ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, toplanan verilerin ilk analizlerine yönelik açıklamalarda bulundu.
ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından Türkiye’nin deniz kenarı şehirlerinde ve KKTC’de gönüllü araştırma ekipleri kurduklarını söyleyen Kök, bu sayede toplumu bilimle buluştururken, 7’den 77’ye halkın desteği ile aylarca sürecek bir projeyi düşük karbon ayak izi bırakarak gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Rektör Kök, ODTÜ öğrenci ve mezunları ile yakınlarından oluşan katılımcıların denize kıyısı olan 28 ilde deney ve ölçüm kitleri aracılığıyla deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve pH verilerini ölçtüğünü belirterek, bu verilerin, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından incelenmeye başlandığını aktardı.
ÖZEL CİHAZ GELİŞTİRİLDİ
Proje için denizler için büyük önem arz eden parametreleri dakikalar içinde toplamayı olanaklı kılan Kaşif-1 adlı cihaz geliştirildiğini anlatan Kök, “Bu parametrelerin koordinatlarla beraber merkezi veri tabanında birleştirilerek bilim insanlarının yorumlamaları için hazır hale getirildi” dedi.
Rektör Kök, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diye konuştu.
ODTÜ’nün gönüllü araştırmacıların ölçümlerinden toplanan tüm veriler derlendi ve ilk analizleri yapıldı.
GEÇEN YILA GÖRE DAHA YÜKSEK SICAKLIKLAR ÖLÇÜLDÜ
ODTÜ’nün projeye ilişkin ilk analiz raporunda şu ifadelere yer verildi:
“Küresel ısınmanın her yıl kendisini artarak hissettirmesine bir kez daha tanık olmanın yanı sıra bu yıl El Nino’nun da etkisiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi ülkemizde de rekor sıcaklıkların kendini göstermesi bu çalışmayla da onaylanmış oldu. Türkiye denizlerinde uydu verilerinden hesaplanan nisan ayı ortalama deniz yüzeyi sıcaklık artışı geçen yılın uydu verileriyle kıyaslandı. Buna göre deniz yüzeyi sıcaklık artışları, Akdeniz’de 1,5 derece Ege’de 1 derece, Marmara Bölgesi’nde 1,8 derece, Batı Karadeniz’de 2,3 derece ve Doğu Karadeniz’de 1 derece yüksek ölçüldü.

Analiz raporunda kıyılardaki kirlilik ve biyolojik üretkenlikle ilgili de şu değerlendirmeler yapıldı:
“İlk izlenim olarak Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in, kıyılarımızda kirlilik ve biyolojik üretkenlikle paralel pH değerleri 8’in altında ölçüldü yani bu bölgelerde daha asidik bir durum gözlemlendi. Örneğin Mersin kıyılarında 7.7, Karadeniz 7.8, Marmara 7.9 civarı değerler olduğu görüldü. Görece daha temiz kıyılara sahip KKTC’de ise daha alkali (8.4 civarı) bir durum gözlemlendi.”
Raporda, deniz pH durumunun uzun süre ölçüldüğü takdirde iklim değişiminin okyanus asitlenmesi etkisi konusunda da bilgi verici olacağına işaret edilerek, “Gündüz ölçülen oksijen değerleri, yüzey sularında beklendiği üzere üst seviyesinde 6-7 mg/L olduğu görülmüştür” ifadelerine yer verildi.

Tuzluluk değerlerinde farklı denizlerin kendine özgü özelliklerinin ortaya konduğuna dikkat çekilen raporda, şu bulgular yer aldı:
“Örneğin Karadeniz’de 20 birim civarı ölçülen değerlerin Ege ve Akdeniz’de 38 civarı ölçüldüğü görülmüştür. Bahar aylarında görülen tuzluluk değerlerinin beklenenden düşük olması özellikle yüksek nehir girdilerine işaret etmektedir ve ölçümler tüm yıl devam ettiği takdirde mevsimsel değişiklikler gözlemlenebilecektir. Bunun yanında Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında yapılan ölçümlerde coğrafi olarak tutarlılık tespit edildi.”

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında yerleştirilmesi planlanan 20 adet yeni ‘Çok Disiplinli Tsunami Erken Uyarı’ istasyonlarından 19’unu devreye aldı.
Yapımı devam eden İmralı istasyonunun devreye alınmasıyla birlikte daha önce yapılan 28 istasyonla birlikte toplam erken uyarı sistemi sayısı 48’e ulaşılmış olacak.
Türkiye genelinde faaliyet gösteren istasyonlar sayesinde depremin ardından 7 dakika içerisinde tsunami olup olmayacağı yönünde vatandaşların uyarılabileceğini belirten Kandilli Rasathanesi Müdürü Haluk Özener, istasyon sayısını arttırarak süreyi 4 dakika seviyesine indirmeyi planladıklarını söyledi.

“13 FARKLI ÜLKEDE 19 TANE KURUMA TSUNAMİ UYARI MESAJI YOLLUYORUZ”
Tsunami Erken Uyarı Sistemi hakkında bilgi veren Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Haluk Özener, şöyle konuştu:
– Hepimizin bildiği gibi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü sadece Türkiye’de değil, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve bağlantılı denizlerde tsunami uyarı merkezi. Bu merkezin görevi sadece Türkiye’ye değil bize abone olan 13 farklı ülkede 19 tane farklı kuruma biz tsunami uyarı mesajı yolluyoruz.
-Bir denizde bahsetmiş olduğum denizlerde veya karadan 100 kilometre içeride, 5 buçuğun üzerinde bir deprem olduktan sonra bu depremlerin tsunami yaratma riski bulunuyor.
-Enstitümüzde bu konuda bir depremden sonra arkadaşlarımız bir algoritma çalıştırdıktan sonra bunun bir tsunami yaratma imkanı varsa bunu Türkiye’de AFAD aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılıyor. Onun dışında dediğim gibi farklı ülkelere gönderiliyor” ifadelerini kullandı.
“MARMARA DENİZİ’NDE TSUNAMİ OLMA RİSKİ VAR”
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün 10 yılı aşkın süredir bu konuda yetkili olduğunu söyleyen Haluk Özener, şöyle konuştu:
-Sadece Türkiye içinde değil, bakın şu ana kadar Harita Genel Müdürlüğü’nün kurmuş olduğu 20 tane deniz seviyesi istasyonlarının verileri Kandilli’ye geliyor. Bizim kurmuş olduğumuz 8 tane daha öncesinde deniz seviyesi istasyonları var.
-Tsunami istasyonları diyoruz, mareograf diyoruz. Fakat önceki 8 tanenin farklılıkları, içinde sismik gözlem yapan cihazların da olmasıydı. Bununla birlikte İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında, tabii ki bunun büyük ölçekteki organizasyonda TARAP, Türkiye Afet Risk Azaltma planı.
-Marmara Denizi çevresinde yakın alan tsunamisini belirlemek için Kandilli’ye verilmiş bir görev var. Yani hepiniz biliyorsunuz olası bir Marmara depremi, Marmara Denizi içinde olacak ve özellikle meydana gelecek heyelanlardan dolayı tsunami olma riski var.
-Biz de mümkün olan en kısa sürede vatandaşlarımıza tsunami riskine karşı haberdar etmek için bu istasyonları kuruyoruz. Bu görev bize verildi.

“TARAP KAPSAMINDA 50 TANE İSTASYONU TAMAMLAMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”
Projenin bütçesinin Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı tarafından tahsis edildiğini belirten Özener, şu ifadeleri kullandı:
-Marmara Denizi çevresinde 20 tane ilk etapta tsunami istasyonu kurmaya başladık. Bunların 19 tanesini hayata geçirdik. Bu istasyonlar sadece deniz seviyesi gözlem istasyonu değil, aynı zamanda içinde sismik gözlem cihazlarının olduğu, meteorolojik parametrelerin gözlemlendiği istasyonlar, bu istasyonların bazılarında da GNSS alıcıları var. Yani yer kabuğu hareketlerini belirleyen istasyonlar var.
-Ekranda da gördüğünüz üzere Marmara Denizi’nin çevresine yani farklı illerde Yalova, Bursa’ya bağlı, Balıkesir’e bağlı istasyonlarımız var. Tekirdağ’da var, Edirne’nin sahil kesimlerinde var.
-Denizin içine İstanbul’da, Büyükada’da, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda, aynı zamanda en son istasyon da İmralı Adası’na kurulacak. Bunlarla ilgili gerekli bütün izinler kurumlardan alınmış vaziyette.
-Dediğim gibi son bir tanesi kaldı. İstasyon sayısı 47 oldu, 48 olacak ve bundan sonraki aşamada da bu istasyona biz sadece Marmara özelinde değil, tüm kıyı şeridinde, Türkiye’nin etrafında sayılarına 30 tane daha ilave etmeyi düşünüyoruz.
-Toplam İRAP dolayısıyla TARAP kapsamında 50 tane istasyonu tamamlamayı düşünüyoruz.
“4-5 DAKİKA CİVARLARINA İNDİRMEYİ PLANLIYORUZ”
Sistemin ne kadar süre önce uyarı vereceğini de açıklayan Özener, şöyle konuştu:
-Uluslararası standartlarda biz bir deprem olduktan sonra 7 dakika içerisinde bir tsunaminin olup olmayacağını AFAD üzerinden vatandaşlarla paylaşacağız. Dolayısıyla uluslararası standartlar 7 dakika, Marmara Denizi için istasyon sayımızı ne kadar arttırırsak bu uyarı mesajını daha erken verme şansımız var.
-Biz bunu 4-5 dakika civarlarına indirmeyi planlıyoruz. Yine enstitümüzün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile birlikte yürütmüş olduğu projeler kapsamında, tüm Marmara Denizi içindeki İstanbul’a bağlı ilçelerde tsunami tahliye tabelaları kuruldu.
-Dolayısıyla tsunami konusunda gerçekten İstanbul üzerinde özellikle çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Bununla birlikte özellikle vatandaşları bir konuda uyarmak istiyorum. Yani bizden uyarı beklemelerine de gerek yok aslında.
-Olası bir Marmara depreminde, deniz kıyısındaysanız yani kıyıya yakın yerlerdeyseniz deprem olduktan sonra meraklı gözlerle deniz kenarına gidip de denizin çekildiğini seyretmektense mümkün olan en hızlı sürede kendinizi güvende hissedeceğiniz ve yüksek rakımlı yerlere doğru kendinizi tahliye etmenizde fayda var.

Akdoğan, “Darağacında 3 fidan” başlığıyla Genel Kurul’da şunları söyledi:
“KORKULARI KERBELA’DA BIRAKTIK”
“Deniz, Hüseyin İnan’a idama giderken “Korkuyor musun?” diye soruyor. Hüseyin, Deniz’e şöyle cevap veriyor: ‘Biz korkularımızı Kerbela’da bıraktık.’ İşte, Hüseyin’in bu cevabı emperyalizme karşı, faşizme karşı yıllardır direnen gençlere ışık tutuyor. O ışık tutarken, bakın, açık konuşuyorum; görüşünün ne olduğu, hangi partiden olduğu fark etmeksizin, onların idamını onaylayanların çocukları, babalarının bu tercihlerinden utanıyorsa bundan herkesin ders çıkarması gerekir.
“HESAP VERECEKLER”
Zaman kamuya mal olmuş insanları ikiye ayırır: Bir, tarihe geçenler; iki, hesap verecek olanlar. Sistematik, dönemsel bir mezalime ortak olmuşsanız siz hesap vereceklerdensiniz.
Gencecik evlatları ölüme yollamışsanız, Sivas gibi bir katliam zaman aşımına uğradığında ‘Hayırlı olsun’ demişseniz, Roboski’deki utancı görmemişseniz, Berkin Elvan’ın annesini miting meydanlarında on binlerce kişiye yuhalatmışsanız, Gezi’de kaybettiğimiz canlara yanmamışsanız, Sinan Ateş’in cinayetiyle ilgili on yedi ay sonra bir iddianame değil de bir örtbasname hazırlamışsanız siz tarih önünde hesap verirsiniz.
“SİZİN GİBİLER TARİH ÖNÜNDE YARGILANIR”
Kimler tarihe geçer? 23 yaşında Filistin meselesini davasının merkezine koymuş Deniz Gezmişler, Uğur Mumcular, Metin Göktepeler, 1 Mart tezkeresinde cesaretle burada ‘hayır’ oyu vermiş AKP’li, CHP’li milletvekilleri, Recep Yazıcıoğlu gibi valiler, Gaffar Okkan gibi emniyet müdürleri, Cumartesi Anneleri, 2 Temmuzda dilinde bir Pir Sultan Abdal dizesi, elinde bağlaması yüreği sızısıyla Sivas’a gidenler tarihe geçer, siz ve sizin gibiler de tarih önünde yargılanırlar.
‘1400 YIL’ TARTIŞMASI
Ey zalimler ister Kaymakam olun ister Vali! İster vekil olun ister Bakan. Boşa çiğniyorsunuz yalan dünyayı. bin 400 senedir yapıyorsunuz bunu. Nesimi’nin derisi yüzerken yaptınız bunu, Hallacı Mansur’u asarken yaptınız bunu.
Kubilay’ın başın keserken yaptınız. Mustafa Pehlivanoğlu’nu annesi görmeden asarken, Erdal Eren’i yaşını büyüterek asarken yaptınız bunu… (AKP sıralarından ‘bin 400 yılla ne demek istediniz?’ diye itirazlar)”
Akdoğan’ın sözlerine yanıt veren AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta “Sayın vekil ‘bin 400 yıldır yapıyorsunuz’ derken neyi kast ettiğini, açıklayacak. Müslümanlar üzerindeki bu ithamları, yaftayı bitirmek zorundalar. Müslümanlara bu hakarettir” dedi.
Akdoğan bu sözlerine açıklık getirdi ve “Konuşmamda ey zalimler diye başladım, bunu üzerinize alındınız. Bunda bir beis yok. Sonra Müslümanlara itham olarak gördünüz. Tekrar söylüyorum: ey zalimler tarih önünde yargılanacaksınız” dedi.
Tartışma devam edince oturuma ara verildi. Ancak AKP-CHP’li vekiller arasında karşılıklı atışmalar sürdü, bazı vekiller ayağa kalkarak birbirlerine üzerine yürüdü.
]]>Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz “Genelde bu tarz uygulamalar, pazarlama amacıyla kayalık yapıyı yok etmek için ya da endemik ve koruma altındaki deniz canlılarını yok etmek için yapılıyor. Çünkü oradaki yosunların dipteki görüntüsü siyah. İnsanların ne olduğunu hoşlanmadığını düşünüyorlar ve böyle adımlar atıyorlar. Cezalar ise çok komik kalıyor, devede kulak” dedi.

Torba Mahallesi’nde bulunan Demir Koyu’nda Mesa Mesken tarafından inşa edilen, milyon dolarlık villaların bulunduğu tatil sitesinde sahildeki doğal yapıyı bozarak denizin içine kadar beyaz renkli maden tozu serilmesi görenleri isyan ettirdi.
İKAZ TUTANAĞI DÜZENLENDİ
Bodrum Belediyesi ekipleri hareket geçerek bölgede inceleme yaptı, tatil sitesine 106 bin TL para cezası vererek, serilen maden tozunun kaldırılmasını istedi. Bodrum Belediyesi ekipleri MESA Sitesi’ne sahile doğal olmayan malzeme dökmek ve çevre kirliliğine neden olmaktan, kabahatler kanunu 41/4 maddesi gereği en üst limitten cezai işlem uyguladı. Ayrıca kumun kaldırılması için işletmeye 2 gün süre verilerek, ikaz tutanağı düzenlendi, konu ile ilgili tutanak ilgili birim ve kurumlara sevk edildi.
Denize mermer tozu dökülmesinin ve pazarlama amacıyla denizin yapısının bozulmasının doğaya verdiği zararları anlatan Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz ”Burada denize ne döktüklerinden ziyade denize bir şey döküp dökemeyecekleri önemli. Ama bu döktükleri malzemelerin zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Bununla ilgili çalışmalar sürüyor” dedi.
GÖRÜNTÜ SİYAH OLDUĞU İÇİN YAPIYORLAR
Yılmazi şöyle devam etti:
– Genelde bu tarz uygulamalar, pazarlama amacıyla kayalık yapıyı yok etmek için ya da endemik ve koruma altındaki deniz canlılarını yok etmek için yapılıyor. Çünkü oradaki yosunların dipteki görüntüsü siyah. İnsanların ne olduğunu hoşlanmadığını düşünüyorlar ve böyle adımlar atıyorlar.

AKINTIYA KARŞI DUVAR ÖRÜYORLAR
Yılmaz, denize mermer tozu veya benzer madde dökenlerle ilçede 5 yıldır mücadele verdiklerini belirterek “Kum yeni gündem oldu ama yıllardır zaman zaman kimyasal dökerek, kireç dökerek zaman zaman iş makineleri ile deniz çayırları yok ediliyor. Deniz akıntılarını engellemek için beton duvarlar yapılıyor. Daha sonra da içine çeşitli malzemeler dolduruluyor. Şimdi olduğu gibi kumlarla da bu yapılıyor. Bu faaliyetler denizin doğal yapısını bozuyor” dedi.
“MALDİVLER’E BENZEMEYE ÇALIŞIRKEN…”
Yılmaz “Yanı sıra suların berrak olmasını engelliyor. Kıyı erozyonunu engelleyen doğal bariyerleri engelliyor. Bu faaliyetler önümüzdeki yıllarda kıyılarda çökmelere de neden olabilir. Karadeniz’in sahil yolları gibi. Nereden bakarsanız bakın her türlü zarar. Maldivlere benzemeye çalışırken bindikleri dalı kesiyorlar” ifadesini kullandı.

“CEZALAR CAYDIRICI OLMUYOR”
Verilen cezaların işletmeler için caydırıcı olmadığını belirten Yılmaz, ”Çevre Şehircilik Bakanlığı da belediye de ceza kesiyor. 106 bin TL ceza da caydırı değil. Ama kanunun en üst limiti bu. Bazı site ve oteller için bu cezalar yıldırıcı olmuyor. Doğaya zarar verseniz de, masmavi görünen deniz işletmenizin değerini yükseltiyor. Doğal olarak umursamıyorsunuz” dedi.
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
– Ayrıca bu kuruluşlar cezai yaptırımın dışında neden olduğu sorunu da düzeltmeli. Yani orada öyle bir şey yapıyorsa, işletmeye verilen zararı düzeltmeleri sağlanmalı. Bu işlerde lazım olan kepçelerin, iş araçlarının denizde kullanılması için Liman Başkanlığı’ndan izin verilmesi gerekir.
Tatil sitesinin çuvallarla getirdiği maden tozunun sahilde durduğu görüldü.
Çanakkale Deniz Savaşları’na büyük katkısı olan Kahraman Nusret Mayın Gemisi’nin anısını yaşatmak ve ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile asıl gemi planına birebir uygun olacak şekilde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2011 yılında inşa edildi. TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. İzmir’de 7’den 70’e ziyaretçilerin akınına uğrayan gemi yoğun ilgiyle karşılandı.

Program kapsamında gemiyi ziyaret eden vatandaşlar, 7-8 Mart 1915 gecesi Çanakkale Boğazı’nda Çanakkale Nusret Mayın Harbi ve 18 Mart gecesi Çanakkale Deniz Savaşı’nı anlatan detaylı bir sunum izledi. Ardından ziyaretçiler, o dönemde askerlerin uyuduğu efrad mangası ve askerlerin yemek yediği, istirahat ettiği efrad salonu, revir, mutfak, zabitan salonu, süvari kamarası, gedikli zabiyan kamarası (dönemin astsubaylarına verilen isim) ve dümen evini gezerek bilgiler aldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisine de çok sayıda vatandaş katıldı.
Modern seyir cihazları ile donatılmış olan yüzer müze gemi olarak da hizmet veren ve bu anlamda dünyada ilk ve tek olan gemiyi ziyaret eden çocuklara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hediyeler dağıtıldı.

“ÇOK DUYGULANDIK”
TCG Nusret Müze Gemisi’ni gezen bir ziyaretçi, “Gemiyi gezdik. Çok duygulandık. Çok güzel anılar kalmış. Bugün 23 Nisan. Çok mutluyuz çünkü çocuklarımızın bayramı. Okullarımızda da kutladık. Bugün Konak’ta da etkinliklere katıldık. Çok teşekkür ediyoruz bu kutlamaları bizim için hazırladıkları için” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gemiyi ailesi ile ziyaret eden bir çocuk ise “23 Nisan çok güzel oldu çünkü çok eğlendik. Çok heyecanlıydık. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

“ÇOCUKLAR GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNİ DAHA İYİ ANLIYOR”
Kızı ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir yurttaş ise “Kızımız için çok güzel oluyor böyle programlar. Günün anlam ve önemini daha da iyi anlıyor, yaşıyor ve birebir görebiliyor. O yüzden çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIMIZA DERS NİTELİĞİNDE BİR GEZİ”
Ailesi ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir diğer vatandaş ise “Çocuklarımız tarihi öğrensin diye zaten gezdirmeye geldik. Onlar da gördü askerleri ve o zamanki durumlarda neler yaşadıklarını. Şimdi onlara ders olmaları niteliğinde geziyoruz” dedi.
Bir diğer yurttaş da “Çok güzel bir aktivite olmuş. Planladığımız bir organizasyon değildi. Kuzenimle gezerken denk geldik düzenleyenlere emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz. Bize yeniden bu vatanın güzelliklerini hatırlattılar. Çocukluğumuzdaki bildiğimiz marşları farkında olmadan tekrar söyler olduk. Çok memnunuz. Çok teşekkür ederiz herkese” ifadelerini kullandı.
Bir vatandaş da “Burada olmak çok güzel. Çok gurur verici. Umarım yakında Türkiye için her şey güzel olur” diye konuştu.

