Etki – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Tue, 23 Apr 2024 21:12:28 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Tükenmişlik sendromuna kapılmadan iyi bir lider olmak için beş öneri https://www.foxhaber.com.tr/tukenmislik-sendromuna-kapilmadan-iyi-bir-lider-olmak-icin-bes-oneri/ https://www.foxhaber.com.tr/tukenmislik-sendromuna-kapilmadan-iyi-bir-lider-olmak-icin-bes-oneri/#respond Tue, 23 Apr 2024 21:12:28 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6477 Kellogg Okulu’nda pazarlama alanında kıdemli öğretim üyesi ve yönetici koçu olan Sanjay Khosla, liderliğe giden yolun her zaman açık olmadığını söylerken “Daha verimli olmak ve daha çok çalışmak bazen tamamen zaman kaybıdır” diye uyarıyor.

Kraft Foods International’ın (şimdi Mondelez International) eski CEO’su Khosla, liderlik becerilerini güçlendirmek isteyen herkesin, kendilerini tüketmeden yeni fırsatlara nasıl hazırlanabilecekleri konusunda stratejik düşünmesi gerektiğini söylüyor.

Buradan yola çıkarak beş adımlı bir liderlik yolu hazırlayan koç, stratejilerini şu şekilde sıralıyor…

1. KENDİNİZİ TANIYIN

Büyümeden önce, kendi güçlü yönlerinizi, gelişim ihtiyaçlarınızı ve ayrıca yapmaktan keyif aldığınız şeyleri iyi bir şekilde anlamalısınız. Yöneticiniz de dahil olmak üzere başkalarından sürekli geri bildirim almak yararlı olacaktır. Bu genellikle 360 derecelik anketler kullanılarak yapılır. Bu durumda, başkalarından gelen geri bildirimleri kendi öz değerlendirmenizle eşleştirmek önemlidir.

Khosla, çokuluslu büyük bir şirkette kıdemli bilgisayar bilimcisi olan Maya’ya (gerçek adı değil) yaptığı koçluktan şu şekilde bahsediyor: “Maya, koçluk yapmaya başladığımda, şirketin dijitalden sorumlu yöneticisi olmayı arzuluyordu, ancak oraya nasıl ulaşacağı onun için net değildi. Yöneticisinden ve meslektaşlarından aldığı geri bildirimlere dayanarak, güçlü bir aday olabilmesi için teknik bir uzmandan daha fazlası olarak algılanması gerektiğini ve bunun da daha iyi iş ve ticari anlayış gerektireceğini fark etti.”

2. ENERJİNİZİ YÖNETİN

Bir sonraki adım, doğru şeylere zaman ayırdığınızdan emin olmaktır.

Khosla, “Stresli olduğunuzda, yapmak istediğiniz şeyle gerçekte yaptığınız şey arasında bir uyumsuzluk olur” diyor.

Bu uyumsuzluğu gidermek için Khosla, geri çekilmenizi ve sizin için neyin önemli olduğunu değerlendirmenizi öneriyor: “Bunu bir ‘enerji denetimi’ olarak düşünün, çünkü ‘zaman enerjinin vekilidir.'”

Koç, “Son altı aydaki takviminize bakın ve zamanınızı nasıl geçirdiğinizi birkaç temaya bölün. Sonra kendinize şunu sorun: Bu temalar listesinden benim için ne işe yarıyor, ne yaramıyor? Beni gerçekten heyecanlandıran ve meşgul eden şeyler nelerdir?”

3. ODAKLANACAĞINIZ ALANLARI SEÇİN

Khosla, enerji denetiminizi gerçekleştirdikten sonraki adımın önümüzdeki altı ay içinde eylemlerinizi önceliklerinize göre yeniden düzenlemek olduğunu söylüyor. İnsanları, beş öncelikli alanla sınırlı olmak üzere, belirli odak alanlarının bir listesini hazırlamaya teşvik ediyor.

Khosla’nın bu listeyi geliştirirken tek bir kuralı var; işin ötesinde kişisel bir denge sağlamanın bir yolu olarak işle ilgili olmayan bir öncelik ile başlaması gerekiyor. Maya’nın ilk önceliği çocuklarını okula bırakıp almaktı çünkü bu ona çok keyif veren bir şey.

Maya’nın ikinci odak noktası ne yapmaması gerektiğine karar vermekti, bu da onun durumunda yetki vermeyi öğrenmesini gerektiriyordu. Başlangıçta bunu son derece rahatsız buldu ancak yetki vermek ona takviminde daha fazla zaman yaratarak proaktif olmasına olanak tanıdı. Bu aynı zamanda Maya’ya yeni beceriler edinmesi için zaman kazandırdı.

4. ETKİ ÇEMBERİ OLUŞTURUN

Khosla ayrıca liderlik geliştirme fırsatlarını belirlemenize ve bunlardan yararlanmanıza yardımcı olmak için kendi deyimiyle “etki çemberi” oluşturmanızı da tavsiye ediyor. Güçlü yönlerinizi bu etki çemberine iletirseniz, daha önce erişilemez görünen projeler için kendinizi konumlandırmanıza yardımcı olabilirler.

Koç, “Büyüme odaklı bir lider olarak seçeneklerinizi genişletmede aktif bir rol almanız gerekiyor. Bunu yapmak için nereye gitmek istediğinizi, kimin yardım edebileceğini ve onlara nasıl yaklaşabileceğinizi stratejik olarak değerlendirin.” diyor.

Etki çevreniz, şirketinizin içindeki ve dışındaki meslektaşlarınızı, yöneticilerinizi ve etki yaratmanıza yardımcı olabilecek kişileri içermelidir.

