ASGARİ ÜCRETE ZAM GELECEK Mİ?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan asgari ücret ve emekli maaşlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bakan Işıkhan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Işıkhan asgari ücrete zam olmayacağını söylerken emekli maaşları için temmuza işaret etti.
Işıkhan, asgari ücrete ilişkin soru üzerine, ekonomik verilerin iyi gittiğine dikkati çekerek, “Aralık ayındaki düşüncemiz neyse aynı şekilde devam ediyor. Enflasyonla ilgili verilerimiz oldukça güzel geliyor. Hiçbir ara zam gündemimizde yok” ifadesini kullandı.

ASGARİ ÜCRET ERİMEYE DEVAM EDECEK
Asgari ücretin yıl ortasında en az yüzde 25.4 oranında eriyeceğini ortaya koyuyor. Asgari ücrete yıl ortasında zam yapılmaması halinde 2024 sonunda asgari ücretin alım gücü yarı yarıya erimiş olacak.
Hesaplamalar hem asgari ücrete hem de en düşük emekli aylığına temmuzda en az yüzde 25 oranında zam yapılmasının kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Merkez Bankası’nın anketine göre ilk 4 ayda yüzde 18.72 olan enflasyonun, mayıs ayında yüzde 3, haziran ayında da yüzde 2.54 daha artacak. Enflasyonun tahmin edilen rakamların etrafında oluşması halinde haziran sonunda tüketici enflasyonu yüzde 25.4’e ulaşacak.
EN AZ 21.320 TL OLMALI
Temmuzda memur ve emeklilere gerçekleşen enflasyon hesaba alınarak zam yapılacağı için bu kesim kısmen de olsa enflasyon kaybını telafi edecek. Ancak asgari ücrete zam yapılmaması halinde, açlık sınırının da altına düşmüş olan asgari ücretlinin her 4 lirasından 1 lirası enflasyonla buhar olacak. Üstelik ikinci 6 ayda kayıp daha da artarak maaşın yaklaşık yarısını götürecek. Enflasyon beklentilerine göre 17 bin 2 lira olan asgari ücretin reel alım gücü haziran sonunda 13 bin 558 liraya düşecek. İlk 6 aylık enflasyon kaybının telafi edilebilmesi için asgari ücretin 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en az 21 bin 320 liraya çıkarılması gerekiyor. Zam yapılmaması halinde ise asgari ücretin bir miktar üzerinde maaş alanlarla birlikte en az 10 milyon çalışan, açlıkla karşı karşıya kalacak.
DÖRT AYDA YÜZDE 18 ERİDİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak-nisan arasındaki 4 ayda tüketici fiyatlarının yüzde 18.72 arttığını hesapladı. TÜİK’in resmi enflasyonuna göre, iktidarın yıl ortasında zam yapmayacağını açıkladığı 17.002 liralık asgari ücretin alım gücü mayıs başı itibarıyla 2.681 lira eriyerek 14 .321 liraya geriledi. Asgari ücretin alım gücü İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) hesabıyla 14.043 liraya, alternaif enflasyon hesabı yapan ENAG’a göre ise 13.285 liraya düştü. Mayıs ve haziran tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışla birlikte 6 aylık enflasyonun yüzde 25’lere ulaşması bekleniyor. Bu durumda asgari ücretin alım gücü 13.600 liraya kadar gerileyeceği için ara zam kaçınılmaz hale gelecek.
İKİ KEZ ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILDI
Enflasyonun hızla yükselmesinin etkisiyle 2022 ve 2023 yıllarında asgari ücrete temmuz ayından geçerli olacak şekilde ara zam yapıldı.
2022 yılının ocak ayında 4 bin 253 TL olan asgari ücret temmuz ayında yapılan yüzde 29,3’lük ara zamla birlikte 5 bin 500 TL’ye çıkartılmıştı.
2023 yılının ocak ayında asgari ücret yüzde 54,5 artışla 8 bin 506 TL olarak belirlenmiş, 2023 yılının temmuz ayında ise asgari ücrete yüzde 34 oranında ara zam yapılmış ve asgari ücret 11 bin 402 TL olmuştu.
2024 yılının ocak ayında ise asgari ücret yüzde 49 artışla 17 bin 2 TL’ye çıkartılmıştı.
]]>ASGARİ ÜCRETE ZAM GELECEK Mİ?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan yaptığı açıklama ile Temmuz ayında asgari ücrete zam yapılmayacağını duyurdu.
Bakan Işıkhan, “Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirler. Biz Bakanlık olarak işçi ve işvereni bir masada toplayıp müzakerelerin sağlanmasını sağlayan moderatör bir kurumuz. Temmuz’da artış yapılmayacağı dikkate alınarak Ocak ayında ona göre artış yapıldı. ” dedi.
ASGARİ ÜCRET ERİMEYE DEVAM EDECEK
Asgari ücretin yıl ortasında en az yüzde 25.4 oranında eriyeceğini ortaya koyuyor. Asgari ücrete yıl ortasında zam yapılmaması halinde 2024 sonunda asgari ücretin alım gücü yarı yarıya erimiş olacak.
Hesaplamalar hem asgari ücrete hem de en düşük emekli aylığına temmuzda en az yüzde 25 oranında zam yapılmasının kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Merkez Bankası’nın anketine göre ilk 4 ayda yüzde 18.72 olan enflasyonun, mayıs ayında yüzde 3, haziran ayında da yüzde 2.54 daha artacak. Enflasyonun tahmin edilen rakamların etrafında oluşması halinde haziran sonunda tüketici enflasyonu yüzde 25.4’e ulaşacak.
EN AZ 21.320 TL OLMALI
Temmuzda memur ve emeklilere gerçekleşen enflasyon hesaba alınarak zam yapılacağı için bu kesim kısmen de olsa enflasyon kaybını telafi edecek. Ancak asgari ücrete zam yapılmaması halinde, açlık sınırının da altına düşmüş olan asgari ücretlinin her 4 lirasından 1 lirası enflasyonla buhar olacak. Üstelik ikinci 6 ayda kayıp daha da artarak maaşın yaklaşık yarısını götürecek. Enflasyon beklentilerine göre 17 bin 2 lira olan asgari ücretin reel alım gücü haziran sonunda 13 bin 558 liraya düşecek. İlk 6 aylık enflasyon kaybının telafi edilebilmesi için asgari ücretin 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en az 21 bin 320 liraya çıkarılması gerekiyor. Zam yapılmaması halinde ise asgari ücretin bir miktar üzerinde maaş alanlarla birlikte en az 10 milyon çalışan, açlıkla karşı karşıya kalacak.

DÖRT AYDA YÜZDE 18 ERİDİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak-nisan arasındaki 4 ayda tüketici fiyatlarının yüzde 18.72 arttığını hesapladı. TÜİK’in resmi enflasyonuna göre, iktidarın yıl ortasında zam yapmayacağını açıkladığı 17.002 liralık asgari ücretin alım gücü mayıs başı itibarıyla 2.681 lira eriyerek 14 .321 liraya geriledi. Asgari ücretin alım gücü İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) hesabıyla 14.043 liraya, alternaif enflasyon hesabı yapan ENAG’a göre ise 13.285 liraya düştü. Mayıs ve haziran tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışla birlikte 6 aylık enflasyonun yüzde 25’lere ulaşması bekleniyor. Bu durumda asgari ücretin alım gücü 13.600 liraya kadar gerileyeceği için ara zam kaçınılmaz hale gelecek.
İKİ KEZ ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILDI
Enflasyonun hızla yükselmesinin etkisiyle 2022 ve 2023 yıllarında asgari ücrete temmuz ayından geçerli olacak şekilde ara zam yapıldı.
2022 yılının ocak ayında 4 bin 253 TL olan asgari ücret temmuz ayında yapılan yüzde 29,3’lük ara zamla birlikte 5 bin 500 TL’ye çıkartılmıştı.
2023 yılının ocak ayında asgari ücret yüzde 54,5 artışla 8 bin 506 TL olarak belirlenmiş, 2023 yılının temmuz ayında ise asgari ücrete yüzde 34 oranında ara zam yapılmış ve asgari ücret 11 bin 402 TL olmuştu.
2024 yılının ocak ayında ise asgari ücret yüzde 49 artışla 17 bin 2 TL’ye çıkartılmıştı.
]]>Şimşek’in 2026 yılına ilişkin enflasyon beklentilerini hatırlatan Karabat, iktidarın tek güvencesinin sıcak para olduğunu söyledi.
Yıllara göre enflasyon verilerini yorumlayan Karabat, “Tek haneli enflasyon yaşanan dönemlerin, Türkiye’ye yoğun sıcak para girişi olduğu dönemler olduğunu görebilirsiniz” dedi. Türkiye’de artan gelir adaletsizliğini de eleştiren Karabat, “Mehmet Şimşek günü kurtarmak istiyor ve üretim reformu yapmak yerine yine sıcak para peşinde. Bu paralar doğrudan yatırım yerine borsaya ve faize akacak, Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olmayacaktır” dedi.
ENFLASYONDA BELİRSİZLİK SÜRÜYOR
AKP iktidarının enflasyon hedeflerini tutturamayarak rakamları sürekli güncellediğini ifade eden Karabat, “Tek haneli enflasyon için önce 2025 dediler, baktılar ki dünyada işler istenildiği gibi gitmiyor, şimdi 2026 dediler” ifadesini kullandı. AKP’nin ekonomide yarattığı bağımlılık ilişkilerini de eleştiren CHP’li Karabat “Bugün sıcak para diye kaynak alanlar, yarın aynı yerlerden emir alıyorlar” dedi.