NUSRET MAYIN GEMİSİ HAKKINDA BİLGİ
T.C Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Nusret Mayın Gemisi’ne ilişkin şu bilgiler verildi:
“Çanakkale Savaşları’nın ilk aşamasını oluşturan 18 Mart Deniz Zaferi, Dünya Harp Tarihine mal olmuş bir kahramanlık destanıdır. Bu zaferin kazanılmasında kuşkusuz en büyük pay, Kahraman NUSRET Mayın Gemisi’ne aittir. Kahraman Nusret Mayın gemisi 1910 yılında Almanya’ya sipariş edilerek 1913 yılına doğru Osmanlı Donanması hizmetine girmiştir. Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Savaşlarında tesis ettiği mayın hatları ile 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisi, 8 Mart 1915 sabahı büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy Koyu önlerinde sahile paralel olarak 26 mayın dökerek, yeni bir mayın hattı meydana getirmiştir. 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Müttefik Donanması, Boğazı zorlamaya başlamıştır. Türk kıyı bataryalarından açılan topçu ateşi sonucu manevra yapma ihtiyacını hisseden Müttefik donanmaya ait gemiler, Nusret mayın gemisi tarafından dökülen mayınlara çarpmış, İngiliz Donanmasına ait Ocean ve Irresisitble zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait Bouvet zırhlısı batmıştır. Ayrıca Müttefik Donanma’ya ait Gaulois, Suffren ve Inflexible zırhlıları ağır hasar almış, birçok zırhlı de çeşitli yaralar almıştır.”

TCG Nusret tarafından deniz müzelerinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile Türk Deniz tarihi hakkında farkındalık yaratılması amacıyla liman ziyaretleri yapılmaktadır. Bu kapsamda 29 Nisan 24 Haziran 2023 tarihleri arasında Marmara ve Karadeniz limanlarına istinaden liman ziyaretleri gerçekleştirildi, 50 bin 40 kişi tarafından gemi ziyaret edildi.
Bu yıl ise 18 Nisan-8 Haziran 2024 tarihleri arasında TCG Nusret tarafından Ege ve Akdeniz limanlarına toplam 51 gün süre ile 18 farklı limana 22 gün boyunca düzenlenecek ziyaretlerin programı ise şöyle:
Kuşadası – 26 Nisan 2024
Bodrum – 28 Nisan 2024
Aksaz – 1 Mayıs 2024
Kaş – 3 Mayıs 2024
Alanya – 6 Mayıs 2024
Kıbrıs/Gime 9-10 Mayıs 2024
Mersin – 13-14 Mayıs 2024
İskenderun – 16 Mayıs 2024
Silifke (Taşucu) – 19 Mayıs 2024
Anamur – 21 Mayıs 2024
Antalya – 24-25 Mayıs 2024
Fethiye – 28 Mayıs 2024
Marmaris – 30 Mayıs 2024
Milas (Güllük) – 2 Haziran 2024
Çeşme – 5 Haziran 2024
Ayvalık – 7 Haziran 2024
]]>1981 Eskişehir doğumluyum. Disiplinli ve planlı bir ailede büyüdüm, dolayısıyla bu özellik bana da sirayet etti. Bir de kız kardeşim var. Kardeşimle aramızda 10 yaş var. Annem ve babam çalıştığı için ben 10 yıl boyunca tek çocuk olarak büyümem nedeniyle belki de hep kendi kendine yeten bir çocuk oldum. Ailem önüme ne koyuyorsa kitap, defter okuyup yazıp çiziyordum. Aynı zamanda oyunlu, eğlenceli aktiviteler de yaratmayı ihmal etmiyordum tabii. Şimdi geriye dönüp bakınca gerçekten çok güzel bir çocukluk hayatım oldu. Üniversite eğitimim için İstanbul’a gelene kadar Eskişehir’de yaşadım.
– Gemi mühendisi olmak hayaliniz miydi? İlk karar verdiğiniz anı hatırlıyor musunuz?
Ailede hiç denizci yok aslında. Babam şart koşmuştu, eğer şehir dışında okuyacaksam ODTÜ, İTÜ ya da Boğaziçi’ni kazanmak zorundaydım. İyi ki de o hedefi koymuş. Su, deniz her zaman sevdiğim, ilgi duyduğum bir alandı. Lisanslı bir yüzücüydüm aynı zamanda. Mühendisliğe de yatkın olduğum için ikisini birleştirdim. Puanım gelince ilk tercihim gemi inşa mühendisliği oldu ve ilk tercihimi kazandım. 99’da İTÜ’de okumaya başladım. Çok severek okuduğum ve dolu dolu geçirdiğim bir üniversite hayatım oldu. Hep başarılı ve çok okuyan bir öğrenciydim. Üniversite yıllarımda Gemi ve Deniz Kulübü’nü kurduk, ayrıca Çello çalmaya başladım.
– Bir zamanlar Haliç Tersanesi’ne girmenizin yasak olduğu doğru mu?
Aslında orada şöyle bir şey var, ben Sinem olarak yasaklanmadım. Genel olarak tersaneye girişler durdurulmuştu. Onu özellikle söylüyorum, yanlış anlaşılmasın; tersaneler zaten ağır sanayi bölgeleri olduğu için çok rahatlıkla girebileceğiniz alanlar değildir. Ama o dönemde özelleştirilmesi söz konusu olduğu için genel olarak izinli girişleri de durdurmuşlardı. Ben o dönemde Gemi Mühendisleri Odası başkanlığı yaptığım için, aslında kurumsal olarak izinli girebiliyorduk ama gösterilmek istenmiyordu içeride olanlar. Daha sonra Şehir Hatları’na genel müdür olarak atanınca icracı olmak, oraya gelmek harika işler yapmamıza sebep oldu.
– Nasıl keşfettiler sizi?
2019 seçimlerinden sonra bir telefon aldım Büyükşehir Belediyesi insan kaynaklarından, mülakat çağrısıydı. Çok heyecanlandım tabii.
LİYAKATE DAYALI İŞE ALIM
– İmamoğlu ile tanışıyor muydunuz?
Hayır, daha evvelden bir tanışıklığımız yoktu. Tamamen liyakate dayalı bir işe alım süreci oldu. GMO’da yaptıklarımız, çalışmalarımızdan beni bulup bu görev için uygun görmüşler. Büyük bir heyecan ve gurur oldu benim için. 2019 yılında göreve başladığımızda tabi ilk icraatlerimizden biri Haliç Tersanesi’ni kurtarmak oldu. Bilim merkezine dönüştürülme kapsamında aslında atıl hale getirilmişti. Başkanımız İmamoğlu’nun da desteğiyle hem kültür mirası hem de son kalan kamu tersanesi olduğu için burayı katma değer değer yaratacak bir yapıya dönüştürdük. Çok heyecanlı bir süreçti, ekibimle birlikte tersanede harika işlere imza attık.
– O harika işleri konuşalım…
Temelleri 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından atılan tarihi Haliç Tersanesi’ni, atıl bir vaziyetteyken faaliyete geçirerek dünyanın yaşayan ve üreten en eski tersanesi konumuna kavuşturduk. Yeniden üretime başlayan tersanemizde bakım-onarımdan yeni inşalara, Deniz Taksilerden restorasyon çalışmalarına kadar hem katma değer yaratan hem de sanayi ve kültür mirasımızı koruyan projelere imza attık.
– Üretim kapasitesi sıfırdı değil mi?
Evet ama 4,5 yılda 56 yeni inşa yaparak tersane cirosunu 1 milyon TL’den 160 milyon TL’nin üzerine çıkardık. Şehir Hatları’nda görev yaptığımız 2019-2023 yılları arasında deniz ulaşımını canlandırmak için birçok çalışma yaptık. Filomuzdaki vapur sayısını 30’a çıkardık. Günlük sefer sayısını 700’den 891’e, hat sayısını ise 20’den 31’e yükselttik. 8 hattımıza ise yeni uğrama noktaları ekledik. Hafta sonu seferlerini artırıp gece seferlerini başlattık. Tüm bu iyileştirme çalışmalarımız sonucunda, deniz ulaşımında yüzde 55 oranında bir artış sağladık.
– Benim takip ettiğim kadarıyla tersaneye fırsat eşitliği de getirdiniz?
Evet, Şehir Hatları tarihinde ilk kez kadın gemici, yağcı ve kaptanlara istihdam olanağı sağladık. Gemilerde ve Deniz Taksilerde 21 kadın istihdam ettik. Toplam 62 kadın çalışana iş imkanı sağlayarak Şehir Hatları’nda kadın istihdamını yüzde 295 oranında artırdık. Tüm bu gelişmelerle, denizciliği erkek egemen bir sektör olmaktan çıkaracak adımlar attık.
– Ben eski bir Heybeliadalıyım. Vapurlar bizim için çok önemli. Paşabahçe Vapuru da öyle ve siz onu yok olmaktan kurtardınız.
İstanbul’un meşhur vapurlarındandır, 72 yıllık bir tarihi var ve biz Paşabahçe Vapuru’nu yok olmaktan kurtarıp Haliç Tersanesi’nde restore ederek kültür mirasımıza kazandırdık. Yine İstanbul’un simge vapurlarından olan Kızıltoprak’ı da Trabzon’da söküme gitmekten kurtarıp tersanemize getirerek restore ettik. Yenilenen nostaljik vapurumuz, 2023 Nisan ayından bu yana İstanbullulara hizmet vermeye devam ediyor. Restorasyon çalışmaları süren İsmail Hakkı Durusu vapuru da 2024’ün ilk çeyreğinde denizine kavuşacak. Tersanemizde yabancı bayraklı gemilerden mega yatlara, uluslararası yük gemilerinden Şehir Hatları vapurlarına kadar, 4 yılda toplam 358 gemiye bakım-onarım çalışması yaptık. Şehir Hatları gemilerinin, başka tersanelere gitmeden Haliç Tersanesi’nde bakım-onarımdan geçmesi sayesinde büyük giderin önüne geçtik. Ayrıca 5’i elektrik hibrit toplam 50 Deniz Taksi’yi, Haliç Tersanesi’nde ürettik. “En ucuz ve en güzel çay vapurda içilir” mottosu ile Vapur Kafe markasını kurduk, 32 noktada hizmet veriyorlar. 5’i elektrik hibrit toplam 50 Deniz Taksi’yi Haliç Tersanesi’nde üretip 7/24 İstanbulluların hizmetine sunduk, İBB’ye yaklaşık 7,5 milyon Euro tasarruf sağladık.
– AKP tarafından yönetilen Üsküdar’ın belediye başkanı oldunuz. Planlarınızı konuşmak isterim.
Üsküdar, İstanbul’un en kadim ilçelerinden biri. Eski İstanbul’un ruhunu en güçlü şekilde yansıtan semtlerimizden. Kozmopolit bir yer. Aynı zamanda güçlü kadın figürlerin, hanım sultanların izlerini taşıyor. Bu açıdan Üsküdar’ın muhafaza ettiği bu değerleri çok kıymetli buluyorum. Bu değerleri koruyup geleceğe taşıyacağız. Üsküdar bir yandan bu yönüyle öne çıkarken aslında diğer yandan da çok çağdaş ve dinamik bir ilçe. Çok güçlü bir potansiyeli var. Bu potansiyeli de daha iyi şekilde ortaya çıkarmak istiyoruz. Üsküdar’ın farklı kimlikleri barındırıyor, aynı potada eritiyor olmasını çok seviyorum. Bir ayağı geçmişte, bir ayağı gelecekte, geçmişten güç alarak geleceğe adım atan, eskimeden yenilenen bir Üsküdar düşlüyorum. Bir yandan Eski İstanbul’un o eşsiz ruhunu yansıtan diğer yandan nitelikli festivalleriyle, etkinlikleriyle gençliğe ve geleceğe göz kırpan dinamik bir Üsküdar inşa edeceğiz. İmar problemlerini çözmüş, depreme dayanıklı kentsel dönüşümü yapılmış, kültürel mirasına saygılı, sanat ile iç içe, sosyal ve yeşil alanlarıyla yaşlıların huzurlu, gençlerin mutlu olduğu bir Üsküdar hayalim var.

Kutuplaşmanın karşısında duruyoruz
– ’‘Üsküdar, Yeni Kadıköy olacak’ yorumları yapılıyor gördünüz mü??
Üsküdar birçok anlayış, görüş ve yaşam tarzında komşuyu barındıran bir ilçe. Biz mütedeyyin, muhafazakar, sağcı solcu diye bakmıyoruz. Herkesi kucaklamak istiyoruz. Vatandaş da zaten özellikle belediyecilikte eşit hizmet getiren, çalışan, icraatçı yöneticiler görmek istiyor. Biz zaten halkçı, hemşehrilerimizi kutuplaştırmayan kent yönetimini büyükşehirde de deneyimledik ve bunun çok faydasını gördük. Biz kutuplaşmanın karşısında duruyoruz. Biz komşuluk, yurttaşlık ilişkilerini önceleyen, eşit hak temelli bir yönetim sergilemek istiyoruz. Huzurun, mutluluğun ve aslında başarının da birlikte olmaktan geçtiğini biliyoruz.
]]>Çipura, mercan, barbun, karagöz, mırmır, gargur, kefal, levrek başta olmak üzere çok sayıda balığın yer aldığı meralarda avlanan balıkçılar, son birkaç yıldır Antalya kıyılarının adeta çöle döndüğünü ve balık yakalamanın güçleştiğinden dert yandı.
Her balık avı için ortalama 300 ile 500 lira arasında bütçe ayırarak yem alan olta avcıları da balık azlığından şikayet etti.
Sahilin dip kısmında balığın yuvalanıp ya da avlanmak için kullanacağı bir alan olmamasından dert yanan olta balıkçıları, özellikle sahilde kıyıya yanaşıp, ağ sererek balık avlayan ticari balıkçılara da düzenleme getirilmesi gerektiğini savunuyor.
‘AKDENİZ VE ANTALYA KÖRFEZİ SÖMÜRÜLEN DENİZLERDEN’
Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, Akdeniz ve Antalya körfezinin ciddi av baskısı altında olduğunu söyledi. Prof. Dr. Gökoğlu, “Akdeniz ve Antalya Körfezi en çok sömürülen denizlerden. Avcılık açısından av baskısının en fazla olduğu deniz. Çünkü Akdeniz bir iç deniz gibidir. Herkes Akdeniz’den bir şeyler almaya çalışıyor. Antalya Körfezi çok sayıda balıkçının av baskısında olduğu için yapay resife ihtiyaç var. Tabii bu resiflerin üzerinde de avcılık yaptırmamalıyız. Korumamız gerekiyor” diye konuştu.
Antalya Körfezi’nde belirlenen birkaç yerin avcılığa yasaklanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Gökoğlu, bu şekilde popülasyonu artan balıkların kıyı boyunca avcılığa destek verebileceğini söyledi.
Deniz çayırlarının da sıcaklık ve kirlenme nedeniyle öldüğünü kaydeden Prof. Dr. Gökoğlu, “Koylarımız çölleşti. Çapa zincirler çok sayıda artıyor. Bu çayırlar denizlerin ormanlarıdır. Suyu temizler, birçok canlının besin zincirini oluşturur, deniz içi erozyonu önler” dedi.
‘KIYIYA YAKIN RESİF YAPILMALI’
Antalya Amatör Balıkçılık Yardımlaşma Platformu Başkanı Selim Çetin ise 16 yıldır amatör olta avcılığı ile ilgilendiğini söyledi.
Önceki yıllara göre özellikle Konyaaltı Sahili’nde balık kalmadığını, her avdan eli boş döndüğünü anlatan Çetin, “Bu bölgede resife ihtiyaç var. Bu konuyu daha önce de yetkililere dile getirdik ancak hala bir adım atılmadı. İzmir başta olmak üzere özellikle Ege Bölgesi’ndeki illerde bu türden çalışmalar yapıldı, verimli de oldu” diye konuştu.
‘AKDENİZ ÇÖLE DÖNMÜŞ DURUMDA’
Çetin, 600 liradan fazla bütçe ayırdığı avlardan eli boş dönmeyi anlamlandıramadığını belirterek, “Resif kesinlikle yapılmalı. Bölgede balığın gelişmesi için çalışmalar yapılmalı. Yemleme olabilir. Özellikle sahil bandına yakına noktada ağ serip, av yapan teknelere düzenleme getirilmeli” dedi.
Antalya Amatör Balıkçılık Yardımlaşma Platformu Üyesi Edip Alper de babasıyla sahilde balık avladığı günleri hatırladığını, o günlerle kıyaslayınca sahilin çöle döndüğünü söyledi. Alper, “20 yıldır sahilde balık avlıyorum. O zamanlar çok balık vardı. Bilinçsiz avcılık buna sebep. Teknelerin kıyıya çok yakın noktaya ağ atması da bir sebep. Akdeniz çöle dönmüş durumda. Yapay resif yapılmalı ve avlar denetlenmeli” diye konuştu.
]]>Ülkenin beş eyaletinin sınırları içinde bulunan bu ekosistemin büyük bölümü yıllar içinde yok olunca Avustralya hükümeti 2012’de kelpleri yok olma tehdidi altındaki bitkiler arasına alıp koruma çalışmaları başlattı.
Bölgedeki habitatın iyileştirilmesi için yürütülen çalışmalardan biri, Google’ın sunduğu yapay zeka teknolojisinin desteğiyle yürütülüyor. Çalışmanın paydaşları arasında Google Australia ve Google Research, Avustralya hükümetine bağlı Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Organizasyonu (CSIRO), Tazmanya Üniversitesi Deniz ve Antarktik Araştırmalar Enstitüsü, Uluslararası Doğa Koruma Organizasyonu (The Nature Conservancy), Büyük Güney Resifi Vakfı ve Yosun Ormanları Birliği bulunuyor.
Projede yer alan bilim insanlarından Tazmanya Üniversitesi Deniz ve Antarktika Çalışmaları Enstitüsü Ekoloji ve Biyoçeşitlilik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Craig Johnson, “80’li yıllarda bölgede çok belirgin bir kelp popülasyonu vardı. Kelplerin üst kısımları denizin üzerinde süzülürler ve bu kısımların hasadına dayalı bir endüstri bile mevcuttu” dedi.
HEM HARİTALAMADA HEM DE GEN ÇALIŞMALARINDA YARDIM EDİYOR
Bugün gelinen durumu ekolojik yıkım olarak nitelendiren Johnson, birbirini tetikleyen çok fazla faktör bulunması nedeniyle durumun oldukça karmaşık olduğunu, iyileştirme çabalarında da bazı zorluklar yaşandığını söyledi. Bu noktada Google’ın yapay zeka teknolojisinin, işlerini birçok noktada kolaylaştırdığını vurgulayan Johnson, “Yapay zeka bize iki noktada yardım ediyor. Biri haritalama, diğeri ise gen çalışmaları” diye konuştu.
Google ile gerçekleştirdikleri proje öncesine kadar, mevcut kelp popülasyonunun nerede olduğuna dair ellerinde bir harita olmadığına dikkati çeken Johnson şunları kaydetti: “Kelplerin en üst kısımları su üzerinde yüzer, ama bazı akıntılar ve gelgitler nedeniyle zaman zaman su altında da kalabiliyorlar. Yapay zekâ 2016’dan bu yana çekilen binlerce uydu görüntüsünü analiz ederek bize bir harita oluşturdu. Koruma çalışmalarının geliştirilebilmesi için bu bitkilerin nerede olduğunu bilmemiz hayati önem taşıyor. Yapay zekânın bu noktada büyük bir katkısı var.”
Yapay zekâ teknolojisinin, sıcaklığa daha dayanıklı kelp popülasyonu çalışmalarında da değerlendirildiği bilgisini veren Johnson, ekibi tarafından daha önce kelp popülasyonunun bulunduğu bölgelerde yapılan incelemelerde, bazı kelplerin artan sıcaklıklara rağmen hayatta kalabilmiş olduklarının gözlemlendiğini anlattı.
ÇALIŞMALAR OLUMLU İLERLİYOR
Johnson, yapay zekânın da desteğiyle elde ettikleri veriler ışığında ısıya dayanıklı dev kelp yosunu yetiştirme girişimlerini başlattıklarını, nihai sonuçları söylemek için erken olmasına karşın hem laboratuvarda hem de deniz tabanında yürüttükleri çalışmaların olumlu yönde ilerlediğini bildirdi.
Yapay zekânın yaptığı işin insan kapasitesinin çok üstünde olduğunun altını çizen Johnson, bununla birlikte bu teknolojinin sunduğu çözümlerin yine insan eliyle uygulandığını hatırlatarak, “Yapay zekâ kesinlikle kendi başına çözüm sağlayamaz. Suların giderek ısındığı göz önünde bulundurularak ısıya dayanıklı türler geliştirsek bile bir noktada artık onlar da hayatta kalamayacak. Burada yaptığımız, asıl sorun olan atmosferdeki sera gazı konsantrasyonu problemini çözene kadar zaman kazanmaya çalışmak” değerlendirmesinde bulundu.
Google Avustralya ve Yeni Zelanda Stratejik İş Ortakları Yöneticisi Scott Riddle, birçok alana önemli katkılar sunan yapay zekanın çevre, sürdürülebilirlik ve koruma çabaları noktasında neler yapabileceği konusunda heyecanlı olduğunu ifade etti: “Yapay zekanın çeşitli çevre problemlerini çözmede çok büyük bir kabiliyeti var. Geniş çaplı coğrafi koruma verileri oluşturması, bunları haritaya dökerek insanların anlayabileceği bir forma dönüştürmesi buna örnek gösterilebilir. Çünkü problem ne kadar çabuk ve iyi anlaşılırsa bunu çözmek de o kadar kolaylaşacaktır.”
]]>Belek Turizm Yatırımcıları Birliği’nin (BETUYAB) desteğiyle 25 yıldır 30 kilometrelik Belek kumsalında, her yıl 15 Mayıs’ta göreve başlayıp, eylül ayı sonuna kadar kaplumbağa yuvalarının kaydı ve yavruların yuvadan çıkıp, denize ulaşmasını kayıt altına alan ve onları koruyan EKAD gönüllülerinin mücadelesi, çeyrek asırlık bir zamana ulaştı.
Serik’e bağlı Belek kumsalı olarak adlandırılan 30 kilometrelik sahil; Aksu’ya bağlı Kundu sahilinden başlayıp, Serik ilçesinde Kadriye, Belek, Boğazkent sahilleri ve Manavgat ilçesine bağlı Denizkent sahilini içeriyor.
EKAD Başkanı Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Ali Fuat Canbolat, Deniz Kaplumbağalarını İzleme ve Koruma Projesi’ni 1999 yılında başlattıklarını söyledi.
4 KİŞİYLE BAŞLADI, 80’E YÜKSELDİ
Dr. Canbolat, “Belek’te 1999’daki ilk yılımızda 4 kişi ile başladık. 25’inci yılımız olan 2023’te aynı anda 40 kişi, sezon toplamında ise 80 kişilik gönüllü ile çalıştık. İlk başladığımızda da son yılımızda da hep 30 kilometrelik kumsalda çalıştık” dedi.

