“FİLİSTİN’İ ‘ÖZGÜRLÜĞÜN SEMBOLÜ’ DUYGUSUYLA TAKİP EDİYORUZ”
Kassis’i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu belirten İmamoğlu şunları söyledi:
* “Sizinle en son, Mega Şehirler Zirvesi’nde bir arada olmuştuk. Çok ilginç bir şekilde, biraz da o ağırlama esnasında saldırının başlama anını yaşamıştık. Bölge çok ağır zamanlar geçiriyor. Biz, çok büyük ve derin üzüntüyle takip ediyoruz süreci. Filistin, dünyadaki bütün insanların, tabii bizim için de özellikle Türk halkı için her zaman öyle olmuştur; ama bu dönemde de yine özgürlüğün sembolü şeklinde bir duyguyla takip ediyoruz süreci. Tabii bir yandan atak ve saldırılar devam ediyor. Bunun acısı büyük.
* Ama bir yandan da 2 milyon civarında insan, yurtlarından ayrılmak zorunda kalan insanların ihtiyaçları da hepimizin içini acıtıyor. Tüm uluslararası platformlarda, Filistin halkının haklı mücadelesinin yanında olduğumuzu belirtmek isterim. Yaşanan vahşetin bir an önce durmasını ve kanın akmamasını, savaşın sona erdirilmesini, artık ne yazık ki katliama dönen bu saldırının sona ermesi gerektiğini, her yerde, sesimizin son noktasına kadar haykırarak dile getiriyoruz.

“GAZZE’YE ULAŞTIRILMAK ÜZERE YARDIM TIRLARIMIZI GÖNDERDİK”
* İstanbul özelinde de aynı duyarlılığı sürdürüyoruz. Burada yaşayan Filistinli öğrencilere katkı sunduk ve ihtiyaçlarını takip ediyoruz. Gazze’ye ulaştırılmak üzere yardım tırlarımızı gönderdik. Bu ve buna benzer aksiyonlarla, ihtiyacı olan her hususta, Filistin halkına da yardıma hazır olacağız. Bu tür ortamlarda, özellikle yerel yönetimler olarak süreci çok hassas irdelemeli ve birbirimize her yönüyle de destek olmalıyız. Ben, ilk tanıştığımız andan beri, bu konudaki hem olgun tutumunuzdan hem aynı zamanda şehrin ihtiyaçlarıyla beraber hem bölgeye hemşehrimize hem ülkemize olan güçlü bakışınızdan dolayı da sizi tebrik ederim.
İBB, RAMALLAH’TAKİ OSMANLI ADLİYESİ’NİN YENİDEN YAPIMINA KATKI SUNACAK
* Ramallah Filistin’in en önemli şehirlerinden bir tanesi. Bugün, yönetici arkadaşlarımı da dış ilişkilerdeki sorumlu arkadaşlarımla birlikte çağırdım. Oradaki Osmanlı Adliyesi’yle ilgili olan alakanızı biliyorum. Oraya vereceğimiz destekle ilgili süreci konuşmak da istediğinizi biliyorum. Ben, oradaki süreçte, -ki dün de bu konuda bir kısım görüşme yaptığınızdan da haberdarım- o projede olmak istiyoruz ve mutlaka süreci destekliyoruz. İnşallah birlikte çok güzel bir eseri şehrinize kazandırırız. Hem şehrinizde hem ülkenin genelinde, bir an önce insanların yaşam ve mücadeleleri noktasında, bütün hizmetlerden iyi faydalanması gerekiyor. Bu yönde sizin atacağınız her örnek çalışmada da İstanbul’un yanınızda olduğunu bilin. Ve öyle de imkanlar sunma gayreti içerisinde olacağız.
* Şehrinizdeki dayanışmaya katkı sunmaya, atık yönetimi ve çevreyle ilgili atacağınız adımlarda sizi her türlü desteği sunmaya hazırız. Bu yönüyle gerçekleştireceğimiz şehre dönük iyileştirici bütün projelere de destek olma konusunda kararlıyız. Şahsım ve tüm İstanbullular adına, Filistinlilerin yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Kalacağınız süreç içerisinde arkadaşlarımla yapacağınız toplantılardan çıkacak sonuçları hızlıca değerlendirip, mutlaka size hızlıca dönüş yapacağımızı da bilmenizi isterim. Bu adımlarla Ramallah için çok güzel hizmetler sunacağınıza da son derece eminim.”

“SİZİNLE OLAN İLİŞKİMİZDEN DOLAYI ÇOK MEMNUNUZ”
Ülkesinde ve yönettiği şehirde yaşadıkları zorluklardan örnekler veren Ramallah Belediye Başkanı Kassis de şunları söyledi:
* “Hem kişisel anlamda hem de resmi anlamda sizinle olan ilişkimizden dolayı çok memnunuz. Bildiğiniz üzere ülkemizde deki durum çok acı. Bütün gözler Gazze’de. Ama Batı Şeria’da durum, gün geçtikçe çok daha ciddileşiyor. Böyle bir durumda, insanların üzerindeki gerginliği almak ve yerel hizmetleri sürdürmek, yerel yönetimler için çok zorlu bir durum. Biz de sizin gibi genç bir toplumuz.
* Dün, BM Genel Kurulu çok önemli bir karar aldı ve tabii ki Türkiye bizim yanımızda yer aldı. Bu topraklarda, insanlarımızın varlığını sürdürmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bu topraklarda var olmak için direniyoruz. Biz, ülkemiz için ölmek istemiyoruz, ülkemiz için yaşamak istiyoruz. Yerel yönetimler açısından bu çok zorlu bir durum.”

Belinden rahatsızdı. Kasları zayıfladığı için yürümekte zorluk çekiyor. Şu anda haftada üç gün fizik tedaviye gidiyor. Giderek iyileşmeye başladığının farkında. Hareketleri aksatmıyor. Hemşire Güler Akıncı, hareketsiz kalmasına asla izin vermiyor.
DUYGU YÜKLÜYDÜ
Odasını, gazetenin havasını özlemişti. Eski model cep telefonunu masasına koydu. Sigarasını, çakmağını çıkardı. Belki 40 yıldır binlerce sigarasını söndürdüğü kül tablasını önüne çekti. Üzerinde fotoğrafı olan kupasına suyunu Dilek Hanım doldurmuştu. “Döne Hanım kahve” dediğinde, “Senin kahveni özledim” diye ekledi. Gazetemizin havası ayrıdır. Hemen her gün de konuşsak biz de Emin abiyi özlemiştik. Emin abiyi en çok duygulandıran olaylar gazetemiz sahibi Burak Akbay’ın, Genel yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz’ın, Genel Müdürümüz Asım Akgül’ün ve diğer arkadaşlarımızın her zaman olduğu gibi bu süreçte de yakın ilgileriydi.
