Devlet – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Wed, 24 Jul 2024 21:34:08 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Terör örgütü sempatizanı etkin pişmanlıkla kurtuldu https://www.foxhaber.com.tr/teror-orgutu-sempatizani-etkin-pismanlikla-kurtuldu/ https://www.foxhaber.com.tr/teror-orgutu-sempatizani-etkin-pismanlikla-kurtuldu/#respond Wed, 24 Jul 2024 21:34:08 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=9103 PKK terör örgütüne yönelik bir operasyonda ele geçen dijital materyallerde,  dağ kadrosunda yer alan bazı teröristlerin fotoğrafları polis kriminal incelemesine alınarak yüz tarama sistemiyle kimlik bilgileri tespit edildi. Bunlardan birinin Sağlık Bakanlığına bağlı Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesinde sağlık teknikeri olarak görev yapan Süleyman P. olduğu belirlendi. Kendisiyle birlikte 5 kişilik terörist grupla fotoğrafları ortaya çıkan teknikerin hemen yanında duran iki numaralı teröristin Şırnak’ın Cizre İlçesinde çukur ve hendek olaylarında 65 güvenlik görevlisinin şehit edildiği saldırıların başındaki isim olan Mamo kod adlı Mustafa Daşdemir olduğu belirlendi. Terörist Daşdemir terör örgütünün halen dağ kadrosunda üst düzey sorumlu olarak faaliyet yürütürken İçişleri Bakanlığınca da en çok aranan teröristler listesinin 10 milyon lira para ödüllü kırmızı kategorisinde yer alıyor.

“BU KİŞİ BEN DEĞİLİM TANIMIYORUM”

Tutuklanıp hakkında dava açılan tekniker Süleyman P. polis sorgusunda ele geçen 5 kişilik fotoğrafta kendisi olarak gösterilen 1 numaralı kişinin kendisi olmadığını iddia etti. Etkin pişmanlıktan da yararlanmak istemediğini ve dağ kadrosundaki teröristlerle ilgili teşhislerde bulunup bilgi vermek istemediğini belirten Süleyman P., “Şu anda Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesinde Anestezi Teknikeri olarak çalışıyorum. Benim PKK ile ilgim yok, kod isim kullanmadım. Ele geçirilen fotoğrafta 1 numaralı kişi ben değilim. Çünkü örgüte katılmadım. Görüştüğüm üst düzey örgüt mensubu yoktur. Fotoğrafta görülen 5 kişiyi de tanımam. Kim olduklarını bilmiyorum. 5 yıldır devlet memuru olarak çalışıyorum. Diyarbakır’a atandıktan sonra ikiz bebeklerim olduğu için vaktimin büyük bölümü evde eşimle çocuk bakmakla geçiyor. Benim hakkımda dağa gittiğim yönündeki ihbarlar benim itibarımı zedeliyor, suçsuzum” dedi. 

BENİM AMA DİĞERLERİNİ TANIMIYORUM

Savcılığa sevk edilen Süleyman P. ifadesini değiştirdi. Bu kez de, “Polis sorgusunda fotoğraftaki kişinin ben olmadığımı söyledim, ancak 1 numaralı kişin benim. İstanbul’da üniversite okurken ailemle irtibatımı kopardım. Dağa çıkmaya karar verdim. 1 ay ideolojik ve psikolojik eğitim aldım. Sonra yanlarından ayrıldım. Tekrar üniversiteye devam ettim ve KPSS’ye hazırlandım. Ardından Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 3 yıl devlet memurluğu yaptım. Ardından eşimle evlendik ve eş durumundan tayinim Diyarbakır’daki Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesine anestezi teknikeri olarak çıktı. Eşimde öğretmenlik yapmaktadır. Fotoğraftaki 1 numaralı kişi benim ancak Mustafa Daşdemir, Serhat Erdoğan, Yusuf İpek ve Ayten Demir olduğu belirtilen bu kişileri tanımıyorum. Telefonumun şifresini de vermek istemiyorum. Suçu anlattığım şekliyle kabul ediyorum, pişman mısınız sorunuza da cevap vermek istemiyorum, etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum” dedi. Sanığın kullandığı telefon hattının geriye dönük HTS kayıtları incelendiğinde baz bilgilerinin Hakkari’nin Çukurca İlçesi Çığlı Köyünden alındığı belirlendi. 

Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkan sanık savunmasında, “İlk kez böyle bir şey başıma geldi. Bu fotoğrafı çektirdiğimi dahi hatırlamıyorum. Hatta fotoğrafı bile kendime benzetemedim. Ben devlet memuruyum. Anlamsız bir fotoğraf yüzünden aylardır tutukluyum. Hem ben hem eşim devlet memurudur. İçinde bulunduğum durum beni ve ailemi olumsuz etkilemektedir. Gezi amaçlı Hakkâri’ye gitmiştik. Sınırın Irak tarafında festival olduğu söylendi. Biz de geçiş yaptık, sonra da geri geldik. Orada silahlı kişiler vardı. Dönüş yolunda üzerime çamur bulaşınca o bölgenin yerel kıyafetlerini giymek zorunda kaldım. Silahlı kişiler fotoğraf çekiniyordu, benim de katılmamı isteyince birlikte fotoğraf çekindik, sonra ben tedirgin olup oradan kaçtım. Uzun süre travma yaşadım. İstanbul’a gidip okuluma devam ettim. Oku bittikten sonra Diyarbakır’a dönüp KPSS’ye hazırlandım. Daha sonra atandım ve mesleğimi icra etmeye başladım. İkiz çocuklarım vardır. Bu olanları unutmak istiyorum” dedi. 

PİŞMANLIK TALEBİ OLMADIĞI HALDE 1 YIL CEZA İLE KURTULDU

Mahkeme, etkin pişmanlık talebinde bulunmayan, cep telefonunun şifresini polis ve savcılıkla paylaşmayan ve fotoğraf karesinde kendisi dahil olmak üzere bu kişileri tanımadığını, ardından kendi dışındaki tanımadığını belirtmiş olmasına rağmen sanığın etkin pişmanlıktan yararlandırılmasına karar verdi. Mahkeme, sanığın terör örgütü üyesi olduğu yönünde kuşku bulunmadığını, ancak kendi isteğiyle örgütten ayrıldığı, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili samimi bilgiler verdiğini, bu bilgilerin tutarlı ve dosya ile uyumlu olduğu, suçun aydınlatılmasına katkıda bulunarak gizlediği bir husus tespit edilemediğine dikkat çekti. Mahkeme, sanığı terör örgütü üyesi olmaktan 7,5 yıl hapisle cezalandırdı, ardından cezayı etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 1 yıl 6 ay 22 güne indirip cezayı 5 yıl süreyle erteledikten sonra hükmen tahliyesine oy birliğiyle karar verdi. 

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/teror-orgutu-sempatizani-etkin-pismanlikla-kurtuldu/feed/ 0
Öğrencilere AKP’nin icraatları anlatılacak https://www.foxhaber.com.tr/ogrencilere-akpnin-icraatlari-anlatilacak/ https://www.foxhaber.com.tr/ogrencilere-akpnin-icraatlari-anlatilacak/#respond Sat, 22 Jun 2024 21:26:13 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8453 Milli Eğitim Bakanlığı’nın tartışılmak üzere kamuoyuna açtığı yeni ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı verilen yeni müfredat taslağında dikkat çeken detaylar yer alıyor. 

İlkokul 4. sınıf ve ortaokul 5, 6 ve 7. sınıf sosyal bilgiler dersinde bir dizi değişikliğin hayata geçirilmesi planlanıyor. Taslak halindeki müfredata göre “Ortak Mirasımız” öğrenme alanında, oyun ve oyuncak tarihi, aile tarihi, ortak kültürel mirasımız, Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerindeki sosyal yaşam, Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin ortak kültürel mirasa katkıları üzerinde duruldu. 

OSMANLI 

Türkistan coğrafyasında kurulan ilk Türk devletlerinin medeniyete katkılarına, İslamiyet’in kabulüyle Türk sosyal ve kültürel hayatında yaşanan değişimlere, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecine, Osmanlı Devleti’nin bir cihan devleti haline gelmesinde etkili olan politikalara, değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı Devleti’nin uygulamaya koyduğu yeniliklere ve Osmanlı kültür ve medeniyetine değinildi. 

