Çiçek, ülkemizin saygın siyasetçilerindendir. Hedef haline geleceğini bilse bile gerçeği, inandıklarını söylemekten çekinmez. TBMM Başkanlığı döneminde Anayasa görüşmelerini başlattı. Bugün TBMM arşivinde siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin yer aldığı on binlerce sayfalık dokuman var.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa görüşmeleri için siyasi partilere gidiyor. Ancak, gidilse bile sonuç alabilmek öyle kolay değil. 2011’de parlamentoda 4 siyasi partinin grubu vardı. AKP, CHP, MHP ve HADEP’in seçim beyannamelerinde yeni Anayasa talebi ve bu konuda mutabakat vardı. Çiçek, TBMM Başkanı seçilince partileri ziyaret etti, Anayasa değişikliği konusunda seçim öncesi vaatlerindeki gibi aynı fikirdelerse çalışma başlatacağını söyledi. Hepsi de “Evet” dedi. Bunun üzerine Çiçek çalışmaya başladı. O süreci SÖZCÜ’ye şöyle anlattı:
“Anayasa değişikliğine partiler destek vereceğini söyleyince kendilerine yazı gönderip uygun buldukları arkadaşlarla komisyon kuracağımı bildirdim. Yöntemlerden birisi buydu. İkincisi ise onlardan onay aldıktan sonra akademik çevrelerde tartışılan o günkü meclisin yeni bir Anayasa yapma yetkisini konuşacaktık. Bazı akademisyenler ‘Bu meclisin anaysa yapma yetkisi yok. Çünkü anayasayı kurucu meclisler yapar. Bu meclis anayasa yapmak üzere yetkilendirilmemiştir. Dolayısıyla kurucu meclisin yapacağı işi bugünkü meclis yapamaz’ diyorlardı. Prof. Dr. Atilla Özer ise ‘Her meslek grubundan belli sayıda insanlardan bir meclis oluşsun, anayasayı bu meclis değil, onlar yapsın’ görüşündeydi.
26 ANAYASA HOCASINI DAVET ETTİM
Yani o günlerde ‘Bu meclis anayasa yapar- yapamaz’ tartışması var. Ben, bunun üzerine üniversitelerde aktif olarak görev yapan hemen her görüşten 26 anayasa hukuku Profesörünü davet ettim. Böyle bir şey ilk defa oluyordu. Çoğu o toplantıda birbirini tanıdı. Onlar da yeni bir Anayasaya ihtiyaç olduğunu belirtip tutanak düzenlediler. Siyasi partilerin yeni Anayasa için görüşleri var. Yani bir anayasa ihtiyacı olduğu da ortada.
Mevcut Anayasa, daha yapılırken tartışılmış ve halende 42 yıldır tartışılmaya devam ediyor. Toplumun her kesiminin tartıştığı ama varlığını sürdüren tek anayasa metnidir. O da orijinal bir durum. Yani herkes tartışıyor ama kısmi değişiklikler hariç bir türlü değiştirilemiyor. 26 hocadan 3’ü hariç meclisin anayasa yapabileceğini söyledi. Ben siyasetçilerden onay aldıktan sonra ilim çevrelerinin desteğini almaya, yol göstericiliğine ihtiyaç duyduğumu söyledim. Dolayısıyla bu da ilk defa oluyor.
SIFIR KİLOMETRE ANAYASA MI, YOKSA…
Şimdi bir şey yapılacaksa, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ‘Yeni bir anayasa mı?’ diyor onun netleşmesi lazım. Anladığım kadarıyla ‘yeni anayasa’ denilince başlangıçtan son maddesine kadar sıfır km bir araba mı yoksa zaman içerisinde eskimiş maddeler var değişiklikler yapıldı o değişikliklere rağmen yine de değişmesi gereken maddeler olabilir, kısmı bir değişiklik mi arzu ediliyor netleşmesi lazım.
Yapılan açıklamalara bakarsanız yeni bir anayasa gözükmüyor. Bazıları ‘ilk 4 madde ve 66. Madde değişmez’ diyor. Bununla ilgili farklı görüşleri olan da var. Daha işin başında yeni bir anayasa konusu tam netleşmiş olmuyor. Meclis başkanının önce bunu netleştirmesi lazım. Bazıları ‘Biz onu çözdük, Artık bu meclis yeni bir Anayasa yapabilir. Artık kurucu meclis safhası geride kaldı. Bu tartışmalar akademik olarak yapılabilir ama fiilen bir karşılığı yok’ diyor.
