soruşturmanın genişletilmesi talebim var. FETÖ’cü tutuklu savcı Kemal Çetin tarafından bu iddialar sunulmuştur. FETÖ’nün kumpas ve yalan delil üretmekte olduğunun ne kadar usta olduğu tüm yargılamalarda ortaya çıkmıştır. FETÖ örgüt üyeliğinden mahkum olan ve yardımdan ceza alan ve bu dosyaya bilgi ve belge sunan kişilerin dosyaları sunulmalıdır. Bu dosyalar bu davadaki süreci etkileyecek derecede önemlidir” talebinde bulundu.
“HİÇ KİMSE 18 MADDEYE İTİRAZ ETMEDİ”
Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Devlet Bakanı-Hükümet Sözcüsü ve ATA Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, şunları söyledi:
– Refah Yol hükümetinde Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü’ydüm. Doğru Yol Partisi adına bir hafta ben sözcülük yapardım bir hafta Refah Partisi adına Abdullah Gül. Dolayısıyla hükümetin içindeydim. 12 Eylül sonrasında MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında devleti cebir ve tehditle yıkmak suçlamasıyla tutuklandım, idamla yargılandım ve aklandım. Yeminime sadık kalarak söylüyorum o dönemde herhangi bir şekilde darbe söz konusu değildi ne klasik bir darbe ne de postmodern darbe.
– Eğer MGK’da kararlaştırılan 18 maddeden söz ediliyorsa Süleyman Demirel’in bana söylediğini söylüyorum ‘8 saat boyunca Başbakan hiçbir konuya itiraz etmedi hatta başını sallıyordu. MGK’da kararlaştırılan 18 maddeye aynen katılıyorum. Biz de o görüşteyiz. Devlette irtica vardır hatta 200 yıldır vardı’ dedi. Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ve Tansu Çiller de içinde olmak üzere hiç kimse bu 18 maddeye itiraz etmedi.
”TOPLUMUN GERİLDİĞİ BİR GERÇEK”
”Refah Partisi iktidara gelince ve Necmettin Erbakan’da başa gelince sanki yeraltında bekleyen örgütler bir anda ortaya çıktı ve ‘gün bizim günümüz’ dedi. Tarikat şeyhleri olduğu iddiasıyla bir takım insanlar Başbakanlık konutuna çağrıldı ve iftar yemeği verildi” diyen Zeybek, şöyle devam etti:
– Bir örnek daha vermek istiyorum. Ben aynı zamanda Basın Yayın’dan Sorumlu Devlet Bakanıydım. Gazetelerde Refah Partisi Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk diyor ki ikindi namazı da tatil olsun. Dedim ki sayın başbakanım siz artık başbakansınız güzel işler de yapıyorsunuz. Ama artık dini siyasete alet etme işini bırakın ne demek ikindi namazı tatil olsun. ‘Oğuzhan öyle bir şey söylemez’ dedi. Dolayısıyla toplumun gerildiği bir gerçek. Dolayısıyla bu gerginlik MGK’ya da yansıdı ve bu kararlar çıkarıldı. Darbe zorlamayla olur ancak benim kanaatimce asla bir darbe girişimi söz konusu değildir.
– 2 yıl sonra Tansu Çiller Başbakan olacaktı ama Türkiye gerçekten çok gerilmişti ve bu gerginliği gidermenin bir yolu olarak da Tansu hanım Başbakan olursa bu kabaran gerginlik halkımızın daha sakin olabileceği düşünüldü buna Erbakan da razı oldu ama o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başka yönde bir karar verdi. Dolayısıyla Mesut Yılmaz’a verdi hükümeti ve buna Tansu Çiller ‘darbe’ dedi. Generallerin hükümet üzerindeki baskısı asla söz konusu değildir.
”BİR DARBE DÜŞÜNCESİ OLSAYDI YAPILIRDI “
– Sincan’dan tankların yürüme iddiası da bana gülünç geliyor. Sonradan öğrendik normal bir geçişmiş. O gün tankların Sincan’dan yürümesi ile 4 ay sonra hükümetin düşmesinin arasında bir bağlantı olduğu iddiası oldukça gülünç. Ben sanıkları tanımam. Batı Çalışma Grubu sanki bir cuntaymış gibi anlatıldı. Ancak bir çok bakanlıkta çalışma grupları kuruldu. O dönemin şartlarında bir darbe düşüncesi olsaydı bu yapılırdı ve kimse de bunu önleyemezdi.’