CUMHURİYET

“Yaşayan Demokrasimiz” öğrenme alanında, milli mücadele döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türk milletinin gösterdiği toplumsal dayanışmaya, Cumhuriyet’in hayata katkılarına, Cumhuriyet ve demokrasinin temel niteliklerine, demokrasi ve cumhuriyet kavramı arasındaki ilişkiye, demokratik katılımın önemine, etkin vatandaşın özelliklerine, toplumsal sorunlara temel hak ve sorumluluklar çerçevesinde çözüm üretilmesine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim yapısına, ülkede demokrasinin geçmişten günümüze gelişimine ve bu süreçte karşılaşılan sorunlara değinildi. 

TOGG, TURKOVAC…

Yeni programda, öğrencilerde “milli bilinç” ve “vatan sevgisi” oluşturmak amacıyla milli konulara daha fazla yer verildi. Öğrenciler, “hayatımızda ekonomi” isimli öğrenme alanındaki derslerde ise milli kalkınma hamlelerini neden ve sonuçlarıyla yorumlayacak. 

Öğrenciler, yazılı ve görsel kaynaklar üzerinden Atatürk döneminde gerçekleştirilen sanayi hamlelerine odaklanacak. 1961 devrim arabası, ayrıca Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Bilişim Vadisi, yerli Kovid aşısı TURKOVAC, yerli otomobil TOGG, savunma sanayi projeleri, milli kalkınmada etkili olan araştırma geliştirme çalışmalarıyla inovasyon süreçlerinden örnekler verilecek. 

MAVİ VATAN

Ülkenin deniz yetki ve çıkar alanlarındaki hak ve menfaatlerini koruma ve savunma noktasında Mavi Vatan’ın Adalar Denizi, Karadeniz, Akdeniz ve Marmara Denizi sınırları açısından ülkenin jeopolitiğindeki önemine yer verilecek. Vatanseverlik değeri kapsamında ülke varlıklarını korumanın ve bağımsız bir devlet olmanın önemi vurgulanacak. 

Milli kalkınma hamlelerinin toplumsal ve ekonomik etkilerinin niteliği, yeni kalkınma hamlelerini harekete geçirmesi açısından değerlendirilmesi sağlanacak. Bu süreçte TEKNOFEST örneği verilecek. 

TERÖR, DARBE GÖRSELLERLE ANLATILACAK

Ayrıca öğrencilere milli mücadele, terör, darbe, afet, bilim, sanat ve spor gibi konularda yaşananlara yönelik yazılı ve görsel kaynaklardan örnekler sunulacak. Soru cevap tekniğiyle bu durumlar karşısında Türk toplumunun gösterdiği tutum ve davranışlara ilişkin tahminler yapılacak. 

ALPER GEZERAVCI YERİNİ ALDI 

Yeni programla, sorumluluk değeri üzerinde durularak topluma yönelik görev bilinci oluşturulacak. Müfredatta, 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı’nın dünya şampiyonluğu, Erkek Ampute Futbol Milli Takımı’nın dünya şampiyonluğu, Mete Gazoz’un okçulukta olimpiyat ve dünya şampiyonluğu, Sümeyye Boyacı’nın yüzmede dünya şampiyonluğu, Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğu gibi isimlere yer verildi. 

15 TEMMUZ-MİLLİ MÜCADELE KIYASI 

Milli mücadele döneminde Türk milletinin milli birlik ve beraberlik ruhu ile 15 Temmuz darbe girişiminde Türk milletinin milli birlik ve beraberlik ruhu karşılaştırılarak bu dönemdeki tutum ve davranışlardaki benzerlik ve farklılıklar tespit edilecek. 

DEPREM FELAKETİ 

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) hazırladığı raporlardan da yararlanılarak afetlere hazırlıklı olmanın önemi üzerinde durulacak. Öğrencilerden afet öncesi, sırası ve sonrası yapılması gerekenlere ilişkin acil durum aile planı hazırlamaları istenecek. Yeni müfredatta, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler de yer alıyor. 

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ogrencilere-akpnin-icraatlari-anlatilacak/feed/ 0
Özgür Özel’den Devlet Bahçeli’ye sert tepki https://www.foxhaber.com.tr/ozgur-ozelden-devlet-bahceliye-sert-tepki/ https://www.foxhaber.com.tr/ozgur-ozelden-devlet-bahceliye-sert-tepki/#respond Thu, 23 May 2024 21:39:40 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=7612 CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ramazan Bayramı namazını memleketi Manisa’nın Şehzadeler ilçesindeki Hatuniye Camii’nde kıldı.

CHP lideri bayram namazı sonrası hemşehrileriyle bayramlaşıp, bir süre sohbet etti.

Özel’e bayram namazında Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek eşlik etti.

Namaz sonrasında gazetecileri açıklamalarda bulunan Özel, şunları söyledi:

-Manisa’mızdan, baba ocağı, ana kucağımızdan bütün Türkiye’nin, bütün vatandaşlarımızın bayramlarını kutluyoruz. Burası Manisa Hatuniye Camii’nin önüdür. Manisa’nın Selçuklu’dan kalan en eski camidir. 

-Manisa’da hemen hemen her şey burada başlar, burada biter. Doğan çocuğa buradan gelen hoca kulağına ezan okur, ismini söyler. Günü geldiğinde Hakka kavuşulduğunda da buradan uğurlanır. Manisa’daki cenazelerin neredeyse tamamı. 

-Bugün her bayram olduğu gibi yine Manisa Hatuniye Camii’ndeyiz. Bu kez yanımda halkımızın teveccühleriyle Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen sevgili Ferdi Zeyrek Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte namazımızı kıldık.

-Öncelikle buradan Manisa’da, Türkiye’de yaşayan hangi siyasi görüşten olursa olsun tüm vatandaşlarımızın bayramını kutluyorum. 

-Başta Filistin coğrafyası olmak üzere İslam coğrafyası üzerinde ve dünyada çatışmaların sürdüğü, gözyaşının sürdüğü her yere bir an önce barış çağrımızı tekrarlıyoruz.

-Bugün bayram yapamayan çocukların olduğu bir dünyada, çocuk açlığına çarenin bulunduğu ve ülkemizde bayrama bayram sevinciyle ulaşamayan, bayramdan beklentisi bayrama vardığındaki beklentileri gerçekleşmeyen herkesin beklentilerinin gerçekleşeceği bir sonraki Kurban Bayramı’na kadar üzerimize düşen tüm sorumlulukları hatırlatmakla başlamak istiyorum.

”MİLLETİMİZ HER BİRİMİZDEN GÖREV BEKLEMEKTEDİR”

’10 bin lira gibi bir sefalet ücretine mahkum olan emekliler olmak üzere bu ülkede asgari ücretliler, çiftçiler, zor durumda olan esnaflar ve maalesef her gün sayıları artan işsizler, işsiz gençler vardır. Bunlar için hep birlikte çalışmalıyız” sürdüren Özel, şunları kaydetti:

-Bunun için milletimiz siyasi parti ayrımı gözetmeksizin her birimizden görev beklemektedir. Vazife beklemektedir.

-Bu sorumluluğun bilincinde bu ülkede her çocuğun bayram yaşayabildiği, her yaşlının bayram sofrasını gönlüne göre kurabildiği ve herkesin bayram sevincini birlikte idrak edebildiği yarınlar için hep birlikte çalışmak durumundayız.

-Hem hepimizin Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm Müslümanların bayramını kutluyoruz. Hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve bizimle bayram sevincimizi paylaşan gayrimüslimlerin, diğer dinlerden olanlarında bizlere ilettikleri sıcak bayram sevinçlerini, aynı onların bayramlarını hep birlikte kutladığımız gibi bayram tebriklerini kabul ediyoruz. Dünya üzerinde gözyaşı akan tek çocuk kalmayana kadar hep birlikte mücadele edeceğiz.

-Bugün aynı zamanda polislerimizin günüdür, haftasıdır. Tüm emniyet güçlerimizin gününü, haftasını kutluyoruz.

-Sınır boylarında görev yapan Mehmetçiğin ayağına taş değmesin. Şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Bütün vatandaşlarımızın bir kez daha bayramlarını kutluyoruz.”

“ABESLE İŞTİGALDİR”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ramazan Bayramı dolayısıyla yayınladığı mesajında “Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmamıştır. Türk tarihi sandıkta yazılmamıştır. Herkes aklını başına almalı…” ifadelerinin sorulması üzerine Özel, şunları söyledi:

-Şimdi bir kez temel prensip olarak bayramı bayram gibi yaşamak lazım. O yüzden sayın Bahçeli’nin açıklamalarını bayram arifesinin ruhuna uygun bulmadım, oldukça sert buldum. Sayın Bahçeli sonuçta biz muhalefet istiyor.

