İzmir İktisat Kongresi Binası’nda Ege Denizi’ndeki sismik aktiviteye yönelik risk değerlendirme toplantısı düzenlendi.
Basına kapalı gerçekleşen toplantıda AFADDeprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Yağan ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner sunum yaptı.
Toplantıya ilişkin açıklamada bulunan Vali Süleyman Elban, Ege Denizi’ndeki Santorini Adası yakınlarında 28 Ocak’ta başlayan deprem fırtınasıyla ilgili tüm gelişmelerin büyük dikkatle takip edildiğini söyledi.
Toplantıda Santorini civarında oluşacak bir depremin, volkanik patlamanın ya da tsunaminin Türkiye kıyılarına, özelde İzmir’in kıyılarına etkisinin değerlendirildiğini aktaran Elban, “Deprem hareketliliğinin başladığı günden bu yana AFAD’ımız ilimize hızlı bir şekilde mobil ikaz ve alarm sistemi gönderdi ve Seferihisar’a kuruldu. İlimizde faal şekildeki afet yönetim merkezlerini 30 ilçenin tamamına yaygınlaştırmaya başladık. AFAD’ımız diğer illerimizden 71 takviye ekip görevlendirdi. 5 ekip Seferihisar’da görev yapıyor. Diğerleri de il merkezinde, herhangi bir olası sıkıntıda görev almak üzere bekliyorlar.” diye konuştu.
Elban, toplantıdaki tüm modellemelerde Santorini civarında oluşacak bir depremin İzmir’de olumsuz sonuçlar yaratacak bir etkisi olmayacağı sonucuna varıldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bölgede oluşabilecek tsunaminin gerek Ege’deki ada sayısının fazlalığı gerekse 300 kilometre uzaklığında olması nedeniyle ilimize maksimum 50-60 santimetre bir dalga yüksekliğinin gelebileceği, bunun da ilimiz kıyılarında hemen hemen hiç hissedilmeyeceği sonucu çıktı. Ayrıca bir volkan patlaması durumunda oluşacak maksimum kül oluşumunda da ilimizde sıkıntıya yol açacak bir kül taşınımı da beklenmemektedir. Dolayısıyla Santorini Adası civarında oluşacak bir deprem, tsunami ve volkanik patlama kaynaklı ilimizin etkilenme ihtimalinin çok az olduğu ya da olmadığı yapılan tüm modelleme sonucunda ortaya çıkmış durumda. Ancak unutmamamız gereken bir şey var. İlimizin kendisine ait deprem riski ayrıca mevcut. Biz onu da düşünerek her türlü tedbirimizi alıyoruz. İnsanımızı, Santorini kaynaklı endişeye sevk edecek ciddi bir riskin olmadığını görmüş olduk.”
Toplantıya Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneralİrfan Özsert, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, rektörler, kaymakamlar, kurum il müdürleri, ilçe belediye başkanları da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kayseri AmatörSporKulüpleri Federasyonu tarafından başlatılan ‘Deprem Bölgesinde spora can suyu Kayseri’den’ kampanyası dahilinde kulüplerin katılımı ile 26 takım forma, 350 futbol topu, bin 500 oyuncak bebek,4 bin plastik top ve 50 çift ayakkabı toplandı. Kayseri ASKF Başkanı Mutlu Önal ve yönetim kurulu, futbol il temsilciliği ile kulüp temsilcileri toplanan yardımları Kahramanmaraş ve Hatay’a ulaştırdı. İki ilde bulunan ASKF başkanlıkları başta olmak üzere okullara giderek toplanan yardımları dağıtan Kayseri ekibi, deprem bölgesinde spora dahil yapılacak destekler konusunda istişarelerde bulundu.
TFF Bölge Müdürü ve ASKF Başkanı Mutlu Önal, “Projemize gönüllü olarak katılan spor kulüplerimiz ve hayırseverlerimizin desteği ile 26 takım forma, 350 futbol topu, bin 500 oyuncak bebek,4 bin plastik top ve 50 çift ayakkabı toplandı. Tüm bu yardımları Kahramanmaraş ve Hatay’da ilgili yerlerle ulaştırdık. Aynı zamanda bu illerde spora daha fazla nasıl katkı sağlayabiliriz konusun istişarelerde bulunduk. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ederiz, Rabbim bir daha böyle acılar göstermesin” diye konuştu. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı AK PartiSamsun Milletvekili Mehmet Muş’un başkanlığında toplandı. Komisyon’da, Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçesi görüşülüyor. Komisyon’da konuşan CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, şunları söyledi:
“Sabah söz alarak İletişim Başkanı nerede, Diyanet İşleri Başkanı nerede diye sordum. O soruyu sorduktan yaklaşık on – on beş dakika sonra bir büyük saldırı başladı. Aynı tweetler atıldı. İletişim Başkanlığı… İletişim Başkanlığı demek doğru değil, troll başkanlığı benimle ilgili binlerce tweet atmış. İçeriğinde de bir tane dolu bir şey olsa. Ben bunlardan korkmam. Trollerden korkan troller gibi olsun. Bir kelime eksik söylersem, bir milim eğilirsem namussuzum. Hiç kimseye ben teslim olmam. Devletin vergisiyle kurulan troll başkanlığı, trollük yapıyor.
“Deprem bölgesi mücbir sebebin uzatılmasını istiyor”
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Malatya’yı çok iyi biliyor. Kendisi de hemşehrimiz. Mücbir sebep diye sadece Malatya’nın değil bütün deprem bölgesinin problemi var. Maalesef yarın bitiyor. İnşaatlar devam ediyor. Hayat normale dönmüş değil. Hatırlarsanız Van’da beş yıl mücbir sebep ilan edildi. Depremin yaraları hala sarılmış değil. Esnaf konteynerde hizmet vermeye çalışıyor. Bölgenin bütün odaları bas bas bağırıyor. ‘Lütfen mücbir sebebi uzatın’ diyor. Bu konunun bir daha değerlendirilmesini istiyoruz.
“Dünyadaki en yoksul ülkeler ya tek adam sistemiyle yönetiliyor ya da bu benzer rejimlerle yönetiliyor”
Az önce AK Partili İsmail Güneş konuşurken ‘Koalisyonlar tehlikeli, koalisyonlar yok’ dedi. Bu sistemle koalisyon eskiden seçimden sonra kuruluyordu. Şimdi MHP ile koalisyonsunuz. Büyük Birlik Partisi ile koalisyonsunuz ya da Yeniden Refah Partisi ile koalisyon kurdunuz seçimden önce. En büyük fikir ideologunuz Doğu Perinçek ile ittifaksınız. HÜDA-PAR’ı unuttuk. Gaffar Okkan’dan dolayı hatırlarsınız. Onlara bir bakın. Biz bu sistem gelirken, eleştirimiz şuydu; Başında kim olursa olsun, bu sistemin Türkiye’yi refaha ulaştırması mümkün değildi diyorduk. Bu iddiamızda yanılmadığımızı gördük. Tek adamlıkla ya da bu tür başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin zenginleşmediğini görürsünüz. Dünyadaki en yoksul ülkeler ya tek adam sistemiyle yönetiliyor ya da bu benzer rejimlerle yönetiliyor. Bu sistem başında kim olursa olsun, ülkeyi büyütmesi mümkün görünmüyor. Sayın Erdoğan, ‘verin yetkiyi, görün etkiyi’ diyordu. Hakikaten doğru söylüyormuş. 24 Haziran 2018’de çeyrek altın 315 lira iken, 28 Mayıs seçimlerinde 2 bin 808 lira, bugün ise 4 bin 988 lira. Dolar o tarihte 4.6 lirayken, bugün 34.6 lira. 2018’de faiz oranı 17,75 iken bugün faiz oranı yüzde 50.
“Birisine ‘katil’ deniliyor, ertesi gün havalimanında karşılanıyor”
Kur Korumalı Mevduat Sistemi geldi ülkenin başına bela oldu. Sonra Mehmet Şimşek bakan oldu tekrar. Rasyonel ekonomiye geçildi. ya da S-400’lerin alınması Türkiye’nin başına bela oldu. Türkiye’de birçok özel kuruluş, F-35’den dolayı fabrikalar açtı. Onların hepsi iptal edilen anlaşmalar dolayısıyla kapanmak zorunda kaldı. ya da düşürülen Rus uçağı… O da Türkiye’nin başına bela açtı. ya da dış ilişkiler. Birisine ‘katil’ deniliyor, ertesi gün havalimanında karşılanıyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçe merkezine 19 kilometre mesafedeki Durmuşlar Mahallesi’nde bölgeye hakim noktada yer alan Hazreti Ukkaşe’nin makamının da bulunduğu türbe depremde yıkıldı.
Nurdağı Belediye Başkanı Mehmet Yıldırır, türbenin yapımında sona yaklaşıldığını belirtti.
Depremden sonra hemen başlatılan çalışmalar sonunda tadilatın türbe kısmının bittiğini aktaran Yıldırır, “6 Şubat depremlerinde ağır hasar alan Hazreti Ukkaşe Türbesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden yaptırılan proje kapsamında hayırsever Nadir Yağ Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından yeniden yapılıyor. Kendilerine buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. Depremden sonra hemen başlatılan çalışmalar sonunda tadilatın türbe kısmı bitti. Caminin kaba kısmı da tamamlandı. İçerisindeki ince işçilik kısmında çalışılıyor şu anda. İnşallah 2 ay gibi süre içinde hizmete açılır diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Mehmet YıldırırKültür SanatgaziantepNurdağıGüncelDepremYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 6 Şubat depremlerinde 75 depremzedenin arama çalışmalarının devam ettiğini açıkladı. Yerlikaya, “Asrın Felaketi olan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden; 14 milyon insanımız derinden etkilendi. 53 bin 725 can kaybı yaşandı, 107 bin 213 kişi yaralandı. Depremden sonra 161’i çocuk, 379’u yetişkin 540 depremzede hakkında kayıp müracaatı yapıldı. Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde yürütülen çalışmalar neticesinde, DNA eşleşmesi, ölüm tespiti ve ölüm karinesi düzenlendi. Bu çalışmalar sonrası 13 Kasım 2024 tarihi itibarıyla 30’u çocuk, 45’i yetişkin olmak üzere toplam 75 depremzedenin arama çalışmaları devam ediyor. Arama çalışmaları devam eden 75 depremzedenin 50’si Türk vatandaşı, 25’i yabancı uyrukludur” dedi.
“Deprem davalarında adalet ne zaman tecelli edecek?”
Yerlikaya’nın konuşması sonrasında Adalet Peşinde Aileleri Platformu, sosyal medya hesabı üzerinden konuya tepki gösterdi. Platformun açıklaması şöyle:
“21 ay sonra hala kayıplarımız var: Neden?
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 6 Şubat deprem kayıplarına ilişkin ’30’u çocuk, 45’i yetişkin olmak üzere toplam 75 depremzedenin arama çalışmaları devam ediyor’ bilgisini paylaştı.
Arama çalışmalarının 21 ay sürmesi, koordinasyon eksikliği, yetersiz kaynak kullanımı ve şeffaflık sorunlarını gündeme getiriyor.
Soruyoruz: Neden bu insanlar hala bulunamadı?, 21 ayın sonunda depreme dair kaç dava açıldı? Kaçının ‘daha’ soruşturması bitmedi? 11 ilde 53 bin insanın öldüğü depremde sadece 42 kamu görevlisi mi yargılanıyor? Firari suçluları ne zaman mahkemeye çıkaracaksınız? Deprem davalarında adalet ne zaman tecelli edecek? Yetkililer, bu sorulara yanıt vermek ve sorumluluk almak zorunda.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Yesiltepe Mahallesi’nde 6 Şubat depremlerinde ağır hasar alan 4 katlı binanın yıkımı esnasında bina kepçenin üzerine çöktü. Olayda kepçe operatörü Hamza Çetin’in göçük altında kaldı. Çetin’in kurtarılması için bölgeye AFAD, Malatya Büyükşehir Belediyesi itfaiye, UMKE ve emniyet ekipleri yönlendirildi. Molozlar arasına sıkışan operatörün çıkarılması için yürütülen çalışmaların ardından kepçe operatörü enkaz altından çıkarılarak hastaneye kaldırıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Başkan Faruk Özlü’nün üzerinde önemle durduğu projelerinden biri olan Kent Estetiği Projesi Cedidiye Cami ve meydanı etabında çalışmalar tamamlandı. 5 bin 450 metrekare alan üzerinde yapılan çalışmada ilk olarak atıl vaziyette bulunan işyerlerinin hak sahipleri ile görüşülerek anlaşma sağlandı. Burada yapılan düzenleme ile Cedidiye Cami mimarisine uygun olarak yatay mimaride 20 yeni işyeri inşa edildi. Aynı zamanda Düzceli İş Adamı Burhan Özdemir’in gönüllü ve hayırsever tutumu ile 70’li yıllarda inşa edilen Cedidiye Cami bugüne kadarki en detaylı yenileme çalışmasına ev sahibi oldu. Cedidiye Kent Meydanı 1. Etap Projesiyle Cedidiye Cami’nin 12 Kasım Depremi’nde yıkılarak daha sonra sac malzemeden yapılan minareleri kaldırılarak EdirneSelimiye Cami’nin minarelerinin tarzında iki minarenin yapımı tamamlandı. Ayrıca cami taş kaplaması kumlama tekniği ile temizlendi. Kubbelerinde temizlik yapılarak mermer, aydınlatma, iklimlendirme, doğu ve batı girişleri yeniden düzenlendi.
Yenilenen Cedidiye Cami alanında gerçekleştirilen törene Vali Selçuk Aslan, Başkan Faruk Özlü, Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, ilçe ve belde belediye başkanların yanı sıra STK temsilcileri, belediye başkan yardımcıları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
“Bu vizyonu hayata geçirenlere teşekkür ediyorum”
Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan törende konuşan Vali Aslan, 12 Kasım Düzce depreminde yaşanan kayıplar ve yıkılan bina istatistiklerini kısaca paylaşarak, devletin desteği ile bugünkü Düzce’nin yeniden inşa edildiğini dile getirdi. Aslan, Cedidiye Meydan Projesi vizyonunu hayata geçiren Faruk Özlü başta olmak üzere emeği geçenlere ve hayırsever iş insanı Burhan Özdemir’e teşekkür etti.
“İkinci etaba da en kısa sürede başlayacağız”
Başkan Faruk Özlü, bundan 5 yıl önce belediye başkanı seçildiğinde makam odasından meydana baktığını dile getirerek, “Hatırlayın, bu binaların olduğu yerde gece kondu gibi yapılar vardı. Bir tarafta da klasik tarzda bir cami vardı. Caminin minareleri de tenekeden. İçinde olduğumuz bina modern mimaride bir bina. Büyük bir çelişki. Bütün bu binalar son 50-60 yılda yapılmış. Ardından çalışmalara başladık ve cami-meydan-çarşı konseptinde, cami mimarisine uygun bir proje hazırladık. Burada bulunan 20 dükkan özel mülkiyet sahiplerine ait dükkanlardır. Burhan Özdemir ile görüşürken cami minareleri konusunu konuştuk. Hiç ikiletmedi projelere baktık. Bir kardeşimiz de ‘Ben inşasını yaparım’ dedi. Bu eser bu şekilde ortaya çıktı. Bu projenin birinci etabı. Sıra ikinci etapta. Ona da baharda başlayacağız ve uzun sürmeyecek, kısa sürede bitireceğiz. Hepimiz sizin Düzce’nin İzzet Baysal’ı olmanızı temenni ediyoruz. Allah sizden razı olsun. Bugün 12 Kasım olalı çeyrek asır oldu. Birinci önceliğimiz depremlere ve doğal afetlere hazırlık olmalı. Bu vesile ile 12 Kasım depreminde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Allah bize bir daha deprem acısı yaşatmasın” dedi.
“Bu hayır değerli büyüğüm Faruk Özlü sayesinde nasip oldu”
Cami minareleri ve tadilatının yapılmasına büyük destek veren hayırsever iş insanı Burhan Özdemir ise yaptığı konuşmada, “12 Kasım 1999 depreminde hayatını kaybeden hemşehrilerimize yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum ve Rabbimin tekrardan böyle büyük bir acı bize yaşatmaması için dua ediyorum. Bugün hayırlı bir iş için bir araya gelmiş bulunmaktayız. Cedidiye Cami minarelerini yapar mısın dendiğinde ben bunu bir onur olarak kabul ettim. Çünkü bazı hayırlar vardır ki siz ne yaparsanız yapın size nasip olmadıktan sonra olmaz. Cedidiye Cami’nde hamdolsun böyle bir hayrı işlemek de bize nasip oldu. Sayın Bakanım da buna vesile oldular” dedi.
Minarenin yapımı noktasında işe başladıklarını bu arada caminin birçok eksiğini de olabildiğince, gücü yettiğince gidermeye çalıştıklarını dile getiren Özdemir, Cedidiye Cami’nin yapımında geçmişten bugüne emeği geçenlere teşekkürlerini dile getirdi.
Başkan Faruk Özlü’nün Burhan Özdemir’e teşekkür plaketi takdimi ve Konuralp Pilavı ikramının ardından program sona erdi. – DÜZCE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL’un Avrupa Yakası’nda elektrik dağıtımını üstlenen Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ), Marmara Bölgesi’nde beklenen büyük depreme karşı enerji altyapısını güçlendirme amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile bir proje geliştirmek için iş birliği protokolü imzaladı. ‘MASS Haberleşme Protokolüne Uyumlu Deprem İvmeölçer Sensörü Geliştirilmesi’ isimli proje kapsamında trafo merkezlerinin depreme dayanıklılığı önceden belirlenirken anlık olarak alınacak olan ivmeölçer verilerinin kaydedilmesi ve bu verilerin bilimsel analizlerde kullanılması sayesinde İstanbul’un deprem risk haritası çıkarılacak.
Protokole göre, BEDAŞ, ABE Teknoloji A.Ş. ve İstanbul Teknik Üniversitesi Marmara Aktif Fay Tehlike ve Risk Uygulama Araştırma Merkezi (İTÜ MATAM) tarafından Prof. Dr. Cenk Yaltırak yürütücülüğünde geliştirilen ‘MASS Haberleşme Protokolüne Uyumlu Deprem İvmeölçer Sensörü Geliştirilmesi Projesi’ ile gerçek zamanlı olarak toplanan ivmeölçer verileri kaydedilecek. Ardından elde edilen bu veriler bilimsel analizlerle değerlendirilerek deprem risk haritaları çıkarılacak ve gerekli adımlar atılacak.
İstanbul’un enerji altyapısının depreme karşı çok daha güçlendirilmesini sağlayacak proje ile ilgili 5 Kasım’da İTÜ Ayazağa Kampüsü’nde düzenlenen imza töreni İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit ve çok sayıda davetlinin katılımı ile gerçekleştirildi.
MANDAL: DEPREM İVMEÖLÇER CİHAZI SAYISI İSTANBUL’DA 1500’LERE ÇIKACAK
Projenin hem şehre hizmet sağlayacağını hem de enerji sektöründe örnek bir çalışma olarak öne çıkacağını belirten İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, “BEDAŞ ile birlikte deprem araştırmalarında yenilikçi teknolojilerin kullanılması amacıyla Türkiye’de örnek teşkil edebilecek bir protokole imza attık. Bu protokolle olası Marmara depremine hazırlıklı olmak, tehlike ve risk analizlerini doğru verilerle elde etmek amacıyla MASS protokollü sayaçlar ile çalışacak bir ivmeölçer ve sismik hız ölçer prototipi kullanılacak. Bilim temelli çözümler üreten bir araştırma üniversitesi olarak, bu tür ivmeölçerlerin kamu ve enerji kuruluşlarıyla birlikte geliştirilmesi, yapay zeka ile sürekli izlenen geniş bir ağ haline getirilmesi ve toplumun doğru verilerle bilgilendirilmesini çok kıymetli buluyoruz. Yapay zeka yöntemiyle tespitte bulunup, gelecek odaklı, bilim ve teknoloji temelli bir çözüm üretme noktasında gereğini yapacak bu iş birliği için BEDAŞ’a teşekkür ediyoruz. Veri yönetimi yaklaşımıyla yapay zekayı en üst düzeyde kullanmak ve yapay zeka ile bilgiyi kıymetlendirmek de çok önem taşıyor. Türkiye’de bilgi üreten kurumların başında gelen İstanbul Teknik Üniversitesi ile bu süreci yürütmeleri çok kıymetli. Konu toplumsal açıdan da önemli, bunun topluma aktarılması önemli. Toplumun gerçekten doğru bilgiye ihtiyacı var. İTÜ’de sadece deprem sonrası için değil depremden önce tehlike ve risk analizini yapabilecek çok değerli bilim insanlarımız var. Günümüzde en kıymetli olan şey veri. Dolayısıyla bu veriyi de üretecek olan, donanımlar, cihazlar. İTÜ MATAM’ın (İstanbul Teknik Üniversitesi Marmara Aktif Fay Tehlike ve Risk Uygulama Araştırma Merkezi) en önemli girdisi de veridir. Veri olmadan gerekli bilgiyi üretmek ve doğru şekilde kullanmak mümkün değil. Biz BEDAŞ üzerinden o verilere ulaşmış olacağız. İlk etapta 50 adet üretilmesi planlanan deprem ivmeölçer cihazı sayısı İstanbul’da 1500’lere çıkacak daha sonra tüm Türkiye’ye yaygınlaştırılması söz konusu olabilecek. Dünyada deprem ile gündem olan birçok yere de bu sistemi teknoloji ve bilgi aktarma anlamında paylaşıyor olacağız. Bu cihazların bize bilgi ve veri sağlayacak olması çok önemli. Ne kadar çok veriye ulaşabilirsek, gelecekte o kadar fazla riski azaltacak önlemler alabiliriz. Üzerimize düşen sorumlulukla, hocalarımızla, tüm ekibimizle bu çalışmayı en iyi şekilde değerlendirip en uygun çözümü üretmeye çalışacağız. Başta projeyi yürüten Cenk hocamız olmak üzere bu çalışmanın içinde yer alan arkadaşlarımıza teşekkür ederim” dedi.
YİĞİT: TRAFO MERKEZLERİNİN DEPREME DAYANIKLILIĞI BELİRLENECEK
Deprem gibi büyük afetlere karşı dağıtım şirketlerinin envanterinde bulunan trafo ve dağıtım merkezleri, bina altı trafo yerleşimlerinin sağlamlığı ve mukavemetleri hakkında bilgi sahibi olmalarının önemine dikkat çeken BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit ise “Mevcut şebeke altyapımızın depreme karşı hasar riskini bilmek, yatırım planlarında zemin ve yapısal riskleri göz önünde bulundurmak, deprem riski olan bölgelerde daha hızlı aksiyonlar almak, olası bir deprem durumunda elektrik dağıtım altyapısının çökmemesi için büyük önem taşıyor. Görev sahamızda bulunan trafo merkezlerinin yüzde 10’unu bina altı trafolar oluşturmakta. Marmara Bölgesi’nde beklenen büyük deprem anında kritik noktalarda trafo merkezlerinin yıkılması veya ciddi hasar görmesinin şebekeyi etkilemesine karşı AR-GE birimimiz ile İTÜ MATAM (İstanbul Teknik Üniversitesi Marmara Aktif Fay Tehlike ve Risk Uygulama Araştırma Merkezi) ortak bir proje geliştiriyoruz. Trafo merkezlerinde karot örneği alınması ve zemin etüdü yapılması yerine deprem ivmeölçer sensörler yerleştirilmesi ile trafo merkezinin deprem dayanımı ve mukavemeti hakkında önceden ve daha kısa zaman içinde bilgi sahibi olacağız. Teknolojinin ve yeni fikirlerin değerini çok iyi bilen bir Şirket olarak bu projede emeği ve katkısı olan İTÜ camiasına, AR-GE ekibimize ve projemizi AR-GE olarak kabul edip destekleyen EPDK’ya (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) çok teşekkür ediyorum” dedi.
PROJE KAPSAMINDA 50 ADET İVMEÖLÇER SENSÖR GELİŞTİRİLECEK
İki kurum arasında imzalanan protokol kapsamında, yabancı muadillerine kıyasla daha üstün özelliklere sahip, maliyet açısından verimli, dağıtım şebekesine uygun yerli üretim MASS Haberleşme Protokolüne uyumlu 50 adet deprem ivmeölçer sensörü geliştirilecek. Sensörlerden elde edilen ivme verileri, yüksek işlem kapasitesine sahip süper bilgisayarlarla analiz edilerek deprem risk haritası üzerine işlenecek ve risk sınıfları gözlemlenebilecek. Bu sayede, BEDAŞ saha envanteri için deprem risk bilgisine ulaşılabilecek. Yine bir deprem sırasında yayılan ilk dalga olan P-dalgasının analiz edilmesi ile sayaç dışı orta gerilim kesici ekipmanlarına enerji kesme sinyali gönderebilmesi de araştırılacak.
TOPLANAN VERİLER HARİTA ÜZERİNDEN İŞLENECEK
MASS Haberleşme Protokolü entegrasyonlu deprem ivmeölçer cihazı devre kartının tasarlanmasını öngören projeyle, sensörlerden toplanan verilerin, yüksek işlem gücü kapasiteli süper bilgisayarlar ile anlamlandırılması ve harita üzerinden işlenmesi hedefleniyor. Bu arada geliştirilecek olan ivmeölçer cihazların, RS485, Ethernet, seri haberleşme gibi bağlantı yöntemleri ile endüstriyel standartlar içerisinde MASS Haberleşme protokolü ile entegre çalışması da planlanıyor.
DEPREMLER KARŞISINDA UYGUN ÖNLEMLERİN ALINMASI KOLAYLAŞACAK
MASS Pro sayaçlarının bulunduğu, sürekli deprem riski taşıyan bir bölgede kurulacak bir ağ ile ivmeölçerlerin parsel ve dağıtım şebekesi unsurlarının deprem etkilerini yüksek hassasiyetle ölçmesine olanak tanıyacak olan proje; olası yıkıcı bir deprem meydana gelmeden önce, BEDAŞ’ın dağıtım sürekliliğini sağlamak amacıyla dağıtım şebekesi bileşenlerinin yerleştirilmesi, deplase edilmesi ve yatırım planlaması gibi konularda avantajlar sunacak. Ayrıca, bir deprem dalgasının etkisi, zemin ve bina etkileşimleri ile birlikte sayısal verilere dönüştürülebilecek. Böyle bir sistem aracılığıyla gerçekleştirilecek ölçümler, senaryo depremler için gerçekçi verilerle özel azalma ilişkileri üretmeye olanak tanıyacak. Böylece zemin ve bina, senaryo depremler karşısında bilgisayar ortamında test edilerek uygun önlemlerin alınması kolaylaşacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MALATYA Büyükşehir Belediyesi Meclis Toplantısı’nda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a ‘Fahri Hemşehrilik Beratı’ verilmesi teklifi oy birliğiyle kabul edildi.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen şehirlerin inşa çalışmalarında yoğun çaba sarf eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum için Malatya Büyükşehir Belediyesi Meclis Toplantısı’nda ‘Fahri Hemşehrilik Beratı’ takdim edilmesine yönelik teklif verildi. Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ramazan Ayhan başkanlığında toplanan meclis oturumunda; Bakan Murat Kurum’a ‘Fahri Hemşehrilik Beratı’ teklifi AK Parti, CHP ve MHP gruplarının oy birliğiyle kabul edildi.
Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, Bakan Kurum’un sarf ettiği çaba nedeniyle kentin ‘Fahri Hemşehrisi’ olduğunu vurgulayarak, “6 Şubat tarihinde yaşanan depremlerin ilk anından itibaren Malatya’mızın ve hemşehrilerimizin yanında olan, depremin yaralarının sarılması ve şehrimizin bir an önce yeniden ayağa kalkması için büyük gayret gösteren, hemşehrilerimizin gönlünde müstesna bir yer edinen kıymetli Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’a ‘Fahri Hemşehrilik Beratı’ verilmesi kararı, Büyükşehir Belediye Meclisimiz tarafından oy birliğiyle alındı. Bu vesileyle, Sayın Bakanımıza tüm hemşehrilerim adına şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu kararın oy birliğiyle alınmasına katkı sağlayan Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerine de tek tek teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>10 DEPREMZEDEDEN, 7’Sİ HALA ÇADIRLARDA KALIYOR’
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Kepez Santral Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin anahtar teslim törenine katıldı. Bin 68 dairenin anahtarlarının hak sahiplerine teslim edildiği törende konuşan Özel, kentsel dönüşüm projesinin kendi dönemlerinde bu seviyeye getirildiğini söyledi. Son evin anahtarını alan kişinin evinde çay içeceklerini söyleyen Özel, “İktidar depremde yıkılan şehirlerimizde sözler verdi. Aynı bu mahalleye 2017’de verdikleri söz gibi. Dediler ki ‘650 bin konutu yapıp, herkese 1 ev vereceğiz’ dediler. Depremin üzerinden neredeyse 2 yıl geçti. Konutların sadece yüzde 30’unu yaptılar. Görünen o ki daha yıllarca depremzedeler çadırlarda, konteynerlerde kalmaya devam edecekler. Devlet sözü verdiler, 1 yılda anahtar teslim dediler. 10 depremzeden, 7’si hala çadırlarda kalıyor. 2 gün Hatay’da olacağım, MYK’yı orada toplayacağım. Size nasıl sahip çıktıysak, depremzedelere de biz sahip çıkıyoruz” dedi.
SİNAN ATEŞ DAVASINDAKİ KARARLARI ELEŞTİRDİ
Sinan Ateş cinayetiyle ilgili dün Ankara’da görülen davayla ilgili konuşan Özel, “Sinan Ateş ile siyaseten zıttık. Geçmişte bizi çok ağır eleştirmiş. O gencecik akademisyenin naaşı Ankara’nın orta yerinde kaldı. Ne bir başsağlığı dilediler, ne cenazesine gittiler. Elbette ülkücüler, gerçek dostları, MHP’de yüreği buna dayanmayanlar cenazeye de mahkemeye de koştular. Dün karar açıklanmadan bir gün önce 4 gazeteci ve Sinan Ateş’in ailesi açıkça tehdit edildi, hedef gösterildi. Dün ablasına arkadan haince saldırdılar, yakalandılar, bugün içeri tıkıldılar. Mahkeme, tetikçiye, azmettirene, taşıyana, keşif yapana cezaları verdiler ama bunların hepsi uyuşturucu çetesiydiler, kiralanmıştılar. Esas hedef gösterenleri, talimat verenleri, finanse edenleri, bu işe polisi karıştıranları, gerçek katilleri görmezden geldiler” diye konuştu.
‘O DAVA UYUŞTURUCU ÇETELERİYLE SİYASET BAĞLANTISININ DÜĞÜM NOKTASIDIR’
CHP iktidarında yeniden yargılama yapılacağını belirten Özel, “Bir dava daha yürüyor. Bu davadaki torbacılara müebbet verince sanki kamu vicdanı tatmin olmuş diyecekler. Gizli yürütülen soruşturmadan sır vermiyorlar. Sanki orada takipsizlik verecekler. O dava uyuşturucu çeteleriyle siyaset bağlantısının düğüm noktasıdır. O davayla ilgili takipsizlik verilmemesi, siyasi bağlantılarına ulaşılması gerekmektedir. Bugün olursa bugün olmazsa CHP iktidara geldiğinde Sinan Ateş davası da bu kamuoyunun vicdanın yara olarak kalan davalar da yeniden görülecek, suçlular hesap verecek” dedi.
ENFLASYON ELEŞTİRİSİ
Enflasyonun artmaya devam ettiğini belirten Özel, “Aylık yüzde 3 açıklanan enflasyon rakamı dünyadaki 83 ülkenin 1 yıllık enflasyonunun üzerinde. TÜİK, Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumunun baş harfleri. Emekçiyi, memuru, bizleri üzüyor. Gerçek enflasyon yüzde 88. Bunların enflasyonu tek haneye indiremeyecekleri belli. Mehmet Şimşek geldi enflasyonu düşürmeyi vaat ediyor. O göreve geldiğinde enflasyon yüzde 38’di. Algılara kimse kanmasın. Asgari ücret 9 ayda 5 bin 600 lira, emekli maaşı 4 bin 500 lira eridi. ‘Ekonomi programımız işliyor’ diyenlere bıçağın kemikte olduğunu göstermek lazım” diye konuştu.
‘ANAYASAYI KONUŞMAYA DEĞİL, KURTULUŞU KONUŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR’
Anayasa görüşmeleri hakkında konuşan Özel, “Erdoğan ve Bahçeli bugün 42 dakika konuştular. Ne konuştular bilmiyoruz. Deniyor ki anayasa yapalım diyecekler. Anayasa yapılacak her doğan için yapılır, Erdoğan için yapılmaz. Önce mevcut anayasaya uyularak yapılır. Hatay’ın seçtiği vekil hapiste, masumlar hapiste, AİHM kararları uygulanmıyor, anayasal haklar hiçe sayılıyorken onlarla oturup anayasayı konuşmaya değil, kurtuluşu konuşmaya ihtiyacımız var. Maaşları düzeltmeye, yaşam koşullarını düzeltmeye, bu ülkeyi zengin, güçlü bir ülke olmaya ant içtik. Ülkede kimseyi zenginlere ezdirmeyiz” dedi.
TELEFERİK DAVASINDA TUTUKLANAN KOCAGÖZ’Ü ZİYARET ETTİ
Konuşmaların ardından Özel, Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile birlikte 11 hak sahibine anahtarlarını teslim etti. Özel, teleferik davasında tutuklanan ve ardından tahliye edilen Mesut Kocagöz’ün belediye başkanlığı yaptığı Kepez Belediyesi’ne de ziyarette bulundu. Daha önce Kocagöz ve ailesine ziyaret için söz verdiğini söyleyen Özel, konuşmasında Mesut Kocagöz’ün cezalandırılmak için hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen tutuklandığını belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Yakutiye Gençlik Merkezi Tiyatro ekibi Deprem Bölgesinde, çocuklar için gösteri oyunları sergileyecek.
Gençlik ve Spor Bakanlığının ‘Gülümseyin Geliyoruz’, ‘Okula Hazırlık’ projesi kapsamında 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Merkezleri depremlerden etkilenen Hatay, Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Malatya gibi illerde tiyatro gösterisi yaparak minik öğrencilere bir nebze olsun moral aşılamaya çalışacak olan tiyatro ekibi yola çıktı. Yönetmen Ferhat Raşit Kına ve 16 kişilik ekibini Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürü Levent Çakmur ile Gençlik Hizmetleri Müdürü Zülküf Yılmaz uğurladı.
6. kez deprem bölgesinde
Yakutiye Gençlik Merkezi Tiyatro ekibi 6. Kez deprem bölgesinde depremzede çocuklara moral aşılayacak. ‘Asrın felaketi’nden etkilenen tüm illerde sahne alacak olan tiyatro ekibine başarılar dileyen Gençlik ve Spor İl Müdürü Levent Çakmur, yönetmen Ferhat Raşit Kına ve ekibine ‘Hayırlı yolculuklar’ diledi.
Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Yakutiye Gençlik Merkezi Tiyatro hocası Ferhat Raşit Kına, ekip olarak anlamlı bir yolculuğa çıkacaklarını belirterek, afetten bu yana deprem bölgesine 5 kez gittiklerini ve 6. Kez deprem bölgesinde afetzede çocuklarla buluşacakları için heyecanlı olduklarını söyledi. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAHRAMANMARAŞ – Depremin merkez üssü Kahramanmaraş’ta bir esnaf sektöründeki fiyatlara kıyasla, vatandaşlara uygun fiyatla hizmet verdiği için Ticaret Bakanlığı tarafından Ahilik Beratı ile ödüllendirildi.
Yaşanan 6 Şubat depreminin ardından sektöründeki fiyatlara kıyasla uygun fiyat ile tüketicilere hizmet sunan Altın Kaşık EV Yemekleri işletmesine, Esnaf, Sanatkarlar ve Kooperatifçilik Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Akif Memiş’in katılımıyla Ahilik Beratı verildi.
Kahramanmaraşlı Esnaf İbrahim Yılmaz’ın Ahilik bilincini kendilerine yeniden hatırlattığını dile getiren Esnaf, Sanatkarlar ve Kooperatifçilik Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Akif Memiş, “Güzide İllerimizden Kurtuluş Savaş’ında gösterdiği kahramanlık ile adını tarihe altın harflere yazmış Kahramanmaraş ilimizde tam da bu kültürün temsili ve yaşatılması açısından örnek teşkil eden yöresel ev yemekleri, ülkemizi derinden sarsan deprem felaketinden itibaren sektörel piyasanın fiyatlarına kıyasla uygun fiyatla tüketicilere hizmet sunma hususundaki özverili gayretleri nedeniyle Sayın Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat Beyefendi adına, Altın Kaşık Ev Yemekleri Şirketi’nin sahibi İbrahim Yılmaz kardeşimizin esnaf ve halk arasındaki ahilik bilincine yeniden bizleri hatırlattığı ve saygı uyandıran bu tavrı ile yeni yeşerecek genç, genç ailelere de örnek teşkil ettiği için tebrik ediyor, takdirlerimizin bir nişanesi olarak da kendilerine ahi esnaf beratı ödülüyle ödüllendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ahi Beratı ile ödüllendirilen esnaf İbrahim Yılmaz ise “Biz bu Altın Kaşık Ev Yemeklerini 2019 yılında başlatmış olup pandemi hastalığı ile kapatmak zorunda kaldık. Deprem oldu ilk şubemiz yıkıldı ardından bu dükkanı ise bir vatandaştan kiralayarak tekrardan Deprem bölgesi olan Kahramanmaraş’a hizmet vermeye devam etmeye karar verdik. Fiyatlarımızda ve güzelliğimizde daha titiz daha güzel hizmet vermeye devam ettiğimizden dolayı halkımıza ve devletimize teşekkür ediyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Adalet Peşinde Aileleri Platformu yeni adli yıla ilişkin açıklama yaparak hakim ve savcılara seslendi. Platform tarafından yapılan açıklamada 6 Şubat depremleriyle ilgili başlatılan davalarda geçen süreye rağmen önemli bir ilerleme kaydedilmediği belirtildi.
Platform tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“6 Şubat 2023’te meydana gelen depremde binlerce kişi hayatını kaybetti. Bu trajik olayın ardından başlatılan davalarda, geçen süreye rağmen önemli bir ilerleme kaydedilmemiştir. Mahkemeler tarafından alınan olumsuz kararlar, mağdur ailelerde derin bir üzüntü ve hayal kırıklığı yaratmıştır. 19 ayın ardından, bu büyük felaketin sorumluları ya hiç tutuklanmamış, firari durumda ya da serbest bırakılmıştır. Tutuklu bulunanlar ise yalnızca bilinçli taksirle yargılanmaktadır. Bu durumu kabul etmemiz mümkün değildir. Yeni adli dönemde, hakim ve savcıların adil ve vicdanlara uygun kararlar vermelerini talep ediyoruz. Deprem suçlularının hak ettiği cezaları almasını ve adaletin yerini bulmasını umut ediyoruz. Adaletin sağlanması ve mağdur ailelerin beklentilerinin karşılanması için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Depremin derin izlerini kendisini çocuklara adayarak sildi
ADIYAMAN – Adıyaman’ın Besni ilçesinde yetim büyüyen ve 6 Şubat depreminde kardeşini kaybeden Leman Neslihan Aslan, deprem sonrası travmaları kendisini yetim ve öksüz çocuklara adayarak atlattı.
Babasız büyüyen Leman Neslihan Aslan, 6 Şubat depreminde Besni ilçesi Pınarbaşı Mahallesi Abdiağa Caddesi’nde bulunan Nur Apartmanı’nın enkazında kaldı. Annesi ve iki kardeşiyle saatler sonra enkazdan sağ çıkmayı başaran Leman Neslihan Aslan’ın 19 yaşındaki kardeşi İbrahim Aslan’ın cansız bedeni enkazdan çıkartıldı.
Annesi ağır yaralanan, kardeşini kaybeden Leman Neslihan Aslan, depremden sonra yetim ve öksüz çocuklara destek olmak için Besni Sosyal Hizmetler Merkezi gönüllüsü oldu. İngilizce Öğretmenliği mezunu olan Leman Neslihan Aslan, köy köy dolaşarak çocukların yanında oldu. Leman öğretmen daha sonra Besni Belediyesi Toplumsal Gelişim Merkezi bünyesinde açılan İngilizce kursunda öğrencilere İngilizce eğitimi verdi. Yaz tatili boyunca 60 öğrenciye İngilizce eğitimi veren Leman öğretmen, depremin açtığı derin yaraları kendisini çocuklara adayarak kapattı.
Çocuklarla hayata bağlandığını vurgulayan öğretmen Leman Neslihan Aslan, “6 Şubat depreminde yani asrın felaketi olayında Adıyaman’ın Besni ilçesinde ailemle birlikte enkazda kaldık maalesef. Bir kardeşimi enkazda kaybettik, annem ağır yaralı olarak çıktı, hala tedavileri devam etmekte. Ben içerden kendim çıktım. Daha önce AFAD eğitimleri almıştım, depremin olduğunu bildiğim için güvenli bir şekilde çıktım. Kendim çıktıktan sonra annemi çıkarttım aynı şekilde. Sosyal hizmetlere giderek ‘ailesini kaybeden yetim, öksüzlerle ilgilenmek istiyorum’ dedim. Onlar da sağ olsunlar yardımcı oldular. Besni de ailesini kaybeden 19 yetim ve öksüz öğrenci var, çocuk var. Daha öğrenci olmayan 5 yaşında çocuklar var. Onlarla ilgilenmek istedim. Onların psiko-sosyal destekte bulunmak istedim. Okul hayatlarında eğitimlerine katkı sunmak istedim. Bir şeyler yapmak istedim. Sosyal hizmetlerde beş ay boyunca gönüllü öğretmenlik yapmamı sağladılar ve o çocuklarla ilgilendim. Ben yetim büyüdüm, o yüzden benim hayatım her zaman yetimlerin hayatında iz bırakmak, yetimlere dokunmak. Yasımı hala tutmadım, hala içimde bir yerde kardeşimin sızısı, hala içimde bir yerde var. Çocuklar ben demek olduğu için çocuklarla birlikte yasımı, stresimi, her türlü hüznümü attım zaten. Öğretmen olduğum için de benim tek gayem öğretmek, çocuklarla birlikte olmak. O yüzden her şeyi çocuklarla birlikte hallettim, öyle güzel gelişmeler yaşadık ki hayata tutundular, eğitime tutundular. Bir hayalleri oldu. Deprem zamanı umudunu kaybeden çocuklar şuan kitap okuyorlar, bir yandan okul dersleriyle ilgileniyorlar, bir yandan edebiyatla ilgileniyorlar. O şekilde hayata tutundular yani” dedi.
Besni Belediye Başkanı Reşit Alkan ise konuşmasında, “Leman hocamız 6 Şubat depreminde bütün halkımızla, bizimle birlikte yaşadığımız bütün acıların hepsini yaşamış bir öğretmenimiz. Belediyemizin himayesindeki TOGEM’lerde kurs vererek öğrencilere faydalı olmaya çalıştı. Bu vesileyle de üzerindeki travmayı, üzüntüyü, bir takım yaşadığı psikolojik sorunları bu şekliyle bertaraf etmiş oldu” şeklinde konuştu.
Leman öğretmen ile aynı okulda görev yapan öğretmen Songül Tüy ise, “Birçok insanda kaygı bozukluğu, psikolojik sıkıntılar, umutsuzluk baş gösterirken Leman öğretmenimde tam tersine her gün yeni bir ışık, her gün yeni bir umut oldu. Hem kendisine, hem bize, hem tüm öğrencilerine umut vermeye devam ediyor. Işık saçıyor, kendisini tebrik ediyorum” diye konuştu.
Öğrenciler ise Leman öğretmenlerini çok sevdiklerini ve onun derslerine katıldıkları için oldukça mutlu olduklarını vurguladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DHA’nın haberine göre Ahmet Bal, “Bu çukurların üzerinde çökeller söz konusu. Depremin hareketinin tetiklenmesiyle bu çökeller kayabilir. Bu çökeller kayarsa da biz açıkçası Tekirdağ sahillerinde, örneğin, Marmaraereğlisi ve Süleymanpaşa’ya kadar geçen o hat içinde 2 metreye yakın dalga yüksekliği bekliyoruz. Özellikle Tekirdağ için konuşmam gerekirse depremin ardından bir tsunami beklentisi var” dedi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, olası bir İstanbul depreminde etkilenecek iller arasında yer alan Tekirdağ’da, NKÜ Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı’nda Rektör Prof. Dr. Mümin Şahin’in talimatıyla kurulan uzmanlardan oluşan bir ekip ilde depreme karşı riskli yapıları belirleme çalışmaları başlattı.
Çalışma kapsamında depremden etkilenmesi beklenen Tekirdağ genelinde yaklaşık 100 bin yapı stoku taranıp, durumları tespit edildi. Tekirdağ merkezindeki 55 bin binanın 6 bin tanesinin 1998 yılından sonra inşa edildiği belirlendi.
“TEKİRDAĞ’DA 1500-2000 BİNANIN GÖÇMESİNİ ÖNGÖRÜYORUZ”
NKÜ Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Ahmet Bal, “17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 25 yıl geçti. Bu süreçte çok önemli çalışmalar yapıldı. Namık Kemal Üniversitesi olarak biz öncelikle Tekirdağ’ımızdaki ilçelerimizle beraber ciddi tarama yöntemlerini kullanarak yapılarımızın taranmasını sağladık ve belli oranda da bunu gerçekleştirdik. Yaklaşık 100 bine yakın yapı stoku taranmış oldu ve bu yapılarla ilgili durumlar tespit edildi. Hızlı taramada tüm Tekirdağ ilçeleri dahil 1500- 2 bin binanın göçmesini öngörüyoruz” dedi.
“MARMARA DENİZİ’NDE TSUNAMİYİ TETİKLEYECEK 3 BÜYÜK ÇUKUR VAR”
Yapıların taranmasının kendileri için yeterli olmadığını söyleyen Ahmet Bal, depremde ikinci bir afet olan tsunaminin söz konusu olduğunu dile getirdi.
Bal, Marmara Denizi’nin iç deniz olmasına rağmen 3 büyük çukurun tsunami riskini tetikleyen çukurlar olduğunu belirterek, “Bu 3 çukurun iki tanesi Tekirdağ’da bulunuyor. Biri Marmaraereğlisi açıklarında yaklaşık 1300 metre derinliğe sahip, diğeri ise Kumbağ açıklarında 1160 metre derinliği olan çukurlar. Bu çukurların üzerinde çökeller söz konusu. Depremin hareketinin tetiklenmesiyle beraber bu çökeller kayabilir. Bu çökeller kayarsa da biz açıkçası Tekirdağ sahillerinde, örneğin, Marmaraereğlisi ve Süleymanpaşa’ya kadar geçen o hat içerisinde 2 metreye yakın dalga yüksekliği bekliyoruz. Bu dalgaların da minimum 50 metre sahilden içeriye doğru girmesini öngörüyoruz. Özellikle Tekirdağ için konuşmam gerekirse depremin ardından bir tsunami beklentisi var. Tekirdağ, kıyı şeridi çok uzun olan ve önemli miktarda nüfus barındıran bir ilimiz. Dolayısıyla Tekirdağ’da ciddi bir tsunami riski var” ifadelerini kullandı.
Dr. Ahmet Bal, yaklaşık bin metre olan Çınarcık çukurunun 1999’daki 17 Ağustos depreminde Gölcük Değirmendere’de dalga yüksekliğini 4,5 metreye ulaştırdığını söyleyerek, “Çalışmalarımızın odaklandığı nokta olarak da genel vaziyette şu anda tsunamiye odaklanmış durumdayız. Çünkü 1999’daki depremde denizin yaklaşık 200- 300 metre içerilere kadar girdiğini gördük. Tekirdağ’da da benzer durum oluşabilir” diye konuştu.
“TEKİRDAĞ’DA YAPILAŞMA DENİZ BÖLGESİNDEN UZAKLAŞTIRILMALI”
Tekirdağ’da yapı stoklarının iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Bal, “Sadece depreme dayanıklı algısı depremle ilgili olmamalı, aynı zamanda tsunami ilgili de depreme dirençli yapılar yapmalıyız. Sahilde özellikle denize çok yakın yapılaşmalar var, Tekirdağ’da. Bu yapılaşmalar aynı zamanda eskiden yapıldığı için de malzeme kaliteleri düşük olduğu için de şu anda ciddi risk barındırmakta. Öncelikle tsunami ile ilgili sismolog ve jeofizikçi hocalarımızın belirlediği alanlar var. Tekirdağ’da bu alanlar belli. Marmara Denizi için konuşursak Tekirdağ burada en önemli noktada bulunuyor. Bizim şu anda inşaat mühendisleri olarak öncelikle buradaki sahile yakın alanları taramamız gerekiyor ve bunların sadece deprem direnci değil, aynı zamanda tsunamiye karşı dirençli olacak hale getirilmeleri gerekiyor. Yapılaşmanın kesinlikle deniz bölgesinden biraz uzaklaştırılması, geriye çekilmesi gerekiyor. Kıyı kanununun uygulanması gerekiyor aslında” dedi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kurumlar tarafından kurulan stantların gezilmesiyle başlayan programda, 15 TemmuzDemokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalık sahildeki Deprem Anıtı’na kadar “sessiz yürüyüş” gerçekleştirdi.
Vali Hülya Kaya ve il protokolünün katıldığı yürüyüş sonrası depremde çekilen fotoğrafların yer aldığı sergi gezildi, ardından programa katılanlar hayatını kaybedenlerin isimleri yazılı mermer blokların bulunduğu anıta karanfil bıraktı.
Anı defterini imzaladıktan sonra gazetecilere açıklamada bulunan Vali Kaya, depremde hayatını kaybedilenlerin acılarını ilk günkü gibi hissettiklerini ifade etti.
Anma günlerinin deprem gerçeğini hayatın bir parçası haline getirmek için önemli günler olarak gördüklerini aktaran Kaya, şöyle konuştu:
“Atacağımız her bir adımda, yapacağımız her bir planda artık deprem gerçeğini unutmadan hayatımızı planlamak, alacağımız kararları, yapacağımız işleri ona göre değerlendirmek durumundayız. Yalova’nın da bir deprem gerçeği var. Dolayısıyla biz hem valilik, belediye, tüm kamu kurum ve kuruluşları olarak her türlü tedbiri almak, riski azaltmak zorundayız. Dolayısıyla bugün yapmış olduğumuz yürüyüş, panel, anma programında bu kadar insanı bir araya getirmemizin de nedeni bu aslında. Sadece bu kamunun yapacağı yatırımlarla, alacağı tedbirlerle de halledebileceğimiz şeyler değil. Dolayısıyla ben Yalovalı hemşerilerimize de sesleniyorum, deprem gerçeğini bir şekilde eğer riski azaltacaksak beraber azaltabiliriz.”
“Acıyı tekrar yaşamamak adına hep birlikte bu yolda var mıyız diyoruz”
Afet olduktan sonra kurtarma operasyonlarıyla, göçük altında kalanları kurtararak süreci yönetemeyeceklerine vurgu yapan Vali Kaya, riski azaltmanın bu anlamda çok önemli olduğunu aktardı.
Yalova’nın sıvılaşmış zemin gerçeği ile çok ciddi riskler barındıran bölgelerinin bulunduğuna dikkati çeken Kaya, şunları kaydetti:
“Çok eski binalarımız var. Dolayısıyla bu eski bina stokunu bir an önce kentsel dönüşümle yenilememiz gerekiyor. Şunu artık istemekten vazgeçmeliyiz. ‘Ben bu işten nasıl karlı çıkarım’ düşüncesini bir kenara bırakıp depreme dayanıklı, sevdiklerimizi deprem olduğunda kaybetmeyeceğimiz, riski azalmış kentler yaratmamız lazım. Dolayısıyla bunu hep beraber yapacağız. Herkes taşın altına elini koymalı. Dolayısıyla işi sadece kamudan beklememeliyiz. Bunu hep beraber başarmalıyız. Bundan sonraki süreçte özellikle riskli alanlar ilan ettiğimiz bölgelerde vatandaşlarımızdan anlayış ve bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Şu an Bağlarbaşı kentsel dönüyüm noktasında güzel bir örnek. Bunu diğer mahallelerimize de uygulamak, yaygınlaştırmak istiyoruz. Dolayısıyla 1999’daki depremde yaşadığımız bu acıyı tekrar yaşamamak adına hep birlikte bu yolda var mıyız diyoruz.”
Saygı duruşunda bunulması, İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından depremde yapılan arama kurtarma çalışmalarının yer aldığı sinevizyon gösterisi izlendi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam eden program, deprem saati olan 03.02’de duaların edilmesi ve karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.
Önceki yıllarda anıt içerisinde deprem sonrası fotoğrafların sergilendiği 03.02 ve 45 saniye adı verilen salonların, içerisinde oluşan çatlak nedeniyle tedbir amaçlı ziyarete kapatıldığı ve serginin bu nedenle dışarıda kurulduğu belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Marmara Depremi’nin en çok etkilediği kentlerden biri olan Yalova’da felaketin 25. yıl dönümü nedeniyle anma programı düzenlendi. 2 bin 504 kişinin hayatını kaybettiği kentteki anma programı sessiz yürüyüşle başladı. 15 TemmuzDemokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayan yürüyüş 17 Ağustos Deprem Anıtı’nda sona erdi. Anma programı Deprem Anıtı’nda düzenlenen etkinlikle devam etti. Anıt içinde yer alan deprem fotoğraflarının sergilendiği 03.02 ve 45 saniye salonlarında yaşanan çatlak nedeniyle tedbir amaçlı ziyarete kapatıldı. Bunun yerine vatandaşlar anıtın çevresinde açılan fotoğraf sergisini gezdi.
Vali Kaya’dan kentsel dönüşüm çağrısı
İl protokolüyle sergiyi gezen Yalova Valisi Hülya Kaya, daha sonra anı defterine duygu ve düşüncelerini yazdı. Ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Kaya, şunları kaydetti:
“1999 depreminde kaybettiğimiz yakınlarımızı, kardeşlerimizin hakikaten acısını aynı şekilde bugün hep birlikte hissettiğimizi görüyoruz. Allah gani gani rahmet eylesin. Yakınlarına da sabırlar diliyoruz. Bugünlerin bizim için önemi var. Deprem gerçeğini hayatımızın bir parçası haline getirmek zorundayız. Atacağımız her bir adımda, yapacağımız her bir planda artık deprem gerçeğini unutmadan hayatımızı planlamak, alacağımız kararları, yapacağımız işleri ona göre değerlendirmek durumundayız. Yalova’nın da bir deprem gerçeği var. Dolayısıyla biz hem valilik, belediye, tüm kamu kurum ve kuruluşları olarak her türlü tedbiri almak, riski azaltmak zorundayız. Dolayısıyla bugün yapmış olduğumuz yürüyüş, panel, anma programında bu kadar insanı bir araya getirmemizin de nedeni bu aslında. Sadece bu kamunun yapacağı yatırımlarla, alacağı tedbirlerle de halledebileceğimiz şeyler değil. Dolayısıyla ben Yalovalı hemşerilerimize de sesleniyorum, deprem gerçeğini bir şekilde eğer riski azaltacaksak beraber azaltabiliriz. Yani afet olduktan sonra kurtarma operasyonlarıyla bir şekilde biz göçük altına kalan vatandaşlarımızı kurtararak bunu yönetemeyiz. Dolayısıyla riski azaltmamız lazım. Yalova’nın gerçeği bir sıvılaşma zemini var. Çok riskli bölgelerimiz var. Çok eski binalarımız var. Dolayısıyla bu eski bina stokunu biran önce kentsel dönüşümle yenilememiz gerekiyor. Şunu artık istemekten vazgeçmeliyiz. Benim 150 metrekare dairem var. Bir metrekare eksilmeyecek. Hatta bunun üzerine verilecek. ‘Ben bu işten nasıl karlı çıkarım.’ düşüncesini bir kenara bırakıp depreme dayanıklı, sevdiklerimizi deprem olduğunda kaybetmeyeceğimiz, riski azalmış kentler oluşturmamız lazım. Dolayısıyla bunu hep beraber yapacağız. Herkes taşın altına elini koymalı. Dolayısıyla işi sadece kamudan beklememeliyiz. Bunu hep beraber başarmalıyız. Bundan sonraki süreçte özellikle riskli alanlar ilan ettiğimiz bölgelerde vatandaşlarımızdan anlayış ve bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Şuan Bağlarbaşı kentsel dönüyüm noktasında güzel bir örnek. Bunu diğer mahallelerimize de uygulamak, yaygınlaştırmak istiyoruz. Dolayısıyla 1999’daki depremde yaşadığımız bu acıyı tekrar yaşamamak adına hep birlikte, beraber bu yolda var mıyız? diyoruz.”
Ardından deprem eğitimin verildiği programda Yalova Müftülüğü görevlileri ise Kuran-ı Kerim ve ilahiler ve dualar okudu.
Saatler depremin yaşandığı 03.02’yi gösterdiğinde ise depremde yakınlarını kaybeden vatandaşlar sevdiklerinin isimlerinin yazılı olduğu mermer blokları karanfil bıraktı. – YALOVA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>17 Ağustos 1999 tarihinde 7.4 büyüklüğünde meydana gelen ve 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiği Marmara Depremi’nin 25’inci yılındaki anma programı SakaryaDemokrasi Meydanı’nda devam etti. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam eden program, saatler 03.02’yi gösterdiğinde ellerin semaya açılarak depremde hayatlarını kaybedenler için dua edilmesiyle son buldu. Programa, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, milletvekilleri, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. – SAKARYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>17 Ağustos Depremi’nin 25. yıl dönümünde hayatını kaybedenler saat 03.02’de Gölcük’te anıldı. Kavaklı Sahili’nde bulunan anıt önünde düzenlenen programına Gölcük Deniz Ana Üs Komutanı Deniz Kıdemli Albay Yücel Korkut, Gölcük Kaymakamı Müfit Gültekin, Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer ve vatandaşlar katıldı. Anıtın önüne çelenk bırakma merasimi gerçekleşmesinin ardından depremde hayatını kaybedenler için dua edildi.
“Depreme ve diğer afetlere hazırlanmak için kaybedilecek bir dakika bile zaman yok”
Duanın ardından açıklama yapan Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, “17 Ağustos 1999 depreminden bu yana çeyrek asır zaman geçti. 45 saniye pek çok vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden oldu. Aradan geçen uzun yıllarda şehirde meydana gelen tahribatlar geri gelebildi ancak hayatını kaybedenlerin tekrar geri getirilebilmesi mümkün değil. 19 Ağustos 1999 tarihinde Türkiye deprem gerçeğiyle ciddi anlamda yüzleştiği tarihi miladı yaşadı. Bu hem yapısal anlamda AFAD gibi kurumların kurulması, arama kurtarma faaliyetlerinin öneminin anlaşılması, afetler olmadan önce yapılması gereken şehirleri afete hazırlama çalışmalarının önemidir aslında. Afet meydana geldikten sonra arama kurtarma ve diğer yardım faaliyetlerinin yürütülmesi tabii ki çok önemli. Bu konuda önemli başarı elde ediliyor. Önemli olan afet meydana gelmeden önce hazırlıklı olmak. Dolayısıyla can kayıplarının önüne geçmek, maddi kayıpların da önüne geçmektir. Aradan geçen 25 yıldan sonra şunu söylemek istiyorum. Depreme ve diğer afetlere hazırlanmak için kaybedilecek bir dakika bile zaman yok. Her anlamda şehirlerimizin ve en azından zihniyet olarak da insanlarımızın hazır olması gerekiyor. Bundan sonra meydana gelebilecek afetlere anında hazır olmamız önemli. Netice itibariyle bugüne kadar sadece 17 Ağustos depreminde değil, geçen sene yaşadığımız 6 Şubat depreminde de yine binlerce insanımızı kaybettik. Bundan sonraki muhtemel afetlere de hazır olmadığımız takdirde benzer tabloları yaşamak kaçınılmaz olacaktır. Önemli olan hazırlıklı olmamız gerekiyor. Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet, yakınlarına da sabırlar diliyorum” diye konuştu. – KOCAELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>213 televizyon kanalı ile 562 radyoda yayınlanan kampanyada 115.1 milyar liralık bağış rakamına ulaşılırken, 9 milyon adedi aşkın SMS gönderilmişti.

‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyasına kulüp başkanları, sporcular, iş insanları ve oyuncular katılmıştı.
Spor, sanat ve iş dünyasından önde gelen isimlerin yer aldığı etkinlikte toplanan paranın akıbeti, program sonrası sık sık gündeme geldi.
Söz konusu programda yardım taahhüdünde bulunup uzun süre sözünün yerine getirmeyen kişi ve kurumların isimlerinin açıklanması yönünde kamuoyunda beklenti oluşmuştu.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in toplanan paralarla ilgili soru önergesini yanıtlayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, toplam yardım tutarının 133 milyar 216 milyon 444 bin 143 TL olduğunu açıkladı.

Yerlikaya’nın yanıtına göre bu paranın 83 milyar 784 milyon 910 bin 635 TL’si harcandı. Yapılan harcamaların 48 milyar 975 milyon 698 bin 500 TL’sinin afetzedelere yönelik nakdi ödemeler olduğu belirtildi.
Yerlikaya “Bağış hesabında 133.216.444.143 TL toplanmış olup 83.784.910.635 TL’si harcanmıştır. Harcanan tutarın 48.975.698.500 TL’sini afetzedelere yapılan nakdi yardım ödemeleri (hasar hane ödemesi, taşınma yardımı, vefat edenlerin yakınlarına ödeme, kira ödemesi ve tahliye ödemesi) ve 34.809.212.135 TL’sini barınma giderleri (çadır-konteyner ahır ve konteyner altyapısı, gıda-hijyen seti alımı ve Esenkart ödemeleri) oluşturmaktadır” dedi.
Yerlikaya, aradan bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen “Türkiye Tek Yürek Kampanyası” kapsamında toplanan ve kampanya hesaplarında bulunan 49.431.533.508TL’nin afetzedelere yapılacak nakdi yardım ödemeleri, konteyner kent kurulumu ve sosyal donatı için kullanılacağını belirtti.
“AFAD HESAPLARINDA DEĞERLENDİRİLİYOR”
Yerlikaya, Gürer’in paraların nasıl değerlendirildiğine ilişkin sorusuna da “Kampanya hesaplarında bulunan 49.975.698.500 TL’nin tutarın kamu bankalarında AFAD adına açılan hesaplarda değerlendirilmekte olup afetzedelere yapılacak nakdi yardım ödemeleri, konteyner kent kurulumu ve sosyal donatı çalışmaları kapsamında kullanılacaktır” yanıtını verdi.

“YARDIMLAR BİR YILDIR NEDEN ULAŞMADI?”
CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede; bağış kampanyasında toplanan yardımların bölgeye bir an önce yansıtılması gerektiğini bildirdi.
Gürer, şunları söyledi:
– Bir yardım kampanyası dahi depremin ardından geçen süreçte tamamı bölgeye ulaşmaması, bu bağlamda planlama sorununun göstergesidir. Bir yılı geçmiş kampanya yapılalı ve yardımlar toplanıp AFAD hesabına yatmış ve de halen tamamı bölgeye ulaşmamış. Orada sorun yaşayan mağdur olan binlerce yurttaşımız var. Deprem bağışları bir yıldır tamamı yerine neden ulaşmadı?
– Deprem sonrası yaşanan sorunlar ve eksiklikler kamuoyuna sıkça yansımıştır. Deprem acısı yürekleri dağlamış ve unutulmamıştır. Depremi o dönem milletvekillerimiz ile bölgede bizzat yaşamış ve tanıklık etmiş bir milletvekili olarak, deprem bölgesinin bir an önce tüm sorunlardan arındırılmasının önemini bir kez daha altını çizmek isterim. Hesapta bulunan toplanan yardımlar bir an önce bölgeye ulaşmalıdır.
]]>Hem binanın müteahhidi tutuksuz sanık Mahmut Oktay Hartavi (63) hem de yakınlarını kaybedenler, fırının işletmecisi firari sanıklar Akın (78) ve Ferihan Yağcı (78) çiftini suçladı. Depremde anne ve babasını kaybeden Mehmet Kaan Çimen “O kadar çok usulsüzlük vardı ki anlatılmaz. Arka tarafı kırıp kapı ve pencereler açtırdı. 2-3 haftada TIR’la un geliyordu. A ve B Blok’ta laf arasında ‘Bir gün deprem olursa bu apartman yıkılacak’ derlerdi” diye konuştu.
BELEDİYE 2013’TE MÜHÜRLEMİŞ
Mimar Sinan Mahallesi’ndeki 2 bloklu Fazilet Apartmanı’nın A bloğu, 6 Şubat’ta meydana gelen ilk depremde yıkıldı. Binada yaşayanların 19’u hayatını kaybederken, 20 kişi enkazdan yaralı çıkarıldı. Binanın yıkılmasıyla ilgili başlatılan soruşturmada, zemin katta fırının usulsüz tadilatlar yaptığı iddiasıyla bina sakinlerinin şikayeti üzerine Kahramanmaraş Belediyesi’nin 2013’te fırını mühürlediği, aynı yıl binada oturanlara can güvenlikleri olmadığı binayı boşaltmaları içi yazı gönderdiği belirlendi.

Akın Yağcı ve Ferihan Yağcı
Kahramanmaraş 1’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı ve mahkemenin 16 Nisan 2019 tarihinde tadilatların binayı zayıflattığının tespit edildiği ve tadilatların güçlendirme projesi ile yapılması gerektiğine karar verdiği tespit edildi. Fırın işletmecileri Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hakkında gözaltı kararı verildi ancak adreslerinde bulunamadı. Bunun üzerine fırıncı çift hakkında yakalama kararı çıkartıldı.
BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ ETTİ
Soruşturma sonunda binanın hem müteahhidi, statik proje müellifi ve fenni mesulü olan Mahmut Oktay Hartavi ile zemin katta fırının işletmecileri Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Davanın ilk duruşmasına başka suçtan tutuklu olan tutuksuz Mahmut Oktay Hartavi, taraf avukatları, tanıklar ve ölenlerin yakınları katıldı. Duruşmada ilk olarak Hartavi savunma yaptı. Suçlamaları reddeden Hartavi, bilirkişi raporunu kabul etmediğini söyledi. Her şeyi o dönem yürürlükte olan yönetmeliklere uygun olarak yaptığını, A ve B blokun aynı dönem yapıldığını ve her ikisinde de aynı malzemenin kullanıldığını kaydeden Hartavi, şunları söyledi:
– 1975 yılı yönetmeliğine göre Kahramanmaraş 2’nci deprem bölgesiydi ve projeyi yönetmeliğe göre hazırladım. Projem hem inşaat mühendisleri odasından hem de belediye tarafından incelenip onaylandı. Statik projeyi hazırlarken hesaplamalar fırına göre yapılmadı. İddianamede binanın altında faaliyet gösteren yapının Akın Ekmek Unlu Malulleri’nde tadilat yapıldığından dolayı Kahramanmaraş 1’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurdukları, mahkemenin 2019’da yapılan tadilatların güçlendirme projesi ile yapılması gerektiğinden bu haliyle tadilatların binayı zayıflattığının tespit edildiği ifade edilmektedir.
GÜÇLENDİRİLEN BİNALARI ÖRNEK GÖSTERDİ
– Güçlendirme projesiyle ilgili bir iki örnek vereceğim. Trabzon Caddesi’ndeki LcWaikiki binası deprem öncesi güçlendirme yapıldı, biliyorsunuz ilk depremde yıkılmadı. Aynı şekilde Belli Oteli’nde deprem öncesi güçlendirme yapılmıştı yine depremde ağır hasarlı olmakla birlikte yıkılmadı. Şekerbank’ın olduğu emek iş hanında yine güçlendirme yapılmıştı, bina yıkılmadan depremi atlattı. Son olarak Beyzade Sokak’ta Efes Oteli’nde güçlendirme yapıldı ve yaşadığımız asrın felaketi denilen bu büyüklükteki depremde yıkım olmadan ilk depremi atlatabildi.

“BABAM DA ‘YIKILACAK’ DERDİ”
Firari olan Akın Yağcı ve Ferihan Yağcı duruşmaya katılmadığı için ölenlerin yakınlarına söz hakkı verildi. Binada anne ve babasını kaybeden Mehmet Kaan Çimen, zemin kattaki fırında sürekli tadilatların yapıldığını ve apartmandaki herkesin fırından şikayetçi olduğunu söyledi.
Çimen, “O kadar çok usulsüzlük vardı ki anlatılmaz. Arka tarafı kırıp kapı ve pencereler açtırdı. 2-3 haftada TIR’la un geliyor. A ve B Blok’ta laf arasında ‘Bir gün deprem olursa bu apartman yıkılacak’ derlerdi. Bunu babam da komşularımız da dedi. Laf arasında herkes fırınla ilgili bunu söylemişken bir deprem oluyor, Oktay Bey’in söylediği gibi aynı malzemeler, aynı yılda aynı yönetmeliğe göre yapılan iki blok, o iki bloktan hep ‘Yıkılacak’ diye konuşulan fırının altında olduğu bloka yıkılıyor” diye konuştu.
BİNA SALLANMADAN YIKILDI
Ayşenur Tekin de sanıklardan şikayetçi olduğunu belirterek, “Fırında tadilatlar yıllardır hiç bitmedi. Bina zaten ilk depremde 10-15 saniye içinde yıkıldı. Bina hiçbir salınım yapmadan tak tak şeklinde yıkıldı, yani sallanma yaşamadık” dedi.
B BLOK’TA ÇATLAK DAHİ YOK
Binada yakınlarını kaybedenlerden Nurettin Çağdaş Çakmak da fırında birçok usulsüz tadilatların yapıldığını belirterek, “Bu bina aynı zamanda aynı malzemelerle yapıldı. Biz deprem sonrasında enkazın üzerine çıktığımız zaman B blokta çatlak dahi göremedik ve cenazelerimizi oradan indirip çıkardık. Yani bir sıkıntı varsa bunun yapısal mimariyle alakalı olduğunu düşünmüyorum, eğer öyle bir şey olsaydı bırakın içine girmeyi, yanından bile korkarak geçerdik. Akın Bey, fırının borusunu, kapıcı dairesindeki kirişi kırarak çıkarmış ve bunu herkesten saklamış. Biz bunu yıkımdan sonraki fotoğraflardan tespit ettik” diye konuştu.
BELEDİYENİN YAZISI ENKAZDA BULUNDU
Gülay Sevinç Kahveci de sanıkların cezalandırılmasını talep ederek, “Sanırım babamın yaptığı başvuru üzerine Kahramanmaraş Belediyesi’nden 10 Haziran 2013 tarihli bir yazı gelmiş ve imara aykırı yapılan usulsüzlüklerin belediye tarafından düzeltileceği ancak bunun yapılabilmesi için evi boşaltması gerektiği, ‘Can güvenliğiniz yok boşaltın’ diye 27 Haziran 2013 tadilat yapılacağını söylemiş. Biz bu yazıyı tesadüfen enkazda bulduk” dedi.
Avukatların da savunmalarını yapmalarının ardından duruşma 24 Ekim’e ertelendi.
]]>Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında yerleştirilmesi planlanan 20 adet yeni ‘Çok Disiplinli Tsunami Erken Uyarı’ istasyonlarından 19’unu devreye aldı.
Yapımı devam eden İmralı istasyonunun devreye alınmasıyla birlikte daha önce yapılan 28 istasyonla birlikte toplam erken uyarı sistemi sayısı 48’e ulaşılmış olacak.
Türkiye genelinde faaliyet gösteren istasyonlar sayesinde depremin ardından 7 dakika içerisinde tsunami olup olmayacağı yönünde vatandaşların uyarılabileceğini belirten Kandilli Rasathanesi Müdürü Haluk Özener, istasyon sayısını arttırarak süreyi 4 dakika seviyesine indirmeyi planladıklarını söyledi.

“13 FARKLI ÜLKEDE 19 TANE KURUMA TSUNAMİ UYARI MESAJI YOLLUYORUZ”
Tsunami Erken Uyarı Sistemi hakkında bilgi veren Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Haluk Özener, şöyle konuştu:
– Hepimizin bildiği gibi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü sadece Türkiye’de değil, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve bağlantılı denizlerde tsunami uyarı merkezi. Bu merkezin görevi sadece Türkiye’ye değil bize abone olan 13 farklı ülkede 19 tane farklı kuruma biz tsunami uyarı mesajı yolluyoruz.
-Bir denizde bahsetmiş olduğum denizlerde veya karadan 100 kilometre içeride, 5 buçuğun üzerinde bir deprem olduktan sonra bu depremlerin tsunami yaratma riski bulunuyor.
-Enstitümüzde bu konuda bir depremden sonra arkadaşlarımız bir algoritma çalıştırdıktan sonra bunun bir tsunami yaratma imkanı varsa bunu Türkiye’de AFAD aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılıyor. Onun dışında dediğim gibi farklı ülkelere gönderiliyor” ifadelerini kullandı.
“MARMARA DENİZİ’NDE TSUNAMİ OLMA RİSKİ VAR”
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün 10 yılı aşkın süredir bu konuda yetkili olduğunu söyleyen Haluk Özener, şöyle konuştu:
-Sadece Türkiye içinde değil, bakın şu ana kadar Harita Genel Müdürlüğü’nün kurmuş olduğu 20 tane deniz seviyesi istasyonlarının verileri Kandilli’ye geliyor. Bizim kurmuş olduğumuz 8 tane daha öncesinde deniz seviyesi istasyonları var.
-Tsunami istasyonları diyoruz, mareograf diyoruz. Fakat önceki 8 tanenin farklılıkları, içinde sismik gözlem yapan cihazların da olmasıydı. Bununla birlikte İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında, tabii ki bunun büyük ölçekteki organizasyonda TARAP, Türkiye Afet Risk Azaltma planı.
-Marmara Denizi çevresinde yakın alan tsunamisini belirlemek için Kandilli’ye verilmiş bir görev var. Yani hepiniz biliyorsunuz olası bir Marmara depremi, Marmara Denizi içinde olacak ve özellikle meydana gelecek heyelanlardan dolayı tsunami olma riski var.
-Biz de mümkün olan en kısa sürede vatandaşlarımıza tsunami riskine karşı haberdar etmek için bu istasyonları kuruyoruz. Bu görev bize verildi.

“TARAP KAPSAMINDA 50 TANE İSTASYONU TAMAMLAMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”
Projenin bütçesinin Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı tarafından tahsis edildiğini belirten Özener, şu ifadeleri kullandı:
-Marmara Denizi çevresinde 20 tane ilk etapta tsunami istasyonu kurmaya başladık. Bunların 19 tanesini hayata geçirdik. Bu istasyonlar sadece deniz seviyesi gözlem istasyonu değil, aynı zamanda içinde sismik gözlem cihazlarının olduğu, meteorolojik parametrelerin gözlemlendiği istasyonlar, bu istasyonların bazılarında da GNSS alıcıları var. Yani yer kabuğu hareketlerini belirleyen istasyonlar var.
-Ekranda da gördüğünüz üzere Marmara Denizi’nin çevresine yani farklı illerde Yalova, Bursa’ya bağlı, Balıkesir’e bağlı istasyonlarımız var. Tekirdağ’da var, Edirne’nin sahil kesimlerinde var.
-Denizin içine İstanbul’da, Büyükada’da, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda, aynı zamanda en son istasyon da İmralı Adası’na kurulacak. Bunlarla ilgili gerekli bütün izinler kurumlardan alınmış vaziyette.
-Dediğim gibi son bir tanesi kaldı. İstasyon sayısı 47 oldu, 48 olacak ve bundan sonraki aşamada da bu istasyona biz sadece Marmara özelinde değil, tüm kıyı şeridinde, Türkiye’nin etrafında sayılarına 30 tane daha ilave etmeyi düşünüyoruz.
-Toplam İRAP dolayısıyla TARAP kapsamında 50 tane istasyonu tamamlamayı düşünüyoruz.
“4-5 DAKİKA CİVARLARINA İNDİRMEYİ PLANLIYORUZ”
Sistemin ne kadar süre önce uyarı vereceğini de açıklayan Özener, şöyle konuştu:
-Uluslararası standartlarda biz bir deprem olduktan sonra 7 dakika içerisinde bir tsunaminin olup olmayacağını AFAD üzerinden vatandaşlarla paylaşacağız. Dolayısıyla uluslararası standartlar 7 dakika, Marmara Denizi için istasyon sayımızı ne kadar arttırırsak bu uyarı mesajını daha erken verme şansımız var.
-Biz bunu 4-5 dakika civarlarına indirmeyi planlıyoruz. Yine enstitümüzün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile birlikte yürütmüş olduğu projeler kapsamında, tüm Marmara Denizi içindeki İstanbul’a bağlı ilçelerde tsunami tahliye tabelaları kuruldu.
-Dolayısıyla tsunami konusunda gerçekten İstanbul üzerinde özellikle çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Bununla birlikte özellikle vatandaşları bir konuda uyarmak istiyorum. Yani bizden uyarı beklemelerine de gerek yok aslında.
-Olası bir Marmara depreminde, deniz kıyısındaysanız yani kıyıya yakın yerlerdeyseniz deprem olduktan sonra meraklı gözlerle deniz kenarına gidip de denizin çekildiğini seyretmektense mümkün olan en hızlı sürede kendinizi güvende hissedeceğiniz ve yüksek rakımlı yerlere doğru kendinizi tahliye etmenizde fayda var.

Sistemin beklenen Marmara depreminde can kurtarıcı olmayacağına, erken uyarı sisteminin kurumlar arası bazı uygulamaları ve işleyişleri devre dışı bırakmaya yarayacağından söz etti.
Depremde asıl hayat kurtarıcılığın kenti depreme hazırlamak olduğunu anlattı.
Ayrıca çalışmalara bugün başlanması halinde ortalama 15-20 yıl içerisinde İstanbul’un depreme hazır olacağını belirtti.
Görür değerlendirmesinde şunlara yer verdi:
“MİNİMUM 7.2 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM BEKLİYORUZ”
-Şu anda gündemde deprem var. Deprem uyarısı verildi senelerdir. Depremi bekliyoruz, ne zaman olacağını da bilmiyoruz.
-Ama diğer bütün özelliklerini sistemi biliyoruz. Dolayısıyla bekliyoruz ki yetkililer yerel ve merkezi ve halkın kendisi depreme hazırlansın. İstanbul’u depreme hazırlasınlar. Minimum 7.2 maksimum 7.5 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz. Yeterince hazır değiliz.
“ERKEN UYARI SİSTEMİ BİLİNEN BİR ŞEY”
-Erken uyarı sistemi çok eski bilinen ilk bir şey. Bizim Türkiye’de bile 2000 yılından beri uygulanan bir şey.
-Ve hatta Bakanlar Kurulu kararıyla ilgili Boğaziçi Kandilli’de 2000 yılından beri bu çalışmalar yürüyor. Basit bir sistem. Sırf deprem sırasında hemen deprem olur olmaz bazı stratejik tesislerin devre dışı bırakılması için ortaya atılmış bir sistem.
-Diyelim ki itfaiyede, doğalgazda işte diyelim metrolarda, trenlerde yani deprem olur olmaz vanayı veya düğmeyi kapatıp o sistemlerin zarar görmemesi için devre dışı bırakan bir sistem. Yani aynen sigorta gibi.
“BU SİSTEM DEPREME HAZIRLIK ANLAMINDA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR”
-Yani İGDAŞ’ta mesela, böyle şeyleri zaten İGDAŞ kendi yapıyor. Yani bu yeni bir sistem değil bir şey değil yani.
-Siz bir yazılım yaparsanız onun bilgisayara koyarsınız veya telefona koymuşsunuz o bir şey ifade etmiyor. Böyle depreme hazırlanma noktasında bir şey ifade etmiyor. Limitli bir faydası olur.
-Yani amacı farklı, amacı deprem olduğu an hastaneye haber vermek, okula haber vermek, metroya haber verip çalışmasını durdurmak, İGDAŞ’a haber verip İGDAŞ’taki doğalgaz faaliyetini kesmek, elektrik idaresine haber verip, elektriği durdurmak, asansörlerin çalışmasına engel olmak.
-Bunun amacı bu. Yani kalkıp da halka ‘Biz bunu yaptık. O zaman biz depreme hazırız. Alın bu sistemi ve hayatınızı kurtarın’ derseniz bu çok yanlışmış. Bu işin vebali var. Bu iş yasak. Yasa da buna engel olur.
-Yani siz erken uyarı yapacağınız zaman depremin yerini zamanını, şiddetini ve vereceği zararı, hesabını yapmak zorundasınız. Ve onu bildirmek zorundasınız. Ve bu insanları belli ölçüde eğitmek zorundasınız, anlatmak zorundasınız.
-Yani ben şöyle söyleyeyim diyelim ki dörtlük bir deprem olacak. Dört buçukluk bir deprem oldu. Siz vaveyle koparıp da deprem oldu falan diye çıkartırsanız biri de kendini balkondan atarsa vebalini kim alacak? O hesabı sormazlar mı?
-Kaldı ki böyle bu tür şeyler yasak olmalı. Erken uyarı sistemi, sistemler arası bazı sistemleri devre dışına koymak için ağırlıklı olarak ortaya konulmuş bir sistemdir. Yeni falan değildir.
“BUGÜNKÜ ALTYAPI DEPREME DAYANIKSIZ”
-Siz yeni yazılımlar yapabilirsiniz. Yıllardır bu sistem var. Onu diyorum işte Kandilli 2001’den beri yapıyorlar. Bir takım çalışmalar oluyor. İGDAŞ bu işi yapıyor.
-Bu halka bir can kurtarıcı olmaz, yanlış. İşin doğrusu Marmara Bölgesi’nin İstanbul’un depreme hazırlanmasıdır.
-Kentimizin deprem dirençli hale getirilmesidir. Bu da ancak devlet eliyle yerel yönetimler eliyle, halkla birlikte uzun bir çalışma, disiplinli bir çalışma sonucu olabilir. Bir kentin tüm bileşenlerini, deprem dirençli olmalıdır.
-Başlangıç olarak o kentte yaşayan insanların tümünü can güvenliğini büyük ölçüde sağlamış olursunuz. Deprem, en büyük çevre felaketidir. Hangi zararlar verebilir deprem olursa. Ne zararı olabilir.
-Onların hesabını yapıp deprem olmadan önce onları düzeltmen gerekir. Mesela altyapısı, bugünkü altyapı depreme dayanıksız.
-Çalışacaksın, hangi kısmın nereler depreme dayanıksız oraları depreme nasıl dayanıklı hale getirebiliriz. İstanbul 15-20 senede rahatlıkla depreme hazırlanılabilir. Bunun dünyada örnekleri var. Genelde on senede İstanbul kadar büyük olmasa bile yani o kentte depreme hazır hale getiriyorlar.
“ASIL CAN GÜVENLİĞİ, KENTİ DEPREM DİRENÇLİ HALE GETİRME ÇALIŞMALARIDIR”
-Özetlemek gerekirse erken uyarı sistemi çok yararlı bir sistemdir. Çok faydalı bir sistemdir. Bu sistem bazı stratejik kurumlar arasında iletişim ve konuşmayı sağlar.
-O stratejik kurumlar da kendi işlemlerini bir an önce devre dışı bırakmak için vardır. Diyelim ki doğalgaz aniden kesilmeli bir deprem olunca.
-Aksi halde yangınlar oluyor. İtfaiye aniden uyarılmalıdır. Hastaneler hemen uyarılmalıdır. Erken uyarı bu amaçla yapılmıştır. Deprem tahmini değildir.
-Deprem olduktan sonra birtakım hesapların çok hızlı yapılıp bildirilmesi ve bu saniyeler mertebesindedır, bilemedim 1-2 dakika meselesi. Bu hayatı fazla kurtarmaz. Ama yani öyle olaylar olur ki senin benim hayatımı da kurtarır.
-Yani kurtarmaz diye bir kaide de yok. Çok da yararlıdır, çok da faydalıdır ve bu bilinen bir sistemdir. Yıllardır mevcuttur.
-Türkiye’de de mevcuttur. Bunu şimdi böyle yeni bir sistem gibi çıkarıp rant uğruna halka bunları söyleyip belli şeyler yapmak doğru değildir. Bunları bırakalım kendi işleri içerisinde bunu yapsınlar.
-Asıl can güvenliği, insanlarımız ölmesin diye uğraşmamız gereken büyük boyut bir kenti deprem dirençli hale getirme çalışmalarıdır. Onu da yerel yönetimlerle ve halkla beraber birlikte omuz omuza el birliğiyle, inanç birliğiyle yapılması gereken bir iştir. Hayat kurtarmak budur.
]]>

Saat 18.11’de Sulusaray ilçesi merkezli 5,6 büyüklüğünde deprem Çorum, Ordu, Samsun, Amasya, Yozgat, Ankara, Kırşehir, Kayseri, Sivas ve Nevşehir’de de hissedildi.
Bu depremden çok kısa bir süre sonra da bu kez 3.5 büyüklüğünde bir sarsıntı yaşandı.

1.43’TE 4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
Tokat Sulusaray’da 21:43’te bir deprem daha meydana geldi. AFAD depremin büyüklüğü 4 olarak açıkladı.

22.32’DE 4.4 İLE SALLANDI
Tokat Sulusaray’da bu kez 22:31’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

00.09’DA 4.1 BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR DEPREM DAHA
Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 00.09’da merkez üssü Sulusaray ilçesi olan 4,1 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Sarsıntının 12,43 kilometre derinlikte olduğu belirlendi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada depremle ilgili son bilgileri paylaştı. Koca şu ifadeleri kullandı;
*Tokat Sulusaray İlçesinde 5.6 büyüklüğünde meydana gelen depremde; Tokat Yeşilyurt ilçesinde 1 kişi etkilenmiştir.
*Tokat’ın Sulusaray İlçesinde bir ev ve bir cami minaresi yıkılmış olup etkilenen olmamıştır. Tokat’ın Artova ilçesinde bir cami minaresi yıkılmış olup etkilenen olmamıştır.
*Yozgat İli Gümüşsuyu Köyünde bir ev, Yelken Köyünde bir ev, Elmalıçiftliği Köyünde bir ev yıkılmış olup etkilenen olmamıştır.
*Tokat ilinden 15 ambulans, 3 UMKE ve 1 UMKE Acil Müdahale Aracı, Yozgat İlinden 5 ambulans, 1 UMKE ve 1 UMKE Acil Müdahale Aracı, Sivas İlinden 1 UMKE ve 1 UMKE Acil Müdahale Aracı bölgeye görevlendirilmiştir. Depremi hisseden vatandaşlarımıza çok geçmiş olsun. Allah ülkemizi felaketlerden korusun.

TOKAT VE YOZGAT’TA OKULLAR TATİL EDİLDİ
Tokat’ın Sulusaray ilçesinde meydana gelen depremin ardından il geneline okullar bir gün tatil edildi. Evlerinde kalmak istemeyen vatandaşlar için misafirhaneler ve spor salonları açıldı.

Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, “Yaşadığımız depremin ardından eğitim kurumlarına bir gün ara verilmesine karar verdik. Ayrıca evlerinde kalmak istemeyen vatandaşlarımız için, misafirhane, yurt ve spor salonları hazırlandı. Kendilerini buralarda misafir edeceğiz. Devlet olarak vatandaşlarımızın her türlü ihtiyaçları noktasında yanlarındayız” dedi.

3 İLÇEDE EĞİTME ARA VERİLDİ
Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan, depremden etkilenen Kadışehri, Çekerek ve Aydıncık ilçelerinde eğitime yarın ara verildiğini bildirdi.
Özkan, Tokat’ın Sulusaray ilçesinde meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki deprem nedeniyle bazı yapılarda hasar oluşan Yozgat’ın Kadışehri ilçesine bağlı Gümüşsu köyünde incelemede bulundu.

İncelemenin ardından gazetecilere açıklama yapan Özkan, deprem nedeniyle bazı ilçelerdeki yapılarda hasar meydana geldiğini, Sulusaray sınırı yakınlarındaki ilçelerde yaralı ya da can kaybı yaşanmadığını söyledi.

HALK GECEYİ SOKAKTA GEÇİRİYOR
Art arda meydana gelen depremler halk büyük huzursuzluğa neden oldu.

Korkudan evlerine giremeyen vatandaşlar, açık alanlarda yaktıkları ateşin başında ısınmaya çalışıyor.

İÇME SUYU UYARISI
Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, içme suyu konusunda uyarıda bulunarak, “Sularımızın büyük kısmı yer altı veya yüzey sularının toplanması ile oluşuyor. Bölgede hareketlilik devam ettiği için vatandaşlarımızın suyu, kullanma suyu olarak kullanmaları, içme suyu olarak tüketmemelerini istiyoruz. Bölgeye sağlıklı su getirilmesi için planlamayı gerçekleştirdik, kamyonlarımız yolda.” ifadelerini kullandı.
ÖZHASEKİ: UHTE EKİPLERİMİZ HASAR TESPİT ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Merkez üssü Tokat’ın Sulusaray ilçesi olan ve çevre illerde de hissedilen 5,6 büyüklüğündeki depremin ardından ekiplerimiz, AFAD koordinasyonunda çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bakan Yardımcımız Refik Tuzcuoğlu ve Yapı İşleri Genel Müdürümüz Banu Aslan koordinasyonunda; depremin hissedildiği tüm illerimizde hasar tespitini gerçekleştirmek amacıyla Ankara, Samsun, Ordu, Sinop ve Giresun İl Müdürlüklerimizden Ulusal Hasar Tespit Ekiplerimizi (UHTE) depremden etkilenen illerimize görevlendirdik. İlgili birimlerimizin ve ekiplerimizin sahadaki çalışmalarını anbean yakından takip ediyoruz. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, özellikle hasarlı binalara girilmemesini istirham ediyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Bayraktutan, şöyle konuştu:
-İstanbul’a ön yargılı yaklaşım, arazideki olumlu jeolojik gerçekleri görmezlikten gelmenin sonucudur. Depreme hazırlık çalışmalarını da olumsuz etkilemektedir.
-Deprem riskinin yaklaşık 80 kilometre uzunluğundaki Kuzey Anadolu Fay (KAF) segmetinde hareket mekanizmasının değişmesi, doğrultu-atımlı sistemden normal-atımlı hareket tarzına geçmesi, Çınarcık çöküntüsüne doğru akan çok sayıda kompleks heyelanların egemen oluşu, kuvvetli yer hareketinin yön ve büyüklüğünün farklılaşması sonucunu doğurmuştur.
-Bunun da İstanbul’a yansıması, KAF’ın Gerede doğusu ve Silivri batısına göre zayıflamasını sağlamıştır. Türkiye’nin dört bir tarafında olduğu gibi söz konusu İstanbul segmenti üzerinde, 4- 5 büyüklüğünde depremler meydana gelmesi doğaldır.
-İstanbul’da iddia edilen yıkıcı deprem olmayacak. İstanbul’un en büyük şansı, zeminin geoteknik dayanımı yüksek kayalardan oluşmasıdır. Zemin ve eviniz sağlamsa; rahat uyuyabilirsiniz.

‘KAYA ZEMİNİN DEPREM ŞİDDETİNİ AZALTICI ETKİSİ OLACAKTIR’
Kuzey Anadolu Fay (KAF) kuşağında Tatvan’dan Çanakkale’ye uzanan kuşak üzerindeki şehirlerdeki deprem beklentisinin İstanbul’da daha zayıf olduğunu ifade eden Bayraktutan, şöyle konuştu:
-İstanbul’un çok büyük bölümünde yüksek geoteknik dayanımda kaya zeminin varlığı, diğer şehirlerde olmayan çok büyük bir avantajdır. Haramidere Vadisi gibi, dere tabanları ile akarsu deltası gibi sınırlı birkaç alan dışında kaya zeminin deprem şiddetini azaltıcı etkisi olacaktır.
-Kent alanının büyük bölümü kaya zeminden oluşumu, boğazın açığında (Üskudar-Kadıköy) Çınarcık çukurluğu duvarına yaklaşık 20 kilometre mesafede oluşu, İstanbul’un fay kuşağının kuzeyinde ve dışında yükselen blok üzerinde olması, KAF kuşağının körfezin güney kıyısı boyunca uzanan ana fay hattından 40 kilometre uzakta bulunması (Üsküdar-Çınarcık arası) ve yapıların Anadolu’daki binalara kıyasla çok daha iyi teknik hizmet almış olması gibi üstünlüklere sahiptir.
‘SİYASİ MAKSATLI ALGI OPERASYONLARI’
-Ülkemizde Kuzey Anadolu Fay kuşağı içinde doğrudan fayın üzerinde ve alüvyon zeminde gelişen İstanbul dışında birçok yerleşim yerlerimiz var ve alüvyon zeminlere doğru hızla geliştirilmeye de devam edilmektedir.
-Gerçek risk altında bulunan bu şehirlerin kısa sürede sağlam zeminlere dönüştürülmeli, buralar kentsel dönüşümle sonuçlandırılmalıdır.
-Hatta birkaç milyon yapı yıkılacak ve çok yüksek can kaybı rakamları verilmesi, uygulanmakta olan yeni kentleşme stratejisini olumsuz etkileyebilir.
-Öyle ki İstanbul’da çok ağır hasar ve can kaybı yapacak 7.0’inin üstünde bir depremi dört gözle bekleyen ‘Zamanı geldi, yaklaştı, eli kulağında, ayak seslerini duyuyorum, kapıyı çalıyor’ gibi ifadelerle medyayı meşgul eden bir kesim oluşmuştur.
-Bunun altında jeolojik gerçeklerden çok, halkın psikolojisini bozacak hatta panikletecek sonuçlara sebep olan ve karar verici mevkileri yanlış yönlendirecek siyasi maksatlı algı operasyonları bulunmaktadır.
‘KAF’IN ADI GEÇEN BÖLGEDE ETKİNLİĞİNİ KAYBETTİĞİNİ GÖRDÜK’
Türkiye-Yunanistan doğal gaz boru hattının Geoteknik Risk Raporu’nu hazırlaması sırasında, boru hattının 80 kilometrelik deniz geçişinde su altı görüntü çekme ROV cihazı ile çekimler yaparak hem borunun konumu üzerindeki tahribatlar hem de bölgenin heyelanlarını tespit ettiğini vurgulayan Bayraktar, “Pendik-Ambarlı arasında yaklaşık bir metre çapındaki borunun çizgisel olan orijinal konumundan, boğazdan gelip, Marmara’ya çıkan ağır tonajlı gemiler ve tankerlerin çapaları boruya takılan ve zincirlerinin kırılması sonucu boru hattı D-harfi şeklinde heyelanların başlangıcına doğru ötelendiğini tespit ettik. Bu alanın fay kareterinin değişmesi ve çok derin heyelanların oluşması, İstanbul boğazının açılması sonucudur. Bu çalışma sırasında KAF’ın adı geçen bölgede etkinliğini kaybettiğini ve heyelanların egemen olduğunu gördük. Dolayısıyla bu jeolojik yapı, İstanbul deprem riskini önemli ölçüde azaltmaktadır” dedi.

‘BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİ DİYE LANSE EDİLİYOR’
Bayraktutan, yıkıcı depremin Marmara Denizi’nin güney kıyısı boyunca uzanan; Gölcük, Yalova, Çınarcık, Gemlik, Bandırma, Mudanya ve Erdek yakınlarından geçen KAF’ın güney branşı üzerinde yaşanacağını söyledi. Bayraktutan, güney hattın Biga Fayı ve Kestanbolu Fayı üzerinden devam ettiğini belirterek, “Kestanbolu Fayı üzerinde jeotermal kaynaklar, volkan çıkışları ve genç kırık yüzeyleri ile deprem riskini artırmaktır. Neden yapılıyor maalesef bilmiyorum; ama İstanbul’a yaklaşık 80-100 kilometre uzaklıkta yaşanan bir depremi bile beklenen İstanbul depremi diye lanse ediliyor” diye konuştu
]]>İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi önderliğinde 8 üniversiteden yaklaşık 30’a yakın bilim insanı, depremin İzmir’de yarattığı hasarın yer bilimsel sebeplerini araştırdı.
Kente 75 kilometre uzakta oluşan depremin niçin daha yakındaki yerler yerine Bornova Havzası’nı daha çok etkilediğini araştırdı.
‘YER BİLİMSEL VERİYE İHTİYACIMIZ VARDI’
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Deprem Araştırma ve Uygulama Merkez (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer, çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Daha önce yapılmış bilimsel çalışmalarla durumu anlamaya çalıştıkların belirten Doç. Dr. Ökmen Sümer, şöyle konuştu:
-Şunu gördük. Bornova Havzası dediğimiz yani İzmir Fayı ile ve Bornova Fayı ile sınırlanmış olan Doğu-Batı uzanımlı çöküntü alanındaki yer bilimsel veriler yetersiz. Yani daha önce yapılan bütün literatürdeki çalışmalar, buradaki deformasyonun yani depremin oluşturduğu etkiyi anlamamıza yetmiyor.
-Dolayısıyla bizim daha fazla yer bilimsel veriye ihtiyacımız vardı. Depremden sonra TÜBİTAK bir çağrı yaptı.
-Biz de hemen Dokuz Eylül Üniversitesi olarak harekete geçtik. Bölgede bulunduğumuz için bunun sorumluluğunu da alarak hızlıca proje geliştirdik. 6 ay içerisinde bu proje çıktı. Yaklaşık 2,5 seneden beri çalışıyoruz.
-Projenin sonuçlarını geçen hafta TÜBİTAK’a yükledik. Bu yer bilimsel veriler havzaya uzak ya da yakın konumlu farklı faylarda gelişebilecek deprem senaryolarıyla bilgisayarlar üzerinde simülasyonlara tabi tutulacak.
İLK KEZ YAPILDI
-İzmir Fayı’nın ve Bornova Fayı’nın havza içerisindeki bazı parçalarıyla ilgili veriler yakaladık. Özellikle güneyden gelen Tuzla Fayı’nın ya da Orhanlı Fay Zonu dediğimiz yapısal süreksizliğin havza içerisinde, havzanın altında bazı kolları olabileceğini yakaladık, diyebiliriz. Bu proje öncesi havzanın derininde ne olduğunu bilmiyorduk. Bu projede ortaya çıktı.
-Dünyada belki de böyle bir metropol alanında 8 kilometreye varan uzunlukta sismik yansıma kesitini ilk kez yaptık. Bu çok önemli. Havzanın altında neler olduğunu gördük. Bir nevi röntgenini çektik diyebiliriz.
-Böyle bir metropol alanında Tübitak-MAM ile Dünya’daki en uzun kesitleri aldık. Bornova Havzası’nın altında ne olduğunu ilk defa gördük.
-Daha önce belirlenmemiş fayları tespit ettik. Bu faylar doğrudan tehlikelidir, deprem üretecektir anlamına gelmiyor. Fakat gelecekte oluşabilecek bir depremde, bu fayların ne etkileri olacağını da mutlaka sayısal verileriyle ortaya koymamız gerekiyor dedi.
KIYIDA ETKİLİ OLMASININ SEBEBİ ÇÖKELTİ YOĞUNLUĞU
Sisam Depremi’nin Bornova Havzası’nda etkili olması hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Ökmen Sümer, “Havzanın geometrisi kıyı kesimlerine doğru derinleşiyor. Burada havza dolgusunda farklı türde çökeltiler var. Bunlardan özellikle depremde farklı davranış gösteren bölümler kıyı kesimlerinde ve sığ derinliklerde bulunuyor. Kıyıya doğru gerek havza dolgusu kalınlığının artması gerekse kötü zemin özellikleri burada deprem dalgalarının daha fazla etkili olmasını sağlamış. Bu nedenle havzanın daha çok batı bölgeleri etkilenmiş. Ön sonuçlar bunu söyleyebilir” ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Sümer, “Özellikle fayla kontrol edilen havzalar için ilk kez bu kapsamda ve boyutta uygulanan bu projeye benzer bilimsel çalışmaların mutlaka yapılması gerektiğini söyleyerek, Mutlaka önce havza bazında multidisipliner bir perspektifte tüm yer bilimsel özelliklerinin çıkartılması gerekiyor. Sonra mikro bölgeleme sonra kentsel dönüşümdeki mühendislik parametrelerinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bütünü görmeden detaya inmeye çalışmak, bizi zamansal açıdan geriye götürebilir. Bu çok çok önemli” dedi.
]]>Babacan, burada yaptığı konuşmada, İsrail’in saldırısı altındaki Gazze ile ilgili somut bir adım atılmadığını söyleyerek, “Türkiye’de gerçekten şu anda sıkıntılı bir dönem yaşıyoruz. Başta emeklilerimiz olmak üzere, çiftçilerimiz olmak üzere halkımız büyük bir feryat içerisinde. Ancak bu feryat, bu haykırış Ankara Beştepe’den duyulmuyor. Onu da görüyor maalesef. Evet Türkiye’de sıkıntılar çok ama asıl büyük bir sorunu yaşayan, büyük bir zulüm altında yaşayan şu anda Gazze’deki Filistinli kardeşlerimiz. Oradaki feryat çok daha büyük. 32 binin üzerinde Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetti. Bunların üçte ikisi kadın ya da çocuk. Ve olaylar başladığından bu yana iktidarın Gazze’yle ilgili somut olarak attığı hiçbir adım yok. Sadece laf üretmek var. Sadece hamaset üretmek var. Sadece Gazze’deki durumun istismarı var” dedi.
‘SANDIKTAN ÇIKACAK MESAJIN, UYARI MESAJI OLMASI LAZIM’
Babacan, “Bu sandıktan çıkacak mesaj da çok önemli. Biz diyoruz ki; bu sandıktan çıkacak mesajın mutlaka ve mutlaka iktidara bir uyarı mesajı olması lazım. Yani iktidara ‘Yanlış yoldasın, hata yapıyorsun, faul yapıyorsun, hukuku çiğniyorsun, adaletli hareket etmiyorsun’ mesajı olması lazım. Bu sandıktan çıkan mesajın, hep beraber vatandaşlarımızın hükümete bir sarı kart mesajı olması lazım. Yani vatandaşlarımızın sandıkta kullanacağı oyun, iktidardakilere bir uyarı mesajı olması lazım. Kırmızı kart cebinizde bekliyor. O ne zaman? Bir sonraki seçim iktidar değişikliği zamanı geldiğinde kırmızı kartla gösterip, inşallah Türkiye’nin dürüst ve ehil kadrolarla yöneteceği bir süreci önünde hep beraber açmış olacağız” diye konuştu.
‘YAPI STOKUMUZUN DERHAL YENİLENMESİ GEREK’
Konuşmasında Bingöl’ün deprem riski yüksek iller arasında olduğunu belirten Babacan, şöyle konuştu:
“Burada benim vurgulamak istediğim çok önemli bir konu var. O da deprem riski şu anda bir deprem coğrafyasındayız. Naci Görür hocamız başta olmak üzere pek çok jeoloji bilim insanının da Türkiye’deki en riskli bölgelerden bir tanesi olarak sürekli Bingöl’ü işaret ettiğinde, farkında olmamız lazım. İşte bu sebeple Bingöl’ün depreme hazırlanması çok çok önemli bir konu.
Belediye başkanı olacak arkadaşlarımızın her ilçede, özellikle de merkezde en önemli projeleri arasında ‘Bingöl’ün depreme hazırlanması’ olması lazım. Tabii deprem anında o kriz yönetmek, depremden sonra vatandaşlarımızın her türlü ihtiyacını karşılamak, deprem olmadan önce tedbir almak en önemlisidir. Çünkü halk arasında bir söz vardır, ‘kaza geliyorum demez’ ama arkadaşlar, deprem ‘geliyorum’ diyor.
Bakın ben buna benzer bir konuşmayı 2022 yılında Kahramanmaraş’ta aynı böyle bir otelde, Allah benzetmesin, demiştim ki uzmanlar uyarıyor. Kahramanmaraş depremi geliyor. Ve ‘bununla ilgili hiçbir hazırlık yok’ demiştim. Ve 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli deprem oldu. Benim o açıklamayı yaptığım otel yıkıldı. 84 kişi hayatını kaybetti. Bir kişi kurtulmadı.
Deprem ‘geliyorum’ diyor, dolayısıyla hem mevcut yapı stokumuzun gözden geçirilmesi ve sağlamlaştırılması hem de deprem anında hasar göreceği, ağır hasar ya da yıkılacağı şimdiden belli olan yapı stokumuzun derhal ama derhal yenilenmeyle beraber Bingöl’ümüzün vatandaşlarımızın çok daha emniyetli, çok daha yaşanabilir bir şehir haline getirmesi en önemli konudur.”
]]>AFAD'dan yapılan açıklamaya göre Tokat'ın Sulusaray ilçesinde 5,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Tokat'ın yanı sıra çevre illerde de hissedilen depreme ilişkin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'dan ilk açıklama geldi.
Gece saatlerinde de 4,7 ve 4,1 büyüklüğünde iki depremin meydana geldiği ilçede bu kez saat 18.11'de 5,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem yerin 5,99 kilometre derinliğinde oluştu.
Sulusaray merkezli 5,6 büyüklüğündeki deprem Tokat'ın yanı sıra Sivas, Yozgat, Çorum, Çankırı, Kırşehir, Kayseri, Amasya, Samsun ve Ordu'da da hissedildi.
Depremin merkez üssü olan Sulusaray'daki Belediye Başkanı Davut Kılıç, bir televizyon canlı bağlanarak ilçeye bağlı Buğdağlı köyünde bazı evlerin yıkıldığını söyledi.

AFAD'dan yapılan açıklamada, "Tokat ilimizin Sulusaray ilçesinde saat 18.11'de meydana gelen 5.6 büyüklüğündeki deprem Tokat, Samsun, Yozgat, Çankırı ve Çorum illerimizde yoğun bir şekilde hissedilmiştir. An itibarıyla; Yozgat ilimizde 2 katlı bir ev ile Tokat ilimizin Sulusaray ilçesinde 5 ahırın etkilendiğine dair ihbarlar alınmış olup; ekiplerimizin saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız. Gelişmeleri takip ediyoruz." ifadelerine yer verildi.
Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, Sulusaray, Artova ve Yeşilyurt ilçelerinde okulların bugün tatil edildiğini bildirdi. Hatipoğlu, AA muhabirine, Sulusaray ilçesinde gece saatlerinde 4,7 ve 4,1 şiddetinde depremlerin olduğunu söyledi.

Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ekiplerin sahada olduğunu söyledi. Sulusaray ilçesinde daha önce iki deprem daha yaşandığını ve oradaki incelemelerinin ardından Artova ilçesine geldiğini belirten Hatipoğlu, "Ekiplerimiz Gaziantep Karkamış Escort çalışmalarına devam ediyor. Ben de Artova ilçemizdeyim. Vatandaşlarımızla beraberim. Şu ana kadar herhangi bir can kaybı ya da yaralanma bilgisi gelmedi. Ekiplerimizin sahada çalışmaları devam ediyor. Bütün hemşehrilerimize çok geçmiş olsun. Allah beterinden korusun." dedi.
Artova ilçesinde de hissedilen deprem nedeniyle vatandaşlar sokağa çıktı. Bazı vatandaşların ağladıkları ve sinir krizi geçirdikleri görüldü. Artova Kaymakamı Erkan Atam ve Belediye Başkanı Ali Güner vatandaşları sakinleştirmeye çalıştı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, depreme ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Tokat ili Sulusaray ilçesinde 5,6 büyüklüğünde meydana gelen depremde Tokat Valimiz, AFAD ve ilgili kurumlarımızın tüm ekipleri saha taramalarına başlamıştır. Gelişmeleri takip ediyoruz. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi afetlerden korusun." ifadelerini kullandı.

AFAD'ın açıklamasına göre saat 18.31'de ise yine aynı ilçede bu kez 3,5 büyüklüğünde bir artçı deprem meydana geldi.

Öte yandan gece saatlerinde yine Sulusaray ilçesinde bir tanesi 4.7, diğeri ise 4,1 büyüklüğünde iki deprem meydana gelmiş ve Tokatlılar geceyi sokakta geçirmişti.
]]>Prof. Dr. Kutoğlu, “Bu hareket farkı, fayların enerji biriktirmesinin ana sebebi; bu da depremle sona eriyor. Haritada, İzmit’te KAF’ın denize girdiği bölge ile Tekirdağ’da karaya çıktığı bölgede, hareket hızlarının aynı olduğu görülüyor. Bu, Marmara Denizi’nin doğu yakasındaki hareket mekanizması ile batı yakasında, Tekirdağ’daki hareket mekanizması aynı. Bu mekanizma aktarım yapıyor. Hareket, enerji biriktirme olayı, Marmara Denizi içerisinde de aynı hızla devam ediyor. Marmara Denizi’nin içerisinde bir enerji birikiminden ortaya bir deprem çıkması söz konusu” diye konuştu.

“KIRILMAYA EN YAKIN, TEKİRDAĞ SEGMENTİ”
Geliştirdikleri yazılım ile hareket hızı farklılıklarından Marmara Denizi’ndeki gerinim değerlerini hesapladıklarını aktaran Prof. Dr. Kutoğlu, şunları söyledi:
“Adalar segmenti, Avcılar segmenti, Kumburgaz segmenti, Tekirdağ segmenti ve Ganos segmentini görüyoruz. Burada gerinimi en yüksek segment, Tekirdağ segmenti.
Haritaya baktığımız zaman en tehlikeli, kırılmaya en yakın segment, Tekirdağ segmenti olarak gözüküyor. Yaklaşık 50 kilometre boyu olan Tekirdağ segmenti tek başına kırılırsa; 7- 7.1 büyüklüğünde deprem üretebilir.
Ama 2 parça aynı anda kırılırsa o zaman 7.4 büyüklüğünde bir deprem karşımıza çıkar. 3 segmentin kırılması durumunda 7.6’lık bir depremle karşılaşabiliriz. Çok yakın bir ihtimal değil ama Ganos Fayı da onunla kırılırsa, kimse ihtimal vermiyordu ama Maraş depreminde böyle bir deprem yaşadık.
Marmara’da da 2-3 bin yılda 1 olacak deprem yaşanırsa, 4 kol birden kırılırsa; o zaman depremin 7.8 büyüklüğüne kadar ulaşması mümkün”
‘MÜSTAKİL EV’ ÖNERİSİ
Önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde çok yakın bir zamanda deprem beklemediklerini ifade eden Prof. Dr. Kutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu süreçte kentsel dönüşüme hız verebiliriz. Türkiye’nin karasal alanı, 769 bin kilometrekare. Hazine arazilerinin toplamı 358 bin kilometrekare. 2021 yılında TÜİK’in hazırladığı rapora göre, ikamet edilen konutların toplam sayısı 25 milyon civarında.
Bu 25 milyon konutu, yatay bir mimari ile hepsinin müstakil bir ev olduğunu düşünsek, hepsinin 300 metrekare genişliğinde, bol keseden bir hesapla 100 metrekare bahçesi olduğunu düşünsek; bir de her birinin etrafında 5 metre yol payı olduğunu düşünsek; toplam 625 metrekarelik bir parsel yapar.
Bunu 25 milyonla çarptığınız zaman da Türkiye’deki tüm konutları ülke geneline müstakil bina olarak yaydığımızda, 15 bin kilometrekare bir alan yapar. Türkiye’nin toplam yüzölçümünün yüzde 2’si, Hazine arazilerinin ise yüzde 4’ü eder”
“MÜSTAKİL EV İÇİN YETERLİ ALAN VAR”
Belediyelerin konut projeleri hazırlaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kutoğlu, şöyle konuştu:
“Bu anlamda da Hazine arazilerini bu şekilde alçak, yatay mimaride müstakil konutlar yapmak için bir sosyal proje geliştirebilirler. Bunu da çok hızlı yapabilirler. Ülkemizde bunun için yeterli alan var.
Bu riskli konutları rahatlıkla müstakil eve dönüştürebiliriz. İnsanın toprakla güçlü bir bağı var. İnsanı topraktan koparttığınız zaman, ruhen de birtakım sorunlar çıkabiliyor. Amerika’da insanların yüzde 88’i, İngiltere’de yüzde 85’i, Polonya’da yüzde 80’i, Fransa’da yüzde 69’u müstakil evlerde yaşıyor.
Bu oran bizde sadece yüzde 24. Aslında bir öğretilmiş çaresizlik yaşıyoruz. Anadolu kültürünün geleneğinde de müstakil evlerde yaşamak var. Ama nedense bu sonradan değişmiş ve apartman kültürü oluşmuş.
Bu şekilde ülkemiz coğrafyasını efektif kullanır, yatay mimariye geçer, Hazine arazilerinde bahçeli konutlara geçersek; deprem konusunu ülkenin gündeminden çıkartmış oluruz.”
]]>Proje çalışmalarında sona geldiklerini dile getiren Prof. Dr. Sözbilir, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile imzaladıkları protokol kapsamında 12 ayrı noktaya sistemi yerleştireceklerini ifade etti.
Sistem sayesinde depremin 16 saniye öncesinden bilinebileceğini söyleyen Prof. Dr. Sözbilir,”Üniversitenin öz kaynaklarıyla desteklenen bir projeydi. Mühendislik fakültesinde jeoloji, jeofizik, inşaat, bilgisayar ve elektronik bölümü hocalarından oluşan bir ekip oluşturduk. Bu ekip 3 yıl boyunca çalışıp, projeyi tamamladı. Hem yazılı hem tasarım hem de mekanizma açısından tamamen yerli, yeni bir deprem uyarı sistemi geliştirdik. Geliştirdiğimiz sistemi önümüzdeki aydan itibaren 6 aylık bir deneme sürecine sokacağız. İzmir’de farklı lokasyonlardaki 12 AFAD istasyonuna yerleştireceğimiz bu sistem saniye saniye bize oluşacak depremlerle ilgili bilgi aktaracak” ifadelerini kullandı.

‘DEPREMİ 16 SANİYE ÖNCESİNDEN ÖĞRENEBİLİYORUZ’
Bu sistemin daha önce İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi yerlerde kurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Hasan Sözbilir, sistemin birçok ilde kurulması gerektiğine dikkati çekip, sözlerini şöyle sürdürdü:
-Deprem erken uyarı sistemleri, diyelim ki 70 kilometre uzaklıktaki bir fay deprem oluşturduğu anda onu algılıyor.
-Mesela Bayraklı ilçesine gelebilecek bir depremi 16 saniye öncesinden öğrenebiliyoruz. Bu sayede insanlara bilgi verilebilir ya da büyük ölçekli yapılarla ilgili önlem alınabilir. Amaç deprem olduğu anda kaynağında yakalamak.
-Fayın bizden ne kadar uzak olduğuna göre depremin geliş süresi değişir. Bu bilginin online ve gerçek zamanlı olarak bilgisayarlara naklini gerçekleştirecek.
‘DEPREM SAYISINDA ARTIŞ YAŞANDI’
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen yıkıcı depremin ardından 1 yıl içinde yaklaşık 100 bin deprem yaşandığını anlatan Prof. Dr. Sözbilir, “Normal şartlarda Türkiye’de bir yılda ortalama 25 bin tane deprem oluyor. Ama 6 Şubat’tan sonra 1 yıl içerisinde yaklaşık 100 bin tane deprem oldu yani deprem sayısında artış yaşandı. Bu da çok yüksek bir enerjinin açığa çıkması olarak değerlendirilebilir. Bu hareketlilik sürüyor” dedi.