“Vay be… Neredeyse 5 aydır bürodan uzaktayım” dedi. Duygu yüklüydü. “Abi sen yazmadığın zaman bak neler oldu neler” dedim. Ben sordum, Emin Çölaşan ağabeyimizin cevapları şöyle oldu:

Özel’in Erdoğan’a gitmesi olumludur
Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu isteyip gitmesi bana göre olumlu olmuştur. Çünkü AKP, bu sürecin sonucunda bir kez daha köşeye sıkışacaktır ve bunları hepimiz göreceğiz. Yeter ki yerel seçimlerde kazanılan başarıyı bazı CHP’li başkanlar kötüye kullanmasın, yolsuzluklar olmasın, vurgun düzenine son verilsin, kayırmacılık son bulsun.
Bu ortamda CHP’lilere düşen temel bir görev vardır. Doğru yoldan sapmadığı sürece Genel Başkanlarına ve partilerine saygı duymak ve ortalığı velveleye vermemektir. Sonuç olarak hepimiz AKP’nin bu anayasa oyununun fiyaskoyla sonuçlanacağını, yakında görmüş olmasak bile görmeye başlayacağız.
SORUMLULUĞU ARTTI
Yerel seçimler sonrasında siyasetin ipleri artık AKP’nin elinde değildir. CHP’nin eline geçmiş durumdadır. Birinci parti olmuştur, sorumluluğu artmıştır. Buna uygun hareket etmek durumundadır.
Anayasayı beğenmiyor paspas gibi çiğniyorlar
“Önce bir gerçeğe değinelim. Yıllardır iktidar partisi olan AKP’ye, anayasa beğendirmek mümkün değil. Bugünkü anayasayı beğenmiyorlar. Ama sürekli anayasaya saygısızlık edip paspas gibi çiğniyorlar. Şimdi yeniden anayasayı gündeme getirdiler. Herkesin dikkat etmesi gereken bir husus var, o da anayasanın hangi maddelerinin nasıl değiştirilmek istendiğini bir türlü söylemiyorlar. Bunu adeta bir devlet sırrıymış gibi kendilerine saklıyorlar.

23 KEZ DEĞİŞTİ
Burada şunu irdelemek gerekir. Sıfırdan bir anayasa mı istiyorlar, yoksa bazı maddelerin değiştirilmesini mi? Bunu bilen yok. Kendilerinin de bildiği kanısında değilim. Anayasa bu güne kadar tam 23 kez değiştirildi. Toplam 78 madde ya değiştirildi ya da tamamen yürürlükten kaldırıldı. Bu nasıl iştir ki karşımıza yeniden anayasa değişikliği istemiyle çıkıyorlar? Bu sorunun yanıtını kimse bilmiyor.
Burada ikinci bir husus daha var. İktidar partisiyle küçük ortağı MHP’nin TBMM’deki salt çoğunluk sayısı anayasa değişikliğine izin vermiyor. İktidar partisi bunları bildiği halde şimdi Türk milletini oyalamak ve zaman kazanmak için karşımıza yeniden anayasa talebiyle çıkıyor. Ben şunu söylüyorum: Bu anayasa değişikliği onların istediği doğrultuda olmayacaktır. Olsa bile sonuçta piyasaya civciv çıkacak, kuş çıkacaktır. Türk milletinin bunca sorunu varken şimdi AKP’nin yeni bir tezgahıyla karşı karşıyayız. İktidar partisi, bu çabalarından hiçbir sonuç elde edemeyecektir.
Bu görüşmeler sonucunda siyasette değişen fazla bir şey olmaz. Siyasette gerilim Türkiye’de azalmaz. Çünkü, başta iktidar partisi olmak üzere belli kesimler milleti birbirine düşürmenin, ortalığı germenin peşinde koşuyor. Bu söylediğimin kanıtı 22 yıldan bu yana iktidarda bulunan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan zihniyetidir. Dolayısıyla ben siyasette herhangi bir yumuşama beklemiyorum. Eğer olursa göstermelik olur. Anayasa değişmez, değişecek olursa zaten hepimiz hayretler içinde kalır ve olayları şaşkınlıkla izlemeye çalışırız.
Akşener’in siyaseti bırakması iyi oldu!
Meral Akşener’in siyaseti bıraktığını açıklaması iyi oldu. Çünkü görevinde neredeyse 180 derece çark etti. Nedenini kimsenin çözebildiğini sanmıyorum. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun gideceğini açıklamasına ise ben kendi adıma üzüldüm. Çünkü sağlam duran bir siyasetçiydi. Başkaları gibi vücudunun her organı aşağıya, yukarıya oynamıyordu.

İktidarın küçük ortağı ne yapacağını bilmiyor
Bu ortamda bir de MHP’nin, özellikle de Devlet Bahçeli’nin durumuna iyi bakmak gerekir. Karşımızda, ne yapacağını bilmeyen ya da şaşırmış olan bir küçük ortak var. Bu ortak, Devlet Bahçeli’nin kişiliğinde dün ak dediğine, bugün hiç şaşırmadan kara deyip AKP iktidarını, yerine daha sağlam bir biçimde yerleştirmek için çaba harcamaktadır. Ülkücüler şaşkındır. Nitekim partileri, DEM’in bile gerisinde kalıp dördüncü parti konumuna düşmüştür. Bu durum özellikle Türk milliyetçileri açısından üzücüdür. Anayasa değişikliği belli birkaç konuda uzlaşma sağlanmadığı sürece zaten gerçekleşmeyecek. Ben bu durumu şöyle görüyorum: AKP, bu anayasa çıkışı sonrasında kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Bence hikayenin en önemli kısmı budur.
]]>Kahramanmaraş merkezli ilk depremde yıkılan otelde 21 kişinin hayatını kaybettiği, 3 kişinin de yaralandığı hatırlatılan iddianamede, otelin 1994’te yapıldığı belirtildi.
Depremin ardından ölüm ve yaralanmaların olduğu binanın durumunun tespiti için Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen bilirkişi heyeti tarafından inceleme yapıldığı, binanın kolon ve kirişlerinden karot ile demir örnekleri alınarak muhafaza edildiği aktarılan iddianamede, Atatürk Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesinden bilirkişi heyetince raporların hazırlandığı ifade edildi.
