Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BATMAN’da, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenlendi.
Sivil Toplum Kuruluşları tarafından, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını protesto etmek ve Filistin halkının yanında olduklarını göstermek amacıyla, Gülistan Caddesi’nde basın açıklaması düzenlendi. Basın açıklamasına siyasi partiler, bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Alanda toplanan kalabalık, ellerinde ‘Direnişin adı Aksa Tufanı’ ve ‘Hamas’a selam, direnişe devam’ yazılı döviz ve pankartlar taşıyarak sık sık tekbirler getirdi. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan basın açıklaması, dua edilmesinin ardından sona erdi.
‘GAZZE UNUTTURULMAYA ÇALIŞILIYOR’
Kalabalık adına basın açıklamasını okuyan Cengiz Arı, “Siyonistler ve işbirlikçilerince soykırım alıştırılmaya, Gazze unutturulmaya çalışılıyor. Kardeşlerim alışmayalım, unutmayalım. Alıştığımız, unuttuğumuz gün Siyonizm’in pençesinde buluruz kendimizi. Unutmamak için de sürekli olarak Filistin’deki cihada maddi ve manevi destek verelim. Direniş devam ediyor, cihad devam ediyor. Yardımların ulaştığını unutmayarak, umutsuzluğa kapılmadan dualarla beraber yardımlarımıza devam edelim. Biliyoruz ki Siyonistlerin nihai amacı tüm İslam beldelerini tehdit etmektir. Buna mani olmanın, bu soykırımı durdurmanın tek yolu İsrail’e karşı her anlamda cephe almaktır, güç kullanmaktır. Ancak maalesef tüm dünya İsrail’e ya destek verdi ya da katliamlarına sessiz kaldı. Bu soykırımın durması ve Siyonizm’in amaçlarına ulaşmasını engellemek için halkı Müslüman olan ülkelerin liderlerinden Müslümanca tavır sergileyerek kendilerini özgür kılmalarını bekliyoruz” dedi.
Haber-Kamera: Bayram AYHAN/BATMAN,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden 30 Eylül’de açıklanan verilere göre, İsrail ordusu bu 1 yıl içinde yaklaşık “3 bin 650 katliam” işledi. Bu katliamlarda, yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın ve 13 bini erkek olmak üzere 41 bin 870 kişi hayatını kaybederken, 97 bin 166 kişi yaralandı. Enkaz altında ya da kayıp olan 10 bin kişinin cesedine ise hala ulaşılamadı. Bu haliyle ölenlerin yüzde 42’sini çocuklar, yüzde 27’sini kadınlar, yüzde 31’ini de erkekler oluşturdu.
EN AĞIR BEDELİ ÇOCUKLAR ÖDEDİ
İsrail saldırılarının en ağır bedelini çocuklar ödedi. Saldırılar sırasında doğan 171 bebek yaşama şansı dahi bulamadan öldü. Henüz 1 yaşını doldurmamış 710 bebek de saldırılarda hayatını kaybetti. Enkaz altından çıkarılan fetüsler bile oldu. 25 bin 973 çocuk anne ve babasını ya da ikisinden birini kaybetti. Hastanelerde ortaya çıkarılan 7 toplu mezarda 520 Filistinlinin cansız bedenine ulaşıldı.

902 AİLE NÜFUSTAN SİLİNDİ
İsrail’in saldırılarında yüzlerce ailenin tüm fertleri hayatlarını kaybederken, binlercesinin ise sadece bir ya da 2 ferdi hayatta kalabildi. Medya Ofisinin 2 Ekim tarihli yazılı açıklamasına göre, bir yıldır devam eden soykırım sırasında tüm fertleri ölen 902 aile nüfustan silindi, 1364 ailenin sadece bir ferdi, 3 bin 472 ailenin ise sadece 2 ferdi hayatta kaldı. Gazze Şeridi’ne açılan sınır kapılarını 5 aydır kapalı tutarak sıkı bir abluka uygulayan İsrail, hayatta kalan Filistinlilere karşı da açlık, yetersiz beslenme ve ilaç eksikliğini silah olarak kullandı. Bir yılda çoğu çocuk 36 Filistinli açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetti. 3 bin 500 çocuk yetersiz beslenme nedeniyle ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 71 bin 338 kişi sürekli yerinden edilme ve göç nedeniyle hepatite, 1 milyon 737 bin 524 kişi de çeşitli salgın hastalıklara yakalandı. 10 bin kanser hastası Gazze’de tedavi imkanı olmaması nedeniyle her an ölüm riskiyle karşı karşıya. Saldırılarda yaralanan 12 bin Filistinli ile 3 bin hastanın ise Gazze dışında tedavi edilmesi ihtiyacı doğdu.

DOKTORLAR İŞKENCE SONUCU HAYATINI KAYBETTİ
İsrail ordusu, uluslararası hukuku hiçe sayarak hastaneler ve sağlık çalışanlarını özellikle hedef aldı. Böylelikle, hastalar ve saldırılarda yaralanan Filistinlilerin tedavi imkanlarını da ellerinden aldı. Saldırılar nedeniyle 34 hastane ile 80 sağlık merkezi hizmet dışı kaldı, 162 sağlık kuruluşu zarar gördü, 131 ambulans da kullanılamaz hale geldi. 986 sağlıkçı hayatını kaybetti, 310 sağlıkçı ise alıkonuldu. İsrail’in alıkoyduğu doktorlardan bazıları İsrail hapishanelerinde gördüğü işkence sonucu hayatını kaybetti. Bunların başında bölgenin en tanınmış ortopedi cerrahlarından biri olan Adnan el-Burş ile kadın doğum uzmanı İyad er-Rantisi geldi.

OKUL VE ÜNİVERSİTELER YERLE BİR EDİLDİ
İsrail’in sürdürdüğü soykırımın en önemli boyutlarından biri de eğitim sistemine uygulanan “soykırım” oldu. İsrail kasıtlı şekilde Gazze’deki okul ve üniversiteleri yerle bir ederek bir nesli eğitimsiz bıraktı. Filistin verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten önce Gazze Şeridi’nde 17 üniversite ve kolejin yanı sıra 800 bin öğrencinin eğitim aldığı 796 okul bulunuyordu. İsrail ordusu, saldırılarıyla bu okulların 125’ini tamamen, 337’sini ise kısmen yıktı. Böylelikle okul binalarının yüzde 93’ü tamamen ya da kısmen yıkılmış oldu. Medya Ofisinin verilerine göre, İsrail saldırıları sonucu Gazze’de ilköğretim ve lise çağındaki 11 bin 500 öğrenci, 750 öğretmen ve eğitim alanında çalışan kişi ile 115 üniversite hocası ve akademisyen katledildi.
Bölge halkı yanlarına alabildikleri eşyalarıyla güvenli gördükleri yerlere göç ediyor
ALT VE ÜST YAPI TAHRİP EDİLDİ
İsrail, 1 yılda 85 bin ton patlayıcı kullanarak Gazze’de taş üstünde taş bırakmadı. Bu saldırılarda, evler, hükümet binaları, tarihi eserlerin yanı sıra elektrik ve su şebekeleri de kullanılamaz hale geldi. Medya Ofisine göre, 611 cami tamamen, 214 cami kısmen, 150 bin konut tamamen, 200 bin konut kısmen yıkıldı, 80 bin konut ise kullanılamaz hale geldi. 201 kamu dairesi, 206 tarihi eser ve sit alanı ve 3 kilise de İsrail saldırılarının hedefi oldu. 36 spor tesisi ve stat ile 700 su kuyusu hizmet dışı kaldı.

MEZARLARIN İÇİNDEN CESETLER ÇALINDI
Gazze’deki Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı, 5 Ekim’de yaptığı açıklamada, Gazze genelindeki 1245 caminin yüzde 79’unun yıkıldığını, 60 mezarlıktan 19’unun kasıtlı ve sistematik olarak hedef alındığını, mezarların kazılarak onlarca cesedin çalındığını ve vücut bütünlüklerinin de bozulduğunu belirtti. Açıklamada, bakanlığın 238 görevlisinin İsrail ordusunca öldürüldüğü, 19’unun alıkonulduğu aktarıldı. Alt yapıda ise 3 bin 130 kilometrelik elektrik, 330 bin metrelik su, 655 bin metrelik kanalizasyon şebekesi ile 2 milyon 835 bin metrelik yol ağı tahrip edildi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 3 Ekim’de Katar’ın başkenti Doha’da “Spor diplomasisi” başlığıyla düzenlenen Asya İşbirliği Diyaloğu (AİD) Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, İsrail ordusunun “vahşi soykırım savaşında spor tesisleri dahil Gazze Şeridi’ndeki altyapının yüzde 90’ından fazlasını yok ettiğini” söyledi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi’ne saldırıları sürüyor.
Katliamlarına her geçen gün yenilerini ekleyen İsrail; kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor.
İsraillilerin ise Binyamin Netanyahu’ya olan tepkileri artışta..
Kanal 13 televizyonunun İsrail Merkezi İstatistik Dairesinden aktardığı habere göre, İsraillilerin yurt dışına göçünde dikkate değer bir yükseliş kaydedildi.
ARTIŞ İSTATİSTİKLERE YANSIDI
“Negatif göç” olgusundaki büyük artışı ortaya koyan yeni istatistiğe göre, Ocak 2024-Temmuz 2024 döneminde 40 binden fazla İsrailli ülkeyi terk etti.
Aynı istatistiğe göre, 2023 yılı içinde yaklaşık 55 bin 300 İsrailli yurt dışına göç etti. Aynı yıl içinde 27 bin kişi İsrail’e geri döndü veya başka bir ülkeden İsrail’e göç etti.
2022 yılında yaklaşık 38 bin İsrailli yurt dışına göç ederken 23 bin kişi İsrail’e geri döndü veya göç etti.
2021 yılında İsrail’den ayrılanların sayısı 31 bin, geri dönenlerin sayısı ise 29 bin oldu.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Farklı ekole sahip iki sanatçının eserlerine yer verilen sergi, Filistin’de yaşananlar ile Kudüs’ün tarihi, kültürel ve dini önemi gibi konulara odaklanıyor.
Açılışta konuşan Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben, Kudüs’le ilgili bir serginin İstanbul gibi kadim bir şehirde açılmasının önemine işaret ederek, “Üsküdar, İstanbul’un eski bir başlangıcı. Bugün büyük usta Mimar Sinan’ın yaptırdığı tarihi mekanda bu serginin açılışını gerçekleştirmek bizler için de çok anlamlı. En az bunun kadar önemli olan bir diğer husus, ebru sanatının yaşayan en büyük üstatlarından Hikmet Barutçugil ve değerli sanatçımız Amine Hanım’ın katkılarıyla Kudüs üzerine bir serginin açılmasıdır. Biz de adımıza yakışır bir şekilde bu tür faaliyetlerin destekçisi olduğumuz için çok mutluyuz.” ifadelerini kullandı.
” Türkiye’de çok ciddi bir şekilde şuur kaybettirme politikaları uygulandı”
Sanatçı Hikmet Buratçugil, ait oldukları kültürü anlatmak ve tanıtmak mecburiyetinde olduklarını vurgulayarak, “Medeniyetler, kültür ve sanatla oluşuyor. Biz, daha önceki medeniyetleri, yaptıkları eserlerle tanıyoruz. Gelecek nesiller için de bugünden bir medeniyet oluşturmamız gerekiyor. Ne yazık ki yakın tarihimizde başlayan Batılılaşma hareketleri içinde kendi özümüzden uzaklaştık. Türkiye’de çok ciddi bir şekilde şuur kaybettirme politikaları uygulandı. Çok şükür ki altını çamura da atsanız, değerinden bir şey kaybetmiyor. O koca çınarları kestiler ama kökleri o kadar sağlam olduğu için yeniden neşvünema buldu.” dedi.
Ebru sanatına 51 sene önce başladığını dile getiren sanatçı, “Bu sanata başladığımda herkes alay ederdi. Hatta o yıllarda bu sanatlarla uğraşanlar ‘yobaz’, ‘bağnaz’ gibi sıfatlarla anılırdı. Bugünlere geldik ve şimdi gençler bu işlere çok hevesli. Kendi sanatlarımızı güncelleyerek ve yenileyerek bu sanatları yaşatmış oluyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Kudüs, bizim kanayan yaramızdır.” diyen usta sanatçı, sergide emeği geçenlere teşekkür etti.
“Filistin halkı bize zimmetlidir ve bunu gün yüzüne çıkarmak istedik”
Ressam Amine Sultan Tan da sanatın temel görevinin, var olanı görünür kılmak olduğunu altını çizerek, şunları söyledi:
“Hikmet hocama, böylesi bir görsel şölene imza attığı, Vakıf Katılıma ise sergiye destekleri için çok teşekkür ediyorum. Bildiğiniz gibi, her şey çok güzel bir ahlak içinde yaratılmış. Bizim yaptığımız bunu ufak bir şekilde tuvale yansıtmak, biraz daha farkındalık oluşturmak ve bu gerçek güzelliklere dikkat çekmek. Hikmet Hocamızın da vurguladığı gibi, Kudüs bizim yaramız. Filistin halkı bize zimmetlidir ve resimlerimizle bunu gün yüzüne çıkarmak istedik. İnşallah bu niyetlerle, hayırlar feth olsun, şerler def olsun.”
Kudüs ve Gazze’yi siyasi, askeri, kültürel ve sosyolojik olarak her açıdan gündeme getirme kabiliyetinin çok önemli olduğunu aktaran yazar İsmail Kılıçarslan ise “Bütün dünyanın Gazze katliamı için ayakta olduğu böyle bir dönemde, elbette sanat da üzerine düşeni yapmalı. Bu sergiyi çok özel yapan, barut ebrusunun da bulucusu Hikmet Hoca’nın ebrularının üzerine, Kudüs’ün köklerini, Amine Hanım’ın resimleriyle bize sunmasıdır. Vakıf Katılımı da böyle bir sorumluluk aldığı için ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Bugün, ağız ve dil Gazze’yi, Kudüs’ü söylemeli.” dedi.
Sergi, 29 Eylül’e kadar, pazartesi günleri hariç, ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Fransa’nın başkenti Paris’te, 8 Eylül’e kadar sürecek olan 17. Paralimpik Yaz Oyunları’nın açılış töreni gerçekleşti. 183 ülkeden, 4 binden fazla sporcusunun katıldığı Paris 2024 Paralimpik Oyunları geçit töreninde önemli anlar yaşandı.
Tüm dünyanın gözü önünde İsrail’in soykırımına uğrayan Filistin, oyunlara tek sporcuyla katıldı. Filistin’in kafilesi, seyircilerden büyük destek aldı.