ENFLASYONDA YİNE SICAK PARA HİKAYESİ DEVREYE ALINIYOR
Karabat’ın açıklamaları şöyle:
*Mehmet Şimşek, 2026 yılında enflasyonun tek haneye ineceğini söylüyor. Şimşek’in burada tek güvencesi ise dış kaynak girişi, yani sıcak para.
Veriler üzerinden anlatalım. Yıllar itibarıyla enflasyon tablosuna baktığımızda, tek haneli enflasyon yaşanan dönemlerin, Türkiye’ye yoğun sıcak para girişi olduğu dönemler olduğunu görebilirsiniz.
*AKP, 2002 yılından bu yana küresel finans sistemine hizmet eden, dış girdiye ve sıcak paraya bağımlı ekonomi modeli inşa etmiştir. Türkiye’nin rekor kıran ihracatı, aynı şekilde rekor kıran ithalata bağımlıdır. Ara malı ve hammadde üretimi konusunda gereken adımlar atılmamıştır. Bu, bilinçli bir tercihtir. Bazı ülkelere diplomatik taviz olarak “Sizden ithalat yapacağız” denilmiştir.
*AKP’nin ve Mehmet Şimşek’in sürekli dile getirdiği ihracat ve büyüme hikayesinin dünya ölçeğinde bir karşılığı yoktur. Türkiye en büyük 20 ekonomi sıralamasından düşmüş, gelir adaletsizliği derinleşmiş ve yoksulluk artmıştır.
Şimşek günü kurtarmak istiyor ve üretim reformu yapmak yerine yine sıcak para peşindedir. Bu paralar doğrudan yatırım yerine borsaya ve faize akacak, Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olmayacaktır.
*Daha önce de belirttiğimiz gibi, AKP elde kalan son enerji santrallerini satmak dahil özelleştirme programını devreye almak istiyor. İşçi ve emeklilerin maaşlarının tırpanlanması ile zaten gayrı resmi IMF programını da uyguluyor.
Verilen diplomatik tavizler ve mevcut ekonomi politikaları ile küresel fonların Türkiye’ye gelmesi bekleniyor. Tabii bu süreçti ABD ve AB’nin faiz indirimine gitmesi gerekiyor.
*Küresel enflasyon ve faiz hedeflerinin belirsiz olması nedeniyle AKP’nin planları da aksıyor. Bu nedenle tek haneli enflasyon için önce 2025 dediler, baktılar ki dünyada işler istenildiği gibi gitmiyor, şimdi 2026 dediler. Görüyorsunuz AKP yine aynı hikaye ile sahnede. Buna geçit vermememiz gerekiyor. Bugün sıcak para diye kaynak alanlar, yarın aynı yerlerden emir alıyorlar.
]]>DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeğin daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin , emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde “TÜİK’i yargı kararlarına uymaya, ekmeğimizle oynamamaya, gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz” çağrısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamaya DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
DİSK üyeleri “Gerçekleri açıkla ekmeğimle oynama”, “TÜİK elini cebimizden çek”, “Sefalete teslim olmayacağız”, ”İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganları attı.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yaptığı açıklamada, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda işçilerin Taksim’e çıkışının engellendiğini hatırlatarak, “Bizlerin Taksim’de olmamızı engellemek demek milyonlarca emekliyi on bin lira emekli aylığıyla yaşamaya mahkum etmek demektir. Bizlerin Taksim’de olmasını engellemek adaletsiz vergi sistemiyle krizin bütün yükünü işçiye emekçiye yüklemek demektir. Bizler 1 Mayıs’a ve Taksim’e sahip çıktığımız gibi emeğimize, ekmeğimizi sahip çıkmak için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
‘HER GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞIYORUZ’
TÜİK tarafından bugün açıklanan Nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çerkezoğlu, “Enflasyon 3,18 yıllık enflasyon ise 70’ye dayanmış. Geçen yıl nisan ayında enflasyon yüzde 43,6 idi. TÜİK’in baskılanmış rakamlarıyla bile tablo ortada. Dört aylık enflasyonu hesapladığımızda yüzde 18,72 gıda enflasyonu yüzde 70’e dayanmış, ama bizim araştırma dairemizin gelir gruplarına göre hesapladığı gıda enflasyonuna baktığımızda örneğin emeklinin gıda enflasyonu yüzde 84, en düşük gelirli grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 107. TÜİK rakamlarıyla bile baktığımızda çok yüksek bir enflasyon karşısında her gün daha fazla yoksullaştığımız bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin uzun bir süredir tartışma konusu olduğunu, rakamların gerçekle ilgisinin olmadığını ve vatandaşların bu rakamların yanlış olduğunu yaşayarak gördüğünü söyleyen Çerkezoğlu, “Her gün hepimiz çarşıya, pazara, manava gittiğimizde, evimize elektrik, su faturası geldiğinde gerçek enflasyonun ne kadar olduğunu yaşayarak görüyoruz. TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeği daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin , emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor.”
‘TÜİK, VERİLERİ KARARTMAYA DEVAM EDİYOR’
TÜİK’in gerçekleri açıklamadığını ve verileri kararttığını ifade eden Çerkezoğlu, TÜİK’in 20 yıl boyunca açıkladığı enflasyon sepetini iki yıldır açıklamadığını ve bunun için TÜİK’e yaptıkları başvurunun reddedildiğini söyledi.
Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz DİSK olarak bu listenin açıklanması için TÜİK’e bir başvuru yaptık. TÜİK, bu başvurumuzu reddetti. Arkasından CİMER üzerinden TÜİK’den bu listeyi istedik. TÜİK, ikinci kez reddetti. Adalet Bakanlığı bünyesindeki Bilgi Edinme Kurulu’na başvurduk. Biz işçi örgütüyüz, emekçi örgütüyüz. Milyonlar emekçinin ücreti bu rakam üzerinden belirleniyor. Bu rakamı neye belirlediğinizi görmek, bizim ve Türkiye’nin hakkıdır dedik. Kurul, başvuruyu reddetti.
Ondan sonra bu süreci yargıya taşıdık. Ankara 6. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle verdiği kararda bu verilerin TÜİK’in elinde olduğu ve bunu bütün kamuoyu ile ve DİSK ile paylaşmasının görevi gereği olduğunu söyledi. Ama TÜİK, buna rağmen verileri bizlerle paylaşmamaya devam ediyor. Yargı kararlarına uymayan TÜİK, verileri karartmaya devam etti. TÜİK’in Danıştay’a yaptığı başvurusu reddedildi. TÜİK’in verileri açıklamamak için denediği bütün yollar tükendi.
‘EMEKÇİNİN EKMEĞİYLE OYNAMAKTAN VAZGEÇİN’
TÜİK’e Anayasa’nın 138. maddesini hatırlatıyoruz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Mahkeme kararlarını değiştiremez ve yerine getirilmesini geciktiremez. TÜİK başkanı, yargı kararlarına uymayarak açıkça suç işlemektedir. Ceza hukuku açısından ciddi suçtur. Kararı geciktirenler kişisel olarak da suçludur.
Yargı kararlarına uymayarak milyonları mağdur edenlerin yarattığı hukuksuzluk ve haksızlıkla sonuna kadar mücadele edeceğiz. TÜİK başkanlığını görevini yapmaya çağırıyoruz. Gerçekleri saklamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. TÜİK başkanlığını işçinin, emekçinin ekmeğiyle oynamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.
Bu enflasyon rakamlarıyla bile her gün daha fazla yoksullaştığımız bu süreçte herkes bilsin ki yargı ve hukuk tanımaz düzenle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İktidar yöneticilerinin kemer sıkma politikaları adı altında, enflasyonla mücadele adı altında ücretleri baskılayan politikaları karşısında DİSK olarak mücadele edeceğiz. İktidar, enflasyonun sebebi ücretlerdeki artış diyor. Bu kocaman bir yalan.”
]]>
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), enflasyon verilerinin ardından yaptığı açıklamada, “En yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 108 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 50 oranında kaldı” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada ayrıca TÜİK’in Haziran 2022’de madde sepeti fiyat listesini açıklamaktan vazgeçmesi üzerine DİSK’in TÜİK’e karşı açtığı davaya rağmen madde sepeti verilerinin hâlâ yayımlanmadığına da değinildi.
YOKSULUN GIDA ENFLASYONU YÜZDE 108
“TÜİK, Nisan 2024 döneminde gıda enflasyonunu yüzde 68,5 olarak açıkladı. Ancak bu enflasyon halkın hissettiği gerçek enflasyonu yansıtmaktan oldukça uzak bir oran” denilen açıklamada DİSK-AR’ın araştırmasına ait verilere yer verildi.
DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden yararlanarak yaptığı hesaplamaya göre resmi gıda enflasyonu ortalama yüzde 68,5 olarak gerçekleşirken emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 84,1 oldu.
Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 78,1 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 89,5 ve en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 107,6 olarak gerçekleşti.
“Yüksek gelir gruplarının daha düşük gıda enflasyonu hissettiği görülüyor” denilen açıklamada yüksek gelir gruplarının gıda enflasyonuna ilişkin şunlar paylaşıldı:
Dördüncü (yüksek) yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 65,5 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 49,9 oldu. Böylece en yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 108 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 50 oranında kaldı. Bu durum enflasyonun gelir gruplarına, farklı toplumsal kesim ve sınıflara göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor.
DİSK- AR, TÜİK, aylık Tüketici Eğilim Anketi gerçekleştirmesine rağmen, bunun çıktısı olan “hissedilen/algılanan enflasyon”u açıklamadığını belirtirken “TÜİK, uluslararası kuruluşların yaptığı gibi halkın hissettiği/algıladığı enflasyon oranı ve beklenen enflasyonu da elinde hazır bulunan verileri işleyerek yeni bir veri olarak yayımlamalıdır. TÜİK ayrıca gelir gruplarına göre enflasyon farklılaşmasını da açıklamalıdır” ifadelerine yer verdi.
GIDA ENFLASYONU İLE FARK AÇILDI
2005 ve 2024 verilerinin karşılaştırıldığı açıklamada son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki farkın açılmaya başladığı belirtilerek şunlar kaydedildi:
*2005 Nisan’da 115,6 olan TÜFE endeksi, Nisan 2024’te 2207,5’e yükseldi.
*2005 Nisan’da 111,9 olan gıda fiyatları endeksi ise 2024 Nisan’da 3237,6’ya yükseldi.
*Nisan 2005’te yüzde 8 olan yıllık enflasyon oranı Nisan 2024’te yüzde 69,8 oldu.
*2005’te yüzde 3,5 olan yıllık gıda enflasyonu ise Nisan 2024’te yüzde 68,5’e yükseldi.
*Öte yandan son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark açılmaya başladı. Nisan 2005’te TÜFE’yle aynı seyreden gıda fiyatları endeksi Nisan 2024’te TÜFE’nin 1.030 puan (yüzde 46,6) üstüne çıktı.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs ayına Escort Bayan ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE'deki değişim 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,37, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,51 olarak gerçekleşti.
Buna göre, TÜFE'deki değişim 2024 yılı Mayıs ayında Beylikdüzü Escort bir önceki aya göre yüzde 3,37, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,51 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,85 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,80 ile eğitim oldu.
TÜİK'in açıkladığı mayıs ayı enflasyon İstanbul Escort rakamlarına göre haziran enflasyonu hariç memur ve memur emeklisinin zam oranı yüzde 17,38 olurken, işçi ve Bağkur emeklisinin zam oranı ise yüzde 22,72 oldu.
]]>Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin resmi olmayan sonuçlarına göre, Ankara, İzmir, İstanbul dahil pek çok büyükşehir belediyesini ve kritik ilçeyi CHP alırken, AKP de sandıktan ikinci parti olarak çıktı.
TL’nin sert değer kaybının ve enflasyonun sürmesi ile birlikte faizlerin de yüksek seyretmesi, mayıs ve hazirandaki seçimlerin ardından ekonomik darboğazın artmasına neden oldu.
ENFLASYON HIZLANMIŞ, FAİZLER ARTTIRILMIŞTI
Haziran seçimlerinden bu yana Merkez Bankası (TCMB) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan destekli sıkılaştırma adımlarıyla bugüne kadar 4 bin 150 baz puan faiz artışı gerçekleştirmişti.
Öte yandan mayıs seçimlerinden önce 19,9 seviyesinin altında olan Dolar/TL kuru yerel seçimler öncesi 33,3 seviyesinin üstüne çıktı. Geçen yıl mayıs ayında yüzde 39,59 olan yıllık enflasyon ise Şubat 2024’te gelindiğinde yüzde 67,07’ye yükseldi.
İki seçim arasında halkın alım gücü belirgin şeklide zayıflarken hayat pahalılığı genel seçim sonrası da artarak devam etti. Üstelik yüksek faizler yüzünden ucuz kredi döneminin sona ermesi ve kredilere erişimin azalması da vatandaşları olumsuz etkiledi.
‘SEÇMEN EKONOMİK ZORLUKLAR NEDENİYLE CEZALANDIRDI’
Financial Times, Erdoğan’ın iktidara gelmesinden bu yana en ağır seçim yenilgilerinden birini aldığını, iktidarı en çok zorlayan sorunlar arasında ekonominin olduğunu belirtti.
Bloomberg’e konuşan siyasi risk danışmanlığı şirketi Eurasia Group Avrupa Direktörü Emre Peker, “Seçmenler yerel seçimlerde Erdoğan’ın partisini ve adaylarını ekonomik zorluklar nedeniyle cezalandırmış görünüyor. Erdoğan artık seçmenin ekonomiyle ilgili kaygılarına karşı dirençli değil” dedi.
Küresel varlık yöneticisi East Capital’de kıdemli danışman olan Emre Akçakmak, “Seçim sonrasında beklenenden daha dalgalı bir dönem görebiliriz. Daha da kötüsü, bu belirsiz dönem Merkez Bankası net döviz rezervlerinin eksi 65 milyar dolarla tüm zamanların en düşük seviyesine indiği ve enflasyonun Mayıs ayında yüzde 70’in üzerine çıkacağı bir döneme denk gelecek” ifadelerini kullandı.
PİYASALAR NASIL YORUMLAYACAK?
Öte yandan piyasaların seçimleri nasıl yorumladığı da yakından izlenecek. Seçim sonrası AKP’nin aldığı ağır yenilginin faturasının Mehmet Şimşek liderliğindeki yeni ekonomi programına kesilip kesilmeyeceği merak konusuydu.
Ancak Erdoğan’ın, “Enflasyon başta olmak üzere uyguladığımız ekonomi programımızın olumlu sonuçlarını yılın ikinci yarısında görmeye başlayacağız” ifadeleri piyasaları bir miktar rahatlattı.
Erdoğan, “Ekonomideki sıkıntıların giderilmesi başta olmak üzere ülkemizin acil meselelerine daha fazla eğileceğiz. Ekonomide yol haritamız olan OVP ve 12’nci Kalkınma Planımızı bugüne kadar kararlılıkla uyguladık. Ülkemize ve gelecek nesillere bedel ödetecek popülist adımlardan bugüne kadar uzak durduk” dedi.
Mehmet Şimşek de aynı şekilde seçimlerin ardından yaptığı paylaşımda, “Ana hedefimiz olan enflasyonu kalıcı olarak tek haneye düşürmek için sıkı para, seçici kredi ve gelirler politikasına ilaveten kamuda harcama kontrolü yaparak tasarrufu ön planda tutacağız” ifadeleriyle sıkı para politikasına devam mesajı verdi.
DÖVİZ TALEBİ KRİTİK
Reuters’ın aktardığına göre ekonomist Haluk Bürümcekçi, Erdoğan’ın seçim sonrası konuşmasında yer alan ekonomi programının devamına ilişkin vurguların piyasalar tarafından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e verilen “destek” olarak okunacağını belirtti.
“Seçimsiz dört yıl vurgusu ile popülist olmayan politikalara devam mesajı verildiği söylenebilir” diyen Bürümcekçi, “Bu doğrultuda, kısa vadede ekonomi açısından seçim öncesi gözlenen yüklü döviz talebinin devam edip etmeyeceği en kritik konu olarak öne çıkıyor” dedi.
Finansal veri sağlayıcısı Tellimer stratejisti Hasnain Malik konu ile ilgili raporunda, “Erdoğan’ın yerel seçim kaybı (şimdilik) makro politikayı raydan çıkarmamalı” ifadelerine yer verdi.
Malik, “Eğer sonuçtan büyük ölçüde ekonomik sıkıntılar ve özellikle de enflasyon sorumluysa, o zaman enflasyonla mücadele artık ekonomik olduğu kadar siyasi bir önceliktir ve kısa vadede ortodoks politika rotasının enflasyonu düzeltmesi desteklenmelidir” dedi.
]]>
‘Benim alanım ekonomi, ben ekonomistim‘ diyerek Türkiye’yi 2022 yılına yeni bir ekonomi modeliyle sokan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon neticedir” tezi Türkiye’ye ağır bir bedel ödetti. Mayıs 2023 seçimlerinden sonra da bu uygulanan program rafa kaldırıldı ve Haziran 2023 ile Mart 2024 arasındaki dönemde Merkez Bankası politika faizini 4 bin 50 baz puan yükseltti. Hali hazırda politika faizi yüzde 50 ile AKP döneminin rekorunu kırarken, bir yıl önce “Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece, faiz yükselemez, faiz devamlı düşecektir” diyen Erdoğan’ın geçmişte faiz ile ilgili söylediği sözler sosyal medyanın dilinden düşmüyor:
NAS ORTADA
17 Kasım 2021: Diğer ülkeler giderek daha çok sıkıntıya girerken biz ise önümüzdeki yıldan itibaren ferahlamaya başlayacağız. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere diyorum ki boşuna uğraşmayın. Bu görevde olduğum sürece faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim ve enflasyonla mücadelemi de sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortada olduğuna göre sana, bana ne oluyor?
PROGRAMDAN GERİ DÖNÜŞ YOK
26 Kasım 2021: Ne yaparlarsa yapsınlar bizi üretim, istihdam ve cari denge odaklı bu ekonomi programımızdan geri döndüremeyecekler. Yüksek faizi, enflasyonu, kur tuzaklarını ülkemizin kaderi gibi görenlerin teslimiyetçiliği öğretilmiş bir çaresizliktir. Bu faizler düşecek. Biz yüksek faize halkımızı da çiftçimizi de ezdirmeyeceğiz. Yüksek faizmiş, düşük kurmuş, IMF reçeteleriymiş, küresel siyaset ve para baronlarının şantajlarıymış; bunların hiçbiri bizim için insanımızın işinden, aşından, geleceğinden daha önemli değildir. İşte bunun için dünyada gelişmekte olan ülkeler üzerinde yıllarca oynanan enflasyonu yükseltip faizleri artırarak ekonomiyi sıcak paraya boğup sonra faizler ve kurlar düşünce yüzde 40, yüzde 50 kârlarla çıkma oyunun önünü kesecek adımları attık.
FAİZ KONUSUNDA ASLA TAVİZ VERMEM
29 Kasım 2021: Bizi kendi istedikleri çizgiye çekmek isteyenlerin kur, faiz oyunlarına prim vermedik, vermiyoruz. Eğer ben de ekonomi tahsili görmüşsem ve bu ekonomi tahsilinden de öte bazı değerler silsilesi içerisinde de inandıklarım, bilgim varsa, faiz sebeptir, netice değildir. Enflasyon neticedir. Tabii burada bazıları bunun tam aksini savunuyorlar. Bunlar enflasyonun sebep, faizin netice olduğunu savunuyorlar. Tayyip Erdoğan, zaten en başından beri düşük faizden bahsediyor ve bu faiz inecek diyor. Hiçbir zaman faizin yükseltilmesini savunmadım, savunmuyorum ve savunmayacağım. Farklı düşünenler de çıksa Tayyip Erdoğan aynı noktadadır. Asla bu konudan taviz vermem. Çünkü bu benim aynı zamanda değerler silsilesi içindeki yapımdır. Bundan taviz veremem ve vermeyeceğim. Biz bu işi başaracağız.
TEMENNİ DEĞİL, TEKNİK HAKİKAT
31 Aralık 2021: Bak, yine söylüyorum; faiz sebep, enflasyon neticedir. Buna inandığımız gün başarılı olacağız. Enflasyon ve fiyat artışları hızla düşecek derken temennimizi değil, teknik bir hakikati, mutlaka olması gereken bir durumu ifade ediyoruz. İnşallah çok yakında bunu da hep beraber göreceğiz.
PARÇALAYIP ATACAĞIZ
29 Ocak 2022: Enflasyonun sizlerin üzerinde ciddi bir yük haline dönüştüğünü biliyoruz, görüyoruz. Faizle mücadelemi biliyorsunuz, faizi indireceğiz ve indiriyoruz. Bilin ki enflasyon da inecek, daha da düşecek.
17 Şubat 2022: Ülkemizin ayağına vurulan her pranga gibi, faiz prangasını da döviz kuru prangasını da enflasyon prangasını da parçalayıp atacağız. Dikkat ederseniz artık faiz tartışması, gündemden önemli ölçüde düştü. Aynı şekilde döviz kuru da istikrara kavuştu. Şimdi sırada enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara indirme var.
KAZANAN KİM? KAYBEDEN KİM?
6 Haziran 2022: Türkiye ekonomisini belli bir çizginin üzerine çıkartmayarak yüksek faizle soyulacak kadar diri, üretimle ayağa kalkamayacak kadar halsiz bırakacak programlarla yıllarımız heba edilmiştir. Ülkemizdeki mandacı zihniyetlerin, müstemleke (sömürge) heveslilerinin, zihni ve kalbi emperyalistlerin virüsleriyle formatlanmış olanların anlayamadıkları hakikat işte budur. Aslında bu kısır döngünün ilk adımı enflasyonun tanımı ile başlıyor. Batı’nın ekonomi mecralarına göbek bağıyla tabi olanlara göre enflasyon, insanların ve kamunun aşırı tüketiminden kaynaklanıyor. Bu sorunun çözümü de faizleri artırarak parayı tasarruf araçlarına yönlendirmek suretiyle tüketimi azaltmak ve böylece fiyatları düşürmek olarak sunuluyor. Peki, burada kazanan kim? Yüksek faizle cebi dolan içerideki bir avuç tuzu kuru kesim. Onlarla birlikte yükselen faizlere ve değerlenen liraya heveslenerek dışarıdan gelen sıcak para sahibi fonlar. Elbette ucuzlayan döviz sebebiyle ülkeyi yabancı tüketim ürünlerinin pazarı hâline getiren ithalatçıları da bu arada unutmamak lazım.
‘Emperyalist mandacılar’
Peki, kaybeden kim? Üretimin düşmesi sebebiyle işsiz ve aşsız kalan, umutları törpülenen, gelecekleri kararan milyonlar. Biz tercihimizi faizleri yükselt baskısıyla bir kez daha ülkeyi soymak için ellerini ovuşturanlardan değil, istihdamı koruyarak işini, aşını, geçimini sürdürmesini sağladığımız milyonlardan yana kullandık. Hele ki dünyanın içinden geçtiği şu ekonomik buhranda tercihi üretimden ve istihdamdan değil de, finansal illüzyonlardan yana kullanmak ülkeyi emperyalist mandacılara peşkeş çekmek kesinlikle demektir, bunu da unutmayacağız.
FAİZ LOBİLERİ ÇÖKMEYE BAŞLADI
22 Ekim 2022: Faiz lobilerinin sözcülüğünü yapan mandacı ekonomistlere rağmen Türkiye’yi her yıl ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Dikkat ederseniz şu anda faiz lobileri çökmeye başladı. Ve artık faizde tek haneli rakama doğru iniyoruz.
BU KARDEŞİNİZ İKTİDARDA OLDUĞU SÜRECE…
24 Nisan 2023: Türkiye’nin önündeki tüm engelleri nasıl birer birer kaldırdıysak, enflasyon meselesini de bu yılsonuna kadar kontrol altına almış, önümüzdeki yıl tamamen çözmüş olacağız. Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece, faiz yükselemez, faiz devamlı düşecektir… ve göreceksiniz enflasyon da faizle beraber düşecek
]]>Hem çok yüksek enflasyon hem de çok yüksek faizle karşı karşıya olan Türkiye ekonomisinde seçim sonrasında kemerlerin daha fazla sıkılmasıyle birlikte reel ücretlerde düşüş, işsizlik ve vergilerde ise artış bekleniyor.
Kemerler sıkılırken ilk hedeflerden biri, genel olarak ücretler ve özel olarak da asgari ücret olacak.
Seçimlerin etkisiyle 2022 ve 2023’te asgari ücrete ara zam yaptıran hükümet, 31 Mart itibarıyla dört yıllık seçimsiz döneme girilmesiyle birlikte ara zamlara ve geçmiş enflasyona endeksli ücret düzenlemelerine son vermeyi hedefliyor.
Hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hem Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Aralık 2023’te yaptıkları açıklamalarda 2024’te asgari ücrete tek zam olacağı mesajları vermişti.
Seçim öncesi dönemde ise konu ne iktidarın ne de muhalefetin gündemine geldi.
TEK ZAM AÇLIK DEMEK
Merkez Bankası (TCMB) da hesaplarını 2024’te asgari ücrete tek zam yapılması üzerinden yaptı ancak 2024’ün ilk iki ayında enflasyonda hesapların bozulduğu görülüyor.
TÜİK’e göre yılın ilk iki ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aralık ayına göre yüzde 11,54 oranında arttı. Mart-haziran döneminde ortalama aylık enflasyon yüzde 3 olsa bile 6 aylık enflasyon yüzde 25,5’e ulaşacak.
Mayısta yıllık enflasyonun yüzde 80’e dayanması, yıl sonunda da yüzde 50 civarında olması bekleniyor.
TCMB 8 Şubat’taki toplantısında 2024 sonu enflasyon hedefini yüzde 36 olarak belirledi ancak ocak ve şubat enflasyonlarının beklentilerin üzerinde gelmesi üzerine hesaplar bozuldu. Nitekim TCMB’nin mart ayı piyasa katılımcıları anketinde yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 44,19 oldu.
İçinde bulunduğumuz ayda Türk-İş’in hesapladığı açlık sınırıyla eşitlenmesi beklenen asgari ücrete ara zam gelmemesi durumunda yıl sonuna kadar ücretlileri çok zor günler bekliyor olacak.
Asgari ücrete ara zam gelmemesi, özel sektördeki diğer ücretlerde ara zam örneklerini azaltacak.
VERGİ VE İŞSİZLİK ARTIŞI
Seçim sonrasında vergilerde de artış bekleniyor. Nitekim ekonominin patronu Şimşek’ten de bu yönde açıklamalar geldi.
Şimşek, katma değer vergisinde (KDV) yüzde 20’lik genel oranın değişmeyeceğini söyledi ancak yüzde 1 ve yüzde 10 KDV uygulanan birçok ürün ve hizmetin bu listelerden çıkarak genel yüzde 20’lik orana çekilmesi bekleniyor.
Seçim sonrasında kamunun fiyatlarını yönettiği yönlendirdiği ürünlerde de zam rüzgarı bekleniyor.
Elektrik ve doğalgaza seçim sonrasında zam geleceğini TCMB Başkanı Fatih Karahan’da 8 Şubat’taki enflasyon bilgilendirme toplantısında söylemişti.
Köprü ve otoyol geçiş ücretlerine de seçim sonrası yüksek oranlı zam bekleniyor.
TÜİK’in ocak ayı verilerine göre, geniş tanımlı işsiz sayısı son bir ayda 797 bin, son üç ayda 2 milyon 310 bin artışla 10 milyon 453 bine yükseldi.
Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 26,5 ile tarihi zirveye yükselirken, seçim sonrasında işsizlikde artış eğiliminin devam etmesi bekleniyor.
]]>Çamaş ilçesinde esnaf ile bir araya gelen Davutoğlu, ardından miting düzenledi. Burada kalabalığa hitap eden Davutoğlu, başbakanlık döneminde en büyük gurur duyduğu şeyin fındığa verdikleri para olduğunu söyledi.
“BU PARALAR NEREYE GİDİYOR”
O dönemde fındık için 15 lira 48 kuruş verildiğini hatırlatan Davutoğlu, şunları söyledi;
*Dolar 2 lira 70 kuruştu. O gün fındık için 5 dolar 62 sent vermiştik. Bizden sonra 15 liradan 9 liraya düştü. Bakın fındık istatistiklerine. Eğer 5 doları şimdi vermiş olsalardı; ağustos ayında fındığa 120 lira falan vermeleri lazımdı.
*83 lira verdiler ama şimdi fındık 120-130 liraya çıktı. Ama üretici kazanmadı. Fındık üreticisinden 83 liradan alım yapıldı ama fındık üreticisi karşılayamadı.
*O zaman 1 kilo fındığa 4 litre mazot alınıyordu. 15 lira 62 kuruş vermiştik, mazot 3 lira civarındaydı. Şimdi 83 lirayı baz alırsanız 2 litreyi zor alırsınız. 120 lirayı da esas alsanız yine 2 veya 2,5 litre yapar. Bu paralar nereye gidiyor? Ülkenin kıt kaynaklarını yolsuzluklarla ve israfla heba ediyorlar. Size fındık fiyatı verirken 50 kere düşünüyorlar, müteahhitlere Hazine garantili ödeme yaparken milyarları, trilyonları dağıtıveriyorlar.
*Bu sene bütçede çiftçilere verilen toplam destek 91 milyar Türk Lirası. Aynı bütçede faize ayrılan kaynak, 1 trilyon 254 milyar Türk Lirası. Kur korumalı mevduat diye faiz üzeri faiz yaptılar.
*Siz burada fındık bahçesi ile uğraşın, siz burada elinizin emeği ile 3-5 kuruş helal rızık temin etmeye çalışın; öbür tarafta parası olan, milyonları nasıl kazandığı belli olmayan parayı gidip, kur korumalı mevduata yatırdı.
*Bu Hazine, Cumhurbaşkanının Hazinesi değil. Bu Hazine iktidarın da değil. Başbakanken benim de değildi. Bu Hazine milletindir. O Hazineden bu rantiye sınıfına, faizcilere kur korumalı mevduattan 1 trilyon lira aktarıldı.
“DÜNYADA ENFLASYON FALAN YOK”
*Cumhurbaşkanı dün, ‘Dipsiz kuyu gibi attıkça kayboluyor, verdikçe gidiyor’ diyor. Niye gidiyor biliyor musun Sayın Cumhurbaşkanı? Doğru, dipsiz kuyu. Emeklinin cüzdanı da dipsiz kuyu. Sen bir cebine koyuyorsun, öbür cebinden boşalıyor.
*Enflasyonun olduğu yerde ne verirsen ver faydası yok. Enflasyon canavardır, yer bitirir. Peki, enflasyonu kim yaptı? Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki; bütün dünyada enflasyon var. Bacılarım, fileleri siz dolduruyorsunuz, sakın ha inanmayın. Dünyada enflasyon falan yok. Aldatmasınlar milleti.
*Ekonomi hocasıyım, siyaset bilimi hocasıyım. İki fakülte, birçok diplomam var. Onlar hiç önemli değil. Amerika’da enflasyon yüzde 3. Avrupa’da yüzde 3. Savaşan Rusya’da yüzde 4,4. Ukrayna’da yüzde 4,7. Bir tek Türkiye’de böyle yüksek.
*Başka nerede biliyor musunuz? Bir Arjantin’de, bir Venezuela’da, bir Namibya’da. Ya Allah aşkına vicdan sahibi olun. Neden veremiyorlar emekliye parayı biliyor musunuz? Çünkü IMF ile anlaştılar.
*IMF, ‘Emekliye para vermeyeceksin’ dedi. Kime vereceksin parayı? Faizi yüzde 50’ye çıkarıp, faizcilere vereceksin ki onlar zengin oldukça zenginleşecek. Göreceksiniz seçimden sonra ortaya çıkacak; bunlar IMF ile anlaştılar. IMF’ye borcumuzu ödemiştik. Çünkü o yıllarda yolsuzluk, hırsızlık yoktu.
]]>Enflasyonun belirli bir eşik seviyeyi aştığı ülkelerde ekonomi politikalarını yönetmek ve yönlendirme de zordur. Bir kaç yıldan beri 3 haneyi yakalayan enflasyon oranının en fazla etkilediği ücretler reel olarak hızla erimekte, bu da ulusal gelir hızlı bir şekilde eritmekte.
Harcamalar yöntemiyle ölçülen ulusal gelirin ortalama %60-70’nin tüketim harcamalarından geldiği gerçeği ile reel ücretlerdeki azalma ulusumuzun varlı birikimini de zayıflatmakta.
Rezervleri hızla yok olan, Merkez Bankası’nın döviz kurunu yönetememesi ve iç piyasada sürekli yükselen fiyatlar nedeniyle ücretler reel olarak daha da azalacaktır. Bu ve önümüzdeki uzun bir sürede bunun düzelmesinin de zor olduğunu söylemek gerekir.
-Şubat enflasyon verilerinde ilk kez TÜİK, ENAG’dan yüksek veri açıkladı. TÜİK’te bir değişim mi var, ya da bir hazırlık mı?
Artık TÜİK aralıklarla enflasyonu doğru açıklama yerine bunu sürekli hale getirmeli, halkın cebinden veriler vasıtasıyla alınan alın teri karşılığının da yerine konması gerekir. Korkarım önümüzdeki dönemde hem yetkililer hem de siyasi sorumlara karşı açılacak davalar baş ağrıtacak nitelikte olacaktır. Bunun en son örneğini Arjantin ve Yunanistan’da tecrübe ettik.
-Bu süreç en çok emeklileri etkileyecek gibi sanki. Cumhurbaşkanı bunun en net sinyalini verdi sanırım.
Çünkü para yok, kaynak kalmadı. Ulusal gelir tam anlamıyla birkaç aileye transfer edildi… ve hala da ediliyor.
-Yıl ortasında yeni maaş zammı yapılmalı mı?
Hem de birkaç defa yapılması zorunlu. Sonuçta halkında bir dayanma gücü var. Yaşam maliyeti artar, ücretler ona yetişemezse daha da huzursuz bir toplum oluruz.
-Herkesin merak ettiği konu: Seçimlerden sonra ekonomide ne olacak? Siz ne bekliyorsunuz?
Seçimler fiyatlar ve diğer olumsuzlukların baskılandığı dönemleri kapsar. Bu sefer de farklı bir gelişme yok. Swaplarla desteklenen rezervlerdeki açık, döviz kurundaki baskılama ve fiyatların telefon trafiği ile sabitlenmesi çabası yanında demokrasi seviyesindeki erime seçim öncesi değilse de ertesi, döviz kurunu artıracak, fiyatları daha da artıracak, reel ücretleri eritecektir. Bu programsızlık ve siyasi yönetim tarzı ülkeyi daha çok uzun süre sıkıntılar içinde bırakacaktır.
-Halk da seçim sonrası için hazırlıklara başladı sanırım. Dövizdeki hareketliliği bu şekilde yorumlayabilir miyiz?
Ekonomik büyüme oranları enflasyon verilerinin baskılandığı bir ortamda reel olarak yanlış hesaplanır. Diğer ifadeyle olduğunda fazla çıkar. Bunu son dönemde ekonomik büyüme matematiğini, metodunu bilen ekonomistler sıkça vurguladı. Zaten enflasyonu ile milli gelir verileri yanlış ise de diğer verilerin oynaklığının artacağını belirtmek yanlış olmaz. Bunlardan bir tanesi de döviz kurudur.
Ülke enflasyon oranı ile diğer ülke enflasyon oranlarının farkı, ulusal gelir seviyesi, enflasyon oranı vb. değişkenlere bağlı olan döviz seviyesinin günümüz değerinde durması akıldışı olur. Zaten bunu anlayan halk da döviz büroları ve kuyumculara akın etmeye başladı.
]]>Morales, “Politika değişikliğinin etkinliği, rezerv seviyelerindeki iyileşme, dolarizasyonu artırmadan döviz korumalı mevduatların azaltılması, cari açığın düşürülmesi ve enflasyon beklentilerinin hafifletilmesine ilişkin gelişmeler, geçen hafta cuma günü açıkladığımız değerlendirmemizi doğruluyor” dedi.
Erich Arispe Morales, Fitch Ratings’in geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya ve not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmasının ardından soruları yanıtladı.
