Özel, törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP liderine “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu” iddiası da soruldu.
TUTUKLU GENERALLERİN DURUMU
Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde generallerle ilgili bir talimatı olup olmadığı sorusu üzerine şunları söyledi:
– İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak bir açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırıdır. Ben şöyle dedim, bana böyle dediler dediğinizde, görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz. Ben gazetecilik merakına sonuna kadar saygılıyım ancak bu cevap için muhatap ben değilim. Benim söylemem doğru olmaz. Ben sadece kendimin ne yaptığını söyleyebilirim.
– Biz detaylı bir dosya hazırlamıştık. O dosyayı, Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede gündemimize aldık, üzerinde konuştuk. Ben bu konuda, önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeler olacağını ümit ediyorum, bu ümidimi koruyorum. Dikkatle takip edeceğiz. Belki Sayın Erdoğan bu konuda bir açıklama yaparsa ondan sonra o günle ilgili diğer detaylar aleniyet kazanabilir. Ama benim aksini yapmam müzakere tekniğine uygun bir davranış olmaz.

“BÜYÜK BİR NEZAKETLE MÜZAKERE EDİLDİ”
– Herkesin içi rahat olsun. Gezi davasında da 28 Şubat davasında da yaşanan hukuksuzluklar ve toplumdaki tüm beklentiler, yani önceden bir gündem hazırladığımızı söylemiştim. O gündem içindeki herhangi bir madde konuşulmadan o toplantıdan ayrılınmadı. O gün de söylemiştim, daha önce söylediğimiz her şey ve daha fazlası toplantıda konuşuldu. Büyük bir nezaket ile karşılıklı müzakere edildi, görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler çok net şekilde dillendirildi. Ben marj içinde kalmak zorundayım.
SİNAN ATEŞ İDDİANAMESİ
Özel, Sinan Ateş iddianamesi ile ilgili soru üzerine şöyle konuştu:
– Sinan Ateş iddianamesi le ilgili kapsamlı bir çalışma ve açıklama yapacağız. Ancak iddianame hem aileyi son derece rahatsız etmiştir hem de Türkiye’deki gerçekten adalet isteyen herkesi rahatsız etmiştir. İddianameyi hazırlayan savcının görevi şudur; delilleri toplamak, şahitleri dinlemek, soruşturmayı genişletmek ve en geniş şekilde yargılanma safhası gelmeden önce iddianameyi hazırlamak.
– Kamuoyunun kapsamı savcıdan geniş. Sizler savcıdan daha çok şey biliyorsunuz. İddianamenin özelliği şudur; iddianameyi okuduğunuzda haber yaparsınız. İddianame ile ilgili yapılan haberler, iddianamede bir şey olmadığına yönelik. İddianamede yeni bilgiler yok. Sizlerden birisi eline kalem alsa daha güçlü bir iddianame yazar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

AYŞE ATEŞ İLE GÖRÜŞECEK
Bu arada Sayın Ayşe Ateş -Sinan Ateş’in eşi- bizden bir randevu talebi olmuştu. Kendisiyle bugün görüşeceğiz. Kendisinin bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini biz de sizlerle takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra dah fazla, daha net şeyler söyleme imkanı buluruz.”
ERDOĞAN’IN ZİYARET TARİHİ NET DEĞİL
Erdoğan’ın iade-i ziyaretine ilişkin tarihin netleşip netleşmediği sorusu üzerine Özel, “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Tarih netleşince açıklanır” dedi.

“ÖZGÜVENSİZ DÖNEMDEN KALAN MESELELER”
“Görüşmeden sonra bazı iddialar da ortaya atıldı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu şeklinde yorumlar yapılıyor. Bu konuda değerlendirmeniz nedir” sorusu üzerine Özel, şu yanıtı verdi:
– 47 yıl seçim kazanamamanın verdiği özgüvensizliği atamamış bazı arkadaşlarımızın değerlendirmeleri. Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için canla, başla çalışan ve buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir, kim komplo teorileriyle bizleri meşgul etmek isteyebilir. Bunlar özgüvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam. Kayıt dışı siyasete karşıyız.
– Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz, açıklıyoruz, çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. CHP’yi topuyla, tüfeğiyle, tankıyla darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle özgüvensiz sorularla, özgüvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var daha iktidar olacağız.
]]>
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere bir araya geldiklerini anlatan Özel, yerel seçimlerden başarı ile ayrılan DEM Partili belediye başkanlarını kutladı.
“İKİNCİYE MAZBATA AYIBINDAN DÖNÜLDÜ”
Özel, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
– Bu nazik ziyaret için teşekkür ederken DEM Parti’nin seçimleri kazanan belediye başkanlarını hem tebrik ediyorum, hem çalışmalarında başarılar diliyorum. Hem de geçmiş yerel seçimlerden sonra Türkiye demokrasisi önemli bir yara almıştı kayyum atamaları ile. Bu seçimde önce Van’daki durum ortaya çıktı. Orada çok önemli bir dayanışma sergilendi, toplumun tüm kesimleri tarafından. İkinciye mazbata verme gibi bir ayıptan, yanlıştan dönüldü. Şu ana kadar da herhangi bir kayyum uygulamasının yaşanmamış olmasından ihtiyatlı bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.

“KRİZLERİ YENİDEN KONUŞMAK ANLAMLI DEĞİL”
Özel, bir soru üzerine Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
– Aşılmış krizleri yeniden konuşmak anlamlı değil. Orada ortaya çıkan tablo ve aramızdaki görüşmeden sonra Sayın Erdoğan’ın CHP’ye bir ziyaret yapma talebini iletmesiyle birlikte olabilecek en iyi şekilde çözümlenmiş oldu. Burada artık dönüp de tekrar bir değerlendirme yapmayı doğru bulmam. Nezaketli de bir davranış olmaz.
“TÜRKİYE DEMOKRASİSİ İÇİN BİR KİLOMETRE TAŞI”
– Biz kamuoyunun gündeminde ne varsa hepsini dün Sayın Erdoğan ile konuşma imkanı bulduk. Benim ortaya koyduğum gündemlerin tamamını kendisi ve heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de Sayın Erdoğan’ın yapmış olduğu değerlendirmeleri dinledik. Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi açısından hep felaket olmuştur. 1977 ile 80 arası iktidar ile ana muhalefetin el sıkışmadığı ve konuşmadığı bir dönemdi.
– Türkiye’de de ana muhalefet ile iktidarın ve bütün siyasi partilerin birbirleri ile konuşabilen, el sıkışabilen, her şeyde anlaşmak mümkün değildir ama tartışabilen bir çizgide kalmalarını son derece önemli buluyoruz. Dünkü konuşmalar ve tartışmaların bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda biz de takip edeceğiz. Siz de takip edeceksiniz.