25 YILDA BÜYÜK DEĞİŞİM
O yıllarda sahille ilişkili yerel halkın deniz kaplumbağalarını bildiğini ama neslinin tehlike altında olduğu ve korunması gerektiğini bilmediğini belirten Dr. Canbolat, “Alanda yapılan uzun süreli çalışmalar, medya haberleri, bilgilendirme çalışmaları, bu konuda ilk yıllara göre büyük oranda olumlu değişim sağladı. Bizim Belek’teki ana sponsorumuz BETUYAB, 25 yıldır kesintisiz çalışmalarımıza destek verdi.
Dünyayı bilmiyorum ama Türkiye’de uzun soluklu, kesintisiz devam eden başka bir doğa koruma çalışması olduğunu şahsen bilmiyorum. Bu durum, 25 yıl boyunca sürekli projemize destek olan BETUYAB ve üye olan turizm tesislerinin de bir başarısıdır. Bu projenin yürütülmemiş olmasının yaratacağı olumsuzlukları düşünmek istemiyorum bile” diye konuştu.
TURİSTLER BİLEREK GELİYOR
Bazı turizm tesisleri müşterilerinin burada deniz kaplumbağaları olduğunu bilerek geldiklerine işaret eden Dr. Canbolat, “Sanırım gelecek yıllarda doğal değerlerimiz ile turizmi daha iç içe yürütebileceğiz. Turizm tesislerinde yuva ya da yuvadan yavru çıkışı olduğunda BETUYAB’a üye tesisler, anında bizi bilgilendiriyor. Belediyelerimiz kumsalda bir çalışma yapmaları gerektiğinde bizlere sorup, ‘Nasıl yapabiliriz’ diye bilgi istiyorlar.
Bunların hepsi olumlu gelişmeler. Olumsuzluklar var mı? Elbette var ama hep birlikte bunları azaltabilmek için gayret içerisindeyiz. Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile yaptığımız iş birliğinin bu başarının oluşmasında katkısı olduğunu, daha iyi noktalara getirebilmek için gelecekte de olacağını vurgulamam gerekiyor” diye konuştu.

ANNE KAPLUMBAĞALAR KUMSALA DÖNECEK
Projenin başladığı ilk yıl olan 1999’da 612 yuvadan 23 bin yavrunun denize ulaştırıldığını açıklayan Dr. Canbolat, “2021 yılında 3 bin 800 yuva ile zirve yapmıştık. 1999 yılından 2023 yılına kadar Belek’te yaklaşık 38 bin yuva kaydı aldık. Bu yuvalardan çıkan 1,5 milyon yavruyu denizle buluşturduk. İlk başladığımız yıllarda denize ulaşmalarına yardımcı olduğumuz yavrular, şimdi anne kaplumbağalar olarak yuvalamak için kumsala dönmeye başladı.
Çeyrek asırlık bir çalışmanın en iyi öyküsü de bence bu. 25 yılda 3 bin civarında gönüllü ile çalıştım. Bir defasında, kumsalda yuva yerlerinin ölçümünü alırken Boğazkent’teki yazlıklarda kalan şirin bir teyzenin gelip, bizlere, ‘Buraları da mı inşaat yapacaksınız’ demesini hiç unutmam” dedi.
]]>Önce hesap dondurularak para çıkışı engellendi, ardından savcılığa ihbarda bulunuldu.
Paranın izini süren MASAK, yaptığı araştırmada, 9 kilo altın, 120 bin dolara tekabül eden ve bugünkü güncel rakamla 28 milyon liranın bir dönem Bağlar Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğünde çalışan Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun baldızı ve aynı zamanda belediye başkan yardımcısı olan Deniz Gürdeğir’e ait olduğunu tespit etti.
Gürdeğir, paraların aile arazilerinin satışından elde edildiğini, 9 kilo altın, 120 bin dolar bozup TL cinsinde yeğeni adına açtığı hesaba parayı yatırdıklarını söyledi.
Ancak Tapu Müdürlüğü ile yapılan yazışmada, Gürdeğir ailesi adına herhangi bir arazi satışına dair tapu kayıtlarına rastlanılmadığı bildirildi.
Şaibeli para trafiği ile ilgili savcılık delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verirken, akıllara Belediye Başkanı Beyoğlu’nun haksız menfaatten elde edilen gelirleri soyadı aynı olmayan üçüncü derece yakınlarının hesabına aktarıp mal kaçırdığı sorusunu getirdi.
HESAP DONDURULDU
Diyarbakır’da 7 Temmuz 2020 tarihinde özel bir banka şubesinde açılan hesaba 6 milyon lira şüpheli para girişi yapıldı. MASAK, bu kişinin herhangi bir ticari faaliyetinin olmadığını, yaşı itibariyle böyle bir paraya sahip olamayacağı için öncelikle hesaptan çıkışı yapılmasını engelleyip hesabı dondurdu.
Ardından da paranın kaynağının araştırılması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç gelirlerinin aklanması ve önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet suçundan ihbarda bulundu.
“PARA BENİM DEĞİL TEYZEMİN”
İfadesi alınan E.B, paranın teyzesi Deniz Gürdeğir’e ait olduğunu belirterek, “Teyzem bekârdır. Ben de küçüklüğümden beri kendisiyle yaşıyorum. Teyzemin bu parayı nereden ve nasıl kazandığını bilmiyorum. Bu parayı teyzem vekâletimi alarak çekmek istedi, parayı neden çekeceğini de bilmiyordum. Teyzem Sürücü kursunda çalışıyor. MASAK raporunu hazırlayan uzmanlar benimle görüşmedi, paranın kaynağıyla ilgili bilgilere nasıl ulaştıklarını bilmiyorum” dedi.
“9 KİLO KÜLÇE ALTIN 120 BİN DOLAR BOZDURDUM”
Bu ifade üzerine bu kez Deniz Gürdeğir’in ifadesi alındı. Milli Eğitim Müdürlüğü’nde memur olarak çalıştığını belirterek, “Bazı taşınmazları satarak altın aldığını, 9 kilo külçe altın, 120 bin dolar da parası olduğunu, bu parayı kasada gizlemek istemediğini belirterek, “Kuyumcuların da son dönemlerde dolandırıcılık yaptıklarını görünce altın ve doları bozdurup bankaya yeğenimin hesabına yatırdım. Kendisine 2 yaşından beri ben bakıyorum. Bekarım ama o benim evladım gibidir. Bana bir şey olursa faydalanması için bu parayı hesabına aktardım” dedi.
KÜLÇE ALTININ KAYIT ALTINA ALINMA ZORUNLULUĞU YOK
Altınları bozdurduğunu iddia ettiği kuyumcu M.T ifadesinde, “Deniz Gürdeğir benimle sürekli altın alışverişi yapar. Mal varlığı bir hayli fazladır. Birkaç sürücü kursuna ortaklığı var. Alışverişleri elden yaptığımız için herhangi bir belge sunamıyorum. Çünkü Deniz külçe altın kullandığı için bunların kayıt altına alınması zorunlu değil” dedi.
“BİZDE ALTIN BOZDURMADI KENDİSİNİ TANIMIYORUZ”
Kuyumcular R.C ile İ.C ise Deniz G.’yi tanımadıklarını ve aralarında altın alım satımı gerçekleşmediğini, Deniz G.’nin kendilerinde altın bozdurduğu ifadesinin doğru olmadığını belirttiler.
ARAZİ SATIŞI DEDİ AMA RESMİ BELGE SUNAMADI
MASAK da hazırladığı Mali Tespit raporunu soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Raporda, Deniz Gürdeğir’in aile arazilerinin satışı ile bu parayı elde ettiğini, parayı bugüne kadar yastık altında tuttuğunu belirtmiş olmasına rağmen arazi satış işleminin gerçekleştiğini kanıtlayacak resmi belge sunamadığına dikkat çekildi.
PARALARI YASTIK ALTINDA TUTUP SONRA BANKAYA YATIRDI
Mali tespit raporunda, Gürdeğir’in bu parayı yastık altında tuttuğu şeklinde beyanda bulunmasına rağmen sonraki beyanında parayı uzun süre kuyumcuda sakladıklarını, aralarında üst düzey bürokratların da yer aldığı çok sayıda kişinin Zerya Kuyumculuk sahipleri Zülküf ve Zülfikar Ortaç tarafından dolandırıldıklarının açığa çıkması üzerine parayı kuyumcudan çekip bankaya yatırma kararı aldığı şeklinde beyanda bulunduğu bilgisi yer aldı.
BEYOĞLU’NUN BALDIZI ÇIKTI VE ÖZEL KALEMDE ÇALIŞTI
Raporda, E.B’nin banka hesap hareketleriyle ilgili teyzesi Deniz Gürdeğir’in vekâletname ile vekil tayin edildiği, bu kişinin meslek hanesinde öğretmen ibaresinin yer aldığı, aynı zamanda Hüseyin Beyoğlu’nun başkanlığını yaptığı AKP’li Bağlar Belediyesinde bir dönem özel kalem müdürlüğü yaptığı bilgisine yer verildi.
Deniz Gürdeğir’in Hüseyin Beyoğlu’nun baldızı, hesabına para yatırılan engelli E.B’nin de Beyoğlu’nun ölen bir başka baldızının kızı olduğu belirlendi.
SUÇ GELİRİ OLDUĞUNA DAİR İZ VEYA EMARE YOK TAKİPSİZLİK
Savcılık 9 kilo altın, 120 bin doların bugünkü güncel rakamla karşılığı olan yaklaşık 28 milyon lira paranın öncül suçtan kaynaklandığını gösteren herhangi bir iz, emare veya delil bulunmadığını, öncül suçun varlığının tespit edilememesi nedeniyle suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu oluşmadığından E.B hakkında takipsizlik kararı verdi.
Paranın arazi satışından elde edildiğini iddia etmesine rağmen arazi satışı yapıldığına dair tapu kaydı bulunmadığı halde dosyada tanık olarak ifade veren Deniz Gürdeğir hakkında da şüpheli sıfatıyla herhangi bir işlem yapılmaması dikkat çekti.
E.B’nin teyzesi olan ve Bağlar Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun da hem yardımcısı hem de baldızı olan Deniz Gürdeğir’in bir dönem de Belediyenin özel kalem müdürlüğünü yaptığı belirlendi.
Adı rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelen Hüseyin Beyoğlu’nun haksız kazanç sağlayarak yakınlarının adına para aktardığı iddiaları da akıllarda soru işareti bıraktı.
]]>
ÇANAKKALE SAVAŞLARININ İLK BATIĞI: MESUDİYE ZIRHLISI
Çanakkale Savaşları’nın ilk batığı olarak tarihe geçen Mesudiye Zırhlısı, Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) Osmanlı Donanması’nı modernize etme politikası sonucunda Memduhiye Zırhlısı ile 1872 yılında İngiliz Thames Iron Work Company adlı şirkete sipariş edildi. Yapımına 1873 yılında başlanan zırhlı, 1875’te inşası bitirildikten sonra suya indirildi. 13 Aralık 1914 sabahı Teğmen Norman Douglas Holbrook emrindeki Birleşik Krallık denizaltısı “HMS B11”, mayın tarlalarından geçtikten sonra Mesudiye Zırhlısı’nı torpidoladı. Batan gemideki 598 kişilik mürettebattan 10 subay ve 25 er şehit düştü. Gemideki silahların birçoğu kurtarılarak Çanakkale Boğazı’nın savunmasını güçlendirmek için kullanıldı. Geminin onuruna Mesudiye Tabyası olarak adlandırılan bu batarya, Mart 1915’te Fransız zırhlısı Bouvet’nin batırılmasına yardımcı oldu.

HMS LUNDY TEK PARÇA HALİNDE BATTI
Çanakkale’nin derinliklerinde tek parça halinde kalan ender batıklardan biri olan 1908 yapımı 188 tonluk trol gemisi “HMS Lundy”ye, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler el koyarak savaşa gönderdi. Savaşta, İngiltere’nin mayın tarama gemisi olarak görev alan “HMS Lundy”, 16 Ağustos 1915’te Çanakkale Boğazı’nı geçemeyeceklerini anlayan İngilizler tarafından batırıldı. Büyük Kemikli ile Küçük Kemikli arasında Suvla Körfezi’nde 27 metre derinlikte bulunan ve canlılık oranı yüksek olan “HMS Lundy” batığında, renkli süngerler, orfoz, mığrı, gelincik, karagöz, ıstakoz, böcek, deniz tavşanı ve mürenler görülebiliyor.

MARMARA’YA SIZABİLEN İKİNCİ DENİZALTI
İngiliz denizaltısı “HMS E 14”, Çanakkale Savaşları sırasında “B11″den sonra Marmara Denizi’ne sızabilen ikinci denizaltı olarak biliniyor. Kumkale’de Türk kıyı topçusu tarafından vurulan, 109 yıldır Boğaz’ın derinliklerinde tarihin sessiz tanığı olan “HMS E 14” denizaltısı, 28 Ocak 1918’de Nara Burnu’nda karaya oturan Osmanlı Donanması’ndaki “Yavuz” gemisine karşı saldırıda bulunmak için Çanakkale Boğazı’ndan içeri girdi. Bu sırada Nara Burnu’nda ağlara takılan “HMS E 14” denizaltısı, su altı bombalarıyla yüzeye çıkmaya zorlandı. Buradan kurtulmak isteyen denizaltının kaptanı geri çekilip Ege Denizi’ne doğru kaçmak isterken, Kumkale civarında top ateşiyle batırıldı. Mürettebatından sadece 5 kişinin kurtulduğu, 27 kişinin öldüğü “HMS E 14” denizaltısının enkazı uzun süre bulunamadı.

TÜRKİYE’NİN EN ÜNLÜ BATIĞI: HMS MAJESTIC
“HMS Majestic”, 1. Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale Savaşı için kurulan Birleşik Donanma’ya katıldı. 128 metre boyundaki zırhlı, Seddülbahir’deki Türk birliklerini top atışlarıyla döverken 27 Mayıs 1915 tarihinde Otto Hersing komutasındaki Alman denizaltısı “U-21” tarafından torpillenerek batırıldı. Uzun yıllar dalışa yasak olan Seddülbahir açıklarında 18-23 metre derinlikte bulunan Türkiye’nin en ünlü batığı, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığının girişimleriyle dalışa açıldı.
Çanakkale Savaşı sırasında bir römorkör ile çarpışarak hasar alan ve sürüklenerek kuma oturan muhrip tipi “HMS Louis Fırkateyni”, kurtarılmaya çalışılsa da başarılı olunamadı. Büyük Kemikli Burnu’nda 14 metre derinlikte bulunan batık, bugün balık ve canlı çeşitliliğinin kusursuz fotoğraflanabileceği önemli bir su altı dalış noktası haline geldi.

“BATIK ENVANTERİ ANLAMINDA DÜNYANIN EN ZENGİN BÖLGESİ”
Su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan da Gelibolu Tarihi Su Altı Parkı’nın, batık envanteri anlamında dünyanın en zengin bölgesi olduğunu vurguladı.
Çanakkale batıklarının yıllardır dalışa yasak olduğunu anımsatan Ceylan, bölgenin Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın girişimleriyle dalış turizmine kazandırıldığını hatırlattı.
]]>Nur Elif T’nin babası Gökhan T. ve annesi Sibel T. ile tarafların avukatları duruşma salonunda yer aldı. Sibel T’nin babası Ali T, duruşmada SEGBİS üzerinden tanık olarak dinlendi.

ÇOCUKLARA İYİ BAKTIĞINI SÖYLEDİ
Ali T, duruşmadaki beyanında, hala Deniz T’nin çocuklara iyi baktığını söyledi.
Çocukların daha önce Bursa’da kendisinde de kaldığını ifade eden Ali T, çocukları yanına almak için gittiğinde, onların kendisiyle gelmek istemediklerini aktardı.
Sibel T. ise tanık babasının beyanlarına ilişkin aleyhte olan hususları kabul etmediğini belirterek, “Babama, çocuklarıma kötü baktıklarını söyledim. 3 çocuğumu da yanımda götürmesini istemiştim.” dedi.
Sanıklardan Deniz T, konuyla ilgili, “Amcam doğru söylüyor. Yeğenlerim amcamda da kaldı. Bende de kalmıştı.” ifadelerini kullandı.
İSTENEN CEZA BELLİ OLDU
Sanık ve tanık beyanlarının ardından esas hakkındaki mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, Nur Elif T’nin ölümüne ilişkin, sanıklar Cihangül K, Deniz T. ve Sezer T. hakkında, “Canavarca hisle öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebinde bulundu.
“ADALET YERİNİ BULSUN”
Ölen Nur Elif T’nin annesi Sibel ve babası Gökhan T, mütalaaya ilişkin adaletin yerini bulmasını istediklerini ifade etti. Duruşma 2 Nisan’a ertelendi.
NE OLMUŞTU?
Tepebaşı ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi Uzunpınar Sokağı’nda iki ağabeyi ile yaşayan Nur Elif T. (6), 14 Aralık 2022’de rahatsızlanmasının ardından tedaviye alındığı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmiş, bakımsız kaldığı iddia edilen kızın ölümüne ilişkin gözaltına alınan halası Deniz T, amcası Sezer T. ve babaannesi Cihangir K. tutuklanmıştı.
Babası Gökhan T. ile annesi Sibel T. cezaevinde tutuklu bulunan Nur Elif T’nin ağabeyleri Y.T. (9) ve M.T. (12) ise Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünce korumaya alınmıştı.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianamede yer verilen adli tıp raporunda, Nur Elif T’nin farklı tarihlerde fiziksel istismara maruz bırakıldığı ve ölümünün uzun süreli beslenme yetersizliğine bağlı gerçekleştiği belirtilmişti.
Ayrıca iddianamede, maktul ve mağdurların insani şartlarda ve insani koşullarda yaşamadıkları, soğuk bir ortamda, eşyasız, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine uygun olmayan koşullarda yaşadıkları, odadan ayrılmalarına engel olacak şekilde kapıya çan bağlamak suretiyle kapının açılmasından sanıkların haberdar oldukları, mağdur çocukların ve maktulün günlerce herhangi bir besin maddesi yemeden çatı arasında kaldıklarına yer verilmişti.

AÇ BIRAKILDI, ÖLÜME TERK EDİLDİ
Elif Nur T’nin günlerce hatta haftalarca aç bırakılarak şüpheliler tarafından ölüme terk edildiği aktarılan iddianamede, mağdurların ise yine açlığa ve susuzluğa terk edildikleri buna rağmen sanıkların bu duruma aldırış etmeden yaşantılarına devam ettikleri, kendileri uygun ortamda ve yeterli beslenme imkanı bulmuşken maktul ve mağdurları bu imkanlardan bilerek mahrum ettikleri belirtilmişti.
Sanıkların, “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, korumaya alınan 2 kardeş için “çocuğa karşı eziyet” suçundan 16’şar yıla kadar hapsi isteniyor.
]]>Deniz suyundaki ısı artışı ve oksijen seviyesinin düşmesine kirlilik problemi de eklenince denizlerdeki canlı yaşamları tehlikeye giriyor.
“MARMARA DENİZİ’NDE ISI ARTIŞI ORTALAMA 1 DERECE CİVARINDA”
İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, şöyle konuştu:
-Marmara Denizi’nde son yıllarda bir sıcaklık artışından bahsediliyor. Tüm denizlerde olan sıcaklık artışının bir neticesi olarak Marmara Denizi’nde de belli bir ısınmadan bahsetmemiz mümkün.
-Ağırlıklı olarak ısınma kaynağı olarak bahsedeceğimiz kaynaklar Karadeniz ve Akdeniz sularındaki ısınmadır.
-Karadeniz’de ortalama 1-1.5 derece, Akdeniz’de 1.5-2 derece olan genel bir ortalamadan bahsediyoruz.
-Temel olarak su alışverişini bu iki denizden yapan Marmara Denizi’nde de bu artışlar bir ısınma doğuruyor. Bizim yaptığımız araştırma ve analizlere göre bu sıcaklık artışı ortalama 1 derece civarında.
-Marmara Denizi çift tabakalı bir su. Üstte görünen suyumuz az tuzlu bir su. Bu su Marmara Denizi’nin yaklaşık yüzde altısını oluşturuyor. Aşağı tabakada da yüzde 94-95’ini oluşturan Akdeniz kaynaklı suyumuz var.
-Çanakkale Boğazı’ndan alt tabakadan gelen bu Akdeniz kaynaklı su yaklaşık olarak 6 veya 8 sene sonra Karadeniz’e geçiyor.
-Bunun neticesi olarak da alt tabakada bir oksijen sıkıntısı var. Özellikle derin çukurlarda yaşam seviyesinin çok altında olan oksijen seviyeleri ölçüyoruz, ölçtük. Bunlardaki değişimler onlu yıllarla ifade edilebilir.
-Son on yıl içerisinde veya son 20 yıl içerisinde kademeli şekilde Marmara Denizi’nde genel olarak bir oksijen azlığından bahsedebiliriz. Ama yaşamı etkileyen en önemli oksijen sıkıntısı üst tabaka suda olan sıkıntılardır.

