Eser – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Tue, 30 Jul 2024 21:32:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Fransa sansür istedi, İstanbul’daki sergi iptal oldu https://www.foxhaber.com.tr/fransa-sansur-istedi-istanbuldaki-sergi-iptal-oldu/ https://www.foxhaber.com.tr/fransa-sansur-istedi-istanbuldaki-sergi-iptal-oldu/#respond Tue, 30 Jul 2024 21:32:16 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=9266 Fransız Kültür Merkezi, bugün yapılması planlanan “Olimpiyat Oyunları” temalı sokak sanatı sergisinin iptal olduğunu davetlilere attığı maille duyururken, iptal nedenini kamuoyuna açıklamadı.

Fransız Başkonsolosluğunun Gazze konulu tablonun sergilenmesine izin vermediği için sergiyi iptal etmek zorunda kaldığı öğrenildi.

Çalışması sansüre maruz kalan ve diğer sanatçılar tarafından da sansüre karşı desteklenen grafiti sanatçısı Muhammed Emin Türkmen, yaşananlarını anlattı.

MET takma adıyla tanınan Türkmen, Gazze konulu çalışmasına sansür uygulanmasına diğer sanatçıların da tepki gösterdiğini ve serginin Başkonsolosluğun ısrarıyla iptal edilmek zorunda kaldığını dile getirdi.

“GAZZE’YLE İLGİLİ ESER AYLAR ÖNCE GÖRÜŞÜLDÜ”

Yaklaşık 3 ay kadar önce Fransız Kültür Merkezinin kendisi ile iletişime geçerek olimpiyat oyunları temalı sokak sergisine davet ettiğini ve kendisinin de bu davete olumlu yanıt verdiğini söyleyen Türkmen, Gazze ve olimpiyatları birleştiren bir konuya sahip eser ile sergiye katılacağını, bunun için herhangi bir problem olup olmadığını aylar öncesinden ilgililerle görüştüklerini ifade etti.

Dünyanın bir ucunda insanlar katledilirken sadece olimpiyatları konu alan bir sergi yapmanın doğru olmayacağını, bu insanlara ses olmamanın komik, gerçeklikten uzak ve vicdanen rahatsız edici olacağını Fransız Kültür Merkezi yetkilileri ile yaptıkları görüşmede dile getirdiğini kaydeden Türkmen, şunları anlattı:

“Fransız Kültür yetkilileri ve diğer sanatçı arkadaşlar bu talebime olumlu yaklaştılar. Ancak bu süreçte, benden eserimde, herhangi bir hakaret unsurunun bulunmamasını rica ettiler. ‘Fransa sanat ve fikir konusunda özgürlükler ülkesidir.’ dediler ve bu yaklaşım ile açıkçası önce beni mutlu ettiler. Ben zaten hakareti, ifade özgürlüğü olarak kabul eden bir sanatçı değilim. Ancak sonrası konuştuğumuz gibi ilerlemedi.”

“BU SERGİDE OLMAMIN BİR ANLAMI YOK”

Fransız Kültür Merkezi yetkililerinin serginin açılmasına 2 gün kala acil bir toplantı düzenlenmesini talep ettiklerini ve sonrasında eserinin sergide gösterilemeyeceğinin kendisine beyan edildiğini belirten Türkmen, şu ifadeleri kullandı:

“Serginin açılışına 2 gün kala bana bir telefon geldi. Küratörümüz bir toplantı yapmamız gerektiğini belirtti. Toplantıda bana bu sergide bu tema içerisinde eserlerimi sergileyemeyeceğim beyan edildi. Ben de diğer sanatçı arkadaşlarımızın emeğini ziyan etmemek için uğraş verdim. Ancak onlar, alınan bu kararın Fransız Başkonsolosluğunun kararı olduğunu bana ilettiler. Ben eserimde düzeltme yapabileceğimi belirtmeme rağmen konsolosluğun Filistin ile alakalı bir eseri bu sergide görmek istemediklerini belirttiler.”

Türkmen, kendisi ile birlikte sergide eserleri sergilenecek 5 sanatçının emeğinin boşa gitmemesi adına süreci yapıcı bir şekilde çözüme kavuşturmaya çalıştığını, ancak Başkonsolosluk kararının kesin olması nedeniyle programda hazırladığı tablonun sergilenemeyeceği, sadece farklı bir çalışma hazırlaması durumunda programa katılım sağlayabileceğinin kendisine söylendiğini aktardı.

Türkmen, şöyle devam etti:

“Başka bir temaya dönüştüremeyeceksem eserimin sergilenemeyeceği bana iletildi. Ben bu motivasyon ile sergiye katıldım ve en başında çalışacağım konuyu zaten kendilerine iletmiştim. Nitekim en başında bu konuyla ilgili bir problem olmamış, kendileri de bunu kabul etmişti. Fakat bu tutum Başkonsolosluğun kararı ile değişti. ‘Eğer ben oradaki insanların acısını dile getiremeyeceksem zaten benim bu sergide olmamın da bir anlamı yok.’ diyerek çekilme kararı aldım.”

Türkmen ayrıca Fransız Başkonsolosluğunun kararının ardından sergiye katılan diğer 5 sanatçı ve küratörün de “Sen yoksan ve sana bir sansür uygulanacaksa bizim de burada bulunmamızın bir anlamı yok.” diyerek programdan çekildiklerini, bunun üzerine serginin iptal edildiğini açıkladı.

“FİLİSTİN NASIL OLURDU KONUSUNU ANLATMAYA ÇALIŞTIM”

Sergide gösterilmek üzere hazırladığı tablo ile ilgili bilgiler veren Türkmen, şunları söyledi:

“Bu çalışmada konumuz olimpiyatlar olduğu için eserimde, ‘Olimpiyatlar Fransa’da değil de Filistin’de olsaydı nasıl olurdu?’ konusunu anlatmaya çalıştım. Bir an oradaki çocukların kaçışmaları, düşen bombalar canlandı. Bu tablo aslında bize şunu anlatıyor: 2040 olimpiyatlarına katılma ihtimali olan 15 bin çocuk İsrail tarafından öldürüldü. Eserin ismi: Gerçek Olimpiyatlardı (Real Olympics) Bu gerçek olimpiyatlarda bu çocuklara, yarışı kazanması durumunda sadece yaşama hakkı tanınıyor. Yani ikinci olma şansları yok çünkü ölüyorlar. Ben burada bunu anlatmak istedim.”

