
Demir projelerini SÖZCÜ Ankara Haber Müdürü Emin Özgönül’e anlattı.
Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir köyde doğan Demir, ilkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi ise 6 yıl boyunca her gün 7 kilometre yürüyerek gidip geldiği ilçe merkezinde tamamladı. Sonra yollara düştü. İstanbul’daki gazinolarda önce komi, sonra da garsonluk yaptı. Güzel sesi keşfedilince İTÜ Devlet Konservatuarı şan bölümünde eğitim aldı. TRT ses sanatçılığı günlerinin ardından da siyasete atıldı. Önce DSP’den Ardahan Milletvekili seçildi, sonra da yerel yönetime geçti. 2019 ve 2024’de iki kez CHP’den Ardahan Belediye Başkanlığı seçimini kazandı.
SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM
“Liseden sonra istikbalimizi aramak için 17 yaşında yollara düşüp İstanbul’a gittim. Caddebostan Maksim’de komi ve garson olarak çalıştım. Gazinodaki sanatçılar benim de sesimin güzel olduğunu söyleyip konservatuara yönlendirdiler” diyen Demir, okulu bitirdikten sonra da TRT sanatçısı oldu.
“En büyük mutluluğu Aşık Mahsuni Şerif’ in Büyük Atatürk’e yazdığı ‘Sarı Saçlım Mavi Gözlüm’ türküsü ile yaşadım. Bu eseri Türkiye’ de ilk seslendiren sanatçı oldum” diyen Demir, 2019’da memleketinden belediye başkanı seçildi. Koltuğuna oturduktan sonraki ilk işi de belediye binasındaki tabelaya T.C ibaresini eklemek oldu, ardından da mal varlığını açıkladı. 2024’de yeniden aday olduğunda da mal varlığı açıklamasını yeniledi.
99 bin nüfuslu şehirde göreve geldiği günden itibaren belediye ve kurdukları tekstil fabrikası ile 500 kişiye iş sağladıklarını anlatan Demir “Hedefimiz Ardahan merkez ve ilçeleri olmak üzere 5 bin kişilik istihdam alanı yaratıp şehrimizdeki göçü durdurmak. Önümüzdeki dönemde Ardahan merkezde belediye başkanlığının işleteceği 3 adet tekstil fabrikasını daha hizmete açacağız. Beton santrali ve kilit parke bordür üretim tesisini de ilkbaharda kuracağız. Kilit parke için artık kimsenin kapısına gitmeyeceğiz, Kendi betonumuzu kendimiz üreterek maliyeti de düşüreceğiz” dedi.
ÇILDIR TURİZMİ
Ardahan Belediyesi önümüzdeki 5 yıl içinde konut kooperatifi ile belediye çalışanlarını ev sahibi yapmayı da planlıyor. Yeni bir kültür merkezi yapılacak ve evde bakım hizmeti ile de yaşlılara destek verilecek. Et ve süt ürünleri ile Ardahan kavurması gibi diğer yöresel ürünler İstanbul, Ankara ve İzmir’de açılacak 3 mağazada satışa sunulacak. Ardahan’daki Yalnızçam Kayak Merkezi ise Kartallkaya, Uludağ, Palandöken ve Erciyes gibi kayak tesisi olarak hizmet verecek.
Kışın donan ve üzerinde atlı kızaklarla dolaşılabilen cazibe merkezi Çıldır Gölü’ne de daha fazla turist gelmesi sağlanacak, paten pistleri ve göl kıyısındaki sosyal tesisler arttırılacak. Başkan Demir “Yaz ve kış turizmi olanaklarımız var. Çıldır Gölü kışın büyük bir piste dönüşüyor. Kamu ya da özel sektör buraya bir tek çivi çakmamış. Ardahan 32 yıl önce il oldu ama bu 32 yıl iyi değerlendirilmemiş. Kentte trafik düzenlemesi dahi yoktu biz yaptık. Ana caddelerimiz toz içindeydi hepsini asfaltladık. Diğer iller yürüyebilir ama Ardahan’ın koşması lazım” dedi.

Demir 2019’da göreve geldiği zaman belediye binasının girişine T.C. tabelasını asmıştı. (üstte)
Gençliğinde de gazinolarda komilik yapmıştı.
Demir “Ben Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sayesinde köyümdeki ilkokulda, ilçemdeki ortaokul ve lisede okudum. Bunun kıymetini bilerek bugünlere ulaştım. 5 yıl önce göreve geldiğimde devraldığım belediye günlerini anımsıyorum. O zaman gördük ki bu şehrin en önemli sorunu halkın vergilerinin israf edilmesiydi. Cenaze hizmetleri bile dışarıdan kiralanan araçlarla sağlanıyordu. Temizlik ve alt yapı sorunları vardı. Ardahan’ı kaderine terk edilmiş bir şehir görüntüsünden çıkardık” diyerek yeni dönemde çok daha fazla çalışmaları gerektiğini vurguluyor.