-Ben muhalefete muhalefet etmem ama sayın Bahçeli, iktidara muhalefet etmeyip; iktidara destek verip muhalefete muhalefet ediyor. Canı sağ olsun. Onun da canı sağ olsun.

-Burada aslında bu kadar olsa o sert cümlelerin hiçbirisine cevap vermek istemem ama sandık meselesi önemli. Bir yerde kim ‘demokrasi sandık değildir, başka şeylerde vardır’ diyorsa demokrasinin karşısındaki en büyük tehdit odur.

-‘Bu ülke sandıkta kurulmadı’ demek dilim varmaz ‘cehalet’ demeye dil sürçmesi olduğunu kabul etmek isterim. Kurtuluş Savaşı hani dünyada bir ülke sandıkla kurulduysa bu ülke kurulmuştur. İki sandık vardır; bir küçücük evladının battaniyesini sandıkların üstünü örtüp cepheye mermi taşıyan annelerin sakındık sandıklardaki mermilerle kurulmuştur.

-İki, bu ülke  23 Nisan 1920’de kurulan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yönettiği Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuştur.

-Kurtulmadan önce bir de kuruluşu öncelemiş, milli iradeyi öncelemiş, halkın iradesini öncelemiş bir liderin kurtardığı ve kurduğu bir ülkeye sandık yani demokrasiyle kurulmamıştır demek gerçekten abesle iştigaldir.”

“BAYRAMIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE BİZ DE ONU AFFEDERİZ”

“Bu ülkede 23 Nisan 1920 günü sayın Bahçeli’nin benim öğretmeme ihtiyacı yoktur muhakkak ama ben tekrarda sınırsız fayda görüyorum” diyen Özel, şöyle devam etti:

‘-23 Nisan 1920 Cuma günü bu ülke önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve birinci meclisin mensuplarının kıldıkları Cuma Namazı’ndan sonra dualarla açılmış ardından aldığı ilk karar dört Mazbata Tetkik Komisyonu’dur. Dört kişilik mazbata tetkik komisyonu 23 Nisan günü sabaha kadar çalışmıştır.

-Bir tanesi de Mustafa Kemal Atatürk’tür. İllerden gelen mazbatalar doğru mu, yanlış mı diye bakmışlardır. Hakikaten Meclis-i Mebusan için son yapılan seçimde onlar mı seçilmiştir diye bakmışlardır. Hakikaten Meclis-i Mebusan’ın mensubu mu diye Meclis-i Mebusan mensubu değilse Meclis-i Mebusan’da temsilcisi olmayanlardan temsilci istenmiştir. ‘Seçilerek mi gelmiştir? Elindeki mazbata doğrudur mu?’ diye sabaha kadar bakmışlar.

-Meclis gerçek anlamda Sinop mebusunun ilk açılış konuşması haricinde yapılan Tetkik Komisyonu’ndan sonra esas toplantısını 21 Nisan 1920’de yapmış ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletin temsilcilerine 9 saati geçen süreyle Milli Mücadele’nin gereğini anlatmış ve oradan sonra bu ülke kurtulmuş, bu Cumhuriyet kurulmuştur.

-O yüzden bu ülkede, bu dünyada ülkesini böyle kendiliğinden bulmuş olanlar, yolda bulmuş olanlarla bizi kimse karıştırmasın. Bu ülke de ayıptır söylemesi genel başkanlığını yaptığım bu parti de savaş meydanlarında kurulmuştur.

-Savaş meydanlarında bu ülke kurtulmuştur. Bu savaşın komutanı Türkiye Büyük Millet Meclisi olmuştur.

-Üçer aylık dönemlerde başkomutanlık görevini Mustafa Kemal Atatürk’e devretmiş. Üç ayda bir yeniden oylama yapmıştır.

-‘Bu ülke sandıkta kurulmadı’ demek ve sandık dışını çare göstermek bugüne kadar önüne gelen herkese darbeci diyenlerin herhalde sürçü lisanıdır ki bayramın yüzü suyu hürmetine biz de onu affederiz.

”DEVLETLE MİLLET KARŞI KARŞIYA GELİRSE MİLLET KAZANIR”

*Bu topraklarda ne zaman devletle millet karşı karşıya gelirse millet kazanır. Millet devlet kurar, devletler millet kurmaz.

-Millet devleti kurar, geliştirir, anayasasını değiştirir. Millet ne derse o olur. Son seçimlerde milletle devleti karşı karşıya alanlar, devletin kamu görevlilerini, televizyonunu, Anadolu Ajansı’nı bir siyasi partinin emrine sokup, milletin karşısına dikenler bundan ders alsınlar. Ne zaman millet devlet karşı karşıya 1983’te ‘asker seç’ diyenlere Özal seçilmiştir.

-Ne zaman millet, devlet karşı karşıya, devletin, bu milletin evlatlarının ne giyeceğine devlet karışmıştır.

-Ne zaman devletin bazı unsurları milletin karşısında 15 Temmuz ve ne zaman bu seçim, ne zaman milletin karşısına devleti dikerseniz millet kimseyi dinlemez; milletin dediği olur. Sonra devlet yeni şeklini alır. Milletin dediği: ‘Demokrasidir, barıştır, huzurdur. Kimsenin birbirini ayırmadan bayram kutlamasıdır.

-Kimsenin aç kalmadan yatağa girmesi yoksulluğun bitmesidir. O yüzden bize türlü çeşit akıllar verenlere şunu söylüyoruz; aklınızı başınıza alın. Destek verdiğiniz hükümetle birlikte, o hükümetin geçen yıl millet tarafından görevlendirdiğini unutmadan bu milletin derdine çare olunuz.

-Açlığı, yoksulluğu bitiriniz. Staj mağdurlarını emekli ediniz. Atanmayan öğretmenleri atayınız. Bağkurluların sorunlarını görünüz. Bundan sonra bu insanların yüzünü güldürün. Bu ülke sizden kavga değil, icraat beklemektedir. Biz bu ülke için kavga değil, icraat yapacağız.

“SİYASİLER KAVGA ETMEK YERİNE BU MİLLETE HİZMET EDECEK”

-Ferdi Zeyrek kardeşim; Manisa için kavga yapmayacak, icraat yapacak. Az önce camide namaz bittikten sonra bir büyük bayramlaşma yapıldı. Hocamızla, müftü yardımcımızla, belediye başkanımızla birlikte bayramlaştık.

-O camide bayramlaşmayan, kendini dışarı çıkaran, birbirine sarılmayan tek bir kişi yoktu. Demek ki milletin talebi budur. Siyasiler de didişmek yerine, birbiriyle kavga etmek yerine bu millete hizmet edecek.”

“BENDEN YANA BİR HAKKI VARSA HELAL OLSUN”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin ardından seçimli olağanüstü kurultay kararı alınan İYİ Parti’de Meral Akşener’in genel başkanlığa yeniden aday olmamasına ilişkin gelen soruyu ise şöyle yanıtladı: 

-Sayın Akşener bu ülkeye önemli hizmetleri olmuş çok kıymetli bir siyasetçidir. İYİ Parti gibi genç, yeni bir partiyle Türkiye siyasetinde önemli bir arayış içine girmiştir. Geçmiş dönemde birlikte ittifak olduğumuz bu Cumhuriyet Meydanı’nda ortak mitingler yaptığımız günlerimiz olmuştur.

-Tabii ki tüm siyasi partilerin iç işleri kendi işleridir, liderlerin kararları kendi kararlarıdır. Hayırlı uğurlu olsun. Geçmiş dönemde aramızda birtakım siyasi tartışmalar, kendisinin bizlere birtakım eleştirileri olmuştu. O zaman ‘canı sağ olsun’ demiştim. Bugün de benden yana bir hakkı varsa helal olsun.

”Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp bayramını kutlayacağım” sözünün hatırlatılması üzerine ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bugün Sayın Erdoğan’dan başlayarak tüm siyasi parti liderlerini arayacağım.  Geçen bayramda da ben tüm siyasi parti liderlerini aradım. Sadece sayın Erdoğan birkaç gün önce seçilmiş olmama rağmen bir tebrik telefonu açmadığı için aramamıştım. Ama aradan bir seçim geçti. Artık biz ikinci parti değiliz, birinci partiyiz. Birinci partinin lideri olma sorumluluğuyla tüm siyasi partilerin liderlerini arayacağım. Sayın Erdoğan’ı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı sıfatıyla hem Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla arayıp bayramını tebrik edecek.” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ozgur-ozelden-devlet-bahceliye-sert-tepki/feed/ 0
Arjantin Senatosu’ndan Milei’ye şok https://www.foxhaber.com.tr/arjantin-senatosundan-mileiye-sok/ https://www.foxhaber.com.tr/arjantin-senatosundan-mileiye-sok/#respond Wed, 10 Apr 2024 21:54:27 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5932 Arjantin Senatosu, Devlet Başkanı Javier Milei’nin ekonomiyi serbestleştirmeye yönelik kapsamlı kanun hükmünde kararnamesini reddederek sağcı liderin ülkeyi daha da liberalleştirme girişimine büyük bir darbe vurdu.

Senatörler kararnameyi 42’ye karşı 25 oyla reddederken 4 oy çekimser kaldı. Aralık ayında yayınlanan kararname, konut kiralama piyasası, gıda perakendecileri, hava yolları ve arazi mülkiyeti dahil olmak üzere 300’den fazla konuyu ilgilendiriyordu.

Kasım ayında seçilen Milei, radikal değişimlerini hayata geçirmek için Kongre ile mücadele ediyor. Milei’nin kurduğu La Libertad Avanza (LLA) koalisyonu Senato koltuklarının yüzde 10’undan daha azını kontrol ediyor.

Sol eğilimli Peronist muhalefet Senato koltuklarının yüzde 45’ini elinde tutarken Milei’nin merkez sağda duran senatörleri de kazanması gerekiyor. Ancak Milei, piyasaya yönelik devlet müdahalelerini kısıtlayan kararlar için bu milletvekillerini ikna edebilmiş değil.

NE OLMUŞTU?

Milei’nin kararnamesi devlete ait şirketlerin özelleştirilmesinin önünü açarken, doğum izni de dahil olmak üzere işçilerin haklarını ortadan kaldırmayı ve ihracat sınırlamalarına son vermeyi planlıyor. Ayrıca konut kiralama ve arazi mülkiyeti yasalarını yabancı yatırıma izin verecek şekilde değiştiriyor.

Kararname kira artışlarına dönük sınırlama getiren ‘kira yasası’nı da kaldırıyor. Düzenleme sonrası ülkede protestolar gerçekleşirken, Milei protestolara müdahale eden kolluk kuvvetlerini korumak için yeni yasal düzenlemeler yapacağını açıklamıştı.

Muhalefet ülkenin kararnamelerle yönetildiğini söyleyerek yasama organının baypas edilmesini eleştirirken kararların hem Alt Meclis hem de Senato tarafından reddedilmesi halinde bozulabilmesi mümkün.

‘ANAYASAYA AYKIRI’

Birçok milletvekili, önlemin anayasaya aykırı olduğu ve Milei’nin deregülasyon reformlarını yasa tasarısı olarak sunması gerektiğini savunuyor.

Kararname, Milei’nin yüzde 15 sandalyeye sahip olduğu alt meclis tarafından da reddedilene kadar yürürlükte kalacak. Düzenlemelerin hayatta kalması muhalefet temsilcileriyle yapılacak müzakerelere bağlı.

Öte yandan Başkan ve kabinesi bu ay yeni bir torba yasa tasarısı için siyasetçilerle görüşmelere başladı. Dün paylaşılan yeni tasarı metni, devlet şirketlerini özelleştirmeyi, başkanlık yetkilerini genişletmeyi ve emeklilik sistemini değiştirmeyi amaçlayan 269 madde içeriyor.

YATIRIMCI GÜVENİNİ SARSABİLİR

FT’nin haberine göre, La Plata Ulusal Üniversitesi ekonomi profesörü Amilcar Collante, karar nedeniyle yatırımcıların Milei hükümetine olan güveninin sarsılabileceğini belirtti. Ayrıca Arjantin devlet tahvilleri ve peso üzerinde aşağı yönlü baskı yaratabileceğini söyledi.

Collante, “Bu piyasa için endişe verici bir durum. Çünkü başkan şimdiye kadar gerçekleştirebildiği tek önemli ekonomik reformu kaybetmenin eşiğinde” dedi.

MİLEİ’NİN BAŞARISI ENFLASYONA BAĞLI

Buenos Aires Torcuato Di Tella Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Juan Negri, yenilginin Milei’yi “çok daha zayıf bir konuma” getirdiğini belirterek, “Milei şimdiye kadar siyasi zayıflığını gizlemeyi başardı, ancak şimdi bu çok zor” dedi.

Milei’nin reformlarının başarısının, Arjantin’de yıllık yüzde 276 oranında seyreden enflasyonu düşürme becerisine bağlı olacağını belirten Negri, “Eğer bunu yapabilirse, kamuoyu desteğini pekiştirebilecek ve siyasi destek almak için tekrar deneyebilecektir” dedi.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/arjantin-senatosundan-mileiye-sok/feed/ 0
Laiklik neden önemli? https://www.foxhaber.com.tr/laiklik-neden-onemli/ https://www.foxhaber.com.tr/laiklik-neden-onemli/#respond Tue, 19 Mar 2024 21:18:29 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4894 1 – Laikliğin çıkış noktasıyla, bugün geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye’de laiklik erken Cumhuriyet dönemindeki devlet inşaasının temel taşını oluşturur. Hukuk ve eğitimdeki laikleşme de bunun önemli bir parçasıdır. Günümüzde Türkiye, anayasasına göre hâlâ laik bir devlet. Ancak eğitim alanında dinin etkisinin giderek artmasını ve öğretilerin kimi zaman bilimle çelişir ve hatta kavgalı hale getirilmesini ben cumhuriyetin eğitimdeki akılcı duruşundan uzaklaşma olarak görüyorum. Toplumda son dönemde artarak devam eden şeriat tartışmalarını ya da olası yeni bir anayasada laiklik konusunun ne şekilde ele alınabileceği sorularını da oldukça sorunlu ve aynı zamanda hayati görüyorum.

2 – Laiklik coğrafyalara göre farklı algılanıyor mu? Türkiye’de laikliğin uygulanışını hangi ülkeye benzetirsiniz?

Sadece coğrafyalardaki uygulamalara ve algılamalara göre değil, akademik yazındaki teorik tartışmalara göre de farklılaşıyor. Örneğin, biraz önce bahsettiğim laiklik meselesi devletin hukuksal çerçevesinin dini değil, dünyevi kaidelere göre düzenlenmesiyle ilgiliydi. Bu konuda çokça bilinen tabirle ‘dinin devlet işleri’nde daha etkin olmaya başladığını ve tartışmaların yaşandığını belirttim. Ancak, bir gün bir kitap ya da bir gazete makalesinde, “Türk toplumu sekülerleşiyor” gibi başlıklar da görebilirsiniz. Bu önermenin ampirik doğruluğu bir tarafa, teorik olarak ne anlatmaya çalıştığı da bizim burada kastettiğimiz laiklikten farklı. Daha açık bir ifadeyle, burada söz konusu sekülerleşme, kâh “toplumun dinden uzaklaşması” yani dünyevileşmesi kâh “bireysel olarak din ve vicdan özgürlüğünün” uygulanabilmesi gibi farklı anlamlara gelebiliyor. Her coğrafyanın, her literatürün farklı bir tanımı ve önermesi olabiliyor ve bunlar aslında bazen birbirinin yerine yanlış bir biçimde kullanılabiliyor. Hangi ülkeye benzediğine gelince: Cumhuriyet idaresinin getirdiği laiklik çoğunlukla Fransız tipine benziyor. Dinin devlet işlerinden daha sıkı bir şekilde ayrımına ve devletin hukuk düzeninin dinden arındırılmasına dayandırılıyor. Ancak şöyle bir ayrım da yapmak lazım. Bugüne kadar Türkiye örneği tartışılırken genelde hep Fransız tipi laiklikle Britanya tipi demokratik sekülerizm arasındaki farka vurgu yapılır ve Türkiye’nin daha çok Fransız tipine benzediği söylenirdi. Bu kısmen doğru olmakla birlikte, Fransa’nın laikliğinin tarihsel gelişim çizgisine bakıldığında, içinde katı bir “ruhban/din sınıfı” karşıtlığı olduğu görülür. Türkiye’de ise devlet laikliğini oluştururken Diyanet İşleri aracılığıyla dini alanı kontrol etmeye çalışma yoluna gitmiştir. Bugün devlet imamlara maaş ödemektedir. Kısacası, bu benzerlikler içinde de nüansları ve farklılıkları bilmek gerekir. Türk tipi laiklik tanımının bir gerçekliği var yani.