Filistin’i para atletizmde temsil eden Fadi Aldeeb ve beraberindeki heyet Concorde Meydanı’ndan geçerken binlerce seyirci tarafından alkışlandı. Bazı sporseverler de ayağa kalkıp alkışlarla Filistin’e olan desteğini gösterdi.
Alman televizyon kanalında skandal! Büyük tepki topladı: Filistin’in adını anmadılar… | Video
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bu anlara, Alman devlet kanalının anonsu damga vurdu. AB ülkeleri içerisinde en koşulsuz şartsız İsrail’e destek veren ülke olan Almanya’nın devlet kanalında Filistin sansürü uygulandı. Geçit törenini canlı yayınlayan ZDF’de Alman spiker, tepki çeken bir skandala imza attı. Anons yapan Alman spiker, Filistinli sporcuların geçişi sırasında suskunluğa büründü.

Ülkelerin alfabetik sırayla anons yapıldığı anları simultane çevirerek yayınlayan ZDF, Filistin’in adını es geçti. Kendinden önce ve sonra gelen ülkeleri sıralayan Alman spiker, Filistin’i anons etmedi. Filistin’i açık açık görmezden gelen Alman kanalın yayını medyada büyük tepki topladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Başkan Yardımcısı ve Demokrat Parti’nin başkan adayı Kamala Harris, başkan yardımcısı adayı olan Minnesota Valisi Tim Walz ile birlikte CNN televizyonuna röportaj verdi.
Siyasi görüşlerini niçin değiştirdiği sorusuna cevap verdi
Programda Harris, kaya gazı ve türevlerinin çıkarılması için kullanılan hidrolik kırma yönteminin kullanımı ve ABD sınırının yasal olmayan yollardan geçilmesinin suç olmaktan çıkarılmasına ilişkin siyasi görüşlerini neden değiştirdiğine ilişkin bir soruya cevap verdi. Demokrat Parti adayı, “Siyasi perspektifim ve kararlarımın en önemli ve anlamlı yönü, benimsemekte olduğum değerlerin değişmemiş olmasıdır” dedi.
Daha önce çevreye verdiği zarar nedeniyle hidrolik kırma yöntemine karşı çıkan fakat seçim sürecinde bu pozisyonunu değiştiren Harris, “Örneğin, sera gazı emisyonlarının azaltılması için belirli standartlara ulaşılması konusunda ABD ve dolayısıyla dünya için hedefler ortaya koymamız gerekiyor. Bu konudaki değerimde bir değişiklik olmadı” dedi.
Cumhuriyetçi bakan vaadi
Seçilmesi halinde Cumhuriyetçi Partili bir siyasetçiyi kabineye alma sözü veren Harris, bunun için aklında herhangi bir ismin bulunmadığını söyledi. Harris, “Kabinenin bir üyesinin Cumhuriyetçi olmasının Amerikan kamuoyunun yararına olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
CNN spikeri Dana Bash’ın halihazırda verdiği vaatleri Biden ile iktidarda olduğu 3,5 yıl boyunca niçin gerçekleştirmediği yönünde bir soruya cevap veren Harris, “Öncelikle ekonomiyi toparlamamız gerekiyordu ve bunu yaptık. Enflasyonu yüzde 3’ün altına indirme konusunda yaptığımız işten de gurur duyuyorum” dedi.
Kovid-19 salgınının hızla yayıldığı dönemde kendisi ve Başkan Joe Biden’ın ekonomide önemli ilerlemeler kaydettiğini söyleyen Harris, “Ekonomi çökmüştü. Bu, büyük ölçüde Donald Trump’ın krizi kötü yönetmiş olmasından kaynaklanıyordu. Göreve geldiğimizde en büyük önceliğimiz, Amerika’yı kurtarmak için elimizden geleni yapmaktı” dedi. Biden yönetiminin ekonomi politikalarını öven Harris, “Fiyatlar, özellikle de market alışverişindeki fiyatlar halen çok yüksek” diyerek ekonomideki sorunları kabul etti.
Filistin ve İsrail’e ilişkin pozisyonunu açıkladı
Demokrat Parti’nin adayı olmasından bu yana büyük bir televizyona verdiği ilk röportajda Harris, İsrail ve Filistin arasında iki devletli bir çözüme destek verdiğini söyledi. İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu fakat “bunu nasıl yaptığının önemli olduğunu” ifade eden Harris, “Çok fazla masum Filistinli hayatını kaybetti. Bir anlaşmaya ulaşılmasını sağlamamız gerekiyor. Bu savaş bitmek zorunda” dedi. İsrail’in savunmasına ve kendini savunma hakkına olan bağlılığının sarsılmaz olduğunu ve bunun değişmeyeceğini de vurgulayan Harris, “Rehinelerin kurtarılması konusunda bir anlaşma sağlamamız gerekiyor” diye konuştu.
Biden’ın yarıştan çekilme telefonu
ABD Başkanı Joe Biden’ın Temmuz ayında başkanlık yarışından çekilme kararını kendisine telefonla bildirdiğini söyleyen Harris, “Telefon çaldı, arayan Joe Biden’dı. Bana kararını açıkladı ve ben de kendisine “Emin misiniz?” diye sordum. Emin olduğunu söyledi ve ben de durumu bu şekilde öğrendim” dedi.
Harris, Biden’ın başkan adaylığı için kendisini destekleme konusunda ise oldukça net olduğunu ifade etti. – WASHINGTON
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kent merkezinde sadece kadınlara özel olan kitap kafenin kurucusu Meryem Akalan ve arkadaşları, katıldıkları İsrail karşıtı protestolar ve yürüyüşlerin ardından Filistin‘e daha fazla destek için kermes düzenlemeye karar verdi.
Akalan ve arkadaşları, kitap kafede her hafta çarşamba günü çeşitli ürünlerden kermes düzenleyeceklerini çevrelerine duyurdu.
Kadınların evlerinde pişirdikleri yemekler ve el emeği dokuma ürünleriyle oluşturulan kermese, esnaf da dükkanlarından ürünler gönderip katkıda bulundu.
Dayanışmayla kurulan kermes ile kafenin bir günlük geliri aşevleri, kurumlar ve hekimler aracılığıyla Filistin‘e gönderiliyor.
Kafenin işletmecisi Meryem Akalan, AA muhabirine, işgal altındaki Filistinlilere destek olabilmek için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.
Kermesi 4 haftadır sürdürdüklerini ifade eden Akalan, “Gündemdeki Filistin içimizi kanatan bir mevzu, arkadaşlarımızla ‘Ne yapabiliriz?’ diye düşünürken ‘Neden bir günlük gelirimizi bağışlamayalım?’ dedik. Sonra adım attık ve bayanlar ile esnaftan destek olmak isteyenlerle kermes düzenledik. Her çarşamba günü kermesle gelirimizi Filistin’e gönderiyoruz.” dedi.
“Haftada yaklaşık 10-15 bin lira gönderiyoruz”
Akalan, kermese vatandaşların ilgi gösterdiğini belirterek, esnafın da iş yaptıkları sektöre göre ürün göndererek kendilerine destek olduğunu dile getirdi.
Bu şekilde bir çatı altında birleştiklerini anlatan Akalan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsanın kendi cebinden her hafta düzenli olarak bir şeyler göndermesi kişiyi zorlar ama böyle düşününce her hafta belli bir miktar bağışlıyoruz. Buradan gelen yardımı direkt öylece gönderiyoruz. Maddi desteğin daha elzem olduğu söylendi, o yüzden biz de kıyafetleri ya da yapılan yardımları maddiyata çevirip o şekilde gönderiyoruz. Kermesle sınırlı kalmıyor, böyle bir faaliyet yaptığımızı şehir dışından duyanlar da bir meblağ gönderiyor. Haftada yaklaşık 10-15 bin lira gönderiyoruz. Kermes sürecinde şunu öğrendik, kişinin gücünün yetemeyeceği şey toplu yapınca kolaylaşıyor, yardım daha iyi ulaşmış oluyor ve süreklilik arz ediyor. Filistin mevzusu gündemlerimize otursun diye gayret ediyoruz. Gücümüz bu kadarına yetiyor, gücü yeten tüm kardeşlerimizin bu tarz etkinliklere katılmasını rica ediyorum. İnşallah bu zulümler bitene kadar sürdüreceğiz, hatta inşallah ilerleyen zamanlarda çok daha geniş çerçevelerde düşünüyoruz.”
“Ne yapabiliyorsak bu alanda seferber olmalıyız”
Evinde pişirdiği yemeklerle kermese katılan Zehra Eren de Filistin’de yerinden edilen ve zulüm altındaki inanlar için çok üzüldüğünü dile getirdi.
Kermeste güzel bir dayanışma sergilediklerini vurgulayan Eren, “Daha önce de buraya geliyordum, sonra burada böyle bir etkinlik yapıldığını gördüm ve ‘Ne yapabilirim?’ diye düşündüm çünkü herkes bir şeyler yapıyordu. Evde poğaça gibi yiyecekler yapıp getirdim. Gücümüz neyi gerektiriyorsa, ne yapabiliyorsak bu alanda seferber olmalıyız. Ben gücüm yettiğince maddi ve yeteneklerim açısından böyle destek oluyorum.” ifadelerini kullandı.
Annesiyle kermese katılan 11 yaşındaki Mevsim Çürük ise Filistin’deki çocuklar için çok üzüldüğünü, bunun için de kumbarasındaki harçlıklarıyla kermese katılıp destek olduğunu belirtti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müzakerelerde tarihin tekerrür ettiğini belirten Albanese, “İsrail, Filistin’in geri kalan kısımlarına sahip olmak için müzakereleri kullanıyor. İsrail, ateşkes müzakereleri kılıfıyla kalıcı işgal ve daha fazla toprak gaspı için koşullar oluşturmayı deniyor.” ifadelerini kullandı.
Albanese, Filistin tarihine aşina olanların, İsrail’in yasadışı işgali altında Filistinlilere neler olduğunu ve yerleşimci sömürgeciliğin örneğinin farkında olacağını bildirdi.
Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta, İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkes sağlanması için müzakereler yapılmıştı.
Hamas, ABD, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yeni şartlar sürerek anlaşmaya varılmasını engellediğini belirtmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Askalan şehrinden olan ve 46. Zırhlı Tabur’da görev yaptığı belirtilen Nekhemia’nın ailesine ölüm haberinin iletildiği dile getirildi.
7 Ekim 2023’ten bu yana ölen İsrail askerlerinin sayısı 331’i Gazze’yi karadan işgal sürecinde olmak üzere 695’e yükseldi.
GAZZE’NİN İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
REKLAM
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 480’i çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 265 Filistinli öldü, 93 bin 144 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 331’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 695 askerinin öldüğünü, 10 bin 56 askerinin yaralandığını duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 640 Filistinli hayatını kaybetti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kent merkezindeki Erzurum Kalesi önünde bir araya gelen doktorlar, tıp ve eczacılık fakültesi öğrencileri, sağlık çalışanları ile vatandaşlar, Türk, Filistin ve Doğu Türkistan bayrakları eşliğinde taşıdıkları döviz ve pankartlarla kale önündeki park ve etkinlik alanında yürüdü.
Grup adına açıklama yapan Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Hakan Sümbül, Filistin halkının büyük zulümler altında hayatını devam ettirmeye çalıştığını söyledi.
Filistin’de hayatını kaybedenlere rahmet dileyen Sümbül, “Gazze halkı; aylardır devam eden açlığa, kıtlığa, salgın hastalıklara, yardımsız bırakılmaya, hapse atılmaya, her türlü şiddet ve işkencelere, tecavüzlere, mallarının ve hatta organlarının çalınmasına rağmen davasından en ufak bir taviz vermeden onurlu ve güçlü direnişine devam etmektedir.” dedi.
Sümbül, İsrail ürünlerine karşı yapılan boykotun önemine değinerek, şunları kaydetti:
“Dünya yeni bir bahara gebeyken vicdanımızla, şuurumuzla, duamızla, eylemimizle Gazze’deki kardeşlerimizin yanındayız. Unutan kalabalıklara karışmayacağız, alışan yok sayan önemsemeyen vurdumduymazlara uymayacağız, ‘Bana ne ben keyfime bakarım” diyen vicdansızlardan olmayacağız. Boykottan bir adım sapmayacağız, ömür boyu sürdürüp, yaşam biçimi haline getirmek için gereken ne varsa yapacağız. Yerli ürünleri yerli ilaçları destekleyip ülkemize kazandıracağız. Yerli ürünleri yücelten bir nesil inşa edeceğiz. Parasıyla dünyayı kendine köle yapmış bu fesat kaynağının başını ezeceğiz inşallah. Hepinizi ömür boyu boykot hareketine katılmaya davet ediyoruz.”
Grup, basın açıklamasının ardından hayatını kaybedenler için dua ettikten sonra dağıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>FilistinSağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde çocuk felci vakasının görüldüğünü açıkladı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 640 binden fazla çocuğun aşılanması için çalışmalara başladıklarını duyurdu.
Filistin Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Gazze’de ilk çocuk felci vakasının görüldüğünü duyurdu. Açıklamada, “Gazze Şeridi’ndeki zor sağlık koşulları, bulaşıcı hastalıkların yayılması, sokaklarda ve yerinden edilmiş insanların çadırları arasında kanalizasyon akması, kişisel hijyen malzemeleri ve içme suyu eksikliği ve çocuk felci ile uyumlu semptomlar nedeniyle çocuklardan birinin çocuk felci virüsü ile enfekte olduğu laboratuvar tarafından doğrulandı” denildi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze’de 10 yaşının altında 640 binden fazla çocuğu aşılamak için çalışmaların başlatıldığını duyurdu. Guterres, “Gazze’nin sağlık, su ve sanitasyon sistemleri tamamen tahrip edildi. Hastaneler ve birincil bakım tesislerinin çoğu çalışmıyor. Ayrıca çatışmalar nedeniyle rutin aşılamalar da ciddi şekilde aksadı, bu da kızamık, hepatit A ve diğer önlenebilir hastalıkların yayılmasını artırdı. Etkili bir çocuk felci aşılama kampanyasının nasıl yönetilmesi gerektiğini biliyoruz. Gazze’deki toptan yıkım göz önüne alındığında, çocuk felcinin yayılmasını önlemek ve ortaya çıkışını azaltmak için iki turdan oluşan kampanyanın her turunda en az yüzde 95 aşılama oranına ihtiyaç duyulacak” dedi.
“AŞILAMA SÜRECİNİN SAĞLIKLI GEÇEBİLMESİ İÇİN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALINMALI”
Aşılama çalışmalarına hastanelerde ve birincil sağlık merkezlerinde 708 ekibin katılacağını belirten Guterres, Gazze genelinde ise 316 toplum odaklı yardım ekibinin görev yapacağını ifade etti. Sağlıklı bir süreç için, sağlık çalışanlarının güvenliklerinin garanti altına alınması gerektiğini belirten Guterres,” Aşıların ve ekipmanlarının etkili bir şekilde taşınması, çocuk felci uzmanlarının Gazze’ye girmesi ve sağlık ekiplerinin çalışmalarını sürdürebilmesi için yakıt sağlanması gerekiyor. İletişimin yaygınlaştırılması için güvenilir internet ve telefon hizmetlerinin sağlanması ve sağlık çalışanlarının maaşlarının ödenmesi için Gazze’ye girişine izin verilen nakit miktarının artırılması da gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Filistin halkının, 40 binden fazla şehit ve kayıp, 70 binden fazla yaralıyla sonuçlanan bir imha, yerinden etme, açlık, tutuklama ve kitlesel katliam savaşına maruz kaldığını” belirten Dekran, erkek ve kadın hemşirelerin, Filistin halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu, yaralılar ve hastaların hayatlarını kurtarmak için ulusal ve insani görevlerini yerine getirdiklerini ifade etti.
İsrail’in sağlık çalışanlarından 500’ünü öldürdüğünü, 1500’ünü yaraladığını, 312’sini ise alıkoyduğunu aktaran Dekran, İsrail’in, 7 Ekim’den bu yana 33 hastaneyi, 53 sağlık merkezini, 133 ambulansı imha ettiğini dile getirdi.
Dekran, uluslararası topluma ve dünyanın özgür insanlarına, sağlık çalışanları ve sağlık kurumlarını koruma, sınır kapılarının açılması için baskı yapma ve tıbbi yardım gönderilmesi çağrısında bulundu.
“NEKBE’DEN BU YANA 134 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ”
Filistin Merkezi İstatistik Kurumu, 15 Mayıs 1948’in 76’ıncı yıl dönümü münasebetiyle, Filistin’de yaşanan ölüm, gözaltı, yerleşim birimleri inşaatları ve toprak gasplarıyla ilgili istatistiki bilgilerin yer aldığı bir rapor yayımladı.
Buna göre, 1948’den bu yana (Filistin içinde ve dışında) yaklaşık 134 bin Filistinli ve Arap öldürüldü. Sadece 7 Ekim’den bu yana Gazze’de en az 14 bin 944’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 35 bin 34 Filistinli öldürüldü, çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 7 bin kişinin cesedine ulaşılamadı. Batı Şeria’da ise 7 Ekim’den bu yana 492 Filistinli, İsrail askerleri ile Yahudi yerleşimcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybetti.
Filistin Kurtuluş Örgütüne bağlı Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin verilerine yer verilen rapora göre, 1967’den bu yana yaklaşık 1 milyon kişi gözaltına alındı.
Sadece 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da gözaltına alınanların sayısı 8 bin 520’ye ulaştı, bunlardan bazıları serbest kalırken bazıları tutuklandı. Nisan ayı sonu itibarıyla İsrail hapishanelerinde bulunan tutuklu sayısı 3 bin 600’ü “idari tutuklu” olmak üzere 9 bin 400’e ulaştı.
BATI ŞERİA VE GAZZE’DEKİ SALDIRILAR
Rapora göre, 2022 sonu itibarıyla Batı Şeria’daki İsrail askeri noktaları ile yerleşim bölgelerinin sayısı 483’e ulaştı. Batı Şeria’daki yerleşimci sayısı ise yine 2022 sonu itibarıyla çoğu Kudüs’te olmak üzere 745 bin 467’ye yükseldi. 2023 yılında ise yerleşim birimleri inşaatında büyük bir artış gözlendi. İsrail makamları, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’da, 18 bini aşkın yerleşim biriminin inşaat planına onay verdi.
İsrail makamları, Batı Şeria’da 2022’de 26 bin dönümlük Filistin toprağına el koyarken, bu rakam 2023’te 50 bin 526 dönüme yükseldi.
İsrail’in, 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’de 104’ü Birleşmiş Milletlere (BM) ait olmak üzere toplamda 89 bin bina tamamen yıkıldı ya da büyük zarar gördü. Alt yapı, yollar, elektrik ve su şebekeleri ile tarım arazilerinin de zarar gördüğü Gazze’de savaşın maliyetinin 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
İsrail, Batı Şeria’da ise 2023’te 659 bina ve tesisi kısmen ya da tamamen yıktı. Ruhsatsız oldukları gerekçesiyle 1333 Filistin tesisine de yıkım emri çıkardı.
Yahudi yerleşimciler ve İsrail güçleri, 2023’te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 12 bin 161 saldırı gerçekleştirdi. Bunlardan 3 bin 808’i mülklere ve dini mekanlara, 707’si arazilere ve doğal kaynaklara, 7 bin 646’sı ise bireylere yönelik gerçekleşti. Bu saldırılarda 18 bin 964’ü zeytin ağacı olmak üzere yaklaşık 21 bin 700 ağaca zarar verildi ya da yerinden söküldü.
]]>“FİLİSTİN’İ ‘ÖZGÜRLÜĞÜN SEMBOLÜ’ DUYGUSUYLA TAKİP EDİYORUZ”
Kassis’i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu belirten İmamoğlu şunları söyledi:
* “Sizinle en son, Mega Şehirler Zirvesi’nde bir arada olmuştuk. Çok ilginç bir şekilde, biraz da o ağırlama esnasında saldırının başlama anını yaşamıştık. Bölge çok ağır zamanlar geçiriyor. Biz, çok büyük ve derin üzüntüyle takip ediyoruz süreci. Filistin, dünyadaki bütün insanların, tabii bizim için de özellikle Türk halkı için her zaman öyle olmuştur; ama bu dönemde de yine özgürlüğün sembolü şeklinde bir duyguyla takip ediyoruz süreci. Tabii bir yandan atak ve saldırılar devam ediyor. Bunun acısı büyük.
* Ama bir yandan da 2 milyon civarında insan, yurtlarından ayrılmak zorunda kalan insanların ihtiyaçları da hepimizin içini acıtıyor. Tüm uluslararası platformlarda, Filistin halkının haklı mücadelesinin yanında olduğumuzu belirtmek isterim. Yaşanan vahşetin bir an önce durmasını ve kanın akmamasını, savaşın sona erdirilmesini, artık ne yazık ki katliama dönen bu saldırının sona ermesi gerektiğini, her yerde, sesimizin son noktasına kadar haykırarak dile getiriyoruz.

