Elazığ 15 Temmuz Demokrasi Meydanında ayakkabı boyacılığı yapan Ahmet Kartalmış (52), azmiyle takdir topluyor. Mesleğe 17 yaşında başlayan 4 çocuk babası Kartalmış, yaşadığı geçim sıkıntısına rağmen 4 çocuğundan 2’sini okuttuğunu, 2’sini ise okutmaya devam ettiğini söyledi.
“Okumadığım için pişmanım”
Kış aylarında çalışmanın zorluğundan bahseden Kartalmış, “Ekmeğimi ayakkabı boyacılığı yaparak kazanıyorum. Bu iş sayesinde çocuklarımı okutuyorum. Tabi kış aylarında çalışmak çok zor. Bununda nedeni hava çok soğuk ama mecbur işimizi yapmak zorundayız. Günlük 600 ile 700 lira bir kazanç sağlıyoruz. Okumadığım için çok pişmanım. Okumanın kıymetini şimdi daha iyi anlıyorum. Bu yüzden çocuklarımı okutmaya çalışıyorum. Çocuklarıma okumanın öneminden bahsediyorum ve gençlere naçizane tavsiyem, eğitimlerini tamamlayarak kendilerini geliştirsinler ve bir meslek sahibi olsunlar” dedi.
“Boyacılık bizden sonra biter”
Yapmış olduğu mesleğin gençler tarafından tercih edilmediğini belirten Ahmet Kartalmış, “Gençler şimdi bir işe girip çalışmıyor bile, gelip burada boyacılık mı yapacak? Zaten gençlik bitmiş. Biz 17 yaşımızdan beri bu işi yaptığımız için devam ettiriyoruz ama bizden sonra boyacılık yapan olmaz. Bizde bir yerde mecburiyetten yapıyoruz. Geçimimizi sağlamamız gerekiyor” diye konuştu. – ELAZIĞ
Yerel HaberlerDemokrasi15 TemmuzEkonomiEğitimYerelYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı AK PartiSamsun Milletvekili Mehmet Muş’un başkanlığında toplandı. Komisyonda, Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçesi görüşülmeye devam ediyor. Komisyon’da konuşan DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, şunları söyledi:
“Kürt sorunu, Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal sorunu”
“Bugün Türkiye’deki sistemi, sizin deyiminizle ‘revize etmek’, bizim deyimimizle demokratikleştirme meselesini konuşacaksak, bütün bunların ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Demokratikleşme deyince kaçınılmaz olarak Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal bir sorunu var. Kürt sorunu. Bu sorunun demokratikleşme ile iç içe geçtiğini düşünüyoruz. Türkiye demokratikleşirse, Kürt sorununu çözer. Kürt sorununun çözülmesi için adımlar atıldığı halde Türkiye demokratikleşir. Bunlar birbirini besleyen konular. Demokratikleşme dediğimiz zaman bizim aklımızın önemli bir yerinde Kürt sorununun çözümünde barışçıl ve demokratik bir çözümün gerçekleşmesi yer alıyor.
“Hem yerel hem de bölgesel çözümlerin gerçekleşmesi gerekiyor”
Geçmişte baktığımızda Kürt sorunu yerel bir sorundu ağırlıklı olarak. Fakat bugün yerel bir sorun olmaktan çıktı. Türkiye sınırları içerisinde bir sorun olmanın ötesinde bölgesel bir sorun haline geldi. Hatta daha ileri gitti. Küresel güçlerin de içine dahil olduğu bir süreç durumuna geldi. Dolayısıyla bunun hem yerel hem de bölgesel çözümlerinin gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye sınırları açısından baktığımızda, yerel çözüm açısından, biraz önce sözünü ettiğim yerel demokrasinin gelişmesi gibi konuları tartışarak adımların atılması gerekiyor. Kürt halkının ana dilde eğitim gibi taleplerinin konuşulması gerekiyor.
“Türkiye’nin bölgede önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz”
Orta Doğu’da çok önemli bir döneme giriyoruz. Bu dönem çok büyük riskleri de barındıran, tehditleri de barındıran, çok önemli imkanları da içeren bir dönem. Kürt sorununun bölgesel çözümü olarak meseleye bakmak kaçınılmaz hale geldi. Bölgesel çözüm açısından baktığımızda Türkiye’nin bölgede önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Sorun şu. Bölgedeki Kürt halkı açısından bakarsak, Irak, Suriye… Hangi parçasını değerlendirirsek değerlendirelim Türkiye’nin her zaman yeri başkadır.
