Yılmaz “‘Kamuya eleman alınmayacak’ diye bir şey söz konusu değil. Emekli sayısı, vefat edenler, istifa vesaire bütün bunların toplamı kadar, ne kadar eksildiyse o kadar yine istihdam edilebilecek. Kamuda 5 milyonun üzerinde çalışan var. Kamu hizmetlerini aksatmayacak bir anlayış içinde belli bir dönem için böyle bir sınır getirilmiş oldu” dedi.
SERVİSİ ALINAN MEMURA TOPLU TAŞIMA
Savunma ve güvenlik hariç tutularak toplu taşıma olan yerlerde servis uygulamasının kaldırılmasına yönelik soruyu yanıtlayan Yılmaz, güvenlik açısından sıkıntılı, farklı riskler barındıran bir bölgeyse orada daha kontrollü bir yaklaşımın söz konusu olacağını söyledi.
Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının zaten bu uygulamaya geçtiğini belirterek, şunları söyledi:
– Bunu yaygınlaştırmış olacağız. Öyle kurumlar, öyle yerleşkeler vardır ki, burada toplu taşıma imkanı yoktur. Dolayısıyla oralarda aynı uygulamalar devam edecek. Şu anda devam eden servisler de süresi doluncaya kadar devam edip yenilenme aşamasında yeni bir yönteme geçmiş olacağız. Bir taraftan da toplu taşıma konusunda kamu çalışanlarına birtakım destekler de sunulacak. Belli sayıda toplu taşıma hakkı doğurucu birtakım desteklerle birlikte bu süreç yapılacak.
BİRDEN FAZLA MAAŞ ALANLAR
Birden fazla yerden maaş alan kamu görevlilerinin ücretlerine üst sınır getirilmesine ilişkin soru üzerine Yılmaz, kamunun geneli için yıllardır bir uygulama bulunduğunu ve ne kadar yönetim kurulu üyeliği olursa olsun maaşı dışında sadece bir yerden maaş alma hakkı verildiğini anlattı.
Yılmaz, buna yönelik bazı istisnaların olduğunu belirterek “Birtakım şirketlerde, kamunun ortaklığı olduğu yapılarda görevlendirilenler istisnai de olsa yüksek (maaş) alabiliyorlar. Kamuoyunda bir tepki oluştu bu konulara, adaletsizlik duygusu oluşturdu. Dolayısıyla bir genel sınır koyma kararı aldık” dedi.
‘MAAŞ 200 BİN İSE 50 BİN ALACAK’
Koydukları sınırı örnek vererek anlatan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Diyelim ki bir kamu görevlisi kamunun iştiraki olan bir bankada görev yapıyor. Kamu ortak olduğu için oraya, kamuya belli bir yönetim hakkı oluşuyor. ‘Bunu hiç almayalım’ dediğinizde bu sefer kamuyu zarara uğratmış oluyorsunuz, o bankada kalmış oluyor. Bunu şöyle çözdük, orada görevlendirilen kamu görevlisi belli bir limit içinde alabilsin. Maaşı kadar olmaz, daha düşük olur. Geçmişte bir Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararı vardı, onunla bağlantılı bir limit olacak ve çok yüksek bir rakam olmayacak bu. Onun üzerinde aldığını da bütçeye kaydedeceğiz.
– Diyelim ki, aylık 200 bin lira kamu hakkı var yönetim kurulunda, bunun 50 bin lirasını orada kamuyu temsil eden kişi, çünkü o da sorumluluk alıyor, mesai harcıyor, hak ettiği kadar bir şeyi almış olacak. Genel ortalamamıza uygun bir karşılık almış olacak. Bunun üzerindeki rakam, mesela 150 bin lira bütçeye gidecek, genel bütçeye kaydedilmiş olacak. YPK kararı var geçmişte onunla bağlantılı ölçü konacak ama bu maaşı geçemeyecek.
]]>Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun 16.05.2024 tarih ve 82 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar belli oldu.
Kurulun almış olduğu kararlar şu şekilde:
“1- VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Kulübünün, 12.05.2024 tarihinde oynanan VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, çim saha sorumlusunun stadyum denetimi ile müsabaka organizasyon toplantısına katılmamasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Kulübünün, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 650.000-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan BATI ALT TRİBÜN 207 numaralı blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
2- GALATASARAY A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 10. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 560.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan DOĞU ALT TRİBÜN 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319, DOĞU ÜST TRİBÜN 710, 711, 712, 713 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı ve bu eylemin aynı sezon içinde 5. kez gerçekleştirilmesi nedeniyle 240.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
3- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş. sporcusu MARIO BARWUAH BALOTELLI’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, rakip takım sporcusuna yönelik şiddetli hareketi nedeniyle 3 RESMİ MÜSABAKADAN MEN ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 140.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN 234-235 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
5- EMS YAPI SİVASSPOR Kulübünün, 12.05.2024 tarihinde oynanan EMS YAPI SİVASSPOR–RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta GÜNEY ÜST TRİBÜN D-E, MARATON ÜST TRİBÜN F bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
EMS YAPI SİVASSPOR Kulübünün, Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki açıklamalar nedeniyle FDT’nin 38/3. maddesi uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü idarecisi GÖKHAN KARAGÖL’ün, Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki açıklamaları nedeniyle FDT’nin 38/2. maddesi uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü idarecisi GÖKHAN KARAGÖL’ün, müsabaka devre arasında akredite edilmediği alanda bulunmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü idarecisi GÖKHAN KARAGÖL’ün, hakem soyunma odası koridorlarında müsabaka hakemlerine yönelik hakareti nedeniyle 3 AY HAK MAHRUMİYETİ ve 300.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü teknik sorumlusu BÜLENT UYGUN’un, müsabaka hakemlerine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü sporcusu İBRAHİM AKDAĞ’ın, rakip takım mensubunayönelik hakareti nedeniyle FDT’nin 41/1-a ve 35/4. maddesi uyarınca ve FDT’nin 12. maddesinin uygulanması suretiyle 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN ve 19.500.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- RAMS BAŞAKŞEHİR FK teknik sorumlusu ÇAĞDAŞ ATAN’ın, 12.05.2024 tarihinde oynanan EMS YAPI SİVASSPOR–RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, rakip takım mensubuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
7- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan CORENDON ALANYASPOR-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 13. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 620.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan ROOF LOUNGE MİSAFİR TRİBÜN A numaralı blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
8- ATAKAŞ HATAYSPOR Kulübünün, 12.05.2024 tarihinde oynanan ATAKAŞ HATAYSPOR-MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 27.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
9- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 10.05.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımdaki açıklamalarda yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle FDT’nin 36/1-d maddesi uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü Başkanı İSMAİL MERT FIRAT’ın, 10.05.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımdaki açıklamalarda yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle FDT’nin 36/1-d ve 36/1-b maddeleri uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 11 GÜN HAK MAHRUMİYETİ ve 50.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
10- SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
11- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. görevlisi MUSTAFA DEMİRCİ’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka sonrasında akredite edilmediği alanda bulunmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. görevlisi MUSTAFA DEMİRCİ’nin, sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 15 GÜN HAK MAHRUMİYETİ CEZASI ile cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.”
Bu süre sona erinceye kadar kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları hakkında KOOPBİS yükümlülüğüne aykırı davranmalarına yönelik hükümler uygulanmayacak. Bu düzenleme, 26 Nisan 2024 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.
Kooperatiflerin ana sözleşmelerini intibak ettirmeleri için öngörülen süre, 2 yıl daha uzatılıyor.
Teklifle Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’unda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Kanun’un ekinde yer alan cetvellerdeki kadro ünvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, ünvan ve derece değişiklikleri Rekabet Kurulu kararıyla yapılacak.
Rekabet Kurulu, başlattığı soruşturmaları, soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildirecek. Kurul, bu bildirim yazısı ile birlikte iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara gönderecek. Böylece hem tarafların daha etkin savunma yapabilmesine olanak sağlanması hem de soruşturma süreçlerinin daha seri ilerlemesi amaçlanıyor.
Taraflara yazılı savunmalarını soruşturma raporunun tebliğinden itibaren 30 gün içinde Kurula göndermeleri tebliğ edilecek. Haklı gerekçeler sunulması halinde bu süre bir kereye mahsus olmak üzere ve en çok bir katına kadar uzatılabilecek. Soruşturmayı yürütmekle görevlendirilenler, gelen yazılı savunmalar sonucunda soruşturma raporundaki görüşlerinde bir değişiklik olması halinde 15 gün içinde yazılı görüşlerini tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara bildirecek. Taraflar 30 gün içinde bu görüşe cevap verebilecek.
ÜRÜN İHTİSAS BORSALARI
Teklifle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nda değişiklik öngörülüyor.
Buna göre, ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde, devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar yasa ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütülecek.
Ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dahilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlı olacak.
Ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esaslar, Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıklar tevdi amaçları dışında kullanılamayacak, üçüncü kişilere devredilemeyecek, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, rehin edilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacak.
Ürün senetleri ve alivre sözleşmelerin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edilmesine, aracıların yetkilendirilmesi ile bu yetkinin askıya alınması ve iptaline, aracıların gözetim ve denetimine, ürün senetleri ve alivre sözleşmeler üzerindeki aracılık hizmetlerine dair diğer işlemlere müşterinin verdiği yetkiye bağlı olarak müşteri hesaplarındaki nakit alacak bakiyelerinin nemalandırılmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun birlikte çıkaracağı yönetmeliklerle düzenlenecek.
LİSANSLI DEPOCULUKTA İDARİ PARA CEZALARI
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu’nda değişiklik yapılarak, cezaların etkinliği ile caydırıcılığının artırılması amacıyla bazı fiillere yeni cezai yaptırımlar getiriliyor ve idari para cezaları artırılıyor.
Buna göre, lisanslı depoculuk ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ürün teslimi sırasında mevzuata aykırı şekilde ürün miktarından kesinti yapan, yasanın “teşhir” hükmüne aykırı hareket eden, ürün senedinin ilgili yönetmeliğinde düzenlenen içerik, şekil ve muhafaza şartlarına uymayan lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası kesilecek.
Teslim yükümlülüğü düzenlenmiş ve iptal edilmemiş ürün senedinin temsil ettiği tarım ürününün tümü veya bir bölümü için başka bir ürün senedi düzenlenememesi, teslim yükümlülüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uyarı ve idari tedbirlerine rağmen verilen sürede kanuna ve ilgili yönetmeliklere aykırı ya da eksik hususların giderilmemesinin de aralarında bulunduğu hükümlere aykırı hareket eden lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
Analiz ve sınıflandırma işlemi yapılmadan ürünün depoya kabul edilmesi veya depodan çıkarılması, tartım makbuzunun ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, muhafaza şartlarına uyulmaması nedeniyle ürünü temsil eden elektronik ürün senedinde belirtilen sınıf ve kalite ile depoda bulunan ürünlerin sınıf ve kalitesi arasında farklılık tespit edilmesi durumlarında, bu fiilleri gerçekleştiren lisanslı depo işletmelerine her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası uygulanacak.
Şahit numune alınmaması ve ilgili yönetmelikte belirlenen süre boyunca saklanmaması, analiz ve sınıflandırma belgesinin ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, laboratuvarda yer alan alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, şahit numune ile bu numunenin temsil ettiği ürünün analiz ve sınıflandırma belgesinin farklı olması, analiz esnasında tutulan kayıtlardaki değerler ile analiz ve sınıflandırma belgesindeki değerlerin farklı olması durumlarında bu fiilleri gerçekleştiren yetkili sınıflandırıcılara her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası kesilecek.
Yetkili sınıflandırıcılık ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ilgili hükme aykırı hareket eden yetkili sınıflandırıcılara 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
İdari para cezalarının verilmesini gerektiren aykırılığın bir takvim yılı içinde tekrarı halinde her bir tekrar için bir önceki cezanın iki katı idari para cezası uygulanacak.
KAPALI PAZAR YERLERİNİN KULLANIMINDA TAHSİS USÜLÜ
Yasa teklifiyle Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da da değişiklik yapılması öngörülüyor.
Düzenlemeye göre, kapalı pazar yerlerindeki satış yerleri ve diğer yerlerin, pazarcılara yüksek fiyatlarla kiralanmasına neden olan sınırlı ayni hak yöntemiyle kiralama usulü kaldırılıyor. Pazar yerlerinde bulunan satış yerleri yalnızca tahsis usulüyle kullandırılarak pazarcıların maliyetlerinin azaltılması amaçlanıyor.
Teklifle kapalı pazar yerlerindeki satış yerlerinin sınırlı ayni hak yöntemiyle pazarcılık mesleğinden olmayan diğer kişilere verilmesi sonucu pazarcıların maliyetlerinin artmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
3 Mayıs 2024’ten önce kapalı pazar yerlerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve kiracılık hakları, bu hakların kullanımı için öngörülen sürenin sonuna kadar geçerli olacak.
]]>AYM Başkanlığı makamında basına kapalı yapılan törende Arslan, görevini Özkaya’ya devretti.

“DEĞİŞİMİ, DÖNÜŞÜMÜ HEP BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİK”
AYM Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen veda törenine Zühtü Arslan’ın yanı sıra Yüksek Mahkemenin yeni Başkanı Kadir Özkaya, AYM üyeleri ve personeli katıldı.
Arslan’ın görev sürecine ilişkin kesitlerin yer aldığı video gösterimiyle başlayan törende konuşan Zühtü Arslan, veda konuşmalarının zor olduğunu, 12 yıl görev aldığı bir yerden ayrılırken konuşmanın daha da zor olduğunu söyledi.
Yozgat’ın Sorgun ilçesinde 40 metrekarelik bir evde doğduğunu anlatan Arslan, küçük yaşta babasını kaybetmesi nedeniyle erken yaşta “büyüdüğünü”, bu sorumluluk duygusu içinde eğitim hayatıyla birlikte, geçimini de sağlamayı sürdürdüğünü ifade etti.
Akademik hayatla pratiğin birbirinden farklı olduğunu belirten Arslan, AYM’de görev almadan önce Yüksek Mahkemenin kararlarını en fazla eleştiren akademisyenlerden biri olduğunu, 2001’deki bir makalesinde de bu yöndeki eleştirilerinin yer aldığını dile getirdi.
Anayasa yargısı alanında iki temel paradigmanın bulunduğunu belirten Arslan, bunlardan birinin hak eksenli bireylerin haklarını önceleyen, diğerinin ise ideoloji eksenli daha devletçi yaklaşım olduğunu, iki yaklaşımın birbiri ile çatıştığını bildirdi.
“Kişi kınadığını yaşamadan ölmez” ifadelerini kullanan Arslan, 2012’de AYM’de görevine başladığını belirterek, şöyle devam etti:
“2001 yılında o makalede savunduğum hak eksenli paradigma, hak eksenli yorum ve yaklaşım bugün Anayasa Mahkemesinde hakim paradigmadır. Bu değişimi, dönüşümü biz hep birlikte gerçekleştirdik. Bundan dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Anayasa Mahkemesi 2012’de getirilen bireysel başvuru hakkından sonra hak eksenli kararlar vermektedir. Vermeye de devam edecektir, benim inancım o yöndedir.”

“AYM’NİN TEMEL GÖREVİ TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KORUMAKTIR”
AYM başkanı Arslan, hak eksenli yaklaşımın Türk toplumuna ithal bir yaklaşım olmadığını, bu yaklaşımın Mevlana’nın yüzyıllar önce verdiği mesajın ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu vurguladı.
Hak eksenli yaklaşımın bir zorunluluk olduğunu bildiren Arslan, “Anayasa mahkemelerinin temel görevi, temel hak ve özgürlükleri korumaktır. Bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu bir zorunluluktur. Bunu yapmak elbette kolay değildir.” diye konuştu.
Görevi boyunca hak eksenli yaklaşımın temel alınması ve sürdürülmesi için tüm gayretini gösterdiğini dile getiren Arslan, şöyle devam etti:
“Bir insan için en zor işlerden birisi karar vermektir. Hele verdiğiniz karar her bir insanın, ülkenin kaderini etkiliyorsa o zaman gerçekten de karar vermek dünyanın en zor işidir. Karar sürecini doğum sürecine benzetiyorum. Karar verdiğinde herkesi memnun edemiyorsunuz, beklentiler farklı olabiliyor. Zaman zaman eleştirinin çok ötesine geçen saldırılarla da karşılaşabilirsiniz. O ağır saldırılar karşısında yutkunursunuz, öfkenizi içinize akıtırsınız. Haksızlık olduğunu bilirsiniz. İçinizde o haksızlığa karşı duyduğunuz isyan çığ gibi büyür. Ağzınızı açmak istersiniz, açamazsınız. Bu da fedakarlığın önemli bir boyutudur. Anayasa yargıcı olmak bedeli ağır olan bir görevdir. Bu görevi önemli olan layıkıyla yapabilmek ve vadesi geldiğinde ayrılabilmektir.”
Zühtü Arslan, görev süreci boyunca birlikte çalıştığı başkan, üye ve personele teşekkürlerini iletti, Yüksek Mahkemenin yeni başkanı Kadir Özkaya’ya başarı dileğinde bulundu.

KADİR ÖZKAYA’DAN TEŞEKKÜR KONUŞMASI
Yüksek Mahkemenin Başkanlığına seçilen Kadir Özkaya, Arslan’ın görev süresi boyunca disiplinle ve akla dayalı şekilde görev icra ettiğini, AYM’nin kurumsallaşması anlamında önemli işlere imza attığını söyledi.
Arslan’dan devraldığı bayrağı daha ileri götürmenin gayreti içinde olacağını dile getiren Özkaya, “Sayın Başkanımız hak eksenli yargılama anlayışıyla Anayasa Mahkemesi tarihinde, Türk hukuk tarihinde kendisine bir yer edindi. Bu ayrıca bir kez daha takdir edilmesi gereken özelliği. Kendilerini çok özleyeceğiz. Mahkememize yaptıkları tüm katkılarından dolayı müteşekkiriz.” ifadelerini kulandı.
]]>– Ayşe Hanım, o güne gidelim, 30 Aralık 2022’ye… Son gördüğünüz gün, nasıl bir gündü, evden nasıl ayrıldı, nasıl vedalaştınız?
Bizim için aslında sıradan bir gündü. Her sabahki gibi, rutin. Büyük kızım bizden daha erken çıkıyor, o çıktı. Sinan uyandı, ben uyandım. Birlikte kahvaltı yaptık. Sinan bizden bir saat sonra çıkıyor. Her sabah olduğu gibi Zeynep’le saklambaç oynadı. Zeynep’i yorganın altına saklar, sonra bana seslenirler, “Annesi Zeynep nerede” diye. Sonra onu buluruz, hep birlikte gülüşürüz. Sonra vedalaştık, Zeynep’e sarıldı, biz çıktık. O gün keşke son bir kez sarılsaydım diye kaldı içimde. Zeynep’e sarıldı, “Hoşça kal” dedim, çıktık evden.
– Sonra telefon mu geldi size?
Okula gittim, saat 14.00 gibi telefonlar geliyor. “Yenge ne yapıyorsun” diye üst üste olunca aramalar anladım bir şey olduğunu. Onunla birlikte vurulan dayısının oğlu Selman yanındaydı, onu aradım. Haliyle açmadı. Yanında bir arkadaşı açtı, “Yenge hastanedeyiz, hastaneye gel, abim vuruldu” diye. O panikle çıktım, hastaneye gittim. Büyük bir kalabalık vardı hastanenin önünde. Anladım zaten.
– Anladım zaten ifadenizi biraz açalım. Siz bir tehlikenin içinde yaşıyorsunuz, tehdit alıyorsunuz, niye tehdit ediliyorsunuz?
Niyesini tehdit edenlere sormak lazım. Niye Sinan’ı kendilerine bir tehdit olarak gördüler, niye nefret ettiler, niye ötekileştirdiler? Niye bu kadar yapının dışına itmeye çalıştılar? Görevi bıraktığından itibaren Ülkü Ocakları mensupları, yöneticileri tarafından sistematik olarak itibarsızlaştırma politikası, tehditler, hakaretler, FETÖ’cülükle, hırsızlıkla suçlandı, tamamen gerçek dışı, hiçbiri ispatlanamamış iftiralar ve tehditlerle yaşadık biz görevi bıraktığından beri.
İSTESE MİLYONER OLURDU
– Birinin ya da birilerinin ayağına mı bastı Sinan Ateş?
Güçlü bir karakterdi. Güçlü bir figürdü, sevilen biriydi. Çok iyi biriydi, mütevazı, dürüst, çalmıyordu, çırpmıyordu. Eline çok fırsat geçti tahmin edeceğiniz gibi. İstese milyoner olurdu ama bizim umrumuzda değildi. Biz huzurlu, mutlu bir hayat yaşamak istedik. Okuyan, yazan, kitleleri arkasından sürükleyebilen bir adam ve tırnak içinde söylüyorum maalesef açığı yok, zaafı yok birileri için. Herhalde kendine rakip mi gördüler, bir gün bir şey olursa bizim önümüzü keser mi dediler artık, siz nasıl yorumlarsanız yorumlayın.
– Sinan Ateş bir ülkücüydü, siz de bir ülkücüsünüz. İdeolojisinden şüpheye düştü mü tehditler sırasında?
Tabii ki, biz bunların içinde nasıl yaşabildik, bu insanlar nasıl bu kadar kötü oldu? Nasıl bu iftiraları atıyorlar. Sanki o Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmamış, o gruba dahil değilmiş de can düşmanlarıymış gibi nasıl davranabiliyorlar diye bunun kırgınlığını, üzgünlüğünü çok yaşadı.
– Hayali neydi, bir siyasi partinin başına geçmek istiyor muydu?
Ya olsa olurdu ama “Şunu olacağım” dediği ne vardı, mesela iyi bir profesör olmak istiyordu. Kızlarımızla, huzurlu, mutlu dünyayı gezmek istiyorduk.
– Nereye gitmek istiyordunuz?
İlk fırsatta bütün dünyayı gezmek istiyorduk, birlikte torunlarımızı sevmek istiyorduk. Birlikte yaşlanmak istiyorduk. Koltuk kaygısı yoktu, isteseydi inanın elde ederdi, o gücü vardı.
KIZARMIŞ EKMEK KOKUSU
– Kitabınızı okuduğumda şu cümlenizden çok etkilenmiştim: “Sevgilim Cennet böyle mi kokuyor” diyordunuz. Kokuyu tarif etmek zordur ama dener misiniz?
Kızlarla bazen oturup ağladığımız oluyor, bazen de oturup Sinan’la yaşadığımız güzel şeyleri konuşuyoruz. Ben üzerini örtmüyorum hiçbir şeyin, yüzleşiyoruz çocuklarımızla. O anda cennet kokusu derken belki bir kızarmış ekmek kokusu, mutlu anlarımızın kokusu. Biz birlikte büyüdük, 25 yaşında evlendik, okul arkadaşıyız. Aynı ideolojiye mensuptuk. Mutlu, huzurlu, mütevazı bir hayatımız vardı.
– Belki ideolojinin kendisine değil ama o ideolojiyi taşıyan insanlara karşı kırgınlığınız var mı?
Var, “Ben insanım” deyip, kendine bu sıfatı layık görüp de bu işe ses çıkarmamak, bilip de hiçbir şey söylememek, sanki hiçbir şey olmamış gibi yapmaları… Bir insan öldürüldü İpek Hanım. Hiçbir şey olmamış gibi davranmaları çok incitti. Ama şu anda geldiğim noktada hiç kimseden hiçbir şey beklemiyorum, sadece olması gereken olsun, adalet yerini bulsun.
KÜÇÜK KIZIM ÇOK KORKUYOR
– Adalet yerini bulacak mı sizce?
Ben inanıyorum. Bir tarafı eksik kalacak. Bakın kayınpederim adaleti beklerken vefat etti. Bir taraftan benim için şu çok önemli. Kızlarıma “Babanızın katili yakalandı, cezaevinde” diyebilmek istiyorum. Çocuklarım korkmadan uyumaya başlasın istiyorum.
– Korkuyorlar mı?
Özellikle küçük kızım çok korkuyor. Arabaya bindiğimizde ilk söylediği şey, “Anne kapıları kilitle.” Geceleri cam kenarına geçemiyor. Karanlıkta mutfağa gidip su içemiyor. Dedesi vefat ettiğinde ilk söylediği şey, “Anne sen de ölecek misin” oldu.
– Kızınız Zeynep Banuçiçek, yazdığınız kitapta hakim olup, adaleti sağlayacağını söylüyor. Ergenekon ve Balyoz mağdurlarının çocuklarıyla çok sık söyleşi yaptım. Bir çoğunda hak ve hukukun peşinden koşmak niyetini gördüm, hukukçu olmak istiyorlardı. Şimdi Zeynep Banuçiçek…
Evet, kızım Zeynep Banuçiçek hakim olmak istiyor. Maalesef her şeye maruz kaldılar. Her şey onların gözünün önünde oldu. Ne kadar görmesinler, duymasınlar diye çabalasam da internet var ve ellerinin altında. Siz ne biliyorsanız, ben ne biliyorsam çocuklarım da aynı şeyleri gördüler. Bir televizyonu açıyorlar, babaları…
HER KÖTÜLÜĞÜ BEKLERİM
– Öfkeliler mi?
İlk başta çok öfkelilerdi. Şimdi biraz daha sakinleştiler. Belki de bana yansıtmıyorlar, çünkü benim üzülmemi hiç istemiyorlar.
– Peki siz korkuyor musunuz?
İpek Hanım Sinan’ı güpegündüz, Ankara’nın en işlek, AKP Genel Merkezi’ne birkaç kilometre mesafede herkesin ortasında öldürdüler. Nasıl bir cesaret, bu güveni nereden alıyorlar? Bu kadar kendilerine güveniyorlarsa, bu kadar cesurlarsa ben bu insanlardan her türlü kötülüğü beklerim. Bunun vermiş olduğu korku elbette var.
– Size koruma verdiler mi?
Hayır, yok.
– Kimse size koruma tahsis etmeyi teklif etti mi?
Hayır.

