‘GERÇEK ŞAMPİYONU GÖSTERDİK’
”Bugün biz gerçek şampiyonun kim olduğunu; şerefsizlere, hırsızlara, alçaklara gösterdik. Takımımız kahramanca savaştı. Bu atmosferde, böyle bir hakeme rağmen umudumuzu son haftaya taşımamıza vesile oldular. Allah onlardan razı olsun.”
‘SİSTEMİ YERLE BİR ETMEYE AZ KALDI’
”Biz, herkesi yendik ama sistemi yenemedik. Ama az kaldı, sistemi yerle bir etmeye az kaldı. Bunu pek çok kulüp istiyor. Bu sistem, bu şekilde gidemez. Bugün niye Süper Kupa’ya yabancı hakem istediğimizin, sezon boyunca yabancı hakem diye haykırdığımızın en güzel özeti bu maçta resmi bir şekilde tescil edilmiştir.”
‘LİGİN DENGELERİNİ ALT ÜST ETTİLER’
“Bir takımı şampiyon yapmak için, bazı takımları ligde tutmak için kurgulamış olduğunuz dizayn ligimizin tüm dengelerini alt üst etmiştir. Böylesini en son Haluk Ulusoy döneminde görmüştüm.”
DURSUN ÖZBEK’E CEVAP
“Dursun Özbek, beni düelloya mı çağırıyor? Biz iki senedir televizyonların karşısında düelloya çağırıyoruz. Düello değil, tartışalım. İnsanlar iki başkanın da kimliğini, kişiliğini görsün. Bugün biraz geç oldu, uykusu da kaçmasın. Hafta içi istediği televizyon kanalına, GS TV de dahil çıkmaya hazırım. Bu ne ucuz kabadayılık. Biz bir gün öyle bir gün böyle konuşan adamlar değiliz. Bu çağrısının arkasında dursun! İstiyorsa yarın çıkalım. Sayın Başkan’ın cesaretlenmesine çok sevindim.”
SELAHATTİN BAKİ: SİYASİLERDEN MAKAS ALDIRMIYORUZ!
Fenerbahçe yöneticisi Selahattin Baki de sosyal medyada başkan Ali Koç ile yaşadıkları tartışma görüntülerinin gündem olmasının ardından açıklamalarda bulundu. Ali Koç ile birlikte basının karşısına geçen Baki şu sözleri kullandı:
“Görüyorum ki başkanımla yaşanan 5 saniyelik bir tartışma gündeme oturmuş. Bizim dışarı çıkmamıza izin verilmediği için ortamın gerilme ihtimali vardı. Başkan özellikle beni uyardı, bir tek sen bir şey yapmayacaksın dedi. Sağ elinde kan gördüm, başkanımıza doğru hamle yapan birini gördüm. Onun sonrasında olan bir durum. Bizim üstümüzden gündem yaratmaya kalkmasınlar, biz siyasetçilere yanağımızı okşatmıyoruz. Başkanımızla yaşadığımız 3 saniyelik bir şey.”
‘HAKEMİ UNUTACAK DEĞİLİZ’
“Takımımızı, hocamızı tebrik ediyorum. Dünya derbisinde 81 dakika 10 kişi oynayıp rakibimize kendi evinde şut fırsatı vermeden kazandık. Bu herhangi bir derbi galibiyeti değil, ötesidir. Son yıllarda gerek başkanımız, gerek yönetimimizin ortaya koyduğu bir argüman var; Fenerbahçe’ye karşı kutsal ittifak. Medya, MHK, federasyon, devletin bazı birimleri ayağı var. İtile kakıla buraya kadar getirilen rakibimizle aramızdaki farkı herkes gördü. Bu galibiyet, argümanlarımızı güçlendirdi. Takımımıza, teknik direktörümüze, orayı Kadıköy’e çeviren taraftarımıza teşekkür ediyoruz. Bu maçın 19 Mayıs Pazar olması da anlamlı. Fenerbahçeliler’e ve Atamız’a armağan olsun.”
“Maçı kazandık diye hakemi unutacak değiliz. Daha ilk yarının başlarında gerek Szymanski’ye gerek Ferdi’ye yapılan fauller malum. Kart dahi çıkmadı. Son derece ucuz bir pozisyonda 21. dakikada Fenerbahçemiz’i 10 kişi bırakmayı uygun gördü. Hem Galatasaray’ı hem Fenerbahçe düşmanlarını hem hakemleri yendik. TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin bizlere yaşatmadığı skandal kalmadı. Atadığı hakemler, verdiği kararlar. Riyad skandalından sonra hala görevde kalması bambaşka yorumlanması gereken olay. Bu kadar skandal ve kötülüğe rağmen hala çıkıp konuşmuyor.”
“Biz başkaları gibi siyasetçilere yanağımızdan makas aldırtmıyoruz!
]]>19 MAYIS HANGİ GÜN?
19 Mayıs tarihi 2024 yılında Pazar gününe denk geliyor.
19 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak resmi tatil takviminde yer alıyor. Resmi tatil olduğu için 19 Mayıs tarihinde kamu kurum ve kuruluşları yanı sıra bankalar, eczaneler, noterler gibi kurumlar da kapalı oluyor.
19 Mayıs tarihi 2024 yılında Pazar gününe denk geldiği için resmi tatil, hafta sonu tatili ile birleşmiş oldu.

19 MAYIS 1919 TARİHİ
19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”
Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. TürkMilleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır ki şimdi bu yolculuğu kısaca anlatmaya çalışalım.
Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:
“-Paşa, Paşa!… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin! Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir…Paşa, Paşa…Devleti kurtarabilirsin!…
Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?…O Vahdettin ki… bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:
-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim…Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz…”
Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama, O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir “Türk Milleti” vardı.
Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi: III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).
Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler, Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır.
Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.
Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.
Atatürk “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.
Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“ Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.
]]>Bir süre sonra eğlenen grup, yan masalarında oturan kişilerle bilinmeyen nedenle tartışmaya başladı. Tartışma sırasında Ramazan Kaya yan masada oturan kişiye şişe fırlattıktan sonra, yanındakilerle birlikte saldırdı.
Restoranda çıkan arbede, çalışanların da araya girmesiyle büyüdü. Restoran çalışanları kavga eden grubu, yaka paça dışarı atarken, öfkeli grup tehdit ve hakaretler ederek tekrar geleceklerini söyledi.
10 Temmuz Pazartesi günü ise işletme sahibi restoranda kavga eden gruptakiler tarafından telefonla aranarak tehditler aldı.

KURŞUNLAR MEHMEDALİ’YE İSABET ETTİ
Gece saatlerinde restoranın önüne gelen motosikletli iki kişi, önce birkaç tur keşif yaptıktan sonra restorana tabancayla ateş açtı. Kurşunlar dinlenmek üzere restoranın önünde oturan Murat Alp (18), Sercan Demir (27) ve Mehmedali Memiş (19)’e isabet etti.
İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralanan Alp ve Demir ilk müdahalelerinin ardından ambulansla hastaneye götürüldü. Adana’dan İstanbul’a çalışmak üzere gelen ve olaydan 20 gün önce işe başlayan Mehmedali Memiş ise dinlenmek için restoranın önünde oturduğu sandalyede hayatını kaybetti. Polis ekipleri olay yerinde yaptıkları incelemelerin ardından şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.

3 ŞÜPEHLİ YURTDIŞINA KAÇTI, 2’Sİ GERİ GELİP TESLİM OLDU
Polis ekipleri, yaptıkları çalışmalarda motosikletli iki saldırganın Turgay Gündoğdu ve Eren Okumuş olduğunu, Gündoğdu’nun olaydan sonraki gün yurtdışına kaçtığını tespit etti. Ramazan Kaya ve Bayram Kaya’nın ise 15 Temmuz’da yurtdışına kaçtığı tespit edildi.
Çalışmaların devamında Eren Okumuş ve Güven Polatdemir polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı. Ramazan Kaya ve Bayram Kaya ise yurtdışından geri dönerek 1 Ekim’de teslim oldu. 7
İfadelerinin ardından gözaltına alınan 4 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şüpheliler verdikleri ifadelerde suçlamaları kabul etmediklerini söyledi. Olayda ağır yaralanan Murat Alp ve hafif şekilde yaralanan Sercan Demir’de hastanede gördükleri tedavinin ardından taburcu oldu.
KAVGA VE SİLAHLI SALDIRI ANLARI SANİYE SANİYE GÖRÜNTÜLENDİ
Öte yandan restorandaki kavganın ve saldırının güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Güvenlik kamerası görüntülerinde şüpheli grubun yan masalarında oturan kişiye saldırması, restoran çalışanlarının da kavgaya dahil olması yer alıyor. Mehmedali Memiş’in ise kavgayı uzaktan izlediği görülüyor.
Silahlı saldırı görüntülerindeyse, şüphelilerin olaydan önce yaptıkları keşif, ardından dinlenmek üzere olan 3 çalışana ateş ettikleri, Alp ve Demir’in koşuşturması, Memiş’in ise yaralandığı görülüyor.
“TEDBİRİNİZİ ALIN BU ADAMLAR GELECEK”
Mehmedali Memiş’in babası Neşet Memiş yaşananları şu sözlerle anlattı:
“Benim oğlum burada dershaneye gidiyordu, üniversiteye gitmesi için. Kazanamadı, biz de tekrar dershaneye gönderdik. ‘Baba ben polis olacağım’ diyordu. Yunus polislerini görünce heyecanlanıyor, ‘Baba ben de bunlar gibi’ olacağım diyordu.
Sınavdan çıktıktan sonra, ‘Baba ben İstanbul’a gideceğim’ dedi. ‘Biraz kafamı dağıtırım, sınav sonuçları açıklandıktan sonra geri gelirim’ dedi. İstanbul’a gönderdik, çalışmaya gitti. 20 gün falan çalıştı.
Çalıştığı yerde daha öncede tartışmalar, bir takım kavgalar olmuştu. Ama biz bu mekanın bu kadar tartışılır, kavga edilir bir yer olduğunu bilmiyorduk.
Bir gün böyle bir masa geliyor, oradaki mekan sahipleriyle kavga ediyorlar. Bunlar gelen müşterileri dövüyorlar. Müşteriler çıkarken de ‘Tedbirini al, biz geleceğiz. Bunu senin yanına bırakmayız’ diyor.
Mekan sahibi S.Ş’de hiçbir güvenlik almadan, kimseye bir şey söylemeden normal yaşantısına devam ediyor. Para kazanayım, müşterim eksik olmasın diye. Bu sırada dayak yiyen taraf boş durmuyor, telefonla mekan sahibi S.Ş’i arıyorlar, ‘Bizim niyetimiz ciddi, biz bu mekana geleceğiz’ diyorlar.
Sadece bu konudan benim oğlum ve arkadaşlarının haberi olmuyor. Otoparkçıya dahi bu söyleniyor. Otoparkçıya, ‘Tedbirinizi alın, bu adamlar gelecekler’ diye. O sırada ne oğluma ne de yeğenim Murat Alp’e kimse bir şey söylemiyor.
Ertesi gün gece 00.00 – 01.00 civarlarında, Ramazan Kaya’nın tuttuğu adamlar geliyor, motosikletle o tarafta bir iki tur atıyorlar. Gelip sıkıp sıkıp gidiyorlar kafasına göre. O sırada benim masum oğlum gidiyor.”
“HAYALLERİMİZİ, GELECEĞİMİZİ ELİMİZDEN ALDILAR”
Anne Perin Memiş, “Benim oğlumun hayalleri, geleceği vardı. Hayallerimizi, geleceğimizi elimizden aldılar. Perşembe günü mahkeme var, İnşallah belalarını bulacaklar. Her gece gömleğini öpüp de yatıyorum. Gömleğini kokluyorum ama yok, artık gelmez” diye konuştu.
]]>Her 45 dakikada 50 kadar üye yapıldığını ifade eden Özgür Özel, “Türkiye ittifakı kazandı ve Türkiye ittifakı büyük bir moralle güçlenmeye devam ediyor. CHP’nin üye kampanyasında, üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. Kuyrukta gençler oluyor. 45 dakikada 50’ye yakın kayıt yapılan standımız oluyor. Ankara genç üye kayıtlarını yetiştiremiyor. Ailemiz büyüyor, baba evi büyüyor” diye konuştu.
Eskişehir’in bir önceki dönem belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’in tüm CHP’li belediyeler için kurulan Eğitim ve Eşgüdüm Denetim Komisyonu’nun başkanı olduğunu ve komisyonun hızla çalışmalarına devam ettiğini kaydeden Özel, şu ifadeleri kullandı:
* “Önümüzdeki günlerde hizmetlerin tüm belediyelerde ortaklaştığını, belli hizmetlerin tek tipleştiğini, CHP belediyeciliğinin kanıtlandığını ve artık bütün Türkiye’de görülen bu iyi uygulamaların ileride genel iktidar içinde CHP’ye olan ilgiyi, alakayı, güveni artıracağını hep birlikte göreceğiz. İsrafa son verip, hizmeti getirmeye devam edeceğiz. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Kırıkkale’de, Kastamonu’da Eskişehirler yaratacağız.
* Türkiye’nin dört bir yanında CHP belediyeciliğini mutlaka özdenetimi kuvvetli, israfı olmayan, yolsuzluk olmayan bir şekilde halkın gözleri önünde şeffaf bir şekilde yönetecek, denetleyecek, denetlettirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de gerek işlevsizleştirilen Sayıştay’ın yeniden güçlendirileceği, gerek CHP iktidarında başkanlığını ana muhalefet partisinin yapacağı kesin hesap denetim komisyonunu kurulacağı ve bu memlekette artık rüşvetin, adam kayırmanın, ortadan kaldırılacağı yarınları müjdeleyeceğiz.”
ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER VE EMEKLİLER İÇİN MİTİNG DÜZENLENECEK
Özgür Özel, atanamayan öğretmenler ve emeklilerin seslerini duyurabilmek için Ankara ve İstanbul’da iki miting düzenleyeceklerini belirterek, şunları söyledi:
* “Bu süreçte muhataplarımızla bir yandan sizlerin haklarını, işçinin ve emekçinin haklarını, kiracıların haklarını, atanmayan öğretmenin haklarını staj mağdurlarının haklarını, astsubayın, uzman çavuşun talep ve haklarını konuşurken bir yandan da büyük bir mücadeleyle sokaktan korkmadan, meydandan kaçmadan halkın sesini en yukarıdan duyuracağız. CHP geçen günlerde atanmayan öğretmenlerle ilgili mülakatın kaldırılma sözünün verildiği öğretmenlerle ilgili, onların talebine uygun olarak 68 bin mülakatsız atama talebinin kampanya boyunca arkasında durduk. Kürsümüzü, bu taleplere açtık. Ancak geçtiğimiz pazartesi günü Sayın Erdoğan, kendi açıklamaya varamadı, ertesi gün Milli Eğitim Bakanı’na bıraktı. Bakan salı günü, sadece 20 bin atama dediğinde gençlerimizin umutları kırıldı. Ardından biz ‘Hani mülakat yapmayacaktınız? Hani 14 Mayıs’ta, 28 Mayıs’ta Sayın Erdoğan ‘mülakatı kaldırıyoruz’ diye söz vermişti, hani seçim bildirgesine yazmıştınız.
* Gençlerin kendilerinden ailelerinden böyle oy istemiş, böyle oy toplamıştınız’ dediğimizde, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ dediler. Elbette kabul etmedik. Bugün duyuyoruz ki ‘Efendim 45 dakika sürecek, kamera da koyacağız, bunu da yapacağız’ diyerek partizanlığı, adam kayırmayı, yüksek not alanı ailesi muhalif, diye geride bırakıp, düşük not alanı birilerinin yakını, diye AK Parti’den diye ileri alan bir sistemi devam ettirecekleri anlaşılıyor. İşte biz bu şartlar altında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’ndan bir gün önce genç hocalarımız, öğretmenlerimizle atanamayan değil, ne kusuru varmış da atanamıyormuş veya senin nasıl bir mesuliyetin var bu işte? Atayamıyormuşsun.
* Atanmayan öğretmenlerle, mülakat mağdurlarıyla çağdaş, bilimsel, laik eğitime karşı yürütülen müfredat çalışmasına da isyan eden herkes ile birlikte 18 Mayıs’ta İstanbul Saraçhane’de onların sesine ses, mücadelelerine omuz vereceğiz. Onların sesini duyuracağız, müzakere de edeceğiz ama bu güzelim gençler için mücadelenin de en büyüğünü vereceğiz. Artan enflasyon asgari ücreti kemiriyor. Biz temmuz ayında enflasyon güncellemesi beklerken, hatta yılda 4 kez olsun derken, asgari ücrete enflasyon zammı yapmamaya, emeklileri süründürmeye devam ediyorlar. Bununla da mücadele edeceğiz. Bunun için ilk adım emekliler, sonra da emekçiler geliyor. Emekliler için 26 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te Ankara’da bir büyük emekli mitingi düzenliyoruz. Emeklilerin sesini bütün Türkiye’ye duyuracağız.”
“BİRAZ DA ZENGİNLERİN KAPISINA GİT”
Özel, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örgülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır. IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; gulyabanini al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuştu.
]]>Sedir ve kızılçam ağaçlarıyla kaplı ormandaki mermer ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınan çiftin cinayet şüphelisi Ali Yamuç, olaydan bir gün sonra yakalandı ve Elmalı Cezaevi’ne gönderildi. Alanya L Tipi Cezaevi’ne nakledilen Yamuç’un, 20 Eylül 2017’de intihar ettiği açıklandı.
DAVA ANAYASA MAHKEMESİ’NDE
Çiftin kızı Emine Büyüknohutçu, cinayetin ardından olayda azmettirici olduğuna dair Finike Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, soruşturmanın bu yönde derinleştirilmesi talebinde bulundu. Savcılık ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Büyüknohutçu ailesi, savcılığın kararına Elmalı Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren mahkeme, savcılık kararını onadı ve itirazı reddetti. Soruşturmanın derinleştirilmesi yönündeki talebin reddedilmesi üzerine çiftin kızları ve avukatları, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
MEZARLARI BAŞINDA ANMA TÖRENİ
Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesinin 7’nci yıl dönümünde, Andızlı Mezarlığı’ndaki mezarları başında kızı Emine Büyüknohutçu, yakınları ve çok sayıda seveni tarafından anma töreni düzenlendi. Çiftin mezarlarına çiçek bırakıldı.
Babasının ‘Eğer biri bir gün çıkıp deli cesaretiyle bu işlerin üstüne gitmezse, canları pahasına bu işlerin peşinden koşmazsa, bu işler çözülecek işler değil’ diye bir cümlesi olduğunu belirten Emine Büyüknohutçu, “Gerçekten öyle. Birilerinin çıkıp deli cesaretiyle bu rant sisteminin üzerine gitmesi ve bu rantın özellikle hangi konularda döndüğünün araştırılması ve didik didik edilmesi gerekiyor ki bu tür şirketlerin desteklenmeleri, ÇED raporlarına onay verilmeleri ve güzelim sedir ağaçlarının, nehirlerin, kurdun, kuşun evinin, yuvasının yıkılması, yok olmasına son verilmesi gerekiyor” dedi.
AZMETTİRİCİ İDDİASINDA MEKTUPTAKİ İSMİ HATIRLATTI
Aradan 7 yıl geçtiğini, hala umudu olduğunu söyleyen Büyüknohutçu, “Evet davada herhangi bir ilerleme katedilmedi. Şu an dosyamız AYM’de, azmettiricinin takipsizliği yönünden onaması beklenen bir dosyamız var. Azmettirici olarak anılan isim Ali Yamuç’un da mektuplarında ifade ettiği, taş ocağı, mermer ocağı sahibi, ortaklarından N.B. Mektuplarında da Ali’nin ifade ettiği isim budur, ‘Vadettiğiniz parayı ödeyin. Yoksa ipleriniz cebinizde’ dediği isim budur. Kamuoyuna senelerdir yansıyan isim budur. Bu ismi saklamayın. Bu ismi daha çok dile getirin. Ben bu ismin saklanmasını uygun görmüyorum. Bu dava senelerdir söylediğim gibi tekrar söylüyorum, bir gün çözülecek. Eğer biz peşini bırakmazsak çözülecek” diye konuştu.

DAVA AYM ÖN KOMİSYONDA
Davanın avukatı Tuncay Koç, “Maalesef her yıl burada yargılamanın durumunu anlatmaya söz bulamıyorum. Yargı adına utanıyorum. Ama Ali Ulvi ve Aysin’i unutmadığınız için bu da bize güç veriyor. Maalesef geçtiğimiz süreç içinde davalarda hiçbir gelişme yok. Anayasa Mahkemesi’nde süreç bekliyor. Ön komisyonda incelemede şu anda. Oradan gelecek olumlu bir sonuçtan sonra daireye gidecek. Olumlu sonucu bekliyoruz. Her an karar çıkabilir. O yüzden kamuoyunda gündeme gelmesi çok önemli” dedi.
KATİLİN MEKTUBU EŞİNİN ÜSTÜNDE YAKALANMIŞTI
Büyüknohutçu Dostları Grubu adına konuşan Erol Malçok ise “Ölümlerinin üzerinden geçen 7 yıla rağmen organize bir cinayet olduğu apaçık belli bu olayın azmettiricileri yargılanmadı. Cinayetin arkasından tutuklanan Ali Yamuç, yaşam savunucuları Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’yu para için öldürdüğünü söyledi. Arkasından eşi Fatma Yamuç’un üzerinde bir mermer şirketi sahibine hitaben yazılan, ’10 gün içerisinde param gelmezse görüşürüz. İpleriniz cebinizde haberiniz olsun’ ifadeleri bulunan bir mektup yakalandı. Bu mektuba ve cinayet delillerini saklamasına dayanarak Fatma Yamuç cinayete iştirakten tutuklandı. Ancak tüm bu süreçler, derinleştirme ve etkili bir soruşturmadan yoksun işletildi” diye konuştu.

ANNELER GÜNÜ NE ZAMAN?
Anneler Günü Dünya’da farklı günlerde kutlanır. En yaygın şekliyle Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanır.
2024 yılında Türkiye’de de 12 Mayıs Pazar 2024′de Anneler Günü kutlanacak.

ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ NE ALINIR?
Kişiselleştirilmiş hediyeler: Annenizin adını veya resmini içeren özel bir hediye, ona kendisinin ne kadar özel olduğunu hatırlatır. Örneğin, kişiselleştirilmiş bir kupa, fotoğraf albümü veya takı.
Spa günü: Annenizi bir spa gününe veya masaj seansına götürerek ona rahatlamayı ve kendini şımartmayı sağlayabilirsiniz.
Yemek deneyimi: Annenizi sevdiği bir restoranda romantik bir yemek veya evde özel bir akşam yemeğiyle şaşırtabilirsiniz.
Hobiye yönelik hediyeler: Annenizin ilgi alanlarına yönelik bir hediye seçerek onun hobilerini destekleyebilirsiniz. Örneğin, bahçe işleriyle ilgileniyorsa yeni bir bitki veya bahçe aletleri, el işleriyle ilgileniyorsa bir el işi seti veya resim yapmayı seviyorsa yeni bir boya seti.
Kitaplar: Eğer anneniz kitap okumayı seviyorsa, ilgi alanlarına uygun kitaplar veya bir Kindle gibi bir e-okuyucu hediye edebilirsiniz.
Wellness ürünleri: Yoga matı, aromaterapi seti, egzersiz ekipmanları veya sağlıklı beslenmeyle ilgili ürünler gibi wellness ürünleri annenizin sağlığını desteklemesine yardımcı olabilir.
Hatıra hediyeleri: Annenizin geçmişten gelen hatıralarını içeren özel bir hediye, duygusal bir bağ kurmanıza yardımcı olabilir. Örneğin, aile albümü, eski bir fotoğrafın bulunduğu bir çerçeve veya aile mirası bir takı.

ANNELER GÜNÜ MESAJLARI
* Hayat yolculuğumun en başından beri beni besleyen, üzerimden duayı hiç eksik etmeyen, benim için her an endişelenen, bana rehberlik eden ve her arayışımda beni destekleyen kişi sendin anneciğim. İhtiyacım olan sevgi için her gün orada olduğunu biliyorum. Anneler Günün kutlu olsun!
* Bana yolları göstermek için orada olduğun sürece, hiçbir şey için endişelenmem gerekmiyor. Seni seviyorum anneciğim. Anneler Günün kutlu olsun!
* Sarılmaya ihtiyacım olduğunda, kolların benim için her zaman açık. Bir arkadaşa ihtiyacım olduğunda, her zaman yanımdasın. Bir derse ihtiyacım olduğunda, en iyi öğretmensin. Gücün ve sevgin bana her zaman rehberlik ediyor. Seni çok seviyorum anneciğim, Anneler Günün kutlu olsun!
* Çocukken, bana örnek olmak için benden önce; gençken, her ihtiyacım olduğunda beni gözetmek için arkamdan, yetişkin olduğumda ise destek vermek için hep yanımda yürüdün. Her an yanımda olduğun için sana minnettarım. Anneler Günün kutlu olsun!
* Gökyüzünden bir yıldız kayar dilek tutarız. Annem gözlerini kapar bütün dilekleri benim içindir. Ellerinden öperim anneciğim.
* Sen hayatımın kutup yıldızı oldun. Nereye gidersem gideyim ışığının altında sevginle uyudum. Doğru yolu buldum. Seni seviyorum annem.
*Geleceğini oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel, isteklerine uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. Anneler günün kutlu olsun benim melek annem.
*Anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı, kuş olsa, çiçek olsa, gündüz olsa, kırılmaz mı? Acıdan bir sap menekşenin boynu bu kez dağlar doğursun beni anne. Sen de ılık bir yağmur ol durmadan yağ kanayan yerlerime. Anneler günün kutlu olsun canım annem.
*Anne gökte bir ışık, anne parlak bir yıldız anne yoklukta bir düş, ayda bir yaldız anne tutunulan bir dal, dertlerin garip çizgisi anne gözümdeki yaşların bir virane dizgisi. Anneler günün kutlu olsun canım anam.
* Annem senin sevgin dünyamı ısıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum.
* Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacısın.. en aziz varlığımız. Anneler günün kutlu olsun annem.
* Senin kucağın, senin merhametin beni yaşama bağlıyor sevgili anneciğim. Anneler günün kutlu olsun..
* Kuzey rüzgarı da esse, kopsa da fırtına, sığınacağım tek liman sensin annem. Hakkını nasıl öderim.. Başımı dizlerine koymaya geldim.
]]>Belinden rahatsızdı. Kasları zayıfladığı için yürümekte zorluk çekiyor. Şu anda haftada üç gün fizik tedaviye gidiyor. Giderek iyileşmeye başladığının farkında. Hareketleri aksatmıyor. Hemşire Güler Akıncı, hareketsiz kalmasına asla izin vermiyor.
DUYGU YÜKLÜYDÜ
Odasını, gazetenin havasını özlemişti. Eski model cep telefonunu masasına koydu. Sigarasını, çakmağını çıkardı. Belki 40 yıldır binlerce sigarasını söndürdüğü kül tablasını önüne çekti. Üzerinde fotoğrafı olan kupasına suyunu Dilek Hanım doldurmuştu. “Döne Hanım kahve” dediğinde, “Senin kahveni özledim” diye ekledi. Gazetemizin havası ayrıdır. Hemen her gün de konuşsak biz de Emin abiyi özlemiştik. Emin abiyi en çok duygulandıran olaylar gazetemiz sahibi Burak Akbay’ın, Genel yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz’ın, Genel Müdürümüz Asım Akgül’ün ve diğer arkadaşlarımızın her zaman olduğu gibi bu süreçte de yakın ilgileriydi.
“Vay be… Neredeyse 5 aydır bürodan uzaktayım” dedi. Duygu yüklüydü. “Abi sen yazmadığın zaman bak neler oldu neler” dedim. Ben sordum, Emin Çölaşan ağabeyimizin cevapları şöyle oldu:

Özel’in Erdoğan’a gitmesi olumludur
Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu isteyip gitmesi bana göre olumlu olmuştur. Çünkü AKP, bu sürecin sonucunda bir kez daha köşeye sıkışacaktır ve bunları hepimiz göreceğiz. Yeter ki yerel seçimlerde kazanılan başarıyı bazı CHP’li başkanlar kötüye kullanmasın, yolsuzluklar olmasın, vurgun düzenine son verilsin, kayırmacılık son bulsun.
Bu ortamda CHP’lilere düşen temel bir görev vardır. Doğru yoldan sapmadığı sürece Genel Başkanlarına ve partilerine saygı duymak ve ortalığı velveleye vermemektir. Sonuç olarak hepimiz AKP’nin bu anayasa oyununun fiyaskoyla sonuçlanacağını, yakında görmüş olmasak bile görmeye başlayacağız.
SORUMLULUĞU ARTTI
Yerel seçimler sonrasında siyasetin ipleri artık AKP’nin elinde değildir. CHP’nin eline geçmiş durumdadır. Birinci parti olmuştur, sorumluluğu artmıştır. Buna uygun hareket etmek durumundadır.
Anayasayı beğenmiyor paspas gibi çiğniyorlar
“Önce bir gerçeğe değinelim. Yıllardır iktidar partisi olan AKP’ye, anayasa beğendirmek mümkün değil. Bugünkü anayasayı beğenmiyorlar. Ama sürekli anayasaya saygısızlık edip paspas gibi çiğniyorlar. Şimdi yeniden anayasayı gündeme getirdiler. Herkesin dikkat etmesi gereken bir husus var, o da anayasanın hangi maddelerinin nasıl değiştirilmek istendiğini bir türlü söylemiyorlar. Bunu adeta bir devlet sırrıymış gibi kendilerine saklıyorlar.

23 KEZ DEĞİŞTİ
Burada şunu irdelemek gerekir. Sıfırdan bir anayasa mı istiyorlar, yoksa bazı maddelerin değiştirilmesini mi? Bunu bilen yok. Kendilerinin de bildiği kanısında değilim. Anayasa bu güne kadar tam 23 kez değiştirildi. Toplam 78 madde ya değiştirildi ya da tamamen yürürlükten kaldırıldı. Bu nasıl iştir ki karşımıza yeniden anayasa değişikliği istemiyle çıkıyorlar? Bu sorunun yanıtını kimse bilmiyor.
Burada ikinci bir husus daha var. İktidar partisiyle küçük ortağı MHP’nin TBMM’deki salt çoğunluk sayısı anayasa değişikliğine izin vermiyor. İktidar partisi bunları bildiği halde şimdi Türk milletini oyalamak ve zaman kazanmak için karşımıza yeniden anayasa talebiyle çıkıyor. Ben şunu söylüyorum: Bu anayasa değişikliği onların istediği doğrultuda olmayacaktır. Olsa bile sonuçta piyasaya civciv çıkacak, kuş çıkacaktır. Türk milletinin bunca sorunu varken şimdi AKP’nin yeni bir tezgahıyla karşı karşıyayız. İktidar partisi, bu çabalarından hiçbir sonuç elde edemeyecektir.
Bu görüşmeler sonucunda siyasette değişen fazla bir şey olmaz. Siyasette gerilim Türkiye’de azalmaz. Çünkü, başta iktidar partisi olmak üzere belli kesimler milleti birbirine düşürmenin, ortalığı germenin peşinde koşuyor. Bu söylediğimin kanıtı 22 yıldan bu yana iktidarda bulunan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan zihniyetidir. Dolayısıyla ben siyasette herhangi bir yumuşama beklemiyorum. Eğer olursa göstermelik olur. Anayasa değişmez, değişecek olursa zaten hepimiz hayretler içinde kalır ve olayları şaşkınlıkla izlemeye çalışırız.
Akşener’in siyaseti bırakması iyi oldu!
Meral Akşener’in siyaseti bıraktığını açıklaması iyi oldu. Çünkü görevinde neredeyse 180 derece çark etti. Nedenini kimsenin çözebildiğini sanmıyorum. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun gideceğini açıklamasına ise ben kendi adıma üzüldüm. Çünkü sağlam duran bir siyasetçiydi. Başkaları gibi vücudunun her organı aşağıya, yukarıya oynamıyordu.

İktidarın küçük ortağı ne yapacağını bilmiyor
Bu ortamda bir de MHP’nin, özellikle de Devlet Bahçeli’nin durumuna iyi bakmak gerekir. Karşımızda, ne yapacağını bilmeyen ya da şaşırmış olan bir küçük ortak var. Bu ortak, Devlet Bahçeli’nin kişiliğinde dün ak dediğine, bugün hiç şaşırmadan kara deyip AKP iktidarını, yerine daha sağlam bir biçimde yerleştirmek için çaba harcamaktadır. Ülkücüler şaşkındır. Nitekim partileri, DEM’in bile gerisinde kalıp dördüncü parti konumuna düşmüştür. Bu durum özellikle Türk milliyetçileri açısından üzücüdür. Anayasa değişikliği belli birkaç konuda uzlaşma sağlanmadığı sürece zaten gerçekleşmeyecek. Ben bu durumu şöyle görüyorum: AKP, bu anayasa çıkışı sonrasında kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Bence hikayenin en önemli kısmı budur.
]]>2 SAAT 50 DAKİKA
Asya ve Avrupa yakalarını birbirine bağlayan bu hat, her gün katettiği 72 kilometre uzunluğuyla, kentin en uzun hatları arasında yer alıyor. Zeytinburnu’ndan hareket edildiğinde kentin 39 ilçesinin 12’sinden, Tuzla’dan binildiğinde ise 13 ilçeden geçen hatta 79 durak bulunuyor. Hat, ortalama 2 saat 50 dakika sürüyor. Sefer aralığı yolcuların yoğun kullandığı saatlere göre belirlenen ve çift biletle seyahat edilebilen hatta kullanımın pik yaptığı saatlerde her 3 dakikada bir sefer gerçekleştiriliyor. Günlük 437 sefer yapan 500T, 45 bin kişinin ulaşımını sağlıyor.
500 T DİNLENME TESİSLERİ VAR
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT) Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren 500T, Şifa Mahallesi’nden ilk seferini 04.20’de son seferini 23.30’da gerçekleştirirken, Cevizlibağ’dan 05.20’de başladığı seferini 00.00’da bitiriyor.
Ayrıca, otobüsün Tuzla’daki son durağında şoförler için 500T Dinlenme Tesisleri bulunuyor. Burada, çay ocağı, mescit ve berber gibi alanlar da yer alıyor. Hattın şoförleri, sefer süreleri arasındaki mola saatlerinde tesiste dinlenip, vakit geçirebiliyor.
SOSYAL MEDYADA ÇOK KONUŞULUYOR
İşe, okula ya da evlerine gitmek için bu hattı kullananlar, uzun seyahat süresi nedeniyle, vakit geçirmek için çeşitli aktiviteler yapıyor. Bir kısım yolcular, sosyal medyaya hesaplarına bakarak vakit geçirmeyi tercih ederken, bazıları dizi ya da film izliyor. Uyumak, kitap okumak ve geçilen yolları izlemek de vakit geçirmek için tercih edilen yöntemler arasında.
Zaman zaman sosyal medyanın çok konuşulanları arasına giren ve hakkında çeşitli espriler yapılan hat ayrıca, dizi ve filmlerde repliklere de konu oluyor.
“GÜNEŞİ BATIRMAYAN TEK HAT”
500T şoförü Kerem Temur, bu hattın Türkiye’nin en uzun ve tercih edilen hattı olduğunu belirterek, “Tabiri caizse üzerinde güneşi batırmayan tek hat diyebiliriz. Çok uzun bir süreç içerisinde bu hatta çalıştığımdan dolayı rahatım. İşimi severek yapıyorum. Artık alıştık” dedi.
Bu hattı neredeyse her gün kullandığını, çünkü okula gidip geldiğini ifade eden Emine Nur Ateş, Cevizlibağ ile Kavacık Köprüsü arasında seyahat ettiğini aktardı. Ateş, yol süresinin trafiğe göre değiştiğini, yolunun 40 dakika ila bir saat arası sürdüğünü ifade etti. İlk duraktan bindiği için otobüste oturabildiğini dile getiren Ateş, müzik dinlendiğini, dizi izlediğini, bu süreçte yapılabilecek birçok şey olduğunu söyledi.
“BURSA’YA ÇOK RAHAT GİDEBİLİRDİM”
Haftanın 2-3 günü 500T’yi kullandığını ifade eden Sezgin Demir de sabah trafiğinde kullanmayı tercih etmediğini belirterek, “Topkapı-Tuzla arasında yol gidiyorum. Hemen hemen ilk duraktan son durak gibi bir şey oluyor. Trafiğe bağlı değişiyor ama 5,5 saatte gittiğim de oldu. Bir gün trafiğe bir takıldık, o gün de maç varmış, her taraf kilit. Bursa’ya çok rahat gidebilirdim” diye konuştu.
Ece Hanadova ise, bu hatla Kavacık’tan Kozyatağı’na gittiğini, yolun trafik olması halinde bir saat sürebildiğini söyledi. Bu süreci müzik ve kitapla geçirdiğini anlatan Hanadova, otobüsün kalabalık olmaması halinde sıkıntı yaşamadığını aktardı.
]]>Eşleri gönüllü olmasına rağmen donör olmaya uygun olmadıkları için yıllardır diyalize mahkum olan Saliha Aslan ile Akil Taka, çareyi çapraz nakil yönteminde buldu. Saliha Aslan’ın eşi Engin Aslan, Akil Taka’ya, Engin Aslan’ın eşi Gülgün Taka da Saliha Aslan’a donör oldu.
İzmir Acıbadem Kent Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Uzman Dr. Uğur Saraçoğlu, Uzman Dr. Işık Özgü, Uzman Dr. Gökhan Ekin ve Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hüseyin Töz, Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok’un gerçekleştirdiği ameliyattan 1 ay sonra hastanede bir araya gelen çiftler, böbrek değiş tokuşu sonrasındaki yeni hayatlarını anlattı.
Evliliklerinde 30 yılı geride bırakan, ikişer çocuk sahibi olan çiftler, ameliyattan sonra donör kardeşi olduklarını söyledi.
“YENİ DOĞMUŞ GİBİ OLDUM”
2022 yılı Ocak ayında diyalize başladığını belirten Saliha Aslan, “6 ay sonra felç geçirdim. Hastaneye çapraz nakil için başvurmuştuk ama felç geçirince iptal ettik. ‘1,5 sene geçmesi lazım’ dediler. Onu atlattım. Sonra burada çapraz nakle başvurduk” dedi.
Donör bulunduğunu ilk duyduğunda çok sevindiğini aktaran Aslan, “Ameliyat çok güzel geçti. Kendime geldim” diye konuştu. Donör olma konusunda vatandaşlara seslenen Aslan, “Herkesin gelmesini istiyorum. Kimse bu çileyi çekmesin. Çapraz nakil çok güzel bir şey, herkes başvursun. Çaresizdim. Diyaliz çok zor. Allah kimsenin başına vermesin. Kurtulduk. Yeni doğmuş gibi oldum” ifadesini kullandı.
“HERKESE ÇAPRAZ NAKLİ TAVSİYE EDERİM”
3,5 yıl boyunca diyalize girdiğini ifade eden Akil Taka, çok zor günler geçirdiğini söyledi. Çapraz naklin ne olduğunu diyaliz sürecinde öğrendiklerini belirten Taka, “Şu anda çok iyiyiz, mutluyuz. Böbrek veren eşime, böbrek kardeşime de teşekkür ederim. Bir ay bir gün oldu. Adeta yeniden doğdum” dedi.
Donör bulunduğunu duyduğunda çok mutlu olduğunu dile getiren Taka, “Ocak ayında bir donör bulunmuştu ama ‘Günah’ deyip, iptal ettiler. Bir ay sonra mart gibi tekrar donör bulundu. Bayramı burada geçirdik. Zor bir hastaydım. Diyabet, kalp yetmezliği hastasıyım ve damarlarımda daralma var. Dikişlerim alındıktan sonra damar ameliyatım olacak. Ondan sonra yeniden doğmuş gibi hayatıma devam edeceğim. Bütün böbrek hastalarına donörlerin organ bağışlamasını isterim” diye konuştu.
Ali Taka, sürecin başında kadavra donörden nakil için sıraya yazıldığını ve çok beklediğini hatta son zamanlarda ümidini yitirdiğini söyleyerek, “Herkese çapraz nakli tavsiye ederim. Akrabalarından kardeşlerinden, çocuklarından böbreğini vermek isteyenler versinler, her iki tarafta mutlu olsun. Bundan iyi sevap yok” dedi.
“ALAN RAZI, VEREN RAZI”
Eşinin ilk defa 2022 Ocak’ta diyalize girdiğini belirten Engin Aslan, “Diyaliz sürecinde hastanede 18 gün kaldık. Hastaneden çıktıktan sonra Bursa’ya başvurduk, 28 gün sonra böbrek bulundu. Yatış yaptılar ama donör Covid-19 olduğu için evimize dönmek zorunda kaldık. Sonra İzmir’e geldik. 15 gün sonra geri çağrıldık. ‘Nakil yapacağız’ dediler. Donör hazırdı, tanıştık. 15 günün içinde eşim diyalizdeyken beyinde pıhtı atınca nakil işi askıda kaldı. İzmir’de hastaneye başvurduktan 40 gün sonra böbrek bulundu. Sonra süreç bizi buraya kadar getirdi” diye konuştu. Donör olma sürecini anlatan Aslan, “Ayağımdan dikeni, gözümden çapağı çıkartamam. Bir cesaret geldi. Böbrek vermişim, vermemişim kendimde öyle bir şey hissetmiyorum. 5 Nisan’da nakil oldu. Alan razı, veren razı. Hepimize geçmiş olsun” ifadelerinin kullandı.
“ÇAPRAZ NAKİL ÇARESİZLİĞİMİZE ÇARE OLDU”
Böbrek beklediği süreç boyunca eşinin sağlığını kaybettiğini belirten Gülgün Taka, 3,5 yıllık süreçte eşinin kaslarının zayıfladığını, tansiyonunun düzensizleştiğini belirtti. Taka, “Ben verici oldum, çapraz nakile yazıldık. Çapraz nakilden hiç korkum olmadı. Çok şükür şu an oldu bitti. Allah’a şükür eşim sağlığına kavuştu” dedi.
Böbreğini verdiği Saniye Aslan’a ‘böbrek kardeşim’ diye hitap ettiğini dile getiren Taka, “Tanıştığımızda Saniye zor yürüyordu. Şimdi maşallah çok iyi. Böbrek kardeşim oldu. Herkesin çapraz nakle yazılmasını isterim. Bir rahatsızlığım yok. Tek böbrekle yaşıyorum. Çapraz nakil çaresizliğimize çare oldu. Herkesin organ bağışlamasını istiyorum” diye konuştu.
“EN İYİ TEDAVİ CANLI VERİCİLİ BÖBREK NAKLİ”
Böbrek yetmezliği hastalığının en iyi tedavisinin canlı vericili böbrek nakli olduğunu aktaran Dr. Uğur Saraçoğlu, “Kadavradan da böbrek nakli yapabiliyor ama en uzun böbrek sağlığını gerçekleştiren müdahale canlı vericili böbrek. Canlı vericili böbrek naklinde de genellikle hastaların birinci ya da ikinci derece akrabaları gönüllü oluyor. Fakat her zaman hastanın yakınlarının kan grupları, doku tipleri hastaya uymuyor. Hastalar bize ‘Yanımda bir vericim, gönüllü yakınım var’ diye geliyor. Tetkikleri yapıyoruz. Diyelim ki, böbreği uymadı. Bu hastaları biz bir yere yazıyoruz, bir grup oluşuyor. Daha sonra aynı şekilde olan hastaların birbirlerinin böbreklerinin uyacağı ortaya çıkıyor. Örneğin, ben hastayım, sizin böbreğinizi bana değil ama uyan başka bir vericisi olan kişiye takıyoruz. O kişinin yakınının böbreği de bana takılıyor. Biz buna çapraz nakil diyoruz” diye konuştu.
Çapraz naklin bütün dünyada uygulandığını söyleyen Dr. Saraçoğlu, “Gelişmiş ülkelerde, Amerika’da bazen gönüllü ama alıcısı olmayan, tek bir hastayla başlayan zincirler oluyor. Herhangi bir yakını böbrek yetmezliği yok ama verici oluyor. Böylelikle bir çapraz nakil zinciri başlıyor. Şu ana kadar yapılan en uzun zincir, 12-13 hastaya ulaştı. Tek bir kişinin gönüllü olması bile çapraz nakilde 13 hastanın böbrek nakliyle hayatının uzamasına sebep olabiliyor” dedi.
“DEVLETİN ORGANİZE ETMESİ LAZIM”
Hastaların durumu hakkında bilgi veren Dr. Saraçoğlu, “Hastaların durumu iyi. Ameliyat iyi geçti. Özellikle ilk 3 ay önemli. İlk 3 ayda doku reddi, operasyona dair komplikasyonlar olabiliyor. Yaklaşık 1 ay oldu. Sağlıkları iyi gidiyor. Onlar kontrole gelmeye devam ediyor” diye konuştu.
Gönüllü vericisi olan fakat doku tipi uymayan hastalarla ilgili böbrek nakli yapan merkezlerin listeleri olduğunu belirten Dr. Saraçoğlu, “Biz bu listeli kendi hastalarımızla çakıştırmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte diğer hastanelerle de iletişim devam ediyor. Bazen de başka hastanelerle çakışmalar yapılıyor. Aslında devletin organize etmesi lazım. Bununla ilgili bazı çalışmalar olduğunu biliyorum ama henüz bir sonucu ulaşmamış. Çakıştırmak kolay değil. Yüzlerce hastayı tanımak gerekiyor. Bununla ilgili yapılan algoritma çalışmaları var. Bilgisayar ortamında yapay zekanın çakıştırdığı hastalar oluyor. İleride yaygınlaşacak ama Türkiye’de şu an merkezlerin çabasıyla giden bir şey. Daha devlet bu işe elini atmış değil” ifadelerini kullandı.
]]>Hamas’ın kabul ettiği anlaşmaya İsrail’den ret geldi. İsrail, ateşkesin taleplerini karşılama konusunda yetersiz kaldığını ancak bir anlaşmaya varmak için bir heyet göndereceğini duyurdu.
Katar ve Mısır tarafından iletilen, Hamas’ın onay verdiği ateşkes teklifinin, toplamda 124 gün süreceği ve 3 aşamadan oluştuğu belirtiliyor.
Filistinli bir yetkiliye göre, ilk aşama “ilk günden itibaren iki taraf arasındaki karşılıklı saldırıların geçici olarak durdurulmasını ve İsrail askerlerinin, Gazze’nin doğu bölgelerine ve nüfusu yoğun bölgelerden uzakta İsrail sınırına yakın bir bölgeye çekilmesini içerecek.
İlk aşamanın 7’inci gününde tüm İsrailli kadın esirlerin serbest bırakılmasının ardından, İsrail askerleri, sahil boyunca uzanan Er-Reşid Caddesi ile doğuda onun paralelindeki Salahaddin Caddesi’nden çekilecek ve böylece, insani yardımların kuzeye girişleri kolaylaşacak, yerinden edilenlerin evlerine dönüşüne izin verilecek ve Gazze’nin tamamında halkın hareket özgürlüğü garanti edilecek.
İlk aşamada ayrıca, İsrail’in askeri ve keşif uçuşları günde 8 saat, İsrailli esirlerin serbest bırakıldığı günlerde ise 10 saat süreyle durdurulacak. Ayrıca 50’si yakıt olmak üzere günlük 500 yardım tırı Gazze’ye girecek ve bunlardan 250’si kuzeye gönderilecek, Gazze genelinde hastaneler, sağlık merkezleri ve fırınlar yeniden faaliyete geçirilecek.
KARŞILIKLI ESİR TAKASI
Hamas’ın, aralarında hala hayatta olan kadınlar, 19 yaş altı çocuklar ve 50 yaş üstü yaşlıların da bulunduğu 33 İsrailli tutukluyu serbest bırakmasına karşılık İsrail tarafı, Hamas’ın belirleyeceği liste doğrultusunda her bir İsrailli için çocuk, kadın ve yaşlılardan 20 Filistinliyi serbest bırakacak.
İlk aşamada ayrıca, 7 Ekim’de alıkonulduklarında fiili olarak askerlik görevini yürüten ve halen hayatta olan her bir İsrailli kadın askere karşılık 20’si müebbet hapis mahkumu 40 Filistinli tutuklu serbest bırakılacak.

Önerinin 42 gün sürecek ikinci aşamasında ise sürdürülebilir sükunet için gerekli düzenlemeler üzerinde anlaşılacak ve tüm esirlerin takas edilmesinden önce bunun yürürlüğe gireceği ilan edilecek. İkinci aşamada ayrıca, üzerinde anlaşmaya varılan sayıda Filistinli mahkuma karşılık hala hayatta olan İsrailli sivil erkekler ile askerler serbest bırakılacak, İsrail askerleri Gazze’den tamamen çekilecek, savaş nedeniyle tahrip edilen evlerin, sivil tesislerin ve altyapının kapsamlı bir şekilde yeniden inşası için gerekli düzenlemeler başlatılacak.
Üçüncü aşamada ise her iki tarafın elinde bulunan hayatını kaybetmiş tüm esirlerin naaşları takas edilecek ve Gazze’nin 5 yıllık imar planı uygulamaya koyulacak.
ABD: İSRAİL’İN CEVABINI BEKLİYORUZ
ABD yönetimi, Hamas’ın Katar ve Mısır tarafından iletilen “İsrail’le ateşkes önerilerine” onay vermesini hem içeride hem de bölgedeki müttefikleriyle değerlendirdiğini ve İsrail’in cevabını beklediğini açıkladı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, günlük basın brifinginde, Gazze’deki olası ateşkes durumuna ilişkin son durumu değerlendirdi. “Rehine anlaşması konusunda Hamas’ın bir yanıtı oldu. Şu anda bunu değerlendiriyoruz. Bunu bölgedeki ortaklarımızla da konuşuyoruz. (CIA) Direktörü Burns bölgede ve şu anda sahada bunun üzerine çalışıyor” diyen Kirby, hassas bir noktada olunduğu için daha ileri bir yorum yapamayacağını söyledi.
Kirby, bu noktada herkesin İsrail’in vereceği yanıtı beklediğini ve kendilerinin bu sürecin önüne geçmek istemediğini kaydetti.
]]>Özel, törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP liderine “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu” iddiası da soruldu.
TUTUKLU GENERALLERİN DURUMU
Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde generallerle ilgili bir talimatı olup olmadığı sorusu üzerine şunları söyledi:
– İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak bir açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırıdır. Ben şöyle dedim, bana böyle dediler dediğinizde, görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz. Ben gazetecilik merakına sonuna kadar saygılıyım ancak bu cevap için muhatap ben değilim. Benim söylemem doğru olmaz. Ben sadece kendimin ne yaptığını söyleyebilirim.
– Biz detaylı bir dosya hazırlamıştık. O dosyayı, Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede gündemimize aldık, üzerinde konuştuk. Ben bu konuda, önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeler olacağını ümit ediyorum, bu ümidimi koruyorum. Dikkatle takip edeceğiz. Belki Sayın Erdoğan bu konuda bir açıklama yaparsa ondan sonra o günle ilgili diğer detaylar aleniyet kazanabilir. Ama benim aksini yapmam müzakere tekniğine uygun bir davranış olmaz.

“BÜYÜK BİR NEZAKETLE MÜZAKERE EDİLDİ”
– Herkesin içi rahat olsun. Gezi davasında da 28 Şubat davasında da yaşanan hukuksuzluklar ve toplumdaki tüm beklentiler, yani önceden bir gündem hazırladığımızı söylemiştim. O gündem içindeki herhangi bir madde konuşulmadan o toplantıdan ayrılınmadı. O gün de söylemiştim, daha önce söylediğimiz her şey ve daha fazlası toplantıda konuşuldu. Büyük bir nezaket ile karşılıklı müzakere edildi, görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler çok net şekilde dillendirildi. Ben marj içinde kalmak zorundayım.
SİNAN ATEŞ İDDİANAMESİ
Özel, Sinan Ateş iddianamesi ile ilgili soru üzerine şöyle konuştu:
– Sinan Ateş iddianamesi le ilgili kapsamlı bir çalışma ve açıklama yapacağız. Ancak iddianame hem aileyi son derece rahatsız etmiştir hem de Türkiye’deki gerçekten adalet isteyen herkesi rahatsız etmiştir. İddianameyi hazırlayan savcının görevi şudur; delilleri toplamak, şahitleri dinlemek, soruşturmayı genişletmek ve en geniş şekilde yargılanma safhası gelmeden önce iddianameyi hazırlamak.
– Kamuoyunun kapsamı savcıdan geniş. Sizler savcıdan daha çok şey biliyorsunuz. İddianamenin özelliği şudur; iddianameyi okuduğunuzda haber yaparsınız. İddianame ile ilgili yapılan haberler, iddianamede bir şey olmadığına yönelik. İddianamede yeni bilgiler yok. Sizlerden birisi eline kalem alsa daha güçlü bir iddianame yazar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

AYŞE ATEŞ İLE GÖRÜŞECEK
Bu arada Sayın Ayşe Ateş -Sinan Ateş’in eşi- bizden bir randevu talebi olmuştu. Kendisiyle bugün görüşeceğiz. Kendisinin bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini biz de sizlerle takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra dah fazla, daha net şeyler söyleme imkanı buluruz.”
ERDOĞAN’IN ZİYARET TARİHİ NET DEĞİL
Erdoğan’ın iade-i ziyaretine ilişkin tarihin netleşip netleşmediği sorusu üzerine Özel, “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Tarih netleşince açıklanır” dedi.

“ÖZGÜVENSİZ DÖNEMDEN KALAN MESELELER”
“Görüşmeden sonra bazı iddialar da ortaya atıldı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu şeklinde yorumlar yapılıyor. Bu konuda değerlendirmeniz nedir” sorusu üzerine Özel, şu yanıtı verdi:
– 47 yıl seçim kazanamamanın verdiği özgüvensizliği atamamış bazı arkadaşlarımızın değerlendirmeleri. Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için canla, başla çalışan ve buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir, kim komplo teorileriyle bizleri meşgul etmek isteyebilir. Bunlar özgüvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam. Kayıt dışı siyasete karşıyız.
– Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz, açıklıyoruz, çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. CHP’yi topuyla, tüfeğiyle, tankıyla darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle özgüvensiz sorularla, özgüvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var daha iktidar olacağız.
]]>Dr. Leno, sabahları bırakmanız gereken dört ve bunların yerine yapmaya başlamanız gereken beş alışkanlığı şu şekilde sıralıyor…

YAPMAYIN: Güne hızlı bir başlangıç yapmak için e-postalarınızı kontrol etmeyin
İyi bir şey yaptığınızı düşünebilirsiniz, ancak Dr. Leno bunun yerine sadece sabahınıza gereksiz yere stres katıyor olabileceğinizi söylüyor.
Sabah ilk iş olarak telefonunuza uzanmamanız yönünde sık sık tekrarlanan tavsiyeyi duymuş olabilirsiniz. Ancak yatmadan önce telefon kullanımını kötü uyku kalitesine bağlayan çok sayıda çalışma olsa da sabah kullanımına ilişkin kanıtlar daha az kesindir.
Bir çalışma, “telefon molası” vermenin beyninizin gerçek bir mola vermesine gerçekten izin vermediğini gösterdi. Yani, ilk iş olarak telefonunuzu kontrol ettiğinizde beyninizin aşırı hızlandığını hissediyorsanız, nedeni bu olabilir.
YAPMAYIN: Yüksek sesli alarm sesiyle uyanmayın
Uyanmak için gürültüye ihtiyacınız olsa da, daha iyi bir uyanma deneyimine olanak tanıyan farklı sesler veya alarm saatleri denemelisiniz.
Dr. Leno, “Sizi uyandıran o büyük ses, çok fazla kaygıya neden olabilir. Neyin daha rahatlatıcı olduğunu bulun. Dünyada bizi kaygılandıran yeterince şey var.” dedi.
YAPMAYIN: Sorunu hemen çözmeye çalışmayın
İlk uyandığınızda kendinizi biraz sersem hissetmeniz normaldir. Bu duyguya uyku ataleti denir ve normalde 15 ila 60 dakika sürer. Bilim insanları bunun neden olduğunu tam olarak bilmese de bunun, gece boyunca beklenmedik veya istenmeyen uyanmalarda tekrar uykuya dalmanıza yardımcı olacak koruyucu bir önlem olabileceğini öne sürüyorlar.
Mesele şu ki, ilk uyandığınızda beyniniz en iyi durumda değildir.
Dr. Leno, “Sabah ilk iş olarak problemi çözmeye çalışmayın. Bazı şeyleri nasıl düzelteceğimi, nasıl çözeceğimi bulmaya çalışırken ben de çok suçluydum.” diyor.

YAPMAYIN: Dün ters giden şeylere odaklanmayın
Dr. Leno, “Bu çok ama çok zor bir şey” diye kabul ederken, uyanıp önceki gün sizi sinirlendiren bir şeyi düşünmenin kolay olduğunu ve “ne olursa olsun, kendimizi onunla tükettiğimizi” söyledi.
Bunun yerine zihninizi sinir bozucu konudan uzaklaştırmaya çalışın. Zor ve biraz pratik gerektirecek.
Dr. Leno, “Bu, gün boyunca onu hiç düşünmeyeceğiniz anlamına gelmiyor, ancak onu düşünerek uyanmamaya çalışın. Ve bunu bir sabah deneyebilirsiniz, işe yaramaz, ertesi sabah işe yaramaz. Ertesi sabah bunu denersiniz ve işe yarar.” diye ekledi.
Bu önerilerin çoğunda olduğu gibi, onlara bağlı kalmak çok önemlidir. Artık bırakmanız gereken alışkanlıkları bildiğinize göre, güne daha parlak bir şekilde başlamanın bilim destekli bazı yollarını burada bulabilirsiniz.
YAPIN: Meditasyonla ve derin nefeslerle başlayın
Dr. Leno, “Yaptığım ilk şey bir çeşit meditasyonla başlamaya çalışmak. Ve bunun tüm gününüzü almasına gerek yok.” dedi.
Psikolog, sabahları birkaç dakikanızı derin nefes almaya ve zihninizi sakinleştirmeye ayırmanın – ister rehberli bir meditasyon izliyor olun ister sadece kendi başınıza nefes alıyor olun – daha uyanık ve açık fikirli hissetmenize yardımcı olabileceğini söyledi.
YAPIN: Ne olmasını istediğinize odaklanın ve bir liste yapın
Güne dün neyin yanlış gittiğini veya bugün neyin yanlış gidebileceğini düşünerek başlamak yerine, başarmak istediğiniz şeyleri düşünün.
Bu çok açık görünüyor, ancak olumsuz “eğer olursa”ların ortaya çıkması kolaydır.
Dr. Leno, “Gününüzün veya günlerinizin kaosla dolu olacağına inansanız bile, olumlu bir şeyi hayal etmeye başlayın” diye önerdi.
Yapın: Yatak odanıza sizi gülümseten bir şey asın
Yatak odanızda asılı “neşe uyandıran” bir sanat eseri veya fotoğrafınız yoksa hemen bir tane edinin. Uyandığınızda, eğlenceli bir tatilin, sevdiğiniz birinin veya gerçekten keyif aldığınız bir sanat eserinin görsel olarak anında hatırlatılması, güne başlamanın harika bir yolu olabilir.

Yapın: Biraz hareket edin
Bunun tam bir egzersiz olması gerekmez. Birkaç dakika esneyebilir veya biraz yoga yapabilirsiniz. Dr. Leno, “eğer zamanınız ve enerjiniz varsa mutlaka egzersiz yapın” diyor. Ancak bazen basit hareketlerle de ruh halinizi iyileştirebilirsiniz.
YAPIN: Ne deniyorsanız ona sadık kalın
Bir alışkanlığın en zor kısmı onu oluşturmaktır. Dr. Leno, bu uygulamaları entegre etmenin zor olmasına rağmen önemli olanın denemeye devam etmeniz ve disiplinli kalmanız olduğunu belirtiyor.
Dr. Leno, “Sizin için önemli olan şeylere zaman ayırdığınıza inanıyorum. Zamanla yaptıklarınız doğal gelecek ve bunları devam ettirmek isteyeceksiniz.” diye ekliyor.
]]>
Bu nedenle yaşamlarının neredeyse tamamını, kalın perdeler ardında, karanlıkta geçiren çocuklar, güneşe çıkmak zorunda kaldıkları nadir anlarda ise vücutlarını örten özel UV korumalı giysiler, yüz maskesi ve eldivenleri takmak zorunda kalıyor.
Türkiye’de bu rahatsızlıkla mücadele eden 100 hasta içerisinde yer alan Ali ve Halenur kardeşler de kendilerini bildi bileli güneşe hasret hayat sürüyor. Ankara’da camları UV koruyucu filmlerle kaplı, kalın perdelerle örtülü evlerinde yaşayan iki kardeş, ancak güneş battığında sosyal hayata karışabildiklerini anlattı.

“İLKOKUL, ORTAOKUL VE LİSEYİ EVDE EĞİTİMLE OKUDUM”
Tedavisi henüz olmayan hastalığıyla tanı aldığı 4 yaşından beri mücadele eden 24 yaşındaki Ali Şahin, gün ışığından korunmak için sabah namazından akşam ezanına kadar evde kalmak zorunda olduklarını dile getirdi.
Eğitim hayatının kolay olmadığını ama pes etmediğini vurgulayan Şahin, “İlkokul, ortaokul ve liseyi evde eğitimle okudum, bu şekilde bitirdim. Evimize öğretmenler geldi hep. İlkokulda tek hocam geliyordu ama ortaokul ve lisede her branştan öğretmen evimize gelemedi. O yüzden eğitimim çok yarım kaldı, kendim çalışarak sınavlara hazırlandım” dedi.

Üniversite sınavına da kalın perde takılan küçük pencereli bir odada, hocaların ve kameraların gözetiminde tek başına katıldığını anlatan Şahin, “Kastamonu Üniversit’esini kazandım, ikinci öğretim olarak okudum. Yurtta tek kişilik bir odada kaldım. O dönem hocalarım bana çok yardımcı oldu, arkadaşlarım sabah sınavlara girerken ben akşam giriyordum, staja akşamları gidiyordum. Bu şekilde üniversiteyi de bitirdim” diye konuştu.
Üniversitenin Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik bölümünden 2021’de mezun olduğunu, hastalığından dolayı özel sektör veya kamuda çalışamadığını belirten Şahin, evde internet üzerinden parça başı işler yaparak harçlığını çıkardığını ama akşamları çalışabileceği bir iş aradığını söyledi.
Şahin, “Hastalığımızın ne yazık ki bir iş tanımı yok. Bu nedenle özel sektörde ciddi hayati riske karşın gündüz vakitleri çalıştırılan XP hastaları bulunuyor. Devletimizden XP hastalarına yönelik bir iş tanımı yapılmasını istiyoruz” ifadesini kullandı.

“KIZGIN DEMİRİ GÖZÜME KOYMUŞLAR GİBİ CANIM YANIYOR”
Ali Şahin, hastalığının yarattığı zorluğu, “Ben sadece akşamları dışarı çıkabiliyorum. Gün ışığında hiçbir şekilde gözümü açamıyorum, canım çok acıyor. Sanki kızgın bir demiri gözümün üzerine koymuşlar gibi canım yanıyor” sözleriyle dile getirdi.
Evlerinin pencerelerinde güneş ışınlarını yüzde 90 engelleyen UV filmlerin yanında karartma perdelerin de takılı olduğunu anlatan Şahin, şöyle devam etti: “Gündüz sadece hastaneye gitmemiz gerektiğinde evden çıkıyoruz. Bu durumda UV korumalı maskeler, kıyafetler giyiyoruz. Güneş gözlükleri takıp, çok yüksek korumalı güneş kremleri sürüyoruz. Arabamızda da UV cam filmleri ve karartma perdeler var. Bu şekilde hastaneye gidebiliyoruz.”

Arkadaş çevresiyle genelde akşamları görüştüğünü, güneş battığında tekvando kursuna gittiğini de aktaran Şahin, “Bir gün hastalığımıza yönelik bir tedavi bulunacağına yürekten inanıyorum. Bu hastalıkla ilgili araştırmalar yapılması bizler için büyük önem taşıyor” diye konuştu.
“GÜNDÜZ HEP EVDE OTURUYORUZ”
YKS’ye evde hazırlanan 21 yaşındaki Halenur Şahin de yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Abime 4 yaşında tanı konulduğu ve bundan ötürü hastalığı benim de taşıdığım anlaşıldığı için ailem beni doğduğum günden itibaren güneş ışığından korudu. Kendimi bildim bileli gün ışığından uzaktayım. Gündüzleri hep evde oluyoruz, dışarı akşam beraber çıkıyoruz. Haziran ayında YKS’ye gireceğim. Sınava kendi başıma evde hazırlanıyorum, biraz zor oluyor ama bu şekilde ilerlemeye çalışıyorum.”

Ağabeyi gibi okula gitmeden, evde eğitimle ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirdiğini, YKS’ye de camı olmayan bir odada, özel şartlarda gireceğini dile getiren Şahin, hastalığına yönelik bir tedavinin bulunacağına inandığını vurguladı.
]]>1 MAYIS MESAJLARI
1 Mayıs’ta çevrenizdekilerin işçi bayramını kutlayabileceğiniz günün anlamına yönelik 1 Mayıs mesajları. 1 Mayıs kutlu olsun!
1 Mayıs’ın, anlamına yakışır bir şekilde dostluk ve dayanışma havasında kutlanmasını dileyerek, başta işçi, memur ve emekçiler olmak üzere bütün milletimizin Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Emek olmadan hiçbir şey yetişmez.
Emek, sermayeye öncüldür ve ondan bağımsızdır. Sermaye ancak emeğin meyvesidir ve emek olmadan sermaye olmazdı. Emek sermayeden üstündür ve daha büyük önem arz eder.
1 Mayıs barış, demokrasi ve güvenIi bir geIecek için mücadeIe günüdür. Dayanışmanın, iyiliğin, birliğin ve güzelliğin birleştiği 1 Mayıs’ta tüm işçi kardeşlerimizi kutluyoruz.
ÖzeIde emekçiIerimizin, geneIde dünya emekçiIerinin birIik mücadeIe ve dayanışma günü 1 Mayıs işçi bayramını kutIuyorum.
Haksızlıkların, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve ezilmenin olmadığı, emeğin sömürülmediği, aydınlık, eşit ve güzel bir dünyayı göreceğimiz günlerin geleceği umuduyla, tüm emekçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlarız.

İşine hakim ol, işinin sana hakim olmasına izin verme.” (Benjamin Franklin)
Yaptığı işten ücret dışında bir şey alamayan insan, bence en acınacak insandır.” (Edna Kerr) Dünya İşçi ve Emekçiler Günü’nde herkesin keyif aldığı bir işte çalışabilmesini diliyorum.
Ne yaparsanız yapın onun sanatçısı olun, sokak süpürgecisi de olsanız, onun Picasso’su olun.” (Martin Luther King) İşini dosdoğru yapan herkesin 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Günü’nü kutluyorum.
Taşlar değil, yapılan işler anıtları meydana getirir. (J. T. Motley)
Hiçbir işte istikbal yoktur, istikbal işe sahip olan kişinin elindedir. Hepinizin istikbali açık 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
Bir metre iş yapmayı, bir kilometre söz vermeye değişmem.” Çalışan ve iş arayan her emekçinin 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
”Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.” (Confucius)

1 MAYIS’IN TARİHİ
1 Mayıs İşçi Bayramı neden kutlanıyor nasıl ortaya çıktı? İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
]]>
Öncelikle tabii İYİ Parti’yi ve İYİ Parti’nin yeni genel başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nu tebrik ediyorum. Ama bu kongrenin büyük bir olgunluk içerisinde geçmesini sağlayan Sayın Koray Aydın’ı ve Sayın Tolga Akalın’ı da tebrik ediyorum. Fakat ilginç bir tablo var ortada. Sizin yakından takip ettiğiniz günlerdi, İYİ Parti’yi iki kişi kurduk. Kurucular Kurulu’nu iki kişi oluşturduk. Herkes sonradan katıldı. Bugün partinin iki kurucusu da ayrıldı, yoklar. Tabii “Ben demiştim” demek istemiyorum ama Meral Hanım bugün konuşmasında, İYİ Parti’nin bir üçüncü yol olarak iki kutuplu Türk siyasetinde yola çıktığını söyledi. Evet öyle çıkmıştık. Hatta sizinle yaptığımız röportajda da ifade ettiğim husus buydu. Beni ayrılmaya iten gerekçelerden biri başlar başlamaz bu yoldan İYİ Parti’nin ayrılması ve CHP ile ittifaka girerek, önce genel seçimde alabileceğinin altında oy alması, sonra yerel seçimde CHP ile ittifak yapmasıydı ki, bu ittifak aynı zamanda dağılmış olan Cumhur İttifakı’nın yeniden kurulmasını sağlamıştı. Şiddetle karşı çıktım ve ayrıldım. Tabii siyasette “Keşke olmasaydı” denmiyor. Oldu ve bugünlere gelindi. Meral Hanım’a bundan sonraki hayatında sağlık ve mutluluk diliyorum. İYİ Parti’deki arkadaşlara kapımız açık, Sayın Müsavat Dervişoğlu bir kahve içmek isterse Zafer Partisi’nde güzel kahve yapılıyor.
Bu bir teklif mi?
Hatırlarsanız seçimden önce İYİ Parti’ye seçim işbirliği önerisinde bulunduk. İzah etmek için randevu istedim, verilmedi. Şimdi herhalde randevu isteme sırası İYİ Parti’de.
Sizi kurultaydan önce kimse aradı mı, davet etti mi?
Yok, kurultaya davet eden olmadı beni ama gazeteci arkadaşlar aradılar. Dediler ki “Kurultaya gelecekmişsiniz” Aklımdan bile geçmedi. Fakat ben bugün kurultayın yapıldığı Ankara Ticaret Odası’nın kongre salonunun altındaki kitap fuarında kitaplarımı imzaladım. Tabii kapının önünde bekleyen bazı İYİ Partili arkadaşlarla karşılaştık. Fotoğraf çektirmek isteyenler oldu. Çektirdik, hatta takıldım, “Yayınlama, sonra ihraç ederler seni” diye şakalaştık.
Bir milliyetçi lig tartışması var. Zaman zaman milliyetçilerin bir araya geldiğini biliyoruz. Geçen gün bir tweet attınız, dediniz ki “Milliyetçilik yükselmeye devam edecek”. Böyle diyorsunuz ama çok dağınık değil misiniz? Yavuz Ağıralioğlu’nun partisinin kurulacağı ifade ediliyor. Bir yanda İyi Parti, bir yanda siz, bir yanda BBP, MHP… Sol partiler için denir ya, bir türlü bir araya gelemiporlar diye. Ama görüyoruz ki milliyetçiler de öyle.
Haklısınız.
Değişik anlayışlar ve milliyetçilik yorumları var. Bunlar arasında uzlaşma sağlanabilecek zeminler de mevcut, sağlanamayacak olanlar da…
Bir gün birleşme olabilir mi?
Siyasette şu olmaz demek mümkün değil. Eğer Erdoğan ile Bahçeli yıllarca birbirine küfür ettikten sonra bir araya gelebiliyorsa neden olmasın. Özetle İmralı’da PKK elebaşısıyla anayasa konuşan bir AKP, altı ay sonra tırnak içinde en sert anti-terörist parti haline dönüşüyorsa siyasette “Bu olmaz” demek mümkün değil.
Önemli olan ilkeler üzerinde konuşmaktır. Türkiye’nin ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa… Yoksa birliktelik olsun diye birliktelik olmaz.
Milliyetçi lig?
Evet, bunu gündeme önce Sayın Tuğrul Türkeş’in siyasi danışmanlığını yapan Sinan Baykent adlı bir arkadaşımız gündeme getirdi makalesinde. Çok donanımlı bir siyaset bilimcidir. Tuğrul Bey onu daha da siyasi dile tercüme ederek Türkiye’nin gündemine getirdi. Ama bugün gündemde reel politik anlamda böyle bir şey yok.
“Türk siyasetinde her şey olabilir” diyorsunuz. Biz sizden daha net ve keskin cümleler duymaya alışığız. O yüzden direkt sorayım: İYİ Parti size gelse…
İlkelerden taviz vermeyiz. Mesela Atatürk’ten taviz vermeyiz. Kuruluş değerlerimizden taviz vermeyiz. Milli, üniter, laik devletten taviz vermeyiz. Taviz verilmeden bunlarda uzlaşma sağlanır ise olur tabii ki.
Rahmetli Demirel’in bir lafı var, “Eğer barışmayacaksanız kavga etmeyeceksiniz” der. Kavgalar siyasette kişisel kavga değildir. Bakın size şimdi ilk kez bir şey açıklayacağım.
Buyrun.
Zafer Partisi hiçbir yerde hiçbir partiyi desteklemedi. Bir tek Mersin Mut’ta çok güvendiğim, çok sevdiğim partili arkadaşlarım bana geldiler, “Mut’ta İYİ Parti’nin belediye başkanı adayı gerçek bir Türk milliyetçisi, onun seçilmiş olması, bizim seçilmiş olmamız anlamına gelir. Rica ediyoruz, aday çıkartmayalım ve destekleyelim.” Öyle yaptık, seçildi. Seçim öncesi önerimizi dinleselerdi, ortaya yüzde 20’yi hedefleyen bir dinamik çıkıyordu. Olmadı, ileri tarihte olabilir mi, neden olmasın?
Zafer Partisi olarak, seçimden nasıl bir mesaj aldınız?
Hem saha hem anketler oyumuzu daha yüksek gösteriyordu. Ancak son hafta Erdoğan’dan intikam duygusu ön plana çıkınca sahadaki oyumuzun bir bölümü CHP’ye kaydı. Üniversite sınavları da öğrencilerin oy kullanmasını engellediği için bir oy kaybı yaşadık. Geçen seçimlerde 4.5 milyon seçmene aday çıkararak ulaşamadık. Bu seçimlerde ise 7.5 milyon seçmene aday çıkaramadık. Bunlara rağmen oyumuz rakamsal olarak nerede ise sabit kaldı. Oransal olarak ise 2.2’den 2.6’ya çıktı. Yerel seçim dinamiklerine rağmen bu sonuç bizi tatmin etmese de umut verici. Seçmenimiz genç, eğitimli ve motive, geleceğe umutla bakan kararlı bir seçmen. Kar yağınca önce toprağı soğutur ve bu süreçte erir, tutmaz. Kar toprak soğuduktan sonra tutar.
ÖZEL’İN LİSTESİNDE SIĞINMACILAR YOK
Siyaset, Erdoğan-Özel görüşmesine kilitlendi. Bu görüşmeden ne çıkar, bir öngörünüz var mı?
Nasıl sonuç çıkacak, bilmiyorum. Ama Sözcü Gazetesi’nde çıkan Özgür Özel’in 8 maddesini incelediğim zaman doğrusu hayret ettim. Bu maddeler arasında ülkede yaşayan 13 milyon sığınmacı ve kaçak yok.
“Sayın Erdoğan, bu sınırlarda güvenliği sağlamayı düşünmüyor musunuz?” sorusu yok. Bakın daha dün mahkeme bir Suriyeliyi İstiklal Caddesi’nde bombalama yaptığı ve 6 yurttaşımızı öldürüp, 99 yurttaşımızı yaraladığı için 7 kez müebbet hapse mahkûm etti. Bunların arasında daha ne kadar terörist ajan olduğunu ne ben biliyorum ne siz. Sayın Özgür Özel bunu gündemine almamış. Diğer yandan tabii Erdoğan açısından seçim sonucu bazı politikaları değiştirme ve yeni bir iletişim stratejisi kurma gereğini ortaya çıkardı. Bugün Erdoğan’ın bir benzin istasyonunda vatandaşlarla sohbet ettiği haberine siz de rast gelmişsinizdir muhakkak. 22 senedir bir rant ve soygun ekonomisi var bu ülkede. Bu ülkeyi bitap düşüren, bu ülkenin insanlarını açlığa mahkûm eden, 30,5 milyon insanı sosyal yardım almak zorunda bırakan bir ekonomik darboğaz ve kriz var. Özetle, halkın bu seçimde buna tepki gösterdiğini ve AKP elitinin halktan radikal kopuşunu ortaya çıkardığı bir durumu tamir etme girişimi… Öte yandan bu sürece belki Cumhuriyet Halk Partisi’ni de bir şekilde ortak etmeye yönelik bir girişim olabilir. Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Mesela anayasa değişikliği süreciyle ilgili dün bir AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın “İlk dört maddeyi değiştirmeyeceğiz. Parlamenter demokrasiye dönüş yok. 50+1’den dönüş yok” sözlerini duydum. Kardeşim o zaman neyi değiştireceksiniz? Özetle yerel seçim iktidar açısından bir güven oylamasıydı. Bu güven oylamasından çıkamadı. Bu süreci yumuşatarak unutturma ve düzenleme girişimi olarak görülebilir.
Unutturup, düzenleyebilir mi?
Ekonomik veriler bunun gerçekleşmeyeceğini, krizin daha radikal hale geleceğini gösteriyor. Bir sene içerisinde 250 milyar dolar borç ödeyecekler. Nasıl ödenecek bu borç? Ve hala TBMM Başkanı, ailesiyle Mardin’e özel uçakla gidiyor. Bunun parasını biz ödüyoruz. Hala lüksten, israftan vazgeçilmiyor. Üretimi, verimliliği artırmayı konuşmuyoruz.
POLİSTE CEMAATLEŞME, TARİKATLAŞMA VAR
Adıyaman Altınşehir Polis Merkezi Amirliği’nde görev yapan polis memuru kendi beylik silahıyla iki polis amirini yaraladı. 2 şehit var. Yıllarca Polis Akademisi’nde ders verdiniz. Ne oluyor?
Ocak ayından bu yana 17 polis intihar etti. Polisin çalışma koşulları çok ağır. Geçinmekte de zorluk çekiyorlar. Benim duyduğum bu polis bitcoin dolandırıcılığına kurban olmuş. Savcıya gitmiş, şikayette bulunmuş. Savcı da onu karakola geri yollamış. Karakolda önce kapıda bir komiserle, sonra amiriyle tartışma yaşamış ve silahına davranmış. Bu olay bize bazı yapısal sorunlar olduğunu söylüyor.
Polisteki bazı yapısal sorunlarla ilgili olduğunu görüyoruz. Birincisi, poliste cemaatleşme, tarikatlaşma var. Çok üzerinde durulmuyor ama Özel Harekat’ta çok ağır bir tasfiye gerçekleşiyor. Deneyimli kadrolar görevden uzaklaştırılıyor, deneyimsizler atanıyor. Bunun raporunu da önümüzdeki günlerde kamuoyunda paylaşacağız. Az önce söylediğim gibi çok çalışıyorlar, geçinemiyorlar. Tüm bunlar poliste bir gerilim yaratıyor. Üstelik Türkiye her geçen gün hem suç oranının arttığı hem de suçun niteliğinin değiştiği bir ülke. Uluslararası mafyanın merkezi olmuş durumda. İnanılmaz bir silahla örgütlenme var. Milli güvenlik tehdidine dönüşüyor. Bununla ilgili 12 yıl kadar önce iyi tanıdığım bir emniyet müdürü arkadaşım, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en önemli sorunlarından bir tanesinin mafyalaşma olacağını söylediğinde ihtiyatla yaklaşmıştım. Şimdi görüyoruz ki mafyalaşma, ağır silahlı bir mafyalaşma süreci yaşıyoruz. Bununla göğüs göğüse olan yine polis. Sadece 84 milyon Türk vatandaşıyla karşı karşıya değil, 13 milyon sığınmacı ve kaçakla da karşı karşıya ilk gelen polis oluyor. Bütün bunlar bir araya gelince polis üzerinde ağır bir psikolojik, ekonomik, politik, iktidar baskısı oluşuyor. Neticede bu tür intiharlar veya patlamalar yaşanıyor.
Sığınmacı sorunu çözülmezse ne yaşarız?
– Zafer Partisi’nin önerdiği Anadolu Kalesi projesi ile sınırlarımızdan geçen yılda 400 bin kaçağın gelişi engellenmez ve 13 milyon sığınmacı ülkemizde kalarak doğumlar ile artarsa 2040 yılında sadece ülkemizdeki Suriyeli sayısı 21 milyon olur.
– Bugün sayıları 2 milyon olan Afganlar, 2 milyon olan Afrikalılar da artacaktır.
– Enflasyon düşmez artar, işsizlik artar, Türkler işsiz kalırken, Türk doktor, mühendis göçü Avrupa’ya devam eder. Türkiye emek yoğun geri teknoloji ülkesi olur.
– Uyuşturucu zaten bir tehdit, sığınmacıların kalması durumunda uyuşturucunun ülkemize girmesi ve yayılması kolaylaşacaktır. Türkiye Afyon Savaşı öncesindeki Çin’e döner. Şehirlerimiz güvensizleşir.
– Türkiye, geri dönülmez şekilde kültürel olarak Ortadoğululaşır. Türk kadınları özgürlüklerini kaybederler.
– Ortaya yeni Arap ırkçısı terör örgütleri çıkar.
– Cihatçı Selefiliğin etkisi artar.
– Türkiye’nin sonunda Suriye ve Irak gibi iç savaşa sürüklenir.
]]>İşte uzmanların güne iyi bir başlangıç yapmak için yapmanız gerektiğini düşündüğü şeyler…

1. Akşam yemeği sonrası yürüyüşe çıkın
Akşam yürüyüşü sadece havanın tadını çıkarmak için güzel değildir, aynı zamanda sağlığınıza da yardımcı olabilir.
Araştırmalara göre, akşam yemeğinden sonra yavaş bir yürüyüş yapmak da kan şekeri seviyesini düşürmeye yardımcı olabiliyor. Çok sayıda çalışma, her gün doğada vakit geçirmenin kan basıncınızı kontrol altında tutmanıza yardımcı olabileceğini gösteriyor.
2. Telefonunuzu başka bir odada şarj edin
Telefonunuzu alarm saatiniz olarak kullanıyorsanız yalnız değilsiniz. Ancak uzmanlar, telefonunuzu yatak odanızdan çıkararak uyku kalitenize ciddi bir iyilik yapabileceğinizi söylüyor.
Yale Üniversitesi psikoloji profesörü Laurie Santos, HuffPost’a, “Yatmadan yaklaşık 30 dakika önce ekranlarınızı kapatın ve geceleri onları kontrol etme isteğine kapılmamak için cihazlarınızı yatağınızdan uzak tutun. Ayrıca sosyal medyayla veya e-postanızla işi olmayan eski tarz alarm saatlerinden birini almanızı da öneririm.” dedi.
3. Sıcak bir banyo yapın
Uzmanlar, duşun iyi olduğunu ancak akşamları yatmadan önce banyo yapmanın mutluluk için gerçekten yardımcı olabileceğini söylüyor.
Zihin-beden psikoloğu Justine Grosso, HuffPost’a, “Duş almak yerine tamamen suya dalmanın, depresyonlu kişilerde ruh halini iyileştirdiği görüldü.” dedi. Psikolog, aynı zamanda uykusuzluk çeken kişilerin uykusunu iyileştirdiğinin ve kardiyovasküler sistemi güçlendirdiğinin tespit edildiğini de ekledi.
4. Kendinizle ilgilenin
Vücut taramaları, akşamları kendinizle görüşmenin bir yoludur.
Wisconsin-Madison Üniversitesi Sağlıklı Zihinler Merkezi’nde araştırma bilimcisi olan Cortlandt Dahl, “Başınızdan başlayıp ayak parmaklarınıza ulaşana kadar yavaşça aşağıya doğru ilerleyerek vücudunuzun her bir kısmına dikkat edin. Bedeninizde fark ettiğiniz hisleri ciddiye alın.”
Dahl, bu tekniğin stresinizi atmanıza ve günün stresinden kurtulmanıza yardımcı olmasının yanı sıra “iç dengeyi” yakalamanıza da yardımcı olabileceğini söyledi.
Ayrıca derin nefes almayı veya hafif esnemeyi de deneyebilirsiniz, bunların her ikisi de parasempatik sinir sistemini harekete geçirebilir ve sizi daha fazla dinlenmeye hazırlayabilir.
5. Başardığınız her şeyi düşünün
Birçok uzman, gününüzü derinlemesine düşünmenin mutlu bir şekilde uykuya dalmanın harika bir yolu olabileceğini vurguladı.
İngiltere merkezli psikolog Lee Chambers, “Ne kadar küçük olursa olsun, bir hedefe doğru atılan adımları, üstesinden gelinen zorlukları veya tamamlanan görevleri not edin” dedi.
Uzman, tek bir günde ne kadar çok şey başardığınızı not etmenin, ertesi sabah olumlu bir uyanma için zemin hazırlamaya yardımcı olabileceğini ekledi.
6. Neye minnettar olduğunuzu yazın
Uzmanlar her günün sonunda minnettar olduğunuz üç şeyi yazmanızı önerdi. Bu öğeler büyük ya da küçük olabilir, ancak her iki durumda da, Kaliforniya Üniversitesi Profesörü Robert Emmons’a göre, nimetlerinizi saymanın “refahınızda önemli iyileşmelere” yol açtığı biliniyor.
Dahl, her akşam uykuya dalarken neye minnettar olduğunuzu düşünmek için birkaç dakikanızı ayırırsanız, doğal olarak daha az stresli ve hayata daha bağlı hissedeceğinizi ekledi.
]]>1 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
1 Mayıs Türkiye’de resmi tatil olarak kutlanıyor. 1 Mayıs ülkemizde 15 yıldan bu yana resmi tatil takvimi içerisinde yer alıyor.
1 MAYIS HANGİ GÜN?
1 Mayıs, 2024 yılında Çarşamba gününe denk geliyor. Bu gün kamu kurum ve kuruluşları kapalı olacak.
1 MAYIS GÜNÜ OKULLAR TATİL Mİ?
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı da resmi tatil olduğu için kamu kurum ve kuruluşları kapalı olacak. Bu tarihte okullar da tatil olacak.
1 MAYIS NEDEN KUTLANIYOR?
İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.
Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
1 MAYIS’TA BANKALAR ÇALIŞIYOR MU?
1 Mayıs hem resmi tatil hem de hafta sonu olduğu için bankalar vatandaşlara hizmet vermeyecek. İnternet bankacılığında ise hafta sonu olduğu gibi EFT işlemleri ilk mesai saatinde gerçekleşecek.
]]>Seçim çalışmaları nedeniyle ilçe yöneticilerine teşekkür eden Özel, Belediye Başkanı Ahmet Öksüzoğlu’nun aday gösterilme ve seçim başarısını şu sözlerle anlattı:
* “Ahmet Öküzcüoğlu 2017 yılında adaşı ilçe başkanı Ahmet Başkanım tarafından bana dişhekimi Ahmet Öküzcüoğlu’nu ikna edersek biz Alaşehir’i alırız demişti. Ben de demiştim ki Alaşehir’i almak için çok önceden çok iyi bir adaya ihtiyaç var. Gittik, konuştuk. İkna ettik. Türkiye’nin ilan edilen ilk belediye başkan adayıydı. 1,5 yıla varan bir kampanya sürecinde gitmediği köy, mahalle, çalmadığı kapı, görüşmediği kimse kalmadı.
* Zaten geçmişten kayınpederi CHP’nin, kendi babası merkez sağın sevilen ve sayılan isimlerindendi. Erkin Türker bizim büyüğümüzdü. Öyle bir başarı elde etti ki geçen seçimlerde Manisa’nın en büyük sürprizini yaptı. Ama bu sene aday olduğunda kimileri Alaşehir’de zorluklar var diyordu. Ama ben şundan emindim. Ahmet Öküzcüoğlu, temiz belediyecilik yaptı. Çalışkandı, dürüsttü. Şeffaftı. Birileri gibi bir partiye üye olanların sadece kendi gençlik kollarının değil bütün Alaşehir’in belediye başkanlığını yapmıştı. İnancım ve güvenimi hiç biriniz boşa çıkarmadınız. Ahmet Öküzcüoğlu, bu sefer iki kişinin birinden de fazla, yüzde 53 oyla seçildi. Kendisini kutluyorum.”

“İŞİM VE GÜCÜM TÜRKİYE”
Alanda pankart açan gençlere de seslenen Özel, “Bizim Ahmet Başkanın işi gücü Alaşehir, benim işim ve gücüm Türkiye. Sizin de işiniz gücünüz okulunuz ve dersleriniz” dedi.
“HARAMDAN BIKAN, UZAKLAŞAN MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARDAN OY ALDIK”
“31 Mart akşamı CHP olarak bir zafer elde etmedik. Kazanılan başarı hepimizindir” diyen Özel, şunları söyledi:
* “Alaşehir’de elbette siz aslan sosyal demokratlardan oy aldık. Ancak Alaşehir’de gönlünde ve gözünde güneş olan iyi insanlardan, geçmişte MHP’de olan demokrat ülkücülerden, milliyetçi demokratlardan oy aldık. Geçmişte AKP ile yola çıkan ama son zamanlarda yalandan ve haramdan bıkan, uzaklaşan muhafazakar demokratlardan oy aldık. Dünya kadar göç alan Alaşehir’imizde, biz vatanına, milletine, bayrağına saygılı Kürt demokratlardan oy aldık.
* Alaşehir’de Alevi’sinden Sünni’sinden, Pomak’ından göçmeninden, Laz’ından, Çerkez’inden, biz Alaşehir’de bütün Alaşehir’den oy aldık. Alaşehir ittifakı kazandı, Türkiye ittifakı kazandı. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu seçim başarısı bizleri asla şımartmayacak. Bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Bunu sadece ve sadece bizim omuzlarımıza yüklenmiş bir vazife ve geleceğe doğru Türkiye adına yakalanmış bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsat bizlerin evlatlarını işe yerleştirme ya da yandaşlarını zenginleştirme, ona buna ihaleleri peşkeş çekme fırsatı değildir.
“TÜRKİYE’NİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEYE, ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ İKTİDAR YAPMAYA GELDİK”
* Biz hep beraber Türkiye Cumhuriyetinin tarihini değiştirme, tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu tarih artık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletin efendisi dediği köylülere, al ananı da git diyenlere inat, köylüyü, çiftçiyi, hayvancılıkla uğraşanları, yalnız bırakmayan, onlara sahip çıkan Cumhuriyet tarihini, esnafı, Ahi Evran’ın torunlarını, dürüst ve çalışkan esnafı, siftahsız bırakanlara karşı onlara sahip çıkmak için, artık onlar için yeniden Cumhuriyetin temel değerlerini sahiplenmeyi, emekliye 10 bin lira verip açlığa ve yoksulluğa itenlerin, 10 bin lira ile kira verip aç kalacak, karnını doyursa aç kalacak emeklinin sesini duymak için, Atatürk’ün dediği gibi Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir.
* Kimsesizlere, sahipsizlere, unutulanlara, yoksullaştırılanlara, iflasa sürüklenenlere sahip çıkmanın fırsatını yakaladık hep beraber. Bunun için çok çalışacağız, kimseyi geride bırakmayacağız. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde elde ettiğimiz başarıyı Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde yeniden birinci çıkarak, -bu haritada gördüğünüz kırmızı yerler yetmez- bütün Türkiye’yi kırmızıya boyayarak, ortasına ay yıldızlı al bayrağı koyarak, Türkiye’nin yüzünü güldürmeye, Atatürk’ün partisini iktidar yapamaya geldik.
“BİRİLERİ KAVGA ETMEK İSTİYOR, ETMEYECEĞİZ”
* Herkes şunu bilsin ki birileri kavga etmek istiyor, etmeyeceğiz. Birileri laf dalaşı istiyor. Yapmayacağız. Birileri gündem saptırmak istiyor, bu oyuna düşmeyeceğiz. Kavga isteyenler kavga şöyle olacak, öyle kimlik siyasetinde kavga, günlük siyasette kavga, atışma, hakaret, birbirine iftirada yarışma değil kavga edeceksek çiftçiler için edeceğiz, işçiler için edeceğiz. Emekçiler için, emekliler için kavga edeceğiz. Elbette her geçen gün biraz daha meydanlarda bizimle olan, heyecanlanan, partimize koşturan gençlerin kaybolan umutlarını yeniden canlandırmak için, gençlerin dünyanın gelişmiş ülkelerinde değil bu güzel ülkede hayal kurmalarını sağlamak için, gençler ki Atatürk Cumhuriyeti onlara emanet etmiştir. Onların geleceğine sahip çıkmak için hep birlikte çalışacağız.
* Bundan sonra vatandaşın gündeminde olmayan hiçbir gündemle meşgul değiliz. Yoksulluk bizim gündemimiz. İşsizlik bizim gündemimiz. Kimsesizlerin kimsesi olmak bizim görevimiz. Ancak lüzumsuz tartışmalarla birilerinin bitmiş olan kredilerini yeniden kazandırmak. Tükenmiş olan siyasi geleceklerine yeniden umut olmak niyetinde değiliz. Bu ülke kendi kaderine kendi karar verecek. Bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ikinci yüzyılda görevi verecek. Yeniden Cumhuriyet ve demokrasi, yeniden güçlü, müreffeh, zengin bir Türkiye’yi hep beraber kuracağız. Size bunun sözünü veriyorum.
“TÜRKİYE İTTİFAKI ADINI GÜZEL ÜLKEMİZDEN, RENKLERİNİ AY YILDIZLI ŞANLI BAYRAĞIMIZDAN ALIR”
* Bu seçimi söylediğim gibi Türkiye ittifakıyla kazandık. Türkiye ittifakı bir büyük ittifaktır. Ama partiler arasında kurulmuş değildir. Türkiye ittifakı sandıkta kurulmuştur. Türkiye ittifakı Alaşehir’in Cumhuriyet Meydanı’nda kurulmuştur. Türkiye ittifakı tarlalarda, fabrikalarda, Türkiye ittifakı köylerde kurulmuştur. Gönüllerde kurulmuştur. Türkiye ittifakı Türkiye’de milli takım gol atınca sevinen herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı filenin sultanları şampiyon olunca, İstiklal Marşı ile şanlı bayrak gönlere çekilirken kızlarımız ile birlikte ağlayan herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı adını güzel ülkemizden, renklerini ay yıldızlı şanlı bayrağımızdan alır. Kırımız, beyaz. En büyük Türkiye. Şundan emin olun ki günü gelince yine Türkiye ittifakı kazanacak. Günü gelince yine Türkiye kazanacak. Hiç kimse kaybetmeyecek. AKP’liler siz bizim milletimizin birer ferdisiniz. Biz sizi asla itmedik, asla itmeyeceğiz, asla bu memleketin ötekisi yapamayacağız.
“YENİ BİR SAYFA AÇIYORUZ”
* MHP’liler geçmişte yaşanan her şey bir yana, son yıllarda yaşanan Alaşehir gerilimleri bir yana, biz temiz bir sayfa açıyoruz. Yeni bir sayfa açıyoruz. Bundan sonra tartışmaların, gerilimlerin değil bu güzel Alaşehir ve Manisa’da, bu güzelim memlekette hep birlikte barış içinde yaşamak için herkese kucaklarımızı açıyoruz. Belediyenin kapısı ardına kadar açıktır. Gönüllerimiz ardına kadar açıktır. CHP’nin kapıları ardına kadar açıktır. Zira CHP, herhangi bir siyasi parti değildir. CHP, savaş meydanlarında kurulmuş, kurucuları bu ülkenin de kurucuları olan kahramanlardır. CHP, o yüzden baba evidir. Baba evi herkesin içine doğduğu, kiminin ileride ayrıldığı, kiminin kaldığı, kiminin ırakta oturduğu, kiminin yakında oturduğu, kiminin büyüğünü aradığı, kiminin küçüğüne razı olduğu ama herkesin çayının demli olduğunu bildiği, çorbasının kaynadığını bildiği, bacasının tüttüğünü bildiği, başım sıkışırsa baba evi orada diye bildiği yerdir. Zorda kalırsam baba evine dönerim dediği yerdir. Şimdi gün o gündür. Baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Arkamda gördükleriniz bu partinin yöneticileri, üyeleri bugüne kadar o çorbayı kaynatanlardır. O baca tütsün diye odun çekenlerdir. Hepsinden Allah bin kere razı olsun.
“BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE ARTIK SİYASİ KAVGALAR DEĞİL BİRLİKTE MÜCADELELERİN DÖNEMİDİR”
* Ama babaevine, dün baba evinde olmayıp bugünden gelene içine girmese de yakınında durana, CHP üyesi olmasa da oyunu verene diyorum ki bu ev benim kadar senindir. Çünkü buranın tapusu ne bendedir, ne bir başkasındadır. Bu evin tapusu Ecevit’te de yoktu, rahmetli İsmet Paşa’da da. Bu evin tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bunun için bundan sonraki süreçte artık siyasi kavgalar değil birlikte mücadelelerin dönemidir.
“YARIN ARTIK KISA ÇÖPÜN UZUN ÇÖPTEN HAKKINI ALACAĞI GÜNDÜR”
* Atanmayan öğretmene de staj ve çıraklı mağduruna da, emeklilikte kademe bekleyene de, 9 bin gün yüzünden emekli olamayan Bağ-Kurluya da, hak ettiği primi alamayan, bugün üzümcünün ve bağcının sıkıntılarının çözülmediğini, yapraktaki ve üzümdeki sorunları biliyoruz. Çiftçinin mücadelesini hep birlikte yürüteceğiz. Esnafa da emekçilere de emeklilere de hep birlikte sahip çıkacağız. Bu ülke yoksulluk çekecek bir ülke değildir. Bu ülke işsizlik çekecek bir ülke değildir. 3 tarafı güzel denizler olan. Her zaman turizm için uygun bir yeri olan. Genç nüfusu olan. 600 yer altı zenginliği bulunan. Mineraliyle, vitaminiyle, cevherleriyle, madenleriyle, petrolüyle, her tarafından bereket fışkıran bu ülke kendinden çok daha mağdur ülkeler varken, onların 10’da biri emekli ücretine, 5’te biri asgari ücrete asla razı olamaz. Yarın birlikte mücadelenin günüdür. Yarın artık kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı gündür. Yarın Alaşehirli üzüm üreticisinin, bağ üreticisinin, Alaşehirli çiftçinin hakkını alacağı gündür.
“SİZİN İÇİN ÇALIŞACAĞIM VE BU PARTİYİ İKTİDAR YAPIP SİZE BORCUMU ÖYLE ÖDEYECEĞİM”
* Ben burada ilk kez size CHP’nin Genel Başkanı olarak hitap ediyorum. Hepinizin bugüne kadar vermiş olduğu tüm desteklere minnet duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. İyi ki Manisalıyım. İyi ki sizin evladınızım. Örgütümüze, ilçe yönetimimize, belediye başkanımızı, onun hizmetlerini, kadrolarını emanet ediyorum. Belediye başkanıma Alaşehir’in yoksullarını, Alaşehir’in gençlerini, emeklilerini, çiftçilerini, güzel insanlarını emanet ediyorum. Alaşehirlileri, Evliya Çelebi’nin gelip de gördüğü ‘Ne ala şehir’ dediği, bu ala şehrin, ne ala insanlarını, en ala insanlarını Allah’a emanet ediyorum. Hep birlikte başaracağız. İyi ki varsınız. Hakkınızı helal edin. Sizin için çalışacağım ve bu partiyi iktidar yapıp size borcumu öyle ödeyeceğim.”
]]>Jandarma, Berzeg’e ait olduğu değerlendirilen kemik ve kıyafet parçalarının yanı sıra Korhan Berzeg’in kimlik ve banka kartlarının bulunduğu kırsal Armutlu Mahallesi’ne yaklaşık 3,5 kilometre uzaklıktaki engebeli ve orman örtüsünün yoğun olduğu dere yatağında inceleme yapıyor.

Armutlu Mahallesi’ndeki yazlık evinden ‘Tina’ isimli köpeğiyle ayrıldıktan sonra haber alınamayan ve evinin 4 kilometre uzağındaki dere kenarında kimlik, ehliyet, banka, kredi kartları ve kıyafet parçaları ile kendisine ait olduğu düşünülen kemik parçaları bulunan Korhan Berzeg’i (84) arama çalışmaları 314’üncü günde sürdürülüyor.
Dün bölgede yapılan arama çalışmalarında başka bir ize rastlanmazken, diğer kemik parçalarının, hava şartlarına bağlı olarak üstünün bitki örtüsüyle kaplanması ve toprak altında kalmış olması ihtimaline karşı alan taraması kadavra köpeği ile detaylı olarak yürütülüyor.
312 GÜN SONRA KEMİK PARÇALARI
Berzeg’in kayboluşundan 312 gün sonra, 23 Nisan’da saat 13.30 sıralarında Gelgeç Mahallesi Muhtarı Ahmet Gülay, mahalleye gelen su ile ilgili inceleme yaptığı sırada Korhan Berzeg’in Armutlu Mahallesi’nde bulunan evinin 3,5 kilometre uzağındaki ormanda dere kenarında Berzeg’e ait kimlik ve kredi kartı, kıyafet ile insana ait olduğu değerlendirilen kemik parçaları buldu. Gülay’ın haber vermesi üzerine bölgeye çok sayıda jandarma ekibi sevk edildi.
KİMLİK VE KREDİ KARTLARI BULUNDU
Yapılan olay yeri incelemesinde, paça kısımları parçalanmış pantolon cebinde yine parçalanmış kahverengi cüzdan ve içerisinde Korhan Berzeg adına düzenlenmiş 3 farklı bankaya ait kredi kartı, 1 banka kartı, parçalanmış halde İstanbul ücretsiz taşıma kartı, İstanbul Mavi kart, yine Korhan Berzeg adına düzenlenmiş sürücü belgesi ve kimlik kartı ile parçalanmış halde 10 TL, 1 adet 100 TL, 1 adet 50 TL, 4 adet 10 TL, 1 araç anahtarı ile muhtelif anahtarlar bulundu.

Cumhuriyet Savcısı ile jandarma ekiplerinin olay yerinde yaptığı çalışmanın ardından, kemik parçaları ile kıyafet ve malzemeler incelenmek üzere alındı.
KAFATASI BULUNAMADI
Berzeg’in, köpeği ile birlikte yürüyüş yaptığı yolun üst kısmındaki dere kenarında bulunan pantolon ile malzemelerden bazılarının parçalanıp, yırtılmış olması, hayvan saldırısını güçlendirirken, aynı bölgede kemik parçalarının bulunması ve kafatasının ve iskelet bütünlüğünün bulunmaması, cesedin hayvanlar tarafından parçalanarak dere kenarına getirilmiş olma ihtimalini gündeme getirdi.
BÖLGE 9 KEZ TARANMIŞTI
Korhan Berzeg’e ait eşyaların daha önce defalarca aranan bölgenin üst kısmında, patika yolda bulunması Alzheimer hastası olan Berzeg’in yolunu kaybetmiş olma ihtimalini güçlendirirken, Berzeg kaybolduktan sonraki 130 gün boyunca, hem karadan hem de dronla havadan 9 kez taranan 325 kilometrekarelik alanda bir ize rastlanmaması ise yetkililer tarafından, bölgenin sık bitki örtüsü ile kaplı olmasına bağlandı.
Gönen ilçesinin yüksek rakımlı yerlerindeki mahallelerden başlayarak, Korhan Berzeg’in evinin bulunduğu Armutlu Mahallesi’ne doğru çalışmalarını, ormanda ve ovada sürdüren ekipler, aynı zamanda yırtıcı kuşları da takibe almıştı. Üzerinde yırtıcı kuşların yoğunlaştığı tespit edilen bölgede yapılan aramada ise bir koyun ve karga ölüsüyle karşılaşılmıştı.

