Tırnak sağlığını korumak, sadece estetik nedenlerle değil aynı zamanda genel sağlık açısından da önemli.
Tırnaklarda herhangi bir anormallik veya rahatsızlık fark edildiğinde, bir sağlık uzmanına başvurmak gerekiyor.
Uzmanlar, tırnak sağlığını korumak için oje kullanımını dengelemek ve düzenli bakım yapmanın çok önemli olduğunu; ayrıca eğer tırnaklarda kalıcı bir sorun veya anormallik fark edilirse, bir dermatolog veya uzmanla görüşmenin faydalı olacağını savunuyor.
İşte tırnak sağlığının neden önemli olduğunu açıklayan bazı temel sebepler:
GENEL SAĞLIK GÖSTERGESİ
Tırnaklar, vücut sağlığının bir aynası gibi görev görür. Tırnaklardaki renk değişiklikleri, şekil bozuklukları veya dokusal farklılıklar, vücutta bazı sağlık sorunlarının belirtisi olabilir. Örneğin, anemi, diyabet, tiroid hastalıkları, beslenme eksiklikleri ve enfeksiyonlar gibi durumlar tırnaklarda belirgin değişikliklere yol açabilir.
KORUYUCU FONKSİYON
Tırnaklar, parmak uçlarımızı korur ve parmaklarımızın hassas bölgelerini darbelere karşı savunur. Sağlıklı tırnaklar, bu koruma görevini daha etkili bir şekilde yerine getirir.

GÜNLÜK FONKSİYONLAR
Tırnaklar, günlük yaşamda pek çok işlevi yerine getirir. Nesneleri tutmak, kazımak veya açmak gibi küçük ama önemli işlerde tırnaklar aktif olarak kullanılır. Sağlıklı tırnaklar bu tür görevlerde daha dayanıklı ve etkili olur.

ESTETİK VE ÖZGÜVEN
Tırnaklar, ellerin ve ayakların estetik görünümünde önemli bir rol oynar. Bakımlı ve sağlıklı tırnaklar, kişisel bakım ve özgüven açısından önemli. Tırnakların sağlıklı görünmesi, kişinin kendini daha iyi hissetmesine katkı sağlar.

ENFEKSİYON RİSKİNİ AZALTMA
Zayıf veya hasarlı tırnaklar, enfeksiyonlara karşı daha savunmasız olabilir. Tırnak altındaki alanlar, bakteri ve mantarların üremesi için uygun bir ortam oluşturabilir. Sağlıklı tırnaklar, bu tür enfeksiyon risklerini azaltır.
BESİN ALIMI VE TIRNAK SAĞLIĞI
Sağlıklı tırnaklar, vücudun yeterli vitamin ve mineral alımının bir göstergesi. Biyotin, çinko, demir gibi besinlerin eksikliği tırnaklarda zayıflama, kırılma veya şekil bozukluklarına yol açabilir. Sağlıklı tırnaklar, dengeli beslenmenin bir kanıtı.
DENGELİ BESLENME
Tırnak sağlığı için dengeli beslenme çok önemli. Biyotin, çinko, demir ve E vitamini gibi vitamin ve mineraller tırnakların sağlıklı uzaması için gerekli.
TIRNAKLARIN NEMLENDİRİLMESİ
Tırnakların ve tırnak etlerinin düzenli olarak nemlendirilmesi, kırılmalarını ve soyulmalarını önlemeye yardımcı olabilir. Tırnak yağları veya el kremleri bu konuda faydalı.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BUNLARI YAPIN
1-Doktor önerisiyle çinko desteği alınmalı veya çinkodan zengin istiridye, organik kuzu et, susam, kabak çekirdeği, brokoli gibi yiyecekler tüketilmeli.