Bu değişiklikler nerede yapılacak?1921 ve 1924 anayasalarının ismi Anayasa değil, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu. Yani devletin esas teşkilatı, anayasada yer alacak organları, bunların görev yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenleme. Halbuki günümüzdeki bir kısım anayasalarda teşkilatlarla ilgili bölümün dışında bir de hak ve özgürlüklerle, temel haklarla ilgili hükümler var. Dolayısıyla bu anayasanın değiştirilmek istenen kısmı, kısmi bir değişiklikse hak ve özgürlüklerle ilgili kısmı mı, erkler arasındaki ilişkilerle ilgili kısmı mı yeniden ele alınacak? Meclistir, yasamadır, yürütmedir, yargı kısmı mı ele alınacak. Evet, birinci bölümü anladık temel ilkler, değiştirilemez maddeler, hak ve özgürlükler. Ondan sonra işte esas teşkilat kısmı geliyor. Anayasanın yani meclisin görev, yetki ve sorumluluğu, icra organı, yürütme organı sonra da yargı ile ilgili maddeler var.
ORTA SAHADA TOP ÇEVİRİRLER
Şimdi işin bu kısmına gelince bir taraftan ‘yeni anayasa’ diyoruz ama öbür taraftan da yapılan açıklamalara baktığımızda seçim öncesi ve sonrası cumhur ittifakı dışında olanlar ‘Doğru olanı parlamenter sistem’ diyor. Cumhur ittifakı ise Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konuda yazdığı metin de ortada. 100 maddelik bir anayasa taslağı var. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Başkanı Mehmet Uçum’un yaptığı açıklamalar var. Onlara bakarsanız ‘Bu iyi bir sistem. Sadece aksayan yönleri var’ diyor. Dolayasıyla teşkilat kısmında çok ciddi görüş farklılığı var.
‘Parlamenter sistem’ diyenler, ‘Başkanlık sistemini düzeltelim biz ona evet mi diyoruz’ diyorlar, yoksa cumhurbaşkanı hükümet sistemi diyenler ‘Tamam eksiklikleri var ama biz parlamenter sistemi de konuşabiliriz mi?’ diyorlar. Bu soru netleşmeden sadece orta sahada top çevirmek bir yere götürmez. Çünkü parlamenter sistem veya cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dediğinizde hangisini tercih edecekseniz en az 30-40 madde ona göre yazılacak. Öyle bir tek madde değil.
‘Onu anayasaya koymasak da olur’ diyebilirsiniz ama meclisin görev, yetki ve sorumlulukları, yürütme organının görev, yeki ve sorumlulukları, yargı ve yargının yönetimi bu sisteme göre şekilleneceği için en az 30-40 maddeyi yazmayacaksınız demektir. Daha baştan ihtilaf var. O zaman nasıl bir anayasa olacak? ‘Yeni’ demekle, yeni olmaz, içeriğine bakarak yeni demek lazım. Önce bunların bir netleşmesi gerekiyor.”
CİDDİ İTİBAR KAYBEDER
Çiçek, “42 senedir konuşup konuşup yine sonunda anlaşamadılar yine bu iş olmadı” tarzında bir sonuca varılırsa, parlamentonun, siyasi partilerin ciddi bir itibar kaybına uğrayacağını, darbecileri bir manada haklı çıkaracak bir sonuca götüreceğini belirtti.
Nasıl bir usulle bu değişiklik ya da yeni bir Anayasa yapılacağının önemli olduğunu hatırlatan Çiçek, “Başkanlığım döneminde ‘4 parti bir araya gelecek, her madde ittifakla çıkacak’. Daha bunu derken baştan bu işin yapılma şansı çok zorlaştı. 60 maddede anlaşılabilmesi için göbeğimiz çatladı. Çünkü, A partisinin ‘Evet’ dediğine, B partisi ‘Hayır’ dedi. Yalnız partiler arasında değil, aynı partinin temsilcileri arasında da köklü görüş ayrılıkları çıkıyordu. O yüzden komisyonda görev alacak aynı parti mensuplarının da birbiriyle uyumlu olması son derece önemli. Şimdi her maddeye 6 partinin temsilcisinin ‘evet’ demesiyle mi, yoksa çoğunluk oyuna göre mi karar verilecek? Bunların netleşmesi gerekir” dedi.
HER TÜRLÜ ÖNERİ VAR
2012’de Anayasa değişikliği çalışmalarına aralarında TOBB, TESK’, işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarının da bulunduğu 7 çatı kuruluş aracılığıyla 13 bölgede toplantı yaptıklarını, hemen her toplantıda 700-800 kişinin bulunduğunu hatırlatan Çiçek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Her kesimin görüşünü yansıtan yaklaşık 30 bin sayfalık dokuman meclis arşivinde. Toplumun ne düşündüğü, anayasadan ne beklediği o metinlerde var. Önemli bir kaynak. Bunlardan yararlanabilirler. Kaldı ki 60’a yakın maddenin müzakeresi sırasında hangi partinin neyi nasıl düşündüğü de var. Orada bu müzakerelere katılan 4 partinin anayasa taslağı da peyderpey de olsa münakaşa müzakere edilmek üzere meclise verdiler. Yani mutfakta iyi bir menü çıkarmak için her şey var. Geri kalanı mutfakta çalışanlara kalmış.