5. NASIL GÖRÜNECEĞİNİZİ SEÇİN

Son olarak Khosla, liderlere toplantılarda ve etkinliklerde kendilerini ve görüşlerini nasıl sunduklarına iyice bakmalarını tavsiye ediyor.

Çoğu zaman insanlar, tartışılması gereken konunun özüne inmek yerine, önceden gözden geçirilebilecek bilgileri paylaşarak zaman kaybediyor veya teknik ayrıntılara takılıp kalıyor. Paylaşmak istediğiniz bilgilere çok fazla odaklanırsanız hedef kitlenizin bilmek istediği veya bilmesi gereken şeyleri kaçırabilirsiniz. Bunun yerine Khosla, liderlere bakış açılarını değiştirmelerini öneriyor:

“Onlara ne yaptığınızı anlatmak yerine, her şeye başka birinin bakış açısından bakın. Bunu yapmak bilinçli olmayı gerektirir. Herhangi bir toplantıdan önce size hangi soruların sorulabileceği konusunda beyin fırtınası yapın ve cevaplarınızı hazırlayın.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/tukenmislik-sendromuna-kapilmadan-iyi-bir-lider-olmak-icin-bes-oneri/feed/ 0
Dünya Su Günü nedir, neden kutlanıyor? https://www.foxhaber.com.tr/dunya-su-gunu-nedir-neden-kutlaniyor/ https://www.foxhaber.com.tr/dunya-su-gunu-nedir-neden-kutlaniyor/#respond Mon, 22 Apr 2024 21:21:23 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6441 Dünya Su Günü, artan su krizini, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğini tehdit eden durum olduğunu vurgulamak amacıyla her yıl 22 Mart tarihinde kutlanıyor. Dünya Su Günü, küresel bir su krizinin yaklaşmakta olduğunu hatırlatıyor, bu krizin önlenmesi için su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı için acil adımlar atılması gerektiği konusunda uyarıyor.

DÜNYA SU GÜNÜ NEDİR?

22 Mart tarihi, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanıyor.

Teklif ilk kez, 1992’de Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) gündeme getirildi. 1993’ten itibaren katılım her yıl katlanarak arttı; halk, desteklerini göstermek amacıyla gün boyu muslukları açmamaya teşvik edildi. Dünya Su Günü Facebook’ta da çok rağbet gördü.

Birleşmiş Milletler ve üye ülkeler bu günü, dünyadaki su kaynakları ile ilgili somut çalışmaları ödüllendirmek ve Birleşmiş Milletler tavsiyelerini uygulamaya ayırmışlardır. Her yıl Birleşmiş Milletlerin su alanında çalışmalar yapan farklı bir kuruluşu Dünya Su Günü’nde yapılacak uluslararası etkinlikleri destekleyip koordine ediyor. UN-Water, kurulduğu yıl olan 2003’ten bu yana Dünya Su Günü etkinliklerine öncülük edecek BM kuruluşunu, etkinlik konusunu ve verilecek mesajları belirleme sorumluluğunu üstleniyor.

Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin dışında, içilebilir su kaynakları ve su yaşamını destekleyen bazı sivil toplum kuruluşları da Dünya Su Günü’nü, çağımızın öncelikli su sorunlarına dikkat çekmek için iyi bir fırsat olarak değerlendiriyor. Örneğin, Dünya Su Konseyi 1997’den bu yana her üç yılda bir düzenlediği Dünya Su Forumu ile bir hafta boyunca binlerce katılımcıya ulaşıyor. Katılımcı kuruluşlar ve Sivil toplum örgütlerinin dikkat çektiği konular arasında, “temiz içme suyuna ulaşma şansı olmayan bir milyar insan” ve “aile içinde suya ulaşmada cinsiyetin yeri” gibi konular yer alıyor.

Ayrıca Dünya Su Günü vesilesi ile 2003, 2006, 2009 ve 2012 yıllarında Birleşmiş Milletler Dünya Su Kaynaklarını Geliştirme Raporu yayımlandı.

İYİ BİR İÇME SUYUNUN 11 ÖZELLİĞİ

– Hastalık yapıcı mikroorganizmalar içermemelidir.
– Kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoş olmalıdır.
– Sularda fenoller, yağlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalıdır.
– Yeterli derecede yumuşak olmalıdır.
– Hidrojen sülfür, demir ve mangan gibi elementleri ihtiva etmemelidir.
– Suda sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır. Bazı kimyasal maddeler zehirli etki yapabilir; arsenik, kadmiyum, krom, selenyum, kurşun, cıva gibi. Bunun yanında baryum, nitrat, florür, radyoaktif maddeler, amonyum, klorür gibi maddeler sınır değerlerinin üzerinde sağlığa olumsuz etkileri olan maddelerdir.
– Nitrit, amonyak bulunmamalıdır. Bunlar, suyun organik maddelerle kirlendiğini gösterir. Nitrat ise kirlenmenin aşırı düzeylere yükseldiğini gösterir. Bu maddelerin içme suyunda bulunmaları tehlikelidir. Hele çocuklar için daha tehlikelidir.
– Suda 200 miligramdan fazla klorür bulunması kirlenme işareti sayılabilir.
– Flour 1 litrede 1 miligramdan az, 2 miligramdan fazla olmamalıdır.
– Demir 1 litrede 1-2 miligram bulunmalıdır.
– Suya sertlik veren en önemli maddeler kalsiyum , magnezyum ve klorür bileşikleridir.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/dunya-su-gunu-nedir-neden-kutlaniyor/feed/ 0
Beyne zarar veren alışkanlıklar https://www.foxhaber.com.tr/beyne-zarar-veren-aliskanliklar/ https://www.foxhaber.com.tr/beyne-zarar-veren-aliskanliklar/#respond Sun, 03 Mar 2024 21:42:14 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4177 Uzmanlar, Alzheimer’ın ‘çağın salgın hastalığı’ olarak tanımlandığı günümüzde her fırsatta beyin sağlığının önemine vurgu yapıyor. ‘’Vücut sağlığımız kadar beynimizi de düşünmeli, ona iyi bakmalıyız’’ diyen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Derya Uludüz de, günlük yaşamda beyni olumsuz etkileyen ve bu nedenle mutlaka terk edilmesi gereken alışkanlıkları şöyle sıraladı:

AZ UYUMAK

Uyku yaşam için en önemli ihtiyaçtır. Günde 7 saatten az uyumak beyin faaliyetlerini azaltır. Yeterince uyumayınca beynimizin iştahı artar canımız sürekli şekerli besinler ister. Uykusuz kalınca ertesi gün metabolizma da yavaşlar. Kilo alırız. Öğrenme güçlüğü, hafıza sorunları, ruhsal sorunlar, kronik hastalıklar, hipertansiyon ve diyabet riski artar. Günde 6 saatten az uyumak felç ve kalp krizi riskini normal kişilere göre 4 kat artırır. Gece iyi uyuyamayan çocuklar gündüz daha hiperaktif, sinirli ve dikkatsiz olur.

HAREKETSiZLiK

Hareketsiz bir yaşam obezite, kalp hastalığı ve diyabet gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sağlık sorunları da beyninize zarar verebilir ve bunama riskinizi artırabilir. Beyninizi geliştirmek için yapmamız gereken en önemli şey fiziksel aktivitedir. Örneğin yürüyüş düşünme yeteneğini güçlendirir. Endorfin, serotonin hormonları üreterek daha mutlu ve enerjik olmamızı sağlar. Kalbin vücuda kan pompalamasını destekleyerek beyne kan akışını artırır. Bu da beynin genel işlevlerini olumlu yönde etkiler. Yüksek nabza olanak veren spor faaliyetleri, beyinde nörogenez yani yeni beyin hücrelerinin oluşmasında rol oynar.

OLUMSUZ DÜŞÜNMEK

Sürekli stresli ve endişeli olmanız, ruh sağlığınıza zarar verir. Bu durum; depresyon, kaygı ve hatta bunama gibi sorunlara yol açabilir. Bilimsel araştırmalar negatif düşünen insanların beyinlerinde daha fazla amiloid ve tau birikimi olduğunu göstermektedir. Bu birikim Alzheimer riskini artıran önemli bir nedendir.

SAĞLIKSIZ BESLENMEK

Sürekli fast food gibi sağlıksız gıdalarla besleniyorsanız bundan beyniniz de zarar görür. Çok fazla tatlı veya yüksek glisemik yiyecekler de beyin sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca vücudumuzda ne kadar çok yağ varsa beyniniz için o kadar kötüdür. Obezite, demans ve özellikle Alzheimer riskini artırır. Beyni korumak için yüksek proteinli, B vitamini, D vitamini ve Omega 3’den zengin besinler tüketmelisiniz. Özellikle Omega-3 yağ asitleri açısından eksik bir beslenme tarzınız varsa kendinizi olduğunuzdan daha yaşlı ve yorgun hissedersiniz.

FAZLA ÇAY-KAHVE TÜKETMEK

Günde 1-2 bardak kahve veya çay tüketimi bilişsel fonksiyonlara olumlu etki sağlar. Ancak kafeinin de fazlası zararlıdır. Günde 300 mg’dan fazla kafein tüketmek beyninize zarar vermeye başlar. 1 bardak orta demli çay 50 mg, 1 bardak kahve 75 mg kafein içerir. Günde 1 veya 2 bardak kahve içenlerde bilişsel kabiliyet artarken, 3 bardaktan fazla içenlerde tam tersi bir etki oluşur. Bu bilimsel tabirle “J-biçimli” bir mekanizmadır, günde 1-2 bardak kahve hafızaya olumlu etki sağlar, 3 bardaktan fazla tüketildiğinde unutkanlık riski başlar. Beyni uykuya ihtiyacı olmadığı yönünde kandırarak uykunuzu olumsuz etkiler.

YETERiNCE SU iÇMEMEK

Beynimizin yüzde 70-80’i sudan oluşur. Üstelik su, çalışabilmesi için beyne gerekli maddeleri de taşır. Dolayısıyla yeteri kadar su içtiğimizde beynimiz daha iyi çalışır.

SiGARA

Sigara dumanı içindeki birçok toksin, özellikle de dumanında bulunan formal­dehit, beyin hücrelerini öldü­rür. Sigara içenlerde beyin hücrelerinin zarar görmesi­nin en önemli nedeni oksi­jen kapasitesinin azalması ve oksidatif stres gelişmesi ile beyne zarar vermesidir. Hem aktif hem de eski içiciler Alzheimer açısından yüksek risk altındadır.

ALKOL

Karaciğere zarar verir, vücuttan toksinleri atmanızı zorlaştırır. Vücutta biriken toksinler beyne zarar vere­rek hızla yaşlanmanıza ne­den olur. Sık alkol kullanımı (haftada 3 kadeh ve daha fazlası) beyinde küçülmeye yol açar. Özellikle planlama, hesaplama, hafıza ile ilgili bölgeler ve duyguları kontrol eden bölgeler küçülür. Unut­kanlık ve çabuk öfkelenme yakınmaları başlar.