2- Sarı, turuncu, parlak kırmızı, sarı-yeşil sebze, meyve ve baharatlar (havuç, marul, bal kabağı, ıspanak, domates, biber, kayısı, muz, greyfurt, limon, portakal, mandalina, köri, zencefil, zerdeçal). Bu besinler bağışıklık sistemini destekleyen bol miktarda C vitamini, beta karoten ve flavinoid içerir.
3-Yeşil, yeşil-beyaz renklerde brokoli, karnabahar, lahana, alabaş, şalgam, su teresi, roka, hardal yaprakları, turp, sarımsak ve soğan gibi yiyecekler. Bu besin grupları bol miktarda sistein, selenyum ve diğer gerekli vitamin ve mineralleri içerir.
4- Bol temiz su ve lifli besinlerin tüketilmesi vücudun toksinlerden arınmasını sağlar.
5-Rafine şeker ve unlu gıdalar, işlenmiş yağlar, asitli içecekler yerine taze sebze, meyve ve kuruyemiş tüketilmelidir.
6-Mürver yemişi çözeltisi gribal enfeksiyonlarda yaygın olarak kullanılmaktadır ve etkinliği kanıtlanmıştır.
7- Sebze ve organik tavuk suyu çorbanın gribal enfeksiyon belirtilerini hafiflettiği ve hastalığın daha kısa sürede geçmesini sağladığı kanıtlanmıştır.
8- Alkol ve sigara bağışıklık sistemini çökerten olumsuz etkilere sahip maddelerdir ve bunlardan kesinlikle uzak durulmalıdır.
9- Yeterli beslenemeyen ve stresli yaşamı olan kişilerin doktor tavsiyesiyle multivitamin, probiyotik ve Omega-3 preparatları kullanmaları uygun olur.
10- D vitamini güneş ışınlarından alınıyor, ancak kış aylarında ne yazık ki bu pek mümkün olmuyor. Özellikle Kasım-Şubat ayları arasında ülkemize gelen güneş ışınlarının geliş eğiminden dolayı cilt, D vitamini sentezini yapamıyor. Yani kışın güneş olsa da vücutta D vitamini oluşmaz. Oysa bu vitamin özellikle enfeksiyon hastalıklarının arttığı kış aylarında, bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Kışın düşük D vitamini düzeyine sahip kişilerde gribal enfeksiyon riski artar. Özetle bugünlerde yeterli D vitamini düzeyini devam ettirmek için yumurta sarısı peynir, tereyağ gibi süt ve süt ürünleri, somon, uskumru gibi yağlı balıklar tüketilmeli. Gerekirse doktor önerisiyle takviye alınmalı.

Bağışıklığı güçlü tutma yolları
Grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi şart. Bunun da en önemli yolu sağlıklı ve dengeli beslenmektir. Ayrıca fizik egzersiz yapmak, kaliteli ve yeterli uyku, sigara ve alkol kullanmamak, kimyasallardan uzak durmak, hijyen kuralarına uymak da bağışıklık sistemini güçlendirerek kişiyi enfeksiyonlara karşı korur. Kış aylarında da taze, temiz, bütün, organik, mevsiminde ve yerel olarak üretilen sebze, meyve, yeşillikler, baklagiller ve kabuklu kuruyemişlerden oluşan beslenme tarzı bağışıklık sistemi için önemlidir. Bu beslenme düzeni günlük kalorilerin yüzde 20’sinin organik hayvansal ürünlerden geldiği besinlerle desteklenmelidir. Bağışıklık sisteminin içinde yer aldığı kan ve lenf sıvılarının vücut savunmasında önemli rolleri vardır. Kan, berrak sarı bir sıvı olan plazma ve içindeki kan hücrelerinden oluşur. Lökosit adı verilen kan hücreleri kan ve lenf sisteminde dolaşarak enfeksiyon etkenlerine ve kanserleşen hücrelere karşı savaşırlar. Bağışıklık sisteminin normal çalışması için A, B, C, D ve E vitaminleri başta olmak üzere kalsiyum, selenyum, çinko, magnezyum, manganez, bakır gibi minerallere; sistein gibi aminoasitlere ihtiyaç vardır. Bu vitamin ve minerallerin her gün belirli miktarda ve birbirleriyle doğru orantılı olarak tüketilmesi bağışıklık sistemi için son derece önemlidir.