Demir fırsat buldukça sahneye çıkarak konser de veriyor.
35 kız çocuğu okutuyor
Faruk Demir fırsat buldukça konser de veriyor. “Konserlerden alacağım parayı Ardahanlı öğrencilere burs vermek kaydı ile kabul edeyim mi” diye halka soran Demir, yüzde 92 onay aldı. Demir konserlerden elde ettiği geliri Ardahanlı kız çocuklarının okuması için harcıyor ve öksüz-yetim 35 kız çocuğuna burs veriyor.
]]>Mobilyacılık yapan Efe Demir’in babası Adem Demir, ifadesinin alınmasının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
GELECEĞE DÖNÜK PLANLARI VARDI
Oğlunun cep telefonu da kendisine teslim edilen Demir, şöyle konuştu:
“O gün orada çalışıyordu kendisi, üçüncü günüydü orada. Mobilya dekorasyon üzerine oraya montaja gitmişlerdi. Karakolda da gerekli ifademizi verdik. Gerekli işlemlerin yapılacağını umuyoruz.
Gerekli cezanın verilmesini istiyoruz. Ben 17 yaşında evladımı toprağa koydum. Efe’yle hayallerim vardı. Onun planları vardı, planlarımız vardı geleceğe dönük. O, meslek sahibi olmak istiyordu.

Dışarıdan okulunu okuyordu. Hem okuyup hem çalışayım baba, bir meslek sahibi olayım. İleriye dönük yapacaklarımızı planlarız, ona göre yolumuza bakarız diyordu. Ama olmadı. Mekan onlara mezara oldu, 29 kişiye mezar oldu.
Yangınla alakalı kimin ihmali; kişi veya kişiler, o mekanın sahipleri veya kim ise gerekli cezayı almasını istiyoruz. Bu konunun da sonuna kadar takipçisiyim. Polis merkezinden ifademi verdim, çıktım.
İLK GÖZAĞRIMDI ELLERİMLE TOPRAĞA VERDİM
Bundan sonraki süreci takip edeceğiz. Şu anda 11 kişinin gözaltında olduğunu biliyorum, adliyeye sevk edileceğini biliyorum. Bundan sonraki süreci de takip edeceğiz. Olayın arkasındayım babası olarak.
Çünkü bir evlat olaya yetişmiyor, kolay yetiştirilmiyor. O benim ilk göz ağrımdı, 17 yaşında kendi elimle toprağa verdi. Ben de bunun hesabını öyle ya da böyle soracağım”
TADİLATIN BAYRAMA KADAR BİTİRİLMESİ İÇİN BASKI YAPILMIŞ
Oğluyla son yaptığı konuşmadan bahseden Adem Demir “Oraya, olaydan önce çalışmaya gittikleri 3 ya da 4’üncü günüydü. ‘Baba eksi 2’de çalışıyoruz, eğlence mekanı gibi bir yer. Bir şey olsa Allah korusun çıkamayız’ diyordu. Oranın bir an önce yetiştirilmesi babında baskı gibi bir şey oluyormuş. Bayrama, tatile kadar yetiştirilmesiyle alakalı. Orada birden çok firma var çalışan ama maalesef mezar oldu. 29 kişiye mezar ettiler orayı” dedi.
EFE KAHRAMANLIK YAPMIŞ
Oğlu Efe Demir’in yangın sırasında kahramanlık yaptığını ifade eden Adem Demir, şöyle konuştu:
“Yangının ilk başlama safhasında Efe’nin yanında olan ustası Ercan beyle görüştüm daha sonra. Yangının ilk alevlendiği sırada, Efe orada bir kahramanlık yapıyor, yangın tüpü alıp geliyor.
Tüpü alıp geldiğinde muhtemelen yaşı itibarıyla da, küçük de olduğu için Ercan bey ‘Oğlum tüpü sen bana ver, kendinizi dışarı atın’ diyor.
Tabii oradaki yanıcı maddeler, elyaflar, bir sürü yanıcı ve tütücü maddelerden çıkan duman bir anda orayı kapladığı için ve çıkış kapılarının da kapalı olduğu, 3 çıkış kapısından 2’sinin kapalı olduğu eksi 2’den tamamen dışarı çıkmak için 5-6 dakika yürüme mesafesi olduğu, ama oradaki karmaşada maalesef çıkamadıkları bariz ortada”
YANGIN TÜPLERİ ÇALIŞSAYDI BELKİ YANGIN SÖNDÜRÜLEBİLİRDİ
Yangın öncesi ve sonrası ihmaller zinciri olduğunu iddia eden Adem Demir, şunları söyledi:
“Fiziken ayaktayım ruhen çökmüş durumdayım. Bir yangın tüpünün çalışmadığı söyleniyor. Aslında 2 yangın tüpü gelmiş o esnada. Birini Efe getirmiş diğerini başka biri getiriyor herhalde.