YÜKSEK SESLE MÜZİK DİNLEMEK

Müzik dinlemek beyne iyi gelir ancak yüksek sesle dinlendiğinde işitme kaybına neden olabilir. Bu durum da beyin için bir risk teşkil eder. Zira bilimsel araştırmalar işitme kaybı olan kişilerin Alzheimer’a yakalanma olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

AŞIRI SOSYAL AĞ KULLANMAK

Son zamanlarda hepimizin elinden akıllı telefonlar, bilgisayarlar düşmez oldu. Günümüzü onlarla geçiriyoruz. Oysa bu durum dikkat problemlerine, yüz yüze sosyal iletişimde zorlanmamıza ve iş arkadaş ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine neden olur.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/beyne-zarar-veren-aliskanliklar/feed/ 0
Sıcaklık arttı denge şaştı… Arılarda toplu ölüm endişesi https://www.foxhaber.com.tr/sicaklik-artti-denge-sasti-arilarda-toplu-olum-endisesi/ https://www.foxhaber.com.tr/sicaklik-artti-denge-sasti-arilarda-toplu-olum-endisesi/#respond Mon, 26 Feb 2024 21:42:30 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3939 Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ender Yarsan, son zamanlarda yaşanan toplu arı ölümlerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Yarsan, toplu arı ölümlerinin başta iklim değişikliği nedeniyle gerçekleştiğini belirterek, bununla beraber ilaçların etkisiz kalması ve zirai mücadele ilaçlarının bilinçsizce kullanılmasının da bu durumu etkilediğini söyledi.

Prof. Dr. Yarsan, “Son zamanlarda özellikle iklim değişikliğinden kaynaklanacak şekilde ya da zirai mücadele ilaçlarından kaynaklanacak şekilde arı ölümlerinin yüksek düzeylerde olduğunu görürüz. O zaman arıda etkili olan, öldürücü olan, kayıplara neden olan faktörleri de sistematik olarak ifade etmemiz gerekir. Normalde kışa girildiği zaman, çevre sıcaklığı 13-14 derecelere indiğinde arılar, ‘kış salkımı’ adını verdiğimiz fizyolojik bir mekanizmaya girerler. Bu bir nevi ‘kış uykusu’ olarak da ifade edilir. Çok az bir besinle kış dönemini geçirirler ama çevre sıcaklığının bu derecelerin üzerine doğru yükselmesi, 15-16 derecelere yükselmesi ki son zamanlarda özellikle son birkaç yıldır bu şekildedir; o zaman arıların sanki bahar gelmiş gibi kovandan dışarı çıkmasına ve fizyolojik faaliyetlerine başlamasına yol açar. İklim değişikliği arıyı etkileyecek olursa; özellikle bahar döneminde olacak şekilde birtakım problemlerin ya da toplu arı ölümlerinin yaşanması kaçınılmaz bir sonuç olur” dedi.

‘YAĞIŞLAR DA ARI ÖLÜMÜNE ETKİ EDİYOR’

Toplu arı ölümlerinin sadece hava sıcaklıklarındaki düşüş ya da yükselmeye bağlı olmadığını, aynı zamanda deprem, sel, yangın gibi olaylarla da oluşabileceğini kaydeden Prof. Dr. Yarsan, “Aşırı yağış alınması durumunda da yine arılarda sindirim kanalında yerleşmiş olan ‘nosema’ adını verdiğimiz bir hastalığın daha fazla ortaya çıkmasına yol açar. Nosema özellikle bağışıklık sistemini etkiler, arının ve buna bağlı olarak da yine arıda hem öldürücü nitelikte hem de aynı şekilde koloninin zayıflaması niteliğindeki etkiler şekillenecektir” diye konuştu.

Zirai mücadele ilaçlarının da arı ölümlerine neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Yarsan, “Yakın zaman içerisinde ülkemizde, belli bölgelerde olacak şekilde toplu arı ölümleri olmuştur. Uluslararası düzeyde de dünyada yine toplu arı ölümler olmuştur. Çünkü gelişigüzel olacak şekilde ve bilinçsiz şekilde bu zirai mücadele ilaçlarının yoğun şekilde kullanılması, beraberinde arılar üzerinde de zehirliliğe yol açacaktır. Kullandığımız ilaçlardan da maksimum etki elde etmemiz gerekir. Ama ülkemizde 2006 yılından itibaren bakteriyel kökenli hastalıklarda antibiyotiğin kullanılması yasaklanmıştır. Dolayısıyla böyle bir uygulama, söz konusu olamayacaktır. Özellikle parasel etkenlere karşı, varroa hastalığına karşı antiparasel ilaçlar kullanılır. Şunun bilinmesi önemlidir; acaba kullandığımız ilaç gerçekten etkili mi? Bu etkiyi ortaya koyacak şekilde hedef niteliğindeki canlıda varroa parazitinde bir direnç gelişti mi? Bunu ortaya koymamız gerekir” dedi.

‘YÜZDE 69 DİRENÇ TESPİT ETTİK’

Yakın zaman içerisinde yaptıkları bir çalışmada 330’un üzerinde varroa etkeni toplayarak ilaçlara dirençlilik karşısında çalışmalarda bulunduklarını kaydeden Prof. Dr. Yarsan, “Ruhsatlı olan bir ilacın yüzde 69 oranında dirençli olduğunu tespit ettik. 100 etken varsa, kullandığınız ilaç bunların yaklaşık yüzde 70’inde etkisiz olacak, diğerlerinde etkili olacak. Dolayısıyla kullandığınız zaman, ilacın etkisiz olma durumu da beraberinde gelecek. Bu durum illere göre, değişkenlik gösterdi. Bazı illerimizde bu yüzde 50’lerdeydi ama bazı illerimizde ise örneğin yüzde 90’ın üzerinde dirençlilik tespit ettik. Dolayısıyla sadece o etkene karşı değil, o ilaca karşı değil, diğer ilaca karşı da aynı etkende ya da diğerlerinde bir dirençlilik var mı; bakmamız gerekir. Bu da beraberinde rasyonel bir tedaviyi beraberinde getirecek. Dolayısıyla toplu arı ölümleri dediğimiz zaman özellikle 3 faktörü; iklim değişikliğini, direnç durumu ile ilaçların etkisiz kalmasını ve üçüncü bir faktör olarak da zirai mücadele ilaçlarının bilinçsizce kullanılmasını ifade edebiliriz” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/sicaklik-artti-denge-sasti-arilarda-toplu-olum-endisesi/feed/ 0
Filistin’e yönelik saldırılar İsrail’in ekonomisini zayıflatıyor https://www.foxhaber.com.tr/filistine-yonelik-saldirilar-israilin-ekonomisini-zayiflatiyor/ https://www.foxhaber.com.tr/filistine-yonelik-saldirilar-israilin-ekonomisini-zayiflatiyor/#respond Wed, 14 Feb 2024 21:12:30 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3383 Filistin’e yönelik devam eden saldırılarını finanse edebilmek için geçen yıl milyarlarca dolar borç alan İsrail’in bu yıl da neredeyse rekor seviyelerde tahvil ihracı yapmak zorunda kalması bekleniyor.