Kemik parçalarının bulunduğu bölgede, yırtıcı kuşlarla iz sürülememesinin ve bugüne kadar bir bulguya rastlanmamasının nedeni de yine engebeli arazi ile sık bitki örtüsüne bağlandı.
KADAVRA KÖPEĞİ ARIYOR
Korhan Berzeg’in kıyafet ve eşyaları ile kemik parçalarının bulunduğu bölgede, dün sabah itibarıyla yeniden arama çalışması başlatıldı. Ancak bir ize rastlanmadı. Bu sabah saat 08.00’de 1 kadavra köpeği ile birlikte yeniden araziye çıkan 6 Jandarma Asayiş Timi, 3 JASAT, 1 İstihbarat Timi ile 3 Jandarma Asayiş Komando unsurundan oluşan 59 personel, alan taraması başlattı. Korhan Berzeg’’in evinin bulunduğu Armutlu Mahallesi Fındıklı Deresi mevkii ile Turplu Mahallesi ve Gelgeç Mahallesindeki ormanda arama çalışmaları sürdürülüyor. Ekipler, diğer kemik parçalarının,
hava şartlarına bağlı olarak üstünün bitki örtüsüyle kaplanması ve toprak altında kalmış olması ihtimaline karşı alan taramasını kadavra köpeği ile detaylı olarak yürütüyor.
KIZI İNGİLTERE’DEN GELDİ
Öte yandan bulunan kemik parçalarının DNA analizi için, Korhan Berzeg’in kızı Nisa Berzeg, DNA örneği vermek için İngiltere’den Türkiye’ye geldi. Yapılan karşılaştırma sonucu, kemik parçasının 314 gündür kayıp olan Korhan Berzeg’e ait olup olmadığı belirlenecek.
]]>
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEYİNCE, COŞUYORUM; TÜRKİYE DEYİNCE, CANIM FEDA DİYORUM”
23 Nisan’ın sadece Türk çocuklarının değil, tüm dünya çocuklarının bayramı olduğunu vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi:
* “Üsküdar beni çok heyecanlandırıyor. İstanbul beni çok heyecanlandırıyor. Hele hele Cumhuriyet deyince, çok daha fazla heyecanlanıyorum. Mustafa Kemal Atatürk deyince coşuyorum. Türkiye deyince, canım feda diyorum. Ulusal egemenliğimizin bayramı, çocuklarımızın bayramı kutlu olsun. Atatürk’ümüzün armağanı 23 Nisan, kutlu olsun. Coşkuyla alkışlayın. Bugün bayram, tabii ki neşe dolu olacağız. Tabii ki mutlu olacağız.
* Caddelerde, meydanlarda buluşacağız. Bu güzel günü hep birlikte kutlayacağız. Bayramları kutlamak, birlikte olmak, bir olmak, birbirimizi coşkuyla hissetmek, birbirimizi sevmek, birbirimizi tanımak, dünyanın en güzel şeyi. Bizim içimizdeki barış, bizim içimizdeki coşku, inanın sadece İstanbul’a, sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya iyi geliyor.

“HEP BİRLİKTE, ‘TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’ DEDİK”
* Milletçe ne yaptık? Milletçe bir olduk. Gücümüzü, irademizi tek bir çatı altında birleştirdik. Tek bir çatı altında toplanabildiğimiz için neyi başardık? Ülkemizi işgalden kurtarıp, özgürlük ve bağımsızlığımızı hep birlikte elde ettik. Hep birlikte, ‘Tam bağımsız Türkiye’ dedik. Bu ülkenin bütün farklı seslerini ve renklerini tek bir çatı altında buluşturabildiğimiz için, gelişen ve güçlenen bir ülke olabildik. 23 Nisan, işgal altındaki bir ülkenin, ulusal egemenliğin gücüyle yeniden güçlü şekilde doğduğu bir gündür.
* 23 Nisan 1920’de biz; bir kişinin, bir grubun değil, sizlerin, milletin iradesini kabul ettik. Ne dedik? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ dedik. Milletin iradesini, TBMM temsil eder dedik. O gün bu gündür bu ülkede ne oldu? ‘Millet ne derse, o olur’ dedik. Bu ülkede hiç kimse, millete rağmen, milleti hiçe sayarak yöneticilik yapamaz. Hiç kimse, milletten başka bir yerden emir alamaz.

“MİLLET HADDİNİ BİLMEYENE NE YAPAR?”
* Kendisini milletin üstünde görenler çıkabilir. Ama millet haddini bilmeyene ne yapar? Hak ettiği dersin verilmesini çok iyi bilir. Bunun için ‘mucize demokrasi’ her şeye yeter. Bir oy pusulası, bir mühür her şeye yeter. Bu ülkede vatandaştan daha değerli, daha imtiyazlı hiç kimse yoktur. Olmaz, olamaz. Bu ülkede vatandaş olmaktan daha üstün bir makam olmaz, olamaz; yoktur. TBMM’nin kuruluş mayasında eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve bağımsızlık kavramları var. Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkamazsak, çocuklarımıza da sahip çıkamayız.

* Bu ülkenin bütün çocuklarına, eşit imkan ve fırsatlar sunmayan hiç kimseye çocuklarımızın, siz pırlanta gençlerimizin hakkını yedirmeyeceğiz. Yılmadan mücadele edeceğiz. Mücadeleye hazır mıyız? Coşkuyla, akılla, bilimle çok çalışmaya, İstanbul’un çocukları, bu milletin evlatları, İstanbul’un gençleri; hazır mıyız? Sizleri asla adaletsizlikle baş başa bırakmayacağız. Bu ülkenin bütün çocuklarına; doğusuna-batısına, güneyine-kuzeyine Kars’a, Ardahan’a, Edirne’ye, Çanakkale’ye, Adana’ya, Gaziantep’e, Sinop’a, Samsun’a, Sivas’a, Erzurum’a, Artvin’e, Trabzon’a, her yere, bütün milletin evlatlarına, hep beraber sahip çıkacağız.

“DÜNYADAKİ EN DEĞERLİ İLKE: YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ”
* Yurtta barış, dünyada barış… Bu ilke var ya bu ilke, dünyada en değerli ilke. Bu ilkeyi Mustafa Kemal Atatürk söyledi. İşte onun izinden gideceğiz. Ve ne diyeceğiz biliyor musunuz? Savaşlar son bulsun. Dünyanın hiçbir yerinde mazlum insanlar ezilmesin. Çocuklar ölmesin. Gençler ölmesin. Kadınlar ölmesin. Yurtta barış, dünyada barış için hep birlikte, çok çalışacağız. Bütün dünya çocukları barışa kavuşsun diye, hep birlikte Cumhuriyet için, dünyada barış için, Türkiye’miz için mücadele edeceğiz.

* Şehirlerin ve ülkelerin gelişme düzeyleri, çocuklara verilen değerle ölçülür. Biz, İstanbul’u çocuklarımızın saygı gördüğü, ihtiyaçlarının özenle karşılandığı bir şehir yapmak için çok çalışıyoruz. Çocuklara saygı duymak, onların kendilerini ifade etmelerine imkan tanımakla başlar. Ben, çocuklara çok saygı duyuyorum. Onların sahip olduğu bütün haklara çok saygı duyuyorum. Her bir çocuğun kendine özel bir kişiliği olduğunu kabul ediyorum.

“BU ÜLKEDE YAŞAYAN HERKES İÇİN ÇOK ÇALIŞACAĞIZ”
* 23 Nisan, aynı zamanda bu anlamlı günü çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onunla birlikte mücadele eden herkesi ama herkesi, silah arkadaşlarını, her birinizin geçmişindeki dedesini, ninesini, atasını, sevgiyle, saygıyla, minnetle anma günüdür. Onun için onlara minnet duyun. Atatürk ve dava arkadaşlarına, geçmişte mücadele eden bu milletin bütün büyüklerine asla ve asla saygı duymayı, minnet duymayı unutmayın. Onları unutmayın. Unutmayacağız ve asla unutturmayacağız.
* Bizi bekleyen çok güzel günlere, geçmişimizden gelen değerlerimize sahip çıkma, hep birlikte umutla ve cesaretle geleceğe yürüme konusunda kararlıyız. Bu ülkede yaşayan herkes için çok çalışacağız. Herkesin mutlu olması için, huzurlu olması için çok çalışacağız. Dünyanın en güzel şehrini, İstanbul’da inşa edeceğiz. Demokrasiyle, huzurla yaşamınızı sürmeniz için biz çok çalışacağız. Hepinizin geleceğinde iyi meslekler edinmeniz için, eğitiminiz için güzel bir çevre için, kültür için, sanat için, bilim için çok çalışacağız.”

“BAŞKAN OLDUYSAM, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SUNDUĞU FIRSAT EŞİTLİĞİ SAYESİNDEDİR”
Üsküdar tarihinin ilk kadın Belediye Başkanı Sinem Dedetaş da eşi Barış Dedetaş’la birlikte çıktığı sahnede, özetle şunları söyledi:
* “Her 23 Nisan’da, ben de çocukluğuma gidiyorum. O çocuksu heyecanı, mutluluğu, gururu yeniden yaşıyorum. 23 Nisan’ın gelişine haftalar öncesinden nasıl hazırlandığımızı, bugünü nasıl iple çektiğimizi hatırlıyorum. Sonra bu çok güzel anılara Atatürk’ün yüzyılları aşan vizyonu sayesinde sahip olduğumu bir kez daha anlayıp, böyle büyük bir liderin izinden yürümenin gururunu yaşıyorum. Her 23 Nisan’a, özenle ve heyecanla hazırlanıp, elinde Türk bayrağıyla gurur içinde bayramını kutlayan bir kız çocuğundan, bugün Üsküdar’a hizmet etme onurunu yaşayan bir Cumhuriyet kadını olduysam, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu fırsat eşitliği sayesindedir. İşte bu Ulusal Egemenlik demektir.

* Ne yazık ki 23 Nisan’ın ve diğer milli bayramlarımızın bizim çocukluğumuzdaki gibi coşkuyla, hep birlikte kutlanmadığı günler de yaşadık. İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ile beraber, milli bayramlarımız İstanbul’da yeniden, tüm yurttaşlarımızla birlikte, önemlerine yakışır bir coşkuyla kutlanmaya başladı. Bunun için Başkanımıza ve İBB’nin değerli çalışanlarına teşekkür ediyorum. Etkinlikte emeği geçen herkese, değerli sanatçılara teşekkür ediyorum. Ve tabii ki bugün buraya gelerek 23 Nisan’ın coşkusunu paylaşan sizlere çok teşekkür ediyorum.”
23 Nisan coşkusu, Zeynep Bastık konseri ile devam etti.

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, “Bu sene 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını Bursa’da düzenleyeceğiz. Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım.” dedi.
Atalay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve beraberindeki heyetin Türk-İş ziyaretinde Bakan Işıkhan’ın 2024 yılı için belirlenen asgari ücrete artış yapılmayacağı yönündeki açıklamasını anımsatan Atalay, şu ifadeleri kullandı:
“Enflasyonu durdurmadan, tabiri caizse küpün altını kapatmadan küpün üzerine istediğiniz kadar suyu doldurun, kısacası parayı verin paranın bir hükmü kalmıyor. Bunun için biran evvel küpün altını kapatmak lazım, enflasyonu durdurmak lazım. Ondan sonra da toplumun alım gücünü belirli bir noktaya çekmek lazım.”
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını bu yıl Bursa’da düzenleyeceklerini vurgulayan Atalay, “Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım. İşçiler ocak ayında aldığı ücreti iki ay sonra vergi kesintileri nedeniyle alamıyor. Bununla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu işçiyi de memuru da ilgilendiriyor. Sene başında alınan 20 bin lira, sene sonunda 16 bin liraya düşüyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok.” diye konuştu.
Atalay, 13. Çalışma Meclisi’nin 29-30 Nisan’da düzenleneceğini anımsatarak, “Bu toplantıda, sendikalar, sivil toplum örgütleri olarak sıkıntılarımızı bir daha Sayın Cumhurbaşkanına anlatırız. İşçiyi, emekliyi, taşeron işçisini, asgari ücretliyi, fakiri güldürmeden bu ülkede barışı sağlamamız mümkün değil.” dedi.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VURGUSU
Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine ihtiyacı olduğunu dile getiren Atalay, şunları kaydetti:
“17 milyon işçinin olduğu ülkede, 2,5 milyon işçi sendikal örgütlü. Bu kabul edilir bir rakam değil. Bu savunabilecek bir rakam değil. Burada evvela Meclis sorumlu, ülkeyi yönetenler sorumlu. Biz de sendikacı olarak sorumluyuz. Düşünebiliyor musunuz? Sıradan bir iş yerinde 1000 kişi çalışıyor, 952 tanesinin üyeliğini alıyoruz. İşveren yetki davası açıyor. Yetki davası mahkemede 7 sene sürüyor. 7 sene sonra ne iş yeri kalıyor ne sendika kalıyor ne bir şey kalıyor. Sendikalar Yasası, 12 Eylül’den kalan, darbe anayasasından kalan bir düzenleme. Anayasa değişikliğine esas işçilerin ihtiyacı var.”
İŞ KAZALARINA TEPKİ
Son dönemde yaşanan iş cinayetlerine de dikkati çeken Atalay, konuşmasına şöyle devam etti:
“İliç’te 7 arkadaşımız hala toprak altında. İş kazalarında her gün 4 işçi hayatını kaybediyor. Beşiktaş’ta kısa bir zaman evvel 29 kardeşimiz yanarak, bağıra bağıra can verdi. Bu ülkenin büyük kesimi, onları hala görmedi. Bu ülkede sayıları bir elin parmakları kadar olan kadrolu eylemciler var. En ufak meselede ortaya çıkıyorlar ama Beşiktaş’taki bu vahim iş cinayetinde hiç kimse ağzını açmıyor.
Beşiktaş’ın sorumlusu kimse, Soma’nın sorumlusu kimse, İliç’in sorumlusu kimse, bunlar hesap vermeden iş kazalarını önleme şansımız yok. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, paradan daha önemli, insan canı paradan daha önemli. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili dünyanın en iyi kanunu bizde olmasına rağmen maalesef merhametsiz işverenler bu işi suistimal etmeye, işçileri göz göre göre ölüme götürmeye devam ediyorlar.
Burada sendikaların, Bakanlığın, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu var. Ben nefes aldığım müddetçe Soma’nın cinayet olduğunu anlatmaya devam edeceğim.”
Çevrede rastgele silahla ateş eden şüpheliler, soygun öncesi gasbettikleri taksiyle kaçtı. İhbar üzerine bölgeye polis, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Samet T. (17) ve Serdar C. (17) oldukları belirlenen şüpheliler, çaldıkları altınlarla yakalandı. Olay yerinde yapılan incelemede, kuyumcu dükkanı önündeki seyyar simitçinin cam tezgahına kurşun isabet ettiği belirleyen ekipler, şüphelilere yardım eden Ethem Bakar’ı (53) da gözaltına aldı. Ele geçirilen altınlar da işletme sahibine teslim edildi.

RASTGELE ATEŞ AÇTILAR
Güvenlik kamerası görüntülerinde ise yüzleri kar maskeli şüphelilerin birinin elinde av tüfeği, diğerinin de elinde tabanca olduğu, iş yerine girişte birinin silahla rastgele ateş ettiği, kuyumcudaki çalışanın ellerini başına doğrultarak çömeldiği ve vitrine yönelen soygunculardan birinin altınları çantaya doldurduğu yer aldı.
Aldıkları 4,5 kilo altın ile yakalanan şüphelilerin soygun öncesi gasbettikleri taksinin sürücü Rıfkı Yavuz’u darbedip, koli bandıyla ağzı, el ve ayaklarını da bağlayarak, aracın bagajına kilitledikleri belirlendi. Yaralı sürücü, hastanedeki tedavisi sonrası taburcu edildi. Maskeli ve silahlı soygunla ilgili gözaltına alınan 3 şüpheli, emniyette tamamlanan sorguları sonrası sevk edildikleri Bulancak Adliyesi’nde ‘nitelikli yağma’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından tutuklandı.

CUMA MESAJINDA HELAL KAZANÇ VURGUSU
Tutuklananlardan Ethem Bakar’ın, sosyal medya hesabından dürüstlük ve helal kazancın önemine değinerek cuma günü kutlama paylaşımı yaptığı ortaya çıktı. Bakar, kendi fotoğrafıyla yaptığı paylaşımda “Ey iman edenler, yapacağınız hayırları helal kazançlarınızdan yapın, haram ve yalandan elde ettiğiniz hayrın size sevabı olmaz. Cuma gününün hayrı bereketi üzerinize olsun, hayırlı cumalar” ifadelerinde bulundu.

‘ANAHTARI VERMEZSEM BENİ ÖLDÜRECEKLERİNİ SÖYLEDİLER’
Aracın bagajına kilitlenen sürücü Rıfkı Yavuz da yaşadığı korku dolu anları anlattı. İlçede 30 yıldır taksicilik yapan Yavuz, “Durağı telefonla aradılar, numarayı yanıma aldım hareket ettim, adrese vardığımda şahıs yolun kenarındaydı. Durdum araca yanıma bindi, kontaktan anahtarı aldı. Sonra kar maskeli başka şahıs geldi. Tüfek ve tabanca kabzasıyla kafama vurdular bana elimi, ayakları bağladılar, ağzımı koli bantlayıp, bagaja kilitlediler. Taksiyi alarak o soygun yapılan yere gittiler. Soygun sonrası mahalle arasında beni ve aracı bırakıp kaçtılar. O anlarda anahtarı vermezsem beni öldüreceklerini söylediler. Elimi bir şekilde çözmeyi başardım. Onlar gidince ayaklarımı da çözdüm. Biraz yürüdüm, çevredekilerden yardım istedim, durağa haber verdim. Polis ve sağlık ekipleri geldi” dedi.
’1 DAKİKA 1 GÜN GİBİYDİ’
Taksisinde öldürülmekle tehdit edildiğini anlatan Yavuz, “Böyle bir şeyi ilk kez yaşadım; çok kötü bir durum. O an ölüm gözümün önüne geldi. Kafama yüzüme vurdular. Bu olay sonrası ister istemez arkadaşlarda bir tedirginlik oldu. Yaptığımız iş basit bir iş değil. Allah kimseye vermesin. Bagajda ne kadar süre kaldım bilmiyorum. 1 dakika bile bana 1 gün gibi geldi. Zor bir durum, adamların ne yapacağını bilmiyorsun, ellerin, ayakların bağlı. Ufak ses olsa adamlar tüfekle öldürmekle tehdit ediyorlardı” diye konuştu.
TAKSİNİN LASTİĞİNİ PATLATAN ESNAF KONUŞTU
Soygunda taksinin, fazla uzaklaşmaması için lastiğe bıçak saplayan esnaf Taner Karabaş da yaşadıklarını anlattı. Karabaş “Maskelilerdi, silah sesli duydum. Kimsenin müdahale etme şansı yoktu. Müdahale etmeye kalkışanların da direkt üzerlerine doğru ateş açtılar. Kafamda onları durdurmayı planladım; görüş açılarından çıkıp, onların hareket etmesini bekledim. Aklıma lastiği patlatmak geldi, fazla uzaklaşamazlar diye. Araca bindiklerinde aniden yanımdaki bıçakla lastiği kestim” ifadelerini kullandı.
]]>Tutuksuz sanık Emniyet Müdürü Necdet Ç, 2016’da Bora Kaplan ve örgüt üyeleri tarafından 2 gün alıkonularak işkenceye maruz kaldığını öne süren Erkan D’nin iddialarıyla ilgili savunma yaptı.
Olay tarihinde görevli olduğu Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğüne bir kişinin gelerek şikayetçi olduğunu görevli komiserden öğrendiğini belirten Necdet Ç, “Gasp Büro Amirini aradım, kendisine durumu söylediğimde, ‘Konuyu zaten biliyorum. Siz şahsı gönderin, iki güne Esat karakoluna gönderiyorum.’ dedi. Ben de bu şekilde komiserime talimat verdim.” şeklinde konuştu.
Necdet Ç, Erkan D’yi Esat karakoluna gönderdiklerini ve ertesi gün konuyu merak ettiği için komiserlerden biriyle görüştüğünü söyleyerek, “Komiser bana, ‘Şahıs susma hakkını kullanmak istedi.’ dedi. Ben de şüphelenerek ekibime ‘Tekrar şahsa ulaşmaya çalışalım.’ dedim. Şahısla konuştuğumu hatırlamıyorum. Çünkü eziyet görmüş, vahşice dişleri sökülmüş bir şahısla konuşsam muhakkak hatırlarım.” beyanında bulundu.
“KİMİN KİM OLDUĞUNU ZAMAN GÖSTERECEK”
Tutuklu sanık Tansel Aktan ise 15 Temmuz’da TRT’nin önünde Bora Kaplan’ın yanındaki uzun namlulu, çelik yelekli kişinin kendisi olduğunu söyledi. FETÖ’nün o günden beri bu dosyanın altyapısını hazırladığını öne süren Aktan, şöyle devam etti:
“Süleyman Soylu itibarsızlaştırılmak istendi. Şu anda 2011-2013’te yaşananlar yaşanıyor. O zaman da her hafta böyle çeteler çökertiliyordu. 17-25 Aralık’ın altyapısını hazırladıkları daha sonra ortaya çıktı. Burada neyin altyapısını hazırladıkları da 2-3 yıl sonra anlaşılır. Kimin kim olduğunu zaman gösterecek.”
Bora Kaplan’a yapılan operasyonda Kaplan’ı yere yatıran Komiser Ufuk’un kurban olduğunu iddia eden Aktan, “Emniyette bana, ‘Ufuk’u öldürmeyi düşünüyormuşsunuz.’ denildi. ‘Ben devletçiyim, böyle bir şeyden utanç duyarım.’ dedim. Ufuk komiser kendisine dikkat etsin. Onu öldürüp, bizim üzerimize atabilirler.” iddiasında bulundu.
Bora Kaplan’ın yakalandığı esnada arabayı kullanan sanık Uğur Pekşen, “Emekli askerim. Suç örgütüne üye olmakla suçlanıyorum ama değilim. Bir yıldır Bora Kaplan’a ait olan toptan gıda deposunda çalışıyorum. Akşam da depoda bekçilik yapıyorum. Yasa dışı bir şey yaptığına hiç şahit olmadım.” diye konuştu.
“MESLEK ALIŞKANLIĞI”
Mahkeme başkanının “Şu an aktif görev yapan askereler bile iki dolu şarjör ve iki silahla gezmiyor, sen niye geziyorsun? Araçta telefonun bulunmuş, polislere teslim etmemişsin, şifreyi de vermemişsin neden?” sorularına cevap veren Pekşen, şu beyanda bulundu:
“Meslek alışkanlığı efendim. Benim kötü bir niyetim yoktu. Ben vatanını seven bir insanım. Şifremi vermeme sebebim ise ailemin fotoğrafları var, özel fotoğraflarım var, o yüzden vermek istemiyorum. Kararlıyım. Suç örgütü üyesi değilim. Beraatimi talep ediyorum.”
Pekşen’ın savunması üzerine mahkeme başkanı, Bora Kaplan’a, “Esenboğa Havalimanı’nda yakalandığın beyaz renkli aracın neden zırhlıydı?” sorusunu yöneltti.
Sanık Kaplan, çalışanlarını korumak amaçlı bu önlemi aldığını söyleyerek, “Biz ticaret yapıyoruz, para taşıyoruz. Duyuyoruz haberlerde. Adamı çevirmişler, gasbetmişler, öldürmüşler. Çalışanlarımın başına da böyle bir iş gelmesin diye bankadan para çekilirken de bu aracı kullanıyorduk. Ayrıca benim silaha ihtiyacım yoktur. Benim arabama bomba atsanız dahi işlemez. Araç tamamen kendimi savunma amaçlı.” dedi.
Sanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına ve tutuksuz sanıkların adli kontrol tedbirlerinin devamına hükmetti.
Duruşma, 22 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.
]]>
Ağrılara dayanamayınca hastaneye giden Eldenüstün’ün midesinin delindiği tespit edildi. 3 Ocak’ta başka bir hastaneye giderek ikinci ameliyata alındı. 3 gün yoğun bakımda kalan Eldenüstün, toplamda 1 milyon 400 bin lira ödeme yaptı.
Süreçte 22 kilo veren Sabiha Eldenüstün ameliyatların ardından 4 ay geçmesine rağmen yemek yiyemediğini iddia etti. Eldenüstün savcılığa ve polise giderek ameliyatı gerçekleştiren M. K.’dan şikayetçi oldu.

Eldenüstün 3 gün yoğun bakımda kaldı
“HASTANEYE 1 MİLYON 400 BİN LİRA ÖDEDİM”
Sabiha Eldenüstün süreçle ilgili şunları söyledi:
“78 kiloydum, kilomu takıntı yaptım. Mide balonu taktırdım. Aralık ayında karar verdim. Çok doktor da araştırmadım, mide balonu taktırdım eve geldim.
Fakat sonradan araştırdığımda mide balonu takılınca tahlillerin yapılması gerekiyormuş. İkinci gittiğim hastanede şahit olduklarım var, serum takılması gerekiyormuş ama bana ne bir tahlil yapıldı ne bir serum takıldı.
Ben orada balonu taktırıp eve geldim. Benim sancılarım çoktu, serum bağlattırdım evde, sancım geçti. Bir gece dayanamadım sancıya, hastaneye gittim hastanede doktor yoktu.
Ben şu an kusmaktan yoruldum. Banyoya gidip oturmakla geçiyor günüm, 22 kilo verdim ama takıntılığımdan bu hale geldim.
Hastaneye 1 milyon 400 bin lira ödedim. Yemek hiç yiyemiyorum. Midem daraldı, midemi açtı doktor. Biraz normale döndük, şu an su içebiliyorum, ayran içebiliyorum.”

Sabiha Eldenüstün
“İMDAT ÇAĞRISI ARADIK”
Eldenüstün’ün arkadaşı Özge Erden ise şunları kaydetti:
“Doktorun yanlış iş yaptığı konusunda suç duyurusunda bulunduk. Bunu başka bir doktordan öğrendik. Oraya da gittiğimizde ameliyat oldum. Raporlarım, fotoğraflarım var. Sağlığım gitti, her şeyim gitti. En son halim bu fotoğraftaki halim. Kötüyüm, çok kötü hissediyorum.
Kendimi toparlamaya çalışıyorum ama toparlayamıyorum. Bu ihmalkarlıklar bizi başka hastaneye yönlendirdi. Artık sağlıklı olmamız için herhangi bir işlem yapılmadığını fark ettik. Başka bir hastaneye gittiğimizde de hastamızın ölüm noktasında olduğunu gördük. Hemen acil ameliyata aldılar, 3 gün yoğun bakımda kaldı.
Çıkmasının imkansız olduğunu söylediler. Hastamız yaşayacağı olduğu için yaşadı. Sadece ömrü olduğu için yaşıyor. Ölümcül noktada gittik ikinci hastaneye. İlk hastanede, herhangi bir dahiliye tahlili, ya da daha önce bir ameliyat olup olmadığı sorulmamış. Kendimize ‘imdat çağrısı’ aradık”

“BİZ EVİNE SAĞLIKLI GÖNDERDİK”
Doktor M. K. ise iddiaları kabul etmedi. M.K. telefon ile yaptığı açıklamada, “Kendisi aşırı sigara tüketiyor. Taktıktan sonra 1 ay sonra midesi deliniyor. Hastane içerisinde kamera kayıtları var, tespit ettik, kendisi sürekli sigara içiyordu. Balon taktıktan 3-5 gün sonra midesi delinmedi, 1 ay sonra midesi delindi. Biz hastamızın ameliyatını yaptık, hastamızı evine gönderdik. Sonra sigara içmeye devam ediyor, en ufak bir şeyde hastamızın yanında olduk. Biz evine sağlıklı gönderdik” dedi.
]]>Davanın dünkü duruşmasında sanıklardan Ali Dönmez, Barış Kurt, Ali Şallı, Arif Buğra Meşen, Cemil Kumaşcıoğlu Emir Akyol, Ersoy Yahya ve Ferit Çelik de suç örgütüne üye olmadıklarını ve suçsuz olduklarını savunarak, beraat talebinde bulunmuştu.

GÖZALTINDA İŞKENCE İDDİASI
Kaplan, bugünkü duruşmada, “Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” diyerek savunmasına başladı. Sanık Kaplan, “Kaçarken yakalandığım söylendi. Kaçacak insan iki gün önce tarifeli uçak bileti alır mı, geri zekalı mı? Kaçacak adam kendi pasaportu, kendi arabasıyla gider mi?” dedi. Gözaltına alındığı sırada yere yatırılmasının da tamamen şov amaçlı olduğunu ileri süren Kaplan, gözaltı sürecinde polislerin kendisine işkence yaptığını öne sürdü ve “Gelen giden polis ‘Lan sen misin Bora Kaplan?’ diye tekme attı” iddiasında bulundu.

“DEVLET GÖREVLİLERİNİ SUÇLAMAMI BEKLİYORLAR”
Mahkeme Başkanı’nın, ”TRT’ye gittiğinizde nereden buldunuz uzun namlulu silahları?” sorusuna Kaplan, ”Devlet görevlilerini suçlamamı bekliyorlar. Ben bu sorunun cevabını burada veremem. Özel size söyleyebilirim. Çünkü hemen internete düşüyor burada söylediklerim. Bunun için de önlem almanız gerek” yanıtını verdi.
“AĞZINDA HASTALIK VARMIŞ”
Erkan Doğan’ı alıkoyarak iki gün boyunca şiddet uygulamadığını öne süren Kaplan, “Bu adamı günlerce eziyet etme gibi bir durum olamaz. Doktor dahi çekse dişlerini kan kaybından ölür adam. O kadar işkence gördüyse nasıl iple sarkıtarak aşağı inip kaçıyor? Adamda zaten hastalık varmış. Bir tokat vurulduğunda dişleri dökülecek bir hastalığı varmış. Biz fazla ceza alalım diye o kadar abartmış ki ifadesini inandırıcılığını yitirmiş. Bu suçlamaları asla kabul etmiyorum” dedi.
“MAHFUZ TATAR’I TANIMAM”
Ardından Mahfuz Tatar cinayetine dair savunma yapan Kaplan, “Ben tanımam etmem, şaşkınlık içerisindeyim. Onca emek verdiğim, masraf verdiğim eğlence mekanı Tren’in açılışının ikinci gününde 29 Eylül’de yaşanmıştır bu olay. Açılıştan bir gün sonra yorulduğum için gelmeyeceğim dedim. Konserin olduğu gün evime gittim, yattım dinlendim. Mahfuz Tatar’ın geldiğinden haberim yoktur. Ben kapıda karşılama değilim ki her geleni göreyim. İçerisi de loştur benim dışarıyı görme imkanım yoktur. 2-3 mekan gezdikten sonra gelmişler Mahfuz Tatarlar zaten geldiklerinde alkollülermiş” diye konuştu.
“TELEFONUMU UMUT ÇABUK’A BIRAKIRIM GENELDE”
Telefonunu genelde Umut Çabuk isimli kişiye bıraktığını ifade eden Kaplan, “Önemli günlerde telefonumu. Cinayet öncesinde de Umut Çabuk ile birlikte telefonumun baz verdiğimi göreceksiniz. İnsanlar da millete hava atmak için sürekli beni arıyor ‘dur o mekanın sahibi benim tanıdığım’ diyerek. Öte yandan ben konserin önemli yerlerinde eşime dostuma yer arıyorum bazen de çatışma çıkıyordu bu yüzden. Ben de telefonumu bu yüzden Umut Çabuk’a bırakıyordum” dedi.
“MAHFUZ’UN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ GECE BEN ORDA DEĞİLDİM”
“Mahfuz öldürüldüğü gece ben orada değildim” diyen Kaplan, “Ama orada gördüğünü söyleyen tanık var?” sorusunu soran Mahkeme Başkanı’na “Onunla ilgili de konuşacağım” dedi. “Daha önce neden telefonunun Umut Çabuk’ta olduğunu hiç söylemedin?” diye soran Mahkeme heyeti başkanına “Neden söyleyeyim ki efendim ben desem Umut Çabuk hakkında da pek çok şey söylenecekti. Küfürleşmeden kaynaklı meydana gelen olayı benim üstüme yıkmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Ayhan Bora Kaplan ve 5 örgüt yöneticisi hakkında ”suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, ”kasten adam öldürme”, ”nitelikli kasten adam öldürme”, ‘kasten yaralama”, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, ”nitelikli yağma”, ”eziyet’, ”suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, ”suç üstlenme” ve ”suçluyu kayırma” suçlarından 1’i ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ve 169 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi. Diğer 55 sanık için de çeşitli sürelerde hapis cezası talep edildi.
]]>ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) akademisyenlerinden Yeon-Woo Choi, Muhammad Khalifa ve Elfatih Eltahir, “İklim Değişikliğinin Dışarıda Geçirilebilecek Günler Üzerindeki Etkisinde Kuzey-Güney Eşitsizliği” adlı akademik çalışmayı geçen mart ayında yayımladı. 50 farklı iklim modelinin tarihsel sıcaklık verileri ve tahminlerinden yola çıkılarak gerçekleştirilen çalışmada, yıl içinde dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki olası değişimler incelendi.
Dışarıda geçirilebilecek günlerdeki sıcaklık kriterini 10 ile 25 derece arasında kabul eden çalışmada, 1980’den 2100’e kadar geçen sürede dünyadaki her ülkenin yıl içinde dışarıda geçirilecek gün sayısındaki değişimler ortaya kondu. Çalışmanın sonucuna göre günümüzde ılıman hava koşullarına sahip ülkelerin dışarıda geçirilen gün sayılarında sıcaklık artışına bağlı düşüşler öngörülürken özellikle kuzey ülkelerinin yaşanan bu durumdan karlı çıkacağı ve dışarıda geçirilen gün sayılarının artacağı tahmin ediliyor.
ÜLKELERDE DURUM
Sitede, 10 derece ile 25 derece arasında ve yağış almayan gün filtreleri birlikte seçildiğinde Türkiye’de dışarıda geçirilen gün sayısı halihazırda yılda ortalama 139 olarak görülüyor. Bu sayının 2100 yılına kadar kötü senaryoda 14 gün, iyi senaryoda ise 5 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Bir diğer Akdeniz ülkesi olan Yunanistan’da aynı filtreler seçildiğinde, dışarıda geçirilebilecek gün sayısı kötü senaryoda 30, iyi senaryoda ise 24 gün düşüyor.
Türkiye’nin kuzey komşularından olan Rusya’da tam tersi bir durum var. Ülkede iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda dışarıda geçirilen gün sayısında 14, iklim krizinin beklenilenin altında seyrettiği senaryoda ise 8 gün artış olacağı tahmin ediliyor.
Suudi Arabistan’da dışarıda geçirilebilecek gün sayısında iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda 71, iyi senaryoda ise 26 gün düşüş öngörülürken Brezilya’da kötü senaryoda 44, iyi senaryoda 21 gün; Hindistan’da kötü senaryoda 61, iyi senaryoda 25 gün; Çad’da kötü senaryoda 42, iyi senaryoda 20 gün; Güney Afrika’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün; Avustralya’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün düşüş bekleniyor.
ABD verilerini eyaletlere göre gösteren haritada orta enlemler baz alındığında, dışarıda geçirilecek gün sayısının kötü senaryoda ortalama 6, iyi senaryoda ortalama 4 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Dışarıda geçirilebilecek gün sayısının artmasının beklendiği ülkelerden Almanya’da iklim krizinin şiddetlendiği kötü senaryoda 27, iyi senaryoda ise 13 gün artış olacağı öngörülüyor. İsveç’te kötü senaryoda 34, iyi senaryoda 15 gün; Kanada’da kötü senaryoda 17, iyi senaryoda 12 gün; Japonya’da ise kötü senaryoda 13, iyi senaryoda ise 6 gün artış bekleniyor.
TÜRKİYE’DE TURİZM ETKİLENEBİLİR
MIT İklim, Çevre ve Yaşam Bilimleri Fakültesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elfatih Eltahir, “Örneğin Türkiye’de dışarıda geçirilebilecek gün sayınız şu an oldukça fazla. Daha çok nisan ayında başlıyor ve kasım ayına kadar sürüyor. Neredeyse 6 ay güzel havalara sahipsiniz. Öte yandan gelecekte yaz aylarında dışarıda geçirebileceğiniz gün sayısı çok az olacak gibi görünüyor ama kış ve sonbahar aylarında daha çok güneşli gün göreceksiniz. Çünkü eskisi kadar soğuk olmayacak. Yani dışarıda geçirilecek gün sayısında yaz günlerinden kaybedip kış günlerinizden kazanıyorsunuz” dedi.
Bu tür değişimlerin birçok sektörü etkilediğini vurgulayan Eltahir, turizmin Türkiye için önemli olduğunu ve dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki değişimin turizm sektörünü etkileyeceği tahminini paylaştı. Eltahir, “Mevcut iklim koşullarında yaz ayları Türkiye’yi ziyaret etmek için uygun. Gelecekte ise yaz Türkiye’ye gelmek için doğru bir zaman olmayacak. İlkbahar ve sonbahar ayları daha tercih edilebilir olacak.” sözlerini sarf etti.
Yaşanan değişimlerin kültürler üzerinde de ciddi bir etkisi olacağı yorumunu yapan Eltahir, “Kültürel aktivitelerin çoğu aslında insanların dışarıda ne kadar zaman geçirebilecekleriyle doğrudan bağlantılı. Çünkü kültür, iklim koşullarıyla şekilleniyor. Tatili, okulların açık olduğu günleri, her şeyi buna göre yapıyoruz. Yaşanan durumun topluma değişik etkileri olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Salgını geride bırakmış olsak da uzaktan çalışma sistemini benimseyen çalışanlar, yeniden tam zamanlı ofise dönmek istemedi. Google, Apple, Microsoft gibi büyük teknoloji şirketlerinde bile ofise çağırılan çalışanlar şirketlerine tepki gösterdi. Sonunda bazı şirketler çözümü, haftanın ya da ayın belirli günlerinde ofiste geriye kalan günler uzaktan çalışılan hibrit modelde buldu, bazıları da uzaktan çalışmanın getirdiği verimden ve çalışan motivasyonundan vazgeçmedi.
Hâlâ ofise dönüş ile ilgili tartışmalar sürerken uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri şirketi KPMG’nin araştırması artık şirket yöneticilerinin de bu konuya yaklaşımlarının değiştiğini gösteriyor.

BİR YILDA DEĞİŞTİ… OFİSE GELMELERİNİ BEKLEMİYORLAR
KPMG’nin yaptığı ankete göre ABD’li CEO’ların yalnızca yüzde 34’ü, ofis bazlı rollerin yakın gelecekte yeniden ofise dönmesini bekliyor; bu oranın 2023’teki yüzde 62’den oldukça düşük olması dikkat çekti.
KPMG ABD Başkanı ve CEO’su Paul Knopp, “Hibrit muhtemelen artık kalıcı” dedi.
ABD’deki büyük şirketlerin 100 CEO’su arasında yapılan anket, 2023’te ofis rollerinin hibrit olmasını bekleyenlerin yüzde 34’ten yüzde 46’ya çıktığını ortaya çıkardı.
Ayrıca ankette yer alan bazı sonuçlar özellikle tükenmişlik yaşayan çalışanları sevindirebilir. Örneğin; 10 CEO’dan üçü, dört günlük çalışma haftası gibi yeni sistemleri araştırıyor.
Geçen yıl İngiltere’de yapılan bir araştırma da dört günlük çalışma haftasını denemeye katılan şirketlerin çoğunun beş günlük standarda geri dönmediğini ortaya çıkarmıştı. Ayrıca, Almanya’da da bazı şirketler işgücü kriziyle mücadele etmek için kısa çalışma haftasını test etmeye başladı. Yaklaşık 45 şirketin katıldığı ve 1 Şubat’ta başlayan altı aylık bir programla yüzlerce çalışana tam ücret ödenirken her hafta bir gün ekstra izin veriliyor.
Milyarder Steve Cohen de geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, daha fazla işletmenin ‘haftada dört gün çalışma’ uygulamasına geçebileceğini söylemişti.

YENİ KURTARICI: YAPAY ZEKÂ
KPMG’nin anket sonuçlarında dikkat çeken bir diğer detay da ihtiyaç duyulan bazı çalışanların işe alınmasında zorlanıldığı. Belki de neredeyse 10 CEO’dan sekizinin çalışanların becerilerini artırmaya odaklandıklarını söylemesinin bir nedeni de budur.
10 CEO’dan neredeyse yedisi, personel açığını kapatmak için üretken yapay zekâyı kullanmaya çalıştıklarını söyledi.
Bazı çalışanlar ve iş yeri uzmanları, yapay zekânın işlerini ellerinden alacağı konusundaki endişelerini dile getirdi ve bu gerilimin iş yerinde de hissedildiği belirtiliyor. Ankete katılan yaklaşık dört CEO’dan biri, çalışanların direnişinin, teknolojiyi kendi şirketlerinde kullanıma sunma konusunda en büyük zorluk olduğunu söyledi.
Yaklaşık 10 CEO’dan dördü, şirketlerinin önümüzdeki 12 ila 18 ay içinde yapay zekâ pilot uygulamalarından organizasyonlarında daha geniş kullanıma geçmesini bekliyor.
Knopp, CEO’ların teknolojiyi daha geniş çapta benimsemenin yollarını aradıklarını çünkü önemini anladıklarını söyledi: “Konuştuğum her CEO neredeyse bir kişi için üretken yapay zekânın dönüştürücü olduğuna inanıyor. Uzun vadede bunu gerçekte nasıl kullanacaklarını belirlemek istiyorlar.”
Tabii yapay zekâ kullanımı beraberinde soruları da getiriyor. Örneğin; şirketlerin, tüketicilerin içeriğin insan yapımı olmadığını bilmesini sağlamak için “Yüzde 81 üretken yapay zekânın yardımıyla yapıldı” gibi filigranlar aracılığıyla açıklayıp açıklamayacağı sık sık tartışılıyordu. Ancak araştırma CEO’ların yüzde 81’inin, yapay zekânın dahil olup olmadığını işaretlemeyi planlıyor; bu oran 2023’te sadece yüzde 19’du.
]]>İstanbul Büyükada’da yaşayan eşi Angela Berzeg (82), sosyal medya hesabından Korhan Berzeg’in fotoğrafını “Neredesin Korhan, hala bekliyoruz, seni hala seviyoruz” notuyla paylaşırken, aile Gönen ilçesi Armutlu Mahallesi’ndeki evi de kapattı.
ABD’deki Dünya Bankası’nda bir dönem ‘Asya Direktörü’ olarak çalıştıktan sonra emekli olup, Büyükada’daki evinde yaşamaya başlayan Berzeg, 2023 Mayıs’ta İngiliz eşi Angela Berzeg ile memleketi Balıkesir’in Gönen ilçesi kırsal Armutlu Mahallesi’ndeki yazlık evine geldi.

17 Haziran’da telefonunun yanı sıra kimlik ve banka kartlarını da yanına almadan, doberman cinsi eğitimli köpeği ‘Tina’ ile yürüyüşe çıkan Korhan Berzeg, geri dönmeyince eşi kayıp ihbarında bulundu. Bölgede, AFAD, Jandarma Arama Kurtarma (JAK), Ankara Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) ile gönüllü arama ve kurtarma ekiplerinin yanı sıra iz takip ve kadavra köpekleriyle arama başlatıldı.
HİÇBİR İZ BULUNAMADI
Drone ve İHA’ların da kullanıldığı aramalarda, 250 kilometrekarelik alan, havadan ve karadan 5 kez sil baştan aranmasına rağmen Berzeg ile köpeği bulunamadı. Gönen Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, Korhan Berzeg’in, Armutlu Mahallesi ve İstanbul Büyükada’daki evlerinde arama yapıp, bilgisayarları inceleyen ekipler, 20 kişinin de şüpheli olarak ifadesini aldı. Olay günü ve öncesinde, Armutlu Mahallesi’nden geçen araçların plakalarını belirleyen jandarma ekipleri, 40 araç sürücüsünü de sorguladı ancak hiçbir ize ulaşamadı.
‘TİNA’ 74 GÜN SONRA DÖNDÜ
Berzeg’in köpeği Tina, kaybolduktan 74 gün sonra, 29 Ağustos sabahı, Armutlu Mahallesi’ndeki eve geldi. Evde kimseyi bulamayan köpek, 500 metre ileride, komşularının evinin olduğu bölgeye gitti. Tina’yı görenlerin ihbarıyla, Armutlu Mahallesi muhtarı Hamit Erman, olay yerine gelip, jandarmaya bilgi verdi.

Çip kontrolünde de köpeğin Tina olduğu tespit edilince Angela Berzeg, Büyükada’dan Armutlu’ya gelip, köpeği teslim aldı. Tina’nın bakımlı olduğu, üzerinde arazide kaldığına dair kir, toprak ve çamur gibi izlerin bulunmadığı, patilerinin de temiz olduğu görüldü.
TİNA, ARAMALARA KATILDI
İlk olarak köpeğin yakın bölgede alıkonulurken bırakıldığı ya da kaçtığı değerlendirildi. ‘Tina’nın dışkı ve kan örnekleri incelendi; köpeğin doğada kalmadığı bulgularına ulaşıldı. Aramalara ‘Tina’ da dahil edildi. 74 gün boyunca alıkonulduğu yere gitmesi için GPS takılıp, aç bırakılan ‘Tina’, her defasında, eve geri döndü.
Ekipler, Tina’nın otomobille getirilip, bulunduğu yere bırakıldığı ihtimalini araştırmaya başlarken; çalışmalarda katkısı olmayacağı düşünülen köpek, bir süre sonra Angela Berzeg’e teslim edildi. Tina, Angela Berzeg ile İstanbul Büyükada’daki evlerine döndü.
130’UNCU GÜNDE ARAMALAR BİTTİ
Tina’nın geri dönmesinin ardından, ekip sayısı arttırıldı, arama çalışmaları 120 kişiyle yeniden başlatıldı. Ekipler, daha önce 5 kez aranan 250 kilometrekarelik bölgeyi genişletti. 325 kilometrekareye çıkartılan alanı 9 kez arayan ekipler, son olarak Tina bırakıldıktan sonra Berzeg’in atılma ihtimali üzerine bölgedeki 10 kuyuyu boşaltıp, içini kameralarla izledi.

Berzeg, Armutlu Mahallesi’ndeki evinden Çanakkale sınırına kadar olan 54 kilometrelik alan da dahil, 325 kilometrekarede arandı. Gönen’de 20’den fazla mahalle ile Gönen Çayı’nın, Erdek’te denize döküldüğü güzergahlar defalarca özel olarak kontrol edildi ancak hiçbir ize rastlanmadı. 50 kişilik ekiple sürdürülen arama çalışmaları, Korhan Berzeg kaybolduktan 130 gün sonra, 24 Ekim’de sonlandırıldı.
“GELMİYORLAR ARTIK”
Korhan Berzeg’in için, 17 Haziran 2023’te başlatılan arama çalışmalarının 130 gün sonra sonlandırılmasının üzerinden 170 gün geçti. 300 gündür haber alınamayan Berzeg ile ilgili gelen bir ihbarın da olmaması nedeniyle umutlar tükendi.
Ailesinin Armutlu Mahallesi’ne gelmediğini ve evi de kapattığını söyleyen Armutlu Mahallesi Muhtarı Hamit Erman, “Korhan Amca’dan 300 günden beri haber yok. Arama çalışmaları durdu, bir ihbar da gelmiyor. Umudumuz kalmadı. Ailesi evi kapattı, buraya gelmiyorlar artık” dedi.

“NEREDESİN KORHAN” PAYLAŞIMI
Öte yandan, İstanbul Büyükada’da yaşamını sürdüren Angela Berzeg’in, 15 Ocak’ta sosyal medya hesabından Korhan Berzeg’in fotoğrafını ‘Neredesin aşkım’, 27 Şubat’ta ise ‘Neredesin Korhan, hala bekliyoruz, seni hala seviyoruz’ notuyla paylaştığı görüldü.
]]>
Erol Özkasnak
İKİ GÜN SONRA HABER
Yaklaşık bir ay önce cezaevinde kalp spazmı geçiren Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 22’ye çıkan tansiyonla hastaneye götürüldü. Ancak götürüldüğü ilk hastaneye alınmayan Doğan, daha sonra İzmir’de başka bir hastaneye kaldırıldı. Cuma günü kalp spazmı geçirmesine ve hastaneye götürülmesine karşın, eşi Nilgül Doğan’a ancak pazartesi günü öğleden sonra haber verildi. Hastanede safrakesesine stent takıldı, daha sonra stent çıkarılıp antibiyotik tedavisine geçildi. Halen kanında normalin 5 katı iltihaplanma bulunduğu saptanan, Doğan’ın böbrek ve kan değerleri de bozuldu. Bunlar normale dönünce safrakesesi ameliyatı olacak.

Fevzi Türkeri
HER AN ÜST ARAMASI
Hastanede Çetin Doğan’ın eşi Nilgül Doğan’ın refakatçi kalmasına izin verildi. Doğan’ın yanında bir bayan, bir erkek infaz koruma memuru bulunuyor. Nilgül Doğan’ın dışarı çıkıp içeriye girişinde de üst araması yapılıyor. İki bölmeli olan odanın bir bölümünde Çetin Doğan ve erkek infaz koruma memuru kalırken, Nilgül Doğan ile kadın infaz koruma memuru da aynı bölümde geceyi geçiriyor. Cezaevi yetkilileri her türlü güvenlik önleminin alındığını, Doğan’ın geçmişte yaptığı görevler nedeniyle daha hassas korunması gerektiğini belirttiler. Doğan, Diyarbakır’da Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı olarak sınır ötesi operasyonları da yönetmiş, bölücü terör örgütüne önemli darbeler indirilmesini sağlamıştı.

Temel Özkaynak
JANDARMA NÖBETTE
Nilgül Doğan’ın, Çetin Doğan’ın bulunduğu odada telefonla konuşması da yasak. Telefonu jandarmanın bulunduğu odada şarj ediliyor. Doğan için hastane odasında önlem alınırken, odanın kapısında da 24 saat esasına göre jandarma nöbet tutuyor. Jandarma sayısı bazı günler 5 kişiye çıkarılıyor. 28 Şubat Davası kapsamında halen biri sivil olmak üzere 16 kişinin yargılaması devam ediyor. Cezaevinde 966 gündür tutulan Çetin Doğan 84 yaşında. Sincan Cezaevi’nde tutulan Yıldırım Türker 83, Fevzi Türkeri 82, Cevat Temel Özkaynak 79, Erol Özkasnak ise 78 yaşında.

Yıldırım Türker
Nilgül Doğan’dan ‘idam’ benzetmesi

Nilgül Doğan, 84 yaşındındaki eşi Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın tahliye edilmemesinin adeta idam cezasına mahkum edilmesi olarak yorumladı. SÖZCÜ yazarı Rahmi Turan’ın köşesinde yer alan sözlerine Nilgül Doğan “Eşim aleyhine verilen müebbet hapis cezası, fiilen idam cezasına dönmüş durumdadır. Hasta olan eşim, bir kriz anında hastaneye yetiştirilemeyeceği için, idam cezasının infazı hücresinde gerçekleşecektir” dedi.
]]>İngiltere’de yaşayan 41 yaşındaki Sarah Morgan, gündüzleri sürekli yorgun olduğunu fark ettiğinde, “Sadece stresli olduğumu sanıyordum. Oysa ki iyi bir gece uykusundan sonra bile gözlerimi açık tutmak neredeyse imkansızdı.” şeklinde konuşuyor.
Aslında bu durum IH’nin bir özelliği olarak biliniyor. Etkilenen kişiler, gecede on saatten fazla uyuduktan sonra bile gündüz şekerlemelerine ihtiyaç duyabiliyor. Ağır vakalar ise günde 18 saate kadar uyuyabiliyor.
Diğer belirtiler arasında beyin bulanıklığı, uykudan uyanmakta zorlanma, baş ağrıları, kafa karışıklığı ve eşya kaybı yer alıyor.
TEHLİKE YARATIYOR
South Tees NHS Foundation Trust’ta çalışan nörolog ve hipersomni uzmanı Dr. Paul Reading, “IH yeterince tanınmıyor ve sıklıkla sakatlığa yol açıyor. Hayatın sosyal, eğitim ve kariyer gibi tüm yönlerine büyük ölçüde müdahale ediyor.” dedi.
Sorunlardan biri, IH’nin depresyon da dahil olmak üzere diğer durumlarla kolayca karıştırılabilmesi oluyor. Bu da etkilenenlerin yan etkilere neden olan ilaçları kullanmaya başladıkları veya sorunlarının “tembellik” olarak göz ardı edildiği anlamına geliyor.
Morgan, “Önceki gece iyi uyumuş olsam bile, derin uyuma ihtiyacıyla mücadele edemediğim için gün ortasında eve giderdim.” diyor.
Anemi gibi yorgunluğa neden olabilecek durumlar için kan testleri yapan hekime tekrar tekrar gittikten sonra talihsiz kadına, “sadece yorgun” olduğu ve “hayatına devam etmesi” söylendi.
NEDENİ TAM OLARAK BİLİNMİYOR
Royal Brompton ve Harefield Hastaneleri’nde uyku ve nefes alma konusunda uzman danışman olan Dr. Alanna Hare, gündüz aşırı uyuşukluğun genel olarak yaygın bir semptom olduğunu ve yetersiz uyku kalitesi veya miktarıyla ilişkili olabileceğini söylüyor.
Dr. Hare, uyuşukluğun nedenleri arasında, obstrüktif uyku apnesinden (gece boyunca nefesin tekrar tekrar durması) narkolepsi gibi nörolojik bir bozukluğa, ilaç tedavisine veya psikiyatrik bozukluklara kadar pek çok nedenin bulunduğunu ekliyor.
Konuyla ilgili yorum yapan uzmanlar, “Bunun arkasında ne olduğunu gerçekten bilmiyoruz. Hipotalamus gibi ana uyku merkezlerine bakan beyin taramaları normal çıkıyor.”
“Ancak ayırt edici özellikleri var. IH, en iyi şekilde, deneklerin genellikle 9-11 saat kaliteli, mükemmel bir gece uykusuna sahip olduğu, ancak yine de gün içinde şekerlemelere ihtiyaç duyduğu aşırı uyku ihtiyacı sendromu olarak tanımlanır” yorumunu yapıyor.
Ayrıca bir diğer işareti de mikro uykular olarak görülüyor. Yani birisi uyanık görünse de, tam olarak uykusunu alamadığı için üç saniye kadar süren mikro uykular yaşayabiliyor. Evdeki eşyaları kaybetmek veya evin anahtarlarını buzdolabına koymak bu tür kusurların işareti sayılabiliyor.
İlk kez 1970’lerde tanımlanan IH, tahminen 25.000 yetişkinde bir kişiyi etkiliyor.
]]>Çipleri takılarak kayıt altına alınan köpekler, rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanmasının ardından sahiplendirilecek.
ALTI KÖPEK SALDIRDI
Olay, 30 Mart’ta saat 19.00 sıralarında merkez Nilüfer ilçesi Demirci Mahallesi Işıklı Sokak’ta meydana geldi. İftar için fırına pide almaya giden Mesut Karagözoğlu ile oğlu Y.E.K., sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Karagözoğlu, oğlunu korumak için köpeklerin önüne geçerken korkan çocuk kaçarak uzaklaştı.

Köpeklere engel olmaya çalışan Mesut Karagözoğlu düştü, 6 köpek ise etrafını sarıp kendisine saldırdı. Düşmeye bağlı olarak çenesi kırılan Karagözoğlu’nun kulağı ve elleri köpekler tarafından ısırıldı.
O anlar çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Karagözoğlu’nun, saldırıdan önce yolda karşılaşıp konuştuğu arkadaşının, otomobiliyle geri gelip, klakson çalmasıyla köpekler kaçtı.
İKİ AY PİPETLE BESLENECEK
Arkadaşı tarafından Uludağ Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan 2 çocuk babası Mesut Karagözoğlu’nun çenesinin 2 yerinden kırıldığı, ellerinin ve kulağının parçalandığı belirlendi.

Tedaviye alınan Karagözoğlu’nun, elleri ile sol kulağına 30 dikiş atılırken, çenesinden de ameliyat oldu. Hastanede tedavisi süren Karagözoğlu’nun çene ameliyatı nedeniyle yaklaşık 2 ay boyunca pipetle besleneceği öğrenildi.
16 KÖPEK TOPLATILDI
Öte yandan olayın ardından Karagözoğlu’na saldıran 4 köpek, aynı gün Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından mahalleden alınarak, Hayvan Bakım ve Tedavi Merkezi’ne götürüldü. Tasmalı olan köpeklerden 1’inin bölgedeki bir çiftliğin köpeği, diğer 3’ünün de fabrikalara ait olduğu belirlendi. Çipleri bulunmayan köpeklerin sahiplerine, İlçe Tarım Müdürlüğü’nce 3 bin 642’şer lira ceza kesileceği belirtildi.
10 GÜN SONRA SAHİPLENDİRİLECEKLER
Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü yetkilileri, olaydan sonraki bir hafta içerisinde bölgeden toplam 16 köpeğin alınarak merkeze getirildiğini belirtti. Karagözoğlu’na saldıran 4 köpeğin de aralarında olduğu 16 köpek, çipleri takılarak müşahede altına alındı. 10 günlük müşahede sürecinin tamamlanmasının ardından, rehabilite edilebilen köpekler, istenmesi durumunda aşıları yapılıp, kısırlaştırılarak, ‘alan koruma köpeği’ olarak sahiplendirilecek.
Köpekleri sahiplenecek olan kişilerin, Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nce verilecek çip numarasını, İlçe Tarım Müdürlüğü’ne giderek, adlarına kayıt yaptırmaları yeterli olacak. Rehabilite edilemeyecek durumda olan köpekler ise yaşamlarını barınakta sürdürecek.

“SOKAKLARA BIRAKANLARA KIZIYORUM”
Saldırının gerçekleştiği Demirci Mahallesi’nde vatandaşlar, olayın şokunu üzerlerinden atabilmiş değil. 3 senedir mahallede yaşayan Ülfet Şahin (65), köpeklerin kendisine de saldırdığını belirterek şunları söyledi:
– Mahallede bulunan başıboş köpeklerden muztaribiz. Köpeklere kızma hakkımız yok, ancak bakamadıkları köpekleri sokaklara bırakanlara çok kızıyorum. Köpekler aç kalınca veya çiftleşme dönemlerinde saldırgan olabiliyorlar. Daha önce bana da birkaç defa saldırdılar. Köpeklerin de bir suçu yok. Köpekleri önce besleyip, daha sonra serbest bırakanlara ağır cezalar verilmesi gerekiyor.
– Mahalleye yeni köpekler geldi ve bazen saldırıyorlar. Ben bile sabah namazlarına giderken korkmaya başladım. Çocuklar parkta oynamaya korkuyorlar. Biz bir çözüm bekliyoruz. Yaralanan vatandaş canının derdine düştü. İnsanlar bu konuyu değerlendirirken, kendilerini o kişinin yerine koymalı, öyle karar vermelidir.
“BARINAKLAR YETERLİ DEĞİL”
Bazı mahalleli ise bölgedeki köpeklerin tamamının toplatılmasına tepkili. Mesut Karagözoğlu’na saldıran köpeklerin, mahalleden olmadığını belirten Bilgehan İsmailoğlu, bölgede daha önce böyle bir olayla karşılaşmadıklarını savunarak şöyle konuştu:
– O gün yaşanan olayda değişik, kangal benzeri köpekler yukarıdan indiği söyleniyor. O köpekler bu mahallenin köpeği değil. Bu köpekleri birinin bıraktığını düşünüyoruz. Mahallemizde yaşayan köpekler, bizimle beraber yürüyüş yaparlar. Son dönemlerde farklı bölgelerden bırakılan köpekler, böyle olaylara neden oluyor.
– Çiftleşme döneminde köpekler daha agresif olabiliyor. Sokak köpeklerinde kısırlaştırılma yaygın değil. O gün, bir tane dişi köpek geziyordu. Diğer köpeklerin onu kıskanarak saldırmış olabileceğini düşünüyorum. Köpekler için iyileştirilmiş, güzel barınaklar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Hayvanlar aç bir şekilde sokaklara ve ormanlara bırakılmasın. Barınakların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Kısırlaştırma kampanyaları da bu tarz olayların önüne geçecektir.
“HAYVANLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ”
10 yıldır mahallede baktıkları, aralarında hasta ve kanser tedavisi gören köpeklerin de olduğunu söyleyen Selmin Öztekin de şöyle konuştu:
– Bizim burada baktığımız köpeklerimiz yavruluktan beri buradalar. Biz barınağa başvurduk ve onları geri almak istiyoruz.
– Olayın olduğu gün, burada bulunan tüm köpekler toplandı. Hasta ve kanser tedavisi gören köpeklerimiz var. Biz hayvanlarımızı geri istiyor ve mücadelemizi veriyoruz. Burada yaşamayan bir köpek yüzünden, diğer köpeklerin cezalandırılmasını istemiyoruz.
]]>Haftada dört gün çalışma uygulamasına katılım oranı yüzde 94’e ulaşırken ksa Akrilik CEO’su Cengiz Taş, dört günlük çalışma haftasının çalışanlardan güçlü bir destek aldığını ve şirket içinde artan işbirliği ve ekip ruhunu teşvik ettiğini belirtti.
ABD’li haber kuruluşu Bloomberg’in haberine göre, çalışanların maaşlarını veya sosyal haklarını değiştirmeden 4 günlük çalışma düzenine geçen şirket, geçtiğimiz yıl operasyonel verimliliği artırmak ve iş-yaşam dengesini teşvik etmek amacıyla daha kısa çalışma haftasını test etmeye başlamıştı.
İŞ BAŞVURULARI ARTTI
Denemelerin başarılı olması üzerine şirket bu çalışma düzenini kalıcı hale getirdi. Pilot çalışma döneminin ardından Aksa çalışanlarıyla yapılan bir ankette, dört günlük çalışma haftası çalışan bağlılığını, üretkenliği, motivasyonu ve iş-yaşam dengesini yüzde 85’in üzerinde destekledi. CEO Cengiz Taş’a göre iş başvuruları da artış gösterdi.
Şirketin Ar-Ge ve sürdürülebilirlik grup müdürü Aslı Ertan ise, “Çalışma arkadaşlarımın ve ekibimin motivasyonu açıkça arttı” dedi.
İZİN GÜNÜ SABİT DEĞİL
Aksa’daki olumlu sonuca rağmen, uygulama sırasında çeşitli zorluklar da yaşandı.
Başlangıçta salı ve perşembe günleri izin günü olarak belirlenmişti. Ancak sabit gün sistemindeki aksaklıklar nedeniyle şirket izin günlerini daha esnek bir şekilde belirlemeye karar verdi.
Bazı çalışanlar da tam gün izin yapmak yerine izinleri saatlere bölerek kullanmayı tercih etti. Bu talepler doğrultusunda Aksa, dört günlük çalışma haftasının bir parçası olarak kısmi molalar uygulamaya başladı.
Merkezi Yalova’da bulunan şirket, mavi yakalı işçiler de dahil olmak üzere 1200 kişilik bir işgücüne sahip. Ancak saat bazında ücretlendirilen ve fazla mesai ücreti alan mavi yakalı işçiler daha kısa çalışma haftasına dahil edilmiyor.
DÜNYADA ARTIYOR
Aksa, Türkiye’de bu denemeleri yapan ilk büyük şirket olurken, son yıllarda dünya genelinde başka şirketler de bu tür denemeler yapıyor.
Geçen yıl İngiltere’de yapılan bir araştırma, denemeye katılan şirketlerin çoğunun beş günlük standarda geri dönmediğini ortaya koydu.
Ayrıca, Alman şirketleri de işgücü kriziyle mücadele etmek için kısa çalışma haftasını test etmeye başladı. Yaklaşık 45 şirketin katıldığı ve 1 Şubat’ta başlayan altı aylık bir programla yüzlerce çalışana tam ücret ödenirken her hafta bir gün ekstra izin verilecek.
Milyarder Steve Cohen de geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, daha fazla işletmenin ‘haftada dört gün çalışma’ uygulamasına geçebileceğini söyledi.
Öte yandan her şirket ‘kısa çalışma haftası’ uygulamasında başarılı olamadı. Deutsche Telekom AG’nin Macaristan birimi Magyar Telekom, dört günlük çalışma haftasının pilot uygulamada beklentileri karşılamaması üzerine bu yılın başlarında standart çalışma programına geri döndü.
]]>Fenerbahçe’nin 50. saniyede sahadan çekilmesi sonucu tatil olan maçın ardından Galatasaray şampiyonluğunu ilan ederken, Dursun Özbek sarı lacivertli yönetime tepki gösterdi.
TFF’nin erken seçim kararını da değerlendiren Özbek, 18 Temmuz’da yapılacak seçim tarihine herkesin saygı duyması gerektiğini söyledi.
Dursun Özbek’in açıklamaları:
“2023 Süper Kupa’sının finalini oynadık. İki takım sahaya çıktık fakat üzülerek söylüyorum, böyle bir pozisyonu beklemiyorduk. Urfa’nın güzel insanlarına, buradaki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin keyfini yaşatmaktansa, acayip, saçma sapan bir durumla karşılaştık.”
“DÜNYAYA MAHCUP OLDUK”
“Bir sürü şey söylediler. U19’la çıkacağız, şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Bunlar akıl tutulması. Neticede bu bir maç, final maçı. Çok önemli 100. yıl kupası. Urfa gibi güzel bir şehirde buranın insanına derbi seyrettirme keyfi varken, hiç ummadığımız bir şeyle karşılaştık. Ayrıca bu maçın geliri, depremzede kardeşlerimize yardım olacaktı. Bir taraf dolu, bir taraf boş. Süper Kupa finalini 1 dakikada biten şekile getiriyorsunuz. Çok üzüldüm ve dünyaya mahcup olduk. Böyle beklenmedik olaylar bizi üzüyor.”
“KİM SEVİNDİ, ÜZÜLDÜ BELLİ DEĞİL”
“Galatasaray ve Fenerbahçe’nin misyonu, futbolu insanlara sevdirmek. Böyle davrandığınız zaman… U19 takımındaki çocuklara yazık değil mi? Bu çocukları niye alet ediyorsunuz kendi amaçlarınıza. Kötü bir hafta sonu. Tarihe kötü geçecek bir Süper Kupa finali. Cumhuriyetin 100. yılına yakışmayan bir final oldu. Aklıselime davet etmek istiyorum. Kim bu işten sevindi, üzüldü belli değil.”
“BU FİNAL YAKIŞMADI”
“Önümüzdeki günler daha da gerginleşecek. Türk futbolundan bu gerginliğin gitmesi taraftarıyım. Herkese biraz daha Türk futboluna yakışacak hareketlerde olunmasını diliyorum. Ne onlara, ne bize bu final yakışmadı. Böyle bir final olmaması gerekirdi. İnsanların bir sefer daha düşünmesini, eve gittiklerinde ‘biz ne yaptık’ diye iç muhasebe yapmalarında fayda var.”
“NEYİ PROTESTO EDİYORLAR ANLAMIYORUM”
“Ben protokole geldim, onların da protokole gelmesi lazımdı. Kimse gelmedi. Bir anlam veremiyorum. Niye böyle yapıyorlar, neyi protesto ediyorlar anlamıyorum. Ben beklemiyordum. O kadar çok şey söylendi ki, bugünkü senaryo kimsenin aklından geçmiyordu. Takımını getir, Urfalı kardeşlerimize maçı seyrettirelim. Üç gündür buradayım. Böyle bir sevgi seli, ilgi görmedim.”
“TFF SEÇİM TARİHİ MAKUL”
“Seçim tarihini federasyon açıkladı. Kulüpler Birliği Vakfı’nda da federasyonun seçime gitmesi öngörülüyordu. TFF de gerekeni yaptı. Erken seçim kararı aldı. Hayırlı olsun. Yeni yönetimin seçilmesi için de hazırlık dönemi var. Bugünden yarına seçim yapılmaz. Türk futbolunu yönetecek başkanı iyi inceleyip iyi hizmet edecek kişileri seçmek zorundayız. Aradaki zaman makuldür.”
“FEDERASYONA SAYGI DUYULMALI”
“Erken seçim kararını kim alabilir? Federasyon. Haziranda yapılsa, temmuzun 18’inde yapılsa 20 gün var. 20 gün mü çok önemli? Federasyonun kararına da saygı duymak lazım. Epey zamanları varken, Kulüpler Birliği’nden gelen söylemle gündemlerine aldılar. Kulaklarını kapamadılar. Nedir yani? 20 gün evvel mi yapılacak seçim. Altında başka maksat olduğunu düşünüyorum. Niye 25 gün öne çekilsin? Federasyonun kararına herkesin saygı duyması lazım.”
“SAMİMİ VE İYİ NİYETLİ OLMAK LAZIM”
“Ben her zaman itidalden yanayım. Kendimizi kontrol etmemiz lazım. Ben Galatasaray Spor Kulübü başkanı olarak, tüm paydaşları aklıselim davranmaya çağırıyorum. Türk sporuna hizmet etmek istiyorsanız, samimi ve iyi niyetli olmanız lazım.”
]]>MHP, Yeniden Refah Partisi (YRP) ile DEM Parti de AKP’den ikişer il alırken, AKP’den İYİ Parti ile Büyük Birlik Partisi’ne de birer il geçti.
2019 yerel seçiminde Türkiye genelinde oyların yüzde 44,33’ünü alarak birinci parti olan AKP’nin 2024 mahalli idareler seçimindeki toplam oy oranı 35,48’e düştü. Seçimlerde birinci parti yüzde 37,7 oy oranıyla CHP oldu.
AKP’nin az oy farkıyla seçimi kazandığı ilçelerde Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlar devam ederken bir yandan da el değiştiren belediyelerde yaşanan usulsüzlükler CHP tarafından kamuoyuyla paylaşılmaya başlandı.
İstanbul’da CHP’ye geçen Üsküdar, Tuzla, Beykoz, Çekmeköy ve Eyüpsultan belediyelerinde seçimden hemen önce ihale ve satış yöntemiyle milyonlarca lira harcandığı görüldü.
BASKILI KUPA, SU BÖREĞİ, SÜTLÜ TATLI İHALELERİ
2019 yerel seçimlerinde AKPi’nin yüzde 48,25 oy oranıyla kazandığı Üsküdar Belediyesi, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin kazandığı belediyelerden biri oldu.
Üsküdar’ın yeni belediye başkanı aldığı yüzde 49,9 oy oranıyla Sinem Dedetaş oldu. 2014’ten bu yana Hilmi Türkmen tarafından yönetilen Üsküdar Belediyesi, Dedetaş’ın dün mazbatasını almasıyla resmi olarak CHP’ye geçti.
Üsküdar Belediyesi bu değişimin ardından seçimin hemen öncesinde çıkılmış ihalelerle konuşuluyor. Buna göre, belediye 11 Mart’ta ”su böreği alımı” ihalesi düzenledi.
1 milyon 920 bin lira tutarındaki ihaleyi ‘Oviya Gıda Unlu Mamuller İnşaat Sanayi Ve Ticaret LTD. ŞTİ.’ şirket kazandı. İhalenin sözleşmesi 26 Mart’ta imzalandı. Türkmen yönetimindeki belediye, 15 Mart’ta ”baskılı porselen kupa alımı” ihalesine çıktı.
4 milyon 704 bin lira tutarındaki ihalenin sözleşmesi, mazbata devir tesliminden iki gün önce, 2 Nisan’da imzalandı. Belediyenin 19 Mart’ta çıktığı 2 milyon tutarındaki ‘sütlü tatlı alımı’ ihalesinin sözleşmesi ise yine 2 Nisan’da imzalandı.
İKİ İHALENİN SÖZLEŞMESİ 2 NİSAN’DA İMZALANDI
Tuzla Belediyesi de 31 Mart 2024’te AK Parti’den CHP’ye geçen belediyelerden biri oldu.
2019’da AK Parti’nin aldığı yüzde 50,52 oyla Şadi Yazıcı üçüncü kez Tuzla Belediye Başkanı olmuştu. Tuzla Belediyesi, 31 Mart 2024’te Eren Ali Bingöl’ün aldığı yüzde 50,92 oy oranıyla CHP’nin oldu.
Yeni Başkan Bingöl, henüz mazbatasını almadan Tuzla Belediyesi de önceki Başkan Yazıcı’nın çıktığı ihalelerle konuşuluyor. Belediyenin 14 Mart’ta düzenlediği, 2 milyon 943 bin lira tutarındaki ‘Hoş Geldin Bebek ve Tuzla’ya Hoş Geldin projeleri kapsamında hediye seti alımı’ ihalesinin sözleşmesi 2 Nisan’da imzalandı.
Belediyenin 15 Mart’ta çıktığı ‘2024 yılı park yapımı, park revizyonu, saha yapımı ve revizyonu işleri, fidanlık muhtelif malzeme alımı’ ihalesinin sözleşmesi de 2 Nisan günü imzalandı.
‘Raha Peyzaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’in kazandığı 62 milyon 458 bin liralık ihalede en düşük ve en yüksek tekliflerin aynı olması dikkat çekti.
SEÇİMDEN 3 GÜN ÖNCE, 1,5 MİLYON LİRALIK İHALE
Sancaktepe Belediyesi, bu seçimlerde AKP’den CHP’ye geçen 9 ilçeden biri oldu. 2019’da Şeyma Döğücü’nün aldığı yüzde 49,88’lik oy oranıyla son beş yıldır AKP tarafından yönetilen Sancaktepe Belediyesi 31 Mart 2024 seçimlerinde Alper Yeğin’in aldığı yüzde 50,59’luk oyla CHP’ye geçti. Yeğin’in mazbata devir teslim töreni dün düzenlendi.
Sancaktepe Belediyesi, seçimin ertesi günü belediyenin hizmet verdiği iftar çadırının AKPi’nin kaybedilmesi üzerine açılmamasıyla gündeme gelmiş ve Döğücü vatandaştan tepki görmüştü.
Sancaktepe Belediyesi’nin 12 Mart’ta çıktığı ”elektrikli hizmet aracı alımı” ihalesinin 1 milyon 755 bin lira karşılığında seçime üç gün kala, 28 Mart günü imzalandığı ortaya çıktı.
1 MİLYON 490 BİN LİRALIK KİTAP ALIMI
Eyüpsultan Belediyesi, 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’den CHP’ye geçti. 2019’da yüzde 49,11 oy oranıyla belediye başkanı seçilen AKP’li Deniz Köken, 31 mart 2024 yerel seçimlerine koltuğunu yüzde 48,16 oy alan CHP’li Mithat Bülent Özmen’e bıraktı.
Eyüpsultan da seçime günler kala imzaladığı ihalele sözleşmeleriyle konuşulan belediyelerden biri oldu.
Belediyenin 13 Mart’ta çıktığı 1 milyon 971 bin liralık ”Eyüpsultan ilçesinde bulunan ibadethaneler için halı temini” ihalesinin sözleşmesi 25 Mart’ta imzalandı. Yine aynı gün ihaleye çıkılan 1 milyon 490 bin liralık ”kitap alımnın” sözleşmesi ise 26 Mart’ta imzalandı.
SEÇİME 2 GÜN KALA 1 MİLYON 800 BİN LİRALIK İHALE
2019’da yüzde 49,16 oy alan AKP adayı Murat Aydın tarafından yönetilen Beykoz Belediyesi de bu yerel seçimlerde CHP’nin kazandığı belediyelerden oldu. CHP’nin adayı Alaattin Köseler 31 Mart 2024 tarihinde, yüzde 45,87 oranında oy alarak Beykoz Belediye Başkanı seçildi.
Beykoz Belediyesi’nin seçimlerden neredeyse bir ay önce, 6 Mart’ta çıktığı ”oyun grupları alımı ihalesinin” sözleşmesi 1 milyon 800 bin lira karşılığında 29 Mart tarihinde imzalandı.
ÇEKMEKÖY BELEDİYESİ’NDEN 30 MİLYONLUK İHALE
Çekmeköy Belediyesi de bu seçimlerde AKPi’den CHP’ye geçti. 2019 yerel seçimlerinde yüzde 42,92 oy oranıyla Ahmet Poyraz’ın belediye başkanı koltuğuna oturduğu belediyeyi bu yıl yüzde 49,22 oy oranıyla CHP’li Orhan Çerkez kazandı.
Çekmeköy Belediyesi’nde seçimlerin hemen öncesinde yüksek meblağlı bir ihalenin sözleşmesi imzalandı. 19 Mart’ta çıkılan ”hizmet binalarının bakım ve onarımı yapım işi” ihalesi 30 milyon 19 bin liraya 29 Mart’ta imzalandı. Yapıden Mühendislik İnşaat Denizcilik Nakliyat Geri Dönüşüm Temizlik Sanayi Tic. Limited Şirketi’nin kazandığı ihalede en düşük ve en yüksek teklifin aynı olması dikkati çekti.
EĞİTİM MUTFAĞINDAKİ MALZEMELER BOŞALTILDI
İstanbul’da seçim sonrası yaşananlarla dikkatleri üzerine çeken bir diğer belediyesi ise Beyoğlu oldu. 2019 yılında aldığı yüzde 49,86 oyla AKP Haydar Ali Yıldız tarafından yönetilen belediye, 30 yılın ardından CHP’nin oldu. Yüzde 49,21 oy alan CHP’li İnan Güney, Beyoğlu Belediye Başkanı oldu.
Beyoğlu Belediyesi bünyesinde hizmet veren Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (BESMEK) Kasımpaşa Eğitim Merkezi’nde, mutfak eğitimleri için kullanılan malzemeler, 2 Nisan gece saatlerinde bina dışına çıkarıldı.
Taşınma işlemine yönelik resmi evrakın bulunmaması üzerine malzemeler tutanak tutularak tekrar içeri taşındı. 3 Nisan sabahı Beyoğlu Belediyesi antetli kağıda, Beyoğlu Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Ali Koca imzasıyla malzemelerin sözleşme süresi dolduğu gerekçesiyle taşındığı belirtilen bir belge hazırlandı.
Belge ile gelen firma yetkilileri bu kez malzemeleri kamyonlara yükleyerek götürdü.
AKP’Lİ BAŞKAN KAYBEDİNCE…
Samsun Yakakent Belediyesi de AKP’nin 31 Mart’ta kaybettiği belediyelerden biri oldu. 2019 yerel seçimlerinde yüzde 57,59’luk oy oranıyla AKP’li Hüseyin Kıyma’nın kazandığı belediye, 31 Mart’ta yüzde 50,43 oy alan İYİ Partili Şerafettin Aydoğdu’ya geçti.
Belediyenin el değiştirmesinin ardından Samsun Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin verdiği karar doğrultusunda 10 yıllık kullanım hakkıyla Yakakent Belediyesi’ne devredilen Yakakent Liman Balık Lokantası’na giden zabıta ekiplerinin masa ve sandalyeleri topladığı görüntüler kaydedildi.
Vatandaş ve İYİ Partililerin durumu fark etmesi üzerine taşıma işlemi durduruldu.
75 GÜNDE 150 BANKAMATİK MEMURU ALINMIŞ
Seçimlere 75 gün kala yapılan seçimle Bilecik Belediye Başkanlığını koltuğunu kaybedip bağımsız aday Mustafa Sadık Kaya’ya bırakan Melek Mızrak Subaşı, 31 Mart seçimlerinde CHP’nin adayı olarak gösterilmişti. Melek Mızrak Subaşı, oyların yüzde 48,88’ini alarak belediye başkanı seçildi.
Mızrak Subaşı, 75 gün süreyle belediyeden uzaklaştırıldığı sürede seçimden bir gün önceye kadar belediyeye 150 bankamatik memuru alındığını açıkladı.
BELEDİYE ÇALIŞANLARININ SÖZLEŞMELERİNİ FESHEDİLDİ
Bursa Büyükşehir Belediyesi de uzun yılların ardından CHP’ye geçen belediyelerden biri oldu. 2019’da AKP adayı Alinur Aktaş’ın yüzde 49,61 oy alarak beş yıl boyunca belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu Bursa Büyükşehir, bu seçimlerde CHP’nin adayı Mustafa Bozbey’in yüzde 47,2 oy almasıyla CHP’ye geçti.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanı Mustafa Bozbey, AKP’li belediye yöneticilerinin bazı çalışanların sözleşmelerini feshederek tazminatlarını ödediği bilgisini aldıklarını belirtti.
Bozbey, katıldığı bir iftar programında,”Bize iletilenler bizleri üzüyor. Tazminatları verilerek işten çıkarılanlar kimler? Büyük ihtimalle de bankamatik olduğunu düşündüğümüz bazı kişiler, hakları feshedilerek hemen tazminatları ödenme yoluna itiliyor. Onlara ‘yarın sizi buradan buradan atacaklar, tazminatlarınızı alın ayrılın’ diyorlar. Biz çalışanlarımızın her birine tek tek güveniyoruz. Ancak böyle bir işlemin yapılmasını da asla kabul etmemiz mümkün değil. Yangından mal kaçırırcasına bu tür işlemlerin yapılmasını hukuki ve ahlaki açıdan doğru bulmuyoruz” dedi.
5 BİN LİRA KARŞILIĞINDA OY SATIN ALINDIĞI İDDİASI
Kırşehir Belediyesi, 31 Mart seçimlerinde el değiştiren belediye olmadı. Mevcut Başkan CHP’li Selahattin Ekicioğlu, 2019’da aldığı yüzde 44,78’lik oy oranını, yüzde 52,86’ya çıkararak yeniden başkan seçildi. Fakat seçimlerin ardından Kırşehir de usulsüzlüklerle gündeme gelen illerden biri oldu.
İddialara göre, Kırşehir’de 31 Mart günü ve öncesinde vatandaşlardan parayla oy satın alındı. Gazeteci Saygı Öztürk’ün haberine göre, ”AKP’li bir belediye meclis üyesinin yeğeni, vatandaşlara 5 bin lira göndererek” oylarını satın aldı. Haberde yer alan banka dekontunda seçimlerin yapıldığı gün öğle saatlerinde bir vatandaşa gönderilen 5 bin liranın açıklama kısmına ”oy parası” yazdığı görüldü.
BELEDİYENİN KASASINDAN FUTBOLCULARA 18 MİLYON LİRA
Yozgat Belediyesi ise 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’denn YRP’ye geçen iki belediyeden biri oldu. 2019’da, AKP’li Celal Köse’nin oyların yüzde 40,85’ini alarak belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu Yozgat’ta bu seçimlerde YRP’nin adayı Kazım Arslan oyların yüzde 36,32’sini alarak belediye başkanı oldu.
Başkan Arslan’ın aktardığına göre, belediyenin kasasından seçimden iki gün önce, 18 milyon TL Yozgat Bozokspor futbolcularına aktarıldı. Yaşanan olayı, X hesabından yaptığı bir paylaşımla duyuran Arslan, şunları söyledi:
”Cuma günü, belediyenin birçok ödemesi gereken öncelikli borçları varken, mesela TEDAŞ’a borç ödenmesi gerekirken, mesela akaryakıt tedarik eden arkadaşımıza borç ödenmesi gerekirken, yine bazı taahhüt işlerini yapan müteahhit arkadaşlara borç ödenmesi gerekirken, yaklaşık 18 milyon lira tutarında bir meblağ usulsüz bir şekilde Yozgat Bozokspor futbolcularına aktarılmış.”
]]>O gün yaşadıklarını anlatan Karlı “Ölmek istemiyordum. Çünkü ben iki çocuk annesiyim ve ayakta durmak zorundayım, güçlü olmak zorundayım” dedi.

Ferhat Karlı
Olay, 23 Mart Cumartesi günü saat 14.00 sıralarında Şahintepe Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, daha önceki evliliğinden 2 çocuk sahibi olan 24 yaşındaki Dilem Gül Karlı, 5 ay önce akraba evliliği yaptığı Ferhat Karlı tarafından anlaşamadıkları ve kıskançlık nedeniyle evinden kovuldu. Bir süre sonra pişman olan Ferhat Karlı, 3 ay evli kaldığı eşinin geri evine dönmesini istedi.
OTELE GİTMEYİ TEKLİF ETTİ
Eşinin evden kovmasıyla birlikte babasına taşınan ve boşanmak isteyen Dilem Karlı ise bu teklifi reddetti. 23 Mart’ta eşini arayan Ferhat Karlı, davadan önce son kez Dilem Karlı’ya konuşmak istediğini söyledi ve çift Küçükçekmece’de bir parkta buluştu. Çift bir süre konuştuktan sonra Ferhat Karlı eşine bir otele gitme teklifinde bulundu.
Dilem Karlı ise bu teklifi reddederek Başakşehir’de bir arkadaşının doğum günü olduğunu söyledi. Bunun üzerine Ferhat Karlı eşine Başakşehir Şahintepe Mahallesi’ne kadar eşlik etti. Şahintepe Mahallesi’ne geldiklerinde Ferhat Karlı birden eşi Dilem Karlı’yı sokak ortasında karnından bıçakladı.

ALTI SAATLİK AMELİYAT
Eşi Dilem Gül Karlı’yı 22 yerinden bıçaklayan Ferhat Karlı, başında ölmesini bekledi. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri yaralı eşinin başında bekleyen Karlı’yı gözaltına alarak zırhlı araçla emniyete götürdü.
Sağlık ekipleri ise ilk müdahalenin ardından ağır yaralanan kadını ambulansla hastaneye sevk etti. 6 saat süren ameliyatın ardından bir hafta yoğun bakımda tedavi gören Dilem Karlı, hayati tehlikeyi atlattı. Gözaltına alınan Ferhat Karlı ise cezaevine gönderildi.
Pendik’te 35 yaşındaki Sevilay Karlı, 5 ay önce boşandığı eski eşi Ümit Karlı tarafından 13 yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü. Sevilay Karlı’yı öldüren Ümit Karlı’nın, Ferhat Karlı ile amca çocukları olduğu ortaya çıkmıştı.
“BAŞTA AGRESİF DEĞİLDİ”
O gün buluştuklarında yaşadıklarını anlatan Dilem Gül Karlı, yaşadıklarını şöyle anlattı:
– Biz akrabayız. Köye gittiğimde başladı, o zaman tanışık. Her şey güzel gidiyordu, bir ay içinde evlendik. Sonra ufak çaplı tartışmalarımız başladı. Benim onu arkadaşlarımdan üstün tutmam oldu, kız kardeşimi falan kıskanmaya başladı. 3 ay evli kaldık, 3 ay sonra evden kovulmamla gitmem bir oldu. Çok anlaşamıyorduk. O gün işten çıkmıştım, son kez görüşecektik.

Dilem Gül Karlı
– Bana pazartesi günü mahkememiz olduğunu söyledi. Yanına gittim çok doğaldı. Agresif değildi, sevecen yaklaştı. Önce otele gitmek istediğini söyledi, ben de reddettim. Daha sonra Küçükçekmece’de bir parkta oturduk, sohbet ettik. ‘Kararlı mısın? Ayrılmak İstiyor musun?’ diye sordu. Ardından, ‘Başkalarıyla görüşüyor musun?’ dedi, ‘Hayır’ dedim. ‘Başkalarıyla buluştun mu?’ dedi, ‘Hayır’ dedim. Buluşmuşsam da görüşmüşsem de hepsi arkadaşımdır. Çevrem çok çünkü benim. Ondan sonra beraber metroya binerek Başakşehir Şahintepe’ye geldik. Yanında bıçak taşıyormuş ama haberim olmadı.
BIÇAKLAYIP, KULAĞINA FISILDADI…
Olay anını anlatan Karlı, şöyle devam etti:
– Pastaneye gidip pastamızı aldık. Arkadaşıma gidiyordum o gün, doğum günüydü. Arkadaşımı aradım, ‘Abla geliyorum’ dedim. Telefonu kapatıp çantama koydum ve ilk bıçak darbesini o zaman karnımdan aldım. Ölmek istemiyordum. Ölmek istemediğimi bile bile defalarca her yerimden sırtımdan, karnımdan, boğazımın altından kolumdan bıçaklayarak başımda ölmemi bekledi. Herkes 7 dedi ama 22 tane bıçak darbem var. Yaşamam bir mucize. Sadece en ağır cezayı almasını istiyorum.
– Bana en son kulağıma fısıldayarak, ‘Ben içeriye gireceğim ve görüş günüme geleceksin. Eğer gelmezsen küçük kızını da elinden alır ve onu da öldürürüm.’ Ölüm döşeğinde olan beni bile o anda tehdit etti. Bıçakladıktan sonra başımda, ‘Sen bana bunu yapmayacaktın’ dedi ve çok değişikti” diye konuştu.

DALAĞI YOK, BAĞIRSAĞI VE PARMAĞI KESİLDİ
Sözlerini iki çocuk annesi olduğunu hatırlatarak sürdüren Karlı,şöyle konuştu:
– O gün çok korktum ve ölmek istemiyordum. Çünkü ben iki çocuk annesiyim ve ayakta durmak zorundayım, güçlü olmak zorundayım. Hakkımı istiyorum, hak ne ise onu istiyorum. Lütfen kadınlar ölmesin. Hiçbir suçumuz yokken, suçumuz olsun ya da olmasın. Bizim hakkımız bu değil. Şu an dalağım yok, yine risk altındayım. Kalbime stent takıldı, karaciğerim kesilmiş, karaciğerim onarıldı. Bağırsağım kesilmiş. Parmağım kesilmiş, parmağımdan ameliyat olmam lazım.

– Boğazımdan yutkunabiliyorum ama zor nefes alıyorum. Yürümeye çalışıyorum ama zorluk yaşıyorum. Burada benim adıma, ‘Mucize kadın’ diyorlar artık. ‘Çok iyi toparladın, sen çok güçlüsün’ diyorlar. Evet güçlüyüm, güçlü olmak zorundayım. 22 bıçak darbesine rağmen ayaktayım ve ayakta olmaya devam edeceğim. Hakkımı en sonuna kadar savunacağım.
]]>

“MANİSALILAR DÜNYANIN EN İYİ İNSANLARIDIR”
Düzenlenen Halk Buluşması programında Manisalılara seslenen Özel, şunları söyledi:
* “Biz bu meydanda bulunan herkesle iyi kötü çok gün yaşadık. Biz birbirimizin acısında beraberiz. Mutlu gününde beraberiz. Büyük mücadelelerde beraber olduk. 2009 yılında sevgili Kadri Kocabaş, kalp krizi geçirince, seçimlere 40 gün kala, 3 saat içinde karar vererek, partinin bayrağı yere düşmesin diye onu alıp görevi kabul ettiğimde, Manisa’ya geldim ve iki isimle, bir tanesi sağdıcım, çocukluk arkadaşım Demirhan Gözaçan. Diğeri çok değerli büyüğüm, o günün ilçe yöneticisi Reis Öncü ile birlikte, üç kişi il binasına gittik. O gün ilk yürürken üç kişiydik. Tabi ki ilçe yönetimimiz, il yönetimimiz 2011’den sonra diğer tüm ilçeler. Ama önce azdık, sonra çoğaldık. Birlikte çalıştık. Kaybettik, kaybede kaybede kazanmayı öğrendik.

* Yenilgiyi umutsuzlukla değil daha büyük bir enerji ile çalışmak için verilen bir mesaj olarak gördük. Hep şuna inandık. İlk gün il başkanlığının balkonunda konuşurken söylediğim bir şeyi kimse unutmasın. O gün demiştim ki ben bu şehrin evladıyım. Dedelerim, ninelerim, anneannem bu şehirde büyümüş, annem ve babam bu şehirde doğmuş, büyümüş, şehrin yarısını okutmuş insanlar. Bizim evimiz belli, mezarımız belli. Ben mezarlığa girdiğimde önce Allah gani gani rahmet eylesin, Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi’ye Fatiha okumadan geçmem. Çünkü o demiştir ki benim gibi bir yarı çıplak insanı bu Manisalılar bağrına bastılar, karnımı doyurdular, beni sevdiler, bu Manisalılar dünyanın en iyi insanlarıdır. Gerçekten de Manisalılar çok iyi insanlardır, hangi partiden olursa olsunlar.”

MANİSA’YA HİZMET EDENLERE TEŞEKKÜR
Manisa’da her siyasi görüşten oy aldıklarını belirten Özel, şunları belirtti:
* “Ben kabristanda yürürüm, sağda ilk köşede Neşe Ablanın, Neşe Gülersoy’un, bu partinin kadın kolları başkanıyken, İzmir Eczacı Odasının Genel Sekreteri, Manisa temsilcisiyken MHP’li Eczacı Cemil Çöllü’nün öldürülmesini kınayan bir metni kaleme aldı. O cinayete misilleme olarak hayatını kaybetmişti. Beyaz önlükleri içinde. Afiyet Eczanesinin camından 4 yaşında burnumu cama koyarak gördüğüm o kanlı önlüklü, partimizin ve mesleğimizin öncüsü Neşe Gülersoy’un mezarında bir dua okur, sonra anneannemin, dedemin mezarına varırım.

* Bugün her görüşten Manisalının sevdiği, Manisa Tarzanının, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en haksız cinayetlerine kurban gitmiş, sağdan soldan Manisa’nın evlatlarının manevi huzurunda ben ve arkadaşlarım adına söz veririm ki bu kenti varlığına, birliğine uygun, beraberliğine uygun, siyasi kavgalarla değil Manisalılık bilinci, eşitlik ve adaletle yöneteceğiz. Partimin Genel Başkanı olduğum gün Manisa’ya geldiğimde, biz bizi biliriz. AKP’liler biz seni mahcup etmeyeceğiz dedi. MHP’liler seni mahcup etmeyiz dedi. Birine inanamadım. Abi sen de mi destekleyeceksin dedim. Isparta Süleyman Demirel’i destekliyorsa, ben sol bir partiye oy vermişim, yanlış mı yapmış olurum? Manisa’nın evladını destekleyeceğim dedi.”

Özel, “Büyük heyecan, genç, yakışıklı, çalışkan il başkanımızı Manisa göreve çağırdı. Onunla birlikte görevi devralan, Türkiye’nin 4 kadın il başkanından birisi. İlk gün konuştuğumuz gibi. Parti içinde bir kişiyi geride bırakmadan. Kimseyi dışlamadan. Eskiden yaşanmış olumsuz hiçbir şeyi hatırlamadan ama bu partiye verilen tüm emekleri de görerek, çok büyük bir kucaklaşmayı hep birlikte sağladık. Biz örgütümüzü kucakladık, Manisa bizi kucakladı. Manisa’nın varıp da bugüne kadar hizmet etmiş yöneticilerini gün gün eleştirdik. Bugün o gün değil. Manisa Belediyesi kurulduğu günden bugüne kadar Manisa’mıza hizmet eden, ilk belediye başkanından son belediye başkanına kadar tüm siyasi partilerden belediye başkanlarımıza ölmüşlerine rahmetlerimizi, hayatta olanlara da minnet ve saygılarımızı sunuyorum” dedi.

“MANİSA’DAN İZMİR’E KARAYEL ESMİŞ”
Özel, konuşmasının devamında ise şunları söyledi:
* “Manisa artık Manisa’nın evladı tarafından eşit, hakkaniyetli şekilde yönetilmeyi hak ediyordu. Manisa tüm ilçeleri, örgütümüzde emeği olan ya da örgütümüzün üzerinde tam mutabık olduğu isimlerle adaylaştırma çalışmalarını tamamladık. Biz birbirimize sarıldık. Manisa bize sarıldı. Sağ olsun şimdi yanımızda İzmir İl Başkanımız da var. O dedi ki İzmir’den esen meltemi, Manisa’ya ulaştırırsak, Manisa’yı kazanırız demişti. Seçim sonuçlarına baktık. İzmir yüzde 50 o akşam. Manisa yüzde 60. İzmir’den Manisa’ya meltem değil Manisa’dan İzmir’e karayel esmiş. Ben emek veren il başkanımın şahsında, tüm ilçe başkanlarıma, il yöneticilerine, ilçe yöneticilerine, bu görevi geçmişte yapanlara, kadın ve gençlik kollarına, hiçbir görevi olmasa da partinin bir neferi olarak Atatürk’ün baba evinin bugüne kadar bacasını tüttürenlere, çayını demleyenlere teşekkür ediyorum.

SIFIR BELEDİYEDEN, 15 BELEDİYEYE
* 40-50 yıl iktidarda değiliz ama bir aradayız. Bu birlikteliği Manisalılar gördü. Şunu gördüler. Tayin yaptıramazlar, terfi yaptıramazlar. İhale zaten almazlar. Bu partinin üyesi olunca hiçbir işleri görülmez ama bir yere gitmezler. Bu insanlar, bu insanlara güvendiler ve Manisa siyasi tarihte görülmeyen bir başarıyı elde etti. Sadece 2 seçim önce sıfır belediyemiz vardı, aynı kanunlarla. Belediye meclislerinde çoğunda hiç belediye meclis üyemiz yoktu. Büyükşehirde sadece 7 belediye meclis üyemiz vardı. Bugün 16 ilçede seçime girdik, 14 ilçede seçimleri kazandık. 15’inci olarak da Ferdi Zeyrek Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Bu büyük onur için bütün Manisalılara, hangi siyasi görüşten olursa olsun yüzde 60 oyla bu güveni telkin eden bütün Manisalılara yürekten teşekkür ediyorum. Partinin Genel Başkanı olarak yetiştiğim, büyüdüğüm, ekmeği ve suyuyla büyüdüğüm bu memlekette, sizin huzurunuzda şunu ilan etmek durumundayım. CHP, 1977 yılından sonra ilk kez yüzde 38 oy oranı ile Türkiye’nin birinci partisidir.

AVRUPA’NIN EN BÜYÜK SOSYAL DEMOKRAT PARTİSİ
* 14 büyükşehri, 35 il belediyesini kazanan, en yakın takipçisi partiye 11 belediye fark atan, oylarını 10 ay önceki seçime göre 3 milyon 600 bin artırarak, 17 milyon 400 bine çıkaran, bu seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olan, Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisi olan, Türkiye’nin değil dünyanın en çok belediyeye sahip sosyal demokrat partisi olan, CHP’ye hayırlı olsun. 58 genç belediye başkanımızla, neredeyse tamamı gençlik kollarından geliyor, yine geçen seçimlere göre sayıları 3 katın üzerinde artan 35 kadın belediye başkanımızla CHP rakiplerinden, kurucusunun Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere ve siyasette önünü açıp, siyasette seçme ve seçilme hakkını verdiği kadınlara sarılan CHP, diğer rakiplerinden gençleri, kadınlarıyla, birikimiyle, liyakatleri ile ayrışmıştır. Her birisini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Bütün Türkiye’ye bir mesajımı tekrar etmek isterim. Bize oy versin ya da vermesin bu seçimin kazananı 86 milyondur. Bu seçimin kaybedeni yoktur. Ben millete zam yapmasam da mazotu 45 lira yapsam da emekliye 10 bin lira versem de çiftçiye al ananı da git desem de esnafa siftahsız kepenk kapattırsam da bana mecbur oy verecekler diyen anlayış kaybetmiştir. Bu seçim yok sayılanların, hesaba katılmayanların kazandığı bir seçimdir.

“SESİZLERİ BÜYÜK SES YÜKSELTTİĞİ ZAFER SEÇİMİ”
* Bu seçim emeklilerin, esnafın, çiftçinin, atanmayan öğretmenlerin, staj mağdurlarının, 9 bin gün mağdurlarının, kademeli emeklilik bekleyenlerin, bu seçim kimsenin görmediği sessizlerin büyük ses yükselttiği bir zafer seçimidir. Bu seçim meydanlara çağırdığımız emekliler koşup geldiği için, aramızda göremeyip artık aramızda olan gençler sandıklara koştukları için, artık bu ülkeden gitmek istiyoruz demeyip, biz bu ülkede Özgür Abiyle birlikte mücadele edeceğiz dedikleri için bu seçimi gençler kazanmıştır. Gençler kendi geleceklerine sahip çıkmaya karar vermişlerdir. Meydandaki gençlerin elini göreyim. Bakın bu kadar çoklar artık. 2011 seçimlerini kaybettiğimizde, önceki dönem il başkanlarımızla oturduk, ilde değerlendirme yapıyorduk. Allah gani gani rahmet eylesin il başkalarımızın değerlendirmesi şuydu. 1980 öncesi bu partiye gençlerden girilmiyordu. Nerede gençler dedi, Hüdai Fazlılar. Allah rahmet eylesin Hüdai Abi, kaldırın ellerinizi görsün. Burada artık bu gençler. Ali Abimiz vardı, Ali Ağar. Önceki il başkanımız. Hüdai doğru söylüyor dedi. Kısa ve öz konuşurdu, Hüdai doğru söylüyor dedi. Sen gençsin, bu partiye gençleri çekersen sen çekersin. Görev senindir dedi. Allah rahmet eylesin Ali Abi işte burada o gençler.

“TÜKETİCİ KREDİSİ DEĞİLDİR”
* Manisa’nın tüm siyasi partilerinin kıymetli seçmenlerine sesleniyorum. Oy vermiş kimseyi verdiği oydan dolayı pişman etmeyeceğiz. Oy vermemiş olanların oyunu hak etmek için çalışacağız. CHP’nin belediye başkanlarıyla, örgütüyle beraber büyük sorumluluğun farkındayız. Milletimiz bize kredi açmıştır. Bu kredi bir tüketici kredisi değildir. Tüketici kredisi al harca diye verilir. Tüketici kredisi çok borçlanmışsın, al borcunu kapat ve taksit taksit öde diye verilir. Benim meydan meydan talep ettiğim, tüm siyasi partilerden talep ettiğim kredi yatırım kredisidir. İnsanlar emeklisi, genciyle, çiftçisi, esnafıyla, beyaz, mavi, gri yakalı çalışanlarıyla, Türkiye’nin adil yönetilecek, sosyal demokrat anlayışla onlara sahip çıkarak yönetilebilecek, emeği öne alacak, emek mücadelesini sahiplendirecek, kimseyi ötekileştirmeyecek bir anlayışa yatırım kredisi vermiştir. Bu krediyi doğru kullanırsak genel seçimlerde nasıl bir banka yatırımı yapan firmadan memnunsa artırarak kredi verir, o krediyi bize verecek, bu ülkeyi bize yönettirecektir.

“PARTİMİZİ İKTİDARA TAŞIYACAĞIZ”
* Bugünden sonra siyasetin nezaketine sahip çıkarak ama rekabetinin de en dik alasını göstererek, unutulanları, ezilenleri, yok sayılanları sahiplenmeye, umutsuzların umudu olmaya, kimsesizin kimsesi olmaya, gençlerin gitmeyi hayal ettikleri ülke değil geleceklerini hayal ettikleri bir ülke olmaya hep birlikte çalışarak hazırlanacağız. Ferdi Zeyrek’in verdiği tüm sözler. Ucuz sudan tutun da iyi bir toplu taşımaya kadar. Hepimiz tarafından sahiplenilmiş sözlerdir. Bunun için elimizdeki belediyenin imkanları nispetinde, diğer belediyelerimizle dayanışma içinde, dünyanın öbür ucundan alınabilecek temiz fon ve kredilerle, yaşadığımız, doğduğumuz Manisa’ya, hepimizin ekmeğini, suyunu tüketip, her şeyimiz borçlu olduğumuz bu Manisa’ya en iyi hizmetleri getirirken, Türkiye’de de partimizi hep birlikte iktidara taşıyacağız.
“BİZE ÜMİT BAĞLAMIŞ HERKESE SAHİP ÇIKMAYA HEP BİRLİKTE BAŞLIYORUZ”
* Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da yanımıza gelene, ardımıza düşene, bizimle birlikte olana sonuna kadar sahip çıkmaya, bugüne kadar sesimizi duyuramadığımıza bir daha anlatmaya, bugüne kadar bizi anlamayana sabırla yaklaşmaya, iktidarın kibrinden uzak durmaya ve iktidarın sorumluluğu ile bu toplumda bize ümit bağlamış herkese sahip çıkmaya hep birlikte başlıyoruz. Bugün zafer ile sonuçlanmış bir seçimin üç gün sonrası değildir. Bugün yeni zaferler elde etmek zorunda olduğumuz, Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki ilk genel seçime giderken seçimin dördüncü günüdür. Hep birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Bir büyük teşekkür. Manisa ittifakı dedik, kuruldu. Türkiye ittifakı dedik, kuruldu.
* Manisa’da dört belediye başkanımız son 5 yıl hepimizin göğsünü kabartan, hepimizin takdirini toplayan işler yaptılar. Her birini yeniden görevlendirdik. Ancak listelerin teslimi sırasında Saruhanlı’da yaşanan büyük talihsizlikten ötürü, Saruhanlı Belediye Başkanımız sevgili Zeki Bilgin adaylaşamadı. Saadet Partisi örgütüne teşekkür ediyoruz. Listemize ve adayımıza ev sahipliği yaptılar. Partinin bayrağını Saadet Partisi listelerinden sevgili Mustafa Arguz dalgalandırdı, taşıdı ancak sayısız geçersiz oy, başka partilere verilen oylar yüzünden muvaffak olamadı. Mustafa Arguz, Zeki Bilgin’e yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varlar. Demirci’de Şerif Akmeşe. Yılların emeğini bir kez daha parti için seferber etti. Ama Demirci’de belediye başkanlığını bir sonraki döneme bıraktık. O hedeften vazgeçmedik. Selendi’de Cemil Kurt hedefe çok yaklaşmışken kazanamadı. Hem Cemil Kurt’a, hem Şerif Akmeşe’ye, hem de Selendi ve Demirci örgütlerimize yürekten teşekkür ediyorum.
“TÜRKİYE İTTİFAKI KAZANDI”
* Geri kalan, seçilen 14 ilçe belediye başkanımızla bütün CHP olarak biz onların kaya gibi arkasındayız. Onlar hizmeti ederken, parti ayırmadan ama kendi partili kimliklerini de unutmadan ellerinden gelen tüm katkıları sağlayarak bu kente hizmet edecekler. CHP olarak kırgını olmayan, küskünü olmayan, kavgası olmayan bu kentte, kırgın, küskün ve kavgası olmayan bu parti ile çok daha güzel günler göreceğiz. İlk günden bugüne bana, adaylarımıza, seçilen belediye başkanlarımıza, örgütümüze katkı sağlayan, emek veren, destek veren her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Son olarak tüm Türkiye’de olduğu gibi, bir kez daha şunu hatırlatıyoruz. CHP kurucu partidir. Gücünü milletinden renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır.
* Şimdi o parti, Kurtuluş Savaşının, Milli Mücadelenin partisi, Cumhuriyeti kuran parti, kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren parti. Çok partili rejime geçen parti. Sendikal hakları getiren parti. Emeklilik hakkını getiren parti. Şimdi Cumhuriyetin ikinci yüzyılında siyasi ittifaklarla değil, milletle, seçmenle sandıkta kurduğu gönül ittifakı ile bu seçimlerden büyük bir zaferle çıkmıştır. Ben o ittifakın arkadaşlar kurucusu diyor, kurucusu buna ihtiyaç duyan millettir. Ben isim babasıyım. Biz bu seçimleri Türkiye ittifakı ile kazandık. Türkiye ittifakı gücünü milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Türkiye ittifakı kazandı, Türkiye kazanacak. İlk seçimlerde Atatürk’ün partisi iktidar olacak.
ÖZEL’DEN ÜYE KAMPANYASI ÇAĞRISI
* En kuvvetli alkışlarınızı, haftaya başlatacağımız üye kampanyası ile koşarak baba ocağına gelecek olan, tüm siyasi görüşlerden insanlara ve bilhassa gençlerimize davet alkışı istiyorum. En kuvvetli alkış. Gençler CHP baba ocağıdır. Herkes baba ocağına doğar. Sonra kimi gider büyüğünü arar, kimi küçüğü ile yetinir, kimi ırakta oturur, kimi yakında oturur. Ama herkes bilir ki bir gün ihtiyaç doğarsa baba evinin çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Bu baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Gelene nereden geldin demeyiz. Çünkü tapusu bizde değildir. Tapusu ne Özgür Özel’dedir, ne Kemal Beydedir.
* Rahmetli Ecevit’te de yoktu, İnönü’ye de kayıtlı değildir. Baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Her yaştan gençleri, bilhassa gençleri, her siyasi görüşü mademki başınız sıkışmıştır, baba evine davet ediyoruz. Buyurunuz. Hep veda ve emanetlerle geçer kampanyalar. Kampanya bitti ve adaylar seçildi. Şimdi elbette sizleri Allah’a, adaylarımızı çalışmalarını desteklemek için örgütümüze, Ahmetli, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Sarıgöl, Kula, Soma, Kırkağaç, Gölmarmara, Akhisar, Gördes, Kula, Şehzadeler, Yunusemre, Köprübaşı ve büyükşehri değerli belediye başkanlarıma emanet ediyorum.”
“75 YILLIK HAYALE MANİSA İTTİFAKI İNANDI”
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ise “Tam 75 yıllık bir hayaldi. Bu hayale önce bizler inandık. Daha sonra partililerim inandı. Daha sonra Manisa İttifakı inandı. 31 Mart’ta bu büyük zaferi bizlere armağan eden, bizimle birlikte olan tüm herkese sonsuz sevgiler saygılar. Öncelikle Manisa’mızın evladı, gururu sayın Genel Başkanım Özgür Özel’e Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin anahtarını teslim etmek, bu belediyede de ağırlamanın verdiği mutluluk her şeyden öte. Öncelikle önümüzdeki günlerde olacak olan Ramazan Bayramımız mübarek olsun. Sizler bu görevi bana bayram hediyesi olarak verdiniz. Genel Başkanıma, il ve ilçe örgütlerime, Manisam’da yaşayan herkese bu bayram hediyesini vermenin gururunu yaşattınız hepiniz sağ olun var olun” dedi.
]]>KADİR GECESİ NE ZAMAN?
Ramazan ayı içinde olan ve ‘Bin Aydan Daha Hayırlı’ olarak ifade edilen Kadir Gecesi 2024 yılında 5 Nisan günü idrak edilecek.
KADİR GECESİNDE YAPILABİLECEK İBADETLER
* Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; O’na olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
* Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
* Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
* Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
* Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
* Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
* Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
* Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
* Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
* Kişi kendine ve diğer mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
* Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
* Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
* O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan okunmalı.
* Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
* Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
* Hayattaki manevî büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri kutlanmalı.