“GAZZE’YE ULAŞTIRILMAK ÜZERE YARDIM TIRLARIMIZI GÖNDERDİK”
* İstanbul özelinde de aynı duyarlılığı sürdürüyoruz. Burada yaşayan Filistinli öğrencilere katkı sunduk ve ihtiyaçlarını takip ediyoruz. Gazze’ye ulaştırılmak üzere yardım tırlarımızı gönderdik. Bu ve buna benzer aksiyonlarla, ihtiyacı olan her hususta, Filistin halkına da yardıma hazır olacağız. Bu tür ortamlarda, özellikle yerel yönetimler olarak süreci çok hassas irdelemeli ve birbirimize her yönüyle de destek olmalıyız. Ben, ilk tanıştığımız andan beri, bu konudaki hem olgun tutumunuzdan hem aynı zamanda şehrin ihtiyaçlarıyla beraber hem bölgeye hemşehrimize hem ülkemize olan güçlü bakışınızdan dolayı da sizi tebrik ederim.
İBB, RAMALLAH’TAKİ OSMANLI ADLİYESİ’NİN YENİDEN YAPIMINA KATKI SUNACAK
* Ramallah Filistin’in en önemli şehirlerinden bir tanesi. Bugün, yönetici arkadaşlarımı da dış ilişkilerdeki sorumlu arkadaşlarımla birlikte çağırdım. Oradaki Osmanlı Adliyesi’yle ilgili olan alakanızı biliyorum. Oraya vereceğimiz destekle ilgili süreci konuşmak da istediğinizi biliyorum. Ben, oradaki süreçte, -ki dün de bu konuda bir kısım görüşme yaptığınızdan da haberdarım- o projede olmak istiyoruz ve mutlaka süreci destekliyoruz. İnşallah birlikte çok güzel bir eseri şehrinize kazandırırız. Hem şehrinizde hem ülkenin genelinde, bir an önce insanların yaşam ve mücadeleleri noktasında, bütün hizmetlerden iyi faydalanması gerekiyor. Bu yönde sizin atacağınız her örnek çalışmada da İstanbul’un yanınızda olduğunu bilin. Ve öyle de imkanlar sunma gayreti içerisinde olacağız.
* Şehrinizdeki dayanışmaya katkı sunmaya, atık yönetimi ve çevreyle ilgili atacağınız adımlarda sizi her türlü desteği sunmaya hazırız. Bu yönüyle gerçekleştireceğimiz şehre dönük iyileştirici bütün projelere de destek olma konusunda kararlıyız. Şahsım ve tüm İstanbullular adına, Filistinlilerin yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Kalacağınız süreç içerisinde arkadaşlarımla yapacağınız toplantılardan çıkacak sonuçları hızlıca değerlendirip, mutlaka size hızlıca dönüş yapacağımızı da bilmenizi isterim. Bu adımlarla Ramallah için çok güzel hizmetler sunacağınıza da son derece eminim.”

“SİZİNLE OLAN İLİŞKİMİZDEN DOLAYI ÇOK MEMNUNUZ”
Ülkesinde ve yönettiği şehirde yaşadıkları zorluklardan örnekler veren Ramallah Belediye Başkanı Kassis de şunları söyledi:
* “Hem kişisel anlamda hem de resmi anlamda sizinle olan ilişkimizden dolayı çok memnunuz. Bildiğiniz üzere ülkemizde deki durum çok acı. Bütün gözler Gazze’de. Ama Batı Şeria’da durum, gün geçtikçe çok daha ciddileşiyor. Böyle bir durumda, insanların üzerindeki gerginliği almak ve yerel hizmetleri sürdürmek, yerel yönetimler için çok zorlu bir durum. Biz de sizin gibi genç bir toplumuz.
* Dün, BM Genel Kurulu çok önemli bir karar aldı ve tabii ki Türkiye bizim yanımızda yer aldı. Bu topraklarda, insanlarımızın varlığını sürdürmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bu topraklarda var olmak için direniyoruz. Biz, ülkemiz için ölmek istemiyoruz, ülkemiz için yaşamak istiyoruz. Yerel yönetimler açısından bu çok zorlu bir durum.”