-Kimyasal süreçler içerisinde de yukarıdaki suyun az oksijenle gelmesi, suyun kendi içerisinde yaşadığı kimyasal süreçler, ortamdaki oksijen gerek canlılar gerekse kimyasal süreçler sonucunda tükenme gösteriyor.
-Ama şu anda kritik seviyelere ulaştığımızı söylemek mümkün değil. Bu yıllar içerisinde alacağımız tedbirler ile ileriki yılları kurtarabiliriz. Marmara Denizi’nde genel olarak bir kirlilik problemimiz de var.
-Geçmiş yıllardaki müsilaja bağlı olarak farkındalığı artan bir konu bu. Bu müsilaj probleminden sonra alınan ‘Marmara Denizi Eylem Planı’ çerçevesindeki kararları biz yeterince uygulayabilecek olursak, önümüzdeki 10 yıl içerisinde, 20 yıl içerisinde daha iyi iyileşmeler bekliyoruz.
“KÜRESEL DEĞİŞİKLİKLERE VE ISIYA BAĞLI OLARAK BU CANLI TRANSFERLERİNİ BEKLİYORUZ”
Küresel ısınma probleminin dünyanın yaşadığı bir süreç olduğuna dikkat çeken Gazioğlu, şöyle konuştu:
-Bu ısınma ile birlikte denizlerimizdeki canlı kompozisyonlarının da değişmesini bekliyoruz. Bu denize ait olmayan canlıların bu denizde artık varlığından bahsedilir hale geldiğini biliyoruz.
-Nadiren de olsa buna yönelik gözlemler yapılıyor. Ama bir canlının o bölgede kalıcı olduğunun göstergesi, balık üzerinden konuşacak olursak yumurta ve larvasından başlayarak o canlıyı da bu bölgede görmeniz gerekiyor. Bu seviyeye ulaşmış bir istilacı çok fazla yok. Bizim enstitü olarak rastladığımız bir tür yok ama çok fazla şekilde balon balığının olduğuna dair duyumlar var.
-Dediğim gibi, ‘O denizde bu canlı var’ diyebilmemiz için yumurta ve larvasını da görmemiz lazım. Bizim şu anda böyle bir tespitimiz yok ama bu olmayacağını da göstermez. Küresel değişikliklere ve ısıya bağlı olarak bu canlı transferlerini bekliyoruz.
-Bu canlılar ortaya çıktıkları zaman düşmanları olmuyor biyolojik olarak. Aşırı şekilde ürüyorlar. Diğer canlılar içinde bir tehdit oluşturuyorlar. Şu an için Marmara Denizi’nde bu tür istilacı türlerden bahsetmek mümkün değil.

“KİMYASAL PARAMETRELERİ İZLİYORUZ”
-Marmara Denizi’nde temel olarak sıkıntısı bu iki denizden yüksek oranda alışveriş yapması ve bunun yarattığı biyolojik, fiziksel ve kimyasal süreçler. Biz bunları yıl içerisinde mevsimsel olarak izlemeye çalışıyoruz.
-ALEMDAR2 bilimsel araştırma gemisiyle mevsimlere bağlı olarak seferlerimiz var. Bunun dışında Marmara Denizi yüzeyine dağılmış bazı şamandıralar var. Bu şamandıralar sabit yerlerde ve biz bunlardan bazı veriler alarak Marmara Denizi’ni anlamaya çalışıyoruz. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri İşletmeciliği Enstitüsü olarak yaklaşık 30-35 kişilik ekibimizle Marmara Denizi’ni izlemeye gayret ediyoruz.
-Uzaktan erişim sağladığımız bu şamandıra verilerini özellikle alıyoruz. Marmara Denizi’ndeki değişimlere yönelik olarak mevsimsel olarak fiziksel, biyolojik, kimyasal parametreleri izliyoruz. Biz bunu uzun yıllardır yapıyoruz. Mirasçısı olduğumuz, bizden önce kurulan enstitülerin dataları ile kendi bilgilerimizi de birleştirerek bir noktaya doğru analizlerimizi yapmaya çalışıyoruz.
-Ağırlıklı olarak çalışma konularımız fiziksel, biyolojik ve kimyasal oşinografi. Son yıllarda artan bir şekilde, küresel iklim değişikliğinin balıkçılık üzerine etkisi konulu çalışmalar bu enstitü de gerçekleştiriliyor.

Prof. Dr. Cem Gazioğlu
“TEDBİRLER ALINMAYACAK OLURSA CANLI KAYIPLARI OLUŞABİLİR”
Denizlerdeki canlı türünün devamlılığı için gerekli tedbirlerin uygulanması gerektiğinin altını çizen Gazioğlu, şu ifadeleri kullandı:
-Marmara Denizi ağırlıklı olarak yarı kapalı bir havza olduğu için buraya gelen her suyun arıtılarak sisteme dahil olması gerekiyor. Bu çok önemli. Arıtma tesislerinin tam kapasite ile çalışması lazım.
-Ulaşan akarsuların mümkün mertebe kontrollü bir şekilde Marmara Denizi’ne ulaşması lazım. Bunları aslında ‘Marmaray Denizi Eylem Planı’nda alınan kararlar çerçevesinde değerlendirebilirsek, kararların uygulanabildiğini takip edersek orta vadede Marmara Denizi’nde en azından kötüleşmenin olmadığını, nispi iyileşmeler olduğunu göreceğiz. Türkiye ve Marmara Denizi’ndeki en büyük problemlerden biri, balıkçılığın aşırı faaliyet göstermesi.
-Bu aşırı avcılık, balıkçılık stoklarımızın üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Marmara denizi bir ekolojik koridor. Bu bölgenin balıkçılık anlamında ciddi bir koridor olması balıkçılık açısından ciddi bir potansiyeli olduğunu gösteriyor. Balığın planlı bir şekilde avlanması gerekiyor. Buna da sürdürülebilirlik deniyor. Bunun için de Marmara Denizi’nde bazı bölümlerin avcılığa kapatılması gerekiyor.
-Kesinlikle o bölgelerde ticari avcılığın yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Şu gerçeği de teslim etmemiz gerekiyor. Balık çok önemli bir protein kaynağı, biz bunu en ucuz ve kolay yoldan denizlerimizden alabiliriz.
-Bu konuda bazı regülasyonların da olması gerektiği aşikar. Oksijensiz bir yaşamdan bahsetmemiz mümkün değil, denizlerimizde ölçtüğümüz miktar üzerinden konuşacak olursak oksijen miktarı belli bir limitin üzerinde olması gerekiyor ki orada yaşam devam edebilsin.
-Marmara Denizi’nde özellikle alt tabakalarda belli noktalarda biz bu alt değerleri görüyoruz. Son onlu yıllara baktığımızda da genel olarak Marmara Denizi’nde oksijen düşüklüğünden bahsedebiliriz.
-Tedbirler eğer alınmayacak olursa ileriki yıllarda oksijen azlığı neticesinde canlı kayıpları da oluşabilir. O yüzden bizim yapmamız gereken kötü gidişi durdurduktan sonra oksijeni nasıl arttırabileceğimiz yönünde çalışmalar yapmamız lazım.
-Marmara Denizi’nde beslendiği iki kaynak olan Karadeniz ve Akdeniz deki oksijen miktarı da bizim Marmara denizimiz üzerinde önemli etkiye sahip.
-Marmara denizi için bir çalışma yaparken diğer denizlerdeki durumlar da bizi çok fazla etkileyecektir. Netice itibari ile direkt olarak bugünden yarına bu oksijenin balıkçılıkla bir ilişkisi yoktur. Bu limit değerlere çok fazla yaklaşılacak olursa orta vadede balıkçılık üzerinde de etkisi olacaktır. Bugün için endişeye kapılmayı gerektirecek bir durum yok. Tedbirlerimizi devam ettirmeliyiz.
]]>TCG Uluçalireis denizaltısı, 18 Mart’ta ziyarete açılacak.
Yenilenen denizaltı, Türk Donanması’nda 29 yıl boyunca görev yaptı. Sergilenmek üzere Çanakkale Deniz Müzesi’ne getirildi.
ABD’nin Portsmouth Tersanesi’nde 7 Temmuz 1944’te 94 metre boyunda, 8,5 metre eninde, 2 bin ton ağırlığında ve 4,5 metre draftında inşa edilen TCG Uluçalireis zayıf ve uzun, çevik ve dayanıklı bir balık türünden aldığı “USS Thornback” adıyla denize indirildi.
İkinci Dünya Savaşı’na katıldı
Savaşın ve mücadelenin içine doğan denizaltı, Haziran 1945’te harp karakolu yapmak için ilk seyrini icra etmek üzere Pearl Harbour Limanı’ndan ayrılarak Japonya açıklarında gelen bir emir üzerine İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
Türk sancağı çekildi
“Guppy IIA” tadilatı görerek 1946 yılında daha da güçlenen, 2 Temmuz 1971’de ABD’nin Charleston kentinde yapılan devir teslim töreninde Türk sancağı çekilerek Türk Deniz Kuvvetleri’ne katılan denizaltıya, Kılıç Ali Paşa namıdiğer Kaptanıderya Uluç Ali Reis’in adı verildi.
Düşmana ağır zayiat verdi
Denizaltı, 1548’den itibaren büyük Türk denizcisi Turgut Reis’in yanında gaziantep escort deniz akınlarında yer alan, 1571’de İnebahtı Savaşı’ndan tek gemi kaybetmeden ve düşmana ağır zayiat vererek çıktı.
Bunun için Padişah 2. Selim tarafından adı Kılıç Ali olarak değiştirildi. Endülüs’teki Müslümanları Haçlı zulmünden kurtarma faaliyetine katıldı.
1574’te Tunus’u fethederek bu ülkeyi İspanyol nüfuzundan kurtaran, 16 yıllık kaptanıderyalığında Türk Donanmasını cihanın en büyük deniz gücü olarak muhafaza eden Uluç Ali Reis’in ismiyle anılmaya başlandı.
Türk sancağı ile ilk dalışını 53 yıl önce yaptı
TCG Uluçalireis, Türk sancağı ile ilk dalışını 3 Temmuz 1971’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleştirdi. Donanmaya katılışı 3 Mayıs 1972’de Donanma Komutanı şehit Oramiral Kemal Kayacan tarafından yapılan denizaltı, 1974 yılı Denizkurdu-2 Tatbikatı’nın son safhasında Girit’in kuzeyinden harekete geçerek Kıbrıs Barış Harekatı’na iştirak etti.
1972, 1973 ve 1996 yıllarında torpido atış birincisi olan TCG Uluçalireis, 1990 yılı Denizkurdu-1 Tatbikatı’nda su altında hiç yakalanmadan en çok hücum geliştiren olarak takdir edildi.
TCG Uluçalireis, 1645’inci ve son dalışını 30 Mayıs 2000’de Kuzey Ege’de yaptı ve 8 Ağustos 2000’de hizmet dışına ayrıldı.
“Başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz”
TCG Uluçalireis’i, 18 Mart’ta yüce Türk milletinin teveccühüne sunmak üzere heyecanlı bir hazırlık içinde olduklarını dile getiren Albay Aras, şu bilgileri aktardı:
Denizaltımız son bir yıl içinde restorasyona alındı. 1971 yılında Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltımız, 2000 yılında hizmet dışına ayrıldı. Tam 29 yıl Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet vermiş bir denizaltıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz bir yıl içinde müze haline getirmek üzere denizaltımızı tekrar restorasyona aldık.
Türkiye’nin ilk denizaltı müzesinden bahsediyoruz. Bir yıl süren restorasyonun ardından 18 Mart’ta Çanakkale sularında ziyarete açacağız. Atılay ve Dumlupınar denizaltılarının anısına, bir anıt statüsünde burada ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz.
]]>Dünyadaki okyanus tabanının yüzde 0,1’ini kaplamasına rağmen milyonlarca deniz canlısına ev sahipliği yapan deniz çayırları, en yaygın kıyı habitatları olarak biliniyor.
Kirleticileri filtreleyerek su kalitesini artıran, karbon yutağı görevi üstlenerek okyanuslardaki karbonun yüzde 18’ini depolayan deniz çayırları bu sayede iklim değişikliğine karşı güçlü bir bariyer görevi üstleniyor.
Mercan resiflerini, okyanus asitlenmesini baskılayarak, sahil bölgelerini ise kıyıya vuran şiddetli dalgaların şiddetini yumuşatarak koruyan deniz çayırlarının popülasyonunda kirlilik, iklim değişikliği, düzensiz balıkçılık ve teknecilik faaliyetleri gibi etkenler nedeniyle 1930’lardan beri azalmalar yaşanıyor.
Küresel deniz çayırlarının sadece dörtte biri koruma altındaki alanlarda bulunurken, her yıl dünyadaki deniz çayırlarının yüzde 7’sinin yok olduğu tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, deniz çayırlarının korunmasına yönelik farkındalığın artırılması için 2022’nin mayıs ayında aldığı kararla, 1 Mart’ı “Dünya Deniz Çayırları Günü” olarak kabul etti.
İlki geçen yıl kutlanan Dünya Deniz Çayırları Günü’nün ikincisi, bu yıl Marmara Denizi’nden gelen güzel bir haberle kutlanıyor. Marmara Denizi’ndeki Posidonia oceanica deniz çayırlarının korunması için Türkiye İş Bankası ve TÜDAV tarafından başlatılan “Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları” projesinde Marmara’da iki yeni deniz çayırı alanı tespit edildi.
Projenin başlamasıyla 2023’ün temmuz, ağustos ve eylül aylarında Erdek, Narlı Köyü ve Paşalimanı Adası’nda gerçekleştirilen arazi çalışmalarında hava ve coğrafi koşullara bağlı olarak tüplü ve tüpsüz dalışlar, manta çekme yöntemi, uzaktan görüntüleme ve uydu teknolojisi teknikleri kullanılarak ölçümler yapıldı.
Önceki çalışmalardan elde edilen bulgularda, Kapıdağ Yarımadası’nın batısındaki Paşalimanı Adası’nın kıyı şeridinde 3,13 kilometre boyunca, 35,1 hektarlık alanda, 8 kilometre uzunluğunda Posidonia oceanica deniz çayırı alanı tespit edilmiş, bu alandaki deniz çayırı yatağının başlangıç ve bitiş itibarıyla tek parça olduğu belirtilmişti.
Yeni çalışmada ise aksine çok parçalı bir yapı olduğu, söz konusu alanda 278 adet deniz çayırı yatağı bulunduğu tespit edildi. Bu yatakların derinliği 0,8 metre ile 6,4 metre arasında değişiyor.
Sürdürülen çalışmalar sonunda 2 yeni deniz çayırı yatağının daha bulunmasıyla bu alandaki deniz çayırı yatağı sayısı 280’e yükselirken yeni bulunan deniz çayırı yataklarının toplam büyüklüğü 2,264 hektar olarak ölçüldü.
“Deniz çayırları etrafındaki canlılara yaşam alanı sağlar”
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, denizlerin de tıpkı insanlar gibi oksijene ihtiyaç duyduğunu ve bu noktada deniz çayırlarının denizlerin akciğeri olarak nitelendirildiğini söyledi.
Deniz çayırlarını, karada yaşayan çiçekli bitkilerin denizde yaşayan şekli olarak tanımlayan Öztürk, “Bilimsel araştırmalara göre, karadaki bütün bitkilerin atasıdır. Karadaki çiçekli bitkiler gibi kök, gövde ve yapraktan oluşur. Deniz tabanında uzanan köklerinden beslenir, çiçekli bitki olduğu için denizin içinde ilkbaharda çiçek açar ve meyve verir.
Denizde yaşayan canlılar için çok önemli olan deniz çayırları, etrafındaki birçok canlıya yaşam alanı sağlar. Deniz çayırlarının olduğu denizlerde, tüm canlılar için temiz ve sağlıklı bir yaşam var demektir” dedi.
Deniz çayırlarının kış mevsiminde yapraklarını döktüğünü ve ömrünü tamamlayan bu yaprakların, dalgalar aracılığıyla kıyıya vurmasıyla sahildeki canlılara yuva oluşturduğunu belirten Öztürk, Akdeniz’de karaya vurmuş deniz çayırlarından oluşan sahillere “ekolojik plaj” dendiğini dolayısıyla bunların da denizin içindekiler kadar korunması ve toplanmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Deniz çayırlarının dünya genelinde 60 türü bulunduğu bilgisini veren Öztürk, şöyle devam etti:
“Türkiye’de Posidonia oceanica, Cymodocea nodosa, Zostera marina, Zostera noltei olmak üzere 4 tür deniz çayırı yaşıyor. Bunların arasında Posidonia oceanica Akdeniz’e endemiktir, Ege Denizi ve nadiren de Marmara Denizi’nde görülür.
Zostera Karadeniz’de, Cymodocea Marmara’da baskın türdür ve bütün denizlerimizde görülür. Deniz çayırları tropikal ormanlardan daha fazla organik madde üreterek birincil üretici olarak konumlanırlar.
Fotosentez ile suyun oksijence zenginleşmesini sağlayan bu çiçekli bitkiler uzun yaprakları, yatay uzanan gövde ve kökleriyle sudaki askı yüklerini ve sedimentasyonu tutup zemin hareketlerini düzenler. 1 metrekare alanı kaplayan Posidonia oceanica deniz çayırları günde 14 litre oksijen üretebilir, 1 hektarı ise yılda 1024 ton karbon tutabilir.”
“Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları” projesinde Marmara Denizi’nin sağlığı için kritik öneme sahip son Posidonia oceanica deniz çayırlarının korunması amacıyla Erdek Paşalimanı Adası’nda deniz çayırlarının bulunduğu alanın sınırlarının belirlenerek haritalandığını ve kamuoyunu bilinçlendirmek üzere eğitim ve toplantılarla farkındalık çalışmaları yürütüldüğünü anlatan Öztürk, Posidonia oceanica’nın bir Akdeniz endemiği olarak Marmara’da bulunmasını başlı başına değerli ve özel bir durum olduğuna dikkati çekti.
Deniz çayırlarına dair eğitimlere devam edilecek
Deniz çayırlarının korunması noktasında kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere herkese önemli görevler düştüğüne dikkati çeken Öztürk, şunları kaydetti:
“Deniz çayırlarıyla birlikte yaşayan türlerin belirlenmesi, yabancı türlerin ise eradikasyon çalışmalarını yürüteceğiz. Hayalet ağların toplanması başta olmak üzere dip ve kıyı temizlikleri gerçekleştireceğiz. Ayrıca proje kapsamında yerel halk ve balıkçılarla bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeyi sürdüreceğiz.
2023 Aralık ayı itibarıyla Marmara Adası, Avşa Adası, Erdek merkez ve köy okulları olmak üzere toplam 20 okulda 1660 ilk ve ortaokul öğrencisine denizlerimiz ve deniz çayırlarıyla ilgili eğitimler verdik. Eğitimlere 2024 yılında ilk ve orta dereceli 10 okulda devam edeceğiz.”
Öztürk, 1 Mart’ın Dünya Deniz Çayırları Günü olarak literatüre geçmesinin kamuoyunda farkındalık yaratmak için önemli olduğuna fakat deniz çayırlarının önemi ve korunması için neler yapılması gerektiğinin bir gün değil, sürekli gündemde tutulması gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
]]>PLANKTON NEDİR?
Plankton, suda yaşayan ve akıntılara bağımlı olarak hareket eden canlıların genel adıdır. Bunlar genellikle mikroskobik boyutlarda ve tek hücreli olsalar da, denizanaları veya kopmuş yosunlar gibi daha büyük canlılar da plankton olarak sınıflandırılır.
Mavi renk plankton patlaması, Noctiluca scintillans adı verilen bir dinoflagellat türünün aşırı çoğalması sonucu oluşur. Bu dinoflagellatlar, biyolüminesans adı verilen bir süreçte ışık üretebilen özel proteinlere sahiptir. Bu nedenle, mavi renk plankton patlamaları geceleri denizde mavi ışıltılar oluşmasına neden olur.
Mavi renk plankton patlamaları genellikle ılık sularda, özellikle de yaz aylarında görülür. Bu patlamalar, denizdeki besin maddelerinin artması veya su sıcaklığının yükselmesi gibi çeşitli faktörlerden tetiklenebilir.
Mavi renk plankton patlamaları genellikle zararsızdır ve insan sağlığı için herhangi bir risk oluşturmaz. Ancak, bazı durumlarda bu patlamalar balık ölümlerine ve deniz ekosisteminin dengesinin bozulmasına neden olabilir.
Mavi renk plankton patlamaları, denizdeki biyoçeşitliliğin ve doğal güzelliğin bir göstergesidir. Bu nedenle, bu patlamaları korumak ve gelecek nesillere aktarmak önemlidir.