KADİR GECESİ NE ŞEKİLDE DUA EDİLMELİ?
-Hz. Aişe bir gün Peygamberimize:
Ya Resullullah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?
Şöyle buyurdu:
– Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü anni. (Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
İSTİĞFAR DUASI TÜRKÇE OKUNUŞU
“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”
İSTİĞFAR DUASI MANASI
“Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”
Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere “Estağfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh” okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu. Anlamı ise “Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim.” demektir.
İstiğfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizin bildirdiği, “Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbiğfir lî” istigfarıdır.
53 yıllık süreçte, Türkiye genelinde toplam 94 istasyondan elde edilen veriler kullanıldı.
Raporda, 53 yıl 5 ayrı periyotta ele alındı. 1970-1979 arasında 29,4 gün, 1980-1990 arasında 29,7 gün, 1991-2001 yılları arasında 29,5 gün olan ortalama kar örtülü gün sayısı, 2002-2012 arasında 28,4 güne geriledi.
2013-2023 yılları arasında ise 23,5 günle büyük düşüş gerçekleşti.
Kar örtülü gün sayısı 29,7 olan 1970’ten 2001’e kadarki dönemle son 10 yıl arasındaki fark, 6,2 güne kadar azaldı.
1970-2023 yılları arasında ortalama kar örtülü gün sayısı 28,1 olurken, en çok kar örtülü gün sayısı 55 günle 1992’de, en az kar örtülü gün sayısı 9,4 günle 2018 yılında yaşandı.
KAR KALINLIĞI REKORLARI ULUDAĞ’DA
Türkiye’de aylık maksimum kar kalınlıklarına ilişkin ekstrem değerlerin de ele alındığı rapora göre, 1980 Mart’ta Uludağ’da 430 santimetre ile 53 yılın kar kalınlığı rekoru kırıldı.
Aylara göre ekstrem değerler ise şöyle:
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, son 10 yılda kar örtülü gün sayısındaki 6,2 günlük azalmanın çok ciddi bir tehlike olduğuna dikkati çekti.
Dr. Kesici, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de küresel ısınmanın son 10 yıldır etkilerini gösterdiğini söyledi.
Karlı örtülü gün sayısındaki azalmanın temel nedenlerinden birinin ülkemizdeki su kaynaklarının azalmasına bağlı olarak, nemin giderek azalmasını gösteren Dr. Kesici, “Suların, havanın ve toprağın ısınmasına bağlı yağışlar da kararsızlaşıyor. Sera gazı, yani karbon salınımının giderek artması, şehirlerdeki betonlaşma ve benzeri nedenler de etkili olmaktadır” dedi.
BATIDA KAR YOK DENECEK KADAR AZALDI
Türkiye’de son yıllarda kar yağışı açısından sorun yaşandığını dile getiren Dr. Kesici, “Kar yağışlarının azalması, özellikle Akdeniz, Ege, İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz’in batı kısmı gibi bölgesel ele alındığında kar yağışındaki gün sayısı son birkaç yıldır yok denecek kadar az. Bu rapordaki verilerde de Doğu ve Güneydoğu’daki yağışların etkisi büyük. Türkiye çapında normal iklim koşullarında dağdaki karlar 3 ile 6-8 aylık kalıcılık oluşturmaktadır. Bu yer altı sularının zenginleşmesi demektir” diye konuştu.
BU SENE KAYAK MERKEZLERİ BİLE AÇILAMADI
Kalıcı kar birikimi olursa yer altı sularının birikeceğini belirten Dr. Kesici, “İkincisi bahar ve yaz boyunca damla damla imbikten geçer vaziyette eriyen karlar, hem temiz su kaynağını oluşturur hem de göletlerimiz, barajlarımız ve doğal göllerimize sürekli su taşıyan rezervi oluşturur.
Şu an gölet ve barajlardaki doluluk oranına baktığımızda, ‘Ülkemiz kuraklıktan kurtuldu’ diyemeyiz. Ülkemiz kalıcı kar olmadığı için çok şiddetli bir kuraklık yaşayacak. Zaten ülkemiz su stresinden geçti, su kıtlığı yaşayan bir periyoda girdi ve yıllık kişi başına düşen su miktarı da 1000 tonun altına geriledi. Örneğin bu yıl Davraz, Saklıkent gibi birçok kayak merkezi, kar yağmadığı için açılamadı. Bu sene kayak merkezleri bile kar yağışı olmadığı için açılamadı” dedi.
]]>Ancak bu popüler bir meditasyon yöntemi olsa da, uzmanlar yoğunluğu sebebiyle ciddi zihinsel sağlık riskleri konusunda uyarıyor.
İntihar eden kişilerden ikisi yolculuk sırasında öldü ve bir diğeri 10 hafta sonra ölü bulundu; tüm vakaların, uyguladıkları aşırı psikolojik terapilere olumsuz tepki verdikleri düşünülüyordu.

DUYGUSAL KRİZLER YAŞAMIŞ
Kurbanlar arasında, 2022’de bir dinlenme yerinden yaklaşık 48 km uzakta, dokuzuncu günde gece yarısı yola çıktıktan sonra ölü bulunan Kanadalı 22 yaşındaki Jaqui McDermott da var.
Sonraki bir rapor, hevesli sanatçının önceki günlerde “sürekli duygusal krizler” yaşadığını ortaya çıkardı.
Bir diğeri ise 2017’deki inzivaya katılmadan önce arkadaşlarının “eğlenceyi seven maceracı” olarak tanımladığı Pensilvanya’dan 25 yaşındaki Megan Vogt. Ancak 10 günlük geziden sonra eve döndüğünde tutarsızdı, intihara meyilliydi ve ailesinin anlattıklarına göre psikozlar geçiriyordu. On hafta sonra kendi canına kıyarak ölü bulundu.
Daha sonra bulunan bir notta şöyle yazıyordu: “Lütfen bunu yaptığım için beni affedin. İnzivada ne yaptığımı hatırlıyorum. Sonunda o anıyı yakaladım. Ben benimle yaşayamam.”
Bunun dışında Princeton eğitimli Ian Thorson’un cesedi, çiftin inzivadan kaçmasının ardından 2012 yılında Arizona’daki bir mağarada karısıyla birlikte bulundu.
İkili, diğer meditasyon biçimlerinin yanı sıra Vipassana’yı da uygulayan gizli bir Budist tarikatı olan Diamond Mountain Retreat Center’daydı.

BİNLERCE KİŞİNİN İLGİSİNİ ÇEKİYOR
Her yıl binlerce kişi “huzur” ve “yeni bir yol” bulma umuduyla Vipassana inzivalarına katılıyor.
Birçoğu Amerika’daki 14 merkezden birinde olumlu bir deneyim yaşadıklarını iddia ederken, diğerleri bunları “gönüllü hapis cezası” olarak tanımlıyor ve öğretmenleri “yanlış uygulamaya varan sorumsuz davranışlar sergilemekle” suçluyor.
Uzmanlar, katılımcıların aç kaldıkları, saat 11’den sonra yemek yemelerine izin verilmediği ve uykudan mahrum bırakıldıkları konusunda uyarıyor.
Ancak bekleme listelerinin hala uzun olduğu ve katılımcıların bu deneyim için hiçbir ücret ödemediği de söyleniyor. Bunun yerine yerler bağışlarla açık tutuluyor.
SESSİZLİKTE PSİKOZLAR ORTAYA ÇIKIYOR
Merkezlerin teşvik ettiği yoğun meditatif terapiyle bağlantılı pek çok psikoz vakası ortaya çıktı; buna birçok hastaneye yatış da dahil.
Financial Times’ın merkezlerini araştıran gazeteci Madison Marriage, “Bu inzivaları gerçekleştiren ve tam ters tepki alan düzinelerce insanla röportaj yaptım. Ruh sağlıkları açısından adeta uçurumdan atlamak gibi bir şey bu.”
“Psikoz gerçekten yaygındır. Halüsinasyonlar ve fiziksel acı da, vücutlarında yukarı aşağı giden elektrik kesintileri gibi.” açıklamasında bulundu.
Çalışmalar meditasyonun anksiyete, depresyon, kompulsif bozukluklar ve fobiler gibi zihinsel sağlık sorunlarını hafifletmeye yardımcı olabileceğini öne sürüyor.
Ancak psikologlar, saatlerce düşüncelerinizle baş başa kalmanın, paradoksal olarak, savunmasız az sayıda insanda ciddi akıl hastalıklarını tetikleyebileceğini söylüyor.
Ancak uzmanlar, bu tehlikelerin büyük ölçüde ünlülerin körüklediği “farkındalık yanıltıcılığı” nedeniyle gölgede kaldığından korkuyor.
Birleşik Krallık’ta psikolog ve araştırmacı olan Dr. Miguel Farias, “İnsanların yaklaşık yüzde beşi için bu uygulamaların paradoksal bir etkisi var. Bu onları çok daha kaygılı hale getiriyor, panik ataklara ve hatta psikoza neden oluyor.”
“Birçok insanın çocukluk travmaları ya da teşhis edilemeyen altta yatan zihinsel sağlık sorunları var. Düşünceleriyle baş başa oturmaya zorlanmak baş edemeyecekleri karanlık anıları ortaya çıkarıyor.” şeklinde konuştu.
]]>Hastalıkla mücadele ederken eşyalarını, evlerini ve kızlarının kumbaralarını enkazın altında bırakıp İzmir’e yerleşen aile, bağış kampanyasını tamamlamak için dört koldan çalışıyor. Anne Helin Fırat evde kızının bakımından arta kalan zamanlarda sosyal medya hesabından yayınlar yaparken, baba Cem Fırat ise il il dolaşıp zarf dağıtıyor, stant açıyor.

Bağış kampanyası için ikinci kez valilik izni aldıklarını ve kampanya sürecinde 14 ayı tamamladıklarını belirten anne Helin Fırat, “Berfin Ada beş kez yoğun bakımda kaldı. Bu süreç onun bedeninde daha çok hasara yol açtı. Artık kasları çok zayıfladı. Destekli de olsa oturabilen bir bebekken artık dengesini kaybedip otururken bile düşebilen bir bebek oldu. Elini kolunu çok az kaldırmaya başladı. Fizik tedavi yaptırıyorum ama ardından çok yoruluyor ve nefes almakta zorlanıyor. Cihaza bağlıyorum. 23 aydır bu hastalıkla savaşıyor” dedi.
“DOĞUM GÜNÜNE 28 GÜN KALDI”
Berfin Ada’nın bir ay sonra ikinci yaşını tamamlayacağını ifade eden Helin Fırat, kampanyanın tamamlanmasıyla çifte mutluluk yaşayacaklarını dile getirerek şunları anlattı:
“Kampanyamız yüzde 64’e ulaştı. Berfin Ada’nın doğum gününe 28 gün kaldı. Biz istiyoruz ki bu iki geri sayım da aynı anda bitsin. Biz de artık balonlarını onun doğum gününde gökyüzüne uçuralım. Eskiden gülen her insana ışıl ışıl bakabilen bir bebekti. Şimdi herkesten korkan, uzaklaşan kendi içine kapanan bir bebek oldu. Bu onun ileriki hayatını etkilesin istemiyorum. Sadece bugünü değil yarını da düşünen bir anneyim. Berfin Ada önceden kelime söyleyen şimdi ise hiç konuşamayan bir bebek. Ben Berfin Ada’nın annesiyim. Bu benim hayatımdaki en değerli cümleydi. Bu cümle için canımı bile verirdim. SMA öyle bir hastalık ki bana diyor ki ‘canın bile yetmez, sen hiçbir şekilde yetmezsin, yetişemezsin’. O yüzden size ihtiyacımız var. Sizin her bir kuruşunuza ihtiyacımız var. Berfin Ada artık nefes almakta zorluk çekiyor. Maskelerin, kabloların arkasında bazen onun yüzünü göremiyorum. Berfin Ada 23 aydır oruçlu bir bebek.”

“BABASI ŞEHİR ŞEHİR DOLAŞIYOR”
“Babası şehir şehir dolaşıyor, bir kuruş bile toplasa kızımız için bir dakikasına değecek bir miktar diye düşünüyor. 3 haftadır evde tekiz yalnız başımıza mücadele veriyoruz. Siz eğer bugün çevrenize anlatırsanız kızımdan bugün haberdar olacaklar. Bir telefon yakınındaki insanların Berfin Ada’dan haberdar olmasını sağlayabilirsiniz. Eşimin bu kadar kilometrelerce yol kat etmesine gerek kalmayabilir. Biz kampanyamızı hemen bitirebiliriz. Yüzde 64’e nasıl geldiysek yüzde 100’e ulaşabiliriz. Büyük bir miktar ama el ele verildiğinde bu miktar küçük kalıyor.”
Samsun, İstanbul, Ankara’nın yanı sıra Bodrum, Fethiye, Malatya ve Adıyaman’a gidip hayırseverlere ulaşan baba Cem Fırat da, şimdi Bingöl’de olduğunu ve sırasıyla Diyarbakır ve Van’ı dolaşacağını söyledi.
]]>Özel, Atatürk’ün Cumhuriyet’i gençlere emanet ettiğini hatırlatarak, görevin gençlerde olduğunu vurguladı.
“ESAS BEKA SORUNU…”
Beka sorununun “dış güçlerin gelip Türkiye üzerinde hayal kurmaları” olarak anlatıldığını ifade eden Özel, “Esas beka sorunu dünyanın diğer ülkelerinin gelip, dünyanın en güzel ülkesi üzerinde hayal kurmaları değil. Bu ülkenin, dünyanın en güzel ülkesinin gençlerinin dünyanın öbür ülkelerinde hayal kurmasıdır. Bizim bununla mücadele etmemiz lazım” diye konuştu.
Gençlere umutlarını kaybetmemeleri konusunda çağrıda bulunan Özel, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’sine sahip çıkıldığında ne tankın ne de topun kendilerini yıkamayacağını söyledi.

Emeklilerin, yaptığı çağrıya kulak vererek mücadeleye katıldığını anlatan Özel, “Tayyip Erdoğan önce ‘Türkiye büyüyor, herkesin keyfi yerinde, emeklileri kışkırtamazsın Özgür Efendi.’ dedi. O gün dedim ki, bu şartlar altında sen emekliye bunları reva görüyorsan bana da bu düşüyorsa, vallahi de kışkırtacağım, billahi de kışkırtacağım” ifadesini kullandı.
Özel, bir vatandaşın taşıdığı “Öğretmenlerin oyu mülakata hayır diyene” yazılı pankarta işaret ederek, mülakatı kaldırmayanlara, öğretmenlerden, ailelerden ve gençlerden oy olmadığını, atanmayan öğretmenin de kademeli emekliliğin de staj mağdurlarının da Bağ-Kur mağdurlarının da yanında olduklarını ifade etti.

ŞÜKRÜ GENÇ’E ÇAĞRI
CHP Sarıyer Belediye Başkan adayı Mustafa Oktay Aksu’nun ilçenin bir evladı olduğunu belirten Özel, bir kişinin ne kadar partili olduğunu göreve geldiği gün değil, görevden gittiği gün, aday olduğu gün değil, aday yapılmadığı gün bakılması gerektiğine dikkati çekti.
Özel, şunları kaydetti:
“Bazıları diyor ki, ‘Ben yıllarca bu partinin adayı oldum’ çok iyi, hadi o zaman gençleşme zamanı, değişim zamanı, hadi bakalım sen tecrübeni başka tarafa akıt. Gel burada yeni bir heyecanı başlatalım. ‘Olmaz, ben partinin adayıysam partideyim, yoksa karşıdayım. Ben rozeti çıkarırım çekmeceye atarım.’ Bir de diyormuş ki, ‘Ben de partiliyim, sonra partiye geri gelirim.'”

“AK PARTİ’NİN GELME İHTİMALİ VAR”
Özel, mevcut Sarıyer Belediye Başkanı ve bağımsız belediye başkan adayı Şükrü Genç’e çağrıda bulunarak, şunları söyledi:
– “Partinin adı belli. Cumhuriyet Halk Partisi. Bayrağı belli, amblemi belli, kurucusu belli. Mevcut genel başkanı belli. Partinin adayı da belli, Oktay Aksu. Bu partinin nasıl kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise, amblemi 6 oksa, Genel Başkanı Özgür Özel ise bu partinin Sarıyer adayı da Oktay Aksu’dur. Şu anda CHP’nin adayının karşısında adaylaştığınız için AK Parti’nin gelme tehlikesi var. Sen hem partiye, Sarıyer gibi bir yere AK Parti’li birini getirmeye, bu riske alet olacaksın, ‘günü gelince partiye döneceğim’ diyeceksin, yok öyle yağma.

“SON ÇAĞRIMDIR”
– Son çağrımdır, partinin genel başkanı olarak. Geçmişte aradım, ‘Yapma Başkanım’ dedim. Aradım, ‘Yapma, büyüğümüzsün’ dedim. ‘Gel genel merkezde birlikte çalışalım’ dedim. Şimdi iş geldi son 4 güne. Kapıda AK Parti tehlikesi, kazanma ihtimali sıfır. Oktay Aksu kazanıyor, AK Parti tehdit ediyor. Eğer gerçekten bu partiye gönül verdiysen bugün yarın açıklamanı yaparsın. Çekilirsin, pazartesi günü gelirim rozetimi kendim takarım. Yok, şimdi çekilmedin, pazara getirdin, bize korkulu rüyayı gördürttün, pazar günü seçimi kazandık, ondan sonra ‘Döneyim.’ Vallahi kusura bakma, affetmeyiz, affedemeyiz, affedemeyiz.”
Özel, Sarıyer’de Oktay Aksu’da birleşmeye çağrı yaparak, parti olarak umudun ve sevginin ittifakı olduklarını dile getirdi.
Halk buluşmasında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Sarıyer Belediye Başkan adayı Mustafa Oktay Aksu ve parti temsilcileri de yer aldı.
]]>Her üç ilçede de vatandaşlar, İmamoğlu ve adaylara sevgi gösterilerinde bulundu. İmamoğlu’na olan ilgi, 20’li yaşlarının başında köftecilik yapıp, ikamet ettiği Güngören’de de devam etti. İmamoğlu, seçim otobüsünün önünü kesip, kendisine sevgi gösterilerinde bulunan vatandaşlara, “Bu cadde, benim caddem. Yaklaşık 10-12 yıl buralarda ticaretimle, yaşamımla var oldum. Burada birçok insanı selamladım, kader birliği yaptım. Güngören’i ayrı seviyorum. Yüksel Yalçın Başkanımla, çok güzel bir 5 yıl Güngören’e daha farklı bir hizmet verme arzusundayız. Siz kıymetli dostlarım vasıtasıyla bütün komşularımıza, bütün gün görevli hemşehrilerime sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. İnşallah 1 Nisan’dan sonra İstanbul kazanacak, 16 milyonun iradesi kazanacak. İstanbul’un güçlü, vicdan ittifakı kazanacak” sözleriyle seslendi.
İBB YURDUNDA KALAN ÖĞRENCİLERLE SELAMLAŞTI
İmamoğlu, bugünün ilçe turlarını, Gaziosmanpaşa Küçükköy Meydanı’nda, CHP Gaziosmanpaşa Belediye Başkan adayı Hakan Bahçetepe ile birlikte gerçekleştirdiği halk buluşmasıyla noktaladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş ve CHP milletvekili Ali Gökçek de halk buluşmasına katılan isimler oldu. Meydanı dolduran coşkulu kalabalığın sevgi gösterileri altında konuşan İmamoğlu, alana komşu İBB Yurdu’nda kalan ve kendisini izleyen öğrencileri selamladı. İmamoğlu, vatandaşların ellerinde yükselen bazı dövizlere şu ilginç karşılıkları verdi:

DÖVİZLERE KAYITSIZ KALMADI
“Küçük delikanlı diyor ki, ‘Tek umudumuz sensin.’ Şimdi bak; umut ne biliyor musun? Esas umut sensin, sen. Ben sana baktığımda umudu görüyorum, küçük dev adam. ‘Küçükköylü kadınların kalbindesin.’ Eğer size hizmette layık olursak, ne mutlu bize. Allah, bizi bu şehrin bütün hanımefendilerine mahcup etmesin. ‘Hoş geldin metrolar kralı.’ Estağfurullah. Tabii ki metroları yaptık. Bakın söyleyeyim. 122 kilometre diyorlar. 25 yılda yaptıklarının yarısından daha fazlasını, bu kardeşiniz, ekip arkadaşlarıyla 5 yılda yaptı; 65 kilometre. Yani hani adımlasam, nasıl adımlarım bilmiyorum ama; bir gün, bir adımın bir kilometre etmediğini gösterecekler ona ama ne zaman bilmiyorum. ‘Ne sağı, ne solu, tek yol İmamoğlu’ demiş. Bu duyguya layık olmak, benim için dünyanın en güzel şeyi. Nedir biliyor musunuz layık olmak? Şu: Bu toplumun tamamına, görüşleri ne olursa olsun, etnik kökeni, yaşamı, inancı, mezhebi ne olursa olsun, ben, bu şehrin her insanı tarafından eğer rızalık alıyorsam, helallik alıyorsam ne mutlu bana. Dünyanın en mutlu insanı olurum. ’17 bakan geldi de İstanbul’a senin gibi bakan gelmedi.’ Helal olsun hanımefendi, teşekkür ederim. Bakınız tam istediğim afiş bu. ‘Küçükköy’e hoş geldiniz’ diyor, altına da yazıyor; ‘İstanbul’un muhafızları.”

“BEN BU SEÇİMİ NİYE SEVİYORUM BİLİYOR MUSUNUZ?”
Seçimlere çık kısa bir süre kaldığını hatırlatan İmamoğlu, rakibi Murat Kurum’a, “31 Mart’a kaç gün kaldı? Bunu da adımlayayım mı? 1, 2… Yok, dur; perşembe, cuma, cumartesi. 3 gün. Sonra seçim. Ben bu seçimi niye seviyorum biliyor musunuz? Seçimde herkese eşitleniyor. Milyarderi de eşit, bakkalı da eşit. Köftecisi de eşit, bakanı da eşit” göndermesinde bulundu. Eşitlik durumunun, ülkemize Cumhuriyetin hediyesi olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Bu güzel Türkiye Cumhuriyeti’ne ne kadar minnettar olsak az. Büyük bir minnettarlık borcumuz var. Onu ne yapacağız? Pazar günü, demokrasimizi ve Cumhuriyetimizi korumak için, hepimiz, hep birlikte demokrasi bayramı adına oy kullanmaya gideceğiz” dedi. İmamoğlu, iktidar kanadıyla kendilerinin anlayış farklılığını, “Birisi diyor ki, ‘Ben her şeyi bilirim.’ Her şeyi kendine ait görüyor. Biz de diyoruz ki; şu an konuştuğumuz bütün meseleler, milletimizin meseleleri, milletimize ait olan şeyleri konuşuyoruz. Milletimizin hakkını, milletimize emanet etmek için konuşuyoruz. Yani sizlerin hakkını, kendi hakkı gibi gören anlayışa karşı, bu pazar günü, hepimiz görevimizi yerine getirmekle yükümlüyüz” sözleriyle dile getirdi.

“SEÇİM GELİNCE BUNLARIN BİR ANDA HUYLARI DEĞİŞİYOR”
“Bu millet buyruğu sevmez, emredeni sevmez, talimat vereni sevmez” diyen İmamoğlu, “Bu millet, idareci olanın milletine had bildireni varsa, o idareciyi de sevmez. Öyle değil mi? Zaten güzel Cumhuriyet, bu güzel sistem bize ne şu talimatı vermiş: Cumhuriyetin yöneticileri, vatandaşına karşı had bildiren değil, vatandaşına karşı haddini bilen olmalı” ifadelerini kullandı. Siyasete atıldığı günden beri, güzel dil kullanma prensibinden vazgeçmediğinin altını çizen İmamoğlu, “Seçim gelince bunların bir anda huyları değişiyor. Bunlar, ricada bulunmaya başlıyorlar. Hemen yumuşuyorlar. Öyle mi? Seçimden seçime. Ama seçim bitti mi, ne biliyorlarsa, onu yapıyorlar. Doğru mu? Geçen sene genel seçimde ne dediler? Dediler ki, ‘Biz artık mülakat sistemini kaldıracağız.’ Kalktı mı? Kaldırmazlar. Ama seçim geçti mi, millete efelik yaparlar. Bunlar neden anlarlar biliyor musunuz? Bu anlayışa, bu sandıkta sağlam bir ders verirseniz, Gaziosmanpaşa’da sağlam bir sandık sesi çıkarsa, İstanbul’da sağlam bir sandık sesi çıkarsa, bunlar kendine gelir. ‘Ne yapalım’ diye tutuşurlar” dedi.

“ŞARKININ ADI DEĞİŞTİ: ANKARA’DAN KABİNE GELDİ”
Ankara’dan İstanbul’a taşınan bakanlar konusunu bir kez daha gündemine alan İmamoğlu, şunları söyledi:
– “Hani güzel bir şarkı vardı, ‘Ankara’da abim geldi’ diye. Ben de severim o şarkıyı. Şimdi bu şarkıyı bu sene değiştirdik; ‘Ankara’dan kabine geldi.’ Doğru mu? Bütün kabine burada. Geziyorlar mı? Ekrem İmamoğlu’na karşı çalışıyorlar mı? Biri Pendik’te, biri Sancaktepe’de, birisi Fatih’te, öbürü Bahçelievler’de dolaşıyorlar mı? Hatta şarkı söyleyip, eğlenenler de var gördünüz mü? Bakıyorsun İçişleri Bakanı; bu seçimin güvenliğinden sorumlu. Adalet Bakanı; bu süreçteki olaylardan sorumlu. Sağlık bakanı; sağlıkla ilgili süreçlerden sorumlu. Bakanlıkları boşaltmışlar, koşa koşa gelmişler ve burada, Ekrem İmamoğlu’nun karşısında birleşmişler. Şimdi bunu birkaç tane anlamı var: Bir; adaylarına güvenmiyorlar demek ki. Doğru mu? E o zaman yazık değil mi arkadaşınıza? Yani bakan arkadaşınızı, mahcup duruma düşürmüyor musunuz? İki; bu kadar önemli işleri var Türkiye Cumhuriyeti devletimizin. Her bakanlığın işlerini sayacak değilim; ekonomi, maliye, her konuda… Git enflasyonla uğraş. Git bu şehrin, bu ülkenin seçim güvenliğiyle uğraş. Git sağlıkla ilgili hastanelerde yaşanan sorunlarla ilgilen. Emeklinin maaşıyla ilgilen.”

“BAKANLAR, ALLAH BİLİR, KENDİLERİNE FAZLA MESAİ DE YAZDIRIRLAR”
– Ama bunlar, buraya geliyorlar. Hem de raporlu da gelmiyorlar. Allah bilir, kendilerine fazla mesai de yazdırırlar. Bunlar atanmış arkadaşlar, bunlar kendilerine fazla mesai bile yazdırırlar. Ben, kendi ahlakım gereği, normalde bunları bu kadar konuşmam. Niye biliyor musunuz? Belki içlerinde utanma huyu olan vardır da utanırlar diye konuşuyorum. Utanırlar diye. Yoksa bu kadar konuşmam. Ama utansınlar diye konuşuyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bakanı olmak ne demek ya? İşinize baksanıza. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bakanı ağır olacak. Görevini yapacak. Herkesin ona eşit gözle bakmasını sağlayacaksın. Ama geliyorsun burada seçim çalışması yapıyorsun; bir de şarkılarla, türkülerle anons yaparak. Yazıktır, günahtır. Bu millet o zaman senin seçim güvenliğini sağlıklı bir şekilde yürüteceğinden nasıl emin olacak? Güvenebilir misiniz? Güvenemezsiniz. O bakımdan, kendilerine çeki düzen versinler diye, bunları anlatıyorum.”
“BAKTIK Kİ BUNLAR ÇİZMEYİ AŞIYORLAR, ‘ASKIDA FATURA’ YI BULDUK”
Kendi dönemlerinde, kurum tarihinde ilk olan uygulamalarının ve önümüzdeki dönemde yapacakları hizmetlerin kısa dökümlerini yapan İmamoğlu, “Hatırlıyor musunuz pandemiyi? Pandemide, insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak üzere topladığımız bağışlara el koydular; hatırlıyor musunuz? Baktık ki bunlar bu kadar çizmeyi aşıyorlar, mucizevi bir şey bulduk. ‘Askıda Fatura’yı bulduk. 600 bin insanın faturası ödendi. Alan el, veren eli görmedi. Öyle bir vicdan köprüsü kurduk ki, dünya bu yaptığımızı alkışladı. Onun için biz bu dönem, şehrimize nefes aldırdık. Biz bu şehre, bereket getirdik. Niye biliyor musunuz bereket geldi? Milletin parasını millete verdik. Onun için bereket geldi. Bir avuç insana değil, milletin parasını millete verdik” diye konuştu.
“OYLARINIZI, GÜÇLERİNİZİ, YÜREKLERİNİZİ, ENERJİNİZİ BİRLEŞTİRMEYE HAZIR MIYIZ?”
Vatandaşları, seçim gününe kadar çalışmaya ve sandıklarda görev almaya davet eden İmamoğlu, konuşmasını özetle şu sözlerle tamamladı:
“Bu seçimi bir siyasi parti kazanmayacak. Bu seçimi, Küçükköylüler kazanacak. Bu seçimi, Gaziosmanpaşalılar kazanacak. Bu seçimi, bu şehrin çocukları kazanacak, bu şehrin gençleri kazanacak, bu şehrin hanımefendileri kazanacak. Dolayısıyla, millet kazanacak, millet. O nedenle okullarınızdan ayrılmayın. O günü orada, demokrasi şöleni gibi geçirmeye hazır mıyız? Oylarınızı, güçlerinizi, yüreklerinizi, enerjinizi birleştirmeye hazır mıyız? İsrafa, ihanete karşı gelmeye hazır mıyız? Size çok zor bir soru soracağım. Sorayım mı? Kanal mı, İstanbul mu? O zaman pazar günü ne yapıyoruz? Kanal hayali kuranlara diyoruz ki; ‘Güle güle, güle güle. 16 milyon İstanbul muhafızı var.’ Size söz veriyorum. 1 Nisan günü bu kardeşiniz, siz yetki verirseniz, Yaradan nasip ederse, Allah sağlık, sıhhat verirse, sizlere söz veriyorum, ant içiyorum. Hakan Bahçetepe ve bütün arkadaşlarımla ahlaklı, erdemli, halkı için çalışan, kalka hizmetin, Hakk’a hizmet olduğunu bilen ahlaklı bir süreci, daha güçlü bir icraatı sizlere var etmek için -değil atan karınca- gece-gündüz çalışmaya hazır Belediye Başkanınız olacağım. Size söz veriyorum. Size söz veriyorum. Ant içiyorum. Son söz: Onlar ne diyor? ‘Tam gaz geri.’ Biz ne diyoruz? Tam yol ileri.”
]]>Geçimini keçi yetiştiriciliği yaparak sağlayan aile, günün neredeyse tamamını İzmir’in en batı kesimindeki kırsal alanda hayvanlarıyla ilgilenerek geçiriyor.
Elektrik hatlarının bulunmadığı bölgede güneş panelleri sayesinde enerjiden yararlanma imkanı yakalayan ailenin şu günlerdeki yaşamı, ramazan ayında tutulan oruç, sobanın başında yapılan iftar ve sahurla tamamlanıyor.

Sahurun ardından mesainin başladığı ağıllarda, oğlakları annelerinden ayıran çobanlar sürüleri meralara götürüyor.
Bu sırada evde kalan aile bireyleri yeni doğan oğlakların süt emmesine yardımcı olup, evde kalan hayvanları besliyor.
Meraya çıkan keçiler ise çoban ve köpeklerle yarımadanın sarp kayalıklarında yol alıyor.
Kadınların gün boyunca süt sağımı, peynir, yoğurt ve ev işlerini yaptığı yayla yaşamında erkekler ise çobanlık, süt sağımı ve hayvanların bakımıyla ilgileniyor.

İftara yakın mesai yoğunlaşıyor
Güneşin batmasına saatler kala sürüler tekrardan ağıla gelmeye başlıyor. Sağım işlemi yapıldıktan sonra iftara yakın anlarda tekrar oğlaklar annelerine kavuşuyor.
Yoğun mesainin ardından aile bireyleri de sobanın başında oruçlarını açmanın mutluluğunu yaşıyor. Ailenin tükettiği gıdalar ise kendi ürettikleri süt ve süt ürünlerinin yanı sıra evin yanında yetiştirdikleri sebzeler oluyor.
Kış ve ilkbahar dönemini daha ılık olan ilçe merkezine yakın Uzundere mevkisinde geçiren besiciler, havalar ısınınca 1200 rakımlı Akdağ’daki ağıllara götürecek.
Aile reisi 78 yaşındaki Hamza Tokaç, yaklaşık 5 nesildir hayvancılık yaptıklarını ve işlerini severek sürdürdükleri için zorluk yaşamadıklarını söyledi.

Çocukluktan itibaren bu işin içinde olduğunu anlatan Tokaç, ramazan mesailerini şu sözlerle anlattı:
“Saat 04.30 gibi sahura kalkıyoruz, ondan sonra mesaimiz de başlıyor. Hayvanları 7.30 gibi çıkarıyoruz, akşam da iftar yapacağımız için biraz erken içeri alıyoruz. Severek yapılan iş zor olmaz o yüzden oruç da bizi zorlamıyor, herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz.
Çok şükür emeğimizin karşılığını alıyoruz. Zaten kanaat etmezsen zengin olamazsın, hakkına razı olmadığında da mutlu olamazsın. Kimsenin işinde gözümüz yok, çok şükür kendi halimizde gidiyoruz yavaş yavaş. Çok şükür aksatmadan oruçlarımızı tutuyoruz, ramazan güzel gidiyor. Rabb’im hepimizi hayırlı bayramlara ve günlere çıkarsın.”

Keçilerin mayısa kadar doğumlarının devam edeceğini dile getiren Tokaç, daha sonra yüksek rakımlı yaylalara göç edeceklerini, burada da yaklaşık 6 ay kalacaklarını ifade etti.
Güneş enerjisi sayesinde teknolojiden yararlanabildiklerini anlatan Tokaç, “Eksiksiz hayat olmaz ama halimize şükürler olsun. Kimsenin canını yakmayacaksın, hayvana haram yedirmeyeceksin, işin sırrı bu.
Bundan ekmek yemek istersen, huzur bulmak istersen kimseye zarar vermeyeceksin, helalinden yapıp helalinden satacaksın. Bu işi yaparken keyif alıyorum çünkü bu keçileri seviyoruz” şeklinde konuştu.

Tokaç’ın oğlu Halil İbrahim Tokaç ise işlerinin zor olduğunu ama geçmişte bunun daha zorunu gördüklerini ifade etti.
Eskiden katırlarla yolculuk yaptıklarını şimdilerde ise otomobil, traktör, ATV gibi araçlarla işlerini çözdüklerini aktaran Tokaç, “Eskiden bizimkiler çadırlarda kalıyordu ama şimdi kapalı yerimiz güneş enerjisi sistemi, televizyon, buzdolabı internetimiz var” dedi.

Ürettikleri süt ve süt ürünlerinin çok rağbet gördüğünü ve taleplere yetişemediklerini anlatan Tokaç, oruç tutmanın işlerini aksatmadığını dile getirdi.
İlçe merkezinde 5. sınıfa devam eden ve her fırsatta ailesine yardım etmeye gelen Görkem Tokaç da burada olmaktan çok keyif aldığını ve ata mesleğini sürdürmek istediğini anlattı.
]]>“15 GÜN GECİKMELİ EKİBE KATILMIŞ”
Cenaze işlemleri için Dubai’den gelen otel işletmecisi Lale Güngen Çakmak, babasının en önemli başarılarından birinin Devrim otomobili ekibinde yer alması olduğunu söyledi. Çakmak, “1961 senesinin Mayıs ayında, Cemal Gürsel demiş ki; ‘Herkes uzaya adam gönderiyor, biz de kendi otomobilimizi yapacak teknik yeterlilik var mı? Bunu bir araştırın.’ O zamanın Ulaştırma Bakanı Orhan Mersinli de hem eğitim hem teknoloji hem imkanlar açısından bunu Devlet Demiryollarında yapabileceklerini düşünmüş. Kimi 750 bin diyormuş, kimi 900 bin böyle bir ödenekle çalışmaya başlamışlar Devrim’i yapmak için. O zaman Devlet Demiryollarının mimari ofisinde 6 kişi varmış. Babam da o süreçte ODTÜ’de ders verdiği için ve sınav dönemi; başka bir arkadaşının Eskişehir’e gitmesini önermiş. İlk ekip Eskişehir’de çalışmaya başlıyor. 15 gün sonra babama ‘sen de git’ diyorlar, onun da sınavları bitmiş oluyor, 15 gün gecikmeli olarak Eskişehir’deki ekibe katılıyor” dedi.
“BABAM SON ANDA TASARLAMIŞ”
Çakmak, babasının Devrim otomobiline ilişkin anılarını anlatarak, “Babam Eskişehir’e gittiğinde, ilk giden ekibin yabancı ülkelerin ürettiği araçları incelediklerini görmüş. Müthiş kısıtlı bir süre verilmiş bu aracı bitirmek için. Plan 29 Ekim’de bu arabaları hipodromda yürütmek. Ve bu insanlar bir araya gelerek bunu yapmaya çalışıyorlar. ‘Bu 4 aylık sürede nasıl bu arabaları yapabiliriz’ derken, yöntem olarak makete uygun negatif kalıplar oluşturmuşlar. Kalıplara beton dökerek, betonu pürüzsüz bir şekilde şekillendirmişler. Son ana kadar arabanın ismi belli değilmiş. 10 Ekim’de arabanın adının ‘Devrim’ olduğu bildirilmiş. Ve arabayı 29 Ekim’de yürütecekler. Babam öndeki amblemi, ‘Devrim’ yazısını son anda tasarlamış ve ondan sonra bu arabayı tamamlamışlar. Kendisi bize anlattığında her zaman Devrim arabasının başarılı bir proje olduğunu söylüyordu. Bir de o zamanlar Türkiye savaştan çıkmış, gelişmeye çalışıyor” ifadelerinde bulundu.
2019’da babasını Eskişehir’deki Devrim Arabaları Müzesi’ne götürdüğünü anlatan Çakmak, “Eskişehir’de birlikte baktık, Devrim aracını yeniden inceledik. Babam hep ‘Devlet Demiryolları bir okul gibiydi’ der. Ben bir gün bile babamın ‘bugün işe gitmesem’ dediğini duymadım” diye konuştu.
Babasının Amerika’daki eğitimin ardından geri dönüp, askere gittiğini ve dönüşte bursunu ödeyebilmek için Devlet Demiryollarında işe başladığını anlatan Lale Güngen Çakmak, “O zamanlar Devlet Demiryolları Türkiye’nin ilerici bir yapısıymış. Babam birçok yerde demir yolu hizmet binaları yapmış. Gittikleri yerlerde kalabilecekleri otel olmadığı için bu ekibe tahsis edilmiş bir tren vagonu varmış, orada kalıyorlarmış. Babam şimdiki ODTÜ’nün kuruluşunda da yer alarak, iki ayrı dönemde 16 yıl ders vererek, öğrenciler yetiştirmiş” dedi.
‘GÜNDÜZ’ İSMİ İSTİKLAL SAVAŞINDAN GELİYOR
Lale Güngen Çakmak, İstiklal Savaşı gazisi dedesi Mehmet Adil Güngen’in cephede savaşırken ‘Gündüz’ isminin aklına geldiğini de söyleyerek, “Dedem İstiklal Savaşı’nda çarpışırken, Bilecik yakınlarında, Gündüz Bey köyünde karşıdaki Yıldız Tepe’yi düşmandan geri almak için uzun süre çarpışmış. Bu sırada ‘oğlum olursa adını Gündüz, kızım olursa adını Yıldız koyacağım’ demiş. İlk babam doğmuş Gündüz, sonra halam doğmuş o da Yıldız” ifadelerini kullandı. Babasının vasiyetinin Türk bayrağına sarılmak olduğunu ve bu vasiyetini gerçekleştirdiklerini belirten Çakmak, “Kendisi işini, ülkesini seven, ilerici, devrimci, bilime inanan, vatansever bir insandı” dedi.
]]>BBC’nin haberine göre, New York Şehir Üniversitesi’nde teorik fizik profesörlüğü yapan ve gelecek öngörüleriyle tanınan 77 yaşındaki Kaku, kuantum çağında üretilen teknoloji ve bilgisayarların, hastalıkların tedavisinden kitlelerin beslenmesine kadar insanlığın en büyük sorunlarına radikal çözümler getireceğini düşünüyor.

İşte BBC’ye konuşan Kaku’nun geleceğe dair öngörüleri:
– Geçmişteki büyük ilerlemeler çok küçük veya çok büyük şeylerin analizi sayesinde gerçekleşti. Küçük olandan kastım insan beyni ve genetik. Büyük olsan ise Büyük Patlama Teorisi ve şimdi evrene uygulamakta olduğumuz kuantum teorisi.
Bir sonraki büyük sıçrama bu ikisini birleştirebileceğimiz zaman ortaya çıkacak: Kuantum teorisini kullanarak genetik ve insan beynini anlayabildiğimizde.
‘TÜMÖR KELİMESİ ORTADAN KALKACAK’
– Günümüzde tıp deneme yanılma yöntemiyle ilerliyor. Yeni ilaç fikirlerinin işe yarayıp yaramayacağını görmek için deneyler yapıyoruz, işe yaramadığını görünce başka bir ilaç deniyoruz. Pek çok ilaç da kazara bulundu.
Fakat kuantum teorisiyle moleküllerin nasıl işe yarayabileceğini görselleştirebilir, ona göre ilaçlar geliştirebilirsiniz.

– Bilgisayarların yardımıyla kanseri iyileştirebiliriz. Tümör ortaya çıkmadan önce bunu öngörebiliriz. Örneğin tuvalete gittiğinizde DNA’nız incelenebilir. Tümör oluşmadan 10 yıl önce bunun gerçekleşeceğini bilip ona göre müdahale edilebilir.
Günümüzde ABD’de kan testiyle kanser teşhisi yapılabiliyor. Bu tip testler daha da yaygınlaşacak. Tümör kelimesi kullanımdan kalkacak. Aynısı kanser için de geçerli.
– Geleceğin interneti dijital olmayacak. Dijital çok yavaş ve çok ham. Geleceğin interneti beyinle birleşmiş kuantum bir internet olacak. Adı da Brainet (Beyin-net) olacak. Düşündüğünüz şeyleri dünyanın başka bir yerine gönderebilecek, başkalarıyla veya başka şeylerle düşünerek etkileşebileceksiniz.

İNSANLIĞI BEKLEYEN 4. TEHLİKE: YAPAY ZEKA
– Kimileri bir gün makinalarımızın çok zeki olacağını, bize karşı geleceklerini söylüyor.
Günümüzde insanlığı bekleyen üç tehlike var: Nükleer savaş tehdidi, biyolojik silah tehdidi ve küresel ısınma.
Bunlara dördüncü olarak yapay zeka eklenebilir. Fakat yapay zekadan kaynaklanan iki farklı tehdit var ve ikisi birbirinden epey farklı. Bunlardan biri daha kısa vadeli: İnsan yüzünü ve bedenini tanıyabilen insansız hava araçları yanlışlıkla insanları hedef almaya başlayabilir. Birer otomatik ölüm makinasına dönüşebilirler.
Bu kısa vadeli tehditten çok daha büyüğü ise uzun vadede var. Bu, yapay zekanın insan zekasına yaklaşmaya başladığı noktada ortaya çıkacak. Daha oraya gelmemize çok var ama bir gün elbet robotlarımız fare kadar da olsa zekaya kavuşacak.

ÇÖZÜLEMEYECEK SORUNLAR…
– Bazıları kuantum devriminin hastalıkları yok edebileceğini söylüyor. Evet, kuantum bilgisayarlar bazı hayallerimizi gerçekleştirebilir. Elbet bir gün yaşlanmanın önüne geçebileceğimizi ve hastalıklardan ölmeyebileceğimizi düşünüyorum.
Yaşlanmayı çözebiliriz fakat insanlar arası ilişkiler hiçbir zaman kuantum bilgisayarlar tarafından çözülemeyecek. İnsanların birbirleriyle ilişkileri, sosyal etkileşimleri o kadar karmaşık ki, insanları bir araya getirip sürekli savaşmak yerine barış içinde yaşatmak için başka bir yol bulmamız lazım.
– Bilgisayarların biri hariç çözemeyeceği problem yok diye düşünüyorum. Nükleer atık üretmeyen nükleer füzyon teknolojisini geliştirip küresel ısınma kriziyle başa çıkmamıza yardım edebilirler. Kanser, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların ilaçlarını bulabilirler. Toplumlar için yeni gelir kaynakları yaratabilirler.
Fakat kuantum bilgisayarların öngörülebilir gelecekte yapamayacağı bir şey savaş ve kıskançlık gibi insanlığın zayıflıklarını çözmek.
]]>İmamoğlu “İstanbul’un her noktasına özenli ve titiz bir şekilde hizmetlerimizi kavuşturduk. Bu dönem İstanbul’da hizmet noktasında hiç birbirinden ayırmadığımızın en güzel örneklerinden Üsküdar’dır. İstanbul’un en eşitlikçi belediye başkanı olacağım demiştim. İddia ediyorum; İstanbul’da gelmiş geçmiş her ilçesine aynı derecede hizmetleriyle buluşturmayı başaran bir dönemi İstanbul’da var ettiğimiz için ekibimizle gurur duyuyorum” dedi.

“İTHAL ADAY BUNU ANLAYABİLSE…”
Anne kart, halk süt, yurt hizmetlerini anlatan İmamoğlu, emeklilere verdikleri desteklere dikkat çekti ve ekonomiyi sert dille eleştirdi. İmamoğlu, “Emekliyi yani başımızın tacı olması gereken büyüklerimizi ne yazık ki tarihin en derin mahrumiyetini yaşattılar. 10 bin lira maaş ne demek? 2002 yılında bunlar iktidar olduğunda o dönemin asgari ücretine göre hesaplarsak şu anda en düşük emekli maaşı 25 bin lira olmalı. Bunlar ekonomiyi perişan ettiler” dedi.
“Ekonominin perişan olduğuna küçük bir örnek yine Üsküdar’dan vereyim” diyen İmamoğlu, daha önce de sosyal medyada önünde oluşan uzun kuyruklarla gündeme gelen Üsküdar’daki Kent Lokantası ile ilgili çarpıcı bir veri paylaşarak rakibi Murat Kurum’u eleştirdi.
İmamoğlu “Kent lokantamız açılalı daha bir sene oldu olmadı. 226 bin 950 kişi kent lokantamızdan faydalanmış. Bu kent lokantasını küçümseyen dersine çalışmamış o ithal aday var ya, ithal aday. Ah bunu bir anlayabilse” diye konuştu.

“İSTANBUL’U TANISIN ÖYLE GİTSİN ANKARA’YA”
İmamoğlu vatandaşlara şöyle seslendi:
*Birkaç gün sonra mühür size gelecek. Mührü doğru yerde kullanacaksınız. Bu kullanılan mühür, sizlerin geleceği adına en önemli kararın, onayı olacak. İstanbul’da zaten işiniz kolay.
*Biliyorsun iki tane aday var. O zaten 31 Mart’a kadar çalışsın, biraz hayat dersi alsın, sonra Ankara’ya yollayacağız onu. Öyle değil mi? Tabii şimdi gelirken dersine çalışmadı. Ben bazen çok detaylı anlatıyorum ki benim anlatımlarımdan İstanbul’u biraz daha tanısın da öyle gitsin Ankara’ya diye.
*Anlıyorum ki dinlemeyi de sevmiyor. Halbuki iyi bir belediye başkanı iyi öğrenci olacak. Ben iyi bir öğrenciyim. Halkı dinlerim ve öğrenirim. İyi belediye başkanı iyi öğrenci olacak. Şimdi tabii ben kendisine böyle takılıyorum zannetmeyin. Ben öyle düşünmüyorum sadece.
*İstanbul’da dersine çalışmadığını başka kim düşünüyor? 17 bakan arkadaşı. Öyle düşünmeseler Ankara’dan buraya niye gelsinler? Öyle değil mi? 17 yedi bakan arkadaşı, adayları yeterli olmadığını görünce çantayı, bavulu toplayıp İstanbul’a geldiler.
*Yetmedi, artı bir cumhurbaşkanı da geldi. Hepsi burada. Hepsi toplandı geldi. Hoş geldi, sefa geldi. Bunlara, misafirperverlik yapacak mıyız? Yapalım, ama 2019’daki gibi 23 Haziran’daki gibi 806 bin kez misafirperverliğe hazır mıyız?

“SEÇİLDİKLERİ MAKAMI KENDİ MÜLKLERİ ZANNEDİYORLAR”
“Sözüm ona İstanbul’u geri almak istiyorlar” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
“Kimden? Milletten. Düşünsenize bir metro açılışında diyor ki sayın Cumhurbaşkanı, ‘Sayın Kurum malımıza sahip çık.’ Ya kimin malı? Senin yaptığın metro da milletin malı, bizim yaptığımız metro da milletin malı. Bunu anlayamadılar. Onlar hala bir şeyi çözemediler. Millete ait olan şeylerin millete ait olduğunu kavrayamadılar. Hala seçildikleri yerlerin kendi makamları, kendi malları mülkleri zannediyorlar. Yahu değil, milletin malı. “
“1.5 GÜNDE BİR BİZE MÜFETTİŞ YOLLADILAR”
*İmtiyazlı bir avuç insana, imtiyazlı kişilere, binaları, mülkleri, yapıları kurumlara, derneklere dağıtırken nefes nefese kalmışlardı. İstanbul’u da perişan etmişlerdi. 5 yıldır İstanbul rahat bir nefes aldı. Bir kendine geldi. Var mıydı 100 bin çocuğa burs dağıtmak, biz dağıttık.
*5 yılda atom karınca gibi çalıştık. Onlar da boş durmadı. Onlar da çok çalıştı. Ne yaptılar biliyor musunuz? 1.5 günde bir bize müfettiş yolladılar. Tam 4 buçuk senede bin 9 kez Ekrem İmamoğlu’nu ve arkadaşlarını teftiş, soruşturmadan geçirdiler.
*O ahmak davası falan saymıyorum. Bize ne verdiler biliyor musunuz? Bin 19 kez şeref madalyası verdiler.. Biz teftiş edilmekten, denetlenmekten imtina etmeyiz ki milletin malını, milletin parasını biz yönetiyoruz. Tabii ki teftiş edilmeliyiz. Tabii ki hesap vermeliyiz.
*Ama sorun şurada. Bizden önceki 5 senede ne yaptılar? 146 kez teftiş. 146 nere, bin 19 nere? Sözüm ona Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarında leke bulacaklar. Ya da suçlayacaklar. Ne yapabildiler? 5 senede aça aça bir tane saçma sapan ahmak davası açabildiler. Başka bir şey yapabildiler mi? Yapamazlar.
*Çünkü biz 5 yıl boyunca ahlaklı, erdemli, şeffaf hesap veren halkçı belediyeciliğin en iyisi olmak için ant içmiştik, onu da yerine getirdik. Ne mutlu bize.

“SON ÇARE KUMPAS”
İmamoğlu kumpas videolarına da tepki göstererek “Biz bu kadar soruşturma geçirirken seçime 4-5 gün kaldı ya son çare ne? Kumpas. Son çare ne? İftira. Son çare ne? Yalan. Son çare ne? Montaj. Son çare ne? Video. Şimdi bu şekilde milleti aldatacaklar. Ekrem İmamoğlu’na sözüm ona leke atacaklar. Bunlara Allah akıl versin. Bunları Allah ıslah etsin. Ben vatandaş Ekrem olarak bunların yanlışlarını kabullenemiyorum” dedi.

“BUNU KENDİME YEDİREMİYORUM”
İmamoğlu Ankara’dan İstanbul’a AKP’nin seçim kampanyasına destek için gelen 17 bakan ve Cumhurbaşkanı’na da eleştirilerini sürdüren İmamoğlu şunları söyledi:
*Bunu kendime yediremiyorum. Devletin bakanı olmak şerefli bir görevdir. Atanmış kişilersiniz siz. Devletin bakanı olarak görev yapacaksınız. İçinde kim var? Dış İşleri Bakanı var. Maliye Bakanı var. Ekonomi Bakanı var. İçişleri Bakanı var, Adalet Bakanı var.
*Şimdi bunlar bakkal bakkal, market market, gezip oy istiyorlar. İçişleri Bakanı’na buradan sesleniyorum; ‘Dönsene Ankara’ya, işin gücün yok mu senin?’ İşte ‘Ekrem İmamoğlu burada aday. İmamoğlu’na oy vermeyin. Sayın aday Kurum’a verin…’ Yahu sizin başka işiniz yok mu? Devletin bakanısınız. Ben size bir şey diyeyim mi?
*Başları öne eğik gezecekler, biraz utanmaları varsa. Vatandaş Ekrem olarak utanıyorum. Niye biliyor musunuz? Devletin bakanı bunu yapmaz. Ama bir partinin bakanıysa, bir partinin görevlisi gibiyse o ayrı.
*O zaman sen devletin bakanı olamazsın. Pazar günü seçim güvenliğini sağlayacak kişi İçişleri Bakanı. Adalet Bakanı, adaleti sağlayacak hukuku sağlayacak Ekrem İmamoğlu üzerinden yaptıkları işlere bak.
*Savcılık yapıyor. Kumpas videoları üzerinden savcılık yapıyorlar. Utanmaları da yok. Bu kardeşiniz, bu hemşeriniz bu yola çıktı ya. Allah şahit siz de şahit olsun.Bir milim geri atmam bir milim.
*Ben 5.5 senedir bunlarla mücadele ediyorum büyükşehir nezdinde. Doğru yıkılmaz. İşinize bakın. Çünkü bunlar şuna alışmış. Seçim gününe kadar her şeyi yapacaklar. Seçimden bir gün sonra pazartesi günü ne diyecekler biliyor musunuz?
*‘Siyaseten söylemiştik, siyaseten yapmıştık…’ Biz siyasetin dilini değiştireceğiz. Onların yaptığı gibi seçimi kazanmak için her yol mübahtır anlayışı değişecek.
]]>“CEZAEVİNDE YATMAK İSTİYORUM”
Savunmasında Muhammet Berke Çolak, şunları söyledi:
* “Motosikletle kaza yapmıştım. Hastaneden çıkmış evde yatıyordum. Yanımda arkadaşım da vardı. İnstagramdan Serhat Bozkır ile tartıştım, küfürleştik. Evdeki arkadaşım daha sonra ayrıldı. Sosyal medya üzerinden tartıştığım kişiler gelip evime ateş ettiler.
* Kapıma geldiler, ‘Çık evden seni öldüreceğiz’ deyip küfür ettiler. Ben 155’i aradım ‘abi beni öldürecekler kurtarın’ dedim. Bir süre kapı açıldı ben yine o tartıştığım kişiler geldi sandım. 2 el ateş ettim bir memur vuruldu.
* Ben 155’i aradığımda polis memurları gelmiş benim haberim yoktu. Evdeki 100 gram uyuşturucu benimdi ben kullanıyordum. Cezamı çekmek istiyorum. Tahliyemi istemiyorum. Olay esnasında uyuşturucu madde etkisindeydim. Ben cezaevinde yatmak istiyorum.”
Mahkeme başkanının, Çolak’a daha önce 5 kez ruhsatsız silah yakalattığını söylemesi üzerine Çolak, hasımları olduğu için silah taşıdığını beyan etti.
“ÇOCUĞUMUN DOĞUM GÜNÜNDE EŞİMİN CENAZESİNE GİTTİM”
Şehit polis memuru Cihat Ermiş’in eşi Nilüfer Ermiş ifadesinde şunları belirtti:
* “Sonuna kadar şikayetçiyim. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. Benim eşim vatanını, milletini, mesleğini çok seven biriydi. Olayın gerçekleştiği site benim oturduğum sitenin tam karşısıdır. Ben o evleri biliyorum. Şahsın durduğu nokta ile kapının arasında 2 adımlık mesafe vardır. Kapı deliğinden bakmaması mümkün değildir. Kasten bu olayı yapmıştır. Eşim Cihat’ı tanımaması da mümkün değildir.
* Eşimin sesi çok gürdü, duymamış olmasına inanmıyorum. Cihat’ı bırakın görmeyi eşimi sesinden bile tanırdı. Eşim kendisini daha önce gözaltına almıştı. 5 yıldır aynı yerde görev yapıyordu. Benim çocuğumun o gün doğum günüydü. Ben o gün çocuğumun doğum gününü kutlamak yerine O gün eşimin cenazesine gittim. Çocuğum babasını soruyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmasını istiyorum.”
Cihat Ermiş’in anne ve babası da Çolak’tan şikayetçi olduklarını belirtti. Anne Sare Ermiş, “Gencecik yaşta benim oğlumu öldürdü. Oğluma haince bir pusu kurdu” şeklinde konuştu.
“SANIĞIN İÇERİDE ZOR DURUMDA OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜK”
Tanık olarak dinlenen sitenin güvenlik görevlisi Yavuz Deniz, “O gece saat 3 civarlarında 2 polis memuru olay yerine geldiler. Cihat Ermiş ile daireye çıktık. Polisler sivildi. Cihat Ermiş 2-3 defa polis diye seslendi. Kapıyı açan olmadı. Sonra aşağıya indik dışarıdan baktığımızda daireye ateş edildiğini gördük. Perde yarısına kadar açıktı, televizyon da açık vaziyetteydi. Biz de acaba içeride yaralandı mı, baygınlık mı geçirdi diye düşündük. Tekrar yukarı çıktık. Ermiş yine polis diye seslendi. Sonra kartla kapıyı açtı. Açar açmaz sanık 1 metrelik mesafeden 3-4 el ateş etti, Polis memuru Ermiş, vurulup yere düştü. Ben koridordaydım. Sanık ayaktaydı koridor aydınlıktı. Ben hemen aşağıya inip aşağıdaki polis memuruna olanı söyledim” dedi.
Olay günü Cihat Ermiş ile birlikte olay yerine giden polis memuru N.Ş. de tanık olarak dinlendi. İfadesinde Çolak hakkında Cihat Ermiş ile birlikte daha önce de işlem yaptıklarını, sanığın kendilerini tanıdığını söyledi. Ara karar öncesi söz hakkı verilen Çolak, “Ermiş’in ailesine sabır vermesi için her gün Allah’a dua ediyorum. Tahliyemi istiyorum” dedi. Mahkeme eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede olay şöyle anlatıldı; 9 Ekim 2023 günü şüpheli Muhammet Berke Çolak’ın evine bazı kişiler tarafından silahlı saldırı düzenlendi. Durumun kolluk birimlerine intikal etmesi üzerine polis ekipleri olay yerine gitti. 31 yaşındaki polis memuru Cihat Ermiş, Muhammet Berke Çolak’ın evinin kapısını ısrarla çalarak ‘Polis’ diye seslendi. Ancak karşı taraftan bir yanıt alamadı. Polis memuru Cihat Ermiş, Muhammet Berke Çolak’ı adli vakaları olduğu için tanıyordu. Bu sebeple içeride yaralı bir şekilde baygın olmasından şüphelendi. Önce Muhammet Berke Çolak’ı ve annesini telefonla aradı, ancak buna da bir yanıt alamadı. Yardım etmek amacıyla sitenin özel güvenliği ile birlikte “polisö diye seslenerek Muhammet Berke Çolak’ın evine girdi. Çolak, polis memuru Cihat Ermiş’i iki kez ateş ederek şehit etti.
Çolak’ın ‘Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsini ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
]]>Seçime beş gün kala Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Akın’ın anketlerde önde olduğunu söyleyen Özel, İYİ Partili seçmenden oy istedi.
İYİ PARTİ SEÇMENİNE ÇAĞRI
Özel “Geçmişte birlikte olduğumuz güneş gözlü, gönlünde güneş olan iyi insanlar, geçmiş ittifak ortaklarımız. Balıkesir’i AKP yönetmesin diyen herkes. Eğer başka bir partiye oy verirseniz, Balıkesir’i AKP kazanır. Ama CHP’ye oy verirseniz, Balıkesir’i hep birlikte kazanırız, siz de kazanırsınız” dedi.
“YANDAŞA PARA VAR, EMEKLİYE YOK”
Emeklilerin içinde bulunduğu çıkmaza değinen Özel, şunları söyledi:
– Ben 1.5 ay önce emeklileri davet ettiğimde ‘Emekliler, Özgür Efendi sizi kışkırtıyor’ diyordu. Diyordu ki ülke yüzde 4,5 büyüdü, herkesin keyfi yerinde. Sonra diğer liderler de konuştu. Köşe yazarları yazdı, gazeteler bastı. Televizyonlar yayınladı. Artık herkes emeklinin sesini duydu. Ne oldu şimdi, önce bir çalışma yapacağım dedi.
– Grup başkanvekilleri ‘Cumartesi günü Ankara’yı bekleyin’ dedi, olmadı ‘Pazar İstanbul mitingini izleyin’ dediler, şimdi çıkmaz ayın son perşembesine ertelediler. Beşli çeteye para var. Saray müteahhidine, yandaşa para var. Uçan saraya, yüzen saraya, kışlık saraya, yazlık saraya para var. 1500 odalı sarayda 5 maaşlı yandaşlara para var, emekliye gelince para yok.

“EMEKLİYE ACIMAYANA SANDIKTA ACIYACAK MISINIZ?”
– Emekliler mademki para yok, 31 Mart’ta AK Parti’ye oy yok. Hep beraber sesimizi duyuracak mıyız? Emekliye acımayana sandıkta acıyacak mıyız? Hesabı soracak mıyız? Siz böyle yaparsanız, işte o zaman gerisini onlar düşünsün. Onlar emeklileri küçük görüyorlar, hakir görüyorlar. Yukarıdan bakıyorlar. O küçücük şeyler ömürleri çalışma ile geçmiş birer karıncalar. Karıncalar birlikte olursa, yan yana durursa, peş peşe yürürse, küçük küçük karıncaların yapamayacağı iş, taşıyamayacağı yük, kazanamayacağı savaş yoktur.
“MEYDANLARA ALIŞTIK, 1 NİSAN’DA SONRA DA MEYDANDAYIZ”
– 1 Nisan’dan sonra yerel seçim gündemi geçecek ama emeklinin gündemi, astsubayın gündemi, atanamayan öğretmenin gündemi, staj mağdurunun gündemi, çiftçinin gündemini asla unutturmayacağız. Meydanlara alıştık, hep beraber meydanlarda olacağız, hakkımızı söke söke alacağız. Şimdi bir yandan da emeklilerle ilgili son bir şeyi söyleyeyim.
– Aksaray MHP milletvekili, Cumhur İttifakı’nın milletvekili demiş ki ‘Eskiden emekliler ek iş yapardı, simit satardı. Her şeyi devletten beklemesinler, simit satsınlar’ demiş. Çalıştılar, bu millet için didindiler, astsubaylar ölümü göze aldılar. Öğretmenler tebeşir tozu yuta yuta astım oldular. İş kazaları, iş cinayetleri, meslek hastalıkları bu emeklilerin şimdi rahat etme zamanındayız.
– Almanya emeklisi Hans’ı yolluyor Edremit’e en güzel tatili yapıyor. Hasan amcaya MHP’liler simit satsın diyor. Emekliler bekleyin, o MHP’li milletvekiline de size hakkınızı vermeyen, AKP’ye de 31 Mart’ta 16 milyon emekli Hanya’yı da gösterecek Konya’yı da.
]]>Aynı sokakta sevgilisi Esra S.’nin evine gelen Vahdet T., evdeyken kapı çaldı. Gelen kişinin Esra S.’nin eski eşi Turgay E. olabileceğini düşünen Vahdet T. panikleyerek kaçmaya çalıştı. Kaçış yolu bulamayan Vahdet T. 5 katlı binanın 4. katından çamaşır ipiyle aşağıya inmeye çalıştı. Vahdet T. çamaşır ipiyle bir kat indikten sonra ip koptu. 3’üncü kattan aşağıya düşen Vahdet T. bu sırada okula giden 6 yaşındaki Hafsa Mina’nın Üstüne düştü.

HAFSA MİNA YOĞUN BAKIMDA 10 GÜN YAŞAM MÜCADELESİ VERDİ
Ambulans gecikince ağır yaralanan Hafsa Mina bir vatandaş tarafından en yakındaki hastaneye götürüldü. Ardından Kadıköy’de bulunan hastaneye sevk edilen Hafsa Mina 10 gün yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdi. Hafsa Mina’nın tedavi devam ederken, Vahdet T. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

“6 KABURGASINDA KIRIK VAR”
Baba Hamza Koca, “8 Mart günü saat 10.45 sularında, Hisar 1 sokakta kızım okula giderken, dördüncü kattan bir vatandaş atlıyor. Evde bulunan kadının sevgilisi olduğunu söylüyor. Bu süreçte sevgilisi olan kadının da eski kocası varmış, eski kocası da olaydan yarım saat önce eve geliyor. Eve gelip kapıyı açtırmak istiyor, açtırmayınca evde bir şeyler olduğundan şüpheleniyor. Bir plan yapıyor nasıl inebilirim diye o süreçte de benim kızım buradan geçiyor, düşüyor. Kızımın altı tane kaburgasında kırık var. Omurgasında ve kafatasında kırık var. Şükürler olsun ki iyiye gidiyor. Şahsı serbest bırakmışlar tutuksuz yargılanmak üzere, ben adalet istiyorum.” ifadelerine yer verdi.
Hafsa Mina’nın dedesi Ramazan Koca ise, “Bu kazadan sonra çok üzüldük. Okula gelirken yukarıdan aşağıya vatandaşın birisi çocuğun üzerine düşüyor. Balkondan basit bir çamaşır ipine bağlayıp aşağı atlıyor.” şeklinde konuştu.
“KAFAMA SAKSI DÜŞTÜ’ DEDİ”
Görgü tanığı Ekrem Bekar de, “O gün bir bağrışma duydum, dışarıya çıktığımda yolda bir çocuğun ve bir adamın yattığını gördüm. Çocuk zaten inliyordu karnım ağrıyor diye. Adama da o anda sormak gereği gördüm inliyordu, ne oldu sana dedim ‘kafama saksı düştü’ dedi. Sonra ambulans geldi. Herkes panikti. Adamın benim gördüğüm kadarıyla bilekleri filan kırıktı” dedi.
Olaya ilişkin ifade veren Turgay E. ise Esra S.’nin eski eşi olduğunu söyleyerek, “Dairem kentsel dönüşümde olduğu için birlikte yaşıyoruz. 8 Mart günü eve gelerek kapıyı çaldım. 30-40 dakika kapıda bekledim. Aşağıdan çığlık sesleri gelmesi üzerine hızlıca indim. Yerde yatan çocuk vardı. Bir kadın çığlık atıyordu, erkek şahsı ise net olarak göremedim. Sonra tekrar kapıya vurdum. Esra kapıyı açtı. Odalara baktım ‘kim var’ dedim. Kimseyi bulamadım. Balkona çıktık. Esra’ya ‘düşen şahıs o mu?’ dedim, ‘hayır’ dedi. Israrlı şekilde hayatında birisi mi var diye sorunca ‘evet var, artık kocam değilsin başka bir şey söylemeyeceğim’ dedi.
]]>Dinlenmek için koltuğa uzanan Özdemir, aynı yerde uyuyakaldı. Sabah işe gitmek için uyanan Özdemir, ayağa kalkmak için davranınca yattığı yere düştü. Bacaklarının tutmadığını fark eden Özdemir, üşüttüğünü düşünerek 2 gün grip ilacı alıp istirahat etti.
3 AYDIR FİZİK TEDAVİ SIRASI BEKLİYOR
2’nci günün sonunda idrarını tutamayan Özdemir, o an hayatının en büyük şokunu yaşadı. Belden aşağısının tutmadığını fark eden Özdemir, arkadaşlarının yardımıyla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Burada yapılan nörolojik kontrollerde, Özdemir’e ‘Parapleji: Omurilik felci’ teşhisi koyuldu. Bir süre hastanede yatan Özdemir, fizik tedavi bölümünde yer olmadığı, sıra kendisine gelince çağrılacağı söylenerek taburcu edildi.

PENCEREDEN DIŞARIYI İZLİYOR
Tek başına yaşadığı evinde yatağa bağımlı kalan Özdemir, ne yapacağını şaşırdı. Bir gecede hayatı değişen Özdemir, arkadaşlarının yardımıyla yaşama tutunmaya çalışıyor. 3 aydır fizik tedavi sırası bekleyen Özdemir, kaslarının iyice erimemesi için oturduğu yerde bacaklarını hareket ettiriyor. Son olarak arkadaşının getirdiği tekerlekli sandalye ile evde hareket etme şansı bulan Özdemir, çok özlediği sokakları pencerenin önünden izleyebiliyor. Şu an hiçbir geliri olmayan, bu nedenle özel olarak fizik tedavi alamayan Özdemir, ayağa kalkmak için bir an önce tedavi alabilmek istiyor.
SOĞUK ALGINLIĞI SANDI
Yaşadıklarını anlamlandıramadığını söyleyen Özdemir, “24 Aralık günü işten geldim ve televizyon seyrederken uyuyakaldım. Sabah işe gitmek için uyandığımda kalkmaya çalışırken yatağa tekrar düştüm. Yürüme yetimi kaybetmiş gibi hissettim ve kalkamadım. İlk başta soğuk algınlığı olduğunu düşündüm ve 2 gün evde dinlendim. Geçmeyip idrarımın geldiğini hissetmediğimde hastaneye başvurdum. Nörolojik olarak gerekli tedaviler yapıldı ancak fizik tedavi bölümünde yer olmadığı için taburcu edildim. 3 aydır fizik tedavi için sıra bekliyorum” dedi.

‘3 AY ÖNCE SAPASAĞLAM BİR İNSANDIM’
3 ay içerisinde hayallerinin bile değiştiğini belirten Özdemir, “Yalnız yaşıyorum. Kas kaybı yaşamamak için tek başıma yapabildiğim kadar bacaklarımı çalıştırmaya çalışıyorum. Sabah bir arkadaşım gelip pansumanımı yapıyor, kahvaltımı veriyor. Akşam aynı arkadaşım yemeğimi veriyor. İnsanın iç dünyası, psikolojisi değişiyor. 3 ay önce sapasağlam bir insandım. 3 ay önce hiç aklıma gelmezdi ama şu an tekerlekli sandalye, koltuk değneği bakıyorum” diye konuştu.

‘İNSANIN İKİ ADIM ATMASI EN BÜYÜK MUTLULUĞU OLABİLİYOR’
Dışarıya çıkmayı özlediğini söyleyen Özdemir, “Bir koltuk değneği olsa, onunla yarım adım bile atabilsem benim için dünyadaki en büyük lütuf. İnsanın iki adım atması en büyük mutluluğu olabiliyor. En büyük hayalim dışarı çıkıp güneşin, hayatın tadını alabilmek. 2 gün önce arkadaşım tekerlekli sandalye getirdi, öyle yataktan kalkabildim. Camdan dışarı baktığımda bile çok iyi hissediyorum” dedi.
]]>“AKP’NİN REZİL ETTİĞİ SELÇUK BELEDİYESİ BÜTÇESİ DÜZELTİLMİŞ HALİYLE HAZIR”
Sengel, Toplantıya projelerinin yer aldığı tanıtım videosu ile başladı. Tanıtım videosunun ardından yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Biliyorsunuz 2019’da belediyeyi devraldığımızda büyük bir borç yükü altındaydı. Ama bunu hiçbir zaman bahane etmediğimiz gibi hep çalıştık hep çabaladık. Hep beraber bir yol yürüdük. Yaralar oldu, bu yaraları beraber sardık. Çocuklar için gıda erişimini başlattık. Eğitimden eksik kalmasınlar diye köylerden çocukları hep birlikte taşıdık. Amacımız geleceğe köprü atabilmekti. Bu 5 yıl boyunca yaptıklarımıza ek olarak izlediğiniz o tüm projelerin hepsi uygulamaya hazır, daha önemlisi AKP’nin rezil ettiği Selçuk bütçesi düzeltilmiş haliyle hazır. Tek yapmamız gereken 31 Mart’ta sizlerin oylarıyla yeniden belediye başkanı seçilmem.”
“ZAFER SELÇUK’UN OLACAK”
Görev süresi boyunca zorluklara Selçuk halkı ile beraber göğüs gerdiklerini belirten Başkan Sengel, “Bundan sonrası için çok daha emin adımlarla gidiyoruz, çünkü ne zorluk yaşarsak yaşayalım birlikte aşmayı bildik. Zorlandık mı? Evet. Çünkü her türlü sürenin sonu bize denk geldi. Meryem Ana Otopark, Efes Alt Kapı Otoparkı gibi… Ama hiç yılmadık çünkü her şeyden önce sizlere güveniyordum. Her seferinde dedim ki, ‘Efes Selçuk seninle birlikte, korkma. Eğer o hak bu kente aitse söke söke almasını biliriz evvel Allah.’… Bundan sonra da her şeyi hep birlikte yapacağız. Zafer bizim olacak, zafer Selçuk’un olacak” şeklinde konuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel de, yaptığı konuşmada, “Ben bir yeri sevdim mi severim. Bir yere bağlandın mı bağlanırım. 2019 seçimlerinde sizlerden bir şey istemiştim. Belediye bizde değildi, işimiz kolay da değildi ancak bir cumhuriyet kadınını, inandığımız, güvendiğimiz partinin bir evladını, Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusunu elinden tutup size emanet etmiştim. Siz de emanetimize sahip çıktınız, sağ olun, var olun. O günden sonra Selçuk’ta işler CHP için iyiye gitmeye başladı. Bugün geldiğimiz noktada Selçuk’ta o günlerden çok ilerideyiz. Bütün zorluklara rağmen ne belediye işçisini ne esnafı yalnız bırakmayan, mağdur etmeyen, güçlü, kararlı bir yönetim sergiledi Filiz Başkan. Kendisini yürekten kutluyorum” dedi.

“ONA GÜVENEN KİMSENİN GÜVENİNİ BOŞA ÇIKARMADI”
Efes Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’in göreve geldiği zaman belediyenin mali tablosunun kötü olduğunu ifade eden Özel, “AKP’den, MHP’den alınmış belediyelerde borç belediyenin boyunu aşmış oluyor. O borcu ödemek hep kendisinden sonra gelen, namuslu çalışan, kentin ve halkın çıkarlarını gözeten sosyal demokrat belediye başkanlarına kalıyor. Dünya kadar borç ödendi. Birilerine ihaleyle verilen işler belediye tarafından yapılır oldu. İsraf bitti, yerine hizmet geldi. O günden bugüne Filiz Ceritoğlu Sengel, Selçuk’ta yaptıklarıyla hem size verdiğiniz oyu helal ettirdi hem de partimizi, bizleri gururlandırdı. Ona güvenen kimsenin güvenini boşa çıkarmadı. Kendisini yürekten tebrik ediyorum” dedi.
“FİLİZ BAŞKAN SEN KİMSEDEN KORKMA”
AKP İstanbul Milletvekili ve İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu’ya da seslenen Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Süleyman Soylu uzun süre İçişleri Bakanlığı yaptı, Türkiye’de 2 kişiye kafayı taktı. Bir tanesi Filiz Ceritoğlu Sengel, bir tanesi de Ekrem İmamoğlu. İkisiyle özel uğraştı, mahkemelere verdi, Ekrem Bey’e kumpaslar kurarak ceza aldırdı, burada da Filiz Başkana kafayı taktı. Vay efendim Selçuk yerine nasıl Efes Selçuk dersin? Süleyman Soylu’ya o gün söylediğimizi bugün bir kez daha söyleyelim. Filiz Başkan sen kimseden korkma, karıncanın kardeşi var o da CHP’lilerdir.”
Parti bayrağını göstererek sözlerini sürdüren Özel, “Bu bayrak CHP’nin bayrağı. Kurucusu belli, genel başkanı belli, amblemi belli. Partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi, amblemi altı ok, mevcut Genel Başkanı Özgür, kurucu Genel Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Adı Cumhuriyet Halk Partisi olan bu partinin Efes Selçuk’taki adayı Filiz Ceritoğlu Sengel. Dahası yok! Genel Başkan olarak söylüyorum Atatürk’ün koltuğunda oturan, O’nun emanetine sahip çıkan Genel Başkan olarak söylüyorum, Selçuk’ta bir başka CHP adayı yok, CHP’nin adayı Filiz Hanım’dır” dedi.
“HAKKIMIZI SÖKE SÖKE ALACAĞIZ”
Özel, “Bu iktidarın her şeye rağmen oy alması durumunda, emekli bu durumdayken oy veriyor, çiftçi, köylü bu durumdayken oy veriyor, memurlar bu durumdayken oy veriyor, siftahsız esnaf oy veriyor diye düşünüp bundan sonra 4 yıl boyunca kemerleri size sıktırması, acı reçeteleri size içirmesi gündeme gelecektir. Bunun önünde durmanın tek yolu önümüzdeki sandıkta hep birlikte bu iktidara bir sarı kart göstermek, bir kırmızı ışık yakmak, bizi hesaba katmak zorundasın demek durumundayız. Aylar önce emeklilere yaptıklarından sonra meydanlara emeklileri çağırmıştım. İlk başta meydanın 5’te biri emekli oluyordu. Sonra artmaya başladılar. Sonra her gün geldiler. Pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi. Her gün yeni ayaklar eklendi ayaklarına. Yeni yollarla tanıştı ayakları. Yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini. Bir büyük kalabalık oldular sonunda. Bütün Türkiye’ye duyurdular seslerini. Emekliler hoş geldiniz. Söz verdiğim gibi birlikte mücadele edeceğiz, sizin hakkınızı söke söke alacağız” dedi.

“5’Lİ ÇETEYE PARA VAR, EMEKLİYE, ÇİFTÇİYE YOK! O ZAMAN SANA DA OY YOK”
İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Özel, “Mayıs seçimlerinde hepimize üzen sonuç oldu. 4 yıl daha seçim olmayacak. Genel iktidarın yerelden dengelenmeye ihtiyacı var. Emekliler, çiftçiler, memurlar, esnaflar bu duruma rağmen bize oy veriyor diye düşünüp kemerleri size sıktırıp acı reçeteleri size içireceklerdir. Bunu durdurmanın yolu iktidara sarı kart göstermek, bizi hesaba katmak zorundasın demek durumundayız. 5’li çeteye, saray müteahhidine, yazlık-kışlık saraya para var, emekliye, çiftçiye gelince para yok! O zaman sana da oy yok, bir daha oy yok!”
“BABA OCAĞININ TAPUSU BİR KİŞİYE KAYITLIDIR, O DA GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TÜR”
Cumhuriyet Halk Partisinin kapısının herkese açık olduğunu dile getiren Özel, “Herkes bilir ki bir gün başı sıkışırsa, dara düşerse baba ocağı ordadır, çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Ve bir gün dönmek zarureti doğarsa kapıları ardına kadar açıktır. Gelene de ‘Sen niye geldin, niye gitmiştin?’ demeyiz. Çünkü baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE İTTİFAKI KAZANACAK, TÜRKİYE KAZANACAK”
Özel sözlerini şöyle noktaladı:
“Karşımızda Cumhur İttifakı var, görevi korkutmak, tehdit etmek, şantaj yapmak, toplumu kutuplaştırmak. Biz kucaklaşmaya, kardeşleştirmeye geliyoruz, umudun ittifakıyız. Bizim ittifakımızın adı Türkiye İttifakı’dır. Selçuk’taki sosyal demokratları, milliyetçi demokratları, muhafazakar demokratları, Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkezi’yle yüreğinde vatan, millet sevgisi olan herkesi Türkiye ittifakında birleşmeye davet ediyorum. Filiz Ceritoğlu Sengel kazanacak, Selçuk kazanacak. Cemil Tugay kazanacak, İzmir kazanacak. Türkiye İttifakı kazanacak, Türkiye kazanacak.”
]]>Aci kan prası iddialarına da yanıt verdi.
“3-5 DAKİKA KONUŞMAMIZ OLDU”
Aci, görüşmeyi şöyle anlattı:
– Ben hiçbir zaman, ‘İrtibata geçilmedi, konuşmadık, şöyle yapılmadı, böyle olmadı’ demedim. Bülent Bey, 15. gün ifadeye gittiğinde adliyede, bize taziyeye geldiklerini söylemiş. Burası benim evim, bir de çaprazda oğlumun evi var. Benimle irtibata geçmediler demedim, dolaylı olarak irtibata geçti, 3-5 dakika bir konuşmamız oldu. O zaman zarfında kendisinden şu istekte bulundum, ‘Eski eşini ve çocuğunu getir, adalete teslim et. Ondan sonra da buyur taziyeye gel’ dedim. Geçen 19 gün zarfında ne gelen oldu ne giden oldu.

Özer Aci
“SADECE BİR ŞEY İSTEDİM”
– Görüşmede ben sadece bir şey istedim, eşinin ve çocuğunun adalete teslim olmasını istedim. Buraya, evime gelmedi. Gelmişse ispat etsin. Farklı bir noktada görüştük. Onda benim evime gelecek cesaret yok, olsa çoktan gelmişti. Kendisi bazı şeyleri farklı yollarla halledeceğini düşündüğü için böyle bir girişimde bulunmadı, bulunacağını da sanmıyorum. 8. gün Kur’an okutuyorduk, o gün avukatımla görüşmüş.
– Taziyeye geleceklerini söylemiş, avukatım gerekli cevabı vermiş. Şöyle demiş, ‘Bugün Kur’an okutuluyor, acılı aile, bizim söylemimiz hala devam ediyor, eşini ve çocuğunuzu getirin. Ertesi gün taziyeye gelebilirsiniz’ demiş. Ben sözümün arkasındayım, eğer bana taziyeye gelecekse, acımı dindirecekse, önce çocuğunu ve eşini adalete teslim etsin, ertesi gün buyursun gelsin.
“KENDİSİNE SİTEM ETTİM”
Görüşmeye 5-6 kişi geldikleri için kendilerine sitem ettiğini belirten Aci, şöyle devam etti:
– Benim aile dostumla, dolaylı olarak birileri vasıtasıyla iletişime geçildi. Aile dostuma maddi ve manevi yanımda olduğunu söylemiş. Ben de onlara şunu söyledim. ‘Maddi kısmı bir kenara bıraksın, gelsin görüşelim’ dedim. 5-6 kişi geldiler, hatta kınadım. ‘Ne yüzle 5-6 kişi geliyorsunuz?’ diye kınadım. Çok kısa bir görüşme oldu. İşte telefon alışverişi olduğunu söylemiş. Bende onun telefonu yok, öyle bir insanla görüşmek istemem ama mecburiyetten görüşeceğim, bu ayrı bir olay.
– Çok kısa bir görüşmede aile dostumun evinde ona şunu söyledim, “Git çocuğunu, eski eşini al adalete teslim et, ondan sonra taziyeye mi geleceksin buyur gel’ dedim. Kendisi herhangi birşey söylemedi. Net bir ‘Başınız sağolsun, Allah rahmet eylesin, acınızı paylaşıyoruz’ gibi şeyler söylemedi. Aile dostumuzun evine gelmesiyle bu taziye kabul oluyorsa, ısmarlamayla hac yapmak gibi birşey olur. Benim evim belli, adresim belli. Ona ben sitem ettim doğru.
– ‘Ben senin birinci gün kim olduğunu buldum, sen benim kim olduğumu, çocuğunun kimi öldürdüğünü niye bulamadın?’ diye sitem ettim. Zengin ve kolun uzun ya. Burada neden bu özelliklerini kullanmadı. Görüştüğümüz süre o kadar. Hiçbir şey söylemedi.
“BİR LOKMASI BOĞAZIMDAN GEÇMEYECEK”
Kan parası iddiasıyla ilgili konuşan Aci “Bazı televizyon kanalları ne yazık ki, iğrenç kelimeyi kullanıyorlar ben kendimden utanıyorum. Bana şu İstanbul’u bağışlasalar oğlum geri gelmeyecek. O insanın bir lokması benim boğazımdan geçmeyecektir. Bunu açık açık net bir şekilde söylüyorum” dedi.
Aci, Cihantimur ailesinin cenaze yemeği için tekrar aile dostuyla iletişime geçtiklerini anlatarak, şunları söyledi:
– Görüşme yanılmıyorsam pazartesi ya da salı 3. veya 4. gün olmuştu. Bundan sonra aile dostumun bana dönmesiyle 9. gün sanırım, yemek söyleneceği söylendi. Ben de, ‘Bir adım atıyorlarsa adım atarım’ diyerek bir noktada buluşuruz diyerek olumlu baktım. Fakat daha sonra aile dostum bana şunu söyledi. ‘Yemeği ben organize edecekmişim, ücretini onlar ödeyecekmiş’ dedi. Aile dostuma bu konu üzerine kendilerine ne dediğini sordum. Kendisi benim adıma reddetmiş.
‘İyi yapmışsın, dedim. Aile dostuma ‘Onlara söyle bu saatten sonra yemek birşey getirirseler, yakında köpek çiftliği var oraya köpeklere yem ederim’ dedim. Geçen yine aynı kanal üzerinden Eylem Tok’un annesi aradı, başsağlığı dilemeye gelecekmiş. Ben de yine aynı söylemimi tekrar ettim. Gitsin annesi önce kızını ve torununu alsın Türkiye’ye getirsin, adalete teslim etsin.
]]>NEVRUZ NE ZAMAN?
Anadolu ve Orta Asya kültürlerinde baharın gelişini müjdeleyen Nevruz Bayramı Türkiye’de 21 Mart’ta kutlanıyor.
Gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart’ta güneş göçmen kuşlar gibi kuzey yarımküreye yönelir.
21 Mart ile birlikte havalar ısınmaya, karlar erimeye, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye, göçmen kuşlar yuvalarına dönmeye başlar.
Bu nedenle 21 Mart bütün varlıklar için uyanış, diriliş ve yaradılış günü olarak kabul edilerek, Nevruz/YENİGÜN bayramı adıyla kutlanır.

NEVRUZ’UN TARİHİ VE ANLAMI
Nevruz geleneğinin tarihin en son Buzul Çağı’nın bitmesinden hemen önceki günlere yani 15.000 yıl öncesine kadar uzanır. Efsanevi Pers Kralı Cemşid, Indo-Iranlıların avcılıktan hayvacılığa ve yerleşik yaşama geçişini temsil eder. O çağlarda mevsimler insanoğlunun hayatında günümüzdekinden daha yaşamsal bir önem arz ediyordu ve yaşamla ilgili her şey dört mevsim ile çok yakından ilgiliydi. Zor geçmiş bir kışın ardından gelen bahar, tabiat ananın çiçekler, yeşillenenen bitkiler uykusundan uyanması ve sığırların yavrulaması, insanoğlu için büyük bir fırsat ve bolluğun canlanması demekti. İşte böyle bir dönemde bu Nevruz kutlamalarını başlatanın Kral Cemşid olduğu söylenir.
NEVRUZ NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?
Baharın gelişini müjdeleyen bir Nevruz daha geldi. Nevruz bayramı birçok ülkede coşkuyla kutlanacak. Bazı ülkelerde Nevruz bir anlamda yeni yıl anlamına geliyor. Kışın çekilip, baharın etkilerinin iyice kendini göstereceği tarihler gelirken kutlanan Nevruz’un tarihi kökenleri ne? Nevruz hangi ülkelerde neden kutlanır? İşte ayrıntılar…
Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder. Günümüz İran’ında, her ne kadar İslami bir kökeni olmasa da bir şenlik olarak kutlanır. Bazı topluluklar bu bayramı 21 Mart’ta kutlarken, diğerleri Kuzey yarım kürede ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 veya 23 Mart’ta kutlarlar. Aynı zamanda, Zerdüştlük, hem de Bahailer için de kutsal bir gündür ve tatil olarak kutlanır. Kürtlerde, Nevruz bayramının Kürt ve İran mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi’ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da Göktürklerin Ergenekon’dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak kutlanır.
2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan Pers kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmiştir. 28 Eylül – 2 Ekim 2009 arasında Abu Dhabi’de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, nevruzu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi ‘ne dahil etmiştir. 2010’dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart’ı “Dünya Nevruz Bayramı” olarak kabul etmektedir.
]]>
Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözdenur Çavuş Uka, bu değişiklikleri 4 farklı aşamada gruplandırarak şöyle açıkladı:
İLK 3 GÜN
DEPO YAĞLAR YAKILIR
Vücut; bağırsaklar son öğünde tüketilen tüm besin maddelerini tamamen sindirdiği zaman, yani son öğünden 8 saat sonra oruç tuttuğunu anlayabiliyor. Sonraki aşamada enerji ihtiyacını karşılamak için kaslardaki ve karaciğerdeki glikoza yönelmektedir. Glikoz tamamen tüketildiğinde de vücuttaki depo yağlar, enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlamaktadır. Yağların enerji olarak kullanılması kilo vermenize yardımcı olmakla birlikte kolesterol seviyenizin de düzenlenmesine yardımcı olmaktadır. Vücuttaki hücreler sahurdan 12-16 saat sonra “otofaji” adı verilen hücresel bir işlemi başlatır. Bu işlem, hücrelerin parçalanması ve zaman içerisinde oluşan ölü ya da işlevsiz proteinlerin atılmasını sağlayarak hücreleri yeniler. Otofaji oranının artması, kanser ve Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskini azaltır. Öte yandan açlığa bağlı kan şekerinin düşmesi ile yorgunluk, halsizlik ve enerji düşüklüğü gibi şikayetler artabilir. Açlığın en üst seviyede olduğu ikindi saatlerinde baş ağrısı, ağız kokusu ve mide bulantısı görülebilir.
3-7 GÜN
AÇLIĞA ALIŞILIR
Vücut açlığa yavaş yavaş alışmaya başlar. Ancak 3-7 gün arasında susuzluğa alışma süreci hâlâ devam eder. Vücudun normal işlevlerini yerine getirmek adına yeterli su ve sıvı mevcut olmadığında meydana gelen dehidrasyona dikkat etmek gerekir. Özellikle iftar ve sahur arasında mutlaka 2-3 litre su tüketilmesine özen gösterilmelidir. Öte yandan dehidrasyona bağlı olarak migren atakları, cilt kuruluğu, kusma ve böbrek problemleri görülebilir.
7-15 GÜN
VÜCUT YENİLENİR
Oruca başladıktan sonra 8. günden itibaren vücut tamamen oruç sistemine uyumlanmaya başlıyor. Ramazan ayı dışında günlük hayatta çok fazla kalorili gıda aldığınızda, vücudumuz önemli görevleri yerine getiremeyebiliyor ancak orucun 8. gününden itibaren bu durum yeniden dengelenmeye ve vücut kendini yenilemeye başlıyor.
15-30 GÜN
DETOKS SÜRECİ BAŞLAR
Ramazan’ın ikinci yarısından itibaren vücudumuz biyolojik ve psikolojik olarak gün içindeki açlığa tamamen uyum sağlar. Artık vücut için detoks süreci başlar. Karaciğer, böbrek, bağırsak kısacası tüm organlar bu 2 haftalık süre içerisinde en üst düzey kapasite ile çalışır ve vücut yavaş yavaş toksinlerden arınır. Ayrıca dikkat, hafıza ve enerji seviyemiz yeniden güçlenir. Yaşlanmanın yanında pek çok kronik hastalığa (diyabet, obezite, kanser vb.) neden olan oksidatif strese karşı vücudun direnci artar.
BU HATALARI YAPMAYIN
ORUCUN sağladığı faydalardan yararlanmak için elbette iftar ve sahurda bazı yanlış alışkanlıklardan vazgeçmek gerekir. İşte Ramazan ayında sık yapılan hatalar:
■ İftarda yemekleri aşırı hızlı yemek ve fazla porsiyonlarda tüketmek.
■ İftar sonrası hemen tatlı yemek.
■ Günü hareketsiz geçirmek.
■ İftar ile sahur arasında vücudu susuz bırakmak.
■ Susuzluğu gidermek için gazlı/şekerli içecekler, çay, kahve tüketmek.
■ Sahuru atlamak.
■ Sahurda aşırı hızlı ve ağır yemekler yemek.
]]>7 GÜN SONRA SALDIRDI
Olay, 15 Mart’ta Kadıköy’de, Göztepe Marmaray İstasyonu’nda meydana geldi. 36 yaşındaki temizlik görevlisi Çetin Akay, 2 senedir aynı bölgede çalıştığı istasyonun güvenlik görevlisi Gülhan Karadereli’yi taciz ediyordu. Karadereli, Akay tarafından rahatsız edildiği için defalarca karakola başvurdu. Son olarak 8 Mart’ta kendisini farklı bir telefon numarasından arayan Akay, kendisine bıçakla saldıracağını söyledi. Ardından 7 gün sonra, Karadereli’nin güvenlik görevlisi olarak çalıştığı Marmaray İstasyonuna geldi.

YÜZÜNE 40 DİKİŞ ATILDI
Önce yolcuların arkasında saklanarak bekledi, daha sonra yanında bulunan bıçağıyla Karadereli’ye saldırmaya başladı. Yüzünden aldığı bıçak darbesiyle Karadereli kanlar içerisinde yere yığıldı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri bıçakla yaralanan kadını ambulansla hastaneye kaldırdı.
Hastanede tedavi altına alınan Karadereli’nin yüzüne 40 dikiş atıldı. Karadereli’yi hem yüzünden hem sırtından bıçaklayan Akay’ın 11 ayrı suç kaydı olduğu tespit edildi. Akay, emniyetteki sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi. Akay’ın tutuklandığı saldırı anı ise istasyonun güvenlik kamerasına yansıdı.

AĞZINDA MASKE, KAFASINDA KAPÜŞONLA TAKİP ETTİ
Hastane yatağında yaşadıklarını anlatan Karadereli, şunları söyledi:
– Yaklaşık 2 senedir takıntı ve saplantılı halde olan Çetin Aktay tarafından taciz edildim. Artık bu durum beni aşırı derece rahatsız etmeye başlamıştı. Israrlı takip, taciz, tehdit… Sürekli bu şekilde mesajlar ve aramalar alıyordum. Şahıs tarafından hem iş hem özel hayatımda her yerde takip ediliyordum. Son 1 yıldır ise ağzında maske, kafasında kapüşon şeklinde takip edildim.
– Konunun Cumhurbaşkanımıza iletilmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımıza güveniyorum. Bu konular ile alakalı lütfen cezaların artırılmasını istiyorum. Durumlar bu hale gelmeden, sırtımdan yaralanmadan, yüzümden yaralanmadan önce bir tedbir alınsaydı belki bu hale gelmeyecektim. Tedbirlerin artırılmasını istiyorum. Olayın 1 ay sonra hemen unutulup kapatılmasını istemiyorum. Bu kişi elini kolunu sallayarak gezmesin. Bugün benim canımı yakan, yarın başkasının canını yakar.

“SURATIMI ALTTAN DOĞRU BIÇAKLADI”
Karadereli, savunmasız şekilde olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
– Olay anında güvenlik arkadaşım vardı, tam tesadüfen yeni gelmişti. O yardımcı oldu, sonrasında yolcular müdahale etti. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum, onların sayesinde birçok darbeden kurtuldum. Yoksa kesinlikle şahıs beni öldürmek üzere gelmişti. Bu şahıs bana çok savunmasız bir anımda saldırdı. Yolcuların iniş anında, yolcuların arkasından saklanarak geldi ve tam turnike bölgesinden koşarak, çalıştığım Marmaray istasyonunda direkt bıçakla saldırdı.
– 2-3 saniye içerisinde savunmasız olduğum bir anıma denk geldi. Öncelikle bıçakla saldırınca oturduğum yerden kalkamadım, daha sonrasında bıçağın herhangi bir yerime gelmemesi için cenin pozisyonuna geçtim. Cenin pozisyonundayken şahıs bu sefer sağ sırtıma birkaç kez bıçak sapladı, sonra sağ göğüs yan tarafıma, daha sonrasında suratımı alttan doğru bıçakladı. Kafama baskı uygulayarak, kafamı çekti, yere sürükledi ve alttan doğru bıçağı yüzüme çekti.
KADINLARA ÇAĞRI: SAKLAMAYIN
Karadereli, 8 Mart Dünya Kadınlar gününde de Akay tarafından tehdit edildiğini belirterek “Güçlü ve dirayetli olmamız gerek. Bizler değerliyiz, inşallah hiçbir kadın benim durumuma düşmüş. Benim durumuma düşerseler bile lütfen suç duyurusunda bulunsunlar, saklamasınlar. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde farklı bir numaradan beri arayarak, ‘Beni işimden edersen, seni öldürürüm, keserim’ dedi. Bu tehdidi de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yaptı” dedi.
]]>İL İL İFTAR SAATİ
Yukarıdaki linkten il il iftar ve sahur vakitlerini görebilirsiniz. İller listesinden yaşadığınız ili seçerek, kendi ilinizin iftar saatini kontrol edebilirsiniz.
İSTANBUL İFTAR SAATİ
İstanbul’da Ramazan ayının ilk iftarı 19.20’de açılacak.
ANKARA’DA İFTAR SAATİ
Ankara’da bugün iftar saat 19.04’de açılacak.
İZMİR İFTAR SAATİ
İzmir’de iftar vakti saat 19.27 olarak belirlendi.
ORUCUN ÇEŞİTLERİ
Hanefîler’e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler’in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde “vâcib” terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır. Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir.
Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu “muayyen farz”, diğerleri ise “gayr-i muayyen farz” olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir. Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî’nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır.
Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir. Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler’e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî’ye ve Mâlik’ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur. Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz’in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
]]>Kamyon, 100 metre ileride dururken Anıl Aci, çarpmanın etkisiyle savruldu. İhbar üzerine olay yerine, sağlık, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerince hayatını kaybettiği belirlenen Anil Aci’nin cenazesi Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü. Kazanın ardından gözaltına alınan kamyon şoförü 32 yaşındaki Sait İ. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

‘RÜZGAR SAVURDU’ DİYEREK SAVUNDU
Sait İ. ifadesinde “Rüzgarın idaremdeki aracı hafif savurması sonucu aracım sağ tarafa doğru yani emniyet şeridine doğru savruldu. Sonrasında emniyet şeridinde bir araç olduğunu fark ettim ve aracı toparlamaya çalıştım. Ancak emniyet şeridindeki aracın sol yanına sürterek çarptım. Orada birisine çarptığını aracımın aynasından arkaya baktığımda gördüm. Yolda herhangi bir ikaz bulunmamaktaydı” dediği öğrenildi.

Anıl Aci ve nişanlısı Elif Aydın
“ONUN Kİ YURT DIŞINA KAÇTI, BİZİMKİSİ SERBEST BIRAKILDI”
Baba Soner Aci, “Oğuz Murat Aci’nin olayının birebir aynısı. Nasıl emniyet şeridinde onları gelip ezip geçtiyse, kaza aynı fakat yerler ayrı, bizi de emniyet şeridinde geldi ezip geçti. Kaza anını şöyle hatırlıyorum. Bir toz duman içinde kaldım önüme baktığım zaman, kamyonun hızla gittiğini gördüm. Ben o arada olayın tam farkında değildim, bağırdım ‘kamyonu yakalayın’ dedim. Kamyon 500 metre sonra durdu. Zaten arkamı döndüğümde olanlar olmuştu. Arızaya bakacaktık, basit bir şeyse kendi çabamızla yapmaya çalışacaktık fakat durmamızla, kaputu açtık ve arkasından bu olay yaşandı. Arabayı ben kullanıyordum. Kaza hemen hemen birebir aynı, emniyet şeridinde. Onunki yurt dışına kaçtı, bizimkisi de bir gece gözaltında kaldı ertesi gün serbest bırakıldı. Adaletli bir şekilde tecelli etmesini istiyorum” dedi.