İsrail’in Filistin saldırıları sürerken bu saldırıların ülke ekonomisine maliyeti de artıyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları yayımladıkları raporlarda, Filistin’e karşı işgal başlatan İsrail’in ekonomisinin makroekonomik riskler karşı karşıya olduğuna dikkati çekti.

İLK NOT İNDİRİMİ MOODY’S’TEN

Fitch Ratings, geçen yıl ekim ayında Filistin çatışmasından kaynaklanan jeopolitik riskler nedeniyle İsrail’in “A+” olan kredi notunu negatif izlemeye aldı. Aynı dönemde İsrail’in “A1” olan kredi notunu olası bir düşüş için incelemeye alan Moody’s de geçen hafta ülkenin notunu “A2″ye indirdi. Moody’s ülkenin kredi notu görünümünü negatifte tutması da çatışmaların devam etmesi durumunda daha fazla not indiriminin mümkün olabileceğine işaret etti.

Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, not indiriminin temel nedeni olarak devam eden askeri çatışma ve bunun daha geniş sonuçları gösterilirken bu durumun İsrail’in yürütme ve yasama kurumlarıyla mali gücünü zayıflatma riskini artırdığı kaydedildi.

Moody’s ayrıca, İsrail’in borç yükünün, Filistin’e karşı acımasız savaş başlamadan önce tahmin edilenden daha yüksek olacağını bildirdi. Kuruluşun değerlendirmesinde ülkenin kamu borcunun GSYH’ye oranının 2025’te yüzde 67’ye ulaşmasının beklendiği belirtildi.

Not indirimi sonrasında İsrail hala “yatırım yapılabilir ülkeler” kategorisinde yer alsa da saldırıların finansmanı için uygun kaynak bulunması zorlaştı.

BÜTÇE AÇIĞINDA ARTIŞ BEKLENTİSİ

Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle yapılan kamu harcamalarındaki artış, 2022’de Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının (GSYH) yüzde 0,6’sı kadar bütçe fazlası veren İsrail’in geçen yıl açık vermesine neden oldu.

Ekim ayından bu yana gelirlerinde keskin düşüş yaşayan ülkede, geçen yıl genelinde bütçe açığı GSYH’nin yüzde 4,2’si olarak hesaplandı. Saldırılardan önce ülkenin eylülde bütçe açığı GSYH’nin yüzde 1,5’ine karşılık gelmişti.

İsrail’in nihai onay bekleyen 2024 bütçesinde de GSYH’nin yüzde 6,6’sı kadar mali açık tahmin edildi. Gazze’ye saldırıların uzaması ve çatışmalarının artması halinde bu açığın daha da yükselebileceği öngörüldü.

İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, hükümete mali disipline bağlı kalması ve planlanan harcamaları zorunlu olmayan alanlarda kesinti yaparak dengelemesi ve bazı vergileri artırması yönünde çağrıda bulunmuştu.

TAHVİL İHRAÇLARININ ARTMASI BEKLENİYOR

İsrail, Gazze’deki operasyonlarını durdurması ve Filistin’de soykırımın son bulması için dünya genelindeki baskı ve protestolara rağmen geri adım atmadı.

Geçen yıl 7 Ekim’den bu yana özel olarak müzakere edilen anlaşmalar yoluyla milyarlarca dolar borç alan İsrail, çatışmanın getirdiği riskler dolayısıyla tahvil ihraçlarında yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya kalmıştı.

Analistler, yüksek maliyetlere rağmen saldırılarının finansmanı için borçlanma kanallarını kullanmaya devam eden İsrail’in rekor seviyelere yakın bütçe açığı vermesinin tahmin edildiğini bildirdi.

İsrail’in pandeminin etkilerini hafifletmek amacıyla salgın döneminde aldığı yüksek borçları hatırlatan analistler, ülkenin 2024 yılında da pandemi seviyelerine yakın düzeyde borçlanmasının beklendiğini, İsrail’in tahvil ihracının geçen yıla kıyasla yüzde 30 artacağını aktardı.

Analistler, Gazze’ye saldırıların birkaç ay daha sürmesi halinde ülke içindeki yatırımcılardan finansman sağlanmasının baskı altına girebileceğini, bunun da yabancılardan daha yüksek faizlerle borç alınmasına neden olabileceğini ifade etti.

ŞİRKETLERİN SATIŞLARI OLUMSUZ ETKİLEDİ

Öte yandan, Filistin’e yönelik devam eden saldırıları İsrail ekonomisinin yanı sıra ülkeye destek niteliğinde açıklamalar yapan ve yardım gönderen uluslararası firmaları da olumsuz etkiliyor.

Bu firmalar dünya genelinde boykot ve protestoların hedefinde yer alırken, başta Amerikalı markalar olmak üzere şirketlerin satışlarının etkilendiği ve bu durumun bilançolara yansıdığı görülüyor.