]]>
Meral Sönmezoğlu
2020 yılında başlayan ve 2023’e kadar hızını kesmeyen Covid-19 salgınının etkileri yeni yeni kaybolmaya başlarken 2023 yılının kasım ayından itibaren sadece ülkemizde değil, Avrupa’nın çoğu ülkesinde ve Kuzey Amerika ülkelerinde de ağır bir solunum yolu enfeksiyonlarından bahsediliyordu. Bu, bu salgın da “tripledemik” yani 3’lü virüs salgını olarak tanımlandı.
Bağışıklık sistemimiz virüsleri unuttu
Bugün yaşanan durum, birsolunum yolu enfeksiyonu olmakla birlikte Covid-19 gibi tek bir virüs değil, birçok virüsün bazen bir arada, çoğunlukla peş peşe görülmesiyle seyrediyor. 2020 Covid salgını sırasında ve 2022 ve 2023 sezonunda, her kış görmeye alışık olduğumuz influenza görülmedi. Çünkü 3 yıl boyunca insanlar evlerinde kapalı kaldı, dışarı çıkınca maske taktı.
Dolayısıyla insanların bu virüslere karşı bağışıklığı belirgin olarak düştü. Bu yıl da her yıl görmeye alışık olduğumuz influenza salgını yeniden ortaya çıktı. Çünkü insanlar artık bir araya gelmeye başladı, korunma önemleri azaldı. Dolayısıyla bağışıklık sistemimizin unuttuğu virüsler hızlı ve kolayca yayıldı. Şu an özellikle İstanbul ve çevre illerde çok ciddi vaka birikimi var. Hastane acillerinde enfeksiyon, göğüs hastalıkları, kulak burun boğaz, polikliniklerinde çok yoğun bir hasta birikimi yaşanıyor. Acil serviste kuyruklar oluşmaya başladı. Hastane yatışları çok arttı. Hatta yoğun bakımlarda bu grip ve benzeri hastalıkların akciğer enfeksiyonları komplikasyonlarıyla dolmaya başladı.

VİRÜSLER BİRBİRİNE KARIŞTI
Covid, unutulan influenza A (grip) ve pandemi döneminde kaybolan RSV virüsü birbirine karıştı. Önceki yıllarda RSV her zaman salgın yapar ama kasım, aralık gibi biterdi. O biterken de influenza başlardı. Şimdi bu 3 virüs birbirine karışmaya başladı. O nedenle insanlar, burun akıntısı, öksürük ve kırıklık şikayetlerinin tam geçmek üzereyken yeniden başladığını söylüyor. Yani bitmeyen bir enfeksiyon ve buna bağlı şikayetlerden bahsediyor. Aslında bu durumun nedeni virüslerin arka arkaya etki etmesi. Azalmış bağışıklıkla birlikte salgın boyutundaki bu tablo görülüyor.
AŞI OMİCRON’UN YENİ VARYANTINDAN KORUMUYOR
Covid-19 soğuk algınlığı gibi bu virüslerin arasındaki yerini koruyor. Görülen vakalar arasında yüzde 20 oranında Omicron varyantının bir alt grubu olan yeni bir varyant yani JN1 var ve bu çok hızlı yayılan bir varyant. . Aşı olan ya da Covid geçirenlerin de bu varyanta karşı bağışıklığı zayıf olduğu için herkeste görülüyor. Hiç geçirmemiş evinde hep kapalı kalmış ‘ben 3 sene hiç yakalanmadım’ diyen herkes şu dönem Covid geçiriyor. Hatta bunu daha sık duyacağımız söyleyebilirim.”
RİSKLİ GRUPTA OLANLAR DİKKAT!