Bilirkişi raporlarının detayına yer verilen iddianamede, binanın bodrum, zemin artı 7 kat olarak projelendirildiği, yapının 2006’da tadilat geçirdiği, o yıla ait mimari tadilat projesinde bodrum ve zemin kat bilgileri yer almadığı, bu nedenle ilgili yılda bodrum ve zemin katta tadilat yapılıp yapılmadığına ait bilgiye ulaşılamadığı kaydedildi.
“YETERSİZLİKLER TESPİT EDİLDİ”
Kırçuval Otel binasının mimari ve statik projelerinin eksik, beton malzemesinin yetersiz olduğu aktarılan iddianamede şu ifadeler yer aldı:
“İlk statik proje incelendiğinde statik hesapların mevcut olduğu ancak daha sonra yapılan tadilat projesinde statik hesaplarının tarafımıza verilen belgelerde olmadığı tespit edilmiştir. İlk statik projesinde kolon sayısının 33 adet olduğu, tadilat statik projesinde ise 28 adet kolonun olduğu görülmüştür. Bu durumda statik hesapların yenilenmesi gerekirdi. Bu durumda statik hesapların olmadan projelerin onaylanmaması gerekirdi.
Dosya kapsamında binaya ait incelemeler sonucunda, taşıyıcı sistem elemanlarının donatı detaylandırmalarında (etriye sıklaştırması, kanca, çiroz vb.) yetersizlikler tespit edilmiştir. Söz konusu yapının mimari tadilat projesi incelendiğinde, tadilat statik projesinde yer alan S5 kolonun olmadığı tespit edilmiştir. İlgili kolon 1995 tarihli mimari tadilat projesinde çizilmemiş ancak 1994 tarihli statik tadilat projesinde yer almıştır. Bu durum son olarak çizilen mimari ve statik tadilat projeleri ile inşaat uygulamasının uyumlu olmadığını ayrıca uygulamanın bir kısmının yani imalat ve inşaatın bir kısmının mimari tadilat projesi üzerinden yapıldığını, tadilat statik projesinden inşa ve imalat aşamasında kısmen de olsa uzaklaşıldığını göstermektedir.
Mimari tadilat projesinin ise statik proje ve statik hesaplarının bulunmadığı sabit olduğundan bu durumdan mimari tadilat projesini tetkik ederek onay veren kamu görevlilerinin ve statik tadilat projesine göre taşıyıcı unsurları imal etmesi gerekirken bundan uzaklaşarak kısmen mimari tadilat projesine göre binayı imal ve inşa eden fenni mesul ve müteahhidin ve ilgili tadilat mimari proje müellifinin kusurlu olduğu anlaşılmıştır.”
Kahramanmaraş merkezli ilk depremde yıkılan otelde Voleybol Erkekler 2. Lig’de mücadele eden Malatya Büyükşehir Belediyespor takımı oyuncuları Mehmet Can Ağırbaş (28), Murat Çiloğulları (20), Görkem Can Gürbüz (24), Tunahan Yıldız (23), Resul Gün (24), Emincan Kocabaş (28) ve ampute takımından İranlı 3, Kamerunlu 1 oyuncu ile 11 kişi hayatını kaybetmiş, 4 kişi de yaralanmıştı.
Sanıkların yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
Komşusu olan özel eğitim öğretmeni Serkan Can’ın müzik çalışmalarının olduğunu öğrenen Aktaş, kendisine ulaşıp Ahmet Kaan’ın müziğe merakından bahsetti.
Can ile yaklaşık bir yıl önce haftada iki saat ritim, davul ve bateri derslerine başlayan Ahmet Kaan, bu enstrümanları çalmayı öğrenmesi ve dikkat süresinin artmasının yanı sıra konser için kente gelen bazı sanatçılarla bir araya gelme imkanı buldu.
Çeşitli etkinliklerle sosyalleşen Ahmet Kaan, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla ramazan davulu çalarak komşularını ziyaret etti. Ahmet Kaan’a teşekkür eden komşular, ikramlarda bulundu.
Anne Emine Aktaş en büyük şanslarının, özel eğitim öğretmeni Serkan Can olduğunu vurguladı.
Can’ın oğluna eğitim verirken asla pes etmediğini dile getiren Aktaş, “Ahmet Kaan’ın yapabileceğini biliyorum ama bazı şeyleri söylemekte yetersiz kalıyoruz.

İnsanların, ‘Otizmli, yapamaz zaten’, ‘Dokundurtmaz kendine’, ‘Yok, olmuyor, şunu yapamadık’ gibi ifadelerine karşı ‘Aslında isteyince oluyor’ demek istiyorum. Çocukla o frekansı yakalayınca çok güzel şeyler oluyor. Bu da onun bir örneği” ifadesini kullandı.
Aktaş, oğlunun müzik derslerinden keyif alarak yola devam etmesine özen gösterdiklerini belirtti.
Bazen nazlandığını, böyle durumlarda müzik eğitimine ara verdiklerini aktaran Aktaş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Zorla değil de severek yaptırıyoruz. Çünkü zorla yaptırdığımız zaman kısa sürede başarı katedebiliyoruz ama bu uzun mesafede olmuyor. İçine kapanmaya neden oluyor. Biz böyle mutluyuz. Benim hep hayalimdi. Bu müzikle olacakmış, mutluyum. Herkesin görmek istemediği çocuk şu an sahnede. Herkes onu alkışlıyor. Bu benim için inanılmaz bir duygu.”
“İleride bir açık hava konseri neden olmasın”
Baba Erdal Aktaş, Ahmet Kaan’ın müziğe olan yeteneğinin öğretmeni sayesinde ortaya çıktığını anlattı.
Oğlunun müzikteki başarısının kendilerini çok mutlu ettiğini bildiren Aktaş, şunları kaydetti:
“Bu durumdan çok memnunuz. Aklımızdan böyle bir şey hiç geçmiyordu, düşünmüyorduk. Şu an bulutların üstündeyiz. Biz Ahmet Kaan’la normalde bir adım ileri gitmeyi düşünürken bu durum sayesinde koşmaya başladık.
İleride bir konser vermesini istiyoruz. Halkın, insanların içine girsin. Daha öncesinde mesela biz sese çok duyarlıydık. Hiçbir seste rahat duramazdık. Bir düğünde duramazdık. Şu an bir düğünde durup düğünü tamamlayabiliyoruz. Bu bizim için çok büyük bir şey. İleride bir açık hava konseri neden olmasın.”

“Doğru eğitimle gündelik hayatlarına rahatlıkla devam edebiliyorlar”
Öğretmen Serkan Can, doğru eğitimle otizmli bireylerin gündelik hayatlarına rahatlıkla devam edebildiğini söyledi.