Analistler, söz konusu boykotların spesifik etkisini “doğrulamak ya da ölçmek çok zor olsa da” yatırımcıların bu şirketlerin hisselerine yatırım yaparken temkinli kaldığını belirtiyor.

İsrail’in Gazze’de başlattığı saldırılar sonrası küresel fast food zinciri McDonald’s’ın İsrail’deki işletmesinin İsrail Savunma Kuvvetleri personeline bedava yemek sağlayacağını duyurması, özellikle Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu bazı ülkelerdeki şubeleri tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

McDonald’s’ın Suudi Arabistan, Umman, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Türkiye’deki şubeleri ise kendilerini İsrail şubesinden ayırmaya ve Gazze’ye yönelik desteklerini gösteren açıklamalar yayımlamıştı.

Orta Doğu’daki çatışmaların satışları etkilemesiyle McDonald’s’ın geliri, 2023’ün son çeyreğinde piyasa beklentilerinin altında kaldı.

BİLANÇOLARDA BOYKOT ETKİSİ

ABD’li kahve zinciri Starbucks’ın da işçi sendikasının X sosyal medya platformunda, “Filistin ile Dayanışma!” paylaşımında bulunmasının ardından sendikayı dava etme kararı tartışmalara neden olmuştu.

Starbucks’a tepki olarak boykota başlayan bazı kullanıcılar, sosyal medya hesaplarında şirketin ürünlerine alternatif ev yapımı tarifler vermeye başladı.

“Siyasi bir gündemi olmadığını” belirten Starbucks, karlarını “herhangi bir yerdeki hükümet ya da askeri operasyonları finanse etmek için kullandığı” yönündeki iddiaları reddetti.

Buna karşın şirket, geçen yılın son üç ayına dair bilançosunda, kısmen Orta Doğu’daki mağazalardaki satışların olumsuz etkilenmesi nedeniyle yıllık satış tahminini düşürdü. Starbucks’ın gelirleri yüzde 8 artmasına rağmen, piyasa beklentilerinin altında kaldı.

Starbucks Üst Yöneticisi (CEO) Laxman Narasimhan, bilançonun açıklanmasının ardından düzenlediği yatırımcı telekonferansında, Orta Doğu’daki çatışma nedeniyle şirketin bölgedeki mağazalarındaki trafik ve satışlarında önemli bir etki gördüklerini aktardı.

ABD’li pizza zinciri Domino’s da İsrailli askerlere ücretsiz yemek dağıttığına ilişkin görüntülerin, sosyal medyada yayılmasının ardından boykot edilen şirketler arasına girdi.

Malezya’daki tüketicilerin tepkisi şirketin satışlarındaki düşüşte etkili olurken, Domino’s Pizza Enterprises Genel Müdürü Donald Jeffrey Meij, 6 Şubat’ta düzenlenen analist telekonferansında, “Asya’daki Amerikan markalarının ve daha çok Malezya’da, şu anda Orta Doğu’da yaşananlardan etkilendiği herkesçe biliniyor.” ifadesini kullandı.

KFC, Pizza Hut ve Taco Bell restoranlarının sahibi Yum! Brands’in geliri, geçen yılın son çeyreğinde Orta Doğu’daki çatışmaların da etkisiyle piyasa beklentilerinin altında kaldı, KFC ve Pizza Hut’ın Orta Doğu’daki satışlarında düşüş görüldü.

Birleşik Krallık merkezli tüketim malları şirketi Unilever’in Endonezya’daki satışları da “Orta Doğu’daki jeopolitik duruma tepki olarak” çok uluslu şirketlerin markalarının boykot edilmesi nedeniyle dördüncü çeyrekte düştü.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/filistine-yonelik-saldirilar-israilin-ekonomisini-zayiflatiyor/feed/ 0
Uzmanlardan Akdeniz’deki sıcaklık rekoruyla ilgili uyarı https://www.foxhaber.com.tr/uzmanlardan-akdenizdeki-sicaklik-rekoruyla-ilgili-uyari/ https://www.foxhaber.com.tr/uzmanlardan-akdenizdeki-sicaklik-rekoruyla-ilgili-uyari/#respond Mon, 22 Jan 2024 21:21:33 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=2511 Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, Akdeniz’in iklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölge olduğunu söyledi.

“ÇOK CİDDİ BİR SICAKLIK ARTIŞI”

İklim değişikliğinin Akdeniz’in yüzey suyu sıcaklıklarındaki etkisine değinen Salihoğlu, “Son 40 yılda Mersin Körfezi, İskenderun Körfezi gibi bölgelerde 2 derecenin üzerinde bir artış gözlemliyoruz. Bu, ülkemiz denizleri için ciddi bir sıcaklık artışı olarak öne çıkıyor. Antalya Körfezi’nin açıklarında da 1,5 derece sıcaklık artışları yaşanıyor” dedi.

Aralık ayı ortasında deniz yüzey suyu sıcaklığının Mersin Körfezi’nde 22, İskenderun ve Antalya Körfezi’nde ise 21,5 derece ölçüldüğü bilgisini veren Salihoğlu, bu değerlerin, bu dönemde ölçülen en yüksek rakamlar olduğunu vurguladı.

Ocak ayı içinde de rekor değerler ölçüldüğünü belirten Salihoğlu, “Bu yıl ocak ayında İskenderun, Mersin ve Antalya körfezlerinde 19 derece olması gereken sıcaklık ortalaması 20 dereceye yükseldi. Bu rakamlar söz konusu körfezler için tüm zamanların en sıcak ocak ayı deniz yüzey suyu sıcaklıkları oldu. İskenderun ve Mersin Körfezi’nde kasım ayı ortalaması 23 dereceyken geçen yıl kasımda 25 dereceyi, ortalaması 22 derece olması gereken Antalya ise yine kasımda hiç görmediğimiz 24,5 dereceyi gördü” diye konuştu.