Bu sorun toplumun her kesiminden ve her yaş grubundaki insanı etkiliyor. Özellikle daha ağır seyreden, hastaneye yatması gereken hatta yaşam kaybıyla sonuçlanan riskli gruplar var. 5 yaşın altındaki çocuklar 65 yaşın üstündekiler daha ağır geçiriyor. Bunun yanında 70 yaşın üstündekileri, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananları riskli gruplar olarak tanımlıyor ve bu kişilerin mutlaka hastane gitmelerini öneriyoruz.
BELİRTİLER AYNI AMA TEDAVİLER FARKLI
Klinik olarak ilk muayene sırasında yaşanan RSV, influenza ya da Covid olup olmadığının kesin olarak ayırt edilemiyor. Çünkü vakaların hepsinde ateş, kırıklık, vücut ağrıları, sırt ağrıları, boğaz ağrısı ve öksürük görülüyor. Öksürük çok uzun bir süre kuru ama daha sonra balgamlı hale dönebiliyor ve alıştığımız enfeksiyonlardan farklı olarak daha uzun süren bir kuru öksürük oluyor. Hastalar göğüs ağrısı, kaburga ağrıları, sırt ağrılarından yakınıyor. Belirtiler aynı olsa da enfeksiyonlarda farklı tedavi protokolleri uygulanıyor. Bu nedenle de özellikle riskli gruptaki kişilerin mutlaka tanıya göre tedavi edilmesi gerekiyor.
Hem Covid hem de influenza için tanı konulduğunda kullandığımız etkin ilaçlar var. RSV, çocuklarda özellikle de bir yaşın altındaki çocuklarda, zatürreye hatta yaşam kaybına yol açabiliyor. Çocukluk astımlarının temelinde de RSV virüsü yatıyor. Bu nedenle tanı koyarak ona göre bir tedavi düzenliyoruz. Dolayısıyla eğer çocuk ya da yaşlı kişiler enfeksiyonu ağır geçiriyorsa mutlaka hastaneye başvurması ve tanı konularak uygun tedavi görmesi çok önemli. Çünkü bu sayede hem kısa sürede iyileşmesi sağlanabilir hem de başkalarına bulaştırması önlenebilir.

Kapalı alanlarda maske takılmalı
Yaşananbu salgından etkilenmemek için bazı önlemler almak şart. Öncelikle maske ve hijyen önlemlerine karşı dikkatimizi yoğunlaştırmalıyız. Özellikle toplu taşıma araçlarında, asansörde ve daha kalabalık yerlerde maske takmakta fayda var. Çünkü hafif belirtilerle seyreden kişiler bile birkaç metre alandaki herkese enfeksiyonu bulaştırabilir. Her ne kadar insanlar maske kullanmaktan bıkmış olsa da eğer yakın mesafede kapalı alanda bulunacaksa kesinlikle maske kullanılmasını öneriyorum. Hastanelerimizde yeniden bu uygulamaya döndük. Açık havada bir metreden daha uzun mesafe bulunacaksa maske kullanmanın çok anlamı yoktur. Bunun yanında el yıkamak çok önemli. Çünkü dokunduğumuz her yerden virüsü alma riskimiz var. Bu nedenle el hijyeni konusuna aynı bir önem verilmeli. Bir diğer önemli konu da şu kış döneminde tokalaşma belki ama özellikle risk gruplarının kimseyle sarılıp öpüşmemesi gerekir.
]]>Solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan hastalıklardaki artışın normal olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şenol, “Hastaların kapalı alanda vakit geçirmesi bulaş riskini arttırıyor. Hasta kişilerin ve çocukların mümkün olduğu kadar kapalı alanlarda bulunmaması, işe ya da okula gitmemesi, sağlıklı insanlardan uzak durmaya çalışması toplumsal sorumluluğun bir gereğidir” dedi.