Bu durumu Ahmet Kaan ile müzik sayesinde başardıklarını belirten Can, “Amacımız aslında yaşadığımız duruma bir farkındalık kazandırmak. Çünkü otizmli bireyler bunu yapabiliyorlar. Otizmli çocuklar öğrenebiliyorlar. Otizm bir hastalık değil sadece bir farklılık. Herkese bunun mesajını vermek istiyoruz” diye konuştu.
Can, Ahmet Kaan’ın öğrenmeye karşı dirençli olduğunu ancak bunu doğru metotlarla aşabildiklerini dile getirdi.
Onun toplumsal hayata katılımı için sahne aldıklarını, bunun için okullara gittiklerini aktaran Can, şu bilgileri verdi:
“Bateri çalışmalarına yoğurt kovalarıyla başladık. Elimizde enstrüman yoktu, sadece inancımız vardı. ‘Nasıl yapabiliriz?’ dedik. ‘Yoğurt kovalarıyla başlayalım’ dedik. Daha sonra bunu projeye döktük. Ahmet Kaan’ın babası Erdal Bey’in çalıştığı şirkete bir proje sunduk. Okulumuza şu anda herhalde Türkiye’deki en donanımlı müzik sınıfını kurdular. Bu, Ahmet Kaan’ın parmakları ve başarısı sayesinde. Şu an her şeyimiz var. Onun okulunda bütün enstrümanlarımız var.”
]]>Transfer süreci hakkında da konuşan milli futbolcu, şöyle devam etti: “Üç haftaya yakın bir süreç oldu. Mental olarak yorgun düştüm. Çünkü bir gün ‘iş bitti’ deniliyor, sonra tekrar problemler çıkıyordu. Sonuçta mutlu sona ulaştık. Bu durum biraz daha işin profesyonel tarafı. Biz de saygı gösterdik. Burada olmaktan dolayı çok mutluyum.”
“Tek konuştuğumuz nokta şampiyonluk”
Fenerbahçe’de tecrübeli birçok ismin olduğunu ve oturmuş bir takıma geldiğini sözlerine ekleyen Çağlar Söyüncü, “Antrenmanlarda, maçlarda herkes elinden gelenin en iyisini veriyor. Rekabet bize pozitif olarak dönüyor diyebilirim. Stoper bölgesinde 5 futbolcu var benimle birlikte. Çok tecrübeli isimler var. Serdar Aziz, Bonucci, diğer arkadaşlarımız çok önemli isimler. Hepimiz forma rekabeti içindeyiz. Son karar tabii ki hocamızın oluyor. Ben işimi en güzel şekilde yapıp hocamızın kararlarına saygı duyuyorum.” açıklamasında bulundu.
Yüzde 100 hazır olmadığını ve eksiklerinin olduğunu ifade eden Çağlar Söyüncü, İspanya’da belli bir süre forma giyemediğini, oynadığı maçların da kendisi için yeterli olmadığını vurguladı.
Fenerbahçe’de adaptasyon sorununu çok çabuk atlattığını, bu durumun da maç eksikliğini göstermediğini dile getiren milli futbolcu, sezonun kalanı için de şunları söyledi:
“İlk hedefimiz iyi performans sergileyip uzun süredir şampiyon olamayan Fenerbahçe’ye şampiyonluk yaşatmak. İşin içine profesyonellik girince top bizden de çıkıyor. Biz ülke futboluna ve Fenerbahçe’ye nasıl daha fazla katkı verebileceğimizi konuşuyoruz. Tek konuştuğumuz nokta şampiyonluk. 28 yaşına yaklaştım, ilk kez Süper Lig’de forma giyiyorum. Benim için heyecanlı ve zor. Büyük bir camiadayım, hem özel hayatımda hem de saha içinde sorumluluklarım çok fazla. Türk bir oyuncu olmama rağmen alışma sürecimin daha uzun süreceğini düşünüyordum. Çünkü futbolda oturmuş bir takıma geldikten sonra uyum sağlamak kolay değil. Ama hocalarım ve takım arkadaşlarım sayesinde çabuk bir kaynaşma oldu. Bunun için biraz şanslıyım diyebilirim. Ligde tüm takımlarda çok kaliteli oyuncular var. Dışarıdan görüldüğü gibi kolay bir lig değil.”

“Forma şansı bulamadığım ve sakatlıklar yaşadığım için mental anlamda yorulmuştum”
Futboldan maddi kazanç elde ettiğini, bunun karşılığı olarak da sahada kazandığı paranın hakkını vermeyi öncelik edindiğinin altını çizen Çağlar Söyüncü, sözlerine şu şekilde devam etti: “Elimden gelen mücadeleyi vermeye çalışıyorum. Atletico Madrid’de kontratlı bir futbolcuyum. Hem benim adıma hem de takım adına 6 aylık süreç çok önemli. Mutlu sona ulaşırsak ilerleyen zamanda durumum daha da netleşir.”
Almanya’da gerçekleştirilecek 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’yla ilgili de konuşan Çağlar Söyüncü, şunları söyledi:
“Milli takımdaki rekabet çok yüksek. Çok iyi arkadaşlarımız var. Ben kendimi bildim bileli rekabet içindeyim. 16 yaşında Bölgesel Amatör Lig’e gittim. Birbirimizin gelişimi için ve takımın daha iyi olması için rekabet olacak. En iyi performansı veren oynayacak. Burada olduğu gibi milli takımda da takım arkadaşlığımız çok iyi. Umuyorum ki iyi bir turnuva bizi bekliyor. Halkımız da her zaman yanımızda. Bence turnuva çok güzel geçecek.”
Takım arkadaşlarından Cengiz Ünder, Serdar Aziz, Mert Hakan Yandaş ve İrfan Can Kahveci’nin her zaman takımdaki ortamın çok iyi olduğunu kendisine aktardıklarını belirten Çağlar Söyüncü, kendisini tekrar göstermek istediğini vurgulayarak “Forma şansı bulamadığım ve sakatlıklar yaşadığım için mental anlamda yorulmuştum. Uzun yıllardır yurt dışındayım, burada oynama heyecanım vardı. Futbolcunun istediği şey, iyi performans sergileyip karşılığını alabilmektir. Ben de burada iyi performansla hem Fenerbahçe taraftarına hem de Türk halkına bir şeyleri tekrar göstermek istiyorum. Ayrıca sezon sonundaki turnuvaya gitmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Son olarak yaşanan puan kayıplarının ardından takımda olumsuz bir havanın oluşup oluşmadığıyla ilgili konuşan Çağlar, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Puan kaybı sonrasındaki durumu ben şu anda net söyleyemem. Sezon başından beri burada olsaydım net şekilde söyleyebilirdim. Ama biz çok iyi çalışıyoruz. Takım toplantılarında, bire bir toplantılarda objektif olarak konuşuyoruz, eksiklerimiz varsa söylüyoruz. Uzun bir maratondayız. Bundan sonrasını kayıpsız gitmek istiyoruz, bunu yapabilecek kaliteye de sahibiz.”