“ACININ NE OLDUĞUNU DAHA ANLAYAMADAN SERBEST BIRAKILDI”
Nişanlısından geriye kalan yüzüğü boynunda taşıyan Elif Aydın ise, “Olay anında orada değildim ama onlarla gidecektim. O gün biz zaten Anıl ile beraberdik. Dediği gibi düğünüme iki ay vardı. Nikah tarihi almak için beraberdik o gün, nikah tarihi almaya gittik. Acının ne olduğunu daha anlayamadan benim perşembe günü karşıma avukat çıkıp dedi ki, ‘Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.’ Şu kadarcık bir dosya getirdiler elime, dedim ki, ‘Bu mu bunun karşılığı’. Anlatmadığımız duyguların vicdan azabını çekip, bir köşede oturup saatlerce duruyoruz. İnsanlar bizi toplamaya çalışıyor. En azından ilk duruşmaya kadar, o dört duvarın içinde kalsın. Vicdanıyla baş başa kalsın” ifadelerine yer verdi.
]]>“OTEL OLARAK ADLANDIRILAN KATİL BİR BİNADA EN DEĞERLİLERİMİZİ KAYBETTİK”
Isias Otel’de 14 yaşındaki kızı Selin’i kaybeden Ruşen Yücesoylu Karakaya, şöyle konuştu:
* “6 Şubat’taki deprem sonucu biz Grand Isias Otel olarak adlandırılan katil bir binada en değerlilerimizi kaybettik. Onların adaletini sağlamak ve adlarını yaşatmak için kurduğumuz derneğimizle birlikte son 14 aydır hep beraber durmadan mücadele veriyoruz. Buradaki dostlarımız ise Türkiye’nin 11 farklı deprem bölgesinde, hayatlarını sürdürdükleri, evim dedikleri, fakat usulsuzlükle, ne olursa olsun mantığı ile inşa edilen katil binalarda oldukları için yitirdiler en değerlilerini.
“72 CANIN KATİLLERİ SUÇLUDUR VE ADALET ÖNÜNDE HESAP VERMELİDİR”
* Hepimiz, tüm Kıbrıs ve dünyanın birçok yerinden destekçilerimizle ilk günden beri tek yürek olarak her yeni güne adalet diyerek uyandık. Isias özelinde bizim Ocak ayında başlayan duruşmalarımız Nisan ayında devam edecek ve gerçekler mahkeme huzurunda bir kez daha ortaya konacaktır. Bütün çabamız tüm suçluların en ağır cezayı alması içindir. 72 cana mezar olan usulsüz yapıyı yaratan her birey suçludur ve adalet önünde hesap vermelidir. Başka canlar bu hırsız, ahlaksız zihniyetlerce aramızdan alınmasın diye hep birlikte mücadele etmeliyiz.
ACILI ANNE ADALET BAKANLIĞI’NA SESLENDİ
* Savcılık iddianameleri yayınlanmasına ve resmi görevlilerin isimleri tek tek ortaya konmasına rağmen Adalet Bakanlığı soruşturmanın genişletilmesi için gerekeni yapmamaktadır. Depremde en sevdiklerimizi kaybettiğimiz bu sahte ve usulsüz yapılara izin veren ve devletin verdiği yetkiyi kötüye kullanan herkes suçludur ve yargılanmalıdır. Bir sonraki duruşma günlerimize kadar her türlü kanaldan adalet çığlıklarımızı daha güçlü duyurmaya devam etmeliyiz. Türkiye’de bir adalet depremi yaşanmalı ve sevdiklerimizi öldürenler en ağır cezayı almalıdır.
* Depremi hiç unutmuyoruz. Her an 6 Şubat’ı yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de bu bilinçle hareket etmesi ve siyasi kaygılardan uzak insani ve hukuki kararlar vermesini talep ediyoruz. Kıbrıs’ın şampiyonlarının ve tüm hayatını kaybedenlerin adaleti elbet sağlanacak ve suçlular en ağır ceza ile yargılanacaktır. Biz Kıbrıs’lı aileler ve Kıbrıs halkı olarak hep yanındayız, kendi davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz ve hayatlarını kaybeden, gelecekleri ellerinden alınan sevdiklerimiz için sonuna kadar mücadelemiz sürecektir.”
“ADALET İSTİYORUZ”
Hatay Ilgım Apartmanı’nda 4 yakınını kaybettiğini belirten Duygu İnegöllü, “Depremden bir gün sonra alanına ulaştığımızda arama kurtarma çalışmalarının başlamadığını fark ettik. 8 gün süren tırnaklarımızla kazıdığımız günlerin sonunda sevdiklerimizin tanınamayacak vücutlarına ulaşabildik. Bu apartmanda 80 kişi hayatını kaybetti. Adalet istiyoruz. Dosyada bir tek kamu personeli yargılanmıyor. Bu binalara izin verenleri, bizi yalnız bırakanların hepsini mahkeme salonlarında görmek istiyoruz.” diye konuştu.
Kahramanmaraş Sait Bey Sitesi’nde oğlunu kaybettiğini belirten anne, “Adalet istiyorum. Adalet yerini bulsun artık” dedi.
“DEVLET ELİYLE İŞLENEN BİR CİNAYET Mİ?”
Kız kardeşini ve iki yeğenini kaybettiğini belirten vatandaş, yetkililere şöyle seslendi: “Benim kız kardeşim ve iki küçük yeğenim örgütlü bir kötülüğün kurbanı mı oldular? Bu devlet eliyle işlenen bir cinayet mi? Biz bunu nasıl anlayacağız? Zihnimize nasıl açıklayacağız? Kamu personeli bütün suçlular yargılanmalıdır.”
Kahramanmaraş Ebrar Sitesi’nde eşini ve çocuklarını kaybettiğini belirten anne ise “Tüm suçluların cezalandırılmasını istiyorum. Hayallerimizin hepsi yarım kaldı. İki ayağımı kaybettim. Bunun hesabını kim verecek?” diye sordu.
“BU ÖLÜM TUZAĞINI ÇOCUKLARIMIZA KİMLER KURDU?”
Isias Otel’de rehber oğlu Nazımcan Hartlap’ı kaybeden Hilal Düzgünce, “Bu ölüm tuzağını çocuklarımıza kimler kurdu? Kimler bizi kaç paraya sattı? Söyleselerdi bize fiyatlarını biz satın alsaydık onları. Bizler yaşamıyoruz, nefes almıyoruz, kabristanlara gidemiyoruz” dedi.
Gaziantep Furkan Apartmanı’nda oğlunu kaybettiğini belirten anne, “Ben çok öfkeliyim, çok kinliyim. Bu binada 51 kişiyi kaybettik. Bunun sorumlusu kamu personeli yargılansın” diye konuştu.
]]>İL İL İFTAR SAATİ
Yukarıdaki linkten il il iftar ve sahur vakitlerini görebilirsiniz. İller listesinden yaşadığınız ili seçerek, kendi ilinizin iftar saatini kontrol edebilirsiniz.
İSTANBUL İFTAR SAATİ
İstanbul’da Ramazan ayının ilk iftarı 19.17’de açılacak.
ANKARA’DA İFTAR SAATİ
Ankara’da bugün iftar saat 19.02’de açılacak.
İZMİR İFTAR SAATİ
İzmir’de iftar vakti saat 19.25 olarak belirlendi.

ORUCUN ÇEŞİTLERİ
Hanefîler’e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler’in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde “vâcib” terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır. Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir.
Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu “muayyen farz”, diğerleri ise “gayr-i muayyen farz” olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir. Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî’nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır.
Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir. Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler’e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî’ye ve Mâlik’ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur. Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz’in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
]]>“İLK PARTİ OLACAĞIZ”
Özel, “MAK Danışmanlık şirketinin yaptırdığı anketlerde bazı illerde AK Parti’nin önde olduğu görünüyor. Eskişehir, Adana, Antalya ve Hatay’da risk görüyor musunuz” sorusunu şöyle yanıtladı:
*Kesinlikle değil. Bir şirketin anketleri üzerinden tartışmayı doğru bulmam. Ama belli yönleriyle bizdeki anketlerle uyumsuz olduğunu söyleyebilirim. Eskişehir’de, Bursa’da, Antalya’da bizdeki anketlerde öndeyiz. Biz bugüne kadar CHP’nin yaptırdığı anketleri yayınlamadık. Esas anketin 31 Mart’taki seçim sonuçları olduğunu biliyoruz. Anket açıklamada çok bıçak sırtı bir iş var.
*Manipülasyon mu yapılıyor, seçmen mi yönlendiriliyor, doğru mu söyleniyor, örneklem mi yanlış… Bu tartışmalardan çıkılmıyor. Seçimlere 60 gün kala anket açıklanması yasaklansa bence çok daha doğru ve etik olur. Ama bazen öyle şeyler oluyor ki biz de anket yaptırdığımız firmalara, ‘O zaman siz de örnekleminizle, net rakamınızla, kaşenizle şu bölgelerdeki anketleri açıklayınız’ demek noktasına geliyoruz.
*Çünkü öbür türlü birisi anket açıklıyor, seçmen de bakıyor ankete, ‘Benim partim bu güçte değilse’ deyip bir başka karar vermeye kalkar veya ‘Nasılsa kazanamıyoruz’ deyip gitmez. Antalya da kırk yıldır bir geliyor, bir gidiyor. Bunun yapısal bir sorunu var. Sebebi şu: 2 buçuk milyonluk Antalya’ya 25 milyon kişi geliyor.
*Para, 2 buçuk milyona göre geliyor. Belediye başkanı hangi partiden olursa olsun, esas hizmeti almak isteyenler hizmetin 10 katı bir nüfus tarafından tüketildiğini gördüğü için mevcut belediyeye hep bir fatura kesiyor.
*İlk kez bu sefer tarih yazacağız ve Muhittin Böcek, iki kez üst üste Antalya Büyükşehir Belediyesi’ni kazanan ilk başkan, parti olacak. Bu sefer pandemi de iki yıl turist gelmemesi, Antalya’daki standart tepkiyi hafifletmiş olabilir. ‘Antalya yine AK Parti’ye geçiyor’ verisi, benim açımdan şaşırtıcı bir veri.
“HATAY RAPORU, KAMUOYU İÇİN DEĞİL CHP GENEL BAŞKANI VE MYK’SI İÇİN HAZIRLANDI”
Özgür Özel, “Hatay’ın yerel seçimlerdeki durumu nedir ve 6 Şubat Depremleri’nin ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun döneminde, Hatay’a bir heyet gönderilmiş ve bir rapor hazırlanmıştı. Bu rapor neden kamuoyuyla paylaşılmadı” sorularını şöyle yanıtladı:
*Hatay’ı yakından takip ediyoruz. Gelecek hafta pazartesi bir anket daha gelecek. Lütfü Savaş, daha önceki seçimlerde olduğu gibi, hızla farkı kapatıp seçimi kazanma noktasına geliyor diye görülüyor. Hatay’ı kazanırsak bu benim açımdan sürpriz olmayacak. Ama esas örgütümüz ve Lütfü Bey açısından sürpriz olacak.
*Onlar zaten seyrin böyle olacağını hep söylüyorlar. O rapor Sayın Genel Başkan’a rapor edildi. İlçe isimleri vermem doğru değil ama mesela belediye başkanlarımızdan bir tanesinin o dönemde olması gerektiği gibi halkın yanında olmadığı söyleniyordu. O başkanımız yeniden adaylık başvurusunda bulunmadı.
*Benim gördüğüm kadarıyla Sayın Genel Başkan’a sunulan raporda, deprem sonrası performans açısından eleştirilen belediye başkanlarımız vardı. Bizim de Yılmaz Hoca’nın koordinatörlüğünde; bir deprem olduğunda, bir koordinatör büyükşehir belediye başkanı görevlendirme ve mevcut belediye başkanının bir depremzede olduğu gerçeğinden hareket etme gibi bir çalışmamız da var.
*Biz böyle bir heyet görevlendirdik. Rapor kamuoyu için değil, CHP’nin Genel Başkanı ve MYK’sının bundan sonraki süreci doğru analiz edip doğru değerlendirmesi içindi. Böyle raporları partiler kamuoyuyla paylaşmazlar.
” İKTİDAR YAPMAZSAM BİR GÜN DURMAM, AYRILIRIM”
*Her seçimde en güçlü partiler, belediyeler kaybederler. Bir genel başkan açısından belediye kaybetmek, bir babanın evlat kaybetmesi gibidir. O kadar acı verir bir genel başkana. Ben kendi açımdan Meral Hanım gibi bir son nokta ve şunu alamazsam bunu yaparım demek için çok erken. Çünkü bu benim ilk seçimim. Ben nisan ayının son haftası okula tayin olmuş öğretmen gibiyim.
*İstifa ederim diye bir şey yok. Zaten onu gerektirecek bir seçim sonucu da ummuyoruz, görmüyoruz, görünmüyor. Ama sonuçta herkes de şunu siyaseten hesaplar: Geçen seçim bu oylar alınırken hangi partinin kaç oyu vardı? Bu seçim CHP tek başına giriyor ve orada bu göz önüne alındığında CHP’nin tek başına seçime girerek aldığı sonucun önemli bir ve takdir edilecek bir sonuç olacağını değerlendiriyorum. Bir genel seçimde partimi iktidar yapmazsam bir gün durmam, ayrılırım.
*Ben CHP’nin genel başkanı olarak bu kadar başarıya susamış ve insanların bu kadar travmatik bir döneminde, partinin sekizinci ve seçim geçiren altıncı genel başkanı olmak suretiyle eğer partimi bir genel seçimde iktidar yapmazsam bir gün durmam. Ama iktidar yapacağız, o noktada çok kararlıyız.
“İMAMOĞLU VE İL BAŞKANIMIZIN ÇALIŞMALARI BİZE ÇOK ÖNEMLİ VERİ GETİRDİ”
CHP lideri Özel, “İstanbul’da adaylar belirlenirken daha çok İmamoğlu’nun etkisi mi oldu” sorusuna şu yanıtı verdi:
“İstanbul’da daha çok Ekrem İmamoğlu ve İl Başkanımız Özgür Başkan’ın ortak çalışmaları bizim son bir şey şeklini vereceğimiz çalışmaya çok önemli veri getirdi. Ankara’da da Mansur Başkan’la Ankara il ve ilçe başkanlarımızın çalışmaları. Biz İstanbul ve Ankara’da bir şeyi biliyoruz: İstanbul ve Ankara’yı tekrar kazanmalıyız. Ve kazanırken de belediye meclis çoğunluğunu almalıyız. İstanbul’da gönlümden geçtiği kadar, Ankara’da da gönlümden geçenin çok gerisinde kadın adayımız var. Bu konuda bizi memnun eden husus İzmir olmuştur. İzmir’de 30 adayın 15 kadınsa hak edilen alınmıştır. İzmir gibi bir cumhuriyet kentinde, 15 kadın-15 erkek adayla yarışmıyorsanız bir şey eksik yapıyorsunuz. Tayyip Bey’in hiç yok, onun öyle bir vizyonu da yok. Adayların yarısı kadın olana kadar bu mücadele sürecek. Adayların yarısı genç olana kadar da bu mücadele sürecek.”
Özel, Cemil Tugay’ın “Bir dakika yanımda durmayan Belediye Başkanımız, başka şehirde başkaları için çalışıyor” sözüne ilişkin “Ertesi gün, 90 dakika yanında durdu. Çözdük onu” ifadelerini kullandı.
“ERDOĞAN İŞİNE BAKSIN”
Özgür Özel, Erdoğan’ın CHP içinde bir kutuplaşma olduğuna ilişkin ifadeleri için “İki kelimeyle cevap vereyim: İşine baksın” dedi.
Özel, “DEM Parti ile şeffaf ilişki yürütme stratejisinden memnun musunuz” sorusuna şöyle yanıt verdi:
*Erdoğan’ın görevi CHP’nin Genel Başkanına soru sormak, CHP’nin iç meselesi var mı yok mu soruşturmak değil. Onun görevi işsizliği azaltmak, dövizi düşürmek, mazotu ucuzlatmak, çiftçinin destekleme primlerini ödemek ve sokaktaki, mutfaktaki, pazardaki yangını dindirmek. Onun işi gazetecilik değil. ‘CHP’nin yaptığı bir işle övünebileceksiniz.
*Neyle övünürsünüz’ deseniz, ben derim ki: CHP son seçimde, bütün partilerle bayramlaşabilen tek partidir. Kurucu irade böyle bir şeydir. Arkada görüşüp burada görüşmeyenler çok milliyetçi; görüştüğünü gizlemeyenler gayri milli. Böyle bir şey yok. Türkiye siyaseti olgularla algılar yer değiştirilerek yapıyor.
*Maalesef birçok gazeteci meslektaşınız da üzülerek söylüyorum, olguları değil, algıları konuşuyorlar. Abdülkadir Selvi, her gün ben Ekrem İmamoğlu ile telefonda ne kavga yapmışım onu yazıyor. Ya Abdülkadir Selvi de dinleme cihazı var ki içeriğin doğru olmamasından bizi dinlemediği belli.
*Ya da yaptığı iş doğru bir iş değil gazetecilik açısından. Hiç olmayan diyalog olmuş gibi yazılıyor. O yüzden bu siyaseti belli bir şeffaflığa, belli bir netliğe kavuşturmak ve riyakarlıktan kurtarmak lazım. Görüşüyorsan, görüşüyorsundur.
“BİR KUMPASTI”
CHP Genel Başkanı, İstanbul’daki bir ofiste çekilen para sayma görüntülerinin ve görüntülere ilişkin ortaya atılan iddiaların hatırlatılmasının ardından şunları söyledi:
*O video bir kişiye zoomlanarak, tarihi kapatılarak ve neresi olduğu anlaşılmadan; ‘Burası CHP İl Başkanlığı, Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı CHP Kongresi için delegelere para dağıtıyor’ diye servis edildi.
*Videonun bütününde 2019 yılında olduğu yazıyor. Demek ki CHP Kongresi değil. Orası, CHP İl Başkanlığı değil. O tek başına zoomlanan kişi o gün Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı mı? Hayır. Bu bir kaset kumpasıydı. CHP Kongresi’ni kirletmeye ve bugün parti içinde bir tartışma yaratmaya yönelik bir kumpastı.
*Video büronun sahibi avukattan çıkmış. Avukat, görüntülerle bize şantaj yapmış. Bizim arkadaşlarımız da kabul etmemişler, kendilerinden şüpheleri olmadığı için. Biz de suç duyurusunda bulunduk avukat hakkında.
“TRT BÜYÜK BİR UTANMAZLIK İÇİNDE”
TRT’nin CHP’nin reklam filmini yayınlamaması hakkında konuşan Özel, şunları kaydetti:
*Ticari kuruluşlar olan bütün televizyon kanallarının reklam filmini yayınlaması lazım. Belli kanallar yayınlamıyor bizim filmleri. kendisini iktidar partisine o kadar müzahir kılmışlar ki ‘Senin reklamını dahi yayınlamam’ diyor. ‘Senden gelecek para gelmesin’ diyor. TRT, kanun gereğince herkese eşit davranmalı.
*Hepimizin vergileriyle fonlanan bir yer. Reklamı yolladık; ‘Hukuk büromuz inceleyecek.’ 20 gün geçti, cevap vermiyorlar. AKP filmini yolladı, bir gün sonra yayına girdi, bizimki hala yok. Bundan sonra tekrar sorduk. ‘Mart ayı için bütün rezervasyonlar dolu’ diye cevap attılar bize. Büyük bir utanmazlık içindeler. Böyle bir tarafgirlik olur mu?”
İYİ Parti ABB Başkan adayı Cengiz Topel Yıldırım’ın CHP’nin Mamak Belediye Başkan adayı olmayı istediğini söyleyen Özel, Yıldırım’ın adaylığının reddedilmesinin ardından yaptığı açıklamalara şöyle tepki gösterdi:
“Önce Çankaya, sonra Etimesgut ya da Mamak, sonra Keçiören denmiş ama ‘Keçiören’i istemem, en azından Mamak olsun’ gibi kendisinin bir talebi olmuş. Biz kendisine böyle bir adaylaştırma yapmadık. Her isteyen, her partiden aday olamaz ama sonradan takındığı üslup şaşırtıcı. İYİ Parti’den aday olursun, bu üslubu takınırsın. Bu partiden aday olmaya çalışacaksın, ‘Mansur Bey’le çok uyumlu çalışırım’ diyeceksin, sonra gelip bunları söyleyeceksin. Olur iş değil.”
“ATILDIKTAN SONRA HER OYU KORUMANIN SÖZÜNÜ VERİYORUZ”
Özel, sandık güvenliğine ilişkin de şunları söyledi:
“Yerel seçimlerde iddialı olduğumuz yerlerde örgütümüz de güçlü oluyor ve orada sandık güvenliği sorunumuz olmuyor. Bugün Genel Başkan Yardımcı’mız Pınar Uzun’un sunumuyla geçen genel seçim rakamlarını yakalayan son 3 bin 500 sandığa atama yapıyoruz. Genel seçimden sonra seçime girmediğimiz sandıklarda görevli koyamamamızı bir zafiyet olarak gösterenler de olmuştu. Bu seçimde sandık güvenliği açısından iki tane dijital tatbikat yaptı arkadaşlar. Sandık başı ve okul önü seçim sonuçlarının girilmesi açısından. Bugünkü son sunum da hepimizi tatmin etti. Oy, sandığa atılana kadar seçmenin namusudur. Atıldıktan sonra her oyu korumanın sözünü veriyoruz.”
]]>“RAMAZAN’DA BİLE NE BOLLUK NE BEREKET KALDI”
Yücel’in açıklamaları şöyle:
* Öncelikle dün Şırnak’ta, görev başında geçirdikleri trafik kazası sonucu şehit olan polis memurları Fırat Der ve İlker Duran’a Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Bugün Konya’da askeri eğitim uçağının düşmesi sonucu, şantiyede bir askerimiz şehit düştü. Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Nefsimizi terbiye ettiğimiz, tokun açın halinden anladığı 11 ayın sultanı Ramazan ayındayız. Allah tüm vatandaşlarımızın tuttuğu oruçları, ibadetleri kabul etsin. Ramazan deyince, ülkemizde ramazan sofralarının yeri bir başkadır. Aileler toplanır, iftar sofraları kurulur, hep birlikte oruç açılır.
* Ramazan bolluk, bereket demektir ama bugün Ramazan’da bile ne bolluk ne bereket kaldı memlekette. Vatandaş istediği gibi bir iftar sofrası kuramıyor. Et ve Süt Kurumu önünde kuyruklar uzuyor. İnsanlar gün ağarmadan sıraya giriyor. 1 kilo kıyma alabilmek için saatlerce sıra bekleyen emekliler, artık isyan ediyor. Bir vatandaşımız, ‘Bize cehennemi yaşatıyorlar’ diyor. Bir başka vatandaşımız, ‘Kaşıkla veriyorlar, kepçeyle alıyorlar. Ben ölümü tercih ediyorum, ölüm bundan daha rahat. Yaşayacak bir halimiz kalmadı’ diyor. 30 sene devlete hizmet ettiğini söyleyen bir başka emekliyse döner ekmek alıp yiyemediğinden yakınıyor.
“EMEKLİ DE ASGARİ ÜCRETLİ DE BIRAKIN İFTAR SOFRASI KURMAYI, RAMAZAN PİDESİ ALAMIYOR”
* Marketlerde fiyatlar almış başını gidiyor. Orta büyüklükte bir Ramazan kolisinin fiyatı 900 lira olmuş. Bunun da ne kadar yeteceği meçhul. Açlık sınırı 16 bin, yoksulluk sınırı 53 bin lira olmuş. 10 bin lira alan emekli de 17 bin lira alan asgari ücretli de bu koşullarda bırakın iftar sofrası kurmayı, Ramazan pidesi bile alamayacak durumda. Mutfaklar tamtakır kuru bakır. Buzdolapları bomboş, evlerde tencere kaynamıyor. AKP hükümetleri dönemi, ülkemizin adeta açlıkla ve yoksullukla sınandığı dönem olarak tarihe geçti. Biz CHP olarak yerel yönetimlerdeki gücümüzle AKP iktidarında yoksullaşan vatandaşımıza destek olmak ve onları yoksulluktan kurtarmak için hiç durmadan çalışıyoruz.
* Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu, İstanbullulara Halk Ekmek aracılığıyla 340 gramlık pideyi 10 liradan ulaştırıyor. AKP ise hala mizansen otobüs videolarıyla algı operasyonları peşinde. Sayın İmamoğlu’nu sandıkta yenemeyeceğini anlayan AKP’nin İBB Başkan adayıysa ‘Biz aynı oyunları, aynı tiyatroları oynamaya devam ediyoruz’ diyecek kadar pişkin. Biz, AKP’nin bu filmini daha önce de gördük. Şimdiden söyleyelim: Film onlar için mutlu sonla bitmiyor.
“VATANDAŞ ARTIK BİTTİ, TÜKENDİ”
* Siz tiyatroyu, filmi sanatçılara bırakın. İstanbul, Ankara ve Antalya’da 250 gramlık Ramazan pidesinin 15 lira olan fiyatını nasıl düşürürüz diye düşünün. Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Bu fiyatlarda fırıncıların hiçbir suçu günahı yok. Eminiz, kâr dahi etmiyorlar. Yükselen maliyetleri karşılamakta zorlanan esnaf, zam yapmak zorunda kalıyor. Burada asıl sorun, enflasyonun yükselişini önleyememeleri. Burada asıl sorun, 2002 ile 2024 yılları arasındaki maaş farklarıyla övünen, ekonomiden bihaber AKP hükümeti. Burada asıl sorun, AKP zihniyetinin kendine ve yandaşlarına layık gördüğü lüks ve şatafatlı hayatın binde birini dahi kendi vatandaşına layık görmemesi.
* Vatandaştan fedakârlık beklerler; işçiden, emekçiden kemerleri sıkmayı beklerler; emekliden sabır beklerler; pandemi olur, vatandaşa IBAN atarlar, para beklerler; deprem vergilerini deprem dışında her yere harcarlar, deprem olduğunda da Cumhurbaşkanından, Bakanına, bürokratına gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi bakarlar. Sosyal devlet ilkesini, kendi iktidarlarında tam tersine çevirip adeta devletin kendi vatandaşını sömürdüğü bir sistem haline getiren AKP hükümetlerinin vatandaştan beklentileri bitmedi ama vatandaş artık bitti, tükendi, illallah etti. AKP iktidarında ne devlet ciddiyeti kaldı ne de vatandaşı için kaygılanan bir iktidar. Varsa yoksa kendi siyasi gelecekleri.
“ANKARALILARA ÇAĞRI YAPIYORUM: MAL VARLIĞINI DAHİ AÇIKLAYAMAYAN BU ADAMA OY VERMEYİN”
* Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Sen her konuda muhalefeti hedef göstermeyi bırak da yüreğin yetiyorsa 22 yılda mal varlığın nereden nereye geldi, onu açıkla. Bizim belediye başkanlarımız, belediye başkan adaylarımız aslanlar gibi mal varlıklarını açıkladılar. Neden? Çünkü çekinecekleri, gocunacakları bir şey yok. Ankara’nın en büyük 2 ilçesinden birinde, 20 yıl belediye başkanlığı yapan, AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkan adayı Turgut Altınok’a ‘Mal varlığını açıkla’ diyorlar; adam büyük bir pişkinlikle, büyük bir yüzsüzlükle diyor ki ‘Mal bizim değil, Allah’ın. Biz emanetçisiyiz.’ Bu nasıl bir yüzsüzlük, nasıl bir pişkinlik?
* Bunlar, Allahtan korkmaz, kuldan utanmazlar. Ben, buradan Tüm Ankaralılara bir çağrı yapmak istiyorum: Bu adama oy vermeyin. Mal varlığını açıklayamayanlara, Harun gibi gelip Karun olanlara, vatandaşın parasıyla, vergileriyle, iktidarın imkanlarıyla saltanat sürenlere oy vermeyin. Türkiye’nin 81 vilayetinde yaşayan 85 milyon vatandaşımıza buradan bir çağrı yapmak istiyorum: Bu anlayışa oy vermeyin. İşçiyi, emekliyi, memuru, öğrenciyi açlığa ve sefalete mahkûm eden, tüyü bitmemiş yetimin hakkına tenezzül eden ama mal varlığını dahi açıklayamayan bu anlayışa oy vermeyin.
“ERDOĞAN’IN CAHİLCE VE İNATLA UYGULADIĞI EKONOMİ POLİTİKALARI…”
* Yıl olmuş 2024, beyefendi hala 2002’deki maaşlarla bugünkü maaşları kıyaslıyor. Ama o zamanki alım gücüyle bugünkü alım gücünü kıyaslamıyor. Yaptıklarını, ülkeyi getirdikleri durumu bir marifetmiş gibi pazarlamaya çalışıyor. Oysa 2002 yılında emekli maaşı, asgari ücretin 1,4 katıydı, şimdiyse emekli maaşları asgari ücretin kat be kat altında kaldı. Bundan hiç bahsetmiyor. 2016’dan sonra emekli maaşları, asgari ücretin altında kalmaya başladı. 2016 yılında asgari ücret, 1301 lira olurken emekli maaşı 1265 lira oldu. Böylece en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 1’in altına düşerek 0,97 oldu. Bundan da hiç bahsetmiyor. 2022’in ilk yarısında bu oran 0,74’e kadar düştü.
* 2023’ün başında asgari ücrete oranı 0,69’u gören en düşük emekli maaşı, 2023’ün ikinci yarısında asgari ücretin 0,66’sına kadar geriledi. 2024’te, en düşük emekli maaşı 10 bin lira olurken asgari ücret ise 17 bin lira oldu. Ve en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 0,58 oldu. 2002’de, en düşük emekli maaşıyla 12 gram altın alınabiliyordu. Şimdi, en düşük emekli maaşı olan 10 bin liraya yalnızca 4 gram altın alınabiliyor. Erdoğan’ın bilimsellikten uzak, cahilce ve inatla uyguladığı ekonomi politikaları ülkeyi iflasa sürüklerken emeklinin cebinden altınları her ay birer birer eksiltti.
“ÇOCUKLAR BİLE VATANDAŞIN ALIM GÜCÜNÜN DÜŞTÜĞÜNÜN FARKINDA”
* Alım gücü aydan aya değil, günden güne düşüyor. Bu hesaplar için ekonomist olmaya gerek yok. Çocuklar bile vatandaşın alım gücünün düştüğünün farkında ama Sayın Erdoğan hala laf ebeliğinde. Milyonlarca emekli, geçinemediği için emekli olduğu halde çalışmaya devam ediyor. Yıllarca bu ülkenin ekonomisine katkı sunan, katma değer yaratan emekliler, kendilerini yok sayan AKP’ye 31 Mart’ta hesap soracak. Rahat edip torun sevecekleri dönemde AKP, emeklileri ucuz et kuyruklarında saatlerce sıra bekleyecek hale getirdi. Emekliler nerede, ne ucuz diye market geziyor, pazar dolaşıyor. 70 yaşında insanlar, ekmeği ucuz alabilmek için saatlerce sıra bekliyor, kendilerine uzatılan mikrofonlardan, kameralardan emekliler utanıyor ama asıl utanması gereken AKP utanmıyor.
“HİÇBİR YERDE ŞANSI OLMADIĞINI GÖRÜNCE SİYASİ DİLENCİLİĞE BAŞLADI”
* Erdoğan, geçtiğimiz günlerde İzmir’e geldi ve bir miting yaptı. Yine İzmirlilere nasıl hitap edeceğini bilemedi. Mitingden geriye sadece Roman vatandaşlarımıza ettiği hakaret kaldı. Neymiş efendim CHP’deki kavgalar, Tepecik’teki kavgalara benziyormuş. CHP’ye hakaret etme telaşına düşen AKP Genel Başkanı, bu kez de İzmir’deki Roman vatandaşlarımızı kırmayı, rencide etmeyi ve ötekileştirmeyi başardı. Dolmayan meydanlar, tutmayan uçuk kaçık projeler, moral bozan anketler Erdoğan’ın ayarını iyice bozdu. Geçenlerde çıktı, ‘Bu son seçimim’ dedi. Erdoğan bundan önce de 2009’da da 2012’de de 2022’de de benzer açıklamalar yapmıştı.
* Dolar 32 liraya çıkmış, emekliler 10 bin liraya mahkûm edilmiş, vatandaş indirimli et almak için gecenin geç saatlerinde kuyruğa girmeye başlamış, öğretmenler atanmamış, tarikatlar ilköğretim okullarına sızmış, gençler işsiz… Biz de AKP Genel Başkanının yalvarışlarını izliyoruz. Neymiş? Bu seçim son seçimiymiş, ona oy verilsinmiş. İstanbul’dan Adana’ya, Ankara’dan İzmir’e hiçbir yerde şansı olmadığını görünce siyasi dilenciliğe başladı. Duygu sömürüsü yapacağına ekonomiyi düzelt, sığınmacı sorununu çöz, gençlere istihdam alanı aç. Zaten hepimiz biliyoruz, siyasi ömrünü tamamladın. Evet doğru, bu son seçimin. 17 gün sonra, 2019’da halkımızın CHP’li belediye başkanlarına yönelttiği teveccühün daha büyüğü yaşanacak.
“GÜVEN ÇEMBERİNİ NEDEN OLUŞTURMADINIZ? YENİ Mİ AKLINIZA GELDİ?”
* AKP’nin alışılagelmiş bir seçim klasiği de sınır ötesi operasyonlar. AKP’nin söyleyecek yeni bir sözü, adaylarının açıklayacak projeleri olmayınca ‘beka’ söyleminden medet umar, sınır ötesi operasyonları seçim malzemesi yaparlar. Neymiş, Bu yaz Irak sınırımızı güven altına alacak çemberi tamamlayacak, terör meselesini sorun olmaktan çıkaracaklarmış. 22 yaz, 22 yıl geçti. Bu güven çemberini 22 yılda neden oluşturmadınız? Yeni mi aklınıza geldi? Terör meselesini bugüne kadar neden sorun olmaktan çıkarmadınız? Şunu hatırlatırım: AKP iktidara geldiğinde, 2002 yılında terör sorunu bitmişti. Şehit haberleri gelmez olmuştu. AKP iktidara geldi ve terör belasını yine bu milletin başına bela etti. O yüzden vatandaşın bu masallara artık karnı tok.
“KENDİNİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDEN ATATÜRK’TEN, ‘GİDERLERSE GİTSİNLER’ ANLAYIŞINA GELDİK”
* Hafta başında TÜİK, işsizlik oranlarını açıkladı. Buna göre işsizlik yüzde 9,1; işsiz sayısıysa 3 milyon 214 binmiş. Ancak gerçek rakamlar tabii ki böyle değil. Gerçek işsizlik yüzde 26 buçuk; gerçek işsiz sayısıysa 11 milyona ulaşmış durumda. Genç işsizliği yüzde 16,6; kadın işsizliğiyse yüzde 21,1. AKP iktidarlarının yanlış istihdam politikalarının sonucu, ülkede koca bir işsizler ordusu oluştu. Türkiye’de işsiz sayısı artıyor ama istihdam alanları daralıyor. Gençler bu ülkede, kendilerine iş bulamıyor. Liyakatin yok edildiği ülkemizde, yurt dışına gitmeyi planlayan genç oranı yüzde 70’leri geçmiş durumda. Benzer bir durum, biliyoruz ki sağlık çalışanlarında da var.
* Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Adı bayram ama kendisi maalesef artık bayram değil. Kendini Türk hekimlerine emanet eden Mustafa Kemal Atatürk’ten, maalesef ‘Giderlerse gitsinler’ anlayışına geldik. Şehir hastaneleri denilen beton yığınlarının içinde, doktorların ameliyathane temizlemek, hemşirelerin hasta, teknikerlerinse malzeme taşımak zorunda kaldığı bir dönem yaşıyoruz. İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’ndeki bu iddialar karşısında, Sağlık Bakanlığı sus pus. Sağlık çalışanları çaresiz, hastalar çaresiz. Eczanelerdeyse veresiye ilaç dönemi başladı. İşte 21’inci yüzyılda, AKP’nin ‘sağlıkta dönüşüm’ masallarının dramatik sonu. Biz, tüm sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirildiği, şiddetten korunduğu bir Türkiye’yi var etme dileğimiz ve iddiamızla 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz.
“RESMİ GAZETE, YANDAŞA TANINAN AYRICALIKLARIN İLAN EDİLDİĞİ FERMANLAR HALİNE GELDİ”
* Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Yatırım Teşvik Belgesi Listesi’ geçtiğimiz günlerde Resmî Gazete’de yayımlandı. Bakanlık, Eylül-Aralık 2023 döneminde, 5 bin 122 yatırım teşvik belgesi verdi. Yayımlanan listede önceden, ‘öngörülen destek unsurları’ adı altında, şirketlere tanınan vergi muafiyetleri, vergi indirimleri ve teşvikler yer alıyordu. Fakat şimdi bu listede, şirket teşvikleri ve vergi muafiyetleri yok. Peki ne var derseniz? Gerici faaliyetleriyle dikkat çeken birçok kuruma ve iktidara yakın şirketler teşvik var. Cübbeli Ahmet Hoca’nın onursal başkanı olduğu dernek de teşvik almış, Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın mütevelli heyeti başkanı olduğu ‘Yeni Türkiye Eğitim Vakfı İktisadi İşletmesi’ de teşvik almış.
* Nakşibendi tarikatının ‘Muradiye Eğitim Öğretim Okulları’ da yatırım teşviki alan şirketler arasında. AKP’nin vazgeçilmezi, kamu ihaleleriyle gündemden düşmeyen Albayraklar şirketi de beşli çete olarak bilinen Kalyon ve Cengiz İnşaat da teşvik alan firmalar arasında. Yine Cengiz Holding’e bağlı şirketlerden Eti Bakır Anonim Şirketi de teşvik alan şirketler arasında. Resmî Gazete, AKP döneminde tabiri caizse padişahın dağıttığı ulufelerin okunduğu fermanlara dönüştü. Yandaşa tanınan ayrıcalıkların ilan edildiği gece yayınlanan fermanlar haline geldi. Vatandaşa, kobilere, esnafa teşvik ve ayrıcalık yok; ülkenin kaymak tabakası olarak bilinen beşli çeteye, Erdoğan’ın yedi göbek akrabalarına teşvik üstüne teşvik var. İhtiyaçları mı var? Hayır. Hiç utanmıyorlar, hiç uslanmıyorlar.
“BİRİLERİ TEŞVİKLERE BOĞULUYOR, DİĞERİ KREDİ KARTI BORCUNDAN BOĞULUYOR”
* Onca teşvik arasında vatandaşın hali nedir, derseniz de vatandaşın haline bir göz atalım. Faizler yükseliyor yükselmesine fakat vatandaş başka çaresi olmadığı için kredi çekmeye ve kredi kartına borçlanmaya devam ediyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, son 3 ayda kredi kartı borçları, yüzde 8 arttı. İşte size kaymak tabaka olarak bilinen beşli çete ve sarayın akrabalarının haliyle sade vatandaşın karşılaştırmalı tablosu. Birileri teşviklere boğuluyor, diğeri kredi kartı borcundan boğuluyor. Birileri servetini büyütme çabasında, diğeri hayatta kalma çabasında. İşte biz vatandaşı yokluğa mahkûm eden bu adaletsiz sisteme itiraz ediyoruz. Macera aramayan, ayakları yere basan projelerle halkın derdine çare olan yerel yönetim anlayışını önce 31 Mart’ta yerel seçimlerde, daha sonra da genel seçimlerde hayata geçireceğiz.”
“PROVAKATİF EYLEMLERDEN MEDET UMANLARIN AVUÇLARINI YALAYACAKLARINI SÖYLEYEBİLİRİM”
Deniz Yücel açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Yücel, “MYK toplantısında kampanyaya ilişkin yeni adresler belirlendi mi? Yeni bir taktik izlenecek mi” sorusuna şu yanıtı verdi:
* “MYK toplantımızda tabii ki kampanya ve seçim çalışmaları gündeme geldi. Biz kampanyamızı sürekli sahadan ve saha çalışmalarından geri dönüşler alarak, kampanyamızı sürekli güncelleyerek, yenileyerek, sahadan gelen veriler doğrultusunda revize ederek yürütüyoruz. Kampanyamız çok başarılı bir şekilde yürüyor. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde ve bunun da seçim sonuçları ve sandık sonuçlarını yansıyacağına inanıyoruz. Genel Başkanımızın önümüzdeki seçimlere kadar kalan sürede programları önümüzdeki günlerde açıklanır. Elbette Doğu’da, Güneydoğu’da, Karadeniz’de birçok program yapılacak.”
Yücel, İstanbul İl Başkanlığı’nda kaydedildiği iddia edilen para sayma görüntülerine ilişkin ise şunları söyledi:
* “İstanbul İl Başkanlığı binamızın satın alındığı dönemde, kayıt altına alınan para sayma görüntüleriyle ilgili MYK toplantımızda herhangi bir gündem olmadı. İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu bu konuda gerekli açıklamayı yaptı. Seçimlere 20 gün kala böyle bir şeyin gündeme getirilmesi AKP iktidarının, yandaşlarının ve onlardan medet umanların yine bir panik yaşadıklarını ve çaresizlik içerisinde olduklarını çok net bir şekilde gösteriyor. Bu tip provokatif işler, bu tip çamur atma niteliğindeki işler ve eylemler her seçim öncesinde, her seçim arifesinde yaşanıyor. Dolayısıyla buradan medet umanların avuçlarını yalayacaklarını çok büyük bir rahatsızlıkla söyleyebilirim.”
“BAKANLARIN İL İL GEZMESİ AKP İÇİNDEKİ ENDİŞEYİ, KORKUYU GÖSTERİYOR”
Yücel, bakanların 81 ilde AKP adayları için oy istemelerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
* “Bakanların özellikle İstanbul’da, diğer illerde seçim çalışmaları yapmaları AKP’nin yine yaşadığı çaresizliği, korkuyu, kaygıyı ve paniği bize gösteriyor. Bir taraftan bakanları, seçilmiş kişiler içerisinden değil de atanmış kişiler olarak olarak belirleyeceksiniz, Bakanları yetkisizleştireceksiniz, bürokrasiyi güçlendirdiğinizi iddia edeceksiniz. Ama bir taraftan o bakanları bakanlıkların ve devletin tüm imkanlarıyla seçim döneminde adaya çıkartıp seçim çalışması yapacağız, yaptıracaksınız.
* Bu hem siyasete ne kadar samimiyetsiz baktıklarını, devletin kaynaklarını, imkanlarını, kamu kaynaklarını, kendi siyasi gelecekleri, ikballer için ne kadar kaygısızca ve şuursuzca kullandıklarını bize gösteriyor. Bir taraftan da seçim kaybetmenin paniğini, yani aynı 2019’da olduğu gibi ülkemizin dört bir yanında CHP’li belediye başkan adaylarına halkımız büyük bir teveccüh gösterdi. Şu anda da daha büyük bir teveccühün arifesindeyiz. Dolayısıyla 31 Mart 2024 seçimlerinde böyle bir korku, kaygı ve panik yaşadıklarını bize gösteriyor. Kimi çalıştırırsa çalıştırsınlar, Sayın Erdoğan da bir fiil çalışsa ki çalışıyor; İstanbul’da da başka yerlerde de yerel seçimlerde AKP’nin ve Cumhur İttifakı adaylarının bir hezimete uğramasını engelleyemeyecekler.”
“SEÇİM GECESİNE İLİŞKİN TATBİKATLAR YAPILIYOR”
Yücel, “Toplantıda seçim güvenliğine dair bir başlık konuşuldu mu? Nasıl tedbirler alınacak?” sorusunu şöyle yanıtladı:
* Seçim güvenliğine ilişkin bir gündemimiz oldu. Seçim güvenliğiyle ilgili örgütlerimiz, her türlü çalışmayı, önlemi yapıyorlar. Seçim gecesine ilişkin tatbikatlar yapılıyor. Sandık görevlilerimiz, okul sorumlularımız, okul görevlilerimizin, bilişim sorumlularımızın katıldığı, dahil olduğu… Önümüzdeki günlerde bu önlemleri ve çalışmaları sizlerle daha somut olarak paylaşacağız.
* Buradan şunu söylemek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her bir birey, vatandaşlık görevini yapmalı, sandığa gitmeli ve iradesi ne olursa olsun sandığa yansıtmalı. Sandık güvenliğiyle ilgili, seçim güvenliğiyle ilgili hiçbir yurttaşımızın herhangi bir kaygısı olmasın. CHP de bu düzenin değişmesi gerektiği konusunda iddia ortaya koyan ve çalışma yapan diğer tüm siyasi partiler de ve tabii ki yine sivil toplum kurumları, barolar da gereken çalışmaları yapıyorlar.”
]]>Peki bunun için nasıl beslenmeniz gerektiğini biliyor musunuz? Daily Mail’in haberine göre, tıp uzmanları Mary Valvano, Ruvini Wijetilaka ve Danielle Kelvas güne enerjik başlamaya yönelik en önemli ipuçlarını paylaştılar.
Doktorların üçü de, sonuçların devamını görmek için anahtarın günlük rutininizde küçük değişiklikler yapmak olduğu konusunda hemfikir.
“KAHVALTIYI KRAL GİBİ YAPIN”
BetterNowMD’de doktor olan Dr. Mary Valvano, bırakılacak ilk alışkanlığın, günün en büyük öğününü yemek için akşam yemeğine kadar beklemek olduğuna inanıyor.
Dr. Valvano, “’Kahvaltıyı kral gibi yiyin, öğle yemeğini prens gibi yiyin ve akşam yemeğini fakir gibi yiyin’ atasözü aslında biyolojiye dayanıyor. Vücudumuzdaki hücreler, günün saatine bağlı olarak yiyecekleri farklı şekilde metabolize eder.”
“Aynı yemeği sabah 8’de ve akşam 6’da yemek vücudumuzun onu enerji için kullanma yeteneğini etkileyebilir. Akşam yemeğini geç yerseniz, kan şekeri seviyelerini ve ertesi günün yemeklerinden en iyi enerjiyi alma yeteneğini bozabilirsiniz.” diyor.
Uzman, sabahları en fazla miktarda yiyeceği tüketmenizi ve gün ilerledikçe yediklerinizi azaltmanız gibi sağlıklı bir alışkanlık edinmenizi öneriyor.
Akşam yemeğini geç yemeyi tercih etmek, doğal sirkadiyen ritminizi bozduğu için uykunuz için de ciddi sonuçlar doğurur.
UYKU ÖNEMLİ
Parsley Health’de dahiliye doktoru olarak çalışan Dr. Ruvini Wijetilaka, her gece tavsiye edilen yedi ila dokuz saatlik uykuyu uyumazsanız enerjinizin de kaçınılmaz olarak tükeneceğini açıkladı.
Ancak doktorların tavsiyeleri bununla sınırlı kalmadı. Uzmanlara göre, popüler inanışın aksine, enerji içecekleri aslında uzun vadede enerji kaynaklarınızı tüketiyor olabilir.
Ulusal Tıp Kütüphanesi’ne göre bunlar aynı zamanda kalp ve beyin sağlığınız için de risk oluşturabilir, iltihaba yol açabilir ve kan basıncınızı artırabilir.
Alternatif öneren Dr. Valvano, “Çay gibi kaynaklardan, özellikle de yeşil veya fermente çaydan kafein tüketmek, hücrelerimizde enerji üretmekten sorumlu olan mitokondriyi destekleyerek enerji seviyelerinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir.”
“EGZERSİZ YAPIN”
Tennessee’de yaşayan bir doktor olan Dr. Danielle Kelvas da, “Düzenli egzersiz, beyne ve kaslara giden kan akışını ve oksijeni artırarak enerji seviyelerinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir.”
“Her gün en az 30 dakika tempolu yürüyüş, bisiklete binme veya yüzme gibi orta yoğunlukta egzersiz yapılmasını öneriyorum.” dedi.
Beslenme konusunda da tavsiye veren Dr. Kelvas, “Gün boyunca sürekli enerji sağlamaya yardımcı olabilecek bütün, işlenmemiş gıdalar açısından zengin bir diyet çok önemli.”
“Meyve, sebze, tam tahıl ve yağsız protein tüketmeye odaklanın. Çok fazla şeker ve işlenmiş gıda tüketmekten kaçının çünkü bunlar enerjinizin düşmesine neden olabilir.” dedi.
Uzmanlar ayrıca yorgunluğun sadece fiziksel değil aynı zamanda duygusal ve zihinsel olduğuna da inanıyor.
Yorgunluk ve kronik stres genellikle duygusal tükenmenin bir yan etkisidir.
Dr. Kelvas, “Stres düzeylerini azaltmaya ve enerjiyi artırmaya yardımcı olmak için meditasyon, derin nefes alma veya yoga gibi stres yönetimi tekniklerini uygulabilirsiniz.” diye ekledi.
]]>Kaza, geçen yıl 26 Temmuz’da saat 16.00 sıralarında Kayseri- Niğde kara yolu Bahçelievler Mahallesi mevkisinde meydana geldi. Sait O. yönetimindeki 52 EP 091 plakalı kamyonet ile Nuh Balkaya yönetimindeki 01 AHG 678 plakalı motosiklet çarpıştı. Kazada, motosiklet sürücüsü Nuh Balkaya yaralandı. Çağırılan ambulansla Kayseri Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Balkaya, kurtarılamadı. Kazanın ardından gözaltına alınan kamyonet sürücüsü Sait O., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
KAZADAN ÜÇ GÜN ÖNCE ALMIŞTI
Trafik Denetleme Büro Amirliği tarafından hazırlanan raporda Sait O., 57/1a maddesine göre asli kusurlu bulundu. Bu arada, Nuh Balkaya’nın motosikletini kazadan 3 gün önce aldığı ve Kayseri’den Niğde’ye gitmek için yola çıktığı öğrenildi. Balkaya’nın, sosyal medyada, “Belki de en büyük hayalim, çocukluğum. Çok şükür kavuştuk. Rabbim ayırmasın” paylaşımını yaptığı da görüldü.

Kaza, bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, kamyonet sürücüsü Sait O.’nun sola dönerken, Balkaya’nın motosikletinin kamyonun sağ arka lastiğine çarptığı görüldü.
İncesu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameyle Sait O. hakkında, ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan İncesu Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Bilirkişi raporlarında şüphelinin asli kusurlu olduğunun tespit edildiğine değinildi.
“RAPORU KABUL ETMİYORUM”
Davanın ilk duruşmasında tutuksuz sanık Sait O. ile ölen Balkaya’nın şikayetçi annesi Sergül ve babası Metin Balkaya hazır bulundu. Olay günü İncesu’dan Kayseri’ye doğru gittiğini anlatan sanık Sait O. “Yanımda eşim ve 4 çocuğum vardı. Sola dönüş yapmak için aracımı yavaşlattım. Karşıdan beyaz bir taksi geçiyordu. Onun geçmesine izin verdim. Sola sinyal verdim ve yolun boş olduğunu görünce yola devam ettim. Tam sola döndüm. O sıra arabanın arkasından vurma sesi geldi. İnip baktığımda aracımın sağ arka tekerine motosikletin çarptığını gördüm. Olay sonrası şoka girdim. Polis ve ambulans gelene kadar olay yerinde bekledim. Bilirkişi raporunu kabul etmiyorum. Olayda benim kusurum yoktur. Beraatimi istiyorum” dedi.
Nuh Balkaya’nın ailesi de şikayetçi olduğunu belirterek, sanığın cezalandırılmasını istedi.

Mahkeme hakimi verdiği ara karar ile Karayolları Genel Müdürlüğü, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve İncesu Belediyesi’ne müzekkere yazılarak, kavşağın kazadan sonra kapatılıp kapatılmadığının tespiti, kapatılmadan önce kavşakta uyarı levhasının olup olmadığının tespiti için söz konusu tutanakların istenmesi ve bazı eksiklikler için duruşmayı erteledi.
SADECE 1 GÜN GÖZALTINDA KALDI
İlk duruşma sonrası anne Sergül Balkaya, şunları söyledi:
Adalet istiyorum. Bu kaza resmen bir canilik. Oğlumu elinden alanın cezasını çekmesini istiyorum. Bir annenin yüreği nasıl dayanır bilmiyorum. Tarif edilemez bir acı. Hiçbir şey yapılmadan elini kolunu sallayarak gezmesini benim yüreğim kaldırmıyor. Yavrum toprakta yatıyor, o adam geziyor. Ben önce Allah’ın adaletine sonra yargıya güveniyorum. 231 gün oldu oğlumu kaybedeli.
– İlk mahkeme sonrası yurt dışı yasağının da kaldırıldığını gördüm. Ben tutuklanmasını istiyorum. Sadece 1 gün gözaltında kaldı. Sonra serbest bırakıldı. Sonuna kadar davanın peşindeyim. Yavrumun kanının yerde kalmasını istemiyorum.
“CANI YANAN BİLİR”
Sürücünün tutuksuz yargılanmasına tepki gösteren baba Metin Balkaya da şöyle konuştu:
– Sanık şu anda elini kolunu sallayarak geziyor. İlk duruşmada da yurt dışı çıkış yasağı kaldırıldı. Bundan muzdaribim. Benim oğlum vefat etti. Bugün birisi kavga etse hapse giriyor ama bu adam hiç cezaevine girmedi. Şimdi elini kolunu sallayarak geziyor. Adalet arıyoruz. Yüzde 80-90 suçlu çıkmış. Ama bu adam denetimli serbestlikten muaf. Bu adam kaçarsa bunun hesabını kim verecek. Adalet bu kadar ucuz mu? Kazanın olduğu yerde resmiyette bir kavşak da işaret de yok.
– Kazadan sonra da orayı kapattılar. Oğluma kavşağa yaklaşıp hızını düşürmediği için yüzde 25 kusur vermişler. Ama orada bir kavşak yok. Mahkeme zaten bu hususu ilgili belediyeye soracak. Oğlumun kanı yerde kalmasın istiyorum. Sözün bittiği yerdeyiz. Benim 22 yaşında evladım vefat etti. Canı yanan bunu bilir.
]]>*Silivri Belediye Başkanı, MHP’liliğini gizlemeye başlamış. Siz, AKP ile berabersiniz. Siz AKP ile beraber tarikatlara, cemaatlere, TÜGVA, TÜRGEV, Okçuluk Vakfı, Ensar Vakfı’na bu güzel kentin bütün arsalarını peşkeş çekenlersiniz.
*Siz, Atatürk devrimlerine karşı Atatürk’e minnet duyanlardan değil, Atatürk’e husumet duyanlarla, devrimlerine karşı devrim yapanlarla, Atatürk’ün her yaptığını bozanlarla berabersiniz.
*Yetmedi, en son kiminle berabersiniz? Domuz bağcılar var ya, onların avukatlarıyla. ‘Bekar kadınları sokak hayvanları gibi sahiplendirmek lazım’ diyen HÜDA-PAR’cılarla berabersiniz. Öyle olunca beyefendi rozetsiz, Bahçeli’siz, Erdoğan’sız, Cumhur İttifaksız bir kampanya yapıyor, Atatürkçülerin oyunu alacak.
*Ben Silivri’deki son seçim hangi partiye oy verirse versin yüreğinde vatan, millet sevgisi olan, Atatürk’e hayranlık duyan herkese diyorum ki, bu anlayışa sandıkta bir cevap verin. Mustafa Kemal’in askeri mi istiyorsunuz, Mustafa Kemal’in askeri burada. Verirsin oyu, al sana Mustafa Kemal’in askeri.
*Öbürü Devlet Bahçeli’nin askeri, Recep Tayyip Erdoğan’ın askeri, Atatürk’e husumet duyanların adayı ama Bora Başkan, Atatürk’e minnet duyanların adayıdır.
“TRT’NİN GENEL MÜDÜRÜNE HESAP SORMAZSAM NAMUSSUZUM”
*Reklam çekiyoruz, gördünüz, değil mi reklamı? Ekrem Başkan kepenk kaldırıyor. Mansur Başkan veresiye defterini kapatıyor. Topuklu Efe seraları geziyor. Candan Yüceer gitmiş, emekçilerle kucaklaşıyor.
*İzmir’de Cemil Tugay’ın yöneteceği kentte, genç kadınlar özürce eğlenebiliyor ama bu filmi parasını verip yayınlatıyoruz ya. ATV, A Haber, Tayyip Bey’e yakın kanallar yayınlamıyor. Canları sağ olsun çünkü onlar özel kanal.
*Ben size başkasını şikâyet etmeye geldim. Sizin vergilerinizden maaş alanlar, TRT payı ile geçinenler. TRT’ye 20 gün önce reklam filmimizi yolladık. ‘İnceleyeceğiz’ dediler. Bir gün süren inceleme 20 gün sürdü. Günü geldi, hadi dedik. Her gün sorduk, inceleme sürüyor. O sırada AKP reklam yaptı, yolladı.
*Bir günde onayladılar, tıkır tıkır oynatıyorlar. 25 gün geçti, Barış Manço’nun şarkısından, Ekrem Başkan’ın kepenk açmasından, Mansur Başkan’ın veresiye defterinden ne buldularsa yayınlamıyorlar. Bir yazı daha yazdık. Dediler ki, ‘Mart ayındaki rezervasyonlarımız doldu’. Şimdi bu kamu yayıncılığı, burada bir şeyi hatırlatayım.
*TRT’nin muhabirini görürsünüz, kameramanını görürsünüz, onlar alınlarının teriyle çalışan, hepimize emanet gazeteciler. Sakın bir şey demeyin ama TRT’ye bu talimatı verenin de o genel müdürün de günü gelince alnını karışlamazsam namussuzum, şerefsizim.
*Günü gelecek, o genel müdür de bu talimatı veren de AKP’nin televizyonuymuş gibi devletin televizyonunu kullanan da kullandırtan da bunun hesabını verecek.
“ORTALAMA KİRA 20 BİN LİRA”
*Bir yandan memlekette işler iyi gitmiyor. Bugün işsizlik rakamları açıklandı. Rakamlar pandemiden beri en yüksek rakam. TÜİK’in, Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumunun rakamına göre 9,1 ama gerçek rakamlar yani iş aramaktan bıkanları katarsan ya da haftada 2 saat çalışana da iş bulmuş, bu hesabına katmazsan.
*Geniş tabanlı işsizlik yüzde 25’e yakın. Gençlerde rakam yüzde 35’e yaklaşıyor. Genç işsizliği demek umutsuzluk demek. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşayan gençlerin, dünyanın başka ülkelerinde hayal kurması demek. Gerçek beka sorunu, 4 gençten 3’ünün zihninde bavulları toplamış olması demek. ‘Fırsatını bulursam yurt dışına gitmek istiyorum’ demesi gerçek beka sorunu demek.
*Bora Başkan’ın gençlere yönelik projeleri, üniversitelere yönelik projeleri, istihdama yönelik projelerini gönülden destekliyoruz. Diğer yandan tabii ki en büyük sıkıntılardan bir tanesi İstanbul ve Silivri’de konut sıkıntısı. Son bir yılda konut fiyatlarının yüzde 90, kiraların yüzde 75 arttığı, ortalama ev kirasının İstanbul’da 20 bin liraya çıktığı bir süreçteyiz. Böyle bir noktada öğrenci okutmak ya da emekli maaşıyla kirada kalmak, karnını doyurmak, yaşamak mümkün değil.
]]>Proje ile Küçükçekmece, Başakşehir ve Beylikdüzü ilçelerinde yaşanan su taşkınlarının önüne geçilecek.
Küçükçekmece Ayamama-Kaynarca Yağmur Suyu Tüneli ile Gürpınar Yağmur Suyu Tüneli kazısının başlaması nedeniyle düzenlenen törene CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, milletvekilleri katıldı.
İKTİDAR ORTAKLARINA TEMİZ DİL ÇAĞIRISI
Atatürk Mahallesi’nde kurulan şantiye alanında gerçekleştirilen törende konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Ramazan’ın ülkemize, İslam coğrafyasına ve bütün dünyaya öncelikle huzur ve barış getirmesini diliyorum. Özellikle Filistin’de akan kanın durmasını, mezalimin durmasını bekliyoruz. Ramazanın güzel ahlakının, güzel dilinin siyasete de sirayet etmesini bekliyoruz. Bu konudaki özenli tutumumuzu biz sürdüreceğiz. Birileri hakaret ediyor, iftira ediyorlar. Seçmene şantaj yapıyorlar. Vatandaşa, vatandaşın tercihleri üzerinden hakaret ediyorlar. Biz bu kavgaların dışında duruyoruz. Kavga yapacaksak emeklinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin talepleri üzerinden bir kavga yapıyoruz ve temiz bir dil kullanmaya çalışıyoruz. Buradan iktidar partisinin ve ittifak ortaklarının liderlerinin de ramazanlarını kutluyorum. Ve artık Türkiye’ye yakışmayan hiçbirimize yakışmayan bu dili terk etmeye davet ediyorum onları. Korkuyu örgütlemek, öfkeyi örgütlemek keskin bir bıçaktır. Döner dolaşır, kendini vurur, kimseye faydası olmayan bir dildir. Biz özenli dilimizi sürdüreceğiz” dedi.
“İSRAİL İLE TİCARETİ BİTİRİN”
Özel, şöyle konuştu:
-Ramazan’ın ilk gününde Türkiye’deki çok sayıda insanın özellikle geçmişte Recep Tayyip Erdoğan’ı çok desteklemiş, ondan çok ummuş, onunla birlikte çok yol yürümüş ama derin hayal kırıklıkları yaşayan insanlar var.
-Diyorlar ki ‘İsrail’le ticaret ihanettir. Siz bir yandan Filistin’de yaşananlara gözyaşı dökeceksiniz. Bir yandan yakınlarınızın, arkadaşlarınızın, yakın çevrenizin, siyaset arkadaşlarınızın, destekçilerinizin gemileri İsrail ile Türkiye limanları arasında mekik dokuyacak.”
-Afrika ülkeleri kara sularını İsrail ticaretine kapatmışken Çin’den gelen gemiler 20 günde alacakları yolu bazı ülkelerin tepkisi yüzünden 40 günde almak zorunda kalıyorken Filistin’i dilinden düşürmeyenlerin, İsrail’le yapılan ticaretin misliyle arttırmasını, daha dün akşam saatlerinde Türkiye’den çimento taşıyan gemiler ayrıldı.
-Gübre taşıyan gemiler ayrıldı ki, gübre dediğinizin aslında patlayıcı yapımında da kullanılabilen bir madde olduğunu hiç kimsenin unutmaması gerekiyor. İğneden ipliğe kargo gemileri ayrıldı. Ve bir yandan da Filistin’de zulüm sürüyor.
-Biz de buradan Recep Tayyip Erdoğan’a eğer İsrail’e bir şey söyleyeceksen yandaşlarının ticaretini keserek söyleyeceksin.
-Bu Ramazan mübarek günde İsrail’deki zulmün bitmesini istiyorsan önce ticareti bitireceksin diye bir hatırlatmayla başlayalım.
“O KUYRUĞUN UTANCI 22 YILLIK İKTİDARINDIR”
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile rakibi Murat Kurum arasındaki kent lokantaları polemiğine de değinen Özel “Başkan, birazcık da öfkelenmiş haklı olarak. Bu kent lokantalarının önündeki kuyruğa laf etmek var ya… O kuyrukta bir onur, bir gurur, bir de utanç var. Emin olun o kuyruğun utancı bu yoksulluğu yok etmeyen 22 yıllık iktidarınındır. Orada yemeğini yiyen, karnını doyuranların onuru da gururu da sana ve ekibinedir başkanım” dedi.
“BİRİLERİ SİNİRLİ BİZ RAHATIZ”
Özel, 2019’deki iki seçim arasındaki dönemde 130 milletvekili ile İstanbul’a geldiklerini hatırlatarak, şöyle konuştu:
-O günlerde Sultangazi’de dolaştım. İstanbul’un 13-14 ilçesinden sorumluydum. O İstanbul, bu İstanbul değildi.
-Geçen gün Ekrem Başkanla birlikte yine Sultangazi’deyiz. Arabanın ön camından selamlama yapıyoruz. Arabanın önüne atlıyor her yaştan anne. Anne Kart çıkarıp gösteriyorlar. Anne Kart meselesi, çocuklara süt meselesi, evlere yardım meselesi. Biz yoksulluğu yok etmeye geleceğiz.
-Ama bugüne kadar yoksulluğu yok etmeyip, yoksulluğu yönetenlere inat, o yoksulluk üzerinden siyaset yapmayanlara inat sağ elin verdiğini sol ele göstermeden verilen emeğin İstanbul sokaklarında nasıl bir karşılık bulduğunu görüyoruz.
-O yüzden de 31 Mart seçimleri için birileri endişeli, birileri korkuyor. Birisi sinirli, bir tanesi mahcup; ne diyeceğini şaşırmış gaf üstüne, gaf yapıyor. Ama biz rahatız. Çünkü biliyoruz ki bu insanlar kader kıymet bilen yapılan işi gören ve emeği teslim eden insanlardır.
METRO TARTIŞMASI
Özel şöyle devam etti:
-Metro tartışmasında herkes her şeyi gördü. 65 kilometre metroyu nasıl gizleyecek? Yerin altında diye çıkmış dün şöyle bir şey söylüyor; ‘Metro mu yapmış o. Hepsi yalan’ diyor.
-Ben biliyorum; İBB genel sekreter yardımcısıydı, biz İstanbul Büyükşehir’i alınca Ulaştırma Bakanı yaptı.
-İlk bütçede biz ona dedik ki ’10 tane metronun, 7 tane metronun inşaatını durdurmuşsun.’ Dedi ki ‘dış kaynak olmadan yapılamaz. Maliyetler yüksekti, durdurduk. Bulunduğunda yapılır.’ O 7’ye 3 daha eklendi.
-Dünyada hiçbir metropolde 10 metro inşaatı birden yok.10 AK Partili Trabzonlu,Trabzon’a bir hafif raylı sistem yapamadı.
-Bir tane CHP’li Trabzonlu İstanbul’a 10 tane metro yaptı. Öyle olunca biraz karın ağrısı oluyor tabii.10 Trabzonlu bir raylı sistem yapamazken İstanbul’un altında 10 metro için 10 bin kişi çalışıyorsa o iş içinde işi ehline teslim etmekle ilgili Kur’an’da ayet var. Peygamberin hadisi var. Söylenmiş onca söz var.
-Bu işler öyle boşuna yapılmıyor. Ekrem Başkan gitti, Japonya’dan o işlerin bir Türk kızı olarak gurur duyduğumuz bir insanı buldu getirdi Pelin Hanım’ı raylı sistemlerin başına getirdi. Genel sekreter yardımcısı yaptı.
-Dünya;İstanbul’a güvenen, Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeciliğine güvenen ve Pelin Hanım’ın mesleki liyakatına güvenenler bu metro yatırımları için hükümetin ön kestiği yerde İstanbul’un önünü açacak kredileri verdiler. Bunların her bir tanesi çok çok kıymetlidir.
-Böyle kutsal bir günde, ramazanın ilk gününde bu mahallede bir daha gözyaşı akmasın diye bir daha yağmur başladığında esnafın yüreği ağzına gelmesin diye endişe edenlerin görünür yerlerde işler yapmak varken yerin dibine böylesine 1 milyarlık yatırımı yapmaya böyle bir dönemde kalkanların emeklerini yüreklerine teşekkür ediyorum.
-Ve bundan sonra da İstanbul’u belediye meclisinde de çoğunluğu elde edecek bir yürüyüşte ilerliyoruz. Çok iyi bir seçim sonucu bekliyoruz. 14 belediyeye en az 14 tane daha katacağız diyor il başkanımız. İstanbul’a inanıyoruz, güveniyoruz.”
]]>Dünya’da Kuzey Yarım Küre’de ilkbahar, Güney Yarım Küre’de sonbahar mevsiminin yaşandığı, gece ile gündüzün eşit olduğu 20 Mart bahar ekinoksuna denk gelen bu ramazanda, kutuplara en yakın noktalardaki yerleşim merkezlerinde orucun ilk ve son günleri arasında 2 saate yakın fark gözlemlenecek.
Diğer yandan ekvatora yakın bölgelerde oruç süresi, ramazan ayının genelinde 13 saatin biraz üzerinde olacak.
EN UZUN ORUÇ İZLANDA’DA TUTULACAK
En uzun oruç, ramazanın muhtemel son günü 9 Nisan’da İzlanda’nın Reykjavik kentinde 16 saat 36 dakika olarak tutulurken, en kısa oruç da yine aynı gün Şili’nin Punta Arenas bölgesi ile Yeni Zelanda’nın Dunedin kentinde 12 saat 51 dakika uzunluğunda olacak. Buna göre, bu yıl dünya üzerindeki farklı konumlarda yaşayan Müslümanların oruç tutma süreleri arasındaki fark 4 saati geçmeyecek.
Türkiye’de ilk imsak yarın saat 04.52’de, ilk iftar da 18.13’te Iğdır’da yapılacak. Ramazanın ilk günü son imsak saat 06.02’de, son iftar ise 19.24’te Çanakkale’de yapılacak.
İlk gün Artvin, Kastamonu, Kırklareli, Samsun, Zonguldak ve Sinop’ta 13 saat 23 dakika ile en uzun, Adana, Antalya, Gaziantep, Hakkari, Hatay, İzmir, Kilis, Mardin, Muğla, Şanlıurfa, Şırnak ve Van’da ise 13 saat 20 dakika ile en kısa oruç tutulacak.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığının astronomik kameri ay hesaplamalarına göre, şevval ayının hilali, ramazanın 30. günü akşamı görüleceği için bu yıl ramazan 30 gün sürecek.
MÜSLÜMAN ÜLKELERİN ÇOĞU HİLALİ BEKLİYOR
Bu yıl Müslüman ülkelerin birçoğu ramazanın başlangıcına, 10 Mart Pazar akşamı hilalin güneş battıktan sonra tespit edilip edilemeyeceğini gözlemleyerek karar verecek.
Çıplak gözle hilali görmeyi baz alan ülkelerde, eğer hilal güneş battıktan sonra çıplak gözle gözlemlenebilirse, ramazan ayı 11 Mart Pazartesi günü başlayacak, gözlemlenemezse Şaban ayı 30 güne tamamlanacak ve ilk oruç günü 12 Mart Salı olarak tayin edilecek.
Bazı İslam ülkeleri ise hilalin güneş battıktan sonra teleskopla görülmesini yeterli kanıt saydığı için, yine 10 Mart Pazar akşamı hilali teleskopla gözlemleyerek oruç ayının başlangıcına karar verecek.
El Cezire’nin İngiltere’ye ait Seyir Kitabı Yıllığı Ofisi’nin Hilal Gözlemleme Servisine dayandırdığı habere göre, 10 Mart Pazar akşamı dünyanın birçok ülkesinde ramazan, hilal çıplak gözle tespit edilemeyeceği için ilk oruç günü 12 Mart Salı olacak.
Suudi Arabistan, Katar, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Filistin, Suriye, Yemen, Mısır, Lübnan, Sudan, Libya, Umman, Cezayir, Moritanya ve Brunei gibi ülkeler henüz ramazanın başlangıcını ilan etmedi.
Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Endonezya ve Malezya’da da hilalin görülmesine bağlı olarak ramazanın ilk oruç gününün 12 Mart olacağı tahmin ediliyor.
Türkiye gibi astronomik kameri ay hesaplamalarını baz alan ile dünyanın herhangi bir yerinde hilalin görülmesine itibar eden ülkeler için ise ramazan ayı 11 Mart Pazartesi günü başlatıyor.
Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Rusya’daki yetkili kurumlar ise ramazanın 11 Mart’ta başlayacağını bildirdi.
ÜLKELERDE ORUÇ TUTMA SÜRELERİ
Diyanet İşleri Başkanlığının “ramazan.diyanet.gov.tr” internet sitesindeki verilerine göre, ramazan 11 Mart’ta dünyanın her yerinde başlaması durumunda, ilk gün en uzun oruç tutma süresi 15 saat ile Şili’nin Punta Arenas bölgesinde olacak.
Yeni Zelanda’nın Dunedin kentinde 14 saat 30 dakika ve başkent Wellington’da 14 saat 15 dakika, Grönland’ın Nuuk kentinde 14 saat 7 dakika ve İzlanda’nın Reykjavik kentinde 14 saat 6 dakika oruç tutulacak. Avusturalya’nın başkenti Canberra’da da oruç süresi 14 saat 2 dakika olacak.
Finlandiya’nın başkenti Helsinki’deki Müslümanlar, 13 saat 52 dakika; Norveç’in başkenti Oslo’da 13 saat 51 dakika; İsveç’in Stockholm kentinde 13 saat 49 dakika; Güney Afrika’nın başkenti Johannesburg’ta 13 saat 47 dakika; Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta 13 saat 41 dakika; Rusya’nın başkenti Moskova’da 13 saat 40 dakika oruç tutacak.
Ramazanın ilk gününde oruç süreleri diğer kentlerde ortalama şu şekilde olacak:
Hollanda’nın Amsterdam, Polonya’nın Varşova, İngiltere’nin Londra, Kazakistan’ın Astana ve Belçika’nın Brüksel, Fransa’nın Paris, İsviçre’nin Zürih, Romanya’nın Bükreş, Kanada’nın Ottowa, Bulgaristan’ın Sofya, İtalya’nın Roma, İspanya’nın Madrid, Bosna-Hersek’in Saraybosna şehirlerinde yaklaşık 13 saat 30 dakika oruç tutulacak.
Almanya’nın başkenti Berlin’de 13 saat 35 dakika; ABD’nin başkenti Washington’da 13 saat 29 dakika; Endonezya’nın Cakarta kentinde 13 saat 27 dakika; Yunanistan’ın başkenti Atina’da, Portekiz’in başkenti Lizbon’da ve Japonya’nın başkenti Tokyo’da Müslümanlar 13 saat 20 dakika; Çin’in başkenti Pekin’de 13 saat 22 dakika; Malezya’nın Kuala Lumpur kentinde 13 saat 21 dakika; İran’ın başkenti Tahran’da, Afganistan’ın başkenti Kabil’de, Irak’ın başkenti Bağdat’ta ve Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’da 13 saat 19 dakika; Fas, Lübnan, Suriye, Filistin, Mısır, Kuveyt ve Pakistan’da 13 saat 18 dakika oruç tutulacak.
Ramazanda diğer ülkelere nazaran daha az oruç tutacak ülke ve şehirler arasında 13 saat 16 dakika ile Umman; 13 saat 17 dakika ile Hindistan, Sudan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Bangladeş yer alıyor.
SON GÜN ORUÇ TUTMA SÜRELERİ
Ramazanın muhtemel son günü 9 Nisan’da oruç tutma süreleri, ayın başlangıcına göre oldukça değişkenlik gösterecek. İzlanda’nın Reykjavik kentinde 16 saat 36 dakika; Grönland’ın Nuuk kentinde 16 saat 34 dakika; Moskova’da 16 saat 14 dakika oruç tutulacakken; ramazanın başında en uzun orucun tutulacağı Şili’nin Punta Arenas bölgesi ile Yeni Zelanda’nın Dunedin kentinde oruç süresi 2 saate yakın kısalarak 12 saat 51 dakika olacak.
Suudi Arabistan, BAE, Katar, Bahreyn, Sudan, Hindistan ve Bangladeş’te de ramazanın son günü oruç tutma süresi 14 saat civarında olacak.
]]>Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bekleyen gruba, DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Meral Danış Beştaş da katıldı.
Grup daha sonra buradan, Beyoğlu Belediyesi Cihangir Semt Konağı’na kadar yürüdü, çeşitli sloganlar attıktan sonra dağıldı.

“LAİKLİĞE, YAŞAMLARIMIZA YÖNELTİLEN TEHDİTLERİ GÖRÜYORUZ VE KABUL ETMİYORUZ”
İzmir’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla İzmir Kadın Platformu çağrısıyla 22’nci ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ gerçekleştirildi. CHP Konak Belediye Başkan Adayı Nilüfer Çınaraltı Mutlu, DEM Parti İzmir Büyükşehir Belediyesi eş başkan adayı Türkan Aslan, DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk’un da yer aldığı grup Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde bir araya geldi ve Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne doğru yürüdü. Yürüyüşte emniyet güçleri geniş güvenlik önlemleri alırken, alanda kadınlar tarafından “8 Mart eşit, özgür bir yaşamı birlikte kazanacağız” sloganları atıldı. Basın açıklamasını “Feminist Gece Yürüyüşü” ekibi adına Dilek Sav okudu.
Basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
* “Dünyanın birçok yerinde sağ-muhafazakarlığın yükselişiyle kadınlara ve LGBTİQ+’lara yönelik şiddet ve nefret politikaları her geçen gün artmaya devam ediyor. Toplumsal cinsiyet karşıtlığı üzerinden şekillenen bu hareketler bir yandan doğrudan varoluşlarımızı hedef alırken, bir yandan da kadınları kutsal aile içerisine hapsediyor. Türkiye’de de bu sağ popülist söylemleri üreten AKP-MHP iktidarı ve yancıları Yeniden Refah Partisi, her geçen gün kadınları ve ve lubunyaları hedef alan açıklamalarla karşımızda.
* Kadınları ev içi ücretsiz emek, kutsal aile ve annelik üzerinden evlere hapsetmeye çalışan AKP-MHP ittifakı, İstanbul Sözleşmesinin de feshedilmesinin ardından 6284 Sayılı Kanuna saldırılarını sürdürüyor. Dişimizle tırnağımızla kazandığımız haklarımızı ataerkiye teslim etmeye niyetimiz yok. Medeni Kanuna yönelik düzenlemelerle makbul aile ve makbul kadınlık anlayışını anayasal düzlemde kalıcılaştırmak isteyen iktidar, nafaka hakkımızdan soyadı kanununa kadar kazanılmış haklarımızı gasp ediyor. Dincileştirilen eğitim, gerici açıklamalar ve hilafet çağrılarıyla birlikte laikliğe, yaşamlarımıza yöneltilen tehditleri görüyoruz ve kabul etmiyoruz. AKP’nin inşa ettiği emek rejiminde hayatlarımız da emeğimiz de gün geçtikçe ucuzluyor. Yoksullukla birlikte kadınlar ve LGBTİQ+’lar evlere de şiddete de daha çok hapsoluyor.”
“DAYANIŞMAMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”
Dilek Sav, pandemiden itibaren oldukça artan kadınların ev içi ücretsiz emeğinin, deprem süreciyle birlikte katbekat arttığına, konteyner kentlerdeki kadınların hala temel ihtiyaçlarına ulaşamadığına dikkat çekerek, şöyle devam etti:
* “Konteynerin ve ailenin, hatta birlikte yaşanan tüm akrabaların bakım emeği kadınların sırtında. Deprem bölgesindeki temel ihtiyaçlar hala çok güncelken iktidarın burayı yok saymasının karşısında depremzede kadın ve lubunyaların sesini yükseltiyoruz, dayanışmamızı sürdürüyoruz. Yoksulluğa karşı kendi emeğimizle, üretimimizle dayanışma ağlarımızı kuracağız, birbirimizin elini bırakmayacağız. Yaratılan enkazı birlikte, feminist dayanışmamızla kaldırmaya devam edeceğiz. Kadınlar ve LGBTİQ+’lar güvencesiz ve esnek çalışma koşullarında, taciz ve şiddete maruz kalarak çalıştırılıyor. Kimlikleri sebebiyle insanca yaşam koşullarına erişemeyen, toplumsal yaşamdan dışarı itilen ve intihara sürüklenen transların hesabını soruyoruz. Bugün hala yanı başımızdaki Bornova Sokakta çalışan trans seks işçileri dahil olmak üzere, trans kadınların tamamı can güvenliği olmadan çalışmak zorunda, katledildiklerindeyse katilleri cezalandıran bir hukuk sistemi yok. Transları imar çalışmalarıyla, ayrımcılık ve zorbalıkla yerlerinden edemeyeceksiniz, sadece Bornova sokak değil bu şehrin tamamı bizim. Kadınlar hem evde ev içi emeğin yükü altında, hem de dışarıda eşit işe eşit ücret almadan taciz ve sömürü düzenine mahkum ediliyor.
* Eğitim adı altında bir ölüm makinesine dönüşmüş olan MESEM’lerde 14 yaşındaki öğrenciler makinelerde sıkışarak can veriyor, geçtiğimiz günlerde liseli genç bir kadın staj yaparken, ihmal sebebiyle yüzünün tamamı yandı. Bizi bu ölüm düzenine mahkum etmenizi kabul etmiyoruz. AKP Siyasal islamı ve faşizmi bir rejim olarak inşa etmeye çalışırken kadın hareketine ve devrimcilere, Kürtlere saldırmaya devam ediyor. Toplumsal muhalefete yönelik her geçen gün başka bir operasyon gerçekleştiriliyor. Tutsak yakınlarını ziyaret etmek, para göndermek çeşitli biçimlerde terörize edilerek sesini çıkaran ve devrimcilerle, tutuklularla dayanışan herkesin üzerinde bir korku mekanizması kurulmaya çalışılıyor. Cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara, tecrite, hasta mahkumlara karşı gerçekleştirilen hak ihlallerine karşı ses çıkarıyoruz. Çıplak arama başta olmak üzere kadınlara ve lubunyalara yönelik cinsel şiddet biçiminde gerçekleştirilen saldırılara karşı susmuyoruz. Kadın mücadelesinden yol arkadaşlarımız başta olmak üzere tüm siyasi tutsaklara özgürlük talep ediyoruz.”
]]>“8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ’NDE ESKİŞEHİR’İN YANINDA OLMAK İSTEDİK”
Özel burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “Bugün, 31 Mart seçimlerine sadece 23 gün kala Eskişehir’deyiz. Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Kampanyanın içinde, bugün bir yerde olacaktık. Buna karar vermemiz gerekiyordu. Oturduk, düşündük, taşındık, dedik ki ‘Bizim bugün olacağımız yer bozkırın ortasında bir cennet yaratan Yılmaz Büyükerşen’in, Türkiye’nin en tanınmış, en başarılı, efsane yerel yöneticisi Yılmaz Büyükerşen’in ekibinde olan, son 5 yıldır birlikte çalıştıkları, genel sekreterlik göreviyle bütün Eskişehir’i hem de hangi partiden olduğunu ayırmadan hizmet eden, belediyelerine ayrımsız hizmet götüren genel sekreteri, bir cumhuriyet kadınının aday olduğu, Yılmaz Hoca’nın 31 Mart’ta bayrağı, o cumhuriyet kadınına gözü arkada kalmadan teslim etmek istediği ve 11 büyükşehrimizden sadece Aydın’da Topuklu Efemiz varken bu seçimde, 5 büyükşehirde gösterdiğimiz, seçilecek adaylardan bir tanesi genç bir cumhuriyet kadını Ayşe Ünlüce’nin ve onun destekçisi Eskişehir’in yanında olmak istedik.

“CHP’NİN ALACAĞI 8 BELEDİYE VAR”
* Eskişehir, Cumhuriyet için önemli bir kent. İlk köy enstitüsünün kurulduğu kenttir. Devrim otomobilinin üretildiği kenttir. Demir yolu fabrikasının kurulduğu kenttir. Ve Eskişehir, Yılmaz Büyükerşen ile birlikte bir üniversitenin Türkiye’nin çekim merkezi olduğu hem örgün öğretimde hem de Türkiye’nin bütün zorluklarına rağmen gelişen teknolojiyi, televizyonun varlığını görüp eğitimdeki fırsat eşitsizliğine en temelden müdahale edildiği, açıköğretim uygulamasıyla dünyaya örnek bir işin yapıldığı muhteşem bir kentteyiz. Eskişehir’le gurur duyuyoruz, Eskişehirlilerle gurur duyuyoruz. Odunpazarı gibi CHP için zor bir bölgede, çok önemli işleri Hocamızla dayanışma içinde yapmış ve Odunpazarı’nı bambaşka bir görünüme, bambaşka bir vizyona kavuşturmuş Kazım Kurt ile birlikte olmaktan da büyük mutluluk duyuyorum.
* Eskişehir nüfusunun önemli bir kısmı merkezde yaşıyor. Bir yanda Odunpazarı, Kazım başkan var. Diğer tarafta da hepimizin çok sevdiği Ahmet Ataç Başkanım var, onunla birlikte olmaktan da büyük mutluluk duyuyorum. Eskişehir’de 14 belediye ve bir büyükşehir belediyesi var. Bunlardan 7 tanesi şu anda bizde. Yani Eskişehir’de birileri başka hayaller kursun, CHP’nin daha alacağı 8 belediyesi var. Eskişehir’de, sadece Ayşe değil; Sevgili Zehra Konakçı ile, Sevgili Safiye Keskin ile birlikte 3 kadın belediye başkan adayımız, genç arkadaşımız Hakan Karabacak ile birlikte tüm ilçelerde yaptıkları görevleri hakkıyla yaptığı için yeniden devam eden ve bundan sonra Eskişehir’e Yılmaz Hoca’nın vizyonuyla, halkçı belediyecilik vizyonuyla hizmet götürmek isteyen, bugün CHP’de olmadığı halde artık bu hizmeti özleyen, ilçesinde de bir CHP’li belediye başkanı olsun isteyen Eskişehirlilere 15 adayımızın 15’ini de emanet etmeye geldik.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ DEMEK KADINA KARŞI ŞİDDETE TAVİZ YOK DEMEKTİR”
* Bugün sabah, Sevgili Yılmaz Hocamız annelerimize ve kadınlara şükranlarını, minnetlerini sunduğu bir anıtın açılışına bizi çağırıldı. Neredeyse bundan 200 yıl önce, kadınlar bir grevde hayatlarını kaybettiler ve o günden bugüne kadar bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de, kadın hakları mücadelesi çok önemli inişler ve çıkışlar yaşıyor. Avrupa Birliği’nin (AB) en güçlü ülkelerinden kiminden 40, kiminden 30 yıl evvel Atatürk’ün büyük vizyonu ve güveniyle ve her birisi teker teker bunu hak ederek Türk kadını seçme ve seçilme hakkını bütün gelişmiş ülkelerden önce aldı. Genç Cumhuriyet, kadınlar için çok önemli kazanımları; hem miras hukukunu hem nafaka hakkını hem de kadınlarla ilgili pek çok eşitlikçi düzenlemeyi hayata geçirdi.
* Ama geçtiğimiz 20 yıl içinde önce AK Parti umut veren, bizim de hemen desteklediğimiz, oy verdiğimiz bir iş yaptı. İlk iş olarak değil ama günü geldiğinde İstanbul’da ve İstanbul Sözleşmesi’nin imzaladılar ve Meclis’e yolladılar. Biz o sözleşmeyi, hızla bütün partiler, oy birliğiyle, el birliğiyle onayladık. İstanbul Sözleşmesi demek, kadına karşı şiddete taviz yok demektir. Kadim cinayetlerine en sert cezalar verilecek demektir. Kadına karşı ayrımcılık olmayacak demektir. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığını o yıl, Türkiye’de son 15 yılda kadın cinayetlerinin ve kadına karşı şiddetin azaldığı tek yıl oldu. O günden sonra çeşitli uygulamalarla bunun pekiştirilmesi beklenirken AK Parti, önce bu konudaki iştahını kaybetti, sonra duraksadı, sonra söylem olarak geri geriye gitmeye başladı.
“MEDENİ KANUN’A DOKUNDURTMAYIZ, KADINLARIN HAKLARINA DOKUNDURTMAYIZ”
* En nihayetinde yaşadığımız geçen seçimlerde birileriyle ittifak yapabilmek için, geçmişte Hizbullah terör örgütünden ceza alanları, domuz bağcıları savunan avukatları, onların ceza almış örgüt üyelerinin cezalarını Yargıtay’dan kaldırtarak, yasak olan seçilme haklarını vererek, onlardan önemli bir kısmını aday yaparak ittifaklarına, HÜDA-PAR’ı dahil ettiler. O HÜDA-PAR ki kadınları sokak hayvanlarıyla eş görüp ‘Bekar kadınları derhal sahiplendirmek gerekir’ diyebilecek kadar şuurunu kaybetmiş ve o HÜDA-PAR ki bunlardan ittifak için bir şey istedi: Dedi ki ‘Önce İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırın.
* Ondan sonra kadına karşı şiddet yasasını kaldırın. Ondan sonra nafaka hakkını kaldırın. Ondan sonra kadınlara miras hakkı vermeyin.’ HÜDA-PAR, şimdi saldırıyor. Hedefleri Medeni Kanun’dur. Hedefleri kadının mirastan hak almasının önüne geçmektir. Hedefleri kadının nafaka hakkına saldırmaktır. Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde hep birlikte Eskişehir’den haykırıyoruz: Medeni Kanun’a dokundurtmayız. Kadınların haklarına dokundurtmayız. Kadın demek cumhuriyet demektir. Kadın demek Atatürk devrimleri demektir.

“MİLLİ İRADE HIRSIZLIĞI YAPTI”
* Bugün Eskişehir’den çok anlamlı bir isteğimiz var. İki tane iş yapacaksınız Eskişehir’de bir cumhuriyet kadınına sahip çıkarak bunlardan bir tanesi; Atatürk’ün devrimlerine, kadınların cumhuriyetle birlikteki kazanımlarına, bir kadın yöneticinin böyle önemli bir görevi layıkıyla yapabileceğine duyduğunuz güvenle bir cumhuriyet kadınına sahip çıkarak kadının toplumdaki yerine sahip çıkacaksınız. İkincisi; bir siyasi yankesiciliğe, bir siyasi düzenbazlığa karşı Eskişehir dürüstlükten şaşmaz, milli irade hırsızlığına teslim olmak demek durumundayız. Bundan sadece 8-9 ay önce, Eskişehir sandık başına gitti. Eskişehir’in karşısına bütün partiler ve adaylar çıktı. İttifaklar vardı.
* CHP’nin de ittifak halinde olduğu İYİ Parti’nin de Eskişehir’de bir adayı vardı. Neydi iddiaları? Saraya itiraz, MHP’ye itiraz, oyu verin, Millet İttifakı’nı iktidara getirin. Sarayı, saray ittifakını, Cumhur İttifakı’nı yenelim, yönetime biz gelelim deyip onları eleştirerek Eskişehir seçmeninden oy istediler. Eskişehir’de önemli bir miktarda seçmen İYİ Parti’ye oy verdi. Seçimleri, Cumhur İttifakı kazandı. Yani İYİ Parti’ye oy verenler, o oyunu sarayın karşısında dursun, MHP’nin yaptıklarının karşısında dursun, Cumhur İttifakı’na muhalif olsun diye verdiler. O güzel insanlar hala aynı fikirdeler. Verdikleri oyu alan birisi meğerse o günlerde iş adamı olan o birisi, bir yandan muhalefetteymiş gibi yapıp bir yandan AK Parti’den milyonlarca dolar teşvik alırmış şirketine. Seçim boyunca ‘AK Parti’ye karşıyım’ diye Eskişehir’deki iyi insanların oylarını aldı, sonra milli irade hırsızlığı yaptı.
“ESKİŞEHİR, OYLARIYLA HANYA’YI DA KONYA’YI DA GÖSTERECEK”
* Aldığı teşvik karşısında, Eskişehir’deki İYİ Partililerin oylarını AK Parti’ye sattı, partisini sattı, çanak değiştirdi ve AK Parti’ye geçti. Bu milli irade hırsızlığıdır, bu siyasi yankesiciliktir. Bu, Eskişehir’deki İYİ Partilileri ve Eskişehir’i kandırmaktır. Bu düpedüz para alıp da oyları AK Parti’ye götüren siyasi kalpazana karşı 31 Mart Pazar günü, Eskişehir oylarıyla Hanya’yı da Konya’yı da gösterecek. Eskişehir dürüstleri sever Yılmaz Hoca gibi, Eskişehir çalışkanları sever Yılmaz hoca gibi. Eskişehir kavga edenleri değil, hizmet edenleri sever. Bakıyorum, önüne gelenle kavga ediyor. Ayşe Hanım gibi hanımefendi, hizmet odaklı, çalışma odakları birisiyle her gün kavga etmek istiyor. Allah muhafaza bu gelse, Eskişehir’deki barış ortamını, huzur ortamını, refah ortamını bozar.
* Allah muhafaza gelse, her gün bir belediye başkanıyla, birileriyle kavga eder. Kendini düşüneni değil, kentini düşüneni; Ayşe Ünlüce’yi 31 Mart’ta büyükşehir belediye başkanı yapacağız. Eskişehir bir yandan kadınların, bir yandan da gençlerin kenti. Yılmaz Hoca’nın üniversiteye yaptıklarıyla, kente yaptıklarıyla birlikte Türkiye’nin en mutlu gençleri Eskişehir’de yaşıyor. Ancak Türkiye’de 4 gençten 3 tanesi zihninde bavulları çoktan toplamış. ‘Fırsatını bulursam yurt dışına gitmek isterim’ diyor. İşte bu anlayışı değiştirmek için Eskişehir, Türkiye’nin en mutlu gençlerinin kentiyken ben Eskişehir’de gençlerden, anne-babalarından, Eskişehir’in bütün güzel insanlarından, gençleri mutlu eden, kadınlara sahip çıkan bu güzel cumhuriyet kentinde seçimlerde bir rekor bekliyorum.
“AYNA YOLLAYIN, ONA BAKSIN, ZÜBÜĞÜ ORADA GÖRÜR”
* Bir yandan Erdoğan da bir şeyler söylemiş. Dönmüş, bütün muhalefete ‘zübük’ demiş. Şimdi gazeteciler, buna bir yanıt bekliyorlar. Ne demek zübük, açtık, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) sözlüğüne baktık. Zübük demek: Kendi çıkarı için her yolu mübah sayan demek. ‘Acaba bana oy vermezsen Hatay’a hizmet getirmem’ diyen zübük olabilir mi? ‘Ordu’ya doğal gaz getirmem’ diyen zübük olabilir mi? Bir tek seçimi kazanmak için HÜDA-PAR’a taviz veren zübük olabilir mi? İkinci anlamı, sözünde durmayan demek. ‘Deprem bölgesine 650 bin konut lazım’ deyip sadece 45 bin konutu bir yıl sonunda yapan, yüzde 90’ı sokakta bırakan acaba zübük olabilir mi? Ve üçüncü anlamı: Egoist. ‘Ben ekonomistim. Her şeyi ben bilirim’ diyen egosit, acaba zübük olabilir mi? Arkadaşlar diyorlar ki ‘Tayyip Erdoğan’a bir TDK sözlüğü yollayalım. O sözlüğü açsın, zübüğün anlamına baksın.’ Ben dedim ki ‘Zübüğe bakma için sözlük yollamaya gerek yok, Tayyip Erdoğan’a bir ayna yollayın, ona baksın. Zübüğü orada görür.”
]]>Şimdilerde eşinin emekli aylığı ve çiftçilik yapıp geçimini sağlayarak zihinsel engelli çocukları Emrullah ve Fevziye Polat’a bakan Polat, “Eşim öldükten sonra evin kadını da ben oldum erkeği de. Çocuklarıma bakmak için taş duvar ördüm, inşaatlarda lambri yaptım, fayans döşedim, ustalığı öğrendim” dedi.
Çaykara ilçesi Akdoğan Mahallesi’nde yaşayan ve 35 yıl önce mide kanamasından dolayı eşini kaybeden Havva Polat, 3’ü engelli, 6 çocuğuyla yalnız kaldı.
Çocuklarına bakmak için inşaatlarda çalışan Polat, taş duvar, seramik ve lambri işlerinde ustalaştı.
Gündüz inşaatlarda çalışan, akşam ise ahırındaki ineğini besleyip geçimi sağladığını anlatan Polat, çocuklarından 3’ünü evlendirdi.
Zihinsel engelli 3 çocuğundan Yusuf Kenan Polat’ı 2021’de kaybeden ve yaşından dolayı bu süreçten sonra inşaatlara da gidemeyen Polat, engelli çocuğu Emrullah ile Fevziye’nin bakımı için eşinin emekli maaşının yanı sıra çiftçilik yapıyor.
Polat, yaşadıklarını anlatarak, “20 yaşında gelin oldum. Çektiğim çileler haddini aştı. Çocuklarımdan 3’ü küçükken menenjit geçirdi ve tedavilerini yaptıramadığımız için engelli kaldı. 45 yaşımdayken babaları vefat etti. Ölümünün ardından nereden başlayacağımı şaşırdım, çocuklarımın derdine düştüm.
Eşim vefat ettiği gün aklım gitti, ‘Çocuklarıma nereden, nasıl çorap alıp giydireceğim’ diye düşündüm. Belki düşünülecek bir şey değil ama aklıma ilk çocuklarım geldi. Allah’ımdan sabır ve güç diledim. Evin erkeği de kadını da küçüğü de büyüğü de ben oldum. Çok çalıştım, çok mücadele verdim. Ağır şartlar altında yapmadığım iş kalmadı.
Çocuklarıma bakmak için taş duvar ördüm, inşaatlarda lambri yaptım, fayans döşedim, ustalığı öğrendim. Gece yemekleri pişiriyordum, uyku uyuyamazdım, sabah ezanıyla birlikte hayvanlarımın bakımını yapar dışarı salardım, sonra da çocuklarımı yedirip saat 8 olur olmaz da inşaatlara çalışmaya giderdim. İnşaatta çalıştığım yerlerde saat 5 olduğunda çocuklarıma bakmak zorunda olduğum için bana müsaade ederlerdi” dedi.

‘ÇOCUKLARIM BİR YANA DÜNYA BİR YANA’
Babalarının vefatının ardından hayatını çocuklarına adadığını ifade eden Polat, “Eskiden bu kadar varlık yoktu, darlık içinde yaşadım. Babaları öldükten sonra hayatımı çocuklara adadım. Ahırımda ineğim de vardı ama ineği yedir, çocuklara bak, inşaata git çok zor zamanlardan geçtim.
Aldığım 5 kuruş para ile çocuklarımı geçindirmeye çalıştım. Kazandığım para yetmezdi, 14 lira maaş alırdım onunla 5 nüfus geçindirmek zorundaydım. Günlerimi böldüm, yağmurlu havada inşaatların içindeki lambri, fayans işlerine; güneşli havalarda taş duvar örmeye gittim.
Hiç boş bir günüm yoktu. Gece gündüz çalışarak bugünlere geldim. Yaşım 80 oldu, artık sağlık sorunları yaşamaya başladım ama yine de mücadeleye devam ediyorum. Sabah kalkıyorum Emrullah’ı yediriyorum, bahçe işleriyle ilgileniyorum, evin temizliğini yapıyorum, odun kırıyorum. İş bulursam bugün de gider çalışırım, çalışmak zorundayım.
Mücadele etmezsem çocuğuma nereden ekmek getiririm? Her şey çocuklarım için, çocuklarım bir yana dünya bir yana. Engelli çocuklarımdan birisi 3 sene önce kalp krizi geçirdi ve vefat etti, kaldı elime 2 tane. Şimdi tek düşüncem ben ölürsem evlatlarıma ne olacağı, bu 2 çocuğuma da inşallah Allah sağlıklı uzun ömür verir de bakarım” diye konuştu.
Emrullah Polat ise annesiyle gurur duyduğunu belirterek, “Annem ömrünü bizim için harcadı, onunla gurur duyuyorum. Yemeğimi yapıyor, çamaşırımızı yıkıyor. Yıllarca yaylada, köyde her yerde çalışarak bize baktı, bizi kimseye muhtaç etmedi, onu çok seviyorum” dedi.
]]>488 konut, 19 ticaret olmak üzere toplam 507 bağımsız birim ile 1 kreş, 1 mahalle evi ve kapalı otoparktan oluşan projenin temeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı törenle atıldı. Rezerv konutlarının üretimi konusuna önem verdiklerini belirten İmamoğlu, “Bugün temelini atacağımız Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Rezerv Konut Projesi de bu bölgede riskli yapılarda yaşayan hemşerilerimiz için hayat kurtaran bir çözüm olacak” dedi.
“VAATLER KONUSUNDA SİCİLİMİZ TEMİZ”
İmamoğlu, “ İştirak şirketimiz KİPTAŞ ve belediyemizin Deprem Risk Yönetimi Ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı aracılığıyla hayata geçireceğiz projemizi projenin en kısa zamanda bitirileceğinden hiç kimse şüphe duymasın. Çünkü biz verdiği sözü tutma vaatlerini zamanında yerine getirme konusunda sicili çok temiz bir yönetimiz” diye konuştu.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
-Hem bizden önce hiç olmadığı kadar çok konut ürettik hem de hepsini zamanında hatta zamanından önce tamamlayıp teslim ettik.
-Üstelik KİPTAŞ’ı Türkiye’de sabit taksitle sosyal konut üreten tek kurum haline getirdik. Aynı zamanda, KİPTAŞ’ın tarihinde en fazla riskli yapı yenileyen yönetim olduk.
-Seçim meçim dinlemiyoruz, seçime dönük insanları aldatmıyoruz. Bitmeyen projeleri bitirdik demiyoruz.
-Daha henüz rayları bile olmayan yere bir tane tramvay getirip tramvayı bitirdik demiyoruz. Bunları yaptılar 2019’daki seçimden önce. Biz bunu yapmıyoruz.

“DEPREME HAZIRLIĞIN PARTİSİ OLUR MU?”
-Bu millet ayrıştıran, bölen zihniyete teslim olmadı, olmayacak. Buna fırsat vermeyecek.
-Vatandaşa partisine göre hizmet etmeye kalkanlara ne yapacak? O sandıkta o güzelim, vatandaşın eli var ya o demokrasinin nimeti, o sandıkta haddini bildirir.
-Allah aşkına, depreme hazırlığın, bakanlığı, belediyesi, o partisi bu partisi olur mu? Olmaz. Partisi yok, belediyesi yok. Devletin bütün kurumları el birliğiyle kimin ihtiyacı varsa onun yanında olmak zorunda.
-Biz bu anlayışla çalışmayı ve bu ayrımcı zihniyete doğru yolu göstermeyi, bu ayrımcılığı, bu seçimde vatandaşımız cezalandıracak ve bu ayrımcılığı tümden tarihe gömeceğiz. Onların bile aklını başına getireceğiz.
“ONLARIN VATANDAŞA VEREMEYECEKLERİ ÇOK HESABI VAR”
-Milleti tehdit edenin tek anlayışı vardır; milletinden korktuğu içindir. O korktuğu güne kadar tehdit eder.
-Siz gücünüzü göstereceksiniz. Gösteriyorsunuz zaten. Oyunuzu size tehdit edene vermeyeceksiniz. Size hizmet edene vereceksiniz. O sandıktan bir gün sonra o tehdit ne olacak biliyor musunuz?
-Kuzuya dönecek. Bizimle yan yana gelmekten kaçıyorlar. Niye kaçıyorlar biliyor musunuz? Çünkü onların vatandaşa veremeyecekleri çok hesabı var. Allah’ıma şükür bizim yok. Onun için ben pazarlardayım.
-Pazarcı esnafının tezgahındayım. Bir annenin yanındayım. Bir teyzemin elini öpüyorum. Bir evladımızı kucağımıza alıyorum. Her yerde de öyle olacağım. Öyle olamadığım gün, ‘bu makamlarda işim yok’ deyip çeker giderim. Allah öyle bir gün göstermesin.”
RAKİBİ KURUM’A: SOKAKLARDA GEZEMİYOR”
-Bizim geçmişimizde tutulmamış sözler, yanlış işler yok. Bakın kentsel dönüşüm sürecinde hiç kimseyi mağdur etmedik, etmeyiz. Ama onlar vatandaşın halinden anlamadıkları için büyük mağduriyetlere yol açtılar…
-Biz milletimizi mutlu etmek için çırpınıyoruz. Onlar bir kişiyi mutlu etmek için çırpınıyorlar. Aradaki fark bu. İstanbulluları evlerinden semtlerinden ettiler.
-Yarım kalmış projelerle evsiz bıraktılar. O sebeple sayın Murat Kurum bu şehrin sokaklarında gezemeyip gezemiyor, gezemeyecek.
-Görmüşsünüzdür geçen gün TOKİ’de verdiği sözü tutamadığı için mağdur vatandaşlar kendisini protesto ediyor. O ‘Allah razı olsun’ diyor. Kendisini alkışladıklarını zannediyor. Çünkü niye biliyor musunuz?
-Bunlar, bunların kulakları vatandaşın dertlerine tıkalı tıkalı duymuyorlar vatandaşın sesini. Ben vatandaş bir çığlık attı mı dönüp ona bakıyorum ne diyor diye onlar onu duymuyor.
-Burada birçok insan yani mağduriyetlerini dile getiriyor. Onun bile durmuyor. Onun için mağdurun feryadına, mazlumun ahına bunların kulakları tıkalıdır. Vatandaş 31 Mart’ta ne yapacak? O tıkalı kulakları sağlam bir çekecek.
]]>8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NE ZAMAN?
Dünya Kadınlar Günü her yıl 8 Mart tarihinde kutlanır. 2024 yılında da Dünya Kadınlar Günü 8 Mart Cuma günü kutlanacak.
Bu özel günde, kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda elde ettiği başarılar kutlanır ve toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratılır.
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI
Kadınların gücü ve zarafetiyle aydınlanan bir dünyada, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Kadınların yaşamımızdaki önemi ve etkisi hiçbir zaman göz ardı edilemez. Tüm kadınların günü kutlu olsun!
Bugün, kadınların geçmişteki ve bugünkü mücadelesini kutluyor ve gelecek için daha fazla eşitlik ve adalet için birlikte çalışmayı taahhüt ediyoruz.
Kadınlar, toplumun temel taşlarıdır. Her birinizin güçlü, cesur ve değerli olduğunu unutmayın. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun
Kadınlar her alanda ilham veren liderler, kahramanlar ve destekçiledir. Sizlere minnettarız ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum
Kadınların gücüne, direncine ve dayanıklılığına selam olsun! 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun
Kadınlar, sevgi, şefkat ve güç demektir. Hayatımıza kattığınız her şey için teşekkür ederiz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun
Dünyayı daha adil ve eşit bir yer yapma mücadelesinde yanınızda olduğumuzu unutmayın. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum
Kadınlar, toplumun yapı taşlarıdır. Siz olmadan hiçbir şey mümkün olmazdı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun!
Kadınlar, güçlerini gösterdikleri, sevgilerini paylaştıkları ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirdikleri için takdir edilmelidir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum!
Kadınlar, hayatın her alanında liderlik sergileyen ve değişimi teşvik eden unsurlardır. Hepinize minnettarız. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun!
Kadınlar, güçlü olmanın, mücadele etmenin ve değişim yaratmanın simgesidir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz!
Kadınlar, hayatımızı daha güzel ve anlamlı kılan unsurlardır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun!
Kadınların başarıları ve katkıları, sadece bugün değil, her gün takdir edilmelidir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüz kutlu olsun!
Kadınlar, sevgi, iyilik ve güçle dolu bir dünyanın temelidir. Sizleri tebrik ederim ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüzü kutlarım!