DURUŞMA 9 EYLÜL’DE
Mahkeme sanık avukatlarının ATK raporu hakkında beyan vermesi için bir sonraki duruşmaya kadar süre tanırken savunma delili olarak dosyaya celbi istenen Deniz Ay, Gökhan Eski ve Tamer Tatar’ın dosyaya katkısı olmayacağı gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verdi ve bir sonraki duruşmayı 9 Eylül saat 10.30’a erteledi.
Duruşma sonrası açıklamalarda bulunan Namık Kemal Zeybek, ”28 Şubat’ın darbe olduğuna yönelik tüm savlar tutarsız ve temelsizdir. Böyle bir şey olmamıştır. Şimdi yargılanan generaller, subaylar o süreçte vatana büyük hizmet etmişlerdir ve gerginleşen ortamı soğukkanlı şekilde sakinleştirerek görevlerini yapmışlardır” diye konuştu.
]]>
SEGBİS’le duruşmaya katılan Beyribey, İstanbul’daki köprü işgaliyle başlayan darbe girişimini IŞİD’in bombalı bir eylemi sandığını belirterek şöyle dedi:
“KÖPRÜ İŞGALİNİ İŞİD SALDIRISI SANDIM”
“Ben 3-23 Temmuz tarihlerinde yıllık iznimi kullanmak için ailemle Antalya’ya gittim. Bu izin bilgisinden Genelkurmay Genel sekreterliği, İstihbarat ve personel başkanlıklarında özellikle yuvalanan darbecilerin yıllık izne ayrılmış olduğumdan haberdar olmamaları mümkün değil.
Bu FETÖ’cüler darbeye dahil etmek istediklerini birini izne gönderir mi? İzinde mi, yoksa birliklerin başında mı olmasını isterler? Darbenin planlamasını ve toplantılarını yapmışlar beni de haberdar etmeleri gerekmez miydi?
Darbecilerden, talimat, tebligat veya bunu ima edecek bir emare almadım. Darbe girişiminden haberdar olanların darbe sonrası yükseleceği endişesiyle, gayrimenkullerini satıp döviz aldıkları, yani bir hazırlık yaptıkları çok aşikâr olarak ortaya çıktı. Ben ne menkulümü ne gayrimenkulümü sattım ne de döviz aldım.
15 Temmuz günü darbe girişimiyle ilgili görüntüleri bir kafede otururken televizyondan izliyordum. Köprü işgalini de IŞİD’in bir bombalı saldırısı diye düşündüm.”
VEKİLİMİ UYARDIM “NİZAMİYEYİ KAPATIN” DEDİM
“Ankara’daki yakınlarımdan uçakların alçak uçuş yaptıklarını öğrenince darbe girişimi olduğunu anladım. Darbecilerin sıkıyönetim mesajı tugaya 22.52’de ulaşıyor. İzinde olduğum için benim yerime vekâlet eden Albay Ahmet Köse beni arayıp mesajdan bahsetti.
Tuhaf olağan dışı bir şey olduğunu hissedince hemen bana vekâlet eden komutana ilk emrimi verdim. ‘Ahmet, sakın ha nizamiyeyi kapattın. Bir hareket olmasın, emniyeti alın, tugay nöbetçi heyeti birliklerine hakim olsunlar.
Garajlardan kontak dahi çevrilmeyecek, kanunsuz hiçbir hareket yapılmayacak. Tugaydan çöp dahi çıkmayacak’ diye emirlerimi zaman geçirmeden verdim. Darbecilerin emrini ve görevlendirmesini kabul etmedim, emirlerine uymadım.”
GÜNEYDOĞUNUN EN GÜÇLÜ BİRLİĞİDİR 16. MEKANİZE TUGAYI
“Hatta ulusal bir televizyon kanalını arayarak darbeye karşı durduğumuzu ifade etmek istedim ama beni yayına almadılar. Sonra Diyarbakır’da uydudan yayın yapan bir televizyon kanalını arayıp canlı yayında bu kanunsuz girişime karşı olduğumuzu, hükümetimizin ve milletimizin yanında olduğumuzu belirttim.
Komutanlığını yaptığım 16. Mekanize Tugayı Güneydoğudaki en güçlü birliktir. 2 tank taburundan oluşan toplamda 82 tane ateş gücü yüksek tank var. 2 tane mekanize taburumuz var. 400’e yakın üzerinde silahı olan zırhlı aracımız var. Bölgenin en büyük kara manevra birliğidir.