Prof. Dr. Güneş Şenol
EN FAZLA İNFLUENZA VE KOVİD
Prof. Dr. Güneş Şenol, her yıl kış aylarında soğuk algınlığı şikayetlerinin arttığını kaydetti. Özellikle acil servise hem erişkin hem çocuk hasta geldiğini anlatan Prof. Dr. Şenol, sürecin sürpriz olmadığını belirterek, şunları söyledi:
– İki, üç hafta öncesine göre polikliniğe başvurularda en az yüzde 50 artış var. Acilde ise daha da fazla oranda gribal enfeksiyon bulgularıyla başvuran erişkin ve çocuk hasta görüyoruz. Bakanlık yıllardır bunu takip ediyor. Tahmin ettiğimiz gibi en fazla influenza, koronavirüs, parainfluenza enfeksiyonları geliyor. Ancak her başvuruda hangi virüsün olduğunu ayırt etmek çok gerekli değil.
– Hastalığın ne kadar ağır olduğu ve nereye kadar evrilebileceğini öngörmemiz gerektiğinden özellikle yaşlı ve eşlik eden başka hastalıklara sahip kişilerin eklenebilecek problemleri öngörmek açısından virüsün türü önemli olabiliyor. Zaten ağır seyredecek enfeksiyonlar, laboratuvar bulgularıyla kendini belli ediyor. Onlarda ek önlemler almak gerekiyor. Bağışıklığı normal, erişkin ve herhangi bir ek hastalığı olmayan kişilerde beklentimiz, bulguların birkaç gün içinde gerilemesidir.
“HASTA KİŞİLER İŞE VE OKULA GİTMESİN”
En sık nezle olgusuna rastladıklarını Prof. Dr. Şenol, bunların ateşsiz, burun akıntısı, hapşırık ve göz kızarıklığıyla seyreden hastalık grubu olduğunu kaydetti. Bunun yanı sıra üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, influenza ya da Covid-19 dışı diğer koronavirüs enfeksiyonlarının da görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Şenol, şöyle devam etti:
– Grip benzeri hastalık yapan, bazı alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan hastalıklar son haftalarda arttı. Giderek artmasını bekliyoruz. Hastaların kapalı alanda vakit geçirmesi bulaş riskini arttırıyor. Kişinin hastalığı hafif geçirmesi için genel bağışıklığı arttırıcı, uyku düzeni ve açık alan aktivitelerine ağırlık verilmesi gerekir. Şikayetler başladığında önce aile hekimlerine başvurulmalı. Onların yönlendirmesi doğrultusunda ilgili birimler müdahaleyi gerçekleştiriyor. Hasta olan kişilerin ve çocukların mümkün olduğu kadar kapalı alanlarda bulunmaması, işe ya da okula gitmemesi sağlıklı insanlardan uzak durmaya çalışması toplumsal sorumluluğun bir gereğidir.
“AŞININ YAN ETKİSİ GÖZ ARDI EDİLECEK KADAR AZ”
Hasta kişilerin zorunluluk hallerinde topluluk içinde bulunması gerektiğinde maske takarak virüsün etrafa saçılmasını engelleyebileceğini belirten Prof. Dr. Şenol, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında maske takılması gerektiğini ifade etti.
Risk grubunda olan kişilerin, influenza geçirmediyse halen grip aşısı yaptırabileceğini kaydeden Prof. Dr. Şenol, “Grip aşısını belli risk faktörleri olan kişilere, 65 yaş üzeri, kronik bronşiti olanlar ve bağışıklık sistemini etkileyen ilaç kullananlara tavsiye ediyoruz. Verilerimize göre dünyada da Türkiye’de de grip olguları kümelenmeye başladı. Risk grubunda olan kişiler eğer influenza geçirmediyse halen aşı yaptırabilir. Covid-19 ya da influenza aşılarının iddiası, ‘Bu aşıyı olduk, hiçbir şekilde enfeksiyon bulaşmaz’ değildir. Özellikle bu grup aşılarda amaç, enfeksiyonun klinik olarak ortaya çıkmamasıdır. Temelde bizim beklentimiz hastaneye, yoğun bakıma yatışların, entübasyon ve ölümlerin azaltılmasıdır. Aşılar bu konuda başarılıdır. Yan etkileri de göz ardı edilebilecek kadar azdır” dedi.