AHMET NECDET SEZER’DEN BÜYÜKELÇİ ÖNERİSİ
Özel, Erdoğan görüşmesine CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın da katılması ve deprem bakanlığı önerisine ilişkin sorulara da şöyle yanıt verdi:
– Namık Tan ile ilgili merakı giderelim. Ben Sayın Cumhurbaşkanını ziyaret etmeden önce seçilmiş son tarafsız Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’e bir ziyarette bulundum. Ziyaretim hem kendisinin bana nazik kutlama mesajına teşekkür etmek içindi, hem de bir Cumhurbaşkanı ile yapılacak görüşmeden önce kendisinin önerilerini almak ve bazı sorularıma kendisinden yardım istemek üzereydi. Kendisini uyarısı bana şöyle oldu.
– Cumhurbaşkanlığı’nın özel kaleminin ve protokol müdürlüğünün bir büyükelçi olduğunu, onun için benim de partimde bulunan büyükelçilerden birini görevlendirmek suretiyle bu protokol akışını, randevulaşmayı ve devamını özel kalemimizle koordineli bir büyükelçinin götürmesinin doğru olacağını ifade ettiler. Ben de partimizde görev yapan ve şu anda İstanbul Milletvekilimiz olan Namık Tan’ı bu konuda görevlendirdim. Kendisi de Cumhurbaşkanlığı Protokol Başkanı ve Özel Kalem Müdürü’yle dünkü görüşmenin detaylarını görüştüler.
– Heyet teşekkülü sırasında da kendi mesleki deneyimleri ve birikimleri gereğince görüşmeyi takip etmek ve gerekli notları tutmak üzere de Namık Tan’ı heyette bulundurduk. Kendileri de önce Sayın Elitaş, Sayın Cumhurbaşkanına eşlik ediyordu. Not tutma noktasında ilerleyen süreçte Sayın Cumhurbaşkanının daveti üzerine Özel Kalem Müdürü de eşlik etti ve böylece iki büyükelçinin görüşme ile ilgili not tuttukları süreci hep birlikte yaşamış olduk. İsim tercihini elbette ben yaptım. Milletvekili grubumuzdaki tek büyükelçidir kendisi. Ama bir büyükelçiyi görevlendirme önerisi kendi deneyim ve taktirleri ile Sayın Ahmet Necdet Sezer’in doğrudan bana teklifiyle olmuştur.
“DEPREM BAKANLIĞI ÖNERDİM”
Özel, Erdoğan’la görüşmesine ilişkin şöyle devam etti:
– Deprem bakanlığını önemsiyorum. Bu mesele ne iktidarın tek başına bir meselesidir. Ne o kenti yöneten belediyenin tek başına çözebileceği bir meseledir. Ne de muhalefete muhalefet alanı tanıyacak bir durumdur. Bu meselenin kendisi ülke için bir beka sorunudur. Bunun için de Sayın Erdoğan’a bir deprem üzerine, ismi doğrudan deprem bakanlığı olarak konur mu, yoksa doğal afetlerle mücadele ve depreme hazırlık bakanlığı mı olur ama bir bakanlık kurmasını önerdim. Dahasını önerdim, Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi ve depreme meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın, siyasetin kısır tartışmalarının dışına çıkarmanın, bir beka sorununu el birliği ile ortadan kaldırmanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum.
– Sayın Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldı ve not aldırdı. Ancak bu konuda biliyorsunuz, Anayasa gereği yeni bakanlıklar kurulması kendi yetkisindedir. Kendi uhdesindedir. Nasıl bir adım atacağını bilmiyorum. Kurulmasını önemserim. Partimizden talep olduğu taktirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi de siyasi açıdan değil insani açıdan, vicdani açıdan ve o gün pişman olmamak için almamız gerekli bir sorumluluk olarak görürüm.
ATATÜRK VE ERDOĞAN’A HAKARET
DEM Partili bir belediyede Atatürk, Erdoğan ve bayrağa yönelik sarf edildiği bildirilen sözleri de yorumlayan Özel, şunları söyledi:
– Olaylar yaşandığında da diyalog halindeydik. Birincisi bir Atatürk’e ve Sayın Erdoğan’a saygısızca ifadenin DEM Parti Eş Başkanları tarafından sarf edildiği noktasındaki yanlış iletişim kendileri tarafından düzeltildi. Ardından kolluk güçlerinin yapmış olduğu soruşturma ve kovuşturma aşamasında da netleşti. DEM Parti’nin seçilmiş başkanları değildi onu söyleyenler.
– İkinci husus da bayrak konusu. O konuda ben her iki Sayın Eş Başkanın yapmış olduğu açıklamaları DEM’in kurumsal tavrı olarak görüyoruz ve o noktada da yapmış oldukları açıklamalarda hem bayrağa, hem Atatürk resmine, simgelere ve sembollere karşı bir hürmetsizlik ve saygısızlıklarının olmadıklarına ilişkin açıklamalarını son derece önemli, yerinde ve yeterli buluyorum.
]]>Geçen yıl kasımda California’da gerçekleştirilen görüşmede ele alınan konuların takibinin de yapıldığı belirtilen görüşmede, iki lider, ordular arasındaki işbirliği, uyuşturucuyla mücadele, yapay zeka ile ilgili konular ve iklim değişikliği gibi birçok başlığı değerlendirdi.
Biden, Şi’ye, Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın önemini hatırlatırken, Güney Çin Denizi’nde de serbest seyrüseferin ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin korunması gerektiğini dile getirdi.
Görüşmede, Biden, Çin’in Rusya’nın savunma endüstrisi altyapısına sağladığı katkıya ve bunun Avrupa’ya ve transatlantik güvenliğe olumsuz yansımalarına dair endişelerini aktardı.
Biden, ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette Pekin’in uyguladığını savunduğu “adil olmayan ticari uygulamaları” da gündeme getirdi ve bunun Amerikalı işçilere ve çiftçilere zarar verdiğini savundu.
İki lider arasındaki yapıcı iletişimin devamının önemli olduğunu vurgulayan Biden, üst düzey diplomatik ilişkilerin sorumlu şekilde sürdürülmesi çabalarından memnuniyet duyduklarını kaydetti.
“İKİ BÜYÜK ÜLKE BAĞLARINI KOPARMAMALI”
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre de ABD Başkanı Biden’ın isteğiyle yapılan görüşmede, iki lider, “Çin-ABD ilişkileri ve ortak ilgi konularında” görüş alışverişinde bulundu.
Çin Devlet Başkanı Şi, Biden ile Kasım 2023’te San Francisco’da yaptıkları görüşmenin geleceğe odaklı bir vizyon açtığını, Çin-ABD ilişkilerinin istikrara kavuşmaya başladığını ve bunun her iki ülkenin halkları ve uluslararası toplum tarafından olumlu karşılandığını, bu arada ilişkilerde olumsuz etkenlerin de büyümeye devam ettiğini belirtti.
“Stratejik algılama” meselesinin Çin-ABD ilişkilerindeki sorunların temelinde yer aldığı, bunun ilk düğmesi yanlış iliklenen bir gömleğin diğer düğmelerin de yanlış olmasına benzediğini belirten Şi, “Çin ve ABD gibi iki büyük ülke bağlarını koparmamalı, birbirlerine sırtını dönmemeli ve de çatışma ve cepheleşme içine girmemeli. İki ülke birbirine saygı göstermeli, barış içinde bir arada var olmalı ve kazan-kazan işbirliğini hedeflemeli.” ifadesini kullandı.