Kolordu komutanını sıkıyönetim komutanı, beni de yardımcısı atamalarındaki neden tugay doğrudan kolorduya bağlı olduğu için otomatik olarak darbeye emir gereği uyacağımızı ve biat edeceğimizi düşünerek bizi bu listeye dahil ettiklerini düşünüyorum.
Hain darbe teşebbüsü maazallah gerçekleşseydi, karşı durup devletimizin yanında yer aldığım için mutlaka tasfiye edilecek ve cezalandırılacaktım. Cezalandırma riskine karşı devletimin yanında durdum.
Fırat Kalkanı harekâtında Suriye El Bab bölgesinin ele geçirilmesiyle ilgili bizzat Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından görevlendirildim. Sonrasında Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı ile görüşüp harekâtı başlattık.”
KARA SAHASI İÇİN DE EMİR VERİLSEYDİ BU KANLI OLAYLAR YAŞANMAZDI
“Saat 19.39’da hava sahasının kapatıldığı emri veriliyor. Kara sahasındaki birlikler için de böyle bir emir verilmiş olsaydı, Genelkurmay ve Kara Kuvvetlerinden hain darbe girişimini, darbecileri caydırıcı, engelleyici tedbirler çok önceden alınabilirdi?
Kanlı olayların yaşanması engellenebilirdi. Sadece hava sahası için kapatıldı diye bir emir veriliyor. Hâlbuki darbe havadan değil, karadan yapılıyor yani, esas yapılması gereken kara birliklerinin uyarılmasıydı. Bir telefon emriyle, sadece 4-5 ordu komutanı uyarılsaydı yeterliydi.
Benim birliğim bu konuda tecrübeliydi. Sur ve Silvan’daki çukur ve hendek operasyonlarına ve diğer bölgelerdeki operasyonlara katıldı. En önemlisi Diyarbakır’daki Kobani olaylarının bastırılmasında benim birliğim kullanıldı. Eğer Diyarbakır’da darbeye kalkışanlar olursa, onları bastırmaya yönelik çok rahatlıkla tedbir alabilirdik.”
PİLOT YÜZBAŞI HEMŞİRENİN RÜYASIYLA İLGİLİ DİNLENDİ
Darbe girişimi sonrası ihraç edilip tutuklanan ancak daha sonra görevine iade edilen Diyarbakır 8. Ana Jet Üssünde görevli Yüzbaşı Ali Osman Uzun da duruşmada tanık olarak dinlendi.
Pilot Yüzbaşı, darbeye teşebbüs edenlerle ilgili bir hemşirenin hastaneye giden FETÖ sanıklarına rüyasını anlattığını bu rüyasında, tutuklananların vekilinin peygamber efendimiz olduğu ve bu eziyetten kurtulacaklarına dair Savaş Beyribey’in bu rüyayı yanındakilere anlattığını kendisinden duymadığını, bunu başka rütbelilere anlattığını duyduğunu söyledi.
İzinde olduğu için tugaya vekalet eden Albay Ahmet Köse’de tanık olarak alınan ifadesinde, Savaş Beyribey’den kanunsuz emir almadığını söyledi.
BERAATINA VE 1 DOLARIN İADESİNE
Mahkeme, sanığın whatsapp uygulaması üzerinden yıllık izindeyken birliğindeki askerlere, “Arkadaşlar kimse emir komuta dışında harekete kesinlikle katılmasın. Benim emrim dışında hareket etmesin Tugay nizamiyesinden hiçbir hareket olmayacak” şeklinde masajlar gönderdiğini, Pilot Yüzbaşı Ali Osman Uzun’un rüya ile ilgili ifadelerinin de duyuma dayalı olması nedeniyle Yargıtay’ın bozma kararı doğrultusunda, savunmasının aksini kantlar biçimde delil elde edilemediğinden “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetti.
Mahkeme beraat kararıyla birlikte sanık hakkındaki adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağının da kaldırılmasına oy birliğine karar verdi.
Mahkeme, sanığın kendini vekille temsil ettirdiği için 29.800 liranın hazineden alınarak sanığa ödenmesine, ayrıca tutuklu yargılandığı sürelere ilişkin şahsi hürriyetinin sınırlandırılması nedeniyle devletten maddi ve manevi tazminat isteminde bulunabileceğine, adli emanette delil olarak saklanan 1 adet B02413785H seri numaralı ve L22329819D seri numaralı 1 Amerikan dolarının da sanığa iadesine karar verildi.
]]>