İHA ve SİHA’ların verdiği güçle teröristlere ağır darbeler vurulduğunun altını çizen Yerlikaya, şunları kaydetti:
“İHA ve SİHA’larımızın verdiği güçle kırsalda operasyon sayımız 17 bin 757. Büyük, orta çaplı, küçük operasyon dağılımı bu polislerimizle. Yine jandarmamızın bölgesinde ise 3 bin 396. Toplam 21 bin 153 operasyon. Peki bu operasyonlarda ne olmuş, 782 terörist etkisiz hale getirildi. Bunun 60’ı ölü. 601 sağ, 4 yaralı 117 teslim. Şimdi 2016 yılında bir yılda hain terör örgütü Türkiye’de 2 bin 322 eylem yapmış, geçen sene 88, bu yıl 8. Yanlış anlamayın ama duvara herhangi bir terör örgütünü övücü yazı yazsalar biz bunu ‘eylem’ diye yazıyoruz. Yani bu 88 eylemin içerisinde en az 20 tane duvara yazı eylemi var. Hepsini en hassas şekilde takip ediyoruz.”
“SAYILARINI BİLİYORUZ”
Teröristlerin sayılarını da bildiklerini anlatan Yerlikaya, “PKK’yı kastederek söylüyorum, sayılarını biliyoruz ama beni izleyenler bilir, bizim sınırlarımız içerisinde kaç terörist kaldığını ben hiç vermiyorum ama şunu söyleyeyim, artık son evreleri olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlü bir sistem. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan dünya lideri. Onun kararlılığı azmi, onun cesareti, aynı zamanda Cumhur İttifakımızın da destek ve kararlılığını altını çizmemiz lazım” dedi.
FETÖ VE IŞİD OPERASYONLARI
FETÖ ve terör örgütü IŞİD’e yönelik operasyonlar hakkında da bilgi veren Bakan Yerlikaya, şöyle devam etti:
– “Son 9 ayda FETÖ’ye yönelik 4 bin 278 operasyon düzenlendi 6 bin 521 gözaltı 1350 tutuklu, 1353 adli kontrol. DEAŞ operasyonun sayısı 2 bin 599, 656 tutuklu, 481 adli kontrol, son terör örgütlerinin her birini tek çatı altında verdik. 407 operasyon, 734 gözaltı tutuklu ve adli kontrol.
– Bir de bunları biliyorsunuz biz sözde lider takımlarıyla ilgili bunların kategori olarak ayırıyoruz. Bu süre içerisinde değerli arkadaşlar tüm terör örgütlerinde 46 sözde üst düzey terörist etkisiz hale getirilmiştir. 5’i kırmızı, 7 yeşil, turuncu ve 30’u gri.”
“128 TERÖR EYLEMİ ENGELLENDİ”
Yerlikaya, son 9 ayda bir çok terör eyleminin engellendiğini belirtti.
Terörle mücadelenin etkin bir şekilde devam ettiğini vurgulayan Yerlikaya, şunları kaydetti:
“9 ayda engellenen terör eylemleri bakın 94’ü bombalı eylem olmak üzere 128 terör eylemini Allah’a hamdolsun engelledik. Bunun 107’si PKK, 19’u DEAŞ, 2’si sol. Maalesef engelleyemediğimiz, sizin de bildiğiniz üç eylem var. 1 Ekim İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü binasına saldırı girişimi, biliyorsunuz iki terörist orada etkisiz hale getirilmişti. 28 Ocak Santa Maria Kilisesi saldırısı iki terörist sadece ama sadece Cumhurbaşkanı’mız 24 saat demişti onu mahcup etmedik. 10 saat içerisinde bunları yakalayıp adalete teslim ettik. Yine menfur bir saldırı 6 Şubat Çağlayan Adliyesi saldırı girişimi. Ne oldu onlar? İki terörist orada kahraman polislerimizce etkisiz hale getirildi.”
]]>Teröristin İran’ın Makü/Dambat bölgesindeki barınma alanlarında, şehir merkezlerinde suikast ve sabotaj gibi eylemler düzenlemek için yetiştirilen sözde özel kuvvetler yapılanmasında yer aldığı bildirildi.