O zaman kabul edilen bir ilke var. Ona bakmak lazım. ‘Usul önemlidir’ derim. 6 parti anayasanın tümüyle ilgili genel bir onay vermedikçe maddeler üzerindeki mutabakatın bir anlamı yok. Anayasayı değiştirmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Emin olun Erciyes dağını taşımaktan daha zor. Kimse kolay gösterip de o fiyakalı laflara bakarak bu işin kolay olacağını zannetmesin. Gerçekçi olmak lazım. İnşallah şeytanın bacağını bu sefer kırarız.”
]]>Washington’da hem ABD’li mevkidaşı Antony Blinken, hem ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, hem de Kongre üyeleriyle yaptığı görüşmelerde ABD’nin YPG/PKK’ya desteği ve FETÖ ile ilgili atması gereken adımlar, ikili ve bölgesel konuları kapsamlı şekilde ele aldıklarını anlatan Fidan, özellikle Gazze konusuna görüşmelerinde geniş şekilde yer ayırdıklarını belirtti.
PKK AÇIKLAMASI
ABD’nin YPG/PKK’ya verdiği desteğin sadece silah olmadığını, bunun yanında aktarılan kapasite, verilen eğitimler ve oluşturulan kurumsallaşmanın Türkiye için tehdit olduğunun altını çizen Fidan, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, sınırları içerisinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odakları ile meşru ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz” şeklinde konuştu.

Fidan, “Sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığa dönüşmesinin iki ülke arasındaki stratejik ilişkinin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu söyledik, bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi gerekiyor, aksi taktirde iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor terör örgütü üzerinden. Bu, iki ülkenin de menfaatine olan bir konu değil” dedi.
Fidan, “Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi ve bunun iki ülke arasında iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik” ifadesini kullandı. Fidan, FETÖ’nün halen bir tehdit olduğunu ve bu konuda ABD’nin atması gereken adımlar olduğunu da muhataplarına net bir şekilde ilettiğini vurguladı.
İKİLİ İLİŞKİLER
Gazze’nin ağırlıklı gündem olduğunu anlatan Fidan Türk-Amerikan ilişkileri hakkında konuştu. Fidan, “Geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var.” ifadesini kullandı ve Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun bir maziye ve sorunları çözme refleksine sahip olduğunu vurguladı.

ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin 30 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortaya konulmuş bir vizyon olduğunu aktaran Fidan, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğine ilişkin görüşmeler yaptıklarını ifade etti.
F-35 VE F-16 SÜRECİ
F-16’larla ilgili siyasi sürecin tamamlandığını ve bu süreçte Biden yönetiminin bir irade koyarak Kongre’yi bilgilendirdiğini kaydeden Fidan, artık uçakların üretim ve teslimatıyla ilgili teknik süreçlerin başladığını belirtti.
Fidan “Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç. Savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç” şeklinde konuştu.
F-35 konusuna da temas eden Fidan, şunları söyledi:
– F-35 konusunda biliyorsunuz biz bu programın bir parçasıydık, daha sonra haksız yere buradan bir çıkarma söz konusu oldu, S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz, yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, almamız gereken uçaklar var.
– Türkiye tabii bu konuları geniş fikirli açık bir şekilde konuşmaya tartışmaya her zaman hazır. Geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz, bazı görüş alışverişleri var.
]]>Diyarbakır’ın Şehitlik semtinde 27 yaşındaki Yazgül Ç. adlı bir kadın evin penceresinden yardım çığlıkları atarak, “Yanıyorum, yardım edin” diye bağırınca çevredekiler polise haber verdi.
Eve gelen polisler kadının bel üstünden yüz kısmına kadar vücudunda yanıklar tespit edince hemen Dicle Üniversitesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.
Genç kadın, eşi ve kayınbiraderiyle tartıştıklarını,eşi Mahmut’un kendisini eline geçirdiği kızgın ütü ile yakmak istediğini, korku panikle evden kaçmaya çalışırken bu kez kayınbiraderi Ahmet’in saçından tutup yere düşürdükten sonra üzerine kolonya döküp ateşe verdiğini söyledi.
Bir anda alev aldığını ve acıyla komşularına sığınarak canını kurtardığını belirtti.
Yazgül Ç., şöyle konuştu:
-Duş alıp banyodan çıkınca evde kayınbiraderimi gördüm. Uyuşturucu işiyle uğraştığı için evime gelmesini istemiyordum. Eşime ‘Bunun ne işi var’ diye sorduğumda eşim saçımdan sürükleyerek beni oturma odasına götürdü ve ütüyü fişe takıp bacağıma bastırdı.