Fitch Ratings’in geçen yıl eylülde Türkiye’nin kredi notunu ‘B’ olarak teyit ettiğini ve not görünümünü “negatif”ten “durağan”a çıkardığını belirten Morales, “Bu kararımız, Türkiye’nin ekonomi politikalarındaki değişimin makroekonomik ve finansal istikrarsızlık riskini azaltmada tutarlı olduğu yönündeki değerlendirmemizi yansıtıyordu. Eylülden bu yana mevcut politika ekseninin daha dayanıklı olduğuna ilişkin daha yüksek güvenimiz var” diye konuştu.
Morales, Türkiye’nin makroekonomi politikalarındaki tutarlılığın bazı önemli sonuçlar verdiğini dile getirerek, bunlardan ilkinin dış finansman koşullarındaki değişimde görüldüğünü söyledi.
Piyasanın sadece kamuya açılmadığını, politika değişikliği sonrasında bankaların ve şirketlerin de dış finansmana erişim sağladığını anlatan Morales, Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primindeki gerileme dahil olmak üzere Türk ekonomisi için sevindirici gelişmeler kaydedildiğini vurguladı.
REZERVLERDE İYİLEŞME BEKLENTİSİ
Erich Arispe Morales, ekonomi politikalarının enflasyon beklentilerinin gevşemesinde ve enflasyonun kademeli olarak düşmesinde etkili olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Ayrıca şu anki politikaların Türkiye’nin cari açığını azaltması için de tutarlı olduğu görüşündeyiz. Mayıs 2023’te 12 aylık bazda 60 milyar dolar seviyesinde olan cari açık düşmeye başladı ve yılı 45 milyar dolar seviyesinde kapattı. İleriye dönük ise ülkedeki cari açığın 2024’te Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yaklaşık yüzde 2,6’sına ve 2025’te yüzde 2,2’sine düşmesini bekliyoruz. Bu oran, Türkiye ile benzer derecelendirmeye sahip diğer ülkeler için öngörülen ortalamanın altında.”
Morales, Türkiye’nin uluslararası rezerv seviyelerinde iyileşme görüldüğüne işaret ederek, “Baz senaryomuzda öngördüğümüz gibi eğer Türkiye ekonomi politikaları bu şekilde sürdürülürse bu noktada (uluslararası rezervlerde) daha fazla iyileşme göreceğiz. Politikaların sürdürülmesi durumunda uluslararası rezerv kapsamının 2025’te 4,5 aya yükseleceğini öngörüyoruz. Bu da Türkiye’nin rezerv karşılama oranının B notu kategorisindeki ülkeler için öngörülen seviyenin üzerine çıkması demek.” ifadesini kullandı.
KKM’DEKİ DÜŞÜŞ DOLARİZASYONA YOL AÇMADI
Morales, kur korumalı mevduatlara ilişkin de önemli gelişmeler yaşandığını dile getirerek, bunlardan ilkinin Ağustos 2023 sonunda 130 milyar dolar olan kur korumalı mevduat büyüklüğünün 74 milyar dolara gerilemesi olduğunu söyledi.
Bu düşüşün, finansal dolarizasyonda kayda değer bir artışa yol açmadan gerçekleşmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Morales, şu değerlendirmede bulundu:
“Sadece koşullu yükümlülüğün azaltılması değil, aynı zamanda bu mekanizmanın aşamalı olarak ortadan kaldırılmasının finansal dolarizasyonun artmasına yol açmaması önemli. Tüm bu gelişmeleri dikkate aldığımızda, eylül ayındaki değerlendirmemizden 6 ay sonra politika değişikliğinin sürdürüleceğine ilişkin güvenimizin arttığını söyleyebiliriz. Politika değişikliğinin etkinliği, rezerv seviyelerindeki iyileşme, dolarizasyonu artırmadan döviz korumalı mevduatların azaltılması, cari açığın düşürülmesi ve enflasyon beklentilerinin hafifletilmesine ilişkin gelişmeler, geçen hafta cuma günü açıkladığımız değerlendirmemizi doğruluyor.”
POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ ETKİLİ OLDU
Erich Arispe Morales, yabancı yatırımcıların Türkiye hakkındaki kararlarında “küresel ekonomideki gelişmeler, büyüme beklentileri, para politikası ve siyasi gelişmeler” gibi çeşitli faktörlerin etkili olduğunu belirtti.
Morales, “Fark ettiğimiz bir gelişme var ki politika değişikliği Türkiye’de sadece makroekonomik finansal istikrar riskini azaltmakla kalmadı, aynı zamanda dış finansman koşullarında da bir iyileşme sağladı ve bu çok önemli. Bu bağlamda, politika çerçevesinin güvenirliliği, dayanıklılığı ve tutarlılığına ilişkin değerlendirmeler, yabancı yatırımcı beklentilerinde önemli bir yol oynadı ve oynamaya da devam edecek.” dedi.
ENFLASYON TAHMİNLERİ
Fitch Ratings Kıdemli Direktörü ve Türkiye Analisti Morales, enflasyonun Türkiye ekonomisi için temel politika zorluğu olmaya devam ettiğini dile getirerek şunları kaydetti:
“Bu yılın ilk iki ayında gördüğümüz enflasyon, geçen yılın sonundan bu yana uygulanan bazı politika tedbirlerini yansıtıyordu. Bunlardan biri, yılbaşında asgari ücrete yapılan yüzde 49’luk zam. Bu durum iç talebe ve hane halkı tüketimine bir miktar ivme kazandırdı. Ayrıca, kamu harcamalarının ve kredi kartı kullanımının arttığını gördük. Bu faktörlerin, yılın ilk iki ayında enflasyonist baskıların artmasına yol açtığının farkındayız.”
Öte yandan, TCMB’nin yüzde 36’lık enflasyon projeksiyonuna karşın Fitch Ratings’in enflasyon beklentisinin yüzde 40 seviyesinde olduğunu söyleyen Morales, “Enflasyonun bu yıl ortalama yüzde 58 seviyesinde gerçekleşmesini ve yüzde 29’a inmesini bekliyoruz. Ancak enflasyon sadece bu yıl ve gelecek yıl için değil, orta vadede Türkiye için temel bir politika sorunu olmaya devam ediyor” diye konuştu.
Morales, Türkiye’nin enflasyonla mücadele sürecinde istikrarlı ilerleme olduğuna ilişkin göstergeler ve yeniden dengelenme sürecinin enflasyonda sürdürülebilir bir düşüşe yol açacağına yönelik artan güven oluşturulmasının, not yükselmesini sağlayacak faktörlerden olduğunu vurguladı.
]]>Yılmaz, sosyal refah açısından konut konusunun çok önemli olduğunu, özellikle birinci konut üzerinde durduklarını ve afet riskini dikkate alarak büyük bir kentsel dönüşüm programını ilan ettiklerini anımsatarak, “Önümüzdeki dönemlerde gerek merkezi idare gerek yerel yönetimler olarak daha fazla sosyal konut üretme konusunda politikalarımızı göreceksiniz” diye konuştu.
Konut arzını artırmanın önemine işaret eden Yılmaz, sosyal konut, ilk konut sahipliği gibi hususların yanı sıra afette dayanıklı, yeşil dönüşümle birlikte enerji anlamında da daha efektif bir konut yapılanmasına doğru gidilmesini gerektiğini söyledi.
“ARTILARINA EKSİLERİNE BAKILACAK”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konut kiralarında yüzde 25 zam sınırının, enflasyonist dönemde kiracıları korumak, gözetmek için alınan bir karar olduğunda dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Asıl olan tabii enflasyonu düşürmek ve bu ihtiyacı ortadan kaldırmak. Dolayısıyla enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürdüğünüz zaman buna ihtiyaç kalmayacak zaten. Ama bu konudaki karar henüz alınmış değil. Bu yılın ortasına kadar geçerliliği var. Temmuza kadar süremiz var. Yaklaştığı zaman bir etki değerlendirme yapılacaktır. Artılarına, eksilerine bakılacaktır. Enflasyonun gidişine, kiralardaki gidişata, hepsine bakılarak bir karar verilecektir.”
“ENFLASYONDA BELİRGİN DÜŞÜŞ HAZİRAN-TEMMUZ AYLARINDA”
Yılmaz, enflasyonla mücadeleye öncelik verdiklerini ve bunun politika setini Orta Vadeli Program (OVP) ile ortaya koyduklarını vurgulayarak, buna ilişkin para, maliye politikaları ve yapısal reformları içeren güçlü bir programı hayata geçirdiklerini kaydetti.
Enflasyonda yıllık bazdaki belirgin düşüşün haziran-temmuz aylarında görüleceğini, gıda ve hizmet grubundaki enflasyon üzerinde özellikle çalıştıklarını dile getiren Yılmaz, “2024’ün ikinci yarısında belirgin etkileri göreceğiz. 2025’te çok daha düşük seviyeler olacak. 2026’da ise tek haneli enflasyona yeniden ulaşacağız ve bu konuda kararlıyız. Bunu laf olsun diye de söylemiyoruz. Planımız, programımız, politika setimiz var ve bu da şeffaf bir şekilde izlenen bir süreç.” diye konuştu.
MERKEZ BANKASI REZERVLERİ
“Son 10 haftada Merkez Bankasının rezervlerinde 14,5 milyarlık bir azalma söz konusu. Bu da ‘seçim sonrasında bir politika değişikliği mi olacak’ sorusuna gelip takılıyor gibi gözüküyor?” sorusuna yanıt veren Yılmaz, serbest kur rejimi izlediklerini, Merkez Bankasının spekülasyonlarla mücadele etme görevini yerine getirdiğini ve küçük yatırımcıyı koruyacak şekilde müdahalelerini yapacağını anlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bir ülke enflasyonla mücadele ediyorsa kendi parasını zaten daha cazip hale getiriyor demektir. Dolayısıyla eğer gerekiyorsa Merkez Bankamız son dönemde yaptığı gibi sıkılaştırıcı adımlar da atıyor burada. Bazı spekülatif şeyler gördüğü zaman geçici de olsa bir takım adımlar da atabilir, başka enstrümanlar da kullanabilir. Burada şunu küçük yatırımcının özellikle bilmesi lazım, daha geniş perspektifte baktığınız zaman, enflasyonla mücadele edilen bir ortamda, kurun enflasyonun üstünde gelişmesini beklememek gerekir. Böyle bir şey yok yani bu eşyanın tabiatına aykırı. Nominal kurdan bahsetmiyorum ama reel kurdan bahsediyorum. Enflasyondaki artış kurda da bir miktar artış getirecektir. Son dönemde enflasyon bir miktar beklentinin üstünde oldu, bu bir miktar kura yansıyacaktır. Bu da normal bir şey. Bunu kurda çok aşırı hareketlilik oluyor diye yorumlamamak gerekir.”
“Büyümemizin kompozisyonunun, enflasyonist olmayacak, cari açığı arttırmayacak şekilde, yatırım ve ihracat ağırlıklı bir yapıya doğru geçmesini arzu ediyoruz” diyen Yılmaz, tüketimi daha ılımlı hale getirmeyi, iç tasarruf oranlarını arttırmayı, artan tasarrufları da daha üretken alanlara kanalize etmeyi hedeflediklerini, böylece hem belli oranda büyümeyi sağlamayı hem de dezenflasyonist sürece katkıda bulunmayı istediklerini ifade etti.
]]>İTO Başkanı Avdagiç, gazetecilere yaptığı açıklamada, ekonomide öne çıkan konulara ve iş dünyasının beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Daha evvel kredilere erişimle ilgili sıkıntı olduğunu anımsatan Avdagiç, şimdi kredi maliyetlerinin yüksekliğinin konuşulduğunu söyledi.
Avdagiç, “Şunu da iş dünyası olarak çok net biliyoruz ki enflasyonda arzu edilen aşağı doğru bir eğilim ortaya çıkmadıkça, kredi faizlerinin geriye düşmesinin, hem Türkiye hem dünya ekonomi realiteleri anlamında bir karşılığı yok. Enflasyonu çok hızlı şekilde tek haneye indirmemiz lazım. Tek haneye indikten sonra da kalıcı olması hatta daha aşağı gelmesi lazım. Yüzde 9-9,5 bile şu an yüksek bir oran” ifadelerini kullandı.
ENFLASYONLA MÜCADELE
Enflasyonla mücadelede en büyük riskin dış faktörler olduğuna işaret eden Avdagiç, şunları kaydetti:
“Sürekli bu coğrafyada yaşanan farklı gelişmeler var. Rusya-Ukrayna Savaşı nereye evrilecek? İsrail’in bu saldırgan tutumu ne kadar daha devam edecek? Buna bağlı olarak Kızıldeniz’deki süreç nereye evrilecek? Yaklaşan ABD seçimleri önemli. Petrol fiyatları, doğal gaz fiyatları… Dolayısıyla şu an önümüzdeki dönem için enflasyonla ilgili risk dış faktörler. İçeride enflasyonla ilgili belirlenmiş politika kendi içinde tutarlı şekilde sürüyor. Bununla ilgili bazı revizyon taleplerimiz olmakla beraber, büyük resim olarak kendi içinde belirlenen bir çerçeve olarak yürüyor. Türkiye açısından bundan sonra enflasyon hedefinin sapmasına neden olabilecek en önemli riskler dışsal riskler olabilir.
Kızıldeniz konusunun mesela Türkiye’ye avantajları var, dezavantajları var ama bunun etkileri, bu olayın satın alması nasıl olacak? Burada belirsizlik var, taşlar yerine oturmadı. Umudumuzu kaybetmiyoruz. Bizim iş dünyasının temsilcileri olarak hiçbir zaman umutsuz olma lüksümüz de yok, niyetimiz de yok. İş dünyasının daha hızlı ve etkili şekilde ileri gitmesi için gerekli konuları, muhataplarımızla, Bakanlarımızla, ilgili kurumlarla, yerel yönetimlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Bunlarla ilgili çözüm üretmeye çalışacağız.”
TCMB BAŞKAN DEĞİŞİKLİĞİ
Avdagiç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) eski Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın görev süresinde hem genel hem birebir toplantılarda birçok konuyu kendisine aktardığını ve hiç kamuoyuna aktarmadıkları birçok konuda çok net ilerlemeler sağladıklarını vurgulayarak, TCMB Başkanı Fatih Karahan’la da aynı sürecin devam edeceğini bildirdi.
Bu makamda olanların iş dünyasının taleplerini dikkate aldıklarını ifade eden Avdagiç, “Tüm Bakanlıklarla iletişim kanallarımız açık, konularımızı aktarabiliyoruz. İş dünyasının önündeki süreçlerde iş gücüne ulaşım, yabancı misafirlerimizin istihdam politikasının gözden geçirilmesi gibi birçok konu gündemimizde. Radarımızda sadece enflasyon, TCMB, finansmana ulaşma yok. Çok farklı alanlarda çok sayıda konuyu yetkililere ulaştırıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
KUR BEKLENTİSİ
Değerlendirmesinde iş dünyasının en acil çözüm beklediği konulara da değinen Avdagiç, şöyle devam etti:
“En önemli konu, Türkiye’nin ihracatla ilgili hedeflere ulaşma konusunda asla takılmaması lazım. Bunun için en önemli konulardan bir tanesi, kurun gerçekçi olması. Burada kurun yükselmesini veya düşmesini söylemiyorum. Bize göre kurun gerçekçi olmasının en önemli göstergesi, enflasyon artışıyla kur artışı arasındaki korelasyonun bozulmaması. 2023 yılına diyelim ki dolarda 19 lirayla başladık yaklaşık 29 lirayla bitirdik ama bu yıl içinde kabaca demek ki her ay 0,9 liralık bir artış var. Aritmetik olarak ama öyle olmadı. Dolar 5-6 ay 19 lirada gitti sonra çok hızlı 27-28’e çıktı. Daha evvelki dönemlerde de aynı bu şekilde hızlı çıkışlar oldu. Dolayısıyla hala bizim genlerimizde dövizin ani değişikliklerine karşı bir savunma mekanizması var iş dünyasında. Bu beklentinin ortadan kalkması çok önemli, çünkü buna bağlı olarak insanlar tasarruflarını daha çok TL’de değerlendirecekler.
Bizim şu anda beklentimiz makul ve dengeli bir kur artışı. Burada ağırlıklı olarak belki her zaman enflasyon yüzde 40 ise kur yüzde 40 olmasa bile yüzde 36 arttığı zaman korelasyon bozulmamış demektir. Biz bu çizgideyiz. Bana göre ‘kur şu kadar’ olmalı söylemi tehlikeli. Dövizin 30 lira olduğu yerde, 40-45 lira olsun demek çok ciddi bir zıplama anlamına geliyor. Hızlı artış da hızlı iniş de sizi çarpar. Bu nedenle biz gerçekçi, istikrarlı, enflasyonla korelasyon içinde bir kur olmasını istiyoruz. Biz hiçbir zaman rakam telaffuz etmiyoruz, bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum.”
‘SÜREÇ UZAK DOĞUDAN KAYNAKÇI GETİRME NOKTASINA GELDİ’
Bazı sektörlerde yaşanan “eleman” sorununa işaret eden Avdagiç, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan gençlerimizin sayısı AB’nin 2,5 katı, 3 milyona yakın gencimiz ne işte ne okulda. Bizim ne yapıp edip Türkiye’de ne işte ne okulda olan bu 3 milyona yakın gencin 1 milyonunu iş dünyasına çekmemiz lazım. Bu genç jenerasyonu ama girişimci ama çalışan olarak, sanayide ve ticarette çalışan eleman olarak iş dünyasına katmamız lazım. Yetişmiş çalışan sayımızı hızla artırmalıyız.
Mesela Tuzla tersaneler bölgesinde kaynakçılar günlük 100 dolar alırken, şimdi 200 dolar talep ediyor. Artık süreç Uzak Doğu’dan kaynakçı getirme noktasına geldi ama biz çocuklarımızı eğitip bu işe monte edemiyorsak sistemi gözden geçirmemiz gereken bir durum var demektir. Yeni Bakanımız Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla süreci devam ettiriyor. Bence MESEM’leri bugüne kadar yaşanan tecrübelerden olumlu-olumsuz çıktılarını dikkate alarak hızlıca geliştirmeliyiz. Oradan da iyi bir çıktı yakalamamız lazım. Tarihi genlerimizde olan kalfalık, çıraklık yapısını yeniden hayata geçirmeliyiz.”
]]>100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
BBC’nin haberine göre artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.