Türkiye genelinde son 100 yılda kırılmayan çok fazla fay bulunduğunu da hatırlatan Prof. Dr. Sözbilir, “Türkiye’de 485 tane faydan sadece 25 tanesi kırıldı. Bu yıl sonunda bir proje başladı. 14 tane üniversiteden 100’e yakın bilim insanı olarak yüzün üzerindeki fayı çalışıyoruz. Aynı anda iki yıl boyunca bu çalışmalar sürecek. Antakya, Ölüdeniz, Cizre faylarında çalışmaya başladım. Onları kesip içine bakacağız. ‘Bu faylar geçmişte ne kadar sıklıkla deprem üretmiş?’, ‘Bundan sonra ne zaman kırılabilir?’ gibi soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağız. Deprem tehlikesi düzeyini ölçmeye çalışıyoruz” açıklamalarında bulundu.
İZMİR’DE TUZLA FAYINA DİKKAT ÇEKTİ
İzmir’de son 100 yılda fayların yıkıcı bir deprem üretmediğini de belirten Prof. Dr. Hasan Sözbilir, 17 fayın 6 ile 7.2 büyüklüğünde deprem üretebileceğini kaydetti.
Denizdeki faylardan birinin 30 Ekim 2020’de kırıldığını anlatan Prof. Dr. Sözbilir, “6.9 büyüklüğünde deprem olmuştu ve 117 vatandaşımız yaşamını yitirmişti. ‘Denizdeki hangi faydan kaynaklanan bir depremde ne tür bir tsunami tehlikesine maruz kalabiliriz?’, ‘Hangi kıyılarımızı su basar?’, ‘Bu sular ne kadar içeri girecek?’, ‘O bölgede altyapı stokumuz nasıl?’, ‘Nüfus yoğunluğumuz ne kadar?’ gibi konuları önceden bilmemiz gerekiyor” dedi.
İzmir faylarını kesip inceleme yaptıklarını da söyleyen Prof. Dr. Sözbilir, 5 fayda çalışmaları tamamladıklarını söyleyip “Tuzla Fayı’nın 2 bin yıllık deprem üretme aralığı var. Son depremi de yaklaşık 2 bin yıl önce yaptığı için bu fayın deprem üretme zamanının yaklaştığını söyleyebiliriz. 7’ye varan büyüklükte bir deprem üretme potansiyeli var” ifadelerini kullandı.

‘DEPREM KONUTLARI DEPREMDEN ÖNCE YAPILMALI’
Türkiye’de kentsel dönüşümün 1999 depreminden sonra devreye girdiğini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Sözbilir, 2015 yılına kadar gecekonduların yıkılarak yerine bina yapıldığını dile getirerek, “Az nüfusun olduğu binaları değil de çok nüfusun olduğu 1999 öncesi yapılan binalar ekseninde kentsel dönüşümü yapmak lazım. Zemine göre ve nüfus yoğunluğuna göre önceliklendirme yapmak gerekiyor. 6 Şubat depreminde şunu gördük; depremden sonra sağ kalan insanları koyacak yerimiz yok. Çadır, konteyner var ama insanların yaşam kalitesi çok düşüyor. Deprem olmadan önce deprem konutları yapmak gerekir. İzmir’de deprem konutlarını ne kadar arttırırsak, şehir içinde mevcut yapı stokundaki insanları deprem olmadan önce oralara taşırsak deprem olduğunda kentsel dönüşüm kapsamında değerlendirilmesi gereken binalar yıkılır ama içinde insan olmadığı için kimse ölmez. Bu mekanizmanın Türkiye ölçeğinde devreye girmesinde fayda var” diye konuştu.
]]>“OTEL OLARAK ADLANDIRILAN KATİL BİR BİNADA EN DEĞERLİLERİMİZİ KAYBETTİK”
Isias Otel’de 14 yaşındaki kızı Selin’i kaybeden Ruşen Yücesoylu Karakaya, şöyle konuştu:
* “6 Şubat’taki deprem sonucu biz Grand Isias Otel olarak adlandırılan katil bir binada en değerlilerimizi kaybettik. Onların adaletini sağlamak ve adlarını yaşatmak için kurduğumuz derneğimizle birlikte son 14 aydır hep beraber durmadan mücadele veriyoruz. Buradaki dostlarımız ise Türkiye’nin 11 farklı deprem bölgesinde, hayatlarını sürdürdükleri, evim dedikleri, fakat usulsuzlükle, ne olursa olsun mantığı ile inşa edilen katil binalarda oldukları için yitirdiler en değerlilerini.
“72 CANIN KATİLLERİ SUÇLUDUR VE ADALET ÖNÜNDE HESAP VERMELİDİR”
* Hepimiz, tüm Kıbrıs ve dünyanın birçok yerinden destekçilerimizle ilk günden beri tek yürek olarak her yeni güne adalet diyerek uyandık. Isias özelinde bizim Ocak ayında başlayan duruşmalarımız Nisan ayında devam edecek ve gerçekler mahkeme huzurunda bir kez daha ortaya konacaktır. Bütün çabamız tüm suçluların en ağır cezayı alması içindir. 72 cana mezar olan usulsüz yapıyı yaratan her birey suçludur ve adalet önünde hesap vermelidir. Başka canlar bu hırsız, ahlaksız zihniyetlerce aramızdan alınmasın diye hep birlikte mücadele etmeliyiz.
ACILI ANNE ADALET BAKANLIĞI’NA SESLENDİ
* Savcılık iddianameleri yayınlanmasına ve resmi görevlilerin isimleri tek tek ortaya konmasına rağmen Adalet Bakanlığı soruşturmanın genişletilmesi için gerekeni yapmamaktadır. Depremde en sevdiklerimizi kaybettiğimiz bu sahte ve usulsüz yapılara izin veren ve devletin verdiği yetkiyi kötüye kullanan herkes suçludur ve yargılanmalıdır. Bir sonraki duruşma günlerimize kadar her türlü kanaldan adalet çığlıklarımızı daha güçlü duyurmaya devam etmeliyiz. Türkiye’de bir adalet depremi yaşanmalı ve sevdiklerimizi öldürenler en ağır cezayı almalıdır.
* Depremi hiç unutmuyoruz. Her an 6 Şubat’ı yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de bu bilinçle hareket etmesi ve siyasi kaygılardan uzak insani ve hukuki kararlar vermesini talep ediyoruz. Kıbrıs’ın şampiyonlarının ve tüm hayatını kaybedenlerin adaleti elbet sağlanacak ve suçlular en ağır ceza ile yargılanacaktır. Biz Kıbrıs’lı aileler ve Kıbrıs halkı olarak hep yanındayız, kendi davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz ve hayatlarını kaybeden, gelecekleri ellerinden alınan sevdiklerimiz için sonuna kadar mücadelemiz sürecektir.”
“ADALET İSTİYORUZ”
Hatay Ilgım Apartmanı’nda 4 yakınını kaybettiğini belirten Duygu İnegöllü, “Depremden bir gün sonra alanına ulaştığımızda arama kurtarma çalışmalarının başlamadığını fark ettik. 8 gün süren tırnaklarımızla kazıdığımız günlerin sonunda sevdiklerimizin tanınamayacak vücutlarına ulaşabildik. Bu apartmanda 80 kişi hayatını kaybetti. Adalet istiyoruz. Dosyada bir tek kamu personeli yargılanmıyor. Bu binalara izin verenleri, bizi yalnız bırakanların hepsini mahkeme salonlarında görmek istiyoruz.” diye konuştu.
Kahramanmaraş Sait Bey Sitesi’nde oğlunu kaybettiğini belirten anne, “Adalet istiyorum. Adalet yerini bulsun artık” dedi.
“DEVLET ELİYLE İŞLENEN BİR CİNAYET Mİ?”
Kız kardeşini ve iki yeğenini kaybettiğini belirten vatandaş, yetkililere şöyle seslendi: “Benim kız kardeşim ve iki küçük yeğenim örgütlü bir kötülüğün kurbanı mı oldular? Bu devlet eliyle işlenen bir cinayet mi? Biz bunu nasıl anlayacağız? Zihnimize nasıl açıklayacağız? Kamu personeli bütün suçlular yargılanmalıdır.”
Kahramanmaraş Ebrar Sitesi’nde eşini ve çocuklarını kaybettiğini belirten anne ise “Tüm suçluların cezalandırılmasını istiyorum. Hayallerimizin hepsi yarım kaldı. İki ayağımı kaybettim. Bunun hesabını kim verecek?” diye sordu.
“BU ÖLÜM TUZAĞINI ÇOCUKLARIMIZA KİMLER KURDU?”
Isias Otel’de rehber oğlu Nazımcan Hartlap’ı kaybeden Hilal Düzgünce, “Bu ölüm tuzağını çocuklarımıza kimler kurdu? Kimler bizi kaç paraya sattı? Söyleselerdi bize fiyatlarını biz satın alsaydık onları. Bizler yaşamıyoruz, nefes almıyoruz, kabristanlara gidemiyoruz” dedi.
Gaziantep Furkan Apartmanı’nda oğlunu kaybettiğini belirten anne, “Ben çok öfkeliyim, çok kinliyim. Bu binada 51 kişiyi kaybettik. Bunun sorumlusu kamu personeli yargılansın” diye konuştu.
]]>Gökçetekin, Birleşmiş Milletler 68. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW68) kapsamında ABD’de bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile bir araya geldi.
New York’taki Türk Evi’nde gerçekleştirilen görüşmede, Gökçetekin, Bakan Göktaş’a Hepsiburada’nın kadınların güçlendirilmesi için yaptığı çalışmalar ile deprem bölgesindeki kadın girişimciliği ekosisteminin geliştirilmesi için yaptığı faaliyetleri anlattı.
Nasdaq borsası da Hepsiburada’nın kadın girişimcilere verdiği desteği kutladı. Nasdaq borsasının Times Meydanı’ndaki dijital panolarında Hepsiburada ve Türk bayrağı görselleri yer aldı.

Hepsiburada CEO’su Gökçetekin, BM’nin CSW toplantılarını kadınların ekonomik anlamda gelişmesi için yaptığını belirterek, kendilerinin de hayata geçirdikleri örnek projelerle Türkiye’yi temsil ettiklerini bildirdi.
“BAYRAĞIMIZI TIMES MEYDANI’NDA DALGALANDIRIYORUZ”
BM ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ile yaptıkları çalışmalara değinen Gökçetekin, Bakan Göktaş’ın da bu sene onur konuğu olduğunu hatırlattı.
Gökçetekin, Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığı bölgede ve depremden önce yaptıkları, kadınların ekonomik gelişimini etkileyen çalışmalarını BM’de dünya ile paylaşma fırsatı bulduklarını belirterek, “Biz bir kadın girişimci tarafından kurulmuş, bir kadın CEO tarafından yönetilen Nasdaq teknoloji borsasındaki en büyük şirketiz. Türkiye için çok önemli bayrağımızı bugün Times Meydanı’nda dalgalandırıyoruz” diye konuştu.
“50 BİNE YAKIN MARKA SAHİBİ GİRİŞİMCİYE SAHİBİZ”
Hepsiburada CEO’su Gökçetekin, 2017 yılında kadınların ekonomik gelişimini artırmak için bir girişimci programı kurduklarını anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Orada girişimci yetiştiriyoruz. Şu anda 50 bine yakın marka sahibi muhteşem girişimciye sahibiz ve 2030 yılında bunu 120 bine çıkaracağız. Burada da hem KAGİDER hem de BM Kadın birimi sayesinde değişik bağlantılarımızı geliştirdik. Farklı işbirlikleri konuşuyoruz ve kooperatiflerle olan deneyimlerimizi artırmaya devam ediyoruz.”
Gökçetekin, 6 Şubat depremlerinin ertesi günü binlerce çalışanları ile bölgeye gittiklerini belirterek, depremin yaralarını ekonomi ve teknolojiyle iyileştirmek üzere orada üs kurduklarından ve kadın girişimci yetiştirmek üzere ihtisas merkezleri açtıklarından bahsetti.

“MUHTEŞEM KADIN GİRİŞİMCİLERİMİZ VAR”
Bu kapsamda 5 bin kişiye ulaşmayı hedeflediklerini anlatan Gökçetekin, şu anda bu sayının 3 bin 300 olduğunu söyledi. Gökçetekin, doğal ipekten zeytin reçeline kadar birçok ürünü üreten kadın girişimcinin bulunduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Muhteşem kadın girişimcilerimiz var ve depremin yaralarını Hepsiburada ile beraber sarıyorlar. Bir kadın etrafında yaklaşık 5-6 kişiye istihdam, 20’ye yakın kişiye pozitif sosyal etki sağlıyor. Biz bu konuda çok heyecanlıyız. Programımız 2 yıl sürecek ve deprem bölgesinde 5 bin, Türkiye’de ise 120 bin kadın girişimciyi mutlaka Hepsiburada ailesi olarak yetiştireceğiz.”
“KADINLARDAN KADINA GEÇECEK MUHTEŞEM BİR HEDİYE”
Nilhan Onal Gökçetekin, BM Kadın Birimi ve KAGİDER işbirliğiyle gerçekleştirdikleri projenin detaylarını da paylaşarak, proje kapsamında KAGİDER ile yerel kadın kooperatiflerinin ürettiği ürünlerde kutular yaptıklarını anlattı.
Gökçetekin, “Kadınlardan kadınlara geçecek muhteşem bir hediye oluşturduk. Hiçbir maddi beklenti olmadan bunları Hepsiburada platformunda satışa sunduk. Artık mart ortası geldi, hala yoğun ilgi görüyor. Bu kutuların içinde yörede üretilen çiğ tahinler, nar ekşisi, ipek şallar, kuru meyveler var. Bunları biz diğer kadınlarla ve onlara destek olmak isteyen kişiler ile buluşturuyoruz. Deprem bölgesinden olan bu kutulara Hepsiburada üzerinden ulaşıp kesinlikle onlara destek olabilirler.” diye konuştu.
KADINLARA HEPSİBURADA DAVETİ
Gökçetekin, Hepsiburada platformunda yer almak isteyen kadın girişimcilere yönelik de şunları söyledi:
“Hepsiburada’nın ‘İş Ortağım’ isimli bir programı var. Instagram’dan, internetten, telefonla bize her şekilde ulaşabilirler. Deprem bölgesinde fiziksel ihtisas merkezlerimiz var. Herhangi bir fikri olan bütün kadınları Hepsiburada platformuna davet ediyoruz. Biz onlara reklamlarını yapma, ürünlerinin fotoğrafını çekme, pazarlama, ‘Hangi ürünler daha iyi satar?’ gibi her konuda destek olabiliriz.”
]]>Gökçeoğlu, zarar verme potansiyeline sahip doğa olaylarının, yapılaşma ve planlamadaki yanlışlar, mühendislik prensiplerinin yeterince veya hiç dikkate alınmaması sonucu afete dönüştüğünü vurguladı.
Özellikle depremlerin, afete karşı hazırlıklarını tamamlamayan, yoğun yerleşik nüfus ve ekonomik aktiviteye sahip bölgelerde gerçekleşmesi sonucu kayıp ve zararların arttığına dikkati çeken Gökçeoğlu, nerede hangi doğal tehlikenin gelişebileceğinin farkında olunması gerektiğini söyledi.
PLAN OLURSA AFETE DÖNÜŞMEZ
Gökçeoğlu, “Bu farkındalığa göre yapacağımız planlamalarla, seçeceğimiz yerleşimlerle, yapacağımız binalarımızla, kamu ve hizmet binalarımızla, demir yolu, kara yolu, otoyol gibi ulaştırma yapılarımızla; bunların altyapı sistemlerini, elektrik, kanalizasyon, su sistemlerini buna göre planlar, projelendirir ve yaparsak hiçbir doğal tehlike bizim için afete dönüşmez. Ufak tefek kayıplarımız olabilir ama afete dönüşmez” dedi.
Karlıova’dan başlayıp Saros Körfezi’ne kadar giden Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun birçok segmentten oluştuğuna değinen Gökçeoğlu, bu segmentlerin neredeyse tamamının son yüzyılda kırıldığını dile getirdi.
Gökçeoğlu, kırılmayan iki segmentten birinin Marmara Denizi, diğerinin Bingöl-Erzincan arasındaki Yedisu segmenti olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
– Dolayısıyla bu ikisi üzerinde bilimsel olarak da teknik olarak da deprem beklentisi var. Depremin, Marmara Denizi’nde daha yakın zamanda olması muhtemel çünkü 1999 depreminden 3 ay sonra Düzce Depremi gerçekleşti. Oradaki segment de kırıldı. 1912’de Saros Depremi var. 1912 ile 1999 depremleri arasındaki bölge şu anda depreme hazır biçimde bekliyor. Halk arasındaki deyimle artık eli kulağında bekliyoruz. Kimilerine göre bu iki parçada kırılır 7’yi bulmaz, kimilerine göre tek parçada kırılır 7,4’e ulaşır.
MARMARA’NIN TAMAMINI ETKİLER
Gökçeoğlu, Marmara Denizi’nde sismik çalışmalardan yola çıkılarak elde edilen verilerin olduğunu ancak deniz dibini karadaki kadar net göremediklerine değinerek, “Bu deprem ister 6,9 ister 7,2 olsun öyle ya da böyle İstanbul’u, Kocaeli’yi, Yalova’yı, Bursa’yı, Bandırma’yı hatta Tekirdağ’ı ciddi biçimde etkileme potansiyeline sahip. Yani Marmara Bölgesi’ne hep ‘İstanbul İstanbul’ deniyor ama o bölgenin neredeyse tamamını ciddi biçimde etkileme potansiyeline sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Depremi üretecek aktif fay Marmara Denizi içinde kaldığından kıyısı bulunan kentlerin etkileneceğine işaret eden Gökçeoğlu, İstanbul’a dikkati çekerken diğer şehirleri de gözden kaçırmamak gerektiğini çünkü fayın diğer illere de oldukça yakın konumda bulunduğunu söyledi.
TSUNAMİ UYARISI
Gökçeoğlu, Marmara Denizi’ndeki fayın kuzey bölgesinde olan ciddi boyuttaki deniz altı heyelanlarının depremin ardından tetiklenmesinin söz konusu olduğunu, bu nedenle tsunami etkisinin görülebileceğini kaydetti.
Bu kapsamda Anadolu yakasının Avrupa yakasına göre jeolojik açıdan biraz daha şanslı olduğunu belirten Gökçeoğlu, yine de yapı kalitesi, ulaşım ve altyapı ağının, yaşanması muhtemel depremdeki kayıpların boyutunu etkileyecek parametreler olduğunu anlattı.
İstanbul’daki yeni yapıların birçoğunun iyi mühendislik hizmeti aldığını ifade eden Gökçeoğlu, olası depremde İstanbul’daki köprü, tünel ve metro sistemlerinde hasar oluşmasını beklemediklerini, eski, birbirine girmiş, planlama ve mühendislik hizmeti doğru olmayan eski yapılarda ise hasarın kaçınılmaz olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Konferansta konuşan Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, şunları söyledi;
*Depremler, bu coğrafyada yaklaşık 13,6 milyon seneden beri süregelmekte ve hiç kuşkusuz milyonlarca sene daha devam edecektir. Böyle bir coğrafyada topraklarımız var. Topraklarımızın yüzde 90’ına yakını canlı faylarla kesilmiş vaziyette.
*Bu fayların her birinin kendine özgü karakterleri var. Her biri ne kadar büyüklükte, nasıl ve ne zaman deprem üretir? Nereyi, nasıl etkiler? O bölgede depremin şiddeti ne olur? Bunların hepsi, bu fayların özelliklerine bağlı.
*Yapılanmamızla hiç ilgisi yok. Yeryuvarın altındaki dinamikler, yeryüzünde kim yaşıyor bilmez; evleri bilmez. Faylar deprem ürettiği zaman kendi güçleri ile ve o bölgenin karakteristiğiyle etki eder. Üstündeki yapılar eğer uyumluysa; onu belli ölçüde tolere eder, yıkmaz.
*Ama eğer yanlış, ters şeyler yapılmışsa; gözünün yaşına bakmadan yıkar. O bölgede insanları öldürür. Depremlerin hiçbir toleransı, seçeneği yoktur. Yapacağımız her yapıyı, yolu, tüneli, barajı, tüm mühendislik yapılarını yer altının dinamikleri ile uygun, barışık yapmak zorundayız.
“BUNDAN UTANIYORUM”
“Deprem dirençli kent, deprem geldiği zaman depremi minimum hasarla atlatan kent demektir” diyen Prof. Dr. Görür, sözlerini şöyle sürdürdü;
*Her büyük depremde kentlerde birtakım hasarlar görülür ama bu hasarların afet boyutuna çıkması; bizim hatamızdır, yaptığımız yanlıştır. Bu da bizim açımızdan utanılacak bir şeydir.
*Her büyük depremde 10 binler, 50 binler veremeyiz. Aydın, bilimle yönetilen ülkelerde depremlerde bu kadar hasar olmamalıdır. Bir deprem sonucu 10 binleri, 50 binleri toprağa veren bir ülkeye bakışlar hoş değildir. Bundan utanıyorum.
*Bir ülke büyük bir depremde bu kadar insanı, bir gecede toprağa gömüyorsa; o ülke kokuşmuş bir ülkedir, tefessüh etmiş bir ülkedir. Depremleri durduramayız. Kentlerimizi deprem dirençli yapabiliriz. Deprem dirençli yerler, bugünkü bilimle, teknoloji ile yapılabilir.
*Bunu yapabilecek her şeyimiz var. Olmayan, siyasetin iradesidir, halkın gözetim ve denetim görevidir. Eğer insanlarımız talep etmezse, siyaseti zorlamazsa siyasetçi bu işe girmez. Biz de her depremde binlerce insanımızı toprağa veririz. Bu iş böyle gitmez. Bu deprem işini halletmemiz lazım; aksi halde tarihin çöplüğüne atılır, gideriz.
3 KENTE UYARI
Depremin asla zamanla ölçülmeyeceğini aktaran Prof. Dr. Görür, şunları söyledi;
*Zamanı deprem ile karıştırırsanız; en büyük hatayı yaparsınız. Deprem ne zaman olursa olsun, eğer hazırlıklı olmazsak; insanımız ölecek demektir.
*İzmir, bir deprem kenti. M.S. 175-1864 yılları arasında 6-7 şiddetinde depremler var. İzmir’de deprem kaynağı çok ve özellikle İzmir yarımadası üzerinde çok sayıda fay var. Manisa ve Aydın çevresinde faylar mevcut. Burada görülen her fay, 7 ve üzerinde büyüklükte deprem üretebilir ve İzmir’i felç eder.
“DÜŞMANIMIZI TANIMALIYIZ”
İnsanları tehdit eden fayların özelliklerinin bilinmediğini söyleyen Prof. Dr. Görür, “Şimdiye kadar bu özellikleri bilmeden geldik ve çok şanslıyız. Her fay hattının kendine özgü özellikleri var. İlk önce geometrisine bakılmalı. Fayın uzunluğu tespit edilmeli. Ayrıca fayın bazıları dallı budaklı olurken, bazıları paralel olarak yan yana dizilmiş olabiliyor. Bir diğeri derinliğinin tespit edilmesi. Sığ olan fay daha küçük deprem üretirken, derin olan fay büyük depremler üretebiliyor. Ayrıca fay hattının en son ne zaman deprem ürettiği de bilinmeli ki tekrar ne zaman deprem üreteceği öngörülecek. Bu nedenle düşmanımızı tanımalıyız. Bu düşman soteye yatmış ve ne zaman uyanacağı belli değil. Deprem olacağı zaman 100 binlerce insanımızı kaybetmek istemiyorsak; bu fay özelliklerini bilip, önlem almalıyız” diye konuştu.
“İZMİR’DE FAY ANALİZİ ÇALIŞMALARINA BAŞLANDI”
İzmir’de önce fay analizinin yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Görür, “Bugün İzmir’de bu çalışma başladı. ODTÜ’deki arkadaşlarla analizler yapıyor. Fay analizi tespitinden sonra İzmir’in topografyasına bakmak lazım. İzmir’de bazı yerler yüksek, bazı yerler ova ya da çukur. Yüksek olan yerlerin depreme daha dayanıklı olduğuna işaret edilir. Aynı bölgede bazı yerler alçak olurken, bazı yerlerin yüksek olması o bölgede depremlerin meydana geldiğini gösterir. Üçüncüsü; jeolojisini incelemek. Çeşitli üniversiteler, İzmir’in jeolojisini çalışmışlar. ‘Hidrojeoloji’ denilen İzmir’in altındaki su rezervleri, bize problem çıkaran şeylerdir. Eğer zemin altında su varsa, deprem sırasında problem var demektir. Bu su akışların nerelerde kalınlaştıkları, nerede azaldığı ve akış yönleri önemlidir. Killi, sulu zeminler yapılan yollar, binalar ve üst yapılar depremde yıkılmaya mahkumdur. Bugün İzmir’de bunlar da yapılıyor. Jeofizikte özellikle sismoloji parametreleri yapıyoruz” dedi.
“KENT YÖNETİMİNDEKİ YAPILANMA DEĞİŞTİRİLMELİ’
Mikro bölgeleme çalışmalarının İzmir’de yapılan bir hazırlık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Görür, sözlerini şöyle sürdürdü;
*Dirençli kent haline gelebilmek için kent yönetimi mikro bölgeleme esaslarına göre yapılmalı. Kent yönetimi ve kent yönetimindeki yapılanma değiştirilmeli. İzmirlileri eğiteceksin. İzmir halkı deprem direncine karşı bilgili olmadığı sürece, İzmir’i deprem dirençli kent yapmazsınız.
*İzmirliler, 30 tane kaçak kat çıkabilir. Bunu bilinçsiz yapıyorlar hatta kaçak katları affedenleri omuzlarında taşıyor. Yapı stoku çok önemli ve sihirli bir kelime.
*Tüm siyasiler; kentsel dönüşüm adı altında yapı stokunu halledersek, depreme hazırlarız sanıyorlar. Kentsel dönüşüm sanki yapı stoku ile hal olurmuş gibi sanıyorlar.
*Sadece yapı stokuna yönelirsen; deprem problemini gelecek nesillere ihraç etmiş olursunuz. Bunun için bütün kentin bileşenlerini deprem dirençli yapmak lazım; sadece bina ile olmaz.
“94 BİN 773 YAPININ ENVANTERİNİ ÇIKARDIK”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ise 94 bin 773 yapının envanterini çıkardıklarını belirterek sunları söyledi;
*Sadece İzmir değil, Türkiye’nin tüm kentlerinin en temel meselesi; depreme dirençli kentler yaratmak. Bundan daha önemli bir şey olamaz. 14 üniversite, 25 kamu kurumu, 38 sivil toplum kuruluşu, meslek odası ve 29 belediyeden oluşan katılımcılarımızla aldığımız kararlar neticesinde Deprem Eylem Planımızı şekillendirdik.
*Büyük bir kararlılıkla uyguladığımız Deprem Eylem Planımız, şu başlıklar üzerinde ilerledi; yapı stoku envanteri çalışmaları, depremsellik ve mikro bölge araştırmaları ve elbette kentsel dönüşüm.
*İnşaat Mühendisleri Odası ile hayata geçirdiğimiz yapı envanteri ve bina kimlik çalışmaları sayesinde İzmirliler, yaşadıkları binalar hakkında detaylı bilgiye sahip olabilmelerini mümkün kıldık. Bu çalışmaya depremden en çok etkilenen Bayraklı ve Bornova başta olmak üzere toplamda 94 bin 773 yapının envanterini çıkardık.
*Diğer yandan mikro bölgeleme yöntemi ile Bayraklı, Bornova ve Konak ilçelerinde zemin çalışmalarına başladık. Kentimizdeki yapıların güvenliğini sağlayacak bu projemizi de 2024 içinde tamamlıyoruz. İzmir’le, Aydın ve Manisa’nın bir bölümünü de içine alan büyük bir alanın deprem riskini modelliyoruz. Elde edilen veriler, kentimizin afetlere karşı dirençli yapısını güçlendirmek için temel oluşturacak.
]]>Deprem durumunda ulaşım hareketliliğinin, güvenlik amaçlı, tahliyeden kaynaklı acil yardım-kurtarma amaçlı ve son aşamada da hasarın tespiti-onarımı amaçlı altyapı hizmetlerinin verilmesine ilişkin yolculuklar şeklinde olduğunu anlatan Özen, bu yolculukların iyi yönetilebilmesi, depremin sosyal ve fiziksel etkisinin azaltılması amacıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
YOLLARIN TIKANMAMASI İÇİN ÇÖZÜM TOPLU TAŞIMA
Özen, deprem öncesi, deprem anı ve sonrası göz önüne alınarak trafik yönetim çalışmalarının 3 aşamada gerçekleştirilmesinin önemli olduğuna değinerek, şöyle konuştu:
-Deprem meydana geldiği andan itibaren deprem bölgesinde artık afet kanunları geçerli olacağından öncelikle afet kanunlarına ilişkin kişilerin bilgilendirilmesi lazım.
-Kişisel yolculuklarda yolların tıkanmaması için toplu taşıma araçlarının kullanılması gerekiyor. Bu kapsamda kamuya hizmet eden, mesela taksi sürücüleri, toplu taşıma sürücüleri, raylı sistemi kullananlar ve altyapı hizmetlerinde çalışan araçların sürücülerinin tamamına, deprem anında nasıl hareket etmeleri gerektiğine yönelik eğitimler verilmeli.
Depremden sonra, 3 ila 7 gün boyunca tahmin edilmesi zor ve karmaşık bir trafik durumunun ortaya çıktığına dikkati çeken Özen, “Arama-kurtarma ve acil durum araçlarıyla, emniyeti sağlamakla görevli ekiplerin görev yerlerine erişimini hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için trafik yönetiminin planlanması gerekmektedir. Bunu yaparken de ambulansların ilk çıkış noktasından afet alanına gidiş, afet alanından hastaneye gidiş ve aynı şekilde itfaiye araçları için bu güzergahların açık tutulmasına yönelik faaliyetlerin yapılması büyük önem arz ediyor.” dedi.
![]()
Ulaşım hareketliliğine ilişkin süreci, “iyileşme” ve “düzelme durumu” olarak tanımlayan ve bu süreçte artık insanların konutlarının etrafından uzaklaşarak daha güvenli alanlara gitmeye başlayacaklarını da aktaran Özen, toplanma alanlarının belirlenmesinden sonra da buralara ulaşımın nasıl gerçekleştirileceği ve bu noktadan tahliyelerin nasıl yapılacağının iyi incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
SAHİL YOLU “TSUNAMİ ETKİSİYLE KULLANILAMAYABİLİR”
Halit Özen, “Olası bir depremde İstanbul’da doğu-batı istikametinde, sahil yolu, D-100 karayolu, TEM Otoyolu ve Kuzey Marmara Otoyolu’ndan oluşan 4 koridordan en az ikisinin açık tutulması gerekiyor.” dedi.
Otoritelerce koridorların açık tutulmasını sağlayacak tedbirler üzerine çalışıldığını kaydeden Özen, en dikkat edilmesi gereken yolun sahil yolu olduğuna dikkati çekerek, “Çünkü denize çok yakın. Tsunami etkisinin ortaya çıkmasından dolayı deprem anında kullanılamayabileceği dikkate alınarak tasarımlarının yapılması önem arz ediyor.” diye konuştu.
Deprem anında, raylı sistem araçları gibi deniz yolu taşıtlarından da hizmet alamama durumunun söz konusu olabileceğine dikkati çeken Özen “Depremde en azından iki veya üç günlük bir süreç boyunca biz denizi kullanamayacağız. Bu süreçte denizi kullanmayacağımızı bilerek kendimizi buna göre tasarlamamız, ulaşım sistemini buna göre kullanmamız, yardımları da buna göre düzenlememiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Ölüdeniz Fayı’nın, Amik Ovası’nın güneyinden itibaren aşağı doğru ilerlediğini ve hareketinin sönümlendiğini belirten Prof. Dr. Över, “Ölüdeniz Fayı, 1000 kilometrelik bir fay. Antakya’nın güneyinden, Suriye, Lübnan, İsrail ve Akabe Körfezi’ne kadar uzanan bir fay. Dolayısıyla Hatay’da kırılmış olan alanlardan Ölüdeniz Fayı geçmediği için bizim geliştirdiğimizi modele göre, orada büyük bir deprem beklemiyoruz. Bizim modele göre; Ölüdeniz Fayı, Antakya’nın ya da Hatay’ın içerisine girmiyor. Nerede başlıyor? Amik Ovası’nın güneyinden itibaren, Suriye, Lübnan, İsrail şeklinde Ölüdeniz’e kadar devam ediyor. Burada 7 veya daha büyük deprem üretme potansiyeline sahip bir fay, çünkü levha sınır fayıdır. Biz de bunu planlamıştık, burada meydana gelebilecek bir depremin yeri çok önemli. Eğer Türkiye’ye, Hatay’a yakın bir yerde meydana gelirse, elbette Hatay’da da daha çok hasar olur. Eğer uzak yerde olursa, ne kadar çok uzaklaşırsa; hasar o kadar az olur. Ancak Hatay’a yakın bir yerde, Suriye, Lübnan gibi bir yerde olacakmış gibi davranmamız gerekiyor. Orta ve kısa vadede, orta ve ağır hasarlı binalardan uzak durmamız gerekiyor. Uzun vadede yeniden inşa edilecek olan yıkılmış binalar yerine depreme dayanıklı binalar yapmamız gerekiyor. Uzun vadede, 10, 50, 100-200 yıl sonra meydana gelecek depreme dayanıklı binaları inşa etmek zorundayız” dedi.

‘SURİYE, LÜBNAN VE İSRAİL’DE BÜYÜK DEPREM BEKLİYORUZ’
Ölüdeniz Fay hattının kırılmasıyla olası büyük depremin Suriye, Lübnan, İsrail tarafında beklendiğini vurgulayan Prof. Dr. Över, şu ifadeleri kullandı:
“Orada olabilecek bir depremin, Hatay’da yüzey kırığı oluşturmasını beklemiyoruz. Yakın ve uzak deprem durumlarında olduğu gibi, civar bölgelerde sarsıntılar olacaktır. Yer bilimciler, deprem bilimciler bir depremin oluş zamanını maalesef söyleyemiyor. 6 Şubat depremi ve sonrasındaki deprem silsilesinde, bölgemizi etkileyen pek çok hasarlar meydana geldi. Bunların başında yaklaşık 300 kilometrelik bir yüzey kırığı oluştu. Yüzey kırıkları, ana faylar boyunca 4- 4,5 metrelik atımlar meydana geldi. Bu bölgede meydana gelen depremlerin levha sınırları boyunca geliştiğini söyleyebiliriz. Levha sınırları, levhaların göreceli hareketleri boyunca meydana gelir. Bölgemizi etkileyen levhalar, Arabistan, Afrika, Avrasya’dır. Söz konusu levhaların hareketlerini denetleyen ve hareketlerini sağlayan levha sınırları ülkemizde kuzey hattı boyunca, Kuzey Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu ve güneyde Helenik Kıbrıs Fay Zonu’dur. Ülkemizde belirgin olmayan levha sınır fayları 2 tanedir, bir tanesi Hatay bölgesi, bir tanesi Marmara bölgesidir. Marmara bölgesinde belirsizlik hala devam ediyor. Birçok model geliştirilmiştir. Bu modellerin hangisinin doğru olacağı, olası bir depremde daha netlik kazanacaktır ama şu anda tartışma sürüyor. Anadolu Fay Zonu Bingöl’ün Karlıova ilçesinden, Türkoğlu’na kadar, Amik Ovası’na kadar uzanır. Oradan da Antakya’dan Samandağ üzerinden Kıbrıs’ın güneyine kadar uzanan Kıbrıs Antakya Transform Fay Zonu var; o da Amik Ovası’nda sönümlenir”
]]>ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden yaşanan depremle ilgili değerlendirmede bulundu.
‘DEPREMDEN HEMEN SONRA HİÇBİR ARTÇI SARSINTININ OLMAMASI DA ENTERESAN’
Yenice-Gönen fayı üzerinde meydana gelen 4.9 büyüklüğündeki bu depremin de odak mekanizması çözümünün sağ yanal doğrultu atımlı bir fay olduğunu gördüklerini söyleyen ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, şöyle konuştu:
-Hem tarihsel geçmiş hem aletsel dönem geçmişleri açısından baktığımız zaman Yenice-Gönen fayı üzerindeki dün akşamki depremin çok önemli bir noktada meydana geldiğini ifade etmek isterim.
-Depremden hemen sonra şu ana kadar hiçbir artçı sarsıntının olmaması da enteresan. Dolayısıyla bunu izlemek gerekiyor. Çünkü burası yarımada içerisindeki en önemli aktif fay ve yıkıcı depremlerle karşımıza çıkmış bir bölgedir.
-Dolayısıyla bu depremin sonrasında herhangi bir büyük depremin gelip gelmeyeceğini bilemeyiz. Ancak izlemek durumundayız.
-Şunu ifade etmek isterim ki; özellikle son bir yıl içerisinde Marmara Denizi’nin güneyinde yer alan bu bölgede bir sismik açıdan bir stres geriliminin arttığını bize gösteriyor.
-Bu stres geriliminin arttığının sonuçları da küçük ve orta büyüklüğe yakın depremler olarak karşımıza çıktı. Dolayısıyla bu depremlere dikkate alarak bölgeyi bilimsel olarak yakından incelemeye devam edeceğiz.

‘GENEL ANLAMDA BİR STRES YÜKLEDİĞİNİ GÖRÜYORUZ’
Depremin gerçekleştiği bölgenin, Kuzey Anadolu Fayı’nın, kuzey kolunun güneyinde orta ve güney kol üzerinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özden, şöyle konuştu:
-Tarihsel ve aletsel dönem geçmişlerine baktığımız zaman bu bölge üzerinde 7’den büyük deprem her zaman olma olasılığını taşıyor. Çünkü fayların uzunluğu ve uzanımları bu türden büyüklükte bir depremin olabileceğini bize gösteriyor.
-Ama bu dünkü 4.9’luk depremden hemen sonra veya devamında olacak anlamını da taşımaz. Bunu süreç içerisinde izlemek durumundayız. Sonuçta önemli bir sağ yanal doğrultu atımlı fay segmenti, Kuzey Anadolu Fayı’nın önemli bir segmenti üzerindeyiz. Dolayısıyla süreç içerisinde izleyip bakacağız.
-Bu depremin Marmara içerisinde yer alan ve bir sismik boşluk halinde bulunan, 1766 depremi sonrası deprem meydana gelmeyen alanla doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır. Bu tür bir deprem orada oluşabilecek 7’nin üzerindeki bir depremi tetiklemez.
-Ancak bütününü düşündüğünüz zaman Marmara Bölgesi’nin içerisinden geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey ve güney kolunun bugün baktığımız zaman genel anlamda bir stres yüklediğini görüyoruz.
-Dolayısıyla buradaki faylardan veya fay segmentlerinden herhangi biri üzerinde büyük bir deprem olasılığı her zaman var ama birbirlerini doğrudan etkilemeleri söz konusu değil.
‘HİÇBİR DEPREMİ BEKLENMEDİK OLARAK GÖRMÜYORUZ’
Depremin bölgedeki birçok aktif fay olarak nitelendirilen, farklı geometrilerdeki faylardan biri tarafından üretilmiş bir deprem olduğuna dikkati çeken ÇOMÜ DAUM Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ise “Geçtiğimiz hafta içerisinde yine Biga’da meydana gelen bir depremimiz vardı. Dolayısıyla tüm bu depremler bize bölgenin tektonik açıdan, yani bu deformasyon alanları içerisinde ne kadar fazla tehlike içerdiğinin de göstergelerinden biri. Güney Marmara Bölgesi ya da Biga Yarımadası olarak adlandırdığımız bu alan içerisinde son 100 yıl içerisinde özellikle 6’nın üzerinde farklı büyüklüklerde depremlerin oluştuğunu görüyoruz. Rejim itibarıyla da hem açılma rejiminin hem de sıyrılma faylarının olduğu bir bölge. Dolayısıyla bu süreç içerisinde meydana gelebilecek hiçbir depremi biz beklenmedik olarak görmüyoruz. Anadolu’nun birçok yerinde de bunlar mevcut. Dolayısıyla tek problem, burada bu sürecin çok rastgelelik içerdiği” dedi.

“Hangi fayın, ne zaman deprem üreteceği konusunda maalesef bir bilgi sahibi değiliz” diyen Prof. Dr. Bekler, şöyle konuştu:
-Bildiğimiz tek şey, geçmişte farklı bir üreten bu tür geometrilere sahip olan fayların yine gelecekte de gerilme alanlarına bağlı olarak depremler üreteceği şeklinde. Tabii ki burada tek bir fay yok.
-Burası bir fay zonu Yenice, Gönen, Etili, Sarıköy, güneyde yine İvrindi, Edremit Körfezi vesaire aşağı yukarı 12-13 tane aktif fayımız var. Dolayısıyla bu tür depremleri görmeye alışmamız gerektiğini düşünüyorum.
-Çünkü yer kendi iç dinamikleri gereği kendi görevini yerine getiriyor. Dolayısıyla önemli olan her defasında bahsettiğimiz durum; toplumun tüm dinamikleriyle, tüm yapı unsurlarıyla, tüm yönetim ayağıyla, tüm paydaşlarıyla bu tür depremlerin zararlarını olabildiğince azaltmada ne önlem gerekiyorsa çok geçmeden yapmalıyız.
-Dolayısıyla bunlara dikkat edildiğinde bu gibi konuları daha az konuşur hale geliriz diye düşünüyorum. Çünkü bu tür büyük depremleri üretmiş faylarımız var. 1953, 18 Mart depremi, 7.2 büyüklük bir deprem meydana getirmiş.
-Birtakım çalışmalar bize bu bölgenin biraz yavaş çalıştığını, yani çok sık aralıklarla deprem üretmediğini, aşağı yukarı 250 ile 300 sene içerisinde büyük deprem üreten fayların çalıştığını gösteriyor.
-Ama arada sırada yine bu büyüklükte, yani dün yaşadığımız depremin büyüklüğü gibi orta büyüklük depremleri görmek bizim için zaman zaman kaçınılmaz olabiliyor.
]]>Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına, tutuksuz sanıklar Murat A. ve kardeşi Mahmut A. ile bazı tanık, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.
Duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan binanın eski yöneticisi M.T. yıkılan Özgür Apartmanı’nda kolon kesilmesine şahit olmadığını anlatarak, “Depremden önce ben binanın 13. katında ikamet ediyordum. Binanın yağmur su boruları apartmanın dışındaki bahçeye akıyordu. Binanın dam kısmına beton dökülmedi. Doğal gaz tesisat işlemi ise binaya zarar vermeden gerçekleştirildi. Tüm bilgim bunlardan ibarettir.” dedi.
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan sanık Mahmut A, binanın yapımıyla ilgili herhangi bir sorumluluğunun olmadığını öne sürerek, kendisinin o dönemde imza yetkisinin bulunmadığını söyledi.
“KAROT ALMA YÖNTEMİNE İTİRAZIM VAR”
Suçlamaları kabul etmediğini belirten Mahmut A. şöyle devam etti:
“Ben daha çok şirketin büro işleriyle ilgileniyordum. Binanın inşaatı, zemin etüdü gibi işlemlerle o dönem teknik uygulama sorumlusu S.Y. ilgileniyordu. Ben babamın kurduğu bu şirkette sadece bir çalışandım. Binayla ilgili hiç bir imza işleminde yer almadım. Bir süre dairelerin satış işlemleriyle ilgilendim. Binanın yapım yılı üzerinden yaklaşık 28 yıl sene geçmiş. Apartmanda doğal gaz tesisat işlemleri yapılmıştır. Bu işlemler kapsamında bütün katlar delinmiştir. Binanın dam kısmına 50 santimetre kalınlığında beton döküldüğü bilgisi bana gelmişti. Hatta bu konu yüzünden apartman sakinleri arasında tartışmalar olmuş. Sonrasında yağmur su borularının direk bodruma aktığı yönünde duyumlar da aldım. Bazı dairelerde cam balkonlar yapılmış. Ayrıca deprem sonrasında binadan karot alınma yöntemine itirazım var. Çünkü iş makinesi binanın üzerine çıkmadan karot alınması lazımdı. Bilirkişi raporundaki karot katsayı değerleri, örselenmiş numunelerden alınmıştır. Bu nedenle bu katsayı değerleri ortaya çıkmıştır. Bu binayla ilgili benim sorumluluğum yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum.”
Diğer sanık Murat A. da suçlamaları kabul etmediğini söyleyerek, “Binanın inşasında etriye aralığı yönetmeliğe uygun yapılmıştır. Önceki celse yaptığım savunmamı tekrar ediyorum. Hakkımda uygulanan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Cumhuriyet savcısı, dosyadaki delil durumu dikkate alınarak sanıkların mevcut hallerinin devamına karar verilmesi ve eksik hususların giderilmesi yönünde mütalaasını sundu.
Mahkeme heyeti de sanıkların mevcut halinin devamına ve sanık avukatının olay yerinde keşif yapılması yönündeki talebinin reddine karar karar vererek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Pazarcık merkezli 6 Şubat 2023’teki 7,7 büyüklüğündeki depremde hasar alan, Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğündeki sarsıntıda yıkılan, 4 kişinin öldüğü Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi’ndeki Özgür Apartmanı’nın müteahhitleri Mahmut ve Murat A. hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde kurulan Deprem Soruşturma Bürosunca “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan, 22 yıl 6’şar ay hapis cezası istemiyle iddianame düzenlenmişti.
]]>NASA’ya göre ise büyük depremler dünyanın eksenini kaydırabilir ve böylece bir günün uzunluğu değişebilir.
Bilim insanları, 2004’te meydana gelen 9,1 büyüklüğündeki Sumatra depreminin, günün uzunluğunu 6,8 mikrosaniye kısalttığını düşünüyor.
Dünyada son yüzyılda yaşanan yıkıcı depremlerde yüz binlerce kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi evsiz kaldı.
USGS’de yer alan bilgilere göre, dünya tarihinin en şiddetli 10 depremi, Güney Amerika ve Asya-Pasifik ülkelerinde yaşandı.
EN ŞİDDETLİ DEPREM 9,5 BÜYÜKLÜĞÜNDE
Dünya tarihindeki en şiddetli deprem, Şili’de 22 Mayıs 1960’ta meydana geldi. Yaklaşık 1000 kilometrelik alanda hissedilen 9,5 büyüklüğündeki deprem sonucunda 1655 kişi hayatını kaybetti, 3 bin kişi yaralandı, 2 milyon kişi evsiz kaldı.
Ülkede 550 milyon dolarlık hasara neden olan deprem sonucu oluşan tsunami, 10 bin kilometrelik alana yayılarak Hawaii, Japonya ve Filipinler’e kadar ulaştı. Dev dalgalar sonucu Hawaii’de 61, Japonya’da 138, Filipinler’de 32 kişi yaşamını yitirdi.
En şiddetli ikinci sarsıntı olarak kayıtlara geçen Alaska depremi, 28 Mart 1964’te meydana geldi.
Üç dakika süren 9,2 büyüklüğündeki deprem, tsunamiyi tetikledi. Sarsıntı ve ardından oluşan dev dalgalar, 128 kişinin hayatını kaybetmesine neden olurken, yaklaşık 310 milyon dolarlık hasar oluşturdu.
14 ÜLKEYİ ETKİLEDİ
Bugüne kadar en uzun süren deprem Sumatra’da 26 Aralık 2004’te meydana geldi. 9,1 büyüklüğündeki deprem, yaklaşık 10 dakika sürdü. Sarsıntı sonucunda oluşan metrelerce yükseklikteki dev dalgalar, Endonezya’nın yanı sıra Asya’nın kuzeyi ve Afrika’nın doğusunda 14 ülkeyi etkiledi.
En çok ölüme neden olan doğal afetlerden biri olarak kabul edilen depremde yaklaşık 230 bin kişi hayatını kaybetti. Deprem ve tsunami nedeniyle 1 milyon 700 bin kişi evsiz kaldı.
Japonya’nın Tohoku bölgesinde 11 Mart 2011’de yaşanan deprem, ülkede bugüne kadarki en şiddetli deprem olarak kayıtlara geçti. 9 büyüklüğündeki deprem, okyanus tabanında 1 kilometrelik kırık oluşturdu, bunun sonucunda ülkenin kuzeydoğu kıyılarında tsunami yaşandı.
Deprem ve sonrasında yaşanan tsunaminin neden olduğu 19 bin can kaybının yanı sıra Fukuşima nükleer santralinde sızıntı meydana geldi.
RUSYA’DA 9 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
Rusya’nın kuzeydoğusundaki Kamçatka’da 4 Kasım 1952’de meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem, Hawaii kıyılarında yüksek dalgaların oluşmasına neden oldu.
Şili’de 27 Şubat 2010’da meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki depremde 500’den fazla kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.
Şili’nin yanı sıra Peru, Ekvador, Kolombiya, Kosta Rika ve Panama gibi Latin Amerika ülkeleri, deprem sonrası oluşan tsunamiden etkilendi.
30 milyar dolarlık hasara neden olan depremde 1,8 milyon kişi mağdur olurken, 500 binden fazla ev, tadilat edilemeyecek şekilde hasar gördü.
Ekvador ve Kolombiya kıyıları yakınlarında 31 Ocak 1906’da meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki depremde, yaklaşık 1000 kişi yaşamını yitirdi. Depremin ardından oluşan tsunami, okyanusu geçerek Japonya’ya kadar ulaştı.
Alaska’nın Rat Adaları açıklarında 4 Şubat 1965’te görülen 8,7 büyüklüğündeki deprem, dalga boylarının 10 metreyi bulduğu tsunamiye neden oldu.
ÜÇ AY ARAYLA İKİNCİ YIKICI DEPREM
Endonezya’nın kuzeybatısında bulunan Sumatra Adası’nda Aralık 2004’te gerçekleşen 9,1 büyüklüğündeki yıkıcı depremin yaraları sarılırken, yaklaşık 3 ay sonra 28 Mart 2005’te yerin 30 kilometre altında 8,6 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Afette 1400’den fazla kişi hayatını kaybederken, depremin tetiklediği tsunami nedeniyle yüzlerce kişi yaralandı.
Tibet’te 15 Ağustos 1950’de yaşanan 8,6 büyüklüğündeki depremde en az 1500 kişi öldü. Çin ve Hindistan’da birçok şehri de etkileyen deprem, heyelanlara yol açtı. Bunun sonucunda yüzlerce yapı zarar gördü.
ATEŞ ÇEMBERİ
“Ateş Çemberi” olarak adlandırılan Pasifik Deprem Kuşağı, dünyadaki tüm depremlerin yüzde 90’ına, büyük sarsıntıların ise yaklaşık yüzde 80’ine kaynaklık ediyor.
Büyük Okyanus havzasını çevreleyen deprem kuşağı, “Pasifik Ateş Çemberi” olarak biliniyor. Yaklaşık 40 bin kilometre uzunluğundaki kuşak, Şili’den kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, ABD’nin batı kıyıları ve Alaska’nın güneyinden Aleut Adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik Adaları ve Yeni Zelanda’ya kadar uzanıyor.
“Alp-Himalaya Deprem Kuşağı” adıyla bilinen ikinci büyük deprem kuşağı, Endonezya’dan başlayarak Himalayalar ve Akdeniz üzerinden Atlas Okyanusu’na kadar ilerliyor.
Türkiye’nin büyük bir bölümü de bu deprem kuşağında yer alıyor.
KUZEY AMERİKA
Kuzey Amerika’da birkaç büyük deprem bölgesi bulunuyor. Alaska’nın orta sahilinde, kuzeyden Anchorage ve Fairbanks’e uzanan bölgenin yanı sıra Pasifik levhası ile Kuzey Amerika levhasının birbirine sürttüğü, Britanya Kolumbiyası’ndan Baja Meksika’ya kıyı şeridi boyunca uzanan bölgede deprem faaliyetleri görülüyor.
Meksika’daki aktif deprem bölgesi, Puerto Vallarta kenti yakınından Guatemala sınırındaki Pasifik kıyılarına kadar uzanıyor.
Orta Amerika’nın batı sahillerinin çoğu, Kokos ve Karayip levhaları sınırı, sismik açıdan aktif durumda bulunuyor.
Kıtadaki diğer bir faaliyet bölgesini ise Jamaika’dan Güneydoğu Küba’ya ve Haiti ile Dominik Cumhuriyeti arasında bir yay (Karayip levhası) oluşturuyor.
GÜNEY AMERİKA VE ASYA
Kolombiya ve Venezuela’nın Karayip kıyıları da dahil Güney Amerika’daki en aktif deprem bölgeleri, kıtanın Pasifik sınırı boyunca uzanıyor.
Asya’daki depremler yoğun olarak Endonezya takımadalarının etrafını saran Avustralya levhası ve üç kıtasal levhanın arasında uzanan Japonya’da görülüyor. Dünyanın büyük deprem bölgelerinden bir diğeri olan Orta Asya’da fay hareketliliği, Karadeniz’in doğu kıyılarından güneye doğru İran ve Pakistan’a, Hazar Denizi’nin güney kıyıları boyunca uzanan bir alanda gerçekleşiyor.
AVRUPA VE AFRİKA
Kuzey Avrupa, İzlanda’nın aktif volkanik faaliyet bölgesi hariç, büyük deprem bölgelerinden uzakta bulunuyor.
Türkiye ve Akdeniz kıyılarına doğru, güneydoğuya uzanan kuşakta (Alp-Himalaya kuşağı) deprem riski artıyor.
Yaşlı bir kütle olduğu için diğer kıtalara kıyasla çok daha az deprem bölgesine sahip Afrika’da deprem faaliyetleri, Sahra’da, kıtanın orta kesiminde kaydediliyor.
Doğu Akdeniz kıyıları, özellikle Arap levhasının Avrasya ve Afrika levhaları ile sınır oluşturduğu Lübnan, en aktif bölgeler olarak öne çıkıyor.
Afrika Boynuzu (Aden Körfezi çevresi) yakınındaki bölge de kıtadaki bir başka aktif alanı oluşturuyor.
AVUSTRALYA, YENİ ZELANDA VE ANTARKTİKA
Avustralya kıtasında genel olarak deprem riski düşük veya orta derecedeyken, küçük ada komşusu Yeni Zelanda, dünyadaki aktif deprem bölgelerinden birinin üstünde yer alıyor.
Diğer 6 kıtayla karşılaştırıldığında Antarktika, sismik hareketin en az olduğu kıta konumunda bulunuyor. Bunun nedeni, kıtadaki kara kütlelerinin çok azının, kıta levhalarıyla sınır oluşturması veya yakınında yer alması olarak görülüyor.
Güney Amerika’daki Antarktik (Güney Kutbu) levhasının Skotya levhasıyla karşılaştığı Tierra del Fuego civarındaki bölge ise bunun tek istisnası durumunda bulunuyor.
]]>Yüzde 43 eğimli alana dökülen 32 bin kamyon hafriyat, mahalle yamacında dağ oluşturdu. 1 milyon metreküp hafriyatla oluşan dağ, 500 metre yakınındaki mahalle halkına, olası şiddetli yağışların yanı sıra deprem gibi sarsıntılarda taş düşme ve heyelan endişesi yaşatıyor.
Hafriyatın mahallelerine taşınmasına karşı çıkan vatandaşlar, çalışmanın durdurulması için meslek odalarıyla bir araya gelerek imza kampanyası başlattı.
Muhtar Arzu Ay ve mahalleli, risk oluşturduğu gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda da bulundu.

RİSK BİLİRKİŞİ RAPORUNDA
Suç duyurusunun ardından başlatılan soruşturmada, yargıya taşınan hafriyat alanında, bilirkişi heyeti tarafından inceleme yapıldı.
Raporda, “Hafriyat döküm sahasının en alt kısmında taşların Gümüşhane kent merkezine doğru yuvarlanmaması için kanal şeklinde bir kazı yapıldığı, bunun dışında bir güvenlik önleminin alınmadığı ve kazının yetersiz olduğu” değerlendirmesine yer verildi.
Raporunun sonuç kısmında ise “Hafriyat dökülen sahanın önünde ve üst kısmında gelişigüzel kaya parçaları bulunmaktadır. Taşların güvenli bir şekilde uygun yere gömülmesi gerekmektedir. Aksi halde taşlar doğal veya başka bir müdahale ile hareket ederse, can ve mal kaybına neden olması muhtemeldir” denildi.