Farklı tarihlerde teslim olan 4 terörist de; kadın teröristi fotoğrafından teşhis ederek, yakın zamanda Türkiye’ye sızma yapacak ve büyük metropollerde eylem yapabilir. Elinde yanık izi var” bilgisini paylaşınca teröristin eylem hazırlığındayken yakalandığı ifade edildi.

Teröristin üzerinde ele geçen dokümanlarda, şiir dizerinde olduğu gibi baş harfleriyle şifreleme yaptıkları, Samanyolu adı verilen yöntemle eylem hedefi belirlendikleri, polisin bu rakamlar üzerinde yaptığı incelemede, teröristin Konya’da bir AVM’ye yönelik mutfak tüpüyle eylem planı yaptığı açığa çıkarıldı.
Terörist, İran’dan Konya’ya kadar sınırı geçerek nasıl geldiğini ve eylem yapmaktan neden vazgeçtiğini ifadesinde şöyle anlattı:

“AFGAN MÜLTECİLERİN ARASINA SIZARAK GELDİM”
“Irak’ın kuzeyi ile İran sınırları içindeki barınma alanlarında özel suikast ve bomba eğitimleri aldım. Özel kuvvetler temel devre eğitiminde ağır silah ve sabotaj konusunda uzman olmak için uzun süre branş eğitimi aldım. Zap Vadisi’nde tim komutanlığı yaparken bulunduğum mağaraya uçaklar bomba atınca iki kulak zarım yırtıldı ve işitme kaybı yaşadım.
Örgüt beni şehirlerde eylem yapmak için özel kuvvetlere alıp özel eğitti. Eğitimde Türk güvenlik güçlerinin, bizim fotoğraflarımızı yüz tanıma sistemine yüklediklerini eğer herhangi birimizin fotoğrafı sisteme yüklenmiş ise KGYS kameralarıyla kimliğimizin deşifre olacağını söyleyip dikkatli olmamızı istediler.
İran sınırındaki Türkiye’ye ait karakollara saldırı yapılmaması talimatı örgüt üst yönetiminden bize geldi. Türkiye’ye geçmeden 3 gün önce bana Konya’ya gideceğimi ve orada kuryelerin beni beklediği söylendi.
Beni İran’dan Afgan uyruklu mültecilerin arasında kaçakçılar aracılığıyla Türkiye’ye geçirdiler. Türkiye sınırına kadar 2 saat yürüdük. Tel örgülü sınır hattına geldiğimizde kaçakçılar beni Afgan mülteciler ile birlikte sınırdan geçirdi. Sayımız kalabalıktı.
Sınırı geçerken Türk askeri bizi fark etti ve müdahalede bulundu. Mültecilerin bir kısmı geri kaçtı, benimle birlikte 7-8 mülteci sınırı geçebildi. Sınırı geçtikten sonra sabaha kadar 3 saat yürüdük. Bir dere yatağında mülteciler ile kaçakçılar buluştu. Bizi bir kişi karşıladı. Bu kişilere PKK’lı olduğumu söylemedim.”

“POLİSLERİN KOLAY HEDEF OLDUĞUNU GÖRDÜM”
“Afganlar ile birlikte sınırı geçip transit minibüse binerek Van şehir merkezine geldik. Burada bana önceden telefonu verilen Keke Mustafa kod isimli kuryeyi aradım. Onunla buluştuktan sonra bir rezidansa gittik. Burada 5 gün kaldıktan sonra üzerime uygun kıyafetler aldım.
Keke Mustafa bana Suriye uyrukluymuşum gibi bir sahte kimlik ayarladı. Sonra başka bir kurye gelip beni rezidanstan alarak Konya’ya götürdü. Araçta benimle birlikte 2 Afgan mülteci de vardı.
Meram İlçesinde indikten sonra sosyal medya hesabı üzerinden başka bir kurye ile irtibat sağladım. Yanımda bomba yapımında kullanılacak malzemeleri de getirmiştim. Mutfak tüpüne bomba hazırladım.
Sonra il merkezinde gezip dolaşma bahanesiyle eylem için keşif yapmaya başladım, google haritalar üzerinden şehrin farklı noktalarını, kaçış güzergâhlarını belirledim, Şehri tanımaya başladım. Çarşıda devriye gezen polisleri bir süre izledim ve kolay hedef olduklarını belirledim.”