Hazırladığı tablonun yanı sıra Fransız Kültür Merkezi’nde kendine ayrılan bölümde evrensel barış mesajları, Gazze’de yaşananlar ile dünyanın bakış açısını gösteren ifadelerin yer aldığını belirten Türkmen, hiçbir hakaret unsuruna yer vermemesine rağmen eserine sansür uygulandığını kaydetti. Türkmen, şunları aktardı:

“Bu aslında tek başına bir tablo değildi. Bu tabloların asıldığı bir sokak duvarı oluşturmuştum enstitü içerisinde. O duvara bu tabloları asacaktım. Duvarda Filistin ile ilgili evrensel mesajlar yer alıyordu sevgi, barış ve özgürlük üzerine. Ben bu tabloları o mesajların yer aldığı duvar üzerine asacaktım ancak Başkonsolosluk kararı buna engel oldu, maalesef eserimin sergilenmesine müsaade edilmedi.”

Gazze’de süren katliama karşı sanatı ile Filistinlilere ses olmaya devam edeceğini belirten Türkmen, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“7 Ekim’den bu yana çok ciddi bir sivil katliamı var Filistin’de. Ben anlam veremiyorum, bütün dünya buna seyirci kalıyor. Ben bu süreç başladığından beri her akşam ‘Bu insanlar için acaba ne yapabilirim?’ diye düşünüyor, elimden geldiğince sanatımla oradaki insanlara, çocuklara ses olmak için çabalıyorum. Ben öbür dünyaya inanan bir insanım ve orada katledilen çocukların bir gün benim karşıma çıkıp ‘Biz orada katledilirken sen ne yapıyordun?’ diye soracaklarına inanıyorum. Benim orada onlara verebilecek bir cevabımın olması lazım. Bunu sanatımla yapmaya çalışıyorum. Onlar için yaptıklarım bir işe yarıyor mu bilmiyorum ancak elimden geldiği kadarıyla onlara ses olmaya çalışıyorum, olmaya devam edeceğim.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/fransa-sansur-istedi-istanbuldaki-sergi-iptal-oldu/feed/ 0
Fatih Sultan Mehmet’in şahsi eşyaları Topkapı Sarayı’nda sergileniyor https://www.foxhaber.com.tr/fatih-sultan-mehmetin-sahsi-esyalari-topkapi-sarayinda-sergileniyor/ https://www.foxhaber.com.tr/fatih-sultan-mehmetin-sahsi-esyalari-topkapi-sarayinda-sergileniyor/#respond Sat, 06 Jul 2024 09:00:45 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8642 Henüz 21 yaşındayken, dünya siyaset tarihinin en önemli devletleri arasında gösterilen Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, şehre kazandırdığı eserlerle de asırlar boyu isminden söz ettiriyor. 

Dünyanın en büyük saray müzelerinden biri olan ve mimarisiyle dikkatleri üzerine çeken Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a kazandırdığı en önemli yapı olarak gösteriliyor.

Saray, Sultan Abdülmecit’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar devletin idari merkezi konumundayken 1924’ten itibaren ise müze olarak kullanılıyor.

Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında bulunan ve İstanbul’un sembolik yapılarından biri olan Topkapı Sarayı’nda, Osmanlı dönemine ait koleksiyonlar, mimari yapılar ile yaklaşık 300 bin arşiv belge bulunuyor. 

Askeri dehası ve devlet adamlığı kimliği ile bilinen Fatih Sultan Mehmet bilim, kültür ve sanat alanında da şehre pek çok eser kazandırdı.

Bunların başında ise İstanbul’daki ilk külliye olma özelliğine sahip Fatih Camisi ve Külliyesi geliyor. İstanbul’un fethinden sonra Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen külliyede medrese, kütüphane, darüşşifa, hamam, çarşı ve türbeler yer alıyor. 

Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı eserlerden 20 kapısı, 65 caddesi, 17’den fazla han ve 4 bin dükkanıyla Osmanlı’dan bugüne miras kalan Kapalıçarşı, kente gelen yerli ve yabancı turistlerin en sık ziyaret ettiği yerler arasında bulunuyor. 

Fatih’in ünlü portresi 2020’de İstanbul’a getirildi 

İstanbul’u fethettikten sonra adeta yeniden imar eden Fatih Sultan Mehmet, 3 Mayıs 1481’deki vefatının ardından adını taşıyan Fatih Camisi’ndeki türbeye defnedildi.

Fatih’in kılıçları, kaftanları, zırhları ve yüzükleri gibi şahsi eşyaları günümüze kadar özenle korunarak Topkapı Sarayı’nda sergileniyor. 

Sanata ilgisiyle bilinen Fatih Sultan Mehmet, 1480 yılında diplomatik bir görev için İstanbul’da bulunan Venedikli ressam Gentile Bellini’ye portresini çizdirdi.

Uzun yıllar Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’daki National Gallery’de sergilenen portre, 2020’de İstanbul Belediye Sarayı’na getirildi. 

Yine Bellini tarafından çizilen ve Fatih Sultan Mehmet ile oğlu Cem Sultan’ın resmedildiği varsayılan tablo da İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 2020’de Londra’daki bir müzayededen satın alınarak İstanbul Belediye Sarayı’nda sergilenmeye başladı. 

Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in İtalyan sanatçı Costanzo de Ferrara’ya yaptırdığı, ön yüzeyinde “Bizans İmparatoru Muhammed” yazan ve dünyada sadece 4 adet bulunan madalyon da 2023’te İBB tarafından satın alınıp İstanbul Belediye Sarayı’na getirildi. 

Kılıçları ve kaftanları Topkapı Sarayı’nda sergileniyor 

Milli Saraylar Topkapı Sarayı Daire Başkanı İlhan Kocaman, sarayın Fatih Sultan Mehmet döneminde kullanılmaya başlandığını söyledi. 

Fatih Sultan Mehmet’in 1457’den itibaren fiilen Topkapı Sarayı’nı kullandığı belirten Kocaman, bu sebeple o dönemden kalma Fatih’e ait özel eşyaların da arasında olduğu birçok eserin envanterlerinde bulunduğunu dile getirdi. 

Bu eserlerin başında Fatih Sultan Mehmet’in tahta çıkarken ve kılıç kuşanma törenlerinde kullandığı kılıçların olduğunu aktaran Kocaman, şöyle devam etti: 

“Biz bunların birini Fatih Köşkü dediğimiz mekanda, bir tanesini de silahlar bölümünde sergilemekteyiz. Onun ötesinde kaftanlar arasındaki en önemli eserlerin başında da zırhlı kaftan gelmektedir. 2 tane zırhlı kaftanı var ve bu kaftanlar da ipek olmasına ve içinde zırh olmasına rağmen günümüze kadar çok fazla bir bozulmaya uğramadan gelmiştir. Onun ötesinde yine Fatih Sultan Mehmet’in vefat ettiği zaman üzerindeki kıyafetler de çıkarılmış ve onu da yine biz bu depoda muhafaza etmekteyiz.” 