“ANTİBİYOTİKLER ÇOK FAZLA KULLANILIYOR”
“Antibiyotiklerin gereksiz ve çok fazla kullanıldığını görüyoruz” diyen Prof. Dr. Şenol, sözlerini şöyle noktaladı:
– Soğuk algınlığı kliniği olan hastalarda öncelikle düşünülmesi gereken ilaç grupları değildir. Bazen grip tarzı enfeksiyonlardan sonra bu virüsün yaptığı yapısal hasarlardan kaynaklanan nedenlerden dolayı antibiyotik kullanılması gereken durumlar oluşabiliyor. Ama bu çok nadirdir. Bir günlük burun akıntısında asla antibiyotiğin hiçbir yeri ve iyileştirici etkisi yoktur.
– Sadece kişi kendini güvenli modda hissedebilir. Aile hekiminin önerisiyle ağrı kesici, öksürük için rahatlatıcı ilaçlar kullanılabilir. İstirahat ile bu süreç atlatılabilir. İnfluenza ve koronavirüs enfeksiyonlarında ise Covid-19’un dışında soğuk algınlığı benzeri enfeksiyonlara yol açan koronavirüsler var. Bunlar mevsimsel olarak karşımıza çıkar. Bu virüslerde hastalık süreci biraz uzayabilir. Ateş ve vücut ağrısının yanında bazen birkaç hafta süren öksürük şikayetleri olabilir.
]]>Çorlu Devlet Hastanesi Başhekimi ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Doğan, son günlerde gribal enfeksiyon nedeniyle hastanenin acil servislerine başvuran hasta sayısının 2 katına çıktığını söyledi.
GÜNDE 2 BİN BAŞVURU
Önceki dönemlerde günde 750 ile 1000 arasında olan acil servise başvuranların sayısının 1750 ile 2 bine yükseldiğini söyleyen Doç. Dr. Doğan, şöyle devam etti:
– Kış mevsimi biraz geç geldi. Bununla beraber de mevsimsel dönüşümün getirmiş olduğu üst solunum yolları enfeksiyonları ve gribal enfeksiyonların varlığında, seyrinde bir artış var. Bu yıl biraz daha çoklu etkenlerle karşı karşıyayız. Yani biz hastanemize influenza virüs, koronavirüs, adenovirüs, rinovirüs ve benzeri üst solunum yolu enfeksiyonuyla başvuran hastalarımız oluyor. Haliyle bir enfeksiyon tablosundan iyileşip kişi bir müddetten sonra farklı bir etkene maruz kalabiliyor.
– Buna bağlı olarak da hastalıkların seyri biraz daha uzuyor. Uzamış ateşle karşılaşabiliyoruz ve iyileşiyor gibi olup sonra tekrar eden bir klinik tabloyla gelebiliyor. Kas ağrıları, eklem ağrıları, halsizlik şikayetleri var. Vücut, dönemin özelliklerini, yani bir virüs potpurisi yaşıyoruz.

Doç. Dr. Mustafa Doğan
ÇOCUKLAR EVE GETİRİYOR
Doç. Dr. Doğan, çocuklara dikkati çekerek şunları söyledi:
– Özellikle şu hikayeyi çok fazla duyuyoruz; çocuk hastaydı geldi, anne, sonra baba hasta oldu. Hepimiz iyileştik, çocuk tekrar enfekte oldu. Toplu yaşam ortamlarında, çocuklarımız kendilerini koruyamıyorlar. Çocuklarımızın eve getirdiği virüsler, aile içinde de bir döngüye sebebiyet veriyor. Peki bu durumu nasıl daha hafif atlatabiliriz? Mevcut tablo bir virüs tablosu, antibiyotikler bu durumda işe yaramıyor. Ne yapacağız? Bir, semptomlarımıza yönelik semptom tedavi, semptomatik tedavi alacağız. İki, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirecek besin öğeleriyle besleneceğiz, yeterli uyku uyuyacağız. Biraz dijitalden, elektronikten uzak kalacağız.