Ama 2’nci tüpün basmadığını duydum. Belki çalışsaydı çıkabilirlerdi veya yangın çok küçük ebatla başladıysa belki o onda yangın tüpleri çalışsaydı belki söndürebilirlerdi ama bilemiyoruz.
Şimdi orada nasıl bir şey gelişti bilemiyoruz. Çünkü bir görüntüler var, kaynak yapılıyor ve bir tutuşma gerçekleştiriyor. Şimdi her taraf yalıtım sistemi olduğu için, elyaf malzeme çabuk tutuşan bir malzeme.
Buranın itfaiye raporu yok, yangın söndürme sistemi yok, Hiçbir şey yok. Kapılar kapalı. Eksi 2’de çalışılan bir yerde, bir kere orada kaynakla alakalı bir çalışma yapılıyorsa o kaynaktan çıkan gazı dışarıya atabilmek için vantilatör sisteminin kurulması gerekiyor.
Ama öyle bir şey yok, hiçbir şey yok. Göz göre göre ölüme terk edilme var. Cinayet bu, başka bir şey değil”
]]>Demir akciğer makinesi adı verilen bir çeşit demir bir kapsül Alexander’ın hayatta kalmasını sağladı.
Organizatör ve engelli hakları aktivisti Christopher Ulmer, Alexander’ın GoFundMe sayfasında yazarak şunları söyledi: ”Paul Alexander dün vefat etti. Çocukken çocuk felcini atlattıktan sonra 70 yıldan fazla bir süre demirden bir akciğerin içinde yaşadı. Bu süre zarfında Paul üniversiteye gitti, avukat ve bir yazar oldu. Hikâyesi çok uzaklara yayıldı ve dünyanın her yerindeki insanları olumlu bir şekilde etkiledi. Paul, hatırlanmaya devam edecek inanılmaz bir rol modeldi.”

ÜNİVERSİTE BİTİRDİ, AVUKAT OLDU, KİTAP YAZDI
Ulmer’in de belirttiği gibi Alexander’ın kararlılığı onun bir dizi dikkate değer başarıya imza atmasını sağladı. 21 yaşındayken Dallas’ta bir liseden derslere bizzat katılmadan mezun olan ilk kişi oldu.
Üniversite yönetiminde yaşadığı birçok zorluktan sonra Dallas’taki Southern Methodist Üniversitesi’ne kabul edildi ve ardından Austin’deki Texas Üniversitesi’nde hukuk fakültesine girdi.
Bir duruşma avukatı olma hayallerinin peşinden gitti ve mahkemede müvekkillerini üç parçalı bir takım elbise ve felçli vücudunu dik tutan değiştirilmiş bir tekerlekli sandalye ile temsil etti.
Ayrıca engelli hakları için bir oturma eylemi düzenledi ve kendi anı kitabını yayınladı.
155 sayfalık kitabın tamamlanması beş yıl sürdü; Alexander her kelimeyi bir sopaya iliştirilmiş bir kalemle yazdı.
DEMİR KAPSÜLDEN VAZGEÇMEDİ
Alexander, anne ve babasından, erkek kardeşinden ve hatta 2015’te hava sızdırmaya başlayan orijinal demir akciğerinden daha uzun yaşadı, ancak YouTube’da yardım için yalvardığı bir videonun ardından tamirci Brady Richards tarafından onarıldı.
Büyük sarı metal bir kutu olan ventilatör, hastaların boyunlarına sıkıca tutturulmuş bir şekilde içeride uzanmalarını gerektiriyor.
Hastanedeyken doktorlar, makineyi kapatıp onu dışarı çıkmaya zorlayarak Paul’ün kendi başına nefes almasını sağlamaya çalıştı, daha modern ventilatörler önerildi ancak Alexander, alıştığı için demir akciğer makinesini kullanmaya devam etti.

Alexander üniversitedeyken daha sonra nişanlandığı Claire ile tanıştı. Annesinin kızıyla konuşmasını nasıl yasakladığını anlattı. Daha sonra ise bakıcısı, yani kendi deyimiyle ‘kolları ve bacakları’ olan Kathy Gaines ile yakın bir ilişki kurdu. Gaines, Alexander hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra yardım etmeye başlamış ve onu otuz yıldan fazla bir süre desteklemişti.
