1 MAYIS MESAJLARI
1 Mayıs’ta çevrenizdekilerin işçi bayramını kutlayabileceğiniz günün anlamına yönelik 1 Mayıs mesajları. 1 Mayıs kutlu olsun!
1 Mayıs’ın, anlamına yakışır bir şekilde dostluk ve dayanışma havasında kutlanmasını dileyerek, başta işçi, memur ve emekçiler olmak üzere bütün milletimizin Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Emek olmadan hiçbir şey yetişmez.
Emek, sermayeye öncüldür ve ondan bağımsızdır. Sermaye ancak emeğin meyvesidir ve emek olmadan sermaye olmazdı. Emek sermayeden üstündür ve daha büyük önem arz eder.
1 Mayıs barış, demokrasi ve güvenIi bir geIecek için mücadeIe günüdür. Dayanışmanın, iyiliğin, birliğin ve güzelliğin birleştiği 1 Mayıs’ta tüm işçi kardeşlerimizi kutluyoruz.
ÖzeIde emekçiIerimizin, geneIde dünya emekçiIerinin birIik mücadeIe ve dayanışma günü 1 Mayıs işçi bayramını kutIuyorum.
Haksızlıkların, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve ezilmenin olmadığı, emeğin sömürülmediği, aydınlık, eşit ve güzel bir dünyayı göreceğimiz günlerin geleceği umuduyla, tüm emekçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlarız.

İşine hakim ol, işinin sana hakim olmasına izin verme.” (Benjamin Franklin)
Yaptığı işten ücret dışında bir şey alamayan insan, bence en acınacak insandır.” (Edna Kerr) Dünya İşçi ve Emekçiler Günü’nde herkesin keyif aldığı bir işte çalışabilmesini diliyorum.
Ne yaparsanız yapın onun sanatçısı olun, sokak süpürgecisi de olsanız, onun Picasso’su olun.” (Martin Luther King) İşini dosdoğru yapan herkesin 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Günü’nü kutluyorum.
Taşlar değil, yapılan işler anıtları meydana getirir. (J. T. Motley)
Hiçbir işte istikbal yoktur, istikbal işe sahip olan kişinin elindedir. Hepinizin istikbali açık 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
Bir metre iş yapmayı, bir kilometre söz vermeye değişmem.” Çalışan ve iş arayan her emekçinin 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
”Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.” (Confucius)

1 MAYIS’IN TARİHİ
1 Mayıs İşçi Bayramı neden kutlanıyor nasıl ortaya çıktı? İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
]]>Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanıklar Levent Göktaş, Aydın Köstem, Mehmet Narin, Fikret Emek, Nuri Gökhan Bozkır, Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ile Enver Altaylı katıldı.
Mahkeme başkanının dava dosyasına gelen evrakı okumasının ardından tanıkların dinlenilmesine geçildi.
“BOZKIR’LA KİEV’DE BİR KEZ GÖRÜŞTÜK”
Gazeteci Abdurrahman Şimşek, SEGBİS ile bağlandığı duruşmada tanık olarak dinlendi. Şimşek, Bozkır ile Ukrayna’nın başkenti Kiev’de tanıştığını ve orada Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili röportaj yaptığını belirtti.
Cinayetle ilgili belgeleri incelediğinden dosya hakkında bilgi sahibi olduğunu aktaran Şimşek, “2017 yılında Necip Cem İşçimen başsavcı vekiliydi. Hablemitoğlu ile ilgili sohbet ederken bazı hususları not aldım. Benden önce Hürriyet gazetesi de Hablemitoğlu ile ilgili haber yapmıştı. Bozkır, bizden önce verdiği röportajdan sonra, ‘Bize farklı ne anlatabilir’ diye Ukrayna’ya röportaj yapmaya gittim. Röportajda Bozkır’a olay günü neden telefonunun kapalı olduğunu sordum. Bozkır da tutarsız cevaplar verdi” dedi.
“GERÇEKLERİ ANLATIRSAM ÖLDÜRÜRLER”
Hablemitoğlu ailesinin avukatı Ersan Barkın, Bozkır’ın daha önceki ifadeleri baskı altında verdiğini söylediğini hatırlatarak, “Haberi neden hemen yayınlamadınız da birkaç yıl sonra yayınladınız” sorusunu yöneltti.