PLANKTON PATLAMASI NASIL OLUR?
Plankton patlaması, denizdeki planktonların normalden çok daha fazla çoğalması ve suyun rengini değiştirmesi olayıdır. Bu durum, çeşitli faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşur.
Plankton patlamasının en yaygın nedenleri şunlardır:
Işık ve Sıcaklık: Güneş ışığı ve ılık su sıcaklığı, planktonların çoğalması için ideal koşulları oluşturur. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında deniz suyu ısındıkça planktonlar hızla çoğalmaya başlar.
Besin Maddeleri: Atık sular, tarımsal gübreler ve sanayi atıkları gibi besin maddelerinin denizlere karışması da plankton patlamasına yol açabilir. Fazla besin, planktonların aşırı çoğalmasına ve patlama yaşanmasına neden olur.
Hava Koşulları: Sakin deniz ve rüzgarsız hava da planktonların çoğalmasını kolaylaştırır. Akıntılar azaldıkça planktonlar bir bölgede yoğunlaşarak patlamaya zemin hazırlar.
Plankton patlamasının belirtileri:
Deniz suyunun renginin değişmesi (yeşil, kahverengi, kırmızı vb.)
Suyun bulanıklaşması ve köpürmesi
Balık ölümleri
Kabuklu deniz canlılarında renk değişimi ve kabuk dökülmesi
Cilt tahrişi, kaşıntı ve solunum problemleri gibi insanlarda sağlık sorunları
Plankton patlamasının etkileri:
Deniz ekosisteminin dengesini bozarak oksijen azalmasına ve balık ölümlerine neden olabilir.
Balıkçılık ve turizmi olumsuz etkileyebilir.
Cilt tahrişi, kaşıntı ve solunum problemleri gibi insanlarda sağlık sorunlarına yol açabilir.
Plankton patlamasını önlemek için:
Atık suların arıtılması ve denizlere karışmasının önlenmesi
Tarımsal gübre kullanımının kontrol altına alınması
Sanayi atıklarının denizlere deşarjının önlenmesi
Deniz kirliliğinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması
Plankton patlamaları doğal bir olay olsa da, insan faaliyetleri bu olayı tetikleyebilir ve daha sık ve şiddetli hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle, denizlerimizi korumak ve plankton patlamalarını önlemek için gerekli adımları atmamız önemlidir.
]]>Dalgıçlar tarafından Marmara Denizi’nde su altı gözlemleri yapılarak, bazı örnekler alındı. Ayrıca farklı derinliklerden denizanası örnekleri alınıp incelendi.
Üniversitenin Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, AA muhabirine, dünyada olduğu gibi Türkiye’nin denizlerinde de son yıllarda ciddi denizanası artışı yaşandığını söyledi.
Denizanalarının ekosistemdeki olumsuz değişiklikleri faydalarına kullanılabilme kabiliyetleri bulunduğunu ve hayatta kalma konusunda başarılı olduklarını belirten Okyar, “Bunlar 500 milyon yıldır dünya üzerinde yaşamlarını sürdüren, sayılarını ve çeşitliliklerini arttıran canlılar.” dedi
Prof. Dr. Okyar, Marmara Denizi’nin farklı nedenlerden kaynaklı yoğun insan baskısı altında olduğunu, bunun denizanası artışına ortam hazırladığını ifade etti.
Denizanalarının kirli bölgelere tahammül gösteren canlılar olduğuna dikkati çeken Okyar, “Sıcaklık artışıyla bunların üreme kapasiteleri artıyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak da tüm denizlerde bu sıcaklık artışları mevcut. Marmara Denizi’nde de kış ayı olmasına rağmen su sıcaklığı yaklaşık 20 derece olarak ölçüldü. Sıcaklıktaki bu artış denizanalarının üreme aktivitelerini tetiklemektedir. Son yıllarda tüm Marmara Denizi’ni kapsayacak şekilde ama başta İstanbul kıyıları olmak üzere, Marmara Denizi’nin kıyısal alanlarında ve körfezlerde yoğun denizanası artışı görüyoruz.” diye konuştu.
“PROJENİN BİRİNCİ KISMINI DOĞU MARMARA’DA YAPTIK”
Prof. Dr. Okyar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Su Bilimleri Fakültesi tarafından denizanası artışının nedenlerinin belirlenmesi için çalışma başlatıldığını dile getirdi.
Projenin birinci kısmını Doğu Marmara’da uyguladıklarını vurgulayan Okyar, “Denizanaları aşırı çoğaldıklarında belli bir süre sonra öldüklerinden dolayı parçalanmaya başlıyorlar. Bu da su kalitesinin bozulmasına ve ekosistemin işleyişinde değişimlere neden oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Okyar, dron kullandıkları çalışmalarda denizanalarının büyük metrekarelerde yayıldığını tespit ettiklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:
-Bunun yanında dalışlar gerçekleştirerek özellikle hangi su kütlesinde toplandıklarını tespit ettik. Özellikle 5 ila 10 metre arasında denizanalarının daha fazla bulunduklarını belirledik.
-Suyun yüzeyinde tek tük görünen denizanası aslında 5 metre derinliklerde devasa büyüklükte stoklara sahip.
-Projenin ikinci aşamasında da tüplü dalış yapıp, bunların safhalarını takip edip üremelerinin ekosistemindeki mevsimsel sürecini takip edeceğiz. İklim değişikliğine bağlı olarak Marmara Denizi’ne pek çok yeni istilacı denizanası türü giriyor.
-Son yıllarda yaptığımız çalışmalarda pek çok yeni tür bulduk. Bunlar bolluklarını arttırmaya başladılar. Yeni türlerin girişiyle denizel ekosistemdeki denizanasına bağlı çözünmüş organik madde yükü artıyor.
Denizanası ile beslenen canlıların ekosistemdeki çeşitli baskılar sebebiyle azalmasının, bunlar üzerindeki avcı baskısının kalkmasına ve sayılarının artmasına neden olduğuna dikkati çeken Okyar, “Denizanası artışları artık her mevsimde yaşanıyor. Küresel ısınmanın tetiklemesiyle son 20-30 yılda denizanaları aşırı artış gösterdi.” dedi.
Prof. Dr. Okyar, Marmara Denizi’nin akıntı sistemiyle taşınan denizanalarının özellikle İzmit Körfezi’nin doğu havzasında birikip bu bölge için ciddi sorun oluşturduğunu ifade etti.
Deniz ekosistemine zararlı bu canlıların Uzak Doğu’da gıda olarak tüketildiğinden bahseden Okyar, denizanalarından ekonomiye fayda sağlayacak ürünlerin elde edilmesi için çalışma yaptıklarını sözlerine ekledi.
]]>Denizin 51 metre derinliğinde tabana oturan gemiye yapılan dalışların koordinasyonu “TCG Akın Gemisi”nden sağlanıyor. Batan gemi üzerinde konuşlu Nene Hatun Gemisi de İnsansız Su Altı Robotu (ROV) ile görüntüleme ve tarama yaparak kayıp mürettebattan iz arıyor.
Bölgede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandoları ve AFAD ekipleri, havadan, deniz yüzeyinden ve karadan arama çalışması yürütüyor.
55 FARKLI UNSUR ARAMA GERÇEKLEŞTİRİYOR
Arama kurtarma faaliyetlerinin 7. gününde denizden 48, havadan 2 ve karadan 7 olmak üzere 55 farklı unsur görev alıyor.
Sahil Güvenlik uçağı Kapıdağ yarımadası kuzeyinde sahil hattı ile Bandırma Körfezi ve tüm arama kurtarma sahasının yüzey aramasını yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait insansız hava aracı UÇBEY VTOL ile arama kurtarma bölgesinin üzeri taranıyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “Nene Hatun”, “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları tarafından arama kurtarma sahası güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında arama gerçekleştiriyor.
Emniyet Genel Müdürlüğüne ait “KB1001”, “YKB1601”, “KB7701” ve “KB1601” ile Balıkesir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına ve AFAD Bursa İl Müdürlüğüne ait lastik botlarla da Marmara Adası doğusunda sahile yakın mesafelerde yüzey araması yapıyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı TCSG 85 botu da bölgedeki arama faaliyetlerine katılan yaklaşık 30 balıkçı teknesinin koordinasyonunu sağlıyor.
SAS KOMANDOLARI MAKİNE DAİRESİNE DALIŞI SÜRDÜRECEK
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine, arama faaliyetlerinin hız kesmeden devam ettiğini söyledi.
Geminin batığına SAS komandolarının bugün de dalış gerçekleştireceğini vurgulayan Demirtaş, şunları kaydetti:
“Bursa’da 620 personelle arama çalışmaları devam ediyor. Ayrıca 355 personel de Balıkesir Bandırma tarafında arama yapıyor. Yine deniz yüzeyindeki arama çalışmalarına 30 balıkçı teknesi destek veriyor. Gemiye yapılan dalışlarda 30 dalgıç görev alıyor. Arama çalışmaları SAS komandolarının dalışıyla makine dairesinde yoğunlaştırılacak. Ayrıca Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ve deniz polisinin dalgıçları da farklı bölgelerde dalışlar gerçekleştiriyor.”

GEMİNİN ENKAZINA 20’NCİ DALIŞ BAŞLADI
Aramaların devam ettiği bölgeye gelerek ekiplerden son duruma ilişkin bilgi alan Demirtaş, kayıp mürettebatın yakınlarıyla görüştü.
Vali Demirtaş, gazetecilere, dalgıçların geminin enkazına 20. dalışı gerçekleştirdiğini anlattı.
Makine dairesinde aramaların sürdüğünü bildiren Demirtaş, şunları kaydetti:
“Arkadaşlarımızı bulana kadar buradayız. Ekiplerin koydukları bir gün veya sayı yok. Tarama bitene kadar buradayız. 20. dalış şu an devam ediyor. Hareket kabiliyeti pek bulunmuyor. Arkadaşlarımız büyük fedakarlık yapıyorlar. Ciddi risk de var. Aramalar devam ediyor, umudumuz bitene kadar aramalara devam edeceğiz. Bugün gemiler, botlar, helikopterlerle aramalar devam etti. Bizim yaptığımız aramanın bir benzeri Balıkesir’de de yapılıyor. Bizim amacımız kayıp mürettebatı bulmak.”
TOPLAMDA 64 FARKLI UNSUR GÖREV ALDI
Deniz Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi (DZAKKM) tarafından “Batuhan A” gemisinin batmasının ardından15 Şubat saat 07.30 ile 20 Şubat saat 23.59’a kadar yapılan arama faaliyetlerinin detayları paylaşıldı.
Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 4, Sahil Güvenlik Komutanlığı 10, Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünün 5, Emniyet Genel Müdürlüğü 4, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı, AFAD, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, Bandırma 911 Arama Kurtarma Ekibinin birer unsurunun yanı sıra balıkçı tekneleri, acente botları ve Bağfaş römorkörü ile denizde aramalar yapıldı.
Su altı dalış faaliyetleri kapsamında TCG AKIN tarafından batık üzerinde satıhtan ikmalli 16 baş dalış, Sahil Güvenlik DEGAK 11 timi tarafından Kurşunlu Limanı doğusunda bulunan midye çiftliğine toplam 2 saat 3 dakika olmak üzere 2 baş dalış ve batığın 1000 yarda güneybatısında 50 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından batığın 1000 yarda güneyinde toplamda 1 saat 10 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı gerçekleştirildi.
Havadaki çalışmalar kapsamında 1 Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteri, bir Sahil Güvenlik Komutanlığı uçağı ve 4 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı uçağı 45 saat 10 dakika uçuş gerçekleştirdi.
Denizden ve havadan su üstü, karadan sahil şeridini tarama ile su altı dalış faaliyetlerini kapsayacak şekilde olmak üzere 15-20 Şubat’taki çalışmalarda toplam 64 farklı unsur görev aldı.
ZEYNEP KILINÇ VE HÜSEYİN TUTUK’UN CESEDİNE ULAŞILMIŞTI
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşılmıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandosu dalgıçlarının 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu.
]]>Bu yılın en iyi sualtı fotoğrafı olarak değerlendirilen “Whale Bones” adlı eser, dünyanın dört bir yanından gelen 6.500’ün üzerinde fotoğrafın galibi oldu.
Jüri heyeti başkanı Alex Mustard, “Whale Bones, nefesini tutan bir dalgıcın leşlere tanıklık etmek için Grönland buz tabakasının altına inmesi sırasında en zorlu koşullarda fotoğraflandı.”
“Kompozisyon bizi bu gezegenin muhteşem yaratıkları üzerindeki etkimizi düşünmeye davet ediyor. İnsanların yükselişinden bu yana vahşi hayvanlar yüzde 85 oranında azaldı. Doğayla dengeyi bulmamız için yolumuzun değişmesi gerekiyor.” dedi.
Bu yıl kazanan fotoğraflarda balinalar göze çarparken katılan dereceye giren fotoğraflar ise şöyle sıralandı…
Japonya’da çekilen ve Davranış kategorisinde ikinci seçilen bir fotoğrafta, Zoarchias’ın iki büyük yılan balığı dişisi kavga için mücadele ediyor. (Jinggong Zhang)

Dennis Corpuz’un eseri, Makro kategorisinde ikinci seçildi. Küçük bir ahtapot, karanlık sularda ışıklarla seyahat eden ve beslenen küçük canlıların göçünü gösteren, boru şeklinde bir pirozomun içinde görünüyor.

Martin Broen, Ürdün Akabe’deki Sualtı Askeri Müzesi’nde Chieftain tanklarını gösteren fotoğrafla Enkaz kategorisini kazandı.

Siyah Beyaz grupta Jasmine Skye Smith’in Su Dansçıları birinci oldu. Avustralya’da çekilen bu fotoğraf, senkronize bir yüzme takımının üyelerini odağına aldı.

Rafael Fernandez Caballero, Davranış kategorisini “The End Of A Baitball” ile kazandı. Bryde balinası tek ısırıkta yüzlerce kilo sardalyayı yutuyor.

Talia Greis imzalı Göbekli Deniz Atı Makro kategorisini kazandı. Greis, Avustralya’nın Sidney sularındaki bir dalış alanında deniz atının gözlerinin etrafındaki ayırt edici işaretlerden etkilendiğini söyledi.

Bu saplı denizanası resmi Makro kategorisinde üçüncü sırada yer aldı. Dorset’teki Kimmeridge Körfezi’nde çekildi. (Sandra Stalker)

Enkazlar kategorisinde üçüncü olan devasa bir balık sürüsü, fotoğrafça Brezilya’nın Recife kentinde batık bir teknedeki yelken izlenimini verdi. (Fabi Fregonesi)

“Yukarıdan Gelen Saldırı”, Portre grubunda ikinci seçildi. Monterey, Kaliforniya’da çekilen fotoğrafta, yosunların arasında küçük balık avlarken kameraya saldırmaya çalışan bir kuş görülüyor. (Jon Anderson)

Portre kategorisinde üçüncülük, Tayland’ın Phi Phi Adaları’nda yiyecek aramaya giden bir makakın fotoğrafıyla kazanıldı. (Suliman Atatiqi)

Çift Cüce, Makro kategoride üçüncü oldu ve Endonezya’nın Lembeh kentinde çekilen bir çift deniz atını gösteriyor. (Bryon Conory)

Mısır’ın Marsa Shagra şehrinde çekilen “Encircled” Gelişen ve Geleceğe Yönelik fotoğrafçılar kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı. Fotoğrafta, yavru barakuda gruplarının bir mercan resifinin üzerinde dönen bir top halinde bir araya geldiği görülüyor. (Sarah O’Gorman)

“Star Attraction”, Britanya Makro bölümünün kazananı oldu. Jenny Stock, Oban yakınlarındaki bir İskoç dalış alanı olan Loch Leven’i ziyaret etti ve burada binlerce kırılgan yıldızdan oluşan canlı bir “halının” renklerini fotoğrafladı.

“Seçilmiş Olan”, James Lynott tarafından Loch Leven’de çekildi ve ona British Waters Compact kategorisinde üçüncü sırayı kazandırdı ve yaklaşık 20 metre derinlikteki ay denizanasını gösteriyor.

Plymouth’un 21 mil güney batısında, açık denizdeki Eddystone Deniz Feneri yakınlarında büyük bir levrek sürüsü, Britanya Suları Geniş Açı kategorisinde ikincilik aldı.

Dünya Geniş Açı bölümünde, Bahamalar’daki Tiger Plajı’ndan birkaç mil uzakta, sırıtan bir limon köpekbalığı fotoğrafçıyı selamlıyor. (Rodolphe Guignard)

Büyük beyaz köpekbalıkları, Güney Avustralya’daki Güney Neptün Adası açıklarında, sallanan deniz çayırlarının üzerinde devriye geziyor. Fotoğraf Siyah-Beyaz kategorisinde ikinci oldu. (Matty Smith)

AFAD, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik, deniz polisi, jandarma, UMKE, ANDA, AKUT VE NAK ekipleri tarafından toplam 6 kurtarma botu, 28 araç ve 1 Sahil Güvenlik korvetinden oluşan 275 personelle kurtarma çalışmaları başlatıldı.
Arama kurtarma faaliyetlerine 1 Sahil Güvenlik korveti, 3 Sahil Güvenlik botu, 1 Sahil Güvenlik helikopteri, 1 Sahil Güvenlik uçağı, 1 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşif karakol uçağı, 2 Kıyı Emniyet botu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arama kurtarma gemisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mayın gemisi, ROV cihazı bulunan deniz polisi ekibi ve Kıyı Emniyeti’nin unsuru olan Nene Hatun römorkörü ile RHIB bot da katıldı.
51 METRE DERİNLİKTE TESPİT EDİLDİ
İzmit Körfezi’nde bulunan araştırma gemisi TCG ÇUBUKLU ile Erdek Deniz Üs Komutanlığı’nda görevli mayın avlama gemisi TCG AYVALIK ile Karadeniz açıklarındaki arama-kurtarma gemisi TCG AKIN da destek için bölgeye ulaştı. Yine Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 Seahawk helikopteri Çanakkale Deniz Hava Üs Komutanlığı’nda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 AS532 tipi helikopter de bölgeye hareket etmek üzere Eskişehir 1’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’nda hazır bekletilirken, Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, BATUHAN-A isimli kargo gemisindeki 6 mürettebatı arama-kurtarma çalışmalarına destek sağlayan Deniz Kuvvetleri’nin, sonar cihazıyla gemiyi 51 metre derinlikte tespit ettiği belirtildi.
Su altından kaydedilen görüntülerde, geminin yan yatmadığı ve seyir halindeymiş gibi batarak deniz tabanına düz şekilde oturduğu görüldü. Battığı pozisyonun arama-kurtarma çalışmalarını kolaylaştıracağı değerlendirilen geminin 3 boyutlu modellemesi de yapıldı.
İLK DALIŞ ARAMA ÇALIŞMALARININ 3’ÜNCÜ GÜNÜNDE GERÇEKLEŞTİ
Arama çalışmalarını Bursa’nın Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi’nde kurulan kriz merkezinden koordine eden Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, 9 gemi, 2 uçak, 1 helikopter ile 705 personelin çalışmaları sürdürdüğünü belirtirken, 51 metre derinlikte tespit edilen gemiye ulaşmak için ilk dalış, arama çalışmalarının 3’üncü gününde, saat 10.30’da gerçekleştirildi.
Deniz Kuvvetleri personeli, denizin 51 metre derinliğinde tespit edilip görüntülenen gemiye, Karadeniz açıklarından bölgeye gelen arama-kurtarma gemisi TCG AKIN’a kurulan asansörle denize inerek daldı. Kriz merkezinin kurulduğu ve çalışmaların koordinasyonunun sağlandığı Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi sahiline 7 kilometre mesafede gerçekleştirilen dalışta, kayıp 6 mürettebatından 1’inin cenazesine dün saat 14.30 sıralarında ulaşıldı.
AŞÇI ZEYNEP’İN DÜMENDE OLDUĞU DEĞRELENDİRMESİ
TCG AKIN’dan dalış gerçekleştiren Deniz Kuvvetleri personelinin olaydan 56 sonra batık gemi enkazında bularak su yüzeyine çıkardığı cenazenin aşçı Zeynep Kılınç’a ait olduğu belirlendi.
Kaptan köşkünde cenazesi bulunan ve geminin dümeninde olduğu değerlendirilen Kılınç’ın cenazesi Bursa Adli Tıp Kurumu Morgu’ndaki otopsi işlemlerinin ardından, Adana’nın Karataş ilçesi Adalı Köyü’nde toprağa verilmek üzere dün akşam yakınlarına teslim edildi.
İKİNCİ DALIŞ BU SABAH BAŞLADI
Hava muhalefeti nedeniyle dün gece ara verilen çalışmalar bu sabah yeniden başladı. Deniz Kuvvetleri dalgıçları, gemi enkazında sonar cihazıyla tespit edilen 2 cenazeden 1’ine daha ulaşmak için, TCG AKIN’dan, 51 metre derinlikteki batık gemiye dalış gerçekleştirdi.
Dün aşçı Zeynep Kılınç’ın cenazesinin bulunduğu kaptan köşkünün altında olduğu değerlendirilen cenazeye ulaşmak için süren çalışmalara Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın özel eğitimli 19 dalgıcının katıldığı, Kıyı Emniyeti’ne bağlı 11 dalgıcın da acil müdahale için Nene Hatun römorköründe hazır beklediği öğrenildi.
ARTAN YÜK AĞIRLIĞI DENGEYİ DEĞİŞTİRDİ
Öte yandan geminin kayıp 4 mürettebatının ise batma anına kadar, fırtına nedeniyle havalanıp tehlike oluşturan brandayı düzeltmeye çalıştıkları ve bu nedenle geminin güverte kısmında oldukları tahmin ediliyor.
1300 ton yük kapasiteli ticari geminin, 1250 tonluk normal yükle seyir halindeyken batmasının nedeni olarak, gemide taşınan mermer tozunun üzerinin kapatıldığı ve sabitlenmeyen brandanın, fırtınada bir kısmının havalanarak yükün üzerine deniz suyunu taşıdığı, aynı zamanda yağışın, üzeri açılan mermer tozuna direkt temasıyla, yükün artan ağırlığının geminin dengesini bozduğu belirtiliyor. Böylece ağırlığı artarak dengesi bozulan geminin, yan yatıp su almaya başlayarak battığı ihtimali üzerinde duruluyor.
]]>Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, Karacabey ilçesi açıklarında 51 metre derinlikteki geminin enkazında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı dalgıçların çalışma yapmaya başladığını söyledi.
Geminin enkazında bir personelin cesedine ulaşıldığını belirten Demirtaş, kimlik tespiti için çalışmanın sürdüğünü ifade etti. Demirtaş, 700’den fazla kişinin katılımıyla bölgede çalışmalara devam edildiğini bildirdi.
51 METRE DERİNLİKTE
Marmara Denizi açıklarında seyir halindeyken Karacabey ilçesinin 4 mil açığında, İmralı Adası’nın güneybatısında batan ‘BATUHAN A’ isimli gemiye ve 6 mürettebata ulaşmak için planlanan dalış, arama çalışmalarının 3’üncü gününde, saat 10.30’da gerçekleştirildi. Deniz Kuvvetleri personeli, denizin 51 metre derinliğinde tespit edilip görüntülenen gemiye, Karadeniz açıklarından bölgeye gelen arama-kurtarma gemisi TCG AKIN’a kurulan asansörle denize inerek daldı.