Şi, 2024’te ilişkilere bu üç ülkenin yol göstermesi gerektiğini, barışın, istikrarın ve güvenin korunarak diyaloğun güçlendirilmesi, provokatif nitelikte olaylardan ve çizgiyi aşan tavırlardan kaçınılması ve uluslararası ilişkilerde eşgüdümün sorumluluk anlayışı içinde artırılması gerektiğini vurguladı.
“TAYVAN SORUNU KIRMIZI ÇİZGİ”
Tayvan sorunun, Çin-ABD ilişkilerinin “aşılmaması gereken ilk kırmızı çizgisi” olduğunun altını çizen Şi, “Tayvan’ın bağımsızlığına yönelik ayrılıkçı faaliyetler ve bunların dışarıdan cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi karşısında elimiz bağlı bekleyemeyiz.” açıklamasını yaptı.
Şi, ABD Başkanı Biden’a Tayvan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdünü somut eylemlerle ortaya koyma çağrısında bulundu.
ABD’nin Çin’in ticaret ve teknoloji alanında gelişimini baskılamak üzere önlemler aldığına, her geçen gün daha fazla Çinli şirketi yaptırım listesine dahil ettiğine dikkati çeken Çin lideri, şunları kaydetti:
“Bu, ‘riskleri gidermek’ değil, yeni riskler yaratmaktır. Eğer ABD, karşılıklı faydaya dayalı işbirliğini hedefliyor, Çin’in kalkınmasından payını almak istiyorsa Çin’in kapısı daima açık olacaktır. Fakat Çin’in teknolojik gelişimini bastırmak ve meşru kalkınma hakkından yoksun bırakmak istiyorsa Çin bunu oturup izlemeyecektir.”
GÖRÜŞMEDE UKRAYNA KRİZİ DE ELE ALINDI
İki lider, diplomatik, ekonomik, mali, ticari ve diğer alanlardaki danışma mekanizmalarının ve iki ülke orduları arasındaki iletişimin, uyuşturucuyla mücadele, yapay zeka, iklim değişikliği alanlarındaki diyalog ve işbirliğinin sürdürülmesi, halklar arasındaki temaslar ile uluslararası ve bölgesel konulardaki iletişimin artırılması için adımlar atılmasında mutabık kaldı.
Şi ve Biden, Ukrayna krizi, Kore Yarımadası’ndaki duruma dair görüş alışverişinde bulundu.
Çin lideri, görüşmede, ülkesinin Hong Kong, insan hakları, Güney Çin Denizi ve diğer meselelerdeki tutumunu da aktardı.
]]>Bakanlık önünde eylem yapan işçiler “Patronlar bunca kişinin emeğini gasbediyor, koskoca bakanlar duymuyor” tepkisini dile getirdi.
Sabah erken saatlerden itibaren Bakan Vedat Işıkhan ile görüşme talebiyle beklemeye başlayan işçiler, ”Agrobay işçisi köle değildir”, ”Sendika haktır engellenemez” ve ”Agrobay hakkımızı ver” sloganları attı.
Kadın işçilerden biri, “Türkiye’nin en zengini bizi 7 aydır kapının önüne koydu. Jandarma, albay kimse kalmadı bize hakaret etmeyen. Arzu Şentürk bizim hakkımızı ver” dedi.
”BİR HAFTADIR YAYA YÜRÜYORUZ”
İşçilerden Naime Tekkahraman da haklarının verilmesini, tazminatlarının ödenmesini isteyerek, “Hakkımız için geldik. 7 aydır mücadele ediyoruz. Senelik iznimiz, aylıklarımız var, tazminatımız var. Sendikali olduk, arkadaşlarımıza destek olduk. Ertesi gün bizi kapının arkasına koydular. Sadece biz değildik, 300 kişiydik. Sadece bizi seçtiler. Bir haftadır yaya yürüyoruz. Hakkımız için geldik. Arzu hakkımızı versin” diye konuştu.
14 yıldır Agrobay işçisi olan Şehriban Kapaklıkaya ise Bakanlık önüne çözüm bulabilmek için geldiklerini belirterek, şunları söyledi:
”Biz buraya kavgaya, dövüşe gelmedik. Hakkımızı almaya geldik. Büyüğümüzdür, devlettir diye geldik. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bizi davet edip, çözüm bulsun diye geldik. Çözüm alana kadar buradan dönmüyoruz. Emeğimiz kaldı. 8 aydır direnişteyiz. Kimse sesimizi duymadı. Bizim gibi fakir fukaranın sesini kimse duymaz. Patrona dokunulmasın… Onlar zaten işçinin sırtından geçinirler. O patronlar bunca kişinin emeğini gasp ediyor. Koskoca bakanlar duymuyor. Çözüm yolu bulamıyor. İstese bulurlar. Ölüm var dönmek yok. Sadaka değil bizim istediğimiz, sadece emeğimiz. Aylığımız, mesailerimiz kaldı. Bu patron değil işçi düşmanı. Kimseyle gürültü değil, emek istiyoruz”
Bekleyiş sürerken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş’ın daveti üzerine Tarım Sen Genel Başkanı Umut Kocagöz ve temsilen seçilen işçiler görüşme gerçekleştirdi.
“BAKAN YARDIMCISI İLE GÖRÜŞECEĞİZ”
Görüşmenin ardından Tarım Sen Genel Başkanı Kocagöz, şu açıklamada bulundu:
“18 Mart 2024 tarihinde Bergama’dan başladığımız Ankara yürüyüşümüzde şu an Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önündeyiz. Sendikal sebeple işten atılan arkadaşlarımızın haklarını almak için 7 aydır mücadele yürütüyoruz. Sendikal sebep Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kapsamında olduğu için daha önce bu konuda pozitif gelişme olmadığından, Bakanlığı muhatap olarak gördüğümüz için buradayız. Geçtiğimiz perşembe günü de bir görüşme gerçekleştirmiştik Çalışma Genel Müdürlüğü ile. Bu görüşmede herhangi bir sonuç alamamıştık. Temel yaklaşm; muhatap alınacak kesimin kendileri olmadığı yönünde. Şimdi tekrar bir görüşme yaptık Çalışma Genel Müdürü ile. Kendisi, Çalışma Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik’le bugün saat 16.00’da görüşme yapılacağına dair teyitte bulundu. Biz de heyet olarak saat 16.00’da Bakanlıkta görüşme gerçekleştireceğiz.”
Kocagöz, işçilerin haklarının bir an önce verilmesini ve işten çıkarmaların cezasız kalmamasını istediklerini dile getirerek, “Bakanlığın muhatap olarak karşımıza çıkması olumlu bir gelişme, ancak yeterli değildir. Biz programımıza devam edeceğiz. Buradan sonra AKP, İYİ Parti ve CHP Genel Merkezlerinde görüşmeler yapacağız. Akşam da 18.30’da Madenci Anıtı önünde basın açıklamamız olacak” dedi.
İşçiler daha sonra AKP Genel Merkezine gitmek üzere Bakanlık önünden ayrıldı.
]]>Aci kan prası iddialarına da yanıt verdi.
“3-5 DAKİKA KONUŞMAMIZ OLDU”
Aci, görüşmeyi şöyle anlattı:
– Ben hiçbir zaman, ‘İrtibata geçilmedi, konuşmadık, şöyle yapılmadı, böyle olmadı’ demedim. Bülent Bey, 15. gün ifadeye gittiğinde adliyede, bize taziyeye geldiklerini söylemiş. Burası benim evim, bir de çaprazda oğlumun evi var. Benimle irtibata geçmediler demedim, dolaylı olarak irtibata geçti, 3-5 dakika bir konuşmamız oldu. O zaman zarfında kendisinden şu istekte bulundum, ‘Eski eşini ve çocuğunu getir, adalete teslim et. Ondan sonra da buyur taziyeye gel’ dedim. Geçen 19 gün zarfında ne gelen oldu ne giden oldu.