20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor: “Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş. Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı. Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor. Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor. Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.

Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış. Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor. “Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor. Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor. Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi. Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor. Fakat herkes bu kadar emin değil.

12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış. Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor: “Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”

Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor. Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor. İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu. Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor. Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor. Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber. Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında. Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.

Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar. Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti. Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili. Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor: “Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak. Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor. Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok. Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
]]>Kızıldeniz’de sular, Yemen’deki Husilerin, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana şiddetli saldırılar düzenlediği Gazze Şeridi ile dayanışma kapsamında Kızıldeniz’de İsrail’in sahibi olduğu veya işlettiği kargo gemilerinin yanı sıra İsrail’e veya İsrail’den mal taşıyan gemileri füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasıyla ısınmaya başladı.
Husilerin 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir gemiyi füze ve kamikaze dronlarla hedef alması gerilimi daha da arttırdı.
Bunun ardından ABD de küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD ve İngiltere, bugüne kadar, “Gazze’ye destek” gerekçesiyle Kızıldeniz’den İsrail’e giden gemilere saldırılar düzenleyen Yemen’deki İran destekli Husilere ait 91 hedefi vurdu.
Bu gelişmelerin ardından uluslararası firmaların çoğu son zamanlarda deniz seyrüseferinde önemli bir yeri olan Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’e alternatif olarak Ümit Burnu rotasına yöneldi.
Husilerin İsrail ve ABD’ye bağlı gemilere yönelik saldırıları nedeniyle Babu’l Mendeb Boğazı’ndan geçen gemilerin maliyeti yüzde 170’e varan oranlarda arttı. Bu da gemi şirketlerinin bu rotadan seferleri iptaline yol açtı.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapıldığı göz önüne alındığında bu rotanın devre dışı kalmasının yol açacağı zarara ilişkin bir tahmin oluşturabilir.
NAKLİYE MALİYETLERİNE ETKİSİ
Dünyanın en büyük konteyner şirketi İtalyan-İsviçre ortaklı Mediterranean Shipping Company (MSC), bir basın bülteniyle müşterilerini, 12 Şubat’tan itibaren ABD’ye giden konteyner trafiğinin bir kısmı için ek fiyat artışları konusunda uyardı.
Nakliye şirketi Honor Lane ise Kızıldeniz’deki durumun 6 ay, belki bir yıl kadar devam edebileceğini düşündüklerini; böyle bir durumda nakliye fiyatının yüksek olmasının ve ekipman sıkıntısının devam etmesinin de beklendiğini belirtti.
ABD’li yatırım bankası Wells Fargo’nun küresel alacaklar ve ticaret finansmanı başkan yardımcısı Stephen Schwartz, CNBC televizyonuna yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz’deki durumdan en büyük etkiyi Avrupa’nın hissettiğini, artan fiyatların etkilerinin emtialar üzerinde görülmeye başlandığını” belirtti.
Konteynerlerin gecikmesi, kapasitenin azalması ve daha uzun transit işlemlerinin küresel nakliye maliyetlerini etkileyen faktörler olduğuna işaret eden Schwartz, Kızıldeniz’deki durum devam ettikçe küresel nakliye maliyetlerinin ABD şirketlerini de etkilemeye başlayacağını ifade etti.
FAİZDE İNDİRİM BEKLENTİLERİ ERTELENEBİLİR
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, Kızıldeniz’deki krizin 2024 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde enflasyonun yarım derece artmasına yol açacağı tahmin ediliyor.
Kızıldeniz’deki kriz, Avrupa’nın, “Avro Bölgesi ekonomisinin faiz oranlarının bu yıl yüzde 4’ten düşürülme ihtimaline ilişkin” umutlarını söndürüyor.
Avrupa Merkez Bankası, enflasyonu düşürmek için Temmuz 2022’den itibaren art arda 10 faiz artışı gerçekleştirdi.
Uzmanlar, Avrupa Merkez Bankasının 2024’te 6 kez faiz indirimi yapmasını umarken, Kızıldeniz’deki gerilim bu beklentinin ertelenmesine neden olabilir.
ABD’de ise bir önceki ayda yüzde 3,1 olan enflasyon, aralıkta yeniden yüzde 3,4’e yükseldi. Enflasyondaki bu hareketlik, henüz Kızıldeniz’deki gerilimden payını almamış durumda.
ABD Merkez Bankası, Kızıldeniz krizinin ocak ayından itibaren enflasyon üzerinde ek etkiler oluşturmasından endişeli. Bu da 2024’ün ilk yarısının sonundan önce faiz indirimi yapılacağı varsayımına ilişkin umutların azalması anlamına geliyor.
ABD Merkez Bankası verilerine göre ABD’de faiz oranları şu an yüzde 5,5 ile 2001’den bu yana en yüksek seviyede bulunuyor.
ORTA DOĞU ÜZERİNDEKİ ETKİLER BELİRSİZ
Orta Doğu’da ise özellikle Husilerin geçen gemilerin tamamını hedef almaması nedeniyle pek çok ülkenin ekonomisinde enflasyon beklentileri hala belirsizliğini koruyor.
Bu konuda Ürdün’ün başlattığı girişim, Kızıldeniz’deki gerilimle mücadele ve mal arzı üzerindeki olası etkileri öngörme açısından petrol ithal eden çoğu Arap ülkesi için model teşkil edebilir.
Ürdün Başbakanı Beşir el-Hasavne, 15 Ocak’ta, Kızıldeniz’deki gelişmelere bağlı olarak ülkedeki bakanlıklara ve ilgili makamlara, “yerel pazardaki potansiyel enflasyon kaynaklı etkilerle mücadele” için bazı önlemler almaları talimatı verdi.
Hasavne, tüm temel malzemeler için bol ve yeterli stok sağlanması, bu temel malzemelerin fiyatlarının ramazan ayının sonuna kadar (mart ve nisan ayları) korunması yönünde talimat verildiğini aktardı.
Ayrıca nakliye hareketinin koşullarının ve düzenliliğinin denetlenmesi yönünde de talimat verildiğine işaret eden Hasavne, pek çok denizcilik şirketinin Babu’l Mendeb Boğazı’na girmeyerek Ümit Burnu’na doğru ilerlemesi nedeniyle gecikmeler yaşanmasına rağmen gemi ve nakliye hareketinin Akabe limanına doğru akışının ciddi şekilde etkilenmediğini belirtti.
]]>Açıklamada “2024 yılı Ocak ayı emekli aylıkları ayın 17’sinde ödenmeye başlanacak olmasına rağmen, aylıklara yapılacak artışlar konusundaki belirsizlik sürüyor” ifadelerine yer verilirken en düşük emekli aylığının ise asgari ücret tutarına yükseltilmesi, diğer aylıkların da bu oranda artırılması gerektiği kaydedildi.
Çerkezoğlu “İşçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına 5510 sayılı yasanın öngördüğü biçimde 6 aylık resmi enflasyon oranında (yüzde 37,6) artış yapılması halinde emekliler için değil insanca yaşamak, hayatta kalmak bile zorlaşacaktır” ifadelerine yer verdi.
EMEKLİ MAAŞLARININ GYSH’DEKİ PAYI DÜŞTÜ
Açıklamada TÜİK’in enflasyon verilerinin güvenilir olmadığı ve bu nedenle emeklilerin geçim koşullarının resmi enflasyon üzerinden değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kaydedildi.
Ayrıca TÜİK’in Haziran 2022’de madde sepeti fiyat listesini açıklamaktan vazgeçmesi üzerine DİSK’in TÜİK’e karşı açtığı davaya rağmen madde sepeti verilerinin hâlâ yayımlanmadığına da değinilerek şu ifadelere yer verildi:
* TÜİK’in enflasyon verileri güvenilir değildir. DİSK’in konuyla ilgili açtığı davada, mahkeme kararına rağmen enflasyon sepetini şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşmayan TÜİK sadece suç işlemekle kalmamakta, işçilerin, emekçilerin, kamu emekçilerinin, emeklilerin, dul ve yetimlerin ekmeğiyle oynamaktadır.
* Var olan resmi enflasyonda bile düşük gelir gruplarının enflasyonu çok daha yüksektir. TÜİK verilerinden hareket ettiğimizde dahi emeklilerin ve dar gelirlilerin gıda enflasyonu yüzde 88-113 aralığındadır.
* Enflasyon doğru ölçülse, gelir gruplarının enflasyonu dikkate alınsa dahi emekli aylıkları sadece bunlar üzerinden belirlenemez. Gelirde Adalet mücadelemizde defalarca ifade ettiğimiz gibi asıl olan adil bir bölüşümdür. 2019 yılında emekli aylıklarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya oranı yüzde 6,9 iken, emekli sayısı artmasına rağmen bu oran yüzde 4,5’e gerilemiştir. Ülkede yaşanan bölüşüm şokunun en çok mağdur ettiği kesimlerden biri emekliler olmuştur.
* 2002 Aralık’ta en düşük işçi emeklisi aylığı asgari ücretin yüzde 40 üzerindeyken, 2023’ün ikinci yarısında asgari ücretin yüzde 66’sına gerilemiştir. (Kök aylık olarak değil, 7500 TL’ye tamamlanarak)
Açıklamada emeklilerin bu kadar ağır kayıplar yaşamasının başlıca nedeni olarak ise emekli aylığı güncelleme katsayısı, aylık bağlama oranı ve alt sınırlara ilişkin 2008 yılında yapılan değişiklikler ile emeklilerin büyümeden pay alamaması olarak ifade edildi.
Emekli aylıklarına enflasyon oranında veya civarında yapılacak bir artışın 20 milyona yakın insanı açlığa mahkum etmek anlamına geleceği belirtilen açıklamada “‘Kaynak yok’ masalına karnımız toktur. Bu ülke geçmişte emeklilere bütçeden çok daha yüksek oranlarda kaynak aktarmıştır, yine aktarabilecek kaynağımız vardır” denildi.
TALEPLERİNİ SIRALADI
DİSK Başkanı Çerkezoğlu, emekli maaşlarına ilişkin taleplerini ise şöyle sıraladı:
* En düşük emekli aylığı en az asgari ücrete yükseltilmelidir. Bu tutar emeklilerin kök aylığı kabul edilmelidir. Ucube bir sistem olan tamamlama işleminden vazgeçilmelidir. Bunun yerine en düşük aylık asgari ücrete çekilmeli, diğer aylıklar da aynı oranda yükseltilmelidir.
* Emekli aylıkları arasındaki dengesizliğin giderilmesi için intibak düzenlemesi yapılmalıdır. Aylık Bağlama Oranları yükseltilmeli ve kapsamlı intibak düzenlemesi ile emekli aylıkları arasındaki eşitsizlik giderilmelidir.
* Yılda iki kez verilen emekli bayram ikramiyeleri en az asgari ücret kadar olmak üzere artırılmalıdır.
* İktidarın gündeminde olmadığı anlaşılan emeklilik yaşı konusunda adalet ve denge sağlanmalıdır. Emeklilikte adil bir kademeli geçiş sistemi uygulanmalıdır. Bir gün, bir ay, bir yıl geç sigortalı olduğu için 15 yıl emeklilik yaşı beklemek kabul edilemez.
* Emekli ile dul ve yetim aylıkları belirlenirken emekliler söz ve karar sahibi olmalıdır.
* Emeklilerin sendika kurma hakkı önündeki engeller kaldırılmalı, işçi emeklilerine aylıklar belirlenirken toplu sözleşme hakkı tanınmalıdır.
]]>Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, kamu görevlilerinin alım gücünün yükseltilmesi için gerçek enflasyonun üzerinde artış yapılması ve buna ek olarak refah payı verilmesinin zorunluluk olduğunu ifade etti.
Kahveci, konfederasyon genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, 2023 yılı enflasyonunun yüzde 64,77, geçen yılın ikinci altı aylık enflasyonunun ise yüzde 37,57 olarak açıklandığını anımsattı.
‘2024’ÜN İLK YARISI İÇİN YAPILAN ZAM YÜZDE 15′
Temmuz ayında memur ve emeklilere yüzde 6 zam verildiği için geçen altı ayda maaşların 31,57 puan eridiğini belirten Kahveci, şöyle konuştu:
“Ocak ayında da önce bu erime telafi edilerek Temmuz 2023’teki maaş zamları sıfırlanmış, ardından da yüzde 15’lik 2024 yılının ilk yarı zammı yapılmıştır. Yani memur ve memur emeklilerine 2024 yılının ilk altı ayı için yapılan zam yüzde 15’tir.
Bu bakımdan memur ve emeklilere yüzde 49,25 zam yapıldığı yönündeki haberler gerçeği yansıtmıyor. Enflasyon farkı maaş zammı değildir. Enflasyon farkı maaşlardaki yaşanan erimenin gecikmiş bir telafisidir. Bu da aslında memur ve emekli maaşlarının enflasyon karşısında sürekli eridiğinin ispatıdır.”
MEMUR MAAŞLAR ALTIN KARŞISINDA YÜZDE 50’DEN FAZLA DEĞER KAYBETTİ
Memur ve emeklilerin maaşlarının uzun yıllardan beri eridiğini ve alım gücünün sürekli düştüğünü dile getiren Kahveci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2002 yılında ortalama memur maaşı ile 22,1, en düşük memur maaşı ile 14,9 çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün ise zamlı maaşlarıyla birlikte ortalama memur maaşıyla 10,8; sosyal yardımlar dahil en düşük memur maaşıyla 9,4 çeyrek altın alınabiliyor.
Yani maaşlar altın karşısında yüzde 50’nin üzerinde değer kaybetmiş durumdadır. Çalışan ve emeklilerin bütçeden aldıkları pay sürekli azalmaktadır. Aynı durum 2024 ve 2025 yılları için de geçerli olacaktır.”
‘MAAŞLAR GELECEK İKİ YILDA 15 PUAN ERİYECEK’
Kahveci, memur ve memur emeklilerine 2024’ün tamamı için yüzde 15+10 olmak üzere kümülatif yüzde 26,5, gelecek yılın tamamı için ise yüzde 6+5 olmak üzere kümülatif yüzde 11,3 oranında maaş artışı yapılacağına dikkati çekerek şöyle devam etti:
“İki yıllık tahmini veriler ve maaşlara yapılması öngörülen artışlar hesap edildiğinde tahminlerin tutması varsayımıyla 2024 ve 2025 yıllarında mal ve hizmet fiyatları toplam yüzde 55,04 oranında zamlanırken memur ve emekli maaşlarındaki artış kümülatif yüzde 40,8’de kalacaktır.
En iyimser tahminle memur ve emeklilerimizin maaşları gelecek 2 yıllık sürede 15 puan eriyecek, enflasyon farkı ile dönem sonlarında yapılacak ödeme sonucunda maaşlarda reel anlamda sıfır artış sağlanmış olacaktır. Bu durum, maaşların erimeye devam edeceğinin resmi olarak tescili anlamı taşımaktadır.
2022 ve 2023 yıllarında verilen refah payı, memurlarımız için bir can suyu olmuştu. Ne yazık ki bu sene bu uygulama hayata geçmedi. Kamu görevlilerimizin alım gücünün yükseltilmesi için gerçek enflasyonun üzerinde artış yapılması ve ek olarak refah payı verilmesi zorunluluktur. TÜİK’in açıkladığı rakamlar ve Merkez Bankasının enflasyon beklentileri değerlendirildiğinde memur ve emeklilerimize ilave bir zam ve refah payı talebimizin keyfiyet değil zorunluluk olduğu ortaya çıkmaktadır.”
‘MEMUR EMEKLİ OLMAK İSTEMEYECEK’
Kamu görevlilerine yönelik ilave ek ödeme uygulamasının büyük bir adaletsizlik yarattığını aktaran Kahveci, şunları kaydetti:
“Ocak zamlarıyla birlikte 8 bin 77 lira olarak başlanan ilave ek ödeme uygulaması 12 bin 54 liraya çıkmıştır. Bu düzenlemede bu ödemeden herhangi bir kesinti yapılmayacağı öngörüldüğü için memurların yalnızca çalıştıkları dönemlerine esas bir tazminat olarak uygulanması, emekli olduklarında bu ödemenin emekli maaşı hesabına dahil edilmeyeceği söz konusu. Hal böyle olunca ilave ek ödeme uygulaması, çalışırken alınan maaşla emekli maaşları arasındaki uçurumu daha da büyütmüş, emekli maaşlarının memuriyet hayatıyla bağını koparmıştır. Çalışırken 33 bin lira dolayında maaş alacak olan bir memurun maaşı, emekli olduğunda 14 bin 850 liraya düşecektir.
Bu şartlar altında özellikle memur emeklilerimizin maaşlarının, çalışma hayatıyla ilişkisi bütünüyle kesilmiştir. Böyle olunca memurlarımız emekli olmak istemeyecek, tüm kamu görevlileri 65 yaşına kadar çalışmayı sürdürecek, emekli olduktan sonra da düşük maaşla yaşam mücadelesi verecektir.”
Özel, burada yaptığı konuşmada; şunları söyledi:
-Manisa Büyükşehir Belediyesi’ni emanet edeceğimiz, henüz 40’lı yaşlarının başlarında; Mimarlar Odası’ndan gelen, Manisa’nın yarınlarını kendisine emanet edeceğimiz Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Ferdi Zeyrek aramızda…
-Hem bu salonda, hem de Çetin Akın’ın hizmet ettiği Turgutlu’nun dört köşesinde sadece CHP’liler yok. Belediyecilik hizmeti bir parti hizmeti değil. Turgutlu bunu geçmişte yaşadı.
-Bir belediyeyi bir partinin aidiyetine verip, o partinin istihdam alanına dönüştürüp, o partinin ideolojisine göre hizmet üretme anlayışını Turgutlu geçmiş dönemlerde birkaç kez deneyimledi ve reddetti.
-Turgutlu kasabaya hizmet edecek, sokaklarında dolaşacak, taziyesine koşturacak, düğün evinde gidip eğlenecek, yas evinde yası paylaşacak kendi öz evladına partiler üstü bir şekilde desteklemeyi tercih etti. O da üzerine düşeni yaptı. Biz de yaptığımız bütün ölçümlerde…
-Çünkü biz babamızın oğlu olsa, kız kardeşimiz olsa memnuniyet anketinde bir noktada değilse, seçildiğinden ileride değilse; o beldenin, o ilçenin, o şehrin onayını almadıysa kimseyi aday göstermiyoruz.