“ŞU ANDA TEHLİKEDEYİZ”
Konuyu yargıya taşıyan Karşıyaka Mahallesi Muhtarı Arzu Ay, yaşanacak herhangi bir doğal afetle mahallelerinin yok olacağını öne sürerek şöyle konuştu:
“Burayı hafriyat döküm alanı yaptılar. Yeni yapılan Gümüşhane Devlet Hastanesi’nin olduğu bölgedeki baskıyı hafifletmek için oradaki hafriyatı buraya taşıdılar. Fakat bu alanın alt tarafında, insanların yerleştiği bir bölge olduğunu düşünmediler.
İnsanların yaşam alanlarını ve yaşamlarını etkileyecek bir şekilde, ayrıştırılmadan kaya dökümü yapıldı. Şu anda biz tehlikedeyiz.
Erzincan’da yaşanan felaketin ardından bana sürekli telefon gelmeye başladı. ‘Arzu hanım orası ne olacak bizi kötü etkiler mi?’ diye soruyorlar. Maden afeti sonrası insanlar daha da korkmaya başladı”

“BU KAYALARLA CAN KORKUSU YAŞIYORUZ”
Mahallenin depremlerde endişeye kapıldığını ifade eden Ay, şöyle konuştu:
“Antalya’da yağan yağmurların benzeri buraya yağsa biz yok oluruz. Şehir merkezine 700-800, bizim mahallemizde insanların yerleştiği alana ise 500 metre mesafe var. Yüzde 43 eğim ölçeği var ve biz halk olarak buradan korkuyoruz.
Yöneticilerimizden ayrıştırılmadan Karşıyaka Mahallesi’nin üzerine dökülen bu hafriyatın kaldırılmasını istiyoruz. Erzincan’da yaşanan depremlerden de en çok etkilenen mahalle biz olduk. Geçmişte bunu yaşadık tekrar yaşayabiliriz, ‘olmaz’ diye bir şey yok.
Bilirkişi raporunda da herhangi bir deprem ya da sarsıntı durumunda, altı sadece kaya olan üstüne toprak dökülen bu zeminin kayabileceği beyan edildi. Uzun süre yağmur yağdığında büyük bir korku yaşıyoruz.
Buraya dökülen kayaların üzerini toprakla kapattılar ama biz bu kayalarla can korkusu yaşıyoruz. Bilirkişilerin görüşüne göre burada 1 milyon tonun üzerinde hafriyat olduğu belirtiliyor. Eğer biz müdahale etmeseydik daha fazlası dökülecekti”

“MAHALLEMİZ TEHDİT ALTINDA”
Hafriyat alanından bahçesine kayalar yuvarlandığını söyleyen Bahriye Bağbancı da “Yerlerimize çok zarar geldi. Taşlar kayalar yuvarlandı, havuzumuz vardı kırıldı, yolumuz kapandı. ‘Zararınızı karşılayacağız’ dediler. Havuzu yapabildikleri kadar yaptılar, kayaları topladılar yapılan şey o kadar. Mağduriyetimiz devam ediyor. Bu mahalle gerçekten tehdit altında eskisi gibi kar yağsa Gümüşhane’ye, sonra erise bu mahalle yok olabilir. Bu mahallede depremler hissediliyor, en son işte Erzincan’da olanlar. Aynısının burada olması muhtemel” diye konuştu.
]]>Türkiye’nin depremlerden kurtulamayacağını ve depremlerin sona ermeyeceğine dikkati çeken Prof. Dr. Görür, deprem dirençli yerleşim alanlarının oluşturulmasının önemini vurguladı.
Prof. Dr. Görür, “Her depremde 80-90 bin insanı bir gecede toprağa veremeyiz. Bu bize yakışmıyor. Türkiye’de herhangi bir yerde, sabah uyandığımızda 7 ve üzeri deprem olabilir. Bu depremler de büyük afetlere neden oluyor. Can mal kaybımız fazla oluyor. Türkiye’de 5’in üzerinde depremler ölüme neden oluyor. Bizim bunu halletmemiz lazım. Bunu anlatmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yakın zamanda Japonya’da 7.6 büyüklüğünde deprem olduğunu ve 132 kişinin tesadüfen öldüğünü anlatan Prof. Dr. Görür, benzer depremin Türkiye’de olması halinde on binlerce kişinin ölebileceğinden bahsetti.
“GÖKDELENLERİ DİKMEYE BAŞLAMIŞLAR”
Antalya’nın jeolojisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, Antalya’nın genç çökeller üzerine kurulduğunu söyledi. Antalya’nın büyük kısmının zemininin iyi ya da mükemmel olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Görür, falez ve traverten gibi karasal nitelikli kireç taşlar ile alüvyon dolguların üzerinde kentin büyük bölümünün yer aldığını belirtti.
Kentin doğusundaki zeminin alüvyon dolgusundan oluştuğunu aktaran Prof. Dr. Görür, “Antalyalılar rant hastalığına yakalanmış. Gökdelenleri dikmeye başlamışlar. Antalya’da ne kadar gökdelen yaparsanız, tehlikeyi büyütürsünüz. Özellikle büyük bina, gökdelen yapabilecek insanlardan uzak durun. O düşüncelerden de uzak durun. Deprem dirençli Antalya için özellikle alüvyon dolgu, zemin için son derece sakıncalı. Antalya’nın üzerinde oturduğu körfez dolgusu, problemli bir dolgu. Kireç taşları ve travertenler göreceli olarak alüvyonlardan daha iyi ama o da problemli” dedi.
“ANTALYA AKTİF FAYLARLA ÇEVRİLİ”
Antalya’yı tehdit eden fay sistemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, şunları söyledi:
* “Akşehir zonu, Isparta-Burdur zonu ile Göller Yöresi’nin bulunduğu yerler düşey atımlı fayların olduğu bölge. Antalya Körfez doğu, batı ve kuzeyden aktif faylarla çevrili. Antalya fay zonlarına 100 kilometreden uzakta değil, 50-60 kilometre uzakta. Bu fay kuşaklarında olacak depremler, Antalya’yı önemli etkiler. Doğrultu atımlı faylarda 100 kilometrelik çap içerisindeki yöreler depremden etkilenir.
* Antalya’nın güneyinde Akdeniz içerisinde Kıbrıs, Girit bölgesinde Helen yayı dediğimiz dalma batma zonu var. Üç büyük tektonik hat Antalya’yı tehdit etmekte. Güneyden dalma batma zonu büyük deprem üretebilir. Girit yakınlarında 8 büyüklüğünün üzerinde deprem üretmiş, her an 7’nin üzerinde deprem üretebilir. Bu tehlike denizden gelir. Antalya’yı tehdit eden fay söz konusu. Akşehir ve Fethiye Burdur zonu deprem ürettiği zaman Antalya ciddi şekilde etkilenebilir.”
“ANTALYA’NIN DOĞUSU DAHA ÇOK HASAR ALIR”
Yerel yönetimlere çağrıda bulunan Prof. Dr. Görür, Antalya’yı tehdit eden fayların incelenmesi, risk analizi ile risk azaltma çalışması yapılması gerektiğini ifade etti. Antalya’ya yapılacak altyapı çalışmaları ve yatırımların deprem dalgalarının kentin yapısına etkisinin belirlendikten sonra gerçekleştirilmesi gerektiğine değinen Prof. Dr. Görür, “Ciddi deprem olsa Antalya’nın doğusu daha çok hasar görür. Alüvyonun üzerinde olduğu için sıvılaşma da olur. O bölgeye gökdelenler dikiliyor. Batısında traverten veya kireç taşlarının üzerinde olan binalar yüksek olmamak kaydıyla biraz daha dirençli olabilirler. Alüvyonun bulunduğu yerlerde şansınız yok. Deprem anında alüvyonlar içlerinde su tuttuğu için çökellerdeki su basıncı yukarı iletiyor. Yukarı iletince evlerin direnci azalıyor. Bina suyun içerisinde gibi hareket etmeye başlıyor ya dönüyor ya da batıyor” diye konuştu.
“5 MİLYON TON TNT PATLAMASINA BENZER ENERJİ”
Depremin büyüklüğü ve şiddeti kavramları arasındaki farkı da anlatan Prof. Dr. Görür, Kahramanmaraş merkezli depremlerde 5 milyon ton TNT patlamasına benzer enerjinin açığa çıktığını söyledi. Yerel yönetimlerin kentleri depreme hazırlamaya yönelik çalışmaları hızlandırması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Görür, altyapı çalışmalarında betonarme boru kullanılmasını eleştirdi.
Betonarme boruların kırılgan yapısından dolayı depremden etkilendiğini anlatan Prof. Dr. Görür, zeminin yapısına uygun, esnekliği yüksek malzemeler kullanılmasını önerdi. Prof. Dr. Görür, kentlerde deprem anında çıkacak molozların gömüleceği veya bertaraf edileceği alanların henüz belirlenmediğini söyledi.
Prof. Dr. Görür, “Güneydoğu’da 100 milyon ton moloz sağa sola gömüldü, çevre berbat edildi. İstanbul’da 350 milyon ton moloz çıkabilir. İstanbul’da bunu nasıl bertaraf edecek, geri dönüşüme tabi tutacaksanız. Kimse bilmiyor. Deprem eli kulağında gelirse ne olacak. Aceleyle kamyonlara doldurup, Marmara’ya dökersiniz. Marmara zaten ölüyor, Marmara da sizi öldürür” dedi.
“GERÇEK BEKA MESELESİ DEPREM”
Prof. Dr. Görür, Türkiye’deki gerçek beka meselesinin deprem olduğunu, İstanbul’da büyük deprem meydana gelmesinin ekonomik anlamda ülkeyi zora sokacağını söyledi. Deprem riski nedeniyle Marmara Bölgesi ve İstanbul’un stratejik yapısından dolayı hükümete öneride bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Görür, “Marmara Bölgesi’ndeki sanayiyi Anadolu’ya taşıyın. Anadolu’ya altyapı yapın, sanayiyi teşvik edin. Deprem nedeniyle sanayi aynı anda tehdit altına girmez, İstanbul’un nüfusu azalır. Her şeyi Marmara Bölgesi’ne toplamışız. Stratejik olarak doğru değil” dedi.
Kahramanmaraş depremleri öncesi yıllarca o bölgede deprem beklendiğini anlatmaya çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Görür, şunları söyledi:
* “Şimdi Tunceli, Pülümür, Bingöl yöresinin tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Erzincan ile Bingöl, Karlıova arasında Kuzey Anadolu Fayı’nın bir kısmı geçiyor. O fay, en son 1794 yılında kırılmış. 7.2 büyüklüğünde deprem üretmiş. Her 250 senede bir ortalama deprem üretiyor. Onun için oradan endişe ediyoruz.
* 6 Şubat depremleri Arap levhasını Doğu Anadolu’ya 7-10 metre kaydırdı, sıkıştırdı. Kahramanmaraş’tan Hakkari’ye kadar olan kentlerde deprem riski fazlalaştı. Arap levhasının kuzeye ittirmesinden dolayı. Doğu Anadolu fayı, Kahramanmaraş’ın kuzeyi, Elbistan kuzeyinden Adana havzasında saçaklanıyor. 6 Şubat depremleri Adana’ya giren faylara stres yüklemiş olabilir. O bölgelerin dikkatli olması lazım.”
]]>Gelecek süreçte de özellikle fay hatlarının sıkışması sonucu oluşacak kırılmaların sonunda da depremlerin meydana geleceğini ifade eden Kavak, Doğu Anadolu Fay Hattı başta olmak üzere özellikle Bingöl ve çevresinin enerjinin biriktiği alanlar arasında bulunduğunu aktardı.
“BİNGÖL’DE DE 6’NIN ÜZERİNDE BİR DEPREM BEKLENİYOR”
Kavak, “Önümüzdeki süreçte Hakkari’de depremler gerçekleşecektir. Kahramanmaraş ve Malatya’dan Bingöl’e doğru bir enerji transferi gerçekleşti. Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor.” dedi.
Depremin ne zaman ve ne şekilde olacağının tespit edilemeyeceğini ancak sıkışmalar olduğunu ve enerji transferi gerçekleştiğinin belirlendiğini dile getiren Kavak, burada da depremin gerçekleştiği yerden çok yansımalarının önem kazandığına işaret etti.
Kavak, depreme dayanıklı yapılar ve uygun teknikte yerleşim yerlerinin yapılması gerektiğine dikkati çekerek, bu sayede yaşanacak depremlerin etkisinin de daha hafif hissedileceğini belirtti.
Doğu ve Güneydoğu’nun sürekli depremlere maruz kalınan bir alan olduğunu ifade eden Kavak, “Afetler insanı öldürmez, insanları öldüren kötü yapılan binalardır. Eğer önlemimizi alırsak, binaları uygun teknikte yaparsak, yapıların etkilenmesi minimuma düşecek, 8 veya 9 büyüklüğündeki depreme maruz kalındığı takdirde bile etkileşim minimum düzeyde olacaktır. Her dakika, her saniye depreme hazır olmamız lazım.” diye konuştu.
“EN RİSKLİ BÖLÜM GÖKDERE İLE BİNGÖL ARASI”
Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy da merkezi Sivrice ilçesi olan 24 Ocak 2020’de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin, Doğu Anadolu Fay Zonu’nda esas aktivitenin başladığının ilk belirtisi olduğunu ifade etti.
Sonrasında 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığına işaret eden Aksoy, bu depremlerden sonra başlayan artçıların sayısının 40 bine ulaştığını aktardı.
Kuzey Anadolu Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun Bingöl’ün Karlıova ilçesi yakınlarında birleştiğini vurgulayan Aksoy, Gürün, Darende, Malatya’nın Pütürge ilçesi çevresinde, Yeşilyurt bölgesinde ikinci olarak da Kahramanmaraş Göksun’dan Adana’ya doğru inen Doğu Anadolu Fay Zonu’nda, 6 Şubat 2023’teki depremlere bağlı olarak çok sayıda artçı deprem yaşandığını dile getirdi.
Aksoy, bu fay zonunun güney kolunun devamında Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman Çelikhan civarlarında ve Malatya ile Adıyaman’ın Sincik ilçesi arasında meydana gelen artçı sarsıntıların da bir süre daha kendini hissettireceğini söyledi.
Doğu Anadolu Fay Zonu’ndaki Elazığ’ın kuzey doğusu olan Palu’dan sonra Bingöl’e kadar olan bölümde kırılmayan bir bölüm olduğunu, bunun da risk taşıdığını öngördüklerini dile getiren Aksoy, şunları kaydetti:
“Faylar üzerlerinde yeterli enerji birikip kırıldıkları zaman deprem üretiyorlar. Bunlara fayların deprem tekrarlanma aralığı deniyor ama üzerinde çalışma yapılmayan faylarda bu deprem tekrarlanma aralığını bilemiyoruz. Kaç yılda bir deprem üretir, hangi büyüklükte deprem üretir, bunun hakkında fikir yürütmek mümkün olmuyor.”
Aksoy, Bingöl Karlıova’da hem Kuzey Anadolu Fay Zonu hem de Doğu Anadolu Fay Zonu’ndan kaynaklanan deprem riskinin daha fazla olduğunu belirterek, şöyle dedi:
-İki fay zonu arasında kalınması Tunceli ve Bingöl’ü daha riskli hale getiriyor. Dolayısıyla iki fay zonundan kaynaklanan risklerin bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz. Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası.
-Çünkü uzun zamandan beri deprem üretmemiş, bu da bize yakın gelecekte deprem üretme potansiyelinin varlığını gösteriyor. Bölge için risk oluşturan bir diğer fay segmenti Yedisu. Kuzey Anadolu Fay Zonu, 1939’da Erzincan depreminde Erzincan’dan başlayıp batıya doğru kırıldı.
-1992’de meydana gelen depremde de Erzincan’dan Yedisu’ya kadar olan bölüm kırıldı.
-Dolayısıyla Yedisu segmenti diye adlandırılan bölüm üzerinde uzun zamandır ki; o bölge için 230 yıl kadar bir deprem tekrarlanma aralığı belirlenmişti, bu aşıldığından dolayı bu fay segmentinin de risk taşıdığını söyleyebiliriz.
]]>Etkinlikte bir sunum yapan Görür, öğrencilerin ve katılımcıların sorularını da yanıtladı.
Görür sunumda; İstanbul’da olası depremin gerçekleşme ihtimali bulunan nokta hakkında bilgi verdi; yaklaşan yerel seçimler öncesinde adayların proje ve vaatleri arasında yer alan afetlere hazırlık ve deprem dönüşümü konularına değinerek görüşlerini aktardı.
“KUZEY ANADOLU FAYI DEPREMLERİ DOĞUDAN BATIYA TAŞIYOR”
İstanbul’da olası depreme yönelik 250 yıllık tekerrür periyodunu hatırlatan Görür, sunumunda Marmara’nın batı bölgesini işaret ederek 1912 yılında Tekirdağ bölgesinde,1999’da ise, Gölcük’te deprem olduğunu belirtti.
Naci Görür, şöyle konuştu:
İkisinin ortası Marmara Denizi ve 1766’dan beri deprem yok. Burası sismik bir boşluk. Jeolojide sismik bir boşluk asla devam edemez, doldurulmak zorundadır. Burası kırılmak mecburiyetindedir, kırılmadan kalamaz.
-Oradaki hareketler ve enerji orayı muhakkak kırar. Bu Kuzey Anadolu’nun bir alışkanlığı var, depremleri doğudan batıya doğru taşıyor.
-Yani Kuzey Anadolu fayı her nerede bir deprem oluşturmuşsa oranın batısı bir sonraki deprem için hedef haline gelmiştir. Nitekim 1939’dan 2023’e kadar giden deprem zinciri hep doğudan batıya olagelmiştir. Bunlar çok basit.
-Doğa karmaşık olsa bile, insanı çok da aldatmayan tekerrür eden olaylar meydana geliyor. Bunun dışında yapılan hesapları kitapları söylemeyeyim, zaten Osmanlı tarihi var Bizans tarihi var, tarihi depremleri biliyoruz. Özetle, İstanbul’da kesinlikle 7’den büyük bir deprem olacaktır” dedi.
“ÇEŞİTLİ TEKLİFLER OLMASINA RAĞMEN SİYASET ÜSTÜ KALMAK ZORUNDAYIM”
-Ben tüm siyasetçilere söyledim, İstanbul’u depreme nasıl hazırlarsınız diye. İstanbul’da aday olan iktidar ve muhalefetin belediye başkanları (adayları) sağolsunlar benimle konuştular. Hepsinin emrine amade oldum, bildiğimiz kadarını, dağarcığımızda olduğu kadarını anlattım. Bana çeşitli teklifleri olmasına rağmen ben siyaset üstü kalmak zorundayım, sesimi bütün insanlarıma ulaştırmak istiyorum.
-Biz göçük altından insanları AK Partili, MHP’li, CHP’li diye kurtarmıyoruz. Hiçbir şekilde siyasete bulaşmadım, bulaşmak da istemiyorum. İstanbul’u depreme hazırlamada sadece göstermelik olarak ya da öyle daha kolay hoş gözüküyor; binalar evler yapacağız, renkli binalar, halk da elini ovuşturuyor evim olacakla, bunlar doğru değil. İstanbul’u yapı stokuyla asla deprem dirençli yapamazsınız.
-İstanbul’un altyapısını yenileyeceksin, halkını deprem bilinçli, kültürlü, birikimli yapacaksın. İstanbulluyu deprem güvenli ve bilinçli yapmazsan asla deprem dirençli İstanbul’u yaratamazsın.
-Belediye başkanı sırtını döndüğü zaman aziz İstanbullular 15 kaçak binayı aynı anda bir saniyede çıkarlar. Hele kazara da başka bir yere, tatile gidersen 30 da kaçak balkon çıkarlar, bir bakarsın bir yer gecekondu olmuş. Halkın eğer deprem kültürü yoksa bu iş hiçbir şekilde olmaz.
“DEPREME HAZIRLIK DERKEN BİNA YAPMAYI KONUŞUYORUZ”
-İstanbul’u deprem dirençli yapacağım diyen siyasiler halk eğitimine, halkı depremde uyandırmaya mecburdurlar. Bu iş öyle 3-5 gün değil anaokulundan başlayıp devam edeceksin bu işe.
-Altyapı mesela; İstanbul’da muazzam bir şekilde kanalizasyonlar, içme suyu, doğalgaz şebekesi, tünel, metrolar, yollar var. Bunların deprem dirençli olması lazım. Bunlar ne kadar depreme dayanıklı, gerçekten ayakta duracak mı? Sokaklar, ne kadar açık kalacak, hangi caddeler açık kalacak.
-Sokaklar kapandığı zaman, itfaiye, cankurtaran nasıl girecek? Ölen insanlarımızı nasıl götüreceğiz, göçük altındakileri nasıl koruyacağız bunlar önemli konu değil mi? Bırakmışlar işi gücü ben 600 bina yapacağım 300 bin bina yapacağım orada yapacağım burada yapacağım. Niye ?
-Müteahhitler de tabi elini ovuşturur, ben de olsam yaparım. Halen daha depreme hazırlık derken bina yapmayı konuşuyoruz biz. Önemli konular var burada, bina da çok önemli lakin eşgüdüm halinde yapmak lazım.
]]>Seçilen belediye başkanlarının kentlerine yönelik tehlike analizi çıkartmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Görür, şu tavsiyelerde bulundu:
– Tehlike analizi demek, bir fay analizi demektir. O kenti etkileyecek fayların bütün özelliklerini inceleyecek. O fayların boyunu, derinliğini, tekerrür periyodunu, deprem kapasitesini, bütün bunları öğrenecek. Ondan sonra bu fay harekete geçerse meydana gelecek depremde, deprem dalgalarının kendi kentinin altında nelere mal olacağını, nerelerde hızlanacağını, nerelerde yavaşlayacağını, nerede depremi büyüteceğini, nerede depremi küçülteceğini, nerelerde çok fazla yıkıma sebep olacağını veya olmayacağını araştırmalarla bulacak.

BAŞKANLARA TAVSİYELER
– Bu araştırmalar, jeolojik, jeofizik ve sismolojik araştırmalar olacak. O bölgenin mikro bölgeleme çalışmasını yapacak; işin özeti bu. Demek ki önce fay analizi yaptı, tehlikeyi buldu. Sonra deprem dalgalarının yer altındaki davranış şekillerini ayrıntılarıyla öğrendi. Kentin mikro bölgeleme çalışmasını yaptı. Ondan sonra da bu deprem olursa, kentin nasıl zarar görür? Bu da halkın ne kadar zarar göreceği, altyapının, yapı stokunun, ekosistem ve çevrenin ve ekonominin ne kadar zarar göreceğini anlamak, hesaplamak, araştırmak demektir. Bunları da araştırır; ondan sonra artık bilir, kafası nettir.
– Benim kentimde şu kadar deprem olur, o deprem olursa benim alanımda deprem dalgaları şuna sebep olur. Ve sonuç olarak da şu kadar insan ölür, şu kadar altyapı yıkılır, bu kadar yapı stoku zarar görür gibi kafasında bir şey belirir. Bunlar olmasın diye deprem gelmeden önce bu olabilecekler için önlem almaya başlar. Ona da zarar azaltıcı önlemler diyoruz. Deprem gelmeden önce zarar azaltıcı önlemler yapar ve o kent depreme dirençli hale gelir. Deprem geldiği zaman da o kente minimum hasar verir; günlük yaşam bile değişmez.
“300 MİLYON TON MOLOZU NEREYE GÖMECEKSİNİZ?
Prof. Dr. Görür “İstanbul depreminde 300 milyon tona yakın malzemenin, inşaat malzemesinin açığı çıkacağını düşünüyoruz. Peki, bu 300 milyon ton deprem molozunun nereye gömeceksiniz; bana söyleyin. Bunu bugünkü hükümet de bilmiyor, bugünkü belediye de bilmiyor. Belediyeye aday olanlar da bilmiyor, iddia ediyorum” dedi.
Olası Marmara depreminde Trakya Bölgesi’nin de etkileneceğini söyleyen Prof. Dr. Görür, şöyle devam etti:
– Trakya bölgesi dediğin zaman, bakın şimdi deprem üretecek fay denizde. Bu nereden başlıyor, körfezden başlıyor diyelim Tekirdağ’a kadar denizin içerisinde devam ediyor. 160 kilometre bunun uzunluğu var. Şimdi özellikle kırılmasını beklediğimiz yerler, Silivri açıklarından Yeşilköy açıklarına kadar ve adaların orada bulunduğu faylar. Bunlar, 7.2 ile 7.4 arasında büyüklükte bir deprem üretir. Böyle bir deprem olduğu zaman, Marmara Bölgesi’ni tümüyle etkiler.
“AKLIMIZI BAŞIMIZA ALALIM”
– Trakya bölgesi dediğin, Marmara Denizi’nden yaklaşık 100 kilometre o faydan 100 kilometre kuzeye, 100 kilometre güneye git; buralar, ciddi bir şekilde etkilenebilir. 1999 depremlerini düşünün; bu depremler Gölcük’te oldu ama Avcılar’da 1000 kişi öldü. Avcılar da Gölcük’e yaklaşık 100 kilometre yakın bir mesafeydi. Marmara Bölgesi, büyük ölçüde etkilenir. Onun için aklımızı başımıza toplayıp, bu bölgede depreme uygun önlemler almamız lazım.

“MARMARA’DA DEPREM BEKLİYORUZ”
Prof. Dr. Görür, Marmara Bölgesi’nde deprem beklediklerini belirterek, şunları söyledi:
– Marmara’da deprem bekliyoruz, bunun birçok nedeni var. Kuzey Anadolu Fayı, Bingöl Karlıova’dan başlayıp, Marmara Denizi’ne kadar gelen Kuzey Anadolu Fayı her nerede bir deprem oluşturursa; oranın batısı bir sonraki deprem için hedef haline gelir ve hep öyle olmuştur. 1939’da Erzincan’dan başlayan deprem 42,43, 44, 57, 67, 99 hep doğudan batıya doğru olmuş. İşte Niksar, Erbaa, Adapazarı, Gölcük gibi doğudan batıya gelmiş ve depremler oluşturmuştur.
– Kuzey Anadolu Fayı, depremleri doğudan batıya doğru taşımaktadır, alışkanlığı böyledir. Yüzyıllarca bu şekilde çalışmış bir sistem. En son deprem Kocaeli olunca dedik ki, eyvah oranın batısında Marmara Denizi var, dolayısıyla İstanbul var ve hükümeti, insanları uyardık. ‘Önlem alın’ dedik, işin hikayesi bu ve o uyaranların en başında da ben geliyorum. Çünkü o zaman bütün Marmara’daki deniz araştırmalarını yapan ekibin Türk tarafının başkanıydım. O zaman TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nin de başkanıydım.
“SANAYİMİZ DEPREME HAZIR DEĞİL”
Çorlu’ya da değinen Görür, sözlerini şöyle tamamladı:
– Gördüm ki Çorlu’ya da bu hastalık sirayet etmiş. Çorlu’da da gökdelene benzer binalar yükselmeye başlamış. Bu rant hastalığıdır, Çorlu’da asla olmaması gereken bir yapı stokudur. Çorlu daha işin başında; umarım ki işi düzeltirler ve deprem dirençli Çorlu’yu yaratılar. Deprem, Çorlu’ya zarar nasıl verir?
– Bu bölge sanayi bakımından, iş dünyası bakımından Marmara Bölgesi’nin en önemli bölgelerinden bir tanesi. Bu bölgenin sanayisinin, ekonomisinin depremde çökmemesi lazım. Eğer burası çökerse, o zaman Çorlu’yu ayağa kaldırmakta zorluk çekeriz. Sanayisi, ekonomisi çökmemeli ki deprem yaraları hızla sarsın; eskiye doğru gelebilsin kendini düzeltsin. Onun içinde sanayimizin de depreme hazır olması lazım. Bizim sanayimiz maalesef depreme hazır değil.
]]>Site sakinleri, bir firmayla ücret ödemeden binalarının kat karşılığında yeniden yapılması için anlaştı. İddiaya göre, inşaat firması ile ev sahipleri arasında 2023 Haziran ayında dairelerin teslim edileceği yönünde bir sözleşme imzalandı. 2022 yılında inşaatın belli bir bölümü tamamlandığında hak sahipleri inşaatın ne durumda olduğunu görmek ve incelemek için inşaat alanına geldi.
Bloğun bodrum katını gezdiklerinde hak sahiplerinden inşaat mühendisi olan Özgür Gökkaya betondaki çatlakları görünce şüphelenerek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na incelemede bulunmaları için başvuruda bulundu.
YTÜ RAPORU: GÖÇME DURUMU BELİRLENMİŞTİR
İnşaata gelen bakanlık yetkilileri, farklı bölümlerde belirledikleri çatlaklıklar üzerine incelemek için betonun kırılmasını istedi. Beton kırıldığında projede olması gereken demir sayısından daha az demir kullanıldığı belirlendi. Bunun üzerine yetkililer inşaatı durdurma kararı aldı. Bina sakinleri belediyeye ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden rapor alınması için başvuruda bulundu.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nin hazırladığı raporun sonuç kısmında, “Yapılan analizler sonucu, deprem yüklerinden oluşan ortalama kesme kuvveti taleplerinin, tüm perdelerdeki kesme kuvveti kapasitelerini aşmasından dolayı, söz konusu yapının performans seviyesi, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) 2018 esaslarına göre ‘göçme durumu’ olarak belirlenmiştir. Tekniğine uygun yöntemler kullanılarak mevcut yapının TBDY 2018’de öngörülen performans seviyesini sağlayacak şekilde güçlendirilmesi tercih edilebilir” ifadelerine yer verildi.
YIKIM KARARINA İNŞAAT FİRMASI İTİRAZ ETMİŞ
Bina sakinleri bunun üzerine hukuk mücadelesi başlatarak inşaat firmasına dava açtı. Raporlar doğrultusunda inşaatın yıkılmasına karar verildi. Ancak inşaat firması yıkım kararını mahkemeye taşıyarak itirazda bulundu. Hak sahipleri şimdi mahkemeden çıkacak olası yıkım kararını bekliyor.
Binanın yıkılmasının ardından hak sahipleri daha güvenli ve depreme dayanıklı bir inşaat sürecinin başlamasını bekliyor. Hak sahipleri 2 yılı aşkındır kirada olduklarını belirterek maddi açıdan da zor durumda olduklarını dile getirdi. Öte yandan mağdur olan ev sahipleri belediyelerin, yapı denetim firmalarını sıkı denetlemesini ve bu gibi durumların önüne geçilmesi için caydırıcı cezalar verilmesini istiyor.
“PROJEDE 54 TANE DEMİR OLMASI GEREKİRKEN BUNLARIN YARISI YOK”
Hak sahiplerinden emekli öğretmen Burhan Gümüş, “İnşaat bu halindeyken biz kat sahipleri olarak kendi dairelerimizi görmeye geldiğimizde, bodrum katta bir takım çatlaklıklar gördük. Tesadüfen ki kat sahipleri arasında inşaat mühendisi olan bir arkadaşımız o çatlaklıkların normal olmadığını, hatta o çatlaklıkların üzerine beton atılarak kapatılmaya çalışıldığını belirledi. Biz de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dilekçeler verdik. Bakanlıktan mühendis arkadaşlar geldiler. Bu çatlaklıkların normal olmadığını söylediler. Ve betonun kırılmasını istediler, inceleme için. Kırılınca, binanın normal projesinde 54 tane demir olması gerekirken, bunların yarı yarıya olmadığı görüldü. Farklı bölgelerde kırıldığında yine eksik demirlerin olduğu görüldü. Alt kata inildiğinde oralarda da kirişlerin olmadığı tespit edildi. Komik ama gerçek şey şu; alelacele, ucuz bir şey yapacağım diye hem beton kalitesinden hem de demirlerinden çalınan bir bina ortaya çıktı” dedi.
“ESKİ BİNAMIZI ÇÜRÜK DİYE YIKTIRDIK, YENİ BİNA ESKİSİNDEN DAHA ÇÜRÜK ÇIKTI”
Gümüş, üniversitelerden de inşaat halindeki yapı için rapor istediklerini belirterek, “Yıldız Teknik Üniversitesi’nden alınan rapora göre ‘Göçme tehlikesi olabilir, güçlendirilmesi tavsiye edilir’ şeklinde rapor geldi. Mahkemeler halen sürüyor. Şimdi yeni yapılan bir binanın güçlendirilmesi için uğraştılar. Yan tarafımızda komşularımızın binası var. O bina da 40 yıllık bir bina, bizim binamız da yaklaşık 40 yıllıktı. Madem bina güçlendirilecekti, biz eski binamızı güçlendirirdik. Yeni yapılan bir binanın güçlendirilmesini nasıl içimize sindirelim. Eylül 2022 yılından beri bina böyle duruyor. Müteahhit insanları cezbetmek için 2023 Haziran ayında binayı teslim etme sözü verdi. Bina yapımına 2022 Ocak ayında başlandı. 2023 Haziran ayından bu yana bize kira yardımı da yapmıyor. Sözleşmede vaat ettiği tarihte bitiremez ise sonraki 6 ayda 2 asgari ücret tutarında kira yardımı yapacağı söyleniyordu ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Eski binamızı çürük diye yıktırdık, yeni bina eskisinden daha çürük halde çıktı” şeklinde konuştu.
“BURASI ŞU AN İNŞAAT DEĞİL TABUTTUR”
Mağdur olduklarını dile getiren Ali Özdemir, “Bakın burada görülen komşumuzun binası 1974 deprem yönetmeliğine göre yapılmış. Bizim binamızda aynı şekildeydi. 2018 yılı deprem yönetmeliğine göre yapılan binanın daha çürük olduğunu tespit etti raporlar. Haklı olarak biz bu durumdan şikayetçiyiz. Kesinlikle buranın yıkılmasını ve burada kimsenin oturmamasını istiyoruz. Burada kesinlikte oturmayız, hiçbir insanoğlu oturmaz, oturmamalı. Burası şu an inşaat değil tabuttur. Bizim eski binamız çürüktü ve bu sebeple yıkıldı. Yeni yapılan bina ondan daha çürük. Eski binamız keşke yıkılmasaymış. Onda oturmaya, hatta onu belki güçlendirmeye gitseymişiz. Emin olun bundan daha güvenli şekilde otururmuşuz” diye konuştu.
“BU FİRMANIN YAPMIŞ OLDUĞU BÜTÜN BİNALARIN İNCELENMESİNİ İSTİYORUM”
Gülten Özdemir ise, “Binamız yapıldı ama eskisinden daha çürük oldu. Bu binada ben oturamam. Ama bu firmanın yapmış olduğu bütün binaların incelenmesini istiyorum. Bunu bakanlarımız ve Cumhurbaşkanımızdan rica ediyorum. Biz buranın yıkılıp yeniden yapılmasını istiyoruz” dedi. Yılmaz Balcı da geçen yıl yaşanan deprem felaketiyle korkularının daha da arttığını belirterek, “Böyle bir binada oturulmaz. Zaten 6 Şubat depremlerinden dolayı korkumuz var. Benim gibi diğer hak sahipleri de korkuyor. Bina kesinlikle yıkılmalı. Mahkeme süreci olduğu için belediye yıkma kararını uygulayamıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Raporda dikkat çekilen sorunlar ve çözümlerine ilişkin sunulan öneriler şöyle:
*Resmi rakamlara göre 50 bini aşkın insanımız hayatını kaybetti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 24 Şubat 2023 tarihli raporuna göre, depremin yaşandığı bölgedeki toplam bina sayısı 717 bin 614 olarak açıklandı.
*Yaşanan afetin ardından tarihi yapılarla birlikte 35 bin bina yıkıldı, 300 bine yakın bina ağır hasar aldı, 2 milyon kişi barınma sorunu yaşıyor. 5 milyona yakın kişi farklı bölgelere göç etti, 700 bine yakın insan geçim olanaklarını kaybetti. Hatay ise en büyük yıkımın meydana geldiği şehir oldu.
*AKP, 20 yıllık iktidarı boyunca kamu kurumlarının özelleştirilmesine, halkın doğal varlıklarının talanına, mülksüzleştirme ve el koyarak birikime dayanan neo-liberal ekonomi politikaları uyguladı. Büyük bir kısmı inşaat sektörü üzerinden işleyen bu sermaye birikim rejimi, denetimsiz ve kontrolsüzce yapılan otoyol, köprü, tünel, havaalanı, şehir hastaneleri vb. mega sabit sermaye yatırımlarına dayanmakla birlikte, müşteri garantili ihalelerle yandaş, asalak sermaye gruplarına peşkeş çekildi.
*Üstelik deprem vergisi gibi kamu için harcanması gereken paraların buralara harcandığı, insanların gözlerinin içine baka baka alay edercesine bir kibirle itiraf edildi.
“KRİZ DİNAMİĞİNE DÖNÜŞTÜ”
*Bu vahşi sermaye birikim rejiminin sürekliliği, halkın müşterek varlıklarının üzerine çöken sermayeyi, toplumsal kesimlerden koruyacak merkeziyetçi otoriter bir rejimle mümkün olabilirdi. Kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı, parlamentonun rafa kaldırıldığı, yetkilerin tek adamda toplandığı rejim bu ihtiyaç üzerine inşa edildi.
*Kamusal tüm kurum ve mekanizmaların dağıtılarak tek adama bağlandığı sistem halkın can ve mal güvenliği söz konusu olduğunda hareket edemez bir niteliğe büründü.
*En ufak kararlarda bile gözlerin tek adama çevrilmesi, en ufak bir planlamaya, akla sahip olamayan kurum ve kadroların (AFAD, TSK, vb.) yaraları sarmak yerine yaralarını sarmaya çalışan toplumsal kesimlerin önünde engele ve kriz dinamiğine dönüştü. Bu ekonomik ve siyasal durum 6 Şubat depremini bir felakete dönüştürdü.
“HATAY, HALA SAĞLIK LİMİT DEĞERİNİN DÖRT KATI TOZ SOLUYOR”
*Depremden etkilenen toplumsal kesimler ise depremin ilk gününden bugüne, yaşanan felaketin yaralarını dayanışmayla sarmaya devam ediyor.
*Hatay Depremzede Derneği olarak, bu dayanışma ve hak mücadelesini Hatay’da sürdürmeye devam ediyoruz. Depremin yaralarını sarması gereken siyasal iktidar ve devlet kurumları o günden bugüne sorunları çözecek köklü adımlar atmadığı için yaşanan bir yıllık süreçte barınma hakkından, eğitim hakkına, sağlık hakkından çevre ve mülkiyet hakkına, ekonomik, sosyal, siyasal ve demografik sorun ve hak ihlallerini Hatay halkı yaşamaya devam ediyor.
*Çocukların ve gençlerin yaşamış olduğu psikolojik yıkımlarının yanı sıra eğitime dair yaşadıkları derin eşitsizlik sürüyor. Deprem bölgesinde eğitime dair sorunların hızlıca çözülmesi gerekmektedir.
*Anayasal bir hak olan sağlık hakkına erişemeyenler olarak tam teşekküllü hastane talebimizde ısrarcıyız. Hali hazırda var olan yönetmelikler, mevzuatlar ya da kanunlar deprem koşullarına göre revize edilerek halkın ihtiyaçları karşılanmalıdır.
*Mahallelerde nüfusu gözetilmeksizin Aile Sağlık Merkezlerinin oluşturulması gerekmektedir. Enkaz kaldırma süresince özensiz davranılmıştır. TTB’nin son raporuna göre Hatay, hala sağlık limit değerinin dört katı toz soluyor.
*Sağır sultan bile depremin yaşanabileceğini biliyorken ne iktidar ne de yerel yönetimler bu konuda önlem almamışlardır.
*Zemin sıvılaşmasının yoğun olduğu, altından fay hattının geçtiği Amik Ovası’na tüm uyarılara rağmen hastanenin, havaalanının, stadyumun yapılmasında ve bu yapılarla birlikte barınma amacıyla inşa edilen yapıların artmasında, kentin o bölgeye doğru yönelmesinde depremle birlikte yaşamını yitiren insanların sorumlularının bu yaşanılanlardan sonra özeleştiri vermemesini, istifa etmemesini yetmezmiş gibi bizleri tehdit etmesini Hatay halkı olarak unutmayacağız affetmeyeceğiz.
“ATILMASI GEREKEN ADIMLAR HIZLICA ATILMALIDIR”
*Kentteki demografik yapı, kültürel ve tarihsel dokunun önemi Hatay halkı için çok önemli bir yerde duruyor. Kentin yeniden inşasında atılacak tüm adımların kentin bu hassasiyeti gözetilerek atılması gerekmektedir.
*Rezerv alan ile endişelenen bu halk, komşusunu, mahallesini ve tarihsel hafızasını korumak istiyor. Deprem sonrası yaşlılar, engelli bireyler gibi ampüte bireyler ve kimsesiz kalmış çocuklar gibi vatandaşlardan oluşan devasa dezavantajlı gruplar meydana geldi.
*Bu vatandaşlarımızın yaşamış olduğu sorunlar görülmüyor, duyulmuyor. Deprem sonrası yakınlarının hayatını kaybedip kaybetmediğini dahi bilemeyen kayıp aileleri aylardır seslerini duyurmaya çalışıyor. Demak Derneği, yakınları için hayatlarını kaybetmiş olsalar da buna dair küçük bir ipucu istiyor.
*Bunca mağduriyet yaşayan bir halk, maalesef hak arama konusunda başını kaldırıp haklarıyla uğraşabilecek bir noktaya dahi gelemedi. Riskli alan, rezerv alan, yerinde dönüşüm, hak sahipliği gibi kavramların tartışıldığı ama halkın ihtiyaçlarını ne denli karşıladığının tam bir muamma haline geldiği kavramlar, halkı belirsizliğe ve kargaşaya sürüklüyor.
*Tüm bu muğlaklara ve hak kayıplarına rağmen sorularına yanıt alamayacağını düşünen bu yüzden dava açmaktan geri duran bir halkın çaresiz bırakılmasına izin vermeyeceğiz.
*Sanayi, ticaret, tarım, inşaat, turizm gibi alanlarda yaşanan sorunlar; daha önce kendi ekonomik döngüsüyle yaşamını sürdürmeye çalışan, yıkık bir kent sonrası ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan bir halkın bu kentte yaşamasının önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Kentin üretime dayalı ve kamucu bir ekonomik döngüye yeniden kavuşturulması için atılması gereken adımlar hızlıca atılmalıdır.
“DEVLETİN BU KENTE ÖZEL BİR BÜTÇE AYIRMASI ELZEMDİR”
*Depremin ilk günlerinde yalnız ve çaresiz bırakılan, ölüme terk edilen bu halk kendisine yaşatılanları asla unutmayacak, asla affetmeyecek. Alınması gereken tüm önlemler alınmış olsaydı bu kadar bina yıkılmayacaktı, afete hazırlıklı olunsaydı ve gelen yardım ekiplerinin kente girişi engelenmemiş olsaydı bu kadar insanımız yaşamını yitirmeyecekti.
*Hatay halkı olarak, bundan sonra nerede olursa olsun yaşanabilecek tüm depremler için uyarıyoruz; Önlem alınsın, bir daha insanlar ölmesin, hayatlar ve geleceğimiz kararmasın. Evlerinden, sokaklarından, komşularından, topraklarından, memleketlerinden uzaklaşıp göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın yanı sıra bu ağır koşullara dayanamayıp bu belirsizlik yumağı içinde kalanlarımız da göçe zorlanıyor.
*Kentte yaşanan elektrik, su, internet, kanalizasyon, yol, ulaşım gibi alt yapı ve üst yapı temelli sorunlar kurumlar tarafından sahiplenilmiyor ve ‘başka kurumların sorumluluğunda’ denilerek halk çaresiz bırakılıyor.
*Bu denli devasa sorunlar ortada dururken halen bu kent için Özel Afet Bölgesi ilan edilmemesinin özel bir sebebi var mı? Eğitimin, sağlığın, ulaşımın ve daha birçok alanın nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz olması; üreticilerin ekonomik anlamda desteklenmesi; istihdamın sağlanması ve işsizliğin giderilmesi; kalıcı konutların hızlıca ama güvenli bir şekilde ücretsiz teslim edilmesi, esnafların desteklenmesi, kamu çalışanlarının maaşlarında iyileştirme yapılması gibi taleplerimizin karşılanması için devletin bu kente özel bir bütçe ayırması elzemdir.
*Bu kapsamda Hatay halkı olarak, Hatay’da yıkımın en ağır yaşandığı; Antakya, Defne, Samandağ, Kırıkhan, İskenderun ve Arsuz ilçeleri için Özel Afet Bölgesi ilan edilmesini talep ediyoruz.
]]>Merkez Antakya ilçesi Güzelburç Mahallesi Uğur Mumcu Bulvarı’ndaki 6 katlı Bedi Uçar Apartmanı’nın 6 Şubat 2023’teki ilk depremde yıkılması ve 34 kişinin enkazda yaşamını yitirmesiyle ilgili Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma tamamlandı.
ÇEVRESİNDEKİ BİNALAR YIKILMADI
Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, binanın sahibi 3 kardeş F.U, O.U. ve S.U. hakkında 34 kez “olası kastla öldürme” suçundan 850 yıla kadar, binanın sorumlu müteahhidi H.F, yapı denetim firmasının ortağı ve statik yapı denetçisi N.A, yapı denetim firması yetkilisi N.G. ve etüt sorumlusu N.T. için ise “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi.
İddianamede, sanıkların binanın yıkımını “kötü zemin ve ivmesi büyük depreme” bağlasa da çevredeki yapılarda yıkım görülmediği belirtildi.
Tanık olarak iddianamede ifadesi yer alan Y.Ş, deprem günü saat 14.00 civarında Bedi Uçar Apartmanı’nın bulunduğu yere gittiğini ve enkazda kalanları kurtarmaya çalıştığını anlattı.
“KOLON KESTİM AMA GÜÇLENDİRDİM…”
Sanıklardan binanın sahibi O.U’nun depremin 4. günü gittiği apartmanın bulunduğu bölgede enkazda kalanların yakınları tarafından kolon kestiği iddiasıyla tepki aldığını gördüğünü vurgulayan Y.Ş, “Kendisi bana bir kaybım olup olmadığını sorduğunda ben bu binada bir insanın sağ çıkamayacağını söyledim. İnsanlar tepki göstermeye başlayınca ‘kolon kestim ancak güçlendirme yaptım’ dedi ve kaçtı. Bu beyanından dolayı da O.U’nun kolon kestiğine kanaat getirdim. Zaten başka kişilerden de O.U’nun binanın altında bulunan iş yerinde kolon kestiğini duymuştum.” ifadelerini kullandı.
İKİ KOLON KIRILDI
Binadaki dairelerden birinde depremden önce kiracı olarak yaşayan ve iddianamede tanık sıfatıyla ifadesine yer verilen M.B, birinci katı sanık O.U’dan kiraladığını kaydetti.
Kiracı olarak oturduğu birinci katın altında bir mobilya dükkanın bulunduğunu bildiren M.B, şunları anlattı:
“O.U. iş yerini genişletmek için 2022’nin 4. ayında beni oturduğum daireden çıkartmak istedi. Ben evde ikamet ederken dahi oturduğum daireye inşaat ekipleri getirerek daireyi alt kattaki dükkana nasıl birleştireceklerine dair çalışma yaptı. Beni zorla evden çıkardılar. Ben evden çıktıktan sonra da bu binada bulunan arkadaşımın yanına gelirdim. Geldiğim zaman çıkartılmış olduğum evin içerisinde tadilat çalışmaları yapılıyordu. En son gördüğümde ise benim eski oturduğum daireyle mobilya dükkanını birleştirmişlerdi. Arkadaşımın evine giderken eski oturduğum dairenin kapıları açık olduğundan bütün duvarlar ve 2 kolonun kırıldığını gördüm. Duvarlar kırıldığı ve yerine cam çekildiği için zaten dairenin içi rahatlıkla görülüyordu.”
KUSURLAR SIRALANDI
İddianamede yer verilen bilirkişi raporunda ise donatı detaylandırması ve malzeme kalitesi yetersizliği anlatıldı.
Raporda, çatı katının sonradan kapatılarak mesken olarak kullanıldığı, 2008 tarihli statik hesap raporunda belirtilen 1. ve 2. normal kat yüksekliklerinin, 2005 tarihli statik hesap raporunda verilen kat yükseklikleriyle uyuşmadığı, proje ve uygulama arasında farklılıklar bulunduğu kaydedildi.
Zemin etüt raporunda belediye onayı bulunmadığı, zeminin alüvyonlu ve dere yatağında olduğu kaydedilen bilirkişi raporunda, binaya tadilat ruhsatı olmadan ilk ruhsat projesinden farklı şekilde asma kat yapıldığı bildirildi.
]]>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Afet Yönetimi ve Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Azad Sağlam Selçuk, Hakkari bölgesinde 2 fayın olduğunu belirterek, bunlardan birinin Yüksekova diğerinin ise Şemdinli fay zonu olduğunu söyledi.
Bu fayların 2012 yılında MTA’nın diri fay haritasında işaretlendiğini belirten Prof. Dr. Sağlam, “6 Şubat 2023 depremlerini yaşadıktan sonra maalesef ülkemiz biraz daha bu konularda hassas duruma geldi.

Bölgede kuzey-güney yönlü bir sıkışma var biliyoruz. Yüksekova ve Şemdinli’de ise daha önceki yıllarda yapılan araştırmalarda zaten sismik boşluk olarak adlandırılmış. Sismik boşluk belli bir süredir deprem üretmeyen ve önümüzdeki yıllarda deprem üretme potansiyeli yüksek olan faylardan biri durumunu gösteren en önemli yerlerden biri” dedi.
Bölgede daha önce de küçük depremlerin olduğunu da anlatan Prof. Dr. Sağlam, “6 Şubat depremlerinden sonra da gerilimin Bitlis-Zagros Sütur Zonu ile bu bölgeleri aktarıldığı bilgisi de geldikçe bu bölgedeki deprem olma riski de yükseldikçe bölge olarak daha hassas bir duruma geldik. Evet, Yüksekova, Şemdinli fay zonu sismik boşluklardan bir tanesi, yani deprem üretme potansiyeli olan yerlerden bir tanesi” dedi.
‘TARİHÇESİ BİLİNMEYEN, MERAK EDİLEN FAYLARDAN’
Bu yıl bölgede kapsamlı bir çalışma yapılacağını da anlatan Prof. Dr. Sağlam, şöyle konuştu:
-Van YYÜ, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Maden Tetkik ve Arama (MTA), AFAD ile hazırlanan ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi: Yüksekova-Şemdinli Fay Zonu, Başkale, Erciş ve Tutak Fayı Projesi’, kapsamında Yüksekova-Şemdinli fay zonunun aslında en son ne zaman deprem ürettiğini bulacağız.
-Ondan önceki tarihsel dönemlerde ne zaman deprem ürettiğini bulup bundan sonra ne zaman deprem olabilir veya deprem yenilenme aralığı yani deprem tekrarlanma aralığı ne kadar süredir bunlarla ilgili bilgilere ulaşmış olacağız. Bu hem Türkiye için hem bizim için önemli bir bilgi olacak.
-Çünkü Yüksekova, Şemdinli fay zonuna baktığınız zaman 1900’lü yıllardan günümüze kadar hiç büyük bir deprem üretmedi. Bizim aletsel dönem dediğimiz. Tarihsel dönem kayıtlarında da tam bir veri yok aslında.
-Yüksekova ile ilgili yani, büyük bir deprem var mı yok mu bunun bilgisi yok. Sadece şöyle bir bilgi var.
-1930’larda Salmas fayına bağlı olarak deprem meydana geliyor. Bu bölge içerisinde 2 bin 300 kişi hayatını kaybediyor. Ama sadece Türkiye’de değil toplam olarak o bölge içerisinde. Bir tek bu bilgi var. Onun dışında aslında tarihçesi bilinmeyen merak edilen faylardan bir tanesi.