Özer Aci
“SADECE BİR ŞEY İSTEDİM”
– Görüşmede ben sadece bir şey istedim, eşinin ve çocuğunun adalete teslim olmasını istedim. Buraya, evime gelmedi. Gelmişse ispat etsin. Farklı bir noktada görüştük. Onda benim evime gelecek cesaret yok, olsa çoktan gelmişti. Kendisi bazı şeyleri farklı yollarla halledeceğini düşündüğü için böyle bir girişimde bulunmadı, bulunacağını da sanmıyorum. 8. gün Kur’an okutuyorduk, o gün avukatımla görüşmüş.
– Taziyeye geleceklerini söylemiş, avukatım gerekli cevabı vermiş. Şöyle demiş, ‘Bugün Kur’an okutuluyor, acılı aile, bizim söylemimiz hala devam ediyor, eşini ve çocuğunuzu getirin. Ertesi gün taziyeye gelebilirsiniz’ demiş. Ben sözümün arkasındayım, eğer bana taziyeye gelecekse, acımı dindirecekse, önce çocuğunu ve eşini adalete teslim etsin, ertesi gün buyursun gelsin.
“KENDİSİNE SİTEM ETTİM”
Görüşmeye 5-6 kişi geldikleri için kendilerine sitem ettiğini belirten Aci, şöyle devam etti:
– Benim aile dostumla, dolaylı olarak birileri vasıtasıyla iletişime geçildi. Aile dostuma maddi ve manevi yanımda olduğunu söylemiş. Ben de onlara şunu söyledim. ‘Maddi kısmı bir kenara bıraksın, gelsin görüşelim’ dedim. 5-6 kişi geldiler, hatta kınadım. ‘Ne yüzle 5-6 kişi geliyorsunuz?’ diye kınadım. Çok kısa bir görüşme oldu. İşte telefon alışverişi olduğunu söylemiş. Bende onun telefonu yok, öyle bir insanla görüşmek istemem ama mecburiyetten görüşeceğim, bu ayrı bir olay.
– Çok kısa bir görüşmede aile dostumun evinde ona şunu söyledim, “Git çocuğunu, eski eşini al adalete teslim et, ondan sonra taziyeye mi geleceksin buyur gel’ dedim. Kendisi herhangi birşey söylemedi. Net bir ‘Başınız sağolsun, Allah rahmet eylesin, acınızı paylaşıyoruz’ gibi şeyler söylemedi. Aile dostumuzun evine gelmesiyle bu taziye kabul oluyorsa, ısmarlamayla hac yapmak gibi birşey olur. Benim evim belli, adresim belli. Ona ben sitem ettim doğru.
– ‘Ben senin birinci gün kim olduğunu buldum, sen benim kim olduğumu, çocuğunun kimi öldürdüğünü niye bulamadın?’ diye sitem ettim. Zengin ve kolun uzun ya. Burada neden bu özelliklerini kullanmadı. Görüştüğümüz süre o kadar. Hiçbir şey söylemedi.
“BİR LOKMASI BOĞAZIMDAN GEÇMEYECEK”
Kan parası iddiasıyla ilgili konuşan Aci “Bazı televizyon kanalları ne yazık ki, iğrenç kelimeyi kullanıyorlar ben kendimden utanıyorum. Bana şu İstanbul’u bağışlasalar oğlum geri gelmeyecek. O insanın bir lokması benim boğazımdan geçmeyecektir. Bunu açık açık net bir şekilde söylüyorum” dedi.
Aci, Cihantimur ailesinin cenaze yemeği için tekrar aile dostuyla iletişime geçtiklerini anlatarak, şunları söyledi:
– Görüşme yanılmıyorsam pazartesi ya da salı 3. veya 4. gün olmuştu. Bundan sonra aile dostumun bana dönmesiyle 9. gün sanırım, yemek söyleneceği söylendi. Ben de, ‘Bir adım atıyorlarsa adım atarım’ diyerek bir noktada buluşuruz diyerek olumlu baktım. Fakat daha sonra aile dostum bana şunu söyledi. ‘Yemeği ben organize edecekmişim, ücretini onlar ödeyecekmiş’ dedi. Aile dostuma bu konu üzerine kendilerine ne dediğini sordum. Kendisi benim adıma reddetmiş.
‘İyi yapmışsın, dedim. Aile dostuma ‘Onlara söyle bu saatten sonra yemek birşey getirirseler, yakında köpek çiftliği var oraya köpeklere yem ederim’ dedim. Geçen yine aynı kanal üzerinden Eylem Tok’un annesi aradı, başsağlığı dilemeye gelecekmiş. Ben de yine aynı söylemimi tekrar ettim. Gitsin annesi önce kızını ve torununu alsın Türkiye’ye getirsin, adalete teslim etsin.
]]>AKP HİÇBİR TEKLİF SUNMAMIŞ
Yazılı açıklama yapan Gül, AKP’nin ittifak görüşmelerinde tavrının baştan beri yapmamak üzerine olduğunu savunarak şunları kaydetti:
– Bugün bu konularda yapılan açıklamaların ittifak görüşmelerimizdeki nezaketten uzak olması bizleri ziyadesiyle üzmüştür. Her şeyden önce bilinmelidir ki, Yeniden Refah Partisi olarak daha aylar öncesinden ‘İstanbul, Ankara ve İzmir’de AK Parti ile belki ittifak yapabiliriz’ şeklinde genel başkanımızın açıklamaları olmuştur. Dolayısıyla Yeniden Refah Partisi bu süreçte, bizzat sorumluluk alarak, tıpkı 14 Mayıs’ta olduğu gibi elini taşın altına koyup, ittifak görüşmelerine katılmıştır. Aziz milletimizin şunu bilmesi gerekiyor. AK Parti görüşme masasına sonuç almak üzere oturmadı. AK Parti bu masaya ittifak yapmamak üzere oturmuştur.
– Çünkü görüşmelerin tamamında AK Parti tarafı Yeniden Refah Partisi’ne hiçbir teklif sunmamış, bilakis AK Parti’nin yaklaşımı ‘Dostlar bizi alışverişte görsün’ şeklinde olmuştur. Özellikle AK Parti heyetinden Yeniden Refah Partisi’nin ne istediği değil, kendilerinin ittifak için ne teklif ettiklerini açık ve net bir şekilde kamuoyu ile paylaşmalarını istiyoruz.
YRP’DEN GAZZZE İSTEĞİ
– Bizim tüm ittifak görüşmelerindeki tavrımız ve taleplerimiz oldukça netti. Öncelikle ilkeli, adil ve partimizin gücünün dikkate alındığı, dengeli bir ittifak yapılması ve 14 Mayıs’ta ortaya konulan protokolün bir an önce hayata geçirilip, acilen Gazze ile ilgili somut adımların atılması heyetimizin talepleriydi.
“GÖRÜŞMELER SÜRERKEN ADAY AÇIKLAMADIK”
Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
– Yeniden Refah Partisinin, bir seçim bölgesinde seçime girmemesinin, başta tabanında oluşturacağı rahatsızlığı ve Türkiye geneli oy oranına olumsuz etkisini dahi dikkate almayan bir anlayışla karşı karşıya kaldık. Maalesef AK Parti heyetinin ittifak görüşmelerindeki yaklaşımı, ‘Türkiye ne kazanır’ değil, ‘AK Parti buradan ne kazanır, Yeniden Refah’a ne kaybettiririz’ yaklaşımıydı. Özetle ittifak için çok da istekli olmayan bir heyetle görüşmeleri sürdürdük. Ayrıca görüşmelerimiz henüz devam ederken, AK Parti tarafı tüm adaylarını açıklamaktan da geri durmamıştır. Biz ise, ittifak görüşmeleri sonuçlanıncaya kadar adaylarımızı açıklamayıp, sürecin tamamlanmasını bekledik.
EKONOMİK KRİZ VURGUSU
– Gelinen noktada Efkan Bey’in Yeniden Refah Partisi için ‘bizden 100 ilçe istediler’ şeklindeki ifadelerini hayretle karşılıyor, açık ve net bir şekilde yalanlıyoruz. Bizler sadece adil ve dengeli bir ittifak yapılması talebinde bulunduk. 100 ilçe diye bir talebimiz asla olmamıştır. Türkiye’nin en hızlı büyüyen ve üye sayısı 500 binlere gelmiş bir partiyi yok hükmünde saymak, her şeyden önce tabanımızı, üyelerimizi, hatta AK Parti tabanını dahi ziyadesiyle rahatsız etmiştir.
– Dolayısıyla Yeniden Refah Partisi’nin yok hükmünde gösterilmek istendiği bir ittifakın içerisinde olmaması, tüm bu değerlendirmelerin ışığında gayet tabiidir. Bizler bir başka partinin kazanması veya kaybetmesi üzerine siyaset yapan değil, özellikle ekonomik ve sosyal alanda nice sıkıntılarla boğuşan milletimizin kazanması için siyaset yapan bir partiyiz.
]]>VİZE ALMA İHTİMALİNİ ARTTIRACAK İPUÇLARI NELER?
Uzun süreli sağlık sigortası: Uzun süreli seyahat sağlık sigortası yaptırın. Uzun süreli sağlık sigortası geri döneceğiniz ve daha sonraları da seyahat edeceğiniz göstergesi olabilir.
Uçak bileti ve konaklama yeri ayarlayın: Konaklama ve uçak bileti rezervasyonu yaptırın. Vize başvurusu için konaklama ve uçak bileti rezervasyonu yaptırdığınızı gösteren belgeler sunabilirsiniz.
Banka hesap dökümü: Bankada aktif olan hesabınız ne çok az ne de çok fazla para gözükmemeli.
Eski pasaportlar ve vizeler: Daha önce vize aldıysanız, eski vizelerinizin fotokopilerini sunun. Daha önce vize aldıysanız, eski vizelerinizin fotokopilerini sunmak vize alma şansınızı artırabilir.
Vize dilekçesi: Vize dilekçeniz tatil ve seyahat palanınızı açık şekilde anlatın.
Zorunlu olmayan belgeler: Zorunlu olarak istenmeyen diploma, adli sicil kaydı, nüfus kayıt örneği, ikahmetgah gibi belgeleri de ekleyebilirsiniz.
Vizeler arasında zaman farkı: Daha önceden aldığınız vizenin sona ermesi süresinin üzerinden uzun zaman geçmeden yeni vize başvurusu yapın.
Gereksiz Detaylardan Kaçının: Başvurunuzda gereksiz detaylardan kaçının. Karmaşık veya belirsiz bilgiler başvurunuzun değerlendirilmesini zorlaştırabilir.
Profesyonel Yardım Alın: Eğer başvurunuzla ilgili herhangi bir endişeniz varsa, profesyonel bir vize danışmanından yardım almayı düşünün. Uzmanlar, başvurunuzu hazırlamanıza ve olası sorunları çözmenize yardımcı olabilir.