Eserlerin bugüne kadar gelme sürecini hakkında bilgi veren Kocaman, “Sarayda padişahların bizzat kullanmış oldukları eserler hemen vefatıyla birlikte belli bir düzen içerisinde, örneğin kıyafet ise bohçaya sarılır, üzerine damgası vurulur, envanteri belirlenir ve hazinenin saklanmış olduğu yere konarak muhafaza edilirdi” dedi. 

Söz konusu eserlerin Cumhuriyet döneminde de kayıt altına alındığını, defterlere işlendiğini ve muhafazasının yapıldığını ifade eden Kocaman, “Günümüzde de Milli Saraylar Başkanlığına ait uzmanlarımız tarafından onların kondisyonlarına bakılıyor. Eğer bir bozulma görülürse atölyelerimiz var, atölyedeki uzmanlarımız tarafından restorasyonları ve konservasyonları yapılmaktadır” diye konuştu. 

Topkapı Sarayı’nın genel yapısı Fatih döneminde belirlendi 

Tarihi eserlerin muhafazasının kolay olmadığına dikkati çeken Kocaman, şöyle devam etti: 

“Gerek restorasyonu, gerek konservasyonu, gerekse muhafazası, depoda olsun, tefrişte olsun, vitrinde olsun elbette ki belli kuralar içerisinde yapılması gerekiyor. Bunların çağdaş anlamda muhafazası ve sergilenmesi, Milli Saraylar Başkanlığı olarak biz bunların nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Tarihi bir eserin gerek sergilenmesi gerekse muhafazası için çağdaş önlemler ne ise onların tamamı alınmıştır. Vitrinlerin iklimlendirilmesi, güvenliği gerek kamera ile gerekse alarmlar ile muhafazası sağlanmaktadır. Günümüzde biz bunları bu şekilde muhafaza ediyoruz.” 

Topkapı Sarayı’nda Fatih Sultan Mehmet’e ait eşyalar arasında en dikkat çekenlerin kılıçları olduğunu söyleyen Kocaman, “Topkapı Sarayı’nın Seferlik Koğuşu’nda ‘Elbise-i Hümayun’ diye belirlediğimiz bölümde sergilemiş olduğumuz zırhlı kaftanları öne çıkıyor” dedi. 

Bunların ötesinde birçok eserin sarayın mutfaklarında, silahlar bölümünde ve diğer bölümlerde sergilendiğini belirten Kocaman, Topkapı Sarayı’nda Fatih döneminin en önemli eserinin saraydaki yapılar olduğunu, sarayın genel yapısının Fatih döneminde belirlendiğini belirtti.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/fatih-sultan-mehmetin-sahsi-esyalari-topkapi-sarayinda-sergileniyor/feed/ 0
Selami Şahin: Çok fakir bir aileydik https://www.foxhaber.com.tr/selami-sahin-cok-fakir-bir-aileydik/ https://www.foxhaber.com.tr/selami-sahin-cok-fakir-bir-aileydik/#respond Fri, 03 May 2024 21:27:23 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6881 Sanatçı Selami Şahin Mısırlı bir anne ile Hataylı babadan, Hatay Yayladağ’da bir köyde dünyaya geldiğini belirterek, ilkokul yıllarında bayramlarda öğretmenlerinin kendisine şarkılar söylettiğini aktardı.

Türkçeyi 8 yaşında öğrenen ve o güne kadar Arapça konuşan Şahin, ilkokul öğretmeninin “Günün birinde sen şarkıcı olursun” dediğini belirterek, “İlkokul mezunuyum. Köyde çok fakir bir aileydik. Ben, ‘Şarkıcı olmak için gideceğim’ dedim. ‘Nasıl olur?’ dediler. Annemin, babamın ağlamasını hiç unutmam. 16 yaşımda ayrıldım. Adana, Antakya, Ankara bir ay 15’er gün çalıştım. Buralarda şarkıcı olunmazdı. Öğrendim ki İstanbul’da olunur. Daha 17 yaşına girmeden İstanbul’a geldim” diye konuştu.

O yıllarda Beyoğlu’nda bir otelde çalışmaya başladığını söyleyen Şahin, “Ütü öğrendim, temizlik yaptım. Otelin en üst katında bir oda var, halıları koyuyordum. Halıyla, yorgan öyle yatıyordum, çalışıyordum. O zaman plakçılık Sirkeci’de Doğubank İş Hanı’ndaydı. Daha sonra orada iş buldum” dedi.

“17 YAŞINDA ÜNLENDİM”

Sanatçı, çalıştığı plak şirketinden şarkıcı olmak için yardım istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:

“Onlara ‘Ben şarkıcı olmak istiyorum.’ dedim. ‘Gurbette ömrüm geçecek/Bir daracık yerim de yok’ türküsünden bir kuple okudum. Ayağa kalktılar, ‘Allah Allah ne kadar güzel bir ses bu. Hemen 45’lik yapın’ dediler. O zaman long play bile yoktu. 45’lik yaptık. Üçüncü 45’likte ünlendim. Neye uğradığımı şaşırdım. Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim. Nota bilmem lazımdı. Notayı kitapların yardımıyla kendi kendime öğrendim. Kazandığım paraları da annemlere gönderiyordum. Bildiğim şarkıların notalarını aldım. Onları öğrendim.”

“SEN MEVSİMLER GİBİSİN’İ ALMAN SEVGİLİME YAZDIM”

Müziği çok sevdiğinin altını çizen Şahin, ilk bestesi ‘Sen Mevsimler Gibisin’ ile 4. Altın Kelebek Ödülleri’nde birincilik ödülü aldığını belirterek, “Dünyaya bir daha gelsem, yine müzisyen olurdum. Öncelikle bu bir aşk” değerlendirmesinde bulundu.

Şahin, şarkının söz ve müziğinin kendisine ait olduğunu vurgulayarak, “Şarkıyı Alman sevgilime yazdım. Kumburgaz’da buluştuk, kulübe gittik, geldik. Üçüncü gün baktım yanımda yok. Bir geldim kahvaltı yerine, Almanya’dan sevgilisi gelmiş. Bana, ‘Ne yapayım?’ dedi. Ben de elimde melodika çalıyorum. Kendim öğrenmişim yine dilli kavalla birlikte. Yalancı bir dünyaya benzettim, ‘Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim/Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’ şarkısı böyle çıktı” ifadelerini kullandı.