-Kaçmak isterken bu kez kayınbiraderim saçımdan beni yakalayıp yere düşürüp üzerime kolonya döküp yaktı.
-Can havliyle komşumuzun evine sığındım. O da üzerime su dökerek beni söndürmeye çalıştı. Bu sırada kocam ve kardeşi beni zorla evden çıkarmak istedi. Ben de kapıyı kilitleyip penceredenp yardım istedim.
-Olay günü evimize 2 kilo uyuşturucu getirmişlerdi. Evdeki 4 tane burma bileziğimi benden zorla aldılar.
-Beni yakmalarının nedeni eve uyuşturucu getirmelerine karşı çıktığım içindir. Beni halen tehdit edip davadan vazgeçirmeye çalışıyorlar.
-Ben kendi isteğimle küçük yaşta Mahmut’a kaçıp evlendiğim için gördüğüm şiddet nedeniyle bugüne kadar ailem de dahil kimseye bir şey anlatamadım, şikayetçiyim.
“KENDİ KENDİNİ YAKTI BEN YAKMADIM”
Kadının kocası Mahmut Ç. ise “Eşim onu aldattığımı düşündüğü için kıskançlık krizine girince tartıştık. Bana ‘Kendimi de seni de yakarım’ dedi. Birden kolonya döküp kendini yaktı. Onu söndürmeye çalışırken benim de kolum yandı. Eşim çıplak halde kaçmaya çalıştı. Ben de o halde çıkmasına engel olmak istedim. Karşı komşunun kapısını çaldı ve kapı açılınca içeri girip kapıyı arkadan kapattı. Kardeşim Ahmet bizde değildi. Kendisiyle görüşmüyoruz. Ütüyle eşimin bacağını yaktığımız iddiaları da yalandır” dedi.
“EVDE YOKTUM” DEDİ KAMERA KAYITLARI ONU DOĞRULAMADI
Kadının kayınbiraderi Ahmet Ç. ise, ağabeyi ile iki yıldır görüşmediklerini, yengesinin kendisine iftira ettiğini belirterek, olay saatinde bir çay ocağında oturuyordum” dedi.
Ahmet Ç’nin olay günü çay ocağında oturuyordum dediği işyeri ve çevresine ait geriye dönük tüm kamera kayıtlarını inceleyen polis, olayın yaşandığı gün ve saatte sanık Ahmet’in bu çay ocağına hiç gitmediğini tespit etti. Kullandığı cep telefonunun sinyal baz bilgilerine bakıldığında ise olayın yaşandığı saatte olay yerine en yakın baz istasyonundan telefonun sinyal verdiği belirlendi.
HAYATİ TEHLİKESİ VAR YÜZÜNDE SABİT İZ KALDI
Doktor raporunda, kadının yüz, kol, kulak, el, göğüs bölgesinde basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yanıklar tespit edildiği ve hayati tehlikesi olduğu belirtildi. Ayrıca yüzünde sabit iz kalacak derecede yaralandığına dair adli tıp kurumunca rapor düzenlendi.
ÇIPLAK HALDE MERDİVENLERDE GÖRDÜM
Kadının sığındığı evin sahibi Abdurrahim K. ise merdivenlerde çıplak ve vücudu yanık halde Yazgül’ü gördüğünü belirterek, “Aşağı inmeye çalışırken kocası da onu eve çekmeye çalışıyordu. Yazgül hanım bu sırada benim evime girdi ve kapıyı kapatarak pencereden yardım istedi. Kocası da evine geri gitti. Ben kocasını sakinleştirmek için evlerine gittiğimde yalnızdı ve banyoda yanan havluyu söndürmeye çalışıyordu” dedi.
CEZAEVİNDEKİ GÖRÜŞME KAYITLARI İSTENDİ
Diyarbakır Başsavcılığı tutuklanan Mahmut ile tutuksuz Ahmet Ç. kardeşler hakkında ağır ceza mahkemesine dava açtı.
Duruşmaya gelen mağdur kadın, “Kocam benimle görüşmek için haber göndermişti. Cezaevine kendisini ziyarete gittiğimde bana görüş kabininde pişman olduğunu, hakkımı kendisine helal etmemi istedi. Bu kayıtları da isteyebilirsiniz” diyerek şikâyetçi olduğunu söyledi.
Mahkeme, ceza infaz kurumuna yazı yazılarak tutuklu ile tutuklu yakınları arasındaki görüşmelerin kayıt altına alınıp alınmadığını, alınmış ise bir örneğinin mahkemeye gönderilmesini isteyerek, tutuklu eşinin tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>