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ÖNEMİ NEDİR?
Tarihsel Önem:
1857’de New York’ta tekstil işçilerinin greviyle başlayan ve kadın hakları mücadelesinin sembolü haline gelen bir gündür.
Kadınların oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşması için verilen uzun mücadelenin anısına kutlanır.
Toplumsal Önem:
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara ve ayrımcılığa dikkat çeker.
Farklı alanlarda başarılı olan kadınların görünürlüğünü artırır ve ilham kaynağı olur.
Kültürel Önem:
Kadınların toplumdaki değerini ve önemini vurgular.
Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir.
Politik Önem:
Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.
Kadınların siyasi ve ekonomik hayatta daha fazla yer almasına katkıda bulunur.
Sürdürülebilir kalkınma ve barış için kadınların rolünü öne çıkarır.
Tarihçesi:
Dünya Kadınlar Günü’nün kökeni 19. yüzyıla kadar uzanır. 1857 yılında New York’ta tekstil işçilerinin daha iyi çalışma koşulları için başlattığı grev, bu özel günün ilk kıvılcımı olarak kabul edilir. O zamandan bu yana, dünya genelindeki kadınlar, oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşmak için mücadele ettiler ve birçok önemli başarı elde ettiler.
Önemi:
Dünya Kadınlar Günü, sadece bir kutlama günü olmanın ötesinde, birçok açıdan büyük önem taşır:
Tarihi bir öneme sahiptir: Kadın hakları mücadelesinin sembolü olan bir gündür.
Toplumsal değişime katkıda bulunur: Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara dikkat çeker: Şiddet, ayrımcılık, yoksulluk gibi sorunlara karşı mücadeleyi teşvik eder.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir: Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Politik değişimleri teşvik eder: Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDEN 8 MART’TA KUTLANIYOR?
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansında gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletlerinde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığının yazılmamıştır.
TÜRKİYE’DE KADINLAR GÜNÜ
Türkiye’de 1921 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı. 1980 darbesi döneminde dört yıl kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her geçen gün daha da geniş kitlelerle kutlanmaya devam ediliyor.
]]>
“MİLLET KENDİSİNE EFELİK YAPANI SEVMEZ”
İmamoğlu “Bu memlekette cumhuriyet var. Bu memlekette demokrasi var. Bu millet kendisini efelik yapanı sevmez. Bu millet mutlaka ve mutlaka haddini bildirir. Demokrasinin en güzel hat bildirme yeri neresi? Sandık. Onun için bu milletin hizasına, rızasına geldi. Bakalım kaç gün tahammül edecek. Bakalım kaç gün dişiniz sıkacak? Huylu huyundan vazgeçmez” diye konuştu.
“HAYAT PAHALILIĞI ALTINDA EZİLİYORUZ”
Türkiye’de yaşanan derin ekonomik krize vurgu yapan İmamoğlu şöyle devam etti:
* “Bugün enflasyon açıkladı bir kuruluş. Yüzde 130’a yakın enflasyon rakamları var artık bu ülkede. Üç haneli. Bu milletin cebindeki parayı pul ediyor. Bu milleti fakirleştiriyor. Aklın ve bilimin dışında davranırsa, liyakatli kişilere emanet etmezsen ekonomi politikaları çöker. Ağır bir faiz yükü ve döviz karşısında her gün değer kaybeden Türk lirası sorunuyla uğraşıyoruz. En büyük paramız 200 lira değil mi? 200 lirayla 14 sene önce 130 dolar alınıyordu. Şu anda 6 dolar alabiliyor.
* Çok ağır bir hayat pahalılığı altında eziliyoruz. Başta emeklilerimiz olmak üzere milyonlarca aile cumhuriyet tarihinin en sefil ekonomik koşullarına mahkum edilmiştir. Emekliler için istenen bir maaş artışında ise hemen kıyamet kopardı.. Neymiş efendim? ‘7 bin lira verirsek 1.4 trilyon lira yük olurmuş. 10 bin lira verirsek 1.9 trilyon lira yük olurmuş’ dedi. Zaten bütçeye yük hep nedense bu emeklilere verilince aklına geliyor. Başka koşullarda aklına gelmiyor.

“MİLLET O BOYNU BÜKMEYİ BİLİR KARDEŞİM”
* Biz ne yaptık? Çıktık bu gerçekleri meydanlarda konuştuk, tartıştık. Niye anlatıyorum biliyor musunuz? Onları kendine getirmek için anlatıyorum. Bunları boş bıraktın mı; sabah kalkıyorlar Ekrem İmamoğlu. Öğlen Ekrem İmamoğlu. Akşam Ekrem İmamoğlu. Başka bir şey yok. Aşağı Ekrem İmamoğlu, yukarı Ekrem İmamoğlu. Ben de ona gerçek görevini hatırlatıyorum. ‘Elinin tersiyle emeklilerin sıkıntısını itemezsin’ dedik. Bu insanlar bu yaşta ucuz ekmek, ucuz gıda kuyruklarına sabah ezanı vakti giriyor mu? Saatlerce sıra bekliyor mu? Bunu görmezden gelemezsin kardeşim. Onun için 3 günde tavrı değişti farkında mısınız?
* Yük dediği emekliye bugün okuduğum haberler doğruysa bayramda ikramiye 10 bin lira verecekmiş. İnşallah verir, versin. Ama seyyanen zam konusunu da atlatamaz. Emeklinin ihtiyacı olan zammı da verecek. Gücünüzü bilin istedim. Milletin gücü hem oy üzerinden yaptığı efeliği yendi, hem de yük diye tabir ettiği milyonlarca insana istemese de zamlı ikramiye vermek zorunda kalacak. Rahmetli dedem çok güzel bir söz söylemişti çocukluğumda; ’oğlum makamın büyüdükçe boynun eğilecek’ dedi. Bu anlayış, makamı büyüdükçe milletine yukarıdan bakmayı kendine yol biçmiş. Boynunu bükmezsen bu millet o boynu bükmeyi bilir kardeşim, bilir.”

KURUM’A GÖNDERME YAPTI
İmamoğlu, rakibi Murat Kurum’un daha önce katıldığı programda Küçükçekmece ile Büyükçekmece’yi karıştırmasına atıf yaparak “Küçükçekmece’yi seviyorum çünkü benim hayatım buralarda geçti. İlçelerin ismini bırak karıştırmayı da Küçükçekmece’yi mahalle mahalle bilirim. Ne bu ilçeler, ilçesini unutanları kabul eder ne bu şehir ithal aday kabul eder” dedi.
“MİLLET O İMZAYI DA ATTIRACAK”
Küçükçekmece’den geçecek Sefaköy-Beylikdüzü Metro Hattı’nın Cumhurbaşkanı tarafından bir imza atılmadığı için engellendiğini hatırlatan İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
* “O imzayı tam 1.5 yıldır atmıyor. Bu millet o imzayı da attıracak. Hiç boşuna direnmesin. Nasıl attıracak biliyor musunuz? 31 Otuz bir Mart’ta bize vereceğiniz oy katlanacak. 2 hafta içinde o imza atılacak göreceksiniz. Millete hizmeti bir ülkenin başındaki yönetici engelleyebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın desem ki bugün ‘Kanal İstanbul’u yapalım.’ Ne var, ne yok her şeyi bir günde imzalar. Çatır çutur. Ama buradan söyleyeyim; sen o işi unut kardeşim. Kanal İstanbul’u unut. Bu milletin geleceğini yok edecek böyle bir rant projesine bu millet evet demeyecek.

“SENİN ÖYLE BİR YETKİN YOK”
* Bu konuda en çok bu konuda en çok rakibimin cevaplarına gülüyorum. Neymiş? İstanbul’un gündeminde olmayan konu onun da gündeminde olmazmış. Açıkçası en doğru kurduğu uzun cümle de bu. Gündemini sen belirleyemiyorsun ki? Senin, senin böyle bir yetkin yok. İstanbul’da reklamlarında senden çok başkalarının fotoğrafları var. Senin gündemini de o belirliyor. Madem öyle iddialısın; çık kameraların karşısına de ki ‘Kanal İstanbul ya-pıl-ma-ya-cak’. Diyebilir mi? Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür olmayanlar kendi gündemini belirleyemez de ondan diyemez. Bir kişi ne diyorsa onu yapmaya mahkumdur. 16 milyon İstanbullu ne derse desin onun bir kişinin ağzına bakacağını biliyoruz.

“HEPSİ İSTANBUL’A DADANDI”
* İstanbul’un gündemi hayat pahalılığı. Hayat pahalılığını gündemlerine alsın. Bakanları işinden koparıp İstanbul’a siyaset yapmaya yollamasınlar. Hepsi işlerini, güçlerini bıraktılar İstanbul’a dadandılar. Ya bırakın İstanbul’u, İstanbulluya. Gidin asıl işlerinize bakın. Millet sizi İstanbul seçiminde Ekrem’in ve İstanbulluların aleyhine çalışma yapsın diye seçmedi. Memleketi batırdılar. 2023’te bu millet size oy verdi. Kabul ediyoruz. Ama siz bu işleri düzeltin diye oy verdi. Ama ne yaptılar? Daha kötü yaptılar. Bugün daha kötü bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Ama biz ne yapıyoruz? Ben her gün bir açılış yapıyorum.
* Sizin engellerinizi birer birer aştık. Kurduğunuz tuzakları teker teker bozduk. Baktılar ki bizim İstanbullulara hizmet aşkımız bunların hile ve ortaya koydukları kötülüklerden daha güçlü, baktılar ki bizim milletimize hizmetkar olma azmimiz bunların iftiralarından ve tuzaklarından daha güçlü şaşkına döndüler. Aklı sıra beni yıldıracaklardı. Ben yılmam, yıldırırım. Adaylarıyla ilgili fazla konuşmayacağım. Vallahi ne dediğini ben de anlamıyorum. Arkadaşlarım bazen diyorlar ki bazı konuşmaları var işte bunu dinleseniz mi falan…
* Dinlemek bile istemiyorum. Tuhaf konuşmalar yapıyor. Allah yardımcısı olsun. Tuhaf konuşmalardan sonra o da kendine gülüyor. İşin garip tarafı da o. Bakın onlara bir hatırlatma yapayım. Milletimiz notunu sessizce veriyor. Sonra da seçimde o notu ne yapacak? Oy pusulasının altına o mührü basacak. 31 Mart akşamı notlarını görecekler.”
]]>HAMİLELİK HAFTASI HESAPLAMA İŞLEMİ NASIL YAPILIR?
Çoğu gebelik yaklaşık 40 hafta sürer (veya gebe kalmadan 38 hafta sonra), bu nedenle genellikle bebeğin doğum tarihini tahmin etmenin en iyi yolu son adet döneminizin (SAD) ilk gününden itibaren 40 hafta veya 280 gündür. Bunu yapmanın başka bir yolu da son periyodunuzun ilk gününden üç ay çıkarmak ve yedi gün eklemek.
Mesela, son süreniz 11 Nisan’da başlamışsa, üç ay geri 11 Ocak’a kadar sayıp, sonra yedi gün eklersiniz, bu da son tarihinizin 18 Ocak olduğunu gösterir.
Gebelik hesaplama anne adayının son adet tarihini net bilmesi ile hesaplanır. Bu nedenle her kadının mutlaka SAD tarihini bilmesi gereklidir. Son tarihinizin ilk gününe göre doğumun gerçekleşeceği tarihi hesaplamak, göreceli olarak düzenli bir adet döngüsü olan kadınlarda işe yarar. Ancak, döngünüz düzensizse, SAD yöntemi işe yaramayabilir.

GEBELİK HESAPLAMA
Gebelik hesaplama için en yaygın kullanılan yöntem son adet tarihinin (SAT) ilk gününden itibaren 40 hafta veya 280 gün saymaktır. Bu yöntemle tahmini doğum tarihi (TDT) şu şekilde hesaplanır:
1. Son adet tarihinizi belirleyin.
2. Adet döngünüz 28 gün ise:
Son adet tarihinizin ilk gününden 3 ay geriye gidin. 7 gün ekleyin.
3. Adet döngünüz 28 günden farklıysa:
Son adet tarihinizin ilk gününden 40 hafta (280 gün) sayın.
Adet döngünüz 28 günden kısa ise, 7 gün ekleyin.
Adet döngünüz 28 günden uzun ise, 7 gün çıkarın.
Hafta hafta bebeğin gelişim aşamaları:
1 – 4. hafta arası: 1. ay; anne adayı bebeğinin oluşumundan habersizdir. Herhangi bir belirti vermez.
5 – 8. hafta arası: 2. ay; bebeğin kafatası oluşmaya başlar. Fakat henüz embriyo şeklindedir.
9 – 13. hafta arası: 3. ay; bebeğin organları oluşmaya devam eder.
14 – 17. hafta arası: 4. ay; bebeğin organları gelişir, kuvvetlenmeye ve hareketlenmeye başlar. Hafif tekmelerini hissetmeye başlarsınız. Bebeğin cinsiyeti de bu ayda netleşir.
18 – 21. hafta arası: 5. ay; bebek daha hızlı büyür ve kuvvetlenir. Tekmeler kuvvetlenir. Anne adayının karnı belli olur. Ayrıca bu ayda organlar daha da gelişmiştir.
22 – 26. hafta arası: 6. ay; bebeğin böbrek, mide, karaciğer, dalak, bağırsaklar gibi tüm iç organları gelişmeye başlar.
27 – 31. hafta arası: 7. ay; bebeğin bedeninde tüycükler çıkmaya başlar. Derisi şeffaflıktan ten rengine dönmeye başlar.
32 – 36. hafta arası: 8. ay; bebeğin akciğerleri gelişir. Bağırsakları gelişimini tamamlar. Bebek yavaş yavaş kanala doğru yönelmeye başlar.
37 – 40. hafta arası: 9. ay; bu ay bebek artık gelişimini tamamlamıştır. Doğum için geriye sayım başlar ve her an doğum gerçekleşebilir.
]]>“ÇORLU DAVASINDA TARAFIMIZI BELLİ ETTİK”
*Biz oraya giderek ve örgütümüz ilk günden beri giderek, milletvekillerimiz ilk günden son güne kadar orada olarak aslında biz tarafımızı belli ettik. Biz mağdurdan yanayız ama birileri de tarafını belli edecek iki tane iş yaptılar. Bir tanesini şöyle yaptılar.
*Kaza olduğu sırada Devlet Demiryolları Ulaşım AŞ’nin genel müdürü olan kişi Veysi Kurt, uzun tartışmalardan sonra görevden alınmıştı. Onu, karar duruşması diye bizim bildiğimiz, onların da duruşmayı erteleyeceklerini bildikleri günden 4 gün önce bu sefer Devlet Demiryolları’nın, TCDD’nin genel müdürlüğüne getirdiler.
*Yani Recep Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Siz mağdurdan tarafsınız ama şunu bilin, ben onları yargılatmadım. Onları kanun önüne çıkartmadım. Onlara hesap sorulup da ipin ucu bana uzansın diye, Binali (Yıldırım) Bey üzerinden bize kadar gelsin diye gayretlerin karşısında dimdik durdum, siz mağdurun tarafında olabilirsiniz. Biz katilin tarafındayız’ dedi.
*Bu kadar net taraf koydu kendisine. O gün bilmiyorduk bunlara tepki gösterirken ama sonradan öğrendik ki, kazanın olduğu gün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın genel müdürü vardı, İsa Apaydın. O da ayrılmıştı. Bir yerlerde şirket kurmuş.
*O kurduğu şirketle ihalelere girermiş ve tam bizim duruşma salonunda olduğumuz dakikalarda Samandağ’da bir yol ihalesi karara bağlanmış, 1,3 milyar lira İsa Apaydın’ın kurduğu şirkete verilmiş. Yani Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Madden de arkalarındayım, manen de arkalarındayım. Ben burada kimseyi yargılatmadım. Sadece çok alt düzeydeki sorumluların yargılanmasına izin verdim.
*Kimi atadıysam arkasında durdum. Bundan sonra da durmaya devam edeceğim’ dedi. Biz de buradan Tayyip Erdoğan’a hatırlatalım. Sen kimin arkasında durursan dur, biz haklının yanında, mağdurun yanında, ezilenin yanında, yani Cumhuriyet Halk Partisi ki kimsesizlerin kimsesidir; O senin kimsesiz gördüklerinin yanında kapı gibi durmaya devam edeceğiz.

“BÜYÜKŞEHİRLERDE 5 GÜÇLÜ KADIN ADAYIMIZ VAR”
Bugün de Yüceer’in aday tanıtım toplantısı için Tekirdağ’da olduklarını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
*Tabii Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün kurduğu parti. Daha dünyada, dünya kadar ülkede kadınlar oy kullanamazken seçme ve seçilme hakkının tanındığı bir ülkedeyiz. Nice Avrupa Birliği ülkesi bizden 30 sene sonra kadınlara oy kullandırtmaya ya da onları milletvekili yapmaya, belediye başkanı yapmaya başladı.
*Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden 10 yıl geçmeden bu önemli vizyonu ortaya koydu ve bize de bunu öğütledi. Biz o yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday belirleme süreçlerinde mutlaka kadın adayların ve gençlerin olması gerektiğini düşündük. Kadınla ilgili mesele şudur.
*Hayatın tam yarısı kadınlardan ve erkeklerden oluşurken bu kendiyle çok övünen, kendini vazgeçilmez gören biz erkeklerin her birini hem dünyaya getiren hem yetiştiren, ilk bilgileri verenler kadınlarken, en iyi öğretmenleriniz kadınlarken maalesef bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapanlar, Atamızın vizyonunu takip ettirip bugünlere getirmekte önemli bir eksiklik ve mahcubiyet içindeyiz.
*Rakamlar kötü. Benden önce bu görevi yapan Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, çok önemli bir vizyon koydu, kadın kotası getirdi, gençlik kotası getirdi, mücadele etti ama eldeki rakamlar bu seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde tam iki katına çıkabiliyor. Yine de yeterli değil ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönettiği büyükşehirlerde Muğla varken elimizde, İzmir varken, Aydın varken, Antalya varken, İstanbul, Ankara varken, Mersin, Adana varken sadece bir kadın büyükşehir belediye başkan başkanımız vardı.
*Sevgili Topuklu Efe’miz. Bu dönem 5 güçlü kadın adayımız var. Bu 5 adayımızın gönül ister, 5’i de seçimi alsın. 5’te 5 yapmak istiyoruz. Gün gelecek, Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yarısı kadın, yarısı erkek olacak. Belediye başkanlarının yarısı kadın, yarısı erkek olacak.

“KADİR BAŞKAN, TAYYİP BEY GİBİ YAPMIYOR”
Tekirdağ’da CHP’li mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın ailesindeki bir sağlık sorunu nedeniyle İzmir’e gittiği için programda olmadığını söyleyen Özel, şöyle devam etti:
*Candan Başkan’ın ondan alacağı ve sürdüreceği en önemli özellik şu. Hiç yöneticilikte Tayyip Erdoğan’a benzemiyor Kadir Başkan. Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Ben iktidarım. Bak, Hatay muhalefette kaldı. Boynu bükük kaldı’ diyor.
*Yani ‘Bana oy vermeyene hizmet etmedim’ diyor. Diyor ki Hataylılara, ‘Deprem geçirdiniz. Çadırda kaldınız. Açıkta kaldınız. Şimdi konteynerdesiniz. Bir kısmınız hâlâ çadırda. Sorununuz çok ama sizin bir kusurunuz var. Oyu bana vermemek. O yüzden sizi cezalandırıyorum’ diyor. Hatta diyor ki, ‘Bak, bir daha sandığa gideceksiniz.
*Benim partime oy vermezseniz mahsun kalırsınız’ diye şantaj yapıyor. Burada 11 ilçe belediyesi var. 7’sini Cumhuriyet Halk Partili belediyeler yönetiyor, 4 tanesini de CHP’li olmayan belediyeler. Her bir belediye başkanı hakkını teslim ediyor ki, bunu bütün Tekirdağ biliyor.
*Kadir Başkan, Tayyip Bey gibi yapmıyor. Bizde olmayan belediyeyle olan belediyeye eşit davranıyor. Oy vermeyen kimseyi oy verenden ayırmıyor. Kendisine gerçek bir devlet adamı olduğu için yürekten teşekkür ediyorum.
“TELAFİ EDİCİ BÜYÜMEYİ BÜYÜMEDEN SAYIYORLAR”
Albayrak’ın diğer çalışmalarını öven ve bundan sonra da parti bünyesinde çalışmalarını sürdüreceğini vurgulayan Özel, bundan sonraki süreçte de Yüceer’in, Tekirdağ’ı örgütle birlikte yöneteceğine işaret etti. Bölgedeki tarımın önemine de dikkat çeken Özel, şunları söyledi:
*2023 rakamları açıklandı. Tekirdağ için de çok önemli, benim memleketim için de. Güya Tayyip Bey diyor ki, ‘Hani yokluk, yoksulluk vardı? Bakın, Türkiye büyüdü’. Bir ara öyle bir küçülttüler ki, şimdi telafi edici büyümeyi büyümeden sayıyorlar.
*Türkiye toplamda büyüdü diye gösteriyorlar ama tarımda Türkiye, 2021’de yüzde 3 daralmıştı. Bu sene büyüyecek deniyordu. Yine yüzde 0,2 küçülmüş Türkiye gibi nüfusu artan, Türkiye gibi İhracatı olan, Türkiye gibi beslenme konusunda çok üst düzeyde bir talebin ortaya çıkmış olduğu; büyük bir ordusu, güçlü bir ordusu olan, genç bir nüfusu olan ülkede ve bu kadar verimli toprakları olan bir ülkede tarımın küçülmesini asla ve asla içimize sindiremiyoruz. Gıda enflasyonu, TÜİK’e göre bile yüzde 70. Gerçek gıda enflasyonu yüzde 120 ile 145 arasında ölçülüyor.
*Bir yandan Mehmet Şimşek, Türkiye’nin kişi başına milli gelirinin 13 bin 110 dolara çıktığını söylüyor ama bir yandan en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Açlık sınırı 16 bin 200 yüz lira. 10 bin liralık emekli maaşı 3 bin 800 dolardır. 17 bin liralık asgari ücret, 6 bin 400 dolardır. Türkiye’de kişi başına 13 bin dolar düştüğüne göre emeklinin kayıp 10 bin doları nerededir?
*Kayıp 10 bin doları var emeklinin. Asgari ücretlinin kayıp 7 bin doları vardır. Bu ülkenin emeklisi ve bu ülkenin çalışanları, her birinin cebinde yıllık 10 bin dolar, 300 bin lira para kayıpsa, bütün asgari ücretlerin cebinden 7’şer bin dolar, 210 bin lira yıllık kayıpsa bu para kimin cebinde durmaktadır? İşte bunun hesabını sormak zorundayız.
“TERÖR DİYE KANDIRIP OY ALDILAR”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın propagandalarına da değinen Özel, şöyle konuştu:
*Recep Tayyip Erdoğan, dün bir kez daha seçimleri kaybettiğini görünce geçen sefer yaptığı gibi iftiraya, yalana, dolana, hakarete sarılacağını gösterdi ve sarıldı. Geçmiş seçimlerde, sonradan kendisinin yalan olduğunu kabul ettiği montaj videolarla ‘Efendim CHP’nin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına, Sayın Kılıçdaroğlu’na güya Kandil destek veriyormuş, alkış yapıyormuş.
*Montaj video yapacak kadar utanmazlığı ele aldılar. Birçok insana da şunu söylediler. ‘Evet. Açsın. Yoksulsun. İşsizsin. Güvencesizsin ama tehlike büyük. Vatanı bölecekler, oyu bize vermelisin. Bayrağı indirecekler, oyu bize vermelisin. Ezanı dindirecekler, oyu bize vermelisin’. Bu çok büyük bir yalandı. Seçim geldi geçti.
*Yoksul insanları, dardaki insanları beka sorunuyla korkutarak, terörle iş birliği diye yalanlar atarak kandırıp oylarını aldılar. Şimdi 10 bin lira emekli maaşına mahkûm ediyorlar. İşsizliğe, derin yoksulluğa mahkûm ediyorlar.
*Pazar yerlerinde çürümüş, atılmış, ezilmiş sebze meyveyi yüzünü kapayarak toplayan analarımız var. Onlar o hâldeyse yüzünü gizleyecek olan onlar değil; biziz, hepimiziz ama esas yüzünü gizleyecek olan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gelinen bu noktada yine yalana sarılarak insanların açlıklarını, yokluklarını başka bir şeyle telafi etmeye çalışıyor.
“BAYRAK VE EZANLA TEHDİT EDİYORLAR”
*Aynı Hitler gibi… Yıllar önce Alman halkı açlıktan kırılırken, Alman bebeler açlıktan ağlarken Goebbels, Hitler’e şöyle metinler yazıyordu: ‘Alman çocuklarının tereyağına değil, güçlü Alman tanklarına, gres yağına ihtiyacı var’. Şimdi burada bayrak ve ezanla tehdit ediyor. Seçim geçti. O beş vakit mübarek ezanı okuyan müezzinin hakkını yine sizin vekilleriniz savunuyor.
*Diyorlar ki müezzinlere, imamlara, Diyanet Sen’e, ‘Siz faizsiz bankacılığa gideceksiniz. Onlar size promosyon verecek. Özel bankanın verdiği onda birine razı etmeye çalışıyorlar’. Ezanı susturacak diyenler, ezanı okuyanın hakkını savunuyor. Tayyip Erdoğan da onun hakkını yedirtiyor. Buradan şunu söyleyelim. Ben Tekirdağ İl Başkanımın, adaşımın gözünün içine baka baka söyleyeyim. O da gittiği her yerde bunu söylesin.
*Bu ülkenin beka sorunu olduğunda kimin ne yaptığını hepimiz biliyoruz. Beka sorunu nedir? Yok olma, istila olma, zapt edilme, ele geçirilme; oldu mu? Vallahi oldu.
*Matbaayı 200 yıl geç getirince, adamlar 200 yıl ileri geçince, teknolojiye değil de saraylara yatırım yapınca, akla, insana değil de şatafata yatırım yapınca ve 1200’lerde İngiltere’den parlamento deneyimi başlarken, 1700’lerde Fransa kendi devrimlerini yaparken, herkes demokrasiye giderken tek adam rejimi sürünce bu memleket, yapamadığımız toplarla, yapamadığımız donanmalarla, tuhaf deyimlerle 30 yıl Haliç’e zincirlediğimiz donanma küflenmişken geldi işgal altına girdi.
“DÜŞMAN DONANMASINA KIRMIZI HALI SERİYORLARDI”
*Bu ülkeye işgal donanmaları geldi. O gün bize bunlar, kendilerini milli görüp bizi gayrımilli ilan edenlerin çok sevdikleri, peşinden gittikleri, Numan Kurtulmuş’un dediği gibi ‘150 yıldır aynı yoldayız’ diyor. O yolun yolcuları, o düşman donanmasına kırmızı halı seriyorlardı.
*Bizim yolunun yolcusu olduğumuz Kartal istim botunun ucuna çıkmış, mavi gözleriyle ufka bakıp yanındaki yaverine ‘Korkma çocuk, geldikleri gibi gidecekler’ diyordu. Beka sorunu varken bizimkiler Bandırma vapuruyla Samsun’a, oradan Sivas’a, Erzurum’a, Ankara’ya savaşa; onunkiler İngiliz zırhlısıyla yurt dışına…
*Beka sorunu varken biz, İngiliz uçaklarının attığı İskilipli Atıf Hoca’nın, ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmayın. Gazi Mustafa Kemal’in katli vaciptir’ yazıları atılırken biz Ankara Müftüsü Börekçi’nin fetvasını dinliyorduk. ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmak her Müslüman’ın boynunun borcudur’ diyordu. Bugün, o Ankara Müftüsü Börekçi’nin daha sonra başına geçeceği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğu gün.. Bugün 3 Mart. Güvence olan laiklik ilkesinin temellerinin atıldığı gündür.
“İZMİR ADAYLARININ AFİŞLERİNDE AK PARTİ AMPULÜ YOK”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik söylediği sözleri hatırlatan Özel, İzmir adayı üzerinden sert tepki gösterdi. Özel, şu ifadeleri kullandı;
*Tayyip Erdoğan demiş ki dünkü yalanlarına, ‘Özgür Özel partisini topladı’ demiş. İnanamıyorum, bu sözleri nasıl söylüyor? Herhalde bunu nerede söylemem lazım, bilmiyorum. Sizin duymuş olmanız lazım. Ben demişim ki, ‘Seçim geçene kadar sahtekâr olun. Sahte olun. Milleti kandırın. Sakın gerçek yüzünüzü göstermeyin’.
*Demişim ki, ‘Seçime kadar gizlenin, riyakarlık yapın. AK Partililerden oy toplayın’. Değerli partililerim, şimdi ben bir şey diyeceksem zaten açıktan söylüyorum da sen bize bir şey demedin demezsiniz. Ne diyeceğimi bilirsiniz ama bir şey diyeceksem, şunu söylerim.
*Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürüyün derim. Zaten yürüyorsunuz. 6 okumuza ayrı ayrı sahip çıkın, derim. Derim ki örneğin günün birinde, Türkiye’ye yine had bildirmek için altıncı filo falan gelirse Tayyip Bey’in kendisinin abilerinin yaptığı gibi sakın ona doğru onu kıble görüp namaz kılmayın.
*Hemen gidin o altıncı filoyu denize dökün derim. Bir genç arkadaşımı görsem yakasında rozeti yok, kendi rozetimi ona takarım.
*Ben rozetimizle gurur duyarım ama Tayyip Bey ne yapıyor? İzmir’de Tayyip Bey’in büyükşehir belediye başkan adayı, ilçe belediye başkan adayları bırak rozet takmayı, billboardda AK Parti’nin ampulü yok, arabada AK Parti’nin ampulü yok, afişte, broşürde AK Parti’nin ampulü yok. Diyor ya, ‘Sahtekar olun, kendinizi gizleyin, oy alın, gerekirse riyakarlık yapın dedi Özgür’. Bakın, kişi kendinden bilir işi. Biz böyle bir şeyi aklımızdan bile geçirmedik. Onurla, gururla burada rozet ama İzmirlilere ‘Aman rozet kullanmayın. Benim ismimi bile asmayın. Belki ancak o zaman İzmir’de şansınız olur’ diyen riyakarı da bütün Türkiye’ye bir kez daha gözler önüne seriyorum. Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir.
]]>Son yıllarda mali anlamda zor günler geçiren ve transfer tahtası sorunu ile uğraşan Ali Çamlı ve yönetim kurulu üyeleri geçmiş yıllara ait borçların kapatılması için de önemli çalışmalar yaptı. Geçmiş dönemde kulübün yanlış yönetildiğini söyleyen sarı-kırmızılı takımın başkanı Çamlı, “Ben kişilerle ilgilenmiyorum. Oturduğum koltuğun sorumluluğunu yerine getirme üzerine görev yapan bir karakterim. Babam bu görevi yapsa, burada haksızlık ve usulsüzlük görürsem bunun üstünü örtersem, suçu işleyenle örtenin ne kamu vicdanında ne de Allah’ın adaletinin konacağı adalet terazisinde ne de günümüz hukukunda bir farkı var. O yüzden bu duruma hiç kimsenin alınmasına ve gücenmesine gerek yok. Biz bu işi yaparken karşı taraf illa haksız da demiyoruz” şeklinde konuştu.
“ARTIK USANDIM”
Kulübe gelen icra dosyası sayısına da vurgu yapan Başkan Ali Çamlı, “O menajer, bu menajer kulübü talan edecek. Başkanın sorumluluğu yoksa başkan niye var? Her gün bir icra dosyası, artık usandım. Burama geldi artık, yeter ya. Ondan sonra çıkacaksınız, sokak sokak gezip, ‘vay efendim şöyle mi oldu, böyle mi oldu’ ? İftira, iftira iftira. Ya bana iftira atsanız da tutmaz ya. Benim mayam temiz. İftira, hayatının içerisinde yolsuzluğun, arsızlığın, yalanın olduğu insanlara tutar. Ben, her gün kendimi imtihan eden ve eleştiren bir adamım. Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım? Şükürler olsun. Bizim buramızdan daha bir kuruş girerse biz bu mideyi söker atarız. Sizler hepiniz şahit oluyorsunuz. Kulüpteki içtiğimiz çaya kadar parasını yönetim olarak biz kendimiz ödüyoruz” dedi.
“ŞEFFAF OLACAKSINIZ”
Futbolla 1994 yılından itibaren iç içe olduğunu da söyleyen Ali Çamlı, “Kulübü ciddi anlamda profesyonelleştirmeye çalışan ve gayret içinde olan birisiyim. Futbolun içine yeni girmedim. 1994 yılından beri bu kulübün içindeyim. Görevin sorumluluğuyla bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bunlar neyin paniğine düşüyorlar. Oraya gidiliyor, buraya gidiliyor. Neyin paniğindesiniz? Yani şimdi ben 1.5 yıldır bu kulübü yönetiyorum ve her gün diyorum ki ‘bizi denetleyin.’ Belki ben de hata yaparım, insanım ya. Bilmediğin bir şey olmaz mı benim? Ama şeffaflıktan daha güzeli yok. Şeffaf olacaksınız” diye konuştu.
“BURASI KEYİF ÇATMA YERİ DEĞİL”
Kayserispor’un bir önceki döneminde yaşanan bazı olayların kulübün mali anlamda zorlanmasına neden olduğunu da belirten Çamlı, “Bu kulübü devrettiğiniz ve kulübün geldiği nokta belli. Hiç alınmayacaksınız bu işlerden. Ayak oyunlarına girmeyeceksiniz. Bakın ben sizin burada çok net bir şey söyleyeyim. Ben daha hiçbir şey açıklamadım. Bu açıklamayacağım anlamına da gelmesin. Ben, sezonun finalinde bu kulüpte kim ne yapmış ne yapmamış, hepsini açıklayacağım. Kamuoyu bunu bilecek. Burası Kayseri’nin malı. Kimsenin babasının malı değil. Burası keyif çatma veya şan, şöhret yarıştırma yerleri de değil. Burası; milyonlarca euronun, milyonlarca bütçenin idare edildiği bir yer. Eğer bilmiyorsanız yönetmeyeceksiniz. Hesap sorulabilirliğine inanmıyorsanız bu işe oturmayacaksınız. Bu kadar basit” ifadelerini kullandı.
“TEMLİĞİ DAVA EDECEĞİZ”
Önceki dönem kulüp başkanı Berna Gözbaşı tarafından konulan temliğin dava konusu edileceğini de sözlerine ekleyen Ali Çamlı, “Bu temliği dava etmeyin diyorlar. Siz gideceksiniz Kayserispor’un gelecek yıllarını ipotek altına aldırtacaksınız. Biz bunu dava etmeyecek miyiz, niye etmeyeceğiz kardeşim? Ben dava ederim. Haklı bulunurum, haksız bulunurum. Demek ki, haklı olacağına inandığım bir donelerim var ki; ben keyfi olarak o avukatlara o kadar bilirkişilere, oraya, buraya onun için mi çabalıyorum? Bunlar nafile. Bunlar beni yıldıramaz. İstediğiniz yere gidin. Kafanızı taştan taşa vurun. Kayseri’nin bir kuruşunu kimseye yedirmeyeceğim. Temlikten sonra da hesap soracağız” şeklinde konuştu.
]]>Özel, 2019 iptal edilen İstanbul seçimlerini iptal ederek “Küçük farkı bile önce hazmedemediler. Hilelerle seçimi elimizden almak istediler. Sonra ‘hadi bir daha’ dediler. İstanbul’un iradesine el konulmak istediğini görenler ne yaptı? ‘Haziran’da Osmanlı tokadı vuracağız’ diyenlere demokrasi tokadını bir vurdu. Akılları başlarına geldi” dedi.

“İHANET PROJESİNİ EKREM BAŞKANIMIZ DURDURDU”
“Ekrem Başkan, İBB Başkanı olduğundan beri İstanbul’un üstünde bir helikopterin içinde Tayyip Bey gezemiyor” diyen Özel şöyle devam etti:
* “Gezip de yanındaki İBB Başkanı’na ‘Bu arsa kimindi? Bizim efendim. Katarlılara verdim. Bu arsa kimindi? İBB’nin efendim. Ben bunu Birleşik Arap Emirlikleri’ne söz verdim. Ya arsa kalmadı mı? Kalmadı efendim. O zaman bir kanal daha açalım. Etrafını Katarlılara satalım.’ Bunların hepsi bitti.
* Şimdi Murat Kurum’a soruyorlar; ‘Kanal İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz?’ Baktı ki Ekrem Başkanın sloganını İstanbul benimsemiş, ‘Ya kanal ya İstanbul’ demiş. Diyor ki ‘İstanbul’un sorunlarını konuşalım. Bunu niye gündeme getiriyorsun. Neden Kanal İstanbul konuşalım’. Kardeşim Kanal İstanbul’u sen söyledin. Senin reisin söyledi. Recep Tayyip Erdoğan söyledi. Bu ihanet projesini de işte Ekrem Başkanımız durdurdu.
* Eğer 5 yıl önce Ekrem Başkan değil de o zamanki Tayyip Bey’in adayı Binali Bey olaydı, kalan bütün arsalar kalan gitmişti. İstanbul’un boğazına hançer girmişti. Kanal İstanbul’u yapmışlardı. Her tarafını da Katarlılara satmışlardı. İstanbullu Ekrem Başkan’a oy vererek, Beykozlu Alaattin Köseler’e oy vererek sadece kimin belediye başkanı olacağına karar vermeyecek. Beykoz’un ve İstanbul’un yeniden ihanete uğramasını engel olacak, izin vermeyecek.”

“94 RUHU İSTANBUL’A İHANETİN BAŞLANGIÇ GÜNÜDÜR”
Özel, “Çıkmışlar, tekrar oy istiyorlar. Hatta 94’te kazanmış ya, ’94 ruhuyla’ diyorlar. Kardeşim, 94 ruhu dediğin nedir? Ankara’da Melih Gökçek belediyeciliğidir. Burada o günde itibaren İstanbul’a ihanetin başlangıç günüdür. Ben demiyorum. Tayyip Bey diyor. Diyor ki ‘Biz yatay mimari yapamadık. Dikey mimariyi tercih ettik. İstanbul’a hançerleri sapladık. Ve burada benim de suçum var. ‘ Doğru söylüyor. Rakamı söyleyeyim mi? O geldiğinde İstanbul’da kaç gökdelen vardı? 4. O giderken kaç vardı; tam 247. İstanbul’a 247 tane hançer saplayanın bundan sonra İstanbul’a vereceği hiçbir şey yoktur. Uzak dursunlar. Gölge etmesinler yeter” dedi.
CUMHURBAŞKANI’NA TEPKİ: ÖNCELİĞİN 5’Lİ ÇETELER
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile emekli maaşlarıyla ilgili yaşadığı polemiğe atıf yapan Özel şunları söyledi:
* “Tayyip Bey’le aramızda son günlerde büyük bir gerilim var. Bana diyor ki ‘birisi emeklileri tahrik ediyor’ diyor. En düşük emekli maaşı 10 bin lira. Dün TÜRK-İŞ açıkladı. Açlık sınırı 16 bin 200 lira. Türkiye’de neredeyse bütün emekliler açlık sınırının altında kalıyorlar. Bana diyor ki; ‘Emeklileri tahrik etme. Eğer emeklilere senin dediğini verirsem çalışanlara maaş ödeyemem.’ Vallahi de yalan, billahi de yalan. Sen 5’li çeteye parayı buluyorsun. Saray müteahhidine parayı buluyorsun. Zenginlerin vergilerini ertelemeye parayı buluyorsun. Bir tek emekliye gelince ‘param yok’diyorsun. Siyaset öncelik belirleme işidir. Senin önceliğin 5’li çeteler benim önceliğim emekliler. Senin önceliğin, birilerini zengin etmek bizim önceliğimiz birilerinin yoksulluğunu gidermek. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları bir Nisan’dan itibaren yoksulluğu yönetmek için değil yoksulluğu yok etmek için göreve gelecek.”

BABA OCAĞI ÇAĞRISI
Özel “ Beykoz’dan bir çağrım olacak” diyerek şunları kaydetti:
* “O çağrım Beykoz’daki, CHP dışındaki partilere geçmişte oy vermiş olanlara, siyaset yapmış olanlara. Geçmişte gönlü orada olup da şimdi içi buruk olanlara. biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Bu partiye baba ocağı diyoruz. Öyle ya herkes baba ocağına doğar, ana kucağına doğar. Büyür bir noktaya gelir. Kimi büyüğüne gider yerleşir. Kimi daha küçüğüne razı olur. Kimi uzakta oturur, kimi yakında oturur. Ama herkes bilir ki; bir gün başım sıkışırsa, bir gün dara düşersem baba ocağının çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Başı sıkılanın geleceği yer baba ocağıdır. Kim gelmek istiyorsa baba ocağının kapısı ardına kadar açıktır. Yeri evin başköşesidir. Kapının önüne geçip de gelene niye geldin demeyiz. Nereden geldin demeyiz. Çünkü sorarsa ‘kardeşim tapusu kimdedir’ diye baba ocağının tapusu Özgür Özel’de değildir. Kemal Bey’de de yoktu. Ne rahmetli Ecevit’teydi, ne rahmetli İsmet Paşa’da. Baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
* Madem ki bu memleketin yüzde 95’i Atatürkçüdür, madem ki Beykozlu; AK Partililere, MHP’lilere sorduğunda da ‘Atatürk’ü seviyorum, vatanımı kurtaran, milletimi özgürleştiren ezanımın okunmasına, dinimin yaşanmasına izin veren ulu önderdir’ diyorsa, Atatürk’ün baba evinin kapısı, hepsine açıktır. Buyursunlar gelsinler. Ve şimdi tam 100 yıl sonra bir kez daha cumhuriyetin bir kez daha kurtulmasına demokrasinin bir kez daha kurulmasına, fakirin fukaranın, garibin, gurebanın yeniden kollanmasına, bu memleketin bir kez daha güçlü bir Türkiye olmasına ihtiyaç var. Onun için bu seçimlerde AK Parti’yle MHP’nin Cumhur İttifakı’na karşı bir büyük ittifaka ihtiyaç var. Biz oradayız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak İstanbul’da İstanbul ittifakının içindeyiz. Türkiye’de Türkiye ittifakının içindeyiz. Türkiye ittifakının içinde elbette sosyal demokratlar var. Ancak yetmez. Ayrıca milliyetçi demokratlar var, iyi insanlar var. Muhafazakar demokratlar var. Hepimiz gibi inançlı insanlar var. Ve hiç ayrım yapmadan Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, göçmeni hep beraber bütün demokratları İstanbul’da İstanbul ittifakına. Türkiye’de Türkiye ittifakına davet ediyoruz.”

İMAMOĞLU: GİZLİ GİZLİ İHALE YAPIYORLAR
İmamoğlu da konuşmasında İstanbul’un muhafızlığını yapmanın en önemli sorumlulukları olduğunu vurgulayarak “İstanbul bunların eline düşerse Allah bu memleketi, bu şehri korusun. Huylu huyundan vazgeçer mi? Vazgeçmez. Bunlara mikrofon uzatılıyor. Ne diyorlar? ‘Milletin gündeminde olmayan bizim gündemimizde olmaz.’ Ne için diyorlar? Kanal İstanbul için diyorlar. Ama bunlar gizli gizli ihale yapıp bir yandan Kanal İstanbul’da yol yürümeye çalışıyorlar. Bunlar gizli kapaklı ihaleler yapmaya devam etsinler. Ama bu millet gizli kapaklı değil açık açık bunlara demokrasi dersini 31 Mart’ta demokrasi şamarı gibi vuracak yüzüne” dedi.
“1000 KERE ALDATIP BİR KEZ SEÇİM KAZANMAK İSTERLER”
İmamoğlu, ‘Liyakat partizanlığı yensin’ diye çalıştıklarını vurgulayan İmamoğlu, bunun için kent lokantaları, kreşler açtıklarını, Kanal İstanbul gibi bir felaketin bu şehrin başına gelmemesi için çalıştıklarını söyledi. İmamoğlu “İnsanları bir kez bile aldatacağıma 10 tane, 100 tane seçim kaybederim kardeşim. Ama bunlar insanları 1000 kere aldatıp, bir kez seçim kazanmak isterler. Her türlü kılığa girerler. Her türlü kötülüğü yapmaya gayret ederler. Yalanı, dolanı, iftirayı işin içine katarlar. Ama bu millet aldanmaz kardeşim. Bu millet aldanmayacak” diye konuştu.

“130 DOLAR NERE, 6 DOLAR NERE?”
“Beka meselesi sayılacak çok sorunu var ülkenin” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
* “Ekonomik sorunu var; doğru mu? Enflasyon almış başını gidiyor; doğru mu? Emeklilerimiz çok sıkıntıda; doğru mu? ‘Aç’ diyor. Aç, haklı. Biz, Kent Lokantasını bu şehrin her noktasını açacaktık zaten. Devam ediyoruz. Ama artık Kent Lokantası, vallahi billahi insanlarımızın açlığını ya da bir lokantaya gidemeyişini, bir öğle yemeği yiyemeyişini bile karşılaması noktasında önemli bir proje oldu. Beykoz’a da Kent Lokantası geliyor. Hiç merak etmeyin. Bakın; hayat pahalılığı… En büyük paramız 200 lira değil mi? 200 lirayı, 14 sene önce bu hükümet çıkardı. 14 sene önce 200 lira, 130 dolar yapıyordu. Dün akşam arkadaşlarım, raporunu çıkarttılar. Şu anda 6,5 dolar yapıyor. Öğlene doğru arkadaşım beni aradı, ‘Başkanım, belki de bugün 6 dolara düşecek’ dedi. 130 dolar nere, 6 dolar nere? Hani bunu diyordu ya ‘Nereden nereye.’ Nereden nereye!
“200 LİRA İLK ÇIKTIĞINDA, 500 EKMEK ALIYORDU”
* Bakın bir gerçek daha söyleyeyim size. Değer kaybı, yüzde 1200’den fazla. Bakın en güçlü değer kaybını söylüyorum size. 200 lira ilk çıktığında, 500 ekmek alıyordu. Doğru mu? Şu anda 50 ekmek alabiliyor, 50 ekmek. 500 ekmek… 50 ekmek… 200 lira, 41 kilo tavuk alıyordu. Şimdi 1,5 kilo tavuk alamıyor. Belki de 1 kilo. İşte biz bu yüzden, İstanbul’da sosyal yardımları 6 kat arttırdık. Diyorlardı ya, ‘Yardımları bunlar gelince keserler. Biz 6 katına çıkarttık. Anne Kart’ı biz çıkarttık. Halk Süt’ü biz dağıttık. Anne Kart, tam 650 bin annenin cebinde var. Helali hoş olsun. Onlar annelerimizin hakkı. Kreşlerimizi açtık. Onun için yeni dönemde bu tür yardımlarımızı ve desteklerimizi arttırmaya devam edeceğiz. Bakın 100 bin öğrenciye üniversite bursu verdik. Şimdi bu Eylül ayından itibaren, 100 bin öğrenciye tam 15’er bin lira burs vereceğiz. Yeni dönemde öğrenci yurt sayımızı, tam 15 bin kişi kapasiteye biz çıkaracağız.”

Metro hattında Kemerburgaz-Göktürk arasında yüzeyde yürütülen kazık imalatı sebebiyle tünel büyük zarar gördü.
1094 yolcu kapasiteli, 120 km hız yapan ve 15-20 dakika aralıklarla çalışan trenlerin bulunduğu bu hatta, görgü tanıklarının anlatımlarına göre, hattan trenin geçmesinin üzerinden 3-4 dakika sonra eşine ender rastlanacak bir olay meydana geldi.
Yüzeyde çalışan sondaj matkabı tüneli delerek rayların üzerine indi, rayları da delerek tahrip etti.
TCDD “3. ŞAHISLAR” DEDİ
Ölümcül bir faciadan kıl payı dönülen olayın ardından TCDD’den yapılan açıklamada olay hafifletilmeye çalışıldı ve “Yüzeyde 3. şahıslarca yürütülen kazık imalatı sebebiyle tünel çeperi zarar görmüştür. Metro işletme sistemimiz her türlü dış etkene karşı kendisini korumaya alacak şekilde kurulduğu için dış etkiyi anında tespit ederek tüm trenleri korumaya almıştır. Herhangi bir sistem zararı meydana gelmemiştir” açıklaması yapıldı.
KİM BU 3.ŞAHISLAR?
On binlerce vatandaşın kullandığı hat üzerinde meydana gelen bu olayı CHP Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, TBMM gündemine taşıdı.
“Plansız, projesiz işi yaptıran, yapan üstlenici hangi kurum ve firmalardır? Bir facia yaşanmış olsaydı bunun sorumlusu ya da sorumluları kim ya da kimler olacaktı?” diye Bakan’a soran Karasu, “Söz konusu sondajı yapan firma ya da kurum kimden, ne zaman, hangi çalışma için izin almıştır? Eyüp Belediyesi ile bu çalışmanın bir ilgisi var mıdır?” diye sordu.
Karasu’nun önergesine Bakan Abdulkadir Uraloğlu, geçen süre içinde bir yanıt vermedi.
“UTANMAZLIĞIN ‘U’SU OLDU”
Bakanın, önergeyi yanıtlamak için 15 gün yasal süre olduğunu, ancak bu sürenin zaman zaman uzadığını belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı, vatandaşların can güvenliğini ilgilendiren bir konuda bakanlığın sessiz kalmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Karasu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sondajın çelik boruları üç dakika önce düşse, tren yırtarak geçecekti. Allah korusun, dünyanın en önemli facialarından biri meydana gelebilirdi. Ama bu konuda TCDD’den ‘3. Şahıslar yaptı’ diye gayri ciddi, vahim olayı örten bir açıklamayla geçiştirilmeye çalışıldı.
Konuyu TBMM gündemine taşıdım. Bu sondajı kim yaptı, belediyelerden izin alındı mı, yoksa bu olay Eyüp Belediyesi’nin bir işi miydi? Bu ve benzeri olaylarla ilgili hangi önlemleri aldınız? diye tek tek sordum. Ama bakandan yanıt gelmedi.
Artık, ne yazık ki her yerde iş bilmez insanlar var. Bakan bey de bakanlıktaki işini gücünü bıraktı, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayının basın danışmanı gibi çalışıyor. İstanbul ile yatıp İstanbul ile kalkıyor.
Her gün on binlerce vatandaşın kullandığı bu hatta, facianın eşiğinden dönülüyor. Bakan bey vatandaşların can güvenliği konusunu bile umursamıyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bir süre önce İstanbul’da inşa ettikleri metronun sembolünü U olarak açıklamıştı. Bu U, umursamazlığın U’su utanmazlığın U’su oldu”
]]>Klinik ve adli nöropsikolog ve “SuperCharged Life” podcast’inin sunucusu Judy Ho da, “İyi kararlar verebilmemiz, duyguları iyi düzenleyebilmemiz, daha iyi bir ruh halinde olabilmemiz, bağışıklığı güçlendirebilmemiz, dikkat ve hafızayı geliştirebilmemiz, kan basıncını düşürebilmemiz, sağlıklı kiloyu koruyabilmemiz, diyabeti azaltabilmemiz ve kalbimizi sağlıklı tutabilmemiz için uyku çok önemlidir.” diyor.
İşte bu gece daha kolay dinlenmenize yardımcı olabilecek uyku uzmanlarından ipuçları…
TELEFONU BİR KENARA BIRAKIN
Telefonunuza bağlı kalmanın zihinsel sağlığınız için en iyi şey olmadığını zaten biliyor olsanız da, bunun fiziksel sağlığınızı da nasıl etkilediğinin farkında olmayabilirsiniz. The Slumber Yard’ın kurucu ortağı, sertifikalı uyku bilimi koçu Matthew Ross, “Telefonunuzla sürekli temas halinde olmak hem gün içinde üretkenliğinizi hem de geceleri uyku kalitenizi engelleyebilir” diyor.
YATMADAN ÖNCE ESNEME EGZERSİZİ
Ross, yatmadan yaklaşık 15 ila 30 dakika önce hafif esneme egzersizleri yapmanızı önerir. “Kaslarınız gergin ve gergin olduğunda uykuya dalmak genellikle zordur, bu da aşırı stres zamanlarında meydana gelebilir” diyor. “Yatağa sıkı girerseniz, muhtemelen rahat bir pozisyon bulmak için sık sık dönüp durmak zorunda kalacaksınız. Esneme, kaslarınızı gevşetmenize ve vücudunuzu uyku için rahat bir duruma getirmenize yardımcı olacaktır.
GÖZ MASKESİ YA DA KULAK TIKACI EDİNİN
Build Better Sleep’in kurucusu sertifikalı uyku bilimi koçu Jason Piper, uygun ve yüksek kalitede uyku almanın bağışıklık sisteminizi en iyi durumda tutmanıza, stresle daha iyi başa çıkmanıza, ruh halinizi iyileştirmenize ve daha dayanıklı olmanıza yardımcı olacağını söylüyor.
Piper’a göre tamamen karanlık bir odada uyumak maksimum melatonin üretimine yardımcı oluyor.
YAŞADIĞINIZ GÜNE ŞÜKREDİN
The Sleep Detective’in kurucusu ve CEO’su, sertifikalı uyku uzmanı Martha Lewis, gününüzü düşünmek ve neye minnettar olduğunuzu düşünmek için birkaç dakika ayırmanın uykunuzu iyileştirebileceğini söylüyor. 400 yetişkin üzerinde yapılan İngilizce bir araştırmaya göre minnettarlığın uyku kalitesini artırdığını, uykuya dalma süresini azalttığını ve insanların uyku süresini uzattığını ortaya çıkardı.
MAVİ IŞIĞA DİKKAT EDİN
Lewis, ekranlardan ve ampullerden gelen mavi ışığın uyku hormonu olan melatonini baskıladığını söylüyor. “Mavi ışığı engelleyen gözlük takmak, yatmadan önceki akşam melatonin üretimini teşvik edebilir, böylece çabuk uykuya dalar ve bütün gece uykuda kalırsınız” diyor.
BİR RUTİNİNİZ OLSUN
Roban, “Tutarlı bir uyku programı izlemeye çalışın, her gün yaklaşık olarak aynı saatte yatın ve uyanın” diye tavsiyede bulunuyor. “Vücudumuz tutarlılıkla gelişir ve tutarlı bir uyku programı sağlıklı uykuyu destekler.”
Her gece kısa ve tutarlı bir yatmadan önce rutini takip etmenizi önerir. “Her gece yatmadan önce sizi rahatlatacak bir şey yapın; yoga esnemeleri, derin nefes alma, günlük tutma, dijital olmayan bir kitap okuma, rahatlatıcı müzik dinleme. Tutarlı bir yatma zamanı rutini, beyne ve vücuda uyku zamanının geldiğinin sinyalini verecektir.
]]>“OLAYIN BAŞINDA-SONUNDA NE OLDU?”
Karamollaoğlu’nun sözlerine işaret eden Aydın “Bunun üzerine bazı gazeteler, yazarlar ve siyasiler bir kısım açıklamalar yaptılar. Bendeniz doğrudan bu duruma muttali olan bir kardeşinizim. İşin başında ne oldu? Sonunda ne oldu? Hangi mahkeme hangi kararı verdi? AK Parti hükümetleri ve yetkilileri o dönemlerde ne yaptılar, ne ettiler? Ahmet Necdet Sezer Bey ne yaptı? Cumhuriyet Halk Partisi ne yaptı? Ne etti? Anayasa Mahkemesi bununla ilgili ne dedi? Bütün bunlardan bağımsız olarak o güne ilişkin bir hakikatin altını bir kez daha çizmemiz gerekir” dedi.
“POLİSLER GELDİ, EVİ ÇEVİRDİK”
Aydın, o gün yaşananlara ve bugünkü tartışmaya dair şunları söyledi:
– Genel başkanımızın bir kanalda söylediği husus şudur. İçişleri Bakanlığı’ndan bir kanaldan Erbakan Hocamızın konutuna bir haber gelir. Haber der ki, ‘Erbakan Hoca evi boşaltsın. Evi terk etsin. Polisler Erbakan Hoca’yı alacaklar.’ Bu haber Erbakan Hocamıza söylenince hocamız, ‘Ne münasebet biz suçlu muyuz ki evimizi terk edeceğiz? Geliyorlarsa gelsinler’ dedi. Bunun üzerine bizler 150-200 kişilik bir ekip hazırlandık. Gelecek olan polislere Erbakan Hocamızı teslim etmemek üzerine. Sivil polisler geldi. Erbakan Hocamızın evini çevirdi.
ERDOĞAN’A ‘BU NE HAL’ TEPKİSİ
– Birtakım temaslar sonucunda rahmetli Hasan Kalyoncu Bey, Tayyip Bey’e üslubu nasılsa ama sert bir üslupla, ‘Bu ne haldir’ der. Birtakım sözlerden sonra Tayyip Bey, polisleri Erbakan hocamızın etrafından, çevresinden çeker. Olay budur. Ama esas altı çizilmesi gereken ve anlaşılması gereken nokta şudur. Şimdi de bir sürü siyasi açıklama yapıyorlar. Bir kısım yazarlar yazıyorlar önünü, arkasını vesaire. Yetmez.
– Hocamızın oğlu da bir açıklama yapmış. Bunun üzerine bunu söylüyorum. Erbakan Hocamızın meşhur bir sözü var. Macunlama diye. Hocamızın oğlu da bir macun çekmiş. Olay şudur. Erbakan Hocamızın evinin çevresinden polisleri çekme iradesi, o polislerin gelmesine de engel olabilirdi. Güya o dönem iktidarın gücünü pekiştirmediği zamanmış. FETÖ unsurları bunu yapmış. Esas macun burası. Yazık, günah. O tarihlerde FETÖ’yle AK Parti, FETÖ’yle iktidar, can ciğer kuzu sarması değiller miydi?
– O günlerde bütün operasyonları beraber bu millete çekmiyorlar mıydı? Ergenekon ve Balyoz operasyonları başta olmak üzere bütün her şeyi beraber kotarmıyorlar mıydı? O günün büyük yanlışını 17-25 sonrası oluşan algı üzerinden macunlamak sağlıklı bir ruh halinin yansıması değildir.
KARAMOLLAOĞLU NE DEMİŞTİ?
Karamollaoğlu, bahsettiği olayla ilgili şunları söylemişti:
– Erbakan Hoca 2006’da hapse mahkum olduğunda, polisle evini kuşattırdı hapse attırmak için büyük bir gayretin içine girdi. AK Parti’nin kuruluşunda Tayyip Bey’e destek veren (Hasan) Kalyoncu, bizim de eski il başkanımızdı. Tayyip Bey’e, ‘Böyle yaparsan burayı senin başına yıkarım. Seni siyaseten yaşatmam’ dedi. Onun üzerine Tayyip Bey, ev hapsine çevrilmesini sağladı. Sonra da Gül’ün affıyla Erbakan hoca Saadet’in başına geçebildi.
]]>“Sözcü TV bugün 1 yaşına girdi. Geride kalan 365 günde, günümüz haberciliğinde ve televizyonculuğundaki pek çok tabuyu da yıktı. Sadece reyting rekorları demiyorum bakın, yalan yanlış oluşturulmuş tabuları yıktı. Çünkü SÖZCÜ Gazetesi’nden devraldığı bir geleneği var; habercilik… Patronundan, reklam departmanına; idari işlerinden, matbaasına; muhabirinden, muhasebesine kadar herkesin inandığı tek bir dava var bu ailede: kamu yararı…

ZOR OLANI YAPMAK GEREKİYORDU
Böyle bir geleneğe ve geçmişe sahip SÖZCÜ’nün televizyonu bana emanet edildiğinde işimin zor olduğunu biliyordum. Uzun yıllardır haberciliği tahrip ederek var olan 20’den fazla haber kanalından biri olmak ya da aradan sıyrılıp SÖZCÜ’nün davasını devam ettirmek. Zor olanı yapmak gerekiyordu. Ya güçlü bir giriş yapacaktık tabuları yıkacaktık ya da herkes gibi olacaktık.
Benzerleri gibi olmayan birisiyle anlaşarak işe başladık: Fatih Portakal… Zirvedeyken haberciliği bırakan, bir nevi inzivaya çekilmiş Türkiye’nin son dönemde gördüğü en başarılı ana haber sunucusu. Haber Koordinatörü Özgür Çakmakçı’ya kafamızdaki haber kanalını anlattık. SÖZCÜ TV’de geri dönmeye karar verdi. Programlar Koordinatörü Cansel Poyraz Akyol, akşam programları için ekibini oluşturmaya başlamış, Simge Fıstıkoğlu’nu ekranlara dönmeye ikna etmişti bile.
BENDEN DAHA ÇOK HEYECANLIYDI
Asla unutmayacağım; Serap Belovacıklı’yı telefonla aradım maaşını bile sormadan istifasını verip ertesi gün SÖZCÜ TV’de başladı. Artık zaman aşımına uğradı yazabilirim; İsmail Saymaz mevcut maaşından daha az bir paraya habercilik yapmak için ayrılıp SÖZCÜ’de işe başladı. 20 yıldır tanıştığım Ebru Baki ile sadece bir iş görüşmesi yaptık. Kafamızdaki haber kanalını ve kendisinden beklentimizi anlatırken benden çok heyecanlandı. Şimdiye kadar bahsettiklerimin aksine Can Coşkun’u hayatımda bir kere gördüm. İş görüşmesini bitirdik.
İpek Özbey’le 20 yıl önce aynı haber merkezinde nasıl çalıştığımızı konuştuk, kahvemiz bittiğinde ne zaman iş başı yapacağını, nasıl programlar yapacağını konuşur bulduk kendimizi. Bütün bu anlattıklarım sadece 2 hafta içerisinde oldu. Birbirinden güçlü isimler bu ekrana değer kattı. Duayen gazeteci Uğur Dündar, Saygı Öztürk, Deniz Zeyrek, Murat Muratoğlu, Nedim Türkmen… Yıktığımız, yıkmak için mücadele ettiğimiz tabulara gelince… Diğer haber kanalları gibi ne iktidar ne de muhalefetteki hiçbir siyasi partinin taraftarlığı yapılmıyor. Hepinizin tanıdığı Ece Üner işte bu dava için SÖZCÜ TV’ye katıldı. İsimlerini sayamadığım, buradaki hikâyeye sığmayan ama SÖZCÜ TV’nin başarısının yüzlerce kahramanı, çalışanı var.
EN BÜYÜK TEŞEKKÜR İZLEYİCİYE
Ama hazır bu büyük gazeteye hikayemizi yazma imkânı bulmuşken teşekkür borcumu ödemem gereken isimleri de yazmam lazım: Bana bu hikayede rol veren, desteğini hiç esirgemeyen, bir patrondan çok kıdemli bir gazeteci gibi hepimizden çok çalışan ve haberciliğe inanan Burak Akbay’a, gazetenin tüm imkanlarını ekibiyle birlikte açan Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz’a,
Sözcü ailesine katıldığım ilk günden beri profesyonel ve insanı tüm destekleriyle gücüme güç katan Funda Tuncer Sıdalı’ya, son 4 yılda el arabasıyla bilgisayar dahi taşıdığımız İlhan Türk’e, dert ortağım Asım Akgül’e, kahrımı çeken Deniz Akgül’e ve “zoru hemen yaparız imkansız zaman alır” tavrıyla güven veren Yonca Yücekaleli’ye… Ve tabi ki siz izleyenlere, teşekkürler, iyi ki varsınız…”

Güçlü kadro, güçlü habercilik
Geçen yıl televizyonculuk dünyasına “Merhaba” diyen SÖZCÜ TV, ses getiren transferleriyle de gündeme oturdu. Alanlarında 1 numara olan birbirinden değerli habercileri bünyesine katan SÖZCÜ TV’de Ana Haber’i sunan Fatih Portakal, yorumları ve seyirci ile olan canlı diyaloğu büyük beğeni kazandı. Duayen gazeteci ve SÖZCÜ yazarı Uğur Dündar, konuk olduğu programlarda yaptığı yorumlarla seyircinin büyük takdirini kazandı. Ece Üner, “Sözün Gücü” programında konuklarıyla gündeme damga vurmayı başardı. İpek Özbey, “Nokta Atışı” programında gündeme getirdiği konular Türkiye’de ses getirdi. SÖZCÜ Gazetesi yazarı İsmail Saymaz, Serap Belovacıklı’nın sunduğu “Aklın Yolu” programında gündem yaratan son dakika haberleriyle öne çıkıyor. Ekonomi haberciliğinin önde gelen isimlerinden Ebru Baki, “Para Politika” programıyla izleyiciyle buluşuyor.
SÖZCÜ yazarı Deniz Zeyrek, “Para Politika” ve “Başkent Kulisleri” programındaki yorumlarıyla gündeme ışık tutuyor.
“BURSA’DA BÜYÜK ZAFERİN ARİFESİNDEYİZ”
Özel, şöyle konuştu:
* “Bir tarafta Mudanya’da bir tarafta Gemlik’te. Sosyal demokratların eli üzerindeyse kentten nasıl olumlu farklılaştıklarını, pozitif ayrıştıklarını görüyorum. Oradaki insanların mutluluğunu ve bizim yönetmediğimiz kentlerde, bizim ilçelerdeki insanların nasıl özendiklerini, nasıl özlediklerini, çocuklarına üniversite tercihi yaparken yüzde 85 CHP’li belediyelerin yönettiği kentleri, ilçeleri tercih ettiklerini biliyorum. Hafta sonu şehir içinde bir yere gidilirse CHP’nin yönettiği ilçelerin gezildiğini, oralarda pikniğe, belki bir kahve içmeye, bir yemek yemeye imkan varsa oraların tercih edildiğini biliyorum. Bütün Bursa artık CHP’yi hak ediyor. Bunu görüyorum. İnanın Bursa’da bir büyük zaferin arifesindeyiz. Gün sayıyoruz. Geçen sefer o biraz önce şarkıda da duyduğumuz o yarım kalan hikayenin tamamlanması için bu şarkının burada yarım kalmaması için Bursa sokaklarındaki heyecanı görüyorum. Önüme ölçümler geliyor. Anketlere bakıyorum, keyifleniyorum. Geliyoruz, kazanıyoruz. Bursa bizi bekliyor.

“ALİNUR AKTAŞ’I GÖNDERİP MUSTAFA BOZBEY’İ GETİRMEKTEN DAHA MEGA BİR PROJE YOKTUR”
* Bozbey, (Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey) az önce dedi ki ‘Biz Bursa’nın sorunlarını anlatıyoruz. O dönüyor, ‘Mega projelerimiz var’ diyor. CHP’nin Bursa’daki mega projesini açıklamayı Bozbey bana bıraktı. CHP Genel Başkanı olarak Bursa Büyükşehir ile ilgili mega projemizi bir cümleyle özetliyorum. Alinur Aktaş’ı gönderip Mustafa Bozbey’i getirmekten daha mega bir proje yoktur. Çünkü mega projeler bütünseldir, kapsamlıdır. Projenin içindeki parçalar birbiriyle konuşur ve sonuç odaklıdır. Bursa’da Alinur Aktaş gibi cumhuriyetle, Kurtuluş Savaşı’yla çelişkisi olan, Cumhuriyeti’nin değerleriyle çatışan, hele hele ki o Uğur Mumcu’yu paramparça ettiler, hepimizin yüreğini Ankara’daki karlı günde bin parça yapıp saçtılar. Ölümünden sonra Uğur Mumcu’ya, hem tıp hem eğitim emekçisine, bir kanaat önderine, hepimizin göz bebeği ve gözlerimizin önünde erir giderken içimizi eriten Türkan Saylan’a, Bahriye Üçok’u inancını savunan, bu ülkenin laik Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ilahiyat profesörü kadını öldürenlere laf etmeyip de o kadına arkasından laf edecek kadar gözü dönmüş, yüreği taş, içi kinli, aklında, fikrinde örümcek fikirler olan bir kişinin Bursa’da yönetimde olduğu her gün, her dakika Bursa’ya yazıktır. Bu da bizim ayıbımızdır. 31 Mart’ta halledeceğiz.

“KATİLLERİN DE MÜSEBBİPLERİN DE PEŞİNDEYİZ”
* Buraya Çorlu’dan geldim. Hayatını tren kazasında kaybetmiş 25 kişinin acılı annelerinin, babalarının, eşlerinin, çocuklarının ellerinin sıcaklığı, gözlerinin yaşındaki nem hala ellerinde. Bugün gittik oraya ve adaleti aramak için son duruşmaydı. Kalabalığı, bizleri, annelerin yüreğindeki ateşi gördüler. Tayyip Bey’in ne istediğini 4 gün önce oraya o katliamdan sorumlu kişiyi yeniden TCDD Genel Müdürlüğüne atayan Tayyip Erdoğan’ın talimatını gördüler. Bu sabah rapor alan bir hakim sayesinde duruşmayı seçimlerden sonraya ertelediler. Hem Çorlu’nun hem Soma’nın hem Afyon’un hem yanı başınızdaki Hendek’in Türkiye’de kimin haksız yere yüreği yandıysa hangi ananın gözünden yaş aktıysa o bir damla yaşın hesabını sorana kadar katillerin de müsebbiplerin de peşindeyiz. Herkes bunu böyle bilsin. Bırakmayız peşlerini, sonuna kadar takip edeceğiz.

“HESABINI SORMAK BOYNUMUZUN BORCU OLSUN”
* Bursa’da olunca gözü yaşlı, eş, ana, çocuk deyince Sinan Ateş’i anmadan olmaz. Biz Sinan Ateş’le çok farklı dünya görüşlerinin insanlarıydık. Sinan Ateş, Ülkü Ocakları’nın genel başkanıydı. Biz CHP’de yetişmiş gençlerdik. Belki hiçbir zaman aynı sandıkta buluşmadık. Belki hiçbir zaman düşüncelerimiz örtüşmedi. Ama Sinan Ateş gibi birini iki kız babası ve sonradan hikayesini dinleyince dünya iyisi bir babayı eşini, anasını, babasını gözü yaşlı bırakarak Ankara’nın orta yerinde katlettiler. Sinan Ateş, Bursalı. Sinan Ateş’in emaneti o günden sonra hiçbir siyasi partinin değil bütün Türkiye’deki siyasilerin ve Türkiye’deki herkesin emanetiydi. O günden bugüne takip ettik. Geçmiş dönemdeki genel başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu da görevi devraldıktan sonra ben de hem aileyle hem davayla ilgilenmek için elimizden geleni yaptık. Ama Türkiye’deki o Bursa’nın da üstüne çöken o tuhaf ve kirli ittifak, Sinan Ateş’in olayını araştıran savcıya ‘dur’ dedi. Savcıyı tehdit etti, savcıyı tayin etti. Bir başkasına yaptıklarından sonra rapor aldırdı, kaçtırdı. Siyasilere uzanan bu davayı örtbas etmeye çalıştı. Bursa’dan Sinan Ateş’in memleketinden bir parti burasına kadar o işin içinde diye ve Tayyip Erdoğan o partiyle ittifakı zedelenmesin diye iki kız çocuğunun babasını katledenlerin peşini bırakıyor, arkasını aratmıyorlar. Onun da hesabını sormak boynumuzun borcu olsun.

“ATATÜRK’ÜN ADINI ANMA SEN”
* Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen partinin genel başkanı, kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler, taziyesine gitmeyenler bugün dönmüşler CHP’ye laf ediyorlar. Ne için laf ediyorlar biliyor musunuz? Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki ‘Kalkın ayağa, gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın. Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyet’in 100 yıl önce kurucu kadroları, memleketi işgalden kurtaranlar, düşmandan temizleyenle, bu memleketi kuruluşunu örgütleyenler sizden bugün 100 yıl sonra memleketi, Cumhuriyeti bir daha kurmanızı bekliyor’ dedim. Devlet Bahçeli, bugün çıkmış ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü. Kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu senin zihninle baş başa bırakıyorum.
* Ama bilmen gereken bir şey var. Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir. Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli. Atatürk, 6. filoyu denize dökenlerin, her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdeli kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’nin dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de ‘Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor’ şiirini okuyan, gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden on milyonlar, seksen milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü. Senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen.
“ADAMIN ALNINI KARIŞLARIZ”
* Atatürk’ün partisine geçtiğimiz gün televizyonda bir arkadaşımız çıkmış, konuşurken oraya alt tarafa yazıyorlar. ‘CHP-DEM iş birliği ne?’ İşinize geldi ahbap oldunuz. İşinize geldi masa kurdunuz. İşinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz. Gün oldu birlikte havaya durdunuz. Gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyet’in, Atatürk’ün partisidir. Meclis’te bulunan her partiye aynı mesafededir. Ama CHP esas olarak altı okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazlık, siz istiyorsunuz diye onla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir. Ama şunu bilin ki CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine ve vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarız.

“8 KADININ KANI, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKANIN VE BUNA ALKIŞ TUTANLARIN ELİNDEDİR”
* Kadın cinayetleri bu ülkenin en büyük utancıdır. Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece bir yıl düşüş kaydetmiştir. O da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanıp onaylanıp yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır. Sebebi şudur. Kadın cinayeti işleyenler, ‘Namus der, ağır tahrik der, kravatı takım elbiseyi giyer, iyi halden yararlanır kurtulurum’ derken 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi’yle beraber bu işler artık eskisi kadar kolay değil. Cezalar ağırlaştı. Devlet kararlı. Meclis hep birlikte oyladı’ dedikleri için o sene aşağı düşmüştür. Daha dün bir günde 8 kadın katledildi. Boşandığı kocaları ya da mevcut kocaları, bir tanesi de böyle bir durumdan dolayı yanıltılmış, kışkırtılmış babası tarafından.
* Kadın cinayetlerinin önüne geçmek için, var gücümüzle çalışıyoruz. Kadın kollarımız çalışıyor. Ama bu mesele toplumsal bir meseledir. İstanbul Sözleşmesi, AK Parti iktidarında 22 yıllık dönemde ‘Neyi doğru yaptılar’ diye bana sorsanız, o sözleşmeye imza koymaları, Meclis’e getirmeleri, hepimizin desteğiyle geçmesi bir nazar boncuğu gibi tek doğruları varsa AK Parti’ye takılacak bir maşallahı varsa buydu. Gecenin birinde, Hizbullahçılar istiyor diye yakında yaklaşan seçimlerde Hizbullah bağlantılı Hüdapar’la ittifakın ön şartı olduğu için, domuz bağcılarının, kadın katillerinin ve her fırsatta kadınları sahiplendirmek lazım diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için bir gün tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Ona karşı açtığımız davayı reddeden hakimi bile Danıştay’dan Anayasa Mahkemesi’ne seçip ödüllendirdi. Dün 8 kadın hayatını kaybetti. O 8 kadının kanı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanın ve buna alkış tutanların elindedir. Böyle bilinsin.

“BİRAZ DA BURSA’DAKİ EMEKLİLERİ TAHRİK EDEYİM”
* Dünden beri Tayyip Bey bana saldırıyor ve şunu söylüyor. Ben ağır bir suç işlemişim. Bugün de o suçu Bursa’da işlemeye geldim. Suçum ne biliyor musunuz? Emeklileri tahrik etmek. Emeklileri tahrik ediyormuşum. Şimdi biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. TÜRK İş, açlık sınırının 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti. DİSK’in rakamları çok daha ileride. TÜRK- İş, 16 bin 250 lira harçlık sınırıdır diyor. Bu ülkede emeklilerin çok önemli bir kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşıyla geçinmek zorunda kalıyorlar. Ben de o günden bugüne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emeklilere 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını anlatıyorum. Tayyip Bey’e diyorum ki bayram ikramiyesi dedin, bunu biz söylemiştik, 2015’te. 7 Haziran’da veremem dedi. Baktın seçimi kaybettin. 1 Kasım’da ‘Biz de vereceğiz’ dedirttin. Çünkü o zaman güya tarafsız cumhurbaşkanıydı. 2018’e kadar verdirtmedin. 2018’de bin lira. 2020’de iki bin lira. Şimdi bu seçimde 5 bin yapacağız diye söylediler, söylediler. 3 bin liraya çıkardılar.
“1,4 TRİLYONA DEĞİL 700 MİLYARA İHTİYAÇ VAR, TAM YARISI”
* Şimdi sadece ve sadece bu hesapla mademki bu işin patenti bizdedir, gel diyorum. Bir kanun çıkaralım. Emekli kart çıkaralım. Bu karta önce aradaki 10 bin lirayı yatıralım. Çünkü şimdiye kadar verdiğin para alması gerektiği paradan 10 bin lira eksik. Bundan sonra en düşük emekli maaşını asgari ücrete tamamlayalım. Bana hesap yapıyor, verilemez. ‘Para yok’ diyor. Diyor ki bunun için diyor, 1,4 trilyon paraya ihtiyaç var. Bir kere yanlış hesap. En düşük emekli maaşlarını 17 bin 2 lira yapmak için 1,4 trilyona değil 700 milyara ihtiyaç var. Tam yarısı. 720 milyar. Ama o yanlış hesabı yapmış, hadi hızla verdiler önüne. Böyle bir para bulunamaz diyor.
* 750 milyar bulamıyorsun da sen sadece 2024 yılında vaz geçilecek vergiler toplamı, ne biliyor musunuz vazgeçilecek vergi? İliç’te parayı üst üste istiflerken, kumu bir yere istifleyen, sonra da 9 tane evladımızı alıp götüren o liçi işleten Anagold firması var ya. Mesela o firmaya siyanürden dolayı 16 milyon lira ceza kesip 2 ay sonra 222 milyon lira vergisini affetmişti. Vazgeçilen vergi geliri bu. Bu sene toplam şirket ve holdinglerin tam olarak 650 milyar lira ödeyeceği vergilerden vazgeçiyorlar. Emekliye lazım olan para da neredeyse bu kadar. Yani İliç’te evlatlarımızı katleden, çıkardığı altının yüzde 98’ini yurt dışına götüren, burada vergi borçları silinen firma ve onun gibi firmalara para var. Emekliye gelince para yok.
* Toplam 6,5 trilyon lira Tayyip Erdoğan’ın verdiği ve şimdiki Maliye Bakanının irrasyonel politikalar dediği kararlardan dolayı devletin ödediği dolar farkı parası, faiz farkı parası, altından dolayı yükümlülüklerinin artmasından kaynaklanan fark 6,5 trilyon lira. Kendi söylediği paranın tam 4 katı. Aslında lazım olan paranın, gerçek rakamın tam 8 katı. Şimdi İliç’teki şirketin vergisini affetmeye para var. Emekliye 17 bin liraya çıkarmaya, emekli kart vermeye, o kartın manav, kasap, market, doğalgazda geçmesine para yok. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken para var, emekliye yatıracakken para yok. Sarayın harcamalarına, bakın saray 1 dakikada 23 bin lira para harcıyor. 1 yılda harcadığı parayı 365’e, sonra 24 saate, sonra da onu 60’a bölerseniz 23 bin lira çıkıyor. Böyle milyon, katrilyon deyince anlaşılmıyor, 1 dakikada 23 bin lira. 10 bin liralık emekli maaşı sarayda 26 saniyede tüketiliyor. 14 tane uçağa para var.
“ACI REÇETEYİ 5’Lİ ÇETE Mİ İÇECEK?”
* Dünyanın en gelişmiş makam arabası. Mercedes, limuzin. 10 tane yapmış Almanlar, 2’si bunda. Birine kendi biniyor, biri boş, yoldan gidiyor. Eğer saldırı olursa aldatsın diye. Dünyada 10 tane var, 2’si bunda. O arabanın yapıldığı dönemde Merkel transporter minibüse biniyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçan sarayı var, Merkel tarifeli uçuyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçaklarından 14 tane var ama emekliye vermeye gelince bütçede para yok. O yüzden hepimiz aklımızı başımıza alacağız. 31 Mart tarihi bundan sonra 4 yıl boyunca önümüze sandığın gelmeyeceği bir tarihtir. Eğer 31 Mart’ta istediğini alırsa. 31 Mart’ta istediğini alırsa 1 Nisan günü zam tufanı kapıda. Kendileri söylüyor, ‘sıkı para politikası’ diyor. ‘Kemer sıkacağız’ diyor, acı reçete içireceğiz diyor. Kim içecek acı reçeteyi? Acı reçeteyi 5’li çete mi içecek? Damatlar mı içecek? Acı reçeteyi Albayraklar mı, Cengiz Holding mi, sarayı yapan müteahhit mi içecek?
* Acı reçeteyi emekli, emekçi, işsiz, esnaf, köylü, balıkçı, arıcılar içecek. Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz. Acı reçeteyi içmeyeceksen buna 1 Nisan olduysa ertesi gün yapacak bir şey yok 2 Nisan’da. 2 Nisan’da 1 Nisan’ın ertesi günü. Bir gün önce yapacaksın. 31 Mart günü. Senin önünde sandık var. Sana 10 bin lirayı reva görene. Emekçisin, günde 8-10-12 saat çalışıyorsun, 17 bin lirayı reva görene. Ev kirası, elektrik, su, doğal gaz çıkınca 3-5 bin liraya çocuklarını sağlıklı bile besleyemeyen bir çalışansın, sana bunu reva görene. Borcu borçla kapatan esnafa, kredi kartını kredi kartı ile çevirenlere, umutsuz ve bavulları kafasında toplamış, yurt dışına gitmek için fırsat kollayan gençlere şunu söylüyorum. Bir gün sonra yapacak bir şey yok.
* Bir gün önce 31 Mart’ta sandığa gidilecek, bu zulme, yoksulluğa, bu işsizliğe, kalpsizliğe dur denecek. Bir sarı kart, kırmızı kart gösterilecek. Bir kırmızı ışık yakılacak. Artık bunlara bir dur denecek. Eğer bunlara 31 Mart’ta bu güç Cumhur İttifakı’nın gemi azıya almış, gözü dönmüş, seni beni görmeyen ve sadece birilerini kollayan bu Cumhur İttifakı’nın karşısına daha büyük bir güçle, merkezi iktidarı yerelden dengeye getirmezsek, bu iktidarın karşısında daha güçlü bir ittifak oluşturmazsak hepimizin işi zor.
“BURSA’YI BU SEFER ALIYORUZ”
* Onun için benim gördüğüm şudur. Hep birlikte daha güçlü bir ittifakı kurmalıyız. O ittifakın adı Cumhur İttifakı’nın karşısında bu sefer millet ittifakı değil. Çok istedik. Çok gayret ettik. Çünkü şunu söyledim. Geçen sefer kıl payı kaçırdığımız Bursa’yı bu sefer alıyoruz ama birlikte olursak seçim yapmaya gerek yok neredeyse, fark o kadar fazla. Balıkesir garanti, Manisa’sı, Denizli’si. Hiçbir büyükşehri de kaybetmeyiz birlikte olsak. Birlikte olalım dedik, hür ve müstakil olacağız dediler. Anlayış gösteriyoruz.
* Ama geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan uzaya gitmediler. Bursa’nın sokaklarındalar. Balıkesir’deler. Tekirdağ’dalar, Manisa’dalar, Ordu’da, Erzurum’da, Kayseri’de, Trabzon’dalar. O iyi insanlar. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi demokratlar yine sandık başındalar. Muhafazakâr demokratlar yine sandık başındalar ve saraya da, Bahçeli’ye de itirazı bitmedi onların.
* Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep beraber ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde nasıl ezdiklerini, nasıl bitirdiklerini bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor. Bunun için biz iyi insanlarla, biz milliyetçi, muhafazakâr demokratlarla, bu ülkede Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Pomak’ı, Boşnak’ı, göçmeni, Arap’ı hep beraber yaşıyor. Hepsinin demokratlarını kucaklıyoruz. Hep birlikte bu ülkede bir başka ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı bu sefer Türkiye İttifakı. Biz kurduk. Hep birlikte içindeyiz.
“HEP BERABER BU SEÇİMLERİ KAZANMAYA ANT İÇİYORUZ”
* Türkiye İttifakının 2 tane rengi var. Partimizin renkleri de öyle ama rengini partimizden almıyor. Türkiye İttifakı rengini işte bu ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakının renkleri bu. Türkiye İttifakı kimden oy ister? Türkiye İttifakı milli takım gol atınca ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister. Türkiye İttifakı Filenin Sultanları dünya şampiyonu oldu ya. Hani İstiklal Marşı çaldı ya. Ay yıldızlı al bayrak gönlere çekildi ya. O sırada hıçkırarak, gözyaşları içinde İstiklal Marşı’nı okudular ya. O sırada kimin gırtlağı düğümlendiyse, hepsinden oy istiyor Türkiye İttifakı.
* Türkiye İttifakı öyle çocuklarını bedelli ya da çürük raporu ile askere kaçırıp, sonra kendisi bir üniforma üzerine Cumhurbaşkanlığı forsu dikip, şehit tabutunun başın el koyup siyaset yapanlardan değiliz biz. Biz bu memleket için gerektiğinde ölümü göze alanlardanız. Türkiye İttifakı, Türkiye’nin bütün evlatlarından oy istiyor. Türkiye İttifakı, umutsuz gençlerimizden, işsiz bırakılmış evlatlarımızdan, yoksullaştırılmış köylümüzden, Atatürk’ün ‘Milletin efendisi’ dediği birisinin ‘Al ananı da git’ dediği bütün köylülerden oy istiyor. Türkiye İttifakı, gözü yaşlı analardan, alın teri ödenmeyen emekçilerden, sokakta terk edilmiş ve maalesef pazar dağılsın diye bekleyip de ezik meyveyi, sebzeyi toplayıp torununa yumurtasız menemen pişirenlerden oy istiyor.
* Türkiye İttifakı için Bursa’da o ittifakın bayrağının ve renklerinin önünden size söylüyorum. Bu rengi siz söyleyin. Bu renk nedir? Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Kimse korkmasın, biz buradayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında ve arkasındayız. Bu ülkede milletin emeğini sömürenlere, birikimlerini çar çur edenlere, yandaşlarına peşkeş çekenlere, bizi üzenlere, ağlatanlara, kahredenlere inat biz santim eğilmedik, ayaktayız. Bir adım geri atmadık, en öndeyiz. Bir kelime eksik konuşmadık, susmayız. Buradayız, buradayız. Hep beraber 31 Mart’ta Türkiye İttifakı ile beraber hep birlikte ayaktayız. Hep beraber bu seçimleri kazanmaya ant içiyoruz. Ayaktayız, biz kazanıyoruz. Bursa ve Türkiye’yi kazanıyoruz. Ben sadece ve sadece size güveniyor, size inanıyor, sizi alkışlıyorum. Sağ olun, var olun. Şimdi gidin bütün Bursa’da seçimi kazanın. Bu seçimi kazanmaya var mısınız?”
]]>ALTINLAR BENİM KASADA SANA 45 SONRA VERECEĞİM
İbrahim B., 38 gün sonra geri dönen Baştar’a iş yerinin anahtarını bir gün sonra zorla verirken, ‘Kuyumcu dükkanındaki senin altınlar, benim çarşıdaki iş yerinin kasasında. Sen 45 gün sonra geldin. Ben de altınları sana 45 gün sonra iade edeceğim. Sana ceza’ dedi.
Kuyumcu dükkanında bulunan 2 kilo 300 gram altının ve kendisine emanet verilen ziynet eşyalarının kayıtlı olduğu defterin çalındığını fark eden Fatih Baştar, izlediği güvenlik kamerası görüntülerinde, İbrahim B.’nin 12 Aralık 2020’de yanında oğlu Faruk B. ve arkadaşı Muhammet Emin G. ile işyerine geldiğini, Faruk B.’nin kuyumcu dükkanına girip altınları bavula koyup araca binerek uzaklaştıklarını gördü.

“KENDİ MALIMI ÇALMAKLA SUÇLUYOR”
Şikayet üzerine yakalanıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 3 kişi hakkında, Bursa 35’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Duruşmada, yöneltilen suçlamaları kabul etmeyen İbrahim B., Fatih Baştar’a kuyumcu dükkanını kendisinin açtığını ve sermayenin kendisine ait olduğunu iddia ederek, şunları söyledi:
“Fatih’in 5 kuruş sermayesi yoktu. Ben ilk önce yanımda SGK’lı çalışan olarak başlattım. Daha sonra üzerine vergi levhası çıkarıp, sermaye koyup dükkan açtım. Müşteki kendi malıma sahip çıktı. Şu anda kendi malımı çalmakla beni suçluyor.
Söz konusu sermayeleri borç alarak koyduğuma, bu malların bana ait olduğuna ve aldığım bu malları, alacak sahiplerine verdiğime dair belgeler elimde mevcuttur. Fatih’in kendi sermayesinin de 230 gram olduğuna dair kendi el yazılı belgeleri vardır.
Bu 230 gram altını üvey babasına iade ettiğine dair, müştekinin banka hesap kayıtları ile Kestel’de 100 gram altın bozdurduğu bir kuyumcu tanıdığımız mevcuttur.
Atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Mağazadan aldığım altın da zaten bize aittir. Müştekinin maddi zarar talebini karşılamayı kabul etmiyorum, aksine ben zarara uğradım. Suçsuzum beraatimi istiyorum”
“GÜVENLİK GEREKÇESİYLE ALTINLARI ALIP, DÜKKANI BOŞALTTIK”
Muhammet Emin G. de ifadesinde İbrahim B.’nin anlattıklarının doğru olduğunu, Fatih Baştar’ın, dükkanı İbrahim B.’nin oğlu Faruk B.’ye bırakarak 2 günlüğüne Gaziantep’e gideceğini söylediğini ve 45 gün boyunca gelmediğini belirtti.
Muhammet Emin G., “Fatih 45 gündür ortalıkla olmadığı için, Faruk da tecrübesiz ve genç olduğu için, güvenlik zafiyeti oluştuğundan, İbrahim kuyumcuyu kapatma kararı aldı. Faruk, İbrahim ve ben mağazaya gittik. İbrahim dışarıda bekledi. Faruk ve ben altınları topladık. Bu şekilde dükkanı tamamen boşalttık. Topladıklarımızı tartmadık. Fatih ile İbrahim B. ortaktı. Fatih, İbrahim’i borca sokmuştu. Aldığımız altınları İbrahim B.’nin ödemelerinde kullandık. Ben bu ödeme diyaloglarına şahidim. Suçsuzuz” diye konuştu.
ARSA SATIŞI BAHANESİYLE DOLANDIRILDIĞINI İDDİA ETTİ
Eski ortağı tarafından dolandırıldığını söyleyen Fatih Baştar ise şunları söyledi:
“İbrahim ile ortaklığımız yarı yarıyaydı. Benim Kestel Sanayi’de satışa çıkarttığım ve 5 milyon TL eden bir arazim vardı. Buraya 10 milyon TL teklif eden bir şahıs ortaya çıktı. Bana parayı Gaziantep’te vereceklerini, benim yerimde değerli bir şey olduğunu, istediğim paranın 2 katını vereceklerini söylediler.
Hatta bana Gaziantep’e uçak bileti aldılar. Ancak bilet iptal oldu. Daha sonra İstanbul’a geleceklerini söylediler.
Ben buranın satışıyla ilgili herhangi bir yere ilan vermemiştim. Sadece eşe dosta haber salmıştım. İbrahim de burayı satma niyetimin olduğunu biliyordu.
Sonrasında İstanbul’a beni götürdüler. Paranın 2-3 güne geleceğini söyleyerek, beni 15 gün kadar oyaladılar. Ben 20 gün kadar sonra dükkanıma geldiğimde, dükkanımın tamamen soyulduğunu gördüm.
İstanbul’a gittiğim tarihi hatırlamıyorum. Döndüğüm gün 2 Aralık diye hatırlıyorum. Hemen sanığın yanına gittim. ‘45 gün sonra gel. Senin malını 45 gün sonra vereceğim’ dedi.
Ben diretince, ‘Anahtarlar evde, yarın getireyim’ dedi. Ertesi gün gittiğimde, ‘Malın hiçbirisi senin değildi. Benim malımla bunları kazandın’ diyerek mallarımın hiçbirisini bana vermedi.
Zararım 2 kilo 300 gram has altındır. Yani gramı 1000 TL’den hesaplandığında, 2 milyon 300 bin TL’dir. Zararımın giderilmesini talep ediyorum.”
“ORTAK OLDUKLARINI GÖSTEREN HİÇBİR BELGE YOK”
Mağdur Fatih Baştar’ın avukatı Cem Atlı da olayın planlı gerçekleştirildiğini söyleyip, sanıklar tarafından iddia edilenin aksine müvekkili ile İbrahim B.’nin ortaklığını doğrular bir belge bulunmadığını belirtti.
İbrahim B.’nin oğlu Faruk B.’nin müvekkilinin yanında çalışan olduğunu söyleyen Avukat Atlı, “Müvekkilimin il dışında olmasını ve iş yerini yanında çalışan Faruk B.’ye emanet etmesini fırsat bilerek, önce kameraları etkisiz hale getirmiş, ardından dükkandaki altınları çantalara doldurmak suretiyle, kuyumcu dükkanını boşaltmışlardır. Sanıkların dükkan ortağı oldukları yönündeki savunmalarını doğrular hiçbir belge ibraz edilmemiş, gösterilen tanıklar sanıkları doğrulamamıştır. Sanıklar tarafından bahsedilen 1,5-2 milyon civarı ortaklık payının herhangi bir yazılı belge olmaksızın verildiği iddiası, hayatın olağan akışına ve tacirlerin basiretli olduğu kabulüne aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenlerle müvekkilin adına kayıtlı bulunan tüm sermayesi, müvekkille ait olan kuyumcu dükkanından, ilgisi ve rızası dışında Faruk B. ve sanıklar tarafından alınmıştır” ifadelerini kullandı.
Kararını açıklayan mahkeme hakimi, ‘Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak’ suçundan İbrahim B.’ye 4 yıl 2 ay hapis ve 166 bin 600 lira idari para cezası, oğlu Faruk B.’ye olay tarihinde yaşı küçük olduğu için 2 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 44 bin 400 lira idari para cezası, Muhammet Emin G.’ye ise 2 yıl 1 ay hapis ile 66 bin 640 lira idari para cezası verdi.
]]>
‘’Kendinizi zaman zaman yorgun hissettiğinizde işe sağlıklı beslenmeyle başlayın. Doğru tercihler kısa sürede enerji toplamanızı sağlayacaktır’’ tavsiyesinde bulunan Uzman Diyetisyen Ayşe Gül Güven de bu besinleri şöyle sıraladı:
TAM TAHILLI GIDALAR: Karbonhidratlar kasların ve beynin yakıtıdır. Lif içeriği ve B vitaminlerinden zengindir. Kolay ulaşılabilir tam tahıllı, ekşi mayalı, çavdarlı ekmekler, tam tahıllı makarna, bulgur, karabuğday, kepekli pirinç karşımıza en kolay çıkabilen örnekleridir. Beyaz peynirli ya da kaşarlı mevsimine uygun yeşillikli bir tam tahıllı ekmekle hazırlayacağınız sandviç sizi yeniden şarj eder. Dikkatinizi ve konsantrasyonunuzu yerine getirir.
TAZE MEYVELER: Yorgunken yiyecek bir şeyler hazırlamak bile zor gelebilir ya da vaktiniz sınırlı olabilir. Taze, şekerli, renkli, lifli ve sulu meyveler kendinizi hızla toparlamanıza yardım eder. Muz, mandalina, armut, elma yanınızda kolayca taşınabilir. Yanına süt eklenmiş bir kahve, kefir, yoğurt eşlik ederse acıkma süreniz gecikir.

ÇEŞİT ÇEŞİT SALATALAR: Kompleks karbonhidratların en sağlıklısı olan sebzeler; zeytinyağı, sirke, limon sosu ile birleşince adeta bir multivitamin olur. Renkli salatanız sayısız fito bileşen ile enerji verir, vücut direncinizi artırır. Haşlanmış kurubaklagil, tahıl ya da sağlıklı pişirilmiş et, tavuk, balık, yumurta ile sağlam tokluk oluşturur.
KURUBAKLAGİL: Soğuk havalarda etli kuru fasulye ya da sebzeli mercimek çorbası ilaç gibi gelen besinlerdendir. Kuru fasulye, nohut, mercimek yüksek bitkisel protein, magnezyum ve bakır içeriğiyle sinirlerinize iyi gelir ve enerji veren sağlıklı karbonhidratlardandır. Çözünür ve çözünmez lifli yapısıyla bağırsakları hareketlendirir, faydalı bakterileri besler, kabızlığı önler. Bağırsaklardaki iyi bakterilerin sayısını artırmaya yardımcıdır. Bitkisel protein oldukları için et, yoğurt ve/veya pirinç, bulgur gibi tahıllarla birlikte tüketmeniz protein zincirini tamamlar.
ET, TAVUK, BALIK, YUMURTA: Enerji eksikliğinin en yaygın görülen nedeni tabi ki acıkmış olmanızdır. Açlığı kökünden çözecek seçeneklerin başında protein içeriği yüksek yemekler gelir. Günlük D vitamini ihtiyacınızı hissetmezsiniz ama o gün et, tavuk, balık tüketmediğiniz aklınıza gelir. Vücudumuzun tıpkı diğer besin öğeleri gibi günlük protein ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılanmadığında vücut direnci düşmeye başlar ve vücutta şişkinlik ve ödem artar.
PATATES, KESTANE VE MISIR: Eğer gluten tüketmemeye dikkat ediyorsanız bu besinler imdadınıza yetişir. Yemeklerinizin içine baharat gibi patates katabilir, mevsiminde dondurucuya attığınız mısırları etli öğünlerinizin yanına ekleyebilir ya da atıştırmalık olarak önceden suda beklettiğiniz kestaneleri çizip fırın/ızgara da pişirebilirsiniz. Tabii haşlanmış/közlenmiş mısır veya kestane gibi sokak lezzetlerini de unutmamak gerekir.
PEYNİR, YOĞURT, KEFİR VE SÜT: Süt grubu besinler kalsiyum, fosfor, magnezyum ve D vitamini içerir. Bu besin öğeleri kan basıncının dengelenmesine, sakinleşmenize, iskelet ve kas sisteminin olağan ritminde ilerlemesine yardımcıdır. Uykuyu kolaylaştırır ve açlık ataklarına hızlı çözümler sunar. Kakaolu süt+muz, ballı elmalı yoğurt, çilekli ya da böğürtlenli kefir ile enerjinizi artırabilir. Tarçınlı ya da zerdeçallı süt ile uykuya dalmayı kolaylaştırıp ertesi gün için de enerji depolayabilirsiniz.
KURUYEMİŞLER: Açlığa en hızlı ve sağlıklı çözümü sağlayan ceviz, badem, fındık, yerfıstığı, kabak çekirdeği, ay çekirdeği, Antep fıstığı, kaju gibi kuruyemişler içerdikleri faydalı yağ asitleriyle dengeli tokluk sağlar. Sodyum içerikleriyle düşen nabzınızı hızlı toparlar. Ancak genel tuz alımı yüksek olan bir toplum olduğumuz için ölçü yine anahtar kelimedir. Omega 6 elzem yağ asidini fazla almanıza neden olabilir ve bu kan yağlarınızı yükseltebilir. Her gün 1 avuç kadar taze kırılmış ya da kabuğundan sıyrılmış kuruyemiş tüketmeniz yeterlidir.
BUNLARI YAPMAYIN!
Yorgunluğa karşı gün boyunca bol bol su tüketin. Sağlıksız besinler ve fazla kahve ile aranıza mesafe koyun. Özellikle kek, açma, pasta, patates kızartması, hamburger ekmeği ve paketli hazır gıdalar kan şekeriniz de ani çıkış ve hızlı düşüşlere yol açar. Dolayısıyla tam düzeldi derken size bir ağırlık hissi çöker ve bunu enerji çekilmesi takip eder. Üstelik sağlıklı yiyeceklerin yerini aldığı için bünyeyi bir kısır döngüye sokar. Dolayısıyla iyi bir enerji için sağlıksız besinlerden uzak durun.
NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?
Uzun süren yorgunluklarda doktora başvurulmalı. Çünkü geçmeyen yorgunluk; kansızlık, vitamin eksikliği (özellikle B grubu vitamin eksikliği), tiroit hormonları dengesizliği, kalp-damar hastalıkları, diyabet, alerji ve depresyon gibi sorunlardan kaynaklanabilir.
]]>Isparta ve çevre illerden gelen günübirlik ziyaretçiler ve kayak sporcuları, hava sıcaklığının 15 derece olduğu Davraz’da güzel bir gün geçirdi.
Ragbi Şampiyonası için bulunduğu kayak merkezinde bu yıl faaliyete geçen gondol sayesinde tesisin daha modern bir hale getirildiğini söyleyen Vali Aydın Baruş, 1950 rakımlı tepede geçen yıl yapılan yürüyen bant sayesinde günübirlik ziyaretçilerin de kızakla kayma keyfi yaşadığını, önümüzdeki yıl bu alanın daha da genişletileceğini belirtti.
Davraz’a geçen yıl 250 bin ziyaretçi geldiğini aktaran Vali Baruş, karın geç yağması nedeniyle sayının bu yıl olumsuz etkilediğini vurguladı.
Vali Baruş, “Bu yıl 16 Şubat’ta açılan kayak sezonu nedeniyle ziyaretçi sayımız şu ana kadar 9 bin araç, 40 bin ziyaretçi olarak gerçekleşti” dedi.
Eğirdir Havacılık Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi olan ve Davraz’da paraşüt ile kayak yapmayı deneyen Yavuz Saraçoğlu, rüzgar nedeniyle yamaç paraşütü yapmanın zor olduğunu ancak kendisinin bunu defalarca denediğini belirterek, “Davraz hem şehre yakın olması hem konumu itibari ile harika bir yer. İklim olarak da gayet güzel. Buranın doğal güzelliğini kayak zevkini yaşayabilirler. Herkese tavsiye ediyorum” diye konuştu.
Hafta sonu için Antalya’dan Davraz’a gelen Ender Emin Özcan, kayak merkezine her yıl geldiğini belirterek, “Bu yıl gondol tesisinin hizmete açılması kayakçı ve boardcular için muazzam bir kolaylık olmuş. Çok keyifli, konforlu. Umarım çok daha güzel karlar yağar da bu tesis, daha güzel değer görür” dedi.
Antalya’dan gelenler arasında yer alan Umutcan isimli bir ziyaretçi de şunları söyledi:
“Günübirlik olarak Antalya’dan geldim. Bugün hava oldukça güzel. Geçen yıl da gelmiştim ama hava sisliydi, bugün kaymak için oldukça ideal bir gün. Gondol tesisinin hizmete girmesi kayakçıların biraz daha uzun süre kuyrukta beklemesine neden oluyor. Davraz lokasyon olarak güney şehirlere çok yakın özellikle Antalya’ya. Denizli’ye de yakın o yüzden ulaşılabilir olduğu için herkese uygun bir yer tavsiye ediyorum.”
‘HER YIL GELİYORUM’
Davraz’a kış aylarında kayak yapmak için her yıl geldiğini belirten Antalya’da yaşayan Merve Çetinkaya, kayak merkezindeki gondolun devreye girmesi, 8 kişilik kapasitesinin olmasının sevindirici olduğunu ancak kayak yapanlarla yapmayanların aynı sırayı beklemesinin olumsuzluk yarattığını söyledi.
Çetinkaya, “Uzun süre gondola binmek için sıra beklemek zorunda kalıyoruz. Buna bir çözüm bulmaları lazım. Onun dışında kar olmaması üzücü” dedi.
Kayağa yeni başlayan ve kaymaktan çok hoşlandığını belirten 12 yaşındaki Uğurkan Karakiraz da ailesi ile Isparta şehir merkezinden geldiğini, ileride profesyonel bir kayakçı olmak istediğini belirtti.
JAK 24 SAAT GÖREVDE
Diğer yandan sağlık ekipleri ve Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timleri Davraz’da kayakseverlerin güvenle eğlenebilmesi amacıyla 24 saat görev yaparken, eğitimli köpeklerin de bulunduğu ekip acil durumlarda anında müdahalede bulunuyor.
]]>
“BU MAKAMIN SAHİBİ, BU ŞEHRİN 16 MİLYON İNSANI”
İmamoğlu, şöyle konuştu:
* “Hayata şöyle bakıyorum. Bu makamlar gelir geçer. Benim şu anda bulunduğum makam, çok kutlu bir makam. Kadim şehrimizin önemli bir makamı. Bu makamın sahibi, bu şehrin 16 milyon insanı. Çatalca’nın belediye başkanlığı makamının da sahibi Çatalcalılar. Bazıları şöyle düşünüyor olabilir. O makam, ona kimin tarafından verildiyse o makamın sahibi de o zannediyor olabilir. Değil sevgili kardeşim. Makam, milletin. Millete ait olan makamın hakkını verirken insanların siyaseti, şusu busu seçimden öncesinde kalır. Seçim biter, sonra hizmet yolculuğu başlar. Bu hükümet atmosferi değiştirdi. Bunlar iklimi, ahlâkı değiştirdi ama onların ortaya koyduğu ahlâk, iyi ahlâk değil. Onun peşinden gidenin hâli yaman. Biz, milletin yolunun peşinden gidiyoruz. Bizim yolumuz o.