VİZE HAZIRLIĞI YAPARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Vize almak stresli bir süreç olabilir, ancak vize alma şansınızı artırmak için yapabileceğiniz birçok şey var. İşte size yardımcı olacak bazı ipuçları:
Başvurudan önce:
Vize şartlarını dikkatlice okuyun ve anlayın. Her ülkenin kendine özgü vize şartları vardır. Başvurmadan önce bu şartları dikkatlice okuyun ve eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğinizden emin olun.
Gerekli tüm belgeleri toplayın. Vize başvurusu için gerekli belgelerin eksiksiz ve doğru bir şekilde hazırlanması çok önemlidir. Belgelerin güncel olduğundan ve İngilizce veya gideceğiniz ülkenin diline tercüme edilmiş olduğundan emin olun.
Güçlü bir başvuru hazırlayın. Başvurunuzun vize memurunu ikna etmesi önemlidir. Bunu yapmak için, seyahat amacınızı açık ve net bir şekilde ifade edin, maddi durumunuzun iyi olduğunu ve vize süresi dolduktan sonra ülkenize geri döneceğinizi gösteren belgeler sunun.
Randevu alın ve vize görüşmesine gidin. Vize görüşmesine zamanında gidin ve gerekli tüm belgeleri yanınızda bulundurun. Görüşme sırasında vize memuruna karşı nazik ve saygılı olun.
Vize görüşmesi için konsolosluğa çağrılmanız halinde:
Kendinize güvenin ve net konuşun. Vize memuruna seyahat amacınızı ve planlarınızı açık ve net bir şekilde ifade edin.
Dürüst olun. Vize memuruna yalan söylemeyin veya bilgi saklamayın.
Göz teması kurun ve gülümseyin. Vize memuruna karşı nazik ve saygılı olun.
Sorulara net ve concise şekilde cevap verin. Vize memurunun soracağı tüm sorulara açık ve net bir şekilde cevap verin.
Sakin ve gergin görünmemeye çalışın. Vize görüşmesi sırasında sakin ve rahat olmaya çalışın.
]]>Açılım süreci, Megri Megri söylemleri, Dolmabahçe mutabakatı, Andımız ve T.C’yi kaldırma, İmralı’daki Apo’ya arkadaş gönderme, Kandil’den canlı yayın, Kışla’dan bayrak indirme ve Akil Adamlar günlerini çabuk unutan iktidar mensupları ve taraftarlarının hafızalarını tazeleyelim…
İşte gün gün yaşananlar:
31 Temmuz 2009: İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt Açılımı kapsamında yapılan temasları basına açıkladı. “Bir aylık süre zarfında yaptığım görüşme ve toplantılar süreç açısından son derece olumlu olmuştur” dedi.