Cevap veren Şimşek, “Bozkır yakalandığında gündem olduğu için yayınladık. Daha önce yayınlamak istemedik; çünkü dosyada gizlilik vardı. Onu da ihlal etmek istemedim. Ukrayna’da konuştuğumuzda Bozkır, özellikle Tarkan Mumcuoğlu ve Levent Göktaş’tan bahsetti, onları tanıdığını söylemişti. Röportaj dışında Bozkır’a doğruları söylemediğini, çelişkili cevaplar verdiğini belirttim. Bozkır da ‘Gerçekleri anlatırsam beni öldürürler. Bu devlet beni koruyamaz’ dedi. FETÖ’nün kendisini öldürmesinden korktuğunu düşünüyorum. Bozkır her şeyi biliyor gibiydi. Kendisinin bu olayların içinde olmadığını iddia ediyordu; ama verdiği bilgiler oradaymış gibiydi. Kayıt dışında konuştuğumuzda, cinayet nedeni olarak hem FETÖ’yü hem de Hablemitoğlu’nun MİT müsteşarı adayı olması olarak söyledi” diye konuştu.
“YALAN SÖYLÜYOR”
Savcı, “Bozkır ile yaptığınız röportajda Bozkır, kayıt dışında tetikçi olarak Mumcuoğlu’nu ima etti dediniz. Bunu nasıl anladınız” diye sordu. Şimşek, “Bozkır, kayıt dışında Emek hakkında FETÖ’cü dedi. Mumcuoğlu bu olayda tetikçi, Emek ve Göktaş ise olayın merkezi, sürekli sivil dolaşıyorlardı ve keşif yapıyorlardı şeklinde konuştu bana. Mumcuoğlu’nun çok iyi atışçı olduğunu ayrıca Hablemitoğlu ile ilgili hazırlanan bin sayfalık raporu, Emek’in odasında gördüğünü söyledi” dedi.
Şimşek’in beyanlarının üzerine bağırmaya başlayan Bozkır, “Yalan söylüyor. Allah belanı versin” diyerek tepki gösterdi.
Tanık Türkay Güngör de olay tarihinde Hablemitoğlu ile aynı sokakta ikamet ettiğini, olay günü Ankaragücü-Galatasaray maçını televizyondan izlediği sırada 2 el silah sesi duyduğunu, camdan dışarı baktığında ise orta boylu birinin karanlıkta bir araca bindiğini gördüğünü anlattı.
Güngör, bir süre sonra suikastın haber kanallarında yayınladığını ve ertesi gün de emniyete gidip ifade verdiğini söyledi.
Duruşmaya yarın devam edilecek.
HABLEMİTOĞLU SUİKASTI İDDİANAMESİ
FETÖ’ye ilişkin çalışmalar yapan Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun 18 Aralık 2002’de Çankaya’daki evinin önünde başından vurularak öldürülmesine ilişkin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in yanı sıra Mustafa Özcan, Enver Altaylı, Aydın Köstem “tasarlayarak öldürmeye azmettirmek”, emekli albaylar Levent Göktaş ve Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ile emekli binbaşı Fikret Emek “tasarlayarak öldürmek” suçundan “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası istemiyle yargılanıyor.
Eski yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır ve FETÖ firarisi Serhat Ilıcak’ın “tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” suçundan 20 yıla kadar hapsi istenen davada, Göktaş’ın emir astsubayı Mehmet Narin’in de “suç örgütüne üyelik”ten 4 yıla kadar hapsi talep ediliyor.
Mahkeme, 18 Mayıs’taki celsede tutuklu sanıklar Göktaş, Altaylı, Bozkır, Mumcuoğlu, Köstem ve Emek’i “yurt dışına çıkış yasağı” adli kontrol tedbiriyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmıştı.
Mahkeme, adli kontrol tedbirlerine uymadığı gerekçesiyle sanık Bozkır hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartmıştı.
]]>Özel, konuşmasında Bergama’nın 5 senedir halkçı belediyecilikten uzak olduğunu belirtip şunları söyledi:
* “Bu meydanda eyleme geldim. 2014 yılında çıkan kanunla köylümüzün taşınmazlarını, tarlalarını belediyeye devrettiler. Bizim başkanlar bu işleri yapmazken AK Partili Belediye Başkanı geldi köylünün malını tarlasını parsel parsel sattı. Köylünün 2,5 milyon metrekare tarlasını çatır çatır sattı.
* Bugün baktım başkan adayı değişmiş, dışardan ithal aday getirmişler. Bergama’nın seçtiği adaya sanki kayyum atamışlar gibi seçime 45 gün var dün belediyede toplu iş sözleşmesi var. Hak – İş Sendikasını çağırmışlar mevcut başkan ortada yok. AK Parti’nin dışardan gelen adayı toplu iş görüşmesi yapıyor. O koltukta kimin oturacağına Bergamalı karar verir. O koltuk benim, kime emanet edeceğime ben karar veririm, diyecek misiniz?”