“KANAL İSTANBUL FELAKETİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”
* Çatalca’nın tarım alanlarına, ormanlarına, Çatalca’nın güzelim doğasına, meralarına göz dikmiş birileri de var. Tarıma saygı duymayan birileri de var. Ağızlarına almasalar da Kanal İstanbul denen ihanet projesiyle beraber Silivri’ye, Çatalca’ya uzanan alanları kontrolsüz bir biçimde, dehşet bir sürece taşıma gayretinde olanlar var. Bu, İstanbul’un sonu demek olur. Onlara karşı çok uyanık olmak ve el birliğiyle karşı durmak mecburiyetindeyiz. Bunlar ‘Gündemimizde yok’ diyorlar. Sakın inanmayın.
* Bunlar, seçimden önce her kılığa girerler. Bunlar, her türlü renge bürünürler. Bunlar, asıl niyetlerini gizlemeye çalışan insanlar ama ilk fırsatta harekete geçirecekler. Zaten ‘Yapmayacağız’ demiyorlar, diyemiyorlar. Öyle çevrelere öyle sözler, öyle vaatler verdiler ki yapmak mecburiyetindeler. Onun için sandıkta ne olacağız? Birlik olacağız. Kanal İstanbul denen büyük doğal felaket kaynağını, milli güvenlik sorununu bu milletin başına açmalarına izin vermeyeceğiz. Bu şehre muhafızlık yapacağız. Onlar talanla, yalanla, iftirayla hayatlarını sürdürsünler. Onlar israfla gündeme geldiler. Biz, icraatla gündeme geldik.

“MİLLETİN PARASINI MİLLETE DAHA ÇOK DAĞITACAĞIZ”
* Onların döneminde hangi parselde kime daha fazla imar verilirdi, öyle konuşuldu. Biz ise 4,5 yıldır Halk Süt’le, Anne Kart’la, kreşlerle, eğitim desteği ve burslarıyla… 100 bin üniversite gencine bu kardeşiniz, ekip arkadaşlarıyla beraber -helali hoş olsun- 7 bin 500 lira burs verdik bu sene. Seneye 100 bin gencimize 15’er bin lira vereceğiz. Bu zor, dar günlerde başımıza yoksulluğu bela etti bu hükümet. Paramızı pul etti. Emeklimizi fakir eyledi. Biz elimizden gelen katkıyı, fedakarlığı yapacağız. Niye, biliyor musunuz? Onların derdi başka ama bizim derdimiz ne, biliyor musunuz? Milletin parasını millete dağıtıyoruz. Önümüzdeki dönemde daha çok dağıtacağız.
* Tek asgari ücretle geçinen evlere, tek emekli maaşıyla geçinen evlere yıllık 10 bin lira pazar desteği vereceğiz. Bu haneler, Halk Ekmek büfelerinden ücretsiz olarak günde bir ekmeğini alacak. Tek asgari ücretle geçinen hanelerdeki bir kişiye tam 10 bin lira da ulaşım desteği vereceğiz. Yeni evli çiftlere, evlenecek çiftlere sağlamakta olduğumuz evlilik desteğini -ki biz başlattık- 30 bin liraya çıkaracağız. Bunu İstanbul genelinde, bu 5 yılda 100 bin çifte çıkaracağız. İhtiyaç sahibi lise ve üniversite öğrencisi gençlere yılda iki defa kıyafet kuponu desteği sağlayacağız.

“İSTANBUL’UN YENİDEN İHANETE DÖNMEYE TAHAMMÜLÜ YOK”
* Sözüm ona bu arkadaşlar, bu kampanyada sadece İstanbul konuşacaklardı. Böyle dediler, hatırlayın. Daha birkaç hafta dayanabildiler, hemen su kaynattılar, hemen kayış attılar. Çünkü görüyorlar, İstanbul başardı. Hep birlikte israfı bitirdik, hizmeti getirdik. Bundan geri dönüş yok. İstanbul’un yeniden ihmale, ihanete, israfa dönmeye tahammülü yok, dönmeyecek. Eşitlik ve adalet yolunda hep birlikte yürümeye devam edeceğiz. Birlik ve kardeşlik yolunda hep birlikte yürümeye devam edeceğiz. Hazır mıyız? Birlikten, kardeşlikten söz açılmışken şimdi biraz sizlerle dertleşmek istiyorum.
* Bakın, 5 yıldır konuşmalarımı dinliyorsunuz, tavrımı biliyorsunuz. Soruyorum, Allah aşkına, benim bir gün -hangi siyasi görüşten olursa olsun, hangi etnik kökenden olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun, fark etmez- bir kişiye ayrımcılık yaptığımı ya da ötekileştirdiğimi gördünüz mü? Bana her gün hakaret eden siyasi rakiplerimin, bir gün bile onların vatanseverliğini ya da onların inancını sorguladığımı işittiniz mi? Kıskanıyorlar, doğru. Çekemiyorlar. Kimse, kendisine karşı böyle bir şey yapılmasını hoş karşılamaz. O zaman kendisine yapılmasını istemediğin şeyi bir başkasına yapmayacaksın.

“EŞ ZAMANLI BİR OPERASYON BAŞLADI”
* Bunları niye söylüyorum? Çok eş zamanlı bir operasyon başladı. Yeni yeni filizlendirmeye çalışıyorlar. Operasyonun sahibini de belli ediyor. Ne zaman ki rakibim aday, hakkımda iftiralara başladı; aynı anda eş zamanlı sosyal medya üzerinden de aynı kampanya harekete geçti. Kampanya, bildiğimiz şey. Tam da şu. Sahte videolar ile kumpas videoları ile neymiş, terör örgütü beni destekliyormuş gibi gösteren videolar. Onlarca hesaptan aynı anda kumpas başladı. Milyonlarca reklam vererek bu videoları herkesin görmesini istiyorlar. Rakibimin açıklamalarıyla eşgüdümlü başladı.
* Altını çiziyorum bunun. Rastgele değil. Peki, siz bu videoları hatırlıyorsunuz. Nereden hatırlıyorsunuz? Bir önceki seçimde, değil mi? Bu kumpasın patronu, o zaman canlı yayında, milyonlarca vatandaşın gözüne bakıp kumpası nasıl itiraf etmişti? Ne demişti? ‘Ama montaj ama şu ama bu’ demişti. Sahibi çok belli. Kumpası yapanlara sesleniyorum. Öncelikle kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi bana da yapmayın. Yapmaya devam mı edeceksiniz, yine kaybedeceksiniz. Her babayiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Sizin o kumpaslarınız, iftira kampanyalarınız bende toz zerresi kadar leke bırakmaz. İşinize bakın.

“ATA’YA HAKARET ETMEK BUNLARIN DÖNEMİNDE SERBESTLEŞTİ”
* Bunlar, bu milletin milli duygularını, inancını rencide edecek seviyede ne yazık ki her şeyi alet ediyorlar. Bunlara söylüyorum, buradan sesleniyorum. Ben, sizin gibi günübirlik Atatürkçü değilim. Çıkıyor bir meczup; bize, yüzümüze, gözümüzün içine baka baka Atatürk’e hakaret ediyor. O meczup hakaret ediyor ama kimsenin çıtı çıkmıyor. Herkes bir anda lal oluyor. Ağzını açan yok. Ata’ya hakaret etmek, küfretmek ne yazık ki bunların döneminde serbestleşti.
* Bu meczup gibiler bir de bize Osmanlı dersi vermeye kalkıyor. Sen kim, Osmanlı kim? Sen ne anlarsın Osmanlı’dan? Osmanlı da bizim, sarı saçlı, mavi gözlü lider de bizim liderimiz. Bunu buradan bilin. Bu yeminli Atatürk düşmanlarını bu iktidar, sadece bu tür durumlarda uzaktan izlemiyor. Ne yapıyor, biliyor musunuz? Onlara destek de oluyor hem de öyle az buz destek değil.

“KÜFÜRBAZ ATATÜRK DÜŞMANI, ONLARIN SİYASİ YOL ARKADAŞI”
* Şimdi bilmediğiniz şeyler söyleyeceğim. O küfürbaz Atatürk düşmanı, onların siyasi yol arkadaşı. Doğru mu? Yetmedi. Atatürk’e küfreden o adamın oğlu, hâlâ partilerinin milletvekili. Yetmedi. Damadı Sakarya Çevre İl Müdürü. Yetmedi. Abisini bir şirketin başına kayyum atadınız. Diğer oğlunu da Kocaeli İşkur İl Müdürü yaptınız. Aileye bak. Yetmedi. Abisinin damadı da eski milletvekili. Hani şu ‘Yeliz’ var ya… O işte, o arkadaş. Bakın, işte sizin liyakat anlayışınız. Atatürk’e hakaret edenlerin sülalesine üst düzey kamu görevleri vermek mi sizin Atatürkçülüğünüz? Vatanseverliğiniz bu mu? Siz, bu halkın çocuklarının hak ettikleri makama gelmesini istemeyenlersiniz.
* Bu anneler, bu hanımefendiler, bu çocuklarını, bu sıraladığım insanlardan katbekat daha iyi yetiştiriyor ama sizin tek derdiniz, bir avuç insan ve onların aileleri. Bizim derdimiz ne, biliyor musunuz? Bizim derdimiz 16 milyonun, milletin evlatları. Onun için siz, partizanlıkla milyonlarca gencin hakkını gasp edenlersiniz. Siz, alın teriyle başarı zincirini kırarak bu toplumun dengesini bozan bir yapısınız. Aileye bakın. Babası bunlardan milletvekili. Oğlu milletvekili. Damadı milletvekili. Diğer oğlu genel müdür. Damadı genel müdür. Abisi kayyum genel müdürü. Ne mübarek aile, değil mi? Bir de bu memleketin başının tacına hakaret edecek, küfredecek… Devletin bir tane kurumu bile harekete geçmedi. Yazıklar olsun size.

“EKREM İMAMOĞLU İLE UĞRAŞMAYI BIRAKACAKLAR”
* 2015 yılında, bunların zamanında Çatalca’da, KİPTAŞ konutlarının 100’den fazlası, bunların partili yandaşlarına dağıtıldı. Kimler yok, kimler… Şimdi milletvekili yaptıkları Kadın Kolu Başkanı var. Belediye başkanlarının oğlu var. Başkan yardımcısının kızı var. Vakıflarının yöneticileri var. Zaten deprem olur, deprem konutunda kurada her nedense o kura milletvekiline çıkar. Bugün de buraya gelirken okudum. TOKİ’nin alt gelir seviyesi için yaptığı ‘İlk evim arsa’ projesinden arsa bilin bakalım kime çıkmış… AK Parti milletvekiline yine. İşte bunların gerçek yüzü bu.
* Bu saltanatı kim yerle bir edecek, biliyor musunuz? Vicdanlı ve hakkını koruyan milyonlarca genç, yerle bir edecek. Hem de ne zaman, biliyor musunuz? Çok uzak değil. Sadece 35 gün sonra. 31 Mart’ta hep beraber bunlara öyle bir ders vereceğiz ki, milleti tehdit etmeyi bırakacaklar. Onları, milletin hizmetkarı yapacağız. Hep beraber yapacağız. Seçimde öyle bir ders alacaklar ki, kalan zamanlarında enflasyonu düşürmek için uğraşacaklar. Kalan zamanlarında, berbat ettikleri ekonomiyi, maliyet artışlarını, dibe vuran asgari ücreti düzeltme gayretinde olacaklar. Bunlara halkımız, hangi partiden olursa olsun İstanbul İttifakı, milletimizin o güçlü vicdan birliği, öyle bir ders verecek ki, sandıktan bir gün sonra tutuşup hükümet işlerine koşacaklar. Ekrem İmamoğlu’yla uğraşmayı bırakacaklar.
“HEP BİRLİKTE KAZANALIM”
* Sevgili Çatalcalılar; bu şehrin çocuklarına, bu şehrin gençlerine, bu şehrin saygıdeğer annelerine, hanımefendilerine, dar gelirlilerine, emeklilerine sahip çıkanı seçin. Güzel günler için bir kez daha birlik olun. Birlik olun hepimiz için, hep birlikte kazanalım. Haydi İstanbul, tam yol ileri. Ben, bu şehrin Erhan Bey’le gençleşeceğine, enerjisini bulacağına, sokakta, caddede, pazarda onunla birlikte hizmet üreten bir belediye başkanı olacağına, ahlâkına, erdemine, iş yapma çalışkanlığına kefilim. Çatalca’da Erhan Güzel’e oy vermek için hazır mıyız? Meclise de oy istiyoruz. İstanbul’a da oy istiyoruz. Her şey çok güzel olacak.”
]]>Kaliforniya merkezli çip üreticisi Nvidia’nın geliri, yapay zekadaki patlamanın etkisiyle hızla yükseldi. Bu hafta, üst üste dördüncü çeyrekte de kazançlarını artıran şirket, satışlarını yıllık bazda 5 kat artırırken, vergi sonrası kârını ise 1,4 milyar dolardan 12 milyar doların üzerine çıkarak beklentileri aştı.
Çarpıcı sonuçlar Nvidia’yı cuma günü gün içi 2 milyar dolar değerine ulaştırarak Apple ve Microsoft’tan sonra en değerli üçüncü teknoloji şirketi haline getirdi.
Nvidia’nın değerinin cuma günü 2 milyar dolara çıkması, aynı zamanda S&P 500 endeksini 5 binin üzerine çıkararak yeni bir rekor seviyeye taşıdı.
Nvidia’nın rekor kârı CEO Jensen Huang’ın servetinin de hızla yükselmesine neden oldu. Şu anda yaklaşık 70 milyar dolar değerinde olan 61 yaşındaki Huang, Bloomberg Milyarderler Endeksi’nde dünyanın en büyük 20 milyarderi arasına girmenin eşiğinde.
Bloomberg’e göre Huang’ın serveti cuma günü itibariyle 69,4 milyar dolar değerine yükseldi. Bu da onu dünyanın en zengin 21’nci kişisi yaptı.
ELON MUSK SORUNLARLA BOĞUŞUYOR
Elon Musk için ise bu yıl pek de iyi bir başlangıç olmadı. Dünyanın en zengin insanı Tesla’nın değerinin düşmesinden X reklamverenlerinin kaçışına kadar uzanan pek çok sorunla karşı karşıya kaldı.
Yatırımcıların Çin’in kırılgan ekonomisi ve küresel elektrikli araç satışlarındaki potansiyel yavaşlama konusunda endişelenmeleri nedeniyle Tesla hisseleri yıl başından bu yana neredeyse yüzde 23 düştü. Tesla ayrıca dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi olma unvanını Çinli BYD’ye kaptırdı.
Business Insider’ın hesaplamalarına göre Tesla’nın hisse senetlerindeki düşüş bu yıl yaklaşık şirketin değerinden 188 milyar dolar sildi. Hisse senedi 192 doların biraz altında kapanarak cuma günü işlem kapanışında 600 milyar doların biraz üzerinde bir değere sahip oldu.
Tesla’nın değeri zirveden bu yana yarıdan fazla düşmüş olsa da hisseler son beş yılda neredeyse yüzde 900 artış gösterdi.
Yine de 2024’teki değer kaybı Tesla’nın “Muhteşem Yedili” grubundaki yerini riske attı. Şu anda Warren Buffett’ın Berkshire Hathaway’i ve ilaç devi Eli Lilly’nin yanı sıra Microsoft, Apple, Nvidia, Alphabet, Amazon ve Meta’dan çok daha az değere sahip.
Musk’ın kendi serveti Tesla’daki yüzde 21’lik hissesine yakından bağlı. Bloomberg Milyarderler Endeksi’ne göre, elektrikli araç üreticisinin borsa mücadelelerinin bir sonucu olarak Elon Musk’ın kişisel serveti bu yıl yaklaşık 21 milyar dolar düştü.
ABD yargısının, Musk’ın 55 milyar dolarlık maaş paketininin şirketin yönetim kurulu tarafından adil olmayan bir şekilde belirlendiği gerekçesiyle iptal etti. X’teki reklam harcamalar ise 2023’te yüzde 54 düşüşle 1,89 milyar dolara geriledi.
Tüm bu sorunların Musk’ın dünyanın en zengin insanı unvanını tehdit edebileceği belirtiliyor.
]]>İddianamede, Kahraman’ın evin yatak odası bölümüne bıraktığı tarım ilacı tabletlerinin hava ile temasıyla çıkan gazın yayıldığı, yatak odasının düzgün şekilde kapatılmaması nedeniyle de evdekilerin etkilendiği belirtildi. Kahraman’ın ilaçlamanın ardından evde kalınmaması konusunda uyarıda bulunmadığına dikkat çekildi.
ANNE SÜTÜ ZEHİRLENMESİ SANDILAR
Ortakent Mahallesi’nde yaşayan İnci Sandık ile oğulları Sezai Talha ve 6 aylık Uraz ile kızı Karya, geçen yıl 20 Mayıs sabahı rahatsızlanınca Bodrum Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Annesinin sütünden zehirlendiği sanılan Uraz, kurtarılamadı. Ambulansla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilen Kayra Sandık da yaşamını yitirdi.
İki kardeş 21 Mayıs’ta ilçede toprağa verildi. Cenazeye anne İnci Sandık da katıldı. Cenazenin ardından tekrar rahatsızlanan İnci Sandık, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yoğun bakımda tedaviye alındı. İnci Sandık ve oğlu Sezai Talha tedavilerinin ardından taburcu edildi.
TARIM İLACI KULLANILMIŞ
Olayın ardından baba Alp Sandık’ın ifadesine başvuruldu. Sandık ifadesinde, evdeki haşerelere karşı firma tarafından yapılan ilaçlamanın aşırı olduğunu söyledi. Baba Sandık’ın ifadesi doğrultusunda Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla evi ilaçlayan ve ilaçlama şirketinin sahibi olan Halil Kahraman 21 Mayıs akşamı gözaltına alındı.
Polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Kahraman, çıkarıldığı mahkemece ‘Taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olmak’ suçundan tutuklandı. Yapılan incelemede evin, halk dilinde ‘buğday biti’ olarak adlandırılan tarım ilacı ile ilaçlandığı belirlendi.
EVDE 6 GÜNDE İKİNCİ İLAÇLAMA
Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanık Halil Kahraman hakkında ‘Taksirle birden fazla ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle 4 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede sanık Kahraman’ın,12 Mayıs 2023 tarihinde böceklere karşı evi ilaçladığı ancak böceklerin ölmemesi üzerine 18 Mayıs’ta ikinci defa ilaçlamak için eve geldiği belirtildi.

İddianamede, Sanık Kahraman’ın evin yatak odası bölümüne ‘buğday biti’ diye tabir edilen 4 tablet tarım ilacı bıraktığı ve yatak odasının kapısını bantla kapattığı, şüphelinin yatak odasına iki gün boyunca girilmemesini ve iki gün sonra havalandırılarak girilmesi gerektiğini söylediği belirtildi.
UYARIDA BULUNMAMIŞ
İddianamede sanık Halil Kahraman’ın, şikayetçilerin ve çocukların evde kalıp kalmamaları yönünde bir beyanda bulunmadığına dikkat çekildi. Şikayetçiler ve çocuklarının evde kalmaya devam ettikleri, son olarak kullanılan tabletlerin hava ile temas etmesi üzerine zehirli gazın ortaya çıkıp, yayıldığı, yatak odasının düzgün şekilde kapatılmaması nedeniyle de evdekilerin etkilendiği belirtildi. İddianamede, 2 kardeşin Adli Tıp raporuna göre, kullanılan böcek ilacından kaynaklı yaşamını yitirdiğine dikkat çekildi.
15 GÜN EVE GİRİLMEMELİ
İddianamede, şüpheli Halil Kahraman’ın tabletleri evin yatak odasına yerleştirdikten sonra kapısını bantla kapattığı ve sadece bu odaya iki gün girilmemesini söylediği, ilacın uygulandığı alana 15 gün boyunca herhangi bir canlının girmemesi ve bu ilacın evlerde hiçbir şekilde uygulanmaması gerektiği halde ilacın uygulandığı belirtildi.
Ayrıca ölümün gerçekleştiği zamana kadar şikayetçi ve çocuklarının bu alanda kaldıkları, şüphelinin daha önce başka evlerde aynı ilacı uygulaması ve herhangi bir sorunla karşılaşmadığından bu yönde uyarıda bulunmadığı kaydedildi.
Hava ile temas eden ilacın çıkardığı gazın renksiz olması nedeniyle diğer odalara da yayıldığının fark edilemeyeceği ancak bunların ilaçlama firması sahibi ve uzun yıllardır bu işi yapan Kahraman tarafından bilindiği belirtildi.
SAĞLIK ÇALIŞANLARINI DA ŞİKAYET ETTİLER
İddianamede, İnci Sandık ve eşi Alp Sandık’ın şikayeti üzerine olaya müdahale eden ve ihmalleri oldukları ileri sürülen Bodrum Devlet Hastanesi’nde görevli olan sağlık çalışanları hakkındaki dosyanın ise ayrı şekilde değerlendirilmesi gerektiği ve Sağlık Bakanlığı Mesleki Sorumluluk Kurulu’na soruşturma izni konusunda müzekkere yazıldığı belirtildi.
]]>Yakınları tarafından memleketi Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Urganlı Mahallesi’ne getirilen cenaze, burada Urganlı Çarşı Camisi’nde kılınan namazının ardından, mahalle mezarlığına defnedildi.
Cenaze törenine Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya, Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

“SAHİL GÜVENLİĞE BİLGİ GEÇ VERİLMİŞ”
Hüseyin Tutuk’un babası Mahmut Tutuk, gazetecilere yaptığı açıklamada, oğlunun batan gemide yağcı olarak çalıştığını belirtti.
Oğluna sefer öncesi gitmemesi için çok ısrar ettiklerini ifade eden Tutuk, şunları kaydetti:
“Gemi saat 23.30 sıralarında arızalanıyor. Geminin arızasını gidermek için çalışıyorlar. Gemide birinci kaptan, ikinci kaptan, başmakinist, yağcı oğlum, aşçı ve makinist var. Oğlum saat 06.18’de video çekip eşine atıyor. Güverteye çıkıp ‘Batıyoruz şu anda’ diyor. Saat 07.30 gibi Sahil Güvenliğe bilgi geç verilmiş. Sahil Güvenlik ekipleri batan geminin olduğu bölgede ilk gün dalış yapamadılar, çok kötü bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve cuma günü hiçbir müdahale olmadı. Cumartesi ve pazar günü yapılan çalışmalarda bot bulundu. Pazar günü aşçı kadını buldular. Aramalar devam etti, devletimizden Allah razı olsun. Çalışmaları hiç aksatmadılar. Her şeyi dört dörtlük yaptılar. Dün de benim oğlumu buldular.”

“DİNLEMEDİ BİZİ, ‘GİDECEĞİM’ DEDİ”
Oğluyla en son olaydan 20 gün önce görüştüğünü aktaran baba Tutuk, şunları paylaştı:
“Bu işe gitmeden önce Kahramanmaraş’a asker arkadaşının yanına gitmişti. En son o zaman görüştük. ‘Baba ben gidiyorum’ demedi bana. Benden biraz çekiniyordu. ‘Ben gitme’ diyordum. Çok güzel bir işi vardı, rüzgar paneli üreten bir firmada çalışıyordu. Orayı bıraktı. Allah’ın takdiri, nasip bu kadarmış. Ben çok ısrar ettim, halası herkes ısrar etti. Dinlemedi bizi, ‘Gideceğim’ dedi.”

“İLK GEMİ TURUNDA VEFAT EDİYOR”
Batan geminin kusurlarının olduğunu söyleyen Tutuk, “Bu gemileri denizlerden arındırsınlar, başkaları böyle acılar tatmasınlar. Oğlum gemiciliği bilmez, yağcılık yapıyormuş. 6 ay önce bir sertifika aldı. Pazartesi günü gemiye giriş yapıyor, ilk gemi turunda vefat ediyor” ifadesini kullandı.
“SÖYLEYECEKLERİM VAR AMA….”
Eşini kaybeden Filiz Tutuk ise “Acımız büyük. İhmali olan kişilerin soruşturulması ve araştırılmasını istiyorum. Çok söyleyeceklerim var ama boğazımda düğümlenip kalıyor. Bütün sorumlular ortaya çıksın. Çocuğum ve benim vebalim tüm suçluların üzerine olsun” dedi.
“BABAMA ‘GİTME’ DEDİM”
Hüseyin Tutuk’un tek çocuğu Esmanur Tutuk ise “Babama, ‘Gitme’ dedim ama dinlemedi. ‘Sizin için çalışacağım, para toplayıp araba alacağım’ dedi” diyerek ağladı.
Yakınları tarafından yardımsever olduğu da ifade edilen Hüseyin Tutuk’un, 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra depremzede asker arkadaşı Abdurrahman Özyiğit ve ailesini bir süre Manisa’daki evlerinde ağırladıkları, sonra Kahramanmaraş’a dönen arkadaşlarını bu yıl da ziyarete gittikleri belirtildi.
NE OLMUŞTU?
Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi,15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı.
Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Dalgıçlar 17 Şubat’ta 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın, dün de Hüseyin Tutuk’un cenazesine ulaşmıştı.
Kargo gemisindeki diğer mürettebat üyeleri için yürütülen arama kurtarma çalışmaları sürüyor.
AİLESİNE VİDEO GÖNDERMİŞTİ
Hüseyin Tutuk’un, ailesine gönderdiği son görüntülerde, geminin su aldığını belirtip, o anları kaydettiği ortaya çıkmıştı.
Görüntülerde 6 saattir aynı yerde olduklarını söyleyen ve “5’inci, 6’ncı elbisem bu, gece saat 01.00’den bu yana. Allah’ım sen yardım et ya Rabb’im. 6 saattir aynı yerdeyiz. Gemi batıyor. Ya Rabb’im gemi batıyor” diyen Tutuk’un eşine, saat 06.09’da internetten, içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu belirlenmişti.
]]>BERAT KANDİLİ NE ZAMAN?
Berat Kandili Hicri takvimine göre Şaban oranları 14. sırada yer alıyor. Bu yıl bu tarih 24 Şubat Cumartesi gününe denk geliyor.
BERAT KANDİLİ NE ZAMAN ORUÇ TUTULUR?
Eyyâm-ı biyd (aydınlık günler) ayın en parlak olduğu hicri ayların 13, 14 ve 15. geceleridir (bkz. Buhârî, Savm, 60; Nesâî, Sıyâm, 84 [2432]). Ay bu gecelerde tam olarak görülmediği ve geceleri onun daha çok aydınlatıldığı için bu isim verilmiştir. Resûlullah (sas), her ayın bu işlerini oruç tutmayı tavsiye etmiş (Ebû Dâvûd, Savm, 68 [2449]; Tirmizî, Savm, 54 [761]) ve o günlerde oruç tutmanın senenin tüm günlerini oruçlu yaşadığını belirtmiştir (Ebû Dâvûd, Savm, 68 [2449]; İbn Mâce, Sıyâm, 29 [1707]).

KANDİL GECESİ ORUÇ TUTULUR MU?
Hz. Peygamber (sas), “Şaban’ın ortasında (Berat gecesi) ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah, o geceki olayların batmasıyla dünya semesine (rahmeti ile) tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık ver, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet olsun, yok mu başka bir şey istiyorum…’ buyurur.” (Bkz. Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet’u-Salat, 191) demiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber (sas), Zilhicce’nin ilk dokuz günü (Ebû Dâvûd, Savm, 62; Tirmizî, Savm, 52), pazartesi ve perşembe günleri, âşûrâ ve arefe günü oruç tutarları (Müslim, Sıyâm, 196, 197; İbn Mâce, Sıyâm) ), 41,42), pazartesi orucunu soranlara; “Bugün benim doğduğum, Peygamber olarak gönderildiğim ve Kur’an’ın bana vahyedildiği.” (Müslim, Sıyâm, 198) diye cevap verirdi.
Bu ve benzeri rivayetlere dayanarak bazı İslam alimleri dini açıdan faziletli sayılan diğer gün ve gecelerin ibadetle ihyasının müstehap olduğunu söylemişlerdir.
BERAT KANDİLİ ANLAM VE ÖNEMİ
Berat verilir; silinip, beri olmak, suçluların kaybolması demektir. Berat ve beraet, beri olmak, aklamak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. Mü’minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup, ilahî bağışa ermeleri umulduğu için, sözlük manasına uygun olarak “Berat Gecesi” denilmiştir.Bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin çok sevabi ve feyzi vardır.
Bu konuda Resul-u Ekrem şöyle buyurmuştur: “Şaban bayramının beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (şaban ertesinde dördüncü günde) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala o andan fecir sonuna kadar: ‘Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona özgürlük verilebilirim’ buyurur.” (İbn Mâce)
Ayrıca Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygambere ilk kez ve parça parça indirilmeye başlandı. Buna da tenzil denir.
]]>Akşener’in konuşmasından satır başları:
-Emeklilere, bayram ikramiyesi uygulaması, ilk kez 2018 yılında başlamıştı. İktidar onu da, bizim baskımızla aslında, vermek zorunda kalmıştı.
-2018 yılında, bin lira olan, bayram ikramiyesi enflasyonun, hızlı artışına rağmen 6 yıl içinde, sadece, 2 defa artırıldı ve çıka çıka, 2000 liraya çıkartıldı. Son olarak da önümüzdeki bayramlar için yüzde 50 artışla, 3000 lira yapıldı.
-2018 yılında, emekli bir vatandaşımız bayram ikramiyesiyle, 25 kilo kıyma alabiliyordu. Bugün ise 7 buçuk kilo alabiliyor. Yani, üçte birinden bile az. Mesela 2018 yılında, emekli bir vatandaşımız bayram ikramiyesiyle, 158 litre benzin alabiliyordu. Bugün ise 73 litre alabiliyor. Yani, yarısından bile az.
“EMEKLİNİN BAYRAM İKRAMİYESİ KUŞA DÖNMÜŞ”
-Mesela 2018 yılında, bir emeklinin, bayram ikramiyesi aylık asgari net ücretin, yüzde 62 buçuğuna denk geliyordu. Bugün ise, bu oran asgari ücretin, yüzde 17 buçuğuna düştü. Yani, beşte birinden bile az.
-Durum, böylesine ibretlikken ben de şimdi, buradan sormak istiyorum emeklinin, bayram ikramiyesi, gerçekten artmış mı? Açıkça görüyoruz ki artmamış, tam tersi azalmış, kuşa dönmüş.
-Yani Sayın Erdoğan’ın, “emeklilerin yılı” ilan ettiği, 2024’te; Emeklilerimize yine, çile reva görülmüş emeklilerimize yine, yokluk layık görülmüş. Emeklilerimiz yine, açlığa mahkûm edilmiş.
-Nitekim, bu çerçevede Meclis grubumuz, komisyonda, bir kanun teklifi verdi ve emekli bayram ikramiyesinin 7000 liraya çıkartılmasını önerdi. Ayrıca ben de buradan iktidara bir kez daha, çağrıda bulunuyorum göstermelik zamlar, göstermelik ikramiyeler, göstermelik vaatler yetmez. Emeklilerimizi, daha fazla enflasyona ezdirmeyin ve gerçek bir adım atın!
-Mayıs ayında, söz verdiğiniz ama sözünüzden dönüp, yapmadığınız zammı da, hesaba katarak ocak ayı için, tüm emekli maaşlarına, seyyanen, 11 bin lira zam yapın. Böylece hem, en düşük emekli maaşını, asgari ücret seviyesine, çıkarmış olursunuz hem de, emekli maaşları arasındaki farkı, adil şekilde, korumuş olursunuz. Bunun da yanında kök maaş işinden de, derhal vazgeçin.
Yüksek ücret üzerinden ve yüksek günle prim ödeyenleri, daha fazla cezalandırmayın.
-Sayın Erdoğan, bir seçim dönemi klasiği olarak yine çıkıp, milletimizi, tehdit etmeye başladı. Geçtiğimiz gün Ordu’da, utanmadan çıkıp, dedi ki ‘Bizim olmadığımız, bir büyükşehir belediyesi; Doğal gazı, nasıl getirecek?
-Biz varsak, doğal gaz var. Biz yoksak, doğal gaz yok” Ne diyelim, Allah akıl fikir versin. Aynı ana muhalefet gibi görüyoruz ki iktidarın da, sinirler gergin, asaplar bozuk. Malum Ordu Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız, Enver Yılmaz Bey’in gördüğü, büyük ilgiden ötürü; arkadaşların psikolojileri, epey bir bozulmuş. Valla hiç kusura bakmasınlar bozmaya devam edeceğiz.
ALİ DEMİR TEPKİSİ
-Ülkemizdeki sorunlar, her geçen gün, çığ gibi büyürken iktidarla, ana muhalefetin, ele ele sürdürdüğü, kayıkçı kavgası tam gaz devam ederken laf atmalarla, kılıç kalkan oyunlarıyla, günler geçerken; bitmek bilmeyen dedikodularla, milletin gerçek gündemi, sümen altı edilirken geçtiğimiz hafta, bir hukuk garabetine daha, şahit olduk.
-Biliyorsunuz 2020 yılında, bir rezalet ortaya çıkmıştı. Düzenlenen bilirkişi raporuyla ÖSYM’nin, 2010 ile 2015 yılları arasında gerçekleştirdiği, tüm sınavların sorularının sızdırıldığı tespit edilmişti. Bunun sonucunda ise dönemin ÖSYM Başkanı, Ali Demir ‘FETÖ üyeliği’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasıyla 18 yıl 6 ay hapis istemiyle, tutuklanmıştı.
-Bu hafta ise birden bire, bir şey oldu. Ve biz, bu kişinin, bir anda, beraat ettiğini sadece, görevini kötüye kullanma suçundan 1 yıl 15 gün ceza aldığını hükmün açıklanmasının da, 5 yıl ertelendiğini öğrendik.
“REZALETE BAKAR MISINIZ?”
-Rezalete bakar mısınız?. Şimdi buradan, sormak istiyorum hayırdır muhteremler, ne değişti? Bir neslin, yalnız sorularını değil; yıllarını, hayallerini, gençliğini çalanlar; ne değişti de, aklanıverdi?
Bilirkişi raporu ortadayken bu kişi, soruların çalınmasından, ne oldu da, aklandı? Başında bulunduğu kurumun FETÖ’ye çalışmasından, ne oldu da aklandı? 5 yıl boyunca, gençlerin geleceğiyle oynanmasından ne oldu da aklandı?
-Değerli arkadaşlarım burada asıl yapılmak istenen ne, biliyor musunuz? Her zaman yaptıkları gibi ucu kendilerine dokunan, bir meseleyi daha sulandırmak. Yapılan aslında, Ali Demir’i aklamak değil; Suçun, cinsini değiştirip olayın üzerini örtmek.
-Yani işlenen suçu bir terör örgütünün devletimizin, tüm kurumlarına sızmasına, yol vermek olarak değil AK Parti’nin, alışık olduğu ‘akraba kayırmak’ veya ‘eşine ihale vermek’ gibi; ‘görevini kötüye kullanma’ suçu olarak gösterip; 1 yıl 15 gün ceza vererek meseleyi, oldu bittiye getirip, kapatmak.
-Biz de, bu kepazelik vesileyle, öğrenmiş olduk ki ülkemizde, gençlerin, 5 yılını çalmanın cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş. FETÖ’nün, devlet kurumlarına sızmasına yardım ve yataklık etmenin cezası; 1 yıl 15 gün ediyormuş. Milletin hakkına girmenin emeğini çalmanın ahını almanın cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş.
]]>
Op. Dr. Aybars Akkor
NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI
Hepimizinzaman zaman belinde ve boynunda ağrılar olur. Bunların sadece ufak bir bölümü fıtıklardan kaynaklanır. Çoğu neden kas tutulmaları ve eklem kaymalarıdır. Bu sorunlar birkaç günlük istirahat, kas gevşetici ilaçlar, bölgenin sıcak tutulmasıyla düzelir. Eğer bel ağrısı bacağa vuruyorsa, bacakta güç kaybı ve uyuşmaya neden oluyorsa yapıyorsa hemen doktora başvurulmalı. Ağrı uygulanan basit tedavilere rağmen üç günden fazla sürüyorsa yine doktora başvurulmalıdır. Bu sorunda başvurulacak uzmanlar beyin ve sinir cerrahisi uzmanları, kyropraktorlar, fizik tedavi uzmanları, ağrı uzmanları ve ortopedi uzmanlarıdır.

20 NEDENİ
Bel ağrısına yol açan nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
1- Ağır yük kaldırmak
2- Fazla kilo
3- Yoğun stres
4- Hamilelik
5- Sigara
6- Bel fıtığı
7- Hareketsizlik
8- Bele yük bindiren egzersizler
9- Uzun süre oturmak
10- Duruş bozukluğu
11- Yüksek tansiyon
12- Diyabet
13- Menopoz
14- Regl
15- Kemik erimesi
16- Enfeksiyon hastalıkları
17- Aort anevrizması (Özellikle erkeklerde görülen ve aort damarında balonlaşma olarak bilinen ve
bir amda patlayıp
can kaybına neden olabilen anevrizmanın en önemli belirtilerinden biri de bel ağrısıdır)
18- Böbrek taşları
19- Kanser (Prostat, meme ve mesane gibi kanser türleri metastaz yaparak bel bölgesine sıçrayıp, ağrılara yol açabilir. Ağrı özellikle geceleri artar. Bel ağrılarına ateş ve halsizlik eşlik edebilir.)
20- Romatizmal hastalıklar

BU HATALARI YAPMAYIN!
Belağrısında doktora gitmeden halk arasında yapılan ‘’bel çektirme’’ işlemi kişiyi sakat bırakabilir. Bu yöntemin ancak doktorlar tarafından MR çekildikten sonra nadiren seçilmiş hastalara uygulanmasına izin verilebilir. Ayrıca sorunun kökenine inmeden bele yapılan masaj, bardak kapatma gibi eski yöntemler de belin zedelenmesine yol açabilir.
AMELİYAT SON SEÇENEKTİR
Belağrısında çekilecek MR ile rahatlıkla teşhis konur. Üç günden fazla süren bel ağrılarında karşımıza en sık bel fıtıkları, bel kaymaları ya da tekrarlayan eklem kaymaları çıkar. Yapılan muayenede hastada acil felce doğru bir gidiş tespit edilmezse yapılacak en iyi tedavi iğne tedavisidir. İğne sorun neredeyse direkt o bölgeye yapılır. Tabii iğnenin en doğru yere yapılması ve herhangi bir iltihabi durumun önlenmesi için doğru olan ameliyathanede röntgen altında yapılmasıdır. Hasta 5 dakikalığına uyuşturulur, iğne öyle yapılır. Böylece iğneyi ne görür,
ne de duyar, yarım saat sonra da hastaneden çıkabilir. Ertesi gün rahatlıkla işine, normal hayatına devam edebilir. 10 gün sonra hastaya durumuna göre kyroprakti, manuel terapi veya fizik tedavi uygulanabilir. Ameliyat önerilen hastaların çoğu da bu yöntemle iyileşebilir. Eğer hastanın ayaklarında bacaklarında güç kaybı, yürüme zorluğu ve uyuşukluk varsa hasta ameliyat edilmelidir. En yaygın ve en risksiz ameliyat yöntemi ise mikro cerrahidir. Gerekli durumlarda vidalama denilen stabilizasyon ameliyatları da uygulanabilir.
NASIL ÖNLENEBİLİR?
Belağrılarına karşı öncelikle doğru duruşu benimsemeliyiz. Belki bunu yoga, pilates gibi omurgaya yönelik sporlarla destekleyebiliriz. Bele baskı yapacak fazla kilolarımızdan kurtulmalıyız. Ayakkabılarımızı seçerken fazla topuklu yahut düz tabanlı olanları tercih etmemeliyiz. Ağır eşyaları tek başımıza çekmemeli ve kaldırmamalıyız. Yere eğilirken dizlerimizi büküp, kırarak çömelmeliyiz. Doğrudan yere uzanmamalıyız. Ani hareketlerden kaçınmalıyız. Her gün en az 20 dakika yavaş tempoda yürüyüş yapmalıyız. Sırt üstü yatarken yüksek yastık kullanmamalıyız. Belimizi soğuktan korumalıyız. Bir şeye üzülüp sinirlendiğimizde ani hareketlerden kaçınıp istirahate çekilmeliyiz.
]]>BERAT KANDİLİ NE ZAMAN?
Berat Kandili Hicri takvimine göre Şaban topraklarında 14. sırada yer alıyor. Bu yıl bu tarih 24 Şubat Cumartesi gününe denk geliyor.
BERAT KANDİLİ NE ZAMAN ORUÇ TUTULUR?
Eyyâm-ı biyd (aydınlık günler) ayın en parlak olduğu hicri ayların 13, 14 ve 15. geceleridir (bkz. Buhârî, Savm, 60; Nesâî, Sıyâm, 84 [2432]). Ay bu gecelerde tam olarak göründüğü ve geceleri her zamankinden daha çok aydınlattığı için bu isim verilmiştir. Resûlullah (s.a.s.), her ayın bu günlerinde oruç tutmayı tavsiye etmiş (Ebû Dâvûd, Savm, 68 [2449]; Tirmizî, Savm, 54 [761]) ve o günlerde oruç tutmanın senenin tüm günlerini oruçlu geçirmek gibi olduğunu belirtmiştir (Ebû Dâvûd, Savm, 68 [2449]; İbn Mâce, Sıyâm, 29 [1707]).

KANDİL GECESİ ORUÇ TUTULUR MU?
Hz. Peygamber (sas), “Şaban’ın ortasında (Berat gecesi) ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah, o geceki olayların batmasıyla dünya semesine (rahmeti ile) tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık ver, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet olsun, yok mu başka bir şey istiyorum…’ buyurur.” (Bkz. Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet’u-Salat, 191) demiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber (sas), Zilhicce’nin ilk dokuz günü (Ebû Dâvûd, Savm, 62; Tirmizî, Savm, 52), pazartesi ve perşembe günleri, âşûrâ ve arefe günü oruç tutarları (Müslim, Sıyâm, 196, 197; İbn Mâce, Sıyâm) , 41,42), pazartesi orucunu soranlara; “Bugün benim doğduğum, Peygamber olarak gönderildiğim ve Kur’an’ın bana vahyedildiği.” (Müslim, Sıyâm, 198) diye cevap verirdi.
Bu ve benzeri rivayetlere dayanarak bazı İslam alimleri dini açıdan faziletli sayılan diğer gün ve gecelerin ibadetle ihyasının müstehap olduğunu söylemişlerdir.
BERAT KANDİLİ ANLAM VE ÖNEMİ
Berat verilir; silinip, beri olmak, suçluların kaybolması demektir. Berat ve beraet, beri olmak, aklamak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. Mü’minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup, ilahî bağışa ermeleri umulduğu için, sözlük manasına uygun olarak “Berat Gecesi” denilmiştir.Bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin çok sevabi ve feyzi vardır.
Bu konuda Resul-u Ekrem şöyle buyurmuştur: “Şaban bayramının beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (şaban ertesinde dördüncü günde) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ o andan fecir sonunaya kadar: ‘Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona özgürlük verebilirim’ buyurur.” (İbn Mâce)
Ayrıca Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygambere ilk kez ve parça parça indirilmeye başlandı. Buna da tenzil denir.
]]>Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 4 savcı tarafından sürdürülen soruşturmada bugüne kadar olayla ilgili olarak 9 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 6’sı ‘taksirle ölümü ve yaralanmaya neden olmak’ suçundan tutuklanırken, aralarında şirketin Türkiye müdürü C.D. ile A.R.K. ve M.T.A., adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakıldı.
Soruşturma çok yönlü olarak devam ederken, tutuklanan Murat Bayraktar, Şenol Demir, Soysal Doğan, Abdulkadir Cansız, Hüseyin Üstündağ ve Kanada uyruklu Jain Ronald Guille’nin ifadeleri ortaya çıktı.
“KENAN ÖZ ‘YIĞIN LİÇ BÖLGESİNDE ÇATLAKLAR’ VAR DEDİ”
Savcılıktaki ifadesinde sabah saatlerinde çatlakların fotoğraflarının geldiğini belirten oksit kırıcı mühendisi olarak görev yapan Şenol Demir şunları söyledi:
* “Yanımdaki arkadaşımla beraber yığma liç bölgesine çıktık. Buradan online toplantıya katıldık. Toplantıda iş güvenliği anlamında sıkıntı olup olmadığı soruldu. Yığın liç kıdemli süpervisörü Kenan Öz ‘Yığın liç bölgesinde çatlaklar’ var diyerek bakılmasını söyledi. Daha sonra toplantı sonlandırıldı. Murat Bayraktar yığın liç bölgesine geldi. Jeofizik Departmanına iş sağlığı ve güvenliği sorumlu personeline çatlaklar ile ilgili bilgi verilerek sahaya gelmesi istendi. Toplu bir şekilde çatlaklar incelendi. Bu sırada ben yığın liç alanından ayrılarak ofisler bölgesine geçtim.
* Ofis bölgesinde ben Anagold Güvenlik Müdürü Hakan Şahin, finans departmanından Serkan Köse ve Mehmet Sarıtaş ile beraber Anagold’un ay başından planladığı denetleme üzere yığın liç bölgesine gittik. Denetlemenin yarısında Kaan Murat Akpolat ve ekibi ile karşılaştık. Kaan Murat bizlere hitaben sahayı boşaltıyoruz. Bana da ayrıca ‘bilgilendirme maili atar mısın’ dedi. İdari ofisler bölgesine giderek maili hazırladım ve ‘ikinci bir bildirime kadar yığın liç bölgesine girişler kapatılmıştır’ diyerek maili hatırladığım kadarıyla iş güvenliği grubuna, bakım grubuna, sülfit operasyon, oksit operasyon, İliç white gruplarına 10.50’de gönderdim. Rutin işlerime geri döndüm.
* 14.28’de ofisteydim, deprem olduğunu düşünerek dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda da yığın liçin kaymış yıkılmış olduğunu gördüm. Hemen apar topar olayın olduğu yığın liç kırıcı bölgesine gittim. Gitmemdeki amaç personelleri veya yardıma muhtaç olan varsa yardım etmekti. Yığın liç bölgesine giden yolda yolun çatallaşan kısmında güvenlikler tarafından durduruldum. Burada personelleri tek tek aradım. 8 kişiye ulaşamadım.”
“OLAYIN OLDUĞU GÜN ÖNCESİNE KADAR TEDBİR ALINMADI”
Bahse konu iş kazası hakkında aynı gün saat 10.50’de Anagold personellerine talep üzerine mail yolu ile bildirdim yaptığını belirten Şenol Demir, şu ifadeleri kullandı:
* “Konuyu daha önceden bilmiyordum. Aynı günün sabahı Whatsapp grubundan gelen mesaj ile öğrendim. Güvenlik tedbiri almak benim görevim değildir. Ancak her ihtimale karşı bildirilmesi istenen girişlerin kapatılması hususunu mail yolu bildirdim. Bununla ilgili olayın olduğu gün öncesine kadar tedbir alınmadı. Bununla ilgili bilgimiz yoktu. Yarılma/çatlama durumu söz konusu değildi. Ben en son yığın liç bölgesine 11.02.2024 Pazartesi günü öğleden sonra gitmiştim. Yığın liç bölgesinde sorun yoktu.
* Kabahatin yığın liçin dizayn, yani yığını yapan şirkette olduğunu düşünüyorum. Maden içerisinde bulunan yığın liç bölgesinin faz/ alan genişletmesi için yapılan patlatmalarda etkili olabileceğini düşünüyorum. 13.02.2024 günü Anagold Maden sahasında patlama yapıldı. Her gün saat 12.00 ile 12.30 arasında patlatma yapılmaktadır. Ancak olayın olduğu 13.02.2024 günü patlatma, olayın olduğu yere 500 metrelik alandan daha uzaktır. Maden sahası boşaltılmadı, bilgim yoktur. Boşaltılması yetkisi de bende yoktur. Kimse böyle bir şey olmasını istemez. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.”
“HAREKETLENMEYE BAŞLADIĞINI FARK ETTİM, KOŞARAK UZAKLAŞTIM”
Olay günü yapılması gereken işleri ve görevlerini yaptıklarını söyleyen Soysal Doğan ise ifadesinde şunları söyledi:
* “Yığın liç sahasında bulunan kendi konteynerlerimize gittim. Günlük rutin olan saha kontrollerimizi yaptım. Sahada çalışan İshak Demir, İsa Taşdelen ve yığın liç ekip liderlerinden Kenan Öz beni cep telefonundan aradı ve ‘sahada çatlak olduğunu araç ile beni alacağını’ söyledi. Saat 08.20 sıralarında, Kenan Öz ile beraber olayın meydana geldiği sahaya çıktık. Mühendisimiz Kaan Murat Akpolat, Murat Bayraktar, İSG Mühendisi Gizem Gazcı, Çevre Mühendisi Can Serdar Hastürk, Jeoloji Mühendisi Ali Rıza Kalender de olaya konu sahaya saat 09.00 sıralarında geldiler.
* İncelemeleri sonrası sahada bulunan YESTİ firması ve Mürekkepçiler firması sahadan çıkarıldı, çalışması durduruldu. Arkadaşlarımla lift 20 noktasına kontrol için görevlendirdim, kendim de yalnız olarak lift 33 bölgesine gittim, aramızdaki mesafe yaklaşık 30 metredir. Çatlakları kontrol ederken alanın hareketlenmeye başladığını fark ettim ve alandan koşarak uzaklaştım. Alan komple kaymaya başladı, kendim güvenli bir alana gittim. Kendi konteylerimize baktığımda hiçbir şey göremedim ve derhal güvenlik birimimizi aradım.”
“DOĞU BÖLGESİNDE 2 RADAR VE 2 ROBOTİK MAKİNE EKSİKTİ”
Şirkette Oksitproses Müdürü olarak görev yapan Hüseyin Üstündağ, ifadesinde şunları söyledi:
* “Anagold Maden şirketinde Okitproses Müdürü olarak yaklaşık 5 aydır görev yapıyorum. Aynı zamanda 15 yıldır maden mühendisiyim. Liç bölgesindeki projelendirme yurt dışı kaynaklı firma olan GRE isimli şirkete aitti. Bu şirket projelendirmeyi yaptı ve bizim şirket bünyesindeki proje ofisine uygulaması bırakıldı. Şirket bünyesindeki projeye göre 36 kata kadar yükleme yapılmasında bir sıkıntı yoktu. Biz daha 33’üncü kattaydık.
* Liç bölgesinde kırılmış malzemenin serilmesi ve sulama işlerini yapıyorum. Benim altımda başmühendis Murat Bayraktar çalışmaktadır. Ben olmadığım zaman vekil olarak yerime Murat Bayraktar bakıyordu. Olayın meydana geldiği liç 2010 yılından itibaren yapılmaya başlanan liçti. Bu bölgedeki ana yönlendirmeyi Anagold’un mühendisleri yapmaktadır. Ancak bölgede çalışanlar taşeron firmanın işçileri olabilmektedir.
* Radar işletme kısmı her pazartesi raporlarını bizle paylaşırdı. Bu kısmın amiri Mehmet Türk’tür. Ancak radara bakan kişi Ali Rıza Kalender’dir. Liç projesine gerek kaplanılan alan gerekse de yükseklik olarak uyulmuştur. Fazla yükleme yapılmamıştır. Doğu bölgesinde 2 radar ve 2 robotik makine eksikti. Bunun için açık işleme birimi bütçesinde yer ayrıldı. Ancak olay olduğu tarihte bu bölgede henüz cihazlar alınmamıştı. Serme işleminde serilen toprak içerisine çimento ve kireç eklenmektedir. Bunun azaltılması yahut çoğaltılması analize gönderdiğimiz şirket içerisindeki teknik birim ve dışında analizi yapan firmaya aitti.
* Oradan gelen talimatlar doğrultusunda miktarı azaltma veya çoğaltma yapabiliyorduk. Biz kendi bünyemizde bunun kararını veren kişi değildik. Bu olayın olduğu gün İstanbul’a araç almak için gitmiştim. Olay olduktan sonra duyar duymaz hızlı bir şekilde olay yerine intikal ettim. Göreve başladığım ilk dönemde liç bölgesinde bir açılma olmuştu ancak bu radarla tespit edilmeyecek kadar az bir alandı. Burayı çakılla jeoteknik birimin verdiği bilgi doğrultusunda kapattık. Herhangi bir sıkıntı olmadı.”
“ALAN GENİŞLEMESİ İÇİN PATLATMA YAPILIYORDU”
Oksit bölümü başmühendisi Murat Bayraktar, şöyle konuştu:
* “Oksit bölümü başmühendisi olarak görev yapıyorum. 2023 yılında liç bölgesindeki görevime başladım. Onun öncesinde Anagold şirketinde 2010 yılında kırıcı ve yığın liçi kısmında süpervisor olarak başladım. Ben 2010 yılından bu yana kırma eleme ve yığın liçini döküm işinde çalışıyorum. Borulama ayrı bir birime aitti. Borulama işi oksit bölümü içerisinde ayrı bir birimdi. Liç bölgesi benim göreve başladığım dönemde oluşmaya başlıyordu. 2020 yılından 2020 yılına kadar maden mühendisi olan şirket müdürlerimizce nereye ne miktarda dökeceğimiz söyleniyordu. Bu dönemde ayrıca dışardan destek de alıyorduk. Ancak 2020 yılından itibaren GRS şirketiyle danışmanlık konusunda anlaşıldı.
* O tarihten itibaren nereye ne dökeceğimizi bu şirket çiziyordu. Bizim Anagold birimi içindeki proje birimi bu şirketle birlikte yığın liç işinde bizi yönlendiriyordu. Oradan gelen talimatlar doğrultusunda nereye ne kadar dökeceğimizi dizayna uygun belirliyorduk. Liç bölgesinde mebran işini Yesti firması yapmakta, inşaat işlerini ise Çiftay şirketi yapmaktadır. Çiftay şirketi kamyonla malzeme taşınması, delme patlatma işlerini yapmaktadır. O gün de 12.00 gibi patlama yapıldı. Mürekkepçi isimli firma da aynı Çiftay gibi inşaat ve kaba hafriyat işlerini liç bölgesinde yapmaktadır. Ancak projeye uygun yönlendirmeyi Anagold şirketi proje birimi yapmaktadır.
* Her basamak 8 metreden oluşturulmakta projeye göre 36’ncı basamağa kadar çıkma yetkimiz vardı. Biz 33’üncü basamaktayken bu olay meydana geldi. Liç içerisine katılacak çimento 16, kireç 2-4 kilogram arasında değişmektedir. Kireci PH için kullanmaktayız. Çimentoyu ise bağlayıcılık özelliği nedeniyle kullanmaktayız. Son zamanlarda ton başına 16 kilogram şeklinde karışım yapardık. Karışımı denetleyen kişi kırıcı mühendisimiz Şenol Demir’dir. Bu karışım yapılarak büyütme yapılır. Döktüğümüz liç, topak topak hale getirilir aynı zamanda bu dökülen malzeme teste gider. Herhangi bir eksiklik olduğunda çimento ve su karışımıyla bu eksiklik giderilir.
“ÇATLAKLAR ÇİZGİ HAT BOYU ŞEKLİNDEYDİ”
* Olayın meydana geldiği gün saat 08.30’da iş güvenliğiyle ilgili rutin yaptığımız toplantıyı yapmak üzere toplandık. Yığın için kıdemli süpervisorumuz Kenan Öz bize çatlaklar olduğunu söyledi. Ben direkt toplantıyı bırakarak sahaya çıktım. Çıkmadan önce de Abdulkadir Cansız Bey’e konu hakkında bilgi verdim. Ben çıktığımda yukarıda Kenan Öz, Ramazan Çimen, Kaan Murat Akpolat ve Yesti firmasının çalışanları yaklaşık 25 kişi ve Mürekkepçi firması çalışanlarından bir kısım çalışan vardı. Yine proje departmanından İsak Aslan vardı. Biz alanda önce çatlakların olduğu yeri gezdik. Çatlaklar çizgi hat boyu şeklindeydi. Güneybatıdan kuzeydoğuya süreklilik arz ediyordu.
* Jeoteknik Berkay Mısır ile görüşme yaptık. Kendisi 70 milim kayma olduğunu söyledi. Bu kayma miktarı tehlikeli bir miktardır. Bütün çalışanların alanı terk etmesi için süratli bir şekilde bağırarak uyarıda bulundum. Ellerinde ne malzeme varsa bırakıp çıkmalarını söyledim. Onlar alanı terk edene kadar ben alanı terk etmedim. Biz alanı tamamen boşalttık. Saat 10.00’da toplantıya katılmak için oradan ayrıldım. 10.30’da liç bölgesine gittik yolların hepsini kapattırdım. Sonra liç bölgesine gittik. Biz gidene kadar solüsyon devam ediyordu. Gider gitmez tüm yolları kapattık, çalışmayı bitirdik. Alanı tamamen boşalttık. Ancak şirket bünyesinde çalışan üst düzey yönetici olduğunu düşündüğüm 3 yabancı şahıs vardı. Bu kişiler liç alanını görmek istiyorlardı. Bizim dubalarla yolu kapattığımız görünce Soysal Bey, engel olmaya çalışıyordu.
* Kaan Murat Akpolat’ı arıyor. Kaan Murat Bey müsaade verince 3 arabayla liç bölgesine giriyorlar. O arabanın birisinde Adnan Keklik, ikisinde Elif Hanım ile Kaan Murat Bey, üçüncü araçta ise 3 yabancı şahıs bulunuyormuş. Kesinlikle bu kişilerin alana girmesinde bilgim olmamıştır. 3 yabancı şahıs, Elif Hanım ve Kaan Murat Bey liç bölgesinin üst kısmına çıkıyorlar. Ancak Adnan Keklik alt orta kısımdan geri dönüyor. 14.28’de tam dönerken olay meydana geliyor.
* Kenan Öz ve Ramazan Çimen de ayrı arabayla yine onlarla bölgeye girmişler. Benim bunlardan haberim yok. Bu alanın yıkılmasına sebep olarak ilk aklıma gelen sebep dizaynında bir sorun olmuş olabilir. Ben projelendirmede sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca patlamanın da bu olayı tetiklemiş olabileceğini düşünüyorum. Çünkü hibliç alanının genişletilmesi için de hibliçin arka tarafından patlamalar yapılıyordu. Bunun da bu olaya sebep olabileceğini düşünüyorum.”
“EN BÜYÜK ÇATLAK 6 SANTİM BÜYÜKLÜĞÜNDEYDİ”
Mahkemede tercüman eşliğinde ifade veren Kanadalı Jain Ronald Gulle şöyle konuştu:
* “Kanada vatandaşıyım. Maden sahasında yapılan işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanmasından sorumluyum. Madenden asıl sorumlu kişi operasyon direktörü olarak görev yapan Kenan Özdemir olmadığı için Abdullah Cansız’dır. Oksidasyon bölüm sorumlusu ise Murat Bayraktar’dır. Görevim maden sahasını gözlemleyerek şirket merkezindeki ülke müdürüne raporlama yapmaktır. Murat Bayraktar’dan aldığım bilgileri şirket merkezindeki ülke sorumlusuna aktarmaktayım. 18 yıldır şirkette çalışmaktayım. Liç bölgesinde benim herhangi bir görevim yok. Ben olay günü liç bölgesine Murat Bayraktar ile giden kişilerdenim.
* Oradaki çatlakları gördük, ardından bunu da bildirmek için Anagold madendeki odama gittim. Amerika’daki merkeze bu durumu saat 11.00’de bildirdim. Saat farkından dolayı gece 02.00 olması nedeniyle tarafıma herhangi bir dönüş yapılmadı. Bana 2022 yılı Ağustos ayında 8 metre olması gereken yüksekliğin geçildiği bildirildi. Ben başlamadan önce söz konusu raporlama yapılmıştı. Hatta gereken seviyeye indirilmesi için rapor düzenlenmişti. Projeye uygun hale gelmesini raporladım. Zaten liç bölgesinde düzenli olarak firmalar denetim yapıyordu. Olay günü sahaya çıktığımda küçük çatlaklar gördük. En büyük çatlak 6 santim büyüklüğündeydi.
* Daha iyi görebilmek için yüksek bir noktaya çıktık. Solüsyon verilmeye devam ediliyordu. Tehlike anlaşıldığından solüsyonun farklı noktalara aktarılmasını söyledim. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Ayrıca kalp rahatsızlığım var. Kalp krizine sebep olan Angina isimli hastalığım var. İlaç kullanıyorum. Kanada hastanesinden alınmış belgelerim var. Tutuklanma talebimi reddediyorum. Herhangi bir kusurum olmadığı için adli kontrol uygulamasını da kabul etmiyorum. Ancak mahkeme aksi kanaatte ise adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum.”
“LİÇ BÖLGESİNİN GENİŞLEMESİ İÇİN YAPILAN PATLAMALARA İLİŞKİN BİLGİM YOKTUR”
Mahkemede, 2018 Haziran ayından beri Anagold Çöpler Madeninde Bakım Müdürü olarak görev yaptığını anlatan Abdulkadir Cansız, şunları belirtti:
* “Çalışma alanım oksit ve tesis ekipmanlarının bulunduğu yer. ADR ve sart kısımlarıyla bir de sülfit tesisinin bakımlarını yapan kişiyim. Liç bölgesinde benim herhangi bir görevim bulunmamaktadır. Ben 5 Şubat’tan itibaren sınırlı şekilde bakıyordum. Operasyonlar direktördeydi. Oksit bölümü liç bölümü kırma bölümü hepsi ona bağlıydı. O olmadığı için toplantılarına ben vekalet ediyordum. Olay sabahı oksitten sorumlu başmühendis olan aynı zamanda da liçten sorumlu olan bana gelerek çatlaklar konusunda bilgi verdi. Ben de saat 10.00 toplantısında bunun aktarılması için söyledim. Bu toplantıya o da katılıyordu. Ona aktarmasını söyledim.
* Bütün operasyonlar ve iş güvenliği birimleri ona bağlıydı. Olay günü liç bölgesine gitmedim. Teknik bir bilgim olmadığı için katılmadım. Davet de edilmedim. Benim altımda elektrik sistemleri başmühendisi mekanik bakım başmühendisi, bakım planlama ve güvenlik başmühendisi bir de proses başmühendisi vardı. Benim birimimde toprak altında kalan herhangi bir kimse yoktu. Taşeronlarımızdan da yoktur. Liçe verilen solüsyon borulardan başka bir kişi sorumludur. Ancak ne kadar solüsyon verileceğini bildiğim kadarıyla mühendisler hesaplıyordu. Liç bölgesinin genişlemesi için yapılan patlamalara ilişkin bilgim yoktur.
* Ben teknik olarak liç bölgesinin herhangi bir bölümünden aktivitesinden sorumlu değilim. O konularda teknik bilgim de bulunmamaktadır. Bu soruşturmada olmam ise sanıyorum vekil olmam nedeniyledir. Benim İngilizcemin iyi olması ve daha iyi iletişim kurabileceğim sebebiyle vekaleten yerine bakmam söylendi. Aslında benim onunla çalıştığı birimle ilgili çok bilgim yok. Ben ona yardımcı olma maksadıyla yerine bakıyordum. Liç bölgesinin fizibilitesinde asıl görevli birim proje birimidir. Benim uzmanlık alanım elektrik mühendisliğidir. Benim bu alanla ilgili herhangi bir görevim yoktu. Benim herhangi bir risk durumda yığın liçinde bir görevim yoktu. Ayrıca radarla ilgili bir olaydan bahsedilmiş. Benim radarla ilgili de bir görevim yoktur. Tutuklama talebinin reddiyle tutuksuz yargılanmayı talep ederim.”
]]>Mitinge, EMADDER üyeleri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Mitingde “Kademe yoksa oy da yok” sloganları atıldı. Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt da katılarak destek verdi.
“BU ADALETİ SAĞLAMAK ZORUNDADIR”
Dernek Başkanı Uğurlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
*Emekli olmak haktır, keyfi yasalar yaptırımlar ile çalışan üreten ve emeklilik primlerini doldurmuş insanlara 17-20 sene de yaş bekle demek çok büyük haksızlıktır. Ülkemizde tabii ki sosyal güvenlik alanında çeşitli düzenlemeler yapılabilir.
*Ama bu düzenlemelerin adaletli hakkaniyetli olması gerekir. 2000 yılından sonra bu kadar yaş uçurumu olması asla ama asla kabul edilemez. Bu yanlıştan hemen bir an önce dönülmeli ve bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
*Devletimiz ve onu yönetenler bu adaleti sağlamak zorundadır. Ne yazık ki bu ülkede sistemin ve SGK’nin bütün yükü, kasası 9 Eylül sonrası çalışanlara yüklenmiştir.
“BORÇLU DEĞİL ALACAKLIYIZ”
*Bizler kasa değiliz. 5000 günlü hiç değiliz. Fazlası ile ödedik primlerimizi. Borçlu değil alacaklıyız alacaklı. Bir kesime kıyak üstüne kıyak yapılırken daha çok emeği olan daha çok prim yatırmış insanlara emekli olmak imkansız hale getirildi.
*Bu mu emeğe saygı, bu mu emekçiye saygı, mezara girsin de maaş almasın mı? Önce 1999 da, sonra 2008 de yapılan yasalar ile emekli olmak, mezarda olacak hale denk getirildi. Yani sen çok çalış 7000 gün doldur sonra 17 yıl bekle ömrün yeterse emekli ol demek, öl demek öl.
*Anamızın ak sütü gibi helal olan hakkımız için, 2. sınıf vatandaş muamelesini kabul etmediğimiz için bizlerde bu ülkenin vatandaşı olduğumuz için hak edilmiş emeklilik haklarımız için bir tarihle bizleri düşman edip çalışma barışımızı bozduğunuz için gecemiz gündüzümüz çalınan geleceğimiz için 31 Mart günü sandıkta adalete oy vereceğiz.”
“TESLİM ET SAYIN CUMHURBAŞKANI”
EMADDER mitingine konuşmacı olarak katılan DP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt da, “Saray buraya yakın. Recep Ağabey dün Ordu’da, ‘Ayşeler, Fatmalar, Emineler uzaya gideceksiniz’ dedi. Ben de Recep Ağabeye diyorum ki, EMADDER’in Ayşeleri, Fatmaları, Emineleri uzaya gitmeyi değil emekli olmayı istiyor. Sayın Cumhurbaşkanı, sen önce bu insanların hakkı olanı teslim et. Milyonlarca insan çocuğuna ayakkabı için, evine aş için, ekmek için emeklilik hakkını arıyor. Bırak uzaya gitmeyi, Ordu’dan, Afyon’dan, Kırıkkale’den gelmek için para arıyor. Sen önce bu insanlara haklarını teslim et Sayın Cumhurbaşkanı. Emekliye ikramiye verecek Turgut, emekliye ikramiye verecek Murat Kurum. Verene kadar gel bu meydanda da kademeliye hakkını ver.”
Mitinge katılan bir vatandaş şunları söyledi:
“Ankara’dan 600 tane milletvekiline sesleniyorum, 1 günün karşılığı 17-20 yıl olur mu? Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bakanlarım, 1 gün işe geç girdim diye aynı yaştaki arkadaşlarımdan 20 yıl sonra emekli olmam adalet mi? Duyun bizi, yeter…”
“BİZ BORÇLU DEĞİLİZ, ALACAKLIYIZ”
Bir başka vatandaş ise, “Benim yaşım 48. Akranlarımın hepsi emekli oldu. Prim günüm 8000. Bana daha 17 yıl sonra emekli olacaksın diyorlar. Biz borçlu değiliz, alacaklıyız. Hakkımızı alana kadar durmayacağız. Direne direne hakkımızı alacağız” dedi.
“MEZARDA EMEKLİLİĞE HAYIR”
EMADDER üyesi Elvan Bostanoğlu ise şunları söyledi:
“Hakkımız gasp edildi. İş barışı bozuldu. Ben EYT’yi 7 ay ile kaçırdım. O dönemde üniversite okuyordum. Mayıs 2000’de işe başladım, akranımdan 20 sene sonra emekli olmam isteniyor. Benden küçük arkadaşlarım emekli olu. Biz bunları hak etmedik. Mezarda emekliliğe ‘hayır’ diyoruz. Devletten, SGK yasalarında köklü bir reform bekliyoruz. Adında ‘adalet’ olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden adalet bekliyoruz.”
“BİZ FAZLA ÖDEDİĞİMİZ PRİMLERİMİZLE CEZA ALDIK”
Mitinge katılan bir başka vatandaş Taner Şentürk ise, bir gecede ikinci sınıf vatandaş yapıldıklarını belirterek, “8060 gün primim var. Benim yanımda çalışan iş arkadaşım 5900 günde emekli oluyor. Ben adaletsizliğe karşı buradayım. Mağduriyetimizi haykırmaya karşı buradayım. Biz fazla ödediğimiz primlerimizle ceza aldık. Ben 50 günle EYT’yi kaçırdım. 12 yıl daha fazladan çalışacağım” diye konuştu.
İkiz çocuklarıyla birlikte eyleme gelen Murat Özdemir ise şunları ifade etti:
“İkiz kardeşim emekli oldu. Benden 1 yaş büyük ablam emekli oldu ama ben 17 yıl bekleyeceğim. Yani adalet yok, adalet istiyoruz. Kademeli emekliliği bir an önce getirsinler.”
]]>Eşinin ölümünün ardından yalnız kalan Akbay, Kaklık Mahallesi’nde yaşayan ve Özbekistan uyruklu bir kadınla evli olan yeğeni Musa Akbay’dan kendisine uygun bir eş bulmasını istedi.
Akbay, yeğeni Akbay aracılığıyla Özbekistan’da yaşayan Zulkhunur K. ile cep telefonunda görüşüp, tanıştı. İkili, 10 gün sonra evlenme kararı aldı. Akbay, Zulkhunur K.’nin, Türkiye’ye gelebilmesi için tüm masraflarını karşıladı.
18 Temmuz 2023’te Denizli’ye gelen Zulkhunur K., Akbay ile dini nikah yaptı. Nikahtan 2 gün sonra Zulkhunur K., Akbay’ın evinden hiçbir eşyasını almadan yalın ayak kaçıp, polise başvurdu.
İfadesinde evlenmek amacıyla Özbekistan’dan geldiğini ancak Akbay’ın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, sürekli darbederek eşyalarını da gasbettiğini söyleyen Zulkhunur K. şikayetçi oldu.
TUTUKLANIP, DAVA AÇILDI
Zulkhunur K., hastaneye sevk edilerek darp raporu alındı. Raporda, vücudunun çeşitli yerlerinde darp sonucu oluşmuş 50’ye yakın morluk olduğu belirtildi.
Polis ekiplerince gözaltına alınıp, hakkında suçlamaları reddeden Ramazan Akbay, 21 Temmuz’da tutuklandı.
Akbay hakkında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’, ‘yağma’, ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçlarından 45 yıla kadar hapis cezası istemiyle 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Akbay’ın yakınları, avukat Salim Kutlutürk ile görüşerek durumu anlattı. 8 Şubat’ta görülen duruşmada, müvekkilini savunan avukat Kutlutürk, Zulkhunur K.’ye olay günü verilen raporda; vücudundaki morlukların olaydan öncesine ait olduğunu, olay günü darbedilmesi halinde vücudunda ancak kızarıklıklar olabileceğini ifade etti. Bunun üzerine mahkeme heyeti, Akbay’ın cezaevinden tahliyesine karar vererek duruşmayı erteledi.
“ÖZBEKİSTAN’DA ŞİDDET MARUZ KALMIŞ OLABİLİR”
Salim Kutlutürk, Zulkhunur K.’nin yalan söylediğini öne sürerek şunları kaydetti:
“Bunları raporlarla ortaya çıkardık. Evden kaçıp, yolda birilerinden yardım istiyor. Evden kaçarken güvenlik kamera kaydı bile var. Eve girerken hiçbir sorun yok. Birkaç dakika sonra yalın ayak evden kaçıyor.
Dosyada bazı sıkıntılar da vardı. Kadın darbedildiğini, şiddet gördüğünü ve cinsel saldırıya uğradığını iddia etmiş. Ayrıca hastanede de darp raporu alınmış. Raporda vücudunda 50’ye yakın darp izleri var. Bunlar da mor renkli şekilde belirtilmiş. Hatta 2 gün sonraki ikinci raporda bu mor renkli izlerin bazıları sarı, yeşil renklere dönmüş.
Bu izlerin mağdurun ifadesiyle çeliştiğini fark ettik. İlk görülen mahkemede, darp raporundaki bu renklerin ne anlama geldiğini ve kaç günde oluşabileceğini, darp izlerinin en az 8 veya 10 gün öncesine ait olduğunu anlattık.
Olay gününden 2 gün önce Türkiye’ye gelen kadının darbedilmesi halinde vücudunda ancak kızarıklıklar oluşabilir. Mahkeme heyeti, bizi haklı bularak müvekkilimi cezaevinden tahliye etti.
Hatta mahkeme heyeti, darp izlerinin kaç gün öncesine ait olduğunu yönelik rapor istedi. Kadın şiddete maruz kalmış ancak bunu benim müvekkilimin yapmadığını ortaya koyduk.
Muhtemelen Özbekistan’da şiddete maruz kalmış, belki de kurtulmak için Türkiye’ye gelmiş olabilir. Şu an kadının nerede olduğunu bilmiyoruz”
“6,5 AY BOŞUNA CEZAEVİNDE KALDIM”
Ramazan Akbay ise 6,5 ay kadar cezaevinden kaldığını belirterek, “Yeğenim Özbekistan uyruklu bir kadınla evlendi, mutluydular. Ben de onlardan evlenmek istediğimi söyledim. Beni bir kadınla tanıştırdılar. Bir süre telefonla konuştuk. 18 Temmuz’da Türkiye geldi. Benden 5 bilezik ve pahalı bir telefon istedi. Daha sonra alabileceğimi söyledim. Bunları isteyince vazgeçmek istedim ama o buna rağmen kalmayı kabul etti. Yeğenimin evinde dini nikah yapıldı. Ertesi gün kendi evimize gittik. Buradan kaçıp, beni suçladı. Ona hiçbir şey yapmadım” diye konuştu.
]]>
Hangi sorunlara neden olur?
■ Vücutta toksin artışı, sindirim sistemimizde, cildimizde, karaciğerimizde ve böbreklerimizde birikerek bu organların görevlerini yapmalarına engel olur. Genlerimize, DNA’mıza zarar vererek diyabet, kanser gibi kronik hastalıklara ve erken yaşlanmaya neden olur. Kan üretimini engeller. Kemiklerden kalsiyum çekerek kemik yapısının zayıflamasına yol açar. Vücutta üretilen ve işçilerin besini olarak görevi yapan hormonların üretimini engeller ve dengesizliklere neden olur. Örneğin, dokular arası iletişimi sağlayan tiroit hormonunu bozar. Sonuç, sebebi açıklanamayan yorgunluktur. Genişleyen bir göbek ve önlemeyen kilo artışı da toksinlerin vücudumuzda neden olduğu önemli sorunlardandır. Ancak hızlı kilo vermeyin. Zira bu durum da toksin yükünüzü artırır. Zira eriyen yağlarla birlikte toksinler kana karışarak, sağlığınız tehdit eder.
Nasıl beslenelim?
■ Vücudunuzun toksin yükünü azaltmak için her gün düzenli olarak birkaç diş sarımsak tüketin.
■ Tam tahıllar, baklagil, kuruyemiş, sebze ve meyve gibi lifli gıdalar önemli. Çünkü bunlar toksinleri vücuttan atarken onları bağlayıp dışkıyla çıkarabilmemizi sağlar. Günlük beslenmenizde özellikle havuç, kereviz, pancar, maydanoz, brokoli, karnabahar, lahana, lahana, enginar, pırasa, Brüksel lahanası, greyfurt, limon soğanın yanı sıra detoks molekülü işlevi gören tarçın, biberiye, zencefil ve zerdeçala da yer verin.
■ Gün içinde bol bol su için.
Lenf sisteminiz iyi çalışmalı
Birçoğumuz lenfatik sistemin farkında değiliz ama basitçe lenf sisteminiz olmazsa yaşayamazsınız. Vücutta kan damarlarının 2 katı lenf damarları vardır. Bu ikinci dolaşım sistemi diğer vücut sıvılarını temizlemede besin ve çöplerin atılmasında önemlidir. İşte lenf sisteminizi iyi çalıştırmanın yolları:
■ Günde en az 3 kez 5-10 dakika derin nefes egzersizi yapmaya çalışın. En etkili çalışma yöntemi zıplamak ve ip atlamaktır.
■ Bir diğer lenfatik fonksiyonu iyileştiren cilt fırçalamaktır. Cilt fırçalamak ölü deriyi alır ve dolaşımı hızlandırır, cildinin daha kolay nefes almasını sağlar. Banyo öncesi günlük cilt fırçalamanızı öneririm.
■ Her gece 7-8 saat uyuyun ve 11.00’den önce yatağa girmeye çalışın.

■ Vücut kendini korumak için tüm toksinleri yağda depolamaya çalışır. Sauna vücut ısısını artırır, yağ hücreleri toksinleri salar ve ciltte biriken toksinler atılır.
KENDİNİZİ TEST EDİN
Eğer aşağıdaki sorulardan en az 4 tanesine ‘Evet’ yanıtını verirseniz, toksinlere maruziyet riskiniz yüksek demektir.
1- Evde mikrodalga fırın var ve haftada 3’ten fazla kullanıyor musunuz?
2- Yılda 3 krizden daha sık boğaz enfeksiyonu olur musunuz?
3- Günde 2 saatten fazla televizyon ve internet ortamında vakit geçiriyor musunuz?
4- Cep telefonunuz geceleri yatarken açık ve başucunuzda mı?
5- Eşyalara dokunurken ya da arkadaşınızla tokalaşırken sık sık elektriklenme olur mu? Saçınızda elektriklenme sık hisseder misiniz?
6- Eviniz kalabalık bir cadde üzerinde mi? Etrafında elektrik trafosu baz istasyonu var mı?
7- Sebebini açıklayamadığınız şiş bir göbeğiniz ya da kilo artışınız var mı?
8- Cildiniz hep sivilceli soluk ve gözaltlarınız mor mu?
9- Evinizde banyo küvet etrafında veya duvarlarınızda küf var mı?
10- İşlenmiş hazır gıdalar tüketiyor veya haftada 3’ten fazla dışarda yemek yiyor musunuz?
Evinizi de arındırın
Evinizden toksinleri atmanın ideal yolları şöyle özetlenebilir: Bitkisel bazlı veya etiketinde “toksik olmayan” yazan yeşil temizlik ürünleri kullanın. Sirke de doğal bir temizleyicidir. Mumları ve oda spreylerini doğal uçucu yağlarla değiştirin. Daha temiz hava yaratmak için evinize biraz bitki koyun. Doğal ve organik olan cilt bakım ürünleri kullanın. Yemek pişirmek, temizlik yapmak ve içmek için şebeke suyunu arıtın. Tüm teflon pişirme kaplarından kurtulun. Yiyeceklerinizdeki antioksidanları önemli ölçüde azaltabileceğinden mikrodalga fırınınızı mümkün olduğunca kullanmaktan kaçının. Mümkün olan her yerde plastikleri azaltın. Odaları sık sık havalandırın.
Beslenmeden toksinleri çıkarma yolları
Düzenli olarak maruz kaldığınız toksinlerin çoğu yediklerinizdedir. Diyetinizde bazı değişiklikler yaptığınızda, doğru besinleri almanız ve toksik yükünüzü ortadan kaldırmanız kolaylaşır. Diyetinizde rafine tohum ve bitkisel yağlara, plastikte bulunan gıdalara (plastikteki BPA hormon fonksiyonlarını bozar). trans yağlara, organik olmayan kırmızı ete, ilave şekere ve cıva oranı yüksek balıklara yer vermeyin. Organik olan ve herhangi bir pestisit kullanılarak yetiştirilmeyen yiyeceklere ulaşmaya çalışın. Evde bir bahçe oluşturabiliyorsanız, bu en güvenli seçenek olabilir.
]]>
“TAHKİKAT YAPILSIN CANLAR YANMASIN”
Geminin kaptanı Hasan Mehmet Uyanık’ın (69) oğlu Abdullah Uyanık, umutlu olduklarını söyleyerek olaya müdahalede geç kalındığı iddiasını gündeme getirdi. Uyanık, şunları söyledi:
– Gemide çalışan ikinci kaptan Mehmet Uyanık, babam oluyor kendisi. Babam 40 senelik denizciydi. Tecrübeli bir ilk denizciydi kendisi. Dün haber geldi, amcam tarafından. Ben de teyit etmek amaçlı baktım. Gerçekten o gemiymiş ve telefonları kapalıydı. Beklemeye başladık. Sahil Güvenliği aradık, Sahil Güvenlik çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Karacabey’e geldik gece 01.30’da. Sonrasında Kaymakam Bey geldi. Sağ olsun ilgileniyorlar. Yetkililer çalışıyor.
– Bir serzenişim olacaktı. Burada SOS veriyor gemi, 06.32’de veriliyor. 07.12’de SOS sinyali kesiliyor. Bu arada 40 dakika bir zaman var. Bu 40 dakika içinde nasıl müdahale edilemedi, ona şaşıyorum. Ben de 3 sene gemicilik yaptım, gemilerde çalıştım. Yetkililerden rica ediyorum. Buradan bu tahkikatın yapılmasını rica ediyorum. Bundan sonra canlar yanmasın. İnşallah umudumuz var diyelim. Allah’tan ümit kesilmez. Bekliyoruz, yapacak bir şeyimiz yok.

Abdullah Uyanık
“40 DAKİKADA NASIL ULAŞAMADILAR?”
Uyanık, geminin acil durum sinyali verdiği saat ile sinyalin kesildiği saat arasındaki 40 dakikalık zamana dikkat çekerek, şöyle konuştu:
– Olayla ilgili çok detaylı bilgim yok. Siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum. Yani medyadan izlenen kısmını biliyorum. Zaten bana da en son ulaştı. Öncesini bilmiyorum yani. Akşam 20.30 itibariyle kalkıyor. Marmara Adası tarafından kalkıyor. Karacabey dolaylarında olay gerçekleşiyor.
– Tabii bu arada 40 dakika bir zaman yani normalde ben şeyi anlayamıyorum. Yani Sahil Güvenliğin ulaşmama şansı nasıl oluyor yani. Burası açık bir deniz değil, açık bir yer değil. Karadeniz değil, Akdeniz değil, onu anlayamadım, anlayamıyorum yani.

İkinci kaptan Mehmet Uyanık
“BABAM ‘BU GEMİ BATACAK’ DİYORDU”
Babasının eski denizcilerden olduğunu dile getiren Uyanık, şöyle konuştu:
– Gemicilikten kaptanlığa yükselmişti, en az 40 yılı var. Babamla en son 3-4 gün önce iletişim kurmuştum. Babam hep ‘Bu gemi batacak’ diyordu. Ben ‘bırak’ diyordum ancak babam mesleğini seviyordu, dolayısıyla bırakmıyordu. Gemi çok eskiydi. Bu gemilerin tedavülden kalkması lazım. Babam hep geminin çok eski olduğunu söylüyordu.
Görüntüleme cihazlarıyla geminin enkazına ulaşılmasının ardından arama kurtarma ekiplerinin çalışması devam ediyor. Ekiplerin gün içinde batığa dalması bekleniyor.

Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat Çarşamba günü saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden “Batuhan A” adlı kargo gemisi, ağır hava ve deniz şartları nedeniyle dün saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı.
“Batuhan A”nın 6 kişilik mürettebatı için çok sayıda kurum ve kuruluş tarafından yürütülen arama kurtarma çalışmalarında geminin battığı bölgede boş can salı bulunmuştu.
]]>Küçük kız, dedesinin otomobili sandığı inşaat firması sahibi Nihat Pekyen’e ait otomobilin arka koltuğuna bindi. İddiaya göre, aynı lokantada oturan ve küçük bir kızın otomobiline bindiğini görüp, koşarak aracın yanına giden Pekyen, kızı darbetmeye başladı. Bu sırada lokantadan çıkan Sedat Necmi Gültiren, olaya müdahale etti.
Gültiren ile Pekyen arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Çevredekiler tarafları ayırmak için araya girdi. Kavga sırasında Pekyen, Gültiren’in yüzüne ve göğsüne yumruk attı. Yere yığılan Sedat Necmi Gültiren, hareketsiz kaldı. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Gelen sağlık ekipleri Gültiren’i ambulansla İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.
DAVA AÇILDI
8 gün boyunca yaşam mücadelesi veren Gültiren, 30 Haziran 2023’te hayatını kaybetti. İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsisi yapılan Gültiren, İzmir’de toprağa verildi. Kavgaya karışan Pekyen ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen Pekyen, tutuklandı. Soruşturmanın ardından Sedat Necmi Gültiren’in ölümüne neden olan Nihat Pekyen hakkında ‘kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 16 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
“ARKA KAPIYI AÇIP KIZLARI İNDİRMEK İSTEDİM”
Davanın ilk duruşması İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Nihat Pekyen, taraf avukatları, ölen Sedat Necmi Gültiren’in yakınları yer aldı. Savunmasını yapan Nihat Pekyen, “Denizli’den İzmir’e Kız arkadaşımla gelmiştik. Yol kenarında bir restoranda yemek yiyorduk. 10 ile 15 dakika sonra aracımın kapısının kapandığını gördüm. 20 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğunu aracımda gördüm. Koşarak aracın başına gittim. Kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. 20’li yaşlardaki kız çocuğu kapıyı tutup açmadı. Arka kapıyı açıp kızları indirmek istedim. Araçta kız arkadaşımın çantası, valizim, 4 bin dolar ve 6 bin 800 TL param vardı. Kızları aracımdan indirmeye çalıştım. Sonra maktul geldi. Tartışmaya başladık. Kız arkadaşım araya girdi, ayrıldık. Bu kişi bana küfür etti. Avucumun içiyle boyuna vurdum. 30 saniye sonra yere düştü. Çevredeki esnaf bizi lokantanın içerisine soktu. Sonra da polisler geldi. Aracımdan 3 bin 200 dolarım çalındı” dedi.
“YEĞENİMİN KAFASINI CAMA VURARAK DARBETTİ”
Necmi Gültiren’in kızı Söngül Gültiren, “Babam esnaftır. Olay günü beraber yemek yemek istedik. O gelmek istemedi ancak ikna ettik. Yeğenimle birlikte babam ile lokantaya gittik. Babam bir müşterinin aracı ile bizi lokantaya götürdü. İçeri girdik, babam aracı park edip peşimizden geldi. Biz sonrasında babamdan önce restorandan çıktık. Babamın bizi restorana getirdiği, ilk kez olay günü bindiğimiz sanık ile aynı renk ve modele sahip otomobili kapının önünde gördük. Restorana geldiğimiz araç zannedip, kapıları açık olan ve sanığa ait olduğunu sonradan fark ettiğimiz otomobile oturduk. Bu sırada sanık koşarak aracın başına geldi. Arka kapıyı açarak burada oturan yeğenimin kafasını cama vurarak darbetti ve dışarıya çıkartmaya çalıştı. Sonra babam olay yerine yetişti. Sanık babamın yüzüne ve göğsüne yumruk attı. 8 gün yoğun bakımda falan babam yaşamını yitirdi. Şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
“BUGÜN SEVGİLİLER GÜNÜ”
Necmi Gültiren’in eşi Sevim Gültiren ise “Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Ben bu sandık yüzünden 2 çocuğumla kaldım. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. 60 yaşındaki adama mı gücü yetti?” dedi.
Nihat Pekyen’in kız arkadaşı Dudu Yılmaz da “Olay günü erkek arkadaşımla yemek yedik. Bu sırada Nihat birden koştu, aracın başına gitti. Araçtaki kızları indirmeye çalıştı, vurmadı. Sonra ölen kişi ve diğer yakınları toplandı. Bize sövüp, vurdular. Lokantaya yürürken, saldırı sürünce Nihat sinirlenip geri döndü. Ben arkamı döndüğümde, adamın yere düştüğünü gördüm. Paramız çalındı. Gerçi karakolda kızların üzerine baktılar ancak para çıkmadı” diye konuştu.
Taraf avukatlarının savunmalarının ardından duruşma savcısı sanığın tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme heyeti ise sanığın tutukluluğunun devamına hükmedip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>“ÇOK DİKKATİMİ ÇEKTİ”
Etimesgut’ta çok önemli bir adım attıklarını kaydeden Özel, şu ifadeleri kullandı;
*Etimesgut çok farklı bir ilçe. Etimesgut, gelişen, çoğalan, kabına sığmayan ama birileri tarafından kıymeti bilinmeyen bir ilçe. Çok dikkatimi çekti, beni Ata Kavşağı’na götürdüler. Dediler ki ‘Burası Türkiye’nin CHP belediyeciliği açısından en önemli noktası.
*Üç ilçe kesişiyor. Sincan orada, öbür tarafında Yenimahalle, bir tarafında Etimesgut. Aynı kavşakta Yenimahalle tarafına gidince evler 10 milyon lira. Etimesgut tarafında ilerleyince 6 milyon lira. Sincan tarafa gidince evler 3 milyon lira.
*Çünkü bir tarafı CHP’li belediye yönetiyor, bir tarafı yıllardır AK Parti’nin kötü belediyeciliği perişan etmiş, bir tarafta da ikisinin arasında kalmış bir Etimesgut var.’ CHP’nin yönettiği kentlere yatırım geliyor, hizmet geliyor, kent güzelleşiyor.
*Sosyal demokrat belediye, o kentin gücüne güç, değerine değer katıyor. Bunu yapmaya geliyoruz Etimesgut’a.
“REKOR KIRMANIZI İSTİYORUM”
*Türkiye’ye mesaj vermeye geldik. Etimesgut’un Ankaralı kimliğini kaybetmeden, Ankaralı kimliğine sahip çıkan, Devlet Tiyatroları’nda uzun yıllar harikulade yöneticilik işi çıkarmış, elinin değdiği yeri geliştiren ve güçlendiren, milletin sevdiği, halkın sevdiği birisine teklif götürdük. Hem bir devlet adamına, hem bir halk kahramanına Etimesgut’a yakışacak bir yakışıklıya teklif götürdük. O da kabul etti.
*Ona bakınca elbette bir Ankara sevdalısı görüyorum. Ona bakınca elbette suçlulara göz açtırmayan geceleyin hepimiz rahat uyusun diye canını ortaya koyan bir iradenin temsilcisini, kahraman Türk polisini görüyorum. Ona bakınca ben ‘Bu kapı niye kapalı’ diyen valiyi görüyorum, vatandaş kalabalık etmesin diyenlere, ‘Vatandaşın girmediği yer mi olur, açın kapıları’ diyen valiyi görüyorum.
*Ona bakınca ben 1 Nisan’dan itibaren Etimesgut’un yüzünü güldürecek, öyle kapalı kapılar arkasında değil aranızda dolaşacak, hepinizin sevgilisi Erdal Başkanımı görüyorum. Etimesgut, Türkiye’deki gençler adına, nereye gitsem selam yolluyorlar. Etimesgut, Türkiye’deki polis teşkilatının kahramanları adına, Türkiye’nin dört bir yanında, ‘Behzat Ç.’ye selam söyle, valime selam olsun’ diyenler adına sizden 31 Mart’ta rekor kırmanızı ve Erdal Başkana sahip çıkmanızı istiyorum.
*İşine devam edecek, o çok güzel oynadı. Neyi oynadı? Yazılan bir senaryoyu oynadı, aklına yatmayan hiçbir rolü kabul etmedi. Ama işini dört dörtlük yaptı. Karneyi 10 üzerinden 10 aldı. Herkesin sevdiği, benimsediği, takdir ettiği bir yapısı ve kişiliği var. 1 Nisan’dan sonra senaryoyu hep birlikte yazacaksınız, uygulayacaksınız, burada bir başarı hikayesini Türkiye’ye siz göstereceksiniz. Sizden bunu bekliyoruz.
“ETİMESGUT’TAN BAŞLAYACAĞIM”
*Tabii o, bu görevi yaparken arkasında Etimesgut ilçe örgütümüz, CHP’liler ama sadece onlar değil Etimesgut’un bütün demokratlarını görüyoruz. Milliyetçi demokratlar, muhafazakar demokratlar, sosyal demokratları görüyorum.
*Etimesgut ittifakına, Behzat Ç.’mi, komiserimi, valimi ve 1 Nisan’ın belediye başkanı Erdal Beşikçioğlu’nu emanet ediyorum. Örgüt deyince bu seçimin benim için bir anlamı da ‘Etimesgut’tan başlayacağım’ dedim, çok sevdiğim örgütümüzde görev yapmış rahmetli Faruk Özdemir, o gün ilçe kongresinde kalp krizi geçirdi, hayatını kaybetti.
*En büyük ümidi 31 Mart’ta Etimesgut’u alan ilçe başkanı olmaktı. Bu Etimesgut’u bir de özellikle Faruk Başkan için kazanacağız. Allah gani gani rahmet eylesin. Bir kez daha hepinize, kıymetli ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
*Bütün örgütümüze bir koşacaksanız, iki koşun, bir adımı örgütümüz, bir adımı da Faruk ağabeyin hatırası ve emaneti için atın. Örgütümüzü çok seviyoruz, hepinize güveniyoruz gençler.
“3 SANDIK KURULACAK”
*Oy verirken 3 sandık kurulacak. Dördüncüsünde muhtarlar var. Hangi siyasi görüşten olursa olsun muhtarlarımıza başarılar diliyoruz. Muhtarlarımıza şunu söylüyoruz, ‘Hangi görüşten olursanız olun rozet yok. Bütçe yok, parti yok. Gidip de o sandıktan çıkıyorsunuz ya hepinize helal olsun.
*31 Mart’tan sonra seçilen bütün muhtarlarım Mansur Başkanıma emanet olsun.’ Şimdi geriye 3 sandık var. O 3 sandıktan bir tanesi Erdal Başkan için Etimesgut oy sandığı, bir tanesi elbette büyükşehir belediyesinin yani Mansur Yavaş’ın. 5 yıllık icraatlarının sonunda vereceğiniz oylarla, birçoğunuz geçen seçimde oy verdi ama vermeyenler onun insan ayırmadığını gördü, parti ayırmadığını gördü.
*Hizmeti yaparken adalet duygusu içinde olduğunu gördü. Çalmadığını, çaldırmadığını gördü. Ama en güzeli o sıcacık elini omzunuzda hissettiniz. Mansur Başkana hep beraber teşekkür yapma ve bu namuslu belediyeciliği ödüllendirme zamanı. Mansur Yavaş’ı Etimesgut’a, Ankara’ya anlatacak değilim. Ben onu Türkiye’nin geriye kalan diğer illerinde nasıl devlet adamlığı olunur, nasıl şehrin sorunlarına hakim olunur, nasıl popülizme kaçmadan, yalana bulaşmadan doğru ve dürüst belediyecilikle iyi hizmet yapılır, nasıl israf bitirilir, tasarruf yapılır, nasıl para doğru yerde kullanılır, örnek olarak Mansur Başkanı anlatıyorum.
*Dayanışma belediyeciliğinin en güzel örneklerini verdi. Size biraz önce Erdal Başkandan bahsettim. Çok iyi bir oyuncu diye. Filmlerde çok güzel kendisini ifade ediyor, hepimizi memnun ediyor diye. Size bir müjdem var. Yarın akşamı bekleyin, kendisini oynayan, olduğu gibi görünen muhteşem bir televizyon starı ile karşılaşacaksınız. Yarın akşamı bekleyin.
“REKOR OY BEKLİYORUM”
*Pandemide Manisa’da evde oturuyorum. Eşim yanımda, kızım uzakta. Gidip alsak mı, gelse mi? Tam o günlerdeyiz. O sırada eşim dedi ki ‘Yahu yine biz iyiyiz. Çalışamayanlar var. Sokakta olanlar var, dışarı çıkmazsa ekmeğini kazanamayanlar var. Bu insanların hali ne olacak?’ Hepimize çok önemli görev düşüyor ama en çok belediye başkanlarına düşüyor.
*Biz bunu konuşurken televizyonda bir haber. Mansur Yavaş veresiye defterlerini kapattırma ile ilgili kampanya başlatmış. Eşime anlatamadım. Gırtlağım düğümlendi. ‘Didem’ dedim, ‘Senin o dışarıya çıkamayan var ya, çalışamayan, çiçek satamayan, gündelik işe gidemeyen, temizliğe gidemeyenin kursağından lokma geçmesi veresiye defterine bağlandı ya, çıkınca çalışıp ödeyecek ya.
*Mansur Başkan o veresiyeleri sildiriyormuş’ dedim. Şu kadarını söyleyeyim, ben kendisinden oy olarak rekor bekliyorum. Ama ne oy alırsa alsın, ne yaparsa yapsın, siyaset ne zaman ve nerelere kadar, en güzel yerlere layık. En güzel yerlere taşısın. Ama bu başkana bu insanlığı için helal olsun be helal olsun.
“BİR KURBANLIK KOÇUN BOYNUZUNDAN TUTTUN”
*Diyor ki, ‘1994 ruhu ile çalışacağız ve Ankara’yı alacağız. 94 ruhunu geri getireceğiz.’ 94, Ankara’ya Melih Gökçek’i getirdi. Giderken Bülent Arınç, Tayyip Beyden sonraki en üst düzeydeki AKP’li, ‘Parsel parsel sattın’ dedi. O enkazın üstüne bu babayiğit geldi ve garibanı güldürdü. Yoksulu ısıttı, karnı aç olanı doyurdu, her tarafa yetişti. Allah göstermesin, Allah muhafaza. 1994 ruhu bir tarafa ama Mansur Yavaş belediyeciliği var ya baş tacı.
*Şimdi Etimesgut bir karar verecek. Diyecek ki ‘Günden güne şartlar ağırlaşıyor, bu işler böyle mi gitsin, yoksa bu Etimesgut’a bir el mi değsin?’ Bakın istatistikler ortada. Üniversiteye giden öğrencilerin yüzde 88’i CHP’li belediyelerin olduğu şehirleri ilk tercih yazıyor. Neden? Ulaşım iyi, destek iyi, öğrenciye yapılan katkılar iyi, şehir güzel, temiz, harikulade. Herkes hafta sonu CHP’li belediyelerin olduğu yerlere gezmeye gidiyor.
*Ama biz herkesi Yenimahalle’de, Çankaya’da ağırlayamayız. Karşıyaka, Bakırköy, Kadıköy, Kuşadası’na götüremeyiz. Ama Etimesgutlular isterse Etimesgut’u Çankaya yapacak bir belediye başkanını ve onun arkasında duracak ağabeyini göreve getirebilirler. Bunu istiyoruz. Bir tarafta AnkaPark’a 800 milyon dolar, dile kolay, 24 milyar lira para gömen ve sizin vergilerinizi, varlığınızı o AnkaPark’a gömen bir anlayış var.
*Bir tarafta o masrafı, israfı bitirip her yoksula ayda bin lira yardım yapan, 500 lira doğalgaz parası veren, hiç olmazsa çocuğun kursağından ayda bir, iki gün et geçsin diye 1 kilo et veren böyle bir başkan var. Birileri rantın peşinde koşuyor, birileri halkın karnını doyurmak için gece gündüz çalışıyor. İşte CHP, işte Mansur Yavaş, işte halkçı belediyecilik. Mansur Başkan ayda 1 kilo et veriyor.
*Az mı, keşke daha çok versek. Verdiği kişi sayısını da artırdı. İleride kiloyu da artırırız. Ama kaç aydır veriyor diye baktım. 24 ay olmuş. Bu ay 25’inci ay. 25 ayda 25 kilo et. İyi bir kurbanlık koyundan 25 kilo et çıkıyor arkadaşlar.
*Eğer ki sen burada AK Parti belediyeciliğini tutsaydın, Gökçek ya da devamından birini tutsaydın değişen bir şey olmayacaktı. Yavaş’a oy verince bir kurbanlık koçun boynuzundan tuttun eve getirdin. Her eve bir kurbanlık koç veren Mansur Yavaş’a diyoruz ki, ‘Helal olsun sana. Böyle çalış.’ Ankara senin arkanda.
“HEP BERABER HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
*Ben Etimesgut’ta ilk kez bir açık hava toplantısında konuşuyorum. Hep Etimesgut bana geliyordu, bu sefer biz geldik. Etimesgut’ta çok sayıda gaziler ve şehit ailelerinin dernekleri var. Her salı mutlaka yanıma uğrarlardı. Müsait zamanda çaylarını içmeye gideceğim. Ama bundan sonraki süreçte hem taşıdığı kimlikler ile hem bundan sonra bu işin devamında şehit ve gazi ailelerinin Etimesgut’taki tüm taleplerinde, hem çok sayıda engelli için rehabilitasyon merkezi ihtiyaçları var. Bu projelerin yapılmasında…
*Hem de bundan sonra Etimesgut gençlerinin ihtiyaç duyduğu kültür, sanat ve bilhassa spor yatırımlarında bundan sonra siz hayal edeceksiniz. Başkan Beşikçioğlu talep edecek, projelendirecek. Mansur Başkan ile biz hep beraber bunları hayata geçireceğiz. Söz veriyoruz. Devlet Bey, geçtiğimiz günlerde Ankara seçimlerine ilişkin bir ziyaret yaptı. Sayın Turgut Altınok’un yanına vardı.
*Dedi ki ‘Aman ha Ankaralılar altı ok olmasın, Altınok olsun.’ Vallahi Devlet Beye sunu söyleyelim. Geçen sefer onun sözünü dinleselerdi yardım yoktu, doğalgaz yoktu, et yardımı yoktu, üniversitelilere sıcak yemek yoktu, çorba dağıtımı yoktu, kırsal kalkınma destekleri yoktu. Millet Devlet Beyi dinlese su faturalarını teröristler dağıtacaktı ama altı okun en önemli simgelerinden biri olan milliyetçilik okunu kalbinin üstünde taşıyan bu güzel insan bunların hepsini yaptı. Biz de sonuna kadar arkasındayız.
*Erdal Başkan o altı okun her birisine hepimiz kadar sahip çıkarak, halkçı belediyecilik yaparak, devletin görevini burada yapmanın, devlet ile millet arasında köprü olmanın farkında olarak, Cumhuriyetin Başkentinde cumhuriyetçiliğin kıymetini bilerek, laikliğin inanç özgürlüğü, inananların özgürlüğü, hem de herkesin yaşam biçimi özgürlüğü olduğunu bilerek ve halkçı belediyeciliğin tüm gereklerini yaparak Devlet Beyi üzecek ama altı oku da Etimesgut’ta dalgalandıracak, söz veriyoruz.
*Bizim belediyeciliğimiz hiçbir partiyi ittiren, hiçbir görüşü yok sayan belediyecilik anlayışı değil. Herkese birden sahip çıkıyoruz. Anketler açıkça görülüyor. Geçmiş seçimlerde taban tabana zıt olduğumuz insanların bu seçimlerde belediyecilik hizmetlerinden sonra Mansur Başkana, İstanbul’da Ekrem Başkana yöneldiklerini 11 büyükşehrimizin her birisinde CHP’nin başkanlarının ivmesinin yukarıya gittiğini hep birlikte görüyoruz.
*Bundan sonra sizler eğer CHP’nin halkçı belediyecilik anlayışını Etimesgut’a getirirseniz, Etimesgut nüfusunu ve sorunları artan Etimesgut’u hızla ayağa kaldıracağımıza, yükselteceğimize, hızla Türkiye’nin 16’ıncı büyük nüfusuna sahip ilçesi olan Etimesgut’u hak ettiği yere getireceğimize söz veriyoruz.
*Ev sahibi ile kiracıları kavga ettirenlere inat, ev sahibinin önünde kiracının yüzünü yere eğdirmeyeceğiz. Sorunlarınızı dile getiriyoruz. Hepinizi çok seviyoruz. Siz Etimesgut’a Erdal Başkanı getirin, Erdal Başkan Mansur Başkan ile omuz omuza size sahip çıkacak, söz veriyoruz.
“SEVGİLİLER GÜNÜNDE SİSİ İLE KUCAKLAŞIYOR”
*Bugün 14 Şubat, bugün Sevgililer Günü. Bugün birbirini seven herkese, eşlere, sevgililere günleri kutlu olsun. Herkes sevdiğine koşturuyor, Tayyip Bey de bugün Mısır’a gitmiş, Mısır’da Sisi’ye koşturmuş. Sevgililer Günü’nü orada kutluyor. Bakın Tayyip Beye, ‘Sisi ile barışacak mısın’ dendiğinde şöyle demişti: ‘Sisi ile beni çok barıştırmak isteyenler var. Asla kabul etmiyorum.
*Etmem de. Neden, işte bundan dolayı. Halkın yüzde 52 oyunu almış bir Mursi ve arkadaşlarını cezaevine mahkum eden bir anti demokrat ile karşı karşıyayız. Onunla aynı masaya oturmam. Ben demokratım. Ben böyle bir kişi ile asla görüşmem. Her şeyden önce onun bir defa genel af ile içerideki herkesi dışarı çıkardığımı görmem lazım. Ben uluslararası platformda şu anda darbeci Sisi’yi Cumhurbaşkanı olarak görmüyorum, kabul etmiyorum. Aynı masada oturmadım, asla da oturmayacağım.
*Oturursam kendimi inkar ederim. Oturursam ben demokrat olamam. Oturursam ben insan olamam.’ Sevgililer Günü’nde gitti, Sisi ile kucaklaşıyor. Ama bir gerçek var. Biz yıllardır ona ‘Devletlerarası küslük olmaz, Sisi ile görüş’ dedik. ‘Büyükelçiyi çektin hadi, geri yolla’ dedik. ‘Orada çalışanlara yazık, öğrencimize yazık, bu kadar ihracat yapanımıza yazık, işverenimize, müteahhidimize yazık’ dedik.
*Dinlemedi, şimdi kendi ilişkisi gereği barışıyor ama bunca yıldır bu kadar eziyet çektirdiklerinin de vebali üstünedir. Biz, devletlerarasında küslük olmayacağını, tepki gösterecekse göstermesini, arayı bir an önce düzeltmesini söylediğimizde bize, ‘Hain, darbeci, darbeci sever’ diyordu. Bugün darbeyi yapan ile sarılmış, poz veriyor. Bugüne kadar söylediklerinin her birisini inkar edip, doğru yola gelmiştir ancak Sevgililer Günü’nde sarılmak da beyefendiye yakışır.
*Peki biz Sevgililer Günü’nde ne yaptık? Etimesgut, Sevgililer Günü’nde onu çok seven başkanı ile kucaklaştı. Ankara’nın sevgilileri, Ankara’yı en çok seven ile kucaklaştı. Şimdi bu iki başkanımızı hep beraber 31 Mart’ta bağrımıza basmaya, sandıklarda rekor kırmaya var mıyız?
Mansur Başkana Ankara’da Türkiye rekoru kırdıracak mıyız? Erdal Başkanı, Etimesgut’un 1 Nisan Başkanı yapacak mıyız? Her ikisini Etimesgut’un güzel, çalışkan, ahlaklı, milliyetçi, vatansever seçmenlerine emanet ediyorum. Sizleri de Allah’a emanet ediyorum.
]]>Yanındaki cep telefonuyla nişanlısı Enes Kılavuz ile iletişim kuran Kalmış, yerinin bulunmasını sağladı.
Arama kurtarma ekipleri tarafından 3 gün sonra enkazdan çıkarılan, tedavisi için uçakla Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ne sevk edilen Kalmış, burada duvar altında kalan sağ bacağının kurtarılması için 23 kez ameliyat masasına yattı.
Yapılan müdahaleler sonuç vermeyince bacağı diz üstünden ampute edilen Kalmış’a ocak ayında protez takıldı.
Kahramanmaraş’a dönen, Dulkadiroğlu ilçesindeki Umut Konteyner Kent’e yerleşen Kalmış, tedavi sürecinde kendisini bir an olsun yalnız bırakmayan nişanlısı Kılavuz’un da desteğiyle ilk adımlarını atıyor.