Çocuk felci, merkezi sinir sisteminin solunum fonksiyonunu etkileyen ve kas güçsüzlüğüne ve felce neden olabilen bulaşıcı bir viral hastalıktır. Kirlenmiş su ve yiyecekler yoluyla veya enfekte bir kişiyle temas yoluyla bulaşır.
1950’li yıllarda kullanılmaya başlanan aşının yaygınlaşmasıyla birlikte dünya genelinde büyük ölçüde önüne geçildi. Hastalık bugün sadece dört ülkede endemik olmaya devam ediyor: Nijerya, Pakistan ve Afganistan.
Yaklaşık 20 yıllık kapsamlı bir kampanyanın ardından yakın zamanda Hindistan’da da çocuk felci yok edildi ve sürekli ağızdan ve enjekte edilen aşılarla salgın başarılı bir şekilde sona erdi.
]]>Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, 26 Ağustos 2023’te Karatay’ın elinde sopayla Demir’in evine gittiğini, aralarındaki tartışma sonrasında Karatay’ın sopayla Demir’e vurduğunu, Demir’in de duvarda asılı tüfekle 2 el ateş ettiğini ve Karatay’ın hayatını kaybetmesi üzerine soruşturma ve kovuşturma işlemlerine başlandığını bildirdi.
Adli Tıp Raporuna göre Karatay’ın ölüm nedenin, av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı olduğu belirtilen mütalaada, şunlar kaydedildi:
“Olayın oluş şekli, sanık ikrarı, tanık beyanları, otopsi raporu, kriminal rapor ve tüm dosya kapsamında maktulün olay tarihinden önce sanığın eşi N.D. ile bir dernekte tanıştığı, derneğe düzenlenen operasyon sonucu N.D’nin mağdur, maktulün şüpheli olarak ifadesinin alındığı, N.D’nin maktul aleyhine beyanlarda bulunması üzerine maktulün sanığın eşini rahatsız ettiği, bu olay nedeniyle maktul ile sanık arasında birçok kez tartışma yaşandığı, olay günü maktulün N.D’yi arayıp hakaret ve tehdit eylemlerinde bulunması üzerine sanık ile maktul arasında telefonda tartışma yaşandığı, sanığın karakola giderek maktulden şikayetçi olduğu, ifade için emniyet çağrılan maktulün sopayla sanığın evine gittiği, tartışma sonucu maktulün sopayla sanığa vurduğu, sanığın bu sırada odaya giderek tüfeği aldığı ve iki el ateş ettiği, atışların yakın atış olduğu tespit edildi.”
“ÖLDÜRME KASTI YOK”
Mütalaada, Demir’in savunmasında öldürme kastının olmadığını ve korkutmak amacıyla ayağına doğru ateş ettiğini söylemesine rağmen atışlardan birinin göğsüne geldiği ve birinin yanına giderek öldürdüğünü beyan etmesi karşısında savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun değerlendirildiği anlatıldı.
Kullanılan silahın niteliği, hedef alınan nokta, darbe sayısı, Demir ile Karatay arasında önceye dayalı husumetin göz önüne alındığı aktarılan mütalaada, Demir’in kastının öldürmeye yönelik olduğu, Karatay’ın N.D’yi arayıp hakaret ve tehdit eyleminde bulunması ve akabinde Demir’in evine gidip sopayla darbetmesinin Demir hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektirdiği kaydedildi.
Mütalaada, Demir’e “kasten öldürmek” suçundan müebbet hapis cezası verilmesi ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanması talep edildi.
BERAATİNİ İSTEDİ, 13 YIL 4 AY CEZA ALDI
Avukat Erhan Topçu ise müvekkilinin bir metre uzaklığı bile göremediğini ileri sürerek, şu şekilde savunma yaptı:
“Dosyada birçok eksik olduğunu düşünmekteyiz. Kasten öldürme suçunun maddi ve manevi unsurunun oluşması için katalog unsurlar oluşmalıdır. Müvekkil isnat edilen hukuka aykırı maddi fiili kesinlikle bilerek ve isteyerek gerçekleştirmemiştir. Maktul eve gelerek müvekkili darbetmiştir. Müvekkil, maktulden kurtulmak amacıyla yatak odasına kaçıyor. Maktul saldırısına devam edince müvekkil tüfeği kendini savunmak amacıyla eline almıştır. Eğer öldürme kastı ya da planı olsaydı bu tüfeği yanında veya oturma odasında bulundururdu. Yatak odasında bu tüfeği alınca arbede sırasında silah ateş ediyor. Nefsi müdafaa hükümlerinin uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Kendisine ve çocuklarına karşı gerçekleşmiş saldırıyı bertaraf etmeye çalışan bir şahıstan bahsediyoruz. Müvekkilin tahliyesini ve beraatini talep ederiz.”