HABUR REZALETİ
5 Ağustos 2009: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kürt açılımı ile ilgili DTP lideri Ahmet Türk’le bir araya geldi.
28 Ağustos 2009: Economist dergisi süreçle ilgili “Kürt açılımı cesaret verici” başlıklı bir analiz yayınladı.
19 Ekim 2009: Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 34 PKK üyesi Habur Sınır Kapısı’ndan girip teslim oldu. Gelenleri karşılamak üzere Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde yaklaşık 50 bin kişi toplandı.
CHP’DEN GİZLİ GÖRÜŞME TEPKİSİ
15 Kasım 2009: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Milli birlik ve kardeşlik projemiz bir hedeftir. Demokratik açılım süreciyle bu hedefe ulaşacağız.” dedi.
18 Şubat 2010: CHP, Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini TBMM’ye sundu. Önergede, “Hukuk devletlerinde bakanlar, terör örgütünü muhatap alan gizli görüşmeler yapamazlar” denildi.
21 Şubat 2010: Başbakan Erdoğan, demokratik açılımı ve çözüm sürecini anlatmak ve destek toplamak için 62 sanatçı ile bir araya gelip “Açılıma omuz verin” dedi.
25 Şubat 2010: CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, “Devlet Habur’da teröristlerin ayağına götürülmüştür. AKP, Habur’da teröre teslim olmuştur” dedi.
27 Mart 2010: MHP lideri Devlet Bahçeli “Açılım tuzağına düşmeyin” dedi.
OSLO GÖRÜŞMELERİ
13 Eylül 2011: MİT yetkililerinin, PKK’lılar ile Oslo’da yaptığı bir görüşmeye ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı internette yayınlandı. Yayınanlanan ses kaydında Hakan Fidan, hem Öcalan’la hem PKK’lılarla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla ve “özel temsilcisi” sıfatıyla görüştüğünü ifade ediyordu. Ses kaydının MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, KCK üyesi Mustafa Karasu, PKK üyesi Sabri Ok, Kongra-Gel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar ve koordinatör ülke temsilcileri arasında geçtiği iddia edildi.
HAKAN FİDAN İFADEYE ÇAĞRILDI
26 Eylül 2011: Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, yeni bir başlangıç yapılması gerektiğini belirterek, bunun yolunun da Öcalan ile müzakerelerin yeniden başlatılmasından geçtiğini açıkladı.
7 Şubat 2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı.
9 Şubat 2012: Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla ilgili olarak “Herhangi bir suç yok yapılan görev var” dedi. İstanbul Emniyeti’nde iki şube müdürü görevden alındı.