Sözü ve müziği başka şarkılara benzemeyen, işlenmemiş melodiler üzerine eserler üretmeye çalıştığını kaydeden Şahin, 1970’li yıllarda bir arkadaşının aşk acısından çok etkilenerek “Tanrım” şarkısını yazdığını söyledi.

“ZEKİ MÜREN 50 ŞARKIMI OKUDU”

Selami Şahin, bestekar olarak da her türlü besteye imza attığını söyleyerek, şunları kaydetti:

“Benden kim şarkı istiyorsa onun sesine göre yaptığım besteleri veriyorum ve şarkıyı okurken o sanatçının taklidini yaparak veriyorum. Niye? Eseri daha rahat geçsin diye. İyi bir rejisör oyuncuyu daha iyi oynatır. Benden kim eser istiyorsa onun sesine göre eser veriyorum. Rahmetli Zeki Müren 50 şarkımı okudu. Yıldıray Çınar, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Gönül Akkor, Behiye Aksoy yani Türkiye’de şarkılarımı okumayan kalmadı.”

“Zeki Müren, Taksim’de Maksim Gazinosu’na ‘Selami’ciğim bu akşam gel. Biliyorum çapkınsın, sevgilinle misafirimsin’ dedi. Ben de gittim. Başlamış okumaya. Sahnede, ‘Benim sevgili dostum, hoş geldin şeref verdin eskimeyen dostum’ dedi. O gece ben de ‘Eskimeyen Dostum’ şarkısını yaptım. Ertesi gün aradım, ‘Paşam nasılsınız?’, ‘İyiyim Selami’ciğim, beğendin mi dün geceyi?’ dedi. ‘Çok güzeldi, sizden bir ilham aldım, beste yaptım’ dedim. Hemen gittim. ‘Oku bakalım’ dedi. Ben de onun taklidini yaparak şarkıyı okudum. ‘Benim okumama gerek kalmadı. Aynı benim gibi okuyorsun, helal olsun’ dedi.”

İbrahim Tatlıses’in de 20’nin üzerinde şarkısını okuduğunun altını çizen Şahin, “Onun sesine uygun şarkı verdim. Roman şarkısı ‘Kasımpaşalıyım’ı Güllü ve Kibariye okudu. Ben benden eser isteyen sanatçının sesinin taklidini yaparak, şarkı yazıyorum ki eseri rahat okusun diye” değerlendirmesinde bulundu.

“YAPILMAMIŞI YAPIN, YAZILMAMIŞI YAZIN”

Genç müzisyenlere tavsiyelerde de bulunan sanatçı, “Lütfen yapılmamışı yapın, yazılmamışı yazın. Değişik, sloganlı olsun. Kalıcı şarkılar yapın. 100 şarkı yapacağınıza, bir sıfırı kaldırın, 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun.” açıklamasını yaptı.

Son projesi “Selami Şahin Saygı Albümü”nde birçok genç müzisyenin yer aldığını söyleyen Şahin, “Kime dediysek ‘hayır’ demedi. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Oğlum ve kızım bu işe koşturuyor. 50 şarkıdan fazla yaptık. Yavaş yavaş çıkıyor işte arka arkaya. Okuyan arkadaşlar da kendi sesine göre bir bestemi seçiyor. Haftada bir şarkı yayınlanıyor ve dinlenme oranı çok yüksek. Bu bizi çok mutlu ediyor” dedi.

Selami Şahin, Arapça şarkılar da yazdığını ve Orta Doğu’da çok sevildiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

“Gittiğim zaman, Mısır’da, Lübnan’da yolda yürüyemiyorum. Ben onların sevgisi ile varım. Saygıyla eğiliyorum. Tabii hiçbir zaman, kimseyi benden büyük ya da küçük görmem, Allah’a çok şükür. Mısır’a gittiğimiz zaman bir restoranda yemek yiyeceğiz. Bir baktım benim şarkımı Arapça çalıyorlar. Nasıl oldu? Böyle kaldım. ‘Bu senin eserin, Selami Şahin’ dediler. Mısır, annemin memleketi, gidince insan etkileniyor.”

“BENİ SEVENLERE ÇOK ŞEY BORÇLUYUM”

Oğlu Lider Şahin’in de kendisi gibi besteler yaptığına işaret eden sanatçı, “Lider güzel çalışıyor. İyi söz, iyi müzik olmadan imzasını atmıyor ve o esere çalışmıyor. Ben arkadaşıma balık ısmarlamam, balık tutmasını öğretirim. Yani kendisi yazıyor sözleri, müziği de kendisi yapıyor” ifadelerini kullandı.

Sanatçı Şahin, çok sesli müzik dinlediğini, yerli şarkıları pek fazla etkilenmemek adına dinlemediğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şimdi teknoloji çok ilerledi. Adam bir şarkı yapıyor, hafif dile düşüyor, bir sene sonra bir şey daha yapmadığı zaman unutulup gidiyor. Bir yere gelmek kolay. Orada kalmak önemli. En başta gençlerimize sesleniyorum; slogan kelimeleri kullansınlar. Mesela sevgilin, komşun, dostun, arkadaşın, iş ortağın olur, ‘Yeter be seninle başım dertte. Vallahi ne yapacağım bilmiyorum’ dersin. İşte slogan. Ya da ‘Bir sevgilim vardı, onu sevmedim, ayrıldık. Ona alıştım’. Yani ‘Alışmak sevmekten daha zor’. ‘Vallahi benim en iyi dostum içkim, sigaram. Onlar da terk ederdi, olmazsa param’ gibi. Yani sözlerle slogan şart.”

Sanat hayatında 58 yılı geride bırakan Şahin, “Şarkılarımı okumayan kalmadı. Bu kadar çok besteyi tutturdum. Şükürler olsun Allah’a, mutluyum. Beni sevenlere çok şey borçluyum. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Selami Şahin varsa onların sevgisiyle var.” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/selami-sahin-cok-fakir-bir-aileydik/feed/ 0
Türk edebiyatının milli hafızası: Samiha Ayverdi https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinin-milli-hafizasi-samiha-ayverdi/ https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinin-milli-hafizasi-samiha-ayverdi/#respond Sun, 21 Apr 2024 21:45:31 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6404 Roman, hikaye, tarih, anı, düz yazı, şiir gibi farklı alanlarda birçok esere imza atan yazar, mütefekkir ve mutasavvıf Samiha Ayverdi’nin vefatının üzerinden 31 yıl geçti.