AŞIK OLUNCA EYLEM YAPMAKTAN VAZGEÇTİ
“Kaldığım eve dönerek yanımdaki kurye ile birlikte mutfak tüpüne bombayı hazırladım ve polislerin olduğu yerde fedai tarzı eylem yapmaya karar verdim. Kendimi de öldürecektim. Deşifre olduğum taktirde ise ele geçmemek için yanımda taşıdığım Glock suikast silahıyla intihar edecektim.
Tüpün devresini bağlayıp 10 gün bekledim, daha sonra kaldığım evin yanındaki kafede çalışan Semih adlı kişiyle aramızda duygusal ilişki başlayınca eylem yapmaktan vazgeçtim. Ona aşık olunca tüpün içine hazırladığım bombayı ve düzeneği bozdum, tüpü de boş bir araziye attım.
Semihle kaldığım evde birlikte kalmaya başladık. Ona PKK’lı olduğumu söylemedim, ailevi sorunlarımdan dolayı Batman’dan Konya’ya geldiğimi söyledim. Çünkü örgüt mensubu olduğumu bilseydi korkup uzaklaşabilirdi benden. Hatta ihbar bile edebilirdi. Zaten o da uyuşturucu bağımlısı bir gençti.”

ÖRGÜTE SIKINTI VAR DEDİM ONLARDA ‘HABER BEKLE’ DEDİ
“Malzemeleri attıktan sonra örgüt benimle irtibat kurunca sıkıntı olduğunu söyledim, onlarda bizden haber bekle dediler. Ama ben eylem yapmayı kafamda bitirmiştim.
Sonra beni Konya’ya getiren Keke Mustafa isimli kaçakçı kuryenin yakalandığı bilgisi gelince benim artık Irak’a geri dönme imkânım da kalmayınca sevgili olduğum Semih’e yurtdışına çıkma teklifinde bulundum.
Ona parayı dert etme, sen yolu ayarla gerisi bende dedim. Konya’dan bir an önce çıkmak istiyordum, çünkü kurye yakalandığı için bende deşifre olup yakalanmaktan korkuyordum.
Semih yurtdışına çıkmak için ona verdiğim paraları uyuşturucuya veriyordu. Hızlı trenle kaçma planları yapıyordum ama sevgili olduğum Semih beni oyalıyordu.
Semih’le duygusal ilişkim başlayınca hiçbir cana kıyamayacağımı anladım ve bu tür bir eylemi anlamsız buldum tamamen kendi irade ve kararımla eylem yapmaktan vazgeçtim.”
]]>İklim aktivistleri, geçen ay Mona Lisa’ya karşı benzer bir gösteri yaptıktan sonra iki gün önce de Fransız müzesindeki Monet tablosuna çorba fırlattılar. Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon’daki Musee des Beaux-Arts’tan yapılan açıklamada, Claude Monet’nin Bahar (Le Printemps) tablosuna saldırı düzenlendiği belirtildi.
Müze, 1872 tarihli tablonun camla korunduğunu ancak yine de yakın inceleme ve restorasyondan geçeceğini söyledi. Müze, vandalizm nedeniyle şikayette bulunacağını ve iki aktivistin tutuklandığını da sözlerine ekledi.

Herkes için sürdürülebilir sağlıklı gıda tedariği çağrısında bulunarak eylemi gerçekleştiren Riposte Alimentaire isimli grup, ocak ayında Louvre Müzesi’nin yine cam arkasında bulunan Mona Lisa tablosuna yapılan çorba saldırısını da üstlenmişti.
SANATI SEVİYORUZ AMA…
Aktivistler Ilona ve Sophie, çorba saldırısının ardından müzedekilere şunu sordu: “Eğer tepki vermezsek, bu bahar elimizde kalan tek bahar olacak. Geleceğin sanatçıları ne çizecek? Artık bahar olmazsa ne hayal edeceğiz?”
Hareket X’te “Sanatı seviyoruz, ancak geleceğin sanatçılarının yanan bir gezegende resim yapacak hiçbir şeyleri olmayacak” diyor.
Riposte Alimentaire aktivistleri 24 yaşındaki Sasha ve 63 yaşındaki Marie-Juliette de 28 Ocak’ta Mona Lisa’ya düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenmiş ve çorbayı attıktan sonra şaşkın kalabalığa şunu sormuşlardı: “Daha önemli olan ne? Sanat mı, sağlıklı ve sürdürülebilir gıda hakkı mı?”