Azad Sağlam Selçuk
HENDEKLER KAZIP ANALİZLER YAPILACAK
Hazırladıkları proje kapsamında, yapılacak çalışmanın önemine değinen Prof. Dr. Sağlam, bunun sonunda imara esas çalışmalarda kullanılmak üzere deprem senaryoları üretileceğini, bu nedenle şehirleşme, kentleşmenin bu anlamda tekrar revize edileceğini söyledi.
Prof. Dr. Sağlam, şöyle konuştu:
-Bir fay sadece bir deprem üretip bitmiyor. Deprem tekrarlanma aralığı var. Belli bir gerilim birikimi var.
-Bu birikim tekrarlarının ortaya çıkarılması için faylar boyunca hendek kazıları yapıyoruz. 30 metre uzunluğunda kısmen 4 ile 6 metre derinliğinde hendekler açıyoruz. Bu hendekler içerisinde faya ait öz geçmiş bilgilerine ulaşmaya çalışıyoruz. Bu bilgelerle çeşitli analizler ve tarihlendirme yaparak diyoruz ki örneğin, Çaldıran fayı üzerinde deprem tekrarlanma aralığı yaklaşık 500 ile 700 yıl arasında.
-Bunun bilinmesi önemli bir şey. Çünkü siz buna göre bütün planlamalarınızı yapıyorsunuz. En önemli şey TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, AFAD Başkanı Orhan Tatar’ın sayesinde 2023 depremlerinden sonra fayların öz geçmişlerinin çıkartmak için Türkiye geneli başlatılmış bir proje” diye konuştu.
‘YÜKSEKOVA’DA ZEMİN KÖTÜ’
Bu yıl yapacakları çalışmalarla eğer doğru veriler elde ederlerse birçok bilgiyi gün yüzüne çıkartmış olmayı düşündüklerini anlatan Prof. Dr. Sağlam, “Fayın nerden geçtiğini haritalayacağız. Yüksekova, zemini aslında kötü olan bölgelerden bir tanesi. Şemdinli, Yüksekova’ya nispeten daha iyi, daha kayalık zemin üzerindedir. O yüzden depremler olduğu zaman Şemdinli depremleri daha az hissediyor, Yüksekova’da bu kadar tedirgin olmasının sebebi biraz da zemin özellikleri. Yüksekova’da en fazla dikkat edilmesi gereken şeylerden bir tanesi zemine bağlı olarak deprem yönetmenine uygun evler yapılmış mı, yapılmamış mı? Şu anda Yüksekova’da binaların deprem performansıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bazı okullar boşaltıldı. Bu önemli bir şey. Evet doğrudur Yüksekova’da her an büyük bir deprem olabilir ama bu depremin tarihi ve kaç büyüklüğünde deprem üretebileceği ile ilgili bilgiler elimizde mevcut değil” diye konuştu.
]]>Koro, üyelerinin yanı sıra depremlerde hayatını kaybedenlerin anısına yeniden bir araya geldi. Yeniden sahneye çıkan koro, kayıplarının acısını, giydiği siyah kıyafetler ve seslendirdiği hüzünlü şarkılarla dile getiriyor.
“DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTTURMAMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Koro şefi Yılmaz Özfırat, koronun ister Hristiyan ister Yahudi ister Müslüman olsun, herkesin tek bir Allah’ın kulu olduğunu insanlara göstermek ve dünyada bu kadar kan ve gözyaşına da gerek olmadığına inandırmak için yola çıktığını, bugüne kadar yurt içi ve dışında 2 bin 500’ün üzerinde konser verdiklerini söyledi.
Özfırat, 6 Şubat 2023’teki depremlerle büyük felaket yaşadıklarını belirterek, depremlerde koronun 7 üyesinin de hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Depremle bir kahve içmenin, duş almanın dahi ne kadar önemli olduğunu gördüklerini anlatan Özfırat, “Bu bir yıllık süreçte hem yaralarımızı sarmaya hem de deprem gerçeğini unutturmamaya çalışıyoruz.” dedi.
Çıktıkları konserlerde kayıplarını yad ettiklerini belirten Özfırat, şöyle konuştu:
“Konser denilince farklı algılanabiliyor, insanların yarası varken. Medeniyetler Korosu konser vermiyor. Medeniyetler Korosu, acının müziğini yapıyor artık. Biz o günden bu yana yalnızca siyahlarımızı giyiyoruz. Beyaz elbiselerimizi artık giymiyoruz. İnsanlara bunu göstermeye çalışıyoruz. ‘Depremi, bu şehirleri unutmayın’ diyoruz. O yüzden toparlanıp acının müziğini yapmamız gerektiğine inandık ve arkadaşlarımızla birlikte bu yola çıktık.”
Özfırat, müzikleriyle depremden etkilenen insanları da iyileştirmeye çalıştıklarını söyledi.
“BİRLİKTE BİR ŞEYLERİ BAŞARMAMIZ GEREKİYOR”
Deprem nedeniyle Hatay’ın neredeyse 3’te 2’sinin yok olduğunu ifade eden Özfırat, bu süreçte sabırlı ve birlik olunması gerektiğini anlatarak, “Bizim birbirimize sahip çıkıp birlikte bir şeyleri başarmamız gerekiyor. Bütün Hatay halkına sesleniyorum: Biraz sabretmek lazım. Böyle bir acıdan sonra, biraz maldan mülkten çok, yaşadığımız için şükretmek lazım.” diye konuştu.
Hatay’da “Medeniyetler Köyü” kurmak istediklerini belirten Özfırat, farklı dinlere mensup insanların burada kardeşçe yaşadığını bütün dünyaya örnek olarak tekrar göstermek istediklerini söyledi.
DEPREMZEDELER İÇİN YARDIM KONSERLERİ VERİYORLAR
Koro üyesi Nuray Şirin Reyhanioğlu da depremin ilk günündeki derin acı, üzüntü ve korkunun hala içlerinde olduğunu anlattı.
Hayatta kalmalarının bir anlamı olması gerektiğini dile getiren Reyhanioğlu, “Yılmaz Özfırat hocamız, enkazdan 8 saat sonra çıkmasına rağmen, bu şehri ayağa kaldırmak inancıyla ayağa kalktı ve elimizden tuttu. ‘Bu şehre karşı bir görevimiz var. Biz bunu unutmayalım, unutturmayalım’ dedi. Onun yola koyulmasıyla biz de onun yanında yer aldık.” ifadelerini kullandı.
Koro üyesi Ali Ataş da birbirlerine kenetlendikleri takdirde şehrin yeniden ayağa kalkacağını söyledi.
Feride Yücelen ise ailesi gibi olan koro sayesinde ayağa kalktığını belirterek, depremzedeler için yardım konserleriyle hayata tutunduklarını kaydetti.
]]>■ Depremin birinci yılını geride bıraktık. Siz Hatay’ı hiç bırakmadınız, bu bir yıl boyunca sesini duyurmak için elinizden geleni yaptınız. Bir dolu tartışma yaşandı ve biz yine gerçek sorunları konuşmaktan uzak kaldık. Gökhan Bey, Hatay halkının sorununu tüm çıplaklığıyla ortaya koyalım. O geceki öfkenin bir nedeni var. Aylardır depremzedeler ne yaşıyor?
Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, Hatay benim can evim, çocukluğum, gençliğim, anamın babamın kokusu, Ata yurdu, can evim. Ben Hatay ve Hataylılarla büyüdüm, güldüm, ağladım. Yeri geldi bir lokma ekmeği, yeri geldi bir kap yemeği bölüştük. Hatay manevi duyguların en yoğun yaşandığı, ecdadın hasta yatağında düşman elinden kurtardığı en mukaddes emanet olması sebebiyle de bambaşka bir yerdedir bizler için. Deprem ne yazık ki, inanılmaz bir yıkım ve beraberinde kayıplar getirdi. İlk defa böylesine büyük bir yıkımla çaresizliğe, umutsuzluğa ve karamsarlığa düştük. Aksaklıklar, plansızlıklar, düşünülmeden konuşulan sözler hepimizin kopma noktası oldu. Bu durum ister istemez tepkileri de beraberinde getirdi. Halen çadırlarda, konteynerlerde insanlık dışı koşullarda yaşayan insanlarımız var. Eğitime tam olarak ulaşamayan, sağlık hizmetlerine erişimde kısıt yaşayan, sosyal ve ekonomik açıdan tükenmiş bir halk var. İnanın abartmıyorum yaşayan ölüler gibiyiz. Kimse kimseyi kandırmasın, biz sokaktayız ve her gün canlı canlı yaşıyoruz bunları. Sanki şehrimizdeki yıkım, ruhumuzu da aldı götürdü. Tebessüm etmekten bile utanıyoruz biliyor musunuz? Hiçbir kelime bu duyguyu ifade etmeme yetmiyor, yetmez de… Halen yıkık evleri ve bulunamayan insanlarımızı düşününce yutkunamıyorum, nefesim daralıyor.
KUTSALLARIMIZA SÖZ SÖYLEMESİNLER
■ Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki “Ev sahipleri eğer ölüleri de yoksa, valla yıkıldığı iyi olmuş, bize villa verdiniz diyorlar” gibi bir açıklama yaptı. Depremzede olmasanız da “Hiçbir şey anlamamışlar” dedirtecek, canımızı acıtan bir açıklama… Sahiden insana dair, duygusuna dair, kayıplarına dair hiçbir şey anlaşılamadı mı acaba bu bir yılda?
Bunlar normal bir akılla ifade edilemeyecek kadar düşüncesiz sözler! Kaldı ki, siz hiç “Ohhh ne güzel evim yıkıldı, villa aldım” diye sevinecek, insani vasfını kaybetmiş bir insan gördünüz mü? Hele ki, geçmişi bir karış toprak için ölüme yürümüş şehitlerle dolu Anadolu’da.. Bunu diyenler de inanın o evde bir kahvaltı masası etrafında huzuru yaşamamış, duvara asılı bir kuru biberin, bir bağ soğanın, bin bir emekle kazanılmış helal duygunun hazzını bilmeyenlerdir. Hangi villa koskoca bir yaşanmışlığın yerini tutabilir? Büyüklerimizden ricam, lütfen bizlerin kutsallarına söz söylerken birkaç kez düşünsünler.
DEPREM YERİNE SAVAŞ’IN KOLTUĞU
■ O akşam eşinizle birlikte eylemcilerin arasındaydınız. Çok sahici bir tepki gösterdiniz, ama sonra bir baktık ki, siyasetin diline başka türlü düştünüz. Örneğin Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş, protestoların nedeni olarak sizi gösterdi. CHP’nin Savaş ısrarını değerlendirmenizi isteyeceğim. Siz Hatay’ı biliyor, tanıyorsunuz, sahiden Lütfü Savaş’ı istiyor olabilir mi Hatay halkı? Parti yetkilileri, dört ayrı anket sonucunun böyle çıktığını söylüyor.
Kendi siyaset evinde bile şaibeli hale gelmiş bir insanı, Hataylılar gibi benim de görmezden gelmem mümkün değil. Biz her gün sokakta o tepkiyi görüyoruz. Üstelik bu yeni bir durum da değil. Devam eden bir yıllık sürecin bugün büyüyerek dışa vurulmuş hali. Anketleri neye göre, nerede, kiminle yaptılar bilemem, ama bu tepki aslında tüm siyasilere ortak bir ses yükseltmesidir. Doğru yerde, doğru zamanda, yanlış kişilerin yanında olarak gönül köprüleri kurulmaz. Sadece Hatay’da değil, tüm Türkiye’den kendisine tepkiler varken, sadece beni suçlaması inanılır gibi değil! İnsanlar zaten bu suçlu siyasetçi figürlerinden bıktı, zaten en çok buna tepkili…
■ Siyasetçilere “En zor zamanımızda yanımızda olmadınız” diye isyan ettiniz. Ne yapmalarını bekliyordunuz, neyi yapmadılar? Ne yapabilirlerdi?
Bakın bizim insanımız kadirşinas, sağduyulu, fedakârdır. Kendisine yapılan iyilik kadar, kötülüğü de unutmaz. Hele ki canı yanmışsa, yakılmışsa. Siz halkın yanında olmak yerine, karşısında olursanız bütün gemileri yakarsınız. “Ateş sadece düştüğü yeri yakar” demek başka, “Kimse ateşte yanmasın” demek bambaşka. Bu ayrımı yapamazsanız tepkilerin odağında olursunuz. Daha da acısı, Hatay’da deprem acıları yerine Lütfü Savaş’ın siyasi ikbali, koltuğu konuşuluyor. Bir siyasi için bundan daha büyük bir utanç olabilir mi? Lütfü Başkan neyi mi yapamadı?
VOLKAN İLE ARAMIZDA SORUN YOK
■ Evet, tam olarak bunu soruyorum.
Büyük projelerin güçlü mimarı olamadı mesela, Siyasi söylemlerinde halktan değil, siyasi hamilerinden taraf oldu mesela, barınma krizi, su krizi, sağlık ve eğitim hakkına erişim, ulaşım sorunlarını gündem etmedi mesela. Hataylıların ve şehrin geleceğindeki belirsizlikler için bir yol haritası paylaşmadı mesela. Şehrimizde sığınmacı karşıtı bir görüş hâkimken, olası bir çatışma durumuna karşı önlem almadı mesela. İmkan bulan Hataylılar şehri tek tek terk ederken kimsesizliklerini gidermedi mesela, tarıma, hayvancılığa, ormancılığa bir katma değer sunamadı mesela…
■ Peki bize Volkan Demirel meselesini anlatır mısınız? Sahiden aranızda sorun var mı?
Volkan Demirel ile aramızda bir kırgınlık, Sayın Lütfü Savaş’ın iddia ettiği gibi bir durum söz konusu değil, olamaz da. Bir kere biz spor yaşantımızda hep yan yana duruşumuz, ortak bir uğurda mücadele vermemiz ve başarılı kariyer hayatımızla anılmış, halkın takdirini kazanmış kişileriz. Her ikimiz de kendilerine en ihtiyaç duyulan zamanda olmamız gereken yerdeydik. Hiç kimsenin ne benim, ne Volkan Demirel’in, ne de bir başkasını bahane ederek kayıplarımız üzerinden siyasi husumet yaratmasına izin vermem. Bu büyük bir vebal ve bu vebal sahibini yakar. Dolayısıyla, bu tamamen iddianın sahibini bağlar.
■ Sosyal medya hesabınızdan “Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş İDEALİST müteahhitlerinizi AK-lamadınız mı?” diye sordunuz Lütfü Savaş’a… Kim onlar?
Birlikte siyasi hamaset yaptığı müteahhitler… Yoldan çevirip, hangi hemşehrime sorsanız, kimlerle yoldaşlık ettiğini size söyler. Bugün gerek geleneksel gerekse yeni medyada sık sık insanlar tarafından dile getirilen doğrular. İnkâr etmek halkı aldatmaktır. Arama motoruna yazdığınızda bile karşınıza birçok haber çıkıyor, belgeli ve bizzat kendisinin sözlerinin yer aldığı. İşte biz çadır tüccarlarına nasıl ses yükselttiysek siyasi tüccarlara da ses çıkartıyoruz. Haksızlığa, hukuksuzluğa, vicdansızlığa dilsiz şeytan olmuyoruz. Zaten yargı süreçlerini yakından takip edenler de görecekler ki adalet er ya da geç herkese tecelli edecektir. Ama bu dünyada ama öbür dünyada…

Birlikte iyileşiyoruz
■ Doğrusu eşinizi çok takdir ediyorum. Bambaşka bir hayat sürebilirdiniz. Hatay’ı arkada bırakıp, İstanbul’da hayatınıza konforlu bir şekilde devam edebilirdiniz. İkiniz de direniyorsunuz. Bu direncin ilk günden beri motivasyonu nedir?
Eşim Müge de ben de depreme Hatay’da yakalandık. Bizi en çok kahreden kayıplarımızın çok oluşu, halen bulunamayan insanlarımız, anasız babasız kalan evlatlarımızdı. Her biri bizden bir parça, bizden biri oldu. Birçoğu bizi evladı, ana-babası, kardeşi, abisi yerine koydu. Bu öylesine güçlü bir gönül bağı kurmamızı sağladı ki, onlardan kopmamız, kayıtsız kalmamız mümkün olmadı, olamazdı da… Sokakta görünce Müge ve bana sarılan, tebessüm eden, el sallayan yaralı yürekleri görünce biz de iyileşmeye başladık, tıpkı onlar gibi. Yoksa bu acı azalacak türden değil. Sevgi dili dünyada size her kapıyı açacak çok yüce bir duygu. İşte biz, bir insan için en kıymetli hazine olan gönül kapısını açıp motive oluyoruz. Birlikte iyileşiyoruz.

Siyaset olsun ya da olmasın, ülkem için fedakârlık yapmaktan çekinmem
■ Kısa bir dönem İYİ Parti’de siyaset yaptınız, fakat tüm yorumlardan anlıyoruz ki, daha fazlasını istiyorlarsizden. Bazı partilerin peşinizde olduğunu biliyorum.Belediye başkanlığınaaday olacak mısınız?
Halk kimi, nerede görmek isterse siz o kadar varsınız ya da yoksunuz. Beni gönüllerine koyan Yüce Türk Milleti, nerede görmek isterse ben ordayım. Siyaset olsun ya da olmasın, bu toprakların bir evladı olarak ülkem için fedakârlık etmekten çekinmem. Hani yüzyıllar öncesinden söylenmiş bir söz vardır “ Mevzubahis vatansa hepimiz ölelim” diye, ben böyle bir kültürden, Hatay gibi mukaddes bir şehrin maneviyatında büyümüş ve hayatın tüm zorluklarını görerek gelmiş biriyim. Vatana hizmet için siyasete gerek olmadığını, görevini en iyi yapanın vatanını en çok sevenden geçtiğinin bilincindeyim. Bu zaten hem insani, hem ahlaki hem vicdanidir. Ben sadece isterim ki milletimizin gönlünden düşmeyeyim.
HERGÜN BİR BOŞLUK
Mevki, makam dünyalık şeyler, ben memleketimin tekrar eski günlerine kavuşmasını istiyorum. Bakın, sabah sokakta yürürken kırık yıkık binalar, uçsuz bucaksız bir boşlukla yüzleşiyorsunuz üstelik her gün. İnsanlar, sokaklar, parklar, ağaçlar, kuşlar bile azalmış. Her baktığınız yerde ayrı bir acı, ayrı bir kayıp. Mezarlığa gidiyorum sık sık, yakınlarımı ve binlerce hemşehrimizi ziyaret ediyorum. Onlarca insan, onlarca hikâye, onlarca kayıp, acı… En çok da sahipsiz kız ve erkek çocuğu yazısını gördüğümde kahroluyorum, isyan ediyorum, kızıyorum.. Bu dayanılacak bir durum değil. Hiç kimse bu gerçekleri görmezden gelemez. Hepsinin bizlerde hakkı var, onlara vicdan borcumuz var.
GÖKÇEK SİYASİ YÜZSÜZLÜKLE BESLENİYOR
■ Bir de Melih Gökçek meselesi var. Gökçek neden size “Futbolcu olacağına artist olsaydın” dedi?
İ. Melih Gökçek siyasi edebi rafa kaldırmış, siyasi yüzsüzlükle beslenen, zavallı bir tür. Tıp bilimi ne yazık ki, kendisine henüz çare üretmiş değil. İyi ve güzel olanı, Anadolu insanına layık görmeyen istisnai bir tür, ar damarı çatlamış bir varlık. Anlayacağınız umutsuz vaka.
]]>İzmir’de 30 Ekim depreminden en fazla etkilenen Bayraklı ve Bornova ilçelerinde yapı envanteri çalışmalarının tamamlandığını ve sıranın Konak’a geldiğini anlatan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Afet Komisyonu üyesi inşaat mühendisi Ali Güngör, projenin İzmir geneline yayılması gerektiğini söyledi.

İnşaat Mühendisi Ali Güngör
HAYATİ OTOPARK UYARISI
Sahada çalışan inşaat mühendisleri olarak ikişer kişilik gruplar halinde doneleri topladıklarını anlatan Güngör, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) 6-7 kişilik akademisyen kadronun verileri değerlendirip binaları risk sıralamasına soktuğunu açıkladı.
Güngör, şunları söyledi:
– Bu çalışmalar tüm İzmir’de yapılması gereken, geç kalınmış bir çalışmaydı. Biz binanın önüne gidip tabletlerin üzerindeki sorulara göre kriterleri ortaya çıkardık. Binanın fotoğraflarını çekip, kritik soruları yanıtladık. Bir binada olmaması ve olması gereken seçenekleri işaretledik. Bazılarında, projeye uygun ama olmasa daha iyi, diyebileceğimiz hususlar var. Mesela binanın zemin katında yalnızca kolonların olduğu, duvarların bulunmadığı ve otopark olarak kullanılan bölümler vardı.
– Otoparklar bodrum katında olmalı, birinci katta olmamalı. Bu eksi puan alan bir kriterdir. Binanın puanını düşürür. Balkonlara açık çıkma denir, giriş katının daha içerde olduğu bir üst kattaki çıkıntıya ise kapalı çıkma adını veririz. Kapalı çıkma dezavantaj yaratır, bu nedenle eksidir. Bu bilgiler ışığında binanın risk analizini yapmış olduk.

“HANGİ BİNALARDA OTURABİLECEĞİMİZ ORTAYA ÇIKACAK”
Çalışma gruplarının aldığı anlık verilerin tabletler vasıtasıyla değerlendirildiğini kaydeden Güngör, sahadan toplanan verilerin ilçe belediyelerden alınan projelerle karşılaştırıldığını dile getirip şöyle devam etti:
– Zemin parametrelerine paralel karşılaştırma yapıldı. Topografik parametrelere göre binanın doğru yapılıp yapılmadığı tespit edildi. Dik arazide yapılan binaların diğerlerinden farklı olması gerektiği değerlendirildi. Binaların risk durumu sıraya sokuldu. Bununla ilgili ODTÜ’deki hocalar bize brifing verdi. Hangi arazi koşullarında olan binaların daha riskli olduğu konusunda karmaşık sonuçlar ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm hangi binalarda yapılmalı ciddi bir done oluşturuldu. Tüm ilçelerde bu çalışmalar tamamladıktan sonra hangi binalarda gönül rahatlığıyla oturabileceğimiz ortaya çıkacak.
“ÇOĞUNLUKLA KALFALAR İNŞAAT YAPMIŞ”
Yapılan çalışmaların ışığında sık rastladıkları bir yanlışlığa dikkat çeken Güngör, projelerin mimar ve mühendislerden oluşan teknik kadroların elinden çıkmadığını ifade ederek, “Binaları mimar ve mühendise projelendirip denetlettirmek gerekir. Gördüğümüz kadarıyla inşaatı çoğunlukla kalfalar yapmış. Kalfa da inşaatın önemli bir elemanıdır ama tek elemanı değildir” diye konuştu.
İzmir’de yaşanabilecek olası bir depremde hangi binaların yıkılıp yıkılmayacağını tespit etmenin zor olduğunu anlatan Ali Güngör, şöyle devam etti:
– Yeni bir depremde binaların ne kadar hasar alabileceğini tespit etmek çok zor. Depremin nereden, hangi periyodla, nasıl geleceğini bilmiyoruz. Betonarme hesapları yaparken depremden alacağımız verileri kullanıyoruz. Seferihisar depremi farklıydı. Bize yakın olan Midilli’den bir deprem gelebilir. Edremit Körfezi ve Gediz çevresi de faylarla dolu.
– Geliş yönü ve depremin büyüklüğü de önemli. Kentimizde tsunami tehlikesi de var. Binalar sadece depremde yıkılmaz. Tsunamiden de yıkılabilir. Bilim her zaman kendini yeniliyor. Binalarımızın işin ehli kadrolar tarafından kontrol edilmesini sağlamalıyız. Oturduğumuz binalar üzerinde performans analizleri yaptırabiliriz.
“YIKILMAYAN BİNA DA ÖLDÜREBİLİR”
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) afet bilinci konusundaki eğitimcilerden biri olduğunu ifade eden Güngör, talep eden kurum ve kuruluş çalışanlarına ücretsiz eğitimler verdiklerini belirterek “Binamızın sağlamlığına güvenip, burası yıkılmaz, deriz ama yine de yaralanabiliriz. Yıkılmayan bina da öldürebilir. Eğitim almalı ve bunu uygulamalıyız. Ara ara tatbikatlar yapmalı ve deprem anında ne yapılması gerektiğini tekrarlamalıyız. Binaların doğru yapılmasıyla iş bitmiyor. Deprem anında binadan çıkmaya çalışanlar ya da balkondan atlayanlar var. Bunların yanlış olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Lütfü Savaş, 46 mahalleyi kapsayan Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesini 17 Kasım 2021’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na teslim etmelerine rağmen bakanlığın kendilerine hiçbir dönüş yapmadığını söyledi. Savaş, başvurularının üzerinden 1,5 yıl geçtikten sonra depremin meydana geldiğini, belgelerinde “Yıkılacak” dedikleri binaların yüzde 62’sinin yıkıldığını açıkladı. Savaş, Hatay’da kentsel dönüşümün iptalini istediğine ilişkin iddiayı şöyle cevaplandırdı:
“İPTALİNİ BEN İSTESEYDİM…”
“Eğer kentsel dönüşümün iptalini isteseydim Antakya Belediye Başkanlığı dönemimde bu alanı riskli alan ilan etmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına başvuruda bulunmazdım. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra, Riskli Alanın (Kentsel dönüşüm alanının) yetkisi Antakya Belediyesi’ne verildi. Daha da vahim olan, ne Antakya Belediyesi ne Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ne de TOKİ, alanın dönüşümü ile ilgili 2014 yılından buyana geçen 9 yıl içerisinde süreci tamamlayamadı. İskenderun’da meydan, Cumhuriyet, Modernevler, Numune, Pınarbaşı ve Esentepe mahallelerini kapsayan alanı 16 Eylül 2013 tarihinde riskli ilan ettik. Burası 5 Şubat 2022 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle riski alan olmaktan çıkarıldı. Buralarda çok kayıp oldu.
RİSKE KARŞI NE YAPILDI?
Antakya ve Defne’yi kapsayan 1440 hektarlık alanda Kentsel Dönüşüm Strateji Belgemizi 2020-2021 yılları içerisinde büyük bir titizlikle hazırladık. Çevre Bakanlığı’na gönderdik. Kentsel dönüşüm yol haritasını ortaya koyduk. Yaptığımız bu çalışma Antakya ve Defne ilçelerinde yer alan 46 mahalleyi kapsıyordu. 46 Mahalle içerisinde yer alan 25 bin 20 adet yapıyı tek tek analiz edip inceledik. Yapıların yaklaşık %53‘ünü riskli olarak tanımladık. Deprem sonrası 25 bin 20 adet yapının, 13 bin 786 tanesi Yıkık/Acil Yıkılacak/Ağır Hasarlı olarak tespit edildi. Yani yapıların yaklaşık %55’i kullanılamaz hale geldi. Sadece bu kadar değil, müdahale edilmesi gereken 13 bin 420 adet yapıyı 26 bölge olarak gruplandırdık.
PROJEMİZ DE BALTALANDI
Yaptığımız tüm çalışmaları 17 Kasım 2021’de Bakanlığa teslim ettik. Alanımızın odak noktasına Eğitim Tesis alanı yapıldı. Kentsel Dönüşüm Projemiz de baltalanmış oldu. 6 Şubat’ta deprem felaketiyle karşılaştık. Tespitini yaptığımız yapıların %62’si yani 8 bin 390 adet yapı maalesef artık yok. Cumhurbaşkanı, Amik Ovası’nın yapılaşmaya açıldığını söyledi. Tarım alanlarında vasıf değişikliği yapma konusunda yetki Tarım ve Orman Bakanlığı’nda. Planlama döneminde bize yapılaşma için olur vermediği alanlarda, bireysel olarak başvuru yapan müteahhitlere yapılaşma için olur verdiği yazılar belgeleriyle beraber elimizde mevcut. Bu alan amik gölet aynasının bulunduğu alan. Buraya depremde büyük hasar gören, hizmet veremeyen Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi yapılmıştı. Bunun kararını kim verdi? Depremde hasar gören kamu kuruluşlarından biri olan bu hastane Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği gibi 2013 yılında inşa edilmiştir. 2016’da hizmete açıldı. Mimarı da TOKİ’ydi. Orada onlarca insan, bebek hayatını kaybetti. Bunları onaylayanları sorgulamak gerekiyor önce.”

Hükümet bize her konuda engel oldu
Savaş, iktidarın, birçok konuda engel olduğunu şöyle anlattı: “Antakya’nın Gökçegöz Mahallesi’nde 127 bin metrekarelik alan ile ilgili ÇED başvurusu 2017’de bakanlığa yapıldı. 2 yıl sonra ÇED Nihai Kararı alındı. Belediye olarak 6 Şubat 2020’de Bakanlık’tan “ÇED Olumlu Kararı” belgesi talep ettik. Yine yaklaşık bir yıl sonra 5 Mart 2020’de Bakanlık bize ÇED sürecinin devam ettiğini bildirdi. 24 Mart’ta da Bakanlık ÇED Sonlandırma kararı verdi.”
Hukuka aykırı kararlar aldılar!
31 Mart 2020’de verilen kararın hukuka aykırı olduğu için gözden geçirilmesini talep ettiklerini söyleyen Lütfü Savaş şöyle konuştu: “Talebimiz 14 Nisan’da reddedildi. Hatay 2. İdare Mahkemesi dava konusu işlemin iptaline karar verdi. Davayı Danıştay’da da kazandık. Biz de yeniden 2021’de ÇED Olumlu Kararı Belgesini talep ettik. Bu defa Bakanlık ÇED sürecinin devam ettiğini bildirdi. 6 Şubat 2023’te yaşadığımız deprem sonrasında OHAL Valiliği ile yapılan toplantıda Gökçegöz Katı Atık ve Bertaraf Tesisi ile ilgili süreci ilgililere aktardık. Bu defa OHAL Valiliğince ÇED sürecindeki proje alanına çöp dökülmesi izni verildi. Yargı kararının uygulanması için deprem mi olması gerekiyordu?”
]]>“ACİL İHTİYAÇLARI BÜYÜK ÖLÇÜDE GİDERMİŞ OLACAĞIZ”
Deprem bölgelerinde konut teslimleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, “Dün Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinin birinci yıl dönümünde deprem şehitlerimizi Fatihalar ile yad ettik. Bir yılda deprem bölgesinde yapılan çalışmaların icmalini çıkartırken inşası tamamlanan konutların kura çekimi ve anahtar teslimi törenlerini gerçekleştirdik. Daha önceki günlerde de Hatay ve Gaziantep’te aynı törenleri yapmıştık. Bugün de biraz sonra Harran Üniversitemizin spor salonunda Şanlıurfa’da inşası tamamlanan 1314 konutun kura çekimi ve anahtar teslimi törenine katılacağız. Allah’ın izniyle yıl sonuna kadar deprem bölgesinde 200 bin konutun teslimini tamamlayarak acil ihtiyaçları büyük ölçüde gidermiş olacağız” dedi.
“BOŞA HARCAYACAK ENERJİMİZ YOKTUR”
Erdoğan, 31 Mart seçimleri için çok çalışacaklarını belirterek şunları söyledi;
*Artık hepimize düşen görev, cumhurbaşkanıyla, bakanlarıyla, teşkilatıyla el ele vererek önce adaylarımızın seçilmesini ardından da onlar vasıtasıyla şehrimize en güzel hizmetlerin getirilmesini sağlamaktır.
*Geçmişte bizimle yol yürüyüp de şimdi çeşitli gerekçelerle yolunu değiştirenlerin tercihleri, kendilerini ilgilendirir. Herkes siyasetçi olabilir ama devletçi olamaz. Keşke her zaman her durumda ideal olanı elde edebilsek.
*Bu olmuyorsa bize düşen mümkün olanı değerlendirmektir. Dolayısıyla bizim bu tür tartışmalarla kaybedecek ne vaktimiz ne de boşa harcayacak enerjimiz vardır. Hep birlikte işimize bakacağız.
*Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya. Mesele yatırımlarla şehrimize eser kazandırmaksa, insanımıza hizmet etmekse; bu hususlarda üzerimize kimseyi tanımıyoruz. Ancak kimsenin bizi kendi kısır tartışmaları içine çekmesine de izin vermeyiz.
*Hedefimiz; 31 Mart’ta sandıkları patlatarak Şanlıurfa’yı büyükşehir ve ilçeleriyle ‘Türkiye Yüzyılı’na hazırlamanın yollarını aramak, alt yapısını kurmak, adımlarını atmaktır. Buna var mıyız? Buna hazır mıyız? Allah’ın izniyle birazdan sizlerin huzuruna çıkartacağımız belediye başkan adaylarımızla bunu başaracağız.
“TÜM OYUNLARI BİRER BİRER BOZDUK”
*Türkiye ne zaman önündeki fırsatları değerlendirerek gelişme, kalkınma, büyüme hızını artırsa; hemen kirli senaryolar devreye giriyor. Geçtiğimiz 21 yılda buna defalarca şahit olduk. Hatırlarsanız 2011 seçimlerinin ardından 2023 hedeflerimizle büyük bir atılımı hayata geçirmiştik.
*Bu büyük hamlenin önü, 2013 Gezi olayları ile başlayıp, farklı amaçlarla hala devam ettirilen bir dizi engelle kesilmeye çalışıldı. FETÖ ihanet çetesinin darbe girişimleri, bu oyunun bir parçasıydı. PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin harekete geçirilmesi, bu oyunun bir parçasıydı. Çukur terörü ile şehirlerimizin bizden kopartılmak istenmesi, bunun bir parçasıydı. Bölgemizin karıştırılması için kurulan proje terör örgütü DEAŞ’ın üzerimize salınması, bu oyunun bir parçasıydı.
*Sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan teröristan, bu oyunun bir parçasıydı. Komşularımızla ve kimi müttefiklerimizle yaşadığımız pek çok gerginlik de bu oyunun bir parçasıydı.
*Ekonomimizi çökertmek için yürütülen gizli açık operasyonlar, bu oyunun bir parçasıydı. Hamdolsun milletimizle omuz omuza vererek, tüm bu oyunları birer birer bozduk. Hedeflerimize adım adım yürüdük” diye konuştu
CHP’Yİ HEDEF ALDI
*Milletimiz bu sınamaları alnının akı ile verirken muhalefet sınıfta kaldı. Burada birinci derecede sorumluluk CHP’ye ait. Lafa gelince cumhuriyetin kurucu fırkası olmaktan dem vururlar. İşlerine geldikçe Cumhuriyetimizin banisini istismar ederler. Kirli ittifakları gizlemek için tek ayak üstünde kırk yalan söylerler.
*Beşinci kol operasyonlarına alet olmaktan geri durmazlar. Ortak çıkarlardan kopmuş siyasetin nerelere varacağının örneğini CHP siyasetinde gördük. Bu parti, Gezi olaylarına sahip çıktı. Bu parti, FETÖ kumpas kasetlerini Meclis kürsüsüne taşıyarak darbe girişimine ortak oldu.
*Sınırlarımıza dayanan PKK/YPG mensuplarını yurtsever diye sahiplenip, Cumhuriyetimizi hiçe saydı. Darbecilerin tanklarına alkış tutarak, milli iradeye ihanet etti. Yapmamaları gereken ne varsa; hepsini yaptı hala da yapıyorlar. CHP zihniyetinin vatandaşımızın hayalleri ile bağı kalmamıştır. Bu partiye oy verenler, en büyük mağdurdur. CHP, siyasi mihengini kaybetmiştir. Sürekli yörüngeden yörüngeye savrulan bir partiye dönüşmüştür” dedi.
“MEVCUT BAŞKANLARI DA AYNI YANLIŞTA İLERLİYOR”
*Dünkü saldırı ile bir kez daha gördük. Bu saldırıyı yapan teröristlerin en büyük hamisi, CHP yöneticileridir. Özgür efendi genel başkan seçildiği kongre kürsüsünden, bu örgütün elebaşına bizzat selam gönderdi. Bazı CHP’lilerin teröristler için soru önergeleri bile var. Bu parti, terör örgütünün siyasi uzantısı ile yoldaşlık yapıyor. Terör örgütleri, CHP’yi emellerine ulaşmak için koçbaşı olarak kullanmakta.
*Rotasını kaybeden CHP, Türkiye’ye dair hesapları olan odakların oyuncağı haline geldi. Asıl suçlu, CHP yönetimidir. Eski başkanları, bu şekilde bir netice elde edeceğini sandı ama sandıkta 13 defa kırmızı kart gördü. Mevcut başkanları da aynı yanlışta ilerliyor. Şu anda CHP kendi bünyesinde adeta bir iç savaş yaşıyor.
*Eskisinin bir tarafta yenisinin bir tarafta birbirine kılıç salladığı bu savaşın ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. ‘Türkiye Yüzyılı’nın en büyük kazanımı, bu kısır muhalefet zihniyetinden kurtulmamız olacak. 31 Mart seçimlerinde Şanlıurfa başta olmak üzere şehirlerimizin tamamında alacağımız netice ile milletimize layık olduğu eser ve hizmetleri sürdüreceğiz.
]]>Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen toplantıda İmamoğlu’nun İstanbullulara duyurduğu ilk proje deprem hazırlıkları oldu.
İmamoğlu “Afetlere karşı dayanıklı İstanbul için tam yol ileri” başlıklı sunumunda kenti depreme karşı hazırlamak için hazırladıkları projeleri 10 başlık altında anlattı.
RAKİPLERİNE “KOPYALA-YAPIŞTIR” GÖNDERMESİ YAPTI
İmamoğlu projelerinin tamamının halkçı, adil, herkesi kapsayan, şehri dönüştürecek ve ileri taşıyacak projeler olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
-Bizde öyle ‘yok mu artıran’ mantığıyla hazırlanmış, insanları kandırmak için ‘ne vadedersen et mantığı’ olmadı, olmaz.
-Kopyala- yapıştır yaparak kendi projeleri gibi sunmak isteyecek rakiplerimize de hatırlatmak isterim; her projemizi hiç çekinmeden kopyalayabilirsiniz. Kendi projenizmiş gibi ballandıra ballandıra anlatabilirsiniz.
-Ama dünyaya bizim baktığımız gibi bakmadığınız sürece, bizim anlayışımızı kopyalayamadığınız sürece hiçbir sonuç alamazsınız. Çünkü sizlerle bizim aramızda çok net bir fark var.
-Proje deyince siz, hesap kitaptan uzak yapılar, beton ve rant anlıyorsunuz. Biz ise insan odaklı ve yerinde hizmeti, bu aziz şehri tüm değerleriyle korumayı, liyakat ve bereketi anlıyoruz.
“EN AĞIR KONUDAN BAŞLIYORUZ: DEPREM”
İmamoğlu “Bugün en ağır konudan başlıyoruz” diyerek İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem gerçeğine dikkat çekti.
İmamoğlu “1999 Gölcük depreminden gerekli dersler çıkarılmış, önlemler alınmış olsaydı, bugün daha güvenli ve dayanıklı bir İstanbul konuşuyor olurduk. Göreve geldiğimizde gördük ki; İstanbul’a ne bir yol haritası çizilmiş, ne başarısı test edilmiş bir model düşünülmüş, ne de bir uygulama örneği hazırlamıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kentsel dönüşümden resmen çekilmişti. Sorumluluk, bakanlığa ve ilçe belediyelerine bırakılmıştı” tespitini yaptı.
“DEPREM TOPLANMA ALANLARINI İMARA AÇTILAR”
Yıllarca şehrin en büyük yerel yönetimi olan İBB’nin deprem tehditi karşısında hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi hareket ettiğini vurgulayan İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
-Hiçbir şey yapmamışlar demek elbette haksızlık olur. Tabi ki bir şeyler de yapmışlar. Mesela deprem toplanma alanlarını imara açmışlar.
-İmara açtıkları alanların bir kısmı yeşil alan, bir kısmı spor alanı ve çeşitli kamusal alanlardan oluşuyordu.
-Belediyenin elinde rezerv olarak kullanılabilecek alanları özelleştirdiler. İstanbul’daki sosyal konut ihtiyacını görmeyip, KİPTAŞ eliyle lüks konutlar, rezidanslar ürettiler. Bugün yaşadığımız konut ve kira krizinin temelinde tüm o yanlış politikalar var.
10 BÜYÜK PROJEYİ AÇIKLADI
İmamoğlu “İBB yönetimi olarak yeni dönemde şehrimizi dönüştürmek için 10 alanda şu vizyoner işleri yapacağız” diyerek projelerini şöyle anlattı:
-Dayanıklı Altyapı: İSKİ yetkisinde bulunan Pabuçdere, Kazandere, Sazlıdere, Terkos ve Elmalı Barajlarını güçlendireceğiz. Biliyorsunuz bir de Melen Barajı meselesi var. Liyakatsiz ellerde heba edilen milyarlar ve bir türlü tamamlanamayan bir baraj. 2014’te temelini attıkları barajı hala tamamlayamadılar. Elinizde bu barajı tamamlayacak kaynak ve teknoloji bulamıyorsanız bize verin, kamu yatırımını heba olmaktan kurtaralım. Samimi bir çağrıda bulunuyorum biz yapalım. M1 hatı üzerindeki tüm viyadükleri güçlendiriyoruz. Tüm raylı sistem hatlarımız depreme dayanıklı olarak inşa ediyoruz. Yaklaşık 250 riskli karayolu, köprü, viyadük, alt ve üst geçitlerden oluşan sanat yapısını güçlendirecek veya yenileyeceğiz. Şehrimizin dört bir yanındaki 32 deniz yapısını hızla güçlendireceğiz. Haliç Tersanemizde, İstanbul’da tahliye koridorlarıyla entegre etmek ve deniz yolunu kullanmak üzere afete müdahalede kullanmak üzere 8 yüzer iskele üreteceğiz.
-10 Bölgede Yeni Afet Lojistik Merkezi: İstanbul, Marmara Bölgesi ve diğer kentlerde yaşanacak acil durumlarda destek ve yardım organizasyonlarını yapabileceğimiz 10 adet afet lojistik merkezi için yerlerimiz hazır, önümüzdeki dönem hızla hayata geçireceğiz.
50 BİN KONUT YERİNDE DÖNÜŞECEK
-50 bin Konutta Yerinde Dönüşüm: Yeni dönemde de öncelikli hedefimiz niteliksiz konut stoğunu dönüştürmek olacak.Tespit ettiğimiz yaklaşık 200 bin yapı yani 1.3 milyon konut biriminin dönüşümü için olmayacak vaatler değil, uygulanabilir, ayakları yere basan bir model sunuyoruz. 6306 sayılı yasa 2012 yılında yürürlüğe girdi. 11 yıl oldu, riskli alanlardan çok, rantı yüksek olan alanlar dönüşebildi. Şimdi yine bir takım yuvarlanmış, arkasına sıfır eklenmiş hayali rakamlar telaffuz ediliyor, nerede yapılacakları bile belli değil.
Vatandaşlarımızın da bizlerin de bu boş vaatlere artık karnı tok, bu sayıları daha önce de birçok kez duyduk. Biz adımlarımızı sağlam atacağız.
-10 Öncelikli Alanda 125 Bin Konutta Planlı Dönüşüm: Yine bilimsel verilerle, vatandaşlarımızın can güvenliğini ve gerçekten riskli alanları belirleyerek önceliklendirdiğimiz 10 öncelikli bölgede planlama çalışmalarımızı önümüzdeki aylarda meclisimize hızla getireceğiz. Bu 10 öncelikli alandaki 125 bin konutta dönüşümün önünü açacağız, bu alanlarda yaşayan vatandaşlarımızı deprem ve diğer afetlere karşı dirençli konut stoğuna ve yaşanabilir kentsel çevreye kavuşturmak için planlarımız hazır.
EMEKLİLERE ÖZEL DESTEK SUNULACAK
-Vatandaşa Finansal Destek : İstanbul Yenileniyor kapsamında dar gelirli vatandaşlarımıza ait 50 bin riskli konutun inşaat maliyetlerinin yüzde 60’ını biz karşılayacağız. Bu yapılarda bulunan emeklilerimize ayrı bir avantaj daha sunacağız. Emekli ikramiyesiyle ev alıp başını sokacak bir yere kavuşmuş emeklilerimiz bugün geçinme sıkıntısıyla mücadele ediyor, ikramiye ile ev alma işi ise hayal oldu. Kentsel dönüşümden en fazla mağduriyet yaşayan kesim emeklilerimiz. Dar gelirli emeklilerimizin inşaat maliyetlerinin yüzde 65’ini biz karşılayacağız. Zor günlerinde emeklilerimizin de yanındayız.
-Tüm Riskli Yapılara Sabit Taksitli Ödeme Desteği: İstanbul Yenileniyor kapsamında kentsel dönüşüme giren tüm vatandaşlarımıza sabit taksitle 2 yıl vadeli, faizsiz ödeme desteği sunacağız. Hibe desteği sağladığımız dar gelirli vatandaşlarımız ve emeklilerimiz de kalan miktarlarını sabit ödeme desteklerimizden yararlanarak tamamlayabilecekler.
-Riskli Yapılara 7.000 TL Ek Kira Desteği: Hızlı tarama ile tespit ettiğimiz, “D” ve “E” grubuna giren ve riskli bina ilan edilen yapılarımızda bakanlığın verdiği 5500 TL’nin üzerine 7000 TL ekstra kira desteğini sadece ev sahiplerini değil, kiracıları da kapsayacak şekilde biz sağlayacağız. Dar gelirli emeklilerimize hibe yardımının yanı sıra riskli yapılarda yaşayan tüm emeklilerimize bakanlık kira yardımının üzerine 9 bin TL kira desteği de biz vereceğiz. Toplamda 80 bin ev sahibi ve kiracımıza kira desteğinde bulunacağız. Bütçemizde bu kapsamda değerlendirmek üzere 8 milyar TL kaynak ayırdık.
-Kiralık Konut Desteği: İstanbul büyükşehir belediyesi mülkiyetindeki konutları yeni dönemde kentsel dönüşüm alanlarımızda ki vatandaşlarımıza kullandırmak üzere rezerv konut olarak ayıracağız. Yine kentsel dönüşüm bölgelerinde vatandaşlarımıza tahsis etmek üzere boş ve sağlam konutları tespit ederek kiralamaları KİPTAŞ eliyle biz yapacağız. Bu konutları satmayacağız, iştirakler marifetiyle kiralayıp vatandaşımıza tahsis edeceğiz. Vatandaşımız isterse bu konutu kullanabilecek, isterse kendi bulduğu bir yere taşınıp kira yardımını alacak.
-40 Semtte 60.000 Konutta Güçlendirmeye Destek: Binasını yenileyecekler kadar, güçlendireceklerin de yanında olacağız. Bu amaçla, güçlendirme sistemimizi kurduk. Bu kapsamda yönetmeliğimizi de hazırladık.
Meclis’te çoğunluğu aldığımız anda hızlı taramayla ilk tespitlerimize göre güçlendirme yapılabilecek 60 bin konutu sisteme dahil edeceğiz.
-25 Semtte 20.000 Yeni Konut Projeleri: Yeni konut üretimi kapsamında 17 farklı noktada 12 bin yeni ödenebilir ve sosyal konut birimimizin projeleri hazır.
Yeni dönemde projesi hazır 12 bin konutu, yeni projelerle 25 semtte 30 bin konuta tamamlayıp İstanbul halkının hizmetine sunacağız. 3’ünün temelini önümüzdeki günlerde atacağız. 2’si Eyüpsultan 1 tanesi Sultangazi ilçemizde, temel atma törenlerimize de tüm halkımız davetlidir. 50 bin kentsel dönüşümden 20 bin yeni konut projelerinden 70 bin konutu önümüzdeki dönem tamamlayacağız.
-70 Semtte Afete Dirençli Parklar ve Yaşam Vadileri: 70 ayrı semtte Deprem Dirençli Parkın da içinde olduğu “Afete Hazır İstanbul için Güvenli Yeşil Alanlar ve Yeşil Koridor Projesini” hayata geçireceğiz.
-Erken Uyarı ve Acil Müdahale Teknolojilerine Yatırım: İstanbul Deprem Acil Müdahale ve Erken Uyarı Sistemi ile birlikte Marmara Bölgesi Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale Sistemini hayata geçireceğiz. Raylı sistem metro hatlarında deprem erken uyarı sistemini kuracağız.
-250.000 İstanbulluya Afet Eğitimi: Afet farkındalık eğitimlerimize aktif bir biçimde devam edeceğiz. Yeni dönemde her yıl 250 bin kişiye daha afet farkındalık eğitimi vereceğiz.
“HAYALİ PROJELER BOŞ VAATLER SUNMUYORUZ”
-10 temel başlıkta açıkladığımız bu projeler İstanbul’da deprem seferberliğimiz, kazandığımız yeni ilçelerle ve İBB meclis çoğunluğuyla çok daha aktif ve hızlı bir döneme girecek. Depreme ve tüm afetlere karşı dayanıklı bir İstanbul için tam yol ileri gideceğiz. 5 yılda yaptıklarımıza ve önümüzdeki 5 yılda yapacaklarımıza bir bütün olarak baktığınızda, net bir tablo görürsünüz:
-Biz, İstanbul’u depreme ve tüm afetlere karşı dirençli bir hale getirmeyi özenle, sorumlulukla, ciddiyetle ele alan bir yönetimiz. Bizim geçmişimizde tutulmamış sözler yok. Seçime endeksli hayali projeler, boş vaatler sunmuyoruz.
-Biz ne yapacağını, nasıl yapacağını çok iyi bilen ve onu muhakkak yapan bir yönetimiz. Nasıl 5 yıldır yaptıklarımız üzerinde tek bir şaibe, tek bir gölge yoksa bundan sonra yaptıklarımızda da olmayacak. İstanbul’un kendi özgü bir modeli var artık. Ama İstanbul’u bu hedeflere sadece pusulası halk olanlar ulaştırabilir.
-İstanbul’u bu hedefe israfı bitiren, hizmeti getiren kadrolar ulaştırabilir. İstanbul ancak, imar ve rant lobilerini yenerse depreme hazır hale gelebilir. İstanbul ancak, ihanet ve israfa geçit vermezse depreme hazır hale gelebilir. İstanbul’un depremle sınavı 16 milyonun bir avuç insanla sınavıdır. Onlara bir kez daha diz çöktüreceğiz ama İstanbul depremde diz çökmeyecek. İstanbul, hayatta kalmak, ayakta durabilmek için zamanla yarışıyor. Durmaya, yalpalamaya, yoldan çıkmaya hakkımız yok. Geri dönmeyeceğiz. İleri gideceğiz.
NELER YAPILDI?
İmamoğlu, sunumunda 4.5 yıl boyunca yaptıkları deprem çalışmalarını da anlattı.
Görevi devraldıklarında İstanbul’u deprem ve diğer afetlere karşı daha dayanıklı hale getirmek için bir seferberlik başlattıklarını söyleyen İmamoğlu İstanbul Deprem Konseyi kurulması çağrılarının yanıtsız kaldığını hatırlattı.
İmamoğlu 4.5 yıl boyunca kenti depreme karşı hazırlamak için yaptıkları çalışmaları özetledi.
İstanbul’un jeoloji ve hidroloji haritalarını hazırladıklarını ve yarım kalmış mikro bölgeleme çalışmasını deprem riski altındaki tüm ilçelerde tamamladıklarını, 90’dan fazla bölgenin nazım imar planlarını onayladıklarını anlattı.
“69 ALANDAN SADECE 2’Sİ GERÇEKTEN RİSKLİYDİ”
İmamoğlu, şöyle konuştu:
-Bu çalışmalarla İstanbul’un gerçekten riskli ve öncelikli alanlarını tespit etmiş olduk. Bakanlık tarafından ilan edilen kentsel dönüşüm alanları ile taşıdığı risk bakımından öncelikli alanları karşılaştırdığımızda gördüğümüz fotoğraf bizi bir yandan üzdü, diğer yandan da açıkça söylemek gerekirse kızdırdı.
-Çünkü bakanlığın riskli ilan ettiği 69 alandan sadece ikisi gerçek riskli alanlarla çakışıyordu. Bu çok vahim bir durumdu. Görevi kötüye kullandılar. Adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olan bakanlık olaya başka bakıyordu.
-Yani bir tarafta büyük hasar ve can kaybına yol açacak alanlar varken, onlar rantın yüksek olduğu, kentin daha kuzey bölgelerinde, daha az riskli ama kat sayısı düşük olduğu için daha avantajlı alanlara yönelmişti.
-Bu tabloyu görünce sahadaki durumu daha da netleştirmek için hızlı tarama projemizi başlattık. Toplamda 35 bin binamızda yaptığımız hızlı tarama tespitlerimiz sonrası, 15 bin binamız D ve E sınıfı, riski yüksek kategoride yer aldı.
-Yeni dönemde hızlı tarama sürecine ilçe belediyelerimizi de dahil ederek tüm İstanbul için tamamlayacağız” diye konuştu.
“200 BİN YAPI AĞIR HASAR ALACAK”
Deprem konusunda en hayati meselenin niteliksiz konut stoğunun dönüşümü olduğuna dikkat çeken İmamoğlu “İstanbul’da 1,3 milyon konuta denk gelen yaklaşık 200 bin yapının 7 ve üzeri şiddetindeki depremlerde ağır hasar göreceğini veya kullanılamaz hale geleceğini hesaplıyoruz. Peki, niteliksiz 200 bin konut stoku neden hızla dönüşmüyor? Bunun en temel sebebi ağır ekonomik koşullar, artan maliyetler, düşen kişi başı gelir” dedi.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM MAĞDURİYET YARATTI”
İmamoğlu özetle şunları söyledi:
-Kentsel dönüşüm uygulamalarında, son 20 yılda büyük mağduriyet yaşatıldı. Son 20 yılda, insanları evlerinden, semtlerinden ettiler.
-Yarım kalan projelerle vatandaşı evsiz bıraktılar. Bina bazlı yerinde dönüşümde ise vatandaşla müteahhidi baş başa bıraktılar. Sonuçta kimsenin kimseye güvenmediği bir ortam oluştu. Vatandaşta kentsel dönüşümle ilgili olumsuz bir önyargı gelişti.
-Bu önyargıyı yıktık. Yıllar boyunca çözümsüz kalmış alanlarda vatandaşla anlaşarak dönüşüm projelerini tamamladık.
-Örneğin Eyüpsultan Yeşil Pınar Evlerinde yıllardır adım atılmamış mülkiyet sorunlarını çözdük, vatandaşımızla yüzde 100 uzlaştık. Yine yıllardır kangren olmuş Fikirtepe’de bakanlıkla protokol yaparak iştirak şirketimiz Kiptaş üzerinden sürece müdahil olduk.
-Bunları yaparken, bizden önceki dönemlerde lüks konut imalatına yöneltilmiş Kiptaş’ı, nitelikli sosyal konut alanında odakladık.
“5 BİN 925 KONUTU TESLİM ETTİK”
-“İstanbul Yenileniyor” sistemini kurarak; vatandaşla müteahhidin baş başa kaldığı modelden İBB ve Kiptaş’ın sorumluluk aldığı, çözüm ürettiği, garantör olduğu yeni modele geçiş yaptık. Kiptaş ilk defa sokak arası demeden, tek konut demeden, kâr kaygısı gütmeden İstanbul Yenileniyor ile sahaya çıktı.
-“İstanbul Yenileniyor” ve diğer kentsel dönüşüm projeleri kapsamında toplam 5 bin 925 konutu sahiplerine teslim ettik. Mart ayına kadar bu rakam 7 bin 375 konut olacak.
.-Mevcut konut imarlı arsalarımız İBB Meclisinde plansız alana çevrilmesine rağmen, dönüşüm projesini bizimle yapmak isteyen vatandaşımıza, kamu bankalarından 1 lira kredi verilmemesine rağmen, hiçbir imar artışına sebebiyet vermeden bunları yaptık.
TUZLA’DAKİ TOKİ VE KİPTAŞ PROJELERİNE DİKKAT ÇEKTİ
-Tuzla’da Meydan Evler ve Aydınlık Evler projelerinde toplam 501 bağımsız birim teslim ettik. Tuzla’ya ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bir tarafta 2019’da başlayan TOKİ projesi, diğer tarafta 2020’de başlayan KİPTAŞ projesi.
Biz söz verdiğimiz gibi, projemizi 2 yıl içerisinde tamamladık ve vatandaşlarımıza teslim ettik. TOKİ projesiyse 4. yılında ve hala tamamlanmayı bekliyor.
-Yeni konut üretiminde 16 farklı noktada 10 bin 39 konutu teslim ettik. Mart ayında tamamlayacağımız projelerle toplam 22 projeye, 12 bin konuta ulaşmış olacağız. Ayrıca 5 bin 951 konutun inşasına devam ediyoruz. Bu ay içerisinde bin 250 konutun daha temelini atacağız.
100 BİN KONUT VAADİNE AÇIKLIK GETİRDİ
-Bir konuya da açıklık getirmek isterim. Hakikat ötesi kampanya yapmayı marifet sayan bazı kişiler, son zamanlarda bize hesap soruyor; “100.000 konut yapma sözü verdin neden yapamadın?” diye bir takım yanlış vaat setim olduğunu iddia ediyorlar.
-O işin aslı da şudur: Ekim 2019’da Meclis’teki bir sunumumda deprem seferberliği kampanyamızı AK Parti grubuna da anlatırken, bir açıklama yaptım. Amacımızın şu olması gerekir dedim; ‘1 yılda 20 bin bağımsız birimi 5 yılda 100 bin bağımsız birimi afetlere karşı güçlendirmeliyiz.’
-Arkadaşlar Ekim 2019’da yaptığım konuşmada bir seferberlikten bahsediyordum. Bunun içinde sadece İBB yok. Bakanlıklar, kamu bankaları, ilgili kurum ve kuruluşlar var. Ben bir idealden olması gerekenden bahsediyorum. Yoksa 2020 yılı bütçesinin tamamı 21 milyar lira olan İBB, sadece depreme 44 milyar lira nasıl ayırabilir? Benim öyle bir vaadim yok. Bizi zor durumda bırakamazlar ama İstanbul’u zor durumda bırakıyorlar.
“İSTANBUL’DAN ELİNİZİ ÇEKİN”
-Borsa gibi ortada sayılar uçuyor. İstanbul’da üretilecek konutlardan bahsediyorlar. 500 bin, 300 bin konut diyorlar.
-Bu rakamların gerçekleştirilebilir olmadığını bütün vatandaşlarımız biliyor. TOKİ, son 21 yılda İstanbul’da 98 bin adet konut projesi açıklıyor yüzde 60’ı tamamlanmış. Emlak Konut 80 bin civarında konut üretmiş, 69 bini lüks konut. Lütfen İstanbul’dan elinizi çekin.
-Plansız, programsız, yağmacı zihniyetinizle İstanbul diye bir kent kalmaz. Çatalca’nın Silivri’nin verimli topraklarına göz koymuşlar. Kanal İstanbul bir konut projesi olduğunu hep söylemiştim. Tuzla’da Piyade Okulu’nun arazisine 250 bin konutluk proje hazırlamışlar. Seçim öncesi vatandaşı aldatmaya dönük bu sayılar yalan.
]]>Oğlakören Mahallesi’nde ailesiyle besicilik yapan Bünyamin Beyazıt, depremde evlerinin ve ahırlarının yıkıldığını söyledi.
Depremin ardından alışılmışın dışında bir hayatla karşılaştıklarını ifade eden Beyazıt, ilk zamanlarda hayvancılığı bırakmayı bile düşündüğünü söyledi.
Sonunda direnmeye ve mahallelerini terk etmemeye karar verdiklerini anlatan Beyazıt, geride kalan bir yılı çok zor geçirdiklerini dile getirdi.
‘ÖZEL SEKTÖR SÜTÜ EDERİNDE ALMIYOR’
Beyazıt, hayvanları ve onlardan elde ettikleri ürünleri değerinde satamadıklarına dikkati çekerek, “İstediğimiz gibi pazara erişemiyoruz. Depremzede olmamıza rağmen aldığımız ilaçlar, hayvan yemleri aynı şekilde pahalı ve erişimi zor. Hayatımızı güç bir şekilde devam ettirdik bir yıl boyunca” dedi.
Hayvancılık sektörünün sorunlarının deprem bölgesi için daha ağır olduğunu anlatan Beyazıt, işlerini yapmakta ve para kazanmakta zorlandıklarını söyledi.
Beyazıt, sektörün yaşadığı sorunlara ilişkin çözüm önerilerini de sıralayarak, sadece özel sektörün varlığıyla işlerinin yürümeyeceğini bildirdi.
Beyazıt, “Özel sektör sütü ederinde almıyor. Kendi hesabına göre en minimum düzeyde sütü alıyor bizden, kâr amacını kendisine daha çok ayırıyor. Hayvancılıkta bu kazanç, bizim daha az gelir elde etmemize neden oluyor” diye konuştu.
‘DEVLET ALIM YAPSIN’ TALEBİ
Devletin deprem bölgelerinde süt ve et işleyici fabrikalar kurması, bu fabrikaların da sütü ve eti değerinde almaları gerektiğini vurgulayan Beyazıt, sektörün sadece desteklerle ayakta kalamayacağını söyledi.
Beyazıt, sattığı ürünlerin para etmesi durumunda köylünün üretmeye devam edeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ama özel sektör, ürünleri bizden ucuza alıyor. Aldığı ürünler de hayatı çevirmeye, işi döndürmeye yetmiyor. Zarar ediyoruz bu şekilde. Bugün biz sütü 13,5 liraya satıyoruz. Bu 13,5 liranın içerisinde ilaç giderleri var, yem giderleri var, hayvanın ölüm riski var, emeğimiz var. Bize hiçbir şey kalmıyor.
Tüccar, bunu bu şekilde düşünmüyor. Kendi kârını düşünüyor, kendi hesabını düşünüyor. Ama devletburada kendi eliyle bu sütleri ve ürünleri tekrar değerinde alırsa biz daha çok kazanacağız ve ayakta kalmak daha kolay olacak. Köylerde bu işi yapan sayısı artacak. Ben daha güzel olacağını düşünüyorum.”
MAALİYETLER ARTTI
Depremin ardından başka geliri olmayan mahallelerindeki çiftçilerin çoğunun hayvancılığı bıraktığını ifade eden Beyazıt, bir ailenin sadece hayvancılıkla geçinmesinin zor olduğunu söyledi.
Ürün ya da malzeme alırken pazarlık yapamadıklarını belirten Beyazıt, şu ifadeleri kullandı:
“Her aldığımız yem bir sonrakinden daha pahalı. Ama süt, depremden bu yana sadece 3 lira arttı. Aldıklarımız yüzde 300, yüzde 200 zam yedi. Sattıklarımıza sadece 3 lira zam yapabildik. Onu da biz değil sadece alacak kişi sütün fiyatını belirliyor. Biz bir şey söyleyemiyoruz. ‘Ben bu kadara alacağım’ diyor, biz de kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü rekabet etme şansımız yok. Başka tüccar yok.”
]]>KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener’in başkanlığında, 6 Şubat’taki depremlerin ardından bölgedeki hareketliliğin değerlendirildiği toplantıya, Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Doç. Dr. Doğan Kalafat ile KRDAE Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Tülay Kaya Eken katıldı.
Toplantıda 11 ili etkileyen depremin ardından geçen bir yıllık gelişmeler anlatılırken, beklenen İstanbul Depremi hakkında da bilgiler verildi.