ŞEREFLİ HAKİMLER GÖREVİNİ YAPSIN
– Tabii ki burada ‘katili siz biliyor musunuz’ diye sorsam cevap vermeyeceksiniz, ama aranızda bunu konuşuyor musunuz?
Bence katili herkes biliyor. Bunu bu devletin, şerefli, namuslu hakimleri, savcıları, polisleri görevini hakkıyla yerine getirecek, ben başka kimseden bir şey beklemiyorum. Kimseden bana yandaşlık yapmasını da istemiyorum. Herkes görevini hakkıyla yerine getirsin, onlar söylesin. Ben kim olduklarını biliyorum, ama somut olarak delilleri gösteremem. Bunu ortaya koyacak olan kurumlar, kişiler, şahıslar var. Hatta benim bilmediklerimi de bulsunlar ve ortaya koysunlar.
– Ne olursa bu olay aydınlanır?
Bazı dengeler değişirse…
– Sinan Ateş cinayeti siyasetin yüksek sesle konuşulan bir tür pazarlık konusu mu?
Yapmasınlar. Bir insanın hayatı, benim yavrularımın korkuları siyasi pazarlık konusu olmamalı.

Ayşe Ateş ile eşinin ofisinde buluştuk. Duvardaki tablo Sinan Ateş’in atlara sevgisinin göstergesi.
BİR TÜRLÜ TELEFON ŞİFRESİ KIRILAMIYOR NEDENSE?
– 1 yıl 3 ay oldu, hâlâ neden iddianame yok?
Tabii ki tedirginliklerimiz var. Sürekli yapılan savcı değişiklikleri söz konusu. Savcı görevden alındı, izne gönderildi vs. Bunlar bizim kafamızı karıştırdı. Dosya gizli, inanın biz de sizin bildiğiniz kadar biliyoruz. Kimse bizimle bir şey paylaşmıyor. Oradan buradan duyduklarımızı da dikkate almıyoruz açıkçası. Ben biraz da gerçekçi bir insanım. Somut bir şeylerin önümüze konulmasını istiyoruz. Dedikodularla bir yere varılamayacağını düşünüyorum. Tedirginliğimiz var mı, çok büyük tedirginliğimiz var. Bu kadar sessizlik, iddianamenin bu kadar uzun zamandır çıkmaması, “Acaba deliller karartılacak mı” hissi uyandırıyor. Serdar Öktem hastalanıp, hastaneye götürülünce üst düzey bir yöneticiyle görüştüğü iddiası var. Bunlar tabii ki duyduğumuzda tedirgin ediyor. Serdar Öktem, bu davada kilit isim. Efendim bir türlü telefonundaki şifre kırılamıyor, ne hikmetse.
Sayın cumhurbaşkanı bu vebalin altına girmeyecektir
– Sinan Ateş’in içinden çıktığı camia sessiz, en çok eleştirilen bu. Sinan Bey’in babası Musa Ateş, ölmeden evladının arkasından şu soruları sormuş, siz de kitabınıza almıştınız “Ben devletimiz için gazi oldum. Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nı kim, hangi cesaretle şehit edebilir?” diye isyan etti adeta. Soruları vardı, “Ülkücüler buna nasıl sessiz kalabilir? Peki devletimiz nerede? Neden Sinan’ı vurdurtanlar tutuklanmıyor, bu kadar insanı bir torbacının bir araya getirdiğine devletimiz inanıyor mu” diyor. Bunlar aslında hepinizin cevabını bildiği sorular mı Ayşe Hanım?
Bu soruları ben de çok sordum. Ben artık bu yükü taşıyamıyorum. Omuzlarımda ağır bir yük var. Ben devletimi yanımda görmek istiyorum. Ama ben Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu reva göreceğini zannetmiyorum. Mutlaka benim çağrıma cevap verecek. Bu vebalin altına gireceğini düşünmüyorum.
– Aile olarak neden yardımı sayın Cumhurbaşkanından bekliyorsunuz. Hiç MHP demiyorsunuz?
Benim muhatabım Sayın Cumhurbaşkanı. Bu devleti şahsı yönetiyor. Onun iradesiyle yapılması gerekenlerin yapılacağını düşünüyorum. MHP’den hiçbir cevap da beklemiyorum, hiçbir şey beklemiyorum.
– Bir kesim bu kadar insanı bir torbacının bir araya getirmesine inanılmasını bekliyor, siz hiç inandınız mı?
Aklı kiraya verilmiş, uyumuş bir kesim evet. Benim inanmam mümkün mü, akıl dışı.. 8-10 yaşındaki çocuk bile güler. Katilleri eskortluk yaparak buraya polisler getiriyor, eğitim alıyorlar, profesyonel katil oldukları çok belli. Gayet öldürme amaçlı ateş ediyorlar. Siyasi uzantıları var, bu siyasi bir cinayet çok açık. Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nı güpegündüz sokak ortasında öldürmeye kim, nasıl cesaret eder, sorgulanması gereken bu.
]]>Denizli’de resmi olmayan seçim sonuçlarına göre Çavuşoğlu kentin yeni büyükşehir belediye başkanı seçildi. Kutlamalara eşlik eden, Çınar Meydanı’nda zeybek oynayan Çavuşoğlu sabahın ilk saatlerinde büyükşehir belediye binası önünde açıklama yaptı.
“İMZALARIN SORUMLULUĞU SİZE AİT”
Önlerinde çok kısa süre içinde pek çok ödeme bulunduğunu belirten Çavuşoğlu, belediye personeline seslenerek ödeme talimatlarına imza atmamalarını istedi. Çavuşoğlu, şunları söyledi:
– Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin 31 Mart tarihi itibariyle Maliye’den gelen parasını biliyoruz. 10 Nisan itibariyle İller Bankası’ndan gelecek bir ödemesi var. Bu ödemelerin ayın 15’nde ödenecek maaşlar dikkate alındığında ve seçim sürecinde yapılan harcamalar değerlendirildiğinde bizim gördüğümüz, bildiğimiz, düşündüğümüz sıkıntıların hepsini derleyip topladığımızda birçok ödemenin kısa sürede yapılacağını düşünmekteyiz.
– Buradan tüm personel, tüm bu ödemelerin altına imza atacaklara sesleniyorum. Bugünden itibaren yapacağınız her türlü ödeme, atacağınız her türlü imzanın sorumluluğu size aittir.
“EVRAKLAR DIŞARI ÇIKARILIYOR”
“Geçmişle ilgili hesaplar konusunda da gereğini yapacağız” diyen Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
– Bugünden sonra alacaklı olanlara da sesleniyorum. Kimin alacağı varsa, artık Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bizi bekleyecek. Bugünden sonra gerekli gereksiz yapılacak her türlü harcamanın hesabını, altına imza atanlar verecektir. Bunun da bilinmesini istiyorum. Bizim aldığımız duyumlara göre ve belediyenin içerisinden bize ulaşan bilgilere göre; belediyenin evraklarının dışarı çıkarıldığı öğrendik.
– Bununla ilgili kamera kayıtlarımız devam etmektedir. Bunun da takipçisi olacağız. Bunlarla ilgili, yaşanmış tüm olaylarla ilgili bilgisi olup da içeriden dışarıdan bizimle bildiklerini paylaşmak isteyen kim varsa bana ulaşabilirler”
PERSONELE UYARI: HESABINI SORARIM
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin tek kuruşunu dahi kimseye yedirmeyeceğini belirten Çavuşoğlu, belediye çalışanlarına yönelik çağrısını sürdürerek konuşmasına şöyle devam etti:
– Bundan sonra Denizli belediyesinin bir kuruşunu dair kimseye yedirmeyeceğiz. Bu konuda hesaplar incelendikten sonra ortaya çıkan ne varsa da sonuna kadar takipçisi olacağız. Bir kez daha yineliyorum; bugünden itibaren yapılacak her türlü ödemenin, altına imza atılacak her türlü evrakın hesabını gittiği yere kadar soracağımızı herkesin bilmesini istiyorum.
– Burada çalışan tüm personeli uyarıyorum. Bugünden sonra atacağınız imzaların sorumluluğu şahsınıza olacaktır. Hem cezai hem hukuki anlamda takibini yapacağınızı bilmenizi istiyorum. Özellikle seçim harcamalarının tamamının belediye bütçesi ile finanse edildiğini bizler biliyoruz.
“OYUNA ALET OLMAYIN, AYAĞINIZI DENK ALIN”
“Bu finansmanın takipçisiyiz. Bu oyuna alet olmasınlar. İftar adı altında yapılan seçim şovları, belediyle personel araçlarıyla yapılan yardımların hepsi kayıtlarımızda var. Altını kalın harflerle çizerek bir kez daha yineliyorum. Kim bugünden sonra bir ödeme yapar, yapılacak ödemenin altına imza atarsa sorumluluğun ona ait olacağını bilinmesini istiyorum. Bütün ödemeler biz göreve gelen kadar bekleyecek.
– Hak ile batılı ayıracağız, haklıyla haksızı ayıracağız. Şunun da sözünü veriyoruz. Hakkıyla belediyeden kimin alacağı varsa kalmayacak ama haksız olarak kim belediyeden bir kuruş aldıysa da o hakkını geri ödeyinceye kadar peşinden gideceğim. Bu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettik. Herkes ayağını denk alsın arkadaşlar.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek Kaya İmamoğlu, Gaziosmanpaşa Yaşam Merkezi’nde faaliyet gösteren Enstitü İstanbul İSMEK kursiyerleri ile buluştu.
100’den fazla kadın kursiyerle bir araya gelen İmamoğlu çifti, katılımcılarla sohbet etti.
İmamoğlu, 38 ilçede, 150 noktada hizmet verdiklerini belirterek önümüzdeki dönemde 20 noktada daha hizmet verir hale gelecekleri söyledi.
“YÖNETİCİLERİN KUTSALLAŞTIRILMASINA KARŞIYIM”
– Yöneticilerin kutsallaştırılmasına karşı olduğunu dile getiren İmamoğlu, “Bizim kutsallarımız var. İnancımız kutsal. Bayrağımız, vatanımız; bunlar kutsallarımız bizim. Ama yönetici kutsal değil. Yönetici… Tamam; Ekrem İmamoğlu’nu severiz sayarız.
-Tamam; eyvallah bir kardeşiniz. Bir vatandaşınız, küçükler için ağabey olabilir, arkadaş olabilir. Bu kadar. Herkes için aynı şey geçerli. İmtina ettiğim şey nedir? Ramazan ayındayız. Hak yemek; Allah muhafaza. Ben kimsenin hakkını yemem, hakkımı da yedirmem.
-Yönetici olarak da bir kişinin hakkını, bir başkasının yemesine müsaade edemem. Benim adaletim bu olmak zorunda” diye konuştu.
“BU MEMLEKET, PARTİZANLIKTAN ÇOK ÇEKMİŞTİR”
İBB tarihinde ilk olan Yuvamız İstanbul kreşlerini, öğrenci yurtlarını ve 100 bin üniversite öğrencisine karşılıksız olarak verdikleri bursları, bu anlayışın yerleşmesi adına önemsediklerini vurgulayan İmamoğlu, “Bu memleket, partizanlıktan çok çekmiştir. Ve hala çeker durumda. Benim öyle bir duygum yok. Parti, benim için hizmet ederken bir araç. Ama benim için amaç değil. Benim için amaç; bu şehirde yaşayan herkesin gönlüne girebiliyor musun? Mutlu edebiliyor musun? Adil bir yönetici olduğunu onlara gösterebiliyor musun? Benim için en kıymetli şey bu. O zaman ben başımı, huzur içinde yastığa koyabilirim” dedi.
“SIFIR TORPİL”
Kreşlere ve yurtlara alımlarda, “sıfır torpil” uygulamasıyla hareket ettiklerini belirten İmamoğlu, “Yöneticilerim burada. Ekrem İmamoğlu, ‘Şunu kreşe alın’ diye bir tane demişse, Allah benim evime gitmemi nasip etmesin. Hakkı olanı alın. 100 bin öğrenci bursa başvuruyorlar. Evrakları, belgeleri neyse, sistem üzerinden bursunu alıyor. Bu sene 7 bin 500 yüz lira verdik, seneye 15 bin lira vereceğiz” şeklinde konuştu.
İmamoğlu, özetle şöyle konuştu:
-2019’da görevi devraldıktan sonra, ne yazık ki bizde oluyor bu işler, bazı ilçe belediyelerinin binalarında verdiğimiz hizmetleri sona erdirdiler. O binalardan bizi çıkardılar. Birçok merkezimiz eksildi.
-Ama yeni yerler yaptık. Şimdi daha da fazla yapacağız burası gibi ve inşallah o eksiği kapatacağız. İnşallah önümüzdeki dönem, 20 noktada daha hizmet verir hale geleceğiz. Çünkü çok talep ediliyor.
“5 YIL DAHA HİZMET ETMEK İSTİYORUZ”
-1 Nisan Pazartesi sabahı, Allah nasip ederse, insanlarımız desteklerse, bir 5 yıl daha hizmet etmek istiyoruz sizlerin takdiriyle. Zor bir zamanda iş yaptığımızı düşünüyoruz. Pandemi yaşadık 1,5 sene. Evlerimizden çıkamadık.
-Gelirlerimiz düştü. Dayanışma süreci orada büyüdü. Biz, bizden önceki 5 yıla göre, bu dönem İBB’nin vatandaşa direkt desteklerini 6 kat artırdık.
-Artırmak zorunda kaldık. Niye? Hem ekonomik yoksulluklar buna sebep oldu hem de pandemi gibi bir dönem buna sebep oldu. İnsanların, gençlerin umutsuz olduğu değil de yurt dışına gideyim, edeyim değil de ‘Ne yurt dışısı?
-Bizim cennet vatanımızdan güzel vatan mı var’ deyip, burada ekmeğini çıkardığı, yeteneklerinin karşılığını bulduğu, hakkının yenmediği, liyakatle, ‘Ben çalışırsam, burada hakkımı alırım kardeşim. Ben çalışırsam, devletin istediğim yerine çıkarım’ diyebildiği bir ülke var ederiz inşallah.
“KAMUDA EŞ, DOST, AKRABA İŞİNİ ASLA SEVMEDİM, SEVMEM”
-Gençlerin, ‘Ben çalışıyorum da yani ne yaparsam boş, tanıdığım yoksa olmaz…’ Bakın bu duygu, çok kötü bir duygu. Bütün çalışma arkadaşlarım bilir, belki yüzde 3-4’ünü tanıyorumdur. Çoğunu inanın yetenek gibi aradık, sorduk.
-CV’lerine baktık, davet ettik. Şimdi her birisi yöneticimiz oldu. Eş, dost, akraba işini de kamuda asla sevmedim, sevmem. Akrabalık yeri değildir siyaset. Akrabalık yeri değildir kamu kurumu. Benim eşim şahit; bilir.
-Akrabam kapıdan içeri giremez benim kurumumda, yönetici olduğum yerde. Akrabam gitsin işini yapsın, gücünü yapsın. Burası herkesin eşitlendiği bir yerdir.
-O bakımdan, inşallah herkesin liyakatinin karşılığını elde ettiği, çocuklarımızı ve gençlerimizin hakkını aldığı günleri hep beraber görürüz. Ben de bunun karşılığını vermek adına, bir nefer gibi çalışmaya, hepinizin huzurunda söz veriyorum.

Vatandaşlardan gelen sorun, öneri, talep ve eleştirileri alan İmamoğlu, esnaf ve yurttaşlarla samimi sohbetler gerçekleştirdi. İmamoğlu’nun ilçedeki son adresi ‘Büyükçekmece Tepecik Göl Sahili Açılışı’ ve halk buluşması oldu.

“BELKİ DE BUNLARIN NİYETİ; KALDIKLARI YERDEN İHANETE DEVAM ETMEK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’a ihanet ettikleri yönündeki açıklamasını hatırlatan İmamoğlu, “Belki de bunların niyeti; kaldıkları yerden devam etmek istiyorlar ihanete. Onların bildiği iş zaten birazcık da bu. Biraz rant, biraz ihanet falan derken; yeşil alanlar, kamu arazilerini, deprem toplanma alanlarını imara açıp, birbirlerine de biraz haksız kazanç sağlamak, bunların hayata bakışı” dedi.
Askeri alanlara lüks konut yapılmasını sözlerine örnek olarak gösteren İmamoğlu, “Biraz ihanet dedik ya, bunları konuşmak lazım. Kanal İstanbul meselesini biliyorsunuz. Buradaki süreçte, Kanal İstanbul’a bütün mücadelemizi verdik. Bu süreç içerisinde adım adım ama sinsi sinsi sürdürmeye çalışıyorlar. Ama acemi adaya sorsanız, gündeminde yokmuş. Yani onun gündeminde olsa ne olur, olmasa ne olur? Bir kişinin gündemi önemli, öyle değil mi? Bir de kendisi, daha bir yıl önce kameralara çıkıp nasıl tekrarlıyordu? Aynen şöyle; güya millete inat olsun diye ‘ya-pa-ca-ğız!’ Şimdi kapıda oy var ya seçim var ya, bu milletin de yüzde 70-75’i Kanal İstanbul diye bir ihanet projesini istemiyor… Bu sefer değişti” dedi.