Doç. Dr. Hazal Papuççular

3 Laiklik eden savunulmalı?

Öncelikle, eşitlik için savunulmalı. Bu söylediğim, farklı dini görüşe sahip olanlar arasındaki hukuki eşitlik, inananla inanmayan arasındaki eşitlik ve kadın ile erkek arasındaki eşitlik için elzem görünüyor. Özellikle kadınlar için şunu söyleyebilirim ki, hukuk ve eğitim sisteminin dinileşmesinden kadınların en ufak bir kazancı olamaz. Kısacası ben laik bir düzen olmadan demokratik bir düzenin de olabileceğini düşünmüyorum.

AKP, dine refanslı hayat dayatıyor, laikliği yok sayıyor

4 – Laiklik kadınlar için neden önemli?

Laiklik ilkesi ülkemizde demokrasinin ve insan haklarının, özellikle kadın haklarının güvencesidir. Kadın erkek eşitliği, demokrasinin temel kriteridir. AKP bloku eğitimden ekonomiye, aileden siyasete, yaşamın her alanında dine referanslı bir yaşam biçimi dayatmakta ve laiklik ilkesi yok sayılmaktadır. Özgür düşüncenin, demokrasinin ve kadın haklarının güvencesi olan laikliğin korunmasına, yaşamın her alanında aklın, bilimin önderliğinin kabul edilmesine her zamandan çok ihtiyaç vardır.

Av. Selin Nakıpoğlu Eşik Platformu Üyesi Laiklik Meclisi Üyesi

5 – Bugün hukuken laikliğe karşı hangi eylemlere göz yumuluyor?

Son zamanlarda gerek başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere hükümet bünyesinde artan dinci gerici düzenlemeler gerekse hilafet çağrılarıyla artan laiklik ve Cumhuriyet karşıtı faaliyetler ve söylemler siyasal AKP blokunun yerleştirmeye çalıştığı rejimin niteliklerini ortaya koymaktadır. Bir grup insan Anadolu Adliye’sinin içinde “Şeriat istiyoruz” diye bağırdı. Çünkü müsaade edildi. İstanbul Adliyesi’nin kapısında da aynı şekilde. Çünkü yapabiliyorlar, hükümet onlara alan açıyor. Karanlık odakların hayatlarımızı cendereye almaya çalıştığını görüyoruz. Sadece 2023 senesinde laiklik karşıtı o kadar çok vaka oldu ki… Birkaç örnek… Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız, “Dayak yiyen kadın şükretsin” diye açıklama yapabildi. İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nda çocuğa cinsel istismar skandalına ilişkin davada 6 yaşındaki H.K.G’nin kemik yaşının büyük gösterilmesi için sahtecilik yaptığı gerekçesiyle hakkında hapis cezası istenen iç hastalıklar uzmanı Mahir Orhan Beker’in 15 Haziran’da yurt dışına kaçtığı tespit edildi. İddianamede, H. K. G.’nin yaşının büyütülmesinden sonra Kadir İstekli’nin “Bir çıkış yolu bulduk da kurtulduk, Allah yardım etti” dediğine yönelik ifadesi yer aldı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Menzil tarikatının Kâhta’daki köyünde 1100 çocuğun kaldığını açıklamasını “Aileler, çocuklarını diledikleri yerde bulundurabilirler. Karışacak halimiz yok” diyerek savundu. Laiklik Meclisi’nin 2023 Laiklik İhlalleri Raporu’nu okumanızı öneririm.

“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.”

Seküler dindarlık gayet mümkündür

6 – Laiklik ve din ilişkisini anlatır mısınız? Hem laik hem dindar olunur mu?

Kanımca, laiklik siyasi anlamda bizatihi ‘din’den ziyade, ‘devlet’le ilgili bir kavramsal içeriğe sahiptir. Bu ifade şu şekilde açımlanabilir: Laiklik, devletin ‘iktidar ve din ilişkileri’ açısından belirli bir biçimleniş sistemidir. Laik sistemde, siyasi iktidar ve devlet erkinin din işlerine burnunu sokmaması gerekir. Dolayısıyla bir dinî inanca sahip olmak ya da olmamak devlet nezdinde tümden bireyin vicdani tercih ve tasarrufuna bağlı bir mesele olarak değerlendirilmelidir. Başka bir deyişle, dinî inanca bağlanıp bağlanmamak ve bu inanca uygun davranıp davranmamak, laik sistemde devleti ilgilendiren bir konu değildir. Çünkü bu sistemde devlet dinî esaslardan bağımsız olarak tesis edilir; haliyle devlet düzenini işleten yasalar ve diğer hukuki kurallar aklın ve bilimin rehberliğinde toplumun gereksinimleri ve çağın gerçekliklerine uygun şekilde düzenlenir. Siyasi açıdan laiklik bireyle değil, devlet düzeniyle ilgili olduğuna göre “hem laik hem dindar olunur mu?” şeklindeki bir soru, “Devlet hem laik hem dindar olur mu?” şeklinde oksimoron bir yapıya evrilir ve böyle tuhaf bir soruya cevap olarak, “Devlet hem laik hem dindar (teokratik) olamaz” denilebilir. Oysa laik bir devlet düzeninde birey pekâlâ dindar olabilir; çünkü laiklik baştan beri ifade edildiği üzere bireyle ilgili değil, devlet ve siyasi düzenle ilgilidir. Birey laik bir devletin vatandaşı olarak vicdani kanaatine göre dilediği inancı benimseyebilir ve o inanca uygun bir dindar kimlik geliştirebilir. Mamafih, laiklik felsefi açıdan ele alındığında, durum değişir. Zira felsefi açıdan laiklik, inanç yerine aklın egemenliğinin kabul edilmesi olarak tarif edilir. Böyle bir tarif çerçevesinde ve bireysel düzlemde bir insanın hem laik hem dindar olması pek mümkün olmasa gerektir. Bununla birlikte, bireyin kurumsal dinden ve dinî ortodoksiden uzak durarak, hatta seküler bir dünya görüşüne sahip olarak, müesses dinî inançlarla sınanamayacak birtakım manevi ve moral değerlere bağlı bir dindarlık geliştirmesi de mümkün ve muhtemeldir. Dolayısıyla, her ne kadar oksimoron gibi görünse de “seküler dindarlık” benim nazarımda gayet mümkündür. Dahası, seküler dindarlık, özellikle de günümüz Türkiye’sinde olduğu gibi kurumsal din ve dinî değerlerin “siyasal İslamcı” namıyla bilinen kadroların iktidar marifetleri sayesinde adeta çürütüldüğü bir toplumsal vasatta çok da ihtiyaç duyulan bir şey olarak görülebilir.

PROF. Dr. Mustafa Öztürk/ İlahiyatçı

7 – Peki şer-i hükümler?