“123 YILDA OLAN DEPREM SAYISINI 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDEN SONRA KAYDETTİK”
6 Şubat depremlerinde ve Türkiye’deki tüm depremlerde hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı dileyerek sözlerine başlayan Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, “1900 yılından 6 Şubat depremlerinden bir gün öncesine kadar olan 4’ten büyük deprem sayısı 672. Yine bu bölgede 1900 yılından 6 Şubat tarihine kadar olan deprem toplam sayısına baktığınız zaman bu rakamda yaklaşık 40 bin civarında olduğunu görüyorsunuz. 6 Şubat depremlerinden bugüne kadar geçen sürede sadece bu bölgede 670 tane deprem meydana geldi. Yani 123 yılda olan deprem sayısını 6 Şubat depremlerinden sonra kaydettik. Dolayısıyla ne kadar büyük bir afetle karşı karşıya olduğumuzu görüyorsunuz” dedi.
“GÜNLÜK 50 CİVARINDA DEPREMİMİZ VAR”
Deprem bölgesinde sismik aktivitelerin bir süre daha devam edebileceğinin altını çizen Haluk Özener, “Bölgede 6 Şubattan itibaren haftalık 4 bin deprem; artçı deprem sayısı bugün geldiğimiz noktada 300-350 civarına düşüyor. Yani günlük 50 civarında depremimiz var. Bu depremler bir süre daha devam edecek. 48 tane 5 ile 5.9 arasında, 3 tanede 6 ile 6.9 arasında artçı şokumuz, depremimiz var” ifadelerini kullandı.
“HER FAY AYNI HIZDA ENERJİ BİRİKTİRMİYOR”
Türkiye genelindeki fay hattı ve deprem istatistikleri hakkında bilgiler de veren Prof. Dr. Özener,
şöyle konuştu:
-Ülkemizde MTA’nın diri fay haritasına göre 500’ün üzerinde, 5 buçuk üzeri deprem üretebilecek diri fay var.
-Şimdi, faylar deprem üretebilecek ama her fay aynı, her uzunluktaki fay aynı sürede mi deprem üretiyor. Yani bir fayın 7 buçukluk deprem üreteceğini söylemek tek başına doğru ama tam bir bilgi değil.
-Ülkemizdeki yer kabuğu, yer değiştirme hızlarını görüyorsunuz. Bu hızlar her yerde aynı değil, Türkiye’nin her yerinde aynı değil. Ege’ye baktığımız zaman yıllık 3 buçuk – 4 santimlik hızlar varken, Anadolu plakasına, Anadolu’nun ortalama hızı yıllık 2- 2 buçuk santim, Doğu-Güneydoğu’ya gittiğiniz zaman 5-7 milimetrelik yıllık hızlar veriyor. Her fay aynı hızda enerji biriktirmiyor.
-Dolayısıyla deprem tekrarlama aralıkları da aynı değil. Yani bir fayın 7 buçuk büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söylemek, o fayın uzunluğuna bakarak doğru olabilir. Ancak son depremden bu yana geçen süre artı o fayın ne hızlı enerji biriktiğini bilmek lazım.
-Eğer o fay 7 buçukluk deprem üretebilecek bir fay, 1500 yıllık bir süre ihtiyaç varsa ve en son deprem bin yıl önce olduysa önümüzdeki 500 yıl aslında bir süre var o depremin, 7 buçukluk deprem üretmesi için. Dolayısıyla bu bilgileri bu şekilde paylaşmak toplumda doğru yönlendirme anlamına gelir.
“MARMARA DENİZİ İÇERİSİNDE BİR SİSMİK BOŞLUK VAR”
Yapılan basın toplantısının ardından beklenen Marmara depremi hakkında soruları yanıtlayan Prof. Dr. Haluk Özener, şöyle konuştu:
-Kuzey Anadolu fayı, Erzincan’da 1939’da kırılmaya başlayarak depremler batıya doğru göç ediyor.
-En son 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri var ve bunlar da Hersek deltasına kadar kırıldığı bilim insanları tarafından ifade ediliyor. Ve Marmara Denizi içerisinde bir sismik boşluk var.
-Bu sismik boşlukta yaklaşık olarak 130 kilometrelik bir mesafeden bahsediyoruz. Bir gün kırılacak çünkü oraya enerji dolmaya devam ediyor.
-Bu fayın tek parçada mı, 3 parçada mı, 2 parçada mı kırılacağı tabii ki bir soru işareti ama bu coğrafyada 7’nin üzerinde bir deprem yaşayacağımız açık.
-Bununla ilgili binlerce bilimsel çalışmalar ve farklı verilere dayanarak, farklı sonuçlar elde edilebiliyor.
-Dolayısıyla kimi hocamıza göre bu deprem çok yakın belki 1-2 yıl içinde olacak, kimine göre 30 yıl daha olmayabilir, kimine göre de 50 yıl olmayabilir. Ama şunu biliyoruz ki burada bir deprem olacak.
-Biz daha çok ne zaman olacağına değil, biz ne kadar hazırız ona bakmamız lazım. Dolayısıyla da bunun çarelerini aramamız lazım.
“ZAMANA BAĞLAMANIN ÇOK DOĞRU OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”
Marmara Denizi’nde olan deprem periyotlarını değerlendiren Özener, “Marmara’da 250 yıllık periyotlardan bahsediliyor. Artı, eksi 25-30 yıl farklar veren bilimsel çalışmalar var. Baktığınız zaman aslında bu Marmara depremi çok çok uzakta değil. Yani önümüzde bir 100 yıl daha yok. Belki 10 saniye sonra da bu depremle karşılaşabiliriz, belki 20 yıl sonra da olabilir. Bunu zamana bağlamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bunu bilim insanları bizler tartışalım ama vatandaş, sizler lütfen bunu tartışmayın. Yarın deprem olacakmış gibi psikolojinizi bozmayın ama olabildiğince hazır olun” dedi.
]]>Sabaha karşı 03.30 sıralarında kente gelen Özel ve İmamoğlu, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş tarafından karşılandı.
Acıları hala taze olan çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek Hataylılar; depremin yıldönümünde, kentin sembol mekanlarından Antakya’daki Köprübaşı Meydanı’nda toplandı.
SESSİZ YÜRÜYÜŞE KATILDILAR
Meydana çıkan yolda gerçekleştirilen sessiz yürüyüşte, yalnızca “Sesimi duyan var mı” feryadı yankılandı. Özel ve İmamoğlu, anmanın ana merkezi Köprübaşı Meydanı’na ulaşmak için, yaklaşık 1 kilometrelik mesafeyi, vatandaşlarla birlikte kat etti.
Saatler 04.17’yi gösterdiğinde, yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu. Bütün semavi dinlere mensup dini liderler, başta Hatay olmak üzere, toplam 11 ili etkileyen depremde yitirilen on binlerce canı, dualarla andı.
Depremde yaşamını yitiren vatandaşlar anısına Asi Nehri’ne karanfil bırakıldı.

KIRIKHAN’DA “İBB EMEKÇİLERİ LİSESİ”NİN TEMELİ ATILDI
Özel ve İmamoğlu’nun Hatay’daki ikinci adresi, Kırıkhan ilçesi oldu. İBB’nin 90 bin çalışanı, depremde ağır hasar gören Kırıkhan Endüstri Meslek Lisesi’nin yeniden yapımı için, kurum tarafından bayramlarda kendilerine ikram edilen kutu çikolatalardan vazgeçti.
İBB iştiraki KİPTAŞ, bu şekilde oluşturulan bütçe ile Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alarak, Kırıkhan Endüstri Meslek Lisesi’ni yıktı.
“İBB Emekçileri Lisesi” adıyla yeniden inşa edilecek okul için temel atma töreni düzenlendi. Törene; Özel’in yanı sıra CHP TBMM Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP Genel Başkan Yardımcıları Zeliha Aksaz Şahbaz, Gökan Zeybek, milletvekilleri, PM üyeleri, İmamoğlu ve Savaş katıldı. Törende, sırasıyla; KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, Savaş, İmamoğlu ve Özel birer konuşma yaptı.
ÖZEL: “TAM 8 KEZ İMAR AFFI ÇIKARDILAR”
Özel, AKP iktidarının, 79 yıllık süre içinde, Cumhuriyet hükümetlerinin topladığı toplam verginin 4 katına denk gelen 3 trilyon dolar topladığına vurgu yaparak “Ayrıca, bir önceki deprem için olan, ‘Deprem Vergisi’ diye bildiğimiz, adına sonra ‘Özel İletişim Vergisi’ denilen vergiyle birlikte, 40 milyar dolarlık deprem vergisi tahsil etmişlerdi. Ve depreme karşı hazırlık yapmak için, dile kolay 21 yıl; öyle 21 gün, 21 ay değil, 21 yıldır iktidardaydılar. Ve ellerinde inanılmaz bir kaynak vardı. Ama işe, gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikleyerek başlamışlardı. Kaynakları; depreme karşı dirençli kentler yaratmak için, gerçek anlamda bir kentsel dönüşüme harcamak yerine, bambaşka yerlere harcadılar ve tam 8 kez imar affı çıkardılar. Çıkardıkları imar aflarından aldıkları 26 milyar lirayı bile deprem için harcamadıkları, kurulan komisyonların raporlarında açıkça ortaya çıktı” dedi.
“650 BİN KONUT VERECEĞİZ DEDİLER 18 BİN 19 KONUT VERDİLER”
Kahramanmaraş merkezli depremlerin, özellikle ilk 3 gününde hükümet ve kurumları kaynaklı yaşanan sorunları anlatan Özel, sözü, iktidarın vatandaşlara verdiği, “650 bin konutu 1 yılda depremzedelere vereceğiz” vaadine getirdi. Özel “15 Mart gelince, ‘650 bin konutun 319 binini, 1 yılın sonunda vereceğim’ dediler. Ve bugün itibarıyla -bugün 1 yıl bitti- 18 bin 19 konut vermiş durumda. Bugün verilen konut sayısı, toplam konut ihtiyacının yüzde 2,7’si” diye konuştu.
“DÜNYA SİYASİ TARİHİNİN EN UTANÇ VERİCİ ŞANTAJI”
Özel, şunları söyledi:
-Halen daha sevdiklerinin mezarına kavuşamamış naaşlarına kavuşamamış depremzedeler var. Ve bir yandan da Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Hatay’da sarf ettiği sözler üzerinden, aslında hepimizin bildiği, ama belki bir çocuk, ‘Kral çıplak’ der de görünür derken, kralın çırılçıplak karşımıza çıkıp, kendini ifşa ettiği o manzaralar…
-Diyor ki kral, ‘Merkezi yönetimle’ diyor, ‘Benim sarayımla’ diyor, ‘Yerel yönetim’; kendi gözünde derebeyliği, kendi yolladığı uç beyi, ‘Uyum içinde’ olmazsa diyor -elini böyle yapıp- ‘Hizmet gelmez’ diyor.
-Sonra bakıyor Hataylıların gözünün içine, ‘Geldi mi’ diyor. ‘Gelmedi’ diyor. ‘Mahsun kaldınız’ işte diyor. ‘Bana oy vermediğiniz için size hizmet etmedim. Vermezseniz, yine etmeyeceğim’ diyerek… Dünya siyasi tarihinin en utanç verici şantajını milletimizin yüreğine, milletimizin vicdanına havale ediyorum. Yazıklar olsun.
“CHP’Lİ BELEDİYELERİN YARDIMLARINI GÖRMEZDEN GELME EĞİLİMİ VAR”
İktidar kanadının, muhalefete ait belediyelerin deprem yardımlarını küçük görme ve görmezden gelme eğiliminde olduğuna dikkat çeken Özel, şöyle konuştu:
-Oysa CHP’li belediyeler, 9 bin 600 araçla burada oldular. 28 bin 500 yüz personel, bütün deprem bölgesinde çalıştı. 7200 tır, 4 uçak, 6 gemiyle, 155 mobil mutfak gelip kurdular buraya.
-163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyon battaniye ve 266 bin ısıtıcı, 49 bin 931 çadır, 1809 konteyner… İlk 2 ay içinde CHP’li belediyelerin bu bölgeye yaptıkları bunlardı. Bunu belki Recep Tayyip Erdoğan görmüyor olabilir.
-Ama bunu sadece Hataylılar değil, Malatyalılar, Adıyamanlılar, Gaziantepliler. Kahramanmaraşlılar, depremden yıkıma uğrayan her yerdeki, her siyasi görüşten insan gördü.
-Eğer bu sözlerime rağmen, ‘Cumhuriyet Halk Partisi bir şey yapmadı’ diyorsa, milletimiz Recep Tayyip Erdoğan’a da notunu versin. Eğer yaptıysak, Cumhuriyet Halk Partililere de öyle not falan vermesin; sadece bir helallik versin, yeter bize.
“İSTANBUL’DA BİR BÜYÜK AİLE VAR: İBB AİLESİ”
-İstanbul’da bir büyük aile var. İBB ailesi. Bunlar CHP’lilerden falan oluşmuyor. Hatta belki önemli bir kısmı, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Büyükşehir’i yönetirken işe girmiş çalışanlar, emekçiler.
-Ama onlar bir aile. İstanbul’a hep birlikte hizmet ediyorlar. Ekrem Başkan, onları ayırmıyor. ‘Sen şu siyasi görüştensin, bundansın’ diye. İlk başta korkutmuşlardı.
-Gelirse, hepsini işten çıkaracaktı. Geldi. ‘Hepinizi kovacak’ diyordu. Hepsine sarıldı Ekrem Başkan. Sarıldı ve hep birlikte çalışıyorlar.
-İşte o sıcaklık, şöyle bir dayanışmayı şekillendirdi: 90 bin kişi, sadece bayram çikolatalarından vazgeçince, koskocaman bir meslek lisesini yeniden inşa etme imkanı oluyor. Hem de öyle herhangi bir okul değil; dört dörtlük bir okul.
-Bir gün gelecek, onu da hep beraber açacağız. Bu, 90 bin tane güzel yürekli insanın Hatay’a uzattığı dostluk elini, dostluk köprüsünü gösteriyor. Diğer yandan da dayanışmanın ne muhteşem bir şey olduğunu gösteriyor.
“90 bin kişinin çikolatası, bir meslek lisesine karşılık gelebiliyorsa, siz 900 bin kişinin, 9 milyonun, 16 milyonun dayanışmasını düşünün” diyen Özel, “Hani elimizi kolumuzu bağladı ya; güya Meclis çoğunluğumuz yoktu.
-Her imkandan Ekrem Başkan’ı mahrum bıraktı ya Ankara’dan. Hatay’a, depremzedenin gözünün yaşına bakmamış adam, Ekrem İmamoğlu’na mı bakar? Hiçbir imkandan yararlandırtmadı.
-Ama hiç bunları mazeret bilip, ‘Yapamıyorum’ demeyip, bu işlerin yapılması; işte bu 16 milyonluk şehrin gücünü arkasına almanın, dayanışma belediyeciliği, kaynakları doğru kullanmanın ve israf etmek yerine tasarruf edip, artan değeri İstanbullulara ve Türkiye’ye aktarmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

“EN SONUNDA HEP İYİLER KAZANIR”
KİPTAŞ’ın, İstanbul’da ve Türkiye’nin farklı noktalarında örnek işlere imza attığını kaydeden Özel, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
-Bundan sonraki süreçte hep birlikte Hatay’da olmaya, deprem bölgesinde olmaya devam edeceğiz.
-Birilerinin kalbinin yerinde taş olabilir. Biz; İstanbul’daki 16 milyon İstanbullunun tertemiz kalbinin, tertemiz duygularının, Türkiye’deki 86 milyon insanın tertemiz duygularının hem tercümanı olmaya hem onlar adına buraya yapılabilecek hizmetlere vesile olmaya aracı olmaya devam edeceğiz.
-Bundan sonra güçlenmeye devam edeceğiz. Çünkü herkes şunu bilsin: 6 Şubat 2023, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık gecesiydi. Ama göreceksiniz… Gidenler geri gelmeyecek. Yüreğimizdeki o ateş sönmeyecek.
-Ama yavaş yavaş her şey daha iyiye gidecek ve eninde sonunda iyiler kazanacak. Hiçbir zaman karanlık, aydınlığa galip gelmez.
-Eninde sonunda şafak söker, güneş doğar, aydınlanır. Hiçbir zaman kötülük, iyiliğe galip gelmez.
-En sonunda hep iyiler kazanır. Ben iyilerin kazanacağı, güzelliklerin kazanacağı ve eninde sonunda güzel insanların eski mutlu günlerine kavuşacağı yarınlar için size Cumhuriyet Halk Partisi ailesinin ve yönettiğimiz kentlerdeki herkesin en sıcak dayanışma duygularını iletiyorum. Başımız sağ olsun.
-Bundan sonra hep beraber kötülükleri yeneceğiz. Kötü kalplileri yeneceğiz. Taş kalplileri yeneceğiz. İyi yürekliler kazanacak, sevgi kazanacak, Hatay kazanacak.
İMAMOĞLU: EN ACI GÜNLERDEN BİRİ…
6 Şubat’ın ülkemizin en acı günlerinden birisi olduğunun altını çizen İmamoğlu ise konuşmasına, şu ifadeleri kullandı:
-Hiçbir zaman unutulmayacak ve unutulmaması gereken bir gün olduğunu biliyoruz. Deprem bölgesinde bir tek vatandaşımız bile unutulduğunu, ihmal edildiğini hissederse, bunun hepimizi rahatsız etmesi, milletçe mahcup olmamız gerekir.
-Hepimizin yüreği dağlanmıştır. Ve bugün buraya 1 yıl sonra geldiğimizde, insanlarımızın depremin olduğu saniyede, acıyı hala derinden yaşadığını görüyor ve burada bu acının tam da odağında, göbeğinde olan insanlarımızın o derin acısını hissetmeye, onu paylaşmaya gayret ediyoruz.
-Gerçekten unutulduklarını ve devleti yanlarında görmediklerini hisseden vatandaşlarımız var. Bu en çok da Hatay’da, 6 Şubat’tan itibaren bu feryadı dile getiren, anlatmaya gayret eden hemşehrilerimiz, dostlarımız var.
-Dolayısıyla buna kulağımızı tıkamak, buna başka yorum yapmak, hiçbir kamu yöneticisine, devletimizin bir biriminin başındaki olan insana; bana, bize yakışmaz.
-Biz, başımızı öne eğip, düşünmesi gereken, ‘Biz niçin bu duruma düştük, nasıl buradan daha iyi ayağa kalkabilirdik’ diye sorgulaması gereken, o sorumluluğa sahip koltuklarda oturan insanlarız

“Vatandaşımızı anlamak yerine, vatandaşımıza soru sormak ya da vatandaşımızı sorgulamak, hiçbir yöneticinin haddi olamaz” diyen İmamoğlu, şöyle konuştu:
-Siyasetin amacı; hiçbir ayrım yapmadan, herkesin sağlığını, güvenliğini, mutluluğunu sağlamaktır.
-Siyaset, ‘Depremlerde hiç kimse ölmesin’ diye yapmak durumunda olduğumuz bir görevdir. Siyaset, siyasi rakipleri yenmek için yapılmaz; afetleri, krizleri, vatandaşın yaşadığı zorlukları yenmek için yapılması gereken bir görevdir.
Siyasetin anlamını ve amacını unutanların olabileceğini aktaran İmamoğlu, “Ama asla bu doğru değildir. Unutanlardan olmamak, asla bu sorumluluğu unutmadan bu görevleri yapmanın asil amacımız olduğunun altını çizmek isterim” dedi.
İBB’nin, 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından, AFAD tarafından Hatay ile eşleştirildiğini hatırlatan İmamoğlu, “Hatay’a yardımla görevlendirildiğimizden bu yana, elimizden gelenin en iyisini yapmak adına, 16 milyon İstanbullumuzun vicdanını, adaletini ve 16 milyon İstanbul’umuz adına sorumluluğumuzu yerine getirmek adına, yoğun bir çaba içerisinde olduk, olmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
“BÜTÜN YAPTIKLARIMIZI 16 MİLYON İSTANBULLU ADINA YAPTIK”
Arama-kurtarmadan barınma ve beslenmeye, eğitim ve sağlıktan şehircilik ve altyapıya, istihdamdan iletişime kadar, devletin farklı kurumlarıyla ve Hatay Büyükşehir Belediyesi’yle iş birliği yaptıklarını ve yapmaya devam etiklerini belirten İmamoğlu, şunları söyledi:
-Bunları yaparken, bütün bu yaptıklarımızı 16 milyon İstanbullu adına yaptık ve asla bir şahıs veya bir parti adına yapmadık.
-Böyle de tanımlamadık; tanımlamayız. Yüreği Hataylılarla ve tüm depremzedelerle atan vatandaşlarımız, hemşerilerimiz, 16 milyon insanımız adına yaptık. Bugün yine İstanbulluların duygularına burada aracılık ediyoruz. Bu sefer özel olarak, ‘Çok daha özenli bir davranış’ diye altını çizmek isterim.
-90 bin İBB çalışanının sevgilerini, dostluk ve dayanışma duygularını Hataylılara iletmek için geldik ve buradayız. Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yönlendirmesiyle, depremden zarar gören Kırıkhan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni, İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, iştirakimizin de katkılarıyla KİPTAŞ’la yeniden inşa ediyoruz.
-90 bin İBB çalışanlarının katkılarıyla yapılmakta olan bu okul hem çok sağlam hem çok modern ve kaliteli, aynı zamanda tüm donanımlarıyla birlikte, İBB ailesi tarafından Milli Eğitim Müdürlüğümüze teslim edilecek.
-Derslikleri, laboratuvarları, güzel sanatlar atölyesi, çok amaçlı salonu, yemekhanesi, spor salonuyla ve bütün altyapısıyla çok güçlü bir eğitim kurumu olacak.
-Gençlerimiz burada güvenle ve mutlulukla, geleceğe umutla hazırlanacaklar. ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi Emekçileri Lisesi’ adına alacak olan bu okul, İBB çalışanları ile çok değerli Hataylılarla, çok özel bir sevgi ve kardeşlik simgesi pozisyonuna dönüşecek. Buradan yetişecek gençlerimiz, o sevgiyi ve kardeşliği hissederek eğitim ve hayat yolculuklarına buradan devam edecekler.
İMAMOĞLU’NDAN “ELAZIĞ” MÜJDESİ
Okulu en kısa sürede bitireceklerinin sözünü veren İmamoğlu, şöyle konuştu:
-KİPTAŞ, bütün donanımıyla bu okulu, bütün içeriğiyle beraber, önümüzdeki eğitim dönemine eksiksiz bir şekilde hazırlayacak ve Hataylı vatandaşlarımızın, çocuklarımızın, gençlerimizin hizmetine sunacaktır.
-Bu manada KİPTAŞ’ın bütün ekibine, buradaki bütün emekçilere, yüklenicilerimize şimdiden teşekkürü bir borç bilirim. Başta birlikte çalışmaktan gurur duyduğum 90 bin İstanbul Büyükşehir Belediyesi emekçisine de hepinizin huzurunda, buradan ayrıca bir teşekkür ediyorum. Onların katkılarıyla bunu gerçekleştirdik.
-Daha önce de Elazığ’da, yine ne yazık ki depremden hasar görmüş olan ve şu anda çok özenli büyük bir kampüsü olan Gazi Endüstri Meslek Lisesi’ni de bitirmek üzere olduğumuzu ve yaz başında da orayı Elazığlı hemşerilerimize, yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak teslim edeceğimizi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlarımızın, her ortamda dayanışmayı en üst seviyede göstermesi gereken kurumlarımız olduğunun altını çizerek, bunu da buradan hem buraya hem de Elazığlılara müjdelemek isterim.
]]>Raporda Türkiye’de meydana gelen her deprem felaketinden sonra hatta yıkıcı bir etki yaratmayan depremlerden sonra bile depremin gündemin önde gelen başlığı haline gelmesine rağmen, deprem riskinin azaltılmasına yönelik atılan adımlar hem yetersiz kaldığı hem de hem de uygulamalar açısından çelişkiler oluşturduğu vurgulandı.
Önleme ve risk azaltım kapsamında riskli yapıların dönüşümü için bugüne kadar pek çok yasal düzenleme hayata geçirilmiş, pek çok çalışma tamamlanmış olsa da gelinen noktada gerek İstanbul’un gerekse de diğer deprem riski yüksek kentlerin depreme dirençli kentler haline getirilemediğine dikkat çekildi.
“İSTANBUL 4 KERE DÖNÜŞTÜRÜLÜRDÜ”
İPA tarafından daha önce yapılan başka bir araştırmaya göre İstanbul’da donatı alanları, orman alanları ve askeri alanlar imara açılarak, mevcut imar parsellerine emsal artışı verilerek, toplam 85 milyar dolarlık bir kazanç sağlandığı hatırlatıldı.
Bu kazancın İstanbul’daki orta ve üzeri riskli yapıların tamamını 4 kere dönüştürebileceğinin altı çizildi.
GİZLİ HİZMET GİDERLERİ VE DÖNÜŞÜM
Raporda Cumhurbaşkanlığına ait 2011-2022 yılları arasında “Gizli Hizmet Giderleri” toplamı ile İstanbul’daki orta ve üzeri riskli yapıların yüzde 26,9’unun vatandaşlara herhangi bir yük olmadan dönüştürülebileceğine de vurgu yapılarak “Bu durum ülkemizde merkezi yönetimin deprem riskine bakış açısını ortaya koymaktadır” denildi.
“KENTSEL DÖNÜMÜŞÜN YÜKÜ VATANDAŞ VE BELEDİYELERDE”
İBB’nin 2019 yılından bu yana depreme hazır olma kapsamında pek çok çalışma yürüttüğü, geçtiğimiz yıl yaşanan Kahramanmaraş depremleri sonrasında da bu çalışmalara daha da hız verildiği anlatılarak “Konunun uzmanları ve paydaşları ile birlikte hazırladığı Deprem Seferberlik Planı çerçevesinde, İstanbul’u depreme karşı dirençli bir kent yapma konusunda çalışmalarına devam etmektedir. Ancak, Türkiye’de afete hazırlıklı olma durumuna yönelik faaliyetleri yürümekte olan AFAD tarafından hazırlanan İl Afet Risk Azaltma Planı’nda afet risk azaltımında sorumluluğu büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile vatandaşlara yönlendiren yaklaşım, İstanbul’un depreme dirençli bir kent haline getirilmesi konusunda İBB, ilçe belediyeleri ve İstanbulluları kentin fiziksel olarak hasar görebilirliğinin azaltılması yönündeki en temel çalışmalardan biri olan kentsel dönüşüm ve güçlendirme çalışmalarında ciddi bir yük altında bırakmış durumdadır. Bu durum, İstanbul’un beklenen Marmara depremine ve diğer tüm olası risklere karşı hazırlıklı olması için önünde uzun bir yol olduğuna işaret etmektedir” denildi.
İSTANBUL’UN DEPREME HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
Raporda 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden geçen 25 yılda İstanbul’un depreme karşı dayanıklı bir kent haline getirilemediği belirtildi.
Olası senaryolara göre İstanbul’da 7,5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmesi halinde, gece olduğu takdirde 14 bin 150, gündüz olduğu takdirde ise 12 bin 400 can kaybı yaşanacağının tahmin edildiği aktarıldı.
İstanbul’daki binaların ortalama yüzde 17’sinin (yaklaşık 194 bin bina) orta ve üstü seviyede hasarlı, yaklaşık 972 bin binanın ise hasarsız veya hafif hasarlı olmasının beklendiği kaydedildi. İBB’nin depreme hazırlık için hız verdiği çalışmalar şöyle özetlendi:
-Kahramanmaraş Depremi’nin ardından “İstanbul Deprem Bilim Üst Kurulu” toplandı ve “Deprem Seferberlik Eylem Planı” hazırlandı.
-İstanbul Deprem Seferberlik Planı, olası afete yönelik çalışmaları 14 başlık altında topladı. 2019’dan bu yana olası afet riskine karşı dayanıklılığı arttıracak toplam 18,8 milyar TL bütçeli 52 proje tamamlandı.
-Devam etmekte olan metro inşaatlarını da içeren 15,5 milyarı metro projesi olmak üzere 45,5 milyar TL’lik 66 proje halen devam ediyor.
-2019’dan bu yana 91 adet nazım imar planı güncellendi, 36 ilçede müktesep (kazanılmış) hak plan notları onaylandı.
35 BİN BİNA İNCELENDİ
-2019 yılından bu yana 35 bin binanın hızlı risk taraması tamamlandı. Toplam bin 454 farkındalık eğitimiyle 210 bin 599 kişiye ulaşıldı.
-2024 yılı Şubat ayında tamamlanmak üzere 257 kilometrekarelik alanda depreme yönelik mikrobölgeleme çalışması sürüyor. Eyüpsultan ve Sultangazi ilçelerinde yeni konut alanlarında bin 226 bağımsız birimin inşasına devam ediliyor.
-Önümüzdeki dönemde 115 bin binanın hızlı taraması, 127 kilometrekarelik alanda depreme yönelik “Mikrobölgeleme Rapor ve Haritalama Çalışması”, “Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale Sistemi” ve “Afet Sonrası Acil İletişim Ağı” yapılması planlanıyor.
-KİPTAŞ, 2019’dan itibaren Silivri’de 1966, Tuzla’da 500 ve Pendik’te 331 bağımsız birimden oluşan beş sosyal konut projesi tamamladı. Bayrampaşa’da 2473, Zeytinburnu’da 1339, Beyoğlu’da 130 ve Kadıköy’de 1134 daire olmak üzere dört kentsel dönüşüm projesi hayata geçirildi.
6 MİLYONLUK KİRA DESTEĞİ
-2019 yılından bu yana 220 bağımsız birime toplam 6 milyon TL’lik kira desteği verildi.
-2019’dan bu yana kamusal kullanımda ve anıt eser olan 62 tarihi yapı güçlendirilerek restore edildi. İstanbul genelinde 3 bin 500 metruk tarihi yapı tespit edilerek 985 yapı özelinde işlem başlatıldı.
-Acil ulaşım için kullanılacak ulaşım sisteminin afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi amacıyla 2019’dan bu yana 93 adet yaya üst ve alt geçit, 8 adet araç alt ve üst geçit köprü güçlendirme, 16 adet deniz yapısı, 40 adet karayolu sanat yapısı güçlendirme projesi ve Büyük İstanbul Otogarı Viyadük Güçlendirme projeleri tamamlandı.
-2019’dan bu yana Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı tarafından afet anında ve sonrasında kullanılma potansiyeli olan 7 milyon 730 bin metrekare büyüklüğünde açık ve yeşil alan düzenlemesi yapıldı.
-33 adet deprem dirençli park ile 17 adet güneş enerji sistemli tuvalet ünitesinin yapımı halen devam ediyor. 70 adet daha deprem dirençli parkın projelendirilerek yapılması planlanıyor.
]]>6 ŞUBAT DEPREMİ KAÇ SANİYE SÜRDÜ?
6 Şubat 2023 günü meydana gelen Maraş merkezli 7,7 büyüklüğündeki ilk deprem 65 saniye sürdü, Elbistan’da meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki ikinci deprem ise 45 saniye sürdü.
BİR YILDA KAÇ DEPREM MEYDANA GELDİ?
Geçtiğimiz yıl meydana gelen Maraş merkezli depremin üzerinden tam bir yıl geçti. Geride kalan sürede bölge depremle yaşamaya devam etti.
Kandilli tarafından yapılan açıklamaya göre 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, 4 Şubat 2024 saat 03:00 itibarıyla bölgede toplam 45 bin 756 deprem meydana geldi. Bölgede meydana gelen deprem sayısı günlük 40-50 arasında değişti.
6 ŞUBAT DEPREMİ NEDENİYLE KAÇ KİŞİ ÖLDÜ?
6 Şubat depremi nedeniyle 53 bin 537 kişi öldü, 107 bin 213 kişi de yaralandı.

ÖLÜME NEDEN OLAN 1759 BİNANIN 975’İ RUHSATSIZ ÇIKTI
Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Çelikkol, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerle ilgili soruşturmalara ilişkin bilgi verdi. Çelikkol, “Vefat olayı gerçekleşen 1759 bina tespit edilmiş olup, Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturmaları devam etmektedir.
Soruşturmaya konu deprem dosyalarından 975 binanın ruhsatsız yapı olduğu tespit edilmiştir” dedi.
6 ŞUBAT MARAŞ DEPREMİ SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, epremin ilk anından birinci yılına yürütülen çalışmalara ilişkin şu verileri açıkladı:
+ Günlük ortalama 4 milyon kişiye yemek hizmeti verildi. 20 milyon gıda kolisi dağıtıldı, yaklaşık 150 bin yardım tırı bölgeye ulaştırıldı.
+ 38 bin 901 bina yıkıldı. 26 bin binada arama-kurtarma faaliyeti yürütüldü.
+ 93 ülkeden ekipler geldi. Çalışmalarda 11 bin 488’i uluslararası, 35 bin 250’si arama kurtarma ve 142 bini güvenlik personeli olmak üzere toplam 650 bin personel görev yaptı.

İLK ANDA 3.5 MİLYON KİŞİ BÖLGEYİ TERK ETTİ
+ Çalışmalarda 20 bin araç ve iş makinesi, 141 helikopter, 182 uçak ve 23 gemi görevlendirildi.
+ Bölgeye 1 milyon çadır sevk edildi. 350 çadır kent alanında 645 bin çadır kuruldu ve yaklaşık 2,5 milyon afetzede geçici olarak buralarda kaldı.
+ 3 milyon 549 bin afetzede bölgeden tahliye edildi.
+ THY 13 bin 701 seferler 2 milyondan fazla yolcu taşıdı. 712 kargo seferiyle 32 bin 770 ton yardım malzemesi getirildi.
+ 414 konteyner kentte 215 bin 224 konteyner kurulumu yapıldı. Buralarda 691 bin afetzede misafir edildi.
+ 349 bin haneye 14 milyar 453 milyon lira ‘kira destek ödemesi’ yapıldı.
41 BİN AİLEYE 100’ER BİN TL VEFAT YARDIMI
+ 1 milyon 979 bin haneye 10 bin lira destek ödemesi, 557 bin haneye 15 bin lira taşınma yardımı, 41 bin aile yakınına ise 100’er bin lira vefat yardımı yapıldı.
+ Bölgeye toplam 106 milyar 728 milyon lira kaynak aktarıldı. ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyasında 128 milyar 949 milyon lira toplandı. Bunun 79 milyar 263 milyon lirası harcandı.
+ 2 milyon 302 bin binada ve 6 milyon 227 bin bağımsız bölümde hasar tespiti yapıldı. 60 bin 421 acil yıkılacak ve yıkık binanın enkazları 68 günde tamamen kaldırıldı. Ağır hasarlı 200 bin 401 binadan 166 bin 602’sinin enkazı kaldırıldı. Şu ana kadar, hacme göre enkaz kaldırma işleminin yüzde 91’i gerçekleştirildi.
+ 30 milyon evrak 211 günde incelendi. 389 bin konut, 40 bin 658 iş yeri ve 11 bin 531 ahır olmak üzere toplam 441 bin 567 hak sahipliği belirlendi.
6 ŞUBAT DEPREMİ YENİ GÖRÜNTÜLERİ ÇIKTI
Kahramanmaraş’ta 6 Şubat 2023’te saat 04.17’de merkez üssü Pazarcık ilçesi olan 7.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Çok sayıda bina yerle bir olurken, 9 saat 7 dakika sonra saat 13.24’te bu kez merkez üssü Elbistan olan 7.6 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Resmi rakamlara göre 53 bin 237 kişinin yaşamını yitirdiği, 107 bin 213 kişinin de yaralandığı depremlerin merkez üssü Kahramanmaraş’ta o geceye ait yeni görüntüler ortaya çıktı.
IŞIK PATLAMALARI KAMERADA
Görüntülerde, yüksek katlı binaların yerle bir olması ile yıkım sonrası oluşan toz bulutları yer aldı. Görüntülerde ayrıca insanları panik anları, araçları ile şehri terk etmeleri kameralara yansıdı.
Depremin başlaması ile oluşan ışık patlamaları da kameralar tarafından kaydedildi. Şehrin hakim tepelerinde kameraya yansıyan görüntülerde; depremle ile ışık patlamaları ve elektrik kesintisi görüldü.

EBRAR SİTESİLERİ’NİN YIKILMA ANI
Depremin simgelerinden olup, 1400 kişinin hayatını kaybettiği Ebrar Siteleri’nin yıkılma anı da kameralarca kaydedildi. Görüntülerde; önce D Blok, ardından da karşısında C Blok ile diğer bloklar yıkılarak etrafı toz bulutu kapladı. Toz bulutunun dağılması ile ortaya çıkan enkaz, depremin yıkıcılığını da gözler önüne serdi.
25 SANİYE FARKLA HAYATTA KALDI
Diğer bir görüntü de Azerbaycan Bulvarı’nda kaydedildi. Marketteki bir kişi, deprem başladıktan 7 saniye sonra kendisini dışarı attı. Görüntülerin devamında marketin bulunduğu bina, 25 saniye sonra yerle bir oldu.
Başka görüntülerde de özel halk otobüsü ile TIR’ın sallanması, ardından TIR şoförünün araçtan inip, kaçması yer aldı. Görüntülerde ayrıca ilk depremden 11 dakika sonra, saat 04.28’de yaşanan artçı ve depremzedelerin bu sırada aydınlatma direğine tutunması yer aldı.
6 ŞUBAT DEPREMİNİN MADDİ HASARI AÇIKLANDI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Deprem Gerçeği ve Kentsel Dönüşüm Şurasının Sonuç Bildirgesi’ni kamuoyuyla paylaştı.
Mehmet Özhaseki, “6 Şubat depremlerinde 100 milyar doların üzerinde bir hasar ile karşı karşıyayız. Türkiye bir deprem ülkesi. Tek çare kentsel dönüşüm” dedi.
]]>Türkiye coğrafi konumu ve jeolojik yapısı nedeniyle dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde yer alıyor. Ülkenin en önemli deprem kaynaklarından biri olan yaklaşık 1600 kilometre boyundaki Kuzey Anadolu Fayı Bingöl Karlıova’dan başlayarak batıya doğru Erzincan-Niksar-Tosya-Bolu yönünde uzanıyor.
Bolu’dan batıya doğru kollara ayrılan fayın kuzey kolu Düzce ve Sakarya’dan geçerek İzmit Körfezi’nden denize giriyor ve Adalar açığından geçip Kumburgaz-Silivri-Tekirdağ açıklarından geçerek Mürefte’de tekrar karaya çıkıp Saros Körfezi’nden Kuzey Ege ve Yunanistan’a kadar uzanıyor.
Ölçümlere göre bu kolda fayın 15-20 mm/yıl olan hareket hızı diğerlerine göre çok daha fazla ve bu nedenle de “Ana Kol” olarak adlandırılan bu kolda depremler daha sık oluyor. Bolu-Geyve-İznik Gölü’nden geçen güney kol ise Gemlik körfezinden Marmara suları altına girip sahile paralel uzanıyor. Erdek’te karaya çıkarak Edremit Körfezi’ne doğru uzanıyor. Bu kol da büyük depremler üretiyor ancak daha geniş zaman aralıklarıyla.
İSTANBUL’UN DEPREM TARİHİ
Ülkemizin en kalabalık ve ekonomik anlamda da can damarı kabul edilen kadim şehri İstanbul’un deprem tarihi hakkındaki bilgilerimiz binlerce yıl geriye gidiyor. Bizans ve Osmanlı dönemi kayıtlarında İstanbul’u kimileri önemli oranda etkileyen 100’den fazla deprem var.
1900 yılı öncesinde sismik ölçüm cihazları olmadığından bu depremlerin nerede, hangi fay üzerinde ve hangi büyüklükte oldukları net olarak bilinemiyor ancak yarattıkları hasarın tarihteki kayıtları dikkate alınarak bu özellikleri konusunda tahminler yürütülüyor. Bu bilgilerin net olarak bilinmesi gelecekteki deprem olasılıklarının hesaplanmasında son derece önemli. Buna rağmen en azından 1509 ve 1766 (elbette öncesi ve sonrası da var) depremlerinin İstanbul ve çevresinde önemli hasar yaratan 7’den büyük depremler olduğu ve bunların Ana Kol’dan kaynaklandığı genel kabul görüyor.
Öte yandan 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin doğu ve batıdaki faylarda gerilim artışına neden olduğu bu depremin hemen ardından yapılan çalışmalarla ortaya konmuştu. Nitekim 12 Kasım 1999 Düzce depreminin bu nedenle geliştiği biliniyor ve batıdaki kesimde yani Marmara Denizi’nde de o tarihten bu yana bir büyük deprem beklentisi var.
“MARMARA’DA TEKRARLAMA ARALIĞI DOLDU”
Deprem biliminde genel kuraldır: Bir yerde geçmişte büyük bir deprem olmuş ise belli bir süre sonra orada yine benzer depremler olacaktır. Marmara için deprem tekrarlama aralığı dolmuştur ve her ne kadar zamanını belirlemek mümkün değilse de büyük deprem olasılığı yüksektir. Böyle bir deprem gerçekleştiği takdirde nerede ne kadar hasara yol açacağı da senaryolar vasıtası ile ortaya konmuştur. Bu senaryolarla ortaya konan durum pek de iç açıcı değildir. Olası bir depremde en büyük hasarı alması beklenen yerler Marmara Denizi kıyılarına en yakın alanlardır.
Deprem ile mücadelenin altın kurallarında biri depremin en şiddetli olması beklenen yerlerde nüfusun ve sanayinin artırılmaması ve bunların tehlikenin yüksek olduğu alanların dışına taşınmasıdır. Ancak İstanbul’da ve Marmara çevresindeki diğer yerleşimlerde bu altın kurallar hiçe sayılmış, bunun sonucunda da en yoğun yerleşim ve sanayi, zemin koşulları en zayıf olan ve depremi oluşturması beklenen faylara en yakın konumdaki yerlerde yoğunlaşmıştır.
“İMAR AFFI AFETLERE DİRENÇSİZ YAPILARI TEŞVİK ETTİ”
Bir depremde bir bölgede ortaya çıkan sarsıntıyı etkileyen başlıca faktörler depremin büyüklüğü, derinliği, depremi oluşturan fayın türü; bulunulan yerin deprem odağına ve faya olan uzaklığı ve zemin koşullarıdır. Hasarı etkileyen ana faktör ise bu yapıların deprem sonucu ortaya çıkan sarsıntıya ve zemin koşullarına dayanabilecek nitelikte olmamasıdır. Deprem büyüklüğü ile hasar oranı arasında kıyaslama yapan istatistiklerde ortaya çıkan manzara ülkemizde deprem gerçeğini gözetmeden inşa edilen yapıların kalitesinin son derece düşük olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
6 Şubat 2023 tarihinde aynı günde yaşanan 2 büyük depremde ortaya çıkan felaket de kentlerimizin ve yapılarımızın depreme ne kadar dirençsiz olduğunu ağır bir bedelle ortaya koymuştur. Nüfusumuzun artmasına ve kırsaldan kente göçün hızlanmasına bağlı olarak 1950’li yıllardan bu yana giderek ivmelenen plansız kentleşme ve bir türlü gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılamayan yapı işçiliği ve denetimi, deprem dirençsiz kent sorununun kar topu gibi giderek büyümesini sağlarken büyük ölçüde siyasi beklentilerle çıkartılan onlarca imar affı da afet dirençsiz yapıları önlemek bir yana aksine teşvik eden bir unsur olmuştur.
Bugün gelinen noktada İstanbul’da 1 milyon 120 bin binanın en azından 700 bin tanesinin olası bir depremde hasar alacağı, bunların 70 ila 80 bin tanesinin ise ya çökeceği ya da çok ağır hasar alacağı bilinmekte ise de bilhassa ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar altında bu büyük sorunun nasıl ve ne sürede aşılabileceği konusunda toplumda güven oluşturan ve inanılan bir yol haritası oluşturulamamıştır.
]]>Depremlerin ardından yeniden hayata tutunmaya çalışan afetzedeler, kayıplarını, şehrin cadde ve sokaklarında enkaz altında kalan anılarını ve deprem gününe ait acı dolu hikayelerini ilk günkü gibi zihinlerinde taşıyor.
Geçen bir yılda tarifsiz duygular yaşayan, yaşadıklarını anlatmakta zorlanan Kahramanmaraş ve Hatay’daki konteyner kentlerde kalan afetzedelerin yaptığı röportajlar sırasında en fazla kullandıkları kelime “korku” oldu. Afetzedeler bunun yanı sıra “hüzün”, “çaresizlik”, “ölüm”, “kıyamet”, “endişe”, “felaket”, “acı”, “umut” ve “kayıp” kelimelerini de sarf etti.

Afetzedelerden Sultan Dana, Kahramanmaraş’ta depremlerde ablasını ve yeğenlerini kaybettiğini belirterek, son bir yılın kendisi için çok hüzünlü geçtiğini söyledi.
Sonrasında umuda tutunduklarını anlatan Dana, “İki kız yeğenim şu an bizimle birlikte. Birisi enkazdan 6 gün sonra çıktı. Bu yüzden o bize umut oldu, yeğenlerim umut oldu. Son bir yıl bizim için hüzünlü geçti. Bundan sonrası güzel geçer inşallah.” dedi.

“BENİM KELİMEM BİZİ HAYATTA TUTAN İÇİMİZDEKİ UMUT”
Kahramanmaraş’ta konteyner kentte kalan Fatma Ardınç, depremden bugüne umut ederek gelebildiğini anlattı.
Ardınç, “Benim kelimem bizi yaşatan, hayatta tutan içimizdeki umut. Bu kadar yıkımın ortasında bile filizlenebiliyorsak, gülebiliyorsak halen benim için bunun tek sebebi umuttur.” diye konuştu.
Depreme Kahramanmaraş’ta yakalanan Gülcan Ağırman ise afet anında adeta nutkunun tutulduğunu söyledi.
O sırada ilk aklına gelen kelimenin ise “ölüm” olduğunu aktaran Ağırman, şöyle konuştu:
-Tek bir gerçek vardı, o da sadece ölümdü. Ama o kadar acı olması çok kötüydü. Ben orada bir haftalık sürede sadece bir kere mutlu oldum. O da çocuklarıma sarıldığımda. Ahirete inanıyoruz çok şükür.
-Ölüm zaten var ama orada sondu, bitmişti diye düşünmüştüm. Benim orada yaşadığım en büyük duygu korkudan ziyade çaresizlikti. Kızım o zaman bir yaşındaydı.
-Kızımla yağmurun altında kalmıştım, bizim aracımız yoktu. Betonların kırılma sesine uyandım. Çıkarken sıyrıklarımız vardı.

“DEPREMİ TARİF EDECEĞİM KELİMEM KIYAMET”
Hatay’ın İskenderun ilçesinde depreme yakalanan Fatma Erdoğan, depremi “kıyametin senaryosu” olarak nitelendirdi.
Deprem günü büyük bir korku ve endişe yaşadıklarına dikkati çeken Erdoğan, “O sallantıyı hissedince hemen çocukları alıp dışarı çıkma korkusu oldu. Onları nasıl kucakladığımı, nasıl endişe ile çıkardığımı hatırlamıyorum. Aslında hatırlamak da istemiyorum. Rabb’im bir daha hiç kimseye yaşatmasın inşallah. Benim depremi tarif edeceğim kelimem kıyamet.” ifadelerini kullandı.
İskenderun’da konteyner kentte kalan Sevgi Kavgacı, deprem denildiğinde aklına gelen ilk kelimenin “çaresizlik” ve “ölüm” olduğunu dile getirdi.
Kavgacı, o şoku ancak yaşayanların bilebileceğini belirterek, “O yağmurun altında, üstümüzde hiçbir şey yok. 12 kattan aşağı inene kadar ‘Biz bu apartmandan inemeyiz’ dedik. Çok çaresizdik, ayağımızda ayakkabımız bile yoktu. Gece yattığımız üstümüzle arabaya binmemiz, belediyenin garajına gelmemiz tam 45 dakika sürdü. Yani çocukların ağlaması, bizim o yağmurda üşümemiz, deprem denilince aklımıza ölüm geldi. Torunlarımın bağırtıları halen kulaklarımdan gitmiyor.” dedi.

Depremzede Aysel Karakuş, deprem denildiğinde aklına “korku” ve “şiddet” kelimelerinin geldiğini ifade etti.
O sırada ne yapacaklarını şaşırdıklarını vurgulayan Karakuş, “Yani öyle bir afet, Rabb’im bir daha bizlere göstermesin. O deprem olduktan sonra biz ölümü hissettik. Kendimizi nasıl dışarı attığımızı hatırlamıyorum. Ben, eşim ve torunum o yağmurda dışarıda kaldık. Bütün halk dışarıdaydı. O an ölümü hissetmek gerçekten hem korku verici hem ürpertici bir olay.” diye konuştu.
Depreme eşi ve iki çocuğuyla birlikte yakalanan Emine Ay, deprem anlarının tarif edilemez olduğunu dile getirerek, “Korku ve endişe yaşadık. O an ölecekmişiz gibi hissettik ama şükür ki çocuklarım yanımdaydı. Benim kelimem korku. Çünkü çocuklarıma bir şey olursa, dışarı çıkamazsak, birimiz sağ, birimiz ölü çıkarsa nasıl olacak diye korktuk. Ben çocuklarım olmadan yaşayamam.” ifadelerini kullandı.
Malatya’dan 2,5 yıl önce İskenderun’a taşınan ve depreme burada yakalanan Zeynep Turan ise şunları kaydetti:
-Depreme evde yakalandık. İkisi engelli olmak üzere dört çocuğum var. Eşim ve dört çocuğumla depreme yakalandık. Deprem anını insan hiç hatırlamak istemiyorum. O anda engelli kızım ‘Anne ölüyor muyuz?’ diye bağırdı.
-Babası engelli oğlunu sırtına aldı, aşağı indirdi. İlk aklıma gelen çocuklarımdı, başka da bir şey akla gelmiyor zaten. Çok şükür evimiz yıkılmadı ama o korku bize yetti. Benim de kelimem korku. ‘Acaba çocuklarıma ne oldu, hangimiz sağız, hangimiz öldük?’ diye bir korku yaşadım. İnsan ister istemez korkuyor.

-Oğlum engelli olduğu için kanepede sallanıyor. O an bile ‘Acaba deprem mi oldu?’ diyerek avizelere bakıyoruz.
-Az biraz sallantı olsa engelli kızım ‘Anne deprem oldu’ diye bağırıyor. Bugünümüze şükür ama havalar soğudukça, ambulans sesini duydukça, yer sallandıkça zannediyoruz ki tekrar deprem olacak.
Şerife Behsetoğlu, afet sırasında ve sonrasında çocuklarını kaybetmekten çok korkması nedeniyle depremi “korku” kelimesi ile anlatabileceğini söyledi.
İskenderun’da konteyner kentte kalan Döne Güleroğlu da depremi “korku” kelimesiyle anlattı.
Tır şoförü eşinin o gün evde olmadığını, depremi çocuklarıyla birlikte yaşadığını anlatan Güleroğlu, afet şehitlerine Allah’tan rahmet diledi.
Deprem anını gözyaşları içesinde anlatan Atike Çetinkaya, hatırlamak istemediği 6 Şubat depremlerini korku, üzüntü, kayıplar ve gözyaşı olarak tarif etti.
İlknur Dönmez, o süreçte kıyamet gününü yaşadıklarını belirterek, “Binaların yıkılışını gördük, her şeyi gördük. ‘Aynı şeyleri bir daha yaşayacak mıyız?’ diye korkuyoruz. Yatarken bile rahat yatamıyoruz. Her şeyden korkuyoruz, endişe duyuyoruz. ‘Ailemize bir şey olacak mı, çocuklarımıza bir şey olacak mı?’ diye korkuyoruz.” dedi.
Hatay’da yaşayan Bader Ayper, deprem günü kıyameti yaşadıklarını düşündüğünü, dehşete ve paniğe kapıldıklarını anlattı.
Ayper, büyük emeklerle biriktirdikleri parayla 2022 yılında aldıkları dairenin 6 Şubat’ta yıkıldığını bildirdi.
İskenderun’daki konteyner kentte kalan Seyfettin Sepetçi, “Deprem denilince aklıma gelen kelimeler ‘korku’ ve ‘hüzün.’ Hepsini bir arada yaşadık. Yine de şu an daha iyiyiz. Allah’a çok şükür.” diye konuştu.
“ÖLENLER Mİ KURTULDU BİZ Mİ KURTULDUK?”
Yaşadığı depremleri “felaket” olarak nitelendiren Cemil Baştaş ise “Felaketi biz yaşadık, Hataylılar daha çok yaşadı. Bu felakette en mağdur olan insanlar çocuklar. Bu felaketi halen yaşamaktayız. Acaba diyorum ki ‘Ölenler mi kurtuldu, biz mi kurtulduk?’ Enkaz altında kaldım, 5 saat sonra çevre sakinleri tarafından kurtarıldım. Allah, bir daha böyle bir felaket yaşatmasın. Hepimize geçmiş olsun.” ifadesini kullandı.
Afetzede Mehmet Aynız da güvenlik görevlisi olarak çalıştığı İskenderun Ziraat Bahçesi’nde depreme yakalandığını söyledi.
Çocuklarının ise deprem sırasında evde olduğunu anlatan Aynız, “Eşim ve çocuklarım iki saat enkaz altında kaldılar. Hafif sıyrıklarla atlattılar, çok şükür. Deprem denildiğinde aklıma ‘acı’, ‘hüzün’ ve ‘stres’ geliyor. Kayıplarımız oldu, onların acısını yaşıyoruz. Halen şu an depremin psikolojisini yaşıyoruz.” şeklinde konuştu.
]]>Sabahsaati… Kahramanmaraş’tan, Hatay’dan, Malatya’dan gelen ilk haberler depremde hayatını kaybedenlerin sayısının binin üzerinde olduğu yolundaydı. Her yerde karışıklık, kargaşa yaşanıyor, kurtulanlar, yakınlarını, komşularını kurtarabilmek için çaresizce beton yığınları arasında çalışıyorlardı. Korku dolu gözlerden yaşlar dökülürken Türkiye oralarda yaşananlara kilitlenmişti.
AMELİYAT ÖNCESİ…
Ben mi? Ameliyat önlüğünü giymiş, az sonra beni ameliyathaneye götürecek tekerlekli sandalyeyi bekliyordum. Gidiyordum ama aklım hep deprem bölgesindeydi. Ameliyat odasına alınıp eşimle ayrılırken, depremden önce yazdığım yazının sonuna, “Depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarının acısını yürekten paylaşıyorum” notunu yazmasını rica ettim. Depremlerin meydana geldiği illerimize çok gitmiş, günlerce onlarla yaşamıştım. Erzurum depreminde de Adapazarı, Bolu depremlerinde de hep oralardaydım. Ameliyatı değil, o an deprem bölgesindeki kardeşlerimi düşünüyordum.
YOĞUN BAKIM SONRASI
Sabah alındığım ameliyattan saat kaçta çıktığımı da bilmiyordum. Kendime geldiğimde, her tarafımda kablolar vardı. Yanıma gelen doktora güç bela, “Ne olursun birazcık su” dedim. Ağzımdaki aparatlar nedeniyle boğazım kurumuştu. Doktorlara, hemşirelere hep depremi sordum… Kim bilir o an insanlar neler yaşıyordu? Yoğun bakımdan normal odaya geçtiğimde ağrılar içinde İskenderun’daki gazeteci arkadaşım Şehmus Aslan’dan başlayıp diğerlerine ulaşmaya çalışıyordum… Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum.