Son sözü sorulan Demir, önceki savunmalarını tekrar ederek, beraatini istedi. Mahkeme heyeti, sanık Ümit Demir’e “kasten öldürmek” suçundan müebbet hapis cezası verdi.
Demir’in suçu haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisiyle gerçekleştirdiği kabul edilerek “haksız tahrik” ve cezanın geleceği üzerindeki etkisi dikkate alınarak “takdir indirimi” uygulayarak cezayı 13 yıl 4 aya indiren heyet, hükümle birlikte Demir’in tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya tutuklu sanık Mehmet Tekin, tutuksuz sanık Yakup Aktaş, ölenlerin yakınları ile tarafların avukatları katıldı.
Diğer sanık Ertan Danacı ise duruşma salonuna tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS sistemiyle bağlandı.

‘SÖKÜM, KIRIM VE MOLOZ ATIM İŞLERİNİN İŞVERENE AİTTİR’
Duruşma, Danacı’nın savunmasıyla başladı.
Suçlamaları kabul etmeyen ve haksız yere cezaevinde olduğunu belirten Ertan Danacı, tahliyesini talep etti.
Adalet beklediğini ifade eden Danacı, “Haksız yere suçlanıyorum. Ben iç mekan tasarımcıyım, kabası yapılmış veya mevcutta kullanımda olan binaların iç dekorasyon işleri yaparım ama inşaatla işim yoktur. Ezgi Apartmanı’nda da Kervan Pastanesi ile yaptığım sözleşme kapsamında sadece dekorasyon işi yaptım. Dosyada da yer alan sözleşmeye göre işin söküm, kırım ve moloz atım işlerinin işverene ait olduğu açıkça belirtilmiştir. Ben kırım ve söküm işleri tamamlandıktan sonra işe başladım ve sadece kendi işimi yaptım. Sözleşmede belirtilen işleri yaparak paramı aldım. 172 gündür tutukluyum ve adalet bekliyorum” dedi.

‘8 TANE 20’LİK DEMİR HANGİ KOLONDA VAR?’
Fenni mesul Mehmet Tekin ise savunmasını proje ve görseller üzerinden yaptı.
Bilirkişi raporlarının masa başında hazırlandığını, hem binanın sağlam olduğunu hem de projede herhangi bir hata bulunmadığını ifade eden Tekin, şunları söyledi:
-O raporları veren öğretim üyelerinin bilgilerine de şaşıyorum. Binanın 1975 yönetmeliğine göre yapıldığını kabul ediyorlar ama 2018’e göre değerlendiriyorlar.
-Hazır beton dökülmüş içerisinde halen kağıt parçası falan olduğundan bahsediliyor. Kendilerine profesör denilen şahısların masa başında yazdıkları raporları dinleyerek bu hale geldik. Raporlar mühendislik içermiyor. Burada bir kolon var ve bu kolon kaldırılmış, bunun artık lamı cimi yok.
-Önce ‘projede kolon yok’ dediler. Daha sonra dediler ki ‘bu yapılmamış’ ve hangi bilgiyle, tecrübeyle ‘bu kolonun kesilmesi bir şey ifade etmez’ diyebiliyorsunuz. Bir sandalye düşünün ve ayağının biri kırık.
-O sandalyeye oturduğunuz zaman devrilirsiniz ve fizik kurallarına göre de ayağı kırık olan tarafa devrilirsiniz.
-Biz burada binanın hasar gören yerini tespit ediyoruz ama biz hala binanın niye yıkıldığını tartışıyoruz. K105 ve K106 kirişleri, uzunluğu yaklaşık 5.9 metre ve 2 metre civarında.
-Kolonun görevi yükü sıfırlamak. Bunu kestiğiniz takdirde yaklaşık 60 tonluk yük kendisini nasıl sıfırlayacak. Binanın yıkılış yönü belli. Bütün döşemeleri kiriş taşıyor ve lütfen ‘o kolonun bir fonksiyonu yok’ demeyin. Bu kolona ‘süs kolonu’ diyorlar.
-Allah aşkına 8 tane 20’lik demir hangi kolonda var? 20’lik demirleri niye yerleştirmişler, taşıma kolonu olduğu için yerleştirmişler. Statik halde her şey dengesinde durur ama en ufak bir etki de harekete geçer. Bu burada durur, 15 yıl bile durur ama en ufak bir sarsıntıda devrilir.
“PERDE BETON DUVARI KIRARAK DÜKKANLARI BİRLEŞTİRDİLER’
Binanın müteahhidi Yakup Aktaş da suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
Bugüne kadar yaptığı binalardan 2’sinin yıkıldığını ve 2’sinin de yıkılma sebebinin kolon kesilmesinden kaynaklı olduğunu ifade eden Aktaş, binada kullandığı malzemenin kalitesiz ve malzemeden çaldığı iddialarının asılsız olduğunu savundu.
