Deprem durumunda ulaşım hareketliliğinin, güvenlik amaçlı, tahliyeden kaynaklı acil yardım-kurtarma amaçlı ve son aşamada da hasarın tespiti-onarımı amaçlı altyapı hizmetlerinin verilmesine ilişkin yolculuklar şeklinde olduğunu anlatan Özen, bu yolculukların iyi yönetilebilmesi, depremin sosyal ve fiziksel etkisinin azaltılması amacıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
YOLLARIN TIKANMAMASI İÇİN ÇÖZÜM TOPLU TAŞIMA
Özen, deprem öncesi, deprem anı ve sonrası göz önüne alınarak trafik yönetim çalışmalarının 3 aşamada gerçekleştirilmesinin önemli olduğuna değinerek, şöyle konuştu:
-Deprem meydana geldiği andan itibaren deprem bölgesinde artık afet kanunları geçerli olacağından öncelikle afet kanunlarına ilişkin kişilerin bilgilendirilmesi lazım.
-Kişisel yolculuklarda yolların tıkanmaması için toplu taşıma araçlarının kullanılması gerekiyor. Bu kapsamda kamuya hizmet eden, mesela taksi sürücüleri, toplu taşıma sürücüleri, raylı sistemi kullananlar ve altyapı hizmetlerinde çalışan araçların sürücülerinin tamamına, deprem anında nasıl hareket etmeleri gerektiğine yönelik eğitimler verilmeli.
Depremden sonra, 3 ila 7 gün boyunca tahmin edilmesi zor ve karmaşık bir trafik durumunun ortaya çıktığına dikkati çeken Özen, “Arama-kurtarma ve acil durum araçlarıyla, emniyeti sağlamakla görevli ekiplerin görev yerlerine erişimini hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için trafik yönetiminin planlanması gerekmektedir. Bunu yaparken de ambulansların ilk çıkış noktasından afet alanına gidiş, afet alanından hastaneye gidiş ve aynı şekilde itfaiye araçları için bu güzergahların açık tutulmasına yönelik faaliyetlerin yapılması büyük önem arz ediyor.” dedi.
![]()
Ulaşım hareketliliğine ilişkin süreci, “iyileşme” ve “düzelme durumu” olarak tanımlayan ve bu süreçte artık insanların konutlarının etrafından uzaklaşarak daha güvenli alanlara gitmeye başlayacaklarını da aktaran Özen, toplanma alanlarının belirlenmesinden sonra da buralara ulaşımın nasıl gerçekleştirileceği ve bu noktadan tahliyelerin nasıl yapılacağının iyi incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
SAHİL YOLU “TSUNAMİ ETKİSİYLE KULLANILAMAYABİLİR”
Halit Özen, “Olası bir depremde İstanbul’da doğu-batı istikametinde, sahil yolu, D-100 karayolu, TEM Otoyolu ve Kuzey Marmara Otoyolu’ndan oluşan 4 koridordan en az ikisinin açık tutulması gerekiyor.” dedi.
Otoritelerce koridorların açık tutulmasını sağlayacak tedbirler üzerine çalışıldığını kaydeden Özen, en dikkat edilmesi gereken yolun sahil yolu olduğuna dikkati çekerek, “Çünkü denize çok yakın. Tsunami etkisinin ortaya çıkmasından dolayı deprem anında kullanılamayabileceği dikkate alınarak tasarımlarının yapılması önem arz ediyor.” diye konuştu.
Deprem anında, raylı sistem araçları gibi deniz yolu taşıtlarından da hizmet alamama durumunun söz konusu olabileceğine dikkati çeken Özen “Depremde en azından iki veya üç günlük bir süreç boyunca biz denizi kullanamayacağız. Bu süreçte denizi kullanmayacağımızı bilerek kendimizi buna göre tasarlamamız, ulaşım sistemini buna göre kullanmamız, yardımları da buna göre düzenlememiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Gazze’deki yıkıma dikkati çeken Fidan, “5 ay süren acımasız ve yoğun bombardımanın sonrasında Gazze büyük ölçüde yaşanmaz hale geldi.” ifadesini kullandı.
Fidan, Gazze’de hayatını kaybeden insanların sayısının fazlalığına işaret ederek, yaşanılan bu durumu “tarifsiz” olarak nitelendirdi.
Ailelerin ve nesillerin tamamının kaybolduğuna dikkati çeken Fidan, bu acının kelimelerle tarif edilemeyeceğini dile getirdi.