]]>Uzaktan çalışma modeli, çalışanlar için iş-yaşam dengesinin iyileşmesi anlamına gelirken, boşalan ofisler, gayrimenkul sahipleri ve borçlandıkları bankalar üzerinde baskı oluşturuyor.
Moody’s Analytics’in verilerine göre, ABD’de ulusal ofis boşluk oranı geçen yılın son çeyreğinde yüzde 19,6 ile rekor seviyeye yükseldi.
Ofislerin boşalmasıyla azalan talep mülk değerlerinin düşmesine neden olurken, yükselen enflasyon karşısında artan faiz oranları ofis binaları, restoranlar veya perakende satış mağazaları gibi alanlar olarak tanımlanabilecek ve ABD’de büyüklüğü yaklaşık 20 trilyon dolar olduğu tahmin edilen ticari gayrimenkul piyasanın zayıflamasına yol açtı.
Salgın sonrasında tam ya da kısmi zamanlı olarak ofislere dönüş başlasa bile artan faiz oranları, ticari gayrimenkul kredilerinin temerrüde düşme olasılığını yükseltti ve yeni projelere talebi azalttı.
Ticari gayrimenkul kredileri ortalama bir bankanın varlıklarının 4’te birinden fazlasını oluştururken, bazı bölgesel bankaların portföy dağılımlarında bu tür varlıkların yoğunlaşması dikkat çekiyor.
Bu durum, ticari gayrimenkul kredilerinin çoğunu elinde bulunduran bankalar için risk taşırken, yerel yönetimleri emlak vergisi gelirlerine bağlı olan ve emeklilik portföyleri gayrimenkul varlıklarını içeren sıradan insanları da etkileyebilecek bir sorun olarak öne çıkıyor.
Gelecek 2 yıl içinde 1 trilyon dolardan fazla ticari gayrimenkul kredisinin vadesinin dolacağı tahmin edildiğinde, sektörde olası bir krizin ABD’de bankacılık sektörü ve ekonominin geneline nasıl yansıyacağı endişe konusu oluyor.
NYCB’NİN ZARARI ENDİŞELERİ YENİDEN ALEVLENDİRDİ
Ocak ayı sonunda bilançosunu açıklayan New York Community Bank’ın (NYCB) yaşadığı sorunlar, dünya genelinde ticari gayrimenkullere ilişkin korkuları yeniden gündeme getirdi.
NYCB’nin kar beklentilerinin aksine sorunlu gayrimenkul kredileri kaynaklı zarar açıklaması ve temettü kesintisine gitmesi bankanın hisselerinde yüzde 55’in üzerinde düşüşe neden oldu.
Moody’s, NYCB’nin uzun vadeli kredi notunu düşürerek daha fazla not indirimi için izlemede bırakırken, bankanın portföyünde ticari gayrimenkul kredilerindeki yoğunluğa işaret etti.
NYCB, geçen yıl iflas eden Signature Bank’ın varlıklarını satın almıştı. ABD Federal Mevduat Sigorta Kurumu (FDIC), Signature Bank’ın kredi portföyünün öncelikle ticari gayrimenkul ile ticari kredilerden oluştuğunu açıklamıştı.
ABD’deki ticari gayrimenkul portföyüne bağlı riski bulunan Japonya’daki Aozora Bank ve Almanya’daki Deutsche Pfandbriefbank gibi bankalar da olumsuz rüzgardan etkilendi.
2012’DEN BU YANA EN DÜŞÜK YATIRIM SEVİYESİ
ABD merkezli ticari gayrimenkul hizmeti ve yatırım şirketi CBRE’nin verileri, ABD’de ticari emlak piyasası yatırımlarında geçen yıl keskin bir düşüş yaşandığını ortaya koydu.
Buna göre, ABD’de ticari gayrimenkul yatırımları geçen yıl yüzde 52 azalışla 348 milyar dolara geriledi ve 2012’den bu yana görülen en düşük seviyesini kaydetti.
Geçen yıl yatırım hacminde New York 33 milyar dolarla lider pazar olurken, onu 30 milyar dolarlık yatırımla Los Angeles ve 18 milyar dolarla Dallas takip etti.
BOŞ OFİS ORANLARININ ARTMASI BEKLENİYOR
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings de geçen yıl sonunda yayımladığı raporda, ticari gayrimenkul piyasasındaki kötüleşmenin 2024’te ofis mülkleri öncülüğünde artacağını bildirildi.
Ticari gayrimenkul kredilerindeki trendlerin 2025 yılına kadar kötüleşmeye devam etmesinin beklendiği aktarılan raporda, ofis mülklerinin yanı sıra perakende sektörü, otel ve endüstriyel mülklerde de zayıflama beklendiği ifade edildi.
Raporda, 2019’da yüzde 9,5 olan ulusal ofis boşluk oranının geçen yıl aralık itibarıyla yüzde 13,5’e yükseldiğinin altı çizilerek, bu oranın 2024’te yüzde 15,7, gelecek yıl da yüzde 16,6’ya yükselmesinin beklendiği aktarıldı.
San Francisco, Houston, Dallas, Chicago, Washington DC, Los Angeles ve New York gibi metropollerde ofis boşluk oranlarının ulusal ortalamaların üzerinde olduğuna dikkat çekilen raporda, bu şehirlerin çoğunda ortalama ofis fiyatlarının da düştüğü vurgulandı.
YELLEN: DURUM YÖNETİLEBİLİR
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, Finansal İstikrar Gözetim Konseyinin yıllık raporuna ilişkin ABD Kongresi’nde geçen hafta katıldığı oturumlarda ticari gayrimenkul piyasasındaki zayıflıkla ilgili endişelere değindi.
Konuyu kapsamlı bir şekilde incelediklerini belirten Yellen, riskleri anlamak için bankacılık denetçileriyle birlikte çalıştıklarını aktardı.
Yellen, yüksek faiz oranları ve Covid-19 sonrası değişen çalışma modelleri sonucunda ofislerin boşalması nedeniyle ticari gayrimenkul sektörüne ilişkin endişelerinin bulunduğunu ancak durumun yönetilebilir olduğuna inandığını kaydetti.