Binanın yapıldığı tarihte hazır beton ve nervürlü demir kullanımın mecburi olmadığını ancak binayı sağlam yapma adına inşaatta hem hazır beton hem de nervürlü demir kullandığını belirten Yakup Aktaş, şöyle konuştu:
-Malzeme çalmam, hayatımda çalmadım. 4 sefer vergi rekortmeni olmuşum. Vergiden kaçırmayan adam malzemeden çalar mı? Ben malzeme çalmam, eksik malzeme kullanmam. Hırsızlık benim şanıma yakışmaz.
-Kervan Pastanesi 2 büroydu, aradaki taşıyıcı perde beton duvarı kırarak dükkanları birleştirdiler. Ben bütün binaya hazır beton kullandım.
-Ben hırsız değilim, sizin karşınıza bu suçla gelmek benim için züldür sayın başkanım. ‘kaçak kat’ dedikleri yer asansör dairesidir. Kervan Pastanesi asfalta kadar çıkma yapmış, ben enayi miyim, asfalta kadar çıkma yapmasını bilmiyor muydum?
-Statiği ile oynanmayan hiçbir binam yıkılmadı. Hatta ‘Maraş yıkılsa bu bina yıkılmaz’ diyordum. O kolonun statik projede kesildiğine dair bilirkişi raporunda da var.
-Perdeyi ben kesmedim. Ben teslim ettikten sonra çivi çakmadım o inşaata. Binayı teslim ettiğimde kolon mevcuttu. Taşıyıcı kolon bu.
‘TADİLATTAN SONRA O KOLONU GÖRMEDİM’
Daha sonra binada ölenlerin yakınları dinlendi. Depremde eşini kaybeden Ezgi Apartmanı’nın görevlisi Mulla Kenger, binadan oğlu ve kendisi dışında sağ çıkan kimsenin olmadığını söyledi.
1999’da binada görevli olarak işe başladığını ve bu nedenle binada yapılan hemen hemen her işlemi bildiğini kaydeden Kenger, “Zemin önce boyacı dükkanıydı ve o zaman kolon vardı. Ancak 2017’de Kervan Pastanesi’nin yaptığı geniş çaplı tadilattan sonra o kolonu görmedim. Ayrıca tablayı, kirişi kırıp merdiven yaptılar” dedi.
Mulla Kenger’in oğlu Muhammed Emin Kenger ise Kervan Pastanesi’nin kolonu kestiğini, bunun dışında 8 farklı bölgede perde betonda irili ufaklı delikler açtığına da bizzat şahit olduğunu söyledi. Duruşmaya katılan Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Avukat Ercan Demir ile Kahramanmaraş Baro Başkanı Avukat Muhammed Burak Gül de davaya müdahil olma talebinde bulundu.
12 saat sonunda mahkeme heyeti, duruşmaya sabah devam edilmesine karar verip, Demir ve Gül’ün müdahillik talebini de reddetti.
‘”SUÇLULAR ADALETE HESAP VERECEK’
Enkazda 12 gün delil nöbeti tutarak kesilen kolonun yerini tespit edip, Cumhuriyet savcısı ve bilirkişi heyetine gösteren Nurgül Göksu ise duruşmaya binada ölen avukat oğlu Ahmet Can Zabun’un cübbesiyle geldi.
Oğlunu, gelinini ve torununu elleriyle toprağa verdikten sonra onlara söz verdiğini belirten Göksu, şunları söyledi:
‘ANNE VE BABASI VEFAT EDENE ‘YETİM-ÖKSÜZ’ DENİR, PEKİ EVLADINI KAYBEDEN ANNEYE NE DENİR?’
-Ezgi Apartmanı’nda 3 evladımı kaybettim. 3 evladımı kaybettiğim gün, onları toprağa verdiğim gün 13 Şubat’ta bir söz vermiştim, kendi kendime bir yemin etmiştim.
-Çocuklarımın ölümüne sebep olanların bulunup yargılanıncaya kadar bu davanın peşini bırakmayacağımı söylemiştim. Bırakmayacağım da, sonuna kadar mücadele edeceğim.
-Bugün, 172 gündür Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel firariler. Keşke bugün onlar olsalardı da burada ‘Çocuklarımın ölümüne sebep oldunuz, benim çocuklarımı siz öldürdünüz’ diyebilseydim. Ama yoklar. Yani insan hayatının bu kadar ucuz olmadığını bu davada herkes öğrenecek.
-İnsanların ölümüne sebep olup da hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeyeceğini bu anne sonuna kadar mücadele ederek ispatlayacak.