“ADAY, SADECE MİLLETE ŞİRİN GÖZÜKME PEŞİNDE”
Kurum’un aksine, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlara devam edildiğine dair rapor açıkladığını hatırlatan İmamoğlu, şunları söyledi:
* “Yani bu konuda adayın yetkisinin etkisi de yok. Sadece milletine şirin gözükme peşinde. Bakın; yetkisi bugüne dair yok derken, dün de yoktu. Bunlardaki yetki nasıl biliyor musunuz? Bir kişi ‘yap’ derse yaparlar, bir kişi ‘yapma’ derse yapmazlar. Aramızdaki fark ne biliyor musunuz? Bize ancak siz talimat verirsiniz. Millet talimat verir bize, millet. Başka kimse bize emir veremez. Aramızdaki fark bu. Bakın; bunlar bakanken bile böyle davranırken, belediye başındayken farklı mı davranacaklar? Hayır, asla. Onun için bu konu, dersine çalışmamış sevgili acemi aday, seni aşar. Bu konu seni aşar. Zaten bu arkadaşların sözlerine itibar da etmek mümkün değil.
* Sizi bir o köşe, bir bu köşe yaparlar3-4 gün önce Sayın Cumhurbaşkanı ne dedi? Güya seçim yaklaştı ya demokrat damarları kabarıyor. ‘Hakikatleri yüzüme çekinmeden haykırın ki gerçeklerle yüzleşelim ey milletim’ diyor. Dün Konya’da ne oldu? Haykırmaya karar veren staj ve çıraklık mağdurları gittiler mitingine. Yüzlerine dertlerini haykırdı. Sonuç: 50 kişiyi gözaltına aldılar. Bunları Allah ıslah etsin. Milletin hak, hukuk mücadelesini bile dinleyecek sabırları yok.”

“İNSANLARIN HAK ARAYIŞ İLE KARŞILAŞINCA ÇOK ŞAŞIRIYORLAR”
Aynı sahnelerin, İstanbul seçimleri için Ankara’dan İstanbul’a yollanan Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’nin katıldığı bir etkinlikte de yaşandığını aktaran İmamoğlu, bakana dertlerini anlatmak isteyen kentsel dönüşüm mağdurlarının alandan uzaklaştırıldığını kaydetti. “Bunlar halden anlamazlar” diyen İmamoğlu, “Kibirleri dağları aşmış. Ama neyse ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın olduğu yerdeki gibi gözaltına alınmadı da en azından bu birazcık kızma kızdı onlara. Bu arkadaşlar, insanların hak arayış ile karşılaşınca çok şaşırıyorlar. Kimse onlara bir şey demeyecek, her yaptıkları doğru! Çünkü her alanda o kadar yanlışları var ki, mağdur ettiği insanlar sayısı o kadar fazla ki; yaşadıkları o sırça köşklerinden ya da saraydan biraz çıktılar mı kafaları karışıyor. Şiddetleri büyüyor, hiddetleri büyüyor” diye konuştu.

“ELİ KULAĞINDA, SAYIN CUMHURBAŞKANI DA GELİR”
Çarşıda, pazarda karşılaştığı vatandaşların geçim feryatlarıyla yüzleştiğini vurgulayan İmamoğlu, yaşanan ekonomik krizle ilgili çeşitli örnekler verdi. “17 bakan, toplanıp İstanbul’a geliyorsa, yani eli kulağında, Sayın Cumhurbaşkanı da gelir” diyen İmamoğlu, “Darlanıyordur muhtemelen. Birkaç güne olur burada. O da gelecek. İlçe ilçe gezecekler. Peki bu sorunları kim çözecek? Emekli maaşıyla kim uğraşacak? Dertleri, ‘Ya bu İstanbul’u nasıl kaybettik?’ Sanki babalarından, analarından mülk kalmış. İstanbul dediğin, tarihten bize emanet. 86 milyon sahibi var, 16 milyon sahibi var. Benim hissem ne kadarsa, Cumhurbaşkanının da hissesi o kadar. Şimdi buraya Hakkari’den belediye başkanı adayımız geldi. Hakkari’deki belediye başkan adayımızın İstanbul’da hissesi ne kadarsa, ablacığım senin de o kadar. 86 milyonun malı bu, senin değil ki” ifadelerini kullandı.

“31 MART’TA ONLARI ÇOK GÜZEL BİR SONUÇ BEKLİYOR”
31 Mart’ın bu anlamda bir fırsat olduğunu dile getiren İmamoğlu, şunları belirtti:
* “31 Mart’ta onları çok güzel bir sonuç bekliyor. 31 Mart’ta, bu milletin demokrasi dersiyle, bunlar kendilerine gelecek mi? Bunları biraz sert bir şekilde uyaracak mıyız? Niye biliyor musunuz? Başlarını ellerinin arasına alıp düşünsünler diye. Kara kara düşünecekler, diyecekler ki, ‘Bir dakika, millete efendilik yapma dönemi değil bu dönem. Bu millet uyandı. Bu millet, sen 2019’da seçimi elinden almaya kalktın ya o gün uyandı. O gün ‘bir dakika’ dedi. O bakımdan milletin derdiyle dertlenmeye, derdini hissetmeye başlamaları için hepimiz sorumluyuz. 31 Mart’ta kazanacağız. Millet kazanacak. 31 Mart’ta İstanbul’da…
* Bakın burası önemli. Hani var ya bir tane (Berat Albayrak) diyordu onlarda; ‘Burası önemli’ diye diye ekonomiyi perişan etti. Şimdi bak; burası önemli. İstanbul’da farkı ne kadar açarsak, işlerimiz o kadar hızlanacak. Aynen öyle. Şaka değil, bu gerçek. Bakın farkı mesela çok açtık -söylemeyeyim nazar değer kafamdakini- farkı çok aştık mesela; göreceksiniz imzalanmayan dosyalar, bir haftada imzalanacak. Biraz azalırsa iki hafta. Onun için yapılan engellemeler, göreceksin kalkacak. Hiç şüpheniz olmasın. Çünkü, 4 sene sonra seçim var ya. Bu sefer kara kara o seçimi düşünmeye başlayacaklar.”

“GÖREVE GELDİK, RANTÇI ANLAYIŞI TARİHE GÖMDÜK”
Göreve geldikten sonra rantçı anlayışı tarihe gömdüklerini belirten İmamoğlu, şöyle konuştu:
* “Ne geldi? Halkçı ve icraatçı bir anlayış iş başına geldi. 5 yıldır bir tek kamu arazisine yapılaşma iznini İstanbul Büyükşehir Belediyesi vermedi. Eskiden her Meclis’te dosyalar meclise girer, çıkardı. Öyle ayrıcalıklı bir kişinin imar dosyası meclise girmedi, imar açmadık. Kişiye özel imar yapmadık, yaptırmadık. Ama bakın; bölge planlarını geçirdik. Onlar, bir tanıdıklarının, imar dosyasını meclisten çıkarmayı bilirler. Ama mesela Tepecik’teki halkı mağdur eden bölge imarlarını çıkarmazlar. Niye biliyor musun? O, işlerine gelmez. Biz halkın lehine olan 90’ın üzerinde bölge imar planını Meclis’ten geçirdik.
* Kamuya ait alanların, yapıların, sahillerin, göl kıyılarının bir grup rantçı tarafından işgal edilmesine asla göz yummadık. Bizimle uğraştılar. Yıldırmak istediler. Geri adım atmadık. Ben söyleyeyim; geri adım atmam. Cesaretimi nereden alıyorum biliyor musunuz? Milletten milletten, sizden alıyorum. Halka ait alanları kendi mülkü gibi kullananlara, bir milim eğilmedik, eğilmeyeceğiz. Ne dedik? ‘Halka ait alanları halka veririz kardeşim.’ Bir de ne dedik? ‘Milletin parasını millete veririz kardeşim’ dedik. O kadar net.”

“SİZİN YÜZÜNÜZÜ KARA ÇIKARMAYACAĞIM”
“Bu şehri israftan, ranttan, ihanetten koruyayım diye beni işbaşına getirdiniz” diyen İmamoğlu, “Ben sizin yüzünüzü kara çıkarmayacağım. Söz veriyorum size. Sizler arkamızda durmaya, bizi desteklemeye devam ediyorsunuz. Ben de size, başta bu şehrin o mini minnacık çocukları olmak üzere, her birinize, tek tek layık olmaya devam edeceğim” şeklinde konuştu. Bu sırada kalabalık içinden İmamoğlu’nun konuşma yaptığı platforma ulaşan 2 çocuk İBB Başkanı’na sarıldı. İmamoğlu, konuşmasının bir bölümünü miniklere sarılarak gerçekleştirdi.
“DOĞAL KISIMLARI VAR, ORALARA DOKUNMAYACAĞIZ”
“Bugün Büyükçekmece Gölü’nün muazzam tabiatının bir bölümünü, 1 milyon 200 bin metrekaresini hizmete açıyoruz” diyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
* “Arkadaşlarımla konuştu. Dedim ki; arkadaşlar, milletimize şunu gösterelim. Biz, buraya atık su üreten şu bu koymayacağız? Buraya gözümüz gibi bakacağız. Buraya çöp getirecek, çöp taşıyacak hiçbir işi burada yapmayacağız. Burayı ne yapacağız biliyor musunuz? Birlikte koruyacağız. Tertemiz olacak. Doğal kısımları var. Oralara dokunmayacağız. Oralarda flamingolar, leylekler gelip, konup gidecekler. Bir de geleceğiz burada mis gibi hava alacağız. Temiz spor yapacağız. Vakit geçireceğiz. İçimiz huzur dolacak.
* Memleketini, şehrini koruyan en büyük milliyetçidir unutmayın. Doğasını, suyunu, havasını koruyan en büyük milliyetçidir. Benim Atatürk milliyetçiliğim, -bunu hep söylüyorum- memleketinin her insanını eşit gören milliyetçiliktir. Her insanın eşit gören, doğasını, vatanını, suyunu, toprağını korumak, en büyük milliyetçiliktir. Bir de kalkınmayı, icraatçılığı, ekonomik kalkınmayı, güvenlikle birlikte koruyan kavramdır milliyetçilik.”
KURDELE KESİLDİ, GÖL SAHİLİ HİZMETE GİRDİ
İmamoğlu’nun konuşmasının ardından; CHP’nin eski genel başkanlarından Hikmet Çetin, CHP milletvekilleri Engin Altay, Zeynel Emre, Parti Meclisi üyeleri Cem Aydın, Ozan Işık, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, CHP Çatalca Belediye Başkan adayı Erhan Güzel, CHP İzmir Çeşme Belediye Başkan adayı Lal Denizli ve CHP Hakkari Belediye Başkan adayı Cüneyt Özbek tarafından kesilen kurdele ile Büyükçekmece Tepecik Göl Sahili, resmen vatandaşların kullanımına girmiş oldu.
]]>Çok önemli bir maçı geride bıraktıklarını belirten Erden Timur, “Şampiyonluk maçı denilen tarzda bir maçtı. 80’den sonra penaltı kaçırdıktan sonra, geriye düştükten sonra böyle bir geri dönüş inanılmaz. İnanmışlığın göstergesi. Bunu yine söylemiştik biz bu sene şampiyon olacağız. Bütün camiada çok büyük bir inanmışlık, müthiş birlik ve dayanışma var. Bunun neticesi böyle. Bana sokakta soranlara da diyorum kim hak ediyorsa o şampiyon olsun. Bir daha tekrar ediyorum kim hak ediyorsa o şampiyon olsun. Önemli bir aydayız. Tek temennim bu” ifadelerini kullandı.
“YABANCI HAKEMİN DE EVİNE ADAM GÖNDERİRSEN…”
“Yabancı hakem buyursun olsun. Yabancı hakem her maçı yönetebilir. Okan hocaya her hakem olsun, varsın robot olsun dedim. Ne diyorsanız hepsi olsun. İstenilen şekilde olsun” sözlerini kullanan Erden Timur şöyle konuştu:
“Yabancı hakemin de evine adam gönderirsen, çocuğunu tehdit ettirirsen, AVM’de yabancı hakemin de aynı şekilde çevresini sararsan yabancı hakem ne yapacak ona bakmak gerek. Bizim için Fenerbahçe’nin teklifi kabuldür. Şartımız şu, aylardır söylüyorum madem yabancı hakemin o an, saniyelik kararının bile adil olduğunu düşünüyoruz, o zaman diyorum ki son 2 sene, 5 sene 10 sene için 3 tane yabancı hakem seçelim. Tüm maçların hepsini haftalarca izlesinler. Bu seneden başlasınlar, tüm pozisyonlara baksınlar. Biz baş üstüne sonucu kabul ediyoruz. Bir saniyede incelediğini adil buluyor ya Fenerbahçe ve Ali Koç, biz de diyoruz ki haftalarca incelesinler. Sonucu neyse bizim başımızın üstüne. Eğer bunu kabul ederlerse biz de onu kabul ediyoruz. ‘Teraziden kaçan hırsız’ derken de bunu kastetmiştim. Deftere bakmaktan kaçıyorsan demek ki savında haklı değilsin, toplumu manipüle ediyorsun. Toplumu manipüle etmemek için, doğruya yönlendirmek için gelin seçelim 5 tane hakem. Eğer buna kimse cevap vermiyorsa, demek ki şimdiye kadar hep haksız kazandığını veya şampiyon olamadıysa da çok haksızlık yapılmasına rağmen şampiyon olamadığını kabul ediyordur. Bağımsız olarak bakılsın. Keşke robot hakem olsa, annesine, babasına baskı yapamazsın, sosyal medyadan kumpas yapamazsın, ailesine, evine insan yollayamazsın, AVM’de çeviremezsin. Bu haksızlıklar kesinlikle sonuca varmayacak. Buna eminim. Değil Süper Kupa, isterseniz her maçı yabancı hakemler yönetsin. Hiç fark etmez. Fakat bu Türk hakemlerinden daha iyi anlamını taşımıyor. Yabancıya da aynı baskıyı yapalım, bakalım sonuç ne oluyor. Bize göre bize çok büyük haksızlık yapılıyor. Bunu da kabul etmiyorsa kimsenin çıtı çıkmasın. Bundan 3-4 ay önce de dedim, imza verelim, telefonlarımız incelensin, banka hesaplarımız incelensin. Başka türlü arınma olmaz.”
“DEPREM BÖLGESİNİ ÇOK UNUTTUK”
Fenerbahçe ile 7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynayacakları Süper Kupa maçını da değerlendiren Erden Timur, “Süper Kupa, çok güzel bir maç olsun inşallah. Romantik bir temenni olarak söyleyeyim, keşke taraftarlar arasında güzel bir dostluk olsa. Başka bir şehre gidilecek Süper Kupa için. İnşallah hiçbir olay olmasın. Taraflar hep birbirlerine haksız şampiyon olduğunu söylüyor. Bu açıklığa kavuşsun. Hiç değilse insanlar rahatlayacak. Daha fazla bu işlerin gerilmemesi lazım. Bugün karşınıza çıkmamdaki en temel sebeplerden birini daha söyleyeyim. Deprem bölgesini çok unuttuk. Oralara daha duyarlı olmamız. İnsanların orada çok ciddi ihtiyaçları var” ifadelerini kullandı.
“O NEFRETE DAYANAMIYORUM”
Timur, “Sekiz hafta kaldı. Takım ve yönetim içindeki hava nasıl?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Galatasaray biliyorsunuz finallerin takımı. Şampiyonluk yarışına önde girdiğinde önde bitirmesini biliyor. Tarihi bir istatistik. İnşallah bu sene de tekrar edecek. Esas olan şey insanlara o mesajı vermek. Spor bu mücadele veriyoruz. Çok fazla manipülasyon ve yanlış şey yapılıyor. İnsanın dayanacak şeyi kalmıyor. Bundan beslenen insanlar için müthiş bir motivasyon. Ama bizler için dayanılacak bir şey değil. Son 3-4 haftada kaç defa hastaneye gittim. O nefrete dayanamıyorsun. Şunun bilinmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi yalnızca şampiyonluk için yapmıyorsun, toplumsal mesaj için… Başkalarının haklarına riayet ettiğinde kendin kadar başkasını düşündüğünde, ahlaklı çalıştığında her zaman sonucu alıyorsun. Bunu herkes görecek. Bunun altını çiziyorum. En çok da ona seviniyorum, iyi olan, haklı olan kazanacak.”
Erden Timur, Galatasaray’da sezon sonundaki başkanlık seçiminin hatırlatılması üzerine ise, “Seçim gündemimizde değil. Seçimin s’sini konuşmam. Sağ olsun Dursun Başkan söyledi ama biz şampiyonluğa yürüyoruz. Umurumuzda olan tek şey şampiyonluk. Başka hiçbir şey konsantrasyonumuzu bozamaz. Gözümüzü dikmişiz, damarlarımıza kadar, her hücremizde tek bunu düşünüyoruz. Seçim konuşmak istemiyoruz. Biz şampiyonluğa yürüyoruz. Biz şampiyon olacağız. Buna sonuna kadar inandık. Haklı olduğumuz için ve hakkı sonuna kadar savunduğumuz için olacağız” şeklinde konuştu.
“KEREM AKTÜRKOĞLU BİZİM İÇİN ÇOK ÇOK DEĞERLİ”
Galatasaray’daki iç transfer çalışmaları hakkında da bilgi veren Erden Timur şunları söyledi:
“İç transferde Torreira ile Barış Alper Yılmaz bitti. Kaptanımız Fernando Muslera ile anlaşmak üzereyiz. Çoğu koşulda anlaştık. Abdülkerim ile de çoğu koşulda anlaştık. Kaan Ayhan ile de görüşüyoruz, o da bitmek üzere. İç transferde hiçbir sorun yok. Kerem Aktürkoğlu bizim için çok çok değerli. Bu oyuncuların hepsi çok değerli işler yapıyorlar. Kerem çok büyük bir kaptanlık yapıyor, büyük bir mücadele veriyor. Ona da buradan çok çok teşekkür ediyorum. Berkan Kutlu gelip çok çok büyük bir enerji verdi. Dries Mertens bakın bu yaşta neler yapıyor. Çok ciddi bir kenetlenme var. O kadar mutluyum ki anlatamam. Sonuçtan dolayı değil. Tabii ki sonuç bizi umutlandırdı ama bu insanların, bu çocukların güzel kalplerinden dolayı çok teşekkür ederim.”
]]>Her yıl 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü’nün içinde bulunduğu hafta “Tüketiciyi Koruma Haftası” olarak kutlanıyor.
Tüketiciler Konfederasyonu (TÜKON) Genel Başkanı Aziz Koçal, Tüketiciyi Koruma Haftası kapsamındayaptığı açıklamada, tüketicilerin en çok online alışverişler, GSM ve internet abonelikleri, özel okul fiyatları ve mobilya siparişleriyle ilgili sorun yaşadığını anlattı.
ÜRÜN TESLİM EDİLMİYOR
Koçal, online alışverişlerde genellikle ürünün teslim edilmemesi yönünde şikayetlerin öne çıktığını kaydederek, “Sosyal medya platformlarından verilen siparişlerde ürünün teslim edilmemesi, teslim edilenlerin de verilen siparişlerle alakasının bulunmaması, ödenen ücret talep edildiğinde ücretin iade edilmemesi ve muhatap bulunamaması gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Tüm uyarılarımıza rağmen maalesef sosyal medya üzerinden sipariş verilmeye devam ediliyor” diye konuştu.
Online satış platformlarından sipariş edilen elektronik ürünlerde ürün kalmadığı yönünde bilgi verilerek ürününün gönderilmemesi, para iadesinin ise 5-6 aylık bir süreçte gerçekleştiği yönde ciddi şikayetler olduğunu dile getiren Koçal, online alışverişlerde 14 günlük cayma süresini bazı satıcıların kabul etmediğini bildirdi.
ÖZEL OKUL FİYATLARINA YÖNELİK ŞİKAYETLER ARTTI
Aziz Koçal, GSM ve internet aboneliklerine yönelik şikayetlere ilişkin, “Firmalar taahhüt süresi bitmeden tüketiciye aldatıcı bilgi verebiliyor. Böylece, tüketicinin 2-3 ay önceden zamlı tarifeye geçmesi sağlanıyor. Ayrıca, taahhütlü abonelikler kapsamında tüketiciye yanıltıcı bilgi verildiğini görüyoruz. Bu durumda, tüketiciler abonelikten vazgeçmek istediğinde cayma bedeli adı altında yüklü fatura ödemesi ile karşı karşıya kalıyor” diye konuştu.
Son aylarda özel okulların fiyatlarıyla ilgili şikayetlerin de zirve yaptığını ifade eden Koçal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mobilya türü siparişlerde eksik ve kusurlu teslimatlar, ölçülere uygun olmaması, verilen özel siparişlerin taahhüt edilen sürede teslim edilmemesi, sürekli tüketicinin oyalanması gibi şikayetler yer alıyor. Bu arada finansal kuruluşlara yönelik kredi kartı aidatları, işlem komisyonları gibi şikayetler artmaya başladı.
Bir başka şikayet türü ise kredisini veya kredi kartı borçlarını ödeyemeyen vatandaşların bankalar tarafından varlık şirketlerine devir olan borçları nedeniyle sürekli aranarak taciz edilmeleri, yüklü ödemelerin çıkması, bu şikayetlerin önümüzdeki aylarda yükseleceğini tahmin ediyoruz.”
ŞİKAYETLER ZAMANLA DEĞİŞTİ
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de tüketicilerin karşılaştıkları sorunların zamanla değiştiğini belirterek, “Örneğin, 25 yıl önce tüketicileri en çok kapıya gelen pazarlamacıların yol açtığı sorun mağdur ederken, günümüzde özellikle internet üzerinden yapılan alışverişlerde şikayetler öne çıkıyor” dedi.
Türkiye’nin, mevcut tüketici hukukunun getirdiği koruma mekanizmasıyla dünyadaki birçok ülkenin yasalarından daha üst standart sağladığını vurgulayan Deniz, “Ancak bir yasa ne denli mükemmel olursa olsun, yasanın koruması ancak tüketicinin hakkını aramasıyla mümkün. Bu nedenle uğradığı mağduriyet konusunda hak arama süreçleri tüketici tarafından işletilmeli” ifadelerini kullandı.
Deniz, tüketicilere, mağduriyet yaşadıklarında mutlaka haklarını aramaları çağrısında bulunarak, şu uyarıları yaptı:
“Mevcut hukuk düzeni tüketicilerin haklarını ararken başvuru yapacakları tüketici hakem heyeti, tüketici mahkemeleri gibi mercilerde ücretsiz ve hızlı şekilde karar çıkması ilkesine dayanıyor. Yani tüketici hakkını ararken, yapacağı hukuki girişimler için herhangi bir ücret ödemiyor. Yine illerde ve birçok ilçedeki ticaret il müdürlüklerinde bulunan tüketici hakem heyetlerine şahsen başvuru yapılabildiği gibi e-devlet üzerinden de Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru olanağı bulunuyor.”
Deniz, tüketicilerin hakkını aramaları konusunda yıllar içinde olumlu ve büyük değişimler gözlemlendiğini belirterek, bu değişimde tüketici örgütlerinin büyük payının olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Açıklamayı okuyan DİSK Emekli Sen Genel Başkanı Cengiz Yavuz, “Sarayın istatistik uydurma kurumunun dahi bağımsız araştırma şirketlerinin üzerinde enflasyon oranları açıkladığı bir dönemden geçiyoruz” ifadelerini kullanarak, dar gelirlilerin gıda enflasyonunun resmi enflasyon rakamlarının çok üzerinde olduğunu söyledi.
“EMEKLİLERİN PAYINA SEFALET DÜŞÜYOR”
Emeklilerin hakkını alamadığı koşullarda sosyal devlet anlayışından bahsedilemeyeceğini belirten Yavuz, şöyle konuştu:
*Biz emeklilerin gıda enflasyonu, yüzde 87,3 olmuşken en düşüğü on bin lira olan emekli maaşı, ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil.
*Ömrümüzü kendimizin ve ailemizin geçimi için harcadığımız doğrudur. Hazine katkılarıyla on bin liraya tamamlanan emekli aylıklarımızın yetersiz olduğu doğrudur. Ancak bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerekenler, bir kez daha sorumluluktan kaçmakta; emeklileri sırtında küfe olarak görenler, tüm sorunların çözümünü işçinin ve emekçinin daha fazla çalışmasında aramaktadır.
*Şirketler karlarını katlarken işçilerin payına yoksulluk, saraylar ışıl ışıl parlarken emeklilerin payına sefalet düşüyorsa; ne sosyal devletten ne eşitlikten ne de adaletten ne de yaşamdan söz edilebilir. Tüm bunların sözünün edilmediği yerde barıştan söz etmek mümkün değildir.
”3 KURUŞLUK SÖZDE ARTIŞA EL KALDIRANLAR DİNLENMEYE ÇEKİLDİ”
*Emeklilerin insan onuruna yakışır bir yaşam için sokağa çıktığı her gün ise mücadele tarihine kazınacak” diyen Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
*Meclis, emeklilerin bayram ikramiyesini 3 bin lira olarak belirledikten sonra tatile girdi. 16 milyonu aşkın emekli ve hak sahibinin sesine kulaklarını tıkayarak, 3 kuruşluk sözde artışa gönül rahatlığıyla el kaldıranlar, gönül rahatlığıyla dinlenmeye çekildi.
*Ant olsun ki emeklilere bir kez daha kuru ekmekten ibaret bayram sofrasını layık gören zihniyet, layık olduğu yerde; tarihin çöplüğünde kalacak. Emeklilerin insan onuruna yakışır bir yaşam için sokağa çıktığı her gün ise mücadele tarihine kazınacak.
*Emekliler, talep ettikleri, hak ettikleri bayram ikramiyelerine er ya da geç kavuşacak. Açlık sınırındaki hiçbir ücret, hiçbir maaş ya da aylık, emeklilerin yaşamını idame ettirebilmesinde bir kıstas değildir.
*İnsanın, sadece beslenme ihtiyacını karşılayarak insan onuruna yakışır bir yaşama kavuşamayacağı açıktır. Bizler, emeklilere ısınmayı, ulaşımı, sağlığı, kültürel ve sosyal ihtiyaçları lüks gören bir zihniyete karşı bir aradayız.
*Buzdolabımızın boş; her seçim dönemi öncesinde, seçim yatırımı olarak önümüze atılan üç kuruşluk müjdelere ise karnımızın tok olduğu bilinsin diye buradayız.’
”DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ!”
Emeklilerin yalnızca kendi hakları için değil, gençler, çocuklar ve torunları için sokaklarda olduğunun altını çizen Yavuz, “Bizler, Türkiye’nin kalkınması için yıllarını harcamış emeklileriz. Kimimiz işçiydik, madenlerde, petrol ve kimya endüstrilerinde, limanlarda, fabrikalardaydık. Kimimiz memurduk, öğretmendik. Kimimiz tarladaydık. Emeğimizle geçindik. Bizler o zamanlar da yeri geldiğinde greve, yeri geldiğinde haklarımız için sokaklara çıktık. Bugün de, sokaktayız. Onlar bölerek, ayrıştırarak ve nihayet sefalette eşitleyerek yönetmek istiyorlar. Ancak biz emekliler, birleşe birleşe kazanacağımızı biliyor; bizleri ayrıştırmak isteyenlerin karşısında dayanışmayla, inatla, umutla eşit ve adil bir geleceği kuracağımıza inanıyoruz” diye konuştu.
”BU ÜLKEDE EV KİRASININ NE KADAR OLDUĞUNU BİZDEN İYİ BİLİRLER”
2005 yılında BAĞ-KUR’dan emekli olan Ermiş Bayram ise emekli olduğu ilk yıllarda geçinmeye çalıştığını, ancak şu an ki emekli maaşıyla bunun mümkün olmadığını şu sözlerle anlattı:
*O gün bize bağlanan emekli ücretiyle normal şartlar altında geçinmeye çalışıyorduk. Aynı zamanda da ufak tefek ek işler yapıyorduk ama son yıllarda aldığımız emekli maaşının miktarı yükselmesine rağmen para değerinin kaybından ve enflasyon oranlarının yükselmesinden şu an yeterli gelmiyor.
*Sesimizi bir yerlere duyurmaya çalışıyoruz. Ülkeyi yönetenler şunu söylüyor; ‘Emekliye gelince yok. Çiftçiye gelince yok… Üretim olmazsa bu ülkede gelecekte gıda sorunu da olur, geçim sorunu da olur. Bizim sesimizi duymalarını istiyoruz.
*Zorlanıyoruz. Bundan önceki Ramazan aylarına rağmen gıda fiyatları korkunç derecede yükseldi. Şimdi Ramazanda iftar ve sahur sofraları yüksek rakamlara… Birini yerine koysan diğerini yerine koyamıyorsun.
*Nüfusu fazla olan ailelere söylenecek, yardımcıları olsun diyorum. Başka söylenecek bir şey yok. İktidar emeklilerin durumunu görsün. ‘On bin lira’ diyorlar ama bu ülkede ev kirasının kaç lira olduğunu onlar bizlerden daha iyi bilirler. Verdikleri on bin lira ve o civardaki rakamlar yeterli gelmiyor.’
“HAYATINDA HİÇ ÇALIŞMAMIŞ ADAMLARIN FİLOLARI VAR”
26 yıllık emekli Ayşe Güdek ise iktidar tarafından emeklilere uygulanan politikaları ”Onlar bizim ölmemizi istiyor” diyerek eleştirdi. Güdek, “Emeklileri aç bırak ölsün. Yük olarak görüyorlar ya bizi… Çalıştık, vergi verdik. Emek verdik, hayatımızı verdik. On bin lira, on iki bir lira nedir ki? Kendi hakkımızı istiyoruz. Başka kimseden bir şey istemiyoruz. Hiç hayatından çalışmamış adamların filoları var. Nasıl oluyor bu?” dedi.
“TAŞ Mİ YİYELİM?”
Başka bir emekli ise maaşların düşük olmasını ”On bin liraya nasıl geçinebiliriz? Soruyorum buradan. Kiramız on bin lira olmuş. Emekli maaşımız on bin lira. Biz ne yiyelim taş mı yiyelim” sözleriyle eleştirdi.
]]>“8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ’NDE ESKİŞEHİR’İN YANINDA OLMAK İSTEDİK”
Özel burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “Bugün, 31 Mart seçimlerine sadece 23 gün kala Eskişehir’deyiz. Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Kampanyanın içinde, bugün bir yerde olacaktık. Buna karar vermemiz gerekiyordu. Oturduk, düşündük, taşındık, dedik ki ‘Bizim bugün olacağımız yer bozkırın ortasında bir cennet yaratan Yılmaz Büyükerşen’in, Türkiye’nin en tanınmış, en başarılı, efsane yerel yöneticisi Yılmaz Büyükerşen’in ekibinde olan, son 5 yıldır birlikte çalıştıkları, genel sekreterlik göreviyle bütün Eskişehir’i hem de hangi partiden olduğunu ayırmadan hizmet eden, belediyelerine ayrımsız hizmet götüren genel sekreteri, bir cumhuriyet kadınının aday olduğu, Yılmaz Hoca’nın 31 Mart’ta bayrağı, o cumhuriyet kadınına gözü arkada kalmadan teslim etmek istediği ve 11 büyükşehrimizden sadece Aydın’da Topuklu Efemiz varken bu seçimde, 5 büyükşehirde gösterdiğimiz, seçilecek adaylardan bir tanesi genç bir cumhuriyet kadını Ayşe Ünlüce’nin ve onun destekçisi Eskişehir’in yanında olmak istedik.