Fidan, “utanç verici bir cezasızlığa” tanık olunduğunu vurgulayarak, “İsrail katliamlar, zulümler, her türlü suçu işlemeye devam ediyor fakat sorumlu tutulmuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Söz konusu durumun umutsuzluğu körüklediğini belirten Fidan, “Bu, çaresizliği artırıyor ve adaleti kendileri sağlamak isteyenleri teşvik ediyor. Sokaklarımız duygusal olarak kışkırtılmış ve gergin durumda.” diye konuştu.
Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki ile Gazze Temas Grubu’na ayrılan panele katıldıklarını aktararak, forumun Gazze’de nerede durulduğuna yönelik “küresel bir kamuoyu barometresine” benzediğini kaydetti.
Bakan Fidan, “Bu tek taraflı bir eylem dahi olsa (Gazze konusunda) derhal harekete geçmemiz yönünde büyük bir beklenti var.” dedi.
“TEMAS GRUBU, BÖLGESEL BİR SAHİPLENME RUHU YARATTI”
Gazze Temas Grubu’nun “sadece kınamalardan oluşan kısır döngüyü kıran” yenilikçi bir girişim olduğunun altını çizen Fidan, “(Gazze Temas Grubu) aynı zamanda bölgesel bir sahiplenme ruhu da yarattı.” açıklamasında bulundu.
Fidan, diplomasideki tüm araçların kullanıldığını vurgulayarak, “Bugün grubun çabaları sayesinde uluslararası toplumun ezici çoğunluğu, acil ateşkes ve iki devletli çözümden yana.” ifadesini kullandı.
Bu durumun kendilerini kayıtsız kalmaya ve hafife almaya itmemesi gerektiğine işaret eden Fidan, “İsrail’deki aşırılıkçı ve ırkçı hükümet bir kez daha dünyayı kandırmaya çalışıyor.” görüşünü dile getirdi.
Fidan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “Refah’ta tuzağa düşürülen Filistinlilere” yönelik bir operasyonun “şart olduğu” propagandasını yaptığını vurgulayarak, “İsrail, bizim çok iyi bildiğimiz her türlü yol ve yönteme başvuracaktır.” dedi.
Tüm Filistin’in Müslümanların kalesi olduğunu düşünce ve faaliyet birliğiyle açıkça göstermeleri gerektiğine dikkati çeken Fidan, “Bunu göstermek için Refah’a gidebiliriz, baskıyı artırdığımız gibi meselelere dikkat çekebilir ve farkındalığı artırabiliriz. Bunu dünyanın her tarafından hemfikir bakanlar grubu olarak yapabiliriz.” diye konuştu.
Fidan, bunun, Mısır’ın duyduğu büyük sorumluluk karşısında Mısırlı dostlarla bir dayanışma göstergesi olabileceğine dikkati çekti.
“GAZZE’NİN ETRAFINDAKİ ABLUKA KIRILMALI”
12 Kasım 2023’te Riyad Zirvesi’nde alınan kararı hatırlatan Fidan, “Gazze’nin etrafındaki abluka kırılmalı, şu anda bu yapılmalı. Hepimiz İsrail’in, insani yardımı savaşta bir silah olarak kullandığını biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Fidan, şu anda 400 binden fazla Filistinlinin açlık sınırında olduğuna vurgu yaparak, “Sivil toplum ve insan hakları örgütlerinin riskleri göze alarak Gazze’ye girmesine izin verilmeli. Gazze halkını, İsrail’in merhametine ya da hegemon güçlerin lütfuna bırakmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
Müslüman dünyası olarak Gazze’deki zulümle mücadele etmek için 3 alana dayanan bir plan geliştirmeleri gerektiğini aktaran Fidan, asıl sahada İsrail’in ablukasını kırarak insanların açlıktan ölmesini engellemeleri gerektiğini vurguladı.
Fidan, siyasi ve diplomatik alanda da toplu ve birlik içinde hareket ederek ve tüm uygun yöntemleri kullanarak İsrail üzerinde baskıyı artırmaları gerektiğini söyledi. Bunları yaparken “koyun postuna bürünmüş kurtlara” dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizen Fidan, şunları kaydetti:
“Bugün Gazze’nin tam karşısında Akdeniz’in ortasında bir Ada, İsrail için silah ve mühimmat lojistik üssü haline geldi. Bu Ada, hala Gazzeliler için insani merkez adı altında bu amaca hizmet ediyor. Böyle ülkelere de dikkat etmemiz gerekiyor. Ayrıca İsrail’e silah satışını durdurma kararımızın uygulanmasını da gözlemlememiz gerekiyor.”