-Yargıya güveniyorum, hukuka güveniyorum. Kolon kesmek, kiriş kesmek, perde duvarları kesmek, bir binanın altını oymak ve orada hayatını kaybeden 35 kişinin ölümüne sebep olmak bu kadar kolay değil. Artık yakalansınlar istiyorum.
-Yani İçişleri Bakanlığı’na buradan sesleniyorum, bu insanlara bir ekip kurulup, bir an önce bulunup ve yargılanmalarını istiyorum.
-Bir evlat kolay yetişmiyor. Annesi, babası vefat etmiş insanlara ‘Öksüz’ derler, ‘Yetim’ derler. Peki, evladını kaybetmiş, bir anneye ne derler? Ben sadece bunu soruyorum, evladını kaybetmiş bir anneye ne derler?
-Ben adalet istiyorum ve çocuklarımın ölümüne sebep olanlar bulununcaya kadar bu davanın peşini bırakmayacağım. Bu insanlar yargılanacaklar, kimse hesap verecek.
*Bu, benim oğlumun cübbesi. Bu cübbe 1 yıldan bu yana askıda duruyor 1 yılı da geçti. Benim oğlumun cübbesi askıda dururken ‘Adalet askıda kalmasın’ diyorum. Benim istediğim tek şey adalet.

Adayların, isim, soyadı ve memleket benzerliğinin yanı sıra seçim çalışmasını yürüttükleri otomobilleri de aynı marka.
Yaşları, kampanya sloganları ve araç renklerinin farklılığı dışındaki benzerlik, seçmenin zaman zaman adayları karıştırmasına neden oluyor.
Otomobiline “Başın Düşerse Dara Muhtar Bayram Demir’i Ara” sloganını ve anne babasının ismini yazdıran Yağlıdere Sınırlı köyünden Bayram Demir ile “Ulus’ta Bayram Var” sloganını kullanan Koçlu köyünden Bayram Demir, mahallelerine hizmet için girdikleri gülümseten seçim yarışını sürdürüyor.

“KAZANANI TEBRİK EDECEĞİZ”
İşçi emeklisi 45 yaşındaki Bayram Demir, AA muhabirine, mahallede aynı ad ve soyadı taşıyan iki kişinin aday olmasının seçim atmosferini farklı noktaya taşıdığını söyledi.
Oy için gittikleri yerlerde zorlandıklarını anlatan Demir, “İki Bayram Demir’in muhtarlığa aday olması tesadüf ama tesadüften de öte ikimiz de aslen Giresun Yağlıdereliyiz. İkimizin aracının markası da aynı. Bu durum mahallemize de çok büyük heyecan getirdi.” diye konuştu.
Demir, benzer durumlarda olmanın zorluğunun yanı sıra heyecan da yaşadıklarını dile getirerek, seçmenlerin zaman zaman kafa karışıklığı yaşadığını, oy kullanırken adayları nasıl ayırt edeceklerini sorduklarını söyledi.
Yüksek Seçim Kurulunun isim benzerliklerine karşı önlemler aldığına değinen Demir, “Adayların isimleri aynıysa oy pusulasında ismin yanına anne ve babanın da isminin yazılması gibi. Çok şükür bu durum bizleri kurtarıyor. Bir de oy pusulamızı dikey veya yatay olarak hazırlayabiliriz. Ben dikey olarak hazırlayıp seçmene sunacağım.” şeklinde konuştu.
Demir, bu durumun mahalleye farklı atmosfer getirdiğine işaret ederek, “Bu güzel bir şey ve benim açımdan hiç sakıncası yok. Burada milletin tercihi önemlidir. Kim kazanırsa onu tebrik ederiz. Kahvehanede otururken iki Bayram Demir’in olmasıyla ilgili arkadaşlarla aramızda latifeler oluyor. Bu da güzel bir şey.” ifadesini kullandı.
Seçim çalışmalarını yürütürken kendisini tanıyanların köyünün ismiyle “Sınırlı Bayram” şeklinde hitap ettiğini belirten Demir, diğer adayı da köyüyle anan vatandaşların, seçim pusulasına yazılan aza isimlerinden de oy verecekleri kişiyi ayırt edebileceklerini kaydetti.

“TÜRKİYE’DE İLK OLDUĞUNU SÖYLEDİLER”
Esnaf 49 yaşındaki Bayram Demir, isim ve soyadı benzerliğini duyunca şaşırdığını söyledi.
Benzerlik dolayısıyla yaşanan sorunları nasıl çözeceklerinin sık sık sorulduğunu belirten Demir, araçlarında yazan seçim sloganları ve oy pusulasına anne baba isminin yazılmasının problemi çözdüğünü ifade etti.