“ŞİFAYI ONDA BULDUNUZ”
CHP’li Özel, sözlerine şöyle devam etti:
* “Yeni aday slogan yazmış, ‘Bergama kalkınacak Bakırçay kalkınacak’. Son 5 yılda başkan kendisi kalkındı. Ben söylemiyorum. Kız kardeşi söylüyor. Temiz belediyeciliğe ihtiyacımız var. 25 günlük Bergamalıya değil, 25 yıldır emek veren birine ihtiyaç var. Bergama’nın evladı burada. İşte Tanju Başkan. 25 yıl boyunca Bergama’da köy demedi yayla demedi ev ev gitti hasta çocukları iyi etti. Şifayı onda buldunuz. Şimdi Bergama’yı iyileştirmeye geliyor. Dr. Tanju Çelik Bergama’ya iyi gelecek.”
“CHP BABAEVİDİR”
Özel, konuşmasında önceki dönem Belediye Başkanı CHP’li Mehmet Gönenç’e de teşekkür etti. Ardından önceki dönem belediye başkanı Mehmet Gönenç ile tüm aday adaylarını sahneye çağıran Özel, el ele poz verdi. Partilerinde herkese yer olduğunu ifade eden Özel, şunları belirtti:
* “Günü gelecek hepsini en güzel yerlerde göreceksiniz. Bu parti hepimizin baba evidir. AK Partili, MHP’li kardeşlerime söylüyorum. CHP herkesin içine doğduğu bir babaevidir. Başım sıkılırsa, dara düşersem baba evinin çorbası kaynar, bacası tüter. Asgari ücret ile geçiremeyen emekçi, 10 bin lira maaş ile geçinemeyen emekli canına tak ettiyse baba evi burada. Tapusu bende değil. Kemal Bey de de yoktu. Ne Ecevit de vardı ne de rahmetli İnönü’de. Bir kişiye kayıtlı. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bu baba evi hepimizin. Mağdur mazlum kim varsa burada birleşmeye davet ediyorum. Biz kimseyi uzakta tutmak istemiyoruz. İttifakı masa başında kuramadıysak Bergama’da sandık başında kuracağız. Doktorun arkasında buluşalım. Bergama’yı bu zulümden kurtaralım.”
“Parti olarak birlik ve beraberlik içinde olmalıyız” diyen Özel, “İnsanları korkutup kandırarak oy toplayanlar var. ‘Ezanı dindirecekler, bayrağı indirecekler’ diyorlar. Bu ülkenin bölünme tehlikesi ortaya çıkarsa, öyle Erdoğan çağırınca havaalanına koşturup yalandan perdelik kumaştan kefen çekenler değil dedeleri Çanakkale kefensiz yatanlar var. Onlar sahip çıkar bu memlekete. Biz varız” ifadelerini kullandı.
“YAZIKLAR OLSUN”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emekliye bayram ikramiyesi açıkladığını ifade eden CHP’li Özel, “Sene 2015 genel başkanımız emekliye bayram ikramiyesi vereceğini söyledi. ‘Veremezsin’ dediler. 1 Kasım’da ‘Biz de vereceğiz’ dediler. ‘Bir asgari ücret’ demiştik. 3 sene emekliyi kandırıp 2018 seçimlerinden önce 1000 lira verdiler. Biz 17 bin lira olmasını savunuyoruz, az önce açıklamış 3 bin lira yapmış. Bu kadar yoksulluk, enflasyon varken 1 kilo et 600 lira olmuşken yaptığı bayram ikramiyesi 1000 lira. Yazıklar olsun. 10 bin lira ile emeklinin geçinmesini bekliyor. Memlekette açlık sınırı 15 bin lira. Yoksulluk sınırı 52 bin lira. Bergama’daki AK Partili, MHP’li kendisine 1000 lira artırmayı reva görene 31 Mart’ta oy verirse bunlar böyle devam eder” diye konuştu.