“CHP’NİN ALACAĞI 8 BELEDİYE VAR”
* Eskişehir, Cumhuriyet için önemli bir kent. İlk köy enstitüsünün kurulduğu kenttir. Devrim otomobilinin üretildiği kenttir. Demir yolu fabrikasının kurulduğu kenttir. Ve Eskişehir, Yılmaz Büyükerşen ile birlikte bir üniversitenin Türkiye’nin çekim merkezi olduğu hem örgün öğretimde hem de Türkiye’nin bütün zorluklarına rağmen gelişen teknolojiyi, televizyonun varlığını görüp eğitimdeki fırsat eşitsizliğine en temelden müdahale edildiği, açıköğretim uygulamasıyla dünyaya örnek bir işin yapıldığı muhteşem bir kentteyiz. Eskişehir’le gurur duyuyoruz, Eskişehirlilerle gurur duyuyoruz. Odunpazarı gibi CHP için zor bir bölgede, çok önemli işleri Hocamızla dayanışma içinde yapmış ve Odunpazarı’nı bambaşka bir görünüme, bambaşka bir vizyona kavuşturmuş Kazım Kurt ile birlikte olmaktan da büyük mutluluk duyuyorum.
* Eskişehir nüfusunun önemli bir kısmı merkezde yaşıyor. Bir yanda Odunpazarı, Kazım başkan var. Diğer tarafta da hepimizin çok sevdiği Ahmet Ataç Başkanım var, onunla birlikte olmaktan da büyük mutluluk duyuyorum. Eskişehir’de 14 belediye ve bir büyükşehir belediyesi var. Bunlardan 7 tanesi şu anda bizde. Yani Eskişehir’de birileri başka hayaller kursun, CHP’nin daha alacağı 8 belediyesi var. Eskişehir’de, sadece Ayşe değil; Sevgili Zehra Konakçı ile, Sevgili Safiye Keskin ile birlikte 3 kadın belediye başkan adayımız, genç arkadaşımız Hakan Karabacak ile birlikte tüm ilçelerde yaptıkları görevleri hakkıyla yaptığı için yeniden devam eden ve bundan sonra Eskişehir’e Yılmaz Hoca’nın vizyonuyla, halkçı belediyecilik vizyonuyla hizmet götürmek isteyen, bugün CHP’de olmadığı halde artık bu hizmeti özleyen, ilçesinde de bir CHP’li belediye başkanı olsun isteyen Eskişehirlilere 15 adayımızın 15’ini de emanet etmeye geldik.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ DEMEK KADINA KARŞI ŞİDDETE TAVİZ YOK DEMEKTİR”
* Bugün sabah, Sevgili Yılmaz Hocamız annelerimize ve kadınlara şükranlarını, minnetlerini sunduğu bir anıtın açılışına bizi çağırıldı. Neredeyse bundan 200 yıl önce, kadınlar bir grevde hayatlarını kaybettiler ve o günden bugüne kadar bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de, kadın hakları mücadelesi çok önemli inişler ve çıkışlar yaşıyor. Avrupa Birliği’nin (AB) en güçlü ülkelerinden kiminden 40, kiminden 30 yıl evvel Atatürk’ün büyük vizyonu ve güveniyle ve her birisi teker teker bunu hak ederek Türk kadını seçme ve seçilme hakkını bütün gelişmiş ülkelerden önce aldı. Genç Cumhuriyet, kadınlar için çok önemli kazanımları; hem miras hukukunu hem nafaka hakkını hem de kadınlarla ilgili pek çok eşitlikçi düzenlemeyi hayata geçirdi.
* Ama geçtiğimiz 20 yıl içinde önce AK Parti umut veren, bizim de hemen desteklediğimiz, oy verdiğimiz bir iş yaptı. İlk iş olarak değil ama günü geldiğinde İstanbul’da ve İstanbul Sözleşmesi’nin imzaladılar ve Meclis’e yolladılar. Biz o sözleşmeyi, hızla bütün partiler, oy birliğiyle, el birliğiyle onayladık. İstanbul Sözleşmesi demek, kadına karşı şiddete taviz yok demektir. Kadim cinayetlerine en sert cezalar verilecek demektir. Kadına karşı ayrımcılık olmayacak demektir. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığını o yıl, Türkiye’de son 15 yılda kadın cinayetlerinin ve kadına karşı şiddetin azaldığı tek yıl oldu. O günden sonra çeşitli uygulamalarla bunun pekiştirilmesi beklenirken AK Parti, önce bu konudaki iştahını kaybetti, sonra duraksadı, sonra söylem olarak geri geriye gitmeye başladı.
“MEDENİ KANUN’A DOKUNDURTMAYIZ, KADINLARIN HAKLARINA DOKUNDURTMAYIZ”
* En nihayetinde yaşadığımız geçen seçimlerde birileriyle ittifak yapabilmek için, geçmişte Hizbullah terör örgütünden ceza alanları, domuz bağcıları savunan avukatları, onların ceza almış örgüt üyelerinin cezalarını Yargıtay’dan kaldırtarak, yasak olan seçilme haklarını vererek, onlardan önemli bir kısmını aday yaparak ittifaklarına, HÜDA-PAR’ı dahil ettiler. O HÜDA-PAR ki kadınları sokak hayvanlarıyla eş görüp ‘Bekar kadınları derhal sahiplendirmek gerekir’ diyebilecek kadar şuurunu kaybetmiş ve o HÜDA-PAR ki bunlardan ittifak için bir şey istedi: Dedi ki ‘Önce İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırın.
* Ondan sonra kadına karşı şiddet yasasını kaldırın. Ondan sonra nafaka hakkını kaldırın. Ondan sonra kadınlara miras hakkı vermeyin.’ HÜDA-PAR, şimdi saldırıyor. Hedefleri Medeni Kanun’dur. Hedefleri kadının mirastan hak almasının önüne geçmektir. Hedefleri kadının nafaka hakkına saldırmaktır. Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde hep birlikte Eskişehir’den haykırıyoruz: Medeni Kanun’a dokundurtmayız. Kadınların haklarına dokundurtmayız. Kadın demek cumhuriyet demektir. Kadın demek Atatürk devrimleri demektir.