Associated Press’in (AP) kendi kaynaklarını kullanarak elde ettiği bilgilere göre, bu protestolarda aralarında birçok öğretim görevlisi ve profesörün de bulunduğu en az 2 bin gösterici gözaltına alındı.
UCLA’DA POLİS MÜDAHALESİ
Ülkenin dört bir tarafındaki üniversite kampüslerinde kurulan Gazze ile dayanışma kampları, üniversite yönetimlerinin baskısı ve polisin sert müdahalesiyle dağıtılırken, California eyaletindeki üniversite kampüsleri, son 24 saatte en çok hareketliliğin yaşandığı protesto alanlarından oldu.
Los Angeles California Üniversitesi’nde (UCLA), günün erken saatlerinde özel polis birliklerinin öğrencilere müdahalesinde “kaotik sahneler” yaşandı.
Eyalet polisi, UCLA’daki polis baskınında en az 200 kişinin gözaltına alındığını ve bu kişilerin Los Angeles merkezindeki ilçe hapishanesinde tutulduğunu açıkladı.
New Hampshire, Kuzey Arizona ve Tulane üniversitelerinde de protesto kampları dağıtıldı, öğrenciler gözaltına alındı.
Gazze ile dayanışma kamplarının öncüsü olan New York’ta, Columbia Üniversitesinden sonra City College, Stony Brook, Buffalo ve Fordham üniversitelerindeki protestolarda da eylemciler polisin sert müdahalesiyle dağıtıldı.

ÖĞRENCİLER POLİSE “DÜN GECE NEREDEYDİNİZ?” DİYE SORDU
Polis, Gazze ile dayanışma kampını dağıtmaya çalışırken UCLA öğrencileri, İsrail yanlısı bir grubun kendilerine yaptığı saldırıyı hatırlatarak güvenlik güçlerine, “Dün gece neredeydiniz?” diye sordu.
Filistin destekçisi öğrenciler, polise, kesici alet, çekiç ve taşlarla saldıran İsrail yanlılarına karşı neden korunmadıkları ve saldırganların neden gözaltına alınmadığı sorularını yöneltti.
UCLA’da dün gece İsrail yanlısı maskeli grubun kampüsteki çadır alanına saldırmasıyla tansiyon yükselmiş, polisin olaya müdahale etmesi saatler almıştı.
Müslüman Halkla İlişkiler Konseyi yetkilisi Rebecca Husaini, düzenlediği basın toplantısında, “Toplumun, polisin kendilerini koruduğunu, başkalarının onlara zarar vermesine izin vermediğini hissetmesi gerekiyor.” ifadesini kullanmıştı.
Amerikan Üniversite Profesörleri Birliğinin Columbia Üniversitesi şubesi de sosyal medyadan paylaştığı basın açıklamasıyla, kampüste Filistin’e destek veren öğrencilerin dağıtılması için New York Polis Departmanını müdahaleye çağıran okul yönetimini kınamıştı.

COLUMBIA ÜNİVERSİTESİ’NDE BASKI ARTIYOR
New York’ta, Columbia Üniversitesindeki Gazze dayanışma kampının dağıtılmasından bir gün sonra, Fordham Üniversitesinde kurulan kamp da 24 saat geçmeden polis zoruyla kaldırıldı.
ABD’nin batı yakasındaki California Üniversitesinde ise Filistin destekçisi öğrenciler, hem polisin hem de İsrail destekçisi protestocuların saldırısına uğradı.
İsrail destekçisi grubun, çekiç, kesici alet ve göz yaşartıcı sprey gazıyla saldırdığı öğrencilerin kampı, daha sonra California eyalet polisinin sert müdahalesiyle sonlandırıldı.
İsrail yanlısı grubun kampa saldırısından saatler sonra olay yerine gelen ve hiç kimseyi gözaltına almayan polis, Filistin destekçisi öğrencilerin tepkisiyle karşılaştı.
Diğer taraftan başkent Washington’da ise bazı Kongre üyeleri, Filistin’e destek gösterisi düzenlenen üniversite kampüslerini ziyaret ederek, okul yönetimlerine, protestoların sonlandırılması için baskı yapmaya devam ediyor.
ABD’nin birçok üniversite kampüslerine sıçrayan gösteriler, her türlü siyasi ve polis baskısına rağmen büyümeye devam ediyor.

ABD ÜNİVERSİTELERİNDE FİLİSTİN’E DESTEK EYLEMLERİ
Columbia Üniversitesinde Filistin destekçisi öğrenciler, 16 Nisan’da okulun, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını ve işgalini destekleyen şirketlere devam eden finansal yatırımlarını protesto amacıyla kampüsün bahçesinde oturma eylemi başlatmıştı.
Rektörlük, eylemlerin 2. gününde, New York polisinden göstericilerin dağıtılması için yardım talebinde bulunmuş, kampüse giren polis 108 öğrenciyi gözaltına almıştı.
Columbia Üniversitesindeki olay, 7 Ekim 2023’ten sonra ABD’deki üniversitelerde Filistinli öğrencilere karşı başlayan “ifade özgürlüğü kısıtlaması” tartışmalarını alevlendirirken, gözaltına almalara tepki olarak öğrenci protestoları ülke genelindeki diğer üniversitelere de yayılmıştı.
En son 29 Nisan’da okul yönetimi ile öğrenciler arasında devam eden müzakerelerin çıkmaza girmesi üzerine o gece öğrenciler okulun tarihi Hamilton Hall binasını işgal etmişti.
Okul yönetiminin talebi üzerine 30 Nisan gecesi New York Polisi’ne bağlı çevik kuvvet ekipleri, öğrencilere müdahale ederek binayı boşaltmış, bahçedeki Filistin ile dayanışma kampını da dağıtmıştı.
Aynı gece Columbia Üniversitesinin yakınındaki City College okulundaki öğrencilere de müdahale eden polis, yaklaşık 300 kişiyi gözaltına almıştı.
ABD genelindeki birçok büyük üniversitede, Filistin’e destek için öğrenci eylemleri hala devam ediyor.
Polis, son 2 haftada aralarında bazı öğretim görevlilerinin de bulunduğu 2 binden fazla öğrenciyi gözaltına aldı.
]]>Açıklamada, İsrail ordusunun “7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde 2 bin 807 katliam gerçekleştirdiği” bildirildi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 14 bin çocuk ve 9 bin 220 kadının hayatını kaybettiği belirtildi.
Açıklamada, 7 bin kişinin enkaz altında veya kayıp olduğu belirtilirken, hastanelere ulaşan ölülerin sayısının 31 bin 819 olduğu, 73 bin 934 kişinin yaralandığı hatırlatıldı.
Gazze’de İsrail saldırılarına maruz kalanların yüzde 72’sinin kadın ve çocuk olduğuna vurgu yapıldı.
ÇOCUKLAR YETERSİZ BESLENME NEDENİYLE ÖLÜYOR
İsrail’in halkı zorla aç ve susuz bıraktığı ve insani yardımların girişini engelleyerek insani felakete sebep olduğu Gazze’de 27 çocuğun yetersiz beslenme ve sıvı kaybı nedeniyle hayatını kaybettiği aktarıldı.
İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye 70 bin tondan fazla patlayıcıyla saldırı düzenlediği vurgulandı.
Açıklamada, sağlık sektörünü de hedef alan İsrail saldırılarında Gazze’de 364 sağlık çalışanı ve 48 sivil savunma görevlisinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Gazze’de 135 gazetecinin İsrail saldırılarında öldüğüne dikkati çekildi.
İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’de 17 bin çocuğun ebeveynlerinden biri veya her ikisinden yoksun şekilde yaşadığı vurgulandı.
Hayati tehlikesi bulunan ve Gazze dışında tedavi edilmesi gereken yaralı sayısının 11 bin olduğu, yetersiz sağlık hizmeti nedeniyle 10 bin kanser hastasının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekildi.
700 BİN KİŞİDE BULAŞICI HASTALIK TESPİT EDİLDİ
Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı kalabalık barınma merkezlerindeki gayriinsani duruma işaret edilerek, yerinden edilme sonucu 700 bin bulaşıcı hastalık ve 8 binden fazla “Hepatit A” vakasının tespit edildiği bilgisi verildi.
Gazze’de sağlık bakımı verilemediği için 60 bin hamile kadının, ilaç eksikliği nedeniyle de kronik hastalığı bulunan 350 bin kişinin hayati tehlikesinin olduğu belirtildi.
İsrail güçlerinin 269 sağlık çalışanı ve 10 gazeteciyi alıkoyduğu, 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 2 milyon kişinin yerinden edildiği vurgulandı.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 70 bin konutun tamamen yıkıldığı, toplamda ise 290 bin konutun zarar görerek oturulamaz durumda olduğu bilgisi paylaşıldı.
İsrail ordusunun, 168 hükümet tesisi ile 100 okul ve üniversiteyi yerle bir ettiği, 305 okul ve üniversitenin ise kısmen zarar gördüğü kaydedildi.
İsrail ordusunun Gazze’de 224’ünü tümüyle yıktığı 290 camiye zarar verdiği ve 3 kiliseyi hedef alarak yıkımına neden olduğu bildirildi.
Gazze’de İsrail’in 155 sağlık kuruluşunu hedef aldığı, 53 sağlık merkezi ile 32 hastaneyi hizmet dışı bıraktığı, 126 ambulansı da kullanılmaz hale getirdiği belirtildi.
İsrail’in Filistin’in kültürel mirasını da hedef aldığı, Gazze’de 200 tarihi ve kültürel varlığı yıktığı aktarıldı.
ÇOCUKLAR YIKIM ARASINDA YİYECEK ARIYOR
Filistin resmi haber ajansı WAFA, Gazze Şeridi’nin güneyinde evlerine ekmek götürmek için tezgah açan çocukların görüntüsünü, “Gazze’ye yönelik savaş Filistinli çocukları seyyar satıcı olmaya mecbur bıraktı” başlığıyla yayımladı.
Gazze’nin kuzeyinden güneye sığınan Muhammed Şeleh, ailelerine katkı için seyyar satıcı olan çocuklara işaret ederek, “Bu çocuklar, dışarıda görebildiğiniz dünyadaki diğer çocuklara benzemiyorlar. Çünkü çocuklar oyun oynar ve okuluna gider.” dedi.
Yerinden edilmiş Filistinli Said Halil de çocuklarıyla açtığı küçük tezgahta rızıklarını aradıklarını ifade etti.
Kendilerine yardımların ulaşamadığından şikayet eden Halil, Gazze’de yerinden edilmiş insanlara yardım ulaştığına dair anlatılanların doğru olmadığını söyledi.
Gelen yardımlardan çok az insanın yararlanabildiği ve kendilerine ulaşan bir şey olmadığını dile getiren Halil, oturarak beklemek yerine küçük çocuklarıyla açtıkları tezgahta para kazanmaya çalıştığını kaydetti.
Küçük tezgahta başörtü satan 13 yaşındaki Muhammed Yusuf da Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinden göç etmek zorunda kaldıklarını belirtti.
Seyyar satıcı çocuklardan Ömer et-Tahravi ise halihazırda babasının geçimini sağlayacağı hiçbir geliri olmadığı için seyyar satıcılık yaptığını ifade etti.
Tahravi, gün boyunca elde ettiği kazancıyla akşam eve yiyecek götürdüğünü kaydetti.
Seyyar satıcı çocuklardan Ahmed en-Nevacihe de babasının öldüğünü, amcasıyla açtıkları tezgahta kazandıklarıyla ailesini geçindirmeye çalıştığını anlattı.
GAZZE’DE NELER YAŞANDI?
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 819 Filistinli öldürüldü, 73 bin 934 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Konuşmasına, davete icabet ederek iftar sofrasını paylaşan büyükelçiler ve partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyelerine teşekkür ederek başlayan Erdoğan, Ramazan-ı Şerif’in tüm insanlığa barış, huzur ve esenlik getirmesini diledi.
Barış, dayanışma ve rahmet ayı olan ramazanı, Gazze başta olmak üzere Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanan hadiseler sebebiyle bu sene buruk karşıladıklarını belirten Erdoğan, mübarek günlere rağmen gönül coğrafyasında acıların, gözyaşlarının, gönül yaralarının devam etmesi nedeniyle üzüntü içinde olduklarını söyledi.
Erdoğan, Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 5 aydır süren İsrail saldırılarında 32 bin kişinin şehit olduğunu, sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan ağır bombardımanlarda da 73 bin Filistinlinin yaralandığını anlattı.
“ÖRNEKLERİNE İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA ŞAHİT OLDUK”
İsrail’in 7 Ekim öncesinde 17 sene boyunca uyguladığı ablukayla Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirdiğine dikkati çeken Erdoğan, “Son 5 aydır ise Gazze’yi örneklerine ancak İkinci Dünya Savaşı’nda şahit olduğumuz büyük bir imha kampı haline getirdi” diye konuştu.