Ticari gayrimenkul piyasasındaki zayıflık nedeniyle bankacılık sektöründe “stres ve kayıpların” olmasını beklediğini de aktaran Yellen, ancak bunun bankacılık sistemi açısından sistemik bir risk haline gelmeyeceğine inandığını ifade etti.
Yellen, “Büyük bankaların riski oldukça düşük ancak bu gelişmelerden olumsuz etkilenen daha küçük bankalar olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
POWEEL: SORUN YILLARCA SÜREBİLİR
ABD Merkez Bankası Başkanı (Fed) Jerome Powell ise şubat ayı başında CBS televizyonuna verdiği röportajda, ticari gayrimenkul yatırımları kaynaklı bir bankacılık krizi olasılığının sorulması üzerine “Bunun pek olası olduğunu düşünmüyorum” yanıtını verdi.
Evden çalışmalar ve ticari gayrimenkullerdeki zayıflık nedeniyle kayıplar olacağına işaret eden Powell, “Büyük bankaların bilançolarına baktık ve bunun yönetilebilir bir sorun olduğunu gördük. Bu alanlarda risklerin yoğunlaştığı bazı küçük ve bölgesel bankalar var” ifadelerini kullandı.
Powell, bu durumun uzun zamandır farkında olduklarını, beklenen kayıpları aşmak için gerekli kaynaklarının ve planlarının bulunduğundan emin olmak için bankalarla çalıştıklarını belirterek, “Yıllarca üzerinde çalışacağımız bir sorun gibi geliyor. Bu oldukça büyük bir sorun” değerlendirmesinde bulundu.
‘OFİS DIŞINDA EMLAK TEMELLERİ ÇOK İYİ DURUMDA’
CBRE Küresel Başekonomisti Richard Barkham, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ofis dışında emlak temellerinin çok iyi durumda olduğunu söyledi.
Bu durumu “ekonomideki yumuşak inişe” bağlayan Barkham, ancak yüksek faiz oranları ve bankaların kredi olanaklarını sıkılaştırmasının emlak işlemlerini 2014’teki seviyelere düşürdüğünü aktardı.
Barkham, “Yükselen faiz oranları, yatırım piyasasını yavaşlatan ana faktör. Ofis pazarı, insanların çalışma biçimindeki değişikliklerden, özellikle de işin ofisten ve evden çalışmaya bölündüğü hibrit çalışma şeklinden etkilendi.” dedi.
‘KREDİLERİ KARŞILAYAMAYANLARIN SAYISI ARTIYOR’
Richard Barkham, bu konuda bankalara yönelik risklerin sorulması üzerine, genelleme yapmamaya dikkat edilmesi gerektiğini, sorunların çoğunun bölgesel bankalarda olduğunu ve büyük bankalar ile sistemik açıdan önemli finansal kuruluşların iyi konumlandığını söyledi.
Sorunların gayrimenkul değerlerindeki, özellikle de ofis değerlerindeki büyük düşüşleri içerdiğini dile getiren Barkham, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla birçok kredinin değeri, ipotek edilen varlıklardan artık daha yüksek. Çoğunlukla binalar kredileri ödemek için yeterli gelir üretiyor anca kredileri karşılayamayan ofislerin sayısı artıyor ve bu yıl vadesi dolacak bir kredi dalgası var. Bu nedenle bankaların varlıkları haczetmesi, ardından düşük fiyatlarla elden çıkarması ve zarar yazması gerekecek. Bazı bankalar batacak. Sorun bankacılık sistemini çökertecek kadar büyük değil ancak gayrimenkul satışlarının yeniden ivme kazanmasını zorlaştıracak.”
Barkham, bankaların devlet tahvillerinin değerinin düşmesiyle de sorunu olduğuna işaret ederek, bankacılık sektörünün sorunlarını çözmenin yıllar alabileceğini kaydetti.
Teorik olarak düşen değerlerin işletmelerin ve tüketicilerin krediye erişemeyeceği bir kredi sıkışıklığına yol açabileceğini vurgulayan Barkham, ancak şu anki durumun o kadar da kötü olmadığını anlattı.
]]>BG Grup 4 Eylül Stadyumu’nda gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Palut, maçın genel performansına bakıldığında oyuncularına yönelik eleştirilerde bulunmanın gereksiz olduğunu ifade etti.
Sivasspor’un savunma ağırlıklı bir strateji izlediğini belirten Palut, takımın sahada mevcut pozisyon arayışlarını etkili bir şekilde kullandığını söyledi.
Palut, “Defalarca kaleyi zorlayan bir Rizespor takımı vardı. Demek ki girdiğimiz pozisyonları bir şekilde atacağız, daha becerikli olacağız. Futbol böyle bir oyun. Her zaman istatistikleri öne çıkan takımların kazandığı bir oyun değil.” şeklinde konuştu, Sivasspor’un nadiren tehlikeli pozisyonlar bulduğunu aktardı.
Rizespor’un iyi bir oyun sergilemesine rağmen mağlubiyeti kabullenmek zorunda kaldıklarını vurgulayan Palut, “Bizim bu maçı kaybetmememiz gerekiyordu ama futbol bundan dolayı güzel. Sivasspor’u tebrik ediyorum. Oyuncularıma bugün için söyleyebileceğim bir şey yok ama daha iyi olmalıyız. Sıralama işlerini unutup, puan işlerine dönmeliyiz.” dedi.
Takımın sıralama üzerindeki odaklanmasını geride bırakıp, maçlara ve puan kazanımına yönelik konsantrasyonlarını artırmaları gerektiğinin altını çizen Palut, gelecek maçlara daha odaklı bir şekilde hazırlanmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
“RAKİP KALECİNİN İYİ PERFORMANSI VARDI”
Çaykur Rizespor’un teknik direktörü İlhan Palut, EMS Yapı Sivasspor ile gerçekleşen karşılaşmanın ardından yaptığı değerlendirmede, takımın son dönemdeki maçlarını incelediklerini ve özellikle rakiplerinin bu maçta benimsediği taktiklere odaklandıklarını ifade etti.
Palut, savunma hattında ciddi bir zaafiyet görmediklerini belirterek, “Hakan Arslan’ın son pozisyonunu çıkarsak, rakibimiz gol girişiminin kenarından dahi geçmedi. Ofansif anlamda da tehlikeli bölgeye kadar topu getirme noktasında zaman zaman bunları yapabildik ama bugün rakibimizin iyi bir kaleci performansı vardı. Onu da tebrik ediyorum. Onun dışında topu bir şekilde içeri sokma anlamında daha çok agresif olabilirdik. Birkaç oyuncunun bireysel performansının beklenilenden geride olması bizim böyle bir maçta üretmemizi engelledi. Ama genel oyun açısından baktığımız zaman çok sekteye uğrayan bir durum yoktu.” şeklinde konuştu.