“MİLLİ İRADE HIRSIZLIĞI YAPTI”
* Bugün Eskişehir’den çok anlamlı bir isteğimiz var. İki tane iş yapacaksınız Eskişehir’de bir cumhuriyet kadınına sahip çıkarak bunlardan bir tanesi; Atatürk’ün devrimlerine, kadınların cumhuriyetle birlikteki kazanımlarına, bir kadın yöneticinin böyle önemli bir görevi layıkıyla yapabileceğine duyduğunuz güvenle bir cumhuriyet kadınına sahip çıkarak kadının toplumdaki yerine sahip çıkacaksınız. İkincisi; bir siyasi yankesiciliğe, bir siyasi düzenbazlığa karşı Eskişehir dürüstlükten şaşmaz, milli irade hırsızlığına teslim olmak demek durumundayız. Bundan sadece 8-9 ay önce, Eskişehir sandık başına gitti. Eskişehir’in karşısına bütün partiler ve adaylar çıktı. İttifaklar vardı.
* CHP’nin de ittifak halinde olduğu İYİ Parti’nin de Eskişehir’de bir adayı vardı. Neydi iddiaları? Saraya itiraz, MHP’ye itiraz, oyu verin, Millet İttifakı’nı iktidara getirin. Sarayı, saray ittifakını, Cumhur İttifakı’nı yenelim, yönetime biz gelelim deyip onları eleştirerek Eskişehir seçmeninden oy istediler. Eskişehir’de önemli bir miktarda seçmen İYİ Parti’ye oy verdi. Seçimleri, Cumhur İttifakı kazandı. Yani İYİ Parti’ye oy verenler, o oyunu sarayın karşısında dursun, MHP’nin yaptıklarının karşısında dursun, Cumhur İttifakı’na muhalif olsun diye verdiler. O güzel insanlar hala aynı fikirdeler. Verdikleri oyu alan birisi meğerse o günlerde iş adamı olan o birisi, bir yandan muhalefetteymiş gibi yapıp bir yandan AK Parti’den milyonlarca dolar teşvik alırmış şirketine. Seçim boyunca ‘AK Parti’ye karşıyım’ diye Eskişehir’deki iyi insanların oylarını aldı, sonra milli irade hırsızlığı yaptı.
“ESKİŞEHİR, OYLARIYLA HANYA’YI DA KONYA’YI DA GÖSTERECEK”
* Aldığı teşvik karşısında, Eskişehir’deki İYİ Partililerin oylarını AK Parti’ye sattı, partisini sattı, çanak değiştirdi ve AK Parti’ye geçti. Bu milli irade hırsızlığıdır, bu siyasi yankesiciliktir. Bu, Eskişehir’deki İYİ Partilileri ve Eskişehir’i kandırmaktır. Bu düpedüz para alıp da oyları AK Parti’ye götüren siyasi kalpazana karşı 31 Mart Pazar günü, Eskişehir oylarıyla Hanya’yı da Konya’yı da gösterecek. Eskişehir dürüstleri sever Yılmaz Hoca gibi, Eskişehir çalışkanları sever Yılmaz hoca gibi. Eskişehir kavga edenleri değil, hizmet edenleri sever. Bakıyorum, önüne gelenle kavga ediyor. Ayşe Hanım gibi hanımefendi, hizmet odaklı, çalışma odakları birisiyle her gün kavga etmek istiyor. Allah muhafaza bu gelse, Eskişehir’deki barış ortamını, huzur ortamını, refah ortamını bozar.
* Allah muhafaza gelse, her gün bir belediye başkanıyla, birileriyle kavga eder. Kendini düşüneni değil, kentini düşüneni; Ayşe Ünlüce’yi 31 Mart’ta büyükşehir belediye başkanı yapacağız. Eskişehir bir yandan kadınların, bir yandan da gençlerin kenti. Yılmaz Hoca’nın üniversiteye yaptıklarıyla, kente yaptıklarıyla birlikte Türkiye’nin en mutlu gençleri Eskişehir’de yaşıyor. Ancak Türkiye’de 4 gençten 3 tanesi zihninde bavulları çoktan toplamış. ‘Fırsatını bulursam yurt dışına gitmek isterim’ diyor. İşte bu anlayışı değiştirmek için Eskişehir, Türkiye’nin en mutlu gençlerinin kentiyken ben Eskişehir’de gençlerden, anne-babalarından, Eskişehir’in bütün güzel insanlarından, gençleri mutlu eden, kadınlara sahip çıkan bu güzel cumhuriyet kentinde seçimlerde bir rekor bekliyorum.
“AYNA YOLLAYIN, ONA BAKSIN, ZÜBÜĞÜ ORADA GÖRÜR”
* Bir yandan Erdoğan da bir şeyler söylemiş. Dönmüş, bütün muhalefete ‘zübük’ demiş. Şimdi gazeteciler, buna bir yanıt bekliyorlar. Ne demek zübük, açtık, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) sözlüğüne baktık. Zübük demek: Kendi çıkarı için her yolu mübah sayan demek. ‘Acaba bana oy vermezsen Hatay’a hizmet getirmem’ diyen zübük olabilir mi? ‘Ordu’ya doğal gaz getirmem’ diyen zübük olabilir mi? Bir tek seçimi kazanmak için HÜDA-PAR’a taviz veren zübük olabilir mi? İkinci anlamı, sözünde durmayan demek. ‘Deprem bölgesine 650 bin konut lazım’ deyip sadece 45 bin konutu bir yıl sonunda yapan, yüzde 90’ı sokakta bırakan acaba zübük olabilir mi? Ve üçüncü anlamı: Egoist. ‘Ben ekonomistim. Her şeyi ben bilirim’ diyen egosit, acaba zübük olabilir mi? Arkadaşlar diyorlar ki ‘Tayyip Erdoğan’a bir TDK sözlüğü yollayalım. O sözlüğü açsın, zübüğün anlamına baksın.’ Ben dedim ki ‘Zübüğe bakma için sözlük yollamaya gerek yok, Tayyip Erdoğan’a bir ayna yollayın, ona baksın. Zübüğü orada görür.”
]]>Bu kapsamda yeniden başlayan yargılamada mahkeme, Kılıçdaroğlu’nun ifadesinin alınması için ikamet adresi dikkate alınıp Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat göndermişti.
Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının dilekçe sunması üzerine tebligat 51. Asliye Ceza Mahkemesi’ne geri gönderildi. Duruşmaya Kılıçdaroğlu’nun avukatları katıldı. Erdoğan Bayraktar’ın avukatı şikayetten vazgeçme dilekçesi sunduğu görüldü.
Mahkemede savunma yapan Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik mahkemedeki savunmasında söz konusu konuşmanın mecliste yapıldığına dikkat çekerek şunlara değindi:
“BU UZUN SÜREÇ HUKUKSUZLUĞUN DEVAMINI GETİRMEKTEDİR”
“Öncelikle anayasanın 83. Maddesi gereğince mecliste yapılan konuşmaların soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaması maddesi gereğince düşme kararı verilmesini talep ediyoruz. Bu dava en başından beri açılmaması gereken bir davaydı.
Mahkeme tarafından verilen düşme kararı ve devamında düşme kararının kaldırılması nedeniyle hala yargılama yapılmaktadır. Yargılamada yapılan bu uzun süreç hukuksuzluğun da devamını getirmektedir. CMK 223/8 maddesi gereğince düşme kararı verilmesini talep ediyoruz.
Müvekkil tarafından yapılan değerlendirmelerin haklı olduğunu ispat yolunda gideceğiz. İspatlanabilir niteliktedir. Bu hak karşı tarafın rızası olmaksızın kullanılabilir. Delillerin toplanmasını talep ediyoruz.
Yolsuzluk gerçeğini açığa çıkaran ses kayıtlarının tamamı doğrudur. Savunmamıza dayanak olan ses kayıtları üzerine bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle gerçek olup olmadığına yönelik tespit istiyoruz.
Davanın konusu 17-25 Aralık döneminde yaşananların meclis soruşturma komisyonunun gerçeklerin yayınlanmasını engellemesi nedeniyle yapılan konuşmadır. Müşteki vekilinin şikayetten vazgeçme dilekçesine karşı diyeceğimiz bir şey yoktur.”
DOSYA MÜTALAAYA GÖNDERİLDİ
Mahkeme dosyayı mütalaayı hazırlaması için duruşma savcısına gönderilmesine karar vererek duruşmayı 2 Mayıs’a erteledi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın avukatının şikayeti üzerine Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma başlatıldı.
Şikayet dilekçesinde Kılıçdaroğlu’nun 26 Kasım 2014’te CHP’nin Beşiktaş’ta düzenlediği İstanbul Bölge Toplantısı’nda 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilgili kullandığı sözlerde eleştiri boyutlarını aşarak hakaret içerikli ifadeler kullandığı ileri sürüldü.
Soruşturma sonucunda Kılıçdaroğlu hakkında “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” suçlamasıyla 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
İddianamenin gönderildiği İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 23 Şubat 2018’te yapılan duruşmada, Anayasa’nın 83. maddesi gereğince, Kılıçdaroğlu’nun sarf ettiği sözleri daha önce meclis çalışmaları ile CHP Grup Toplantıları’nda söylemiş olması, meclis çalışmalarında söylenen sözler ve ileri sürülen düşünceleri meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulmasının o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın teklifi üzerine meclisçe yasaklanması şartına bağlanmış olması sebebiyle davanın düşürülmesine karar verildi.
Erdoğan Bayraktar’ın avukatı bu karara ilişkin olarak üst mahkeme olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvurdu. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, 8 Nisan 2021’de yerel mahkemenin kararını bozdu.
Üst mahkemenin kararında, yerel mahkemenin davayı karara bağlanmasının ardından, 24 Haziran 2018’de yapılan 27. Dönem Genel Seçimleri’nde, Kılıçdaroğlu’nun yeniden İzmir milletvekili olarak seçildiği, yeniden milletvekili seçilen bir kişinin Anayasa uyarınca dokunulmazlık kazandığı bildirildi.
Karara, bu nedenle yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dava şartı sürecinin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi zorunluluğunun bozmayı gerektirdiği belirtildi. Yeniden görülmesine 17 Eylül 2021’de başlanan davaya tarafların avukatı katılırken dosya esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için cumhuriyet savcılığına gönderildi.
DURMA KARARI VERİLMİŞTİ
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne katılmayan Kılıçdaroğlu, aday olduğu Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ni kaybetti. Cumhurbaşkanlığı, hakkında fezleke hazırlanan ve yeni yasama döneminde milletvekili seçilenlerin dosyasını yeniden Meclis’e, milletvekili seçilemeyenlerin dosyalarını ise Adalet Bakanlığına gönderdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu yeni yasama döneminde milletvekili seçilemeyenlere ait 350 dosya 20 Haziran 2023’de işleme konuldu. Bu kapsamda Bakanlık üzerinden mahkeme heyetine ulaşan evrakta Kılıçdaroğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı belirtildi.
]]>Fransa-Malta vatandaşı 34 yaşındaki Camilleri’nin, 18 Ocak 2023’te Pelin Kaya’yı kasten öldürmekten tutuklu yargılandığı davanın karar duruşması, bu sabah Valetta Adliyesi’nde yapıldı. Duruşmaya, Kaya ailesi de katıldı.
Kaya ailesine hukuki danışmanlık sağlayan firma yetkililerinden edinilen bilgiye göre, karar duruşmasında Hakim Consuelo Herrera, Pelin Kaya’yı aracıyla ezen Camilleri’yi suçlu bularak 40 yıl hapse mahkum etti. Savcılık makamı, savunma tarafının suçunu geçen ay kabul ederek itiraf anlaşmasına gitmesi sebebiyle Camilleri için 37 yıl hapis cezası talep ederken Hakim Herrera’nın ise Malta hukukuna göre bu durumlarda verebileceği en üst ceza olan 40 yıl hapis cezasına çarptırdığı öğrenildi.
Bu arada, Times of Malta gazetesinin haberine göre, Hakim Herrera’nın, sanık Camilleri’nin şiddete meyilli bir kişiliği olduğunu; daha önceki mahkumiyetlerden de ders almadığını belirterek “Sadece mağdurun üzerine aracı sürüp onu öldürmekle kalmadı, daha sonra ona taş attı. Etraftaki diğer kişilere de saldırdı. Bu toplumda bu, kabul edilemez. Bu davranışın en ağır şekilde kınanması gerekiyor. Mağdur kaldırımda yürürken öldürülmüştür.” dedi.
Haberde, duruşma sırasında hakimin, Camilleri’ye müebbet hapis cezası verme isteği de aktarıldı. Ayrıca 5 bin avro para cezasına çarptırılan Camilleri’nin, 20 bin avro tutarındaki mahkeme masraflarını da karşılayacağı kaydedildi.
SUÇUNU İTİRAF ETMİŞTİ
Malta’nın Gzira kentinde Testeferrata Caddesi’nde 18 Ocak 2023’te saat 01.00 sularında Jeremie Camilleri’nin kullandığı araç, bir restoranın önünde yürüyen Pelin Kaya’ya çarpmıştı. Görgü tanıkları, Camilleri’nin, aracından inerek Kaya’ya taş attığını, yardım etmek isteyenlere de engel olduğunu aktarmıştı.
Malta polisi, saldırgan tavırlar sergileyen Camilleri’yi elektro şok tabancası yardımıyla gözaltına almıştı. Camilleri, çıkarıldığı mahkemede, “kasten öldürme” suçundan tutuklanmıştı.
Pelin Kaya’nın cenazesi 22 Ocak 2023’te İstanbul’da toprağa verilmişti.
Olay gününden bu yana tutuklu yargılanan ve suçunu hep inkar eden Jeremie Camilleri, bu yıl 5 Şubat’ta ifade değiştirerek Kaya’yı öldürdüğünü itiraf etmiş, hakkındaki tüm suçlamaları kabul etmişti. Bunun üzerine, savcılık ve savunma tarafı itiraf anlaşması üzerinde mutabık kalmış, Kaya ailesi de yargılamanın daha fazla uzamaması ve katilin bir an önce ceza alması için itiraz etmeyerek buna rıza göstermişti.
Pelin Kaya’nın ablası Derya Kaya, Instagram’dan bu konuya dair yaptığı paylaşımda, “Kaya ailesinin bu trajedinin kaybedeni olduğunu ve Pelin’in bir daha geri dönmeyeceğini, acının hiçbir zaman dinmeyeceğini bilmenizi isterim. Katilin en ağır cezayı hak ettiğini düşünsek de adaleti bir an evvel sağlamak adına, sürecin zor ve yorucu doğasını göz önünde bulundurarak daha hızlı bir şekilde sonuca varılması için savcılık ofisi tarafından yapılan görüşmelerde tarafımıza danışıldığını ve bu görüşmelerde yer aldığımızı, itiraf anlaşmasının şartları konusunda anlaştığımızı teyit edebiliriz.” ifadelerini kullanmıştı.
]]>“HER KESİMDEN VATANDAŞIMIZIN TAMAMINI KUCAKLADIK, TAMAMINA HİZMET ETTİK”
*Muğla’ya yapılan her hizmette mührümüz var, damgamız var. Kendimi fahri Muğlalı olarak da görüyorum. Bu vesileyle geçtiğimiz mayıs ayındaki seçimlerde yüzde 34,5 ve milletvekilliğinde aldığımız yüzde 32 oy oranı için tüm Muğlalılara teşekkür ediyorum. Biliyorum ki bu oy oranları Muğla’yla aramızdaki sevginin derinliğini göstermekten çok uzaktır. Biz bugüne kadar sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık.
*Ülkemizin asırlık ihmallerin sonucu olan altyapı eksiklerini gidermek için çalıştık, milletimizin anasından emdiği ak süt kadar helali olan hak ve özgürlüklerini geliştirmenin mücadelesini verdik. Demokrasi ve kalkınma atılımlarımızın meyvesini de ülkemizi 21 yılda 3 kat büyüterek, insanımızın özgüvenini artırarak aldık.
*Başbakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığımız sürecinde ne şahsen ne hükümet uygulamalarıyla ne parti politikalarıyla hiç kimseyi, hiçbir zaman ötekileştirmedik. Her kökenden, her meşrepten her kesimden vatandaşımızın tamamını kucakladık, tamamına hizmet ettik. Muğla yörüklerinin ve Türkmenlerinin mağduriyetlerini de biz ortadan kaldırdık.
*Kürt kardeşlerimizin hakkını da biz savunduk. Karadeniz’in Akdeniz’in geçit vermez dağlarına hangi yatırımları yaptıysak, Ege’nin Doğu Anadolu’nun Güneydoğu Anadolu’nun her karışına aynı yatırımları biz götürdük. Biz bu ülkeyi 81 vilayetinin tamamıyla kucakladık. Hiçbir şehrimizi hiçbir insanımızı dışlamayan bir anlayışla, Türkiye’yi önce 2023 hedefleriyle sonra da ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla biz buluşturduk.
“MUĞLA HAK ETTİĞİ YERDE DEĞİLDİR”
*Bir çeyrek asır öncesinin Muğlasını gözlerinizin önüne getirin, yanına da bugünkü Muğla’yı koyun. Arada asırlık fark göreceksiniz. Muğla şimdi dünyanın gözbebeği, dünyanın çekim merkezi haline gelmiş bir şehre dönüşüyor.
*Yine de Muğla hak ettiği yerde değildir. Muğla’nın potansiyelini tam anlamıyla kullanmasının önündeki en büyük engel ise şehrin Büyükşehir Belediyesi’ni 25 yıldır yöneten zihniyettir. Kendisi şehir için hiçbir şey üretmeyip köy görünümünde tutanlar, Bakanlıklarımızın ve girişimcilerimizin hayata geçirmek istediği projeleri engellemek için de ellerinden geleni yapmışlardır.
*Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin idari tasarrufla ya da yargı yoluyla engellediği projeleri üst üste koysanız bir Muğla daha çıkar. Bugün Muğla, turizmde ve tarımda Antalya’nın gerisinde kalmışsa tek sebebi bu zihniyettir. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Aydın Hoca’mızı aday gösterdik. Kendisi akademide, bürokraside, siyasette tecrübeli, en saygın, en çözüm odaklı isimleri arasında yer alan bir hocamızdır. Sadece bu tercih bile hak ettiği eserlere ve hizmetlere kavuşturma konusundaki kararlılığımızın açık ifadesidir.
“31 MART’I MİLLİ İRADENİN BAYRAMI İLAN EDECEĞİZ”
*Şu anda karşımdaki katılımı görüyorum, rakam 50 bin. Ramazan ayının rahmetli ve bereketli iklimine yaklaşıyoruz. İnşallah beraberce 31 Mart’ta milli iradenin bayramını ilan edeceğiz. Cumhuriyetimizin ikinci asrına yakışır yeni bir kalkınma hamlesinin startını inşallah sizlerle birlikte sandıkta vereceğiz.
*Türkiye’yi 21 yıldır eser ve hizmet siyasetiyle yönetirken, her şehrimiz gibi Muğlamıza verdiğimiz sözü tutmak için de gece gündüz çalıştık. İktidara geldiğimiz günden bugüne Muğla’ya 122 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. Eğitimde 3 bin 375 adet yeni derslik kazandırdık. Gençlik ve sporda 11 bin 157 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtık. 71 adet spor tesisi inşa ettik.
*Şimdi de Muğla-Bodrum ve Fethiye’ye yeni spor tesisleri, Marmaris’e gençlik merkezleri kazandırmak için çalışıyoruz. Şehrimizdeki ihtiyaç sahibi vatandaşlara yaklaşık 4 milyar lira tutarında kaynakla destek olduk. Sağlıkta toplam bin 291 yataklı 15 hastanenin de aralarında olduğu 40 sağlık tesisi inşa ettik.
*Halen 150 yataklı Marmaris Hastanesi’nin de içinde yer aldığı 4 sağlık tesisinin yapımı sürüyor. Muğla’da 3 bin 375 konutun yapımını tamamlayıp, hak sahiplerine teslim ettik. 2 bin 303 konutun yapımına devam ediyoruz. 2021 yılının yaz ayında yaşadığımız orman yargınlarının ardından 20 bin köy evi inşa ederek, hak sahiplerine teslim ettik.
*Muğla’da 4 bin 455 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Hükümete geldiğimizde şehrimizde 8 adet atıksu arıtma tesisiyle belediye nüfusunun yüzde 25’ine hizmet veriyordu. Byugün ise 33 adet atıksu arıtma tesisiyle nüfusun yüzde 94’üne hizmet veriyoruz. Muğla’daki 6 millet bahçesi projemizden birini tamamladık, diğerleriyle ilgili çalışmaları sürdürüyoruz.
“4 MİLYON YOLCU KAPASİTESİNE ULAŞAN MİLAS-BODRUM HAVALİMANI’NI YENİLEDİK”
*Ulaştırmada 90 kilometreden aldığımız yolu 463 kilometreye çıkardık. Geçen yıl 5,5 milyon kapasitesine ulaşan Dalaman Havalimanı’nı ve 4 milyon yolcu kapasitesine ulaşan Milas-Bodrum Havalimanı’nı yeniledik. Fethiye ve Marmaris Körfezi’nin balçıktan temizlenmesi için gönderdiğimiz 2 adet tarama ve dip temizleme gemisi dün itibarıyla bölgeye ulaştı, çalışmalarına bu hafta başlıyor.
*Tarım ve ormanda Muğla’ya 8 baraj, 7 içme suyu tesisi, 20 sulama tesisi, 1 araziyi toplulaştırma projesi, 70 taşkın koruma tesisi, 8 gölet ve 10 hidroelektrik santrali kazandırdık. Muğla’nın içme suyunu garanti altına aldık. 145 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık, arıcılığı desteklemek için 18 bal ormanı kurduk. Muğla’da toplam 60 bin dekar arazinin daha sulanmasına hizmet edecek 5 yeni baraj daha inşa ediyoruz.
*Muğlalı çiftçilerimize 34 milyar liralık tarımsal hibe desteği verdik. İstihdamı desteklemek için Muğla’daki işverenlere 6,5 milyarlık prim teşviki verdik. Enerjide Menteşe, Yatağan, Ula ve Bayır’a doğal gaz arzı sağladık. Önümüzdeki dönemde de Bodrum, Dalaman, Datça, Fethiye, Köyceğiz, Marmaris, Milas, Ortaca ve Seydikemer’e doğal gaz arzını sağlamayı planlıyoruz.
“BİZE GÜVENİNİ ORTAYA KOYACAKTIR”
*Muğla’nın her biri diğerinden güzel körfezlerinin temizliğinden altyapı ve Büyükşehir kaynaklı imar sorunlarına kadar tüm meselelerin çözümü için projelerimiz hazır. Yerel yönetimlerde de 31 Mart akşamı Cumhur İttifakı güven alırsa bizi tutana aşkolsun. Biz de tüm gücümüzle Muğla’yı her bakımdan daha güzel ve huzurlu bir geleceğe hazırlayacağız. Muğla sandıkları patlatarak gerçek belediyecilik konusunda bize güvenini ortaya koyacaktır.
*Her şeyin başı huzur. Muğla bir asır önce işgal yaşamış, ardından Milli Mücadele’yle istiklalini kazanmış bir şehir olarak bunun anlamını çok iyi biliyor. Muğla, terör örgütü PKK yüzünden yüzlerce evladını şehit olarak toprağa verdi. Türkiye’nin istikrarı bozmak isteyen emperyalistlerin ilk harekete geçirdikleri araçlar terör örgütleridir.
*15 Temmuz’un ardından terörle mücadelemizi artık kendi topraklarımızda değil, terörün kaynağında yürüteceğimizi ilan ettik. Bütün bu teröristleri Gabar’da, Tendürek’te, Cudi’de mağaralara gömdük. Milletimizin huzuruna kimse kast edemez. Irak ve Suriye’de bunları yaptık. Yola aynı kararlılıkla devam edeceğiz.
FAHİŞ FİYAT AÇIKLAMASI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Muğla mitinginin ardından Marmaris ilçesindeki bir otelde Sivil Toplum Kuruluşları’nın temsilcileri ve kanaat önderleri ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari yatırımla büyütme stratejilerini kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek, “Şubat ayında ihracatımız 21 milyar doları aştı, bölgemizde çatışmalar durulup istikrar arttıkça inşallah daha iyi yerlere geleceğiz, enflasyon ve hayat pahalılığı tüm dünya gibi bizim de başımızı ağrıtıyor. Fahiş fiyat ile insanımızın lokmasına göz dikenlerle mücadelemiz aralıksız sürecek. Yıl sonuna doğru uyguladığımız politikaların olumlu sonuçlarını göreceğiz. Ortak değer ve prensipler yerine şahsi çıkarları üzerinden ittifak yapanlar, esen ilk rüzgar ile darmadağın oldular, milletimizin verilmiş sadakası varmış. Milletimiz 14-28 Mayıs’ta kazanımlarına sahip çıkmıştır” dedi.
]]>“ASTSUBAYLARLA İLGİLİ ÇALIŞMALARINIZ 5 YILDIR BİTMEDİ Mİ?”
Emekli astsubaylar adına basın açıklamasını yapan Jandarma Emekli Astsubay Tamer Cihan, şunları söyledi:
* “Biliyoruz ki ülke kaynaklarının kimlere, nerelere ve nasıl kullanılacağının tespiti tamamen siyasi iktidarın tasarrufundadır. Siyasi iktidar politikaları, bazı harcama kalemlerini öncelerken, bazı harcama kalemlerini öteleyebiliyor. İstenilen yerlere ödenek bulunurken, ülke savunmasında en önde yer alan, şehit Astsubay Ömer Halis Demir örneğindeki gibi bir emirle ölümü göze alıp şehadet şerbetini içen, ülkenin kaderini değiştiren, ordunun bel kemiği astsubayların verilen sözlere rağmen ısrarla haklarının verilmiyor olması ve bu durumun da diğer emekli vatandaşlarımızı emsal gösterilerek ve onları kullanarak yapılıyor olması, sorumluluğu üzerinden atma çabasından başka bir girişim değildir.”
* Emekli astsubayların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını söyleyen Cihan, “Yılmayacağız, bıkmayacağız, yorulmayacağız, haklarımızı alıncaya kadar tüm azim, inanç ve kararlılığımızla mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
“HAKLARINIZI SONUNA KADAR SAVUNACAĞIM”
CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan ise konuşmasında şunları kaydetti:
* “Bu parlamentoda Murat Bakan oldukça bu parlamentoda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Gazi Meclis’te Cumhuriyet Halk Partisi oldukça sizin astsubayların hakkını kürsüden ben bir başçavuş çocuğu olarak savunmaya, mücadele etmeye devam edeceğim. Bugün Manisa’da bizim aday tanıtım törenimiz var. Genel Başkanımızı aradım Özgür Özel’i. ‘Sayın genel başkanım bugün astsubayların mitingi var’ dedim. Aklı burada kaldı. ‘Selamımı tüm astsubaylara ilet’ dedi.
* Benimle beraber beş sene o grup başkan vekili ben grup yönetim üyesi olarak biz astsubay haklarının mücadelesini sayın genel başkanımla beraber yürüttük 2015’ten 2020’ye kadar. Astsubay haklarında, asker haklarında, uzman çavuşların, polislerin haklarında çok katkıları vardır. Büyükşehir belediye başkan adayımız Cemil Tugay şu an Foça’da yetişemedi buraya. Onun da sizlere selamını getirdim.
* Onlara bir de şu sözü verdim. İzmir Cumhuriyet’in kalesidir. İzmir Cumhuriyetçilerin kalesidir. İzmirliler Mustafa Kemal’in askeridir. İzmir’deki bu cumhuriyet bayrağını kimseye bırakmayacağız. Bunun da sözünü verdim. Sizler adına bir astsubay çocuğu olarak. Mustafa Kemal’in askerleriyiz. Askeri olmaya devam edeceğiz.”
“TAZMİNAT HAKKINIZIN VERİLMEMESİNE İTİRAZ EDİYORUZ”
İYİ Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ümit Özlale ise konuşmasında şunları söyledi:
* “Burada ben binlerce Mustafa Kemal’in askerini görüyorum. Ve nasıl Atatürk’ümüz ve silah arkadaşları haksızlığa, hukuksuzluğa, işgale ülkemizin elden gitmesine itiraz ediyorsa biz bugün aynı şartlarda bir sürü şeye hep beraber binlerce bu kalabalık olarak itiraz ediyoruz. Neye itiraz ediyoruz? Tazminat hakkınızın verilmemesine itiraz ediyoruz. Sonuna kadar hak etmenize rağmen 5400 ek gösterge verilmemesine itiraz ediyoruz.
* Bu vatanı canınız pahasına korurken, ailenizle, Türkiye’mizin her bir tarafına hiç düşünmeden, bayrağımızın gölgesi altında giderken külfette aynılaşıp nimette ayrılaşmasına itiraz ediyoruz. Buradan da söz veriyorum. İzmir milletvekili Ümit Özlale olarak İYİ Parti milletvekili olarak ve büyükşehir belediye başkanı adayı olarak ben, biz, sizi başımızın üstünde taşımaya dünden razıyız. Bu haklı mücadelenizde sonuna kadar arkanızdayız.”
“ONURUMUZU KORUMAK İSTİYORUZ”
Emekli Deniz Astsubay Namık Karaca, “Çok büyük bir emekli astsubay kitlesini burada toplamayı başardık. Astsubaylarımız para istemiyor. Para isteyenler bu kadar çok ve büyük bir miktarda bir araya gelmez. Biz onurumuzu korumak istiyoruz. Çünkü biz aşağılanıyoruz. Artık öyle aşamaya geldi ki bize yapılanlar, aşağılanıyoruz. Onurumuzu korumak için bu kadar emekli astsubayı bir araya getirmeyi başarıyoruz. Bundan da çok sevinçliyiz. Umarım bizi yönetenler, bizi aşağılamaktan, horlamaktan vazgeçer ve adaletli bir ücretlendirme sistemi bize uygularlar” diye konuştu.
]]>“İnsanca yaşamak istiyoruz” yazılı pankart açan emekliler, “Mezarda emeklilik istemiyoruz”, “AKP’den hesabı emekliler soracak” sloganları attı.
“EMEKLİLER AÇLIĞA VE SEFALETE MAHKUM EDİLDİ”
Ortak basın açıklamasını okuyan EYT ve Emekliler Federasyonu Başkanı Arzu Lastikçi, 10 bin liralık emekli maaşıyla milyonlarca emeklinin açlığa ve sefalete mahkum edildiğini belirterek, “Emekli maaşı kiraya yetmiyor. Elektrik ve doğalgaz faturaları ödenemez miktarlara ulaşıyor. Emeklinin mutfağı alev alev yanıyor. Milyonlarca emekli açlık sınırının altında yaşıyor. Maaşı yetmediği için günlük gıda harcamalarını tüketici kredisi ve kredi kartıyla karşılamak zorunda kalan emekliler, banka kuyruklarında yaşam savaşı veriyor.” dedi.
“BOŞ LAFLARLA KARIN DOYMUYOR”
İktidarın emeklileri oyaladığını söyleyen Lastikçi, şöyle devam etti:
* “Emekliler böylesine ağır ve zor şartlar altında yaşamaya çalışırken, milyonlarca emeklinin oyunu alarak işbaşına gelen siyasi iktidar, devlet bütçesinden karşıladığı üçer beşer maaş ve huzur hakkı ödemeleriyle yandaşlarına, dost ve akrabalarına ulufe dağıtıyor. İnsanca yaşanacak maaş isteyen milyonlarca emekliye sıra geldiğinde ise; ‘bütçe imkânlarını araştırıyoruz, biraz daha sabredin. Emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz inşallah’ diye aylardan beri oyalıyor. ‘2024 yılını emekliler yılı ilan ettik, Temmuz ayında emekli maaşlarını eşitleyeceğiz’ diyerek, emeklilerin umutlarını ve hayallerini seçim malzemesi olarak kullanmak istiyor. Oysa görünen köy kılavuz istemez. Rakamlar ve gerçekler ortada. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Boş laflarla karın doymuyor.”
“HÜKUMET EMEKLİLERİ DİLENCİ GİBİ GÖRMEKTEN DERHAL VAZGEÇMELİDİR”
“Hükumet, emeklileri dilenci gibi görmekten derhal vazgeçmelidir” diyen Lastikçi, “Yıllarca çalışan, vergi ve sigorta primi ödeyen emekliler sadaka değil, emeğinin ve alın terinin karşılığını istiyor! İnsanca yaşamak emeklilerin hakkı değil mi? Artık yeter! Devlet bütçesi ve maliye hazinesi, dolar milyarderi ve milyoneri bir avuç holding patronu ve müteahhit için değil, milyonlarca yoksul emekli için harcansın” ifadelerini kullandı.