“OY VERMEYENE GİTMEM DİYEN VARSA İKNA EDİN”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şunları belirtti:
* “Bütün Türkiye gözü kulağı İliç’teki faciada. 9 canımızı aldı götürdü. Belki yağan yağmurla tüm coğrafya siyanürle zehirlenecek. Bergama altın madenine karşı biz mücadele ederken bize laf söyleyenler sus pus oturuyor. Bundan sonra bir yanda rantın peşinde olanlar bir yanda atadığı belediye başkanının nasıl zenginleştiğini kardeşinden duyanlar. Mehmet Gönenç buraya kendi imkanlarıyla katı atık bertarafı yaptı, sosyal tesisler, hayvan barınağı, mezbaha, taziye evleri yaptı. AK Parti ne yaptı? Hizmet istiyorsanız doktor Tanju Çelik ve Cemil Tugay’ da birleşeceğiz.”
]]>Kademeli emeklilik talebinin dile getirildiği mitinge CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, Yeniden Refah Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Melih Güner, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve çok sayıda yurttaş da katıldı.
“ASLA KABUL EDİLEMEZ”
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yan yana mücadele ettiklerine vurgu yaparak özetle şunları dile getirdi:
*Bizler bu ülkede, bu topraklarda yıllarca çalışıyoruz. Emek akıtıyoruz. Alın teri döküyoruz. Bu ülkeye, bu güzel memleketimize değer üretiyoruz. Bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini bizler üretiyoruz.
*Bu ülkede hepimiz belli bir süre çalıştık. Sonra emekli olmak ve emekli olduktan sonra da son nefesimize kadar insanca yaşayacağımız bir ücret ve başta sağlık hakkı olmak üzere sosyal haklara sahip olmak hepimiz açısından temel bir yurttaşlık hakkıdır.
*Ne yazık ki bu ülkede hem emekli olmak zorlaştı hem de emekli olduktan sonra yaşamak neredeyse imkansız hale getirildi. Önce 1999’da, sonra 2008 yılında yapılan düzenlemelerle emekli olmak bu ülkede neredeyse imkansız hale getirildi.
*Sizlerin bir günle emeklilik hakkınızın 15, 16, 17 yıl ötelenmesi asla ama asla kabul edilemez. Derhal bu yanlıştan dönülmeli ve emeklilik sistemindeki bu adaletsizliklerin ortadan kaldırılması şarttır.
*O nedenle sizin verdiğiniz bu mücadele, emeklilikte adalet mücadelesi, kademeli emeklilik mücadelesi son derece onurlu, anlamlı, haklı bir mücadeledir. Mücadeleniz kutlu olsun.
“DUR DİYECEĞİZ”
EMADDER Başkanı Mihriban Uğurlu, düzenlemeyle birlikte bir gecede 17 yıl kaybettiklerini belirterek şunları söyledi:
*Bugün severek gittiğimiz işimize giderken emeklerimizin boşa sayıldığını hissedip ayaklarımız geri geri gitti. Bugün ülkemizde kendimizi yok hükmünde ve dışlanmışlığın en üst seviyesinde hissettik. Kendimizi ikinci sınıf vatandaş hissettik.
*Hayatımızın 17 yılı yok sayıldı. İş yerlerimizde çalışma barışını bozdunuz ama artık yeter. Bizlerin sabrı kalmadı. Hep birlikte yüksek sesle haykırmaya hazır mıyız?
*Onurumuz için, sadaka değil, hak mücadelesi için, mezarda emekliliği kabul etmediğimiz için, hayatımızın 4’te 1’lik kısmına denk gelen 17-20 yılımız yok sayıldığı için, 9 Eylül ve sonrası işe girenler, öncesinde işe girenler ile aynı anayasal haklara sahip çalışanlardır demek için, akranlarımızdan daha fazla prim ve hizmetimiz olmasına rağmen onlardan 20 sene sonra emekliliğe hayır demek için, iş yerlerimizde bozulan çalışma barışımız için, ikinci sınıf vatandaş yerine koyulduğumuz için, çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık yaşadığımız için, bir Gecede 17 sene yaşlandığımız için, dünyanın en haklı isyanı için bu hikayeyi birlikte yazmaya, bu adaletsizliğe birlikte dur demeye hazır mıyız?
“NASIL BİR YASA Kİ…”
*Soruyorum sizlere, emeklilik için 17-20 yıl beklemenin bedeli ne ile ölçülebilir. 17 yıl, 20 yıl ne demek? Bir insanın doğup askerlik çağına gelmesi demek, üniversite çağına ve evlilik çağına gelmesi demek. Bizler sadaka, lütuf, avantaj istemiyoruz. Aslanlar gibi çalıştık, emek verdik, anamızın ak sütü gibi helal olan hakkımızı istiyoruz. Çok çalışan, az çalışandan tam 17-20 yıl sonra nasıl emekli olabilir?