Web sitesine göre Riposte Alimentaire, Fransız hükümetinden ülkede gıda güvenliğinin sağlanmasını talep ediyor; buna onaylı gıda ürünlerini satın almak için kişi başına ayda 150 Euro tutarında gıda kartları dağıtılması da dahil.
BU İLK DEĞİL
Aktivistler ilk defa sanat eserlerini hedef almıyor. Ekim 2022’de Just Stop Oil grubundan iki aktivist, Londra’daki Ulusal Galeri’de Vincent van Gogh’un ‘Ayçiçekleri’ tablosunu koruyan camın üzerine domates çorbası döktüklerinde manşetlere çıkmıştı. O zamanlar sanatseverlerin gezegenden çok resimlerle ilgilendiğinden şikayet ediyorlardı.
Kültür Bakanı Rachida Dati çorba saldırısına yönelik eleştirilere öncülük etti ve X’te “Mona Lisa bizim mirasımız olarak gelecek nesillere aittir. Hiçbir sebep onu hedeflemeyi haklı gösteremez” diye yazdı.

Özellikle İtalya, ülkeyi protesto biçimleri nedeniyle aktivistlerin 50 bin avroya kadar para cezasına çarptırılmasını öngören bir yasa çıkarmaya sevk eden çok sayıda gösteriye tanık oldu. Geçtiğimiz yıl iklim aktivistleri Roma’nın dünyaca ünlü Trevi Çeşmesi’nin sularına daldı ve petrolü simgeleyen siyah bir sıvıyı döktü.
Anıtı ziyaret eden turistler fotoğraf çekerken, pankart açıp “Ülkemiz ölüyor” diye bağırdılar. Grup, sıvının karbon bazlı olduğunu ve çeşmeye zarar vermeyeceğini söylerken, Roma belediye başkanı ne olursa olsun şehrin Trevi Çeşmesi’nde dolaşan 300 bin litre suyu atıp yerine yenisini koymak zorunda kalacağını söyledi.
Grup ayrıca Milano’nun ünlü La Scala opera binasına da boya, ikonik tabloları koruyan camlara yiyecek fırlatmış ve İtalya Senatosu’na turuncu boya sıkmıştı.
Grubun üyeleri eylemleri sırasında trafiği de engelleyerek sürücüleri çileden çıkarmıştı. Çeşitli videolarda eylemcilerin sabah ve öğleden sonra trafiğin yoğun olduğu saatlerde yollara oturarak uzun trafik sıkışıklıklarına neden oldukları basına yansımıştı.
Aktivistlerin bu tip eylemleri ne kadar işe yarıyor tartışılır. Trafiği tıkayan bir eylem sırasında kızgın sürücüler iklim protestocularını defalarca tekmeleyip sürüklemişlerdi.
]]>–Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önündeki polis kontrol noktasına silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilirken, bir vatandaş hayatını kaybetti, 3’ü polis 5 kişi yaralandı. Saldırganların terör örgütü DHKP/C üyesi olduğu belirlendi. İki gün önce IŞİD terör örgütünü, şimdi DHKP/C’yi konuşuyoruz. Terör örgütünün amacı neydi?
2015’te rahmetli savcı Selim Kiraz’ın hayatını kaybettiği olaydakine benzer niyet taşıdıklarına dair kuvvetli emareler var. İçeriye sızıp önemli kişilerden birini ya da halkı rehin alıp, rehine krizi yaratmak. 2015’teki eylemi yapan da DHKP/C’ydi. Şuna atıfta bulunmakta fayda var: PKK terör örgütü DHKP/C başta olmak üzere bazı yasadışı silahlı sol örgütlerle birlikte Sözde Halkların Birleşik Devrim Hareketi adıyla bir yapı ortaya koyduklarını biliyoruz. PKK özellikle eylem yapamadığı alan ve zamanlarda eylemi bu örgütlere ya da kendi türev örgütlerine taşereOrta ettiğini görebiliyoruz. Eylemde böyle bir bağlantı var mı? Terör örgütleri üzerinden Türkiye’deki seçim süreçlerini, toplumsal barışı, kamu iradesini manipüle etmeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte 7 Ekim’den sonra hem Irak hem Suriye’de didişme üst seviyeye çıktı. Paradigmalar, siyaset ve stratejiler değişti. Vekillerin kullanıldığı biçimler ve dozaj değişti. Ya birileri artık devletleri de vekil devlet olarak kullanmak istiyorlarsa, bu ülkelerden biri de Türkiye’yse, o zaman soru şu: Bunu nasıl yapacaklar?