– Özellikle ileriki yaştakilerin dijitale fiziksel olarak çok fazla vakit harcadıklarını düşünmüyorum. Ama önce genç çocuklarım, bilgisayar başında uzun süre vakit geçirmekteler. Bazen bu süreçte beslenmeyi dahi unutuyorlar. Enfeksiyon süreçlerinde vücut çok ciddi sıvı kaybına maruz kalır. Mutlak suretle yeteri kadar sıvı tüketmeliyiz.

– Almamız gereken tedbir şudur; eğer ki enfeksiyon bulguları varsa mutlak suretle maske, maske önünde bir engel var takamıyoruz, o zaman sosyal mesafeyi koruyalım. Klinik tablosu biraz daha gürültülü giden çocukları, mümkünse birkaç gün okula göndermeyelim, toparlayıncaya kadar. Tabii ki toplu yaşam alanlarında, kapalı ortamlarda özellikle virüs yayılımı daha fazla olur. Aynı zaman diliminde çok fazla kişiyle etkileyebilir.
BİRDEN FAZLA VİRÜS DOLAŞIMDA
Üst solumun yollarındaki hastalıklara birden fazla virüsün neden olduğunu söyleyen Doğan, “Bakanlığın da bu konuda değerlendirmeleri var. Tek bir virüse bağlı değil, birden fazla virüse bağlı oluşmakta. Yani mevsim özelliğine uygun bir süreç yaşıyoruz diyelim” dedi.
Alt solunum yolu olarak enfeksiyonlarıyla çok karşılaşmadıklarını belirten Doğan “Bir zatürre tablosu değil. Üst solunum enfeksiyonu biraz kalıcı oluyor. Buna bağlı olarak da öksürük biraz uzayabiliyor. Bu nedenle ne yapacağız? Soluk borumuzu biraz daha nemli tutacağız. Biraz daha fazla sıvı tüketeceğiz, pastil kullanacağız. Bunlarla öksürük semptomlarını baskılayacağız, gerekirse öksürük şuruplarından yararlanacağız. Yoğun bakımlık vaka yaşamıyoruz fakat özellikle çocuklarda tablo biraz daha gürültülü seyrediyorsa, bu çocuğu yatırıp takip etmek gerekebiliyor. Çünkü daha sonrasında komplike olup üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>Havanın soğuması, kapalı alanlarda geçirilen sürelerin uzamasıyla birlikte çocuklarda enfeksiyonların görülme sıklığının arttığını dile getiren Kaman, “Her kış mevsiminde olduğu gibi bu dönemde de çocuklarda artan acil servis ve poliklinik başvurularıyla karşı karşıyayız. Havaların soğuması, çocukların kapalı alanlarda daha fazla kalmasıyla birlikte özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kaman, üst solunum yolu hastalıklarının özellikle okul ve kreşe giden çocuklarda fazla görüldüğüne, ağırlıklı olarak ateş, öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma şikayetlerinin ortaya çıktığına işaret etti.