“Kilit mesele, Türk-Kürt ittifakının kurulup, kurulmayacağıdır”
Türkiye aslında bölgede güçlü bir model ülke olmak istiyorsa, bunu yapmanın yolu esas itibariyle demokrasi, hukukun üstünlüğü açısından model bir ülke haline gelmesidir. Burada bölgesel çözüm de gündeme geliyor. Kürt sorununda bölgesel adımlar atılacaksa eğer, Türkiye’nin bu konuda kendi iç sorunlarını da çözerek model ülke olma adımını atması gerekiyor. Burada da kilit bir mesele var. Tarihsel bir mesele. Bölgesel olarak baktığımızda sadece Türkiye açısından değil, Türk- Kürt ittifakının kurulup, kurulmama meselesidir. Kilit mesele bizce bu. Eğer Türkiye, attığı adımlarla ve geliştireceği politikalarla, alacağı önlemlerle, demokratikleşmesiyle Türk-Kürt ittifakının zeminini güçlendirse, bu sadece Türkiye sınırları açısından değil, baktığımızda bütün Kürdistan coğrafyasını da kapsayan şekilde ve Orta Doğu’da adımlar atılmasının mümkün hale gelebileceğini düşünüyoruz.
“Tarihsel bir fırsat”
Böyle bir dönemde tabi ki yeni bir Anayasa’nın tartışılması, tabi ki yeni bir toplumsal sözleşmenin yaratılması, demokratikleşme ve bununla birlikte hem Türkiye’deki hem de bölgedeki Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atmak çok belirleyici bir noktaya geldi. Tarihsel bir fırsattır. Bu konjonktürü kaçırmamak gerekiyor. Fırsatın kaçırılmaması gereken bir andayız. Bu bir süreçtir. Bunun iklimin yaratılması, bunun demokratik ve politik ikliminin ortaya çıkmasının hem Türkiye sınırları açısından hem de bölge açısından baktığımızda imkanların geliştirilmesi önem taşıyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(TBMM) – CHP DiyarbakırMilletvekili Sezgin Tanrıkulu, ” Hukuk, yasalarla yurttaşların başı derde girdiğinde vatadandaşın öngörüsü demektir. Yasa koyucu olarak bizim açımızdan bile öngörüden bahsetmek mümkün değil. Neden torba yasa yapıyorsunuz? Adı Noterlik yasası ama noterlikle ilgisi olmayan 12 yasa var. Bir parlamento bu kadar çok Anayasa’ya aykırı yasa yapabilir mi? Ondan sonra ya buradan ya da Anayasa Mahkemesi’nden geri dönüyor. Amacınız şu; Anayasa’ya aykırı bir kamu düzeni oluşturuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük yürümüyor. Yürümediği için de o arada oluşturduğunuz kamu düzeni yasallaşmış oluyor” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki görüşmeler devam ediyor. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, şunları söyledi:
” Türkiye’deki rejimin demokrasi olmadığını göstermek istiyorsunuz”
“Hukuk, yasalarla yurttaşların başı derde girdiğinde vatadandaşın öngörüsü demektir. Yasa koyucu olarak bizim açımızdan bile öngörüden bahsetmek mümkün değil. Neden torba yasa yapıyorsunuz? Adı Noterlik yasası ama noterlikle ilgisi olmayan 12 yasa var. Bir parlamento bu kadar çok Anayasa’ya aykırı yasa yapabilir mi? Ondan sonra ya buradan ya da Anayasa Mahkemesi’nden geri dönüyor. Burada yasama uzmanları var, biz varız ama Anayasa’ya aykırı yasa yapılıyor. Amacınız şu; Anayasa’ya aykırı bir kamu düzeni oluşturuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük yürümüyor. Yürümediği için de o arada oluşturduğunuz kamu düzeni yasallaşmış oluyor. Kanun Hükmünde Kararname ile bu kadar çok işlemin yapılmayacağını Cumhurbaşkanı’nın hukukçuları bilmiyor mu? Ama Anayasa’ya aykırı bir düzen oluşsun sonra Anayasa’ya aykırılık arkadan gelir. Böyle bir düzen olmaz. Hiçkimse Türkiye’ye demokratik demiyor. Yumuşak mı sert mi bir otokrasi arasında gidip geliyoruz. Etki Ajanlığı Yasası’na teorik olarak ihtiyacınız var mı? Bana göre