-Burada Çetin Akın’ın memnuniyet anketi, karnedir. Karnesine baktık. Turgutlululara sorduk. Bir mahalleye, bir partinin üyelere değil en çok oy aldığımız mahalleye de sorduk, en çok ay aldığımız mahalleye de sorduk. Çetin Akın’ın karnesini gördük.
-Sizden beş pek iyi, aferin almış; kendisini takdir ediyoruz. Bundan sonra da Turgutlu’ya hizmet etmeye devam edecek. Aylar önce temelini attığımız bir tesisin açılışına çağırdı, aradığında inanmadım, dedim ‘bitmiş olamaz…
-’ Hem yaptıkları için, hem bundan sonra yapacakları için ben belediye başkanımıza, yardımcılarına, tüm siyasi partilerden belediye meclis üyelerimize teşekkür ediyorum. Kendilerini bir kez daha tebrik ediyorum.
-Türkiye; hangi görüşten olursa olsun büyük bir ekonomik krizin altında ezilen milyonların yaşadığı bir ülke.
-Bugün esnaf zor durumda, çiftçi zor durumda, çalışanlar zor durumda; çok önemli miktarda emekliler ise perişan durumda. Enflasyon rakamlarına göre, geçen yılın enflasyonu telafi ediliyor güya. Ama bu yıl o maaş hızla erimeye başlıyor.
-İnsanlar güçlük yaşıyorlar. Enflasyon rakamları gerçek açıklansa, hiç olmazsa geçen yıldaki enflasyon telafi edilmiş olur.
-Paranın satın alma gücü, 1 Ocak’ta, geçen yılın seviyesine gelir, şimdiki erimeyi konuşuruz. Ama TÜİK, geçen sene enflasyonu, kendi resmi rakamlarına göre yüzde 72 olarak açıkladı.
-Hepimiz biliyoruz ki, gerçek enflasyon… Yani bir yıl önce 100 liralık bir mal 200, 220, 230 lira oldu.
“YÜZDE 120’NİN ALTINDA ZAM ALAN BİR ŞEY YOK”
-8 ile yüzde 170 arasında, çeşitli ürünler için değiştiğini biliyoruz. Uç olarak, fiyatı bire üç, bire dört olarak katlanan örnekler de var, ama yüzde 120’nin altında zam alan bir şey yok.
-Biz bu yüksek enflasyona itiraz ederken, yapılan seçimlerde, 2023 yılında tek haneli enflasyon vaadinde bulunan iktidar partisi 14-28 Mayıs tarihlerinde hem Cumhurbaşkanı adaylarında hem de iktidar partisi milletimizin teveccühü ile iktidarını korudu.
-Ne diyorlardı, seçimden sonra fiyatlar düşecek. 2023 enflasyon hedefi tek haneliydi, elbette olmayacağı belliydi, ama hızla fiyatların belini kıracağız diyorlardı. Ama bir küçük çalışma yaptık…
-Sadece İstanbul Ticaret Odası’nın hesabına göre, verilerine göre; gıda fiyatlarındaki artış yüzde 80,5. Oysa dünyada bu yıl gıda fiyatlarında yüzde 10 oranında düşüş yaşandı.
-Bu iktidar, yeniden yetki aldığı 28 Mayıs’tan şu ana kadar, daha mayıs ayına dört ay var; benzin yüzde 85 zamlandı, mazot yüzde 109 zamlandı, ekmek yüzde 60 zamlandı, makarna yüzde 91 zamlandı, yumurta yüzde 55 zamlandı.
-Bunu Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, 16 muhtarımızın gözünün önünde, esnaf odası başkanlarının gözlerinin içine bakarak söylüyorum.
-Bu söylediğim rakamın eksiği var, itiraz eden olur, ‘yumurta yüzde 55 olmadı, yüzde 75 zamlandı’ diyen olur haklıdır; ama en düşük hesaplamalarla yumurta yüzde 55 zamlanmış, makarna yüzde 90 zamlanmış.
-Bu şartlar altında binlerce emekli 7 bin 500 lira emekli maaşı alıyor. Bir emekli, 2002 yılında, bu iktidar geldiğinde; bire bir buçuk emekli maaşı alıyordu, asgari ücrete göre.
-Asgari ücretin yüzde 50 fazlasıydı, en düşük emekli maaşı. Yalanım varsa, eksikse, bir kişi çıksın desin ki, ‘Özgür Özel yanlış söylüyor, 2002 yılında emekli maaşı asgari ücretin yüzde 50 üzerinde değildi’ desin. Yüzde 50 üzerindeydi.
-Bugün asgari ücret yeterli değil, ama 17 bin lira. Bu hesaba göre, bugün emekli maaşının en düşüğünün 25 bin lira olması lazım. Ama 7 bin 500 lira.
-Esnafın durumu niye kötü diye bakan; öyle makroekonomik göstergelere falan bakmayacak.
-Emekliye parayı yut diye vermiyorlar, tut diye veriyor: Bankadan alıyor, geliyor esnafta harcıyor. Bugün Turgutlu ekonomisi bu durumdaysa, emeklinin eline 7 bin 500 lira geçtiği içindir.
-Asgari ücretlinin eline 14 bin lira geçtiği içindir. Turgutlu Belediye Başkanımıza sordum, belediyemizdeki en düşük ücret nedir diye… Dedi ki, yüzde 146 oranında uyguluyoruz, 24 bin 800 lira, doğru mu?
-Belediyemizde en az maaş 24 bin 800. Çevir yoldan sor, yetiyor mu bu para diye, yetmez. Kira, masraflar ortada… Ama biz hiç olmazsa asgari ücretin yüzde 50 üzerini vererek, emekçimizi ezdirmemeye çalışıyoruz.
-Oysa bu hükümet, 7 bin 500 lira vererek, emeklisini ezdirmemeyi bırakın açlığa, sefalete, başkasının eline bakmaya muhtaç etmiş durumdadır.
-Eskiden emekli maaşları, evlatların desteklendiği, torunların okutulduğu, karne hediyelerinin verilebildiği, düğünlere gidildiğinde altın takıldığı bir seviyeden, bugün karnını doyuramaz, hele hele evi de kiraysa karnını doyuramaz bir noktaya gelmiştir.
-O yüzden, buradan bütün siyasi partilere sesleniyoruz. Emeklilerin hepsi ne CHP’lidir, ne İYİ Partilidir, ne de bir siyasi görüştendir.
-Emekliler her siyasi partiden olabilir, ama hepimizin minnet borçlu olduğu, bu ülke bu noktalara gelene kadar çalışmış, alın teri akıtmış, göz nuru dökmüş, evlatlar yetiştirmiş, hepimize emanet büyüklerimizdir.
-Bu 7 bin 500 lirayı önümüzdeki hafta derhal, bizim önerimiz kanun teklifimiz var; en az asgari ücret seviyesine çıkarmak durumundayız, bu çağrıyı Turgutlu’dan Türkiye’ye yapıyoruz.
-ENAG’a göre, enflasyon yüzde 127. Bunların hepsi, üniversitede akademisyen, bunların hepsi fiyatları karşılaştırıyorlar, resmi olarak neye baktılar, geçen sene kaç para, bu sene kaç para diye enflasyonu ilan ediyorlar.
-Enflasyon hesabı, TÜİK’e göre yüzde 64 olarak yapılıp da çalışanların ve emeklilerin maaşları buna göre ödendiği için memur yüzde 49, emekli yüzde 37 zam aldı. Oysa gerçek enflasyon hesaplansaydı, yüzde 35’en bunun üzerinde zam alacaklardı.
-Bugün maaş çeken herkes, kaç para çekiyorsun 15 bin lira çekiyorum, bil ki 4 bin 500 lirasını, yüzde 30’unu cebinden TÜİK çalmıştır. 25 bin lira maaş çekenin 7 bin 500 lirası hesap oyunları ile çalınmıştır. 30 bin lira maaşı olanın 9 bin lirası TÜİK’in hesabı ile cebinizden alınmıştır.
-Eğer gerçek enflasyon hesaplansa bugünkünün yüzde 35 üzerinde bir maaş alacaktınız. O yüzden muhalefet partileri enflasyona, TÜİK’e isyan ederken, Tayyip Erdoğan’ın Üzmeyen İstatistik Kurumu, Tayyip Erdoğan’ı üzmüyor, ama emekliyi üzüyor, çalışanı üzüyor. Tayyip Erdoğan’ın bir dediğini iki etmiyor ama esnafı perişan ediyor.
-O yüzden, ben muhtarlarıma şunu hatırlatmak isterim. Genel seçimler insanların siyasi tercihlerine göre oy verdikleri seçimlerdir. Biz genel seçimlerde bu ülkenin bütün sorunlarını çözmeye taliptik. Çok da iyi bir noktaya geldik, ama ikinci turda yüzde 1 buçuk gibi bir oy farkı ile iktidara gelemedik.
-Gelseydik, bambaşka şeyler olacaktı. Ama bugün etkin bir denetim yapma, sorunları dile getirme ve dört yıl boyunca kim sıkıntı çekiyorsa, sıkıntısını dile getirme boynumuzun borcu.
-Önümüzde yerel seçimler var. Yerel seçim bir genel seçim değil. Genel seçimde insanlar oy verirken, maalesef şöyle korkutuldular. Sonradan kabul edilen, sahte videolar çekildi. Yalan olduğu çıktı ama TRT verdi. Dünya kadar yandaş kanal verdi. İnsanlar inandı ve insanlardan şu şekilde oy aldılar. ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin.
-Ama tehlike büyük oyu bana vermelisin, yoksa ezanı durduracaklar, bayrağı indirecekler, ülkeyi böldürecekler.’ Seçim geçti, gitti. Turgutlu’da sabah ezanını okuyan müezzinin promosyon hakkını yine CHP’liler savunuyor.
-Seçim geldi geçti, ama sınır boylarında bayrak dalgalansın diye nöbet tutan uzman çavuşun özlük haklarını yine CHP’liler savunuyor. Biz bu ülkeyi kuran iradeyiz. İçimizde bir tane bedelli askerlik yapan yok…
-Kimimiz Kuzey Irak’a gittik, kimimiz Ardahan’a gittik… O yüzden kimse Atatürk’ün kurduğu partinin milliyetçiliğini, vatanseverliğini sorgulamasın.
-Ama gerçek vatansever, gerçek milliyetçi de emekçisine, emeklisine, çalışanına, gencine sahip çıkan; onları yoksul aç bırakmayan, ele güne muhtaç bırakmayanlardır. Memleketimize hep beraber sahip çıkacağız.
“İKTİDARA BİR SARI KART GÖSTERMEYE DAVET EDİYORUM”
-Bu seçim, yerel seçim. Bu seçimde enflasyondan şikayeti olan, maaşından şikayeti olan ve mevcut belediyesinden şikayeti olmayan bütün Turgutluları, bu seçimde iktidara bir sarı kart göstermeye, bak seçimde oy verdik, ama halimizden memnun değiliz. İyi yönetene destek oluyoruz ve sana bir sarı kart gösteriyoruz, demeye davet ediyorum.
-Bu kadar enflasyona, bu kadar zamma, bu kadar işsizliğe rağmen iktidar partisi oylarını koruyacak olursa, emin olun kimseyi kollamayacak. Diyecek ki şartlar ne olursa olsun oy veriyorlar.
-Bu seçimde gösterilecek bir sarı kart; pabucun pahalı olduğunu, emekçiye, emekliye sırt dönenin, esnafı bu halde bırakanın ve bu ülkenin yoksulluk sorununu çözmemenin bir bedeli olduğunu görecek.
“BU ŞEHİRDE BELEDİYEMİZDEN ALACAKLI KİMSE YOK”
-Öbür yanda vereceğiniz her oy, geçmiş dönem vermemiş olabilirler; ama iyi yönetilen bir şehre, namuslu çalışkan bir belediye başkanına, gecesini gündüzüne katarak şehrine sahip çıkan yerel yöneticiye teşviktir. Turgutlu’nun geçmişte neler çektiğini, nasıl bir partizanlıkla yönetildiğini, nasıl hizmetin bir gruba olduğunu ve büyük kesimlerin nasıl unutulduğunu hep birlikte yaşadık.
-Bu dönem; karınca kararınca belediyenin bütün gücü oranında, 8 milyon dolar borç devraldı başkan…
-Çıkarken sordum, 1 TL cari borcum yok diyor. Bu salonda, bu şehirde belediyemizden alacaklı kimse yok. Varsa biliyorum, borcu var belediyenin desin çıksın. 240 milyon TL borcu devraldık, bugünkü para ile…
-Bugün CHP’li belediye başkanı sizin karşısına geçmiş, alnı açık başı dik, 1 TL borç bırakmadım diyor. Belediyeyi maaş ödeyemez halde bırakanlardan, kendi aralarında senin olacak, benim olacak çekişmesi ile kasabayı yalnız bırakanlardan, kasabayı kendi evladının eliyle bugünlere getiren bir siyasetin, bir hizmetin bir mücadelenin Turgutlular tarafından ödüllendirilmesini bekliyorum.
-Siz bulunduğumuz mahallenin, semtin kanaat önderlerisiniz. Muhtar, belediye başkanından, milletvekilinden çok daha demokratik bir şekilde seçiliyor. Yakada rozet yok… Bütçesi yok, aday oluyor pusulasını bile kendisi bastırıyor. Doğrudan demokrasi ile…
-Namusuna güvenildiği için, temiz bir insan olduğu için, hakkımı savunur diye insanlar düşündüğü için göreve geliyor. Bu muhtar; mahallenin kanaat önderi, vicdanı, aklı demek. Ben bütün muhtarlarımızdan… 61 muhtarın 58’i burada… Ama sayın muhtarlarım; bu seçimde biz marifet iltifata tabidir diyoruz. Emeğinin karşılığını alsın.
-Biz de bundan sonra Manisa’nın bir evladı, genel başkanı olarak, başkanımız ne noktada destek istiyorsa, Avrupa’nın hangi şehri ile kardeş şehir olacaksa; kasabaya unutulmaz eserler kazandıracağı, bir beş yıl için evladınız Çetin Arık’ı size emanet ediyorum.
]]>
Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın zam oranlarına ilişkin olarak “Kamu görevlilerine ve emeklilerine iyileştirme yapılmalı” dedi.
TÜFE rakamlarının açıklanmasının ardından memur enflasyon farkı ve yüzde 15 toplu sözleşme zammı ile nihai oran yüzde 49,25 olarak hesaplandı.
Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın zam oranlarına ilişkin açıklamasında, “Aralık ayında enflasyonu baskılayalım, ocak ayında zamları yansıtalım’ anlayışının galip geldiği maalesef bir kez daha görülmüştür.” tepkisini gösterdi.
Yalçın, gelir vergisi oranlarının da yüzde 15’e sabitlenmesi gerektiğini söyledi.
‘İYİLEŞTİRME YAPILMALI’
Yalçın, “Kamu görevlilerine ve emeklilerine iyileştirme yapılmalıdır” ifadelerine yer verdiği açıklamasının tamamında şunları kaydetti:
“TÜİK tarafından Aralık ayı enflasyon oranı yüzde 2,93 ve yıllık enflasyon yüzde 64,77 olarak açıklandı. Kamu görevlileri ile emeklilerinin 2024 Ocak maaş ve ücretlerine yansıyacak enflasyon farkı yüzde 29,78 olarak belirlendi.
Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Kararı gereği; Ocak ayında maaş ve ücretlere yapılacak yüzde 15 artış ve enflasyon farkı ile birlikte kamu görevlileri ve emeklilerine toplamda yüzde 49,25 artış yapılacak.
Bu durumda en düşük kamu görevlisi maaşı (bekar) 30 bin 910 TL iken en düşük kamu görevlisi emeklisi maaşı ise 14 bin 700 seviyelerinde olacaktır.
En düşük kamu görevlisi emekli aylığı ile en düşük kamu görevlisi maaşı/ücreti arasındaki oran yüzde 47,5 olarak gerçekleşti. Görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki bu büyük farklılık kapatılmalı, öncelikle 8 bin 77 TL ilave ödeme emekli kamu görevlilerine yansıtılmalı, kamu görevlisi emeklilerinin haklı beklentisi görülmeli ve sesleri duyulmalıdır.
‘MAAŞLARDAN ÖNCE BÜTÜN ÜRÜNLER ZAMLANDI’
2024 yılında uygulanacak Asgari Ücret 11 bin 402 TL’den 17 bin 2 TL’ye yükseltildi. Asgari ücrete yapılan yüzde 49’luk artış, çalışanların haklı beklentilerinin görüldüğünün olumlu göstergesidir.
Asgari ücretli zamlı maaşını Şubat ayında, kamu görevlilerimiz ise 15 Ocak’ta alacakken, Aralık ayında fiyatları baskılayarak enflasyonu düşük gösterme gayretinde olan piyasa yöneticilerinin “Aralık ayında enflasyonu baskılayalım, Ocak ayında zamları yansıtalım” anlayışının galip geldiği maalesef bir kez daha görülmüştür.
Yılbaşı gecesinden itibaren sermaye/piyasa yöneticilerinin “Giderler artmadan gelirleri artırma” rekabetinin sonucunda etiketleri değiştirme yarışına şahit olduk.
Gelirler 6 ayda bir defa artarken, önümüzdeki 6 ay boyunca giderleri anlık olarak ürünlere yansıtacak sermayedarlar; arz-talep dengesi kadar hakkaniyet/vicdan terazisini de kontrol etmelidir.
‘GELİR VERGİSİ ORANLARI YÜZDE 15’E SABİTLENMELİ’
Asgari ücretin 17 bin 2 olarak belirlenmesi ile birlikte; Gelir Vergisi muafiyeti 2 bin 550 TL Damga Vergisi Muafiyeti ise 151,82 TL oldu.
Gelir vergisi matrahları da yüzde 58,46 yeniden değerleme oranı kadar artarak; yüzde15’lik dilim 110 bin TL, yüzde 20’lik dilim 230 bin TL, yüzde 27’lik dilim ise 580 bin TL olarak belirlenmiştir.
Asgari ücretin bile 6–7’nci ay itibariyle yüzde 20’lik dilime girdiği sistemde; başta sözleşmeli personel olmak üzere kamu görevlileri yıl ortasından itibaren önemli ölçüde vergi ödeyecektir.
Asgari Ücret tutarı kadar gelir vergisi muafiyetine bir adım daha eklenerek, kamu görevlilerinin gelir vergilerinin yüzde15’e sabitlenmesi, alım güçlerinin korunması, kayıplarının önlenmesi gerekmektedir.
‘2024 BEKLENTİLERİN HAYATA GEÇTİĞİ YIL OLMALI’
2024 yılı, daha önceki süreçlerde çalışma hayatına dair gerçekleştirilen düzenlemeleri, yenilikleri ve iyileştirmeleri gölgede bırakacak, önemli adımların ve reformların yaşandığı bir dönem olmalıdır.
7.Dönem Toplu Sözleşme’de Toplantı Tutanağı ile kayıt altına aldığımız; 1. Dereceye 3600 Ek Gösterge düzenlemesi gereği zaman kaybedilmeden, kamu görevlilerimizin ve emeklilerimizin beklediği çalışma yetkili Konfederasyon Memur-Sen ile gerçekleştirilip hayata geçirilmelidir.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun evrensel ilkelere uyumlu hale getirilerek, sendikal özgürlükler artmalı, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kalkmalı ve yetkiyi kısıtlayan düzenlemeler tarihe karışmalıdır.
Kamu Başdenetçisi Sayın Şeref Malkoç’un katılımıyla dün çalışmalarına başladığımız “Kamu Personel Sistemi – Dünü / Bugünü / Yarını” Çalıştayımız, kamu personel sistemindeki eksikliklerin ve aksaklıkların giderilmesi, günün şartlarına uygun hale getirilmesi, kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin artırılması ve statü hukukunun güçlendirilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Nisan ayına kadar konuyu kamu yöneticilerinin, uzmanların, akademik personelin ve sosyal tarafların katılımıyla etraflıca tartışıp, sonucunu rapor halinde paylaşacağız.
2024 yılında beklentimiz, enflasyon beklenti ve tahminlerinin büyük oranda “olumlu” sapması ve tek haneli enflasyon rakamlarının yakalanmasıdır. Kamu görevlileri; “yüksek enflasyon – düşen alım gücü” sarmalından kurtarılmalı, “enflasyon farkı” ile kayıpları önlüyoruz anlayışı son bulmalıdır.”
]]>GEÇİM SIKINTISI SÜRECEK
Yüksek faizler, kontrol altına alınamayan mutfaktaki yangın bugünden itibaren yine vatandaşların yakasını bırakmayacak. Geçim sıkıntı yaşayan milyonlar kredi kartlarına, tüketici kredilerine sarılarak ihtiyaçlarını karşılamaya çabalayacak. Asgari ücretin 17.002 lira olarak açıklanmasından sonra iktidar kanadından gelen demeçlere bakılırsa ocak ayında memur ve memur emeklileri yüzde 50 seviyesinde zam alırken, SGK ve Bağ-Kur emeklilerinin alacağı zam oranın yüzde 37 seviyelerinde kalması büyük tepkilere neden olacak. Yeni yılda da devam edecek tüm bu zorluklara rağmen umudunu kaybetmeyen vatandaşlar, iyi dileklerle 2024’ü karşıladı.