Fidan, yasal çerçevede de uluslararası hukuka destekten ne olursa olsun vazgeçilemeyeceğinin altını çizerek, İİT oturumu kapsamında Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesindeki davalara, üyelerin dahil olmasına ilişkin alınan kararları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
“RAMAZANDA KISITLAMALARA KARŞIYIZ”
Ramazanın yaklaştığını ifade eden Fidan, diğer Müslümanlar gibi Gazze ve Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistinlilerin de bu kutsal ayı onurlu şekilde geçirme hakkı olduğunu kaydetti.
Fidan, “İsrail’in Harem-i Şerif’e uygulayabileceği herhangi bir kısıtlamaya karşı kaya gibi sağlam durmalıyız. Kararlılığımız ve faaliyetlerimiz ramazandaki olası geniş çaplı gerginlikleri yatıştıracaktır.” dedi.
Filistinlilerin çok fazla acıya katlandığını ve çok fazla fedakarlık yaptığını aktaran Fidan, “Filistinlilerin sorunlarını, barış ve güvenlik içinde ve onurlu şekilde devletlerine ve topraklarına dönüştürmek bizim sorumluluğumuz. Aksi takdirde sadece haklarımız tarafından değil tarih tarafında da yargılanacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>
Güzin Çaltı Yener
Dondurma işlemi doğru yapılmalı
Dondurma işlemi sağlıklı tüketim için doğru yöntemlerle ve güvenli şekilde yapılmalıdır. Muhafaza sürelerini uzun tutmak için, dondurulmuş gıdaların hava geçirmez ambalajlar içinde dondurulması ve dondurucunun sıcaklığının -18°C’de korunması önemlidir. Çok uzun süre dondurucuda bekletilen gıdaların kalitesi ve lezzeti azalabilir. Bu nedenle mümkünse dondurucuda saklama sürelerini kısa tutup bir an önce tüketmeye çalışmak, dolaptan benzer dondurulmuş ürünlerin tüketiminde ilk dondurulanların önce tüketimini sağlamak, soğuk zincir denilen dondurulmuş gıdanın transferi icap ettiğinde hızlı hareket edip donmuş besinin uygunsuz çözülmesine fırsat vermemek dondurulmuş gıdaların saklanmasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar olarak sıralanabilir.

Evde donduracağınız gıdaları böyle hazırlayın
Evde yapılıp dondurulan gıdalarda besin değeri kaybı olabilir. Ancak bu kayıp, doğru yöntemlerle en aza indirilebilir. Bunların en başında taze ve kaliteli malzemeler kullanmak gelir. Çünkü taze malzemeler daha fazla besin değeri içerirler. Ayrıca dondurma işlemini hızlı bir şekilde gerçekleştirmek de besin değerlerini korumada önemlidir. Dondurucunun sıcaklığını kontrol etmeyi ihmal etmemek gerekir. Bir diğer önemli konu da; yiyecekleri hava geçirmez kaplarda saklamak, buzdolabında dondurma işlemine uygun poşetler kullanmak, dondurulmuş gıdaların tazeliklerini, dondurulmadan önceki koku ve yapılarını korumak bakımından değerlidir. Dondurulan yiyeceklerin üzerine tarih koyarak tüketim sırasını takip etmek, dolaptan benzer dondurulmuş ürünlerin tüketiminde ilk dondurulanların önce tüketimini sağlamak, ilk giren ilk çıkar kuralına uymak ve özellikle çözünmüş pişirilmiş yiyecekleri daha sonra yerken ısıtma aşamasında da besin değerlerini daha fazla kaybetmemek için düşük ateşte yavaşça ısıtarak ve aşırı pişirmekten kaçınmak diğer önemli ipuçları olarak sıralanabilir.

Hangi besin ne kadar süre saklanabilir?