Palut, rakip kaleye yönelik ciddi bir tehdit oluşturamadıklarını itiraf ederken, ofansif alanda daha agresif olmaları gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda, bazı oyuncuların kişisel performanslarının bu maçta beklenen seviyenin altında kaldığını ve bu durumun takımın gol üretme kabiliyetini olumsuz etkilediğini dile getirdi. Ancak genel olarak takımın oyun yapısının büyük bir sorun teşkil etmediğini sözlerine ekledi.
“BEĞENDİĞİMİZ OYUNCULAR OLDU”
Çaykur Rizespor teknik sorumlusu İlhan Palut, yoğun maç takviminin yaşandığı bir dönemde gerçekleşen ara transfer sürecine değindi ve tüm ekiplerin müsabakalarına devam ederken transfer çalışmaları yürüttüğünü belirtti.
Palut, ara transfer döneminde orta saha, kanat ve forvet pozisyonları için planladıkları üç oyuncudan ikisinin kadroya katıldığını ifade etti:
Çok beğendiğimiz oyuncular oldu ya kulüpleri bırakmadılar, ya da oyuncular bir şekilde gelmek istemedi. Oyuncunun kalite karşılığını yansıtmayan rakamlarla gelindi.
“BU DURUM BENİM DE CANIMI SIKIYOR”
Takımın performansını yükseltmesi gerektiğini vurgulayan Palut, oyunculardan daha fazla çaba göstermelerini beklediğini söyledi.
Galibiyet ve puan kazanmanın önemine değinen Palut, mevcut durumun kendisini de rahatsız ettiğini ve ekip olarak olumlu bir sonuçla bu durumdan çıkılması gerektiğini belirtirken, “Bu durum benim de canımı sıkıyor. Biran evvel takım olarak güzel bir sonuçla bu modu değiştirmemiz gerekiyor.” diyerek takımın durumu hakkındaki düşüncelerini paylaştı.
]]>Utku, “Bu mevsimde yoğun bakım talepleri her zaman artar. Ama bu yıl biraz fazlaca bir baskı hissettik hasta sayısı itibariyle. Yoğun bakımlarda kabaca yüzde 65-70 civarında seyreder doluluklar olağan dönemlerde. Şu anda bu oranın yüzde 100’ler civarında olduğunu öngörüyoruz” dedi. Utku, pandemi döneminin bağışıklık sistemini olumsuz etkilemesi, maske takmamak, çok sayıda virüsün dolaşımda olması gibi nedenlerin yoğunluğun artmasında etkili olduğuna da dikkat çekti.

Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku
Gerçek yoğun bakım hastalarına yatak bulmakta sıkıntı yaşandığını da kaydeden Utku, planlı ameliyatların bu nedenle ertelenmek zorunda kalındığını vurguladı.
AMELİYATLAR ERTELENİYOR
Artan viral enfeksiyonlar ve çok çeşitli virüslerin dolaşımda olması nedeniyle yoğun bakımlarda doluluk sorunu yaşanıyor. Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, doluluk oranlarının yüzde 100’ü bulduğunu kaydederek, planlı ameliyatların da bu nedenle ertelendiği ya da iptal edilmek zorunda kalındığı yönünde sahadaki meslektaşlarından geri bildirimler aldıklarını söyledi.
“NORMALDE YÜZDE 70 DOLU OLUR ŞU AN YÜZDE 100”
Prof. Dr. Utku, “Şu anda özellikle İstanbul’da çok daha belirgin olmak üzere Türkiye’nin genelinde yoğun bakım yatakları dolu olduğunu sahadan öğreniyoruz. Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri bu konuda aksiyon almış durumdalar. Geçen hafta İstanbul’da yoğun bakımlar tek tek gezilerek mevcut olan durum tespiti yapıldı ve boş yatak durumu, mevcut olan hastaların profili ele alındı. Bu mevsimde yoğun bakım talepleri her zaman artar. Ama bu yıl biraz fazlaca bir baskı hissettik hasta sayısı itibariyle. Yoğun bakımlarda kabaca yüzde 65-70 civarında seyreder doluluklar olağan dönemlerde. Şu anda bu oranın yüzde 100’ler civarında olduğunu öngörüyoruz” dedi.
“KOVİD DÖNEMİNDEKİ GİBİ YENİ YATAKLAR AÇILIYOR”
Yoğun bakımlarda kullanılabilir yatak uygunluğu olmayınca ameliyat sonrası mutlaka yoğun bakım takibi gereken hastalar için planlanan büyük ameliyatların da ya ertelenmesi ya da iptal edilmesinin sözkonusu olduğunu belirten Prof. Dr. Utku, şunları söyledi:
– Mesela Kovid dönemindeki gibi yeniden yoğun bakım yatak sayılarının artırılmaya başlandığını duyuyoruz. Örneğin sabit 40 yoğun bakım yatağı olan bir merkez, bu olağanüstü durumda 20-30 yatak daha açalım, ihtiyacı karşılayalım şeklinde bir uygulamaya var. Karşılaştığımız viral enfeksiyonlar bir kokteyl gibi geliyor karşımıza. Tek başına Kovid olan da var, influenza olanlar da, farklı virüsler de ya da bunların birarada olduğu hasta grupları da var; ama gerçekten çok alışmadığımız bulgularla seyreden ya da alıştığımız bulguların sıralamasının değiştiği, bazılarının çok baskın olduğu farklı farklı enfeksiyon tipleriyle karşılaşıyoruz.
“EN BÜYÜK SORUN YARATAN ZATÜRRELER”
Bu yıl yaşanan bu durumda havaların çok yumuşak gitmesinin de etkisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Utku, pandemi döneminin de etkisine değinerek şöyle devam etti:
– Çok soğuk havalarda bizim kendi aldığımız önlemler, topluluk içinde olma rollerimiz azalıyor. Havalar biraz daha sıcak olunca çok daha yakın, serbest davranabiliyoruz. Özellikle pnömoni-zatürre ile kendini gösteren bir enfeksiyon karışımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yoğun bakımlar açısından en büyük sorun yaratan zatürreler. Nefes almada zorlanmalar, yoğun öksürük, ateş, halsizlikle seyreden tipik olarak zatürre gibi seyreden hasta grupları yoğun bakıma geliyor.