Kriz merkezinin kurulduğu ve çalışmaların koordinasyonunun sağlandığı Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi sahiline 7 kilometre mesafede gerçekleştirilen dalış, kamerayla da kayıt altına alındı.
VALİLİK: GÖRÜNTÜLERDEKİ SAATLER UYUŞMUYOR
Marmara Denizi açıklarında seyir halindeyken Karacabey ilçesinin 4 mil açığında, İmralı Adası’nın güneybatısında batan ‘BATUHAN A’ isimli gemiye ve 6 mürettebata ulaşmak için çalışmalar sürerken, batan gemide yağcı olarak bulunan Hüseyin Tutuk isimli gemicinin eşine gönderdiği ve geminin batma anlarının yer aldığı görüntülerle ilgili Bursa Valiliği’nden açıklama geldi. ‘5’inci, 6’ncı elbisem bu gece saat 01.00’den bu yana. Allah’ım sen yardım et ya Rabb’im. 6 saattir aynı yerdeyiz. Gemi batıyor. Ya Rabb’im gemi batıyor’ diyen Tutuk’un paylaştığı görüntülerde işaret edilen saatin, ilk yardım sinyalinin geldiği saatle örtüşmediği ve saat 06.28’e kadar yardım çağrısından bulunulmadığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
– İçerisinde 6 personel bulunan ‘Batuhan A’ isimli ticari geminin Marmara Adası Badalan Limanı’ndan yaklaşık 1250 ton mermer tozu yükü ile 14 Şubat 2024 saat 20.30’da çıkış yaparak Gemlik Limanı’na intikali esnasında planlı rotasında ilerlerken yaklaşık saat 01.30 sularında rotasını önce kuzeye daha sonra güneye doğru çevirdiği ve devamında da saat 06.28’de Türk Radyo’ya yardım çağrısında bulunduğu tespit edilmiştir. Bu yardım çağrısı alınana kadar geçen süre zarfında ‘Batuhan A’ isimli ticari gemiden herhangi bir tehlike ve yardım çağrısında bulunulmamıştır.
– Müteakiben Deniz Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi tarafından saat 06.32’de EPIRB sinyali alınması üzerine bölgeye en yakın konuş yerinde bulunan Sahil Güvenlik unsuru olan TCSG 313 saat 06.50’de avara ederek olay yerine intikale geçmiştir. TCSG 313 tarafından EPIRB sinyalinin geldiği noktaya saat 07.30’da varılmış olup bahse konu mevkisinde icra edilen su üstü yüzey araması sonucu herhangi bir yüzer unsur veya ‘Batuhan A’ isimli ticari gemiye rastlanmamış olup ivedilikle tespit ve teşhis faaliyetlerine devam ederek diğer Sahil Güvenlik unsurlarının bölgeye sevk edilmesi sağlanmıştır.”

EŞİNE 06.09’DA MESAJ YAZMIŞ
Hüseyin Tutuk’un mesaj ve video paylaşımında bulunduğu belirtilen açıklamada şöyle devam edildi:
– Ticari geminin içinde bulunan 6 personelden biri olan Hüseyin Tutuk’un eşi ile saat 06.09’da internet üzerinden içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu ancak geminin seyrüsefer bilgilerinin örtüşmediği tespit edilmiştir.
– Bahse konu gemiden ilk yardım talebinin ve geminin battığına dair ilk bilginin saat 06.28’de Türk Radyo’ya iletildiği müteakiben de saat 06.32’de EPIRB sinyalinin geldiği tespit edilerek en yakın konuş yerinde bulunan Sahil Güvenlik unsuru olan TCSG 313 saat 06.50’de EPIRB sinyalinin geldiği bölgeye derhal intikale başlamıştır. Bu süre zarfından itibaren gemi mürettebatına ulaşmak üzere arama kurtarma faaliyetlerine aralıksız olarak devam edilmekte olup tüm imkan/kabiliyetler seferber edilmektedir.
NE OLMUŞTU?
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı.
]]>Marmara Adası Badalan Limanı’ndan, Gemlik Limanı’na gitmek üzere 14 Şubat’ta saat 20.30’da kalkış yapan, 1250 ton mermer tozu yüklü ‘BATUHAN A’ isimli ticari gemiden 15 Şubat’ta saat 06.32’de acil durum sinyali alındı, 07.12’de ise sinyal kesildi. Karacabey ilçesinin kuzeyinde 4 mil açıkta batan gemiyi arama kurtarma çalışmalarını koordine etmek için Mudanya ve Karacabey ilçelerinde Bursa Valisi Mahmut Demirtaş başkanlığında kriz merkezi oluşturuldu.

AFAD, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik, deniz polisi, jandarma, UMKE, ANDA, AKUT VE NAK ekipleri tarafından toplam 6 kurtarma botu, 28 araç ve 1 Sahil Güvenlik korvetinden oluşan 275 personelle kurtarma çalışmaları başlatıldı. Arama kurtarma faaliyetlerine 1 Sahil Güvenlik korveti, 3 Sahil Güvenlik botu, 1 Sahil Güvenlik helikopteri, 1 Sahil Güvenlik uçağı, 1 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşif karakol uçağı, 2 Kıyı Emniyet botu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arama kurtarma gemisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mayın gemisi, ROV cihazı bulunan deniz polisi ekibi ve Kıyı Emniyeti’nin unsuru olan Nene Hatun römorkörü ile RHIB bot da katıldı.
51 METRE DERİNLİKTE
İzmit Körfezi’nde bulunan araştırma gemisi TCG ÇUBUKLU ile Erdek Deniz Üs Komutanlığı’nda görevli mayın avlama gemisi TCG AYVALIK ile Karadeniz açıklarındaki arama-kurtarma gemisi TCG AKIN da destek için bölgeye ulaştı. Yine Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 Seahawk helikopteri Çanakkale Deniz Hava Üs Komutanlığı’nda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 1 AS532 tipi helikopter de bölgeye hareket etmek üzere Eskişehir 1’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’nda hazır bekletilirken, Milli Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, BATUHAN-A isimli kargo gemisindeki 6 mürettebatı arama-kurtarma çalışmalarına destek sağlayan Deniz Kuvvetleri’nin, sonar cihazıyla gemiyi 51 metre derinlikte tespit ettiği belirtildi. Su altından kaydedilen görüntülerde, geminin yan yatmadığı ve seyir halindeymiş gibi batarak deniz tabanına düz şekilde oturduğu görüldü. Battığı pozisyonun arama-kurtarma çalışmalarını kolaylaştıracağı değerlendirilen geminin 3 boyutlu modellemesi de yapıldı.
“6 SAATTİR AYNI YERDEYİZ”
Öte yandan ‘BATUHAN A’ isimli gemiden çekilen son görüntüler de ortaya çıktı. Görüntüde isminin Hüseyin Tutuk olduğu öğrenilen gemicinin çektiği son anlar yer aldı. Tutuk’un ailesine gönderdiği görüntüde, geminin su aldığı net bir şekilde görülürken, gemicinin Liman Başkanlığı’na bildirilen listede adı yer alan Doğuşcan Yaylak’ın yerine gemiye yağcı olarak bindiği değerlendiriliyor. Yine görüntülerde Hüseyin Tutuk isimli gemicinin, “5’inci, 6’ncı elbisem bu gece saat 01.00’den bu yana. Allah’ım sen yardım et ya Rabb’im. 6 saattir aynı yerdeyiz. Gemi batıyor. Ya Rabb’im gemi batıyor” demesi dikkat çekti.
BATMA NEDENİ ARAŞTIRILIYOR
1300 ton yük kapasiteli ticari geminin, 1250 tonluk normal yükle seyir halindeyken batmasının nedeni de araştırılıyor. Gemide taşınan mermer tozunun üzerinin kapatıldığı brandanın sabitlenmediği ve fırtına nedeniyle bir kısmının havalanarak yükün üzerine deniz suyunu taşıdığı, aynı zamanda yağışın, üzeri açılan mermer tozuna direkt temasıyla, yükün artan ağırlığının geminin dengesini bozduğu belirtiliyor. Böylece ağırlığı artarak dengesi bozulan geminin, yan yatıp su almaya başlayarak battığı ihtimali üzerinde duruluyor. Hüseyin Tutuk isimli gemicinin kaydettiği görüntülerde de geminin üzerindeki mavi brandanın sabitlenmediği ve fırtınayla açıldığı görüldü.
TCG AKIN’IN HALATI KOPTU
Arama çalışmalarını Bursa’nın Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi’nde kurulan kriz merkezinden koordine eden Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, 9 gemi, 2 uçak, 1 helikopter ile yaklaşık 500’e yakın personelin çalışmaları sürdürdüğünü belirtirken, 51 metre derinlikte tespit edilen gemiye ulaşmak için dün saat 17.00 itibarıyla yapılması planlanan dalış, TCG AKIN Gemisi’nin yer sabitleme çalışmaları sırasında halatının kopmasıyla gerçekleştirilemedi.
Hava muhalefeti ve yaşanan olumsuzluklar nedeniyle dalışın dün gerçekleştirilemediğini söyleyen Bursa Valisi Demirtaş, bu sabah itibarıyla TCG AKIN Gemisi’nin 3 halatla yer sabitleme çalışmasını tamamladığını ve Deniz Kuvvetleri personelinin bugün gemiye dalışı gerçekleştireceğini belirtti. Kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedenlerinin de ‘BATUHAN A’ adlı ticari geminin enkazında olduğunun tespit edildiği öğrenildi.
]]>
“TAHKİKAT YAPILSIN CANLAR YANMASIN”
Geminin kaptanı Hasan Mehmet Uyanık’ın (69) oğlu Abdullah Uyanık, umutlu olduklarını söyleyerek olaya müdahalede geç kalındığı iddiasını gündeme getirdi. Uyanık, şunları söyledi:
– Gemide çalışan ikinci kaptan Mehmet Uyanık, babam oluyor kendisi. Babam 40 senelik denizciydi. Tecrübeli bir ilk denizciydi kendisi. Dün haber geldi, amcam tarafından. Ben de teyit etmek amaçlı baktım. Gerçekten o gemiymiş ve telefonları kapalıydı. Beklemeye başladık. Sahil Güvenliği aradık, Sahil Güvenlik çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Karacabey’e geldik gece 01.30’da. Sonrasında Kaymakam Bey geldi. Sağ olsun ilgileniyorlar. Yetkililer çalışıyor.
– Bir serzenişim olacaktı. Burada SOS veriyor gemi, 06.32’de veriliyor. 07.12’de SOS sinyali kesiliyor. Bu arada 40 dakika bir zaman var. Bu 40 dakika içinde nasıl müdahale edilemedi, ona şaşıyorum. Ben de 3 sene gemicilik yaptım, gemilerde çalıştım. Yetkililerden rica ediyorum. Buradan bu tahkikatın yapılmasını rica ediyorum. Bundan sonra canlar yanmasın. İnşallah umudumuz var diyelim. Allah’tan ümit kesilmez. Bekliyoruz, yapacak bir şeyimiz yok.

Abdullah Uyanık
“40 DAKİKADA NASIL ULAŞAMADILAR?”
Uyanık, geminin acil durum sinyali verdiği saat ile sinyalin kesildiği saat arasındaki 40 dakikalık zamana dikkat çekerek, şöyle konuştu:
– Olayla ilgili çok detaylı bilgim yok. Siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum. Yani medyadan izlenen kısmını biliyorum. Zaten bana da en son ulaştı. Öncesini bilmiyorum yani. Akşam 20.30 itibariyle kalkıyor. Marmara Adası tarafından kalkıyor. Karacabey dolaylarında olay gerçekleşiyor.
– Tabii bu arada 40 dakika bir zaman yani normalde ben şeyi anlayamıyorum. Yani Sahil Güvenliğin ulaşmama şansı nasıl oluyor yani. Burası açık bir deniz değil, açık bir yer değil. Karadeniz değil, Akdeniz değil, onu anlayamadım, anlayamıyorum yani.

İkinci kaptan Mehmet Uyanık
“BABAM ‘BU GEMİ BATACAK’ DİYORDU”
Babasının eski denizcilerden olduğunu dile getiren Uyanık, şöyle konuştu:
– Gemicilikten kaptanlığa yükselmişti, en az 40 yılı var. Babamla en son 3-4 gün önce iletişim kurmuştum. Babam hep ‘Bu gemi batacak’ diyordu. Ben ‘bırak’ diyordum ancak babam mesleğini seviyordu, dolayısıyla bırakmıyordu. Gemi çok eskiydi. Bu gemilerin tedavülden kalkması lazım. Babam hep geminin çok eski olduğunu söylüyordu.
Görüntüleme cihazlarıyla geminin enkazına ulaşılmasının ardından arama kurtarma ekiplerinin çalışması devam ediyor. Ekiplerin gün içinde batığa dalması bekleniyor.

Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat Çarşamba günü saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden “Batuhan A” adlı kargo gemisi, ağır hava ve deniz şartları nedeniyle dün saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı.
“Batuhan A”nın 6 kişilik mürettebatı için çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından yürütülen arama kurtarma çalışmalarında geminin battığı bölgede boş can salı bulunmuştu.
]]>Kurnaz “Özellikle bu sene müsilaj gibi bir belaya Türkiye’nin hazır olması gerekiyor. Deniz sularının sıcaklığına baktığımızda; balıklar kuzeye, daha soğuk bölgelere kaçıyorlar. Özellikle hamside, Karadeniz’e baktığımızda balık kalmayacak. Tüm bunlar bizim açımızdan çok ciddi problemler. Biz yine Nisan sonu Mayıs başı gibi müsilajla mücadele etmeye başlıyor olabiliriz” dedi.
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar deniz suyu sıcaklıklarının da yükselmesine neden oldu. Deniz suyundaki sıcaklık artışının etkilerini dile getiren Boğaziçi Üniversitesi İklim Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, Türkiye kıyılarında fırtınaların da daha şiddetli olacağına da dikkat çekti.

Prof. Dr. Levent Kurnaz
“TÜRKİYE MÜSİLAJ BELASINA HAZIR OLSUN”
Prof. Dr. Kurnaz “Deniz suyu sıcaklıkları normalin oldukça üstünde. Bunun arkasında korkutucu olan kısım da şu. Hava biraz daha bildiğimiz gibi kolay ısınıp kolay soğuyabiliyor ama deniz hem zor ısınıyor hem de zor soğuyor. Dolayısıyla denizin bir defa ısınmış olması çok kötü bir şey çünkü kış gelip, havalar soğuduğu gibi deniz birden soğumayacak. Şimdi bunun getireceği de başımızda çok büyük belalar olacak. Özellikle bu sene müsilaj gibi bir belaya Türkiye’nin hazır olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“FIRTINALAR DAHA ŞİDDETLİ OLACAK”
Prof. Dr. Kurnaz şöyle devam etti:
– Deniz sularının sıcaklığına baktığımızda, balıklar kuzeye daha soğuk bölgelere kaçıyorlar. Özellikle hamside, Karadeniz’de baktığımızda balık kalmayacak. Tüm bunlar bizim açımızdan çok ciddi problemler. Bir de üzerine yabancı balıklar gelmeye başlıyor. Balon balığı falan konuşuluyor balıkçılıkta. Deniz suyu sıcaklığının artması herkes açısından ürkütücü olmak zorunda.
– Bir de, deniz sıcaklığı ne kadar sıcak olursa, o kadar fazla buhar verebiliyor havaya ve fırtınaları o derece güçlendiriyor. Dolayısıyla da, bizim Karadeniz kıyılarında, Ege kıyılarında, Akdeniz kıyılarındaki fırtınalar da daha şiddetli olacak deniz suyu sıcaklığının artmasıyla.
“HAMSİNİN SONU GELİYOR”
Prof. Dr. Kurnaz Hamsi, Karadeniz kıyısından Ukrayna kıyısına kaçıyor. Ukrayna kıyısında sular biraz daha serin olduğu için orada mutlu mesut yaşıyor. Deniz suyu sıcaklıkları biraz daha arttığı zaman, hamsinin kaçacak yeri kalmayacak. O zaman da hamsinin sonu geliyor. Bütün canlılar, kaçabilecekleri bir yer varsa kaçıyorlar ama kaçamayacakları kadar sıcak olduğu bir durumda, bizim gibi karaya çıkıp gidemedikleri için, Karadeniz’in en kuzeyine vardıklarında su yine de sıcaksa, hamsinin sonu oluyor” dedi.
Müsilaj tehlikesine vurgu yapan Kurnaz şunları söyledi:
– Müsilaj, birkaç şeyin birleşiminden oluşuyor. Yani kendi başına bir problem değil. Bir tanesi deniz suyunun sıcak olması. Ondan sonra, denizin dalgasız olması, yani çok fazla rüzgar olmaması kıymetli. Üçüncü olarak da, yağışlarla çok fazla tarımdan gübre gelmesi. Yani şu anda yağışlar böyle devam edecek olursa ve bütün mart ayı boyunca tarımda kullanılan gübre denize akacak olursa, bu üçünün birleşimi ile biz yine nisan sonu mayıs başı gibi müsilajla mücadele etmeye başlıyor olabiliriz.
“TEMMUZ ORTASINDA 50 DERECEYİ GÖREBİLİRİZ”
Yaşanılan her mevsimin beklentilerden daha sıcak olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Kurnaz, “Yaşadığımız her mevsim beklentilerden biraz sıcak olacak. Bu kışı böyle geçirdik. İstanbul’da çok fazla kar göremedik, hatta hiç göremedik. Bundan sonra da kar görür müyüz, Türkiye’nin batısında şüphelidir. Eğer böyle devam edecek olursak temmuz ayının ortası civarında Türkiye’de bir yerlerde 50 dereceyi görüyor olma ihtimalimiz çok yüksek. O bir yerler de muhtemelen Cizre olacak” dedi.
]]>Son 30 yılda denizlere giren 500’e yakın istilacı türden biri olan balon balığı, biyoçeşitliliği tehdit ediyor, tüketildiğinde ölüme götürebiliyor.
Son dönemde Türkiye’de görülen balık çeşitliliğinin arttığına dikkat çeken Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, bazı türler konusunda uyarılarda bulundu.
Rotasını Marmara Denizi’ne çeviren balon balığının kısa süre sonra Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde görüleceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, denizlerdeki tek tehlikeli canlının ise balon balığı olmadığına vurgu yaparak şu uyarılarda bulundu:
-Balon balığı, aslan balığı ve uzun dikenli deniz kestanesi, Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen canlılardır.
-Şu anda İzmir Körfezi’nde, Karaburun Yarımadası’nda görülüyor. Ancak kuzeye doğru geleceklerini, Edremit Körfezi, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde de görüleceklerini tahmin ediyorum.
-Kızıldeniz’in göçmen canlıları olarak bilinen bu türlerin, genellikle Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’nda yaşadıklarını biliyoruz. Balon balığı ve aslan balığı ile temastan özenle kaçınmak gerekiyor.
-Aslan balığı, eğer yüzgeçleri kesilmeden yenilecek olursa kesinlikle ölüme yol açar. Balon balığı da kesinlikle tüketilmemelidir. Vatandaşlarımıza tavsiyem, bilmedikleri balığı kesinlikle yememelidirler.
‘DOĞAL DENİZ CANLI TÜRLERİ ARTIRILMALI’
Denizlerde 75’e yakın yeni ve farklı canlı türü görüldüğüne ve bu istilacı türlerle ekosistemin bozulduğuna dikkat çeken Sarı, şöyle konuştu:
-Bu yeni istilacı türler, denizlerimizde doğal canlı türlerinde baskı oluşturuyor. Denizlerimizde ekosistem bozuluyor. Denizlerimiz bir akvaryum, küvet değil ki onu boşaltıp, istediğimiz doğal türlerle dolduralım.
-Bunun için yapmamız gereken, denizlerimizdeki doğal canlı türlerinin popülasyonunu artırmamız, güçlendirmemizdir.
-Çünkü bu doğal türler, yeni istilacı türleri yok eder. Örneğin zehirli olan pusula deniz anaları, 2000’li yıllara kadar denizlerimizde görülmüyordu. Gemilerin sintine sularıyla gelen bu deniz anaları, Marmara Denizi’ne de girdi.
-Marmara Denizi kirli olunca da onlar için ideal bir yaşam ortamı oluşturdu. Geçtiğimiz günlerde daldığım Erdek Körfezi’nde, fazla derin olmayan bir ortamda 50’nin üzerinde pusula deniz anası saydım.
‘ALGARNA AVCILIĞI MARMARA DENİZİ’NDE YASAKLANMALI’
Sadece istilacı türlerin değil, avcılık yöntemlerinin de deniz canlılarını tehdit ettiğini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu ile iç sular, Marmara Denizi ve boğazlarda trolün yasaklanmasına karşın, algarna avcılığının kanuna aykırı bir tebliğle serbest bırakıldığını belirtti.
Genellikle Karadeniz’de deniz salyangozu avcılığı için kullanılan algarna yönteminin Marmara Denizi’nde de uygulanmaya devam ettiğine dikkat çeken Sarı, “Tebliğler, kanuna aykırı olamaz, olmamalıdır. Halen Marmara Denizi’nde 180 gemi, algarna çekiyor. Balıkların üreme alanları yok oluyor. Sürdürülebilir balıkçılık için algarna, kesinlikle Marmara Denizi’nde yasaklanmalıdır” dedi.