TALEPLERİNİ SIRALADILAR
Açıklamanın son kısmında hükümete ve TBMM’ye seslenen emekliler, “İnsanca yaşanacak maaş istiyoruz” diyerek taleplerini şu şekilde sıraladı:
* “Halen 10 bin lira olarak ödenmekte olan en düşük emekli maaşı başta olmak üzere tüm emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarına Ocak ayından itibaren geçerli olmak üzere 12 bin lira seyyanen ek zam yapılsın.
* Tüm emeklilerle dul ve yetim aylığı alanlara, yılda dört defa asgari ücret tutarında ikramiye ödensin. İkramiye ödemelerinde, çalışan emekli, çalışmayan emekli, özel sandık emeklisi şeklindeki ayrımcı, adaletsiz ve haksız uygulamaya derhal son verilsin. Bankalar Kanununda yer alan 58. Madde acilen değiştirilerek, TBMM’de Ek Torba yasa teklifi ile ‘Özel sandık emeklileri de ikramiye ödemelerinden yararlanır’ şeklinde kanuna ilave edilsin.
* İntibak Yasası acilen çıkarılsın. Aylık Bağlama Oranları yeniden yüzde 70’e yükseltilsin. 3 Mart 2023 tarih ve 7438 sayılı EYT kanununa rağmen hâlâ emekli olamayan EYT’li emekçilerin yaşadığı mağduriyetlerin tamamen ortadan kaldırılması için, eksik bırakılan tüm hakları kapsayacak şekilde EYT Kanunu yeniden düzenlensin.
* Bağkur kapsamı altında, tescil, prim eşitleme ve ihya mağduriyetlerinin giderilmesi, mevcut emeklilik sistemi, Ülkemiz şartlarına uygun değil. Mezarda Emeklilik istemiyoruz. Emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı düşürülsün.
* Ağır işlerde çalışanlara yıpranma payı ve erken emeklilik hakkı tanınsın. Staj süreleri ve çıraklık sigortası SGK başlangıcı sayılsın.
* Emekli maaşlarının, TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon oranlarına göre, hükûmet tarafından tek yanlı olarak belirlenmesi uygulamasına son verilsin. Emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarının toplu sözleşme yoluyla belirlenmesi için, “Emekli Sendikaları Kanunu” çıkarılsın.
* Herkes için eşit, nitelikli, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti ilkesine göre, emekli maaşlarından yapılan tüm sağlık kesintileri iptal edilsin. Konut sahibi olmayan Emeklilere TOKİ tarafından Sosyal Konut projelerinin hayata geçirilsin. Ülkenin gelişme hızından Emeklilere % 100 pay verilsin.
* Emekli yurttaşlara hak ettikleri saygı gösterilsin. Yalnız yaşayan, hasta ve bakıma ihtiyacı olan emekli ve yaşlı Vatandaşlar için devlete ait huzurevi sayısı artırılarak, bakım hizmetleri yaygınlaştırılsın. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamında 4a, 4b ve 4c olarak ayrıştırılan işçi, memur, esnaf ve çiftçi emekli maaşları ile dul ve yetim aylıklarındaki eşitsizlik ve adaletsizlik giderilsin.”
]]>Daha sonra tercümanına dönen Okan Buruk sözlerinin çevrilmesini bekledi ve ‘Sussunlar da konuşalım’ ifadelerini kullandı.
Sessizliğin sağlanmasının ardından konuşan Buruk, maçta çok fazla top kayıpları yaptıklarını belirterek “4 golün 3’ünü top kayıpları sonucunda yedik. İlk yarı daha iyiydik. Bence maç boyunca en büyük sıkıntımız, top kayıpları. Galatasaray’ın seviyesine yakışmayan çok fazla top kaybı yaptık. Özellikle ortada baskı yokken bile yaptığımız top kayıpları vardı. Bunlar da rakibe güç verdi. İki maçta da en büyük sıkıntımız 10 kişi kalmak. Günün sonunda kaybettik. Maçın genelinde kendi seviyemizin çok altında oynadık.” dedi.
Teknik direktör Buruk, rakip takımı aldığı galibiyetten ötürü tebrik ederek “Çok mücadele ettiler, hak ettikleri bir galibiyet aldılar.” diye konuştu. Okan Buruk, hem sol hem de sağ bekte yaşadıkları sorunlarla ilgili soru üzerine, şunları kaydetti:
‘KAAN’IN SAKAT OYNAMASI PERFORMANSINI ETKİLİYOR’
“Sacha Boey son günlerde aramızda ayrıldı. Beklediğimiz bir şey değildi ama böyle bir şey oluştu. Bu da kulüp açısından çok mantıklıydı. Boey’in yerine de bir transfer yaptık. Maalesef Afrika Kupası’nın final maçında oyuncumuz sakatlandı. Bu maçta onu oynatamadık. Sol bekte de Angelino’nun gidişi biraz geç oldu ve oraya hamle yapmak için son güne kadar çaba gösterdik. Köhn’ü, Avrupa listesi kapandıktan sonra almak zorunda kaldık. Şu anda ligde onu kullanıyoruz. İlk maçta da benzer 11 ile oynadık. İkinci yarı Kaan’ın sakat sakat oynaması, performansını etkiliyor. Bugün bizim kaybetmemizin nedeni sağ ve sol bek, savunma oyuncularımız değil. Biz, takım olarak kaybettik. Bunun en büyük sorumlusu benim. Bugün birçok mevki kötü oynadı.”
‘KÖTÜ BİR GÜNDÜ’
Tecrübeli teknik adam, Prag’a moralli geldiklerini dile getirerek “Aslında bireysel performansların kötü olacağı bir durumda değildik. İlk maçı kazanmıştık. Ligde çok iyi bir oyun ortaya koyduk. MKE Ankaragücü maçında da herkesin bireysel performansı çok yüksekti. Bugün bunu oyun içerisinde tam olarak yakalayamadık. Bazen bu tür şeyler olabiliyor. Her oyuncuma çok güveniyorum. Bunun çok üstünde oyunlar oynayacaklarını biliyorum. Bugün bizim için kötü bir gündü. Oyuncularımıza güveniyoruz, onlarla çok daha iyi şeyler yapacağımızı biliyoruz. Hedefimiz yine şampiyon olmak, Türkiye Kupası ve Süper Kupa’yı kazanmak. Bu oyun, bize bundan sonraki maçlar için yetmezdi.” ifadelerini kullandı.
‘PREMIER LİG HAKEMİ FORMDA DEĞİL’
Okan Buruk, karşılaşmanın hakemlerinin performansıyla ilgili ise “Şampiyonlar Ligi’nde de benzer şeyler yaşadık. O yüzden genel olarak hakem yönetimlerinden memnun ve mutlu değiliz. Nedenini bilmiyoruz ama genel olarak kötü performanslara denk geldik. Premier Lig hakeminden daha fazlasını bekliyorsunuz ama formda bir hakem değildi.” değerlendirmesinde bulundu.
Karşılaşmanın ardından yaşanan gerginliğe de değinen Buruk, “Ben maçtan sonra yaşananlar için özür dilemek istiyorum. Maç sonundaki görüntüler hoş değildi. Burada bizim de hatalarımız oldu. Rakibimizin de hataları oldu. Harasin maç sonunda soyunma odasına geldi benden özür diledi. Ben de ona sarıldım, tebrik ettim. Maç sonundaki o karışıklık bize yakışmadı. Orada dördüncü hakem görevini yapsaydı, bunların hiçbiri olmayacaktı ama görevini yapmadı.” dedi.
Teklife göre, İcra ve İflas Kanunu’nda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiği için buna uyum sağlanması amacıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki benzer hükümler dikkate alınarak düzenleme yapılacak. Süre, hafta olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecek.
Hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla İcra ve İflas Kanunu’nun kanun yollarına başvuru bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na uyumunun sağlanması için düzenlemeye gidilecek. Tasdik veya ret kararına karşı borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna, istinaf incelemesi üzerine verilen karara karşı da tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurabilecek.
İcra ve İflas Kanunu’na göre, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yönelik sürede düzenleme yapılacak. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilecek, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak.
Bu düzenlemeler 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe girecek.
KİŞİLİĞİN VEYA MAL VARLIĞININ KORUNMASI
Terörle Mücadele Kanunu’nun “terör örgütleri”ne ilişkin düzenlemesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe uyumlu hale getirilecek.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma hali doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarılıyor. Ergin kişilerin fiil ehliyetinin bulunduğundan hareketle iradeleri ön plana çıkarılarak kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kısıtlanması esas olarak kendi isteğine bırakılırken, toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı bakımından hükümlünün kısıtlanması, kişiliğinin veya mal varlığının korunması kriterine bağlanarak bu konuda vesayet makamına takdir hakkı veriliyor.
Buna göre, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanacak veya kendisine kayyum atanacak. Toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya mal varlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilecek. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, hapis cezasının infazına başlandığını derhal vesayet makamına bildirecek. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinleyecek. Kanun’un kayyumluğa ilişkin hükümleri, niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu düzenleme için de uygulanacak.
Anayasa Mahkemesi kararı gereğince Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için aranan resmi sağlık kurulu raporunun temini amacıyla, yasanın “usul” başlıklı madde hükümlerine başvurulabilecek.
VESAYETİN SONA ERDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi kararı bağlamında Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, resmi sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilecek.
Kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilecek ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla 20 gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilecek. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhal ilgiliye ve yakınlarına bildirilecek. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren 10 gün içinde denetim makamına itiraz edebilecek. Yapılan itiraz, kararın icrasını durdurmayacak. İtiraz, denetim makamınca ivedilikle karara bağlanacak.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilebileceği haller düzenleniyor.
Buna göre, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, hapis halinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacak. Hapis halinin devamı süresince vesayetin sona erdirilmesi, toplam 5 yıldan az olan hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin isteminin bulunması ve toplam 5 yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazına bağlı olarak verilen kısıtlama kararları bakımından kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya mal varlığının korunması sebebinin ortadan kalkması halinde mümkün olacak.
ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEME
Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğe göre, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltilecek. Bu düzenleme, 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç olarak düzenleniyor. Buna göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Bu hüküm sadece silahlı örgütler hakkında uygulanacak.
Örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürümünden ayrı ayrı cezalandırılacak.
Devlet güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen suçlar bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
TCK’DA DEĞİŞİKLİKLER
Teklif ile, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düzenlemeler yapılacak.
Buna göre, TCK’de belirtilen “devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. İşlenen suçun niteliğine göre verilecek ceza, yarısına kadar indirilebilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletiliyor. Düzenlemeye göre, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanı sıra adli kontrol işlemlerine karşı, kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmayan kişiler, tazminat isteminde bulunabilecek.
Konutu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etme şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkan tanınıyor.
Koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak tazminat istemlerinin kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülüyor ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı biçimde sonuçlandırılması amaçlanıyor. Böylelikle, yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanacak. Bu hükümler 1 Haziran 2024’te yürürlüğe girecek.
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kapsamında, sanığa yüklenen suçtan dolayı yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalacak. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde sanık, 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulacak. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecek. Bu süre içinde 1 yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilecek. Denetim süresi içinde dava zaman aşımı duracak.
Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşulu derhal yerine getirilmediği takdirde; mağdura veya kamuya verilen zararın, denetim süresince aylık taksitler halinde sanık tarafından ödenmek suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecek.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kalkacak ve davanın düşmesine karar verilecek.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, mahkeme hükmü açıklayacak. Mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebilecek. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilecek.
HAGB’DE İSTİNAF YOLU
Kanunlarda kesin olduğu yazılı hükümler saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilecek. Karar ve hükümler, istinaf ve temyizde usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, özel bir sisteme kaydedilecek. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde kullanılabilecek.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasa’da koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlara ilişkin uygulanmayacak.
Basit yargılama usulü ile ilgili yapılan değişiklikle, itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilecek ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacak.
Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından, aksi halde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılacak ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacak. Taraflar gelmese bile duruşma yapılacak ve yokluklarında hüküm verilebilecek.
Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılacak. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi halinde duruşma yapılmayacak ve itiraz edilmemiş sayılacak.
İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması halinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanacak.
İtirazın süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, itirazı incelemeye yetkili merciye gönderilecek. Merci bu sebepler yönünden incelemesini yapacak ve kararını gereği için mahkemesine gönderecek. Bu hükümler 1 Haziran’da yürürlüğe girecek.
İSTİNAF SİSTEMİ VE SÜRELERİNDE DEĞİŞİKLİK
İstinaf ve temyiz başvuru sürelerinde uyum sağlanması amacıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle de istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren 2 hafta içinde yapılabilecek.
Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren 2 hafta içinde başvurabilecek.
Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma gerekçelerini yazılı isteminde belirtecek ve bu istemler ilgililere tebliğ edilecek. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilecek.
TEMYİZ İSTEMİ VE SÜRESİ
Temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren 2 hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılacak. Beyan tutanağa geçirilecek ve tutanak hakime onaylatılacak.
Temyiz eden, hükmün neden bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorunda olacak. Cumhuriyet savcısı da temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtecek. Bu hüküm de 1 Haziran’da yürürlüğe girecek.
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde kayyım atanmasına karar verildiğinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanabilecek.
GEÇİŞ HÜKÜMLERİ
Teklifle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan düzenlemelerin yürürlüğe gireceği zamanın belirlenmesi bakımından uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükümleri düzenleniyor.
Buna göre, eski hale getirme kurumuna yönelik süreye ilişkin yapılan değişiklik, 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında kalkan engeller bakımından uygulanacak. Bu tarihten önce kalkan engeller bakımından değişiklikten önceki hükümler uygulanmaya devam edilecek.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz süresi ile kanun yollarına başvuru şekli ve süreleri ile bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına ve cevap sürelerine ilişkin değişiklikler, 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacak. Bu tarihten önce verilen kararlar hakkında da değişiklikten önceki hükümlerin uygulanması sürdürülecek.
Teklifle kanun yollarına başvuru sürelerinin gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması için yapılan değişikliklerin 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacağının kabul edilmesi nedeniyle, bu tarihten önce verilen kararlar bakımından yürürlükten kaldırılan hükümlerin uygulanması sürdürülecek.
Temyiz süresi ile bu sürenin kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlamasına ve cevap süresine ilişkin değişiklikler, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un ilgili maddesi kapsamında olup da 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen kararlar hakkında da uygulanacak.
Teklifte öngörülen kanun yoluna ilişkin değişiklikler, 1 Haziran 2024 ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanacak. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilecek. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebileceğine ilişkin düzenlemeler ancak 1 Haziran 2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından uygulanabilecek. Bu tarihten önce verilen söz konusu kararlarıyla ilgili değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanacak.
1 Haziran 2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz yoluna başvurulabilecek ve bu itirazlar, değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılacak.
İstinaf kanun yolu incelemesinden geçmemiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması nedeniyle hükmün açıklanması veya yeniden kurulması halinde, açıklanan veya yeni kurulan hükmün tabi olduğu kanun yolu korunacak.
Mahkeme, sanığın kabul etmemesi halinde de koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecek; ancak 1 Haziran 2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam edilecek.
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, silahlı örgüte silah sağlama, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde yargı mercilerince kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atanabilecek.
MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİ
Teklifle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un adı “Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun” şeklinde değiştiriliyor.
Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla manevi tazminat ile Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi her türlü zararın tazmini istemiyle müracaatlar Komisyona yapılacak.
Müracaatın ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve verilecek tazminat miktarının saptanmasında Komisyon, gerekli gördüğü araştırmaları yapmaya veya üyelerden birine yaptırmaya ya da cumhuriyet başsavcılıklarından bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmeye yetkili olacak.
Komisyonun giderleri, Bakanlık bütçesinden karşılanacak. Komisyona müracaatlar, elektronik ortamda da yapılabilecek.
Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılacak müracaatın şekli ve süresine yönelik de düzenleme yapılıyor. Bu kapsamda, Komisyona müracaat, soruşturma, kovuşturma veya yargılama sürecinde ya da en geç bunların kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde yapılacak. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde müracaat edemeyenler, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte müracaat edebilecek.
Müracaatta bulunan kişinin dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi zorunlu olacak.
Komisyon, dilekçedeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi halde istemin reddedileceğini ilgiliye bildirecek. Dilekçedeki eksikliğin süresinde tamamlanmaması halinde müracaat, Komisyonca reddedilecek.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkin usul ve esaslar da belirleniyor.
Komisyona müracaat, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren 3 ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde yapılacak.
Ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamında olmasına rağmen Komisyona yapılan istemler, ağır ceza mahkemesine gönderilecek. Komisyonun görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise Komisyon, görev alanına girmeyen istemleri ayırarak ağır ceza mahkemesine gönderecek. Bu hallerde Komisyona yapılan istem tarihi esas alınacak. Komisyon ile ağır ceza mahkemesi arasında görev konusunda anlaşmazlık çıkması halinde Komisyonun görevine giren işlerin tespiti amacıyla ağır ceza mahkemesi veya Komisyon, kesin olarak karar verilmek üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesine başvuracak.
Komisyonun, tazminat istemlerine ve tazminatın geri alınmasına ilişkin yapacağı değerlendirmede Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili hükümleri uygulanacak. Komisyon tarafından verilen tazminatlarla ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca cumhuriyet savcısının tazminatın geri alınmasına ilişkin yazılı istemleri Komisyona yapılacak.
Yapılan müracaatlar hakkında 9 ay içinde karar verecek olan Komisyon, ayrıca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda gerekçeli olarak karar verecek.
Komisyon, usul ekonomisini gözeterek benzer nitelikteki müracaatları birleştirerek karar verebilecek.
Teklifle ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı durumlarda Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilenler ile incelemenin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediği gerekçesiyle düşme kararı verilenlerin belirlenen süre içinde müracaat etmesiyle dosyanın Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesine imkan tanınıyor.
Anayasa Mahkemesince düşme kararı verilen veya 10 Ekim 2023 tarihinden itibaren doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesine dayanan kabul edilemezlik kararları, tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde müracaat üzerine Komisyon tarafından incelenecek.
Öte yandan Komisyonun iş yükü dikkate alınarak Adalet Bakanı tarafından Komisyon bünyesinde ilave heyetler oluşturulması amacıyla üye ataması yapılabilecek. Bu üyeler, Komisyon üye tam sayısına dahil olmayacak. Bu durumda oluşturulacak ilave heyet sayısı 5’i geçemeyecek. Bu hüküm, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle uygulanacak. Adalet Bakanı, bu süreyi 2 yıl daha uzatabilecek.
ÖZEL NİTELİKLİ KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENME ŞARTI
Düzenlemeyle özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları, güncel ihtiyaçlar ve Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü nazara alınarak yeniden düzenleniyor.
Teklifte, özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin yasak olduğuna dair hüküm muhafaza edilirken özel nitelikli kişisel verilerin işlenebileceği haller de sayılıyor.
Bu verilerin işlenmesi, ilgili kişinin açık rızasının olması, kanunlarda açıkça öngörülmesi, rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin veya başkasının hayatı, beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, ilgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması, sır saklama yükümlülüğü altındaki kişiler veya yetkili kuruluşlarca kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması, istihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alan hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması gibi durumlarda mümkün olacak.
KİŞİSEL VERİLERİN YURT DIŞINA AKTARILMASI
Teklifle, kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulü de yeniden düzenleniyor.
Kişisel veriler, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı ülke, uluslararası kuruluş veya ülke içerisindeki sektörler hakkında yeterlilik kararı bulunması halinde veri sorumluları ve veri işleyenler tarafından yurt dışına aktarılabilecek.
Yeterlilik kararı, Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından verilecek. Kurul, ihtiyaç duyması halinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü alacak. Yeterlilik kararı, en geç 4 yılda bir değerlendirilecek. Kurul, değerlendirme sonucunda veya gerekli gördüğü diğer hallerde yeterlilik kararını ileriye etkili olmak üzere değiştirebilecek, askıya alabilecek veya kaldırabilecek.
Düzenlemede yeterlilik kararı verilirken dikkat edilecek hususlar da yer alıyor. Bu hususlar, “kişisel verilerin aktarılacağı ülke, ülke içerisindeki sektörler veya uluslararası kuruluşlar ile Türkiye arasında kişisel veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumu”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin ilgili mevzuatı ve uygulaması ile kişisel verilerin aktarılacağı uluslararası kuruluşun tabi olduğu kurallar”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkede veya uluslararası kuruluşun tabi olduğu bağımsız ve etkin bir veri koruma kurumunun varlığı ile idari ve adli başvuru yollarının bulunması”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin veya uluslararası kuruluşun, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili uluslararası sözleşmelere taraf veya uluslararası kuruluşlara üye olma durumu”, “kişisel verilerin aktarılacağı ülkenin veya uluslararası kuruluşun, Türkiye’nin üye olduğu küresel veya bölgesel kuruluşlara üye olma durumu”, “Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler” şeklinde sıralandı.
Kişisel veriler, yeterlilik kararının bulunmaması durumunda, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı, ilgili kişinin aktarımın yapılacağı ülkede de haklarını kullanma ve etkili kanun yollarına başvurma imkanının bulunması ve düzenlemede belirtilen güvencelerden birinin taraflarca sağlanması halinde yurt dışına aktarılabilecek.
Standart sözleşme, imzalanmasından itibaren 5 iş günü içinde veri sorumlusu veya veri işleyen tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurumuna bildirilecek. Bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 50 bin Türk lirasından 1 milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilecek.
Kurulca verilen idari yaptırım kararlarının mahiyeti dikkate alınarak bu kararlara karşı idare mahkemelerine dava açılması imkanı tanınıyor. 1 Haziran 2024 tarihi itibarıyla daha önce açılan ve halen sulh ceza hakimlikleri önünde bulunan dosyalar, bu hakimliklerce nihai karara bağlanacak.