Halkın gündemi zam, enflasyon
Ekonomide ‘faiz sebep enflasyon sonuçtur’ tezinin denendiği Eylül 2021 itibarıyla 1.5 yılda rekorlar kıran enflasyonun 2023 karnesinde yeni zirvelerin işaretleri yer aldı. Türkiye İstatistik Kurumu, verilerine göre yılın ilk ayı olan Ocak 2023’te yüzde 57.68 olan enflasyon, deprem ve iki seçim süreci ile zorlu geçen ilk yarıda baz etkisi ve toplanamayan verilerle haziran ayında yüzde 38.21 olmuştu. Seçim sonrası değişen ekonomi yönetimi ve politikaları ile yeniden çıkışa geçen enflasyonda Kasım 2023’te yüzde 61.98 seviyesi görülürken, 2023’te halkın ve vatandaşın yine ana gündemi geçim sıkıntısı oldu. ENAG enflasyonu aynı dönem için yüzde 129.7 olarak açıklarken Merkez Bankası ise 2023 yıl sonu enflasyon tahminini 58’den yüzde 65’e çıkardı. MB 2024 enflasyon tahmini ise yüzde 33’ten yüzde 36’ya çıkardı.

Borsa İstanbul ‘enflasyon kalkanı’nı mevduata kaptırdı
Türkiye’de enflasyon korkusuyla yatırımcıların akın ettiği Borsa İstanbul, tarihi zirveleri test ettiği 2023 yılını yatay bantta kapattı. BIST 100 endeksi, yılın son işlem gününü yüzde 1 yükselişle 7.470 puandan tamamladı, endekste yükseliş bu yıl yüzde 35.6’da kaldı. Mevduat faizlerindeki hızlı yükselişle borsada, sert çekilmeler yaşandı. 8.5 milyon yatırımcıyı kucaklayan Borsa İstanbul’da 15 Aralık itibarıyla tam 54 şirket halka arz oldu. Borsa İstanbul’a 2024’te yabancı girişlerin olabileceği düşünülüyor.

Benzine 1 yılda %77 zam
Akaryakıt, 2023’te zam yağmuruna yakalandı. Ocakta 19.47 TL olan benzinin litre fiyatı nisana geldiğimizde 22.46 liraya kadar çıktı. Seçimin ilk turu öncesinde, 9 Mayıs’ta ise 19.81 TL’ye düşen benzinin litre fiyatı, üç ayda yüzde 82.4 yükseldi ve 13 Ağustos’ta 36.14 TL’ye çıktı. 16 Temmuz’da Özel Tüketim Vergisi’nin (ÖTV) de artırılmasıyla benzinin litresinden alınan ÖTV tutarı 2.52 liradan 7.52 liraya çıktı. Bununla birlikte 15 Temmuz’da 28.02 lira olan benzinin litre fiyatı 16 Temmuz’da 34.02 TL’yi gördü. 30 Aralık itibarıyla 34.45 TL olan benzin, 12 ayda yüzde 76.9 zamlandı.