yok. Torba ceza maddeleri var. Onlar sizin ihtiyacınızı zaten karşılıyor. Yargı düzeni bağımsız değil. İstediğiniz insanı istediğiniz biçimde bir soruşturma açıp, bir gizli tanık bulup içeri alabiliyorsunuz. Buna neden ihtiyaç duyuyorsunuz? Çünkü Türkiye’deki rejimin demokrasi olmadığını hem içeriye hem de dışarıya, aynı sınıfta yarıştığınız devletlere göstermek için. O devletler Rusya, Gürcistan, Kırgızistan, Macaristan. Artık biz demokrasi liginde değiliz. O nedenle kayyum yasasına ihtiyaç duyuyorsunuz. Ahmet Özer’in, Ahmet Türk’ün suçsuz olduğunu bilmiyor musunuz? Toplumsal barışımızın altına bu kayyum siyasetiyle, uyguladığınız dille en büyük dinamiti koyuyorsunuz. Böyle bir barış siyaseti, demokratik siyaset olmaz. Siyaseti bütün bu uygulamalarla zehirlediniz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>17 Ağustos 1999 tarihinde 7.4 büyüklüğünde meydana gelen ve 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiği Marmara Depremi’nin 25’inci yılındaki anma programı SakaryaDemokrasi Meydanı’nda devam etti. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam eden program, saatler 03.02’yi gösterdiğinde ellerin semaya açılarak depremde hayatlarını kaybedenler için dua edilmesiyle son buldu. Programa, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, milletvekilleri, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. – SAKARYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kitlesel olarak Taksim Meydanı’nda kutlayacaklarını açıkladı.
Konfederasyonun İstanbul Beşiktaş’ta bulunan genel merkezi önünde düzenlenen açıklamada sık sık “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız”, “İnadına sendika, inadına DİSK”, “Gün gelecek, devran dönecek; AKP halka hesap verecek”, “Zafer, direnen emekçinin olacak” ve “Taksim Meydanı 1 Mayıs alanı” sloganları atıldı.
Burada konuşan Çerkezoğlu, yurttaşın yaşadığı ekonomik krize dikkat çekti. Bütün işçilere, emekçilere, işsizlere, kadınlara ve gençlere seslenen Çerkezoğlu, “Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs meydanlarında birleşmeye çağırıyoruz” dedi.
Çerkezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
-Ülkemizde 1 Mayısların bir simgesi var. Emekçilerin mücadelesinin, geleneğinin ve hepsinden önemlisi emeğe saygının bir simgesi var: Taksim Meydanı. 1977’den beri yüreğimizdeki yaradır. Taksim Meydanı yeniden yasaklandığı 2013 yılından beri en büyük hasretimizdir. Bu yıl 2024 1 Mayıs’ında yüzümüzü Taksim’e dönüyoruz.
-Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri alanlarda, kentlerin en merkezi meydanlarında kutlama hakkı vardır.
-Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın kullanımı 2013 yılından beri keyfi bir biçimde engellenmektedir. Son olarak geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir karar verdi.
-Kararları herkes için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararını verdi ve bu karar kesindir. İşte burada gördüğünüz bir paragrafını büyüterek sizlerle paylaştığımız Anayasa Mahkemesi kararı, açıkça ‘1 Mayıs’ta Taksim’de olmak, her işçinin, emekçinin hakkıdır’ diyor. Bu hakkı engellemek açıkça hukuk dışıdır.
-Bizlerin 1 Mayıs’ta Taksim’de olmasını engellemek, hukuk tanımazlık olur. Anayasal düzene karşı açık bir suçtur. Anayasanın tanınmadığı yerde ekmek, adalet, hürriyet olmaz. Anayasanın tanınmadığı yerde cumhuriyet, demokrasi, çocuklarımızın geleceği olmaz.
-Anayasa Mahkemesi kararlarına, anayasaya ve anayasal düzene sahip çıkmak, her şeyden önce Türkiye işçi sınıfının görevidir.