Teklifle, öngörülen genel düzenleyici işlemlerin Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından hazırlanmasına imkan sağlamak amacıyla, değişikliklerin yürürlük tarihi 1 Haziran 2024 olarak belirleniyor.
ADLİ PARA CEZASININ ALT VE ÜST MİKTARINDA ARTIŞ
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirleniyor ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul ediliyor. İcra ve İflas Kanunu, İnfaz Hakimliği Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un bazı maddelerinde uyum düzenlemesi yapılıyor.
Düzenlemeyle, bir güne karşılık gelen adli para cezasının miktarı artırılıyor, buna bağlı olarak mahsup, ön ödeme ve istinaf kanun yoluna başvuru hükümlerinde yer alan parasal sınırlar değiştiriliyor.
Buna göre, adli para cezalarında cezanın alt sınırı 2 bin 500 Türk lirası, üst sınırı 500 bin Türk lirası olarak düzenleniyor. Ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak 500 Türk lirası esas alınacak.
İdari para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, 3 bin Türk lirasından 15 bin Türk lirasına çıkarılıyor.
SÜRELER YEKNESAKLAŞTIRILIYOR
6 Şubat depremlerinin oluşturduğu yıkımın telafisinin hızlı ve etkili bir şekilde sağlanması için sanayi alanı olabilecek yerlerin, fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek alanın durumuna göre ilgili kurumların görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilirken malikleri tarafından depremler nedeniyle yıkılan veya kullanılamayacak kadar hasarlı durumda olan sanayi iş yerlerinin borçlandırılarak yerinde yeniden inşası veya güçlendirilmesi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yapılıyor. Yatırım programında olan veya sonradan programa dahil edilen sanayi sitelerinin altyapı ve üstyapı inşasının tamamına kadarı, mimarlık, mühendislik hizmetleri dahil proje tamamlanana kadar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca krediyle destekleniyor.
Bu bağlamda teklifle deprem bölgesinde sanayi altyapısının güçlendirilmesine yönelik destek ve uygulamaların süresi bir yıl daha uzatılacak.
Düzenlemeyle kanun yollarına başvuru sürelerinin yeknesaklaştırılmasına ve bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına dair değişiklikler de yapılıyor. Uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükmü getiriliyor ve ilgili kanunlarda yapılan değişikliklerin 1 Haziran 2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar bakımından geçerli olacağı kabul ediliyor. Böylece hak kayıplarının önlenmesi ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanıyor.
AKP milletvekillerinin önergesiyle, vekalet ücretinin dağıtımına ilişkin madde tekliften çıkarıldı.
Teklifin kabul edilmesinin ardından açıklamalarda bulunan Komisyon Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, komisyon üyelerine, teklifin ilk imza sahibi milletvekillerine, Adalet Bakanlığı bürokratlarına teşekkür etti.
Kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinin 17 saat 20 dakika sürdüğünü bildiren Yüksel, “Kanun teklifinin komisyon görüşmeleri verimli ve başarılı gerçekleştirilmiştir. Bundan sonra yapacağımız tüm çalışmaların da aynı şekilde gerçekleştirilmesini temenni ediyorum. Bu kanun teklifi önümüzdeki hafta Genel Kurul’da görüşülecektir” dedi.
]]>Törende konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yaptıkları çalışmalarla, halk sağlığını koruduklarına ve çevre kirliliğinin önüne geçmiş olduklarına vurgulayarak “Haziran 2019’dan bu yana tamamlanan ve yatırımı devam eden işler gözünün önüne alındığında, altyapıya bugünün fiyatlarıyla, -memleketimizde enflasyon bizi öyle bir alabora etti ki, dünü bugünle kıyaslamak zor- onun için bugünün fiyatlarıyla, yaklaşık 94 milyar lira yatırım yapmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz.
Bu yatırımlardan kimler, hangi partililer yararlanacak diye düşünmek, bizim aklımıza bile gelmedi. Bizim aklımıza bile gelmeyen, başkasının aklından çıkmıyor. Yani bu garip bir durum. Normal bir insan, zaten böyle düşünmez. Bu ülkenin yönetimine böyle ayrımcı, böyle akıl dışı bir anlayış hakim maalesef ne yazık ki; üzülüyorum. Bir kamu yöneticisinin, bir siyasetçinin, bir devlet insanının nasıl böyle bir laf edebileceğini ben anlamıyorum” diye konuştu.
“İMAMOĞLU İMZASI VARSA TEK KURUŞ KREDİ VERMİYORLAR”
“Bunlar, işi gücü bırakıp, altyapı yatırımlarını bile bazen kimin yaptığına bakıyorlar” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“Sadece vatandaşa bu tehdidi yapmıyorlar çoğu zaman. Mesela, eğer bir altyapı projesi varsa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılıyorsa, altında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu imzası varsa, kamu kaynaklarından tek bir kuruş bile kredi vermiyorlar.
Devlet kurumlarının bu anlamda partizanlık yapsın diye organize edildiği bir ortam yaşıyoruz. Tek dertleri ne biliyor musunuz? Bize engel olmak. Ama söyleyeyim; bize engel olamazsınız. Bu millet size hak ettiğiniz dersi verecek. Biz, sizin hayallerinizin bile yetişemeyeceği kadar çok iş yapıyoruz.”
“O SÖZLERİN ESAS SAHİBİ ŞİMDİ TÜRKİYE’Yİ GEZİYOR”
Eski İBB Başkanı Mevlüt Uysal’ın “bize oy verenlere metroyu götüreceğiz” sözlerini hatırlatan İmamoğlu şöyle konuştu:
“Biz, o sözleri sadece o kişiye mal ettik önce. Ama sözlerin esas sahibini, şimdi Türkiye’yi gezerken görüyoruz. Yarın İstanbul’a gelince de aynısını diyebilecek mi bakacağız.
Yapınca bizde cevaba hazır. Onu söyleyeyim. Tabii, ‘Bize oy vermeyene hizmet de götürmeyiz’ diye kabadayılık taslayanların bu hallerine, ben acıyorum. Kendilerine oy veren vatandaşlarımıza doğru dürüst iş yapıyorlarmış gibi de bu arada.
Şunu söyleyeyim: Bakın, siz hükümetsiniz. Sizin yapacağınız hizmet… Her şeyden önce bu ülkede en güncel sorun ne? E-ko-no-mi. Ekonomiyi düzeltin kardeşim.
Vatandaşın iyi bir yaşamı için gereken geliri elde etmesini sağlayan maaşını, evine götüreceği parayı, onu sağlayın. Sağlığı düzeltin. Eğitimi düzeltin. Milletin canı yanıyor. Daha da önemlisi ne? Adaleti düzeltin, adaleti. En kötü sınavda kaldığınız yer”
“VATANDAŞ SANDIKTA HADDİNİ BİLDİRİR”
“Hangi birini düzelttiniz de ‘Ona hizmet götürürüm, buna götürmem’ diye efeleniyorsunuz” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
“Siz, bu hale düşürdüğünüz ekonomiyle, zaten kimseye doğru dürüst hizmet götüremiyorsunuz. Yöneticiler, depremzedelere bile, ‘Oy ver, hizmet al’ diyecek kadar ne yazık ki kibre kapılmış durumda. İnanın devlet yöneticiliği, devlet terbiyesi, demokrasi, hukuk; bütün bunlar, milli iradeyi bu şekilde hiçe saymaya kalkarsa, vatandaşın da yapacağı şey bellidir.
Sandıkta, yöneticilerin bu şekilde buyuran, bu şekilde üstenci, bu şekilde kibirli, bu şekilde had bildirene, vatandaş, yöneticilere seçimde, sandıkta hem haddini bildirir hem de ağzının payını verme konusunda hakkı doğmuş olacak. Sizler bunun hakkını vereceksiniz diye düşünüyorum.
31 Mart’ta kesinlikle en üst seviyede vatandaşımızın hakkını kullanacağını düşünüyorum. Hem bu şehir için en doğrusunu seçmenizi hem de bu ülkenin ayrımcılıkla, partizanlıkla yönetilmeyeceğini gösterin. 31 Mart’ta yapacağınız seçim, inanın ne seçimidir biliyor musunuz? Ayrımcılıkla birleştiricilik arasındaki seçimdir.
Tek adamcılıkla halkçılık arasındaki tercihtir. Milletin, memleketin malı olan, yeşil alanı gasp eden ya da bu şehirde her tarafı imar yoğunluğuna boğan ya da Kanal İstanbul gibi baş belası bir süreci tercih edeni mi ya da icraatiyle bu şehri güzelleştiren, meydanlarını, derelerini, altyapısını, üstyapısını, metrolarını, kreşlerini ya da milletin parasını millete dağıtanı mı seçeceksiniz?”
“ANCAK TELEVİZYONLARDA KONUŞABİLİRLER”
“Biz, göreceksiniz vatandaşın her derdine yetişecek ve vatandaşı için koşacak bir enerjiye de sahibiz. Enerjimizin kaynağını merak edenler var ise, söyleyeyim. Mesela bugün bir ilkokul, ortaokul, lise ziyareti yaptım. Enerjimi aldım, çıktım. Biraz enerjim düşse, bir tane mahalle pazarına giriyorum. Orada annelerimiz, teyzelerimiz, kardeşlerimiz ya da evlatlarımızla buluşuyorum. Vallahi billahi moralim en yüksek seviyeye çıkıyor. Onun için, ‘Gelin birlikte dolaşalım, enerjimizin kaynağını kendi gözleriyle görsünler’ diyeceğim ama dolaşmaya cesaretleri yok. Gelemezler pazara, mahalle aralarına. Ancak ve ancak televizyonlardan konuşabilirler.
KAĞITHANE TURU YAPTI
Törenin ardından Kağıthane turuna çıkan İmamoğlu ve CHP Kağıthane Belediye Başkan Adayı Tonguç Çoban, Cendere Caddesi, Talatpaşa Caddesi, Büyükdere yan yol Caddesi ve İbrahim Karaoğlu Caddesi hattı boyunca vatandaşları selamladı.
]]>Raporda dikkat çekilen sorunlar ve çözümlerine ilişkin sunulan öneriler şöyle:
*Resmi rakamlara göre 50 bini aşkın insanımız hayatını kaybetti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 24 Şubat 2023 tarihli raporuna göre, depremin yaşandığı bölgedeki toplam bina sayısı 717 bin 614 olarak açıklandı.
*Yaşanan afetin ardından tarihi yapılarla birlikte 35 bin bina yıkıldı, 300 bine yakın bina ağır hasar aldı, 2 milyon kişi barınma sorunu yaşıyor. 5 milyona yakın kişi farklı bölgelere göç etti, 700 bine yakın insan geçim olanaklarını kaybetti. Hatay ise en büyük yıkımın meydana geldiği şehir oldu.
*AKP, 20 yıllık iktidarı boyunca kamu kurumlarının özelleştirilmesine, halkın doğal varlıklarının talanına, mülksüzleştirme ve el koyarak birikime dayanan neo-liberal ekonomi politikaları uyguladı. Büyük bir kısmı inşaat sektörü üzerinden işleyen bu sermaye birikim rejimi, denetimsiz ve kontrolsüzce yapılan otoyol, köprü, tünel, havaalanı, şehir hastaneleri vb. mega sabit sermaye yatırımlarına dayanmakla birlikte, müşteri garantili ihalelerle yandaş, asalak sermaye gruplarına peşkeş çekildi.
*Üstelik deprem vergisi gibi kamu için harcanması gereken paraların buralara harcandığı, insanların gözlerinin içine baka baka alay edercesine bir kibirle itiraf edildi.
“KRİZ DİNAMİĞİNE DÖNÜŞTÜ”
*Bu vahşi sermaye birikim rejiminin sürekliliği, halkın müşterek varlıklarının üzerine çöken sermayeyi, toplumsal kesimlerden koruyacak merkeziyetçi otoriter bir rejimle mümkün olabilirdi. Kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı, parlamentonun rafa kaldırıldığı, yetkilerin tek adamda toplandığı rejim bu ihtiyaç üzerine inşa edildi.
*Kamusal tüm kurum ve mekanizmaların dağıtılarak tek adama bağlandığı sistem halkın can ve mal güvenliği söz konusu olduğunda hareket edemez bir niteliğe büründü.
*En ufak kararlarda bile gözlerin tek adama çevrilmesi, en ufak bir planlamaya, akla sahip olamayan kurum ve kadroların (AFAD, TSK, vb.) yaraları sarmak yerine yaralarını sarmaya çalışan toplumsal kesimlerin önünde engele ve kriz dinamiğine dönüştü. Bu ekonomik ve siyasal durum 6 Şubat depremini bir felakete dönüştürdü.
“HATAY, HALA SAĞLIK LİMİT DEĞERİNİN DÖRT KATI TOZ SOLUYOR”
*Depremden etkilenen toplumsal kesimler ise depremin ilk gününden bugüne, yaşanan felaketin yaralarını dayanışmayla sarmaya devam ediyor.
*Hatay Depremzede Derneği olarak, bu dayanışma ve hak mücadelesini Hatay’da sürdürmeye devam ediyoruz. Depremin yaralarını sarması gereken siyasal iktidar ve devlet kurumları o günden bugüne sorunları çözecek köklü adımlar atmadığı için yaşanan bir yıllık süreçte barınma hakkından, eğitim hakkına, sağlık hakkından çevre ve mülkiyet hakkına, ekonomik, sosyal, siyasal ve demografik sorun ve hak ihlallerini Hatay halkı yaşamaya devam ediyor.
*Çocukların ve gençlerin yaşamış olduğu psikolojik yıkımlarının yanı sıra eğitime dair yaşadıkları derin eşitsizlik sürüyor. Deprem bölgesinde eğitime dair sorunların hızlıca çözülmesi gerekmektedir.
*Anayasal bir hak olan sağlık hakkına erişemeyenler olarak tam teşekküllü hastane talebimizde ısrarcıyız. Hali hazırda var olan yönetmelikler, mevzuatlar ya da kanunlar deprem koşullarına göre revize edilerek halkın ihtiyaçları karşılanmalıdır.
*Mahallelerde nüfusu gözetilmeksizin Aile Sağlık Merkezlerinin oluşturulması gerekmektedir. Enkaz kaldırma süresince özensiz davranılmıştır. TTB’nin son raporuna göre Hatay, hala sağlık limit değerinin dört katı toz soluyor.
*Sağır sultan bile depremin yaşanabileceğini biliyorken ne iktidar ne de yerel yönetimler bu konuda önlem almamışlardır.
*Zemin sıvılaşmasının yoğun olduğu, altından fay hattının geçtiği Amik Ovası’na tüm uyarılara rağmen hastanenin, havaalanının, stadyumun yapılmasında ve bu yapılarla birlikte barınma amacıyla inşa edilen yapıların artmasında, kentin o bölgeye doğru yönelmesinde depremle birlikte yaşamını yitiren insanların sorumlularının bu yaşanılanlardan sonra özeleştiri vermemesini, istifa etmemesini yetmezmiş gibi bizleri tehdit etmesini Hatay halkı olarak unutmayacağız affetmeyeceğiz.
“ATILMASI GEREKEN ADIMLAR HIZLICA ATILMALIDIR”
*Kentteki demografik yapı, kültürel ve tarihsel dokunun önemi Hatay halkı için çok önemli bir yerde duruyor. Kentin yeniden inşasında atılacak tüm adımların kentin bu hassasiyeti gözetilerek atılması gerekmektedir.
*Rezerv alan ile endişelenen bu halk, komşusunu, mahallesini ve tarihsel hafızasını korumak istiyor. Deprem sonrası yaşlılar, engelli bireyler gibi ampüte bireyler ve kimsesiz kalmış çocuklar gibi vatandaşlardan oluşan devasa dezavantajlı gruplar meydana geldi.
*Bu vatandaşlarımızın yaşamış olduğu sorunlar görülmüyor, duyulmuyor. Deprem sonrası yakınlarının hayatını kaybedip kaybetmediğini dahi bilemeyen kayıp aileleri aylardır seslerini duyurmaya çalışıyor. Demak Derneği, yakınları için hayatlarını kaybetmiş olsalar da buna dair küçük bir ipucu istiyor.
*Bunca mağduriyet yaşayan bir halk, maalesef hak arama konusunda başını kaldırıp haklarıyla uğraşabilecek bir noktaya dahi gelemedi. Riskli alan, rezerv alan, yerinde dönüşüm, hak sahipliği gibi kavramların tartışıldığı ama halkın ihtiyaçlarını ne denli karşıladığının tam bir muamma haline geldiği kavramlar, halkı belirsizliğe ve kargaşaya sürüklüyor.
*Tüm bu muğlaklara ve hak kayıplarına rağmen sorularına yanıt alamayacağını düşünen bu yüzden dava açmaktan geri duran bir halkın çaresiz bırakılmasına izin vermeyeceğiz.
*Sanayi, ticaret, tarım, inşaat, turizm gibi alanlarda yaşanan sorunlar; daha önce kendi ekonomik döngüsüyle yaşamını sürdürmeye çalışan, yıkık bir kent sonrası ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan bir halkın bu kentte yaşamasının önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Kentin üretime dayalı ve kamucu bir ekonomik döngüye yeniden kavuşturulması için atılması gereken adımlar hızlıca atılmalıdır.
“DEVLETİN BU KENTE ÖZEL BİR BÜTÇE AYIRMASI ELZEMDİR”
*Depremin ilk günlerinde yalnız ve çaresiz bırakılan, ölüme terk edilen bu halk kendisine yaşatılanları asla unutmayacak, asla affetmeyecek. Alınması gereken tüm önlemler alınmış olsaydı bu kadar bina yıkılmayacaktı, afete hazırlıklı olunsaydı ve gelen yardım ekiplerinin kente girişi engelenmemiş olsaydı bu kadar insanımız yaşamını yitirmeyecekti.
*Hatay halkı olarak, bundan sonra nerede olursa olsun yaşanabilecek tüm depremler için uyarıyoruz; Önlem alınsın, bir daha insanlar ölmesin, hayatlar ve geleceğimiz kararmasın. Evlerinden, sokaklarından, komşularından, topraklarından, memleketlerinden uzaklaşıp göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın yanı sıra bu ağır koşullara dayanamayıp bu belirsizlik yumağı içinde kalanlarımız da göçe zorlanıyor.
*Kentte yaşanan elektrik, su, internet, kanalizasyon, yol, ulaşım gibi alt yapı ve üst yapı temelli sorunlar kurumlar tarafından sahiplenilmiyor ve ‘başka kurumların sorumluluğunda’ denilerek halk çaresiz bırakılıyor.
*Bu denli devasa sorunlar ortada dururken halen bu kent için Özel Afet Bölgesi ilan edilmemesinin özel bir sebebi var mı? Eğitimin, sağlığın, ulaşımın ve daha birçok alanın nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz olması; üreticilerin ekonomik anlamda desteklenmesi; istihdamın sağlanması ve işsizliğin giderilmesi; kalıcı konutların hızlıca ama güvenli bir şekilde ücretsiz teslim edilmesi, esnafların desteklenmesi, kamu çalışanlarının maaşlarında iyileştirme yapılması gibi taleplerimizin karşılanması için devletin bu kente özel bir bütçe ayırması elzemdir.
*Bu kapsamda Hatay halkı olarak, Hatay’da yıkımın en ağır yaşandığı; Antakya, Defne, Samandağ, Kırıkhan, İskenderun ve Arsuz ilçeleri için Özel Afet Bölgesi ilan edilmesini talep ediyoruz.
]]>Mitinge, EMADDER üyeleri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Mitingde “Kademe yoksa oy da yok” sloganları atıldı. Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt da katılarak destek verdi.
“BU ADALETİ SAĞLAMAK ZORUNDADIR”
Dernek Başkanı Uğurlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
*Emekli olmak haktır, keyfi yasalar yaptırımlar ile çalışan üreten ve emeklilik primlerini doldurmuş insanlara 17-20 sene de yaş bekle demek çok büyük haksızlıktır. Ülkemizde tabii ki sosyal güvenlik alanında çeşitli düzenlemeler yapılabilir.
*Ama bu düzenlemelerin adaletli hakkaniyetli olması gerekir. 2000 yılından sonra bu kadar yaş uçurumu olması asla ama asla kabul edilemez. Bu yanlıştan hemen bir an önce dönülmeli ve bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
*Devletimiz ve onu yönetenler bu adaleti sağlamak zorundadır. Ne yazık ki bu ülkede sistemin ve SGK’nin bütün yükü, kasası 9 Eylül sonrası çalışanlara yüklenmiştir.
“BORÇLU DEĞİL ALACAKLIYIZ”
*Bizler kasa değiliz. 5000 günlü hiç değiliz. Fazlası ile ödedik primlerimizi. Borçlu değil alacaklıyız alacaklı. Bir kesime kıyak üstüne kıyak yapılırken daha çok emeği olan daha çok prim yatırmış insanlara emekli olmak imkansız hale getirildi.
*Bu mu emeğe saygı, bu mu emekçiye saygı, mezara girsin de maaş almasın mı? Önce 1999 da, sonra 2008 de yapılan yasalar ile emekli olmak, mezarda olacak hale denk getirildi. Yani sen çok çalış 7000 gün doldur sonra 17 yıl bekle ömrün yeterse emekli ol demek, öl demek öl.
*Anamızın ak sütü gibi helal olan hakkımız için, 2. sınıf vatandaş muamelesini kabul etmediğimiz için bizlerde bu ülkenin vatandaşı olduğumuz için hak edilmiş emeklilik haklarımız için bir tarihle bizleri düşman edip çalışma barışımızı bozduğunuz için gecemiz gündüzümüz çalınan geleceğimiz için 31 Mart günü sandıkta adalete oy vereceğiz.”
“TESLİM ET SAYIN CUMHURBAŞKANI”
EMADDER mitingine konuşmacı olarak katılan DP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt da, “Saray buraya yakın. Recep Ağabey dün Ordu’da, ‘Ayşeler, Fatmalar, Emineler uzaya gideceksiniz’ dedi. Ben de Recep Ağabeye diyorum ki, EMADDER’in Ayşeleri, Fatmaları, Emineleri uzaya gitmeyi değil emekli olmayı istiyor. Sayın Cumhurbaşkanı, sen önce bu insanların hakkı olanı teslim et. Milyonlarca insan çocuğuna ayakkabı için, evine aş için, ekmek için emeklilik hakkını arıyor. Bırak uzaya gitmeyi, Ordu’dan, Afyon’dan, Kırıkkale’den gelmek için para arıyor. Sen önce bu insanlara haklarını teslim et Sayın Cumhurbaşkanı. Emekliye ikramiye verecek Turgut, emekliye ikramiye verecek Murat Kurum. Verene kadar gel bu meydanda da kademeliye hakkını ver.”
Mitinge katılan bir vatandaş şunları söyledi:
“Ankara’dan 600 tane milletvekiline sesleniyorum, 1 günün karşılığı 17-20 yıl olur mu? Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bakanlarım, 1 gün işe geç girdim diye aynı yaştaki arkadaşlarımdan 20 yıl sonra emekli olmam adalet mi? Duyun bizi, yeter…”
“BİZ BORÇLU DEĞİLİZ, ALACAKLIYIZ”
Bir başka vatandaş ise, “Benim yaşım 48. Akranlarımın hepsi emekli oldu. Prim günüm 8000. Bana daha 17 yıl sonra emekli olacaksın diyorlar. Biz borçlu değiliz, alacaklıyız. Hakkımızı alana kadar durmayacağız. Direne direne hakkımızı alacağız” dedi.
“MEZARDA EMEKLİLİĞE HAYIR”
EMADDER üyesi Elvan Bostanoğlu ise şunları söyledi:
“Hakkımız gasp edildi. İş barışı bozuldu. Ben EYT’yi 7 ay ile kaçırdım. O dönemde üniversite okuyordum. Mayıs 2000’de işe başladım, akranımdan 20 sene sonra emekli olmam isteniyor. Benden küçük arkadaşlarım emekli olu. Biz bunları hak etmedik. Mezarda emekliliğe ‘hayır’ diyoruz. Devletten, SGK yasalarında köklü bir reform bekliyoruz. Adında ‘adalet’ olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden adalet bekliyoruz.”
“BİZ FAZLA ÖDEDİĞİMİZ PRİMLERİMİZLE CEZA ALDIK”
Mitinge katılan bir başka vatandaş Taner Şentürk ise, bir gecede ikinci sınıf vatandaş yapıldıklarını belirterek, “8060 gün primim var. Benim yanımda çalışan iş arkadaşım 5900 günde emekli oluyor. Ben adaletsizliğe karşı buradayım. Mağduriyetimizi haykırmaya karşı buradayım. Biz fazla ödediğimiz primlerimizle ceza aldık. Ben 50 günle EYT’yi kaçırdım. 12 yıl daha fazladan çalışacağım” diye konuştu.
İkiz çocuklarıyla birlikte eyleme gelen Murat Özdemir ise şunları ifade etti:
“İkiz kardeşim emekli oldu. Benden 1 yaş büyük ablam emekli oldu ama ben 17 yıl bekleyeceğim. Yani adalet yok, adalet istiyoruz. Kademeli emekliliği bir an önce getirsinler.”
]]>Ses kayıt cihazında Fatma Y.’nin, üvey kızı B.Y.’ye farklı tarihlerde hakarette bulunup, eziyet ettiği ve insan dışkısı yedirdiği ortaya çıktı.
CY.’nin şikayeti üzerine eşi Fatma Y. hakkında ‘eziyet’ suçundan dava açıldı. Kayseri 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında tutuksuz sanık Fatma Y., B.Y. ve C.Y.’nin avukatı Mustafa Avşar hazır bulundu.
Fatma Y., “İddia edildiği gibi B.Y.’ye hiçbir kötü muamelem olmadı. C.Y. ile ikinci evliliğimi yaptım. Babası ile evlendiğimde B.Y., 2 yaşındaydı. Ses kaydı alındıktan sonra 2 sene daha evli kaldık. Bir kez boşandık, tekrar evlendik. Böyle bir şey yapmış olsaydım, B.Y.’nin babası benimle ikinci kez evlenmezdi” dedi.
“HAKARET EDİP, OKLAVAYLA DÖVERDİ”
Üvey annesinin kendisine şiddet uyguladığını anlatan B.Y., “Banyoda saçımızı çekiyordu. Kafamızı suya daldırıp, orada bekletiyordu. Babam işten dönünce bize iyi davranıyordu. Hakaret edip, oklavayla döverdi. Tuvaleti yedirirdi, acı biber yedirirdi” diye konuştu.
Mahkeme hakimi, sanık Fatma Y.’yi, ‘çocuğa karşı eziyet’ suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim, sanığın daha önce mahkumiyetinin bulunması, suç konusunun önem ve değeri nazara alınarak sanığın etkin pişmanlık gösterip, yeniden suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluşmadığından sanık hakkında ‘iyi hal’ indirimi yapmadı.
Avukat Mustafa Avşar’ın, sanığın en üst sınırdan ceza alması gerektiği gerekçesiyle karara itiraz edip, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdığı öğrenildi. Diğer yandan B.Y.’nin babası ile Fatma Y.’nin boşanma aşamasında olduğu, davalarının sürdüğü belirtildi.
“2 YIL EZİYETE UĞRAMIŞ”
Karar sonrası B.Y.’nin babası C.Y. ilk kez konuştu. İlk evliliğinden 2 çocuğunun olduğunu, oğlu Recep’in 2020 yılında ranzadan düşerek hayatını kaybettiğini anlatan C.Y., “Oğlumu kara toprağa verdim. Kızımın da davranışlarında değişiklikler görünce evime ses kaydı koymak zorunda kaldım. Kızımın çok ciddi bir eziyete maruz kaldığını üzülerek tespit ettim. Evladım maalesef ki 2 yıl eziyete uğramış. Bunu öğrendikten sonra avukatlarımla yasal sürece başvurdum. Kesinlikle verilen kararı iyi bulmuyorum. Sanığın aldığı 5 yıl hapis cezası çok az. Sanık değil 5 yıl, 15 yıl ceza alsa da evlatlarımın gözünden akan bir damla yaşın karşılığı olamaz. Dosyanın emsal durum olması, ülkemdeki diğer evlatların korunması için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağım. Evlatlarıma çektirdiklerinin karşılığı olmasa da sanığın tutuklanmasını ve en yüksek cezayı almasını istiyorum” dedi.
“NE ZAMAN ADALET YERİNİ BULACAK”
Kızı B.Y.’nin psikolojisinin bozulduğunu anlatan C.Y., “Kızım, sürecin başından beri psikolojik tedavi görüp, terapi alıyor. İlk zamanlarda altına kaçırıyor ve sürekli ağlıyordu. Tedavisi için elimden geleni yapıyorum. Her iki çocuğum eziyet çekti. Oğlum Recep sanık ile aynı evdeyken vefat etti. Kızım 2 yıl boyunca eziyete maruz kaldı. Sanık 5 yıl hapis cezası alıp, duruşma salonundan gülerek çıkıp gitti. Sanık elini kolunu sallayarak gezerken; kızım ile psikolog kapılarında bekliyorum. Yetkililere sesleniyorum. Sizin evlatlarınız et-balık yerken; benim kızıma bu sanık tarafından dışkısı yedirilmiştir. Bu durum hak mıdır? Ne zaman adalet yerini bulacaktır? Evladımın acısı dinecek midir? Yalnızca benim çocuğum için değil, tüm eziyete uğrayan yavrularımız için adalet istiyorum” diye konuştu.
]]>Ev sahibi Jale Tuncer, Selen Pınar Işık’ın Nişantaşı’ndaki 3+1’lik evinde 2,5 yıldır kiracı olduğunu söyleyerek, Işık’ın ilk yıl kirayı eksik ya da geç yatırdığını, 16 aydır da kira ödemediğini ve eve zarar verdiğini öne sürdü. Tuncer, kiranın 2023’te 10 bin 500 lira olduğunu ifade ederek “İyilikten maraz doğdu” dedi.
EKONOMİK ZORLUKLARI ANLATTI
‘Pucca’ ise kirasını ödemekte zorlandığını belirterek şunları söyledi:
“1,5 yıldır ekonomik olarak ben değil, ülke olarak zor durumdan geçiyoruz. Hem ev sahipleri hem de kiracılar mağdur. Evet ben de kiramı ödemekte zorluk yaşıyorum milyonlarca insan gibi. Yaşadığım zorlu süreçleri beni takip edenler zaten biliyorlar. Oğlumun başına gelen talihsiz kaza üzerinden kendi yaşadığım ekonomik zorlukların arkasına sığınmak istemiyorum ama zor günlerdi. Tek başıma bunların altından kalkmaya çalışıyorum tökezlesem bile. Süreç mahkemeye taşındığı vakit tek olmadığımı, milyonların aynı sorunları yaşadığını gördüm.”
“EVİ BOŞALTMA SÜRECİNDEYİM”
Pucca sözlerine şöyle devam etti:
“Zaten evi boşaltma sürecinde olduğum ve davanın devam ettiği yasal süreçte neden magazin sayfalarında olduğumu anlamış değilim. Haber kanallarının röportaj taleplerini kabul etmiyorum. Oğlum 6 yaşındaki ve zaten yeterince zor günler geçirdik daha fazla psikolojimizin bozulmasına izin vermeyeceğim. Mahkeme sürecimiz devam ediyor. Sizi meşgul ettiğim için kendi adıma özür dilerim.”
“EVİMİ MAHMVETTİ’ DEMEK AZ KALIR”
Yaşananların ardından ‘Pucca’nın eski ev sahibi olduğunu söyleyen Tuba Ünsal da Instagram hesabından ev sahibi Jale Tuncer’e destek veren paylaşım yaptı.
Ünsal paylaşımında “Burada sessiz kalsam haksızlık olacak. ‘Pucca’nın ev sahibiyle davalık olduğu haberlerini gördüm, aylardır kira ödemiyormuş, sonra dava eden ev sahibine hakaretler etmiş. Yıllarca benim evimde kiracımdı Pucca/Pınar. Evimi mahvetti demek az kalır sanırım yaşadığı tüm travmaların cezasını eve kesti o kadar kötüydü durum. Aylarca kira ödemedi, haber bile vermeden evi boşalttı. O zaman bu konunun konuşulmasını istemediğim için sustum sanki tacize uğrayan kadının kendini suçlu hissetmesi gibi… Bugün haberleri görünce yazmak istedim…” ifadelerini kullandı.