Ayverdi, 25 Kasım 1905’te Meliha Hanım ile Piyade Kaymakamı Yarbay İsmail Hakkı Bey’in ikinci çocuğu olarak İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya geldi.

Sanat tarihçisi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin kardeşi olan usta yazarın, baba tarafı Ramazanoğullarına, anne tarafı ise Bektaşi dervişi Gül Baba’ya kadar uzanıyor.

Babasının kütüphanesiyle kendisini yetiştirdi

Samiha Ayverdi, henüz 3-4 yaşındayken babasının kendi evlerinde düzenlediği ve Ziya Paşa, Cevdet Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa ile ressam Ali Rıza Bey’in yer aldığı selamlık sohbetlerine katıldı.

Mahalle mektebine 5 yaşında başlayan usta edebiyatçı, babasının zengin kütüphanesiyle kendini yetiştirdi.

Samiha Ayverdi, Süleymaniye Kız Numune Mektebi’nden 1921’de mezun olduktan sonra tarih, tasavvuf, felsefe ve edebiyat alanlarında aldığı özel derslerle eğitim hayatını sürdürdü.

İyi derecede Fransızca bilen ve keman çalan Ayverdi, ruhen ve fikren anlaşamadığı, kaymakam olan eşinden kızı Nadide’nin doğumundan sonra ayrıldı, bir daha evlenmedi.

Kenan Rıfai, hayatının dönüm noktası oldu

Annesi sayesinde tanıştığı, mütefekkir ve mutasavvıf Kenan (Rifai) Büyükaksoy, yazarın hayatında önemli bir rol oynadı. Yazarlığa Kenan Rifai aracılığıyla adım atan Ayverdi, ilk yazılarını Necip Fazıl Kısakürek’in yayınladığı “Büyük Doğu” dergisinde okurla buluşturdu.

Ayverdi’nin yazıları “Resimli İstanbul Haftası”, “Fatih ve İstanbul”, “Türk Yurdu”, “Havadis”, “Ölçü”, “Hür Adam”, “Anıt”, “Türk Kadını”, “Tercüman”, “Kubbealtı Akademi Mecmuası” ve “Türk Edebiyatı” adlı dergilerde de okuyucuyla buluştu.

Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşuna genç yaşta tanık olan Ayverdi’nin,”Aşk Budur” adlı ilk romanı 1938’de yayınlandı.

Usta edebiyatçı, tarih ve medeniyet konularını eserlerine taşıdı, 1946’ya kadar tasavvuf ve manevi aşk üzerine roman ve hikaye kitapları yazdı. Sonraki yıllarda ise edebi hayatına tarihi ve sosyal içerikli biyografi, hatıra, mektup, makale ve inceleme türündeki eserlerle devam etti.

Mutasavvıf edebiyatçılardan etkilendi

Mevlana, Muhyiddin-i Arabi, Hafız ve Şeyh Sadi Şiraz’dan etkilenen Samiha Ayverdi, bir yandan da Batı edebiyatını ve dünya düşünce akımlarını takip etti.

Ayverdi, hayatı boyunca yaklaşık 50 eser kaleme aldı. Yaşadığı dönemde batılılaşmayla meydana gelen değişimi ve bu değişimin toplumda sebep olduğu sorunları ve çözümleri romanlarına taşıyan yazar, eserlerinde Türkçeyi yalın ve titizlikle kullandı.

Kaleme aldığı “İbrahim Efendi Konağı”nda, kişisel anılarından yola çıkarak, konak hayatını, “Mesihpaşa İmamı” romanında ise sevgiden yoksun ve sahip olduğu değerlerin farkında olmayan bir din adamını anlattı.

Samiha Ayverdi, Türkiye’deki milli eğitim ve kültür alanında yaşadığı boşluklardan ve hatalardan yola çıkarak, “Milli Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız” adlı eseri hazırladı.

Milli kültür ve manevi değerler adına birçok hizmette bulundu

Mevlana’nın anıldığı ve hala devam eden “Şeb-i Arus” merasimlerinin ilk kez 1954’te yapılmasına öncülük eden Ayverdi, dönemin halk aşıklarına ulaşarak çeşitli derlemeler yapan, kasetler hazırlatan ve Yunus Emre’nin şiirleriyle ilahileri yayınlayan “Yeni Doğuş Cemiyeti” derneğinin kurucuları arasında faaliyet gösterdi.

Ayverdi, aksiyoner ve birleştirici mizacıyla bazı sosyal ve kültürel kurumların oluşmasını teşvik etti ve İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul Enstitüsü ve Yahya Kemal Enstitüsü’nde üye olarak yer aldı.

Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi ile Kubbealtı Akademisi’nin kurucu üyesi olan Ayverdi, 1969-1980’de çeşitli Avrupa ülkelerine seyahatler yaptı. Bu seyahatlerde aldığı notları “Yeryüzünde Birkaç Adım” adlı eserinde bir araya getirdi.

Yazar Ayverdi, çevreye duyarlılığı ile de dikkati çekti. Fatih’te İtfaiye durağından Edirnekapı’ya kadar devam eden Fevzipaşa Caddesi’nde ve Koyunbaba Parkı’nda ağaçlandırma çalışması yapılmasına vesile oldu.

Ödülleri

Birçok ödüle de değer görülen Samiha Ayverdi’ye, 1978’de “Türkiye Milli Kültür Vakfı Armağanı”, 1984’te Milli Kültür Vakfı tarafından “Türk Milli Kültürüne Hizmet Şeref Armağanı”, 1985’te “Boğaziçi Başarı Ödülü”, 1988’de Türkiye Yazarlar Birliği’nce “Yılın Dil Ödülü” ve 1992’de Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği tarafından “Üstün Hizmet Ödülü” verildi.

Ayverdi ayrıca 13 Mayıs 1990’da Başbakanlık Aile Araştırmaları Kurumundan şükran beratı aldı.

Hakkında çeşitli doktora ve yüksek lisans tezleri hazırlanan yazarın birçok eseri, İngilizce, Arapça, Azerbaycan Türkçesi, Almanca ve Urduca’ya çevrildi.