“NETANYAHU BİZİ SUSTURABİLECEĞİNİ ZANNEDİYOR”
İsrail’in vahşi saldırıları sonucu Gazze’nin, dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığına dönüştüğünü vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bunu sadece biz değil, bölgeyi ziyaret eden, Gazze’de yaşayan, Gazze’yi gören vicdan sahibi herkes söylüyor ama biz böyle konuştuğumuzda Netanyahu ve cinayet şebekesi rahatsız oluyor, hemen antisemitizm yaftası vurarak, bizi susturabileceğini zannediyor. Bu amaçla şimdiye kadar gizli açık her yolu denediler ama Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına asla engel olamadılar. Bugün de katile katil, zalime zalim demekten bizi alıkoyamazlar. İsrailli yöneticiler bize saldırarak soykırım gerçeğini saklamaya çalışmak yerine Gazze’de susuzluktan ve açlıktan ölen bebeklerin hesabını versin.”
Erdoğan, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve suç ortaklarının, kimsenin itibar etmediği yalanlara sarılmadan önce Gazze’deki 35 hastaneden 31’inin niçin devre dışı bırakıldığını, doktoru ve hemşiresiyle niye 400’e yakın sağlık personelini öldürdüklerini, aralarında tarihi camilerin de olduğu 220 ibadethaneyi neden yıktıklarını ve eğitim kurumlarının yüzde 90’ını niçin enkaza döndürdüklerini” açıklamalarını istedi.
“KATİL, ZALİM, HIRSIZ, YALANCI, FAŞİST”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir miktar un, bir miktar makarna, belki bir adet kuru ekmek alabilmek için sıra bekleyen masum sivilleri katledenlerin bize söyleyecek sözü olamaz. İsrail yönetimi ne yaparsa yapsın katil, zalim, hırsız, yalancı ve faşist olduğu gerçeğini artık gizleyemez.” ifadelerini kullandı.
“İSRAİL, SAVAŞ SUÇLARINI PERVASIZCA SÜRDÜRÜYOR”
Meselenin çok daha vahim tarafının, Uluslararası Adalet Divanı’nın ihtiyati tedbir kararına rağmen İsrail’in hiçbir şey olmamış gibi katliamlarına devam etmesi olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kimseyi dinlemeyen İsrail, savaş suçlarını pervasızca sürdürüyor, hatta acil ateşkes çağrısı yapan ülkeleri dahi tehdit edecek kadar küstahlaşıyor. İsrail yaklaşık bir asırdır şımartılmanın, katliamları, toprak gaspları, hırsızlıkları karşısında sessiz kalınmasının faturasını sadece Filistin halkına ödetmiyor, bu fatura aynı zamanda uluslararası kurumlara da ödetiliyor. Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir. Netanyahu ve suç ortaklarına bu cesareti veren, üzülerek ifade ediyorum, İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek sağlayanların ikircikli politikalarıdır.”
Erdoğan, kargo uçakları Batı başkentlerinden Tel Aviv’e sürekli silah ve mühimmat taşırken yasak savma kabilinden kurulan cümlelerin hiçbir anlamı olmadığının altını çizdi.

“40 TONDAN FAZLA İNSANİ YARDIM ULAŞTIRDIK”
Gazze’ye yönelik saldırılar ve abluka devam ederken mevcut yardım miktarının yeterli olmadığının çok iyi bilindiğini belirten Erdoğan, Refah Sınır Kapısı’ndan tır geçişlerinin olması gereken düzeye çıkarılmasının en acil ihtiyaç olduğunu bildirdi.
Bunun için İsrail’in üzerinde daha fazla baskı kurulması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, “Türkiye olarak şimdiye kadar 40 bin tondan fazla insani yardım malzemesini Mısır üzerinden Gazze’ye ulaştırdık, ulaştırmaya da devam ediyoruz. Son olarak önceki gün Kızılay’ımıza ve sivil toplum kuruluşlarımıza ait bir gemi Mısır’ın El Ariş limanına vardı” bilgisini verdi.
GARANTÖRLÜK TEKLİFİ
Ramazan ayı boyunca resmi kurumlar, belediyeler, vakıf ve dernekler vasıtasıyla yardımları artırarak sürdüreceklerini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazırız. Şu gerçeğin artık herkes farkındadır, Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan ne bölgemizde ne dünyada kalıcı barış ve istikrar mümkündür. Bunun tek yolu ise 1967 sınırları temelinde Doğu Kudüs’ün başkent olduğu, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin devletinin kurulmasıdır. Hepimizin katledilen Filistinli çocuklara borcu vardır. Bu borç da ancak bağımsız Filistin devletinin tesis edilmesiyle ödenebilir. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Filistinli kardeşlerine sahip çıkacak, hakkı ve hakikati haykırmaya devam edecek, zalimler karşısında da kesinlikle geri adım atmayacaktır.”
PUTİN’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki yılı aşkın süredir Ukrayna’da devam eden savaşta da Türkiye’nin vicdanlı ve ilkeli yaklaşımıyla barışın sağlanmasına dönük her türlü çabayı sergilediğini anımsatarak, “Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi ortaya koyarken, Rusya’yı dışlayan barış planlarının sonuç getirmeyeceğini de ifade ettik” dedi.