–Nasıl?
Türkiye’nin hassasiyetlerini, duygularını, acılarını istismar ederek yapacaklar. Vekaletler savaşı, sadece eline silahı, cebine parayı koy değildir.
–Bunu birazdan açmanızı isteyeceğim. Arka arkaya iki saldırı, biri IŞİD’in kilise saldırısı, diğeri DHKP/C’nin adliye saldırısı. 7 yıldır Türkiye’de saldırı yapmayan IŞİD ne oldu da yeniden eyleme geçti?
Sadece Türkiye’de eyleme geçmedi. Özellikle bu son dönemde, hatta şöyle bir veri paylaşayım sizinle, 2024’ün ilk 10 gününde Suriye’nin 14 ilinin 7’sinde 35 saldırı gerçekleştirmiş. Dünya çapında da aynı dönemde yani 2014’ün ilk 10 gününde 100 civarında saldırı gerçekleştirmiş. Buradan baktığımızda IŞİD’in tekrar aktifleştiğini, daha doğrusu aktifleştirildiğini görüyoruz.
–Peki temel sebebi ne olabilir?
7 Ekim saldırısından sonra özellikle Yahudilerle Müslümanlar arasında Gazze üzerinden baş gösteren teolojik gerilim IŞİD’in bir şekilde aktifleşmesine veya aktifleştirilmesine neden oldu. Bu açıdan bakıldığı zaman temel parametreyi, Gazze’den sonra baş gösteren siyaset ve stratejilerdeki değişiklik olarak değerlendiriyorum.
–Türkiye neden örgütün hedefinde?
En önemli soru bu. Şimdiye kadar 7 yıldır eylem yapamamış. Bu, eylem yapma ihtirasını kaybettiği, olmadığı anlamına gelmiyor. Burada da verilere başvuralım. 2018-2022 arasında 12 eylemi engellenmiş. 2022-2023 arası 40 eylemi engellenmiş Türk güvenlik güçleri tarafından. 2024’ün başında da özellikle sinagogları, kiliseleri ve Irak büyükelçiliğini hedef alan eylemleri engellenmiş. Özellikle 2024 başında yaşadıklarımız bize IŞİD’in, Türkiye’de eylem yapma iradesinin, tekrar hortladığını gösteriyor.
–Türkiye’de eylem yapma iradesini yeniden hortlatan gelişme hangisi?
Öncelikli olarak tabii terör eylemindeki maskat nedir? Kamusal iradeniz, yani karar verici aklınızı etkileme kabiliyet ve kapasitesidir. IŞİD eylemleri üzerinden Türkiye’nin bir şekilde kullanılmaya çalışıldığını düşünüyorum. 7 Ekim’den önce Rusların ve İranlıların şöyle bir planı vardı: Amerika ve İsrail’i Suriye’den çıkarmak. İsrail ve Amerika’nın da bir karşı planı vardı: İran’ı Suriye’den çıkarmak. 7 Ekim’den sonra vekil güçlerin kullanılmasıyla ilgili son derece önemli bir gelişme oldu. Burada özellikle İsrail’i çok rahatsız eden Şii’lerin panzehri kim? Çok basit bir cevabı var: Sünniler. Sünni bir takım vekil güçlerin, devlet dışı bazı aktörlerin veya terör örgütlerinin, hatta belki mümkünse Sünni tabanlı devletlerin birileri tarafından kullanılmasıyla ilgili yeni bir versiyonla mı karşı karşıyayız? Bu noktada IŞİD manipülatif bir role mi soyundu? Özellikle mezhebi fitnenin Irak’ın işgalinden beri çok kullanıldığını düşünüyorum. 2006 yılında Samara’daki türbenin IŞİD tarafından bombalanması Irak’ta mezhep temelli bir iç savaşın çıkmasına sebep oldu. Sonrasında olanlar ortada. Kimlerin işine yaradığı da…
–Kimler mezhebi ihtilafı kullanmak istiyor? IŞİD nasıl bir rol üstleniyor?