Dondurulmuş gıdaların muhafaza süreleri son derece önemlidir. Bu süreler, ürün türüne ve saklama koşullarına bağlı olarak değişebilir. Gıdaların dondurulmuş olarak saklanma süreleri özellikle lezzet ve besin değerleri açısından en iyi sonuçları elde etmek için dikkate alınmalıdır. Sebze ve meyveler 8-12 ay arasında; etler ve deniz ürünleri 3 ile 12 ay arasında saklanabilir. Balık 2-3 ay gibi daha kısa bir süre saklanabilirken, kırmızı et ve tavuk 6-12 ay gibi daha uzun süre dayanabilir. Hazır ve yarı hazır dondurulmuş yemekler, ultra işlenmiş kategorisinde dondurulmuş hazır ürünler genellikle 3-4 ay arasında saklanabilir. Bu ürünlerin etiket bilgileri dikkatle incelenmelidir. Ekmek ve pastane ürünleri, hamur işleri ise 2-3 ay arasında buzlukta muhafaza edilebilir.

Paketli gıdaları dikkatli tüketin
Paketli dondurulmuş gıda ürünlerini açtıktan sonra tüketme süresi, ürünün türüne ve saklama koşullarına bağlı olarak değişebilir. Açılan dondurulmuş gıda ürününün ambalajı üzerinde son kullanma tarihi veya tüketim tarihi belirtilmişse bu tarihe dikkat etmek gerekir. Dondurulmuş gıdaların ambalajları açıldıktan sonra 1-2 gün içinde tüketilmeleri önerilir. Açılan gıdanın sadece bir kısmı kullanılacaksa geri kalan kısmı çözülmeden hava almayan şekilde tasarlanmış bir saklama kabı veya sızdırmaz güvenilir bir buzdolabı poşet içinde saklanabilir. Tabii yine tüketim süresi mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır.

En büyük yanlış hızlı çözdürmektir
Dondurulmuş gıdaların çözdürülmeye çalışılması sırasında yapılan en büyük hata sabırsızlıktır. Besini hızlı çözülmek doğru değildir. Örneğin, ısıtıcı üstüne koymak, sıcak suyun içinde bekletmek, güneşte çözdürmeye çalışmak gibi yöntemler besinlerin doğal yapısındaki enzimlerin çalışması ve kimyasal tepkimeleri başlatabilir. Böylece mikrobiyal gelişme faaliyete geçerek bu durum sağlığa zararlı hale gelebilir. Dondurulmuş gıdaların güvenli bir şekilde çözdürülmesi için kullanılabilecek yöntemler; buzdolabında (bu yöntem sırasında gıdayı buzdolabında bekletirken mutlaka bir kap içinde tutmalı böylece çözünme esnasında dolaptaki başka bir besine çapraz bulaş riskleri de azaltılmalıdır), soğuk suda (Hızlı bir çözünme gerekiyorsa, gıda sızdırmaz bir torba içinde soğuk su altında da çözdürülebilir) ve mikrodalga (Bu yöntemi kullanırken gıdanın tüm bölgelerinin eridiğinden emin olmak önemlidir. Dikkatli olunmalı ve sık sık kontrol edilmelidir, çözdürülecek gıdanın üzeri cam bir tabakla kapatılmalıdır) özelliğiyle çözdürmedir.

Bu sorunlar ortaya çıkabilir
Gıdayı çözdürdükten sonra, tüketimi öncesi iyice pişirmek gerekir. Kısmi çözünmüş gıdaları tekrar dondurmak yerine hemen bir kerede kullanmak gıda güvenliği açısından son derece önemlidir. Çünkü tekrar dondurma işlemi mikrobiyel faaliyetlere neden olabilir. İçerisinde mikroorganizmaların üremesine ve özellikle bir sonraki kullanımda besin zehirlenmelerine neden olabilir. Bu durum özellikle şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi kronik sağlık sorunları olan kişiler için risk oluşturabileceği gibi yanlış dondurulmuş gıdaların tüketilmesi durumunda gastrointestinal rahatsızlıklar ve enfeksiyonlar gibi sağlık sorunları da ortaya çıkabilir. Bu nedenle, gıdaların doğru şekilde dondurulması ve çözdürülmesi önemlidir.