10 Şubat 2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifade vermeye gitmeyerek, Abdullah Gül ile görüşmek üzere Çankaya Köşkü’ne çıktı.
11 Şubat 2012: KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağırılan fakat gitmeyen eski müsteşar Emre Taner ve eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş ve 2 MİT görevlisi ile ilgili yakalama kararı çıkarıldı. MİT görevlilerini ifadeye çağıran Savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı.
17 Şubat 2012: MİT Kanunu TBMM’de değiştirilerek Cumhurbaşkanı’nın onayıyla resmi gazetede yayınlandı. Fidan’ın ve diğer MİT mensuplarının görevleri kapsamındaki konularla ilgili ifade vermesi Başbakanlık iznine bağlandı. MİT mensupları ifade vermeye gitmedi. Kamuoyunda bu süreç FETÖ-AKP çatışmasının başlangıç noktası olarak da kabul edildi.

ERDOĞAN’IN OSLO SERZENİŞİ
24 Eylül 2012: KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, sürecin tıkanmasından hükümeti sorumlu tutarken, görüşmelerin yeniden başlamasını istediklerini açıkladı. Aydar Oslo sürecinin en hızlı yürüdüğü dönemin 2009 yılı olduğunu belirtti.
26 Eylül 2012: Başbakan Erdoğan Oslo görüşmelerinin çözüme yönelik olarak yapıldığını, daha sonrasında samimiyetsizlik ve PKK tarafından bilgilerin servis edilmesi nedeniyle bu görüşmelere son verdiklerini söyledi.
MİT ÖCALAN İLE GÖRÜŞÜYOR
28 Aralık 2012: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Kürt sorununa çözüm bulmak için Abdullah Öcalan’a ziyaretlerde bulunduğunu duyurdu.
3 Ocak 2013: Ahmet Türk ve BDP milletvekili Ayla Akat Ata İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü.

FETÖ ELEBAŞINDAN DESTEK
8 Ocak 2013: Fethullah Gülen “sulh için milli onur, milli gurur ayaklar altına alınmamak kaydıyla, o mefkureye saygı devam ettiği müddetçe bence el de öpülebilir, etek de öpülebilir. Heyet-i İslamiye, heyet-i milliye arasında huzurun temini adına katlanılabilecek her şeye katlanmak lazım. Hayır sulhtadır, sulh her zaman hayırlıdır” açıklaması ile sürece destek verdi.
15 Şubat 2013: Erdoğan, MİT ile Öcalan arasındaki görüşmelerin “İmralı Süreci” yerine “Çözüm Süreci” olarak adlandırılmasının daha doğru olacağını açıkladı.
İMRALI ZABITLARI
23 Şubat 2013: BDP Grup Başkanı Pervin Buldan, İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Diyarbakır milletvekili Altan Tan İmralı Adası’na gidip Öcalan ile görüştü. Adalet Bakanlığı’nın özel izniyle adaya giden delege PKK lideri Öcalan’ın barış için önerdiği yol haritasını kendisinden dinledi. Öcalan, BDP heyetiyle Kandil’e, PKK’nın Avrupa ayağına ve kamuoyuna bir mektup gönderdi.

28 Şubat 2013: Milliyet Gazetesi BDP heyeti ve Abdullah Öcalan arasında geçen görüşmenin detaylarını “İmralı Zabıtları” başlığıyla Namık Durukan imzalı bir haberle kamuoyuna açıkladı. Tutanaklarda Öcalan’ın BDP heyetine “Ne ev hapsi, ne de af. Bunlara gerek kalmayacak. Hepimiz özgür olacağız. Başarılı olursam ne KCK tutuklusu kalır, ne de başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Yalnız herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız.” dediği ifade edildi.
ÖCALAN’IN MEKTUBU OKUNDU
18 Mart 2013: BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve milletvekilleri Pervin Buldan ile Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüştü.
21 Mart 2013: Hükümet ile aylarca süren görüşmelerin ardından Abdullah Öcalan’ın mektubu hem Türkçe hem de Kürtçe olarak Nevruz kutlamaları çerçevesinde Diyarbakır’da okundu. Mektup PKK’nın silahlı güçlerini Türkiye topraklarından çekmesinin ve ateşkesin başlangıcı oldu.
29 Mart 2013: Erdoğan, Türkiye topraklarını terk eden PKK üyelerinin herhangi bir çatışma yaşanmaması için sınırdan geçerken silahları bırakmaları gerektiğini söyledi.
3 Nisan 2013: Hükümet çözüm sürecini halk nezdinde tanıtmak ve teşvik etmek için “Akil İnsanlar” adı verilen bir komisyon kurdu.

PKK ÇEKİLDİ
4 Nisan 2013: CHP ve MHP çözüm süreci için mecliste kurulacak komisyona üye vermeyeceklerini ve bu komisyonda herhangi bir görev almayacaklarını duyurdu. Erdoğan ilk kez Akil İnsanlar Heyeti ile toplandı ve çözüm sürecini halka anlatmaları ve teşvik etmeleri için kendilerinden yardım istedi.
20 Nisan 2013: Sırrı Süreyya Önder PKK’nın geri çekilmesinin 8 ila 10 gün içerisinde başlayacağını duyurdu.
25 Nisan 2013: PKK 8 Mayıs’ta Türkiye topraklarındaki bütün silahlı güçlerini Irak’a çekeceğini duyurdu.

8 Mayıs 2013: PKK üyeleri Türkiye topraklarını terk etmeye başladı. Çözüm süreciyle ilgili olarak kurulan meclis komisyonu ilk kez toplanarak kamuoyunu süreçle ilgili daha çok aydınlatacaklarını bildirdi.
9 Mayıs 2013: Akil Adamlar Heyeti Erdoğan’a ilk raporunu sundu ve süreçle ilgili görüşlerini paylaştı.
19 Haziran 2013: Terörist Murat Karayılan “devletin süreci sabote ettiğini bu yüzden sürece dair ciddi kaygılarının oluştuğunu” söyledi.
2 Temmuz 2013: Çözüm süreciyle ilgili görüşmelerin başladığı tarihten sonra ilk kez Diyarbakır Lice’de bir gösterici hayatını kaybetti. Bu durum basında “Çözüm sürecinde güven bunalımı” şeklinde yorumlandı.
25 Eylül 2013: Terörist Cemil Bayık hükümetin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmelerin diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçmemesi durumunda ve hükümetin adım atmaması durumunda süreci bitireceklerini açıkladı.

ANDIMIZ KALDIRILDI
1 Ekim 2013: Başbakan Erdoğan, demokratikleşme paketini açıkladı. Pakette çözüm süreciyle ilgili farklı dilde eğitim, seçim barajında değişiklik, eski köy isimlerinin verilmesi, öğrenci andının kaldırılması, “x, w, q” harflerinin kullanılabilmesi gibi yenilikler olduğu belirtildi.
BARZANİ: ÖCALAN SERBEST KALIR
17 Aralık 2013: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine Türkçe ile birlikte Kürtçe “Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi” yazılı yeni bir tabela eklendi.
14 Nisan 2014: Mesut Barzani, çözüm sürecinin sonuca ulaşması halinde Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılacağını iddia etti.
MİT KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK
26 Nisan 2014: MİT Kanunu’nda, kamuoyunda çözüm sürecinde görev alan MİT görevlilerini yasal güvence altına almak için çıkarıldığı söylenen değişiklikler yapıldı. Bununla kanuna, “MİT mensupları görevlerini yerine getirirken ceza ve infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülerle önceden bilgi vermek suretiyle görüşebilir, görüşmeler yaptırabilir, görevinin gereği terör örgütleri dâhil olmak üzere millî güvenliği tehdit eden bütün yapılarla irtibat kurabilir” hükmü eklendi.