İslam dinindeki pek çok hükmün toplumsal düzen ve hukuk alanıyla doğrudan ilişkili olmasından ötürü denebilir ki Müslüman bir toplumda devlet laik olabilir ve fakat bu durumda birey kendi dindarlığına uygun bir yaşam kuramayabilir. Çünkü İslam şeriatındaki pek çok hüküm kamusal alanla ilgilidir; dolayısıyla birey gerçek anlamda dindar bir hayat kurabilmesi için kamusal alanın da şer’î hükümlere göre tanzim edilmesi gerekir. Kısacası, İslam, kişi ile Tanrı arasında sıkıştırılması mümkün olmayan bir dindir… Böyle bir muhtemel itiraza karşı benim vereceğim cevap şudur: Toplumsal düzen ve hukuk alanıyla ilgili şer’î hükümler ‘evrensel’ ve ‘tarih-üstü’ bir karaktere sahip değildir. Daha açık şekilde ifade etmem gerekirse, Kur’an’ın toplumsal düzen ve hukuk alanıyla ilgili hükümlerinin hemen hepsi Hz. Muhammed ve çağdaşlarının yaşadıkları dönemin sosyal gerçekliğiyle sınırlı bir işleve sahiptir. Kaldı ki söz konusu hükümlerin yaklaşık yüzde 80’lik kısmı İslam öncesi Arap toplumundaki uygulamaların devamı niteliğindedir. Öte yandan, İslamiyet’in ilk asırlarından itibaren kamu otoritesinin özellikle kamu hukuku alanında düzenlemeler yapma geleneğinin mevcut olduğu da bilinmektedir. Genel isimlendirmeyle ‘siyaset-i şer’iyye’, Osmanlılar dönemindeki isimlendirmeyle “örf-i sultani/padişahi” diye bilinen bu gelenek aslında laik ve seküler karakterli alternatif bir hukuk düzenidir. Cengiz Yasası’ndan mülhem olduğunda hiç kuşku bulunmayan bu ikinci şeriat, akla dayalı ve seküler karakterli olması gibi özellikleri bir yana, toplumsal akışkanlık ve dinamik hayatın ürettiği sorunlar ve ihtiyaçlar karşısında dinî şeriatın etkisiz ve çaresiz kalmasından ötürü zuhur etmiştir. Kısacası, İslam tarihindeki “siyaset-i şer’iyye” geleneği bilindik şeriattaki hükümlerin “tarih-üstü” değil, “tarihsel” karakterli olduğunu anlama hususunda yeterli bir fikir verir. Dolayısıyla, “İslam şeriatının kamusal alanla ilgili pek çok talebi var; gerçek dindarlık ancak bu taleplerin devlet tarafından karşılanması ve uygulanmasıyla mümkün olur” şeklindeki itiraz, ciddiye alınmaması gereken bir itirazdır.

8 – Laiklik neden önemlidir?

Laiklik, her şeyden önce, belli bir inanca mensup insanların kahir ekseriyeti oluşturduğu bir toplumda o inancın kurallarına bağlı olarak yaşamak istemeyen insanların rahat nefes alarak yaşama haklarını garanti altına alan bir sistem olduğu için önemlidir. Zira bir insanın belli bir inanca bağlı yaşama hakkı ve özgürlüğü olduğu kadar, başka bir insanın da o inançtan bağımsız olarak yaşama hakkı ve özgürlüğü olmalıdır. Sözgelimi, ben ne kadar bir Müslüman olarak yaşama hakkına sahip isem, bir başkası da herhangi bir din ve inanca bağlı olmaksızın yaşama hak ve özgürlüğüne o nispette sahip olmalıdır. Ancak siz devlet ve kamu alanında -tıpkı bugünkü Afganistan, Suudi Arabistan ve İran’da görüldüğü üzere- İslam şeriatındaki hükümlerin esas alındığı bir düzende ancak zindan hayatı yaşar ve bütün bir hayatı zorunlu ‘takiyye’ stratejisiyle büsbütün bir ıstırap olarak tamamlarsınız.

9 – Sizce bugün Türkiye’de muhafazakârlar laikliği doğru anlıyor mu?

Türkiye’de muhafazakârların başta laiklik olmak üzere sekülerlik, cumhuriyet, Atatürk ilke ve inkılapları gibi konuların hiçbirini sağlıklı bilgi, düşünce, entelektüel birikim ve donanıma sahip bir şekilde anladıkları kanaatinde değilim. Daha açık ve acı şekilde söylemem gerekirse, muhafazakârların bütün bu konularla ilgili genel algı ve anlayış çerçevesi, geçmişte Kadir Mısıroğlu, bugün Şevki Yılmaz ve Halil Konakçı gibi manipülatör etki ajanlarının “gazına gelerek” oluşmaktadır. Bu yüzden, muhafazakâr çevrelerin laiklik, sekülerlik ve cumhuriyet gibi kavramlarla ilgili görüş ve düşüncelerini ciddiye alıp entelektüel bir tartışma konusu yapmak, en azından benim için lüzumsuz bir uğraş ve basbayağı vakit kaybıdır. Kaldı ki muhafazakârlık, Tanıl Bora’nın çok güzel tanımlamasıyla, Türk sağının gaz halidir. Muhafazakârlıkla hısım olan milliyetçilik Türk sağının katı hali, İslamcılık ise sıvı ya da cıvık halidir. Kısacası, muhafazakârlık gerçekten de bir gaz ve havadır.

10 – Peki laikler laikliği doğru anlıyor mu?

Türkiye’de laik çevrelerin de Kadir Mısıroğlu ve Şevki Yılmaz muadili manipülatör etki ajanları var. Dolayısıyla laiklerin de laiklik konusunu doğru düzgün ve sağlıklı şekilde anladıkları ve anlamak istedikleri kanaatinde değilim. Hali hazırdaki siyasi iktidarın en güçlü besin kaynağı ve vitamini olan “kutuplaştırma” politikasının yarattığı yüksel gerilim de dikkate alındığında hem muhafazakâr çevrelerin hem laik ve seküler kesimlerin laiklik meselesini doğru anlayabileceklerinden yana da ümitsizim. Tanzimat’tan bu yana devam eden ve Cumhuriyet dönemiyle birlikte gitgide sertleşen bu kutuplaşma ne yazık ki çok uzun yıllar böyle sürüp gidecek, bu arada her iki kesimin içinde nadir rastlanan sağduyulu, demokrat, özgürlükçü bir avuç insan grubu ise bu lanet olası kutuplaşma ve dalaşma karşısında maalesef uğuna uğuna ömür tüketecektir.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/laiklik-neden-onemli/feed/ 0
CHP’den Yerlikaya’ya valili, komutanlı propaganda soruları https://www.foxhaber.com.tr/chpden-yerlikayaya-valili-komutanli-propaganda-sorulari/ https://www.foxhaber.com.tr/chpden-yerlikayaya-valili-komutanli-propaganda-sorulari/#respond Mon, 18 Mar 2024 21:21:43 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4852 Şırnak’ın İdil İlçesinde AKP’den belediye başkan adayı olan İkbalhan Haznedar’a destek için Vali Cevdet Atay ile İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut İdil’e giderek destek turuna çıktı. Söz konusu fotoğraflar tartışma yaratırken

CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın da benzer şekilde seçim çalışmasına katıldığını savundu. CHP’li Bakan “İçişleri Bakanı seçim çalışmasında. Onun devlet memuru olan bürokratları da kendi illerinde seçim çalışması yapıyor. Bundan utanmıyorlar, sıkılmıyorlar, bunda bir beis görmüyorlar. Tam tersine mesleklerinde yükselmek, terfi etmek, daha iyi bir yere atama görebilmek için bu çalışmalara katılıyorlar. Biz şu an parti devletle mücadele ediyoruz” dedi.

SÖZCÜ’nün gündeme getirdiği fotoğrafa işaret eden Bakan, seçim çalışmasına katılan kişilerin tamamının devlet memuru olduğunu vurguladı.

“BALIK BAŞTAN KOKAR”

Bakan, şunları söyledi:

– 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ne diyor? Hepsi devlet memuru. 7. maddesine göre; ‘Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar.’ Bulundular mı? Bulundular. ‘Görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar’ diyor. Eylemde bulundurlar mı? Bulundular.

– İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soruyorum senin bürokratların, senin Valin, –ki o Şırnak Valisi o ilde devletin temsilcisidir, her devlet kurumunun her bakanlığın temsilcisidir, en üst düzeyde devlet görevlileri olarak bir partinin seçim çalışmasına katılıyorlar– İl Emniyet Müdürün, İl Jandarma Komutanın, Kaymakamın bu çalışmalara katılırken sen ne yapıyordun? Onun da ne yaptığını söyleyelim. Balık baştan kokar. Ali Yerlikaya da aynı anlarda Eyüpsultan’da AKP belediye başkan adayının seçim çalışmasında propagandasına katılıyor.

“TERFİ İÇİN KATILIYORLAR”

-İçişleri Bakanı seçim çalışmasında. Onun devlet memuru olan bürokratları da kendi illerinde seçim çalışması yapıyor. Bundan utanmıyorlar, sıkılmıyorlar, bunda bir beis görmüyorlar. Haklarında bir soruşturma açılacağına ve bununla ilgili bir disiplin cezası alabileceklerine dair bir kanaatleri yok.