AĞIR TABLOLAR OLUŞABİLİYOR
Özellikle küçük çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonlarının ilerlemesi sonucu bronşiolit ve zatürre gibi daha ağır alt solunum yolu enfeksiyonlarıyla da karşılaştıklarını aktaran Kaman, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Toplumda ve yatan çocuk hastalarımızda yaygın olarak Respiratuar Sinsityal Virüsü (RSV) görüyoruz. Ayrıca bu aylarla birlikte grip etkeni olan influenza vakaları da artmaya başlıyor. Şimdilik yatan hastalarımız içinde influenzayı ciddi boyutta görmesek de artışı mevcut. Daha büyük yaştaki okul çağı çocuklarında ise şu an en sık halk arasında ‘beta’ olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokok dediğimiz bakteriyel enfeksiyonla karşılaşıyoruz. RSV, özellikle 2 yaşın altındaki bebekler açısından yüksek riskli bir hastalık. Bronşiolit dediğimiz, bebeklerde soluk alıp verirken hışıltıya (ıslık benzeri ses) neden oluyor. Bebeklerinde öksürük, nefes alıp vermede zorluk gibi şikayetlerle bizlere başvuruyor aileler. Eğer üzerine bakteriyel enfeksiyon bindiyse daha ağır tablolar da oluşabiliyor.”
HIRILTILI, HIŞILTILI NEFES ALMA VARSA HASTANEYE GİDİN
Bebekte erken doğum, kalp sorunu, astıma yatkınlık gibi ek problemlerin de hastalık tablosunun kötüleşmesine neden olduğunu, ciddi riskin ortaya çıktığını vurgulayan Kaman, ailelere “Eğer bebeğinizde ateş olmasa bile nefes alıp verirken hışıltı, hırıltı varsa hızla bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.” uyarısında bulundu.

BEŞ GÜNDEN UZUN SÜREN ATEŞE DİKKAT
Çocuklar ve bebeklerde viral enfeksiyona eşlik etme riski olan bakteriyel enfeksiyon belirtilerine de dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Kaman, şu bilgileri paylaştı:
“Normalde viral enfeksiyon kaynaklı ateş gibi belirtiler ortalama 3-5 gün içerisinde geçer. Çocukta 5 günden uzun süren ateş, solunum sıkıntısı, nefes alıp vermede zorluk varsa mutlaka tekrar sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Çünkü bunlar alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olabilir.”
ARALIK VE OCAK ÇOCUKLAR İÇİN ZOR GEÇEN AYLAR
Kaman, çocuklarda artan solunum yolu enfeksiyonlarının farklı bir durum değil her kış döneminde yaygın görüldüğünün altını çizerek, “Bu tip enfeksiyonlar açısından özellikle aralık ve ocak, yüksek riskli, çocuklar için biraz zor geçen aylardır. Aralık itibarıyla Türkiye’de influenza vakaları da artmaya başlar, hastalık tablosu biraz daha uzamış, dirençli ateş gibi semptomları bulunan çocuklarla da karşılaşırız. İnfluenzayı takiben beta enfeksiyonunun arttığı durumlar da ortaya çıkabilir.” dedi.

EN İYİ KORUNMA YÖNTEMİ SAĞLIKLI BESLENME VE UYKU
Viral enfeksiyonların tedavisinde antibiyotiğin yerinin olmadığına da işaret eden Kaman, bakteriyel bir enfeksiyon olan “beta” teşhisinde ise mutlaka doktorun önerdiği doz ve sürede antibiyotik tedavisinin uygulanması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Kaman, “Enfeksiyonlara karşı en iyi korunma yöntemi sağlıklı, dengeli beslenme ve uykudur. Bu bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar.” dedi.
6 AYIN ÜZERİNDEKİ TÜM ÇOCUKLAR GRİP AŞISI OLABİLİR
Çocukların bulunduğu kapalı ortamların sık sık havalandırılmasının, hasta çocukların özellikle kalabalık, kapalı alanlar ve okulda maske takmasının önemine de işaret eden Kaman, “Özellikle 6 ayın üzerindeki çocuklar influenzaya karşı aşılanabilir. Grip aşısını risk gruplarında mutlaka öneriyoruz ama risk grubu dışındaki, 6 ayın üzerindeki tüm çocuklar için de aşılanma influenzaya karşı en iyi korunma yöntemi.” açıklamasında bulundu.
]]>