İnternetten sipariş etmeyin
Dondurulmuş gıdaları satın alırken güvenilir markaları tercih edin ve ürünlerin ambalajını dikkatlice inceleyin. Paketlerin hasar görmemiş olmasına, ürünlerin donmuş halde olmasına dikkat edin. Alışveriş sırasında en son sepete koyulması gereken ürünlerin dondurulmuş gıdalar olduğunu unutmayın. İnternetten alışverişlerde mümkün olduğunca dondurulmuş gıda ürünlerini sipariş etmeyin. Yakın mesafe alışverişe önem verip soğuk zincire uyulduğuna emin olun. Saklama koşullarına dikkat edip ürünleri dondurucunuzun içinde en düşük sıcaklıkta; -18°C veya daha düşük sıcaklıkta saklayın ve tüketim sürelerini takip edin. Dondurulmuş gıda ambalajlarının içerik listesini dikkatlice okuyup katkı maddeleri, koruyucular ve fazla şeker veya tuz içeren ürünlerden kaçınmaya çalışın. Böbrek hastaları, tansiyon hastaları, alerjen faktörlere duyarlılığı olan, tuzsuz yemeyi gerektiren özel bir beslenme durumu olan kişiler, özellikle etiket okuma konusunda bilinçli olmaya; ürünlerin üzerindeki uyarıları göz ardı etmemeye çalışmalıdır.
]]>
MUSLUK SUYU İÇİLİR Mİ?
Birçok şehirdeki şebeke suları, belirlenen standartlara uygun olarak düzenli olarak kontrol edilir ve arıtılır. Bazı bölgelerde, şebeke suyu kalitesi değişebilir ve kirleticiler içerebilir. Türkiye’de güvenli içme-kullanma suyunun binaya kadar getirilmesi belediyenin görevi ancak suyun bina içindeki yolculuğunda iç şebekeye bağlı olarak kirlenebilir. Bina içindeki su borularının-depolarının mutlaka yenilenmesi ve temizlenmesi gerekir. Evde su arıtma sistemleri kullanmak su içerisindeki mikroorganizmaları uzaklaştırabilir. Ancak bu cihazlar, temizlik ve bakımları ihmal edildiği takdirde sağlığa zararlı bakteriler için üreme ortamı oluşturabilir. Bu cihazları kullananlar arıtma filtrelerinin temizliğine çok dikkat etmeli, ek olarak maden suyu tüketmelidir.
pH seviyesi de önemli
Suyun pH değeri, suyun asidik, nötr veya alkali olma derecesini gösteren bir ölçümdür. Sağlıklı içme suyu genellikle hafif alkali pH değerine sahip olabilir. Genellikle pH seviyesi 7 civarında veya biraz üzerinde olan sular önerilmektedir. Bu değer, suyun hem içebilir hem de vücutta dengeli bir şekilde absorbe edilebilir olmasını sağlar.
İÇME SUYU NE GİBİ ÖZELLİKLERE SAHİP OLMALI?
Sağlıklı su, vücut için gerekli olan kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi elementleri içermelidir. Ancak, mineral içeriği çok yüksek de olmamalıdır. İdeal içme suyu doğal kaynaklardan, temiz nehirlerden veya yeraltı su kaynaklarından gelmelidir. Bu tür kaynaklar genellikle daha temiz ve doğal mineraller içerir.
Bu kriterlere dikkat!
Su temiz, berrak, tortusuz ve tatsız olmalıdır. Bulanık, kötü kokulu veya tadı bozuk olan su, içinde olumsuz özelliklere işaret edebilir. İçme suları, mikro plastikler, ağır metaller, kimyasal kirleticiler gibi zararlı maddeler içermemelidir. Suda nitrat olması aşırı derecede kirlenmiş su anlamına gelir. Su arıtma işlemleri sırasında kullanılan kimyasalların, özellikle klorun, su içerisinde iz bırakmaması veya bu kimyasalların en aza indirilmesi önemlidir. Organik ve biyolojik kirlenmelere karşı, düzenli olarak kontrol edilmeli ve bu tür kirlenmeleri engellemek için uygun önlemler alınmalıdır.
DAMACANA VE PET ŞİŞELER ZARARLI MI?
Belirli markaların üretmiş olduğu damacana suları ise genellikle standartlara uygundur ve suyun kaynağına bağlı olarak mineral içerikleri değişir. Hangi suyun tercih edileceği kişisel tercihlere, bölgesel şartlara ve suyun kaynağına bağlıdır. Bu sular markaya ve suyun kaynağına göre farklılık gösterebilir. Önemli olan, içme suyu kaynağını ve içindeki maddeleri bilmektir. Su şişeleri genellikle pet plastikten yapılır. Bu plastik türü gıda sınıfı olarak kabul edilir ve genellikle sağlık için güvenlidir. Dikkat edilmesi gereken noktalar pet şişelerdeki suyun, doğrudan güneş ışığına, aşırı sıcak veya soğuk ortamlara maruz bırakmamaktır. Güneş ışığı, su içinde bakteri ve alglerin üremesine neden olabilir. Genellikle pet şişeler tek kullanımlıktır. Bir kereden fazla kullanmak içinde bakteri birikimine neden olabilir. Pet şişelerin ve damacanaların üzerindeki üretim ve son kullanma tarihlerine de dikkat edilmelidir.