– Bizlerin olağan bağışıklık yapısı Kovid döneminde bozuldu. Çünkü bizi 2-3 yıl boyunca sahadaydık ama, vatandaşımızın sağlık durumu sanki hiç hastalıklarla karşılaşmamış hale döndü; sanki çocukluk safhasına dönmüş gibi oldu. Sınırda yaşta olanlar yani ya çok küçükler ya da çok yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ciddi anlamda etkilendi ve pandemiye girişleriyle çıkışları arasında çok ciddi bir sağlık durum farkı oluştu. İşte tam da bu hasta grubu şu dönemde hedef olan hasta grubu.
“YATAK SAYISI YETERLİ AMA KULLANIMI VERİMLİ DEĞİL”
Yoğun bakımların akut ve ciddi sağlık sorunları olan kritik hastalara hızla tedavi verilmesi gereken yerler olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Utku, Türkiye’deki en büyük sorunun yoğun bakımların gerçek yoğun bakım hastaları için efektif olarak kullanılamaması olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Utku, “Türkiye yoğun bakımlar konusunda en şanslı ülkelerden biri. 100 bin nüfus başına düşen yoğun bakım yatağı 40 civarında olup dünyadaki en iyi oranlardan biri bu; ama bu kadar ciddi anlamda yoğun bakım yatak sayısına rağmen böyle bir sıkıntı yaşanıyor olmasının temel kaynaklarından biri de hem ciddi anlamda yaşlı hastamızda artış var; hem de onkolojik hasta grubunda bir artış var. Bu iki grubu bir araya koyduğunuzda zaten kapasitenin neredeyse yarısı kadarı işgal edilmiş oluyor” diye konuştu.
“YÜZDE 20’Sİ YOĞUN BAKIM HASTASI DEĞİL”
Türk Yoğun Bakım Derneği olarak bu konuda bir çalışma yürüttüklerini de belirten Prof. Dr. Utku, sözlerini şöyle noktaladı:
– Verileri değerlendirme aşamasındayız ama şöyle bir ön değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’de yüzde 20-30 oranında hemen bütün hastanelerde bütün yoğun bakım ünitelerinde aslında yoğun bakımda yatmaması gereken, başka alanlarda tedavileri yürütülmesi gereken hastalar gibi değerlendirilebilir. 36-38 bin civarında bir yataktan bahsettiğimizde, bunun yüzde 20’si binlerce yatak demek.
– Oysa şu an bizim ihtiyacımızı çözecek yatak sayısının üstünde bir sayıdan bahsediyoruz. Bu hastaların dertlerine derman olacak farklı yapılanmalar yok. Belki palyatif üniteleri, yine yabancı ülkelerde olan ara yoğun bakımlar gibi ya da hospis gibi, yani kendi başına hayatını sürdüremeyecek ama akut tedaviye de ihtiyacı olmayan hastaların bakılabildiği üniteler yaygınlaşabilirse, yoğun bakımların üzerindeki bu yük kalkıp, yoğun bakım yataklarını gerçekten hak eden hastalara kullanmak olanaklı olabilir.
]]>“TAHLİYE BEKLİYORUZ”
Konuyla ilgili Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde SÖZCÜ TV’ye açıklamada bulunan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Can Atalay için tahliye beklediklerini belirterek şöyle konuştu:
-Gezi davası diye adlandırılan dava bir bütün olarak siyasi bir dava. O dava kapsamında tutuklu bulunan arkadaşlarımızın tümünün haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu düşünüyoruz.
-14 Mayıs günü itibariyle Can Atalay için bu katmerlenmiş durumda. 14 Mayıs’ta milletvekili seçildiği anda tahliye edilmesi gerekiyordu.
-Türkiye’deki anayasaya, siyasi partiler kanununa, seçim yasasına, milletvekillerine dair açıklamalara baktığımızda burada bir tartışma zaten yoktu.
-Ama bugüne kadar sürekli olarak işi uzatma, sürüncemede bırakma, toplumu alıştırma…
-TİP açısından buradaki temel mesele milletvekilimizin tutukluluğunu tartışmıyoruz sadece ya da Can, kendi tutukluluğunu tartışmıyor. Bizim için fark etmez. İçeride, dışarıda mücadele her yerde aynı kararlılıkla, azimle devam edecek. Bunu biz de biliyoruz muhataplarımız da biliyor.
-Fakat toplumu bir hukuksuzluğa alıştırma çabası var. İnsanlara, ‘biz iktidarız, iktidarın elinde yargı bir sopaya dönüşmüş durumda ve bunu istediğimiz gibi kullanabiliriz’ mesajı veriliyor bu dava üzerinden”
“GEREKÇELİ KARARI MESELEYİ UZATMAYA DÖNÜK BİR HAMLEYDİ”
Gerekçeli kararı beklemenin meseleyi uzatmaya dönük bir hamle olduğunu belirten Baş, şöyle konuştu:
-Gerekçeli kararın beklenmesine de gerek yoktu. Kısa karar ortaya çıktığı andan itibaren bu gerekçeli olarak tabii ki yazılacak ve yayınlanacaktı.
-Dün gece itibariyle resmi gazetede de yayınlandı. Bu sabah mahkemenin yapması gereken şey, toplanmak ve Anayasa Mahkemesi’nin kendisine ne yapması gerektiğini zaten söylediği kararın gereğini yerine getirmekten ibaret. Ama şimdi saatlerdir sürüyor.
“CAN BUGÜN YEMİN ETMESİN DİYE TAHLİYE EDİLECEK”
-Tahmin ediyorum, bugün TBMM kapanacak ve 16 Ocak’a kadar çalışmayacak. Benim anladığım kadarıyla Can bugün yemin etmesin diye tahliye edilecek.
-Çünkü başka çareleri yok. Ama yemine katılamasın 16 Ocak’a kadar beklesin diye bir eğilimle herhalde hareket ediyorlar. Ama bizim için fark etmez.
-İçeride ve dışarıda mücadele nasıl devam ediyorsa Can yeminini daha sonra yapar, yurttaşların bizden beklediği görevi ve sorumluluğu yerine getirmek üzere en kısa sürede çalışmalarına başlayacak artık diye umuyoruz.
“AKSİ BİR DURUM OLMAMASI GEREKİR”
Erkan Baş aksi durum beklemediklerinin altını çizerek, “Aksi bir durum olmaması gerekir çünkü daha önce alınan kararın aslında suç teşkil ettiği, mahkemenin böyle bir karar almaya hakkı olmadığı Anayasa Mahkemesi tarafından bir kez daha tescil edildi. Artık Meseleyi bir inatlaşmaya götürmenin ötesinde suç işlemede ısrar etmek anlamına gelir bu mahkeme açısından. Ben geldiğimiz noktada böyle bir eylem içerisine girilmesini beklemiyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>