SICAKLIKLARIN DENİZ CANLILARINA ETKİSİ

Yüzeyde artan tuzlulukla yoğunlaşan suyun batarak derinlerde de etki oluşturduğunu anlatan Salihoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Derin deniz genelde dengeli bir yapıya sahip, küçük sıcaklık değişimleri bile tüm yapıyı etkiliyor ve küçük değişimlerin büyük etkileri olabiliyor. Daha da korkutucusu, dünyadaki büyük akıntı sistemlerindeki genel döngüler gibi Akdeniz’de de döngüler var ve bu döngüler artan sıcaklıklarla giderek değişecek. O zaman durum ekosistem açısından daha da tehlikeli bir boyuta ulaşacak çünkü artan sıcaklıklar canlıların yaşam alanlarını değiştirmeleriyle sonuçlanabiliyor.”

“MEVCUDU DAHA SAĞLIKLI HALE GETİRELİM”

Salihoğlu, iklim değişikliğinin denizde asitlenmeye yol açtığını, bunun da özellikle bünyesinde kalsiyum içeren türlerin ya yapılarını değiştirmelerine ya da ölümlerine neden olduğunu, hatta balıkların göçlerini, üreme alışkanlıklarını değiştirdiğini aktardı.

Salihoğlu, şu önerilerde bulundu: “İklim değişikliğinin denizler üzerindeki fiziksel etkisine bir çözümümüz yok, sıcaklıklar arttı, okyanus asitlendi. En iyi senaryoda, sıcaklık artışlarını 1,5-2 derecede durdursak bile artış bir süre daha devam edecek. Burada deniz ekosistemini güçlendirmemiz gerekiyor ve bunun tek yolu diğer baskıları azaltmak. Kirlilik, avcılık, yapılaşma gibi baskıları azaltmak, biyoçeşitliliği ve ekosistem direncini artırmak gerekiyor. Bunun yollarından biri de koruma alanlarını artırmak. Biz, ‘Mevcudu koruyalım’ değil, ‘Mevcudu daha sağlıklı hale getirelim’ diyoruz, çünkü mevcut sağlıksız.”

“2040 YILINDA 2,2 DERECELİK ARTIŞ ÖNGÖRÜLÜYOR”

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Turan Beşiktepe de denizler ve okyanusların iklim düzenleyici rolleri bulunduğunu kaydetti.

İnsan faaliyetleriyle üretilen ısının yüzde 90’ının denizler tarafından emilerek akıntılar yoluyla dağıtıldığını ifade eden Beşiktepe, ısının bir kısmının atmosfere geri salındığı, geri kalanının denizin derin katmanlarına doğru taşındığı, bütün bu sürecin iklim sisteminin dengesinin korunması için hayati anlam taşıdığı tespitinde bulundu.

Bu süreç içinde yaşanan birtakım dengesizliklerin denizlere zarar verdiğine dikkati çeken Beşiktepe, “Sanayi öncesi döneme göre atmosfer sıcaklığı 1,1 derece daha fazlayken Akdeniz’de bu değer 1,5 derece. Bu eğilim devam ettiği sürece 2040 yılında 2,2 dereceye ulaşacağı öngörülüyor. Akdeniz’in batısı son 10 yılda 0,35 derece, Doğu Akdeniz ise 0,5 derece ısındı, Atlantik Okyanusu’nda ise 0,25 derece bir ısınma var. Küresel ısınmayla denizdeki buharlaşma artıyor, bu da buluttaki su miktarını ve yağışları artırıyor. Ancak Akdeniz bu genel durum içerisinde bir istisna teşkil ediyor ve Akdeniz’in genelinde özellikle kış yağışlarında azalma olacağı tahmin ediliyor” değerlendirmesini paylaştı.

“YAKINDA BİZİM KAPIMIZI ÇALACAK”

Akdeniz’i, aşırı hava ve deniz olaylarının daha fazla olduğu batı ve daha çok ısınan doğu olarak ikiye ayırdıklarını bildiren Beşiktepe, şunları söyledi:

“Batı Akdeniz’de Afrika’dan gelen sıcak ve kuzeyden gelen soğuk hava kütlesi etkileşim halinde olduğu için aşırı hava olayları görülüyor ve bunun denize etkisi çok şiddetli oluyor. Bu nedenle Akdeniz’de daha önce gözlenmeyen kasırgaları gözlemlemeye başladık, okyanustakine benzer şekilde oluyorlar. Bunlar zaman içerisinde bize daha güçlü hale gelecek çünkü deniz suyu sıcaklığı arttıkça siklon şeklinde olan kasırganın şiddeti de artıyor. Akdeniz’de 150-160 kilometre hızında kasırgalar sürpriz olmayacak, Batı Akdeniz’de görmeye başladık, yakında bizim kapımızı çalacak. Şu anda bizde görülmemesinin sebebi kıyıdaki dağların dağılımıyla alakalı.”

“MERCAN KAYALIKLARIN YOK OLACAĞI TAHMİN EDİLİYOR”

Denizdeki aşırı ısınmanın balıkların yumurtlama mevsimlerini ve stoklarını etkileyeceği, mercan kayalıklarının ve deniz çayırlarının bozulmasıyla kıyılarda su kalitelerinin bozulacağı uyarısında bulunan Beşiktepe, “Doğu Akdeniz, batıya göre daha fazla ısındığı için bir tropikleşme süreci yaşıyor. Burada yaşayan mercan kayalıkları ‘soğuk su mercan kayalıkları’ diye adlandırılıyor ve deniz suyu 26-27 derecenin üzerinde çıktığı zaman uyum sağlayamayarak ölmeye başlıyor. Akdeniz’e özgü mercan kayalıklarının önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde yok olacağı tahmin ediliyor. Bu da bütün ekosistemi tümüyle mahvedecek” ifadelerini kullandı.