– Tam tersine mesleklerinde yükselmek, terfi etmek, daha iyi bir yere atama görebilmek için bu çalışmalara katılıyorlar. Biz şu an parti devletle mücadele ediyoruz. Devlet tamamen liyakat sistemini bırakmış, bir siyasi partiye mensubiyet veya aidiyet üzerinden organize olmuş durumda. Ali Yerlikaya’ya soruyorum; sen devletin, bu ülkenin İçişleri Bakanı mısın? AKP’nin İçişleri Bakanı mısın? Yerlikaya’ya soruyorum; senden önce cemaatler, tarikatlar aynı şekilde örgütleniyordu kamu bürokrasisinde. Şimdi örgütlenmekle kalmıyorlar açık açık ayan beyan seçim çalışmalarına katılıyorlar. Sen geldin ne değişti?

“BAKANLIĞINIZIN TALİMATI MI VAR?”

Konuyu ayrıca TBMM gündemine de taşıyan CHP’li Bakan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi. Bakan, Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:

1- Devlet bürokrasisinin en üst kademelerinde görevli olan Şırnak Valisi Cevdet Atay, Şırnak İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut, Şırnak İl Emniyet Müdürü Cemal Dalman ve İdil Kaymakamı Anıl Adıgüzel’in, devlet temsilini ve gücünü kullanarak, bir siyasi partinin adayının propaganda çalışmasına katılmasını nasıl açıklıyorsunuz?

2- İl valileri, jandarma komutanları ve emniyet müdürleri ile kaymakamlar hangi görev, talimat veya emirle siyasi faaliyetlerde bulunmaktadırlar? Kanuna aykırı olarak siyasi faaliyette bulunan kamu görevlilerinin AKP’nin seçim çalışmalarına destek olmaları kapsamında görevlendirildiklerine dair Bakanlığınızın bir talimatı mı vardır?

3- Eğer böyle bir talimat yoksa, bir siyasi partinin adayının propaganda çalışmasına katılan Şırnak Valisi Cevdet Atay, Şırnak İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut, Şırnak İl Emniyet Müdürü Cemal Dalman ve İdil Kaymakamı Anıl Adıgüzel hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na aykırı davranmaktan idari soruşturma başlatılacak mıdır?

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/chpden-yerlikayaya-valili-komutanli-propaganda-sorulari/feed/ 0
Kamboçya’da öldürülen Ufuk Öntürk’ün naaşını Budist gibi yakacaklardı https://www.foxhaber.com.tr/kambocyada-oldurulen-ufuk-onturkun-naasini-budist-gibi-yakacaklardi/ https://www.foxhaber.com.tr/kambocyada-oldurulen-ufuk-onturkun-naasini-budist-gibi-yakacaklardi/#respond Sun, 17 Mar 2024 21:45:38 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4830 İstanbul’da yaşarken kalp krizi geçiren ve ölümün eşiğinden dönünce dünyayı gezmek için çıktığı yolculukta 6 yıl önce gittiği Güneydoğu Asya’da Kamboçya’ya yerleşen Ufuk Öntürk (52) kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanlarının çekiçli saldırısında hayatını kaybetti.

İzmir’deki yakınları, önce acı haberi, ardından Budist inancına göre cenazenin yakılması için vekalet istendiğini öğrenince, devlet yetkilileriyle temasa geçti. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girmesiyle cenazenin Türkiye’ye getirileceğini öğrenen Öntürk’ün yakınları, İslami usullere göre cenazelerini toprağa vereceklerini belirtip cinayete karışanların hak ettiği cezayı alması için de yine devletten destek beklediklerini söyledi.

Ufuk Öntürk

KALP KRİZİNİ ATLATIP DÜNYA TURUNA ÇIKTI

İstanbul’da yaşayan Ufuk Öntürk, 2016’da kalp krizi geçirdi. Doktorların müdahalesiyle hayata döndürülen Öntürk, 2018’de dünya turuna çıktı. İlk olarak Tayland’a giden Ufuk Öntürk, daha sonra Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı seven ve orada yaşamaya başlayan Öntürk ile kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanları arasında 25 Ocak’ta tartışma çıktı.

ÇEKİÇLE BAŞINA VURDULAR

6 kişinin bulunduğu olayda, Öntürk başına isabet eden çekiç darbesiyle yaşamını yitirdi. Ertesi gün Öntürk’ün Türkiye’deki yakınlarına ölüm haberi ulaştı. Öntürk’ün cenazesinin Kamboçya’da Budist inancına göre yakılması için vekalet istendiğini öğrenen yakınları, bir milletvekili aracılığıyla durumu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a iletti. Kamboçya’daki yetkililerle temasa geçilip Öntürk’ün cenazenin Türkiye’ye getirileceği bilgisi sağlandı.

TABAK KIRILMASI NEDENİYLE KAVGA ÇIKMIŞ

Öntürk’ün eniştesi, evli, 3 çocuk babası, besteci ve şarkıcı Deniz Keser (54) “26 Şubat’ta gelen bir telefonla şoke olduk. Kayınbiraderimin ölüm haberi iletildi. Başta odasında ölü bulunduğu söylendi. Ancak yaptığımız araştırmada cinayete kurban gittiğini öğrendik. Kaldığı pansiyonda tabak kırılmış. Bu nedenle tartışma başlamış. Pansiyon sahibi ve çalışanlarının bulunduğu 6 kişi, çekiçle başından yaralamış. Hunharca öldürüldüğünü öğrendik” dedi.

Deniz Keser ve Yıldız Eyiçalış

“CENAZENİN YAKILACAĞINI ÖĞRENDİK”

Büyükelçilik ile irtibata geçtiklerini anlatan Keser, şöyle devam etti:

– Beklememiz söylendi. Orası, Budist bir ülke. Onların inançları doğrultusunda cenazemizin yakılacağını öğrendik. Biz Müslüman ülkeyiz. Dinimize ve geleneklerimize uygun defin işlemini yapmak istediğimizi söyledik. Cenazemizi getirmek istedik. 10 bin dolar gibi büyük meblağ istendi. Ailecek bu rakamı ödeyemeyiz. Dışişleri Bakanlığımıza dilekçeyle müracaat ettik. Devletimiz araya girerek mağduriyetimizi giderdi. Şu an cenazemizi bekliyoruz. Cinayetle ilgili 6 kişi tutuklanmış. Hak ettikleri cezayı almaları aşamasında da devletimizden yardım istiyoruz.

KALP KRİZİNDEN SONRA YAŞAM İSTEĞİ ARTMIŞTI

Ufuk Öntürk’ün ablası, işçi emeklisi Yıldız Eyiçalış (56) ise “30 saniyeliğine kalbi durdu. Yani ölüm noktasına geldi. Hastaneye çok yakın bir yerde olay gerçekleştiği için doktorlarımız hayata döndürebildi. Bu kalp krizinden sonra kardeşimin hayat görüşü değişmeye başladı. Dünyaya açılmaya, başka kültürdeki insanlarla arkadaş olmaya karar verdi. Yaşam isteği arttı. Türkiye’ye dönmek istemiyordu” dedi.

Önce cinayeti sonra cenazenin yakılacağını öğrenince şaşırdıklarını söyleyen Eyiçalış, devlet yetkilileriyle temasa geçtiklerini belirterek, şöyle konuştu:

– Cenaze masrafları yüklü miktardaydı. Bakanlık kendi imkanlarıyla karşıladıklarını ifade etti. Cenazenin yakılacağı söylendiğinde şok yaşamıştık. Böyle bir şeye izin vermeyeceğimizi söyledik. Bizden vekalet istediler. Vekaleti kasıtlı geciktirdik. Devlet yetkililerimiz sayesinde cenaze getirilecek.

– Şu an tek beklentimiz, cenazemizin en kısa sürede getirilmesi ve İslami usullere göre defnedilmesi. Ayrıca cinayeti işleyen kişilerin salıverilmesinden de korkuyoruz. Bu kişilerin, mutlaka cezalarını çekmesini istiyoruz. Bunun için de herkesin yanımızda olacağına inanıyorum.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/kambocyada-oldurulen-ufuk-onturkun-naasini-budist-gibi-yakacaklardi/feed/ 0
İsrail yine hukuk tanımadı https://www.foxhaber.com.tr/israil-yine-hukuk-tanimadi/ https://www.foxhaber.com.tr/israil-yine-hukuk-tanimadi/#respond Fri, 23 Feb 2024 21:09:46 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3815 İsrail Başbakanlık Ofisinden, UAD’de İsrail’in, işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar hakkında açıklama yapıldı.