-O yüzden 2024 1 Mayıs’ında Taksim’de olmak, ekmeğimize, adalete, hürriyete, cumhuriyete, demokrasiye sahip çıkmaktır ve hepsinden önemlisi memlekete sahip çıkmaktır.
“TAKSİM’İN KAPATILMASI, HUKUKSUZLUKLARIN SİMGESİ”
-Üyesi olduğumuz Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu İTUC, bütün dünyada demokrasinin ciddi bir biçimde tehdit altında olduğu bir süreçte, 4 Mart tarihinde tüm dünyada kapsamlı bir demokrasi kampanyası başlattı.
-Demokrasi kampanyası, dünya genelinde sendikaların kolektif gücünü bir araya getirerek demokratik değerleri ve işçi haklarını savunmayı hedefliyor. Bizler de DİSK olarak demokrasi işçinin ekmeğidir diyerek işyerinde, ülkede ve dünyada demokrasiye, aslında yeni bir toplumsal düzeni inşa etme hedefine sahip çıkıyoruz. Bu kampanyanın aktif bir parçası olacağız. Taksim’in 1 Mayıs’ta işçilere kapatılması, tüm antidemokratik uygulamaların ve hukuksuzlukların simgesi hâline gelmiştir ülkemizde.
-O nedenle Taksim’in özgürleştirilmesi, ülkemizde açıkça bir demokrasi meselesidir. Bu nedenle işçi sınıfının dünya çapında yürüttüğü demokrasi kampanyasına bizler, 1 Mayıs’ta Taksim’de olma irademizle güç veriyoruz.
-Dünyanın dört bir yanında binlerce kilometre ötede, yüzünü hiç görmediğimiz ve hiç görmeyeceğimiz sınıf kardeşlerimizin mücadelesi, sesi, soluğu, demokrasi için mücadele eden işçilerin, emekçilerin, kadınların sesleri ve temsilcileri 1 Mayıs’ta bizimle birlikte olacak.
-1 Mayıs 2024 için şimdi demokrasi zamanıdır, şimdi Taksim zamanıdır diyoruz. 1 Mayıs’ta demokrasi şimdi, Taksim şimdi diyoruz. Kararımız kesindir. 1 Mayıs sabahında bir elimizde karanfil, bir elimizde çocuklarımızla Taksim Meydanı’na yürüyeceğiz.
“YARIN İSTANBUL VALİSİ İLE GÖRÜŞECEĞİZ”
Çerkezoğlu, daha sonra gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Hükümet kanadıyla konuya ilişkin görüşmesinin olup olmadığına ilişkin Çerkezoğlu, şöyle konuştu:
-Tabii 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için gerekli girişimleri ve görüşmeleri de başlattık. Yarın öğleden sonra İstanbul Valisi ile bir görüşmemiz olacak. Ardından İçişleri Bakanı ve bütün yetkililerle görüşmelerimizi yapacağız.
-Tabii 1 Mayıs’ı, birlikte örgütlediğimiz diğer bütün kurumlarla ve özellikle de ITUC’un demokrasi kampanyasının bir parçası olarak da 1 Mayıs’ı ve Taksim’i gördüğümüz için ITUC üyesi konfederasyonlarla, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve KESK başta olmak üzere diğer bütün kurumlarla, emek örgütleriyle de görüşecek ve 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda olma irademizi bütün Türkiye işçi sınıfının ve toplumun da gücüyle hep beraber gerçekleştireceğiz.
-Bu konudaki hukuksal dayanaklarımızı, özellikle hocalarımızdan alacağımız desteklere daha güçlendireceğiz ve 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak için çalışmalarımızı hep birlikte bugün itibarıyla başlatmış oluyoruz.