“Ben onun mucizesi, o benim şansım oldu”
Tuğçe Kalmış, 6 Şubat depremlerinde yaşadığı binanın 15 saniye içerisinde çöktüğünü, hayatını kaybeden annesinin elini öperek ona veda ettiğini, erkek kardeşinin cenazesini DNA incelemesiyle bulduklarını, kız kardeşi Tuana’ya ise henüz ulaşamadıklarını söyledi.
Depremden sonra nişanlısının kendisini yalnız bırakmadığını dile getiren Kalmış, “Depremin ardından beni ilk çıkarttıkları zaman bana ‘Seni hastaneye götüreceğim, hastaneden beraber el ele çıkacağız.’ dedi. Etlik Şehir Hastanesinde 11 ay yanımda bekledi. Her şekilde her ihtiyacımı kendisi karşıladı. Ben onun mucizesi, o benim şansım oldu diyebilirim. Enes bu hayatta tek şansım” diye konuştu.
Nişanlısını vatani görevini yapmak üzere Bilecik’e uğurlamaya hazırlanan Kalmış, şöyle konuştu:
“Askere gidip geldikten sonra düğünümüz olacak temmuz ayında. Her şey daha güzel olacak inanıyorum. Hiçbir zaman da elimi bırakmayacağına inanıyorum. Aynı şekilde ben de kendisi bu durumda olsa asla yalnız bırakmazdım. Beni iyi günde bırakmadı, kötü günde hiç bırakmadı. Bu durum bizi birbirimize daha çok bağladı.
Ayağımı bir eksiklik olarak görmedi, beni bu şekilde de sevdi. Herkes iyi günde birbirinin yanında olur, sever, kötü günde en zor anımda, sağ ayağımı kaybettiğim halde beni bırakmadı. Beni sevgi iyileştirdi. 11 ay benim yanımda farklı bir kişi kalsaydı bu şekilde iyileşip ayağa kalkamazdım ama onun sevgisiyle onun bana verdiği güçle ben ayağa kalktım, iyileştim.”

“Bir ömür Tuğçe ile beraberim inşallah”
Enes Kılavuz da nişanlısı Tuğçe Kalmış’ın yaşaması için çok dua ettiğini ve 2 ay boyunca yoğun bakım odasının önünde sabahlara kadar beklediğini söyledi.
Çok kötü günler geçirdiklerini ancak hiçbir zaman umudunu kesmediğini ifade eden Kılavuz, en büyük hayalinin hayat arkadaşının elini tutarak Kahramanmaraş’a gelebilmek olduğunu dile getirdi.
Askerde nişanlısından ayrı kalacağını, bu nedenle üzüldüğünü belirten Kılavuz, “Tuğçe depremde ailesini kaybetti, keşke kaybetmeseydik. Çünkü onlar da bizim en güzel ve mutlu günlerimizi görmek isterlerdi. Tuğçe’nin ailesi olmasa, benim de ailem olmasa Tuğçe’ye hayatta kaldığım sürece bir ömür boyu ben bakarım. Bu can bedende olduğu sürece bir ömür Tuğçe ile beraberim inşallah” diye konuştu.
“Böyle bir aşk hikayesine daha önce hiç şahit olmadım”
Kılavuz askere gitmeden önce çiftin hatıra fotoğraflarını çeken fotoğrafçı Adem Ceyhan da Kalmış ve Kılavuz’un en güzel günlerine tanıklık etmek istediğini belirtti.
Ceyhan, “Yaklaşık 25 yıldır bu sektörün içerisindeyim. Binlerce gelin damat fotoğrafı çektim, binlerce aşka şahitlik yaptım. Böyle bir aşk hikayesine daha önce hiç şahit olmadım. Çok büyüleyici, farklı bir şey” ifadelerini kullandı.
]]>SEVGİLİLER GÜNÜ NE ZAMAN, HANGİ GÜN?
Sevgililer Günü, her yıl tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 14 Şubat tarihinde kutlanıyor. 14 Şubat tarihi 2024 yılında Çarşamba gününe denk geliyor.
SEVGİLİLER GÜNÜ HEDİYESİ NE ALINIR?
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ’NDE ERKEĞE ALINABİLECEK HEDİYE ÖNERİLERİ
Kişiselleştirilmiş Deri Cüzdan veya Anahtarlık:
Erkeğinize özel bir dokunuş katmak için isminin veya özel bir mesajın işlendiği şık bir deri cüzdan veya anahtarlık tercih edebilirsiniz.
Akıllı Saat:
Teknolojiye ilgi duyan bir erkekse, akıllı saat ona hem şık bir aksesuar olarak hem de fonksiyonel bir hediye olarak hoş gelebilir.
Parfüm Seti:
Sevdiği bir markanın parfüm seti, ona özel bir dokunuşla güzel bir hediye olabilir. Farklı notalara sahip setler arasından seçim yapabilirsiniz.
Spor veya Outdoor Aktivite Ekipmanları:
Eğer spor yapmayı seven bir sevgiliniz varsa, onun ilgi alanlarına uygun spor ekipmanları veya outdoor aktivite malzemeleri düşünebilirsiniz.
Kitap veya Özel Bir Not Defteri:
Okuma meraklısıysa, ilgisini çekebilecek bir kitap alabilirsiniz. Ayrıca, özel bir not defteri ile duygusal bir dokunuş ekleyebilirsiniz.
Gurme Lezzetler:
Erkeğinizin damak zevkine uygun özel bir gurme hediye seti veya özel bir şarap seçimi ile onu gastronomik bir deneyime davet edebilirsiniz.
Elektronik Cihazlar ve Aksesuarları:
Onun ilgi alanlarına uygun bir elektronik cihaz veya aksesuar, Sevgililer Günü hediyesi olarak memnuniyetle karşılanabilir.
Moda Ürünleri:
Şık bir kravat, güzel bir gömlek veya marka bir güneş gözlüğü gibi moda ürünleri de düşünülebilir.
Motosiklet Sürüşü veya Araba Yarışı Deneyimi:
Eğer adrenalini seven bir erkeğiniz varsa, ona unutulmaz bir motosiklet sürüşü veya araba yarışı deneyimi hediye edebilirsiniz.
Konser veya Etkinlik Bileti:
Sevdiği bir sanatçının konserine veya ilgisini çekebilecek bir etkinliğe gitmesini sağlayacak bir bilet de düşünülebilir.

KADINA ALINABİLECEK SEVGİLİLER GÜNÜ HEDİYESİ ÖNERİLERİ
Takılar:
Şık bir kolye, bilezik veya küpe seti, kadınların genellikle beğendiği ve takmaktan keyif aldığı romantik bir hediye olabilir.
Parfüm:
Sevdiğiniz kadının favori parfümünden birini alarak, ona özel ve kişisel bir hediye verebilirsiniz.
Spa ve Masaj Paketi:
Rahatlamayı seven bir kadın için spa veya masaj paketi, ona özel bir gün geçirmesini sağlayacak güzel bir hediye olabilir.
Kişisel Bakım Seti:
Kaliteli bir kişisel bakım seti, özel bir jest olarak kadınınızı mutlu edebilir. Cilt bakım ürünleri veya güzellik setleri tercih edilebilir.
El Yapımı Romantik Hediyeler:
El yapımı bir fotoğraf albümü, özel bir not veya kişisel bir el işi, duygusal bir dokunuş katmanın güzel bir yoludur.
Moda Ürünleri:
Kadının tarzına uygun güzel bir elbise, çanta veya ayakkabı, ona özel bir hediye olarak seçilebilir.
Gurme Çikolata ve Şampanya:
Lezzetli bir çikolata kutusu ve özel bir şampanya, romantik bir akşam için mükemmel bir ikili olabilir.
Edebiyat Severlere Kitap Seti:
Eğer sevgiliniz kitap okumayı seven biriyse, favori yazarının eserlerinden oluşan özel bir kitap seti alabilirsiniz.
Mücevher Kutusu:
Takılarını düzenlemesi için zarif bir mücevher kutusu, hem şık hem de işlevsel bir hediye olabilir.
Sanat ve El Sanatları Malzemeleri:
Eğer yaratıcı bir ruha sahipse, resim malzemeleri veya el sanatları seti, ona ilham verecek bir hediye olabilir.
Konser veya Tiyatro Bileti:
Sevdiği bir sanatçının konserine veya ilgisini çekebilecek bir tiyatro oyununa gitmesini sağlayacak bir bilet, unutulmaz bir deneyim sunabilir.

SEVGİLİLER GÜNÜ MESAJI
Sevgililer Günü kutlu olsun sevgilim! Seninle geçirdiğim her an, hayatımın en değerli anıları haline geliyor. Seni seviyorum.
Gözlerinin içinde kaybolmak, ellerinin sıcaklığını hissetmek, kalbimin ritmi seninle atmak istiyorum her an. Sevgililer Günümüz kutlu olsun!
Seninle geçirdiğim her an, dünyanın en güzel anı. Sevgililer Günü kutlu olsun, seninle her anımda olmak dileğiyle.
Aşkın rengi Sevgililer Günü’nde en güzel tonlarıyla parlıyor. Seninle olan her günüm bir hazine, sevgilim. Kutlu olsun!
Sevgililer Günü’nde, seninle geçirdiğim her saniye, seninle olan her anlam dolu, her an özel. Seni çok seviyorum.
Sevgililer Günü, seninle olmanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor bana. Seni seviyorum, hayatımın anlamı.
Gözlerine bakınca dünyanın bütün güzelliklerini görüyorum. Sevgililer Günümüz kutlu olsun, seninle her anı özel.
Sevgililer Günü, seninle yaşadığımız aşkın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor bana. Seni seviyorum, sevgilim.
Hayatımın anlamı, kalbimin sahibi, Sevgililer Günü’nü seninle kutlamak her şeyden daha güzel. Seni seviyorum.
Seninle her günüm Sevgililer Günü gibi özel, seninle her anımız aşk dolu. Seni seviyorum, sevgilim.
Seninle her günü Sevgililer Günü gibi dolu dolu yaşamak ne güzel. Seninle her anımızı kutluyorum, sevgilim.
Aşkın büyüsüyle dolu bir gün daha, seninle her şey daha güzel. Sevgililer Günü kutlu olsun, seni seviyorum.
Seninle her anımızı birlikte kutlamak, her anın değerini bilmek ne güzel. Sevgililer Günü’nü seninle geçirmek harika, sevgilim.
Sevgililer Günü’nü seninle geçirmek, her şeyin en güzelini yaşamak demek. Seni seviyorum, hayatımın en değerli varlığı.
Kalbimin tek sahibi, ruhumun eşi, Sevgililer Günü’nde sana olan sevgimi kutluyorum. Seninle her anıma şükürler olsun.
Sevgililer Günü, seninle olan aşkımı ve bağımızı hatırlamak için bir fırsat. Seni seviyorum, hayatımın en değerli insanı.
Seninle geçirdiğim her an, sevginin ve mutluluğun en saf halini yaşamak demek. Sevgililer Günü’nü seninle kutlamanın mutluluğuyla doluyum.
Seninle her gün Sevgililer Günü gibi dolu dolu geçiyor, çünkü seninle her an özel. Seni seviyorum, sevgilim.
Gözlerin dünyamın en güzel manzarası, kalbin ise evim. Sevgililer Günü’nü seninle kutlamak her şeye değer.
Seninle her anı kutlamak, her anın tadını çıkarmak ne güzel. Sevgililer Günü’nü seninle geçirmek en büyük mutluluk, sevgilim.
]]>ŞABAN AYI NE ZAMAN?
Şaban ayı 11 Şubat Pazar günü başladı, 10 Mart gecesi sona erecek. Ardında 11 Mart günü Ramazan ayı başlayacak.
ŞABAN AYINDA ORUÇ TUTULUR MU?
Din alimleri tarafından Şaban ayının on beşinci gün olan berat gününün orucuna rağbet edilmesi gerektiği belirtilir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde; “Şaban ayının yarısı (Beraat gecesi) gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Şüphesiz ki Allah, o gece güneşin batmasıyla dünya semasına iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu? Onu affedeyim! Rızık isteyen yok mu? Rızık vereyim! Şifa dileyen yok mu? Şifa vereyim!” buyurdu. (Sünen-i ibn Mace, İkâmetü’s-Salât, 191).
Bir başka hadislerinde ise; “Allah Teâlâ, Şabanın on besinci gecesi (Beraat gecesi) tecelli eder ve anababaya asî olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar” buyurdu. (Sünen-i ibn Mace, İkâmetü’s-Salât, 191).
Peygamber Efendimiz, bu ayda mümkün olduğu kadar oruç tutardı. Hz. Âişe, O’nun bu davranışını şu sözleriyle ifade eder: “Rasûlüllah’ın (s.a.s) Şaban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim” (Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IV, 295).
Recep ve Şaban aylarında ise; Hz. Peygamberin (s.a.s.) diğer aylara oranla daha fazla nafile oruç tuttuğu, ancak Ramazan’ın dışında hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmediği hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Savm, 52-53; Müslim, Sıyâm, 173-79).
Bu itibarla, Recep ve Şaban aylarının aralıksız olarak oruçlu geçirilmesinin dinî bir dayanağı yoktur. Kişi, sağlığı müsait olup güç yetirdiği takdirde bu aylarda dilediği kadar nafile oruç tutabilir.

ŞABAN AYINDA EDİLEBİLECEK DUALAR
Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.
Allahım, şayet ismimi Saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi Şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, “Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz O’nun katındadır.”
ŞABAN AYININ ÖNEMİ
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam diğer aylara göre bu ayda daha çok ibadet ve taatte bulunurlardı.
“Şaban benim ayımdır.”
“Şaban günahları temizleyendir” buyurarak kadrini yüceltirdi.
Receb ayı geldiği zaman da “Allahım, Receb ve Şaban (ayını) bize mübarek ve bereketli kıl” buyururdu.
Böylece dua ve niyazlarında bu ayların kudsiyetini dile getirmişlerdir.
Peygamberimizin Şaban ayına gösterdiği bu hürmetin bir sebebi de devamında gelecek olan Kur’ân ayı olan Ramazan’dan dolayı idi. Hz. Enes’in rivayetine göre, Peygamberimizden sual ederler:
“Ya Resulallah, Ramazan’dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır?”
Bu soruya Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam,
“Ramazan’ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şâban’da tutulan oruçtur” cevabını
]]>■ 19 Ocak tarihinde dolar 30,17 TL’ydi. Gezeravcı’nın dünyaya döndüğü gün dolar kuru 30.69 TL’ye ulaştı. Dolarda yüzde 1.7 artış gözlendi.
■ 19 Ocak’ta motorin litre fiyatı 39.06 lira, benzinin litresi ise 36.87 liraydı. Uzay yolculuğu bittiğinde motorin 41.71, benzin ise 39.37 lira oldu. Yüzde 7 artış yaşandı.
■ Gram altın 1.968 TL’den işlem görüyordu. Döndüğü gün 1.998 TL oldu. 30 TL artış oldu.
■ Ankara’da taksi ücretleri yüzde 50 arttı. En kısa mesafe ücreti 50 liradan 75 liraya çıktı.
■ Enflasyon açıklandı. TÜİK’e göre 2024 yılı Ocak ayında TÜFE yüzde 6,70 oranında arttı. Yıllık enflasyon yüzde 64,86 oldu.
■ Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 42.50’den yüzde 45’e çıkardı.
■ Ankara’da simit zamlandı ve 10 liradan 15 liraya çıktı. Ticaret Bakanlığı’nın müdahalesi ile iki gün sonra yeniden 10 liraya indirildi. Zam seçim sonrasına ertelendi.
■ Ankara’da okul servis ücretlerine zam geldi. Yüzde 15’lik zamla en kısa mesafe 11 bin 960 TL, en uzun mesafe ücreti ise 17 bin 720 TL oldu. Okul kantinlerindeki fiyatlar da zamlandı.
■ Et fiyatları yine zamlandı. Bir kalem pirzola 200 lira oldu. Son bir yılda dana eti yüzde 110, kuzu eti yüzde 109 arttı. En ucuz pastırmanın kilosu 1350 lira oldu.
■ Süte yüzde 30 zam geldi. 2 kiloluk yarım yağlı tost peyniri 344 liradan 71 TL zamla 415 TL’ye çıktı.
■ Çiftçinin en çok kullandığı üre gübresi zamlandı. 14 bin 100 liradan 14 bin 880 liraya çıktı.
■ Berber ücretlerine zam geldi. Erkek, kadın ve çocuk saç kesimi ile diğer bakım ücretlerine yüzde 50-70 zam yapıldı.
■ Bazı illerde simit ve ekmek fiyatları zamlandı, bazı illerde de ekmeğin gramajı düşürüldü.
■ Dünyanın en çok kullanılan müzik platformu Spotify ücretlerine yüzde 30 zam geldi.
■ İstanbul Sarıyer’deki Meryem Ana Doğuş Kilisesi’ne gerçekleşen saldırıda bir kişi öldü.
■ TİP’in Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında Yargıtay kararı, TBMM Genel Kurulu’nda okundu. Atalay’ın milletvekilliği düştü.
■ Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan görevden alınıp yerine Fatih Karahan atandı.
■ Gaziantep’te polis helikopteri düştü, 2 pilot şehit oldu.
■ 6 Şubat depreminin birinci yıldönümünde iktidar ve muhalefet Hatay’da yuhalandı.
■ Çağlayan Adliyesi teröristlerce basıldı bir kişi, öldü, 2 terörist de ölü ele geçirildi.
■ Geçen yıl İstanbul’dan 252 bin kişinin göç ettiği; ülke nüfusunun da 85 milyon 372 bin olduğu açıklandı.
■ CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer yeniden aday gösterilmedi.
]]>
NEDEN AZALIR?
Melatonin üretimi farklı sebeplerle azalabilir ve uykusuzluk sorunları başlayabilir. Klasik olarak 40 yaş sonrası vücutta üretimi azalan melatonin seviyesi, geç saatlere kadar TV izleyen ya da akıllı telefon, bilgisayar gibi teknolojik cihazlar kullanan çocuklarda ve yetişkinlerde, aydınlık ortamda uyuyanlarda, vardiyalı çalışanlarda, jet-lag olanlarda veya uyku sorunları yaşayanlarda da düşer.
EKSİKLİĞİ HANGİ SORUNLARA YOL AÇAR?
Melatonin düzeyinin normal değerlerin altında olması, başta insomnia (uykusuzluk sorunu) olmak üzere birçok uyku bozukluğuna neden olur. Ayrıca halsizlik, çarpıntı, kaygı bozukluğu, depresyon, cinsel isteksizlik gibi pek çok rahatsızlığa yol açabilir.
İŞTE ÇÖZÜM YOLLARI
Vücutta melatonin üretimini artırmak için;
■ Uyuduğunuz ortam serin, sessiz ve karanlık olmalıdır. Geceleri pencerelerden gelen ışığı engelleyin, gece lambası ve uyku alanında dijital cihaz kullanmaktan kaçının. Gerekirse uyku gözlüğü takın. Aydınlık bir ortamda uyumak, melatonin seviyesinin yeteri kadar sağlanamamasına neden olacağından, beyin uykuya dalmakta zorluk yaşayabilir. Yatmadan 1 saat öncesinde elektronik aletlerinizi bir kenara bırakın.
■ Bu hormonun salınımı genellikle akşam 21.00 ile 22.00 saatleri arasında başlarken, gece 02.00 ile 04.00 saatleri arasında en üst seviyeye ulaşır. Gece yarısından önce uyumak, melatonin seviyenizi artırmak için önemli bir adım olabilir.
■ Mümkünse her gün aynı saatte uykuya dalmaya ve uyanmaya çalışın. Hafta sonları ve tatil günlerinde bile bu programa devam etmeye gayret edin.
■ Gün içinde ortalama 30 dakika açık havada güneşe karşı zaman geçirin. Bu D vitamini üretimini artırır ve gündüz serotonin gece ise melatonin hormonlarının salgılanmasını tetikler.
■ Gün boyunca sigara, alkol ve fazla kafein tüketimi de melatonin seviyesinin ciddi oranda azalmasına yol açabilir.
■ Çocuklarınıza daha az şekerli besinler yedirin, diyetlerine eklenen rafine şeker beyni gereksiz şekilde aşırı uyarır. Çok fazla şekerli besin veya hazır meyve suyu tüketenlerde kan şekeri ani yükselir ve bu da melatoninin uykuda normal salınımını bozar.
DOĞAL DESTEKLER
■ Kedi otu geleneksel tıpta binlerce yıldır kullanılan şifalı bir bitkidir. Çiçekleri parfüm yapımında kullanılırken kökleri rahatlatan ve uyku verici bir etkiye sahiptir. Yatmadan yarım saat önce rezene, anason veya papatya çayı içmek de faydalıdır. Kızılcık, vişne, elma, muz, kuru fasulye, barbunya, nohut gibi bakliyatlar, salatalık, susam, keten tohumu, fındık, çemen, hardal, sarı kantaron ve balık da melatonin hormonu salgısını artırır. Ceviz ve badem de melatonin deposu olarak adlandırılır. Bu gıdaları akşam saatlerinde tüketmek daha faydalı olur.
NE ZAMAN TAKViYE ALINABiLiR
Toplumun yüzde 35’inde uyku sorunu var ve kişiler tedavi seçeneklerine yöneldikçe melatonin takviyeleri kullanıma girdi. Eczanelerde hatta internette reçetesiz melatonin desteklerine ulaşmak mümkün. Ancak bu desteği kontrolsüz kullanmak sakıncalı olabilir. Uyku düzeninin bozuk olması, depresyon, kaygı bozukluğu gibi durumlarda doktorun önerdiği miktar ve sürede destek alınabilir. Çocuklara melatonin takviyesi verilmemelidir.Çünkü sirkadiyen ritimleri olumsuz etkilenebilir. Doğal sirkadiyen ritim dışardan verilen hormonlarla bozulabilir. Melatoninin çocuklarda güvenilirliğini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. FDA uyku sorunları olan çocuklarda melatonin kullanımını onaylamamaktadır. Melatonin sirkadiyen sistemleri tam gelişmemiş olan 5 yaş altındaki çocuklara ise kesinlikle önerilmez.
]]>“SUÇLAMALARINA ÇOK ÜZÜLDÜM”
Savaş’a sosyal medya hesabında yaptığı açıklama ile yanıt veren Zan “Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş idealist müteahhitlerinizi ak-lamadınız mı?” tepkisini gösterdi. Zan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
– Değerli büyüğüm Sayın Lütfü Savaş Başkanıma cevaben; Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsıma karşı atfettiğiniz suçlamaları şaşkınlıkla izledim ve bu toprakların bir evladı olarak Hataylılar adına daha çok üzüldüm.
– Bir devlet büyüğüm olarak bana katkılarınızı inkar etmeyeceğim gibi, yanınızda çalışmış biri olarak, emeğimin karşılığını almamın nesi sizi bu kadar rahatsız etti anlayabilmiş değilim.
– Sizin depremin birinci yılında, Hataylılar tarafından böylesine bir protestoya maruz kalmanız herkesten çok beni üzmüştür.
– Ancak, bu protestoların nedeni BEN değil, kendi seçmeninizle bu denli iddialaşmanız, en zor zamanlarımızda yanımızda olmamanız ve kalpten kalbe giden yolda bizlerle bağınızı koparıp, SAVAŞ-mak yerine YALNIZ bırakmanızdır.
“VOLKAN DEMİREL’İ BAHANE ETMENİZ…”
– Kaldı ki, farklı kültürlerin sembolü olan Hatay’da, birlik ve beraberliğimizi yakanda, kül edende, yanlış kararlara imza atanda, bize sırtını dönen de SİZSİNİZ!
– Ayrıca şahsınıza karşı yapılan bu protestolar yeni değil, daha adaylığınızın açıklandığında ilk gün başlamıştır. Yani benimle alakalı DEĞİLDİR!
– Öyle ki, olayla hiç alakası olmayan, depremde gece gündüz çalışan, Hatay için elini taşın altına koyan kıymetli hocam kardeşim Volkan Demirel’i bahane etmeniz ise, hem kendisine, hem halkın gönlündeki yerine HAKARETTİR.
– Zaten, geldiğiniz yerin diliyle topluma karşı siyasi söylem üretmekten asla vazgeçmemeniz, ahde vefayı yüreğine kötülük uğramamış HATAYLILARLA değil, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde olduklarınızla, yol arkadaşlığı etmenizdir.
“ALTIN MAKASLI AÇILIŞLAR…”
– Üstelik, protesto edilmenizle benim bir alakamın olmadığını, İDEALİST UĞRULARLA, ALTIN MAKASLI açılışları benim yapmadığımı en iyi SİZ biliyorsunuz!
– Hiçbir anmada bir Hataylının elini tuttunuz mu? Elinizi omzumuza koydunuz mu? İçtenlikle samimi bir şekilde sarıldınız mı?
– Siz SEÇİLMİŞ biri olarak, hemşehrilerimizin enerjisini polemiklerle tüketip, ihanet ideolojisi içerisinde Hatay ve Hataylılar’a en büyük kötülüğü yapmıyor musunuz?
– Siz kendi mensubu olduğunuz siyaset arenasında bile, MECBURİ bir aday olarak karşımıza çıkartılmadınız mı?
– Siyasi şaibelerinizle hakkınızda yapılan anketler yeterli görülmediğinden, yenilerini yaptıranlar bizzat SİYASET EVİNİZİN mensupları değil mi!
“MÜTEAHHİTLERİNİZİ AK-LAMADINIZ MI?”
– Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş İDEALİST müteahhitlerinizi AK-lamadınız mı?
– Bizim tek isteğimiz, kaybettiklerimiz için saatler tam 04:17’yi gösterdiğinde sessizce YAS tutmaktı. Ne yazık ki, bu mümkün olmadığı gibi sizde yanımızda da durmadınız.
– Bizim sizden beklentimiz, ağır yıkım yaşamış yaralı yüreklere birazda olsa DOKUNABİLMENİZDEN ibaretti. İhtiyaç duyduğumuz tam da buydu ama olmadı, yapmadınız.
– Siz suçunu bilen siyasetçi kimliğinizle bahaneler üretip, bizleri provokatörlükle suçlamak yerine, kişisel hırslarınız, tercihleriniz ve heveslerinizin bir gün MİLLİ İRADENİN kalkanına çarparak darmadağın olacağınızı bilmeliydiniz.
– KEŞKE siz, “Kırk yıl önce düşman eline bırakılmayan TÜRK yurdu Hatay’ı, eski görkemli günlerine kavuşturup İHYA ve İNŞA etmek için hep birlikte mücadele edelim, Hatay hepimizin ŞAHSi MESELESİ olsun” diyebilseydiniz.
– Bilmenizi isterim ki, Son söz elbette HATAY HALKININ olacaktır.
Söz konusu açıklamaya herhangi bir editöryal müdahale yapılmamıştır.
]]>MİRAÇ KANDİLİ MESAJLARI
Miraç Kandili’niz mübarek olsun. Bu mübarek gecenin feyzi ve bereketi üzerinize olsun.
Dualarınızın kabul olduğu, dileklerinizin gerçekleştiği bir Miraç Kandili diliyorum.
Bu mübarek gecenin hürmetine Allah’ım tüm günahlarımızı affetsin.
Miraç Kandili’nin sevgi, barış ve huzur getirmesi dileğiyle.
Ailenizle ve sevdiklerinizle birlikte mutlu bir Miraç Kandili geçirmenizi dilerim.
Miraç Kandili’nin nuru kalbimizi aydınlatsın, dualarımız kabul olsun.
Bu mübarek gecede birlik ve beraberlik içinde olalım, birbirimize sevgi ve saygıyla yaklaşalım.
Miraç Kandili’nin sevgi ve barış mesajı tüm dünyaya yayılsın.
Miraç Kandili, ruhumuzun yüceliğe yükseldiği, kalplerimizin ilahi sevgiyle dolduğu bir gecedir. Bu mübarek gecede dualarınızın kabul olması dileğiyle.
Miraç, bir yükselişin, bir aydınlanmanın ve bir mucizenin adıdır. Bu gecede gönüllerimizi aydınlığa açalım ve Yüce Rabbimize dua edelim.
Miraç Kandili’nin feyziyle, tüm dertlerimizden ve sıkıntılarımızdan kurtulup, huzura ve mutluluğa kavuşmamızı niyaz ederim.

Whatsapp ve Facebook için Miraç kandili mesajları
Miraç Kandili’niz mübarek olsun! #MiraçKandili #KandilMesajları
Bu mübarek gecede dualarınız kabul olsun! #MiraçKandili #Dua #Rahmet
Sevgiyle ve barışla dolu bir Miraç Kandili diliyorum! #MiraçKandili #Sevgi #Barış
Ailenizle ve sevdiklerinizle birlikte mutlu bir Miraç Kandili geçirmenizi niyaz ederim! #MiraçKandili #Aile #Mutluluk

KANDİL MESAJLARI
Miraç Kandili’nin bereketi, rahmeti ve mağfireti üzerimize olsun. Tüm dualarınız kabul, kalpleriniz huzurlu olsun. Kandiliniz mübarek olsun.
Bu mübarek Miraç Kandili gecesinde, yüreklerimizdeki sevgi ve barış daim olsun. Dualarımızın kabul olduğu bir gece dilerim. Kandiliniz mübarek olsun.
Miraç Kandili, kalplerimize nur, gönüllerimize huzur getirsin. Dualarımızın Rab’imize ulaştığı bu anlamlı gecede, tüm dilekleriniz gerçek olsun. Kandiliniz mübarek olsun.
Rabbimizin bize lütfettiği bu mübarek gecede, dualarınızı eksik etmeyin. Miraç Kandili’nin feyzi üzerinize olsun. Kandiliniz mübarek olsun.
Miraç Kandili’nde, sevgi dolu kalpler, temiz niyetler ve samimi dualarla dolu bir gece geçirmeniz dileğiyle. Kandiliniz mübarek olsun.
Miraç Kandili, geçmişin hatırlatıcısı, geleceğin umududur. Bu mübarek gecede, dualarımızın kabul olması temennisiyle. Kandiliniz mübarek olsun.
Yürekleri birleştiren, duaları kabul eden Rabbimize şükürler olsun. Miraç Kandili’nin tüm İslam alemine hayırlar getirmesini dilerim. Kandiliniz mübarek olsun.
Miraç, bir yükselişin, bir aydınlanmanın ve bir mucizenin adıdır. Bu gecede gönüllerimizi aydınlığa açalım ve Yüce Rabbimize dua edelim.
Miraç Kandili’nin feyziyle, tüm dertlerimizden ve sıkıntılarımızdan kurtulup, huzura ve mutluluğa kavuşmamızı niyaz ederim.
Bu mübarek gecede, birlik ve beraberlik içinde olalım, birbirimize sevgi ve saygıyla yaklaşalım.
Miraç Kandili’nin aydınlığında, tüm insanlığın barış ve huzura kavuşması dileğiyle.

KANDİL GECESİNDE YAPILMASI GEREKENLER
Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.

KANDİL GÜNÜ ORUÇ TUTULUR MU?
Hz. Peygamber (s.a.s.), “Şaban’ın ortasında (Berat gecesi) ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah, o gece güneşin batmasıyla dünya semasına (rahmeti ile) tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu başka bir şey isteyen…’ buyurur.” (Bkz. Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet’u-Salat, 191) demiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.), Zilhicce’nin ilk dokuz günü (Ebû Dâvûd, Savm, 62; Tirmizî, Savm, 52), pazartesi ve perşembe günleri, âşûrâ ve arefe günü oruç tutar (Müslim, Sıyâm, 196, 197; İbn Mâce, Sıyâm, 41,42), pazartesi orucunu soranlara; “Bugün benim doğduğum, Peygamber olarak gönderildiğim ve Kur’an’ın bana vahyedildiği gündür.” (Müslim, Sıyâm, 198) diye cevap verirdi.
Bu ve benzeri rivayetlere dayanarak bazı İslam alimleri dini açıdan faziletli sayılan diğer gün ve gecelerin ibadetle ihyasının müstehap olduğunu söylemişlerdir.
Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli;
Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
]]>Sabahsaati… Kahramanmaraş’tan, Hatay’dan, Malatya’dan gelen ilk haberler depremde hayatını kaybedenlerin sayısının binin üzerinde olduğu yolundaydı. Her yerde karışıklık, kargaşa yaşanıyor, kurtulanlar, yakınlarını, komşularını kurtarabilmek için çaresizce beton yığınları arasında çalışıyorlardı. Korku dolu gözlerden yaşlar dökülürken Türkiye oralarda yaşananlara kilitlenmişti.
AMELİYAT ÖNCESİ…
Ben mi? Ameliyat önlüğünü giymiş, az sonra beni ameliyathaneye götürecek tekerlekli sandalyeyi bekliyordum. Gidiyordum ama aklım hep deprem bölgesindeydi. Ameliyat odasına alınıp eşimle ayrılırken, depremden önce yazdığım yazının sonuna, “Depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarının acısını yürekten paylaşıyorum” notunu yazmasını rica ettim. Depremlerin meydana geldiği illerimize çok gitmiş, günlerce onlarla yaşamıştım. Erzurum depreminde de Adapazarı, Bolu depremlerinde de hep oralardaydım. Ameliyatı değil, o an deprem bölgesindeki kardeşlerimi düşünüyordum.
YOĞUN BAKIM SONRASI
Sabah alındığım ameliyattan saat kaçta çıktığımı da bilmiyordum. Kendime geldiğimde, her tarafımda kablolar vardı. Yanıma gelen doktora güç bela, “Ne olursun birazcık su” dedim. Ağzımdaki aparatlar nedeniyle boğazım kurumuştu. Doktorlara, hemşirelere hep depremi sordum… Kim bilir o an insanlar neler yaşıyordu? Yoğun bakımdan normal odaya geçtiğimde ağrılar içinde İskenderun’daki gazeteci arkadaşım Şehmus Aslan’dan başlayıp diğerlerine ulaşmaya çalışıyordum… Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum.

CHP Milletvekili Gedik, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e 6 Şubat günü ve sonrasında yaşananları anlattı.
KIYAMET GÜNÜYDÜ
Doktor Asu Kaya Gedik, görev yaptığı Osmaniye’de depreme yakalanmıştı. Osmaniye’de Tabip Odası Başkanlığı görevini yürütürken ayrıca Aile Hekimliği yaparken hem meslektaşlarıyla, hem halkla iç içe olmuştu. Son seçimde ilinden CHP Milletvekili adayı olmuş ve seçilmişti. Her fırsatta deprem ve sonrasıyla ilgileniyor. O geceyi şöyle anlatıyor:
– Ben de depremzedeyim. Evimiz dördüncü kattaydı. Deprem büyük bir uğultuyla geldi. O an aklınıza ilk çocuklarınızı kurtarmak geliyor. Kızımı tam yatağından kaldırmıştım ki duvar olduğu gibi yatağın üzerine çöktü. Yan komşuyla aramızda duvar kalkmıştı. Çıkmaya çalışırken koridorun duvarları yıkılmaya başladı. Şanslıydık ki kapı açıldı. Çünkü birçok dairenin kapısı açılmadı. Merdiven duvarları çökmüştü. Enkaz arasından güçlükle çıkabildik. Yalnızdık, çaresizdik. O gün sanki kıyamet günüydü. O günkü, çaresizliğimizi unutmuyorum. İnsanlar önce can derdindeydi, kimi kurtarabilirim diye. Mahalle zaten benim mahallemdi, benim komşularım, benim dostlarımdı. Çaresizce enkazın başındaydım. Kimsenin aklına açlık, susuzluk gelmiyordu. İkinci gün insanların aklına açlığı, susuzluğu geldi. Hiç unutamam İzmir’den minibüsle yardıma gelenler beraberinde üçgen peynir, ekmek, su, mama getirmişlerdi. O yardımları dağıtırken geçen zamanı unutamıyorum.
– Derken ilimizin sağlık yöneticilerinden doktorlarımızın otopsilere yetişemediğini işittim ve oda başkanı olarak tüm hekimlerimize ailelerini bir an evvel güvenli bir yere almalarını ve hemen otopsilere başlamaları çağrısında bulundum. Çünkü cenazelerimizi bir ana evvel sahiplerine ve toprağa kavuşturmak durumundaydık.
ÖLÜLERİMİZİ SAYAMADIK
– Yanlış hatırlamıyorsam Devlet Hastanesi bahçesinde beş otopsi çadırı, iki de soğuk hava deposu kurulmuştu. Her bir otopsi çadırında en az 4-5 arkadaşımız görevliydi. Orada bulunduğum süre zarfında sahada hem yardım faaliyetlerinde hem arama faaliyetlerindeydim çünkü insanlar aç susuzdu. Otopside bulunduğum kısa zamanda şunu gördüm: Sayıları tespit etmeye çalıştım ama çok değişik bir sayılandırma sistemi yaptıklarını gördüm.
Her çadırda farklı bir sayılandırma sistemi vardı. Sonra öğrendim ki bu şekilde farklı numaralandırmayla aslında yapmak istedikleri toplam kayıplarımızın sayısını öğrenmememiz içindi. Her bir çadır farklı bir sayıyla başlıyordu. Dolaysıyla basit bir işlemle toplayıp sonuca erişemiyorsunuz. Kayıplarımızın sayısını bir şekilde gizlemeye çalıştıklarını anladım. Yoksa neden 1-2-3 diyerek standart sıralamayla gitmesin ki?

Gedik,deprem bölgesiyle bağını hiç koparmadı.
Ceplerinde para olsun diye kira yardımını kabul ettiler
CHPMilletvekili Dr. Asu Kaya Gedik, “Depremden sonra çadır bulanlar şükretti. Bulduğu çadırın rüzgarda uçtuğunu gördüğünde peşine düştü. Şanslı olanlar ise konteynere geçebildi. AKP iktidarı depremzedeyi çok kötü bir noktaya getirdi” diyor. Milletvekili, hem kendi ili Osmaniye hem de diğer illerde yaşananlar için şunları söylüyor:
“Deprem bölgesinde ‘Biz mi kurtulduk, yoksa gidenler mi kurtuldu’ sözleri sıkça duyuluyor. Geçirdiğimiz son bir yıl içinde çok çetin yaşam mücadelesi verildi. Deprem öncesi AKP’nin ekonomik buhranında zaten geniş toplum kesimleri yoksullukla mücadele ederken, depremzede olanlar da kendini bu yokluğun içinde buldu. Bu yokluğun içerisinde iş yokken, aş yokken, ticaret durmuşken, esnaflık yapacaksınız, kime neyi satacaksınız?”
Cebinde 5 kuruşu olmayan depremzedeye “Ya konteynere geçersin, ya da sana 5 bin lira kira yardımı yapacağım” denildi. Asu Hanım, deprem bölgesinde yaşananları şöyle anlatıyor:
EKMEK PARASI
“Depremzede en azından cebinde ekmek parası olsun istedi ve 5 bin lira kira yardımını kabul etti. Daha bu ay kira yardımı 7 bin 500 liraya yükseltildi. Bu şu demek oluyor: AKP iktidarı ‘konteyneri de parayla veririm’ dedi.
Bir diğer yaman çelişki ise AKP iktidarı mülk sahibi depremzedeye 5 bin lira kira yardımı yaptı. Kiracıya da dedi ki ‘Sana tekrar ev bulabilmen için 3 bin lira yardım yapıyorum.’ Depremzedeye reva görülen bunlardı. AKP’nin unuttuğu bir şey var; depremin sonunda evi olan da kirada olan da aynı sokakta, aynı evi kiralamak istediler.”
Kalmadıkları yurdun parasını ödettiler
CHPMilletvekili Asu Hanım, yalnız kendi seçim bölgesi Osmaniye’de değil, diğer illerdeki gelişmeleri de yakından izliyor, sorunları şöyle aktarıyor:
“Uzaktan online eğitime devam eden üniversite öğrencileri, kalmadıkları yurtların parasını, kayıtlarının silinmemesi için ödemek zorunda bırakıldı. Osmaniye’de Korkut Ata Üniversitesi’nin uzaktan eğitim gören meslek yüksekokulu binaları hasarlı olan öğrencileriyle görüştüm. ‘Binamız hasarlı. Senato kararıyla uzaktan eğitimdeyiz. Ama yurt kayıtlarımız silinmesin diye yurt parasını ödemek zorunda kalıyoruz’ dediler. Ödemeleriyle ilgili dekontları da verdiler.
Sonra ‘Allah Allah’ dedim bir yıl geçmiş, bir yandan üniversite rektörü için hızlı bir konut inşası vardı. Rektör, akademisyenler için konut inşa edebilir ama depremin üzerinden bir yıl gelmiş geçmiş, üniversiteye çivi bile çakılmamış.”
TOKi konutlarını online açık artırmayla satıyorlar
Depremdöneminde AKP iktidarı çadır satmıştı. Şimdi Osmaniye’mizde de barınma krizi yaşanırken TOKİ’nin konutları açık artırmayla online bir şekilde sattığını öğrendik. Bundan 3-4 yıl önce yapılan TOKİ konutları bir sebeple terk edilmiş. TOKİ deprem sonrası belki de eş zamanlı bilemiyorum bu evleri tekrar elden geçiriyor, tadilata sokuyor. Depremzede bu konutların kendilerine verileceğini düşünürken, bütün reklam panolarına, internete reklam vererek açık artırmayla online satıyor.
2023 genel seçimlerinde Cumhurbaşkanı ‘Her depremzedeye, evi yıkılana ev vereceğiz. İçinde eşyasıyla anahtarını teslim edeceğiz’ dedi. İnsanlar ev verecek diye beklemeye, biz de süreci yakından takip etmeye başladık. 600 bin konut verileceği belirtildi. Cumhurbaşkanı bunu daha sonra 300 bine indirdi. En son Çevre ve Şehircilik Bakanı 46 bin konutun teslim edileceğini açıkladı. Yani depremin yıldönümüne geldiğimizde kaçta kaçını teslim ediyorlar görün.”
Muhtarlara 1 Şubat’ta AFAD’ dan bir mesaj geldi. Sistemle yapılacak olan kura süresinin belirsiz ertelendiği, Cumhurbaşkanının deprem illerini gezerek kurayı bizzat çekeceği, evleri kendisinin teslim edeceği belirtildi. Kalecik, Hasanbeyli’ den Milletvekili Asu Hanımı arayanlar, “Deprem konutu yapacağız dediler, temel attılar. Sonra her şeylerini toplayıp gittiler” deyince, kendisi köylere gitti. Manzara anlattıkları gibiydi. İhalesi mart ayında yapılmış, su basmanına kadar çıkılmış, sonra her şeyi toplayıp gitmişler. Mart’ta bir yıl doluyor ama ortada bina yok.

Asu Kaya Gedik, bölge insanı için “Mutlak yokluk yaşıyorar” dedi.
Yoksulluktan yokluğa düşüldü
Osmaniye Milletvekili Asu Kaya Gedik, deprem bölgesinde AKP’nin izlediği ekonomik politikaları eleştiriyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
– Başta Osmaniye, Hatay olmak üzere deprem bölgesindeki vatandaşlarımız zaten yoksulluk içindeydi, bir de deprem vurunca bu insanlar yokluğun içine düştüler. AKP iktidarının, deprem bölgesinden iyice elini-ayağını çekmesiyle bu insanlar çetin bir yaşam mücadelesi içine girdiler.
– Önceki hafta Osmaniye Yunus Emre Mahallesinde dört çocuklu aileye gittim. Baba çöplerden plastik topluyor günlük 50 lira kazandığını söyledi. En büyüğü olan 16 yaşındaki erkek çocuk okulu bırakmış, ailenin geçimini sağlamaya çalışıyor. Turp hasadına gidiyor. Oturdukları yer, kapısında bez örtü olan bir oda. O odanın kirası 2 bin lira. Turp hasadından aldığı yevmiye ile çocuk evin kirasını karşılamakla mükellef.
İLAÇ ALACAK PARAMIZ YOK
– Milli Eğitim Bakanı ya da bakanlığın da bu çocukların peşine düşmediğini gördük. Yerde halının üstünde yatan hasta 10 yaşında çocuk vardı. Diğer taraftan annenin kucağındaki bebek hırıltılıydı. “Doktora götürüyor musun?” dediğimde “Götüremem, ilaç parası yok. Depremzede olsaydım ilaç parası ödemeyecektim ama artık öyle görünmediğimden ilaç parası da veremeyeceğim için götüremiyorum, ilaç alamıyorum” dedi. Süt alamadığını, okuldaki 10 yaşındaki çocuğun öğretmenlerinin, müdürün süt ve şeker getirdiğini ama onların da bittiğini söyledi. Sobada odun yok.
– Bu aslında bizim Türkiye’nin geniş kesimlerinin, yoklukla mücadele eden kesimlerinin bir aynasıdır. Bunlar yokluğun, yoksulluğun insanı değil. Yoklukta hiç yoktur. Bu mutlak yokluktur. Benim gördüğüm Osmaniye’de budur. Bunu bir yıldır duymak istemeyen bir iktidar var. Bir anda her şeye para bulunuyor ama neden bu insanlara bulunmuyor anlamakta güçlük çekiyoruz.”
]]>SEVGİLİLER GÜNÜ NE ZAMAN, HANGİ GÜN?
Sevgililer Günü, her yıl tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 14 Şubat tarihinde kutlanıyor. 14 Şubat tarihi 2024 yılında Çarşamba gününe denk geliyor.
SEVGİLİLER GÜNÜ HEDİYESİ NE ALINIR?
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ’NDE ERKEĞE ALINABİLECEK HEDİYE ÖNERİLERİ
Kişiselleştirilmiş Deri Cüzdan veya Anahtarlık:
Erkeğinize özel bir dokunuş katmak için isminin veya özel bir mesajın işlendiği şık bir deri cüzdan veya anahtarlık tercih edebilirsiniz.
Akıllı Saat:
Teknolojiye ilgi duyan bir erkekse, akıllı saat ona hem şık bir aksesuar olarak hem de fonksiyonel bir hediye olarak hoş gelebilir.
Parfüm Seti:
Sevdiği bir markanın parfüm seti, ona özel bir dokunuşla güzel bir hediye olabilir. Farklı notalara sahip setler arasından seçim yapabilirsiniz.
Spor veya Outdoor Aktivite Ekipmanları:
Eğer spor yapmayı seven bir sevgiliniz varsa, onun ilgi alanlarına uygun spor ekipmanları veya outdoor aktivite malzemeleri düşünebilirsiniz.
Kitap veya Özel Bir Not Defteri:
Okuma meraklısıysa, ilgisini çekebilecek bir kitap alabilirsiniz. Ayrıca, özel bir not defteri ile duygusal bir dokunuş ekleyebilirsiniz.
Gurme Lezzetler:
Erkeğinizin damak zevkine uygun özel bir gurme hediye seti veya özel bir şarap seçimi ile onu gastronomik bir deneyime davet edebilirsiniz.
Elektronik Cihazlar ve Aksesuarları:
Onun ilgi alanlarına uygun bir elektronik cihaz veya aksesuar, Sevgililer Günü hediyesi olarak memnuniyetle karşılanabilir.
Moda Ürünleri:
Şık bir kravat, güzel bir gömlek veya marka bir güneş gözlüğü gibi moda ürünleri de düşünülebilir.
Motosiklet Sürüşü veya Araba Yarışı Deneyimi:
Eğer adrenalini seven bir erkeğiniz varsa, ona unutulmaz bir motosiklet sürüşü veya araba yarışı deneyimi hediye edebilirsiniz.
Konser veya Etkinlik Bileti:
Sevdiği bir sanatçının konserine veya ilgisini çekebilecek bir etkinliğe gitmesini sağlayacak bir bilet de düşünülebilir.

KADINA ALINABİLECEK SEVGİLİLER GÜNÜ HEDİYESİ ÖNERİLERİ
Takılar:
Şık bir kolye, bilezik veya küpe seti, kadınların genellikle beğendiği ve takmaktan keyif aldığı romantik bir hediye olabilir.
Parfüm:
Sevdiğiniz kadının favori parfümünden birini alarak, ona özel ve kişisel bir hediye verebilirsiniz.
Spa ve Masaj Paketi:
Rahatlamayı seven bir kadın için spa veya masaj paketi, ona özel bir gün geçirmesini sağlayacak güzel bir hediye olabilir.
Kişisel Bakım Seti:
Kaliteli bir kişisel bakım seti, özel bir jest olarak kadınınızı mutlu edebilir. Cilt bakım ürünleri veya güzellik setleri tercih edilebilir.
El Yapımı Romantik Hediyeler:
El yapımı bir fotoğraf albümü, özel bir not veya kişisel bir el işi, duygusal bir dokunuş katmanın güzel bir yoludur.
Moda Ürünleri:
Kadının tarzına uygun güzel bir elbise, çanta veya ayakkabı, ona özel bir hediye olarak seçilebilir.
Gurme Çikolata ve Şampanya:
Lezzetli bir çikolata kutusu ve özel bir şampanya, romantik bir akşam için mükemmel bir ikili olabilir.
Edebiyat Severlere Kitap Seti:
Eğer sevgiliniz kitap okumayı seven biriyse, favori yazarının eserlerinden oluşan özel bir kitap seti alabilirsiniz.
Mücevher Kutusu:
Takılarını düzenlemesi için zarif bir mücevher kutusu, hem şık hem de işlevsel bir hediye olabilir.
Sanat ve El Sanatları Malzemeleri:
Eğer yaratıcı bir ruha sahipse, resim malzemeleri veya el sanatları seti, ona ilham verecek bir hediye olabilir.
Konser veya Tiyatro Bileti:
Sevdiği bir sanatçının konserine veya ilgisini çekebilecek bir tiyatro oyununa gitmesini sağlayacak bir bilet, unutulmaz bir deneyim sunabilir.
]]>EMEKLİ MAAŞ FARKLARI NE ZAMAN YATACAK?
Ek zamdan kaynaklı farkların, Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra 1 hafta içerisinde ödeneceğini açıkladı.
Yapılan açıklamaya göre emekli maaş farkları, ek zam düzenlemesinin Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından 1 hafta içerisinde ödenecek.
Düzenleme henüz Resmi Gazete’de yayınlanmadı.
EMEKLİ MAAŞ FARKI NE ZAMAN RESMİ GAZETE YAYINLANACAK?
TBMM tarafından kabul edilen kanunlar imzalanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilir. Cumhurbaşkanı 15 gün içinde kanunu imzalayıp yayınlanmak üzere Resmi Gazeteye gönderebilir veya aynı süre içinde tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderebilir. Resmi Gazete’de yayınlandığı gün yürürlüğe girer.
EMEKLİ MAAŞI EK ZAM MECLİSTEN GEÇTİ
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çalışma hayatına dair kanun teklifinin, işçi emekli aylıklarına yapılacak artışın yüzde 49,25’e çıkarılmasını düzenleyen maddesi kabul edildi.
Meclis’te torba yasa görüşülürken AKP ve CHP’li milletvekilleri tarafından önerge verildi ve “Görüşülmekte olan kanun teklifinde yer alan yüzde 42.57 ibaresinin yüzde 49.25 olarak değiştirilmesini teklif ederiz” denildi. Önergenin gerekçesinde de “Sigortalı ve hak sahiplerine ödenen gelir ve aylıklarını yüzde 49.25 oranında artırılarak sigortalı ve hak sahiplerinin refahlarının yükseltilmesi amaçlanmıştır” ifadeleri yer aldı.

EMEKLİYE EK ZAM NE KADAR?
SSK ve Bağ-Kur emeklileri için ek yüzde 5 zam yapılırken, emekli maaşı alt sınırını 7 bin 500 liradan 10 bin liraya çıkartıldı. Böylece SSK ve Bağ-Kur emeklilerine 42.60 zam yapıldı, ardından bir ek zam ile daha bu oran yüzde 49,25’e yükseltildi.
4A SSK EMEKLİ MAAŞI ÖDEME TARİHLERİ
Tahsis numarası son rakamı 9 olanlar ayın 17’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 7 olanlar ayın 18’inde,
Tahsis numarası son rakamı 5 olanlar ayın 19’unda,
Tahsis numarası son rakamı 3 olanlar ayın 20’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 1 olanlar ayın 21’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 8 olanlar ayın 22’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 6 olanlar ayın 23’ünde,
Tahsis numarası son rakamı 4 olanlar ayın 24’ünde,
Tahsis numarası son rakamı 2 olanlar ayın 25’inde,
Tahsis numarası son rakamı 0 olanlar ayın 26’sında yapılıyor.
4B BAĞ-KUR EMEKLİ MAAŞI ÖDEME TARİHLERİ
Tahsis numarası son rakamı 9,7 ve 5 olanlar ayın 25’inde,
Tahsis numarası son rakamı 3, 1 olanlar ayın 26’sınde,
Tahsis numarası son rakamı 8, 6 ve 4 olanlar ayın 27’sinde,
Tahsis numarası son rakamı 2 ve 0 olanlar her ayın 28’inde emekli maaşlarını alırlar.
4C EMEKLİ SANDIĞI MAAŞI ÖDEME TARİHLERİ
Üç ayda bir olarak alınan Emekli Sandığı maaşlarının ödeme günü aşağıdaki gibidir. Söz konusu günler; cumartesiye denk geldiğinde ödeme cuma, pazar gününe rastladığında pazartesi günü yapılır.
Şubat, Mayıs, Ağustos, Kasım aylarında aylık alan birinci gruptakiler;
Doğum tarihleri 00–40 arasında olanlar maaşlarını Ayın 1. gününde
Doğum tarihleri 41–46 arasında olanlar maaşlarını Ayın 2. gününde
Doğum tarihleri 47–49 arasında olanlar maaşlarını Ayın 3. gününde
Doğum tarihleri 50–53 arasında olanlar maaşlarını Ayın 4. gününde
Doğum tarihleri 54–99 arasında olanlar maaşlarını Ayın 5. gününde
Mart, Haziran, Eylül, Aralık aylarında aylık alan ikinci gruptakiler;
Doğum tarihleri 00–22 arasında olanlar maaşlarını Ayın 1. gününde
Doğum tarihleri 23–28 arasında olanlar maaşlarını Ayın 2. gününde
Doğum tarihleri 29–48 arasında olanlar maaşlarını Ayın 3. gününde
Doğum tarihleri 49–54 arasında olanlar maaşlarını Ayın 4. gününde
Doğum tarihleri 54–99 arasında olanlar maaşlarını Ayın 5. gününde
Ocak, Nisan, Temmuz, Ekim aylarında aylık alan üçüncü gruptakiler;
Doğum tarihleri 00–33 arasında olanlar maaşlarını Ayın 1. gününde
Doğum tarihleri 34-37 arasında olanlar maaşlarını Ayın 2. gününde
Doğum tarihleri 38–40 arasında olanlar maaşlarını Ayın 3. gününde
Doğum tarihleri 41–43 arasında olanlar maaşlarını Ayın 4. gününde
Doğum tarihleri 44–99 arasında olanlar maaşlarını Ayın 5. gününde
maaşlarını alırlar.
]]>Ayini, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynskı ve İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palınuro yönetti. Ayin öncesi kilisenin çevresinde polis ekipleri yoğun güvenlik önlemi aldı. Kilisenin içerisinde hayatını kaybeden Tuncer Murat Cihan’ın fotoğraflarının yer aldığı ayrı bir alan oluşturuldu. Ayinin ardından kilise yeniden ibadete açıldı.

“RABBİMİZDEN YÜREKLERİMİZİ KİN VE NEFRETTEN ARINDIRMASINI DİLEYELİM”
İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palınuro, şunları söyledi:
* “Buraya Rabbimizden onun evinde meydana gelen kötülük için af dilemeye geldik. Pazar günü insana ve Allah’a karşı büyük bir günah işlendi. Rahmetli kardeşimiz Tuncer’in öldürülmesi Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur. Her cinayet kutsala hakarettir. Yaşamın kaynağı olan Allah’a karşı bir küfürdür. Ve bu cinayet kutsal bir yerde işlenmiştir. Bu kilisenin kutsallığı ihlal edilmiştir. Ve o andan itibaren kilise mağdurdur. Kilise şimdi bu kutsal kefaret ayini aracılığıyla yeniden kutsanacaktır. Bu zor günlerde Rabbimizin bizlerle birlikte olmasına ihtiyacımız var. Cemaatimiz şaşkın ve korkmuştur. Tüm bunların neden meydana geldiğini kendimize soruyoruz.
* Dünyanın kötülüğü kutsal bir yere bile girmiştir. Acı ve ölüm getirmiştir. Kaç kere okuduğumuz İncil’de Rab şunu söyledi ‘Korkmayın’ Pazar günü bu kilisede Rabbimiz, kurtarıcımız aramızda bulunuyordu. Eğer Rabbimizin kendisi silahların tutukluk yapmasını sağlayarak öldürmeye devam etmeye hazır olan katilleri durdurmasaydı burada bir katliam gerçekleşecekti. Bunun bir işaret olduğuna inanan bizler bu kilisede adanmış olan Meryem Ana’nın annelik şefkatini kabul ediyoruz. Meryem Ana, şefkatli bir anne olarak onun evinde dua etmek için toplanan çocuklarını korumak istedi. Bu akşam Rabbimizden bu kiliseyi arındırmanın yanı sıra yüreklerimizi de kin ve nefretten arındırmasını dileyelim.”

“KİLİSEYE TEŞEKKÜR EDERİM BÖYLE BİR ANMA TÖRENİ YAPTIKLARI İÇİN”
Saldırıda hayatını kaybeden Tuncer Murat Cihan’ın dayısı Rıza Aydemir ise şu ifadeleri kullandı:
* “O gün ben Türkiye’de yoktum. Televizyonda öğrendim. Ertesi günü buraya geldim. Bu olay nasıl oldu onu öğrenmek istedim. Faillerin yakalanması en büyük arzumuzdu. Çok şükür hızlı bir şekilde yakalandı. Neticede şunu beklerdim ben. Bu kadar çabuk bulunuyorsa isterdim ki önlemler alınsaydı belki de cinayet işlenmezdi. Ama yapacak bir şey yok. İstiyorum ki tekrarlanmasın. Bizim Murat gibi böyle çok değerli, kimseye zararı olmayan pırlanta gibi insanlara bir şey olmasın.
* Tarif edilemeyecek değerli bir insandı. Allah onu yanına aldı diyelim. Bu kiliseye de çok teşekkür ederim. Böyle bir anma yaptıkları için. Bizi de biraz teselli etti. Çünkü ne kadar değer verildiğini gördük. Biz insan ömrüne ne kadar değer verdiklerini gördük. Teselli etti. Buradaki kişilere de sizlere de teşekkür ediyorum duyarlı olduğunuz için.”
]]>
İddianamede, 6 kişinin suda boğulmaya bağlı beden travması sonucu öldükleri bildirildi. İnşaat bilirkişiden alınan rapora göre, imar kanununa göre bir inşaatın yapılabilmesi için makul şartların değil, tarih boyunca tecrübe edilmiş tüm şartların sağlanması gerektiği, hiçbir surette can kaybı riski bulunduğu halde bir yapıya izin verilmediği, bu nedenle dere yataklarına yapılan inşaatların sel sularıyla yıkılabileceği hususunun her zaman öngörülebilir bir durum olduğuna vurgu yapıldı.
İşyeri sahibi ile yapı müteahhidinin olayla ihmali olduğu belirtilen iddianamede, inşaat bilirkişilerinden alınan rapora göre, bu işletmede çalışan Ümit Solmaz’ın iş kazası sonucu öldüğü bilgisi yer aldı.

Meteoroloji bilirkişisinden alınan rapora göre de bu işletmede insan hayatının korunması için herhangi bir önlem alınmadığı gibi, işverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği ifade edildi. Alınan bilirkişi raporları ve toplanan delillere göre, dere yatağına kurulan işyerinde hayatını kaybeden 6 kişinin ölümüyle ilgili sel felaketi olsa da, can güvenliğine dair önlem alınmadığı için iş kazası olduğu kaydedildi.
Olayla ilgili işletmenin yönetim kurulu başkanı Büşra Gökgöz’ün tali kusurlu, işyeri yöneticisi Bülent Bayrak’ın asli kusurlu oldukları belirtildi.

MÜHÜRLENMİŞ YIKIM KARARI ALINMIŞ KAÇAK YAPI
İddianamede, uydu görüntüleri incelendiğinde işyerinde 4 bina ile tamamlanmış yapay gölet olduğu, önceki uydu görüntülerinde herhangi bir tesise rastlanılmadığı, sonrasında konaklamalı yapıların sayısının daha da artırılarak müşteri kabulü yapıldığı, buna rağmen tesisin herhangi bir yapı ruhsatının olmadığına dikkat çekildi.

26 Nisan 2021 günü yerinde tespit yapılan işletmenin kaçak olduğunun belirlenmesi üzerine önce mühürleme işlemi devamında yıkım kararı alınmış olmasına rağmen işletmenin faaliyetini sonlandırmayıp fiilen devam ederek müşteri kabulü yapmayı 6 kişinin öldüğü sel felaketinin olduğu güne kadar da sürdürdüğü bildirildi.

12 BİN DOLARLA SINIRDAN KAÇARKEN YAKALANDI
İddianamede, bahse konu ruhsatsız ve kaçak işletmenin zamanında yıkılmış olması veya faaliyetini sonlandırması halinde soruşturmaya konu olayın da hiç yaşanmamış olacağına dikkat çekildi. İşletmeci Bülent Bayrak’ın yakalama kararı üzerine İstanbul’da saklandığı evden kaçmayı başardığı, ardından Edirne Keşan’da 12 bin dolar ve birden fazla cep telefonuyla sınıra doğru kaçarken yakalandığı kaydedildi.
Sanık Bülent Bayrak’ın kamu kararı olduğu gerekçesiyle mühürlenip yıkım kararı alınan işyeriyle ilgili kendisine tebliğ edilmesine rağmen imara aykırılığı gidermeyip ticari faaliyetine devam ettiği bildirildi. Sanıklar Büşra Gökgöz, Cenan Aydın ve Sevdan Ulutürk’ün bahse konu mühürlenmiş kaçak ve yıkım kararı alınan işletmeyi Bülent Bayrak’tan devraldıkları için olaydan sorumlu oldukları belirtildi.

KARDEŞİM ‘SEL UYARISI VAR PARALARI İADE EDELİM’ DEDİ
İddianamede, işletmenin çalışanı olup selde hayatını kaybeden Ümit Solmaz’ın ablası Yasemin Demir’in de tanık olarak ifadesine yer verildi. Demir savcıya verdiği ifadesinde, “Sel felaketinden birkaç gün önce kardeşimle telefonda konuştuk.
Bana resmi makamlarca sel uyarısı yapıldığını, işletmedeki müşterilerin paralarını iade edip geri göndermek istediğini, ancak işletmeci Bülent Bayrak’ın kendisini çağırıp; ‘Kesinlikle kimseye para iadesi yapmıyorsun. Kimseyi de geri göndermiyorsun. Şimdiye kadar bir şey olmadı’ dediğini bana anlattı” dedi. İddianamede, sel felaketinden 1 gün önce 4 Eylül 2023 günü Kırklareli valiliğince sel uyarısı yapıldığı, üstelik bu uyarının bir defaya mahsus olmadığı halde her sağanak yağış uyarısı sonrasında sanıkların, “Olursa olsun” düşüncesiyle hareket ettiklerine vurgu yapıldı.

İZİN BAŞVURULARINA OLUMSUZ YANITA RAĞMEN TESİSİ AÇTILAR
İddianamede, dere yatağındaki işletmenin birinci sınıf tarım arazisi olduğu, buna rağmen konaklamalı tesis olarak kaçak yapılan inşaatın ruhsatsız ve kayıt dışı olduğu, resmi makamların öncesindeki tüm uyarılarının dikkate alınmadığı belirtildi.
Profesyonel mühendislik veya mimari destek almaksızın üstelik tüm izin başvurularına olumsuz yanıt verilmesine rağmen ruhsatsız olarak dere yatağına inşa edilen bu tesisin yıkılmayarak 6 kişinin ölümüne bizzat işletmecilerin neden olduğu ifade edildi.
4 sanığın da “Bilinçli taksirde birden fazla kişinin ölümüne neden olmak” suçundan 10’ar yıl hapisle cezalandırılmaları istendi. Sanıkların yargılanmalarına önümüzdeki günlerde Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.
]]>Duş almak için banyoya giren Neslihan, uzun süre kalınca, durumdan şüphelenen annesi Dr. Hale Kabacaoğlu içeri girdi.
Kızını yerde hareketsiz bulan Dr. Kabacaoğlu, olayın şokunu üzerinden atıp, Neslihan’ın duran kalbini, yaptığı kalp masajıyla yeniden çalıştırdı.
Neslihan Köse, çağırılan ambulansla Devlet Hastanesine kaldırıldı. Karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle komaya giren genç kız, önce Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne, buradan da İstanbul’daki, o dönem ismi GATA olan hastahaneye sevk edildi.
Hastanede 2 ay kalan Neslihan, annesinin isteğiyle Ankara Bilkent TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi’ne yatırıldı.
Çekilen MR’ında tıpta atrofi diye tanımlanan beyin hücrelerinin tamamına yakınının ölü olduğu görüldü.
Kızına, ölümü yakıştıramayan Hale Kabacaoğlu, doktorların “Gerekirse organ bağışı yapar mısınız?” teklifini kabul etmedi.

“BİTKİSEL HAYATTAKİ KIZINA MÜZİK DİNLETİP, KİTAP OKUDU”
Eşinden boşanıp mesleğine ara veren Hale Kabacaoğlu, velayeti kendisinde olan kızının tedavisi süresince hastanede çocuğunu yalnız bırakmadı.
Bitkisel hayattaki çocuğuna, Mozart’ın parçalarını dinletip, kitap okudu, hikayeler anlattı.
Yanından ayrılmadığı Neslihan’ın, geceleri uyurken düşmemesi için de kelepçeyle elini eline bağladı.
Neslihan aylar sonra, hafızası silinmiş olarak gözlerini açtı, uzun süren tedavinin ardından da taburcu edildi.
Hale Kabacaoğlu, 19 yaşındaki kızını yeni doğan bir bebek gibi 3 sene altını bezledi, ardından da yemek yeme ve tuvaletini giderme gibi temel eğitimler verdi.
Fitoterapi, apiterapi, hirudoterapi, bioenerji, 2 kez kök hücre nakli yaptırdı.
Sağlığına kavuşması için, Brezilya, Avusturya, Güney Kore’ye götürdü. Verdiği eğitim ve yaptığı tekrarlarla, Neslihan’a okuma ve yazmayı hatırlattı.

“EVİNİN DUVARLARINI YIKTI”
Hale Kabacaoğlu, kızının yürürken çarptığı evin iç duvarlarını yıktırdı, kapıları kaldırdı.
Evin çeşitli noktalarına ayna yerleştiren Hale Kabacaoğlu, Neslihan’ın odalardaki hareketlerini gözlemlemeye başladı.
Kabacaoğlu, kızının öğrendiklerini kolay unutması için çareyi, duvarlara yazı yazmakta buldu.
Havlu, diş macunu, lavabo, ayna gibi materyallerin üzerine yazılan yazılarla Neslihan’ın bu objelere, hatırlatma ihtiyacı duymadan ulaşmasını sağladı.

“KIYAMETTEN SONRA İŞİN O KADAR KOLAY OLMADIĞINI ANLADIM”
2001 yılında Neslihan’ı banyodan ölü çıkardığını, kızının göz bebeklerinde 15 gün ışık refleksi dahi olmadığını ve kayıtlara da ölü olarak geçtiğini ifade eden ancak bir an olsa bile ümidini kesmediğini belirten Hale Kabacaoğlu, “İlk doğurduğum çocuk normal bir çocuktu. 19 yaşına kadar normaldi.
Kıyametten sonra, ben her şeyi yeni doğmuş gibi öğretirim diye düşünürken, işin o kadar kolay olmadığını anladım. Çünkü normal bir insan beynine bazı şeyler öğretmek çok kolay ama bütün hatları kopmuş, kesilmiş, nöronları olmayan bir beyine bazı şeyleri öğretmek çok çok zor.
Defalarca tekrarlaya tekrarlaya yer etmesini sağlıyorsunuz. Bir tuvalet eğitimi için 6 ay ben banyoda hayatımı geçirdim. Dil felcini çözmek için 1 hafta boyunca sabah 8’den gece 12’ye kadar sürekli sayı saydırttım.
Çok büyük bir mücadele, çok büyük bir azim ve evet çok büyük bir sabır. Neslihan için diyorlar ki, ‘En büyük avantajın annenin Hale Hanım olması.’ Ben bütün hepsini Neslihan’da kullandım. Doktorluğumu da anneliğimi de sağlık personelliğimi de hepsini” sözleriyle yaşadığı zorlu süreci anlattı.

“AKLIYLA, FİKRİYLE, ZEKASIYLA, HER ŞEYİ İLE BENİM YANIMDA”
22 yılda Neslihan’ın fiziksel olarak büyük ilerleme kaydettiğini ama mental olarak önlerinde daha çok uzun bir yolun olduğunu söyleyen Kabacaoğlu, şunları söyledi:
“Fiziksel olarak yüzde 95 diyebilirim. Senin yaptığın her şeyi Neslihan yapabilir. Neslihan yürür, Neslihan koşar, Neslihan oturur, kalkar ki bunların hiçbirisi bana yapacak diye söylenmedi. Böyle olmayacak denildi. Yatalak hasta olacak denmişti.
Yürüyemeyecek ancak yürürse böyle oraklama tarzında. Ama Neslihan şu anda normal yürüyor. Yüzde 95, belki yüzde 100’ünü geri kazandım ben. Mental olarak daha yavaş ilerliyoruz. Çünkü MR’larında total kortikal atrofi var. Yani beyin hücresi kalmamış gibi.
Olayın başında, Neslihan nasıldı biliyor musun? Ben sandalyeye oturtuyordum, ben sandalyeden kaldırıyordum. O sandalyede oturduğu süre içinde bana öyle geliyordu ki, sanki bir tül perde arkasında veya bulutların arkasında, Neslihan’ın bedeni oradaydı ama kendi yoktu orada. Kendi yoktu.
Ama şu anda Neslihan aklıyla, fikriyle, zekasıyla her şeyiyle şu anda benim yanımda. Konuşma geri geldiğinde her kelimeyi tekrarlıyordu. Şu anda biz karşılıklı muhabbet ediyoruz.”

“ŞARKILAR ÖLMÜYORMUŞ”
Sosyal hayata adapte olması için Türk sanat müziği korosunda eğitim alan, hem solo hem koro konserle ilk sahne deneyimini de yaşayan Neslihan’ın, şarkı söylemeyi çok sevdiğine dikkat çeken Hale Kabacaoğlu, “Amerika’ya gittiğimde, oradaki tıp bilim adamlarıyla görüştüğümde, bana bir Koreli çocuktan bahsetmişlerdi, dünyada yaşayan ilk vaka oymuş diye.
Egzoz gazından zehirlenmiş. O da şarkıcı olmuş. Kore’ye götürdüğümde de bana öyle dediler. Şarkının beyinde belli bir yeri yokmuş. Yani hafızada, bellekte yeri yokmuş. Dolayısıyla onu kronolojik sırayla geri çağıracak yer olmadığı için, şarkılar ölmüyormuş. Eski şarkıları da hatırlıyor, yeni kayıt da yapıyor. Şarkı hafızası böyleymiş” diye konuştu.

“ÇOCUĞUMUN BENDEN SONRAKİ İSTİKBALİ EN BÜYÜK ENDİŞEM”
En büyük endişesinin, hayatını kaybetmesi durumunda Neslihan’ın tek başına kalacak olması olduğunu söyleyen Hale Kabacaoğlu, “Benden sonra çocuğumun istikbali, en büyük endişem o. Onun için de birtakım girişimlerim var. Yani şu, ben elimden gelen en güzel hayatı yaşatmaya çalışıyorum.
Yurt dışı gezilerimiz, yurt içi gezilerimiz, dışarıda arkadaşlarla toplantılarımız yani sosyal hayata ağırlık verdim. Benden sonra da aynı şekilde mutlu olsun istiyorum çocuğum. Darüşşafaka’yı düşünüyorum ben. Urla’daki İzmir’deki Darüşşafaka’yı. O konuda görüşmelerim var, girişimlerim var.
Çocuğum benden sonra da mutlu olsun, iyi yaşasın istiyorum. Benle yaşayabildiği kadar yaşasın. Sonuna kadar yaşasın. Ama o benden çok genç. Benden daha çok yaşayacak o. Ben yaşadığım sürece zaten o benim başımın tacı. Vermem, kimseye emanet etmem” ifadelerini kullandı.

“NESLİHAN İŞ KADINI OLACAKTI, BEN DE TORUNLARIMA BAKACAKTIM”
Neslihan’ın en büyük hayalinin iş kadını olmak, kendisinin ise torunlarına bakmak olduğunu söyleyen Kabacaoğlu, “Neslihan, mühendis olacaktı. Hatta ona bir fabrika arsası almıştık. Onu yapacaktık. Yani bir iş kadını olacaktı. Malzeme bilimleri mühendisi olacaktı.
Tabii o hayalimiz de öldü. O iş kadını olacaktı, benim hep hayalim oydu. Topuklu pabuçlarla yürüyecekti. Ben de torunlarıma bakacaktım. Onun çocuklarına bakacaktım. Öyle bir hayat düşlüyordum ben. Ama olmadı. Şimdi olabildiğince mutlu etmeye çalışıyorum çocuğumu” diye konuştu.

“HER 30 ARALIK’TA ÖLÜP, 31 ARALIK’TA YENİDEN DOĞUYORUZ”
22 yıl önce yılbaşı kutlamasına hazırlanırken yaşadıklarının bir an bile aklından çıkmadığını, her 30 Aralık’ta o günü tekrar yaşadığını söyleyen Hale Kabacaoğlu, ölüme inat her 31 Aralık’ta da yeniden hayata başladıklarını belirterek şunları söyledi:
“Yılbaşı tatili için gelmişti. O gün sabah ehliyet sınavına girdi, sınavı kazandı. Öğleden sonra beraber yılbaşı alışverişi yaptık. Akşam eve geldik. Hatta saç boyası aldık, Neslihan benim saçlarımı da boyayacaktı.
O banyoya girdi. Ben de mutfakta ertesi gün için yemek hazırlığına giriştim. Aramızda bir duvar vardı. Banyodan çıkıp saçlarımı boyayacaktı, ben banyoya girecektim. Ama olay hiç gerçekleşmedi. Çünkü banyodan Neslihan’ı ölü çıkardık o gece.
Ondan sonraki yılbaşları, 30 Aralık günleri çok kötü geçiyor, ağlayarak geçiyor. Bir gün öncesi, 30 Aralık öyle geçiyor ama 31 Aralık’ta, Allah’a şükür mezarlığa gitmedim diye dua ediyorum ben. Her yılbaşında 30 Aralık’ta ölüyoruz, 31 Aralık’ta doğuyoruz.”

“HAYATTAKİ VAZGEÇİLMEZLERİ ANNESİ, KAHVE İÇMEK VE ŞARKI SÖYLEMEK”
Hayattaki vazgeçilmezleri, annesi, kahve içmek ve şarkı söylemek olan Neslihan Köse, haftanın 5 günü, 3 farklı rehabilitasyon merkezine gidiyor, el becerilerinin gelişmesi için eğitim alıyor.
Ayrıca sosyal hayata hazırlık için de kognitif terapi gören Neslihan’ın en büyük keyiflerinden biri de yurt dışı seyahatleri.
Şu ana kadar gittiği ülkeler arasında en sevdiğinin Brezilya olduğunu söyleyen Neslihan, nisan ayında Sakura Festivali için Japonya’ya gitmeye hazırlanıyor.
11 Nisan’daki doğum gününü de Japonya’da kutlayacak olan Neslihan, “Japonya’ya gideceğiz. Heyecanlıyım, çok güzel bir gezi olacak. Daha yeni Berlin’den geldik. Güzel geçti. Japonya’nın yemeklerini merak ediyorum” dedi.

“İKİNCİ BİR NESLİHAN YETİŞTİRİYORUZ”
Annesi sayesinde hayata yeniden dönme şansı yakaladığını ifade eden Neslihan, “Hayata yeniden başladım. İkinci bir Neslihan yetiştiriyoruz çünkü. Bu Neslihan güzel, şirin, tatlı. Tatlı bela. Kendimi severim. Hayattaki vazgeçilmezim annem, annemden başka kimse olamaz ki” diye konuştu.
Neslihan’ın en büyük hayali ise, “Tarkan’la birlikte şarkı söylemek. Tarkan’ı çok sevdiğini söyleyen Neslihan, onun parçalarından birini de seslendirerek, Tarkan’ı çok seviyorum. Onunla beraber şarkı söylemek istiyorum” dedi.
]]>
BUNLARI YAPIN
1-Doktor önerisiyle çinko desteği alınmalı veya çinkodan zengin istiridye, organik kuzu et, susam, kabak çekirdeği, brokoli gibi yiyecekler tüketilmeli.
2- Sarı, turuncu, parlak kırmızı, sarı-yeşil sebze, meyve ve baharatlar (havuç, marul, bal kabağı, ıspanak, domates, biber, kayısı, muz, greyfurt, limon, portakal, mandalina, köri, zencefil, zerdeçal). Bu besinler bağışıklık sistemini destekleyen bol miktarda C vitamini, beta karoten ve flavinoid içerir.
3-Yeşil, yeşil-beyaz renklerde brokoli, karnabahar, lahana, alabaş, şalgam, su teresi, roka, hardal yaprakları, turp, sarımsak ve soğan gibi yiyecekler. Bu besin grupları bol miktarda sistein, selenyum ve diğer gerekli vitamin ve mineralleri içerir.
4- Bol temiz su ve lifli besinlerin tüketilmesi vücudun toksinlerden arınmasını sağlar.
5-Rafine şeker ve unlu gıdalar, işlenmiş yağlar, asitli içecekler yerine taze sebze, meyve ve kuruyemiş tüketilmelidir.
6-Mürver yemişi çözeltisi gribal enfeksiyonlarda yaygın olarak kullanılmaktadır ve etkinliği kanıtlanmıştır.
7- Sebze ve organik tavuk suyu çorbanın gribal enfeksiyon belirtilerini hafiflettiği ve hastalığın daha kısa sürede geçmesini sağladığı kanıtlanmıştır.
8- Alkol ve sigara bağışıklık sistemini çökerten olumsuz etkilere sahip maddelerdir ve bunlardan kesinlikle uzak durulmalıdır.
9- Yeterli beslenemeyen ve stresli yaşamı olan kişilerin doktor tavsiyesiyle multivitamin, probiyotik ve Omega-3 preparatları kullanmaları uygun olur.
10- D vitamini güneş ışınlarından alınıyor, ancak kış aylarında ne yazık ki bu pek mümkün olmuyor. Özellikle Kasım-Şubat ayları arasında ülkemize gelen güneş ışınlarının geliş eğiminden dolayı cilt, D vitamini sentezini yapamıyor. Yani kışın güneş olsa da vücutta D vitamini oluşmaz. Oysa bu vitamin özellikle enfeksiyon hastalıklarının arttığı kış aylarında, bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Kışın düşük D vitamini düzeyine sahip kişilerde gribal enfeksiyon riski artar. Özetle bugünlerde yeterli D vitamini düzeyini devam ettirmek için yumurta sarısı peynir, tereyağ gibi süt ve süt ürünleri, somon, uskumru gibi yağlı balıklar tüketilmeli. Gerekirse doktor önerisiyle takviye alınmalı.

Bağışıklığı güçlü tutma yolları
Grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi şart. Bunun da en önemli yolu sağlıklı ve dengeli beslenmektir. Ayrıca fizik egzersiz yapmak, kaliteli ve yeterli uyku, sigara ve alkol kullanmamak, kimyasallardan uzak durmak, hijyen kuralarına uymak da bağışıklık sistemini güçlendirerek kişiyi enfeksiyonlara karşı korur. Kış aylarında da taze, temiz, bütün, organik, mevsiminde ve yerel olarak üretilen sebze, meyve, yeşillikler, baklagiller ve kabuklu kuruyemişlerden oluşan beslenme tarzı bağışıklık sistemi için önemlidir. Bu beslenme düzeni günlük kalorilerin yüzde 20’sinin organik hayvansal ürünlerden geldiği besinlerle desteklenmelidir. Bağışıklık sisteminin içinde yer aldığı kan ve lenf sıvılarının vücut savunmasında önemli rolleri vardır. Kan, berrak sarı bir sıvı olan plazma ve içindeki kan hücrelerinden oluşur. Lökosit adı verilen kan hücreleri kan ve lenf sisteminde dolaşarak enfeksiyon etkenlerine ve kanserleşen hücrelere karşı savaşırlar. Bağışıklık sisteminin normal çalışması için A, B, C, D ve E vitaminleri başta olmak üzere kalsiyum, selenyum, çinko, magnezyum, manganez, bakır gibi minerallere; sistein gibi aminoasitlere ihtiyaç vardır. Bu vitamin ve minerallerin her gün belirli miktarda ve birbirleriyle doğru orantılı olarak tüketilmesi bağışıklık sistemi için son derece önemlidir.
]]>BİR YILDA 44 BİN ARTÇI
Geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra bölgede çalışmalar yapan Özkaymak, yaklaşık bir yıllık süre zarfında bölgede 44 binin üzerinde artçı yaşandığını, azalarak da olsa bunların 3-4 yıl devam edeceğinin öngörüldüğünü söyledi.

Bölgede yaptıkları çalışmalarda, depremler nedeniyle 450 kilometreye yakın bir yüzey kırığının oluştuğunu gözlemlediklerini aktaran Özkaymak, şöyle konuştu:
– 6 Şubat’taki depremler bize, bilimsel anlamda beklemediğimiz durumları da öğretti. Aynı anda birden fazla fay segmentinin kırıldığını gördük. İlk depremde 4, ikinci depremde 2 fay segmenti kırıldı. Bu segmentlerin aynı anda kırılması da bizim beklediğimiz büyüklüğü de artırdı. Bizim Kahramanmaraş’ta beklediğimiz deprem 7,2-7,3 büyüklüğündeydi, 7,7 ile 7,6 değil. Yine, aynı gün 9 saat arayla iki büyük deprem, bölgedeki yıkımı oldukça artırdı.
DEPREM POTANSİYELİ ARAŞTIRILACAK
Gelecek yıllarda kırılmanın meydana geldiği alanlarda yeni bir kırılma beklemediklerine işaret eden Özkaymak, şunları kaydetti:
– Kırılmamış olan segmentlerin bu anlamda araştırılması çok önemli. Bu yıl ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismoloji Projesi’ kapsamında Antakya Fayı ile Ölüdeniz Fayı üzerindeki Yesemek, Narlı ile Sakçagöz segmentlerinde araştırmalar yapacağız. Çünkü, bu faylar hakkında günümüzde yeterince veri yok. Bu araştırmaların sonucunda, bu fayların deprem üretme potansiyeline yönelik yeni veriler üreteceğiz. Projede, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir ile Araştırma Görevlisi Dr. Mustafa Softa ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Karabacak ile çalışacağız.

“HANGİ FAYDA MEYDANA GELDİĞİ BİLİNMİYOR”
Özkaymak, sismolojik ve deprem davranışları açısından Hatay ve güney bölgesindeki fayları çok iyi tanımadıklarını dile getirdi. Ölüdeniz Fayı’nın kuzey kolları üzerinde 1800’lü yıllarda yıkıcı deprem kayıtlarının olduğuna dikkat çeken Özkaymak, şöyle devam etti:
– O depremlerin hangi faylar üzerinde meydana geldiği, şu ana kadar bilinmiyor. Dolayısıyla Antakya’nın güney tarafına yoğunlaşarak bu bilinmeyen fay üzerindeki konuları ortaya çıkarmaya çalışacağız. Çünkü, Antakya’nın güneyinde ve doğusunda gelecek yıllarda 7,3-7,4 ve hatta faylar birlikte kırıldıklarında 7,6-7,7’ye varan büyüklükte deprem üretme potansiyeli olan büyük faylar var. Ölüdeniz Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu’yla Antakya bölgesinde birleşme eğilimi gösteriyor.
– Güneye doğru da Kızıldeniz ve İsrail’e doğru devam eden çok büyük bir kırık. Bu kırık, Arap ile Afrika plakasının arasındaki tektonik sınırı da oluşturuyor. Antakya Fayı ise güneybatıya doğru devam ederek Kıbrıs Adası güneyinden geçen ve Afrika okyanusal litosferinin Anadolu plakası altına daldığı Kıbrıs yayına bağlanmaktadır.
Özkaymak, Kıbrıs Adası ve doğusundaki bu alanda da özellikle deniz altında yıkıcı deprem ve tsunami oluşturma potansiyeline sahip kırıkların olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, yap-sat inşaatın kazı izni ve ruhsat işlemleri karşılığında kendisinden rüşvet talep edilen müteahhit N.B’nin şikayeti üzerine soruşturmaya başlanıldığı belirtildi.

Hüseyin Beyoğlu ve Fırat Kılıç
Müteahhit ifadesinde, şöyle dedi:
-Belediyeye ruhsat başvurumu yaptıktan sonra imar müdürü Fırat Kılıç beni çağırıp belediye başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun daire başı 50 bin lira istediğini söyledi. Ben de 195 daire yapacağım için bu parayı veremeyeceğimi bildirdim.
-Sonra belediye başkanı beni odasına çağırdı. Ortağım ile birlikte makamına gittiğimizde bize, ‘Aslında bize 7 milyon vermen gerekiyor, ama tanıdık olduğun için sen 5,5 milyon vereceksin’ dedi.
-Parayı veremeyeceğimi söyleyince evraklarım imzalanmadı. Sonra adının Selim olduğunu söyleyen biri Whatsapp üzerinden beri aradı. ‘Senin işini 2 milyona yaparım, 1 milyonu şimdi, geri kalanı da imzalar atıldıktan sonra verirsin’ dedi.
-Sonra beni İmar müdürü Fırat Kılıç ile başkan yardımcısı Sıddık Aycıl’a yönlendirdi.Fırat Kılıç parayı belediye başkanının istediğini, onun adına benden talepte bulunduğunu söyledi.
-Evraklarımızda eksiklik olmadığı halde keyfi olarak işlemlerimiz yerine getirilmedi. 7 milyon lira rüşveti 2 milyona düşürdüler.
Şikayet üzerine Sulh Ceza Hakimliğinden gizli ses kaydı, görüntü ve ortam dinlemesi kararı alınarak soruşturma genişletildi.

Sıddık Aycıl
PARAYI DÖVİZ OLARAK İSTEDİ
İddianamede, belediye başkanı Hüseyin Beyoğlu ile imar müdürünün müteahhit ile yaptıkları rüşvet pazarlığına dair kayda alınan ortam dinlemeleri de ayrıntılı olarak yer aldı.
Polisin suçüstü yapmak için bir kamu bankasından temin ettiği seri numaraları alınmış 1 milyon liranın sanık Fırat Kılıç’a teslim edilmek üzere müteahhit N.B’ye teslim edildiği belirtildi.
Sanık Kılıç’ın müteahhidi arayarak, parayı döviz olarak getirmesini istediği, müteahhidin de yanında T.L olduğunu söylemesi üzerine ikilinin Şanlıurfa yolu üzerindeki özel bir hastane önünde buluştukları ifade edildi.
Polisin fiziki takip yaptığı esnada ikilinin park halindeki araçlarından inerek bir süre konuştukları, ardından Fırat Kılıç’ın müteahhidin aracında sırt çantası içindeki 1 milyon lirayı alarak kendi aracının bagajına koyup hareket ettikten sonra polislerce durdurularak aracın bagajındaki önceden seri numaralı alınmış 1 milyon liranın ele geçirilerek suçüstü yakalandığı belirtildi.
PARANIN ALINDIĞI GÜN EVRAK JET HIZIYLA İŞLEME ALINMIŞ
İddianamede, başvuru evraklarında hiçbir eksiklik olmadığı halde 13 Haziran 2023 gününden 31 Ekim 2023 gününe kadar ruhsat ve kazı izni ile ilgili hiçbir işlem yapılmadığı, müteahhidin 1 milyon lirayı Fırat Kılıç’a teslim ettiği 31 Ekim günü başvuru işlemlerinin aynı gün jet hızıyla işleme alınarak onay için başkan yardımcısı sanık Sıddık Aycıl imzasıyla belediye encümenliğine sunulduğu bilgisine yer verildi.
Müfettiş raporlarına göre, imara aykırılık durumu söz konusu değilse kazı ve ruhsat işlemlerinin aynı gün, en geç 1 ay içinde sonuçlandırılmasına rağmen rüşvete konu olan başvurunun 5 ay boyunca işleme alınmayarak sürüncemede bırakıldığına dikkat çekildi.
İddianamede, mağdur müteahhidin belediye binası içinde başkanlık makamı, başkan yardımcısı ve imar müdürünün makam odasına giriş ve çıkışlarını gösteren kamera kayıtları da delil olarak dosyada yer aldı.
PARAYI VERMEZSENİZ BU İŞ YATAR PROJENİZ DE ÇIKMAZ
Müteahhit N.B’nin ortağı H.D ise tanık olarak alınan ifadesinde, şöyle dedi:
-Arsa sahiplerinden kat karşılığı aldığımız Yap-Sat işi için başvurularımızı yaptık. Daire başı 50 bin lira para istediler. ‘Bu neyin parasıdır’ zaten ruhsat için gerekli yasal harçları yatırdığımız söylediğimizde Fırat Kılıç belediye başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun talimatıyla istediğini söyledi.
-Bizde bu paranın 7,5 milyon lirayı bulduğunu ödeme gücümüz olmadığını ifade edince bize, ‘Vallahi ödemezseniz, bu iş yatar, projeniz de çıkmaz’ dedi. Arsa sahipleri inşaatı başlatamadığımız için bizi sıkıştırıyordu, ancak biz de 7,5 milyonu verirsen büyük zarar edeceğimizin farkındaydık.
-İkinci kez Fırat Kılıç ile görüşmeye gittiğimizde bu kez belediye başkanıyla görüştüğünü ve daire başı 35 bin lira ödememizi söyledi.
-Biz bunu da veremeyeceğimizi bildirince bu kez, ‘Yapacak bir şey yok o zaman’ dedi. Biz de ayrıldık.
BU BİR BAĞIŞ MI? DİYE SORUNCA BİZİ KOVAR GİBİ ÇIKARDI
-Üçüncü kez belediyeye gittiğimizde bu kez belediye başkanı Hüseyin Beyoğlu ile makamında görüştük.
-Kendisine devlete ödenmesi gereken tüm vergi ve yasal harçları ödediğimizi, projemizde bir eksiklik bulunmadığını, buna rağmen bizi aylardır neden oyaladıklarını ve bizden istenen paraları sorduk.
-Başkan da belediyenin masraflarının çok olduğunu, bizim de yabancı olmadığımızı bu nedenle 7,5 milyondan 5,5 milyona düşürdüğünü bize iletti.
-Sonra ortağım N.B, ‘Bu parayı bizden bağış olarak mı istiyorsunuz?’ diye sorunca başkan ‘Bu konuyu Fırat Kılıç ile konuşun’ dedi ve kızgın bir şekilde Fırat’ı cep telefonundan arayarak bizi onun odasına yönlendirdi.
-Rüşvet vermeyi kabul etmediğimiz için bizi odadan kovar gibi bir tavır takındı. Bizim de moralimiz bozuldu ve makamından çıktık.
-Projemiz bizden istenen rüşvet nedeniyle sekteye uğradı, maddi zararımız büyük oldu.
TÜM TÜRKİYEYİ AYAĞA KALDIRMIŞSINIZ DİYEREK TEPKİ
İddianamede; belediye başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun ruhsat başvurusu için referans gösterilen kişilerin de girişimlerde bulunmasından rahatsızlık duyarak sanık Fırat Kılıç ile birlikte makamına giden müteahhit N.B’ye, “Tüm Türkiye’yi ayağa kaldırmışsınız, tamam yardımcı olun” şeklinde tepki gösterdiği bildirildi.
İddianamede, müteahhidin yasal başvurusunun sürüncemede bırakılmasının hiçbir yasal dayanağı olmadığı, aylarca bekletilen evrakların rüşvetin alındığı gün jet hızıyla işleme alınmasının normal bir durum olmadığına dikkat çekildi.
BELEDİYE İŞİ GÖNÜL İŞİ DİYE AFİŞLER BASTIRIP ADAY OLDU
İddianamede, sanıkların rüşvet verdikleri taktirde müteahhidi işlemlerin yapılmayacağı, talebini sonuçsuz bırakacakları şeklinde tehdit ederek para vermeye zorladıkları, bu şekilde suçüstü yapılarak “İcbar suretiyle irtikap” suçundan ayrı ayrı 15’şer yıl hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların yargılanmalarına önümüzdeki günlerde ağır ceza mahkemesinde başlanacak.
MALİ DEĞERİ YÜKSEK ARSALARI SUSUZ TARLA İLE TAKAS YAPTI
Beyoğlu hakkında ayrıca kentin yeni yerleşim alanlarındaki mali değeri yüksek arsaları; kent merkezine çok uzak mesafede bulunan susuz tarla niteliğindeki arazilerle de takas yoluyla hileli devir ve satışlar yaparak kamuyu milyonlarca liraya zarara uğratıp haksız kazanç temin ettiği gerekçesiyle İçişleri Bakanlığınca da idari yönden de soruşturma yürütülüyor.
Mülkiye müfettişlerinin raporları doğrultusunda Hüseyin Beyoğlu hakkında İçişleri Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde Beyoğlu hakkında milyonlarca liralık kamunun zarara uğratılmasıyla ilgili adli makamlara suç duyurusunda bulunacağı öğrenildi.
Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu, 31 Mart 2019 mahalli idareler seçimlerinde, “Belediye işi, gönül işi” sloganıyla afişler bastırıp Diyarbakır’daki billboardlara asarak aday olmuştu.
]]>Çıraklık dönemindeki sigorta başlangıçlarının emeklilik için dikkate alınması için düzenlenen mitingde staj yaptığı iş yerlerinde iş kazası geçirerek hayatını kaybeden ve yaralanan çocukların fotoğraflarının olduğu pankart açıldı.
Türkü ve marşlar söyleyen mağdurlar, “Hak hukuk adalet”, “Geciken hakkımız teslim edilsin” yazılı dövizler taşıdı.

Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyon Başkanı Murat Bal, “Hani bizim hizmet akdimiz yoktu. Hani biz fiili çalışmıyorduk. Biz fiili çalışırken işte bu kazalara uğradık, vefatlar verdik. Bugün TÜİK verilerinde 10 yılın en düşük işsizlik oranı açıklandı diye bütün ulusal medya yayın yapıyor. TÜİK verilerinde madem işçi gösteriyorsunuz. Çalışma Bakanlığı’na sesleniyorum, o zaman işçilikten kaynaklanan özlük haklarımızı da verin” dedi.

Bal, yaptığı açıklamada, 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yasal düzenleme yapılarak, sigorta başlangıçlarının emeklilik için dikkate alınmasıyla mağduriyetlerin giderilmesini ve işçilikten kaynaklanan özlük haklarının verilmesini istedi.
‘ÇALIŞIRKEN KAZALARA UĞRADIK, VEFATLAR VERDİK’
Bal şunları söyledi:
“Alaşehir’de elektrik tesisatı döşerken beşinci kattan düşen Zekai Dikici çırak evladımıza, Konya Ereğli’de elektrik direğine çıkıp oradan havuza düşen Ulaş Dumlu’ya; Diyarbakır’da klima tesisatında ikinci kattan düşen 6 gün yoğun bakımda hayat mücadelesi veren Ömer Çakır’a ve en son Büyükçekmece’de Arda Tombul okulda merdivenlerde arkadaşı itti de mi öldü? Arda Tombul iş yerinde kafasını prese kaptırdı 6 gün hayat mücadelesi verdi öldü. Bu evlatlarımız bizim için çok önemli biz de o yollardan geçtik.
Hani bizim hizmet akdimiz yoktu. Hani biz fiili çalışmıyorduk. Biz fiili çalışırken işte bu kazalara uğradık, vefatlar verdik. Devletimiz bir Orta Vadeli Program açıklamış. Orta Vadeli Program’daki en önemli başlıklardan biri ara eleman sorunu. Türkiye’de ara eleman sorunu yok, ‘aranan eleman’ sorunu var. Bulamıyorsunuz çünkü. Ulusal medyada, sosyal medya bir kişi bile bize çıkıp ‘Haksızsın’ diyemedi. Diyemezler çünkü haklıyız.

‘MAĞDURLARIN HAKKINI VERİN’
Gazi Meclis’e sesleniyorum. Ara eleman sorununu çözmek için 3338 sayılı kanundan mağdur olan, bugün bu alanları dolduran, belki bu alanlara gelemeyen ama bu mağduriyeti yaşayan herkesi hakkını vererek başlatacaksınız. Bir çırak kardeşimizi düşünün 5 gün iş yerine gidiyor. Bir gün okula gidiyor. Hatta okul bittikten sonra patron çağırıyor, ‘Bir de yerleri temizle’ diyor. 6 gün gidiyor aslında. Ama iş yerine 5 gün giden çırak kardeşimiz çırak olamıyor. Ama okula bir gün gittiği için öğrenci oluyor. Normal çalışana verdiğiniz sigorta kartını vermişsiniz bizim elimize, biz nereden bileceğiz uzun vade mi kısa vade mi?