Kur korumada erime başladı
Düşük faiz ve baskılanan döviz kurlarını sürdürebilmek için seçim öncesinin gözde aracı Kur Korumalı Mevduat’ta (KKM) erime başlarken, KKM’yi tasfiye için yeni kararlar alınmaya devam ediyor. Eski ekonomi yönetimine göre “çağın buluşu” olan KKM, 18 Ağustos’tan bu yana 756 milyar lira azaldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise 2024’ün “Kur korumalı sisteminin sonlandığı” yıl olacağını söyledi.

Bir EYT çözüldü ikincisi bekleniyor
1999 yılında çıkarılan yasa ile ortaya çıkan emeklilikte yaşa takılanların (EYT) mağduriyeti 3 Mart 2023’te giderildi. Çıkarılan yeni yasayla 8 Eylül 1999 ve öncesinde işe girenler emeklilik hakkı elde ederken 9 Eylül 1999 ve sonrasında işe başlayanlar ise 24 yıldır çalışmalarına rağmen faydalanamadı. İkinci EYT mağdurları yeni yılda çözüm bekliyor.

Dolar yılı 29.55 TL ile kapattı
Döviz fiyatları, yılın son işlem gününde zirvelerini yeniledi. Dolar, en yüksek 29.8525 TL’yi görürken, 2023 yılını 29.5599 TL’den tamamladı. 2022 yılını 18.7015 TL ile sonlandıran doların yıllık getirisi, böylelikle yüzde 58 oldu. Euro fiyatları ise sığ piyasada rekorunu 33.0750 TL’ye taşırken; yıllık kazancı yüzde 63 oldu. İngiliz sterlini ise ilk kez 38 TL’nin üzerini test etti.

Ekonomide U dönüşü
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözleriyle 23 Eylül 2021’de başlayan indirimlerle yüzde 19’dan yüzde 8.5’e kadar düşen faiz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve gelmesinin ardından sert bir politika değişikliği ile son yedi ayda yüzde 42.5’e yükseldi. ‘Nas’ kurallarından U dönüşüne geçildi ve Türkiye, 2023 sonuna kadar faizi toplam 3 bin 400 baz puan yükseltti.
Deprem ve resesyon istihdamı vurdu
İhracat pazarlarındaki resesyon, deprem etkisi ve ekonomik kriz ile sanayiyi işsizlik vurdu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yılın başında 3.4 milyon olan işsiz sayısı Ekim 2023’te 2.9 milyona geriledi. Aynı dönemlerde işsizlik oranı ise yüzde 9.7’den yüzde 8.5’e indi. Ancak gerçek işsiz sayısı ise 8 milyonu aştı. TEPAV tarafından açıklanan verilere göre deprem bölgesinde yer alan 11 çalışan sayısı yıllık olarak 90 bin 164 azaldı. 2023’te en yüksek istihdam kaybı ise yüzde 30 ile ayakkabı ve 200 bin çalışan ile tekstil ve hazır giyim sektörlerinde oldu.
]]>ASGARİ ÜCRET NE KADAR OLACAK?
Asgari ücret için pazarlığın 15.700 liradan açılması bekleniyor.
5 aylık enflasyon yüzde 33.66 gerçekleşti. Aralık enflasyonu aylık yüzde 3 civarında olursa 6 aylık enflasyon en az yüzde 37.3 olabilir. Enflasyon kaybı telafi edilirse asgari ücret en az 15.700 liraya çıkarılabilir. Bu tabloda refah payı verilmezse asgari ücretin, yılın ilk aylarında, açlık sınırının altına düşmesi yine kaçınılmaz olacak.
Farklı senaryolara bakıldığında ise asgari ücret, yüzde 30 artırılırsa 14.822 TL, yüzde 40 artırılırsa 15.962 TL, yüzde 50 artırılırsa 17.103 TL, yüzde 60 artırılırsa 18.243 TL olacak.
ASGARİ ÜCRET NE ZAMAN AÇIKLANACAK?
Asgari Ücret Tespit Komisyonu 2024’te geçerli olacak asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında 3. toplantısını 27 Aralık 2023 Çarşamba günü saat 16.30’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirecek.Toplantı sonrasında 2024 yılı itibariyle geçerli olacak olan asgari ücretin açıklanması bekleniyor.
ASGARİ ÜCRET NE KADAR?
Asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 13 bin 414 lira 50 kuruş, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 11 bin 402 lira 32 kuruş olarak uygulanıyor.
Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 15 bin 762 lira 4 kuruş. Bunun 13 bin 414 lira 50 kuruşunu brüt asgari ücret, 2 bin 79 lira 25 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 268 lira 29 kuruşunu işveren işsizlik sigorta primi oluşturuyor.

‘AÇLIK SINIRI ALTINDA PAZARLIĞA KAPALIYIZ’
Asgari ücret pazarlığında taraflardan henüz bir rakam duyulmasa da işçi tarafı açlık sınırının altında bir rakamın pazarlık konusu olmayacağını belirtti. Açlık sınırı kasım ayı itibariyle 14 bin 500 TL seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan işçi ve işveren tarafı asgari ücretteki görüş farklılığına rağmen vergi indirimi konusunda mutabık. Her iki taraf, ücretler üzerindeki vergilerin kademeli olarak azaltılmasında hemfikir.
Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon tahminlerinin tutması durumunda açlık sınırı Temmuz 2024’te 18 bin 500 TL’yi, Aralık 2024’te ise 21 bin TL’yi aşacak.
TCMB 2024 sonunda resmi enflasyonun yüzde 36 olmasını bekliyor. Asgari ücrete tek zam olması durumunda yıl sonuna kadar asgari ücrette en az yüzde 36’lık kayıp olacak.
YÖNETMELİKTE “ASGARİ ÜCRETE TEK ZAM” YAZIYOR MU?
Hükümet, yüksek enflasyonun faturasını çalışanlara kesmekte ve 2024’te asgari ücrete tek zam yapmakta kararlı görünüyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, asgari ücret zammıyla ilgili yaptığı açıklamada “Tek zam olacak, çünkü yönetmeliğimizde de öyle” dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da asgari ücrete ilişkin yaptığı açıklamada “Asgari ücret artışı yıl içinde bir kezdir. Bir kez verilecek zamla bu iş biter” demişti.
Ancak mevzuatta yılda tek zam yapılmasına dair herhangi bir ibare bulunmuyor. Yürürlükte olan Asgari Ücret Yönetmeliği’nin yedinci maddesinde “Ücret en geç iki yılda bir olmak üzere belirlenir” ifadesi yer alıyor. Bu madde, asgari ücrete yılda birden fazla zam yapılması önünde yasal hiçbir engel olmadığını gösteriyor.
]]>OVP’nin kamu ve özel sektör için yol haritası niteliğinde olduğuna dikkati çeken Şimşek, mali disiplin, büyümede dengelenme, sürdürülebilir cari açık, rezerv birikimi ve yapısal reformların da OVP’nin temel hedefleri arasında olduğunu anımsattı.
“ENFLASYON BİR SÜRE DAHA YÜKSEK SEYREDECEK”
Sürdürülebilir yüksek büyüme ile birlikte kalıcı refah artışı için fiyat istikrarının ön koşul olduğunu ve bu yüzden programın odağında enflasyonun düşürülmesinin yer aldığını belirten Şimşek, şunları kaydetti:
“Çok hızlı bir şekilde programa baktığımız zaman geleneksel para politikasında sıkılaşma söz konusu. Seçici kredi sıkılaşması da söz konusu. Bir de miktarsal sıkılaştırma var. Bununla birlikte tabii ki gelirler politikası ayağında da hedef enflasyonla ilişkili bir yaklaşım vardı. Bunun sayesinde biz inanıyoruz ki önümüzdeki dönemde enflasyon yıllık bazda 2026 sonunda tekrar tek haneye inmiş olacak. Şu anda enflasyon bu sene için yüzde 65 civarında. Gelecek sene yüzde 36’ya, bir sonraki sene yüzde 14’e ve nihayetinde tek haneye inecek.”
Yıllık bazda enflasyonun bir süre daha yüksek seyredeceğini belirten Şimşek, şöyle devam etti:
“Ama aylık bazda özellikle de çekirdek enflasyona bakarsanız son 3 ayda bir trend var. Bu trend oldukça net. Aylık enflasyonda bir ivme kaybı var ve şu an için çok rahat bir şekilde şunu söyleyebilirim; enflasyondaki ivme kaybı, 2024 yıl sonu hedefimizle aynı patikaya oturmuş durumda. Çekirdek enflasyondaki trend, 2024 yıl sonu hedefi olan yüzde 36 ile uyumlu. Para politikası gecikmeli çalışıyor, para politikasında bugün attığımız adımların gecikmeli etkisi gelecek sene devreye girecek, özellikle yılın ikinci yarısında…”
“ENFLASYON BEKLENTİLERİ HEDEFLE UYUMLU HALE GELECEK”
Bakan Şimşek, beklentiler kanalının da çok önemli olduğunu, son 2 ayda enflasyon beklentilerinde 5 puana yakın bir iyileşme gerçekleştiğini ve piyasanın enflasyon beklentilerinin de gelecek aylarda hedefle uyumlu hale geleceğini bildirdi.
Dezenflasyonun başarılmasıyla birlikte Türkiye’de öngörülebilirliğin artacağını, makrofinansal istikrarın pekişeceğini ve sürdürülebilir yüksek büyümeye ulaşılacağını anlatan Şimşek, aynı zamanda kalıcı refah artışının da sağlanacağını, sermaye piyasalarının derinleşeceğini, işletmelerin uzun vadeli finansmana erişeceğini ve Türkiye’nin küresel rekabet gücünün artacağını kaydetti.
“DEPREM İÇİN HARCANAN VERGİLER, TOPLANANIN 8 KATINI GEÇTİ”
Bakan Şimşek, AKP hükümetlerinin mali disiplinde kendini kanıtladığını belirterek, “Temmuz ayında önemli bir mali konsolidasyona gittik. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim artık aralık ayının sonuna gelmiş durumdayız. Muhtemelen Türkiye’nin bu seneki bütçe açığı OVP’de öngördüğümüzün çok altında olacak. Büyük ihtimalle bu sene bütçe açığı yüzde 5,5 civarlarında, deprem hariç açık ise yüzde 3’ün altında olacak” diye konuştu.
Oluşturulacak mali alanla makroekonomik istikrarı korumanın yanında, yapısal reformlara alan açacaklarını, doğal afetlere karşı çok daha hazırlıklı olacaklarını ve sürdürülebilir bir borç çerçevesiyle nesiller arası adaleti de sağlayacaklarını anlatan Şimşek, son 20 yılda yaşanan depremler nedeniyle oluşan hasarların giderilmesi için yapılan harcamaların, toplanan vergilerin 1,6 katı olduğunu, yenileme ve güçlendirme çalışmaları da eklendiğinde, toplanan vergi gelirinin 8 katını geçtiğini söyledi.
“2,2 TRİLYON VERGİDEN VAZGEÇİYORUZ”
Bakan Şimşek, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı sürdürülebilir yüksek büyümeyi kalıcı kılmak için reel sektörü desteklediklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024 yılında 2,2 trilyon TL vergiden vazgeçiyoruz, biz buna vergi harcaması diyoruz, bunu da ülkemizin kalkınması için yapıyoruz. Reel sektörü üretime ve yatırıma teşvik etmek noktasında, çeşitli vergi destekleri de sunuyoruz. 2024 yılında AR-GE faaliyetlerini ve yatırımları teşvik etmek için 530 milyar lira vergiden vazgeçiyoruz. Asgari ücrete kadar ücretlerden gelir vergisi alınmamasının 2024 yılındaki maliyeti de toplam 630 milyar liradır.”
Türkiye’nin dış ticaret açığını incelediklerini ve bu açıkta büyük rol oynayan, önemli kalem olan 284 ürün belirlediklerini belirten Şimşek, bu ürünleri üretebilecekler için Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) uygulamasını da yeniden yapılandırdıklarını ve 1 milyar lirayı aşan yatırım projeleri için 2 yılı ödemesiz, 10 yıl vadeli, uygun faizli kredi sağlamak üzere 3 yıl için 300 milyar lira limit tahsis edildiğini bildirdi.
“KİMSEDEN PARA İSTEMEDİM”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, küresel doğrudan yatırımlara da değindi.
Küresel doğrudan yatırımların milli gelire oranının yüzde 2’nin üstüne çıkacağına inandığını dile getiren Şimşek, böylece gelecek dönemde cari işlemler açığını borç yaratmayan kaynaklarla finanse etme imkanının oluşacağını ifade etti.
Bakan Şimşek, OVP’nin başarılı bir şekilde çalıştığına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bakın risk primimiz düştü, bu çok önemli. Şu anda ülke risk primimiz (CDS) 284 seviyesinde. Hedefimiz gelecek sene ülke risk primimizin 200 baz puanın altına düşmesidir. Kurdaki dalgalanmalar azaldı, ülkemize yönelik yabancı yatırımcı ilgisi arttı, bankaların ve reel sektörün dış borç çevirme oranları yükseliyor. Düşen cari açık ve artan sermaye girişleri ile brüt rezervler mayıs ayına göre 44,1 milyar dolar yükseldi. Bana ‘Çok ülke dolaştınız, Türkiye’ye para gelmedi.’ dediler. Ben de dedim ki ‘Yurt dışı seyahatlerimde kimseden para istemedim.’ ‘Türkiye’nin acil dış kaynağa ihtiyacı var, gelin bize para verin.’ demedik. Programımızı anlattım, ‘Dijital dönüşüm olacak, gelin yatırım yapın.’ dedik. ‘Yeşil dönüşüm olacak, gelin yatırım yapın.’ dedik. Yurt dışı seyahatlerimde Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelinden ve sunduğu fırsatlardan bahsettim.”
“DERECELENDİRME KURULUŞLARI PİYASANIN GERİSİNDE”
Merkez Bankasının hem brüt hem de net rezervlerinin siyasi istikrar pekiştikten sonra, belirsizlik azaldıktan sonra, yani Cumhurbaşkanı seçiminden sonra çok hızlı şekilde arttığını ve şu an itibarıyla 142,5 milyar dolar civarına geldiğini belirten Şimşek, şunları aktardı:
“Net rezervler eksi deniyor. Bu konuya açıklık getirmek istiyorum. Uluslararası normlara göre yapılan hesaplamayı dikkate alır ve yurt dışından aldığımız swapları çıkartırsak, Türkiye’nin net rezervleri 17-18 milyar dolar artıda. Cari açıktaki daralma, portföy tercihleri ve yurt dışından portföy girişiyle rezervlerimizi kalıcı bir şekilde güçlü seviyelerde tutacağız.”
Türkiye’nin dış borcunun piyasa fiyatlamasının 2 veya 3 kademe daha yüksek kredi notuna tekabül ettiğine dikkati çeken Şimşek, “Kredi derecelendirme kuruluşları, piyasanın gerisinde. Önümüzdeki süreçte kredi notunda da artışlar göreceğiz” değerlendirmesini yaptı.
]]>