Duruşmanın “İsrail’in varoluşsal tehditlere karşı kendini savunma hakkına zarar vermek amacıyla tasarlandığını” öne süren açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Duruşma, Filistinlilerin herhangi bir müzakere olmadan diplomatik sonuçları dikte etme girişiminin bir parçası. Bu girişimle mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu konuda İsrail hükümeti ve İsrail Meclisi birlik içinde.”

İSRAİL DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DA AÇIKLAMA YAPTI

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Filistin yönetimini, “doğrudan müzakereler yoluyla dışarıdan dayatmalar olmadan çözülmesi gereken bir çatışmayı asılsız suçlamaları savurarak, temelden çarpıtılmış bir gerçeklikle tek taraflı ve uygunsuz bir yasal sürece dönüştürmekle” suçladı.

UAD’deki duruşmaları Filistin yönetiminin, uluslararası sistemi İsrail’e saldırmak için siyasi bir araca dönüştürme girişimi olarak tanımlayan Haiat, bunun “hem uluslararası hukuk sistemine olan küresel güvene hem de anlaşmazlığın çözümüne ulaşma şansına zarar verdiğini” ileri sürdü.

Haiat, Filistin yönetiminin yıllardır çatışmayı çözmek için doğrudan müzakereleri reddettiğini iddia ederek, UAD’nin, “anlaşmazlığın taraflar arasında doğrudan müzakereler yoluyla çözülmesi için mevcut yasal çerçevelere Filistin’i döndürecek kararı alması” çağrısında bulundu.

DURUŞMALAR BAŞLADI

Duruşmalar kapsamında aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 52 devletin yanı sıra Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği, 19-26 Şubat tarihlerinde, İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki neticelerine ilişkin beyanlarda bulunacak.

Başta İsrail olmak üzere, işgalin devletler ve BM açısından sonuçlarının da ele alınacağı 6 gün sürecek duruşmalarda her bir devlet ve kuruluş, 30’ar dakika sunum yapacak.

Filistin tarafının sunumuyla başlayan duruşmalarda Türkiye Dışişleri Bakanlığının sunumu, son gün 26 Şubat’ta TSİ 12.00’de gerçekleştirilecek.

Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini yürüten UAD’de halka açık duruşmalar canlı yayımlanıyor.

Sözlü sunumlarda sadece Filistin’e 3 saat süre tanınıyor.

Sözlü beyanda bulunacak devletlerin arasında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, İran, Kanada, Mısır, Güney Afrika, Japonya, İspanya, Suudi Arabistan, Malezya, Pakistan, Hollanda’nın yanı sıra AB, Orta Doğu ve Asya-Pasifik bölgesinden çok sayıda ülke yer alıyor.

Divan önünde danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekiyor.

Aralarında Türkiye’nin de olduğu 57 ülke ve uluslararası kurum, danışma görüşü verilecek sorular hakkındaki kendi tutumlarını içeren yazılı beyanlarını UAD’ye sunmuştu.

BM GENEL KURULU, ULUSLARARASI ADALET DİVANINDAN GÖRÜŞ İSTEMİŞTİ

BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.

BM Genel Kurulunun Divandan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:

“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?

2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”

Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.

DANIŞMA GÖRÜŞÜNÜN ETKİSİ NEDİR?

UAD’nin verdiği danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.

Divanın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.

Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.

UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkelerin uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlanmaları muhtemel.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/israil-yine-hukuk-tanimadi/feed/ 0
‘İliç’teki faciada tüm masraflar şirketten alınsın’ https://www.foxhaber.com.tr/ilicteki-faciada-tum-masraflar-sirketten-alinsin/ https://www.foxhaber.com.tr/ilicteki-faciada-tum-masraflar-sirketten-alinsin/#respond Thu, 22 Feb 2024 21:21:44 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3783 Erzincan’da meydana gelen maden faciasında doğayı kirleten yaklaşık 30 milyon ton toprağın altında kalan işçilerin kurtarılması, hafriyatın taşınması ve çevreye verilen zararın önlenmesi için milyarlarca liralık harcama gerekiyor. Maden arama işlerinde tazminat ve sigorta sistemi kurulmadığı için bütün yükün devletin dolayısıyla da halkın sırtına yüklenmesinden endişe ediliyor.

AKP Hatay eski Milletvekili ve Çevre eski Müsteşarı Prof. Mustafa Öztürk, denetim ve ölçümlerden hafriyatın kaldırılmasına kadar yapılması gereken tüm işlerin devlet tarafından yapılıp maliyetin de şirketten alınması gerektiğini söyledi. Sadece hafriyat işinin maliyetinin 5 milyar lirayı bulabileceği ifade ediliyor.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk

“BU YETKİYİ DEFALARCA KULLANDIK”

SÖZCÜ’ye konuşan Prof. Mustafa Öztürk, işletmelerin çevreye verdiği tüm hasarların ortadan kaldırılması için devletin acil olarak çalışmaları yapıp her türlü masrafın parasını şirketten alması gerektiğini belirterek “Hukuken yapılması gereken budur. Bu masraflar devletin de halkın da sırtında kalamaz. Biz bu yetkiyi defalarca kullandık. Devlet yine kullanacaktır. Masrafın dışında ayrıca kesilmesi gereken cezalar var” dedi.

Öztürk, müsteşarlığı döneminde baca gazı külü taşıyan bir geminin İskenderun’da battığını, denizin dibindeki maddenin çıkarılması ve çevre temizliği işlerini yapıp tüm masrafı firmadan aldıklarını söyledi.

Facianın yanlış depolamadan kaynaklandığını, dolayısıyla firmanın ağır kusuru olduğunu belirten Prof. Öztürk, 30 milyon ton toprağın kaldırılması başta olmak üzere tüm masrafları ödemesi gerektiğini şirketin de zaten bildiğini, aksi durumda uluslararası mahkemelerin devreye sokulacağını söyledi.

“CİDDİ CEZALAR UYGULANMALI”

Prof. Öztürk, Çevre Bakanlığı dışında faciadan zarar gören diğer bakanlık ve kamu kurumlarının da şirkete ciddi cezalar uygulaması gerektiğini söyledi. Öztürk, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) su havzasına zarar verdiği, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün de işin tekniğe uygun yapılmaması ve atıklar nedeniyle ceza kesebileceğini belirtti.

YENİ HEYELAN OLABİLİR

Prof. Öztürk, altın madenindeki atık depo alanında henüz heyelanın bitmediğini, yeni bir hareketlilik olması durumunda tekrar kaymaların başlayabileceğini söyledi. Öztürk, “İlk heyelan dereye doğru kaydı. Bir de üstte heyelanın olmadığı alanda yağmur suyu gölü oluşup yeni bir heyelan olabilir. Yağmur suyunun mutlaka yığına zarar vermeden drenaj edilmesi lazım” uyarısında bulundu.



9 işçiye ulaşmak için başlatılan çalışmalar sürüyor. Heyelan riskine karşı güvenlik tedbirlerinin alındığı bölgede ayrıca toprak ve su analizleri de yapılıyor.

SİYANÜR UYARISI

Prof. Öztürk, kükürt dioksit ve partikülün yanı sıra siyanür havuzundan kaynaklı olarak havadaki siyanürün ölçülmesi gerektiğini söyledi. Havadaki siyanür konsantrasyonunun yüksek olması halinde insan ve canlılar için tehlike oluşturacağını belirten Öztürk, “Bu ölçümlerin yapılıp sonucun rakamsal verilerle halka açıklanması lazım. Ölçüm değerleri limitin altında diyerek açıklama yapılması güven vermiyor” dedi.

“RAPORUNU DOĞRU YAZMAYAN CEZA ALIR”

Prof. Öztürk, depolamanın yanlış yapıldığını şirketin de orada denetim yapanların da bildiğini, raporlarda bu yanlışa işaret eden mühendis ve denetim elemanlarının cezadan kurtulacağını, ancak gelişmeleri rapor etmeyenlerin mahkemede kendilerini savunacak bir durum olmayacağını ifade etti.

Öztürk, “Mahkeme şunu sorar; ey işleten, ey denetleyen depolama işleminin yanlış yapıldığını rapor ettin mi, çalışmaların durdurulması talebini raporuna yazdın mı? ‘Ben böyle bir rapor tuttum, ama uygulanmadı’ diyen mühendis veya denetim elemanı ceza almaz” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ilicteki-faciada-tum-masraflar-sirketten-alinsin/feed/ 0