‘MİDYE ÇİFTLİKLERİNİN YERLERİ İYİ BELİRLENMELİ’
Marmara Denizi’ndeki midye çiftliklerini ise destekleyen Sarı, bu çiftliklerin yerlerinin ise iyi belirlenmesi gerektiğini belirterek, “Midye çiftliklerine dışarıdan bir yemlenme yapılmıyor. Midyeler, denizdeki planktonları süzerek besleniyorlar. Bundan dolayı da denize hiçbir zararları yok. Ancak midye çiftliği kurulurken dikkat edilmesi gereken 3 önemli nokta var. Midye çiftlikleri her yere değil, belli bölgelere kurulmalı. Balıkçıların avlandığı mera bölgelerine midye çiftliği yapılmamalı. Erdek gibi iç turizm merkezi olan yerlerde, turizm tesislerinin önüne midye çiftliği kurulmamalı” ifadelerini kullandı.
‘PİNALAR AKDENİZ’E DE UMUT OLACAK’
Akdeniz’in en büyük çift kabuklusu olup, 1 saatte 6 litre deniz suyunu süzdüğü için müsilajla mücadelede etkin rol oynayan pinaların sayılarının Erdek Körfezi’nde son dönemlerde artmasının ise memnuniyet verici olduğuna dikkat çeken Sarı, “Erdek Körfezi’nde yola ‘Marmara’nın umudu pina’ diye çıkmıştık. Şimdi bu pina yavruları, akıntılarla Akdeniz’e de gitmeye başladı. Yani pinalar artık Akdeniz’in de umudu oluyor. Bundan da ayrıca mutluluk duyuyoruz” dedi.
]]>ACİLEN TEMİZLENMELİ
Marmara Denizi’nin uzun yıllardır önemli sorunlarından, Atlantik Okyanusu göçmeni istilacı bir tür olan ay denizanası, bugünlerde yine çokça görülmeye başlandı. Marmara Denizi, yarı saydam, genellikle yaklaşık 25-40 santim çapında ve tepesinden kolayca görülebilen dört at nalı şeklindeki gonadları (üreme hücresi) ile tanınabilen ay denizanalarının istilasına uğradı.

TTKD bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, İstanbul’da Sarıyer, Beykoz ve Kuruçeşme kıyılarında denizde çok net görülebilen binlerce denizanasını görüntüledi. Dr. Kesici, denizanalarının acilen temizlenmesi için 24 saat esasına göre çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti.
DEPREM KADAR TEHLİKELİ
Şu an Marmara Denizi’nin ay denizanalarının işgali altında olduğunu belirten Dr. Erol Kesici, şu değerlendirmeyi yaptı:
– Marmara Bölgesi için deprem kadar önemli, deprem kadar yıkıcı ve tehlikeli bir durum. Marmara Bölgesi’nin depremden sonra önlem alınması gereken en ciddi ve tehlikeli sorunu Marmara Denizi ve körfezin kirliliğidir. Ne yazık ki ülkemizin en kirli denizlerinin başında, iç deniz özelliğine sahip, çok hassas ve kırılgan ekosistemi bulunan Marmara Denizi geliyor.
– Marmara Denizi’nin kirliliğinin temel nedeni, insan faaliyetleri, insandır. Marmara Denizi 20 milyonu aşan nüfusun ve neredeyse Türkiye’nin yüzde 70 oranında sanayisini etrafında barındıran bölgelerimizdendir. Tarım atıklarının oluşturduğu kirlilikte önemli bir etkendir.

Dr. Erol Kesici
KİRLİLİK VE AV BASKISI
Marmara Denizi’ni kirleten tüm unsurların acilen engellenmesi gerektiğini belirten Dr. Kesici şöyle konuştu:
– Kirliliğe bağlı denizde azot, fosfor gibi besi elementlerinin aşırı artması sonucu müsilaja da neden fitoplankton, yani bitkisel mikroskobik alglerin artmasıdır. Aynı zamanda Marmara Denizi’nde çok sayıdaki balık türünün, kabuklu organizmaların, deniz kaplumbağası ve benzeri ekosistem elemanlarının tür ve popülasyonlarının azalması, kirliliğin aşırı artmasının diğer bir nedenidir.
– Diğer önemli bir faktör de Marmara Denizi’nde ne yazık ki çok aşırı şekilde av baskısı söz konusu. Bu av baskısı, balık popülasyonlarını azaltmakta, denizde kirliliği giderek artırmaktadır.

MARMARA BİYOLOJİK İSTİLA ALTINDA
Marmara Denizi’nin biyolojik istila altında olduğunu ifade eden Dr. Kesici, şöyle devam etti:
– Yani doğal tür sayısı azalmakta, istilacı türler ise küresel ısınma ve su sıcaklığının artışıyla aşırı şekilde çoğalmaktadır. Akdeniz’den Ege ve Marmara’ya gelen istilacı türler yaygınlaştı. Marmara Denizi’nde şu an bunlar içinde en tehlikeli olanı denizanalarıdır. Burada görülen ay denizanası olarak bilinen bir tür olup, zaman zaman çok tehlikeli ve zehirli olan pusula denizanasına da rastlanmaktadır.
– Şu anda Marmara Denizi’nin her tarafını ay denizanaları istila etmiş durumda. Bu denizanaları balık yumurtaları, larvalarıyla beslendiği için, denizdeki balık popülasyonunu da yok ediyor. Çözüm, denizi kirleten tüm unsurlar kesinlikle engellenmelidir. Balık çeşitliliği, doğal türler artırılmalıdır. Aşırı av baskısı sonlandırılmalı ve 24 saat çalışma esaslı denizanaları toplanmalıdır.
]]>ÇALIŞMALAR BİR YIL SÜRDÜ
Muğla’nın Ortaca ilçesinde faaliyet gösteren DEKAMER ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki sazlıkların dağılımı, İztuzu Plajı’nı oluşturan kıyı okunun zamansal değişimi, tuzlu ve tatlı su kütlelerinin etkileşim gösterdiği geçiş bölgelerinin tespit edilmesi, Dalyan Deltası-Köyceğiz Gölü ekosisteminin tehdit altında olmasının nedenleri, Dalyan kanallarındaki bozulmaların araştırılması ve Dalyan Deltası’nın sağlıklı görünümüne kavuşması için ‘Deniz Kaplumbağaları Koruma ve İzleme Projesi’ başlatıldı. 1 yıl süren çalışmaların ardından tamamlanan projenin sonuç raporu açıklandı.
BÖLGEDE İNŞAAT UYARISI
Fotoğraflarla desteklenen 50 sayfalık raporda, Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yapılacak inşaatın sistemin geri dönüşümsüz bozulmasına yol açılabileceği, bölgedeki değişimin yıllara yayıldığı, uygulanacak rejeneratif yöntemlerin etkilerinin uzun yıllarda alınabileceği, uygulamaların etkilerinin her yıl düzenli izlenmesi, müdahalelerin yol açabileceği beklenmeyen olumsuz etkilerin erken tespiti açısından önemli olduğu yer aldı.

Dalyan kumsalının gerisindeki lagünden başlayarak yenidünya olarak anılan bölgede sazlık kaybının 40 yılda 32 hektar olduğu, sazlıkların azalması noktalarında sabit örnekleme alanları oluşturularak izlenmesi gerektiği belirtildi. Raporda, saz boyu ve sağlığının tatlı su etkisinin yüksek olan alanlarda iyi seviyede olduğu bildirildi.
İNSAN GİRİŞİ ENGELLENMELİ
İztuzu Plajı’nın batısında yer alan Köyceğiz Gölü ile deniz arasındaki su akışını sağlayan gideğendeki genişlemenin hem CORINE (Coordination of Information on the Environment – Çevresel Bilginin Koordinasyonu) verilerinde, hem de Google Earth uydu görüntülerinde tespit edildiği raporda vurgulandı. Bu durumun önüne geçilmesi için kalıcı olmayan kum tutucu bariyer uygulamasının yapılması gerektiği, bu alana insan girişinin engellenmesi ve vejetasyonun hızlıca yayılması, aynı zamanda kum tutum hızının artırılması gerektiği anlatıldı.
KUMUL ALAN TEHDİT ALTINDA
Raporda, tuzluluğun değişmesi, sazlık köklerinin tuzdan daha fazla etkilenmesine ve tolerans sınırlarının aşılmasına yol açarak vejetasyonun yok olmasına sebep olduğunun düşünüldüğüne dikkat çekildi. Tuzluluğun değişmesinin Köyceğiz Gölü yönlü akıntının debisini değiştirdiği, Dalyan kumsalı boğaz ağzında kumul hareketlerini olumsuz etkilediği ve kıyı erozyonuna yol açtığı da ifade edildi. Bu durumun deniz kaplumbağaları için kritik öneme sahip olan önemli bir kumul alanın tehdit altına girmesine neden olduğu kaydedildi.

TEKNELERİN HAREKETLİĞİ İNCELENMELİ
Teknelerin göl alanında yarattığı hareketliliğin göl ekosistemi açısından incelenmesinin önem arz ettiğinin de altı çizilen raporda ayrıca, konut sayısında meydana gelen artışla birlikte artan şebeke suyu ihtiyacı ve atık yükünün, alanların yakın çevresindeki su varlığının kullanımına ve çeşitli kirlenmelere sebep olacağı, deniz kaplumbağası yuva yoğunluğunun çok fazla olduğu boğaz ağzı bölgesinde artan erozyon nedeniyle kumsalın büyük ölçüde değişime uğramaya başladığına da yer verildi.
]]>Suların ısınmasıyla birlikte Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen istilacı bir tür olan balon balığı, Ege Denizi’nden sonra rotasını Marmara Denizi’ne çevirdi.
Son 30 yılda denizlere giren 500’e yakın istilacı türden biri olan balon balığı biyo çeşitliliği de tehdit ediyor.
Bu zehirli türle mücadele etmek gerektiğini vurgulayan Türkiye Tabiatı Koruma Derneği Bilim Danışmanı ve Hidrobiyolog Dr. Erol Kesici, avcılığın da önemine dikkat çekerek “Balon balıkları, kirpi balıkları en tehlikeli olan ve en çok zehre sahip olan balıklar. Biz atıksız bir dünya yaratmak zorundayız. Atıksız bir dünya yaratırsak küresel ısınmayı da önleriz, balon balıklarının böyle istediği yerlere gitmesini de önlemiş oluruz” diye konuştu.
“500’E YAKIN İSTİLACI TÜR VAR”
Kesici, şöyle konuştu:
-Son yıllarda bilhassa 2000’den sonra rastladığımız en önemli olaylardan bir tanesi denizlerimizdeki istilacı türler. Bu istilacı türlerin ülkemize giriş nedenlerinin başında elbette suların ısınması geliyor.
-Kızıldeniz’den Süveyş Kanalı’nı geçmek suretiyle birçok türler geliyor. Bunun yanı sıra bizim ne yazık ki son 30 yıl içerisinde en az 500’e yakın denizlerimize giren istilacı türler var. Bunlar deniz yosunları, deniz yıldızları, deniz anası ve balık türleri.
-Bunlar da çok tehlikeli. Bu istilacı balıklar bizim biyolojik sistemlerimizi tehdit eder hale geldi. Son günlerde gündeme gelen balıkların başında balon balıkları var.
-Dünyanın en zehirli ikinci tür balığı. Ondan sonra sokar balık adını verdiğimiz balıklar var. Bunlar varolan doğal türleri yok ediyorlar ve biyogüvenliğimizi tehdit altına almış oluyorlar.

“AKYA TÜRLERİ BU BALIKLARI TÜKETİYORDU”
-Bunların yüzgeçlerinde, derilerinde, bilhassa iç organlarında bulunan tetrodotoksin denilen bir madde var.
-Bu dünyanın en tehlikeli zehirlerinden bir tanesi eğer siz bu balığın temizlenmesini bilmezseniz, avcılığını bilmezseniz yine aynı şekilde elinizde tutarsanız bu balık insanları zehirleyebiliyor. İyi bir şekilde eğitiminin alınması gerekiyor.
-Hem avcılıkla hem de yakalanmasıyla ilgili. Güneş balıkları da bu grubun içerisine girmiş oluyor. Akdeniz’de bizim Akya dediğimiz balıklarımız vardı, büyük balıklar. Akya türleri bu balıkları av avcı ilişkisi içerisinde tüketiyorlardı.
-Deniz kaplumbağalarımız vardı. Deniz kaplumbağalarımız da yine bu güneş balıklarını, sokar balıklarını, balon balıklarını şiddetli şekilde yiyen, hoşlandıkları gıdalarıydı ama bunların türleri azalmaya başladı.

Erol Kesici
“NİSAN AYINA DİKKAT; NE HAMSİ, NE İSTAVRİT KALACAK”
-Marmara içinde de aynı tehlikeler söz konusu. Bazı ülkelerde vardır, köpek balıklarının sahile doğru gelmesi sonucu plajlara çelik fileler, ağlar örtmek durumundalardır. Balon balığı da aynı tehlike özelliğine sahip.
-Bugün Akdeniz sahillerinde çok yaygın, Marmara’ya da gelmiş vaziyette. Bunlar Nisan aylarında, üreme zamanlarında çok tehlikeli olabilmekteler. Yumurtalarının kesinlikle yenilmemesi gerekir.
-İç organlarının kesinlikle yenilmemesi gerekiyor. Bütün sularımız için tehlikeli çünkü bizim biyo güvenliğimizi tehdit ediyor. Bunların girişleri kontrol altına alınabilirdi. Geldikleri yer tek kaynak, Süveyş. Bir nedeni de akvaryumculuk.
-Akvaryumda bunlar çok güzel görüntü vermekteler, bu balıklar zaman zaman belirli bir süre besleniyor sonra daha sonra sulara bırakıyorlar. İkinci neden de avcılık, avcıların mutlak suretle bu konuda eğitilmesi gerekiyor, bilinçlendirilmesi gerekiyor.
-Hem kendi sağlıkları için hem de balıkçılığınızın güvence altına alınabilmesi için biz bu türlerle mücadele etmek zorundayız.
-Yoksa balıklar kalmayacak. Ne hamsi kalacak, ne istavrit kalacak. Ne de diğerleri, zaten yok. Bizim ülkemizde ne yazık ki şu anda satılan balıkların yüzde 70’ine yakını da ithal edilen balıklar” diye konuştu.
“DİP BALIKLARI TEHLİKE ALTINDA”
-Koskoca Akdeniz’de, Karadeniz’de, Marmara’da yapabileceğimiz en iyi mücadele yöntemi biyolojik yöntem.
-Denizlerimizi hem temiz tutmak, hem onları biyolojik çeşitliliğini artırmak, Akya gibi, Akdeniz’de bulunan küçük köpek balıkları onlar bile balon balıklarını iyi bir şekilde yemekteler. Bu tür balıkların sayısının artmasını, biyolojik çeşitliliğin ekosistemin zenginleştirilmesini sağlamamız gerekiyor.
-Bu balıklar, güneş balıkları dipte daha çok yaşıyorlar. Dipte bulunan bütün dip balıkları tehlike altında. Dil balıkları, balıkların yavruları, istavritin, hamsinin, mezgitin, akla gelen hangi tür varsa bunların hepsi tehlikede.
-Çünkü bunlar istilacı. Her tarafa yaygın vaziyetteler. Hava sıcaklıklarına bağlı olarak denizin dip tarafında da çok bulunuyorlar, üst taraflara da çıkıyorlar. Alüminyum hatta tenekeyi bile parçalayabilme özelliğinde bu nedenle bütün balıklar tehlikede çünkü bu balıklar her şeyle besleniyorlar.
“ATIKSIZ BİR DÜNYA YARATMAK ZORUNDAYIZ”
-O nedenle biz de Marmara’daki aklımıza gelen bütün balıkların hepsi tehlike altında. Bizim Marmara’daki zenginliğimizi oluşturan hamsi, istavrit, palamut diğer yerlerden göç eden balıklar olsun onların beslenmesiyle ilgili olan diğer küçük balıkları da yiyorlar.
-Onlar da bu sefer beslenemiyorlar. Bizdeki balık fiyatlarının artışındaki temel nedenlerinden bir tanesi bu.
-Balon balıkları, kirpi balıkları en tehlikeli olan ve en çok zehre sahip olan balıklar. Biz atıksız bir dünya yaratmak zorundayız. Atıksız bir dünya yaratırsak küresel ısınmayı da önleriz, balon balıklarının böyle istediği yerlere gitmesini de önlemiş oluruz.
]]>Küresel ısınmadan sonra dünyanın en büyük probleminin plastik kirliliği olduğu değerlendirmesinde bulunan Kıdeyş, Akdeniz’deki plastik kirliliğinin boyutu hakkında şu rakamları paylaştı:
“Her yıl Akdeniz’e gelen ortalama plastik miktarı 229 bin 465 ton, bunun yüzde 99’u deniz tabanında, kalanı deniz yüzeyinde veya plajlarda birikiyor. Yılda 74 bin 31 ton plastik Mısır’dan Akdeniz’e veriliyor, bunların 55 bin tonu Nil Nehri’nden geliyor.
İtalya 34 bin 309, Türkiye 23 bin 966 ton, Cezayir 13 bin 111 ton ve Arnavutluk 8 bin 625 ton plastiği her yıl Akdeniz’e gönderiyor. Plajlarda biriken plastik miktarı ise Türkiye’de kilometrede 374 kilogram, İsrail’de kilometrekarede 355 kilogram, Mısır’da 167 kilogram ve İspanya’da 154 kilogram olarak hesaplanıyor.”
“Karadeniz’in çöpleri yüzey akıntısıyla Akdeniz’e taşınıyor”
Denizlerin birbirini etkilediğini, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nin Akdeniz’in bir parçası olduğunu belirten Kıdeyş, Karadeniz’deki yüzey akıntısının, Marmara ile Ege’den geçerek Akdeniz’e doğru ilerlediğini ve yüzey çöplerini de Akdeniz’e taşıdığını anlattı.
10 mikrondan küçük yani gözle görülmeyecek boyuttaki plastiklerin canlılar tarafından çok rahat yenebildiğini ve böylece plastiklerin besin zincirine dahil olarak balıklardan insanlara geçtiğini dile getiren Kıdeyş, plastik sorununun bir ülkenin tek başına çözebileceği bir problem olmadığını, denizde sınır olmadığı için plastiklerin her yere taşındığını ifade etti.
Kıdeyş, “Küresel anlamda plastik önleme anlaşmasının resmi tartışmaları sürüyor, 2025 yılında da yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Küresel ısınmada nasıl fazla yol alamıyor, sıcaklıkların 1,5 derecenin üzerine çıkmasını engelleyemiyorsak plastik konusunda da benzer bir durum var. Eğer nehirlerden gelenleri durdurabilir, tek kullanımlık plastiklerle ilgili ciddi tedbirler alabilirsek bu kirliliğin azaldığını görebiliriz, tamamen yok edemeyiz ama artışı azalır” dedi.
“Türkiye’nin kıyılarına günde kilometrede 30 ila 40 kilogram plastik atık vuruyor”
Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Akdeniz’e gelen kirliliğin temel nedenlerini, turizm sektöründe yaygın olarak kullanılan tek kullanımlık plastikler, kıyısal alanlardaki turistik faaliyetlerin neden olduğu atıklar ve Akdeniz’e kıyısı olup herhangi bir atık yönetimi altyapısı olmayan, atıklarını doğrudan denize bırakan ülkeler şeklinde sıraladı.
Saat yönünün tersine ilerleyen akıntıyla kıyılarda her ülkenin yanındaki komşusunun kıyısını kirlettiğini kaydeden Gündoğdu, “Akdeniz’e dökülen Nil Nehri, Seyhan, Ceyhan, Büyük Menderes, Po gibi birçok nehir istinasız çok ciddi kirlilik taşıyor. Bir yandan da Barselona, İzmir, Antalya, Adana, Mersin, İskenderiye, Beyrut, Atina, Marsilya gibi şehirler çok ciddi bir atık yükü oluşturuyor” diye konuştu.
Gündoğdu, şöyle devam etti:
“Bugün Akdeniz’in kuzeyden itibaren en kirli noktası ne yazık ki bizim kıyılarımız. Akıntı rejimi, nehir kenarlarındaki faaliyetler ve kentsel arıtma altyapılarının yetersizliği gelen atık yükünü artırıyor. Fas’tan başlayarak, İsrail de dahil olmak üzere Türkiye’ye kadar olan ülkelerin atık yönetimi altyapısı ne yazık ki o kadar gelişmiş değil. Suriye ve Mısır çöpünü kamyonlarla denize döküyor. İsrail, Filistin’i kendi çöp sahası olarak kullanıyor ve ayrıca şu anda bu bölgede savaş ve yıkımın getirdiği atıklar da var.”
Türkiye’nin kıyısal alanlarına, kilometreye günde 30 ila 40 kilogram plastik atık vurduğuna dikkati çeken Gündoğdu, Akdeniz kıyılarındaki plastik kirliliği rakamlarıyla ilgili, “İskenderun Körfezi’nde kilometrekarede ortalama 1,5 milyon adet plastik bulunuyor.
Mersin Körfezi’nin durumu daha kötü, miktar 10 milyona kadar çıkıyor. Antalya bu konuda biraz daha şanslı, İskenderun Körfezi’nin yarısı kadar rakamlar var. Açık denizde bulunan Finike Deniz dağlarının olduğu bölgede kilometrekarede 739 bin plastik bulunuyor” bilgisini paylaştı.
“Denizlerdeki plastiklerin yüzde 80’i tek kullanımlık ürünlerden geliyor”
Atık suların içinde evsel ve tarımsal kirleticilerin, deterjanların, endüstriyel kimyasalların, boyaların, kalıcı ve uçucu organik kirleticilerin, organik bileşiklerin, yağların, ağır metallerin ve mikroplastiklerin yer alabildiğini aktaran Gündoğdu, atık su arıtma sistemleri özel olarak bütün bu kirleticileri gidermek için tasarlanmadığı takdirde suyun arıtılamadığını, bunun sonucunda da çok ciddi miktarda kirleticinin denizlere ulaştığını dile getirdi.
Gündoğdu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Denizlerimizin plastik çorbasına dönmesine neden olacak bir kirlilikle karşı karşıyayız. Plastiklerin üretim ve tüketim artışı devam ederse önümüzdeki 10 yılda kirlilik 3 kat artacak, bu da 1 kilometre sahil şeridimizde günlük 90 kilogram plastik olacağı anlamına geliyor.
Akdeniz ve Ege’de kilometrekarede deniz suyunda yaklaşık 3 ila 15 milyon arasında mikroplastik olacağını söyleyebiliriz. Denizlerdeki plastiklerin yüzde 80’i tek kullanımlık ürünlerden geliyor, üretim azaltılmadan denizlerden ve kıyılardan plastik toplayarak bu işi çözemeyiz.
Bu teknolojilerin hiçbiri plastik kirliliğini azaltmıyor. Su yüzeyini temizleyen çöp kaparlar daha çok deniz canlılarını yakalıyor. Plastik üretimimizi önümüzdeki 20 yıl içerisinde en az yüzde 40 azaltmamız gerekiyor.”
]]>“ÇOK CİDDİ BİR SICAKLIK ARTIŞI”
İklim değişikliğinin Akdeniz’in yüzey suyu sıcaklıklarındaki etkisine değinen Salihoğlu, “Son 40 yılda Mersin Körfezi, İskenderun Körfezi gibi bölgelerde 2 derecenin üzerinde bir artış gözlemliyoruz. Bu, ülkemiz denizleri için ciddi bir sıcaklık artışı olarak öne çıkıyor. Antalya Körfezi’nin açıklarında da 1,5 derece sıcaklık artışları yaşanıyor” dedi.
Aralık ayı ortasında deniz yüzey suyu sıcaklığının Mersin Körfezi’nde 22, İskenderun ve Antalya Körfezi’nde ise 21,5 derece ölçüldüğü bilgisini veren Salihoğlu, bu değerlerin, bu dönemde ölçülen en yüksek rakamlar olduğunu vurguladı.
Ocak ayı içinde de rekor değerler ölçüldüğünü belirten Salihoğlu, “Bu yıl ocak ayında İskenderun, Mersin ve Antalya körfezlerinde 19 derece olması gereken sıcaklık ortalaması 20 dereceye yükseldi. Bu rakamlar söz konusu körfezler için tüm zamanların en sıcak ocak ayı deniz yüzey suyu sıcaklıkları oldu. İskenderun ve Mersin Körfezi’nde kasım ayı ortalaması 23 dereceyken geçen yıl kasımda 25 dereceyi, ortalaması 22 derece olması gereken Antalya ise yine kasımda hiç görmediğimiz 24,5 dereceyi gördü” diye konuştu.
SICAKLIKLARIN DENİZ CANLILARINA ETKİSİ
Yüzeyde artan tuzlulukla yoğunlaşan suyun batarak derinlerde de etki oluşturduğunu anlatan Salihoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Derin deniz genelde dengeli bir yapıya sahip, küçük sıcaklık değişimleri bile tüm yapıyı etkiliyor ve küçük değişimlerin büyük etkileri olabiliyor. Daha da korkutucusu, dünyadaki büyük akıntı sistemlerindeki genel döngüler gibi Akdeniz’de de döngüler var ve bu döngüler artan sıcaklıklarla giderek değişecek. O zaman durum ekosistem açısından daha da tehlikeli bir boyuta ulaşacak çünkü artan sıcaklıklar canlıların yaşam alanlarını değiştirmeleriyle sonuçlanabiliyor.”
“MEVCUDU DAHA SAĞLIKLI HALE GETİRELİM”
Salihoğlu, iklim değişikliğinin denizde asitlenmeye yol açtığını, bunun da özellikle bünyesinde kalsiyum içeren türlerin ya yapılarını değiştirmelerine ya da ölümlerine neden olduğunu, hatta balıkların göçlerini, üreme alışkanlıklarını değiştirdiğini aktardı.
Salihoğlu, şu önerilerde bulundu: “İklim değişikliğinin denizler üzerindeki fiziksel etkisine bir çözümümüz yok, sıcaklıklar arttı, okyanus asitlendi. En iyi senaryoda, sıcaklık artışlarını 1,5-2 derecede durdursak bile artış bir süre daha devam edecek. Burada deniz ekosistemini güçlendirmemiz gerekiyor ve bunun tek yolu diğer baskıları azaltmak. Kirlilik, avcılık, yapılaşma gibi baskıları azaltmak, biyoçeşitliliği ve ekosistem direncini artırmak gerekiyor. Bunun yollarından biri de koruma alanlarını artırmak. Biz, ‘Mevcudu koruyalım’ değil, ‘Mevcudu daha sağlıklı hale getirelim’ diyoruz, çünkü mevcut sağlıksız.”
“2040 YILINDA 2,2 DERECELİK ARTIŞ ÖNGÖRÜLÜYOR”
Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Turan Beşiktepe de denizler ve okyanusların iklim düzenleyici rolleri bulunduğunu kaydetti.
İnsan faaliyetleriyle üretilen ısının yüzde 90’ının denizler tarafından emilerek akıntılar yoluyla dağıtıldığını ifade eden Beşiktepe, ısının bir kısmının atmosfere geri salındığı, geri kalanının denizin derin katmanlarına doğru taşındığı, bütün bu sürecin iklim sisteminin dengesinin korunması için hayati anlam taşıdığı tespitinde bulundu.
Bu süreç içinde yaşanan birtakım dengesizliklerin denizlere zarar verdiğine dikkati çeken Beşiktepe, “Sanayi öncesi döneme göre atmosfer sıcaklığı 1,1 derece daha fazlayken Akdeniz’de bu değer 1,5 derece. Bu eğilim devam ettiği sürece 2040 yılında 2,2 dereceye ulaşacağı öngörülüyor. Akdeniz’in batısı son 10 yılda 0,35 derece, Doğu Akdeniz ise 0,5 derece ısındı, Atlantik Okyanusu’nda ise 0,25 derece bir ısınma var. Küresel ısınmayla denizdeki buharlaşma artıyor, bu da buluttaki su miktarını ve yağışları artırıyor. Ancak Akdeniz bu genel durum içerisinde bir istisna teşkil ediyor ve Akdeniz’in genelinde özellikle kış yağışlarında azalma olacağı tahmin ediliyor” değerlendirmesini paylaştı.
“YAKINDA BİZİM KAPIMIZI ÇALACAK”
Akdeniz’i, aşırı hava ve deniz olaylarının daha fazla olduğu batı ve daha çok ısınan doğu olarak ikiye ayırdıklarını bildiren Beşiktepe, şunları söyledi:
“Batı Akdeniz’de Afrika’dan gelen sıcak ve kuzeyden gelen soğuk hava kütlesi etkileşim halinde olduğu için aşırı hava olayları görülüyor ve bunun denize etkisi çok şiddetli oluyor. Bu nedenle Akdeniz’de daha önce gözlenmeyen kasırgaları gözlemlemeye başladık, okyanustakine benzer şekilde oluyorlar. Bunlar zaman içerisinde bize daha güçlü hale gelecek çünkü deniz suyu sıcaklığı arttıkça siklon şeklinde olan kasırganın şiddeti de artıyor. Akdeniz’de 150-160 kilometre hızında kasırgalar sürpriz olmayacak, Batı Akdeniz’de görmeye başladık, yakında bizim kapımızı çalacak. Şu anda bizde görülmemesinin sebebi kıyıdaki dağların dağılımıyla alakalı.”
“MERCAN KAYALIKLARIN YOK OLACAĞI TAHMİN EDİLİYOR”
Denizdeki aşırı ısınmanın balıkların yumurtlama mevsimlerini ve stoklarını etkileyeceği, mercan kayalıklarının ve deniz çayırlarının bozulmasıyla kıyılarda su kalitelerinin bozulacağı uyarısında bulunan Beşiktepe, “Doğu Akdeniz, batıya göre daha fazla ısındığı için bir tropikleşme süreci yaşıyor. Burada yaşayan mercan kayalıkları ‘soğuk su mercan kayalıkları’ diye adlandırılıyor ve deniz suyu 26-27 derecenin üzerinde çıktığı zaman uyum sağlayamayarak ölmeye başlıyor. Akdeniz’e özgü mercan kayalıklarının önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde yok olacağı tahmin ediliyor. Bu da bütün ekosistemi tümüyle mahvedecek” ifadelerini kullandı.
“YAŞAM ŞARTLARIMIZI DÜZENLEMEMİZ LAZIM”
Fırtınalar ve denizdeki taşkınlara karşı kıyılardaki yapıların ve altyapıların elden geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Beşiktepe, sözlerini şöyle tamamladı:
“Küresel ısınmayı durduramadığımız sürece çok ciddi dönemler yaşayacağız, buna karşı bireysel ya da ülke olarak önlem almamız çok zor. Tek yapabileceğimiz hava olaylarına karşı tahmin mekanizmasını geliştirmek. Bunlarla yaşamayı öğrenmeliyiz, yaşam şartlarımızı düzenlememiz lazım. Doğayla baş etmemiz mümkün değil, ancak ona uygun yaşarsak hayatta kalacağız.”
]]>İngiltere’nin çok okunan gazetelerinden Mail on Sunday, uzmanlara dayandırdığı kapsamlı haberde Rusya’nın 2044 yılında batı ülkelerine farklı kollardan saldırı düzenleyebileceğini aktardı. Gazeteye konuşan uzmanlar Rusya’nın farklı senaryolar üzerinde durduğunu aktardı.
Geçen hafta NATO’nun üst düzey isimlerinden Amiral Rob Bauer, Rusya ile savaşa girilebileceğinin sinyalini vermiş ve uluslararası kamuoyuna yansıyan diğer haberlerde ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası senaryolar üzerinde durduğu öne sürülmüştü.
İngiliz medyasına konuşan emekli general Kevin Ryan, “2024’te Rusya’nın savunma harcamaları 140 milyar dolara çıktı. Sadece şu anki düşmanları Ukrayna için bu rakama çıkmaları mantıklı değil, onların nüfusu ve bütçesi Rusya’ya göre daha düşük. Bütçedeki bu artış Rusya’nın NATO gibi çok daha büyük bir rakiple savaşa hazırlandığı izlenimini veriyor” dedi.
Mail on Sunday’e konuşan uzmanlar 2044 yılına kadar Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek savaşın detaylarını ve olası senaryoları masaya yatırdı.