Türkiye, IŞİD’le en iyi mücadele eden ülke. Karada mücadele eden tek devletiz. Meselenin bir ucu Türkiye ile Avrasya ilişkilerine değiyor. Türkiye, aktif tarafsızlığı benimsemiş durumda. Bu hem Atlantik, hem Avrasya tarafında rahatsızlık yarattı. Herkes kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak veya diplomatik adıyla yanında görmek istiyor. Acaba biz, yanında görmeyle ilgili IŞİD üzerinden bir manipüle ile mi karşı karşıyayız? Bu önemli bir soru olarak ortada duruyor. Türkiye NATO içinde güvensizlik yaşıyor. Buna bağlı olarak Rusya ve İran ile bir ilişki gelişti. Bundan rahatsızlar. Putin, tüm bunları stratejik aklıyla görüyor. O da kendi stratejisi doğrultusunda yavaş yavaş bir şeylerin taşlarını döşüyor. Bence ABD, Gazze’den sonra bunu görmeye başladı. Önceden Türkiye’yi dışlayan stratejik bir bağnazlık vardı ama Gazze’den sonra değişti. İsveç’in NATO’ya alınmasından sonraki süreçlere de iyi bakmak lazım. Bir ılımlı rüzgâr esmeye başladı. Ilımlı ama belirsizliği çok, tehlikeli bir öpücük kıvamında. ABD’nin şunu kendi içinde düşüneceğini öngörüyorum: Biz Türkiye’yi bu kadar ötekileştirdik, yalnızlaştırdık ama bu bize de zarar veriyor. Bunu Gazze’de gördüler, orada çok büyük bir stratejik gerçeklikle karşı karşıya kaldılar. Şu soruyu kendilerine soracaklardır: Biz Ortadoğu’da, Afrika’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Karadeniz’de yapacağımız jeopolitik hamleleri Türkiyesiz nasıl yapacağız? Yaparsak bunun maliyeti ne olacak? Tabii ki yine Amerika Atlantik menfaatleri doğrultusunda bir paradigma değişikliğinin gelişmekte olduğunu düşünüyorum. Bu minvalde Ortadoğu’nun gayya kuyusu mezhep meselesini, Türkiye’nin mezhebi bazı reflekslerini (ya da dogmalarını) kullanarak manipülatif eylemler yapabilir. Dünya şu uyarıyı yaptı 7 Ekim’den sonra: Başta IŞİD olmak üzere terör örgütleri ‘yalnız kurt’ eylemleri üzerinden aktifleşebilir.
–İstanbul Sarıyer’deki bir ‘yalnız kurt’ eylemi miydi?
Hayır, değil. IŞİD’in en etkin kanadı olan Horasan Vilayeti’nden talimatlandırıldıkları gözüküyor. IŞİD’in Türkiye içindeki yapısı ciddi anlamda darbe aldı, hatta çöktü diyebiliriz. Nasıl çöktü? 2021 yılında çok önemli bir olay oldu. Suriye’de Kasım Güler adlı IŞİD’in Türkiye sorumlusu yakalandı ve Türkiye’ye getirildi. Bundan sonra ki süreçlerde IŞİD’in Türkiye ofisi çok ciddi olarak çökertildi, aynı zamanda bağlı olduğu ana Faruk ofisi de çökertildi. Sonra çok önemli bir olay daha oldu. Türk güvenlik güçleri 2023 Nisan’da IŞİD’in lideri Ebu el-Hüseyin el-Hüseyni el-Kureyşi’yi Suriye’de (Afrin Cinderes’te) etkisiz hale getirdi. Bütün bu olaylar yaşandıktan sonra IŞİD Türkiye ayağının ismini Selman‐ı Farisi Taburu olarak değiştirdi. Bununla birlikte Türkiye dışı ayaklarını Türkiye’ye karşı mobilize etmeye çalıştı ve bununla birlikte ülke dışından bazı terörist transferleri yapmaya çalıştığı görüldü. Bu transfer alanlarının başında da şu an Dünya’da eylem kabiliyeti en yüksek olan sözle Horasan Vilayeti geliyor. Bu ekip de oradan geldi.
–Nedir Horasan Vilayeti militanlarının özelliği? Eylem şekillerinde ve eylem için seçtikleri yerler farklı mı?