NEDEN CAM ŞİŞEDEKİLER TERCİH EDİLMELİ?
Cam, suya koku veya tat verme eğiliminde değildir. Bu nedenle, cam şişelerde su depolanırken suyun tadı ve kalitesi genellikle daha iyi korunabilir. Sıcaklık değişikliklerine daha dayanıklıdır ve içindeki suyu dış etkenlere karşı daha iyi koruyabilir. Ancak, seçim yaparken kişisel tercihler, bütçe ve taşınabilirlik gibi faktörler de göz önüne alınmalıdır.
]]>Astroloji alanında araştırmalar yapan ve 40 kitapta imzası bulunan Öner Döşer’in son iki kitabı Güneşle Randevu ve Güneşmerkezli Astroloji, güneş patlamalarının iletişim sistemleri, doğal afetler, finansal çöküşler, kitle hareketleri ve savaşlar, insan sağlığı üzerindeki etkilerini örnekleriyle anlatıyor.
SALGIN HASTALIKLARA DİKKAT!
DÜNYA genelinde JN1 virüsünün yayıldığını görüyoruz. Salgın hastalıklara dikkat çekmiştik. Şimdi Mars 23 Ocak’a kadar seyrine devam edecek ve Mars virüslerle, hızlı yayılan salgınlarla ve ateşli hastalılarla ilgilidir. Bu yüzden ocak ayına özel dikkat çekmek isterim. İlkbahar aylarında da özellikle nisan ve mayıs aylarında iki tane riskli gezegen kavuşumu var. Bunlardan biri tahıl, toprak ve bitkilerden bulaşabilecek salgınlara dikkat çekerken diğeri sulardan geçebilecek virüs ve salgınlara dikkat çekiyor.
SUYLA İLGİLİ SINAVIMIZ BÜYÜK OLACAK!
SATÜRN’ün Balık burcunda seyredeceği 2024 yılında imtihanımız sular, denizler ve okyanuslarla olacak. Su konusunda tasarruflu davranmamız çok önemli. Çünkü bir kuraklık döneminden geçmekteyiz. Denizlerimizi, okyanusu temiz tutmamız da çok önemli, bu konularda karşılaşacağımız bazı kritik durumlarla bunu daha iyi anlayabiliriz. Barajlarımız, suyun saklanması, tarımda sulama sistemleri, suyu az tüketerek sulama sağlayan sistemler çok önemli olacak. İklim değişikliğinin kendini daha belirgin göstereceği süreçte, Neptün ve Satürn’ün bir müddet için Koç burcunda seyredeceği 2025 yılı ilkbahar aylarından itibaren kuraklık konusunda alarm zilleri çalmaya başlayacak. 2026 yılında bu durum daha da belirginleşecek.
AĞUSTOS VE KASIM DEPREM İÇİN STRESLİ
Deprem olasılıklarını tarih olarak sıralayan Öner Döşer, depremin yerini söylemenin astrolojik açıdan doğru olmadığını belirtti. Dünya ve Türkiye’de 2024’te olası büyük depremler için ise 25 Ocak, 10 Şubat, 24 Nisan, 8 Mayıs, 6 Temmuz, 19 Ağustos, 17 Ekim, 1 Kasım ve 16 Kasım’ı işaret etti. Döşer “19 Ağustos ve 16 Kasım ise en stresli tarihler ve dikkat etmek gerekli” dedi. Beklenen İstanbul depremini sorduğumuzda ise Öner Döşer “Büyük İstanbul depremi için kesin bir tarih söylemek zor ama belirgin tarihler vermek gerekirse kısa vadede 2026 ve 2027 yılları, uzun vadede 2033-2035 yılları arası dikkatimi çekiyor’’ yanıtını verdi.
DOĞAL AFETLER ARTACAK!