“YAŞAM ŞARTLARIMIZI DÜZENLEMEMİZ LAZIM”

Fırtınalar ve denizdeki taşkınlara karşı kıyılardaki yapıların ve altyapıların elden geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Beşiktepe, sözlerini şöyle tamamladı:

“Küresel ısınmayı durduramadığımız sürece çok ciddi dönemler yaşayacağız, buna karşı bireysel ya da ülke olarak önlem almamız çok zor. Tek yapabileceğimiz hava olaylarına karşı tahmin mekanizmasını geliştirmek. Bunlarla yaşamayı öğrenmeliyiz, yaşam şartlarımızı düzenlememiz lazım. Doğayla baş etmemiz mümkün değil, ancak ona uygun yaşarsak hayatta kalacağız.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/uzmanlardan-akdenizdeki-sicaklik-rekoruyla-ilgili-uyari/feed/ 0
Köylüler protesto etti, şirket ÇED toplantısını erteledi https://www.foxhaber.com.tr/koyluler-protesto-etti-sirket-ced-toplantisini-erteledi/ https://www.foxhaber.com.tr/koyluler-protesto-etti-sirket-ced-toplantisini-erteledi/#respond Fri, 22 Dec 2023 09:36:09 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=1315 Tunceli’in Pülümür ilçesine bağlı Dağyolu, Süleymanuşağı, Hacılı, Göcenek ve Közlüce köylerini kapsayan ve Mina Marble Mermer Ticaret A.Ş. tarafından yapılmak istenen 10 adet Rüzgar Enerji Santrali (RES) için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısı bölge halkının protestosu nedeniyle yapılmadı.

PROJE 10 KÖYÜ OLUMSUZ ETKİLEYECEK

RES istemeyen köylülerin avukatları, toplantının yapılmadığına dair tutanak tutturdu. Kent Koruma Kurulu da toplantı öncesi Pülümür Belediyesi Cemal Süreya Kültür ve Belek Evi önünde açıklama yaptı. Muhtarlar, köy sakinleri ve belediye başkanları açıklamaya katıldı. Söz konusu RES projesinin, 10 köyü ve köylerdeki canlı yaşamını olumsuz yönde etkileyeceği, proje kapsamındaki bölgede nesli tükenme tehdidi altında olan canlı türlerinin bulunduğu belirtildi.

“HAYVANCILIK DURMA NOKTASINA GELECEKTİR”

Pülümür Belediyesi Cemal Süreya Kültür ve Bellek Evi Konferans Salonu ve Konferans Salonu önünde köylüler adına basın açıklamasını okuyan Göcenek köyü muhtarı İsmail Turan, bölge halkının projeye onay vermediğine dikkat çekti.

Projenin mera alanlarına yapılacağını belirten Turan şunları söyledi:

“Bilindiği üzere ilçemiz Dağyolu, Közlüce, Hacılı, Göcenek ve Süleymanuşağı köylerimizin sınırları içerisinde Mina Marble Mermer Maden Ticaret A.Ş. tarafından paşa depolama rüzgar enerji santrali yapılması planlanmaktadır. Adı geçen köyler ve çevre köylerimiz de geçim kaynağı arıcılık ve hayvancılıktır.

Yapılması planlanan projenin yapılacağı alanlar mera alanlarıdır. Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde hayvancılık yapan üreticilerimizin de mera alanı olarak kullandığı alanlar olarak bakıldığında ilimizde yapılan hayvancılık faaliyetlerini durdurma noktasına getirecektir.

İlçemizde son zamanlar geri dönüşler başlamış metropoller de yaşayan hemşerilerimiz köylerine geri gelme planı yaparken tarım, hayvancılık ve arıcılık faaliyetlerinin her geçen gün arttığını bariz görülmekteyken bu ve benzeri projeler yaratacağı olumsuz etkilerden kaynaklı yeniden bölgeden tersine göçün önünü açacaktır”

“İLÇENİN OLUMLU GÖRÜŞÜ BULUNMAMAKTADIR”

135 sayfalık ÇED başvurusu dosyasında temel geçim kaynaklarından biri olan ‘arıcılık’ ve ‘balcılık’ kelimelerrinin hiçbir yerde geçmediğini belirten Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arıcılığın nasıl etkileneceğine dair tek bir kelime dahi yok. Arılar tarımsal sürdürebilirlik açısından oldukça önemli canlılar. Tozlaşmayı sağlamaya yardımcı olduklarından global tarımın devamı büyük ölçüde arı popülasyonuna bağlıdır.

Rüzgar enerjisi dönüşüm sistemleri dendiğinde akla gelebilecek çevresel ilk olumsuz etki gürültü kirliliğidir. Tribünlerin bir diğer çevresel etkisi ise doğal yaşama verdiği olumsuzluklar.

Kanatlı pek çok canlının ölümüne yol açabilen bu sistemlerin kuş göç yolları üzerine kurulması daha yıkıcı sonuçlara neden olmaktadır. Bölgenin nesli tükenmekte olan yabani hayvan türlerine ev sahipliği yaptığı ve bunların koruma zorunluluğu bulunmasına rağmen bu türler de tespit edilmemiştir.

Söz konusu proje hakkında ilçemizde yaşayan hiçbir yurttaşımızın olumlu görüşü bulunmamaktadır. Bizler bölge halkı olarak bu projenin hayata geçmemesi için kamuoyundan ve yetkililerden bizlerin, yaban hayatın doğanın ve çevrenin yanında yer almanızı talep ediyoruz.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/koyluler-protesto-etti-sirket-ced-toplantisini-erteledi/feed/ 0