IŞİD’in ele geçirdiği alanlara vermiş olduğu isimler vardır. Bir de ele geçirmediği ama kendisine biat eden alanlar vardır. Irak ve Suriye ile fiziki bağı olmayan, bir takım yerlere Horasan Vilayeti, Sina Vilayeti gibi isimler taktı. Horasan Vilayeti diye tanımladıkları yer Afganistan, Pakistan ve Doğu Türkistan bölgesi. Afganistan’da kamusal irade güçlü değil. Diğer alanlarda sosyolojik tabanı kullanabiliyor. Kendisinden etkilenmiş, farklı devletlerin pasaportunu taşıyan kişiler var. Bu kişiler onların sızmak için aradıkları koşulları sunuyor. Sonuçta geldikleri ülkenin güvenlik ağına takılmamak gibi bir gaileleri var.

Abdullah Ağar
22 ÜLKEDE MİKRO IŞİD VARLIĞINI DEVAM ETTİRİYOR
–IŞİD varlığını nerelerde, nasıl devam ettiriyor?
“IŞİD konvansiyonel alanlarını kaybetti, savaşı kaybetti, zafer kazandı” gibi cümleler kuruldu. O zaman dedim ki, “Neden o zaman Suriye’deki Orta Çöl’de (Badiye) 8-12 bin kilometre karelik alanda IŞİD’e kimse dokunmuyor? Biraz önce bahsettiğim 2024 başında yapılmış 35 eylem burası kökenli. Konvansiyonel alanı vardı, burası aktifleşti. Neden Dera’da, Palmira’da, bölgeden geçen ve Şam’a giden karayolunda bu kadar etkili olabiliyor. Dünyanın 22 ülkesinde mikrolaştırılmış olarak IŞİD varlığını devam ettiriyor. Bu, bir şekilde IŞİD’in bir potansiyel taşıdığını ve sosyolojik tabanı istismar edebileceğini anlatıyor.
–Özellikle Afganistan, Suriye gibi ülkelerden göçler örgütün buradaki yapısını güçlendiriyor mu?
Doğal olarak bir risk ortaya koyuyor. Zaten IŞİD travmalardan, otorite boşluğundan, istikrarsızlıktan besleniyor. Bir de farklı, kopuk alanlardaki bireyler IŞİD öğretisinden etkilenmişse tehlikeli bir bombaya dönüşebilir. Ne yazık ki öyle bir tehdit var.
–Türkiye de IŞİD’in eylem arayışları devam eder mi?
Bence eder. Çünkü bu ihtirası zaten hiç kırılmadı. Türk güvenlik ve istihbarat erkleri çok güçlü bir önleme yaptı ve 7 yıl eylem yapamadı, 7 yıl sonra ilk defa eylem yapmayı başardı ama dediğim gibi bu arayışı hep vardı. Şimdi Gazze’de ortaya çıkan yeni durum IŞİD’in eylem yapma motivasyonunu daha çok artırdı. Şimdi bu kendi doğrusallığı içinde olabilir. Aynı zamanda bir takım istihbarat servislerinin IŞİD’i aktifleştirmesi nedeniyle de olabilir.
ATATÜRK İKİ DÜŞMAN ORTAYA KOYDU
– Türkiye’ye nasıl bir rol düşüyor?
Küresel savaş üreten güvenlik bunalımını çözebilecek tek ülke Türkiye. Bunu daha önce yaptı, bu devleti kurarken çözdü. İyi bakılması gerekiyor. Atatürk, muazzam bir iş yaptı. Devlet için iki düşman ortaya koydu. Birisi toprak baronu, diğeri din baronu… ‘Allah ile kul arasına, devletle vatandaş arasına kimse girmeyecek’ dedi. Böyle bir model Ortadoğu’da yok, İslam dünyasında yok… Devletin kuruluş kimyasındaki kavramsal çözümü hala anlayamadık, gereğini yapamadık, bilinci ve etkiyi geliştiremedik, o nedenledir ki, bir kısım insanımızı IŞİD’e YPG/PKK’ya, FETÖ’ye, yasa dışı silahlı sola ve diğer din istismarcılarına, örgütlere/yapılara kaptırdık ve hali hazır da birbirimizi kutuplaştırarak didişmeyi tercih ediyoruz. Bu da istismar edilebilecek pek çok çatlağın oluşmasına neden oluyor.”
]]>