DOĞAL afetlerin çok artacağı bir yıla giriyoruz. Gezegenlerin oluşturduğu geometrik açılara dayalı tahminlerin yanı sıra artan güneş aktivitesi de bu riski artırmaktadır. Güneş aktivitelerinin artış ve azalış döngüleri doğal afetlerin döngüleriyle de örtüşmektedir. Jüpiter geniş çaplı olayları, Uranüs ise depremleri temsil eder. Bu yıl bu ikisinin yakınlaştığı dönemlerde daha fazla sayıda deprem görebiliriz. 2024 yılının ilk yarısı bu açıdan dikkat çekmektedir. Ama Uranüs ve Satürn ile dizilimde olan yeniay ve dolunaylar yılın ikinci yarısında da mevcut. Aşırı yağış, sel, su baskınları açısından dikkat çeken tarihler: 10 Şubat civarı, 24 Şubat civarı, 28-29 Şubat arası, 1 Mart civarı, 9-12 Mart arası, 20-25 Mart arası, 3 Nisan civarı, 8 Nisan civarı, 24 Nisan civarı.
Yangınlar açısından dikkat çeken tarihler: 20-23 Mayıs arası, 29 Mayıs civarı, 3 Haziran civarı, 6 Haziran civarı, 4 Ağustos civarı, 14 Ağustos civarı.
Fırtınalı, aşırı rüzgârlı hava koşulları riski: 20-23 Mayıs arası, 26 Mayıs civarı, 11 Haziran civarı, 20-22 Temmuz arası, 14 Ağustos civarı, 11 Eylül civarı, 18 Eylül civarı, 2 Ekim civarı, 17 Ekim civarı, 1 Kasım civarı, 19 Kasım civarı, Aralık ayının ilk günleri, 15 Aralık civarı, 27 Aralık civarı.
ASKERİ TUZAK VE PUSULARA DİKKAT!
■12 kahraman askerimizin şehit düşmesinin ardından askeri hareketlilik ülkemizde devam edecek mi?
Şehitlerimize vatan minnettar. Yeni yılda da askeri hareketlilik devam edecek. Askeri konularda tuzaklara dikkat edilmeli. Önümüzdeki günlerde hemen bu haftalarda dikkatli olmak gerek. Askeri tuzaklardan kastımız pusu ve tuzak kurulması yanıltılmak gibi riskler. Mars-Neptün arasındaki dik açı kışa giriş haritasının en dikkat çeken açılarından biriydi ve uyarıda bulunmuştum. Şimdi bu 27 Aralık Dolunay haritasında da özellikle tuzaklara çekilme riski çok kuvvetli bir sürece bağlıyor.
Sağlıkta nelere dikkat etmeliyiz?
Kulaklar ve boyun boğaz bölgesi sorunları tiroit bozuklukları, denge bozuklukları manyetik alan rahatsızlıkları ve elektromanyetik zehirlenme çok sık görülebilir. Aynı zamanda kanla taşınan hastalıklar. Soğuk algınlıklarının artması. İlkbahar aylarında zayıf bağışıklık potansiyeli çok artıyor özel dikkat gerektiriyor. Kış aylarında özellikle Ocak’ın 20’li tarihlerinden itibaren kalp dolaşım ve solunumla ilgili sağlık riskleri artıyor. Şubat ortalarına da dikkat çekmek istiyorum. Zihinsel, mental sağlık problemleri de çok artacak ilkbahar aylarında. Yani akıl sağlığımıza da dikkat etmemiz gerekiyor. Agresyon yüksek olacak.
Gazze’de yaşanan katliam son bulacak mı?
Dünya astrolojisi derslerimden birinde ekim ayında girdiğimiz döngünün daha evvel Gazze-İsrail arasındaki çeşitli savaşlarla ilgili oluğunu söylemiştim. 7 Ekim tarihi şiddetli ve sert olaylara dikkat çekmişti. Direkt o gününharitasını göstererek 7 Ekim günü için uyardım. Ben öngördüm diye olmadı zaten olacaktı. Yeni yılda da 23 Ocak’a kadarki dönemde İsrail’in hava saldırılarının iyice yoğunlaşacağını ancak sonrasında bir yavaşlatma ya da kara harekâtını bitirme söz konusu olabilir. Bir kaç hafta sonra gibi.
Dünyayı nükleer savaş mı bekliyor?