Fatih’te 22 Mart 1993’te 87 yaşındayken vefat eden Ayverdi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

Ayverdi’nin bazı eserleri şöyle:

“Batmayan Gün”, “Mabette Bir Gece”, “Ateş Ağacı”, “Yaşayan Ölü”, “Yolcu, Nereye Gidiyorsun?”, “İstanbul Geceleri”, “Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fatih”, “Boğaziçi’nde Tarih”, “Misyonerlik Karşısında Türkiye”, “Türk Rus Münasebetleri ve Muharebeleri”, “Türk Tarihinde Osmanlı Asırları”, “Abide Şahsiyetler”, “Kölelikten Efendiliğe”, “Yeryüzünde Birkaç Adım”, “Bağ Bozumu, “Dile Gelen Taş”, “Ratibe”, “İki Aşina”, “Ezeli Dostlar”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinin-milli-hafizasi-samiha-ayverdi/feed/ 0
Ayakapı Hamamı’nın durumu içler acısı: Tarihe çuvallı ‘önlem’ https://www.foxhaber.com.tr/ayakapi-hamaminin-durumu-icler-acisi-tarihe-cuvalli-onlem/ https://www.foxhaber.com.tr/ayakapi-hamaminin-durumu-icler-acisi-tarihe-cuvalli-onlem/#respond Fri, 05 Apr 2024 21:39:20 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5692 Fatih’te 2. Selim’in eşi Nurbanu Valide Sultan tarafından 1582 yılında Mimar Sinan’a yaptırılan Ayakapı Hamamı, 2 milyon dolara satışa çıkarıldı. Ana kapısı kum çuvallarıyla 1 aydır kapalı olan ve çürümeye yüz tutan hamamı yerinde inceleyen tarihçi-yazar Mehmet Dilbaz “Bu yapının acilen restore edilmesi veya bir kültür merkezine dönüştürülmesi gerekmekte. Bu yapı tamir edilmezse en fazla 20-25 yıl içerisinde çökecek ve bu yapı çöktükten sonra ayağa kaldırma şansınız olmayacak” dedi.

2 MİLYON DOLAR DEĞERİNDE

Mimar Sinan’ın 1582 yılında inşa ettiği Ayakapı Hamamı, bakımsızlıkla gündemde. Haliç manzarasına hakim bir konumda bulunan Ayakapı Hamamı, 67 yıl önce özel mülk haline getirildikten sonra kaderine terk edilmiş durumda. 2. Selim’in eşi Nurbanu Valide Sultan’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Balat’taki Ayakapı Hamamı’nın duvarları tabela ve ilanlarla doldu.

Hamamın üst bölümünde çalılar, ağaçlar ve çatısındaki tahribatın yanında alt bölümde biriken çöplerle iç karartıcı bir manzara göze çarpıyor. Hamamın ana giriş kapısı ise kum çuvallarıyla kapatılmış durumda. 442 yıllık eser, 2 yıl önce 33 milyon liraya satışa çıkarılırken, bugünki fiyatı ise 2 milyon dolar olarak belirlendi. Tarihçi Mehmet Dilbaz, özel mülk statüsündeki bu eserin sahipsiz bırakılmasını eleştirirken, kültürel mirasın somut adımlarla korunması gerektiğini vurguladı.

SİNAN’IN SON ESERİ

Dilbaz, şöyle konuştu:

– Bu hamam, son derece önemli çünkü Mimar Sinan, 1588 yılında vefat etti ve bu yapı, onun vefatından önce inşa ettiği son eserdir. Tarihsel açıdan büyük bir öneme sahiptir çünkü oldukça sanatsal bir eser olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki, Cumhuriyet döneminden sonra, yaklaşık olarak 1940’lara kadar bu hamam, hamam olarak kullanılmaya devam etmiş. Henri Prost tarafından 1930’lu yıllarda çizilen İstanbul’un yeni nazım planı çerçevesinde, şu an bulunduğumuz Ayakapı-Balat-Haliç hattı, İstanbul’un yeni sanayi bölgesi olarak ilan edilmiştir” dedi.

“ADNAN MENDERES TARAFINDAN SATILMIŞ”

Hamamın geçmişi hakkında bilgi veren Mehmet Dilbaz “Tam bulunduğumuz alan bu Ayakapı civarına da keresteciler yerleştirilmiş. Bu hamamı da o zamanlar depo yapılmak üzere kiralanmıştır vakıflar tarafından. Ancak çok enteresan bir şekilde, 1957 yılında bu yapı, Adnan Menderes tarafından gerçekleştirilen yeni imar planı çerçevesinde, bu bölgedeki bazı eserler satışa çıkarılmış ve bu yapı şu anki sahibinin atalarına satılmıştır. Bu yapı 1960’larda ve 1970’lerde Kereste Deposu olarak kullanılmıştır” diye konuştu.

“20-25 YIL İÇERİSİNDE ÇÖKECEK”

Dilbaz, “Ünlü tarihçimiz Reşat Ekrem Koçu, 1960 yılında bu yapı kereste deposu olarak kullanılırken, buraya gelip ziyaret ettiğinde içinde orijinal, Sultan III. Murad döneminde Mimar Sinan tarafından yaptırılan bütün fresklerin ve süslemelerin parça parça durduğunu söylüyor. 1960 yılında bile bu hamamın içindeki pek çok kıymetli parça o zamanki sahipleri tarafından satılmıştır. Daha sonra tabii ki günümüzde o fresklerden ve süslemelerden hiçbir iz kalmamıştır” dedi.

Dilbaz, yapının çökebileceğini belirterek şunları söyledi:

– Daha sonra bu yapı özellikle yakın dönemde, yani son 10 yıl içinde, şimdiki sahipleri tarafından defalarca satışa çıkarılmıştır ve çok yüksek meblağlar doğal olarak talep edilmiştir. Burada şu anki sahiplerine kızacak bir durum yok. Neticede bu adamın şahsi mülküdür. Ancak bu yapının acilen restore edilmesi veya bir kültür merkezine dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu yapı tamir edilmezse en fazla 20-25 yıl içerisinde çökecek ve bu yapı çöktükten sonra ayağa kaldırma şansınız olmayacak.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ayakapi-hamaminin-durumu-icler-acisi-tarihe-cuvalli-onlem/feed/ 0
İstanbul’un fethine giden yolu açan cesur sultan: Yıldırım Bayezid https://www.foxhaber.com.tr/istanbulun-fethine-giden-yolu-acan-cesur-sultan-yildirim-bayezid/ https://www.foxhaber.com.tr/istanbulun-fethine-giden-yolu-acan-cesur-sultan-yildirim-bayezid/#respond Sat, 30 Mar 2024 21:03:29 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5366 Babası 1. Murad’ın (Hüdavendigar), 1. Kosova Savaşı’nda 1389’da şehit edilmesinin ardından tahta geçen Bayezid’e, kararlarını hızlıca alıp hayata geçirmesi ve seri bir şekilde at kullanmasından dolayı “Yıldırım” lakabı verildi.