Karadeniz’de komşu olan her iki ülkeyle de diyaloğun sürdürüldüğünü anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Cuma günü Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy’i İstanbul’da misafir ettik. Seçimler sonrasında da Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’i ağırlayacağız. Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışıyoruz. Bölgede çatışmaları kızıştıracak, NATO’ya da sirayet etmesine sebep olacak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği inancındayız. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmayacağı düsturuyla Rusya-Ukrayna arasında barışın tesisi için gayretlerimizi devam ettiriyoruz.”
]]>*Yedi Dünya’ya karşı savaşarak, Ya Allah diyerek ayağa kalkan, bağımsızlığının, istiklalini ve istikbalini kazanan milletimizin, ruh halini, milli hassasiyetlerimizin, özgürlük anlayışımızın, milli egemenliğe sahip çıkma irademizin, somutlaşmış, metne dökülmüş bir ifadesi. İstiklal Marşımızın her bir kelimesi, her bir mısranın arkasında asırlarca birikmiş olan, büyük bir milli birikiminin olduğunu da biliyoruz.
*Mehmet Akif’in ifadesiyle, ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmak nasip etmesin’ duasını tekrar ediyoruz. Mehmet Akif merhumun ruhunda, onun dizelerinde ete kemiğe bürünmüş ve milletimizin ortak milli hafızasına nakşedilmiş olan cesareti, kararlılığı, özgürlüğü, dayanışmayı, milli hassasiyetleri bünyesinde barındıran İstiklal Marşı’mızın kıyamete kadar aziz milletimize rehberlik etmesini temenni ediyorum.
*İnşallah İstiklal Marşı’nın vermiş olduğu milli hassasiyetlerimize sahip çıkma erdemine, her zaman sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz ve özellikle günümüzün türbülanslı bu uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu özellikle bölgemizdeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde İstiklal Marşı’nın bize sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracağız.
*Ortak hedeflerimize doğru, Türkiye’yi cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye’nin yüzyılında hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceğiz. Onun için 103. yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde, bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘korkma’ diye başlayan, cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımıza rehber etmek, herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür. En kuvvetli milli ortak değerimizdir.
“12 MART DARBESİ, MİLLİ İRADEYE DARBEDİR”
*12 Mart’ta Türkiye’nin yakın döneminde bir başka tarihimiz daha var. Onu da bir başka şekilde kötü hatıralarla hatırlıyoruz. 12 Mart 1971 darbesinin gerçekten Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, o darbenin adı belki muhtıraydı. Belki dönemin Genel Kurmay Başkanı, Memduh Tahmaç ve arkadaşlarının, dönemin Cumhurbaşkanına ’32. hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama, maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi.
*Bu özelliğiyle, 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrasında ortaya koyduklarıyla, hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek istedim. Nasıl İstiklal Marşı, bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto mahiyetinde bir bildiri ise, bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise, aynı şekilde 12 Mart da demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır.
*Bunun için nasıl İstiklal Marşı bize özgürlüğü ve milli hastasiyetleri hatırlatıyorsa, 12 Mart Muhtırası da milli egemenliğin ancak ve ancak hakimiyet bila kaydı şart milletindir ifadesinde tecelli eden, tam manasıyla milli hakimiyetin sağlanmasından geçtiğini gösteriyor.
*Hiç kimsenin halkın oyuyla gelmiş iktidara, elinde ne güç olursa olsun bir şekilde bu iktidarı değiştirip, bu hükümeti istifaya zorlayın diye talimat vermeye ya da anti-demokratik oyunlar, ayak oyunları oynamaya hakkı yoktur. Türkiye demokrasisi 12 Mart tarihli bu iki önemli olay üzerinden inşallah kendi demokrasisini, kendi özgürlüklerini ve bunların üstünde yükselmiş milli hakimiyet fikrini kıyamete kadar sürdürecektir.
“İFTAR SOFRASINDA BİZİM KADAR ŞANSLI OLMAYANLAR VAR”
*Tabi bir iftar sofrasında birlikteyiz. Dostluğu, dayanışmayı, kardeşliği hatırlıyoruz. Ama maalesef bizim kadar şu iftar saatinde şanslı olmayan, böylesine rahat bir ortamda iftarlarını açamayan, milyonlarca Müslümanın olduğunu da hatırlamamız gerekir.
*Bir kısmının zaten iftar sofrasında açabilecekleri iftarlarını açabilecekleri, doğru dürüst yarım lokma ekmekleri, yarım dilim ekmekleri, bir bardak temiz suları olmayan dünyanın birçok yerinde milyonlarca Müslüman olduğunu biliyoruz.
*Aynı şekilde, başta Gazze olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken, Allah-u Ekber sesinin nidasını beklerken, sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, sofrasını emniyet içinde yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar vardır.
*Burada biz konuşurken, biraz sonra haberlerde duyacağız. Maalesef, lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor. Belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum sivil, kadın, çocuk, bebek, İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparamış olacaklar.
“FİLİSTİN DAVASINDA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLIYOR”
*İsrail’in saldırgan hükümetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor. Zaten çoktan 35.000’i aşmış olan Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşı alaya tutuyor. Bu çerçevede özellikle Güney Afrika’nın uluslararası adalet divanındaki davasıyla birlikte esasında Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söylememiz gerekir.
*Ben bir kere daha buradan Ankara’da Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine, ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları, uluslararası adalet divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum.
*Bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki 10 yıllar boyunca sürecek Filistin davası içerisinde sadece Netenyahu ve hükümeti değil aynı zamanda başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız, şartsız destek verenler. Hiç şüphesiz İsrail hükümetinin birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır.
“ŞUURLU ŞEKİLDE HAREKET ETMEMİZ LAZIM”
*Bu Ramazan’da daha önceki Ramazanlarda olduğundan biliyorsunuz her sene Ramazan ayı gelince Filistin’de acı diz boyu hale gelir. Her sene Ramazan’da yeni bir takım baskılama ortaya konulur.
*Şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’nın bu Ramazan ayında da oraya girişler, insanlar tarafından rahatça, serbestçe girilmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım. Bundan sonra yeni bir dönem başlamıştır.
*İsrail ve Netanyahu hükümeti giderek uluslararası alanda daha yalnız hale gelecektir. Buna karşı az evvel de ifade edildiği gibi başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkeleri şuurlu bir şekilde bunu önleyecek adımları atmak mecburiyetindedir. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bütün dünyanın Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir tarafında insanlar da bu zulmün durdurulması için seslerini daha fazla çıkaracaklardır.
*Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum. Dünyanın dört bir yanında, yardım bekleyen, bize bir yardım eli yok mu uzanan diye çığlık çığlık insanlık adına insanlığın gözüne bakarak yardım dileyen Müslüman halklara ve mazlum milletlere de buradan Ramazan soframızdan yardım edeceklerimizi onlara da Cenab-ı Allah’ın nusretini diliyoruz.
]]>İngiliz haber ajansı Reuters’ın bütün dünyaya servis ettiği fotoğraflarda İsrail’in saldırılarında ölen ve İsrail’in cansız bedenlerini teslim ettiği Filistinlilerin cenaze töreni gerçekleşti.
İsrail’in son dönemde saldırılarını yoğunlaştırdığı Refah’ta düzenlenen törenle yaşamını yitirenler toplu mezara gömüldü. Bir ekskavatör aracılığıyla mavi kılıfa sarılı vaziyetteki naaşlar yakınlarının gözyaşlarıyla izlediği törende son yolculuklarına uğurlandı.
YETERSİZ BESLENME VE SUSUZLUK KRİZİ BÜYÜYOR
İsrail’in yaklaşık 5 aydır saldırılarını sürdürüp yardım girişini engelleyerek büyük bir “insani felakete” neden olduğu Gazze Şeridi’nde yetersiz beslenme ve susuzluktan ölenlerin sayısının 20’ye ulaştığı bildirilmişti.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, 6 Mart’ta yaptığı yazılı açıklamada, Gazze kentindeki Şifa Hastanesinde yetersiz beslenme ve susuzluk nedeniyle 15 yaşındaki bir çocuğun hayatını kaybettiğini duyurmuştu.
Birleşmiş Milletler (BM) İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2,2 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunmuştu.
BM’ye göre, Gazze’de 378 bin kişi Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre “felaket” olarak adlandırılan 5. seviye, 939 bin kişi de “acil durum” olarak bilinen 4. seviye açlıkla karşı karşıya bulunuyor.
Özellikle Gazze’nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğütmeye başladığı bildiriliyor.
BİNLERCE İNSAN ÖLDÜ
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 430’u çocuk, 8 bin 900’ü kadın olmak üzere 30 bin 717 Filistinli öldürüldü, 72 bin 156 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 247’si karadan işgal sürecinde olmak üzere 587 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 424 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Gazze’deki yıkıma dikkati çeken Fidan, “5 ay süren acımasız ve yoğun bombardımanın sonrasında Gazze büyük ölçüde yaşanmaz hale geldi.” ifadesini kullandı.
Fidan, Gazze’de hayatını kaybeden insanların sayısının fazlalığına işaret ederek, yaşanılan bu durumu “tarifsiz” olarak nitelendirdi.
Ailelerin ve nesillerin tamamının kaybolduğuna dikkati çeken Fidan, bu acının kelimelerle tarif edilemeyeceğini dile getirdi.
Fidan, “utanç verici bir cezasızlığa” tanık olunduğunu vurgulayarak, “İsrail katliamlar, zulümler, her türlü suçu işlemeye devam ediyor fakat sorumlu tutulmuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Söz konusu durumun umutsuzluğu körüklediğini belirten Fidan, “Bu, çaresizliği artırıyor ve adaleti kendileri sağlamak isteyenleri teşvik ediyor. Sokaklarımız duygusal olarak kışkırtılmış ve gergin durumda.” diye konuştu.
Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki ile Gazze Temas Grubu’na ayrılan panele katıldıklarını aktararak, forumun Gazze’de nerede durulduğuna yönelik “küresel bir kamuoyu barometresine” benzediğini kaydetti.
Bakan Fidan, “Bu tek taraflı bir eylem dahi olsa (Gazze konusunda) derhal harekete geçmemiz yönünde büyük bir beklenti var.” dedi.
“TEMAS GRUBU, BÖLGESEL BİR SAHİPLENME RUHU YARATTI”
Gazze Temas Grubu’nun “sadece kınamalardan oluşan kısır döngüyü kıran” yenilikçi bir girişim olduğunun altını çizen Fidan, “(Gazze Temas Grubu) aynı zamanda bölgesel bir sahiplenme ruhu da yarattı.” açıklamasında bulundu.
Fidan, diplomasideki tüm araçların kullanıldığını vurgulayarak, “Bugün grubun çabaları sayesinde uluslararası toplumun ezici çoğunluğu, acil ateşkes ve iki devletli çözümden yana.” ifadesini kullandı.
Bu durumun kendilerini kayıtsız kalmaya ve hafife almaya itmemesi gerektiğine işaret eden Fidan, “İsrail’deki aşırılıkçı ve ırkçı hükümet bir kez daha dünyayı kandırmaya çalışıyor.” görüşünü dile getirdi.
Fidan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “Refah’ta tuzağa düşürülen Filistinlilere” yönelik bir operasyonun “şart olduğu” propagandasını yaptığını vurgulayarak, “İsrail, bizim çok iyi bildiğimiz her türlü yol ve yönteme başvuracaktır.” dedi.
Tüm Filistin’in Müslümanların kalesi olduğunu düşünce ve faaliyet birliğiyle açıkça göstermeleri gerektiğine dikkati çeken Fidan, “Bunu göstermek için Refah’a gidebiliriz, baskıyı artırdığımız gibi meselelere dikkat çekebilir ve farkındalığı artırabiliriz. Bunu dünyanın her tarafından hemfikir bakanlar grubu olarak yapabiliriz.” diye konuştu.
Fidan, bunun, Mısır’ın duyduğu büyük sorumluluk karşısında Mısırlı dostlarla bir dayanışma göstergesi olabileceğine dikkati çekti.
“GAZZE’NİN ETRAFINDAKİ ABLUKA KIRILMALI”
12 Kasım 2023’te Riyad Zirvesi’nde alınan kararı hatırlatan Fidan, “Gazze’nin etrafındaki abluka kırılmalı, şu anda bu yapılmalı. Hepimiz İsrail’in, insani yardımı savaşta bir silah olarak kullandığını biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Fidan, şu anda 400 binden fazla Filistinlinin açlık sınırında olduğuna vurgu yaparak, “Sivil toplum ve insan hakları örgütlerinin riskleri göze alarak Gazze’ye girmesine izin verilmeli. Gazze halkını, İsrail’in merhametine ya da hegemon güçlerin lütfuna bırakmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
Müslüman dünyası olarak Gazze’deki zulümle mücadele etmek için 3 alana dayanan bir plan geliştirmeleri gerektiğini aktaran Fidan, asıl sahada İsrail’in ablukasını kırarak insanların açlıktan ölmesini engellemeleri gerektiğini vurguladı.
Fidan, siyasi ve diplomatik alanda da toplu ve birlik içinde hareket ederek ve tüm uygun yöntemleri kullanarak İsrail üzerinde baskıyı artırmaları gerektiğini söyledi. Bunları yaparken “koyun postuna bürünmüş kurtlara” dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizen Fidan, şunları kaydetti:
“Bugün Gazze’nin tam karşısında Akdeniz’in ortasında bir Ada, İsrail için silah ve mühimmat lojistik üssü haline geldi. Bu Ada, hala Gazzeliler için insani merkez adı altında bu amaca hizmet ediyor. Böyle ülkelere de dikkat etmemiz gerekiyor. Ayrıca İsrail’e silah satışını durdurma kararımızın uygulanmasını da gözlemlememiz gerekiyor.”
Fidan, yasal çerçevede de uluslararası hukuka destekten ne olursa olsun vazgeçilemeyeceğinin altını çizerek, İİT oturumu kapsamında Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesindeki davalara, üyelerin dahil olmasına ilişkin alınan kararları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
“RAMAZANDA KISITLAMALARA KARŞIYIZ”
Ramazanın yaklaştığını ifade eden Fidan, diğer Müslümanlar gibi Gazze ve Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistinlilerin de bu kutsal ayı onurlu şekilde geçirme hakkı olduğunu kaydetti.
Fidan, “İsrail’in Harem-i Şerif’e uygulayabileceği herhangi bir kısıtlamaya karşı kaya gibi sağlam durmalıyız. Kararlılığımız ve faaliyetlerimiz ramazandaki olası geniş çaplı gerginlikleri yatıştıracaktır.” dedi.
Filistinlilerin çok fazla acıya katlandığını ve çok fazla fedakarlık yaptığını aktaran Fidan, “Filistinlilerin sorunlarını, barış ve güvenlik içinde ve onurlu şekilde devletlerine ve topraklarına dönüştürmek bizim sorumluluğumuz. Aksi takdirde sadece haklarımız tarafından değil tarih tarafında da yargılanacağız.” ifadelerini kullandı.
]]>Öneri üzerinde söz alan Saadet Partisi Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun, Gazze’de insanların açlıktan ölümle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Gazze’ye yardım için kullanılabilecek 3 sınır kapısından 2’sinin İsrail’in kontrolünde olduğunu dile getiren Torun, “Bugüne kadar yardımlar Refah Sınır Kapısı üzerinden ulaştırılmaya çalışıldı ancak burada da İsrail’in yapmış olduğu baskı ve Mısır ile aralarındaki mevcut anlaşmalar yüzünden süreçler çok uzun sürmekte ve yapılan yardımların önüne geçilmektedir” diye konuştu.
“TÜRKİYE AKSİYON ALMAK ZORUNDA”
Türkiye’nin bu insani krize karşı hemen bir aksiyon almak zorunda olduğunu vurgulayan Torun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimde bulunarak Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların geçişinin koordinasyonunda öncü rol üstlenmesini talep etti.