Yeni yılda ABD İran, Rusya ve Çin öne çıkıyor
İlkbahar aylarında nükleeri çok konuşacağız, ağustosta ve kasım ayında nükleer riskleri çok konuşacağız. Yeni yılda ABD, İran, Rusya ve Çin öne çıkıyor. 30 Aralık 2024- 7 Nisan 2025 arası 96 gün boyunca Mars maksimum kuzey deklinasyonda olacak bu da askeri konuların savaş atmosferinin kendisini belirgin göstereceği zamanlara işaret ediyor. 3. Dünya Savaşı’nı konuşuyor olabiliriz. Bir de nükleer kaza riski 8 Nisan’daki güneş tutulmasıyla öne çıkıyor. Aynı tutulmada 19 yıl geriye gittiğimizde 26 Nisan 1986’daki Çernobil faciasıyla örtüşüyor. Bu da bize sadece saldırı değil nükleer kaza riskini öne çıkarıyor.

YENİ YILDA EN RİSKLİ TARİHLER
Aşağıdaki tarihler civarında çeşitli alanlarda riskler artabilir.
24-25 OCAK civarı: Deprem riski, askeri konularda agresyon.
10 ŞUBAT civarı: Deprem riski, kriptoda türbülans.
14 ŞUBAT-17 ŞUBAT arası: Sert etkiler var, olumsuz hava koşulları, doğal afetler riski.
24 ŞUBAT civarı: Ekonomi açısından stresli.
10 MART civarı: Olumsuz hava koşulları, aşırı yağış, sel, su baskını riski.
25 MART civarı: Olumsuz hava koşulları, aşırı yağış, sel, su baskını riski.
8 NİSAN civarı: Liderler açısından dikkat çekici, sert etkiler.
21 NİSAN civarı: Doğal afetler, olumsuz hava koşulları, fırtına riski.
24 NİSAN civarı: Salgın hastalıklar, olumsuz hava koşulları, kazalar, liderler arası güç çekişmeleri.
15 TEMMUZ civarı: Askerî temalar, patlayıcı sert etkiler, çok riskli bir zaman.
19 AĞUSTOS civarı: Doğal afetler, deprem, kripto paralar, nükleerle ilgili riskler.
3 EYLÜL civarı: Ekonomi açısından riskli, Türkiye için yöneticilerle ilgili sorunlar.
17-18 EYLÜL civarı: Uluslararası ilişkiler, askerî konular açısından riskli, ekonomik sıkıntılar olasıdır.
2 EKİM civarı: Askeri temalar vurgu kazanıyor, politik türbülans, kazalara açık bir zaman.
17 EKİM civarı: Deprem riski, diplomatik sorunlar, savaş enerjisi.
1 KASIM civarı: Askeri stresler, enerji sorunları, kripto paralar, bankalar ve ekonomi sıkıntı.
16 KASIM civarı: Deprem riski, kripto para, bankalar ve ekonomi sıkıntı.
30 ARALIK- 1 Ocak arası: Agresyon, askeri hareketlilik.
ÖNLEMİNİZİ ALIN!
2024 yılının en önemli konularından biri de güneş patlamaları ve jeomanyetik fırtınalar olacak. Güneşmerkezli astroloji sistemiyle 15 yıldır çalışıyorum ve görebildiğim kadarıyla bu astroloji türü güneş patlamalarını öngörmekte çok başarılı. Güneş patlamaları ve elektrik ya da internet kesintileri, GPS sistemlerinin zarar görmesi açısından yılın ilk yarısında dikkatimi çeken bazı riskli tarihleri paylaşmak istiyorum: 20-23 Ocak arası, 12-13 Mart civarı, 21-24 Nisan arası, 8 Mayıs civarı, 18 Mayıs civarı. Alışageldiğimiz yermerkezli astroloji haritaları da Jüpiter ve Uranüs’ün kavuşumda olacağı nisan ve mayıs aylarına dikkat çekiyor. Boğa burcunda seyreden Uranüs manyetik alandaki çalkantılarla, ani değişimlerle alakalıdır. Jüpiter etkiyi genişletir ve küreselleştirir. Bu ikisinin diğer gezegenlerden tetikleyici açılar alacağı ilkbahar aylarında güvenlik önleminizi ve tedbirinizi alın! Ola ki bir sıkıntı yaşanmazsa, en azından içiniz rahat olur.
YARIN: YENİ YILDA BURÇLARI NELER BEKLİYOR?
]]>