*Bu, hangi vicdana hangi adalete sığar. Hiçbir dayanağı olmayan hiçbir kabul edilebilirliği olmayan sebepleri asla kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Bizler konuşur konuşur, susar diyebileceğiniz bir kitle değiliz.
*Çığ gibi büyüyoruz ve bu hakkı alana kadar da asla vazgeçmeyeceğiz. Devlet, vatandaşına adil adaletli, olmak zorunda. Bizleri sihirli bir tarihi öne sürerek ayıramaz, geleceğimizi çalamazsınız. 3 Mart 2023 tarihi, bir kesime bayrama iken aynı yaştaki hatta daha çok çalışan yaşça büyük kesime cenaze olmuştur.
*Nasıl bir yasa çıkardınız ki her yerden mağduriyet yağıyor. Bildiğiniz halde susmanız, görmezden gelmeniz aldığınız yanlış kararların üstünü örtemez.
“EMEKLİLERE REVA GÖRÜLEN AÇLIK SINIRININ ALTINDA MAAŞ…”
*43 yaş 5 bin-5 bin 975 gün emekli, 44 yaş 7 bin-9 bin gün, 15-17 yıl sonra 15 bin 600 günle emekli, 50-52 yaşında annelerimiz hâlâ tüm mobbinglere, zorlanmalara rağmen çalışıyor ve 8-10 yıl daha çalışacak. Nasıl bir yasa, nasıl bir adalet ki bu, 43-45 yaşındaki delikanlıların maaşını 50 yaşındaki anneler, kadınlar ödemeye mahkum ediliyor.
*Bizler 47-48 yaşından sonra işten çıkarılıp nerede iş bulacağız, 10 yıl taş mı yiyeceğiz? 50 yaşında merdiven bile sildirmezler bize. Bizler 50 yaşından sonra 30 yıl hizmet ile açlığa, sefalete mi terk edileceğiz? Seçilmiş kişiler olarak 8 Eylül 1999 ve öncesine kıyak üstüne kıyak yapılırken sistemin bütün yükünü, bütün haksızlıkları, adaletsizlikleri 2 bin sonrasına yükleyip kobay yaparak bize mi sordunuz?
*Bizlerin 17-20 yılını sırf siz öyle istiyorsunuz diye çalamazsınız. Siz mi doğurduğunuz da bizi hayatımızın 20 yılını keyfinize göre yok sayıyorsunuz? Yurt dışı şartlarında emeklilik yaşı isteyip yurt dışı çalışma şartlarının çok aksine şartlarda çalıştırmak adil mi?
*Yurt dışında akranlar arasında 20 yıl fark mı var? Arama motoruna yurt dışı emekli yazdığınızda kayaklar, geziler, turlar çıkarken Türkiye’de emekli yazdığınızda sırtında küfe taşıyan, ekmek parası için çalışan insanlar çıkması utanç değil de nedir? Emeklilere reva görülen açlık sınırının altında maaş, bu ülkenin ayıbıdır.
“GÖRMEZDEN GELEREK BUNU YOK SAYAMAZSINIZ”
*Biz bu ayıp için değil, bizi bekleyen hayatta kalmanın imkansız olduğu maaş için değil, adalet için buradayız. Haksızlığın en büyüğü yapıldı bizlere. Görmezden gelerek bunu yok sayamazsınız. Bilin ki bizler bu hakkı alana kadar susmayacağız, durmayacağız. Kimseye verecek 20 yılımız yok bizim.
*Helal etmiyoruz hayatımızın 20 yılını hiç kimseye. Bu vebal ile seçime gitmek sizin tercihiniz ama bunun hesabını sandıkta sormak da bizim hakkımız. Bize bütçeymiş, ekonomiymiş, enflasyonmuş bunlarla gelmeyin. Bizler 5 bin günlü değiliz. Fazlası ile ödedik primlerimizi. Bizler borçlu değil, alacaklıyız. Bizleri yok sayamazsınız.
*Buradayız ve haklarımıza kavuşana kadar da burada olacağız. Bizlerden destek bekleyen siyasilerimiz, önce bizim haklarımızı teslim edecekler ve vatandaşın devletine olan güvenini yeniden kazanacaklar ki 4,5 milyon insan da devletine güvensin.
*İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize, bu vebale ortak olan tüm partilerimize sesleniyoruz buradan. Bu adaletsizliğe sessiz kalmak, buna ortak olmaktır. Geç gelen adalet, adalet değildir.
]]>