TÜRK BAYRAĞI İNDİRİLDİ
7 Haziran 2014: Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecini diğer Kürt aktörlerden daha iyi değerlendirdiğini savundu.
9 Haziran 2014: Diyarbakır Lice’de gösteri yapan bir grup, 2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nın arka kapısının olduğu bölgedeki duvardan atlayarak kışla içinde direkteki Türk bayrağını indirdi.
1 Temmuz 2014: KCK davasında 30 kişi tahliye edildi.
8 Temmuz 2014: HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, barışın sağlanması için Öcalan dahil siyasi mahkumların bırakılması, TMK’nın lağvedilmesi ve anadilde eğitimin önünün acilen açılması gerektiğini söyledi.
20 Ağustos 2014: MİT Müsteşarı Hakan Fidan İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü.
20 Ağustos 2014: Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, görüşmelerin artık genişlemesi ve Avrupa ile Kandil’e uzanmasını arzu ettiklerini söyledi.

KANDİL İLE DİREKT GÖRÜŞÜLMESİNİ ARZU EDİYORUM
22 Ağustos 2014: Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan sürecin sahibinin Beşir Atalay olduğunu ve istediği örgüt ve kişiyle görüşebileceğini açıkladı.
23 Ağustos 2014: Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın “Kandil’le direkt görüşülmesini arzu ediyorum” açıklamasına terörist Cemil Bayık “Biz her zaman açığız. Bu basın olabilir, heyetler, uluslararası kurumlar olabilir” şeklinde yanıt verdi.
27 Ağustos 2014: Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı görevi süresince de çözüm süreciyle yakından ilgileneceğinin altını çizdi.
KOBANİ OLAYLARI
6 Ekim 2014: Abdullah Öcalan çözüm sürecinde yeni adımlar atılması için hükümete 15 Ekim 2014’e kadar süre verdi.
7 Ekim 2014: HDP, IŞİD tarafından kuşatılan Suriye’deki Kürt kenti Kobanê için “Kobani’nin düşmesi durumunda çözüm süreceğinin biteceğini” belirtti.
8-9-10 Ekim 2014: Yurt genelinde IŞİD ve Kobani protestoları sonucunda 40 kişi hayatını kaybetti. Bingöl İl Emniyet Müdürü’ne yönelik silahlı saldırıda, Emniyet Müdür Yardımcısı ve bir başkomiser öldürüldü. Yurt genelinde 112 kişi tutuklandı. Abdullah Öcalan Kobani ile çözüm sürecinin ayrılmaz bir bütün olduğunu söyledi.
5 Kasım 2014: HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, çözüm sürecinin Öcalan ya da hükümet ‘bitti’ demedikçe devam edeceğini söyledi.
17 Kasım 2014: Çözüm sürecinde 6-8 Ekim olayları nedeniyle askıya alınan görüşmeler, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile HDP heyetinin yaptığı görüşmeyle yeniden başladı. Öcalan’ın daha önce yanına verilen 5 hükümlünün değiştirilmesi, sekreterya heyetinin genişlemesi ve gözlemci heyetinin oluşturulması için hazırlık yapıldığı kamuoyuna yansıdı. HDP heyeti sekreterlik işlevi yapacak 5 hükümlünün ismini hükümete verdi. Müzakere heyetine Hatip Dicle ile Ceylan Bağrıyanık da dahil edildi.

29 Kasım 2014: Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken ve Hatip Dicle’den oluşan heyet İmralı’da Öcalan’la görüştü. 4 başlıktan oluşan Müzakere Süreci Taslağının ana hatlarının belirlendiği açıklandı. Öcalan en fazla 4-5 ay içinde tüm Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek büyük demokratik çözümün sağlanabileceğini söyledi. Öcalan ayrıca, bu kararlılığın gösterilmemesi durumunda kaosun derinleşeceği ve darbe girişiminin sonuç alabileceği uyarısını yaptı.
28 Şubat 2015: HDP Heyeti ile hükümetin Dolmabahçe Başbakanlık ofisinde yaptığı görüşmenin ardından 10 maddelik deklerasyon paylaşıldı. Öcalan’ın PKK’yi bahar aylarında silah bırakma için kongreye davet ettiği bildirildi.
28 Şubat 2015: Başbakan Ahmet Davutoğlu Çözüm Süreci’nin yeni bir aşamaya girmiş bulunduğunu, silah dilinin sona ererek demokratik yaşama geçileceğini söyledi.
1 Mart 2015: KCK Eş Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Öcalan tarafından yapılan silah bırakma çağrısı tarihi bir adım olarak nitelendirilerek hükümet üzerine düşeni yaptığı takdirde sorumluluklarını yerine getirecekleri dile getirildi.
1 Mart 2015: ABD Dışişleri Bakanlığı, Öcalan tarafından yapılan silah bırakma çağrısını memnuniyetle karşıladığını belirtti.
ERDOĞAN: ÖCALAN’IN ÇAĞRISI ÖNEMLİ
11 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Öcalan’ın silah bırakma çağrısının güven ve barışın, istikrarın tesisi için önemli olduğunu söyledi ve bu vaatlerin sözde kalmayarak uygulamaya geçirilmesi temennisinde bulundu.
18 Mart 2015: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çözüm Süreci’ne ilişkin izleme heyetinde yer alan isimlerin belirlenmesi ile ilgili olarak açıklama yapılmadan ortaya atılan iddialara itibar edilmemesini söyledi.

20 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzleme Heyeti’nden haberinin olmadığını ve bu olaya olumlu bakmadığını açıkladı.
21 Mart 2015: Öcalan Diyarbakır’da okunan Newroz mesajında silahlı mücadeleyi bırakmak adına PKK’ye kongreyi toplama çağrısında bulundu. Kongrenin toplanmasını milletvekilleri ve İzleme Heyeti’nden oluşacak bir “Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nun kurulması şartına bağladı.
22 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe toplantısını doğru bulmadığını açıkladı.
7 Haziran 2015: HDP yüzde 13,02 oy alarak mecliste 80 milletvekilliği elde etti. AKP 13 yıllık tek parti iktidarından sonra tek başına hükümet kurma çoğunluğunu kaybetti. Seçimin yenileneceği 3 Kasım 2015 tarihine kadar gerçekleşen terör olayları ve patlamalarda çok sayıda sivil vatandaş, polis ve asker yaşamını yitirdi.
]]>