ÇALIŞMA BAKANI’NA SESLENDİ
Yeri geldi normal çalışandan daha fazla daha ağır şartlarda çalıştık. Bizim sayemizde normal çalışanlar alınmadı. Bugün TÜİK verilerinde 10 yılın en düşük işsizlik oranı açıklandı diye bütün ulusal medya yayın yapıyor. TÜİK verilerinde bizi madem işçi gösteriyorsunuz. Çalışma Bakanlığı’na sesleniyorum, o zaman işçilikten kaynaklanan özlük haklarımızı da verin.
Bal, sorunlarının 31 Mart 2024’teki Mahalli İdareler Seçimleri’nden önce çözülmesini beklediklerini sözlerine ekledi.
Damat tarafı, bu süreçte kızın babasına 250 bin lira başlık parası verdi. Aileler, 19 Ekim’de Susurluk’ta bir araya geldi; iddiaya göre, düğünün 2’nci günü kız tarafı, takı töreninin ardından bir yakınlarının öldüğünü söyleyerek Konya’ya dönmek istedi.
TAVIRLARINDAN ŞÜPHELENDİ
Kız tarafının aceleci tavırlarından şüphelenen damadın ailesi, gelinin üzerindeki takıları bıraktıktan sonra Konya’ya gitmesini istedi. Taraflar arasında arbede çıktı. Damadın ailesi, düğünde takılan altınların bir kısmını geri aldı, bir kısmı da gelinin üzerinde kaldı.
Düğünü terk edip, ailesi ile Susurluk’taki akrabalarının yanına giden gelin D.K., 1 gün sonra eşi O.K.’ye dönerek, ailesinin kendisini düğünde takıları alıp, kaçmak üzere zorla evlendirdiğini, daha önce de başkasıyla bu şekilde evlendirdiklerini, ablası İ.D.’nin de 3 defa evlendirilip, düğün sırasında takılarla birlikte kaçırıldığı söyleyerek kendi anne ve babasından şikayetçi olacağını söyledi.
EMNİYETTE FARKLI İFADE VERDİ
Damadın ailesi ile Susurluk İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giden D.K., burada ifadesini değiştirerek, O.K.’nin ailesi tarafından silah zoruyla alıkonulduğunu ve darbedildiğini söyleyip, eşi ile eşinin ailesinden şikayetçi oldu.
D.K., emniyetteki ifadesinin ardından ailesi ile Konya’ya geri döndü. Kendilerinin de karşı taraftan ‘yağma’ iddiasıyla şikayetçi olduklarını söyleyen damat O.K., düğün gününe kadar her şeyin normal olduğunu, kız tarafının niyetini düğünün 2’nci günü anladıklarını belirterek şunları söyledi:
“Kızın babası, bizden 500 bin lira başlık parası istedi. Karşı tarafın ailesine, o parayı veremeyeceğimizi söyledik ve kız bana ‘Beni kaçır, sen erkek değil misin?’ dedi. Bunların amacı; başlık parasını çoğaltmakmış.
Kızın babası, bizim bu parayı veremeyeceğimizi anlayınca babamı aradı ve ‘Ben mi senin oğlunu istemeye geleyim yoksa sen mi benim kızımı istemeye geleceksin?’ dedi.
Başlık parası 250 bin lira olunca aileler anlaştı. Düğünün ilk günü her şey çok güzeldi ama 2’nci günü, bize Konya’ya döneceklerini ve babaannesinin öldüğünü söyleyince kuşkulandım.
Düğün anında kızın annesi, kızının yanından hiç ayrılmadı ve onun aklını karıştırdı. Düğünün 2’nci günü kızı alıp, ziynet eşyalarıyla döndüler”
‘GURURUMLA OYNADILAR’
Yarım kalan düğünün 3’üncü gününde, eşinin geri geldiğini ve ailesinden şikayetçi olacağını söylediğini anlatan O.K., şöyle konuştu:
“Kız evine döndükten sonra beni aradı ve ailesinin kendisine hep bunu yaptırdığını, bu durumdan kurtulmak ve ailesinden şikayetçi olmak istediğini söyledi ve yanımıza geldi. Birlikte polise gittik.
Kız polise verdiği ifadede bizi suçladı. Beraber motora binmiştik, ayağı yandı. Bizim adetlerimizde kına gecesi gelini havaya atmak vardır.
Onu havaya atarken kafasını tahtaya çarptı, gözü şişti. Saçlarında boncuk silikon vardı, onları yolmuş ve bunların hepsini ben yapmışım gibi gösterdi. Kendisini darbettiğimizi iddia etti.
Polise, ailemin onu silahla tehdit ettiğini ve darbettiğini söyledi. Gururumla oynadılar. Evlenmeyi düşünmüyorum. Beni hayattan soğuttular, içimdeki yaşam sevincini sömürdüler”
Damadın babası Doğan K. (37) da düğün masrafları, takı giderleri ve başlık parası ile 1 milyon lira zarara uğratıldığını söyledi.
‘BU KIZ SATILIKTIR’ YAZDI
Tarafların birbirlerinden şikayetçi olması üzerine Susurluk Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma başlatılırken, Kütahya’nın Simav ilçesinde oturan çocuk gelin D.K.’nin babası Y.K.’nin, henüz 13 yaşındayken kızını sosyal medya üzerinden fotoğrafını yayınlayıp, ‘Bu kız satılıktır’ diye yazıp, 1 sene önce de yine sosyal medya hesabından kızına 250 bin lira fiyat verdiği canlı yayın görüntüleri ortaya çıktı. Savcılık soruşturmasında, Y.D.’nin 27 Temmuz 2022’de de sosyal medya hesabından açtığı, canlı yayında kızı için fiyat verdiği görüntülere ulaşıldı.
BAKANLIK DEVREYE GİRDİ
Görüntülerde, ailesi ile pikniğe giden Y.D.’nin, açtığı canlı yayında, mangal yapan kızı D.K.’yi göstererek, “Aha benim kızım, 250 kayme kızım. Mangalı iyi yapar, 250 kayme” dediği görüldü. Mangal başındaki D.K.’nin de babasının sözleri üzerine cep telefonu kamerasına baktığı anlar, görüntülere yansıdı. Bunun üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kütahya İl Müdürlüğü, yaşı küçük D.K.’yi koruma altına aldı. D.K. daha sonra kaldığı yurttan kaçarak ailesinin yanına geri döndü.
“HER ŞEY BİR ANLIK SİNİRDİ”
Bu arada Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde oturan D.K. aynı ilçede yaşayan O.K.’nin evine gitti. ‘Geri geldim diyen çocuk gelini, O.K. ile ailesi de kabul edince birlikte yaşamaya başladılar. Çok mutlu olduklarını söyleyen D.K. “Her şey eskide kaldı. Her şey bir anlık sinirdi ve şimdi geleceğimize bakıyoruz. Kocamı çok seviyorum. Kocam ile çok mutluyum” dedi. Eşinin yanından ayrılmayan O.K. ise “Ben de karımı çok seviyorum. Mutluyuz, huzurluyuz. Birbirimizi çok seviyoruz” diye konuştu.
]]>Etihad’da kupalarla dolu altı sezon geçiren 29 yaşındaki stoper Laporte, geçtiğimiz yaz Cristiano Ronaldo’nun Al-Nassr’a katılmasıyla birlikte Körfez ülkesine geçiş yapan Avrupa futbolunun önemli yıldızları kervanına katıldı.
İspanyol oyuncu Riyad’a gelişiyle birlikte Suudi Profesyonel Ligi tarihinin en pahalı defans oyuncusu oldu, ancak o zamandan beri yeni kulübündeki yaşamına dair pek çok sıkıntı yaşadığını dile getirdi.
AS’a özel bir röportaj veren Laporte’un açıklamaları ses getirdi:
“Avrupa’ya kıyasla büyük bir değişim ama sonuçta her şey adaptasyonla ilgili. Bizim için işleri çok kolaylaştırmadılar. Aslında mutsuz olan pek çok oyuncu var ama her gün bunun üzerinde çalışıyoruz, tabiri caizse pazarlık yapıyoruz ve düzelip düzelmeyeceğini göreceğiz. Zaten uzun bir kariyeri olan Avrupalı oyunculara sahip olmak, onlar için de yeni bir şey. Belki de buna alışık değiller ve biraz daha ciddiyete adapte olmaları gerekiyor.”
“SİZİNLE KAVGA EDİYORLAR”
“Her şeyi hafife alıyorlar. Onlara verebileceğiniz ültimatomun onlar için bir önemi yok. Başka bir deyişle, gerçekten kendi yollarına gidiyorlar. Bir şey için pazarlık yapıyorsunuz ve siz imzaladıktan sonra kabul etmiyorlar. Sizinle kavga ediyorlar.”
Ben kendi deneyimlerimden bahsediyorum, başkaları için nasıl olduğunu bilmiyorum. Kendi adıma, gördüğüm kadarıyla sizi takıma kazandırmaya çalışıyorlar ama bir de günlük hayat var ve bu farklı bir şey. Bizimle ilgileniyorlar ama bana göre yeterli değil. Başka bir deyişle, Avrupa’da size iyi bir maaş ödüyorlar ama sizinle çok daha fazla ilgileniyorlar.
“AYRILIĞI DÜŞÜNMEDİM AMA…”
“Şu anda ayrılığı düşünmüyorum ama bu kadar kısa sürede hayal kırıklığına uğrayınca ne yapacağınızı merak ediyorsunuz. Henüz o zaman değil ama ileride bu dinamik devam ederse olabilir.”
“GÜNDE ÜÇ SAAT ARABADA GEÇİYOR”
“Dürüst olmak gerekirse, birçoğumuz buraya sadece futbol için gelmedik. Birçoğumuz bundan memnunuz ama ben de işin finansal yönünden daha fazlasını arıyorum. Yaşam kalitesi açısından farklı bir şey bekliyordum, çünkü sonuçta günde üç saatinizi arabada geçiriyorsunuz. Riyad’da çok fazla trafik var, arabada çok fazla zaman kaybediliyor.”
“AVM’LER MUHTEŞEM”
“Şehrin çok iyi ve çok kötü yanları var. Alışveriş merkezleri gerçekten muhteşem. Detaylara dikkat ediyorlar, çocuklar için bir sürü şey var, her şey temiz. Ama size söylüyorum. Bir yere gitmeniz gerekiyorsa ve arabada bir buçuk saat geçirmeniz gerekiyorsa, oraya gitmek bile istemezsiniz. Trafik olumsuz bir nokta.
“ÇOK YORUCU”
“Her üç günde bir maç yapıyoruz ve bu çok yorucu. Sıkıcıdan çok yorucu olduğunu söyleyebilirim. Arka arkaya çok fazla maç oynuyorsunuz ve bu da çok fazla dinlenmenize izin vermiyor. Bunun üzerine bir de milli takıma gidiyorsunuz ve izin gününüz yok. Ritim farklı ya da biraz daha az olsa bile zihinsel ve fiziksel olarak karmaşık bir durum. Zor bir durum. Kupa, Suudi Ligi ve Asya Şampiyonlar Ligi oynuyoruz.”
]]>“MESELE ÖLDÜRÜLEN TERÖRİST SAYISI DEĞİL”
Toplantıda konuşan Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, şehitlerden dolayı tanıtım programlarını iptal eden AKP ve CHP’yi eleştirdi:
– Terörle mücadele için yapılması gerekenleri tekrar Türk halkının gündemine taşıyacağız. Sayın Özgür Özel, eğer iptal etmeniz gereken bir şey varsa, DEM’e olan ziyaretlerinizdir. AKP de bir tanıtım programını iptal etmiş. AKP’nin de iptal etmesi gereken bir başka büyük teröristin Şeyh Said’in Diyarbakır’da 12 kilometrelik bulvara kayyum tarafından isminin verilmesini iptal etmesidir.
– Uzun yıllardan bu yana PKK ile yapılan mücadelenin stratejik bir anlayışa dayanmadığı, sadece operasyonel ve taktik bir anlayışla gerçekleştirdiği görülmektedir. Mesele öldürülen terörist sayısı değildir. Mesele bunun ötesinde tehdidi kökten bertaraf edecek bir stratejiyle teröre karşı etkin ve sonuç alıcı bir mücadele vermektir.
“İSVİÇRE’NİN BİLE ASKERİ HASTANESİ VAR”
– Türkiye karşı karşıya olduğu tehditleri etkili bir şekilde durduracak ve sınır güvenliğini sağlayacak asker sayısına sahip değildir. Asker sayısının hızla arttırılması ve eğitimlerin yoğun bir şekilde seviyesinin ve kalitesini yükseltilmesi gerekmektedir. Askeri sağlık sisteminin derhal kurulması gerekiyor.
– Türk halkına şunun cevabını kimse veremez; yüzyıllardan beri çarpışmayan, savaşa girmeyen İsviçre ordusunun bile askeri hastaneleri varken her gün çarpışan, her gün gazi ve şehit veren Türk Silahlı Kuvvetlerinin askeri hastaneleri neden yok? Derhal askeri hastanelerin kurulması gerekiyor. Bunun her platformda takipçisi olmaya devam edeceğiz.

KAÇAK GÖÇMEN VAADİ
Zafer Partisi İBB Başkan Adayı Azmi Karamahmutoğlu ise vaatlerini şöyle sıraladı:
– İstanbul halkı dolaşırken, çoluk çocuğuyla otururken ne cinsel ne fiziki ne sözlü hiçbir sataşmaya ve tacize maruz kalmayacaktır. Bunun yolu, yöntemi her neyse Zafer Partisi belediyeciliği adına, İstanbul halkına söz veriyorum. Hormonlu bir şekilde artan İstanbul nüfusunu sağlıklı bir şekilde seyreltebilmek için evvela kaçak ve göçmenle başlayabilmek için bir hanede çok sayıda kaçak mülteci nüfusun kalmasına izin vermeyeceğiz.
– İkametgah usulünde sınırlamalar getireceğiz. Alacağımız sosyal, maddi ve fiziki önlemlerle güçlü, kudretli kent yönetiminde söz sahibi olan, sözünü dinleten bir belediyecilik anlayışıyla yine eski güzel günlerde olduğu gibi çocuklarımız, gençlerimiz, İstanbul’un sokak ve caddelerinde, gündüz veya gece saatinde, yahut şafak söktüğünde gezip dolaşabilecek, kültürel, sanatsal, eğlence hayatına devam edebilecek.
Zafer Partisi’nin ilçe belediye başkan adayları ise şöyle:
Adalar: Hüseyin Avni Borluk
Kadıköy: Tuğrul Kihtir
Maltepe: Sibel Zeren
Tuzla Akın: Gürkan
Ümraniye: Jülide Sarıkaya Kurduoğlu
Bayrampaşa: Tarkan Güler
Beyoğlu: Selim Aydın Gümüşdal
Zeytinburnu: Aydemir Alıçlar
Avcılar: Umut Basmacı
Bahçelievler: Ulaş Öztürk
Bakırköy: Türker Tolga Topaloğlu
Pendik: Kürşat Dağ
Beylikdüzü: Özcan Aksu
Büyükçekmece: Yaşar Öztürk
Küçükçekmece: Emre Met
Silivri: Murat Demirkol
]]>KANDİL MESAJLARI
“Regaip Kandili’nin mübarek atmosferinde, dualarımızın kabul olması dileğiyle. Allah’a olan yakınlığınızın arttığı bir gece geçirmeniz dileğiyle.”
“Rahmet ve mağfiret kapılarının ardına kadar açıldığı bu mübarek gecede, sevdiklerinizle birlikte huzur dolu anlar geçirmeniz dileğiyle. Regaip Kandiliniz mübarek olsun.”
“Duaların geri çevrilmeyeceği, kalplerin birleşeceği bir Regaip Kandili geçirmeniz dileğiyle. Allah’a olan sevginiz her daim artsın.”
“Regaip Kandili, manevi bir yolculuğa çıktığımız, günahlarımızdan arındığımız bir fırsattır. Bu mübarek gecede dualarınızın kabul olması dileğiyle.”
“Regaip Kandili’nin bereketiyle dolu, sevgi ve huzur içinde bir gece geçirmeniz dileğiyle. Dualarınızın Allah katında kabul olmasını temenni ederim.”
“Regaip Kandili, geçmişin muhasebesini yapma ve geleceğe umutla bakma fırsatıdır. Bu özel gecede dualarınızın gerçekleşmesi dileğiyle.”
“Regaip Kandili’nin güzelliklerini sevdiklerinizle paylaşmanız dileğiyle. Dualarınızın, gönlünüzden geçen dileklerinizle buluşması dileğiyle.”
“Regaip Kandili’nin rahmetiyle, bereketiyle dolup taşan bir gece geçirmeniz dileğiyle. Allah’a olan bağlılığınız her geçen gün artarak devam etsin.”
“Bu mübarek gecede, dualarınızın yüce katlara ulaşması ve hayırlarla dolu olması dileğiyle. Regaip Kandiliniz mübarek olsun.”
“Regaip Kandili, kalplerin temizlendiği, duaların kabul olduğu bir gecedir. Bu özel gecede sevdiklerinizle birlikte huzur içinde olmanız dileğiyle.”
“Regaip Kandiliniz mübarek olsun. Bu gece hayırlı dualar, iyilikler ve güzelliklerle dolsun.”
“Regaip Kandili, İslam aleminin rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan üç ayların başlangıcı. Bu mübarek gecede dualarınızın kabul olmasını dilerim.”
“Regaip Kandili, gönüllerin huzura kavuştuğu, duaların kabul edildiği gecedir. Bu gecede dualarınızın kabul olması dileğiyle.”
“Regaip Kandili, kalplerin sevgiyle dolduğu, duaların kabul olduğu gecedir. Bu gecede dualarınızın kabul olmasını dilerim.”
“Regaip Kandili, rahmet ve mağfiret kapılarının sonuna kadar açıldığı gecedir. Bu gecede dualarınızın kabul olmasını dilerim.”

KANDİLDE NELER YAPILMALI?
Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli;
Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.

KANDİL GÜNÜ ORUÇ TUTULMALI MI?
Hz. Peygamber (s.a.s.), “Şaban’ın ortasında (Berat gecesi) ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah, o gece güneşin batmasıyla dünya semasına (rahmeti ile) tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu başka bir şey isteyen…’ buyurur.” (Bkz. Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet’u-Salat, 191) demiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.), Zilhicce’nin ilk dokuz günü (Ebû Dâvûd, Savm, 62; Tirmizî, Savm, 52), pazartesi ve perşembe günleri, âşûrâ ve arefe günü oruç tutar (Müslim, Sıyâm, 196, 197; İbn Mâce, Sıyâm, 41,42), pazartesi orucunu soranlara; “Bugün benim doğduğum, Peygamber olarak gönderildiğim ve Kur’an’ın bana vahyedildiği gündür.” (Müslim, Sıyâm, 198) diye cevap verirdi.
Bu ve benzeri rivayetlere dayanarak bazı İslam alimleri dini açıdan faziletli sayılan diğer gün ve gecelerin ibadetle ihyasının müstehap olduğunu söylemişlerdir.
]]>AA muhabirinin gemi takip ve denizcilik analiz sağlayıcısı MarineTraffic’ten edindiği verilere göre, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’den geçen ticari gemilere yönelik saldırılarının ardından, çok sayıda gemicilik şirketinin buradaki seferlerini durdurma kararı almasıyla özellikle Aralık 2023’ün ikinci yarısında gemi trafiği gözle görülür şekilde azaldı.
Kızıldeniz’deki trafiğin azalmasında konteyner gemilerinin Kızıldeniz’den geçişleri durdurarak rotalarını Ümit Burnu’na çevirmeleri en etkili faktör oldu.
MarineTraffic verilerine göre, Aralık 2023’te Kızıldeniz’den geçen konteyner gemilerinin sayısı Aralık 2022’deki gemi sayısına göre yüzde 25 geriledi.
Bu dönemde, Kızıldeniz’den geçen ro-ro gemilerinin sayısı da yüzde 25 azalırken, sıvılaştırılmış doğalgaz, LPG, kuru ve yaş yük gemilerinin sayısında önemli bir değişim görülmedi.
Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Babu’l Mendep Boğazı’nda “İsrail’le bağlantılı” gemilere saldırıları sonrası Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, dünyanın en büyük konteyner şirketi İtalyan-İsviçre ortaklı Mediterranean Shipping Company (MSC), Alman taşımacılık şirketi Hapag-Lloyd, Fransız gemicilik şirketi CMA CGM ve İngiliz enerji şirketi bp, bölgedeki seferlerini askıya alma kararı almıştı.
Şirketlerin bu kararları sonrası Kızıldeniz’deki günlük gemi trafiği ise Aralık 2023’ün ikinci yarısında, ayın ilk yarısına göre yüzde 20 azaldı. Kızıldeniz’deki gemi trafiğinde 16 Aralık 2023 itibarıyla hızla düşüş görüldü.
Kızıldeniz’de 1 Aralık’ta seyahat eden gemi sayısı 646 iken, bu sayı 16 Aralık’ta 681’e kadar yükseldi. Kızıldeniz’deki toplam günlük gemi sayısı 31 Aralık’ta 521’e kadar düştü.
Gemi trafiği söz konusu bölgede günlük olarak bulunan ve seyir halindeki toplam gemilerin sayısını ifade ederken, Kızıldeniz’i ay boyunca kullanan toplam gemi sayısı, giriş yapan her geminin bir kez sayıldığı anlamına geliyor.
ÜMİT BURNU’NDAN GEÇİŞLER YÜZDE 27 ARTTI
İngiltere merkezli denizcilik veri sağlayıcısı Lloyd’s List Intelligence verilerine göre de gemi trafiği 25-31 Aralık haftasındaki keskin düşüşle ay içinde yüzde 20 yavaşladı.
Konteyner gemilerinin Kızıldeniz’deki geçişlerinin Ümit Burnu’na yönlendirilmesinin ardından, Ümit Burnu’ndan gemi geçişlerinde, 25-31 Aralık haftasında bir önceki haftaya göre yüzde 27 artış görüldü.
Konteyner gemileri, İsrail’e yurt dışından deniz yoluyla varışların hacim olarak yüzde 40’ını oluştururken, ülkeye yanaşan konteyner gemileri Kasım ve Aralık 2023’te yıllık bazda sırasıyla yüzde 11 ve yüzde 16 azaldı.
Tayvanlı konteyner gemi şirketi Evergreen ve Hong Kong merkezli OOCL, İsrail limanlarına teslimatı askıya aldı. Maersk ve MSC’nin İsrail limanlarına teslimatı sürüyor.
Maersk, gemilerinden birinin Husilerin saldırısına uğramasının ardından 5 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Kızıldeniz/Aden Körfezi’nden geçiş yapacak tüm gemilerinin yakın gelecekte Ümit Burnu çevresinden güneye yönlendirilmesine karar verildiğini bildirdi.
Veri analitik şirketi Vortexa Kıdemli Navlun Analisti Ioannis Papadimitriou, AA muhabirine, uluslararası ticaret yapma olasılığı en yüksek olan 10 bin DWT üzerinde büyüklükteki ve Babu’l Mendep Boğazı’ndan geçen tanker sayısında, Aralık 2023’ün ikinci yarısında ilk yarısına göre yüzde 15’i aşan düşüş görüldüğünü söyledi.
Papadimitriou, Süveyş Kanalı ve Babu’l Mendep Boğazı’ndan geçişlerin Aralık 2023’te geçen yılın aynı ayına göre daha yüksek olduğunu belirterek, “Ancak bu durum normal çünkü Süveyş Kanalı ve Babu’l Mendep Boğazı trafiği yıllık bazda artış gösterdi. Bu artış, Avrupa Birliği ve G7 ülkelerinin Rus petrolüne uyguladığı ambargo sonrası ticaret rotalarının değişmesinden kaynaklandı. Ancak, Aralık 2023’ün ilk yarısı ve ikinci yarısında gemi trafiğinde bir miktar düşüş görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
KÜRESEL TİCARETİN YÜZDE 12’Sİ SÜVEYŞ’TEN
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı üzerinden yapılırken, her gün 50’den fazla gemi kanalı geçerek yaklaşık 10 milyar dolarlık malı Kuzey Avrupa, Akdeniz ve Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına taşıyor.
Süveyş Kanalı 154 yıldır, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunuyor.
Mısır’ın kuzeyinde Süveyş Kanalı’nın inşa edilmesiyle Akdeniz ile Doğu Asya arasındaki bağlantının bir parçasını oluşturan Babu’l Mendep Boğazı ise özellikle deniz yoluyla taşınan petrol tedariki açısından kritik bir konumda. Dünyada deniz yoluyla taşınan ham petrol ve petrol ürünleri tedarikinin yüzde 10’u Babu’l Mendep Boğazı’ndan yapılıyor.
Gemilerin rotasının Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’na yönlendirilmesi, seyahat süresinin 10-14 gün üzerinde uzaması ve 4 bin deniz mili (6 bin 500 kilometre) daha fazla yol kat edilmesi anlamına geliyor. Bu şekilde daha uzun bir yolculuk, yaklaşık bir milyon dolarlık ekstra yakıt maliyeti oluştururken sigorta masrafları ve teslimat süresi de artıyor.
]]>IRAK TOPRAKLARINDA OLMALIYIZ
O zaman biz uluslararası hukukun bize verdiği yetkiden istifade ederek diyoruz ki; ‘Sen madem hududunu koruyamıyorsun, ben kendi devletimin hudutlarını ileriden korumak zorundayım.’ İşte bunun için Irak’ın kuzeyindeki bölgeye girmemiz, çeşitli faaliyetlerde bulunmamız ve kendi halkımızı ilerden korumamız için Irak’a Suriye’ye yapılan harekâtlar için Meclis’te alınan kararlar doğrudur. Devlet olarak biz kendimizi derinlikte diğer topraklarda korumak zorundayız. Bu nereye kadar devam eder? Irak ne zaman devlet olarak hududunu korur, karakollarını açar, bizim karakollarla bağlantıya geçer, kendi hududundaki halkına sahip olursa o zaman biz de kendi topraklarımızda kendimizi koruruz.
İP GİBİ DİZEREK KORUYAMAYIZ
Biz hududumuzu koruyoruz tamam. Ama o arazide askeri ip gibi dizerek hududu koruyamazsın. 3 bin metre yükseklikte kayalıkların, dağların olduğu hudut bölgesinde bunu yapmanız mümkün değil. O halde belirli yerlere karakollar açarsınız. Ama ölü bölgelerde ne yaparsanız yapın bu terör örgütü mensupları geçebilir, sızabilir. Bunları yaşadık. O yüzden, devlet olarak Irak’ın korumadığı, hâkim olmadığı boş olan topraklarda kendimizi ileride savunalım. Onun için de Irak topraklarında 30- 40 km arası bir arazi bizi düzlüğe çıkartıyor. Düzlükte önümüzü görüyoruz, dağlık bölgeyi arkamıza alıyoruz. İçeriye soktuğumuz birliklerle arama tarama yapın, teröristin Türkiye’ye sızmasını engelleyin olay bu.

YAŞAMAK ZORUNDASINIZ
Yavuz Paşa “Bunları önlemek için Irak’ta yapılan faaliyetlerde önemli olan terörist gibi yaşamaktır. Eğer siz teröristle mücadele ediyorsanız onun şartlarında yaşayıp, onun gibi hareket etmek zorundasınız” diyor. Terörist gibi yaşamayı da şöyle açıyor: Eğer siz yurtiçindeki gibi, Irak’ın kuzeyinde de bir üs bölgesine çadır, baraka kurar veya böyle bir yerde barınıp ‘kontrol sağlayacağım’ derseniz, mümkün değil sağlayamazsınız. Türkiye’de de böyle. Asker terörle mücadele ediyorsa hareketli olacak. Terörist sizi gözetler, siz aynı yerde çakılı kalırsanız en son darbeyi vurur. Bir nöbetçiyi aynı bölgede 1 gün 5 gün, 50 gün tutarsanız. Artık o bölgede o asker rahatlar ve bakış açısı değişir. Bakar ki kimse yok, buralar sakin. Sonra siz uyurken birisi bindirir.
Teröristler gezgindir. Gündüz uyur, gece geçerler. Ama gündüz de gözetleyiciler olur. Bunlara asker “Tepeciler” der. Tepeci terörist, askeri birliğin hareketlerini bir-iki hatta üç ay izler, her şeyi not alır. “Bugün asker şu saatte şuradaydı, şu geldi” gibi notlarını tutarlar. Hele araç kullanıyorsanız eyvah! En kötüsü bu. Bakar ki bu asker bu bölgede ortalama şu zamanlar rahat duruyor veya şu zamanlarda birlikler geliyor, çadır kurmuşlar. Kısaca terörist çadırınızı, kapıdaki bidonunuzu her şeyi izler. Ondan sonra darbe vurmak için harekete geçerler. Üs bölgenin gözetleyicisi kendine kayalardan, taşlardan mevzi yapar. Oradan biri roket attığında, size nişan almazsa bile o kayaları parçalayan roket insanı parçalar, öldürür.
Yavuz Paşa’ya “Peki bu durumda ne yapılmalı?” diye sordum. İşte anlattıkları: Askerimiz 6 aydır oradaydı. Bitlenmiş, uyuz olmuşlardı. Ailesiyle konuşamadıkları için onlar ailesini, ailesi de onları merak ediyordu. 6 ay sonra üs bölesinden gelecek ki onlarla telefonla konuşabilsin. Kimisi hastalanmış, bitlenmiş, uyuz olmuştu. Bütün çadırları yıktık. O bölgeye 24 saatlik TİM’ler gönderdik. Bugün TİM çıktı değişik yoldan yaya olarak araziyi arayıp tarayarak hudut bölgesine gitti. Hudut bölgesindeki başka bir TİM başka bir yerden geri döndü. Sonuç: Şehit vermedik. Asker bir gün oradaydı, bir gün buradaydı. Terörist şaşırdı. ‘Bunlar gezginci bir yerde durmuyorlar’ dedi.
BİZDEN GÜÇLÜ DEĞİL
Yavuz Paşa, “Bizim Mehmetçik gerçekten çok iyi. Şimdiki yetişme tarzını da değerlendirebiliriz ama oradaki asıl problem Irak’ta, Suriye’de asker bulundurması. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hudutlarının korunması için bu şarttır. Ne zamana kadar? O devletler kendi topraklarında hâkimiyetini kurana kadar. Huduttan içeri giren birlik üç-dört gün yürüyerek ama o araziyi tarayarak gidecek. Yani aynı zamanda operasyon yapacak. Sanki 30 km gidersek, hududu tutarsak onun ilerisinde terörist yok mu? Bugün Barzani bölgesi terörist doludur. Ama vatandaş olmuş, Barzani aşiretinin içerisine karışmış. Bunu devlet biliyor, seslendirmiyor ama mücadeleyi ona göre yapmak zorunda” diyor.
TEKNOLOJİ DEĞİŞTİ AMA..
Teröristin elinde yeni teknolojiye göre silahlar var. Ama önemli olan onun gibi arazide yaşamak ve mücadeleyi öyle sürdürmek. O da, birliği uzun süreli tutmamak, zaman zaman değiştirmekle sağlanır. Bizim askerimiz yaptığı işi kanıksayıp zevk duyarak yapmalı” diyen Yavuz Paşa; açıklamasını şöyle sürdürüyor: Biz devamlı arazide geziyorduk. Irak’ta karşılaştıklarımızla sohbet ediyorduk. Aslında bize yanaşıp konuşuyorlardı. Çünkü bizden aldığı bilgiyi teröriste götürüyordu. Biz o bölgeyi gece terk ederdik. Bakardık ki gece baskın yapılmış, niye? Gidip haber vermişler.
KOMANDONUN EKMEĞİ
Ertürk, yıllar önce yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: Bir bölgeyi gözetlemek için 60 kişilik askerimle çıktım. Hava çok kötü, kar var. Dağ da 50-60 cm’lik yarılmış, bir insan rahatlıkla sığabilir. O birliği oraya yerleştirmemizin amacı gözetleme yapması. O birliğin yanına gittim su yok, helikopter uçmuyor. Herkes aç. 3-4 günlük ekmek vermişiz, kurumuş. Su bitmiş. Ne olacak? Karın üzerine yanlarına oturdum. İç çamaşırlarımıza kadar ıslandık tabi. Askerlerime, ‘Ekmeğiniz var mı?’ dedim. Taş gibi olduğunu söylediler. Birisinin ekmeğini aldım, ekmeğin üzerini kasaturayla deldim ve karın içine yatırdım. Biraz sonra da botumu çıkarttım. Botun içine karı doldurdum, karıştırdım. Sonra botumun içinde eriyen suyu içtim. Askerime ‘İşte böyle yapacaksınız, çatışmadayız. Devletin verebileceği bir şeyi yok çare bulmalıyız. Bakın ekmeğe, sizin ananız yapmıyor muydu, tandır ekmeğinin üzerine suyu çiseleyip vermiyor muydu, ne yiyordunuz kışın?’ dedim. İşte kara bastım ıslandı böyle yiyeceğiz başka çare yok’ dedim. Aynısını yaptılar ve birazdan o kurumuş ekmeği dediğim gibi yapıp büyük bir iştahla hep beraber yedik.
BOMBA ATILMASINI İSTEDİ
Bolu Komando tugayının her biri birbirinden kahraman askerleriyle yaşadığı, kendilerini uçakla bombalattığı bir olay var ki insanın aklı almıyor. Söz Ertürk’ün: İşte delip karla ıslattığımız ekmeğimizi yedikten, karı eritip elde ettiğimiz suyu bottan içtikten yarım saat sonra bir baskın oldu. Mermimiz de az. Kar, tipi bir yana her yerden ateş ediyorlar. Diyarbakır’dan Hava Kuvvetleri’nden yardım istedim. Filo daha evvel benim koordinatımı istemişti ve vermiştim. Filonun başındaki komutan benden hedef istedi ve koordinatı verdim. ‘Komutanım bu verdiğiniz teröristlerin değil, sizin koordinatınız’ deyince ‘Evet. Üzerimize ateş edin’ karşılığını verdim. Komutan, ‘Yapamam’ deyince yapmak zorunda olduğunu, teröristlerle neredeyse iç içe olduğumuzu söyledim. Her yer kar. Onlara, ‘Karın yanında kayanın dibi neresi varsa saklanın’ dedim. 2 dakika sonra uçaktan bomba yağdı. Hiçbirimize bir şey olmadı. Ama ne oldu? Terörist, o Hava Kuvvetleri’nin yaptığı atıştan dolayı ayaklandı, kaçmaya çalıştı. Onlar çıktıkça biz onları vurduk.
]]>Yönetmeliğe göre tek seferde 100 gün veya 100 günden daha kısa süreyle kiralayan ev sahipleri, apartman sakinlerinden onay alıp, gerekli evrakı hazırladıktan sonra e-Devlet üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapacağı başvuruyla ‘Turizm Amaçlı Konut’ belgesine sahip olacak. Konutuna astığı belgeyle evini kiralayan ev sahipleri kiracının kimlik bilgisini emniyet müdürlüğüne bildirecek.
Kalabalık mekanlarda bulunmayı istemeyen veya otelde konaklamayı tercih etmeyenlerin tatil anlayışındaki değişiklik son yıllarda günlük ev kiralama yöntemini yaygınlaştırdı. Seyahat ve tatil maliyetini düşürmek isteyenlerin çoğunlukla tercihiyle günlük kiralanan ev sayısı hızla arttı.
Ev sahiplerinin yüksek kazanç beklentisiyle konutunu günlük kiraya vermesi emlak sektörünü olumsuz etkiledi. Kira fiyatlarındaki artışın yanı sıra ev sahibi- kiracı anlaşmazlığı, konut stoku sıkıntısı sorunları oluştu. Kira fiyatlarındaki yükseliş sonrası bazı ev sahipleri yaşadığı konutta kullanmadığı odayı, bazıları kullanmadığı konutu, bazıları da kiraladığı konutu başkalarına gündelik kiralamaya başladı.
YÜKSEK KİRA KAZANCINA DÖNÜŞTÜ
Konut fiyatlarındaki hareketlilik emlak sektörünü de olumsuz etkiledi. Emlakçıların kiralık ev arayanlara konut temin etmekte zorlandığı süreçte, ‘ayakçı’ diye tabir edilen yetkisiz kişiler, emlakçılık faaliyetine başladı.
Son yıllarda ‘korsan’ emlakçı sayısının hızla arttığı kentte ‘ayakçı’ diye tabir edilen kiralama sürecinde ev sahibi ile kiracıya aracılık eden kişilerin faaliyetleri de çoğaldı. Rusya- Ukrayna savaşı sonrası konut satın alan yabancı sayısının arttığı Antalya’da, konutunu turizm amaçlı kiralayan, emlakçılık veya yatırım danışmanlığı faaliyeti yürüten yabancı sayısı da hızla arttı.
BAŞVURU SÜRECİ BAŞLADI
Antalya Emlakçılar, Oto Galericileri, İş Takipçileri Odası Başkanı İsmail Çağlar, Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına İlişkin Yönetmelik kapsamında 1 Ocak’tan itibaren 100 günün altında evini kiraya verecek ev sahiplerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ruhsat alması gerektiğini belirtti.
Yasanın emlak sektörüne faydalı olacağını dile getiren Çağlar, “Apartmanda 5’den fazla konutun kiraya verilmesi halinde belediyeden ruhsat alınması gerekir. Bunun için tüm kat sahiplerinden izin alması gerekecek. Bunu herkes yapamayabilir. Kural sonrası günlük kiraya verilen evler ruhsat alamayınca uzun süreli kiraya verilmesi, Antalya’daki kiralık konut sıkıntısının az da olsa azalmasına yardımcı olacaktır. Yasa çıktı ama günlük kiraya verilen evlerin denetlenmesi lazım. Denetim yapılmazsa kaçak olarak günlük kiraya verilmesi devam edecektir. Kaçak günlük kiralama devlete, apartman sakinlerine, sektör temsilcilerine zarar verecektir” diye konuştu.
DENETİM TALEBİ
Yasanın uygulaması açısından vatandaşlara büyük sorumluluk düştüğünü anlatan Çağlar “Apartman sakinleri konutun günlük kiraya verilmesini istememesine rağmen ev sahiplerinin bu yöntemle kiralamaya devam etmesi halinde vatandaşlar ilgili kurumlara şikayet etmeli. Yetki belgesi bulunmayan evlerin günlük kiraya verilmesi güvenlik sorununu da ortaya çıkaracaktır. Apartman sakinlerinin huzuru için de yasanın faydalı olacağına inanıyoruz” dedi.
1 MİLYON LİRAYA KADAR CEZA
Kanun hakkında bilgi veren Çağlar, şöyle konuştu:
“İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralanan konutları kiraya verenlere, kiralama yapılan her bir konut için 100 bin lira idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için 15 gün süre verilecek. Bu süre sonunda izin belgesi alınmaksızın turizm amaçlı kiralama faaliyetine devam edenlere 500 bin lira idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için bir kez daha 15 günlük zaman tanınacak.
İzin belgesi sahibinden kiraladığı turizm amaçlı konutu, kendi ve hesabına üçüncü kişilere kiraya verenler hakkında, her bir sözleşme için 100 bin lira idari para cezası uygulanacak. Kendi adına mesken olarak kullanmak amacıyla kiraladığı konutu, turizm amaçlı kiraya verenler ile izin belgesi olmayan konutların turizm amaçlı kiralanmasına aracılık edenler hakkında, her bir sözleşme için 100 bin lira idari para cezası verilecek.
İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralama faaliyetlerine devam edenler ile her defasında 100 günden fazla süreli kira sözleşmesi yapmasına rağmen ilk sözleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde aynı konutu 4 defadan fazla kiraya verenler hakkında 1 milyon lira idari para cezası verilecek.”
KİRACININ KİMLİK BİLDİRİMİ ZORUNLULUĞU
Günübirlik ev kiralama ruhsatına başvurunun Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından e-devlet aracılığıyla yapılacağını anlatan Çağlar, “Evini günlük kiraya verecek ev sahiplerinin 1 ay içinde turizm konutu ruhsatına başvurması gerekiyor. Ev sahiplerinin günlük kiralık ev ruhsatı almadan evlerini kiraya vermeleri, yasalara göre suç olarak kabul ediliyor. Ev sahipleri evde konaklayacak müşterilerle günlük ev kiralama sözleşmesi imzalamalı. Sözleşme gereğince kalacak kişilerin kimlik bilgileri emniyet müdürlüğüne bildirilir. Bildirim yapılmaması halinde ev sahiplerine de para cezası uygulanır” dedi.
GÜNÜBİRLİK KİRALANAN EVLERİN DENETİMİ YAPILDI
Antalya Emniyet Müdürlüğü birimleri, il genelinde faaliyet gösteren günübirlik kiralanan evlere yönelik dün eş zamanlı denetim yaptı. İl genelinde 43 ekip ve 96 personelin katılımıyla yapılan uygulamada, toplam 702 günübirlik konaklama yeri kontrol edilirken, 36 işletmeye kayıt dışı konaklamadan cezai işlem uygulandı.
]]>İFADE VERİP TAKSİCİDEN ŞİKAYETÇİ OLMUŞ
Polis ekipleri, hastanede tedavisi devam eden Gezer’in ifadesini aldı. Gezer’in, ifadesinde taksici İsa A. ve kadın yolcudan şikayetçi olduğu öğrenildi. Ardından taksici İsa A., olay nedeniyle gözaltına alındı. İfadesinin ardından iddiaya göre taksi şoförü serbest bırakıldı.
Oğuzhan Gezer, hastanede tedavisi devam ederken 2 Ocak Çarşamba günü aniden rahatsızlanarak yoğun bakıma alındı. Gezer bir gün sonra da hayatını kaybetti. Gezer’in hayatını kaybetmesinin ardından taksi şoförü İsa A. tekrar gözaltına alındı.
TAKSİCİYE EV HAPSİ KARARI
Gözaltına alınan İsa A., savcılık huzuruna getirildi. Savcılıktaki ifadesinde İsa A.’nın üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği öğrenildi. Savcı, İsa A.’yı “Taksirle ölüme neden olma” suçundan tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti. Hakimlikçe taksi şoförü hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı uygulandı.
“2024’E KARDEŞİMİZİN ACISIYLA BAŞLADIK”

Motokurye Gezer’in hayatını kaybetmesinin ardından arkadaşları ve meslektaşları ile İstanbul Kuryeler Federasyonu avukatı Tahsin Akbay Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı önüne gelerek basın açıklaması yaptı.
Avukat Tahsin Akbay, “Geçtiğimiz günlerde motosikletli kurye kardeşimiz Oğuzhan Gezer dikkatsiz bir taksi şoförünün yanlış yerde yolcu indirmek için duraklaması ve yolcunun kapıyı açarak kazaya sebebiyet vermesi neticesiyle ağır bir şekilde yaralanmış olup, tedaviler neticesinde hayata tutunamayıp vefat etmiştir. Bizler sürekli motosikletli kurye kardeşlerimizin ölüm haberleriyle uyanıyoruz. Ölüm haberleri ile uyumaya çalışıyoruz. Geçen yıl yine İstanbul’da Yunus Emre Göçer, Feridun Kaplaner ve onlarca kurye kardeşimiz vefat etmiş, dün ise Oğuzhan Gezer’in acı haberi ulaşmıştır. 2023 yılını kurye hakları derneği verilerine göre en az 68 kurye kardeşimizin hayatını kaybetmesi neticesiyle bitirdik. 2024 yılına Oğuzhan Gezer kardeşimizin acısıyla başladık. Kuryelerin sorunları her geçen gün daha da büyümekte olup kimse bir çözüm üretmemektedir. Evine sadece ekmek götürmek isteyen, kaportası bedeni olan kurye arkadaşlarımızın İstanbul Kuryeler Federasyonu olarak yaşanan bu kazalarının önüne geçilmesi için yetkililere tekrardan çağrıda bulunuyoruz. Kurye ölümleri her geçen gün artmaktadır. Bir bir ailelerin yuvalarına ateş düşmektedir. Motosikletlilerin trafikte artık fark edilmesini, yollarda motosiklet sürücülerinin de var olduğunun herkes tarafından bilinmesini istiyoruz. Trafikte dikkatsiz ve ihmali davranışlar kuryelerin hayatını kaybetmesine neden olmaktadır” dedi.
“HİÇ KİMSE CEZA ALMIYOR”
Kurye Hakları Derneği Başkanı Mesut Çeki, “Arkadaki motosikletlerimizin üzerinde Oğuzhan Gezer’in fotoğrafı var ama bizim motosikletlerimizin üzerindeki resimler sürekli değişiyor. Geçen hafta Feridun arkadaşımızın resmini taşıyorduk, ondan önceki hafta Yunus Emre kardeşimizin resmi vardı. Motosikletlerimizdeki resimler değişse de acımız değişmiyor, kaderimiz değişmiyor. Biz yine ölüyoruz, sakat kalıyoruz ama hiç kimse ceza almıyor. 2023 yılında 68 arkadaşımızı biz kaybettik. 2022 yılında bu sayı 58’idi. 2021’de 30’du. Her yıl katlanarak ölüyoruz ve bu bizim tespit edebildiğimiz rakamlar. Hala çok tehlikeli meslekler statüsünde değiliz. Mesleki yeterlilik belgesi zorunlu değil. Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bizimle ilgili çalışma yapan bakanlıklara soruyoruz. Bizi çok tehlikeli meslekler arasına almanız için kaç ölüm istiyorsunuz. Kaç kere ölürsek biz tehlikeli meslekler arasına gireceğiz. Kaç kere ölürsek bu alan denetlenecek ve güvenli bir yaşam gelecek” şeklinde konuştu.
KAZA ANI GÜVENLİK KAMERASINA YANSIDI
Öte yandan kaza anı güvenlik kamerasına yansıdı. Kamera görüntüsünde taksinin durduğu ve sol arka kapısının açıldığı anda motokurye Gezer’in kapıya çarptığı ve o anda karşı yönden gelen minibüsün ön tamponuna da hafifçe çarptığı görülüyor.

GECE KULÜBÜNDEN 04.00’TE ÇIKTI
Marangoz Mehmet Atay (49) ile internet üzerinden kıyafet satan Ebru Atay çiftinin 2 erkek çocuğunun büyüğü olan ve diş polikliniğinde çalışan Veli Eren Atay, 15 Temmuz’da öğle saatlerinde arkadaşlarıyla buluşmak için Karşıyaka’daki evinden çıkıp Çeşme’ye gitti.
Atay, aynı günün akşamı arkadaşlarıyla Alaçatı’daki eğlence kulübüne geçti. Görgü tanıkları ve kamera kayıtlarına göre, saat 02.30 sıralarında Atay’ın birlikte eğlenmeye geldiği 2’si kız, 4 arkadaşı mekandan ayrıldı. Veli Eren Atay ise mekandan saat 04.00 sıralarında çıktı ve bir daha haber alınamadı. En son annesiyle 16 Temmuz saat 01.00’de telefonda görüşen Veli Eren Atay’ın, kendisini merak etmemelerini, Çeşme’de çok eğlendiklerini söylediği öğrenildi.
AİLESİ SOKAK SOKAK GEZİYOR
Oğullarının hayatından endişe eden Ebru-Mehmet Atay çifti, polis merkezine gidip kayıp başvurusunda bulundu. Aradan geçen zamana rağmen Veli Eren Atay’dan haber alınamadı. Çeşme Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Veli Eren’i bulmak için çalışmalarını sürdürürken, sanat dünyasından birçok isim de Veli Eren’in bulunabilmesi için sosyal medya hesaplarından paylaşımlar yaparak destek verdi. Veli Eren’in bulunması için fotoğrafı ve cep telefonu numarasının bulunduğu ‘kayıp’ afişleri bastıran ailesi, sokak sokak gezip, duvar ve direklere yapıştırarak herkesten destek de istedi. Ancak aradan geçen 174 güne rağmen Veli Eren Atay’dan herhangi bir ses çıkmadı.

‘EVLADIMA NE OLDUĞUNU BİLMEK İSTİYORUM’
Veli Eren Atay’ın yeni yıla hüzünle giren annesi Ebru Atay, şunları söyledi:
– Evladımızdan bir haber alamayalı neredeyse 6 ay oldu. Denizde ve karada yapılan araştırmalar, en az 100 kişinin başvurulan ifadesi ile kurulan özel ekibin çalışmasına rağmen hala bir gelişme yok. Ben 19 yaşındaki evladıma ne olduğunu bilmek istiyorum. Her gün oğlumu düşünüyorum. Evladımın başına ne geldiğini düşünüyorum. Ne yaşadığını bilmiyorum.
– Her geçen gün benim için ıstırap. Yeni yıl geçti. Sofralar kuruldu. Benim aklımda fikrimde evladım var. Saatlerce yeni yılda bir ümit oğlumdan telefon bekledim ama gelmedi. En ufak bir bilgi ve işaret bizim için çok önemli. En ufak bir bilgisi olan varsa, yardımını bekliyoruz. Şu ana kadar akıbetiyle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz.
“BİZE ULAŞAMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”
Evladının hayatta olduğuna yönelik inancını koruduğunu vurgulayan Ebru Atay, “Hala evladımın hayatta olduğunu ve bize ulaşamadığını düşünüyorum. Her geçen gün çocuğumuza özlemimiz artıyor. Bir an önce oğlumuza ulaşıp, sesini duymak istiyoruz. Kaybımızla ilgili bilgisi olanların muhakkak bize ulaşmasını istiyoruz. İllaki onu gören birilerinin olduğunu düşünüyoruz. 16 Temmuz’da o bölgede olanlar, onu görenler bize ulaşsın. Yanında kimi gördükleri de çok önemli, hangi araca bindiği de. Artık bir gelişme olmasını, olayımızın açıklığa kavuşmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Baba Mehmet Atay ise “Evladımıza büyük özlem duyuyoruz. En ufacık bir bilgisi olan, yerini bilen veya akıbeti hakkında bir şey duyan varsa bizimle ya da güvenlik güçleriyle paylaşsın” diye konuştu.
]]>Ongun “Ocak 2016’da Başakşehir’de 78 bin metrekarelik bir arsa özel bir şirket tarafından 49 milyon liraya satın alınıyor. Ne tesadüf(!) aynı arsa sadece 4 gün sonra arsayı alan şirket tarafından KİPTAŞ’a o günün parası ile 130 milyon liraya satıyor. 4 günde 81 milyon lira kar. O tarihte dolar kuru 3 TL. Karlı satış şirkete 4 günde 27 milyon dolar kazandırıyor. Bugünkü kurla 4 günde 800 milyon lira kadar” dedi.

“MAKETİ İBRETİ ALEM İÇİN SERGİLENİYOR”
KİPTAŞ’ın o dönemde toplam 300 milyon lira harcayarak arsayı alıp projesini hazırladığını anlatan Ongun “Hatta yapılacak projenin maketi hala KİPTAŞ binası girişinde ibreti alem için sergileniyor” dedi.
“İMAMOĞLU GELİNCE ARAZİNİN DEĞERİNİ SIFIRLADILAR”
İBB yönetimine Ekrem İmamoğlu gelince bu kadar para harcanan arsanın İBB Meclisi AK Parti Grubunca “yeşil alana” dönüştürülerek değerinin sıfırlandığını hatırlatan Ongun “Bu kamu zararı ile ilgili olarak İBB soruşturma açtı, dosya hazırladı. İçişleri Bakanlığı müfettişleri soruşturma dosyasını aldı 3 yıldır inceliyor. Akıbeti bilinmiyor. İstanbulluların milyonlarca lirasının böyle heba edildiği çok örnek var. Bu hikayenin özeti de bir şirketin dört günde 27 milyon dolar kar etmesi, KİPTAŞ’ın ise gün sonunda buharlaşan 300 milyon lirası yani 100 milyon doları. İstanbul işte yıllarca bu insafsız israf düzeni ile yönetildi” dedi.
“KASA BOŞALTMA OPERASYONU”
Ongun’un tekrar gündeme taşıdığı arsa alım-satımı İBB Meclisi’nde de gündeme gelmişti. İBB Meclisi CHP Grup Başkanvekili Tarık Balyalı, AKP döneminde 2016 yılında Başakşehir’de satın aldığı, sonra yerel seçimlere kısa bir süre kala sattığı arsa dolayısıyla yaklaşık 600-700 milyon liralık bir kamu zararı oluştuğuna dikkat çekmiş ve yapılan işlemlerin tam bir “kasa boşaltma” hareketi olduğunu ifade etmişti. Başakşehir 659 ada 1 parsel ve 660 ada 2 parselin KİPTAŞ tarafından 11 Ocak 2016 tarihinde birbiriyle bağlantılı grup şirketleri olan 3 ayrı firmadan satın alınma sürecine dikkat çeken Balyalı, sonrasında yaşananları şöyle anlatmıştı:
-KİPTAŞ bu arsada ‘Başakşehir Hoşdere’ projesi tasarlıyor. Maketini yaptırıyor. Proje bedeli ve inşaat harçları olarak Başakşehir Belediyesi’ne 17 milyon 500 bin TL ödüyor.
-Arsanın maliyeti 317 milyon 500 bin TL’ye yükseliyor. Sonra yerel seçim sürecine kadar hiçbir şey yapılmıyor. Yerel seçim yaklaşırken muhtemelen İBB’nin kasasında para olmadığı için KİPTAŞ bu arsayı kasasında para olan bir diğer İBB iştiraki İMAR AŞ’ye 315 milyon TL zararına satıyor.
-İMAR AŞ, KİPTAŞ’ın satış kararı aldığı tarihten 2 gün önce 19 Aralık 2018 tarihinde bu arsa için 280 milyon TL ödeme yapıyor. Aynı gün bu paranın 270 milyon lirası, İBB’den 109 milyon lira alacağı olmasına karşın kar dağıtımı adı altında İBB’ye ödeniyor.
-Eski İBB yönetimi parayı almakta o kadar aceleci davranmış ki KİPTAŞ’tan İMAR AŞ’ye tapu devrini bile yapmıyorlar. Yönetime geldikten sonra biz 11 Aralık 2019 tarihinde tapu devrini yapmışız.
-Yeni KİPTAŞ yönetimi, tapu için 2 milyon 710 bin TL tapu harcı, 18 milyon KDV ve Kurumlar Vergisi ödemek zorunda kaldı.
]]>17 Haziran’da telefonunun yanı sıra kimlik ve banka kartlarını da yanına almadan, doberman cinsi eğitimli köpeği ‘Tina’ ile yürüyüşe çıkan Korhan Berzeg, geri dönmeyince eşi kayıp ihbarında bulundu.
Bölgede, AFAD, Jandarma Arama Kurtarma (JAK), Ankara Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) ile gönüllü arama ve kurtarma ekiplerinin yanı sıra iz takip ve kadavra köpekleriyle arama başlatıldı.
250 KİLOMETRELİK ALAN 5 KEZ TARANDI
Dron ve İHA’ların da kullanıldığı aramalarda, 250 kilometrekarelik alan, havadan ve karadan 5 kez sil baştan aranmasına rağmen Berzeg ile köpeği bulunamadı. Gönen Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, Korhan Berzeg’in, Armutlu Mahallesi ve İstanbul Büyükada’daki evlerinde arama yapıp, bilgisayarları inceleyen ekipler, 20 kişinin de şüpheli olarak ifadesini aldı.
Olay günü ve öncesinde, Armutlu Mahallesi’nden geçen araçların plakalarını belirleyen jandarma ekipleri, 40 araç sürücüsünü de sorguladı ancak hiçbir ize ulaşamadı.

74 GÜN SONRA ‘TİNA’ EVİNE DÖNDÜ
Berzeg’in köpeği Tina, kaybolduktan 74 gün sonra, 29 Ağustos sabahı, Armutlu Mahallesi’ndeki eve geldi. Evde kimseyi bulamayan köpek, 500 metre ileride, komşularının evinin olduğu bölgeye gitti.
Tina’yı görenlerin ihbarıyla, Armutlu Mahallesi muhtarı Hamit Erman, olay yerine gelip, jandarmaya bilgi verdi.
Çip kontrolünde de köpeğin Tina olduğu tespit edilince Angela Berzeg, Büyükada’dan Armutlu’ya gelip, köpeği teslim aldı.
Tina’nın bakımlı olduğu, üzerinde arazide kaldığına dair kir, toprak ve çamur gibi izlerin bulunmadığı, patilerinin de temiz olduğu görüldü.

TİNA, ÇALIŞMALARA KATILDI ANCAK KATKISI OLMADI
İlk olarak köpeğin yakın bölgede alıkonulurken bırakıldığı ya da kaçtığı değerlendirildi. ‘Tina’nın dışkı ve kan örnekleri incelendi; köpeğin doğada kalmadığı bulgularına ulaşıldı. Aramalara ‘Tina’ da dahil edildi.
74 gün boyunca alıkonulduğu yere gitmesi için GPS takılıp, aç bırakılan ‘Tina’, her defasında, eve geri döndü.
Ekipler, Tina’nın otomobille getirilip, bulunduğu yere bırakıldığı ihtimalini araştırmaya başlarken; çalışmalarda katkısı olmayacağı düşünülen köpek, bir süre sonra Angela Berzeg’e teslim edildi. Tina, Angela Berzeg ile İstanbul Büyükada’daki evlerine döndü.
ARAMALAR 130’UNCU GÜNDE SONLANDIRILDI
Tina’nın geri dönmesinin ardından, ekip sayısı arttırıldı, arama çalışmaları 120 kişiyle yeniden başlatıldı.
Ekipler, daha önce 5 kez aranan 250 kilometrekarelik bölgeyi genişletti. 325 kilometrekareye çıkartılan alanı 9 kez arayan ekipler, son olarak Tina bırakıldıktan sonra Berzeg’in atılma ihtimali üzerine bölgedeki 10 kuyuyu boşaltıp, içini kameralarla izledi.
Berzeg, Armutlu Mahallesi’ndeki evinden Çanakkale sınırına kadar olan 54 kilometrelik alan da dahil, 325 kilometrekarede arandı. Gönen’de 20’den fazla mahalle ile Gönen Çayı’nın, Erdek’te denize döküldüğü güzergahlar defalarca özel olarak kontrol edildi ancak hiçbir ize rastlanmadı.
50 kişilik ekiple sürdürülen arama çalışmaları, Korhan Berzeg kaybolduktan 130 gün sonra, 24 Ekim’de sonlandırıldı.

‘NE ÖLÜSÜ VAR, NE DİRİSİ’
Bölgedeki kayıp olaylarının kısa sürede çözüldüğüne ve gizemli bir durum olduğuna dikkat çeken yetkililer, sadece yapılan ihbarları değerlendirmeye başlarken, Berzeg’in kuzeni Levent Berzeg, soruşturmanın aileden de gizli yürütüldüğünü söyleyerek, “Bize de bilgi vermiyorlar. Bir gelişme yok, artık ihbar da yok. Ne ölüsü var ne dirisi, bir haber yok. Bu adamı ne yaptılar, ne ettiler hiçbir şey bilmiyoruz. Kaybolduğu gün neyse, o kadar bilgi var elimizde” dedi.
HER ARACIN İÇİNE BAKIYOR
Berzeg’in eşi Angela Berzeg de köpeği Tina’yı aldıktan sonra ayrıldığı Gönen’e bir daha gelmedi. Berzeg, İstanbul Büyükada’daki evinde yaşamaya devam ederken, ailenin yakınları, 200 gün geçmesine rağmen Tina’nın hala Korhan Berzeg’i beklediğini söyledi.
Tina’nın kaybolduktan 74 gün sonra döndüğünde, eskisinden çok daha sağlıklı ve bakımlı olduğuna dikkat çekilirken, eskiden bir araç gördüğünde tepki vermeyen köpeğin, şu anda adada yanından geçen araçları görünce durup içine baktığı belirtildi.
Daha önce böyle bir davranış sergilemeyen köpeğin, döndüğünde temiz ve bakımlı olmasının yanı sıra bu davranışının da araçla kaçırılmış olma ihtimalini güçlendirdiği belirtilirken, psikolojik destek alan Tina’nın gayet sağlıklı olduğu ve günde 3 kez yürüyüşe çıkarıldığı da öğrenildi.
]]>Restoran ve kafelere getirilen düzenlemelerin yanında turizm amaçlı konut kiralamaları ile ikinci el otomobil ve ev satışlarında da yeni düzenlemeye gidildi.
İşte bugün hayata geçirilen kritik düzenlemelerden bazıları:
LOKANTA VE OTELLERDE YENİ DÖNEM
1 Ocak 2024’te yürürlüğe giren yönetmelikte lokanta, restoran, kafe, pastane ve benzeri yiyecek ve içecek hizmeti sunulan iş yerlerindeki fiyat etiketleri için yeni düzenlemeler yer aldı.
Buna göre, tarife ve fiyat listesi hem girişlerde hem de masaların üzerinde olacak.
GÜNLÜK KİRALAMAYA YENİ DÜZENLEME
Öte yandan konutların Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan Konutların Turizm Amaçlı Kiralanması Faaliyetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik bugün yürürlüğe girdi.
Buna göre, kiraya verilecek bir ev için her şeyden önce izin belgesi alınması gerekecek
Yönetmelikte, konutların yerli veya yabancı kişilere tek seferde 100 gün veya 100 günden daha kısa süreyle turizm amaçlı kiralanması, izin belgesi başvurularında uygulanacak işlemler, konutların nitelikleri, izin belgesi sahiplerinin uymak zorunda oldukları hükümler ve kullanıcı ile izin belgesi sahibinin karşılıklı hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer aldı.
Buna göre, izin belgesine ilişkin tüm başvurular e-Devlet üzerinden yapılacak. Bakanlıkça hazırlanacak, “turizm amaçlı konut” ibaresinin ve konutun bakanlığın denetimine tabi olduğuna dair bilginin yer aldığı soğuk damgayla işaretli plaket, turizm amaçlı kiralama yapılan konutun girişine asılacak.
PERAKENDE TİCARETTE YENİ DÜZENLEMELER
Yeni yıldan itibaren uygulamaya giren düzenlemeler arasında perakende ticaret alanındaki değişiklikler de yer aldı.
Bu kapsamda, üretim tarihinden itibaren 30 gün içinde bozulabilen tarım ve gıda ürünlerinin tedarikinde ödeme süresi 45 gün olarak öngörüldü. Bu süre, alacaklının ölçeğinin, borçlunun ölçeğinden küçük olması durumunda 30 gün olarak belirlendi. Üretim tarihinden itibaren 30 gün içinde bozulmayan tarım ve gıda ürünlerinin tedarikinde ise ödeme süresi alacaklının ölçeğinin, borçlunun ölçeğinden küçük olması durumunda 60 gün oldu.
OTOMOTİV VE EMLAK SATIŞLARINA DÜZENLEME
Aldatıcı ve sahte ilanların engellenmesi amacıyla otomotiv ve emlak sektöründe ilan platformlarına, ilan verenlerin kimlik ve iletişim bilgilerini doğrulama ve ilan verme yetkilerinin bulunup bulunmadığını kontrol etme yükümlülüğü getirildi. Söz konusu hükme aykırı davranan ilan sitelerine, ilan başına 10 bin liradan 100 bin liraya kadar idari para cezası uygulanacak.
İkinci el motorlu kara taşıtlarının, üretici veya distribütör tarafından tavsiye edilen satış fiyatının üzerinde bir fiyattan ilan yoluyla pazarlanması yasaklandı. Söz konusu düzenlemenin uygulama süresi 1 Temmuz’a kadar uzatıldı. Ayrıca kamuoyunda “6 ay-6 bin kilometre düzenlemesi” olarak bilinen ikinci el taşıtlar için pazarlama ve satış kısıtlaması, hem yetkili satıcılar hem de bireysel satıcılar için aynı tarihe kadar uzatılmış oldu.
Otomobil ve arazi taşıtları için uygulanan kısıtlamaya ve buna aykırılık teşkil eden ticari faaliyet kapsamındaki satışların noterlikler nezdinde engellenmesi uygulamasına, motosiklet satışları da dahil edildi.
]]>Gazeteci ve eski CHP milletvekili Mustafa Balbay, avukat Sertaç Eke ile birlikte çadırın önüne geldiğimizde bir hareketlenme oldu. Saygıyla karşılayan polislere, “Diyarbakır Anneleri” ile görüşmek istediğimizi söylediğimizde, kimliklerimizi sordular. Kim olduğumuzu, ne amaçla geldiğimizi söyledik. Az sonra komiser bey geldi, çadırda bekleyen annelere haber gönderildi, onların görüşme talebimizi kabul etmesiyle birlikte çadıra girdik. Hepsi bizi büyük saygıyla karşıladı.
ONLARLA DERTLEŞTİK
Bir annenin evladını elinden alıp dağa götürmek kolay mı? Hani anne-baba bile çocuğunu terör örgütünün emrine verir? İşte o anneler, bazılarının babaları ‘Evlat nöbeti’ne geliyor. O çadırı “soğuk-sıcak demeden” boş bırakmıyorlar. Büyük boy bayrağımız çadırda asılı. Önünde sandalyeler, masa ve o masada beklenen evlatların fotoğrafları. Hepsi çerçeveletilmiş, her fotoğrafın üst kısmında bayrağımız var. Birileri geldiğinde herkes evladının fotoğrafının bulunduğu bölüme geçiyor ya da fotoğrafını oturacağı yere getiriyor, kucaklarından indirmiyor. Oturduk. Onların kucaklarında yine evlatlarının fotoğrafı. Onlarla dertleştik. Sizlere de tanıtayım.
EKMEK ALMAK İÇİN ÇIKTI
Fadime Hanım Kocaeli’nden gelmiş. Eren Yalçın’ın annesi. Fadime Hanım gözünün yaşını sildi, oğlunun öyküsünü anlattı:
“Eren, bir sabah ekmek almaya gitti. Bir daha da hiç dönmedi. Kendisinden 10 yıldır haber alamıyoruz. O beş kardeşin en küçüğüydü, en kıymetlimizdi. 16 yaşında gitti, şimdi 26 yaşında. Oğlumu umutla bekliyorum. Sanki bir gün çıkıp gelecek, ben ona sarılacağım ve birlikte evimize döneceğiz.”
İmmihan Fırkan, İstanbul’dan gelmiş. O da oğlu Mehmet Nili Fırkan’ın peşinde. Onun öyküsünü şöyle anlattı:
“Mehmet Nili, sizin gibi gazeteci olacaktı. İzmir’de İletişim fakültesi son sınıfta okuyordu. Mezun olmasına günler vardı. Bir gün bir arkadaşı telefon etti. 21 Mart 2015’ti. O gün Nevruz bayramıymış. Biz Nevruz falan bilmeyiz. Akşam oldu eve gelmedi. Arkadaşlarıyla birliktedir diye düşündüm. Gecikeceği zaman hep haber verirdi, bu kez haber vermedi. Uyuyamadım. Gece uyanıp odasına gittiğimde yatağı bozulmamıştı. İşte o an, ‘Eyvah…eyvah’ dedim. Telefonuna cevap vermiyor. Çıkış o çıkış. Bir daha da dönmedi. Terör örgütünün bir ajansında onun videosunu gördüm. O zaman yaşıyordu. İstanbul’dan buraya oğluma kavuşurum umuduyla geldim.”

Bir gece PKK gelip evi sardı
Necibe Çiftçi, Hakkari-Şemdinlili. Kucağındaki çerçevede iki kişinin fotoğrafı var. Birisinin altında “Şehit” yazıyor. Necibe Hanımın oğullarından Rojhat, çalışmak için köyden, ağabeyi Sami’nin evine gitti. Necibe Hanım, oğlunun 2015’te götürülüşünü şöyle anlattı: “Bir gece PKK evi sarıp onları götürüyor. Büyük oğlumu şehit ettiler. Rojhat ise onların elinde. 4 oğlum, 4 kızım vardı. Şimdi 2 oğlum var. ”
YÜREĞİM KANIYOR
Vanlı Nazlı Hanım, 13 yaşındaki Şerima’nın annesi. Kızının ellini-kolunu bağlayıp terör örgütü militanları tarafından üç araç değiştirilerek götürüldüğünü anlatıyor: “Şerima, okuyup savcı olacaktı. Kaçırıldığında babası devlete haber verdi. Bir gün, ‘Gelin kızı alın’ dediler. Kaynım, kayınbabam, eşim gittiler. Orada bir çatışma çıkıyor. Ama kızımı alamadılar. Kızımı kurtarmak için her çareye başvurdum. Gidip HADEP binasının önünde eylem yaptım, camlarını kırdım. Kızım için çalmadığım kapı bırakmadım. Geçen yıl terör örgütün yayın organında kızımın öldüğü söylendi. Van’da HADEP önünde eylem yaptığım için bana kimse ev vermedi, temizliğe giderdim, temizliğe de almadılar. Çaresizliğimi anlatınca, ‘Size devletin baksın’ dediler. 2012’den bu yana yüreğim hep kanıyor, kızım olmadan rahat etmem mümkün değil.”
]]>Başarır, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuştu. Şehit cenazelerinin gelmesini, ailelerin yüreğinin yanmasını istemediklerini ifade eden Başarır, “İki gündür dün Devlet Bahçeli bugün Semih Yalçın siyasi nezaketi bırakıyorum, insanların midesini bulandıran açıklamalarda bulunuyor. Devlet Bahçeli ve Semih Yalçın gibi siyasetçiler televizyona çıktığında artı 18’i mutlaka koyun. Çocuklarımız izlemesin” diye konuştu.
BAHÇELİ’YE HÜDAPAR TEPKİSİ
Bahçeli’nin bütçe görüşmelerinin son gününde genel kurulda CHP’nin konuşmasını dinlememesine tepki gösteren Başarır, şunları söyledi:
– Bütçeyi savunan kişi HÜDAPAR’ın genel başkanıydı. Bu bütçeyi savunacak başka birisi yok muydu? Hizbullah’ı terör örgütü olarak kabul etmeyen partinin genel başkanı, Türkiye’de federal yapı ve güneydoğunun bölünmesinin tartışılabileceğini söyleyen bir partinin genel başkanı orada konuşurken utanmadınız mı Sayın Devlet Bahçeli? Düne kadar AK Parti’ye ip atan Devlet Bahçeli ve Semih Yalçın arkadaşları bugün HÜDAPAR ve AK Partiyle ip atlıyor. ‘Biz sokağa çıkmayacakmışız’.
– Biz sokaktayız Sayın Devlet Bahçeli. Sokağa çıkmayacak biri varsa HÜDAPAR’ın genel başkanı bu ülkenin bölünebileceğini, tartışılabileceğini söylerken orada oturan sizsiniz. Semih Yalçın hangi kafa ile söyledi bilmiyorum ama hiç kimse bizi tehdit edemez. Bir milim eğilmeyiz, bir milim geriye gitmeyiz. Lütfen herkes kendine gelsin. Şehitlerin tabutlarından ellerini çeksin. Şehit cenazesi gelmemesi için mücadele etsin.
“ARAMIZDA SÖYLEM ÇATIŞMASI YOK”
Akşener’in partisinin grup toplantısında “Cumhuriyeti biz kurduk diye gezenler uslu uslu oturuyor. Belediye seçimleri öncesinde DEM Partililere şirin görünmek için susanlar var” sözlerini değerlendirmesi sorulan Başarır şunları söyledi:
– Aramızda bir söylem çatışması yok. Gara saldırısında 16 evladımız şehit olmuştu yine Meclis’te bir bildiri yayınlanmıştı. O zaman Sayın Akşener aynen bizim gerekçelerimizi ortaya koyarak bu bildiriye imza atmamıştı. O gün nasıl ki Meral Hanım’ın vatanseverliğinden, milliyetçiliğinden, şehitlere karşı duruşundan hiçbir şey eksilmemişse bizim de aynı şekilde eksilmez. O gün niye imza atmadıysa biz de bugün bu yüzden imza atmadık. Doğru duruş budur. Bir bildiri var daha ileri bir bildiri var. Değerli Genel Başkanın bunu okumasını ve Gara saldırısından sonraki duruşlarını gözden geçirmesini dilerim..
Başarır, “PKK terör örgütüyle yaşanan bu olaylarla ilgili tepkimizi ortaya koyduk. Ne DEM ne İYİ Parti’ye şirin gözükmek gibi bir çabamız olamaz. Bizim duruşumuz, ilkemiz belli. Bundan sonra CHP’den hiç kimse yapılan saldırı ve haksızlıklara karşı sessiz kalmasını beklemesin. Çok da ileri gideriz. Bunu AK Parti ve MHP grubuna söylüyorum. İYİ Parti de hanımefendi de bizim özellikle bildirimizi, söylemlerimizi değerlendirirse bence yanlış düşündüğünü görecektir” diye devam etti.
]]>Kulislerde bu küslüğün nedenine ilişkin farklı söylentiler yer alırken, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan ile arasındaki soğukluk hakkında ilk kez konuştu.
“2006’DAN BERİ KONUŞMUYORUZ”
Habertürk televizyonunda konuşan Demirkubuz, 2006 yılında ‘Kader’ adlı filminin Antalya Film Festivali’nde ‘en iyi film’ ödülünü aldığı törende Nuri Bilge Ceylan’ın bayıldığını hatırlatarak şöyle konuştu:
“Hiçbir zaman söylendiği gibi çok yakın arkadaş değildik. Aç kalsam ekmek parası isteyeceğim biri değildi. Ama işte Semih Kaplanoğlu gibi ya da başka arkadaşlar gibi görüştüğüm bir arkadaştı. Ben midem bulanınca uzaklaştım ama ilişkimiz kopmadı.”
“İklimler’in kurgusu sırasında çok çiğ bir hareket yaptı. O onu çekti, ben ‘Kader’i çektim. O sene ‘Kader’ ağlarını Antalya Film Festivali’nde ördü, ‘en iyi film’ ödülünü 300 bin liraya çıkardılar. 230 bin dolar. Dünyada eşi yok. Ödül töreninin açıklanacağı gün otelin lobisinde otururken bu geldi, böyle havalı havalı gevrek gevrek… Jüride de bir Cannes’dan bir lavuk var, bunun bir arkadaşı. Hatta orada bunun esprisi oldu, herhalde sinyal aldı bu ondan keyfi yerinde diye. Benimle de konuşuyor, geldi masamıza oturdu, sohbet ettik.”
“Aynı akşam bunlar geldi yapımcısı, karısı, kendisi, tören sırasında önümüze oturdular, hiç konuşmadılar benimle… Ebru iki gün önce ‘Kader’i izleyince allak bullak olduğunu söyledi, aramız iyiydi. Neyse geldiler, konuşmuyor. Arkasından seslendim bakmadı bile. Neyse vardır bir derdi dedim. İki tane ödül aldı, çıktı acayip küskün falan.”
“Sonra her şeyin üstüne yemin ediyorum bir tane bile ‘Kader’e şey yok… Bizim zaten bir beklentimiz de kalmadı. Tam böyle ‘en iyi film’ ödülü açıklanmadan önce bu pat bayıldı. Gitti kaldırdılar, hatta ben de yardım etmeye çalıştım…”
“Törenden sonra ‘iyi misin’ demek için aradım. Konuşmak istemedi ve o günden itibaren konuşmadı. 2 gün sonra Mis Sokak’ta yüz yüze geldik ‘iyi misin’ dedim. Yüzünü çevirdi. Bir tane tokat atmak istedim…”

Nuri Bilge Ceylan’ın kendisiyle neden konuşmadığını bilmediğini belirten Demirkubuz “Çok yakınındaki bir akrabasına sordum. Cannes Film Festivali aleyhinde konuştuğum için benimle konuşmadığını söyledi. Lan Cannes Film Festivali’nin muhtarı mısın, nesin sen? Sana ne” diye konuştu.
Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan için “Susacak, dişini sıkacak ve bir daha tek kelime etmeyecek. Ederse, Youtube kanalı açarım, her gün düzenli yayın yaparım. Bu ülkenin en sevdiği şey unutmaktır. Her yaptığımız yanımıza kar kalmıyor. Biraz düşüneceksin” ifadesini kullandı.
“AŞAĞILANAN BEN OLDUM”
Nuri Bilge Ceylan’ın 2014’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandığı ‘Kış Uykusu’ filminin kitabı geçen günlerde yayımlandı. Ceylan, kitapta ‘Üç Maymun’ filmini Zeki Demirkubuz’un senaryosundan intihalle çektiği iddiasına yanıt vermişti.
Zeki Demirkubuz’un gerçeği bildiğini belirten yönetmen “Öyle bir şey yok ama nedense öyle bir şey varmış gibi bir izlenim yaratmayı tercih ediyor. Bence çok ayıp ediyor. Bunca yıl arkadaşlık ettik, birbirimize ne yardımlar ettik sonuçta” demişti. Ceylan konuyla ilgili değerlendirmesini “Yıllar sonra yaptığı bir söyleşide ‘Üç Maymun’ filmini seyretmediğini de söylemiş üstelik. İnsan izlemediğini iddia ettiği bir film için nasıl böyle şeyler ima eder? Bilmiyorum. Evet, aşağılanan ben oldum belki burada ama aşağılık olan kesinlikle ben değilim” sözleriyle bitirmişti.
“ADİLİK YAPMASIN”
Zeki Demirkubuz dün akşam, Nuri Bilge Ceylan’ın bu sözlerine de “Üç Maymun’u izlemedim. Adilik yapmasın. Çünkü ben ima etmem, bir şey varsa çat çat söylerim” ifadesiyle cevap verdi.
NURİ BİLGE CEYLAN’DAN YANIT
Nuri Bilge Ceylan, Demirkubuz’un ses getiren açıklamaları sonrası üç yıllık aranın ardından X hesabından ilk mesajını Demirkubuz’a yanıt niyetiyle attı:
“Ne söylerse söylesin cevap vermeyeyim diyordum, ama bu üslup karşısında ne yazık ki bu artık mümkün değil. Kendine şimdiden bir YouTube kanalı açarsa iyi eder. Yakında…”

Bazıları verdikleri görüntülerle, bazıları çekişmeli boşanma davalarıyla ve bazıları da tecavüz suçlamalarıyla dikkat çekti. Kamuya açık tutuklamalar, mahkeme salonlarındaki dramalar derken 2023’ü skandallarıyla geride bırakan o isimler…
Kanye West ve Bianca Censori’nin İtalya’daki pozları
Gösteri dünyasının hiç şüphesiz en sansasyonel isimlerinden biri olan Kanye West, son yılları oldukça hareketli geçiriyor. Kim Kardashian ile boşanması, Kardashian ve bir dönem beraber olduğu sevgilisi ünlü komedyen Pete Davidson’ı tacize varacak şekilde rahatsız etmesi ve ardından da Yahudi karşıtı açıklamalarıyla sık sık gündemde olmayı başardı.

West, son olarak yaptığı evlilikle de gündemden düşmüyor. Bianca Censori ile evlenen West, 2023’te özellikle de eşiyle verdiği pozlarla dikkat çekti.
Floransa, Verona ve Roma’da bulunduğu süre boyunca çift seçtikleri kıyafetlerle konuşuldu. West çıplak ayakla gezerken, Censori de eleştirilere neden olan tuhaf kıyafetleriyle görüntülendi.
Ancak çift, Venedik’te işleri bir adım daha ileri götürdü; bir teknede Censori, çıplak bir şekilde duran West’in önünde diz çökerken fotoğraflandı. Çiftin bu görüntüleri, yerel halkın sert tepkisiyle karşılanırken, bir polis soruşturmasına bile neden oldu.
Ariana Grande’nin Ethan Slater ile birlikteliği
Ünlü şarkıcı Ariana Grande, bu yıl özel hayatıyla dikkat çeken ünlüler arasında… Özellikle de Grande’nin yasak bir aşka yelken açması magazin basınında yankı uyandırdı.
Grande, 2020’de fırtınalı bir aşk yaşadığı Dalton Gomez ile aynı yıl nişanlanıp 2021’de evlenmişti, ancak herkesin gıpta ile baktığı bu evlilik 2022 sonunda Grande’nin rol aldığı Wicked isimli müzikalle sarsılmaya başladı.

Grande, kocası Gomez’den ayrıldığı ortaya çıktıktan sadece üç gün sonra temmuz ayında Wicked’ın başrol oyuncusu Ethan Slater ile aşkını doğruladı.
İkili yeni bir aşka yelken açarken, Grande Gomez ile evliydi ve Slater ise lisedeki sevgilisi Lilly Jay ile evlenmiş ve hatta birkaç ay önce de bebeklerini kucaklarına almıştı. Slater’ın, karısına bu yasak ilişkiden kamuoyuna duyurulmadan kısa bir süre önce bahsettiği belirtiliyor.
Diddy davalarla boğuşuyor
Müzik endüstrisi kasım ayında eski kız arkadaşı Cassie’nin Sean ‘Diddy’ Combs’u fiziksel ve duygusal tacizle suçlamasıyla sarsıldı.
Manhattan Federal Bölge Mahkemesi’nde açılan bir davada Cassie, Diddy’nin kendisini on yıldan fazla bir süre boyunca kontrol ettiğini ve taciz ettiğini, ayrıca ona uyuşturucu sattığıni, dövdüğünü iddia etti.

Ancak skandal suçlamalar pek konuşulamadan dava açıldıktan sadece bir gün sonra hem Diddy hem de Cassie, anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. Anlaşmanın şartlarına ilişkin herhangi bir ayrıntı açıklanmadı.
O zamandan bu yana, Diddy’e karşı üç kadın daha iddialarda bulundu; kendisini Jane Doe olarak tanıtan bir kadın, 2003 yılında, 17 yaşındayken kendisi ve diğer erkekler tarafından cinsel saldırıya uğradığını söyledi. Diddy ise 6 Aralık’ta Instagram’da yaptığı açıklamada ‘artık yeter’ diyerek iddiaları yalanladı:

“Son birkaç haftadır sessizce oturdum ve insanların karakterime suikast düzenlemeye, itibarımı yok etmeye çalışmasını izledim. Para isteyen kişiler tarafından bana karşı mide bulandırıcı iddialarda bulunuldu. Çok açık söyleyeyim: İddia edilen korkunç şeylerin hiçbirini yapmadım. Adım, ailem ve hakikat için savaşacağım.”
İddiaların ardından toplam 23 şirketin Diddy’nin şirketi Empower Global ile çalışmayı bıraktığı belirtiliyor.
Sophie Turner ve Joe Jonas’ın ayrılığı
Masalsı bir düğün ile dünyaevine girdiler ama dört yıllık evlilik artık sona erdi. Sophie Turner ve Joe Jonas’ın evliliğinin bitişi hayranlarını ikiye böldü. Jonas ve hayranları, Game Of Thrones yıldızı Turner’ın sürekli partilere gittiğini ve çocuklarını ihmal ettiğini iddia ederken, Jonas’ı da sadık bir baba olarak niteledi.
Ancak bu durum pek çok kesim tarafından sert eleştirilerle karşılandı ve cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili tartışmaları körükledi.

O dönemde Taylor Swift’in New York’taki dairesinde iki kızları Willa (3) ve Delphine (16 aylık) ile birlikte yaşayan Turner, daha sonra Amerikalı şarkıcı Joe’yu çocuklarının pasaportlarını vermeyi reddetmekle suçladı.
İkili, ekim ayında geçici bir velayet anlaşmasına vardı ve ortak bir bildiriyle çocukların hem ABD hem de Birleşik Krallık’taki sevgi dolu evlerde eşit zaman geçireceklerini duyurdular.
Aralık ayında da Turner’ın İngiliz aristokrat Peregrine Pearson ile çıktığı ortaya çıktı. İlk başta Joe Jonas, görüşmediği karısının herkesin önünde Peregrine’i tutkuyla öptüğünü öne sürdü, ancak şarkıcı daha sonra eski karısının yaptığı her seçimi desteklediğini söyledi.
Russell Brand’in gözden düşmesi
Ünlü komedyen Russell Brand, eylül ayında, 2006 ile 2013 yılları arasında tecavüz, cinsel saldırı ve duygusal istismarla suçlayan beş kadından (dördü isimsiz) gelen iddiaların yayınlanmasının ardından polis soruşturmasının konusu oldu.
Dört yıllık bir soruşturmanın ardından iddialar The Sunday Times ve Channel 4’ün Dispatches programı tarafından yayınlandı.
Brand, tecavüz ve cinsel saldırı iddialarını reddetti ve ilişkilerinin her zaman rızaya dayalı olduğunu iddia etti.

İlk iddialar arasında 2013 yılında Brand’in Los Angeles’taki evinde tecavüze uğradığını iddia eden bir kadın vardı. The Times’ın incelediği tıbbi kayıtlara göre kadın aynı gün bir tecavüz krizinde tedavi gördü. Başka bir kadın ise 16 yaşındayken Brand’in cinsel saldırısına uğradığını iddia etti. Üçüncüsü, Brand’in Los Angeles’ta kendisiyle çalışırken cinsel saldırıda bulunduğunu iddia etti.

Dördüncüsü ise İngiltere’de Brand tarafından cinsel saldırıya uğradığını iddia etti ve Brand’i kendisine fiziksel ve duygusal tacizde bulunmakla suçladı.
Haftalar içinde, çok sayıda başka iddia ortaya çıktı.
Kevin Costner’ın olaylı boşanma davası
Kevin Costner, mayıs ayında Christine Baumgartner’dan aniden ayrıldığını duyurduğunda bunun Hollywood’un en sert boşanmalarından biri olacağını kimse tahmin edemezdi.
İkili arasındaki davada estetik operasyonlarının ücretlerinden, köepklerinin yatağına kadar her şeye değer biçildi.
Aylarca süren hukuk savaşının ardından, 68 yaşındaki aktör ve yaklaşık 20 yıllık eşi nihayet bir anlaşmaya vardı; 49 yaşındaki Baumgartner’in, davanın masraflarını karşılamak için 400 bin dolardan fazla para aldığı bildirildi.

Eski sevgililerin yaptıkları ortak açıklamada şu ifadeler yer alıyor: “Kevin ve Christine Costner, boşanma davalarıyla ilgili tüm konularda dostane ve karşılıklı olarak mutabakata varılan bir çözüme ulaştılar.”
Christine Baumgartner’in bir arkadaşı ise şunları söyledi: “Christine’in anlaşmaktan başka seçeneği yoktu çünkü tüm güç Kevin’daydı. Savaşmaya devam ederse her şeyi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktı. Christine öyle olduğunu söyledi. Mahkemeye gitmeyi ve uykusuz geceler geçirmeyi özlemeyeceğini. Bunun çocuklar için bir kazanç olduğunu, çünkü bırakın toplum içinde olmayı hiçbir çocuğun bu duruma girmek istemediğini söyledi. Her şeyden önce mahkeme dışında işleri halletmek isteyen oydu. Yeni bir başlangıç yapmak ve yeni evini bir yuva haline getirmek istiyor.”
Kevin Costner ise bu arada 49 yaşındaki şarkıcı Jewel ile yoluna devam etti.
Danny Masterson’ın hapse atılması
That’70s Show’un yıldızı Danny Masterson, iki kadına tecavüzle suçlandıktan sonra eylül ayında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. En az üç kadın, Masterson’ı 2001 ile 2003 yılları arasında tecavüzle suçladı ve aktörün, haberin yayılmasını engellemek için Scientology Kilisesi’ndeki konumunu kullandığını iddia etti.
Aktör aynı zamanda Los Angeles Yüksek Mahkemesi Hakimi Charlaine Olmedo tarafından da eleştirildi: “Masterson, burada masumiyet iddialarınızda kararlı bir şekilde oturduğunuzu ve dolayısıyla sizi yüzüstü bırakan bir adalet sisteminin kurbanı olduğunuzu hissettiğinizi biliyorum. Ancak Bay Masterson, burada mağdur siz değilsiniz.”

Ekim ayında yıldız, Scientology Kilisesi’nden ihraç edildi. Eşi Bijou Phillips ve ailesi de dahil olmak üzere diğer Scientologların hüküm giymiş tecavüzcüyle tüm bağlarını kesmeleri gerekti. Ancak kiliseden ihraç edilmesine rağmen kilise, içeriden edinilen bilgiye göre Danny’nin tüm suçlamalara karşı masum olduğunu savunuyor.
That ’70s Show’un başrol oyuncuları Mila Kunis ve Ashton Kutcher, hüküm giymiş tecavüzcüye destek mektupları paylaşıp duruşmanın ardından hakime hoşgörü için yalvardıklarında ise sert eleştirilerle karşılaştılar.
]]>İŞSİZLİK MAAŞI NE KADAR OLACAK?
İşsizlik maaşı aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde 40’ından az olamazken, yüzde 80’ini geçemiyor.
İşsizlik maaşı mevcut durumda en düşük 5 bin 365 TL en yüksek 10 bin 731 TL olarak uygulanıyor. Olası zamlarda ise işsizlik maaşı şöyle olacak:
İşsizlik maaşı yüzde 25 artarsa en düşük işsizlik 6 bin 656 lira olarak, en yüksek işsizlik maaşı 13 bin 313 lira olacak.
İşsizlik maaşı yüzde 30 artarsa en düşük işsizlik 6 bin 923 lira olarak, en yüksek işsizlik maaşı 13 bin 845 lira olacak.
İşsizlik maaşı yüzde 35 artarsa en düşük işsizlik 7 bin 189 lira olarak, en yüksek işsizlik maaşı 14 bin 378 lira olacak.
İşsizlik maaşı yüzde 40 artarsa en düşük işsizlik 7 bin 455 lira olarak, en yüksek işsizlik maaşı 14 bin 910 lira olacak.
İşsizlik maaşı yüzde 45 artarsa en düşük işsizlik 7 bin 721 lira olarak, en yüksek işsizlik maaşı 15 bin 443 lira olacak.
İşsizlik maaşı yüzde 50 artarsa en düşük işsizlik 7 bin 988 lira olarak, en yüksek işsizlik maaşı 15 bin 975 lira olacak.
İŞSİZLİK MAAŞI NASIL HESAPLANIR?
Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının %40’ı olarak hesaplanmaktadır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının %80’ini geçememektedir. İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.
İŞSİZLİK MAAŞI BAŞVURU ŞARTLARI
Hizmet akdinin feshinden sonraki 30 gün içinde en yakın İŞKUR birimine başvurmak gerekmektedir. Başvuru, İŞKUR birimine şahsen gelerek veya elektronik ortamda www.iskur.gov.tr adresinden yapılabilir. Mücbir sebepler dışında 30 gün içerisinde başvurulmaması halinde, başvuruda gecikilen süre, toplam hak sahipliği süresinden düşülmektedir.
İşsizlik ödeneğinin ödenebilmesi için sigortalı işsizlerin iş almaya hazır durumda olması gerekmektedir. İşsizlik ödeneği başvurusu ile kişinin iş arayan kaydı yapılmakta veya güncellenmektedir. Böylece sigortalı işsizlerin danışmanlık, işe yerleştirme ve mesleki eğitim hizmetlerini alması sağlanmaktadır. Dolayısıyla, vekâletname ile başvuru yapılması imkanı bulunmamaktadır.
– Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmak,
– Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak,
– Hizmet akdinin feshinden önceki son üç yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olmak,
– Hizmet akdinin feshinden sonraki 30 gün içinde en yakın İŞKUR birimine şahsen ya da elektronik ortamda başvurmak.
İŞSİZLİK MAAŞI NE KADAR SÜRE VERİLİYOR?
Hizmet akdinin feshinden önceki son üç yıl içinde;
600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün,
900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün,
1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün,
süre ile işsizlik ödeneği verilmektedir.
]]>Türkiye İşçi Partisi tarafından sosyal medyada paylaşılan o görüntülerde annesinin “Eğer Mecliste olabilseydin Türkiye halklarına ve Hatay halkına ne söylemek isterdin” sorusuna yanıt veren Can Atalay, sözlerine TBMM’deki konuşmasını tamamlamasının ardından kalp krizinden yaşamını yitiren Saadet Partisi Milletvekili Hasan Bitmez’i anarak başladı.
Can Atalay, “Son nefesine kadar Filistin halkının derdini dillendirme iradesini gösteren Hasan Bitmez’in hatırası önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.
ÇOCUĞUNA 10 LİRA VEREMEYEN İŞÇİYİ HATIRLATTI
Görüşmede, TBMM’deki bütçe görüşmelerine değinen Can Atalay, şunları söyledi:
– Şimdi bu, 6 Şubat’tan sonra, yani o büyük depremden sonraki ilk merkezi bütçe, genel bütçe görüşmesi. Biraz önce buraya gelmeden, Türk-İş logosu önünde bir işçinin, Türk-İş’in Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na temsilci olarak gönderdiği bir işçinin konuşmasını dinledim. Sadece benim değil, dinleyen herkesin ciğeri dağlanmıştır.
– Diyor ki o işçi kardeş, ‘Çocuğum benden Öğretmenler Günü için yapılacak faaliyete katkı payı olmak üzere 10 lira istedi, veremedim. 10 lirayı borç almaya gittim.’
– Türkiye’nin başka gündemi yoktur, Türkiye’nin tek gündemi budur. Türkiye’nin tek gündemi, yoksulluğun istismarıdır. Türkiye’nin tek gündemi gelirde adaletsizliktir, gelirde eşitsizliktir, vergide adaletsizliktir, vergide eşitsizliktir. Türkiye’nin tek gündemi, öğün atlamak zorunda kalan çocuklardır, yatağa aç giren çocuklardır.
– Türkiye’nin tek gündemi kamu hizmeti kötü ifa ediliyor diye ya da piyasa koşullarına teslim ediliyor, falanca tarikata teslim ediliyor diye göz göre göre ölüme gönderilen insanlardır. Türkiye’nin gündemi budur” diye konuştu.
“GENEL BÜTÇEDE HATAY YOK”
Kendisini milletvekili seçen Hataylıların sorunlarını da dile getiren seslenen Atalay, şöyle devam etti:
– O genel bütçede deprem bölgesi yok, genel bütçede Hatay yok. Esas olması gereken şey yok bu genel bütçede. Bu genel bütçeyle çözülmesi gereken, konuşulması gereken şeylerin hiçbirisi yok. Hatay’ı gün gün takip etmeye çalışıyorum.
– Hatay’da çözülmesi gereken sorunlar çözülmedi. Altyapı çöktü, buna ilişkin alınması gereken tedbirler neredeyse 11 ay olacak alınmadı hala. Hatay’da enkaz kaldırmaya ilişkin, atık yönetmeliğine ilişkin sorunlar çözülmedi, giderek derinleşiyor. Üstelik Hatay’da öyle bir altyapı sorunu, öyle bir sıkıntı yaşanıyor ki; havalar soğudu, sürekli elektirler kesiliyor. Elektriği kesilen yurttaşlar ısınamıyorlar, herhangi bir faaliyet sürdüremiyorlar.
– Şunu konuşmak durumundayız, depremden bu yana son 10 aydır 4 kere İskenderun çok ciddi taşkın ve sel yaşadı. Geçtiğimiz 10 ay içerisinde buna ilişkin ne tedbir alındı bunu konuşmak zorundayız. Enkaz kaldırmasına, atık yönetmeliğine ilişkin bunca zamandır alınamayan tedbirleri konuşmak zorundayız. Başta depremin konuşulması lazım, bu konuşulmuyor. Hayretle izliyorum. Durum budur. Nerede olduğum belli, koşullar belli, dolayısıyla yapacak bir şey yok.

ANNE-BABANIN HÜZÜNLÜ HALLERİ DİKKAT ÇEKTİ
Gezi Davası kapsamında cezaevinde bulunan, Anayasa Mahkemesi’nin iki kez ‘hak ihlali’ kararı vermesine rağmen tahliye edilmeyen oğulları Can Atalay ile yaptıkları kısa telefon görüşmesinin ardından anne Şükran Atalay ve baba Mustafa Atalay’ın hüzünlü halleri dikkat çekti.
]]>“MİLLETİMİZE ŞİKAYET EDİYORUZ”
Özel, şunları söyledi:
-Cumhuriyetimizin İkinci Cumhurbaşkanı, milli mücadele kahramanı Atatürk’ün silah arkadaşı ve partimizin de ikinci Genel Başkanı İsmet İnönü’yü ölüm yıldönümünde bugün Anıtkabir’de hep birlikte andık. Bir kez daha milletimizin başı sağ olsun.
-Bugünkü törene Cumhurbaşkanlığı’nın; Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı düzeyinde dahi değil, bir temsilci düzeyinde katılmış olmasını; İsmet İnönü’ye karşı, İsmet İnönü’nün bu ülke için yaptıklarına karşı, canını ortaya koyarak ve Lozan Fatihi olarak bu ülkenin tapu senedini dünyaya kabul ettiren bir kişinin karşısında devletin çok daha güçlü şekilde temsil ediliyor olması lazımdı.
-CHP dışındaki kurumlarda bu temsiliyetin alt düzeyde tutuluyor olmasını milletimize şikayet ediyoruz. Bu durumun ilerleyen senelerde tekrar etmemesi gerektiğini hatırlatıyoruz.
“BÜYÜK BİR ALGI OPERASYONU VE BİR PROVOKASYON VAR”
-Dün yaşananlara gelince… Dün yaşananlar, hepimizin gözlerinin önünde gerçekleşti. Bir gün öncesinden itibaren büyük bir algı operasyonu ve bir provokasyon var.
-CHP, sorumluluğu olan, sorumluluğu gereği Meclis’i bilgilendirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir A4 kağıdın üzerinde ortaklaşıp da onların yaptıkları bütün eksikleri, kusurları meşrulaştırmaya itiraz etmiştir. Kendi bildirgesini yayınlamıştır. İki bildirge yan yana konulduğunda, bir bildirgede büyük ihtimalle tabii ki gözden kaçmıştır ama terörü kınamaktadırlar.
-Oysa böyle bir terör ve terör örgütü kınanmaz, lanetlenir. Öyle kınanacak bir kusur işlememişlerdir. Lanetlenmeleri gerekmektedir.
-CHP’nin teröre karşı duruşu ortaktır. Ancak iktidar partisi bu konuda yapmış olduğu dezenformasyonu, provokasyona çevirmiştir. Partinin sözcüsü, sözcüleri tarafından söylenen sözler ortadadır.
“BİR SALDIRI OLACAĞI DEFALARCA SÖYLENDİ”
-Dün, sabah erken saatlerden itibaren hem koruma ekibimize, hem Manisa’da partimize hatta civar illerden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçmişte çok yakın olmuş isimlerden; bir provokasyon olacağı, bir saldırı olacağı, hatta bana bu cenazeye katılmamı yeniden değerlendirmem gerektiği defalarca söylendi. Dün gün boyunca, şehit cenazemize katılacağımı, şehidimize sahip çıkacağımı ifade ettim. Ve bu provokasyonların amacının ne olduğunu bildiğimi söyledim.
-Dün cenazeye katıldığımız andan itibaren, o organize meseleyi hep birlikte takip ettik.
-Şimdi bugün tek tek isim isim tespit ediliyor, hepsi. Manisa’da olanların parti aidiyeti çok açık ortada. Ama civar illerden getirilenlerde de aynı kümelenme belli.
-Milletimiz dünkü, orada yapılan provokasyonu; Manisa’daki, Manisalıların şehit cenazesine kendi isteği ile gelmiş kişilerin olmadığını biliyor. Şehit ailesi dün cenaze sırasında da gelip, bu sloganları attıranlara tepki gösterdi.
-Dün uçağa binmeden önce, şehit ailesi taziye evinden arayarak, uçaktan indikten sonra bir kez daha arayarak; yaşananlardan üzüntü duyduklarını, şehidin bizimle olan samimiyetini, yakınlığını bildiklerini dün orada yaşananların, saygısızlığın; şehide yapıldığını, şehitlerine yapıldığını ve Enes’in hatırasına saygısızlık olduğunu defaten söylediler.
-Hatta şehit ailesi hiçbir günahları olmamasına rağmen, aile büyükleri kanalı ile özür dilemeye kalktı. Bizim böyle bir şey kabul edemeyeceğimizi, esas şehide yeterli saygının gösterilememesi noktasında; bütün yaşananlardan dolayı biz üzüntülerimizi ve özürlerimizi ilettik.
-Milletimiz her şeyi biliyor. Ve bundan sonra da istedikleri kadar provokasyon yapsınlar, istedikleri kadar bu tip tertipler içine girsinler; CHP doğru bildiğini yapacak. Bugün bir kez daha söylüyoruz. Haydi dün gelmediniz. Bugün Meclis’tesiniz. Yarın Meclis olağan gündemine dönüyor. Ne zaman gelip, Milli Savunma Bakanı gerekli bilgilendirmeleri yapacak. Bir kez daha buradan soruyoruz.
-Diyoruz ki, Pençe-Kilit Operasyonu ile ilgili geçmişte çok önemli görevlerde bulunmuş askerler, askeri kişiler; önemli hataları ifade ediyorlar. Operasyonun hedefinin ne olduğunu sorguluyoruz. Bu hedefin ulaşılıp ulaşılmadığını söylesinler. Ulaşıldıysa ne için oradayız? Ulaşılmadıysa kusur kimde, hata kimde? Lojistik imkansızlıklara dikkat çekiyor askerlerimiz. Bu lojistik imkansızlıkların askerlerimizin bazen orada; yemeğe erişemediklerini, aç bıraktığını; bazen gerekli lojistik sağlanamadığı için hayatlarının tehlikeye girdiği ortaya çıkıyor.
“ESAS VATANA İHANET BUDUR”
Bunların hepsinin konuşulması gerekirken ve Pençe Kilit’ten durup durup, bir günde altı şehit, bir günde altı şehit gelen bir durum ortadayken; hiçbir şey olmamış gibi, sorunu bir A4’e imza atarak çözülmüş gibi göstermek, milleti kandırmaktır. Esas vatana ihanet budur.
Oradaki askerlerimizin hayatlarını korumak, onlara sahip çıkmak, bizim sorumluluğumuz gereğidir. Adalet ve Kalkınma Partisi, onu yöneten kötücül akıl şunu bilsin ki ne Özgür Özel’in ne CHP’nin geriye atacak bir tek adımı yoktur. En hassas yerlerden, en alçakça saldırılarda bulunsanız da bir santim eğilmeyiz, bir kelime eksik konuşmayız, bir adım geri atmayız. Biz biliriz ki biz bir santim eğilirsek, siz bu millete diz çöktürürsünüz. Buna izin vermeyeceğiz.”
“YERE BATSIN BÖYLE YERLİLİK, YERE BATSIN BÖYLE MİLLİLİK”
Özel, “milli yas ilan edilmemesi” ile ilgili tartışmanın anımsatılması üzerine de şunları söyledi:
-Milli Yas konusunda iş baştan itibaren söyledik. 12 tane vatan evladı ölmüş, hayatını kaybetmiş, şehit olmuşlar. Kimsenin aklına Milli Yas ilan etmek gelmiyor. Ama Suudi Arabistan Kralı öldüğünde, üç günlük Milli Yas ilan ediyorlar.
-İşte size Recep Tayyip Erdoğan, işte size yeri ve milli Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışı.
-Suudi Arap Kralı’na gösterilen üç günlük yas, üç günlük vefa, ifade edilen üç günlük acı; 12 tane Mehmetçik’ten esirgeniyor. Buna da yerli ve milli siyaset diyorlar. Yere batsın böyle yerlilik, yere batsın böyle millilik. Gerçekten yerli ve milli bir siyaset istiyorsanız, İsmet Paşa’ya bakacaksınız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bakacaksınız; CHP’nin iktidarda olduğu dönemlere, Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekatı’na, ambargo tehditlerine rağmen doğruyu yapmasına bakacaksınız.
-Öyle dünyanın öbür liderlerinin ya da Körfez ülkelerinin liderlerinin karşısında sus pus olup da burada sözde yerli ve milli olanlara söyleyecek sözümüz şudur: O kolay siyaset döneminiz bitti artık.”
]]>BÖLGEDE GÖRÜNTÜ ALINAMADI
PKK’lı teröristlerin Hakkâri Çukurca, Şemdinli, Derecik sınırı ile Şırnak’ın Beytüşşebap, Uludere ve Silopi İlçelerinden Türkiye’ye sızmalarını önlemek amacıyla 17 Nisan 2022 günü Irak’ın kuzeyindeki Metina, Zap, Avaşin ve Basyan bölgelerinde başlatılan Pençe Kilit hava destekli kara harekâtı devam ederken, dün PKK’lı teröristlerin düzenlediği saldırıda 6 askerimiz şehit oldu.
Hain saldırının ayrıntılarına SÖZCÜ ulaştı. Teröristlerin Mehmetçiğin konumlandığı üs bölgesine saldırı için günler öncesinden hazırlık yaparak hava durumunu takip ettikleri, İnsansız Keşif Uçakları ile Silahlı İnsansız Hava Araçları ve taarruz helikopterlerinin görüntü alamadığı, bulutlu, yağışlı ve sisli hava kolladıkları anlaşıldı. Teröristlerin dünkü yoğun sağanak yağış sonrası bölgeye çöken yoğun sis üzerine gün batımına yakın havanın karardığı anda pusuda bekledikleri öğrenildi.
DÜN 16.15’TE GERÇEKLEŞTİ
Çöken sis nedeniyle görüş mesafesinin neredeyse bir metrenin altına düşmesi üzerine saat 16.15 sıralarında teröristlerin yeni nesil AT-4 ve Konkurs füzeleri ile roketatar ve uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdikleri saldırıda Piyade Teğmen Ramazan Günay, Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan, Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı, Piyade Sözleşmeli Erler Yasin Karaca, Çağatay Erenoğlu ve Emre Taşın şehit oldu, 1 askerimiz de yaralandı.
GRUBUN BAŞINDAKİ TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
Sisli, kapalı ve yağışlı havalarda hava ve teknolojik görüntü aygıtlarının çalışmaması veya sağlıklı görüntü kaydedemeyişinden yararlanan teröristlerin kaçış güzergâhları kontrol altına alındı. Üzerlerinde arazi yapısıyla uyumlu kamuflaj kıyafetleri bulanan, hava ve kara operasyonlarından kurtulmaya çalışan teröristler 4 farklı kaçış noktasında kıstırıldı. Operasyonda 1’i saldırının başında yer alan Avareş Dijwar kod adlı grup sorumlusu olmak üzere 9 terörist yanlarındaki silah ve mühimmatlarıyla birlikte etkisiz hale getirildi. Bölgede operasyonlar kesintisiz devam ediyor.
PENÇE KİLİT’TE 125 ŞEHİDİMİZ VAR
700’den fazla teröristin etkisiz hale getirildiği 17 Nisan 2022’den bu yana Pençe Kilit harekatında şimdiye kadar 1 Binbaşı, 4 Üsteğmen, 9 Teğmen, 9 Astsubay, 63 Uzman Çavuş, 31 sözleşmeli er ve 8 korucu olmak üzere 125 güvenlik görevlisi de şehit oldu. Şehitlerimizin isimleri şöyle:
BİNBAŞI: Mehmet Duman,
ÜSTEĞMEN: Ömer Delibaş, Serkan Erkuş, Tunahan Yavuz, Abdullah Köse.
TEĞMEN: Kaan Kanlıkuyu, Bekir Can Kerek, Abdulkadir Güler, Ömer Faruk Civelek, Ömer Bağra, Duabey Onur Öztürkmen, Fatih Uğur Altınbaş, Eril Alperen Emir, Ramazan Günay.
ASTSUBAY: Batuhan Şimşek, Okan Meteöz, Gökhan Ağıl, Yusuf Ataş, Emre Sevinç, Buğra Çalgay, Ünal Sipahi, Musa Esat Kaya, Necdet Çalış.
PİYADE UZMAN ÇAVUŞ: Furkan Gök, Kubilay Çon, Mümin Çarkçı, Onur Doğan, Hüseyin Cankaya, Bican Kapılay, Hasan Çatal, Muhammed Serttaş, İslam Sancak, Gökhan Demir, Ömer Yıldırım, Mehmet Ali Çap, Ramazan Gök, Kadir Kemik, Sercan Baş, Abdullah Bayram, Serkan Taşçı, Enes Özgül, Serhat Bal, Muhammet Mustafa Koca, Murat Yıldırım, Ömür Ertuğrul Sarı, Selahattin Taşkın, Remzi Nişan, Mehmet Burak Keçe, Reşat Ergin, Halil Koç, Mustafa Demir, Mahsun Şimşek, Ümit Kesti, Fatih Kalkan, Harun Yıldırım, Savaş Borlu, Muhammed Karaçam, İbrahim Han, Cemil Yavaş, Faim Bozkurt, Lokman Akçağlayan, Halil Yıldız, Sinan İnak, Mustafa Yıldız, Eyüp Uğurlu, Mustafa Işık, İbrahim Halil Yiğit, Nedim Korkmaz, Mustafa Bazna, Cem Ahmet Kaya, Halil Şahin, Alpay Aras, Enes Kırmızıkoç, Kemal Özek, Uğur Özdemir, Özkan Lale, Mustafa Sezer, Ege Süleyman Görece, Ali Demir, Erkan Selçuk, Caner Torun, Recep Parlak, Mehmet Emre Teke, Mustafa Çakmak, Mehmet Serinkan, İsmail Yazıcı.
SÖZLEŞMELİ ER: Fırat Canlı, Doğukan Korkmaz, Nurettin Uzun, Yunus Kalkan, Selman Güler, Celal Tekedereli, Mehmet Meral, Fuat Özer, Cüneyt Taşyürek, Fırat Güner, Mustafa Öztürk, İsmail Esmer, İsmail Ünal, Mehmet Demir, Hakan Köroğlu, Hüseyin Korkmaz, Adem Avunan, Muhammet Küçük, Özcan Kaya, Hasan Taş, Furkan Günergök, Erdem Kavlak, Mehmet Can, Mahmut Üçdağ, Bünyamin Barlık, Alican Güneş, Emrah Gündüz, Fevzi Kızıltaş, Yasin Karaca, Çağatay Erenoğlu, Emre Taşın.
GÜVENLİK KORUCUSU: Kemal Alim, Hüseyin Sarı, Mehmet Emin Sak, Bülent Vermez, Kemal İmece, Avdi Demir, Veysi Sebik ve Kerem Encü.
]]>