Anadolu Türk birliğinin sağlanması için çalışan ve birçok beyliği Osmanlı Devleti’ne katarak sınırlarını genişleten Bayezid, 1396’da “Orta Çağ’ın sonuncu büyük Haçlı Seferi” olarak da anılan Niğbolu Savaşı’nda, Avrupa devletlerinin ordularından oluşan Haçlı Ordusu’nu yenerek önemli bir zafer kazandı.

En büyük ideali İstanbul’u fethetmek olan ve Boğaz’a, öncelikle deniz yardımının kesilmesi gerektiği düşüncesiyle Anadolu Hisarı’nı inşa ettiren Yıldırım Bayezid, şehri defalarca kuşatmasına rağmen bu hedefine ulaşamadı.

Timur İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk hükümdarı Timur’la 1402’de karşılaştığı Ankara Savaşı’nda yenilerek esir düşen Yıldırım Bayezid, 8 Mart 1403’te 49 yaşındayken vefat etti.

Ulu Cami başta olmak üzere zaviye, medrese, imaret, han, köprü, darüşşifa gibi yapılarla kentin Bursa’nın silüetini oluşturan Sultan Bayezid’in türbesi, Yıldırım ilçesindeki Yıldırım Külliyesi’nde bulunuyor.

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Doğan Yavaş, AA muhabirine, Yıldırım Bayezid’in askeri idare gücü yüksek, cesur ve hareketli bir kişiliğe sahip olduğunu söyledi.

Yavaş, padişahın tahta geçmesinin ardından 1. Bayezid olarak adlandırıldığını belirterek, “Daha sonra da özellikle Niğbolu Muharebesi’nde kale komutanı Doğan Bey’e yardıma gidip ‘Doğan’ diye seslenmesi, yıldırım gibi gidip gelmesi, ‘Yıldırım’ unvanı, mahlasını almasına birçok sebepten sadece biridir” dedi.

Kısa ömrüne pek çok eser sığdırdı

Yıldırım Bayezid’in çok heyecanlı, atak ve ileri görüşlü olduğunu aktaran Yavaş, onun en büyük hayalinin İstanbul’u fethetmek olduğunu vurguladı.

Akçahisar olarak da bilinen Anadolu Hisarı’nı Yıldırım Bayezid’in inşa ettirdiğini, daha sonra Fatih Sultan Mehmed’in Rumeli Hisarı’nı yaptırdığını dile getiren Yavaş, şöyle devam etti:

“Bunlar bir plan, bir stratejinin devamı. Parça parça değil yani. Bursa’nın gelişimi de aynı bu şekilde. Onun planlarına bakıyoruz, inşa faaliyetlerine, daha şehzadeyken Mudurnu Külliyesi’ni yaptırarak başlıyor. Mudurnu Hamamı’na, Mudurnu Camisi’ne 20 metre çapında kubbe yaptırıyor. O dönem için 14. yüzyıl ortaları için çok büyük bir rakam. Zaten o zaman ‘Bu şehzade, ele avuca sığmaz’ diye söylemler başlıyor.”

Yavaş, Yıldırım Bayezid’in Anadolu ve Balkanlar’da önemli eserlerinin bulunduğunu, döneminde sadece Bursa’ya 47 yapı kazandırdığını bildirdi.

Atak, her tarafa koşturan, müdahale eden, devleti ayağa kaldırmaya çalışan sultanın bu eserleri bir araya getirmiş olmasına dikkati çeken Yavaş, “Önü arkası sağı solu Bizans ve surlarla çevrili bir coğrafyada sultanlık yapmak kolay değil. Bunca gaile arasında bu kadar eseri ortaya koyması hakikaten çok önemli” ifadesini kullandı.

Osmanlı Devleti’ne mimari, sosyolojik ve ekonomik olarak pek çok şey katan Sultan’ın, 14’üncü yüzyılın son çeyreğinde muhteşem bir yapı olan Yıldırım Külliyesi’ni, daha sonra Ulu Cami’yi inşa ettirmesinin, eşsiz benzersiz bu eserleri ortaya koymasının hep en iyisini, en büyüğünü, en güzelini yapma idealinin birer yansıması olduğunu anlattı.

Yıldırım Bayezid’in özellikle eğitime büyük önem verdiğine değinen Yavaş, “Yazarlara, şairlere, bilim adamlarına çok büyük imkanlar tanıyor ve kendisinden sonra da zaten Tebriz’den büyük ustalar, bilim adamları gelip, gelişmekte olan Osmanlı Devleti’ne her türlü katkıyı sunuyorlar. Dolayısıyla Yıldırım Bayezid kendinden önce çizilen stratejiyi kendi yaradılışındaki o heyecan, o hareketlilikle biraz daha hızlandırıyor. Kısa ömrüne bu kadar eser sığdırması, devlete yaklaşık 4’te birden fazla toprak kazandırması zaman zaman bizi ‘Bu kadar erken vefat etmeseydi kim bilir daha neler yapardı?’ diye düşünmeye zorluyor” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/istanbulun-fethine-giden-yolu-acan-cesur-sultan-yildirim-bayezid/feed/ 0
Anadolu’nun güçlü sesi: Yaşar Kemal https://www.foxhaber.com.tr/anadolunun-guclu-sesi-yasar-kemal/ https://www.foxhaber.com.tr/anadolunun-guclu-sesi-yasar-kemal/#respond Sun, 10 Mar 2024 21:09:34 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4472 Gerçek adı Kemal Sadık Gökçeli olan usta yazar, Nigar Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak Osmaniye’de 6 Ekim 1923’te dünyaya geldi.

Acılarla dolu bir çocukluk geçiren Kemal, 3 yaşında bir kaza sonucu sol gözünü kaybetti.

Babasının, evlat edindiği Yusuf tarafından camide namaz kılarken, gözünün önünde öldürülmesi, yazarın yaşamında derin izler bıraktı.

Usta edebiyatçının doğaya, etrafına ve içinde yaşadığı topluma duyduğu ilgi, yaşamındaki en büyük ilham oldu.