CHP Milletvekili Gedik, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e 6 Şubat günü ve sonrasında yaşananları anlattı.
KIYAMET GÜNÜYDÜ
Doktor Asu Kaya Gedik, görev yaptığı Osmaniye’de depreme yakalanmıştı. Osmaniye’de Tabip Odası Başkanlığı görevini yürütürken ayrıca Aile Hekimliği yaparken hem meslektaşlarıyla, hem halkla iç içe olmuştu. Son seçimde ilinden CHP Milletvekili adayı olmuş ve seçilmişti. Her fırsatta deprem ve sonrasıyla ilgileniyor. O geceyi şöyle anlatıyor:
– Ben de depremzedeyim. Evimiz dördüncü kattaydı. Deprem büyük bir uğultuyla geldi. O an aklınıza ilk çocuklarınızı kurtarmak geliyor. Kızımı tam yatağından kaldırmıştım ki duvar olduğu gibi yatağın üzerine çöktü. Yan komşuyla aramızda duvar kalkmıştı. Çıkmaya çalışırken koridorun duvarları yıkılmaya başladı. Şanslıydık ki kapı açıldı. Çünkü birçok dairenin kapısı açılmadı. Merdiven duvarları çökmüştü. Enkaz arasından güçlükle çıkabildik. Yalnızdık, çaresizdik. O gün sanki kıyamet günüydü. O günkü, çaresizliğimizi unutmuyorum. İnsanlar önce can derdindeydi, kimi kurtarabilirim diye. Mahalle zaten benim mahallemdi, benim komşularım, benim dostlarımdı. Çaresizce enkazın başındaydım. Kimsenin aklına açlık, susuzluk gelmiyordu. İkinci gün insanların aklına açlığı, susuzluğu geldi. Hiç unutamam İzmir’den minibüsle yardıma gelenler beraberinde üçgen peynir, ekmek, su, mama getirmişlerdi. O yardımları dağıtırken geçen zamanı unutamıyorum.
– Derken ilimizin sağlık yöneticilerinden doktorlarımızın otopsilere yetişemediğini işittim ve oda başkanı olarak tüm hekimlerimize ailelerini bir an evvel güvenli bir yere almalarını ve hemen otopsilere başlamaları çağrısında bulundum. Çünkü cenazelerimizi bir ana evvel sahiplerine ve toprağa kavuşturmak durumundaydık.
ÖLÜLERİMİZİ SAYAMADIK
– Yanlış hatırlamıyorsam Devlet Hastanesi bahçesinde beş otopsi çadırı, iki de soğuk hava deposu kurulmuştu. Her bir otopsi çadırında en az 4-5 arkadaşımız görevliydi. Orada bulunduğum süre zarfında sahada hem yardım faaliyetlerinde hem arama faaliyetlerindeydim çünkü insanlar aç susuzdu. Otopside bulunduğum kısa zamanda şunu gördüm: Sayıları tespit etmeye çalıştım ama çok değişik bir sayılandırma sistemi yaptıklarını gördüm.
Her çadırda farklı bir sayılandırma sistemi vardı. Sonra öğrendim ki bu şekilde farklı numaralandırmayla aslında yapmak istedikleri toplam kayıplarımızın sayısını öğrenmememiz içindi. Her bir çadır farklı bir sayıyla başlıyordu. Dolaysıyla basit bir işlemle toplayıp sonuca erişemiyorsunuz. Kayıplarımızın sayısını bir şekilde gizlemeye çalıştıklarını anladım. Yoksa neden 1-2-3 diyerek standart sıralamayla gitmesin ki?

Gedik,deprem bölgesiyle bağını hiç koparmadı.
Ceplerinde para olsun diye kira yardımını kabul ettiler
CHPMilletvekili Dr. Asu Kaya Gedik, “Depremden sonra çadır bulanlar şükretti. Bulduğu çadırın rüzgarda uçtuğunu gördüğünde peşine düştü. Şanslı olanlar ise konteynere geçebildi. AKP iktidarı depremzedeyi çok kötü bir noktaya getirdi” diyor. Milletvekili, hem kendi ili Osmaniye hem de diğer illerde yaşananlar için şunları söylüyor:
“Deprem bölgesinde ‘Biz mi kurtulduk, yoksa gidenler mi kurtuldu’ sözleri sıkça duyuluyor. Geçirdiğimiz son bir yıl içinde çok çetin yaşam mücadelesi verildi. Deprem öncesi AKP’nin ekonomik buhranında zaten geniş toplum kesimleri yoksullukla mücadele ederken, depremzede olanlar da kendini bu yokluğun içinde buldu. Bu yokluğun içerisinde iş yokken, aş yokken, ticaret durmuşken, esnaflık yapacaksınız, kime neyi satacaksınız?”
Cebinde 5 kuruşu olmayan depremzedeye “Ya konteynere geçersin, ya da sana 5 bin lira kira yardımı yapacağım” denildi. Asu Hanım, deprem bölgesinde yaşananları şöyle anlatıyor:
EKMEK PARASI
“Depremzede en azından cebinde ekmek parası olsun istedi ve 5 bin lira kira yardımını kabul etti. Daha bu ay kira yardımı 7 bin 500 liraya yükseltildi. Bu şu demek oluyor: AKP iktidarı ‘konteyneri de parayla veririm’ dedi.
Bir diğer yaman çelişki ise AKP iktidarı mülk sahibi depremzedeye 5 bin lira kira yardımı yaptı. Kiracıya da dedi ki ‘Sana tekrar ev bulabilmen için 3 bin lira yardım yapıyorum.’ Depremzedeye reva görülen bunlardı. AKP’nin unuttuğu bir şey var; depremin sonunda evi olan da kirada olan da aynı sokakta, aynı evi kiralamak istediler.”
Kalmadıkları yurdun parasını ödettiler
CHPMilletvekili Asu Hanım, yalnız kendi seçim bölgesi Osmaniye’de değil, diğer illerdeki gelişmeleri de yakından izliyor, sorunları şöyle aktarıyor:
“Uzaktan online eğitime devam eden üniversite öğrencileri, kalmadıkları yurtların parasını, kayıtlarının silinmemesi için ödemek zorunda bırakıldı. Osmaniye’de Korkut Ata Üniversitesi’nin uzaktan eğitim gören meslek yüksekokulu binaları hasarlı olan öğrencileriyle görüştüm. ‘Binamız hasarlı. Senato kararıyla uzaktan eğitimdeyiz. Ama yurt kayıtlarımız silinmesin diye yurt parasını ödemek zorunda kalıyoruz’ dediler. Ödemeleriyle ilgili dekontları da verdiler.
Sonra ‘Allah Allah’ dedim bir yıl geçmiş, bir yandan üniversite rektörü için hızlı bir konut inşası vardı. Rektör, akademisyenler için konut inşa edebilir ama depremin üzerinden bir yıl gelmiş geçmiş, üniversiteye çivi bile çakılmamış.”
TOKi konutlarını online açık artırmayla satıyorlar
Depremdöneminde AKP iktidarı çadır satmıştı. Şimdi Osmaniye’mizde de barınma krizi yaşanırken TOKİ’nin konutları açık artırmayla online bir şekilde sattığını öğrendik. Bundan 3-4 yıl önce yapılan TOKİ konutları bir sebeple terk edilmiş. TOKİ deprem sonrası belki de eş zamanlı bilemiyorum bu evleri tekrar elden geçiriyor, tadilata sokuyor. Depremzede bu konutların kendilerine verileceğini düşünürken, bütün reklam panolarına, internete reklam vererek açık artırmayla online satıyor.
2023 genel seçimlerinde Cumhurbaşkanı ‘Her depremzedeye, evi yıkılana ev vereceğiz. İçinde eşyasıyla anahtarını teslim edeceğiz’ dedi. İnsanlar ev verecek diye beklemeye, biz de süreci yakından takip etmeye başladık. 600 bin konut verileceği belirtildi. Cumhurbaşkanı bunu daha sonra 300 bine indirdi. En son Çevre ve Şehircilik Bakanı 46 bin konutun teslim edileceğini açıkladı. Yani depremin yıldönümüne geldiğimizde kaçta kaçını teslim ediyorlar görün.”
Muhtarlara 1 Şubat’ta AFAD’ dan bir mesaj geldi. Sistemle yapılacak olan kura süresinin belirsiz ertelendiği, Cumhurbaşkanının deprem illerini gezerek kurayı bizzat çekeceği, evleri kendisinin teslim edeceği belirtildi. Kalecik, Hasanbeyli’ den Milletvekili Asu Hanımı arayanlar, “Deprem konutu yapacağız dediler, temel attılar. Sonra her şeylerini toplayıp gittiler” deyince, kendisi köylere gitti. Manzara anlattıkları gibiydi. İhalesi mart ayında yapılmış, su basmanına kadar çıkılmış, sonra her şeyi toplayıp gitmişler. Mart’ta bir yıl doluyor ama ortada bina yok.

Asu Kaya Gedik, bölge insanı için “Mutlak yokluk yaşıyorar” dedi.
Yoksulluktan yokluğa düşüldü
Osmaniye Milletvekili Asu Kaya Gedik, deprem bölgesinde AKP’nin izlediği ekonomik politikaları eleştiriyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
– Başta Osmaniye, Hatay olmak üzere deprem bölgesindeki vatandaşlarımız zaten yoksulluk içindeydi, bir de deprem vurunca bu insanlar yokluğun içine düştüler. AKP iktidarının, deprem bölgesinden iyice elini-ayağını çekmesiyle bu insanlar çetin bir yaşam mücadelesi içine girdiler.
– Önceki hafta Osmaniye Yunus Emre Mahallesinde dört çocuklu aileye gittim. Baba çöplerden plastik topluyor günlük 50 lira kazandığını söyledi. En büyüğü olan 16 yaşındaki erkek çocuk okulu bırakmış, ailenin geçimini sağlamaya çalışıyor. Turp hasadına gidiyor. Oturdukları yer, kapısında bez örtü olan bir oda. O odanın kirası 2 bin lira. Turp hasadından aldığı yevmiye ile çocuk evin kirasını karşılamakla mükellef.
İLAÇ ALACAK PARAMIZ YOK
– Milli Eğitim Bakanı ya da bakanlığın da bu çocukların peşine düşmediğini gördük. Yerde halının üstünde yatan hasta 10 yaşında çocuk vardı. Diğer taraftan annenin kucağındaki bebek hırıltılıydı. “Doktora götürüyor musun?” dediğimde “Götüremem, ilaç parası yok. Depremzede olsaydım ilaç parası ödemeyecektim ama artık öyle görünmediğimden ilaç parası da veremeyeceğim için götüremiyorum, ilaç alamıyorum” dedi. Süt alamadığını, okuldaki 10 yaşındaki çocuğun öğretmenlerinin, müdürün süt ve şeker getirdiğini ama onların da bittiğini söyledi. Sobada odun yok.
– Bu aslında bizim Türkiye’nin geniş kesimlerinin, yoklukla mücadele eden kesimlerinin bir aynasıdır. Bunlar yokluğun, yoksulluğun insanı değil. Yoklukta hiç yoktur. Bu mutlak yokluktur. Benim gördüğüm Osmaniye’de budur. Bunu bir yıldır duymak istemeyen bir iktidar var. Bir anda her şeye para bulunuyor ama neden bu insanlara bulunmuyor anlamakta güçlük çekiyoruz.”
]]>Elazığ’da 2020 yılında meydana gelen 6,8’lik depremin üzerinden dört yıl geçmesine karşın depremin merkez üssü olan Sivrice’de depremin izleri halen silinemedi. CHP İlçe Başkanı Öztürk, ilçedeki konut sorunun devam ettiğini, tamamlanan evlerin ise eksikleri olmasına rağmen yetkililerin ilgilenmediğini söylerken merkez mahallede olan Hazar Mahallesi’nde ise konut çalışmalarına dahi başlanmadığını kaydetti.
“FİRMA YETKİLİLERİNE ULAŞILAMIYOR”
Erim Öztürk, şunları söyledi:
– 24 Ocak 2020 yılında merkez üssü Sivrice olan Elazığ’da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremin 4’üncü yılı bitti. 4 yıl boyunca Sivrice’de 1. Etap, 2. Etap’ta hem ağır hasarlılar hem de kentsel dönüşüm evleri yapılmaya başlandı. 1. Etap’ı Temmuz 2022’de teslim ettiler yapan firma ‘eksikleri tamamlayacağız’ dedi ama şu an firma yetkililerine kimse ulaşamıyor. Bizim ailemize 8 tane ev verdiler ama evlerimizde halen problemler var ama hangi firma yetkilisini arıyorsan ‘filanı ara’ diye bizi oyalıyorlar.
– Yeni yapılan 2. Etap’taki evler devam ediyor ama ilçe bir türlü düzelemedi, esnaf bitti yapılan dükkanların hepsi boş. Halen daha konteynerde oturan 8- 10 ev var. İnsanlar zor durumda 4 yıl bitmesine rağmen küçücük bir ilçeyi yapamayan AK Parti’nin bence utanması lazım. Sivrice tüm seçimlerde AK Parti’ye yüzde 70-80 destek vermiş bir ilçe yine geldi belediye seçimleri şu an belediye seçimlerinde AK Parti yine gelip bizden oy isteyecek.
“11 İLDEKİ YIKIMI NASIL YAPACAKLAR?”
İktidarın dört yılda 900 konutu ve 80 dükkanı yapamadığını belirten Öztürk, şöyle devam etti:
– İktidar, 6 Şubat’ta meydana gelen depremde 11 ildeki yıkımları nasıl yapacak ben merak ediyorum. Bu insanlar çadırda kaldı, konteynerde kaldı, ekmek bulamadılar, ısınmak için ısıtıcı bulamadılar ama netice müteahhitte kaçıp gitti. TOKİ konutları yapıldıktan sonra 2 yıl içinde bütün eksikleri müteahhit firmanın yapması lazım ama hiçbir eksiklik yapılmadı aradığımız halde ulaşamıyoruz. Firma yetkilileri cevap vermiyor, eski çalışanlar ‘biz çıktık’ diyor. AK Parti iktidarı buna sahip çıkmıyor.
“KÖY EVLERİNİN AHIRI YOK”
– Köylerde çadırlarda kalmayanlar olmasa bile çadırlarda hayvanlarını beslemek zorunda kalanlar var. Yapılan köy evlerinin ahırları yok, evler prefabrik. Bir Malatya ile Elazığ’ı ayrı tuttular Malatya’nın köylerinde yapılan evler değişik ahırı, deposu taş bina. Bizimkiler ise prefabrik ev. 1. Etap konutlarında problem kalmadı. Dükkanlarını alamayanlar var alıp da beğenmeyip geri verenler var çünkü bir kapalı çarşı yaptılar. Kapalı çarşı yapıldığı günden bu yana halen kapalı bir türlü açamadılar.
“İLÇEDE VATANDAŞ KALMADI”
– 3-5 kişi hak sahibi olduğu halde yerini alamadı, alanlar beğenmediler iade ettiler ama 2. Etap devam ediyor burası da bitmeden bir şey söyleyemiyoruz. Hazar Mahallesi’nde hiçbir şey yapılmadı, daha burada 3. Etap yapılacak dediler ama daha bir çivi bile çakılmadı ağır hasarlılar yıkıldı oturan vatandaş da kalmadı. Sivrice’nin 4’te 3’lük nüfusu Elazığ’a taşınmak zorunda kaldı. İlçe ekonomisi iktidarın yapmış olduğu yanlış politikalardan dolayı yanlış projelerden dolayı ilçede vatandaş da kalmadı.
]]>SON DEPREMLER LİSTESİ
Yaşanan depremlerin saatini ve büyüklüğünü anlık olarak takip etmek mümkün. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem- Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi (BDTİM) tarafından kaydedilen depremlere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
AFAD SON DEPREMLER

“İSTANBUL’DA 100 BİN BİNA YIKILACAK”
Olası Marmara depreminde İstanbul’da çok kayıp verileceğini ifade eden İstanbul Teknik Üniversitesi Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’de afete dair plan ve programın olmadığını ifade etti.
Prof. Dr. Kadıoğlu, şöyle konuştu:
-Deprem olduktan sonra bu şehri yeniden nasıl yapılandıracağız, enkazı nereye dökeceğiz, kalıcı konutları nerede yapacağız? Buna yönelik plan ve program yok. Tamamen refleks üzerine hareket ediyoruz, bu bizim en büyük problemimiz.
-Büyük bir seferberlik yapılırsa 3-5 senede deprem riskini azaltabiliriz. Bunu tek başına bakanlık, valilik, belediye yapamaz, bütün herkes bir araya gelecek.
-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan herkesi toplamalı, yurt dışından kredi alması gerekiyorsa alınmalı ve herkesi yönlendirmeli, yoksa bu işin altında kalacağız.
“DEPREME, YARIN OLACAKMIŞ GİBİ HAZIRLANMAMIZ LAZIM”
Marmara Bölgesi’ndeki fayların 1509,1766 ve 1902 yıllarında kırıldığını ifade eden Prof. Dr. Kadıoğlu, şöyle konuştu:
-Kuzey Anadolu Fay Hattı Marmara Denizi’nin içinden geçiyor. En son 1999’da Kocaeli’nde kırıldı.
-1902’de kırılan bir kısım var ortadaki kısmın kırılmasını bekliyoruz. En eski kırılan 1509, o daha önce kırılır, orada enerji birikmiş diye düşünüyoruz. Marmara’da deprem olacak mı olmayacak mı diye bir şey söz konusu değil, deprem olacak ama tam zamanını, gününü ve saatini bilmiyoruz.
-Baktığınız zaman 500 yılı geçtik, o yüzden depremin eli kulağında. Bana ‘deprem ne zaman olacak ?’ diye soranlara ‘yarın olacak’ diyorum. Depreme, yarın olacakmış gibi hazırlanmamız lazım.
-Bu oynanacak bir kumar değil, burada canımız söz konusu. Herkes; aile, birey, iş yeri, sanayi, fabrika, sokak, okul, ilçe, şehir ve ülke yarın deprem olacakmış gibi hazırlanmak zorunda.
“BU BİR MİLLİ GÜVENLİK VE BEKA PROBLEMİ”
Türkiye’de 1999 Gölcük depreminden sonra çok şey yapıldığını ancak yapılanların yetmediğini söyleyen Prof. Dr. Kadıoğlu, şöyle konuştu:
-İstanbul’da 100 bin binanın yıkılacağını biliyoruz. Her bina başına 100 kişi koysak, 10 milyon arama kurtarmacı lazım. Böyle bir şey yok, ölmeye planlanmış gibiyiz.
-Bir an önce bu 100 bin binayı 100 binaya indirmemiz lazım. Eğer bu riski önceden azaltmazsak bu afetin altından kalkamayız, afeti yönetemeyiz, mümkün değil. Bu bir arama kurtarma problemi değil, bu bir risk yönetimi problemi.
-Apartmanımızda metrekare ve kuruş hesabı yapmamalıyız, herkes sağlam evde oturmak istiyor ama para vermek istemiyor, herkes ‘evim sağlam olsun’ diyor ama metrekaresi küçülmesin istiyor, böyle bir şey yok.
-O yüzden benim tavsiyem şu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’a gelip belediye başkanları, valilik, STK’lar, ticaret odası, sanayi odası hepsini toplayıp acil olmayan bütün yatırımları dondurup ‘bu 100 bin binayı deprem olmadan nasıl güçlendirebiliriz’ diye düşünmeliler.
-Bu bir milli güvenlik ve beka problemi. Türkiye’nin gayri milli hasılasının büyük bir kısmının yok olma tehlikesi var. Büyük miktarda insan kaybedeceğiz. Türkiye için en büyük problem bu.
“BİZ AFET YÖNETİMİNİ TERSTEN ANLAMIŞIZ”
– En basit bir hesapla 100 bin binanın yıkıldığı yerde 10 milyon arama kurtarmacı lazım. İstanbul’dakilerin aileleri de afetzede olmasa diğer illerdeki insanları toplayıp anında buraya getirsek hepsi 40 bin kişi. Her enkazın başına bir kişi bile koyamayız, koysak bile ölenleri geri getiremeyeceğiz.
-‘Biz insanları nasıl enkaz altından kurtarırız değil,’ ‘ne yaparsak insanlar enkaz altında kalmaz’ diye çalışmamız lazım. Biz afet yönetimini tersten anlamışız. ‘Afet olacak, arayacağız, kurtaracağız’ bu afet yönetimi değil. Kriz yönetiminden risk yönetimine geçmemiz lazım.
“DENİZCİLİKTEN TAŞIMAYI, ULAŞIMI VE TAHLİYEYİ PLANLAMAMIZ GEREKİYOR”
İstanbul’un kıyılarında daha önce tsunami oluştuğunu ve yine olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Kadıoğlu, “Tsunami kıyılarda yaşayanların bilmesi gereken bir tehlike. Tersaneler, limanlar, kıyıdaki iskeleler bunlar çoğu dolgu alanlarında yapılmış, bunlar mutlaka zarar görecek, hiçbir şeye güvenemeyiz, hepsini kontrol etmemiz gerekiyor. Ona göre biz denizcilikten taşımayı, ulaşımı ve tahliyeyi planlamamız gerekiyor” dedi.
“İSTANBUL KAPTANI OLMAYAN PUSULASIZ BİR GEMİ GİBİ OKYANUSTA GİDİYOR”
İstanbul’un obez bir şehir haline geldiğini söyleyen Prof. Dr. Kadıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
-İstanbul yaşanmaz bir şehir haline dönüştü. İstanbul’un yolları, toprakları ve havası bu trafiğe ve insana yetmiyor, İstanbul’un suyu yetmiyor, artık çöküntüye giden bir şehir.
-İstanbul’da bir günde iki, üç yere gidemezsin, en fazla bir yere gidebilirsin. İstanbul’u büyüterek yaşanmaz bir hale getirdik.
-İstanbul’un sınırları ve karakterinin belli olması lazım, kaç milyon kişiyi besler, herkesin buraya mı gelmesi lazım?
-İstanbul sanayi kenti mi, turizm kenti mi, eğitim kenti mi? Buna karar vermemiz lazım. İstanbul şu anda kaptanı olmayan pusulasız bir gemi gibi okyanusta gidiyor” diye konuştu.
“BU İŞİN ALTINDA KALACAĞIZ”
Deprem krizi ile ilgili plan ve programın olmadığını söyleyen Prof. Dr. Kadıoğlu şunları ekledi:
-Yer bilimci arkadaşlar 7.4, 7.6 civarında büyüklükte bir depremin Çınarcık fayında olacağını bekliyor. Bu işin afet yönetiminde biz faylarla uğraşmayız, yer bilimcilerden en kötü senaryoyu alıp ona hazırlanmaya çalışırız.
-Kahramanmaraş’ta bir sismik boşluk olduğunu biliyorduk, yani Türkiye’de nerede deprem olacağı biliniyor. Şu an da 5-6 nokta var, birisi Marmara, burada deprem olacak bunu herkes biliyor ama deprem olduktan sonra bu şehri yeniden nasıl yapılandıracağız, enkazı nereye dökeceğiz, kalıcı konutları nerede yapacağız? buna yönelik plan ve program yok.
-Tamamen refleks üzerine hareket ediyoruz, bu bizim en büyük problemimiz. Büyük bir seferberlik yapılırsa 3-5 sene de deprem riskini azaltabiliriz.
-Bunu tek başına bakanlık, valilik, belediye yapamaz, bütün herkes bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan herkesi toplamalı, yurt dışından kredi alması gerekiyorsa alınmalı ve herkesi yönlendirmeli yoksa bu işin altında kalacağız.
]]>BİR YILDA 44 BİN ARTÇI
Geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra bölgede çalışmalar yapan Özkaymak, yaklaşık bir yıllık süre zarfında bölgede 44 binin üzerinde artçı yaşandığını, azalarak da olsa bunların 3-4 yıl devam edeceğinin öngörüldüğünü söyledi.

Bölgede yaptıkları çalışmalarda, depremler nedeniyle 450 kilometreye yakın bir yüzey kırığının oluştuğunu gözlemlediklerini aktaran Özkaymak, şöyle konuştu:
– 6 Şubat’taki depremler bize, bilimsel anlamda beklemediğimiz durumları da öğretti. Aynı anda birden fazla fay segmentinin kırıldığını gördük. İlk depremde 4, ikinci depremde 2 fay segmenti kırıldı. Bu segmentlerin aynı anda kırılması da bizim beklediğimiz büyüklüğü de artırdı. Bizim Kahramanmaraş’ta beklediğimiz deprem 7,2-7,3 büyüklüğündeydi, 7,7 ile 7,6 değil. Yine, aynı gün 9 saat arayla iki büyük deprem, bölgedeki yıkımı oldukça artırdı.
DEPREM POTANSİYELİ ARAŞTIRILACAK
Gelecek yıllarda kırılmanın meydana geldiği alanlarda yeni bir kırılma beklemediklerine işaret eden Özkaymak, şunları kaydetti:
– Kırılmamış olan segmentlerin bu anlamda araştırılması çok önemli. Bu yıl ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismoloji Projesi’ kapsamında Antakya Fayı ile Ölüdeniz Fayı üzerindeki Yesemek, Narlı ile Sakçagöz segmentlerinde araştırmalar yapacağız. Çünkü, bu faylar hakkında günümüzde yeterince veri yok. Bu araştırmaların sonucunda, bu fayların deprem üretme potansiyeline yönelik yeni veriler üreteceğiz. Projede, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir ile Araştırma Görevlisi Dr. Mustafa Softa ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Karabacak ile çalışacağız.

“HANGİ FAYDA MEYDANA GELDİĞİ BİLİNMİYOR”
Özkaymak, sismolojik ve deprem davranışları açısından Hatay ve güney bölgesindeki fayları çok iyi tanımadıklarını dile getirdi. Ölüdeniz Fayı’nın kuzey kolları üzerinde 1800’lü yıllarda yıkıcı deprem kayıtlarının olduğuna dikkat çeken Özkaymak, şöyle devam etti:
– O depremlerin hangi faylar üzerinde meydana geldiği, şu ana kadar bilinmiyor. Dolayısıyla Antakya’nın güney tarafına yoğunlaşarak bu bilinmeyen fay üzerindeki konuları ortaya çıkarmaya çalışacağız. Çünkü, Antakya’nın güneyinde ve doğusunda gelecek yıllarda 7,3-7,4 ve hatta faylar birlikte kırıldıklarında 7,6-7,7’ye varan büyüklükte deprem üretme potansiyeli olan büyük faylar var. Ölüdeniz Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu’yla Antakya bölgesinde birleşme eğilimi gösteriyor.
– Güneye doğru da Kızıldeniz ve İsrail’e doğru devam eden çok büyük bir kırık. Bu kırık, Arap ile Afrika plakasının arasındaki tektonik sınırı da oluşturuyor. Antakya Fayı ise güneybatıya doğru devam ederek Kıbrıs Adası güneyinden geçen ve Afrika okyanusal litosferinin Anadolu plakası altına daldığı Kıbrıs yayına bağlanmaktadır.
Özkaymak, Kıbrıs Adası ve doğusundaki bu alanda da özellikle deniz altında yıkıcı deprem ve tsunami oluşturma potansiyeline sahip kırıkların olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Kahramanmaraş 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada ölenlerin yakınları ile taraf avukatları mahkeme salonunda hazır bulunurken, tutuklu Ahmet Özdemir (64) ile başka dosyadan tutuklu olan Tevfik Tepebaşı, kaldıkları cezaevinden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Tevfik Tepebaşı’nın damadı tutuksuz Mustafa Timurbanga duruşmaya katılmazken, başka dosyalardan tutuklu olan Atilla Öz (62) ile Tepebaşı’nın diğer damadı Ahmet Doğan (51), kaldıkları cezaevinde yaşanan teknik sorun nedeniyle duruşma salonuna bağlanamadı.
Duruşma; 80 kişinin öldüğü, 3 kişinin de yaralandığı N bloğunun fenni mesulü Ahmet Özdemir’in savunmasıyla başladı. Suçlamaları kabul etmeyen Özdemir, “Yüzde 100 eksiksiz yapılmış olsa bile 1997 yılı yönetmeliğine göre yapılmış olan bu projenin 7.6 şiddetindeki birinci derecede depreme dayanması imkansızdır. Birinci derecede depreme göre yapılan binalar, sağlam kalmıştır” dedi.
“İNŞAATTAN ANLAMAM”
Ebrar Sitesi’nin kurucusu Tevfik Tepebaşı ise binadan alınan karot numunelerinin test değerlerinin her ne kadar düşük çıkmış olsa bile depremden önce yapı kullanım izin belgesi için alınan karot numunelerinin değerlerinin yüksek çıktığını söyledi. Tepebaşı, kendisini şöyle savundu:
“Vefat edenleri Allah cennetiyle mükafatlandırsın inşallah. Bir kooperatif başkanıyım. Mustafa Timur, başka bir kooperatif başkanı, Atilla Öz başka bir kooperatif başkanı. Bunlar, benim yakınlarımdır. Herkesin kendisine ait yönettiği bir kooperatif vardır.
Buradaki herkesi bütün kooperatiflerden sorumlu tutmanın yasal olmadığına inanıyorum. N Blok inşaatını oluşturan oğlum Mehmet Ali Tepebaşı’dır ve kendisi jeofizik mühendisidir. Buranın zemin etüdünü yapan da Mehmet Ali Tepebaşı’dır ve aynı zamanda Kahramanmaraş’ta zemin etüdü projesini uygulayan ilk kişidir.
Projesini Ahmet Özdemir’e yaptırmıştır. Temel attıktan sonra ve 9 tablası da belediye tarafından vize edilmiştir. Tamamen denetlenmiş bir bina olduğunu biliyorum. Burası kooperatifçe yapılmıştır ama hangi kooperatif olduğunu bilmiyorum. İnşaattan anlamam, inşaatın yapımıyla ilgili uzaktan yakından ilgim olmamıştır.
Burasının yıkılmasının sebebine gelince, Kahramanmaraş’ta 6.5-7 şiddetinde bir deprem beklenirken 3 katı büyüklüğünde bir deprem oluşmuştur. Yerin çürük, depremin de beklenenden büyük olmasından dolayı bina yıkılmıştır.”
“SEN DE BİZİM SINANDIĞIMIZ GİBİ SINAN”
Duruşmada yakınlarını kaybedenlerden Fatma Nur Özbağış ise sanıkların cezalandırılmasını isteyerek, Tevfik Tepebaşı’na tepki göstererek, “Tevfik Tepebaşı, ‘Allah’ın onları cennetine almasını istiyorum’dedi. Ben de kendisine ‘Allah seni bir an önce cehenneme alsın’ diyorum. Sen de bizim sınandığımız gibi sınan. Eniştem ve ağabeyim beni elleriyle o betonları kazıyarak enkazdan 12 saat sonra çıkardı. Karotlar tam söylenildiği gibidir, parmaklarıyla çıkardılar, betonlar birbirini tutmuyordu çünkü topraktı” dedi.
“İMARA AÇANLAR DA YARGILANSIN”
Tarafların avukatları ise dosyalarda sadece müteahhitlerin sanık olarak yer aldığını ancak binalara izin veren ve denetleyen kamu görevlilerin olmadığını söyledi. Tevfik Tepebaşı’nın avukatı Emrullah Kurar, bilirkişi raporlarında kusurlu bulunan belediye görevlilerinin isimlerini dahi bilmediklerini belirterek, “Bu kadar insanımızın vefat etmiş olduğu bir yerde buralara yoğunluğu veren, imara açan, buralara 4 kat, 8 kat veren sorumlular, burada yok. Sorumlular burada olmadan, buralara kat yoğunluğu verenlerin buraya gelip de ‘Burayı bu müteahhide şu şekilde kat yapması karşılığında verdik. Buraya 4 kat, yukarıya ise 10 kat verdik. Bunu da görevimiz dahilinde şu bilimsel verilerle yaptık’ diye savunma yaparak mahkemeye izah edip, ilgili belediye başkanlığının kayıtlarının dosyalara geçirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
“YAPANLAR KADAR İZİN VERENLER DE KUSURLU”
Ölenlerin yakınlarının avukatlarından Ömer Furkan Demir de olayın başlangıcının bölgeye imar izni verilmesiyle başladığını vurgulayarak, “O dönem zemin etütlerini yapan ya da yapılmadan bu izni veren dönemim belediye başkanı, başkan yardımcıları, kimlerin imzası varsa onların da dosyaya sanık olarak eklenmesi gerekmektedir. Dirisi dokunulmaz olan siyasetçinin ölüsü de dokunulmaz değildir. 80-90 yılında imara açılan bir alan var. Tüm Maraş halkının dere bölgesi olduğunu, marul yetiştirildiğini söylediği bir sulak alandan bahsediyoruz. Yapanlar ne kadar kusurluysa izni verenlerin de o kadar kusurlu olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.
Duruşma sonunda mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklardan Mustafa Timurbanga hakkında yakalama kararı çıkartılmasına karar verip, duruşmayı erteledi.
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Adana Şubesi tarafından kentte, bir otelde düzenlenen ve üç gün sürecek sempozyuma Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürü Banu Aslan, İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç, İMO Adana Şube Başkanı Hasan Aksungur, bakanlık yetkilileri, akademisyenler ve çok sayıda inşaat mühendisi katıldı.

Sempozyumun ilk gününde gerçekleştirilen oturumlarda Kahramanmaraş merkezli büyük depremlerin 1’inci yılında, depremlerin yeniden gündeme getirdiği mühendislik, mimarlık ve müteahhitlik sorunları, deprem yer hareketi ile zemin davranışı konuları ele alındı.
200 BİNDEN FAZLA BİNA AĞIR HASAR ALDI
6 Şubat’ta 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin, sadece büyüklükleri açısından değil, şiddeti, yıkıcılığı ve ivmeleri açısından da yer bilimcilerin, sismologların beklentilerini aşan nitelikte olduğunu belirten İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç, şunları söyledi:
– Bu derece büyük depremler karşısında kayıpları sıfıra indirmek belki mümkün olmayabilirdi ama böylesi dehşet verici bir tabloyla karşılaşmak elbette önlenebilirdi. Resmi rakamlara göre 50 binden fazla insanımız hayatını kaybetti. Yaklaşık 40 bin bina yıkıldı, 200 binden fazla bina ağır hasar aldı.
– Cumhurbaşkanlığı verilerine göre, maddi kaybın 100 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Siyasi karar vericilerin deprem bölgesine daha fazla kaynak ve imkan sağlaması, yasal düzenlemeleri bir an önce yapmaları, hayat pahalılığının etkilerini hiç değilse bu iller için gidermeleri gerekmektedir.

İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç
RİSKLİ YAPININ VARLIĞI BİLE TESPİT EDİLEMİYORSA…
Ülkedeki yapı stoku ile ilgili bilgileri aktaran Yüzgeç, sözlerine şöyle devam etti:
– Ülkemizde var olan yapı stokunun büyük çoğunluğu deprem yönetmelikleri dikkate alınarak yapılmamıştır. Yapı ya mühendislik hizmeti almadan üretilmiş ya da bu hizmeti yeterli düzeyde almamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İzmir depremi sonrası kurduğu araştırma komisyonunun Temmuz 2001 tarihli raporuna göre, Türkiye’de 10 milyon civarında olan yapı stokunun 6-7 milyon civarında olan kısmı riskli yapı statüsündedir. Bu risk ortadan kaldırılmadığı ya da azaltılmadığı sürece ülkemiz büyük yıkımlarla defalarca yüzleşeceği gibi depremler sonrası mücadelede de yetersiz kalmaya mahkum kalacaktır.
– Bu riskli yapılara bırakın müdahale etmeyi, varlıkları dahi tespit edilemiyorsa sorunumuz çok daha büyük demektir. Bu söylediklerime itiraz gelebilir, 12 yıldır yapılan kentsel dönüşüm çalışmaları örnek gösterilebilir. Fakat TBMM’nin 6 Şubat depremlerine ilişkin çıkardığı Mayıs 2023 tarihli raporundan anlaşıldığı üzere son 11 yıl içerisinde ülke genelinde sadece 238 bin civarında riskli yapıya kentsel dönüşüm adı altında müdahale edilerek yenilenmesi sağlanmıştır. Yani 2012 yılından bu yana riskli olduğu var sayılan yapı miktarının sadece yüzde 3, yüzde 4 civarında kısmı yenilenebilmiştir.
]]>“BAZEN ACIYI BİLE BÖLÜYORUZ”
Kura törenine katılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, konuşmasının başında Pençe- Kilit operasyon bölgesinde şehit düşen 9 askere rahmet diledi. İmamoğlu şunları söyledi:
“Ne yazık ki hepimizin evine ulaşan acı haberle sarsıldık. Bu ülkenin pırıl pırıl genç evlatlarını, askerlerimizi şehit vermek elbette hepimizi üzüyor. Ben başta bir baba olarak üzülüyorum. Hepimizin evlatları bugün eğer yaşamlarını sürdürüyorsa, şehitlerimizin mücadelesi sayesinde. Biz bazen acıyı bile bölüyoruz. Şehitlerimizin verdiğimiz anlarda bile bu işi dönem dönem siyasetin bir parçası haline getirme çabalarını yaşıyoruz. Bu bizi büklüm büklüm ediyor, parçalıyor. Bu milletin hiçbir ferdinin bazı şeylerde duygu farklılığı olamaz. Bu milletin bayrağı, bu milletin vatanı, bu milletin birliği, beraberliği, bütünlüğü cennet vatanı hep birlikte var ettik. Hepimizin evinde şehit de var, gazi de var.”
“DEPREM DE BEKA SORUNU”
Depremin de bu ülke için bir beka sorunu olduğunu vurgulayan İmamoğlu 10 binlerce kişinin hayatını kaybettiği 6 Şubat depremlerinin birinci yılına girmek üzere olduğunu söyledi. İmamoğlu milyonlarca kişinin de deprem bölgesinde hala çözüm bekleyen derin sorunlarla karşı karşıya olduğunu ifade etti.
İstanbul’da beklenen depremin de bir beka sorunu olduğunun altını çizen İmamoğlu “Deprem, büyük bir tehlike olarak kapıda beklemektedir. Depremin ne zaman olacağını, kaç şiddetinde olacağına hiçbir etkimiz olamıyor. Bu doğanın bir gereği. İstanbul’da da yaklaşık 250 senede bir yüksek şiddette deprem oluyor. Ve biz aslında şu anda o devinimin, o dönemin ucunda yaşayan insanlarız İstanbul’da. Dolayısıyla bunu konuşmayalım. Bayılıyoruz bunu televizyonda bunun konuşulmasına. Ne zaman olacak? Şiddeti ne olacak? Zannediyoruz çok konuşulunca bir 20-30 sene daha ileri gidecek veya şiddeti biraz aşağıya düşecek” diye konuştu.

“İSTANBUL YÜZDE 60’INI ÜRETİYOR”
Riskli yapılarla ilgili çözüm bulunması gerektiğini ifade eden İmamoğlu, bu çözümün de kamu kurumları, halk ve sektör bileşenleriyle birlikte ortak akılla bulunabileceğini söyledi. İmamoğlu “Bu iş bütünlükçü bir hareket istiyor. Niçin beka sorunu biliyor musunuz? İstanbul ve çevresinin bu ülkenin gayr safi milli hasılasının yüzde 60’ını ürettiğini unutmayalım. Yani İstanbul aslında belli bölgelere, depreme ya da bir afete koşan, yetişir, çözüm de bulur. Ama İstanbul’a çözüm bulmak kolay değildir. Bu bakımdan en az hasarla en hafif haliyle inşallah Allah’ımıza dua ediyoruz; hep birlikte çalışarak başaracağımıza da inanıyoruz. Kimsenin burnunun kanamayacağı şekliyle depremleri atlatabilmenin yolunu çizmeli ve çözümlerini bulmalıyız” dedi.
“UTANÇ DUYMALIYIZ”
Kısa süre önce Japonya’da 7.6 şiddetinde meydana gelen depremde büyük bir can kaybı ya da trajik bir görüntü yaşanmadığına dikkat çeken İmamoğlu “Raporunu istedim. Biz bunu niçin yapmayalım? Niçin yapamayız. Yaparız. Şili yapmış, Arjantin yapmış. Biz yapamayacağız… Olmaz. Utanç duymalıyız. Bu işin elimize, yüzümüze, gözümüze bulaştırmayalım. Birlikte konuşalım. Birlikte çözüm bulalım. Hep beraber yapalım” dedi.

“250 MİLYON METREKÜP ENKAZ ÇIKACAK”
İmamoğlu “Bu şehirde Allah korusun bir deprem olduğunda 250 milyon metreküpün üzerinde enkaz çıkacak. Enkazın kaldırılmasının yükünü düşünün” diyerek yaptıkları lojistik yatırımlarını anlattı. İmamoğlu “Beka sorunu dediğimiz ekonomik olarak çok büyük zora sokacak olan bu deprem sürecine dair mücadelemizin gerçekten topyekun verilmesi ve devletimizin, milletimizin asla diz çökmemesi için birlikte hareket etmeli ve çözümler bulmalıyız” dedi.
“MİLLET İSTANBUL’A İHANET EDENLERİ SEVMEZ”
2019 yılında göreve geldiklerinden beri bir şahsın, şirketin ya da bir grubun özel çıkarı uğruna bir tek parsele özel imar çıkarılmasına izin vermediklerini vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi:
“Böyle bir teklifi meclise asla getirmedik. O büyükşehir belediyesinin koridorlarını ben siyaset yaşamım ve belediye başkanlığı dönemlerinden dolayı yaklaşık 15 yıldır bilirim. Parsel bazında bir kişinin, bir grubun imar artışı meselesinde oralarda bu işin nasıl takip edildiğini ve adımlar atıldığını bilirim. Biz yapmadık, yaptırmadık, yaptırmayacağız. Bakın bu önemli. Bu şehre bir bütün bakmazsak bu millet nasıl yaşayacak? Mahalleler nasıl oluşacak? Evler nasıl bir araya gelecek? O evlerin okulları, sağlık ocakları, hastaneleri nasıl tasarlanacak meselesine bir bütün olarak bakmayı başaramazsak bu kadim şehri Fatih Sultan Mehmet’in, Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emaneti İstanbul’a ihanet ederiz. Zaten bizden önce yönetenler çıkıp dediler ki; ‘Biz İstanbul’a ihanet ettik.’ Onun için millet İstanbul’a ihanet edeni sevmez. Biz bu tarz yapılaşmalara, imarlaşmalara, kaçak yapılara, işgallere asla göz yummadık yummayacağız. Kamuya ait alanlar, koruma alanları, su havzaları bizim için hassas bölgeler oldu, olmaya devam edecek.”
İSİM VERMEDEN RAKİBİ KURUM’U ELEŞTİRDİ
Karanfilköy’de gerçekleştirdikleri kentsel dönüşüme yönelik “rantı yüksek, çözümü kolay oldu” eleştirilerine Fikirtepe örneği ile yanıt verdi. İsim vermeden rakibi olan eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u hedef aldı. İmamoğlu şunları kaydetti:
“Fikirtepe’ye ister D100 karayolundan gelirken bakın, ister 1. Köprü’yü geçtikten sonra aşağı inerken bakın, ister Harem’den gelirken bakın. Göreceğiniz tek şey kocaman bir beton blok duvar. Fikirtepe, fikirleşmeden gelir. Osmanlı döneminde aydınlanmanın en çok hissedildiği, konuşulduğu, sohbet edildiği mekanların olduğu Fikirtepe ne yazık ki ismine de yakışmayacak, İstanbul’a da yakışmayacak, Kadıköy’e de yakışmayacak bir pozisyona evrildi. Ben meslek yaşamımdan biliyorum. 2000’lerin başından itibaren Fikirtepe tartışması başlatıldı. Neler yapılmadı? Ben biliyorum uzaktan izledim. Kulak misafiri oldum. Gizli emsal artışları, gizli pazarlıklar, o zamanın büyükşehir belediyesi TOKİ, Emlak Konut, Şehircilik Bakanlığı dönem denen bu işe alet edildi. Ve kötü bir iş çıktı ortaya. Evini gecekondusunu veren gariban vatandaşımın hiçbirisi mutlu değil. Müteahhit mutlu değil, o da battı. Devlet de kurumlar da mutlu değil. Belki bilmediğimiz bir avuç insan mutlu. Onu da ben takip edecek değilim. Bu acı durumun yaşanmasının sebepleri var.

(Fikirtepe şu anda bu halde)
Gelelim Karanfilköy’e. 50 yıllık geçmişi var, kimse çözüm bulmadı. Her şey şeffaf yaptık. Bazıları şaşırdı, bu kadar şeffaf olmanın arkasında ne var diye. Arkasında bir tek şey var, bizim gönlümüzdeki iyi niyet var. Vatandaşımızın kazandığı yerde biz varız. Onların kaybettiği yerde biz yokuz. Ya da bir avuç insanın kazandığı yerde biz yokuz. Milletin kazandığı yerde biz varız. Bu kadar net. Vatandaşa rağmen, bilime, ortak akla rağmen iş yapılmaz. Güzel bir iş çıktı ortaya. Fikirtepe’yi alıp koyun bir maket olarak sol tarafa, Karanfilköy’ü koyun maket olarak sağ tarafa. Bütün İstanbullular seyretsin. İstanbul’un geleceğini kime emanet edeceğine de oradan karar versin.”

(Karanfilköy’de kentsel dönüşüm çalışmaları devam ediyor)
“İSTANBULLU TEMSİLCİYE OY VERMEZ”
İmamoğlu, Karanfilköy’deki kentsel dönüşümden yaratılan kaynakla Sarıyer Büyükdere Fidanlığı’nın ve Büyükada’daki otel ve plajın İstanbul’a kazandırıldığını anlattı. İmamoğlu “Övünç ile söyleyeyim biz olmasaydık 20-25 yıl daha burada uğraşırdınız. Bütün arkadaşlarıma söyledim. Yapacağınız her işi milletin huzurunda yapın. Bizim hiçbir gizli işimiz olamaz. Biz yaşamımızı bu işe vakfettik, kendimizi İstanbul’a da mühürledik kardeşim. Bu şehir, temsilciye değil, birinden izin alarak hareket edecek kişilere değil, 16 milyon insandan talimat alan, onların arzularını, isteklerini yerine getirene oy verir. Temsilciye oy vermez. İstanbul’un yönetim koltuğu, kumanda koltuğu önemlidir. O koltuğa oturan milletini dinleyecek, tam yol ileri diyecek. Tam yol ileri derken dönüp arkaya ‘acaba o ne der?’ diye korkarak bakıyorsa o İstanbul’un koltuğunda oturmasın” dedi.
“BU BİZİM MİLLİ MESELEMİZ”
Kentsel dönüşümde kamu kaynaklarının İBB’den uzak tutulduğunu da söyleyen İmamoğlu “Bazı bankaların bu sürece destek olmalarını hala sağlayabilmiş değiller. Ama biz çözüm üreteceğiz. Ama yüzlerine de vuracağız; ‘bu millete niçin yardımcı olmuyorsunuz’ diye yüzüne vuracağız. Ama yolumuza da devam edeceğiz. Çözüm bulacağız. Kaynak üreteceğiz. Sektörün bileşenleriyle vade farksız, fiyatı artmaksızın iş yaptıracakları sistemler sunacağız. İnsanlarımızı yaşamlarını yitirmeyecekleri, depremden korkmayacakları yuvalarına kavuşturacağız. Bu bizim milli bir meselemizdir. Milli bir sorundur. Çözümü için de gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“EĞER DEPREM 7.2 ŞİDDETİNDE OLSAYDI BİNAM YIKILMAYACAKTI”
Otel sahibi tutuklu sanık Ahmet Bozkurt, işini doğru bir şekilde yaptığını ileri sürdü. Depremin 7.7 değil de 7.2 şiddetinde meydana gelmesi durumunda otelin yıkılmayacağını iddia eden Bozkurt, otelinde yaşamını yitiren her bir birey için kahrolduğunu belirterek şunları söyledi:
* “‘Tek tip demir kullanıldı’ denilmesini kabul etmiyorum. 18’lik, 22’lik, 12’lik ve 8’lik demirlerim var. En ince demirlerim de 8’lik demir. Hep kum üzerinde duruldu. Bütün yapılarda, imar kanunlarına göre tavan tabyalarında aspolen kullanılıyor. Bu malzeme çok hafif, dolayısıyla herhangi bir darbede de o aşağı düştüğü zaman yaranmaya sebebiyet vermemesi için hafif bir malzemedir. Tavanlarda da kullanılır.
* Kolonlarımız ortada benim kolon ve kirişlerimden örnekler, numuneler alınmış. Bugünün değerlerini bile karşılayacak düzeyde belgelerle konuşuyorum. Dolayısıyla bana ve evlatlarıma atılan suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. İşimi düzgün yaptım. Binam şu anki yönetmeliklerde 7.2 şiddetine dayanacak düzeyde.
* Eğer deprem 7.7 yerine 7.2 şiddetinde olsaydı binam yıkılmayacaktı. Daha önce bölgede olan 7.2 şiddetinde bir depremde benim binamda sıva bile çatlamamıştı. Ben otelimde nasıl malzeme kullandığımı biliyorum. Benim mühendislerim binayı en sağlam şekilde yapmışlardır. Eğer bir tek İsias yıkılmış olsaydı, enkazın başına gider, hayatımı sonlandırırdım.”

“YAŞAYAN BİR ÖLÜYÜM”
Kendisinin hiç kusurunun olmadığını öne süren sanık Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti:
* “Depremde 850 bin bina yıkıldı, 52 binden fazla ölü var. Binamda da 72 kişi öldü. Ben de kahroldum. Yaşayamıyorum. Acıyı yaşıyorum. Yaşayan bir ölüyüm. Depremin acısını ben de yaşadım. Ailemden 300 kişi hayatını kaybetti. Ben de deprem sırasında yaralandım. 73 yaşındayım. Deprem günü su yok, kalacak yer yok.
* İlk başta ‘Buradan ayrılmam’ dedim ama daha sonra ailemin isteğiyle Aksaray’a gittim. Kaçmadım. Kaçan insan teslim olur mu? Ben ve evlatlarım kendimiz teslim olduk. Depremin şiddeti bütün dünyayı yasa boğdu. Eğer bu şiddette bir deprem 10 sene önce olsaydı, 10 sene önce bu felaketi yaşayacaktık. Bu kaç yılın biriken enerjisiydi. Bu depremin geçtiği fay, bir tek İsias’ın altında oluşmamıştır. Tüm Adıyaman’dan geçen fayda yıkım olmuştur.
* Suçlu değiliz, bize atılan iftiraların hepsini reddediyorum. Otelimde hayatını kaybeden yavruların hepsinin acısını ben de yaşıyorum. Benim ailelere hiç sözüm yok, ne deseler haklılar ama yüce adaletimize de güveniyorum. Bizim iftiralara değil, adalete ihtiyacımız var. Bu arada ben suçlu olmadığım için pişman değilim. Ama acım çok büyük. Eğer acımı pişmanlık olarak kabul edeceklerse eyvallah. Ben suçsuzum. Tek suçlu deprem. Benim 7 tane ameliyat olmam gerekiyor. Rahatsızlıklarımdan dolayı tahliyemi talep ediyorum.”
]]>Her sene çok daha fazla öğrenciye şefkat yuvası olabilmek için çalıştıklarını belirten Darüşşafaka Eğitim Kurumları Genel Müdürü Ebru Arpacı, “Bu yıl deprem bölgesi de dahil olmak üzere 41 ilde sınavımızı gerçekleştireceğiz. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da deprem bölgesinden 100 öğrenciye ek kontenjan oluşturduk. 26 Mayıs’ta gerçekleştireceğimiz sınavla 81 ilimizden anne ve/veya baba kaybı yaşamış, maddi olanakları yetersiz çocuklarımıza nitelikli eğitim olanağı tanıyacağız.” dedi.
Darüşşafaka’nın giriş koşullarına sahip tüm çocukları sınava davet eden Ebru Arpacı, “Özellikle 4. sınıf öğretmenleri ile okul müdürlerimizin desteği çok önemli… Okullarında koşullarımıza uyan öğrencilerin sınavımıza katılmasını sağlayarak, bir çocuğun yaşamının eğitimle değişmesine vesile olabilirler.” diye konuştu.
DARÜŞŞAFAKA’DA NASIL BİR EĞİTİM VERİLİYOR?
Bugünden 15-20 yıl sonrasını planlayan Darüşşafaka, öğrencilerini o günün koşullarına göre yetiştiriyor. Türkiye’nin ortaöğrenim düzeyinde ilk robot takımını kuran, ilk yapay zekâ sınıfını, ilk Tekno Girişimcilik Gençlik Merkezi’ni, ilk Sanal Gerçeklik-Artırılmış Gerçeklik (VR-AR) laboratuvarını açan, ilk 3D Printer Atölye ve Yarışması’nı düzenleyen okulu olan Darüşşafaka’da STEM, kodlama, girişimcilik, dijital dönüşüm eğitimleri veriliyor.
Darüşşafaka, öğrencilerine öncelikle yeteneklerini keşfedip geliştirecekleri bir eğitim ortamı sunuyor. Bugün Darüşşafaka’da öğrencilerin yeteneklerini keşfedip geliştirmeleri için 70’e yakın yetenek atölyesi bulunuyor.
SINAV HANGİ ŞEHİRLERDE DÜZENLENECEK?
Darüşşafaka Eğitim Kurumları Giriş Sınavı; Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Ankara, Antalya, Balıkesir, Batman, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elâzığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kars, Kayseri, Kilis, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Nevşehir, Ordu, Osmaniye, Samsun, Şanlıurfa, Siirt, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Van, Zonguldak’ta düzenlenecek. Sınava Türkiye’nin her ilinden başvuru kabul edilecek. 41 il dışından sınava katılacak, maddi durumu elverişsiz öğrenci ve velilerinin en yakın sınav merkezine gitmek için yapacakları ulaşım masrafına ise Darüşşafaka Cemiyeti tarafından destek verilecek.
DEPREM BÖLGESİNE 100 KONTENJAN
Darüşşafaka Eğitim Kurumları, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından depremlerden etkilenen 11 il için ek kontenjan oluşturdu. Geçtiğimiz sene depremden etkilenen 100 öğrenciye tam burslu, yatılı, nitelikli eğitim hakkı tanıyan Darüşşafaka Eğitim Kurumları, bu yıl da yine depremden etkilenen 100 öğrenciyi kabul edecek. Deprem gerçekleştiğinde bu illerde ikamet eden, eğitim ve öğretim gören öğrenciler için Darüşşafaka Giriş Sınavı bir başarı sınavı değil, sıralama sınavı olarak uygulanacak. Deprem olduğunda deprem bölgesinde eğitim alan öğrenciler, daha sonra başka illerde ikamet etmeye başlasalar bile sınav giriş şartlarında belirtilen belgeleri beyan ettikleri takdirde deprem bölgesi kontenjanına dahil edilecekler ve halen ikamet ettikleri illerde sınava girebileceklerdir.
SINAVA SON BAŞVURU TARİHİ: 20 MAYIS 2024
Sınava katılmak isteyen adayların başvuru evraklarını, Darüşşafaka Ortaokulu’na 20 Mayıs Pazartesi gününe kadar elden veya posta yoluyla ulaştırması gerekiyor. Sınavda başarılı olan öğrenciler, mali durum araştırması ve sağlık kurulu kontrolünün ardından ortaokuldan üniversiteye kadar tam burslu, nitelikli eğitim alma hakkı elde edecek.
Darüşşafaka Eğitim Kurumları Giriş Sınavı başvuru şartları
Öğrencinin,
T.C. vatandaşı olması
Annesinin ve/veya babasının hayatta olmaması
Ailesinin maddi olanaklarının kolej düzeyinde eğitim alması için yeterli olmaması
2013 ve daha sonraki yıllarda doğmuş olması (Yaş düzeltmesi geçersizdir.)
2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında ilkokul 4. sınıf öğrencisi olması
Darüşşafaka Eğitim Kurumları Giriş Sınavı’na başvurmak için gerekli belgeler neler?
Nüfus cüzdanı fotokopisi
Vukuatlı aile nüfus kayıt örneği (Vefat eden ebeveynin bilgileri de dahil olmak üzere hayattaki ebeveyne ait)
Öğrencinin okumakta olduğu ilkokul müdürlüğünden alınacak ve “ilkokul 4. sınıf öğrencisi olduğunu gösterir” imzalı ve mühürlü öğrenci belgesi
(11 deprem ilinde depremi yaşamış ve başka bir ile naklini almışsa okul müdüründen onaylı nakil belgesi)
Öğrencinin dört (4) adet yeni çekilmiş vesikalık fotoğrafı
Başvuru formu (doldurulmuş)
Tarihçeli yerleşim yeri belgesi
ŞEFFAFLIKTA ZİRVE
Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Güleç, “Darüşşafaka, bağımsız kurumsal yönetim derecelendirme çalışması yaptıran Türkiye’deki ilk sivil toplum kuruluşu. Kuruluşumuzun 160. ve cumhuriyetimizin 100. yılında, dar gelirli, yetim, öksüz binlerce çocuğa eğitimde fırsat eşitliği sağladık. 2013’te 8.40 puanken, her yıl yükselerek 9.80’e çıktık” diye konuştu.
ATATÜRK’E BAĞLILIK
Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının hiç birinin hayal edemeyeceği bir noktada olduklarını söyleyen Güleç, “Türk halkı baktı ki, bağışlarının kuruşu kuruşuna hesabı verildiği gibi çocuklar da çok iyi yerlere geliyor. Güvenilirlik ve şeffaflık notumuzu zirvede tutacağız. Darüşşafaka’da şeffaf yönetim ilkeleri ile Atatürk ilke ve inkılaplarından asla taviz vermeden, fikri hür, vicdanı, irfanı hür nesiller yetiştiriyoruz” dedi.
DEPREM BÖLGESİNDEN 100 ÇOCUK ALINACAK
1939 Erzincan Depremi, 17 Ağustos Depremi, Soma Maden Faciası, 2009 Bilge Köyü Katliamı ve 6 Şubat Kahramanmaraş Depremi mağdur çocuklarına sahip çıktılar. Yılda 120 öğrenci alan Darüşşafaka, depremzede 100 öğrenci daha aldı. Seneye 100 depremzede öğrenci daha alınacak. Başvurular başladı. Sınav, 26 Mayıs’ta.

DARÜŞŞAFAKA’NIN KURULUŞ FİKRİ KAPALIÇARŞI’DAN ÇIKTI
Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Güleç, sessizliğini SÖZCÜ’ye bozdu. Ev kadını Fatma Güleç ile esnaf Kamil Güleç’in ikinci çocuğu olan Oğuz Güleç’in anne ve babası okuma yazma bilmiyormuş. Kariyerinde ulusal, uluslararası şirketlerde CEO’luğa kadar yükselen Oğuz Güleç şöyle konuştu:

Darüşşafaka Cemiyeti Başkanı Oğuz Güleç’in de öğrenci olduğu 1964-1965 yılları.
İLK GÜN AĞLADIM
“1938 doğumlu ablam Sabahat Çağlar, cumhuriyet sayesinde lise okuyunca, benim de Darüşşafakalı olmamın önünü açtı. Okulumuz ilk kez 1964-1965’te anne babası hayatta olanları da aldı. Ben de o çocuklardan biriyim. 11 yaşındaydım. Yorganı başıma çekip, ilk gün çok ağladım. Darüşşafaka’daki her çocuk, iki defa ağlar. Okula ilk geldiği gün ve 12. sınıftan mezun olduğunda. 1972’de okulumuza ilk kez kızlar da alındı. Lise sondaydım. Okul, bir anda 10-11 yaşında kızlarla doldu.