İYİ Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, Gazze’de çocukların açlıkla ölüme sürüklendiğini belirterek, “Acil yardımın ulaştırılamaması durumunda 335 bin çocuğun daha hayatını kaybetme tehlikesi yaşadığı bilinmektedir. Hiçbir gerekçe, sebep, hırs 21’inci yüzyıldaki bu düşmanlığı meşrulaştıramaz. Bu insanlık dramına son vermek adına uluslararası organizasyonların samimi, gerçekçi ve sonuç odaklı hareket ederek, insanlık onurunu yerle bir eden bu vahşete ‘dur’ demesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“ÜRDÜN BÜTÜN DÜNYAYA GÖSTERDİ”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Gazze’de açlıkla, susuzlukla, ölüme terk edilmiş yaklaşık 2 milyon insan bulunduğunu kaydederek, “Ürdün Hava Kuvvetleri Gazze’ye havadan gıda atmaya başladı. İhtiyaç sahiplerine ulaştı mı bilmiyoruz ama her şeye rağmen yapılabilecek bir şey olduğunu Ürdün bütün dünyaya göstermiş oldu” diye konuştu.
CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, TBMM’nin, dünyanın ikiyüzlü davrandığı bu konuda, kafasını kuma gömmemesi ve görüşmesi gerektiğini söyledi.
AKP Grubu adına konuşan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçuyla yargılandığını hatırlattı.
Türkiye’nin, Gazze’de savaş suçu işleyen İsrailli yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için tüm uluslararası süreçlerin işletilmesine destek verdiğini vurgulayan Yüksel, Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasını, deliller başta olmak üzere desteklediklerini anlattı. Uluslararası Ceza Mahkemesinde, İsrailli yetkililerin cezalandırılması için çabalarının devam ettiğini de dile getiren Yüksel, öte yandan İsrail’in, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Filistin topraklarındaki işgal ve ilhakına ilişkin Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki diğer bir süreç olan danışma görüşü yargılaması çerçevesinde Türkiye’nin, dün Divan nezdinde bir sunum yaptığını belirtti.
AKP’li Yüksel, şunları kaydetti:
“Filistinlileri dünya kamuoyunda savunan ülkelerin başında gelen Türkiye, Batılı ülkeler İsrail barbarlığını meşru müdafaa bahanesiyle gizlemeye, savunmaya çalışırken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tüm dünyada Filistin’in, insanlığın, mazlumların sesi olmuştur. Filistinli sivilleri hedef alan barbarca saldırılar devam ederken Gazze’deki insani durumun vahameti karşısında Filistinli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız da Mısır ile eş güdüm içerisinde devam etmektedir. Bütün bu yardımlarımız devam ederken yine bu kapsamda 10 milyon dolar gönüllü katkıda bulunmuş olduğumuz BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına son gelişmeler ışığında ilave 1 milyon dolar destekte bulunduk. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir, Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir durum değildir.”
Görüşmelerin ardından yapılan oylamada, Saadet Partisi’nin grup önerisi kabul edilmedi.
İYİ Parti’nin “pahalılık”; DEM Parti’nin “Bitlis” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergelerinin bugün ele alınması önerileri de ayrı ayrı görüşüldü. Yapılan oylamada, İYİ Parti’nin grup önerisi kabul edilmedi.
Genel kurulda, DEM Parti’nin grup önerisinin oylanmasından önce iki kez toplantı yeter sayısı bulunamadı.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, bunun üzerine birleşimi yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Adalet Bakanı Marco Buschmann, Berlinale’nin ödül törenindeki söylemleri “antisemitik” bularak kovuşturma tehdidinde bulundu. Buschmann, Funke Medya grubuna yaptığı açıklamada, “Suç teşkil eden eylemleri ödüllendirmek ve bunlara göz yummak cezalandırılması gereken bir suçtur” dedi.
Bakan Buschmann, ayrıca X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımında, “Berlinale bu hafta sonu ciddi hasar gördü. Antisemitizm tahammül edilemez ve yeri yoktur. Özellikle de özgür fikir ve kültür alışverişinin olması gerektiği yerde. Yahudi karşıtı nefret söylemi Almanya’da korunan bir görüş değildir.” ifadelerine yer verdi.
Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth, geçen cumartesi akşamı düzenlenen ödül töreninde yapılan açıklamaları “şok edici derecede tek taraflı ve derin bir İsrail nefreti” olarak nitelendirdi. Roth, Berlin Belediye Başkanı Kai Wegner ile Berlinale’deki söz konusu olay hakkında soruşturma başlattıklarını duyurdu.
Roth’un sorumluluğundaki Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Bakan’ın “Başka Ülke Yok” filminin İsrailli yönetmeni Yuval Abraham’ı alkışladığı vurgulanarak, Filistinli yönetmen yardımcısı Basel Adra’yı alkışlamadığı ima edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Ödül töreninde Claudia Roth’un alkışları, bölgede siyasi bir çözüm ve barış içinde bir arada yaşama lehinde konuşan Yahudi-İsrailli gazeteci ve film yapımcısı Yuval Abraham’a gitti.”
Bu açıklama, birçok sosyal medya kullanıcısı tarafından sert şekilde eleştirildi. Roth ayrıca Abraham’ın Berlin’deki ödül töreninde yaptığı konuşmanın ardından ölüm tehditleri almasının son derece endişe verici olduğunu kaydetti.
NE OLMUŞTU?
İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin işgal altındaki Filistin topraklarında uyguladığı şiddeti konu alan “Başka Ülke Yok” adlı film, 74. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde “En iyi belgesel” ödülünü kazandı. Filmin yardımcı yönetmeni Adra, ödül töreninde yaptığı konuşmada, Almanya’ya İsrail ve Gazze’ye yönelik politikasını değiştirme çağrısında bulundu. Alman hükümetini Birleşmiş Milletlerin (BM) çağrılarını desteklemeye davet eden Adra, “Burada ödülü kutluyorum ama aynı zamanda benim için kutlama yapmak çok zor. Gazze’de on binlerce insan İsrail tarafından katlediliyor” dedi.
Adra, “Burada, Berlin’de olduğum için Almanya’dan tek bir şey istiyorum, BM’nin çağrılarına saygı göstermeleri ve İsrail’e silah göndermeyi durdurmaları.” diye konuştu.
Filmin İsrailli yönetmeni Abraham ise film üzerinde kolektif olarak 5 yıl çalıştıklarını belirterek, “Ben İsrailliyim, Basel ise Filistinli ve aynı görülmediğimiz bir ülkeye döneceğiz. Ben sivil düzen altında yaşıyorum ve Basel ise askeri işgal altında. Birbirimize sadece 30 dakika uzaklıktayız. Benim oy kullanma hakkım var, onun yok, benim bu ülkede özgürce hareket etmeme izin veriliyor, Basel ise milyonlarca Filistinli gibi kilit altında ve işgal altındaki Batı Şeria’da. Aramızdaki bu eşitsizlik sona ermeli.” ifadelerini kullandı.
“Doğrudan Eylem” adlı belgesel filmiyle ödül alan ve sahneye Filistin atkısı ile çıkan yönetmen Ben Russell de konuşmasında, “Elbette biz de burada yaşam için ayağa kalkıyoruz. Ateşkes hemen şimdi! Elbette soykırıma karşıyız. Tüm yoldaşlarımızla dayanışma içindeyiz.” dedi. Russell’in ve diğer konuşmacıların İsrail’i “soykırım” ve “apartheid” ile suçlamaları ve Filistin’e destek vermeleri yoğun alkış aldı.
]]>İngiltere adına söz alan İngiltere Dışişleri Bakanlığı Hukuk Genel Direktörü ve UAD nezdindeki temsilcisi Sally Langrish, ülkesinin İsrail-Filistin meselesindeki tutumunun uzun zamandır bilindiğini söyleyerek, “Müzakere edilmiş iki devletli çözümün Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmesini sağlayacak ve İsrail’in kimliğini ve güvenliğini koruyacak tek çözüm olduğuna inanıyoruz.” dedi.
Langrish, “İngiltere, Gazze’deki çatışmaların derhal durdurulmasını ve ardından sürdürülebilir ve kalıcı ateşkese doğru ilerlenmesini istiyor.” diye konuştu.
Konuşmasında, 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’deki insani duruma işaret eden Langrish, “Filistinliler şu anda Gazze’de umutsuz bir insani krizle karşı karşıya.” ifadesini kullandı.
İNGİLTERE’NİN SAVUNMASI
İngiltere adına söz alan Oxford Üniversitesi Uluslararası Hukuku Profesörü Dan Sarooshi de Divanın vereceği danışma görüşüyle devletlerin rızasına dayalı yargı yetki müessesinin altını boşaltmaması gerektiğini savundu.
Sarooshi, “Mahkeme, istişari yargı yetkisini kullanarak taraflar arasındaki ihtilafları da çözmemelidir. Bunun yerine, mahkemelerin danışma işlevi, görüş talep eden BM organlarına hukuki tavsiye sunmaktır.” diye konuştu.
Divanın danışma görüşünde istenen soruların mevcut halinin, İsrail aleyhine durum oluşturacağını öne süren Sarooshi, bu durumda İsrail’in rızasının alınması gerektiğini savundu.
Sarooshi, “Mahkeme, BM Genel Kurulunun talebini formüle edildiği şekilde yanıtlarsa, esasen İsrail-Filistin arasındaki uyuşmazlığın ana noktaları hakkında karar vermiş olacaktır ve mahkeme şu anda formüle edildiği şekliyle bu talebi reddetmelidir.” dedi.
Sarooshi, Filistin ve diğer devletlerin iddia ettiği üzere İsrail-Filistin arasındaki uyuşmazlığın çok taraflı olması ihtimalinde dahi verilecek danışma görüşünün, “İsrail’in sorumluluklarını ortaya koyması ve egemenliğine saygı gösterilmesi sebebiyle” Divan tarafından yanıtlanmaması gerektiğini öne sürdü.
Davanın esasına ilişkin herhangi görüş bildirmeyeceklerini söyleyen Sarooshi, “Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların UAD’nin danışma işlevi kullanılarak çözülmemesi gerektiğini” savundu.
Sarooshi, “Bu, güvenlik ve işgal altındaki Filistin topraklarından herhangi bir çekilmenin koşullarını ilgilendiren, ciddi hassasiyete sahip uzun süredir devam eden bir anlaşmazlıktır. BM Genel Kurulu tarafından formüle edildiği şekliyle görüş talebine cevap vermek, özel bir tür temel ikili anlaşmazlığın yargısal çözümü anlamına gelecektir.” diye konuştu.
Mahkemenin, İsrail’in sorumluluğuna ilişkin olarak, uyuşmazlığın çözümüne konu olabilecek hususları içeren tespitlerde bulunmaya davet edildiğini söyleyen Sarooshi, bunun da fiilen tüm işgali mahkemenin önüne koyduğunu ileri sürdü.
Sarooshi, bu durumun, iki devlet arasındaki çekişmeli uyuşmazlığın, danışma görüşü yoluyla Divan önüne getirilmesinin “uluslararası hukuka aykırı olduğunu” iddia etti.
İNGİLTERE UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYOR
Profesörü Sarooshi’nin ardından tekrar söz alan Langrish, İngiltere’nin, uyuşmazlığın ikili müzakereler yoluyla çözülmesi ve Divan önünde getirilmemesi gerektiğini savunarak, Divandan iki tarafında nasıl müzakere etmesi gerektiği hususunda yol haritası çizmesinin gerekliliğine işaret etti.
Langrish, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlk olarak, iki devletin sınırları konusunda 1967 sınırlarına dayanan ve taraflar arasında eşdeğer toprak takaslarını içeren bir anlaşma yapılmalıdır. İkinci olarak, Filistinliler için güvenlik düzenlemeleri egemenliklerine saygı göstermeli ve İsrail için de güvenliğini korumalıdır. Mülteci sorununa adil, uzlaşılmış ve gerçekçi çözüm getirilmelidir. Her iki tarafın da Kudüs’e yönelik arzuları, Kudüs’ün her iki devletin gelecekteki başkenti olarak statüsüne ilişkin müzakereler yoluyla yerine getirilmelidir.”
Langrish, verilecek danışma görüşünün iki devlet arasındaki barış sürecine zarar vermemesi gerektiği uyarısında bulunarak, bu görüşün, BM Genel Kurulunun, Filistin meselesindeki hukuki mevzuları anlamasına yardımcı olması gerektiğini bildirdi.
Mahkemenin, mümkün olan en erken fırsatta taraflara BM çerçevesinin uygulanması çağrısında bulunabileceğini kaydeden Langrish, mahkemeden, her iki tarafın da müzakere edilmiş çözüme ulaşılana kadar işgal altındaki toprakların statüsünü ya da bütünlüğünü değiştirecek herhangi bir adım atarak anlaşmazlığı tırmandırmama konusundaki mutabakatlarını hatırlatmasını istedi.
Langrish, mahkemeden, tarafların kalıcı statü konularını müzakere ettiklerine dair ara anlaşmalarındaki yükümlülüklerini yeniden teyit etmesi çağrısında da bulundu.
BMGK, UAD’DEN GÖRÜŞ İSTEMİŞTİ
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin 2 soru yöneltmişti.
BM Genel Kurulunun Divandan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
DANIŞMA GÖRÜŞÜNÜN ETKİSİ NEDİR?
UAD’nin danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Divanın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkeleri uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlamaları muhtemel olarak değerlendiriliyor.
]]>İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında 1994’te imzalanan Paris Ekonomi Protokolü gereğince Tel Aviv yönetimi, kontrolü altındaki sınır kapılarından Filistinliler adına topladığı vergi gelirini Filistin hazinesine aktarıyor. İsrail, Filistin’in ithal ettiği malların gümrük vergilerini “Filistin yönetimi adına” topluyor ve Filistin’e ortalama aylık 200 milyon dolar ödeme yapıyor. Bu vergiler, Filistin ekonomisi için önemli bir gelir sağlıyor.
Ancak İsrail’de Bakanlar Kurulu, 7 Ekim saldırısının ardından 3 Kasım’da Filistin hükümeti adına topladığı vergi fonundan Gazze Şeridi’ne ve Filistinli tutuklulara ayrılan miktarın kesilmesine karar verdi. Bunun üzerine Filistin yönetimi, 5 Kasım’da İsrail’in Gazze’ye tahsis edilen miktarı keserek yaptığı ödemeyi almayı reddettiğini duyurdu.
Norveç Dışişleri Bakanlığından 19 Şubat’ta yapılan açıklamada, Norveç’in, İsrail tarafından Filistin yönetimi adına toplanan ve 7 Ekim’den sonra durdurulan süreci üstlendiği belirtildi. Açıklamada, İsrail’in topladığı vergiyi Norveç’e transfer etmesi ve Norveç’in de Gazze için ayrılanın dışındaki meblağı Filistin yönetimine göndermesi şeklinde işleyeceği ifade edildi.
Ancak henüz bu transfer gerçekleşmedi. Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, dünkü haftalık kabine toplantısında, İsrail’in topladığı vergi gelirlerine işaret ederek “İsrail hâlâ paralarımızı tümüyle alıkoymaya devam ediyor ve şu ana kadar hiçbir meblağı transfer etmedi” dedi.
MEMUR VE EMEKLİ MAAŞLARINI ÖDEYEMİYORLAR
İsrail’in Filistin yönetiminin gelirlerinin büyük kısmını oluşturan vergi gelirlerini aktarmaması Filistin hükümetinin aylardır memur ve emekli maaşlarını ödeyememesine neden oluyor.
Filistin yönetiminden maaş alan çalışanlar ve emekliler, son olarak tam maaşlarını Ekim 2021’de aldı. Bu tarihten sonra hükümetin içinde bulunduğu mali kriz nedeniyle ücretlerini kesintili şekilde alan Filistinliler, ocak ayından bu yana ise hiç alamadı.
Filistin hükümeti, 2021’de maaşlarda yaşanan kesintinin, İsrail’in vergi gelirlerinde yaptığı hukuk dışı kesintileri arttırmasından ve bunun sonucu hükümetin gelirlerinin azalmasından kaynaklandığını bildirdi.
Batı Şeria’daki Filistinliler, 2021’den itibaren maaşlarının ancak yüzde 80’ini alabildi. Kalan kısmın ise “hükümetin hak sahiplerine borcu” olduğu ifade edildi.
OCAKTAN BU YANA ÖDEME YAPILMADI
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana ise hak sahipleri Ekim-Kasım-Aralık ayı maaşlarının ancak aylık yüzde 60’ını alırken, ocak ayından itibaren ise hak sahiplerine hiçbir ödeme yapılmadı.
İsrail’in vergileri göndermemesi memur ve emekli maaşlarının ödenmesi konusunda Filistin hükümetinin belini büküyor.
YAKLAŞIK 245 BİN HAK SAHİBİ BULUNUYOR
Filistin Maliye Bakanı Şukri Bişara, 14 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, maaş ödemelerinin aylık 1 milyar şekeli (272 milyon dolar) bulduğunu belirtti.
Yaklaşık 245 bin hak sahibinden, 144 binini çalışanlar, geri kalanını ise emekli, esir, şehit aileleri gibi kesimler oluşturuyor.
Filistin yönetiminin aylık toplam mali geliri normal şartlarda 1,35 ila 1,4 milyar şekele (367-380 milyon dolar) ulaşıyor.
Bunun yaklaşık yüzde 90’ı gerek İsrail’in gerekse Filistin yönetiminin topladığı vergilerden oluşuyor.