Yaşar Kemal, ilkokula gitmeden önce “Aşık Kemal” mahlasıyla ilk şiir denemelerini yaptı ve kaleme aldığı ilk şiiri “Seyhan”, 1939’da Adana Halkevi Dergisi’nde yayımlandı.

“Ağıtlar” adlı ilk kitabı 1943’te yayınlandı

Ortaokula 1941’de başlayan ancak son sınıfta sağlık sorunları ve edebiyata aşırı ilgisinden ötürü yatılı öğrencilik hakkını kaybeden Kemal, ırgat katipliği, memurluk, ırgatlık, inşaat denetçiliği, öğretmen vekilliği ve arzuhalcilik gibi farklı işlerde çalıştı.

Şiirleri 1940’lı yıllarda “Çığ”, “Ülke”, “Millet”, “Kovan” ve “Beşpınar” dergilerinde okurla buluşan yazarın 1940-1941’de Çukurova ile Toroslar’dan derlediği ağıtları içeren “Ağıtlar” adlı ilk kitabı, 1943’te Adana Halkevi tarafından yayımlandı.

Yaşar Kemal, 1946’da askerliğini yaptığı Kayseri’de ilk uzun hikaye kitabı “Pis Hikaye”yi kaleme aldı. 1950’de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanan yazar, bir süre cezaevinde yattı.

İstanbul’a 1951’de taşınan usta yazar, yazarlık serüvenine artık “Yaşar Kemal” imzasıyla devam etme kararı aldı ve 1963’e kadar Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazdı.

Yazılarında Anadolu insanının ekonomik ve toplumsal sorunlarını anlatmaya çalışan Yaşar Kemal’in kaleme aldığı “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” başlıklı röportajı, Gazeteciler Cemiyetince “Özel Başarı Armağanı”na layık görüldü.

Sultan 2. Abdülhamid’in doktoru Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Serrero ile 1952’de evlenen Kemal, eserlerinin bazılarını yabancı dillere çeviren eşi sayesinde Avrupa’da da tanınmaya başladı.

“Bebek”, “Dükkancı” ve “Memet” adlı hikayelerinin de içinde bulunduğu “Sarı Sıcak” kitabını 1952’de kaleme alan Kemal, kitabında yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu ve insan ile doğa çatışmasını konu edindi.

İnce Memed 40 dilde yayınlandı

Yaşar Kemal’in ilkini 1955’te yazdığı 4 seri halindeki “İnce Memed” romanı, usta yazarın edebiyat serüveninde ayrı bir sayfa açtı.

Kırktan fazla dile çevrilen serinin ilk romanı 1956’da Varlık Roman Armağanı’na, üçüncü romanı ise 1985’te Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Edebiyat hayatının yanı sıra siyasi faaliyetlerde de yer alan Yaşar Kemal, 1967’de çıkarmaya başladığı “Ant” adlı derginin eklerinden biri sebebiyle 18 ay hapse mahkum oldu. Daha sonra bu karar, Yargıtay tarafından bozuldu.

Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğrayan usta yazar, 1974-1975’te Türkiye Yazarlar Sendikasında Genel Başkan olarak görev yaptı.

Ünlü yazar, eserlerinde sade ve akıcı bir üslup kullanmayı tercih ederken, roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramını işledi.

Yaşar Kemal’in “İnce Memed”in de aralarında bulunduğu 9 eseri beyazperdeye aktarıldı ve birçok eseri tiyatroya uyarlandı. Kitaplarında Anadolu’nun efsane ve masallarından da yararlanan yazar, 1970’ten sonra yazdığı romanlarında ise şehir insanının hayatını ele aldı.

20’den fazla uluslararası ödül aldı

Birçok önemli ödüle değer görülen usta edebiyatçı, 1993’te Kültür ve Turizm Bakanlığı Büyük Ödülü, 2008’de ise edebiyat dalında “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nün sahibi oldu.

Yaşar Kemal, “Uluslararası Cino del Duca ödülü”, “Legion d’Honneur nişanı”, “Commandeur payesi”, “Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı”, “Premi Internacional Catalunya”, Fransa tarafından verilen “Legion d’Honneur Grand Officier rütbesi” ve Alman Kitapçılar Birliğinin verdiği “Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü” başta olmak üzere 20’yi aşkın uluslararası ödül de aldı.

İkisi yurt dışında olmak üzere 7 üniversiteden fahri doktora alan yazar, 1973’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilerek dünya çapında adından söz ettirdi. Daha sonra birkaç kez daha Nobel’e aday gösterilen Yaşar Kemal, hiçbir adaylığında ödülü alamadı.

Şiir, öykü, roman, anı, röportaj, derleme, söyleşi, deneme, oyun, fıkra, makale ve senaryo gibi birçok edebi türde eser kaleme alan başarılı yazar, Türk edebiyatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü ve şiir alanında bir eseri miras bıraktı.

Yaşar Kemal, solunum yetmezliği şikayetiyle tedavi gördüğü hastanede, çoklu organ yetersizliği ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle 28 Şubat 2015’te 92 yaşında vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Usta yazarın bazı roman ve eserleri şöyle:

“Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)”, “Yusufçuk Yusuf (1975)”, “Yılanı Öldürseler (1976)”, “Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)”, “Kuşlar da Gitti (1978)”, “Deniz Küstü (1978)”, “Yağmurcuk Kuşu (1980)”, “Kale Kapısı (1985)”, “Kanın Sesi (1991)”, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997)”, “Karıncanın Su İçtiği (2002)”, “Tanyeri Horozları (2002)” “Çıplak Deniz Çıplak Ada / Bir Ada Hikayesi”, “Tek Kanatlı Bir Kuş, 2013”, çocuk romanı “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977)” destansı roman “Üç Anadolu Efsanesi (1967)”, “Ağrıdağı Efsanesi (1970)”, “Binboğalar Efsanesi (1971)”, “Çakırcalı Efe (1912)”

Röportaj ve denemeleri arasında ise şu eserler yer alıyor:

“Yanan Ormanlarda Elli Gün”, “Çukurova Yana Yana”, “Peri Bacaları”, “Bunların hepsini Bu Diyar Baştan Başa”, “Allah’ın Askerleri”, “Röportaj Yazarlığında”, “Çocuklar İnsandır”, “Ağıtlar”, “Taş Çatlasa”, “Baldaki Tuz”, “Gökyüzü Mavi Kaldı”, “Ağacın Çürüğü”, “Sarı Defterdekiler”, “Ustadır Arı”, “Zulmün Artsın”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/anadolunun-guclu-sesi-yasar-kemal/feed/ 0