SAVAŞIN BİRİNCİ FAZI: SİBER SALDIRI
Siber saldırıların ülkeler tarafından kullanıldığına dikkat çeken savunma uzmanı Sam Cranny-Evans, “Siber saldırılar gerçek birer cephe haline geldi. Ruslar, Ukrayna’yla savaşta Viasat iletişim ağını ve diğer unsurları ortadan kaldırdı” dedi.
Emekli general Hodges, “Rusların çok büyük siber saldırılar gerçekleştirerek deniz ulaşımı, lojistik ve tedarik zincirinde çok ciddi hasarlar yaratabileceğini düşünüyorum” dedi. Cranny-Evans da, “Ben uydular aracılığıyla savaşın yaşanabileceğini düşünüyorum. Uyduları ele geçirebilirler ve iletişimi ortadan kaldırabilirler” dedi.
İngiliz gazetesinin hazırladığı grafikte ise birçok ülkede altyapının etkilenebileceği belirtildi. Özel olarak hazırlanan haritada Türkiye’nin de Rusya’nın siber saldırısından etkilenebileceği gözler önüne serildi.
Hodges ayrıca, Rusya’nın Avrupa’daki sivil hedeflere karşı yüzlerce uzun menzilli hassas füze kullanabileceğini de söyledi. Hodges, “Bunu Ukrayna’ya karşı yaptılar ve her gün işlenen bu savaş suçlarının yankıları konusunda hiçbir endişeleri olmadığı açık. Dolayısıyla, eğer NATO’ya saldırmaya karar vermişlerse, tüm ana limanlara, havaalanlarına ve ulaşım merkezlerine, ayrıca büyük askeri karargahlara, hava alanlarına ve bu tür şeylere füzeler ve uzun menzilli insansız hava araçları fırlatacaklardır. İşte bu yüzden Avrupa genelinde yeterli hava ve füze savunmasına sahip olmamızın önemini sık sık vurguluyorum – şu anda buna sahip değiliz” dedi.
İKİNCİ FAZ: KARA, DENİZ VE HAVADAN İŞGAL
Uzmanlar Rusya’nın kara, deniz ve havadan işgal operasyonu başlatabileceğini iddia etti. Rusya’nın Polonya ve Litvanya arasında kalan Suwalki koridorundaki askeri gücünü artırabileceği iddia edilirken İran ve Çin’in de desteğinin alınabileceği belirtildi.
Havadan, karadan ve denizden işgal sürecinin başlamasının rakipleri daha kolay etkisiz hale getirebileceği de kaydedildi. Suwalki bölgesinde çatışmaların başlamasının Avrupa ile Baltık ülkeleri arasındaki bağın da kopması anlamına gelebileceği ve bunun da NATO için çok ciddi sorunlar doğurabileceği iddia edildi.
Öte yandan Rusya’nın kutuptaki deniz rotasının kontrolünü de ele alarak buradaki geçişleri engelleyebileceği öne sürüldü.
]]>AA muhabirinin gemi takip ve denizcilik analiz sağlayıcısı MarineTraffic’ten edindiği verilere göre, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’den geçen ticari gemilere yönelik saldırılarının ardından, çok sayıda gemicilik şirketinin buradaki seferlerini durdurma kararı almasıyla özellikle Aralık 2023’ün ikinci yarısında gemi trafiği gözle görülür şekilde azaldı.
Kızıldeniz’deki trafiğin azalmasında konteyner gemilerinin Kızıldeniz’den geçişleri durdurarak rotalarını Ümit Burnu’na çevirmeleri en etkili faktör oldu.
MarineTraffic verilerine göre, Aralık 2023’te Kızıldeniz’den geçen konteyner gemilerinin sayısı Aralık 2022’deki gemi sayısına göre yüzde 25 geriledi.
Bu dönemde, Kızıldeniz’den geçen ro-ro gemilerinin sayısı da yüzde 25 azalırken, sıvılaştırılmış doğalgaz, LPG, kuru ve yaş yük gemilerinin sayısında önemli bir değişim görülmedi.
Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Babu’l Mendep Boğazı’nda “İsrail’le bağlantılı” gemilere saldırıları sonrası Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, dünyanın en büyük konteyner şirketi İtalyan-İsviçre ortaklı Mediterranean Shipping Company (MSC), Alman taşımacılık şirketi Hapag-Lloyd, Fransız gemicilik şirketi CMA CGM ve İngiliz enerji şirketi bp, bölgedeki seferlerini askıya alma kararı almıştı.
Şirketlerin bu kararları sonrası Kızıldeniz’deki günlük gemi trafiği ise Aralık 2023’ün ikinci yarısında, ayın ilk yarısına göre yüzde 20 azaldı. Kızıldeniz’deki gemi trafiğinde 16 Aralık 2023 itibarıyla hızla düşüş görüldü.
Kızıldeniz’de 1 Aralık’ta seyahat eden gemi sayısı 646 iken, bu sayı 16 Aralık’ta 681’e kadar yükseldi. Kızıldeniz’deki toplam günlük gemi sayısı 31 Aralık’ta 521’e kadar düştü.
Gemi trafiği söz konusu bölgede günlük olarak bulunan ve seyir halindeki toplam gemilerin sayısını ifade ederken, Kızıldeniz’i ay boyunca kullanan toplam gemi sayısı, giriş yapan her geminin bir kez sayıldığı anlamına geliyor.
ÜMİT BURNU’NDAN GEÇİŞLER YÜZDE 27 ARTTI
İngiltere merkezli denizcilik veri sağlayıcısı Lloyd’s List Intelligence verilerine göre de gemi trafiği 25-31 Aralık haftasındaki keskin düşüşle ay içinde yüzde 20 yavaşladı.
Konteyner gemilerinin Kızıldeniz’deki geçişlerinin Ümit Burnu’na yönlendirilmesinin ardından, Ümit Burnu’ndan gemi geçişlerinde, 25-31 Aralık haftasında bir önceki haftaya göre yüzde 27 artış görüldü.
Konteyner gemileri, İsrail’e yurt dışından deniz yoluyla varışların hacim olarak yüzde 40’ını oluştururken, ülkeye yanaşan konteyner gemileri Kasım ve Aralık 2023’te yıllık bazda sırasıyla yüzde 11 ve yüzde 16 azaldı.
Tayvanlı konteyner gemi şirketi Evergreen ve Hong Kong merkezli OOCL, İsrail limanlarına teslimatı askıya aldı. Maersk ve MSC’nin İsrail limanlarına teslimatı sürüyor.
Maersk, gemilerinden birinin Husilerin saldırısına uğramasının ardından 5 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Kızıldeniz/Aden Körfezi’nden geçiş yapacak tüm gemilerinin yakın gelecekte Ümit Burnu çevresinden güneye yönlendirilmesine karar verildiğini bildirdi.
Veri analitik şirketi Vortexa Kıdemli Navlun Analisti Ioannis Papadimitriou, AA muhabirine, uluslararası ticaret yapma olasılığı en yüksek olan 10 bin DWT üzerinde büyüklükteki ve Babu’l Mendep Boğazı’ndan geçen tanker sayısında, Aralık 2023’ün ikinci yarısında ilk yarısına göre yüzde 15’i aşan düşüş görüldüğünü söyledi.
Papadimitriou, Süveyş Kanalı ve Babu’l Mendep Boğazı’ndan geçişlerin Aralık 2023’te geçen yılın aynı ayına göre daha yüksek olduğunu belirterek, “Ancak bu durum normal çünkü Süveyş Kanalı ve Babu’l Mendep Boğazı trafiği yıllık bazda artış gösterdi. Bu artış, Avrupa Birliği ve G7 ülkelerinin Rus petrolüne uyguladığı ambargo sonrası ticaret rotalarının değişmesinden kaynaklandı. Ancak, Aralık 2023’ün ilk yarısı ve ikinci yarısında gemi trafiğinde bir miktar düşüş görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
KÜRESEL TİCARETİN YÜZDE 12’Sİ SÜVEYŞ’TEN
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı üzerinden yapılırken, her gün 50’den fazla gemi kanalı geçerek yaklaşık 10 milyar dolarlık malı Kuzey Avrupa, Akdeniz ve Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına taşıyor.
Süveyş Kanalı 154 yıldır, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunuyor.
Mısır’ın kuzeyinde Süveyş Kanalı’nın inşa edilmesiyle Akdeniz ile Doğu Asya arasındaki bağlantının bir parçasını oluşturan Babu’l Mendep Boğazı ise özellikle deniz yoluyla taşınan petrol tedariki açısından kritik bir konumda. Dünyada deniz yoluyla taşınan ham petrol ve petrol ürünleri tedarikinin yüzde 10’u Babu’l Mendep Boğazı’ndan yapılıyor.
Gemilerin rotasının Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’na yönlendirilmesi, seyahat süresinin 10-14 gün üzerinde uzaması ve 4 bin deniz mili (6 bin 500 kilometre) daha fazla yol kat edilmesi anlamına geliyor. Bu şekilde daha uzun bir yolculuk, yaklaşık bir milyon dolarlık ekstra yakıt maliyeti oluştururken sigorta masrafları ve teslimat süresi de artıyor.
]]>“GKRY’nin deniz yetki alanlarına dair tek taraflı tasarruflarının kabul edilmeyeceği başından beri ifade edilmekte ve ülkemizin sahadaki uygulamaları bu çerçevede sürmektedir.” ifadesini kullanan Keçeli, Rum tarafının AB’nin Deniz Saha Planlaması’na ilişkin direktifini “istismar etme teşebbüsünün beyhude çabaların son halkası” olarak görüldüğünü belirtti.
Açıklamada ayrıca şunlar kaydedildi:
“Kıbrıs Adası’nın batısında Türkiye’nin meşru hak ve yetkileri, Ada’nın etrafındaki alanlarda ise Kıbrıs Türklerinin meşru hakları bulunmaktadır. GKRY’nin, haris, gerçeklerden kopuk ve geçerliliği bulunmayan gayrimeşru girişimleri Kıbrıs sorununun kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması gayretlerine zarar vermektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği dahil üçüncü taraflardan beklentisi değişmemiştir. Deniz yetki alanları ve bununla bağlantılı meselelerin Kıbrıs sorununun çözüm sürecine olumsuz yansımaları göz ardı edilmemelidir. Rum tarafının bölgede oldubittiler yaratmaya çalışmak yerine, Kıbrıs meselesinin çözümünün ancak Ada’daki gerçekler temelinde mümkün olabileceğini kabullenerek, KKTC ile işbirliğini geliştirmeye teşvik edilmesini bekliyoruz.”
KKTC’DEN “ULUSAL DENİZ MEKANSAL PLANI” TEPKİSİ
Öte yandan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, GKRY’nin 20 Aralık 2023’te sözde “Ulusal Deniz Mekansal Planı” kabul ettiğini açıkladığı aktarılarak, bu planın temel amacının ekosistem temelli bir yaklaşım benimseyerek denizdeki enerji sektörlerinin sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunmak olduğu ve planın enerji kaynakları, deniz taşımacılığı, balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği ile turizmi kapsadığının belirtildiği kaydedildi.
Açıklamada söz konusu planın, Kıbrıs Rum liderliğinin Kıbrıs Adası’nın tek sahibi zihniyeti ile hareket etmeye devam ettiğini gösteren son örnek olduğu ifade edilerek, Kıbrıs Türk halkının adanın etrafındaki suların da eşit sahibi olduğu hatırlatıldı.
GKRY’nin, Kıbrıs Türk halkı adına herhangi bir söz söylemeye veya adım atmaya hiçbir yetkisinin olmadığı vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“GKRY, Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını yok sayarak ilan ettiği sözde ‘Ulusal Deniz Mekansal Planı’na ek olarak, gerek ülkemiz, gerekse Türkiye Cumhuriyetinin ilan ettiği deniz yetki alanlarıyla örtüşen bir harita yayımlayacak kadar ileri gitmiştir. Kıbrıs Türk halkının söz sahibi olmadığı bu sözde plan ve harita, uluslararası hukuka göre yok hükmündedir ve bizim açımızdan hiçbir geçerliliği yoktur.
Tek taraflı faaliyetleriyle Kıbrıs Türk halkının Ada ve etrafı ile ilgili eşit haklarını ihlal etmeye devam eden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, tüm yapıcı çağrılarımıza rağmen Ada’da ve Doğu Akdeniz bölgesinde işbirliği yerine gerginliği tırmandırmayı tercih ettiğini bir kez daha göstermiştir.”
KKTC’nin Doğu Akdeniz’de Rumlara yaptığı olumlu çağrılar hatırlatılan açıklamada, Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını korumak için gerekli tüm adımları kararlılıkla atılacağı kaydedildi.
]]>