İsrail’in Gazze’ye tahsis edilen miktarı keserek yapacağı ödeme ise Filistin yönetiminin ihtiyacını karşılamıyor. Normal şartlarda İsrail’in Filistin’e ortalama aylık 200 milyon dolar ödeme yapması gerekirken, Tel Aviv’in kesinti miktarının aylık 275 milyon şekeli (yaklaşık 74 milyon dolar) bulduğu ifade ediliyor.
]]>Duruşmanın “İsrail’in varoluşsal tehditlere karşı kendini savunma hakkına zarar vermek amacıyla tasarlandığını” öne süren açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Duruşma, Filistinlilerin herhangi bir müzakere olmadan diplomatik sonuçları dikte etme girişiminin bir parçası. Bu girişimle mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu konuda İsrail hükümeti ve İsrail Meclisi birlik içinde.”
İSRAİL DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DA AÇIKLAMA YAPTI
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Filistin yönetimini, “doğrudan müzakereler yoluyla dışarıdan dayatmalar olmadan çözülmesi gereken bir çatışmayı asılsız suçlamaları savurarak, temelden çarpıtılmış bir gerçeklikle tek taraflı ve uygunsuz bir yasal sürece dönüştürmekle” suçladı.
UAD’deki duruşmaları Filistin yönetiminin, uluslararası sistemi İsrail’e saldırmak için siyasi bir araca dönüştürme girişimi olarak tanımlayan Haiat, bunun “hem uluslararası hukuk sistemine olan küresel güvene hem de anlaşmazlığın çözümüne ulaşma şansına zarar verdiğini” ileri sürdü.
Haiat, Filistin yönetiminin yıllardır çatışmayı çözmek için doğrudan müzakereleri reddettiğini iddia ederek, UAD’nin, “anlaşmazlığın taraflar arasında doğrudan müzakereler yoluyla çözülmesi için mevcut yasal çerçevelere Filistin’i döndürecek kararı alması” çağrısında bulundu.
DURUŞMALAR BAŞLADI
Duruşmalar kapsamında aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 52 devletin yanı sıra Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği, 19-26 Şubat tarihlerinde, İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki neticelerine ilişkin beyanlarda bulunacak.
Başta İsrail olmak üzere, işgalin devletler ve BM açısından sonuçlarının da ele alınacağı 6 gün sürecek duruşmalarda her bir devlet ve kuruluş, 30’ar dakika sunum yapacak.
Filistin tarafının sunumuyla başlayan duruşmalarda Türkiye Dışişleri Bakanlığının sunumu, son gün 26 Şubat’ta TSİ 12.00’de gerçekleştirilecek.
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini yürüten UAD’de halka açık duruşmalar canlı yayımlanıyor.
Sözlü sunumlarda sadece Filistin’e 3 saat süre tanınıyor.
Sözlü beyanda bulunacak devletlerin arasında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, İran, Kanada, Mısır, Güney Afrika, Japonya, İspanya, Suudi Arabistan, Malezya, Pakistan, Hollanda’nın yanı sıra AB, Orta Doğu ve Asya-Pasifik bölgesinden çok sayıda ülke yer alıyor.
Divan önünde danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekiyor.
Aralarında Türkiye’nin de olduğu 57 ülke ve uluslararası kurum, danışma görüşü verilecek sorular hakkındaki kendi tutumlarını içeren yazılı beyanlarını UAD’ye sunmuştu.
BM GENEL KURULU, ULUSLARARASI ADALET DİVANINDAN GÖRÜŞ İSTEMİŞTİ
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divandan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:
“1- İsrail’in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?
2- İsrail’in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?”
Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.
DANIŞMA GÖRÜŞÜNÜN ETKİSİ NEDİR?
UAD’nin verdiği danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Divanın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkelerin uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlanmaları muhtemel.
]]>2024’ün “zorlu” geçeceğini ifade eden Halevi, “Gazze’de savaşta olacağız. Bütün yıl Gazze’de savaşacağız, orası kesin.” diye konuştu.
Halevi, İsrail’in kuzeyinde yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünden sorumlu olan ordunun bu görevi “Hizbullah üzerine baskı kurarak” gerçekleştireceğini, aksi takdirde “başka bir savaşa yol açılacağını” söyledi.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, dün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde “Hamas’ın askeri yapısının tamamen dağıtıldığını” öne sürerek, ordunun Gazze Şeridi’nin orta kesimi ve güneyinde de “Hamas’ın dağıtılmasına” odaklandığını söylemişti.
“GAZZE’DE 6 BİN YARALININ ACİLEN TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİYOR”
Gazze’deki hükümetin basın ofisinden yapılan açıklamada, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana devam eden saldırıları nedeniyle sağlık sektörünün içinde bulunduğu “felaket duruma” ilişkin bilgi verildi.
Gazze Şeridi’nde 30 hastanenin hizmet dışı kaldığı ifade edilen açıklamada, İsrail saldırıları nedeniyle 7 Ekim’den bu yana 58 binden fazla kişinin yaralandığı belirtildi.
Yaralılardan 6 bininin durumunun kritik olduğuna dikkati çekilen açıklamada, “Mısır’daki kardeşlerimize Refah Sınır Kapısı’nı acilen açmaları, Gazze Şeridi’ndeki hastanelerin bu kadar hastaya müdahalede yetersiz olması nedeniyle kritik durumdaki 6 bin yaralının tedavi için ivedilikle Gazze dışına nakledilmesini onaylamaları çağrısında bulunuyoruz.” ifadesi kullanıldı.
Günde sadece 10 ila 20 yaralının nakledilmesine izin verildiği, bunun da sayıları her geçen gün yüzer yüzer artan yaralı Filistinlinin maruz kaldığı sıkıntıları katladığı aktarıldı.
Uluslararası topluma ve ABD’ye, İsrail güçlerinin savunmasız Filistin halkı aleyhinde yürüttüğü “soykırım savaşını” durdurması için bu ülkeye baskı uygulaması çağrısında bulunuldu.
GAZZE’DE NELER YAŞANDI?
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 10 bin çocuk, 7 bin kadın olmak üzere, 22 bin 835 Filistinli öldürüldü. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 176’sı karadan işgal sürecinde olmak üzere 510 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 334 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 28 Lübnanlı sivil, 152 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 9 İsrail askeri öldü.
]]>Şüpheliler hakkındaki savcılığın sevk yazısında, geçmiş dönemlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İsrail İstihbarat Servisi’nin faaliyetlerinin akamete uğratılması amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde toplanan deliller ışığında soruşturmalar yürütüldüğü anımsatıldı.
İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin, ülkede bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail Devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiği, aktarılan bilgiler karşılığında uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla bilgi aktaran kişilere para transfer edilerek ödeme gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
“DEVLETİN VERİ TABANINDAKİ BİLGİLERİ TEMİN ETTİLER”
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği aktarılan yazıda, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan kişilerden faydalanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği, dedektiflerin sistem açıklarından, kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden faydalandığı ve devletin veri tabanındaki bilgileri temin ettikleri kaydedildi.
Yazıda, bu kapsamda uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifresine yönelik iltisaklı kurumlarla yürütülen çalışmalar ve savcılığa gönderilen bilgi ve belgeler neticesinde, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) olası hedeflerine işaret edildi.
“FİLİSTİN UYRUKLU ŞAHISLAR HEDEFLENDİ”
Bu kapsamda şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişiyle bağlantı kurulduğu belirtilerek, “Tüm bu faaliyetler ile güncel olarak devam eden İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İÇOM’un ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir.” denildi.
HAMAS BAĞLANTILI KİŞİLERİN BİLGİLERİNİ AKTARDILAR
Sevk yazısında ayrıca, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde, şüphelilerin İsrail istihbaratı oluşumu olan İÇOM adına faaliyetlerde bulunarak İsrail devleti için önem arz eden ve tehlikeli görülen özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail istihbaratına aktardıkları, bunun karşılığında özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan para sistemlerini kullanarak menfaat temin ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.
“YARALI FİLİSTİNLİLERDEN BİLGİ TOPLADI”
Yazıda, Hazem M.A.E. isimli zanlının sağlık destek personeli olarak çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu kişilerle ilgili toparladığı bilgileri de İsrail istihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiğine yer verildi.
500 DOLAR KARŞILIĞINDA KİŞİSEL BİLGİLERİ SATTI
Şüpheli Muhammed B’nin, amacı Filistin’de yaşayan Müslümanların İsrail tarafından uğradıkları zulmü anlatmak olan bir dernekte çalıştığı belirtilen yazıda, şüphelinin toplantılara katılacak kişilerin kişisel bilgi formlarını topladığını ve bu bilgileri Lübnan uyruklu Kanada vatandaşı Cemal H’ye 500 dolar karşılığında ilettiğini beyan ettiği belirtildi.
SÜLEYMANİYE CAMİSİNİN VİDEOSUNU İSTEDİLER
Sevk yazısında, şüpheli Amal S.E.S’den Türkiye’deki Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunun istendiği, hasta olduğu için kocasına çektirerek bu videoyu irtibat kurduğu kişiye gönderdiği ve bunun karşılığında 150-200 dolar aldığı kaydedildi.
Yazıda, zanlıların telefon trafiği ve para transferlerine dair detaylara da yer verilirken, bazılarının suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları ifade edildi.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün faaliyetleri kapsamında MİT Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmada, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın, Türkiye’de insani mülahazalarla ikamet eden yabancı uyruklu kişilere yönelik keşif, takip, darp ve kaçırma gibi işler yapmayı amaçladığı yönünde bilgiler elde edilmişti.
Söz konusu faaliyetlerin “uluslararası casusluk” kapsamında olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine 46 şüphelinin yakalanmasına yönelik harekete geçen emniyet güçleri, 2 Ocak’ta İstanbul’da 15 ilçe ile Ankara, Kocaeli, Hatay, Mersin, İzmir, Van ve Diyarbakır’da belirlenen 57 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda 34 şüpheliyi yakalamıştı.
Adreslerde yapılan aramalarda 143 bin 830 avro, 23 bin 680 dolar, muhtelif miktarda farklı ülkelere ait nakit para, ruhsatsız tabanca ve çok sayıda fişek ile dijital materyale el konulmuştu.
Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirilmişti.
Adliyeye gönderilen 34 şüpheliden 26’sı, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.
Hakimlik, şüphelilerden 15’inin tutuklanmasına, 11’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
8 şüphelinin de sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildiği öğrenilmişti.
]]>Rajagopal, diğer bir X mesajında, İsrail’in Gazze’de bombalayarak kısmen yıktığı konutları buldozerlerle tamamen yıkma görüntüsünü alıntılayarak evleri yıkmanın soykırım olduğunu vurguladı.
BM raportörleri ve insan hakları kuruluşları İsrail’in Gazze’de sivilleri hedef alan saldırılarını ve toplu cezalandırma eylemlerini soykırım olarak nitelendirirken, UCM Başsavcısı Karim Han’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere sorumlular hakkında tutuklama kararı çıkarmak gibi önleyici bir adım atmaması eleştiriliyor.
NELER YAŞANMIŞTI?
Başsavcı Han, son olarak 7 Aralık’ta yaptığı açıklamada, Gazze’de sivillere yardım malzemeleri ulaştırılmasını kasten engellemenin savaş suçu olarak değerlendirilebileceği uyarısında bulunmuştu. Buna rağmen İsrail Gazze’ye insani yardımların girişlerini sınırlandırmaya devam etmiş, BM Dünya Gıda Programı (WFP) 20 Aralık’ta yaptığı açıklamada, Gazze’de her dört kişiden birinin felaket düzeyinde açlık çektiğini bildirmişti. Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, Gazze’de gerçekte bu oranın yüzde 90’ın üzerinde olduğu uyarısında bulunmuştu.
Karim Han’ın, İsrail’in Gazze’ye yönelik ayrım gözetmeyen saldırıları tüm şiddetiyle sürerken, kasımda İsrail’i ve ardından Ramallah’ta Filistin hükümetini ziyaret etmesi fakat Filistinlilere yönelik İsrail soykırımının devam ettiği Gazze’ye gitmemesi eleştirilmişti.
Han, Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşın başlamasından 50 gün sonra Kiev yakınlarında yer alan Buça şehrinde incelemelerde bulunmuş ve Ukrayna davasında 1 yıl gibi bir sürede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında yakalama kararı talep etmişti. UCM Savcılığının, Filistin’de işlenen suçlar için 8 yıldır devam eden soruşturmaya rağmen henüz bir yakalama kararı çıkarmaması “çifte standart” eleştirilerini beraberinde getiriyor.
ÖLDÜRÜLEN BM ÇALIŞANI SAYISI 142’YE YÜKSELDİ
Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında 142 çalışanının öldürüldüğünü duyurdu.
UNRWA’nın X hesabından yapılan açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları altındaki Gazze’deki kayıplara ilişkin bilgi verildi.
Gazze’de öldürülen BM çalışanı sayısının 142’ye ulaştığı belirtilen açıklamada, çoğunluğunun aileleriyle birlikte hayatını kaybettiği kaydedildi.
Açıklamada, keder ve yıkımın sürdüğü bu felaket zamanlarında Noel kutlayanlara “Mutlu Noeller” demenin zor olduğu ifade edildi.
“BM OKULLARI SİVİLLERE KARŞI SUÇ İŞLENEN ALANLARA DÖNDÜ”
Cenevre merkezli Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü (Euro-Med), yaptığı yazılı açıklamada, İsrail güçlerinin okullarda işlediği suçlara ilişkin bilgi verdi.
Açıklamada, İsrail güçlerinin, çoğunluğu Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) ait ve BM logosu bulunan barınma merkezlerini savaşın başladığı ilk günden beri hedef haline getirdiği kaydedildi.
Okullarda sivillere yönelik fiziki tasfiye, alıkoyma, taciz ve korkutma dahil ciddi ihlaller işlendiği ifade edilen açıklamada, bugün İsrail askerlerinin, Cibaliya’da Er-Rafii Okulu’nu bastığı ve 15 yaş ve üstündeki erkekleri soyunmaya zorlayıp bilinmeyen bir yere götürdüğü, kadınları da zorla dışarı çıkarıp ateş açtığı belirtildi.
İsrail’in okullarda işlediği ihlallerin aşamalara ayrılarak aktarıldığı açıklamaya göre birinci aşamada; barınma merkezlerine pek çok kez hava saldırısı düzenlendi. Bu saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı. Bunun örnekleri Gazze’nin kuzeyi, güneyi ve orta kesiminde pek çok okulda yaşandı.
İkinci aşamada; kara harekatının başlamasıyla birlikte İsrail güçleri, okulların duvarlarını, ana kapılarını tanklarla yıktı ve yoğun ateş altında okulları bastı. Bu aşamada okullarda pek çok kişi infaz edildi. Bunun yanı sıra genç erkekler soyunmaya zorlandı ve işkence gördü, kadınlar ise sorguya çekildi.
Üçüncü aşamada; bu okullar ve barınaklar, askeri araçlar için bir kışlaya, askerler için geçici karargaha ve halkın sorgulandığı ve kötü muameleye tabi tutulduğu merkezlere dönüştürüldü.
Dördüncü aşamada ise bu okullar, patlayıcı yerleştirilerek kısmen ya da tamamen yıkıldı. Üstelik İsrail güçleri, okulların nasıl yıkıldığını gösteren görüntüleri de yayımladı.
Euro-Med’in açıklamasında, devam eden cinayetlerin, fiziki tasfiyelerin, bina ve tesislerin sistematik olarak tahrip edilmesinin “sivillere yönelik sistematik intikam operasyonlarının” parçası olmaktan başka hiçbir açıklaması veya gerekçesi olmadığı vurgulandı.
GAZZE’DE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim’de kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.
]]>