Demir, benzerliğin çevrelerinde de şaşkınlıkla karşılandığına değinerek, “Biz zor olmadığını biliyoruz. Ulus Mahallesi sakinleri kime oy vereceklerini biliyorlar. İlk defa muhtar seçmiyorlar. Bu ilk olmadığı için bizim de özverili çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.” dedi.
Muhtarlık seçimlerinde verdikleri mücadelenin dostluk içerisinde sürdüğünü vurgulayan Demir, şunları kaydetti:
“Aramızdaki rekabetin dostluk içerisinde gitmesi gerekiyor. Muhtarlık, toplumun önünde söz sahibi olmak ve haklarını savunmak demektir. Aramızda sürtüşme illaki olacak, o seçim atmosferinin doğasında var. Diğer Bayram kardeşimiz bazen ‘Neden ismini değiştirmedin?’ diye takılıyor. Biz de bunu gülerek karşılıyoruz.”
Demir, hayatında ilk defa bu kadar çok heyecanlandığını dile getirerek, tatlı atışmalarla geçecek seçim sürecini “örnek insan” olarak bitirmek istediklerini sözlerine ekledi.
]]>Kırmızı-beyazlı ekipte bu sezon başında profesyonelliğe adım atan Yunus Emre, Süper Lig’de 17 maçın tamamında forma giyme şansı buldu.
Genç oyuncu, 18 yaş altı ve 21 yaş altı milli takımlarında da 6 kez forma giydi. Yunus Emre Konak, The Guardian’ın hazırladığı “Dünya futbolunun 2006 doğumlu en iyi 60 genç yeteneği” listesinde de yer aldı.
Gösterdiği gelişim sonrası birçok takımın dikkatini çeken genç Yunus, forma giydiği Trendyol Süper Lig ekiplerinden EMS Yapı Sivasspor’dan İngiltere Premier Lig ekiplerinden Brentford’a transfer oldu. Batmanlı futbolcunun Avrupa’ya transferi, kendisini yetiştiren antrenörü Hamit Demir için de büyük gurur oldu.
“7 yaşındayken annesi elinden tutup getiriyordu”
Yunus Emre ile 7 yaşındayken tanışan 1955 Batman Belediyespor altyapı antrenörü Hamit Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, öğrencisinin Brentford’a transfer olmasından dolayı büyük bir gurur yaşadığını söyledi. Yunus Emre’nin çocuk yaşta Tüpraşspor’un altyapısına gelerek futbola başladığını anlatan Demir, “Yunus Emre 7 yaşındayken annesiyle birlikte geldi. 7 yaşında olduğu için tek başına gidip gelemiyordu, annesi elinden tutup getiriyordu. 4-5 yıl Tüpraşspor’da antrenmanlara çıktı” dedi.
Yunus Emre’nin Tüpraşspor’un ardından 2017’de 1955 Batman Belediyespor’da oynamaya başladığını belirten Demir, şunları kaydetti:
“Ben 2017’de 1955 Batman Belediyespor’a geçince Yunus Emre de benimle birlikte geldi. Aynı yıl Antalya’da Türkiye Futbol Antrenörleri Derneğinin (TÜFAD) düzenlediği turnuvaya gittik. Orada üstün bir performans sergileyince Sivasspor’a transfer oldu. Yunus Emre’yi babasıyla birlikte götürüp Sivasspor’a teslim ettik. 3-4 yıllık Sivasspor altyapı macerasından sonra Yunus Emre profesyonel oldu.”

“Anne ve babasına ‘bu çocuk çok büyük bir topçu olacak’ demiştim”
Demir, Yunus Emre’nin en büyük özelliğinin kendisinden daha büyük yaşlardaki çocuklarla ikili mücadeleye girip, kazanması olduğunu ifade ederek, top kullanma yüzdesinin çok iyi olduğunu anlattı. Yunus’un çok iyi bir oyuncu olduğunu aktaran Demir, şöyle konuştu:
“Şu anda 6 numara pozisyonunda oynuyor. Yunus Emre 8 numara pozisyonunda da oynayabilecek yetenekte. Tekniği ve motorik özellikleri çok gelişmiş. Anne ve babasına ‘bu çocuk çok büyük bir topçu olacak’ demiştim ve gerçekleşti. Ayrıca bundan dolayı da çok mutlu oldum.”
Demir, Yunus Emre’nin İngiltere Premier Lig’e transfer olmasıyla Batman’daki sporcularda da büyük bir heyecan yaşandığını belirtti.
“Müthiş bir idol oldu. Türkiye’deki oyuncuların gelişimi, hedeflerini büyütmesi için inanılmaz bir iş başardı. Türkiye’de eşi benzeri yok. 17 yaşında Premier Lig’e Türkiye’den hiçbir oyuncu gitmemiş bugüne kadar.” diyen Demir, genç sporcusuna başarı diledi.