Darüşşafaka, birçok erkek çocuğunun arasında okuyup, tıp, mühendislik kazanıp, çok iyi yerlere gelen o güçlü kızlar sayesinde çok değişti. Okulumuz, Çarşamba’daydı. Kumkapı’da oturuyorduk. Beyazıt’a yürür, Eminönü-Draman otobüsüne binerdik. İETT’nin 90 numaralı otobüsü, Darüşşafakalı otobüsüdür. Yoksulduk, hepimiz yazın çalışırdık. Kapalıçarşı’da tezgahtardım. 68 kuşağının yakaları tüylü ceketlerini satıp, okul harçlığı yaptım.”

ÇARŞIDAKİ ÇOCUKLAR
“Darüşfaka’nın kuruluş fikri de aslında Kapalıçarşı’dan çıkmış. Yusuf Ziya Paşa, Kapalıçarşı önündeki işçi çocukları görüp, ‘Bu çocukların babası savaşlarda öldü. Biz bu çocukları eğitmeliyiz’ diyor. 1868’de Sultan Abdülaziz’in bağışıyla Darüşşafaka için ilk adım böyle atıldı. İÜ İşletme’yi 1972’de kazandım. Alarko Holding’ten 1 yıl burs aldım. Mezun olunca, aradılar. Üzeyir Garih’le boğazda yemek yedik. İş teklif etti. 6-7 ay fabrika, sonra holding merkezinde çalıştım. Horoz Lojistik’e transfer olup, CEO’luk dahil 41 yıl aynı şirkette çalıştım. Hâlâ yönetimdeyim.”

Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın bağış ve vasiyeti ile okuldaki yetim, öksüz öğrencilere her gün meyve
dağıtılıp, Kadir Gecesi’nde Ankara, İstanbul, İzmir’de mevlit okutuluyor.
ÖĞRENCİ SAYISI ARTACAK
Darüşşafaka’da, 950 öğrenci var. 1.2 milyar TL’ye 35 bin metrekarelik yeni orta- okulun temeli nisanda atılacak. Yılda 100’er öğrenci artışıyla öğrenci sayısının 1400’e çıkarılması hedefleniyor.
]]>7’DEN BÜYÜK 19 DEPREM
Dünya genelinde geçen yıl, büyüklüğü 4 ve daha büyük 15 bin 600 deprem meydana geldiğini belirten Özmen, 7 ve daha büyük depremlerin sayısının ise 19 olduğunu söyledi.
Özmen, 2021’de 8 ve daha büyük 3 deprem yaşanırken, 2022 ve 2023’te bu büyüklükte deprem gerçekleşmediğine işaret ederek, dünyada 2023’ün en büyük sarsıntıların 6 Şubat’ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki Kahramanmaraş depremleri olduğunu belirtti.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından Avrupa’nın en büyük ikinci gözlem ağını oluşturan 1145 deprem kayıt istasyonu ile Türkiye ve yakın coğrafyasında meydana gelen deprem aktivitesinin kesintisiz kaydedildiğini ve deprem parametreleri ile ilgili bilgilerin kamuoyuyla paylaşıldığını anlatan Özmen, bunların aynı zamanda veri tabanında tutularak deprem katalogları oluşturulduğunu ve kullanıcıların hizmetine sunulduğunu söyledi.
2023’TE 3.6 KAT ARTTI
Türkiye’de 2021’de 23 bin 5, 2022’de 20 bin 278 deprem meydana geldiğini aktaran Özmen, geçen yıl ise Türkiye’nin 74 bin 230 kez sarsıldığına dikkati çekti. Bu verilere göre geçen yıl 2022’ye göre yaklaşık 3,6 kat, 2021’e göre ise 3,2 kat daha fazla sarsıntı kaydedildiğini belirten Özmen, Türkiye’nin geçen yılki deprem hareketliliğine ilişkin şu bilgeleri verdi:
– Türkiye ve yakın coğrafyasında meydana gelen deprem verileri incelendiğinde 2023’te 731’i 4-4,9, 61’i 5-5,9, 3’ü 6-6,9 ve 2’si 7-7,9 büyüklükleri arasında olmak üzere 4’ten büyük 797 deprem meydana geldi. Bu verilere göre, Türkiye ve yakın coğrafyasında günde iki kez 4 ve daha büyük, altı günde bir kez de 5 ve daha büyük bir depremin meydana geldiği görülüyor.
Geçen yıl büyüklüğü 4’ten küçük sarsıntıları da eklediğimizde ülkemizde 74 bin 230 deprem yaşandı. 2023 en fazla deprem ve en fazla can kaybının meydana geldiği yıl olarak Türkiye deprem tarihine geçti. Şubatta ülkemiz 14 bin 233, martta 13 bin 976 kez sallandı.
AFET BÖLGESİ DIŞINDA EN FAZLA MUĞLA SALLANDI
Geçen yıl yaşanan depremleri il bazında değerlendiren Özmen, şöyle devam etti:
– En fazla deprem 20 bin 131 ile Kahramanmaraş’ta meydana geldi. Bu ili sırasıyla 15 bin 265 deprem ile Malatya, 5 bin 939 ile Adıyaman, 4 bin 924 ile Adana ve 3 bin 363 ile Hatay izledi.
6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 il haricinde en fazla deprem 2 bin 271 ile Muğla’da, 1752 ile Çanakkale’de ve 1745 depremle İzmir’de meydana geldi. 2023’te ülkemizdeki bu kadar fazla depremin ana nedeni 6 Şubat’ta Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ikinci ve üçüncü depreminin dokuz saat ara ile meydana gelmesidir. Örneğine çok ender olarak rastlanacak bu iki büyük deprem ülkemizi depreme dirençli hale getirmenin ne kadar önemli olduğunu en acımasız şekilde bize bir kez daha gösterdi.”
KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇAĞRISI
Özmen, kentsel dönüşüm çalışmalarının şehirlerin depreme dirençli hale getirilmesi için önemine vurgu yaparak şöyle konuştu:
– Kentsel dönüşüm çalışmalarının bir öncelik sırası ve bir strateji planı dahilinde başta yıkılma, çökme ihtimali olan binalardan başlanarak yapılması, dirençli şehirler oluşturma hedefine daha kısa zamanda ulaşılmasını sağlayacaktır. Kentsel dönüşüm çalışmalarının diğer başka çalışmalarla da desteklenmesi başarılı olma olasılığını çok daha yükseltecektir.
Türkiye’nin 2012-2023 yıllarını kapsayan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı yerine, son depremlerden elde edilen dersler, bilimsel ve kurumsal gelişmeler ve yapılan çalışmaları dikkate alarak 2024-2030 yıllarını kapsayacak yeni bir strateji ve eylem planı hazırlamasının çok yararlı olacağını anlatan Özmen, “Böylece depreme dirençli bir Türkiye yaratmanın yol haritası bütüncül bir bakış açısı ile ve son gelişmeler de dikkate alınarak belirlenebilecek” dedi.
]]>Japonya’da yeni yılın ilk saatlerinde meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki deprem büyük bir korku yaratırken, depremde resmi verilere göre şu ana kadar en az 48 insan yaşamını yitirdi.
Uzmanlar, “2024’ün ilk günlerinde Japonya’nın batısında Türkiye’dekine benzer bir deprem yaşandı. Şu ana kadar yaralı sayısı 48 ve onlarca yaralı var. Buradaki fark nereden kaynaklanıyor” sorusunu sorarken, “Bunun yanıtı ise disiplin, önleme kültürü ve yüksek teknolojiye sahip inovasyonların kullanılmasının bir bileşimi” yanıtını verdi.
Yunan medyası Japonya ile Türkiye arasında kıyaslama yaparken bazı temel noktalara parmak bastı…
BİNALAR
Kahramanmaraş depreminde 345 bin dairenin (12 binden fazla binanın) yıkıldığına dikkat çeken uzmanlar, 4 milyon binanın hasar gördüğünü hatırlatırken uygunsuz inşa edilen binaların Türkiye’de büyük tepki çektiğini de hatırlattı. Haberlerde, “Japonya’da binalar gerçekten depreme dayanıklı olarak yapılıyor. Ahşap malzemeler kullanılarak yapılan tarihi binalar bile depreme dayanıklı oluyor. Dolayısıyla yeni binalarda da en yeni teknolojiler tercih ediliyor. Bu binalar sismik enerjiyi emerek yatak hareket ediyor, sallanıyor, eğiliyor ya da yana kayıyor ama yıkılmıyor” denildi.
Yunan Proto Thema gazetesinde yer alan haberde, “Bu ülkede depremden korunmak en büyük öncelik ve insan yaşamının korunması birinci öncelik. İkinci öncelik ise yapıların güvenliği” ifadesine yer verildi.
ERKEN UYARI SİSTEMİ
Yunan sismolog Gerasimos Papadopoulos, Japonya’da incelemelerde bulunduğunu ve depremden önce bütün cep telefonlarına bir uyarı mesajı geldiğini söyledi. Yunan medyasına konuşan Papadopoulos, “Bu çok özel bir deneyimdi. Resmi olarak depremi önceden bilip uyarıyorlardı” dedi. Japon hükümettinin dünyanın en meşhur deprem erken uyarı sistemi için en az 1 milyar dolar ödediği de belirtildi. Kinkyu Jishin Sokuho olarak bilinen erken uyarı sistemi kapsamında bütün ülkede 4245 ölçüm cihazı bulunurken bunlar Dünya’nın derinliğindeki hareketliliği inceliyor.
Olağandışı bir hareketlilik yaşanınca da uyarı veriyor. Eğer yaklaşmakta olan deprem Richter ölçeğinde 5’in üzerindeyse cep telefonu, TV kanalları ve radyo istasyonlarına uyarı gidiyor. Depremden yaklaşık 80 saniye önceye kadar uyarı gidiyor ve bu sayede insanlar daha güvenli yerlere kaçabiliyor.
Bu sistemin Japonya’daki hızlı trenlerle de entegre olduğu ve uyarı gelmesi durumunda trenin frenlerinin otomatik çalışarak durduğu da biliniyor. Öte yandan erken uyarı sistemi ayrıca en modern binalara da bağlı. Ve bu uyarı gelince modern binalardaki doğalgaz vanaları otomatik olarak kapanarak olası bir yangının önüne geçiliyor.
Japonya’nın saygın üniversitelerinden Tokyo Üniversitesi’ndeki bir araştırmada başkent Tokyo’daki binaların yüzde 87’sinin en güncel deprem teknolojileriyle inşa edildiği kayıtlara geçmişti. Gökdelenlerin genelde yüzlerce bilim insanının katkısıyla inşa edildiği de belirtildi.
Müteahhitlerin de binaların güvenliğine önem verdikleri belirtilirken bu sayede yatırımlarının da karşılığını alabildiği belirtildi. İnşaat yapan şirketlerin bu tür binalardaki evleri ve ofisleri çok daha yüksek fiyata satabildiği ve bu sayede “kazan-kazan” durumunun yaşandığına dikkat çekildi.

VERGİ AVANTAJI
Japonya hükümetinin, modern depreme dayanıklı binalar inşa eden şirketlere vergi indirimi ya da düşük ödemeli sigorta gibi avantajlar sunduğu da belirtildi.
Tokyo’daki birçok binada depremin şiddetini azaltan özel sistemler kullanıldığı belirtilirken bu teknolojiyi kullanmak isteyen müteahhitlerin sadece bunun için 51 milyon doları gözden çıkarması da bekleniyor. Binaların duvar ve pencerelerinin de sismik şoku emecek şekilde geliştirildiği aktarıldı.
Tsunamiye karşı birçok risk altındaki sahil bölgesinde dev dalga kıranlar olduğu ve bunun sayesinde tsunami dalgalarının yavaşlatılabildiğini hatırlatan uzmanlar, cep telefonu ya da televizyon-radyoya erişimi olmayanlar için hoparlörler uyarı sisteminin de olduğunu belirtti.
Tsunamiye karşı bazı bölgelerde milyarlarca dolar harcanarak yerlatı tünelleri ve yolları yapıldığı ve bu sayede Tokyo’nun sular altında kalmasının engellendiği ve tsunami sularının sel sularına yönlendirildiği de belirtildi.
46 MİLYAR DOLAR HARCANDI
Japonya’da hükümet depremle mücadele teknolojilerinin bakımı, tamiri ve yatırımı için ise rekor bir miktarı gözden çıkarmış durumda… Sadece 2023’te hükümet depremde vatandaşlarına zarar gelmemesi için 46.1 milyar dolar harcadı.
Yılda 2 bin depremin yaşandığı ülkede deprem konusundaki eğitimin ve tatbikatların da büyük bir önemi olduğu belirtildi.
]]>Yazılımda, bölgelerdeki tarihsel depremler ile yıllık yeryüzü hareket verileri, coğrafi bilgi sistemi destekli programa aktarılarak, fay hatlarının ‘mavi’, ‘yeşil’ ve ‘kırmızı’ tonlarına göre değerlendirilen ‘fay gerginlikleri’ belirlendi.
“MARMARA BÖLGESİ’NDEKİ FAYLAR ÇOK DAHA GERGİN”
Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın analizini tamamladıklarını, diğer fay hatları için de çalışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Kutoğlu, geliştirdikleri yapay zeka destekli dijital model ile gergin fayları tespit edebildiklerini söyledi.
1’i Doğu Anadolu’da, 3’ü Marmara’da olan 4 faya dikkat çeken Prof. Dr. Kutoğlu şunları kaydetti:
“Erzincan’ın 40-50 kilometre doğusunda kalan Yedisu Fayı zaten biliniyordu. En doğuda, en gergin fay olarak burası gözüküyor. Marmara Denizi’ne kadar, Yedisu Fayı’ndan daha gergin bir fay görmüyoruz.
Ancak Marmara Bölgesi’nde çok daha gergin faylar olduğunu görüyoruz. 1999’da İzmit Düzce’de deprem meydana gelen hattın çok soğuk olduğunu görüyoruz. Koyu lacivert görüyoruz.
Çünkü 24 senelik yer hareketi sebebiyle enerji biriktiriyor, o yüzden burası soğuk. Gerginliğin artması için çok daha uzun yıllara ihtiyaç var. Ama onun altında Sakarya’dan Pamukova- Geyve’ye doğru dönen bir hat var.
Onun kırmızı renkte olduğunu görüyoruz. Burada en son depremin 1000’li yıllardan önce olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla yıllık yer hareketlerini buraya uyguladığımızda fayın oldukça gergin durumda olduğu tabloda ortaya çıkıyor.”

Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu
“BANDIRMA VE ERDEK’TEKİ KOLLAR, HEPSİNDEN DAHA GERGİN”
Doğudan Marmara’ya kadar gergin hat gözlemlemediklerini belirten Prof. Dr. Kutoğlu, şöyle konuştu:
“99 depreminden sonra kuzey kollardaki fayların üzerinde duruluyor. Çınarcık segmentinin gerginlik seviyesinin artmış olduğunu, hemen batısında da Marmaraereğlisi, Silivri önlerindeki hattın ondan daha da gergin olduğunu, turuncu renkte olduğunu görüyoruz.
Bu orta kol üzerinde, Çınarcık’tan Tekirdağ’a olan kısımda Marmaraereğlisi ve Silivri önlerindeki kısmın daha gergin olduğu, yer hareketlerine göre ortaya çıkıyor.
Ama buralar, her ne kadar gergin olsa da güneyde özellikle Gemlik Körfezi’nden denize dalan ve Mudanya önlerinden devam eden hattın kuzeydeki koldan daha da gergin olduğunu ama biraz daha batıya geçtiğimizde Bandırma ve Erdek’teki kolların ise hepsinden daha da gergin olduğunu görüyoruz.”

İSTANBUL İÇİN KRİTİK 2 HAT
İstanbul ile ilgili güneydeki hatlara da dikkati çeken Prof. Dr. Kutoğlu, “Çalışmamızdan hareketle baktığımızda İstanbul anlamında sadece kuzey koldan değil; Sakarya’dan güneye dalan Geyve-Pamukova hattında devam eden yine Gemlik’ten Mudanya önlerinden devam eden Bandırma- Erdek hattına da son derece dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bizim yaptığımız çalışmaya göre, tarihsel depremlerden yola çıkarak ve yıllık hareket hızlarına bakarak elde ettiğimiz gerginlik değerlerine göre, bu hatlar diğerlerinden çok daha gergin durumda gözüküyor” dedi.
“7’NİN ÜZERİNDE BÜYÜK DEPREM ÜRETMİŞLER”
Fay uzunluğu 30 kilometre üzerine çıktığında, deprem büyüklüğünün de 7 ve üzeri deprem üretme potansiyelinin arttığını anlatan Prof. Dr. Kutoğlu, “Bölgede de bu potansiyel var. Geçmişteki depremlere baktığımız zaman da bu faylar zaten tarihin değişik zamanlarında 7’nin üzerinde büyük depremler üretmişler. Mesela Mudanya önündeki Gemlik’teki fayın tarihsel dönemine baktığımız zaman 6.6 büyüklüğünde bir deprem üretmiş. Bandırma tarafında 7.2 gibi bu civarda depremler var. En gergin Bandırma ve Erdek tarafı, 2’nci sırada Sakarya, 3’üncü sırada Gemlik tarafı, 4’üncü sırada Marmara Denizi bölgesini koyabiliriz” diye konuştu.
]]>Türkiye’yi sarsan 6 Şubat depremleri, İsrail-Hamas savaşı, Rusya-Ukrayna savaşı ve Azerbaycan-Ermenistan arasında Karabağ bölgesine ilişkin operasyon 2023 yılının dikkat çeken olayları arasında dünya basınının manşetlerinde yer buldu.
2023’ÜN EN YIKICI DOĞAL AFETİ: MARAŞ DEPREMLERİ
Türkiye’de 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde iki deprem yaşandı. Depremlerde yaklaşık 6 bini Suriye tarafında olmak üzere en az 56 bin kişi hayatını kaybetti.

Dünya çapında yankı uyandıran deprem felaketi için birçok ülke kurtarma ekibi gönderdi.
2023 yılında bir başka deprem felaketi, Fas’ın Marakeş bölgesi’nde yaşandı. 8 Eylül’de Marakeş, şiddetli bir depremle sarsıldı ve 6.8 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 3 bin kişi öldü, 5 bin 600’den fazla kişi yaralandı.
Bir diğer afetse Libya’da yaşanan sel felaketiydi ve 11 binin üzerinde kişi hayatını kaybetti.
Afganistan’da ise Ekim ayında 6.3 ve 6.2 büyüklüğünde yıkıcı iki deprem meydana geldi. Birçok ülkenin yardım gönderdiği ülkede, 3 binden fazla kişi hayatını kaybettti.
2023 yılı birçok doğal afetin yaşandığı bir yıl olarak kaydedilirken dünyanın birçok yerinde orman yangınları, sel felaketleri ve heyelanlar yaşanmaya devam etti.
TÜRKİYE’DE SEÇİM
Türkiye Mayıs ayında Cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gitti.

Seçim, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasında birinci turda salt çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle ikinci tura kaldı.
Dünya gündeminde yer alan ikinci tur seçimi 28 Mayıs 2023’Te yapıldı ve Recep Tayyip Erdoğan yeniden seçildi.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, 2023’te de devam etti.
Ocak ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rus kuvvetlerinin büyük intikam için hazırlık içerisinde olduklarını ve Batılı ülkelerin bir an önce Ukraynaya desteklerini arttırmaları gerektiğini söylemişti.

Ukrayna için 2023 diplomatik gelişmelerin yaşandığı bir yıldı. Kiev yönetimi, Moskova’nın işgal ettiği toprakları geri almak amacıyla Haziran’da karşı saldırı başlattı, çatışmalarda birçok sivil hayatını kaybetti.
Yıl biterken Rusya, 29 Aralık Cuma günü 2023 yılının en büyük füze ve dron saldırısını gerçekleştirdi. Ukrayna, 158 füze ve insansız hava aracından 114’ünü düşürdüğünü açıklarken saldırılarda 30 kişi yaşamını kaybetti, 160 kişi yaralandı.
WAGNER İSYANI
Rusya devleti adına askeri faaliyetlerde bulunan paramiliter Wagner Grubu’nun lideri Yevgeny Prigojin, 23 Haziran’da destekçileri ile birlikte Moskova’ya yürüyere isyan başlattıklarını duyurdu.

‘Kardeş kanı dökülmemesi’ için isyanı durduran Prigojin, 2 ay sonra beraberindeki yolcularla birlikte Moskova yakınlarında uçak kazası yaptı. Kazadan kurtulan olmadı.
Kazanın ardından “intikam suikastı” iddialarıyla gündeme gelen Rusya lideri Putin kısa bir başsağlığı açıklamasında bulundu.
KARABAĞ’DA ANTİ-TERÖR OPERASYONU
Azerbaycan Savunma Bakanlığı, 19 Eylül’de Karabağ bölgesinde Ermenistan’ın provokasyonlarına karşı anti-terör operasyonu başlatıldığını duyurdu. Azerbaycan harekatı “Dağlık Karabağ bölgesinde anayasal düzeni tesis etmek amacıyla düzenlenen antiterörist bir operasyon” olarak tanımlamladı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 15 Ekim’de Hankendi ve Hocalı’da Azerbaycan bayrağını göndere çekti.
İSRAİL-HAMAS SAVAŞI
Hamas’ın askeri kanadı İsrail’e karşı 7 Ekim’de Aksa Tufanı operasyonu başlattıkları duyurarak gece boyunca 5 bin roket fırlattıklarını açıkladı.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise gece boyunca devam eden roket saldırısı sonrasında sabah saatlerinde savaş durumu alarmı ilan etti. İsrail Hava Kuvvetleri, savaş uçaklarının abluka altındaki Gazze Şeridi’nde bulunan Hamas hedeflerini bombaladığını duyurdu.
7 Ekim’den bu yana süren çatışmalarda yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, Gazze nüfusunun neredeyse tamamının yerinden edildiği ifadeleri yer aldı. 28 Aralık itibariyle İsrail’in Gazze’deki saldırılarında ölü sayısı 21 bin 500’ü geçti.
2023’TE YAŞANAN ÇARPICI OLAYLAR
Dünyanın çeşitli yerlerinde iklim krizi kaynaklı aşırı hava olaylarının yaşandığı 2023 yılında düzenlenen en üst düzey iklim zirvesi COP28’de, küresel ısınmayla mücadele için tüm ülkelere fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısında bulunuldu.
Çevre adına düzenlenen zirve ve panellerin yanı sıra tartışmaların odağında olan Japonya, 2011’deki depremin ardından meydana gelen tsunamide zarar gören Fukuşima Dai-içi Nükleer Santrali’ndeki radyoaktifle kirlenmiş atık suyu ALPS yöntemiyle arındırarak 24 Ağustos’ta okyanusa boşaltmaya başladı. Radyoaktif atık suyun tahliyesi, dünyanın çeşitli yerlerinde protesto edilse de Japonya hükümeti kademeli olarak Ekim ve Kasım aylarında da boşaltma işlemlerine devam etti.

AFRİKA’DA ART ARDA DARBE
Afrika’da 2023’te iki askeri darbe yaşandı.
Nijer’de ordu 26 Temmuz’da ‘kötüleşen güvenlik durumunu’ gerekçe göstererek yönetime el koydu. Batı Afrika ülkesi Gabon’da ise usulsüzlükler nedeniyle eleştirilen cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen ardından 30 Ağustos’ta askeri bir darbeyle Ali Bongo yönetimi sona erdi. Darbeyle 55 yıllık Bongo iktidarını devirerek yönetimin başına geçen General Brice Oligui Nguema, ülkedeki kurumların daha demokratik olacağı sözünü verdi.
]]>Astroloji alanında araştırmalar yapan ve 40 kitapta imzası bulunan Öner Döşer’in son iki kitabı Güneşle Randevu ve Güneşmerkezli Astroloji, güneş patlamalarının iletişim sistemleri, doğal afetler, finansal çöküşler, kitle hareketleri ve savaşlar, insan sağlığı üzerindeki etkilerini örnekleriyle anlatıyor.
SALGIN HASTALIKLARA DİKKAT!
DÜNYA genelinde JN1 virüsünün yayıldığını görüyoruz. Salgın hastalıklara dikkat çekmiştik. Şimdi Mars 23 Ocak’a kadar seyrine devam edecek ve Mars virüslerle, hızlı yayılan salgınlarla ve ateşli hastalılarla ilgilidir. Bu yüzden ocak ayına özel dikkat çekmek isterim. İlkbahar aylarında da özellikle nisan ve mayıs aylarında iki tane riskli gezegen kavuşumu var. Bunlardan biri tahıl, toprak ve bitkilerden bulaşabilecek salgınlara dikkat çekerken diğeri sulardan geçebilecek virüs ve salgınlara dikkat çekiyor.
SUYLA İLGİLİ SINAVIMIZ BÜYÜK OLACAK!
SATÜRN’ün Balık burcunda seyredeceği 2024 yılında imtihanımız sular, denizler ve okyanuslarla olacak. Su konusunda tasarruflu davranmamız çok önemli. Çünkü bir kuraklık döneminden geçmekteyiz. Denizlerimizi, okyanusu temiz tutmamız da çok önemli, bu konularda karşılaşacağımız bazı kritik durumlarla bunu daha iyi anlayabiliriz. Barajlarımız, suyun saklanması, tarımda sulama sistemleri, suyu az tüketerek sulama sağlayan sistemler çok önemli olacak. İklim değişikliğinin kendini daha belirgin göstereceği süreçte, Neptün ve Satürn’ün bir müddet için Koç burcunda seyredeceği 2025 yılı ilkbahar aylarından itibaren kuraklık konusunda alarm zilleri çalmaya başlayacak. 2026 yılında bu durum daha da belirginleşecek.
AĞUSTOS VE KASIM DEPREM İÇİN STRESLİ
Deprem olasılıklarını tarih olarak sıralayan Öner Döşer, depremin yerini söylemenin astrolojik açıdan doğru olmadığını belirtti. Dünya ve Türkiye’de 2024’te olası büyük depremler için ise 25 Ocak, 10 Şubat, 24 Nisan, 8 Mayıs, 6 Temmuz, 19 Ağustos, 17 Ekim, 1 Kasım ve 16 Kasım’ı işaret etti. Döşer “19 Ağustos ve 16 Kasım ise en stresli tarihler ve dikkat etmek gerekli” dedi. Beklenen İstanbul depremini sorduğumuzda ise Öner Döşer “Büyük İstanbul depremi için kesin bir tarih söylemek zor ama belirgin tarihler vermek gerekirse kısa vadede 2026 ve 2027 yılları, uzun vadede 2033-2035 yılları arası dikkatimi çekiyor’’ yanıtını verdi.
DOĞAL AFETLER ARTACAK!
DOĞAL afetlerin çok artacağı bir yıla giriyoruz. Gezegenlerin oluşturduğu geometrik açılara dayalı tahminlerin yanı sıra artan güneş aktivitesi de bu riski artırmaktadır. Güneş aktivitelerinin artış ve azalış döngüleri doğal afetlerin döngüleriyle de örtüşmektedir. Jüpiter geniş çaplı olayları, Uranüs ise depremleri temsil eder. Bu yıl bu ikisinin yakınlaştığı dönemlerde daha fazla sayıda deprem görebiliriz. 2024 yılının ilk yarısı bu açıdan dikkat çekmektedir. Ama Uranüs ve Satürn ile dizilimde olan yeniay ve dolunaylar yılın ikinci yarısında da mevcut. Aşırı yağış, sel, su baskınları açısından dikkat çeken tarihler: 10 Şubat civarı, 24 Şubat civarı, 28-29 Şubat arası, 1 Mart civarı, 9-12 Mart arası, 20-25 Mart arası, 3 Nisan civarı, 8 Nisan civarı, 24 Nisan civarı.
Yangınlar açısından dikkat çeken tarihler: 20-23 Mayıs arası, 29 Mayıs civarı, 3 Haziran civarı, 6 Haziran civarı, 4 Ağustos civarı, 14 Ağustos civarı.
Fırtınalı, aşırı rüzgârlı hava koşulları riski: 20-23 Mayıs arası, 26 Mayıs civarı, 11 Haziran civarı, 20-22 Temmuz arası, 14 Ağustos civarı, 11 Eylül civarı, 18 Eylül civarı, 2 Ekim civarı, 17 Ekim civarı, 1 Kasım civarı, 19 Kasım civarı, Aralık ayının ilk günleri, 15 Aralık civarı, 27 Aralık civarı.
ASKERİ TUZAK VE PUSULARA DİKKAT!
■12 kahraman askerimizin şehit düşmesinin ardından askeri hareketlilik ülkemizde devam edecek mi?
Şehitlerimize vatan minnettar. Yeni yılda da askeri hareketlilik devam edecek. Askeri konularda tuzaklara dikkat edilmeli. Önümüzdeki günlerde hemen bu haftalarda dikkatli olmak gerek. Askeri tuzaklardan kastımız pusu ve tuzak kurulması yanıltılmak gibi riskler. Mars-Neptün arasındaki dik açı kışa giriş haritasının en dikkat çeken açılarından biriydi ve uyarıda bulunmuştum. Şimdi bu 27 Aralık Dolunay haritasında da özellikle tuzaklara çekilme riski çok kuvvetli bir sürece bağlıyor.
Sağlıkta nelere dikkat etmeliyiz?
Kulaklar ve boyun boğaz bölgesi sorunları tiroit bozuklukları, denge bozuklukları manyetik alan rahatsızlıkları ve elektromanyetik zehirlenme çok sık görülebilir. Aynı zamanda kanla taşınan hastalıklar. Soğuk algınlıklarının artması. İlkbahar aylarında zayıf bağışıklık potansiyeli çok artıyor özel dikkat gerektiriyor. Kış aylarında özellikle Ocak’ın 20’li tarihlerinden itibaren kalp dolaşım ve solunumla ilgili sağlık riskleri artıyor. Şubat ortalarına da dikkat çekmek istiyorum. Zihinsel, mental sağlık problemleri de çok artacak ilkbahar aylarında. Yani akıl sağlığımıza da dikkat etmemiz gerekiyor. Agresyon yüksek olacak.
Gazze’de yaşanan katliam son bulacak mı?
Dünya astrolojisi derslerimden birinde ekim ayında girdiğimiz döngünün daha evvel Gazze-İsrail arasındaki çeşitli savaşlarla ilgili oluğunu söylemiştim. 7 Ekim tarihi şiddetli ve sert olaylara dikkat çekmişti. Direkt o gününharitasını göstererek 7 Ekim günü için uyardım. Ben öngördüm diye olmadı zaten olacaktı. Yeni yılda da 23 Ocak’a kadarki dönemde İsrail’in hava saldırılarının iyice yoğunlaşacağını ancak sonrasında bir yavaşlatma ya da kara harekâtını bitirme söz konusu olabilir. Bir kaç hafta sonra gibi.
Dünyayı nükleer savaş mı bekliyor?
Yeni yılda ABD İran, Rusya ve Çin öne çıkıyor
İlkbahar aylarında nükleeri çok konuşacağız, ağustosta ve kasım ayında nükleer riskleri çok konuşacağız. Yeni yılda ABD, İran, Rusya ve Çin öne çıkıyor. 30 Aralık 2024- 7 Nisan 2025 arası 96 gün boyunca Mars maksimum kuzey deklinasyonda olacak bu da askeri konuların savaş atmosferinin kendisini belirgin göstereceği zamanlara işaret ediyor. 3. Dünya Savaşı’nı konuşuyor olabiliriz. Bir de nükleer kaza riski 8 Nisan’daki güneş tutulmasıyla öne çıkıyor. Aynı tutulmada 19 yıl geriye gittiğimizde 26 Nisan 1986’daki Çernobil faciasıyla örtüşüyor. Bu da bize sadece saldırı değil nükleer kaza riskini öne çıkarıyor.

YENİ YILDA EN RİSKLİ TARİHLER
Aşağıdaki tarihler civarında çeşitli alanlarda riskler artabilir.
24-25 OCAK civarı: Deprem riski, askeri konularda agresyon.
10 ŞUBAT civarı: Deprem riski, kriptoda türbülans.
14 ŞUBAT-17 ŞUBAT arası: Sert etkiler var, olumsuz hava koşulları, doğal afetler riski.
24 ŞUBAT civarı: Ekonomi açısından stresli.
10 MART civarı: Olumsuz hava koşulları, aşırı yağış, sel, su baskını riski.
25 MART civarı: Olumsuz hava koşulları, aşırı yağış, sel, su baskını riski.
8 NİSAN civarı: Liderler açısından dikkat çekici, sert etkiler.
21 NİSAN civarı: Doğal afetler, olumsuz hava koşulları, fırtına riski.
24 NİSAN civarı: Salgın hastalıklar, olumsuz hava koşulları, kazalar, liderler arası güç çekişmeleri.
15 TEMMUZ civarı: Askerî temalar, patlayıcı sert etkiler, çok riskli bir zaman.
19 AĞUSTOS civarı: Doğal afetler, deprem, kripto paralar, nükleerle ilgili riskler.
3 EYLÜL civarı: Ekonomi açısından riskli, Türkiye için yöneticilerle ilgili sorunlar.
17-18 EYLÜL civarı: Uluslararası ilişkiler, askerî konular açısından riskli, ekonomik sıkıntılar olasıdır.
2 EKİM civarı: Askeri temalar vurgu kazanıyor, politik türbülans, kazalara açık bir zaman.
17 EKİM civarı: Deprem riski, diplomatik sorunlar, savaş enerjisi.
1 KASIM civarı: Askeri stresler, enerji sorunları, kripto paralar, bankalar ve ekonomi sıkıntı.
16 KASIM civarı: Deprem riski, kripto para, bankalar ve ekonomi sıkıntı.
30 ARALIK- 1 Ocak arası: Agresyon, askeri hareketlilik.
ÖNLEMİNİZİ ALIN!
2024 yılının en önemli konularından biri de güneş patlamaları ve jeomanyetik fırtınalar olacak. Güneşmerkezli astroloji sistemiyle 15 yıldır çalışıyorum ve görebildiğim kadarıyla bu astroloji türü güneş patlamalarını öngörmekte çok başarılı. Güneş patlamaları ve elektrik ya da internet kesintileri, GPS sistemlerinin zarar görmesi açısından yılın ilk yarısında dikkatimi çeken bazı riskli tarihleri paylaşmak istiyorum: 20-23 Ocak arası, 12-13 Mart civarı, 21-24 Nisan arası, 8 Mayıs civarı, 18 Mayıs civarı. Alışageldiğimiz yermerkezli astroloji haritaları da Jüpiter ve Uranüs’ün kavuşumda olacağı nisan ve mayıs aylarına dikkat çekiyor. Boğa burcunda seyreden Uranüs manyetik alandaki çalkantılarla, ani değişimlerle alakalıdır. Jüpiter etkiyi genişletir ve küreselleştirir. Bu ikisinin diğer gezegenlerden tetikleyici açılar alacağı ilkbahar aylarında güvenlik önleminizi ve tedbirinizi alın! Ola ki bir sıkıntı yaşanmazsa, en azından içiniz rahat olur.
YARIN: YENİ YILDA BURÇLARI NELER BEKLİYOR?
]]>Merkez Dulkadiroğlu ilçesi Yahya Kemal Mahallesi Vezir Hoca Bulvarı’nda yıkılan 8 katlı binanın müteahhidi H.Ç, şantiye şefi H.İ.U, statik proje ve uygulama denetim görevlisi Y.K, yapı denetim şirketi yetkilisi H.Y. ve kontrol elemanı M.Y. hakkında Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis talebiyle hazırlanan iddianame, 4. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
DÖRT KEZ RUHSAT DÜZENLENDİ
Enkazda yapılan bilirkişi incelemesine ait raporlar, karot ve demir numune analizleri ile tutanaklarının yer aldığı iddianamede, yıkılan binada 16 kişinin hayatını kaybettiği hatırlatıldı. Said Bey Sitesi A Blok enkazından yeteri kadar beton numunesi ve demir donatı örneği alındığı belirtilen iddianamede, söz konusu binada 13 Haziran 2016’da yeni yapı, 4 Ağustos 2016’da isim değişikliği, 16 Kasım 2016’da mimari tadilat ve 25 Aralık 2017’de mimari tadilat ve isim değişikliği olmak üzere 4 yapı ruhsatının düzenlendiği bilgisi verildi.
YÖNETMELİKLERE AYKIRI
Yıkılan binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında etriye kanca özellikleri bakımından yetersizlikler olduğu vurgulanan iddianamede, şunlar kaydedildi:
– Yapının temeli ile 2. tablası arasında kalan katların kontrollerinin binanın inşası devam ederken değil de binanın inşası tamamlandıktan sonra yapıldığı, bina tamamlandıktan sonra binanın asma kat bölmesinin çelik konstrüksiyon ve betonlarla tamamlanarak bir kat haline getirildiği belirlenmiştir. Döşeme kirişleri arasında dolgu malzemesi olarak köpük kullanıldığı, binada dökülen betonların basınç dayanımının birbirine yakın olmadığı, kolon kiriş ve temellerden alınan numunelerin basınç dayanım sonucunun düşük olduğu tespit edilmiştir.
– 3 kiriş ve 2 döşemede zemin emniyet gerilemesinin sınır değerlere yakın ancak yetersiz olduğu, bazı kolonlarda kullanılan enine donatı alanı ile güçlü kolon-zayıf kiriş koşulunun sınır değerlere yakın ancak yetersiz olduğu belirlenmiştir. Yapılan inceleme, değerlendirme ve elde edilen bulgular neticesinde, söz konusu binada projelendirme, yapım ve iş bitimi aşamalarında Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve İmar Kanunu esaslarına yeterince uyulmadığı anlaşılmıştır.
MALZEME KALİTESİZ
İddianamede, bilirkişi raporunda yapı müteahhidi H.Ç’nin iş bitimi aşamasında proje ve uygulama arasında farklılık yarattığından, yapım aşamasında donatı detaylandırması eksikliği ve malzeme kalitesi yetersizliğinden, şantiye şefi H.İ.U, statik proje ve uygulama denetim görevlisi Y.K, yapı denetim şirketi yetkilisi H.Y. ve kontrol elemanı M.Y’nin yapım aşamasında donatı detaylandırması eksikliği ve malzeme kalitesi yetersizliğinden asli kusurlu olarak kabul edildiği bildirildi.
Yıkım sonucu yaşanan ölümlerden sanıkların sorumlu olduğu belirtilen iddianamede, “Projelendirilmesindeki eksiklikler, binanın yapı malzeme özelliklerindeki yetersizlikler, uygulama ve işçilik hataları, şüphelilerin mesleğinin ve kanunun yüklediği sorumlulukları yerine getirmemiş olmaları sebebiyle Said Bey Sitesi A Blok deprem sırasında yıkılmıştır.” değerlendirmesinde bulunuldu.
İddianamede, Kahramanmaraş’ın deprem kuşağında yer aldığı ve deprem tehlikesi altında bulunduğunun herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğu, sanıkların da yaptıkları meslek ve üstlendikleri görev doğrultusunda deprem tehlikesini bilmesi ve öngörmesi gerektiği ifade edildi. İddianamede ayrıca, Ş.G, S.A, A.B.Ç. ve Z.B.K. hakkında “Taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiği aktarıldı.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ’ın, “İstanbul Yenileniyor” projesi kapsamında 14 Nisan 2023’te temelini attığı, yaklaşık bin 200 kişinin yaşadığı Kartal Kaper Sitesi’ndeki hak sahiplerinin yaşayacağı daireleri belirlemek üzere noter huzurunda kura çekimi yaptı.
“BİR HANEYİ DÖNÜŞTÜRMEK DÖRT CANI KURTARACAK”
Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen kura törenine İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, CHP Parti Meclisi Üyeleri Mahir Yüksel, Cem Aydın, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel ve KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt da katıldı. Kura çekiminden önce konuşan İmamoğlu “Türkiye’de hane halkının ortalamasını 4 kabul edebiliriz. Bir haneyi bile dönüştürmenin 4 canı kurtaracağı çok net. Allah korusun, Allah gecinden versin İstanbul’da deprem meselesi hepimizin kabusu. Allah gecinden versin diyoruz çünkü tarihsel süreçte doğanın ortaya koyduğu bir gerçekle depremin olmaması diye bir kavram yok, olacak. Ama geç olması duamız çünkü ne yazık ki çok eksiğimiz var. Yani yapmamız gereken, başarmamız gereken ve sonuçlandırmamız gereken çok işimiz var” dedi.

“HİÇBİR GAYRETİ KÜÇÜMSEMİYORUM”
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin yıkıcı etkilerine dikkat çeken İmamoğlu “1999 depremiyle tekrar deprem gerçeğiyle sarsıldık ve bunun bir gerçek olduğunu, var olacağını ve can aldığını gördük. O günde beni de İstanbul’da herkes bir gayret içerisinde. Hiçbir gayreti küçümsemiyorum. O dönemin hükümetinden başlayın, sonraki hükümetler, yöneticiler aynı zamanda belediye başkanları, hem o dönemim partileri, hem sonraki dönem hizmet edenler, bizler hep birlikte hizmet ediyoruz. Bu hizmetin yok sayılması mümkün değil ama eksiklerimizi görmek, hatalarımızı görmek ve ona göre de bir yol yürüyüş biçimini ortaya koymakla da yükümlüyüz” dedi.
“80 SENE DE GEÇSE TAMAMLAYAMAYIZ”
“1999 yılından bugüne yürüdüğümüz hız ile hareket edersek 80 sene de geçse İstanbul’un dönüşümünü tamamlayamıyoruz” tespitini yapan İmamoğlu şöyle devam etti:
– O zaman başka bir şey yapmamız lazım. Hızlı hareket etmemiz lazım. Ve zaman kaybetmememiz lazım. Bu büyük bir seferberlik aslında bahsettiğimiz şey. Kaper Sitesi bile 2017’de riskli yapı ilan ediliyor.2019’da yıkılıyor. Anlaştım denirken olmuyor. Yeniden başlanıyor. Şimdi tabii hızla inşaatı devam ediyor. 2023 yılındayız, muhtemelen inşaatın 1.5-2 yılı var. 2 yıl daha üstüne koyarsak 2025. Yani 8 sene. Bunlar çok uzun süreler. Bu işler böyle olmayacak. Hızlı olmak zorunda. Ben her birinizin yuvası sağlam olursa kafamı yastığıma rahat koyabilirim.
“GÖRÜYORUM, AYIPLIYORUM”
Bütün bunlar için kanuna ihtiyaç olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
– Hukuksal bir zemine ihtiyacımız var. Türkiye’nin bütün kurum ve kuruluşları bir arada hareket etmeli. Kamu bankaları kapıların ardına kadar açmalı. Allah aşkına bu işin partisi olur mu? Bu işin partisi olmaz. Bu işin siyaseti hiç olmaz. Burada yaşayan her vatandaşımız bizim için kıymetli. Bu alanda beraber üretelim, iş birliği yapalım. Çıkalım milletin huzuruna ‘biz beraber yaptık’ diyelim. Birbirimizi alkışlayalım, ellerimizi tutalım, ayağa kaldıralım. Böyle olmalı. İş böyle yürümedi ama. Yürümemesi için de gayret sarf ediliyor. Ben bunu görüyorum. Ayıplıyorum. Ama yine de bunu ısrarla söyleyeceğiz.
– Hep birlikte bu işi beraber çözelim, beraber üretelim. Bu yasal zemini birlikte oluşturalım. İstanbul şehrini yok saymadan, ilçe belediyesini yok saymadan hep birlikte kotararak, kamu bankalarının kaynaklarında KİPTAŞ’ı kenara iterek değil. Kiptaş parayı alıp cebine koymuyor ki. Vatandaş adına inşaata harcayacak. Biz başka kaynak bulur muyuz? Onu da buluruz. Ama biz diyoruz ki, o kaynağı da bulalım, devletimizin kaynağını da kullanalım. Hep birlikte ayağa kaldıralım İstanbul’u. Bir an önce insanların kaygılarını, yaşadığı binalarda giderelim.

“HIZLI TARAMA YÖNTEMİNİ KÜÇÜMSEDİLER”
İstanbul’da uyguladıkları hızlı tarama yöntemini bakanlığa da önerdiklerini ama bu çalışmanın küçümsendiğini ifade eden İmamoğlu “Uzaktan seyreden bir takım tavırlara sahipler ama aslında biz hızlı taramayla insanların evlerinin durumunu bir ön tespitini yapıyoruz. Tabiri caizse sıkıntı varsa binanın kapısını sert çalıyoruz. 113 bin binayı ziyaret edip 35 binini inceledik. Bütün bunları liyakatle yaptık” dedi.
“BİZİM BU DÖNEM GİTMEYE NİYETİMİZ YOK”
İmamoğlu seçim dönemi yaklaşırken açıklanan sosyal konut projelerine işaret ederek şunları dile getirdi:
– Bazen ben bile utanıyorum. Niye utanıyorum? 300 bin sosyal konut, 400 bin sosyal konut, 500 bin falan… Bunlar havada uçuşuyor. Bunlara gerek yok. Seçim yaklaşıyor diye özellikle İstanbul manşeti atılarak bu iş yapılıyor. Sanki İstanbul Patagonya’da bir yer. İstanbul hepimizin. İstanbul’da bir belediye başkanı var. Bir Allah’ın günü ‘sizin masanız ayrı, bizim masanız ayrı’ dedik mi? Demeyiz. İstanbul belediye başkanlığı kimin? Milletin, 16 milyon insanın. Seçimle gelir, yarın da gider. Bizim bu dönem gitmeye niyetimiz yok, onu söyleyeyim de… Kurumlar bizim. Biz orada beraber çalışacağız. Millet bizi bir arada çalışırken gördü mü mutlu olur. Seçimden önce ‘vay işte biz orada Ekrem İmamoğlu’nu azıcık aşağı nasıl basarız?’ vesaire gibi hamleler, şunlar, bunlar…. Çok önemli değil. Biz işimize bakacağız. İlk günden beri bu işin partisinin olmadığını söyledik. Hep beraber çalışmayı öğrenmeliyiz. Bunu yasaya bağlamalıyız.
“BUNLAR HALKÇI ÇÖZÜMLER DEĞİL”
Göreve geldiklerinden beri deprem için tek çatı altında birlikte çalışılacak bir sistem kurulmasını önerdiklerini hatırlatan İmamoğlu “İstanbul Deprem Başkanlığı, İstanbul Deprem Konseyi, İstanbul Deprem Heyeti, adına ne dersek diyelim bir çatı altında çalışmamız gerektiğini önerdik. Öyle bir yapı kurardık ki örneğin Kaper sitesinin 3 yıl beklemesine gerek kalmaz bir günde karar çıkardı. Buna hiç kulak asmıyorlar. Ama bir tane Kanal İstanbul yapacağız diye gecelerini, gündüzlerini o işle meşgul edebiliyorlar. Niye? Orada birilerinin arsası var. O işi bırakın, milletin işini çözelim. İstanbul’da askeri alanlar tek tek imara açıldı, büyükşehir belediyesi yok sayılarak. Yüzde 85’i lüks konut oldu. Yanına yaklaşamazsınız. 15-20 milyondan aşağıya konut bulamazsınız orada. Bunlar halkçı çözümler değil. Biz halkçı çözümler üretirsek bu milleti mutlu edebiliriz” dedi.

“BEN SİZİN EMANETÇİNİZİM”
İmamoğlu yerel seçim mesajı da vererek şunları söyledi:
– Sizlerin oylarınıza talibiz. Ama her şeyden önce gönlünüzdeki sevgiye talibiz, oy verseniz de vermeseniz de. Oy peşinden gelir. Önce ona talibiz. Bize vereceğiniz her oy bizi daha güçlü kılacak. Daha çok iş üreteceğiz, göreceksiniz. Ve vatandaşımızın beklediği huzur, güven ortamını daha fazla yaşatacağız size. Kiptaş’ın size ait bir şirket olduğunu size göstereceğiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin size ait belediye olduğunu göstereceğiz. Ben sizin emanetçinizim. Bir kuruşunuza bile sahip çıkan emanetçinizim, benimle çalışan her arkadaşım öyle olacak. Ve devletin, milletin parası, hijyenik yönetilecek. Kimsenin eli değmeyecek. Böyle olunca Allah şahittir ki bereketi bol oluyor. Bizim bütçemiz bereketli kardeşim. İsrafa, ranta, milletin parasını çarçur etmeye son. Huzura, berekete, insanını korumaya devam. Bu şekilde yolumuza tam gaz devam edeceğiz.
Konuşmaların ardından, Bakırköy 23. Noter başkatibi Nurettin Aytekin’in gözetiminde daire çekilişlerine geçildi. Dairesi için kura çekecek ilk üç hak sahibi, İmamoğlu, Yüksel ve Kurt’un çektiği kuralarla belli oldu.
2017’DE RİSKLİ YAPI İLAN EDİLMİŞTİ
Kartal ilçesinin Hürriyet Mahallesi’nde 1988 yılı öncesinde yapılmış Kaper Sitesi, 2017 yılında riskli yapı ilan edildi. 16 blok 292 konut bağımsız birimden oluşan bin 200 kişinin yaşadığı Kaper Sitesi’nin hak sahipleri riskli yapılarını güvenli konutlara dönüştürebilmek için yıllarca çözüm aradı. Dönüşüm için müteahhitle anlaşıldı ve 2019 yılında binalar yıkıldı. Ancak yıkımdan sonra mevzuat değişiklikleri ile süreç tıkandı. Mağdur olan hak sahipleri 2021 yılında çözüm için KİPTAŞ’ın “İstanbul Yenileniyor” projesine başvurdu. Anlaşma sağlandı ve 14 Nisan 2023’te temel atıldı.
]]>Bütçenin önemli konularından birinin deprem öncesi alınacak tedbirlerle ilgili olması gerektiğini dile getiren Erol, deprem öncelikli yatırım programının revize edilmesini talep etti.
CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, bütçenin, “yandaşlar ve tefeciler için yapılmış; saraydaki atanmışlar tarafından yazılmış” olduğunu ileri sürerek, “O nedenle bu bütçe faiz bütçesi, borç ödeme bütçesi, hatta faizin de faizinin ödenmesi bütçesi olmuştur. Bu bütçede emekçinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin, memurun, kadının, gençlerin, öğrencinin, engellilerin; velhasıl cefakar halkımızın yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik tek bir ödenek tahsisi ne yazık ki bulunmamaktadır.” diye konuştu.
CHP Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici, Türkiye’nin, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında “her gün biraz daha antidemokratik ve otoriter uygulamalarla yönetildiğini, kurumlarda tarikat ve cemaat kadrolaşmasının olduğunu” öne sürdü.
Güvenlik kurumlarını güçsüzleştirecek, iktidarın ideolojik menfaatlere uygun dönüştürülmesine neden olacak her türlü müdahalenin karşısında duracaklarını, şeffaflığı savunacaklarını söyleyen Derici, “Belli ki yaşadığınız güç zehirlenmesiyle sanal bir gerçekliğe inanıyorsunuz. Bugün ülkede sizin çizdiğiniz mutluluk tablosunun aksine derin bir yoksulluk sorunu, iç ve dış güvenlik sorunları, hukuksuzluk ve antidemokratik uygulamalar bulunmakta.” ifadelerini kullandı.
“TOPLUMSAL ÇÜRÜME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, 2024 yılında, güvenlik ve savunma alanına 1 trilyon lirayı aşan bir bütçe ayırıldığını, güvenlik ve savunma alanında görev yapan insan kaynağının ise 1 milyon kişiyi aştığını ifade etti.
Buna rağmen Türkiye’nin güvenlik tablosunun iyi olmadığını öne süren Kılınç, “Ülkemizin güvenlik kurumları bu çürümeyi hak etmiyor. Türkiye Cumhuriyeti kara parayla uyuşturucuyla insan kaçakçılığıyla organize suç örgütleriyle anılmayı hak etmiyor. Saray ve tek adam yönetimi kurumları, devleti çürüttü. Şimdi evlerimizde, sokaklarımızda, okullarımızda, mahallelerimizde, şehirlerimizde büyük bir toplumsal çürüme riskiyle karşı karşıyayız.” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, Diyanet İşleri Başkanlığının, “toplumun tüm kesimlerinin Diyanet’i” olmasına yönelik beklentilerin dile getirildiğini ancak sonuç alınamadığını öne sürdü.
Devletin görevinin “ayrımcılığa uğramıyorsunuz” demek yerine her bir vatandaşın derdine merhem olacak çareleri bulmak olduğunu dile getiren Konuralp, Diyanet İşleri Başkanlığının yeniden yapılandırılması ve tüm inançlara eşit mesafede hizmet veren bir kuruma dönüşmesi gerektiğini söyledi.
Konuralp, sosyal medyada yer bulan imam sayısının hızla arttığını, Diyanet İşleri Başkanlığının bunlara karşı sessiz kaldığını iddia ederek, “Oysa Diyanet’in bu çağdaki en önemli görevlerinden biri, bu sosyal medyadaki sözde din adamlarına karşı mücadele etmek, toplumu bunlardan korumaktır.” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, Türkiye’nin hemen hemen her alanda büyük bir yozlaşma yaşadığını öne sürerek, “Çürümüşlüğün hakim olduğu bir ülkede bütçe yapmanın da bu bütçeyi halka anlatmanın da halkı inandırmanın da bir anlamı olmadığını düşünüyorum.” diye konuştu.
İktidarın, Türkiye’nin dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olması, kişi başı milli gelirin 25 bin dolara çıkması, ihracatın 500 milyar dolara yükselmesi, işsizliğin yüzde 5’e inmesi, enflasyon ve faizin düşmesi gibi güzel hedefleri bulunduğunu söyleyen Kılıç, ancak hiçbir hedefin tutmadığını iddia etti.
CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Milli Saraylar Başkanlığının 2022 yılı kesin hesabına bakıldığında başlangıç ödeneğinin 277 milyon lira, yıl sonunda gerçekleşen harcamanın ise 1 milyar 357 milyon lira olduğunu belirterek, benzer bir durumun 2023 bütçe gerçekleşmesi için de geçerli olduğunu dile getirdi.
Bakırlıoğlu, bütçeden deprem bölgesine yeterince pay ayrılmadığını öne sürdü.
“ÖYLE GÖRÜNÜYOR Kİ EK BÜTÇE GELECEK”
CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, bütçenin, doğmamış çocuğun üzerinde hakkı bulunan bir mekanizma olduğunu, sıkı sıkıya korunup denetlenmesi, sorgulanması gerektiğini ifade etti. Aytekin, şunları kaydetti:
“Bu bütçeye baktığımızda içinde bolca verginin olduğunu görüyoruz. Bütçenin yüzde 25’i bütçe açığından oluşuyor. AKP yönetemediği, har vurup harman savurduğu bütçenin faturasını halka kesiyor. Öyle görünüyor ki eylülü görmeden bir ek bütçe yine Meclis’in gündemine gelecek.
Türkiye Yüzyılı öyle bir makyaj ki makyaj silinince açlığı görüyoruz. O kadar ki Merkez Bankası Başkanı bile İstanbul’da ev bulamıyor ve annesinin yanına yerleşiyor. Başkan, Barınamıyoruz Hareketi’ndeki gençlerle buluşsun, o gençler kendilerine olayın sebebini gayet net anlatır. Eserinizle ne kadar övünseniz az. Bu ülkede derin yoksulluk yok, bu ülkede yoksulluk uçurumu var, bu ülkede bodur çocuk gerçeği var, beslenemediği için ağzında diş olmayan çocuklar var. Türkiye Yüzyılı’nın özeti şudur: Emekliye kuru ekmek, öğrenciye kurtlu yemek, yoksullara taş çorbası, saraydakilere ızgara ciğer, yürek. Bu bütçeye ‘hayır’ demek bizim vatandaşlık görevimizdir.”
CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Türkiye’nin basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 165. olduğunu savunarak, “dezenformasyon yasası” kapsamında 33 gazetecinin soruşturma geçirdiğini ifade etti. Bulut, “Türkiye’deki deprem gerçeğini, yargıdaki yolsuzluğu ve seçimdeki suistimalleri aktaran gazetecilerin karşılarında adli güçleri bulduğunu” savundu.
CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, 2024 bütçesinin “bütçe açığı” ile başlandığını öne sürdü.
Bütçenin gelir kısmının hemen hemen tamamının vergiden oluştuğunu söyleyen Arı, “Bu gelir çoğunlukta dolaylı vergi sistemiyle toplanan vergilerden oluşuyor. Yani bizim gariban vatandaşın, emekçinin, çalışanın, işçinin, işsizin yaptığı harcamalarda ödediği vergiler.” diye konuştu.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, CHP milletvekillerinin konuşmasından sonra söz alarak, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu söyledi.
Kimin elinde bilgi, belge, delil varsa savcılıklara gidip şikayet başvurusunda bulunabileceğini belirten Güler, “Uydurma, gerçek dışı, hayali ne kadar bilgi varsa lütfen buraya getirmeyin. Elinizde ne delil varsa, kim hangi suça karışmışsa bizzat takipçisi olacağım.” dedi.
]]>