]]>
“YEREL YÖNETİMDE DÜNYAYA ÖRNEK BİR DEMOKRASİ MODELİ ORTAYA KOYDUK”
İmamoğlu “Yerel yönetimde, sadece ülkemize değil, dünyaya örnek bir demokrasi modeli ortaya koyduk. Bildiğiniz gibi, ekonomik sıkıntıları konuşmamızdan rahatsız olanlar var. Ekonomide bir sorun yokmuş gibi, enflasyon yüksek değil, emekliler enflasyon karşısında ezilmemiş, asgari ücret açlık sınırının altında kalmamış gibi davranalım istiyorlar. Oysa, ortada ağır bir ekonomik kriz var. Üstelik yaşamakta olduğumuz demokrasi krizi nedeniyle, her zamankinden daha da yoğun hissedilen bir kriz bu. Baskıcı, yasakçı, kendinden olmayanı ötekileştiren, ayrımcılık ve kutuplaşmadan beslenen yönetimlerde şeffaflık olmaz, liyakat olmaz. Kültürel çeşitlilik ve zenginliğe karşı hoşgörü olmaz. Ne olur biliyor musunuz? Kayırmacılık olur, tek tipçilik olur, ‘Her şeyi ben bilirim’ olur, ‘Ben yaptım, oldu” olur. Böyle bir ortamda yaratıcılık gelişemez, üretim ve verimlilik mümkün olmaz. Maalesef ülkemizin; çok kıymetli akademisyenlerini, sanatçılarını, gençlerini bu kutuplaştırıcı anlayış ve onun antidemokratik uygulamaları nedeniyle kaybettiği bir dönem yaşadık” diye konuştu.
“AĞIR YARALI DEVLET GELENEĞİMİZİ İYİLEŞTİRECEĞİZ”
İmamoğlu, Kültürel yaşam merkezlerinden festivallere, sivilleşme politikalarından dayanışmacı yerel yönetim anlayışına kadar 20 maddede yeni dönemin projelerini açıkladı. İmamoğlu konuşmasını şöyle tamamladı:
-Sevgili İstanbullular, ağır yaralı devlet geleneğimizi, demokrasimizi hep birlikte iyileştireceğiz. Tabii önce sandığa gireceğiz.
-İlçelerimizde, Büyükşehir’de ve Meclis’imizde demokrasimizi tehdit edenlere, kurumlarımızın içini boşaltanlara, hatta Ankara’daki bakanlıkları boşaltıp İstanbul’a gelenlere, seçim kazanmak için her yolu mubah kabul eden, tek kişiye hizmet eden anlayışa, güçlü ama bir o kadar da eğitici, iyi bir demokrasi dersi vereceğiz.
-Demokrasi dersi vereceğiz ki, bir daha hiçbir iktidar, demokrasi kurallarının dışına çıkmaya cesaret bile edemeyecek. Herkes kurallara, kanunlara uygun hareket edecek ve milletin iradesine saygı duyacak.
-Bu dönem attığımız demokrasi tohumları yeşerecek ve yeni dönemde İstanbul’da öyle güçlü bir demokrasi modeli işleyecek ki, göreceksiniz, söz veriyorum, dünyaya örnek olacak. Bu anlayışla, göreceksiniz ekonomimiz de iyileşecek. Ona da katkı sunacak. Yaratıcılık artacak. Üretim artacak. Gençlerimiz el kapılarında iş aramayacak.”
“BU, GÜÇLÜ BİR VİCDAN İTTİFAKIDIR”
-Karşımızda tek renk ve tek sesten ibaret bir şehir haline getirmek isteyen zihniyete karşı; demokrasi isteyen, daha fazla hak ve özgürlük talep eden herkes, bu zihniyete karşı bir olmak ve birlikte olmak ve kendi hak ve hukukunu korumak zorunda olduğun bilincine varacaktır. Bu zorunluluğu gören milyonlarca vatandaşımız, siyasi partilerin ittifakların çerçevesini aşan, partiler ötesi muazzam bir bütünleşmeyi sandıkta gerçekleştirme kararlılığını göstereceğine adım kadar inanıyoruz.
-Bu, demokrasi ve adalete susamış milyonların kurduğu ve bir araya geldiği güçlü bir vicdan ittifakıdır. Bu, hak ve özgürlüklerine, insan onuruna sahip çıkan, etnik kökeni, inancı ne olursa olsun, yaşam biçimi, giyimi, kuşamı ne olursa olsun, milyonlarca insanın, 16 milyon insanımızın, İstanbullunun kurduğu bir haysiyet ittifakıdır.
-31 Mart’ta kazanacak olan tam da bu ittifaktır. Herkesi, adaletin ve vicdanın, dürüstlüğün ve haysiyetin zaferi için harekete geçmeye çağırıyorum. 31 Mart gününü görev alarak, sorumluluk üstlenerek geçirmeye davet ediyorum.
]]>