“YASAL HAKKIMI KULLANACAĞIM”
Tuba Ünsal’ın iddialarının ardından ‘Pucca’ açıklama yaptı:
“Aaaaa! Yeter iyice vurun abalıya yaptınız! Yıllarca oturmuşum yalanını geçtim, zaten o evde hamile kaldım, son 3 ayında da taşındım. Hamileliğim yıllarca sürecek değil herhalde. Çıkacağımız tarihi de söyledik kendisi bizden sözleşme bitimine kadarını istedi. Depozitoya sayıldı. Çıkma nedenimiz de ev rutubet içindeydi ve ağrımayan kemiğim kalmamıştı. Köpeklerimizden de herkes şikayetçiydi. Bir de neden sadece ben? Kusura bakmayın da ben tek başıma mı yaşadım? Oh ne güzel ya partilerinize çağırıp paylaşım isterken bu konu yoktu da şimdi mi geldi aklınıza. Bin tane derdim var başımda, sessiz kalmamın bir nedeni var elbet… Onu da günü gelince öğreneceksiniz ama zorluyorsunuz artık. Ben bugünleri de atlatırım ama emin olun. Bir de madem bu kadar muzdariptiniz o halde yasal hakkınızı kullansaydınız, varsa öyle bir hak iddianız yine kullanabilirsiniz, çünkü ben yasal haklarımı hepinize karşı sonuna kadar kullanacağım emin olun!”
]]>Kademeli emeklilik talebinin dile getirildiği mitinge CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, Yeniden Refah Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Melih Güner, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve çok sayıda yurttaş da katıldı.
“ASLA KABUL EDİLEMEZ”
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yan yana mücadele ettiklerine vurgu yaparak özetle şunları dile getirdi:
*Bizler bu ülkede, bu topraklarda yıllarca çalışıyoruz. Emek akıtıyoruz. Alın teri döküyoruz. Bu ülkeye, bu güzel memleketimize değer üretiyoruz. Bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini bizler üretiyoruz.
*Bu ülkede hepimiz belli bir süre çalıştık. Sonra emekli olmak ve emekli olduktan sonra da son nefesimize kadar insanca yaşayacağımız bir ücret ve başta sağlık hakkı olmak üzere sosyal haklara sahip olmak hepimiz açısından temel bir yurttaşlık hakkıdır.
*Ne yazık ki bu ülkede hem emekli olmak zorlaştı hem de emekli olduktan sonra yaşamak neredeyse imkansız hale getirildi. Önce 1999’da, sonra 2008 yılında yapılan düzenlemelerle emekli olmak bu ülkede neredeyse imkansız hale getirildi.
*Sizlerin bir günle emeklilik hakkınızın 15, 16, 17 yıl ötelenmesi asla ama asla kabul edilemez. Derhal bu yanlıştan dönülmeli ve emeklilik sistemindeki bu adaletsizliklerin ortadan kaldırılması şarttır.
*O nedenle sizin verdiğiniz bu mücadele, emeklilikte adalet mücadelesi, kademeli emeklilik mücadelesi son derece onurlu, anlamlı, haklı bir mücadeledir. Mücadeleniz kutlu olsun.
“DUR DİYECEĞİZ”
EMADDER Başkanı Mihriban Uğurlu, düzenlemeyle birlikte bir gecede 17 yıl kaybettiklerini belirterek şunları söyledi:
*Bugün severek gittiğimiz işimize giderken emeklerimizin boşa sayıldığını hissedip ayaklarımız geri geri gitti. Bugün ülkemizde kendimizi yok hükmünde ve dışlanmışlığın en üst seviyesinde hissettik. Kendimizi ikinci sınıf vatandaş hissettik.
*Hayatımızın 17 yılı yok sayıldı. İş yerlerimizde çalışma barışını bozdunuz ama artık yeter. Bizlerin sabrı kalmadı. Hep birlikte yüksek sesle haykırmaya hazır mıyız?
*Onurumuz için, sadaka değil, hak mücadelesi için, mezarda emekliliği kabul etmediğimiz için, hayatımızın 4’te 1’lik kısmına denk gelen 17-20 yılımız yok sayıldığı için, 9 Eylül ve sonrası işe girenler, öncesinde işe girenler ile aynı anayasal haklara sahip çalışanlardır demek için, akranlarımızdan daha fazla prim ve hizmetimiz olmasına rağmen onlardan 20 sene sonra emekliliğe hayır demek için, iş yerlerimizde bozulan çalışma barışımız için, ikinci sınıf vatandaş yerine koyulduğumuz için, çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık yaşadığımız için, bir Gecede 17 sene yaşlandığımız için, dünyanın en haklı isyanı için bu hikayeyi birlikte yazmaya, bu adaletsizliğe birlikte dur demeye hazır mıyız?
“NASIL BİR YASA Kİ…”
*Soruyorum sizlere, emeklilik için 17-20 yıl beklemenin bedeli ne ile ölçülebilir. 17 yıl, 20 yıl ne demek? Bir insanın doğup askerlik çağına gelmesi demek, üniversite çağına ve evlilik çağına gelmesi demek. Bizler sadaka, lütuf, avantaj istemiyoruz. Aslanlar gibi çalıştık, emek verdik, anamızın ak sütü gibi helal olan hakkımızı istiyoruz. Çok çalışan, az çalışandan tam 17-20 yıl sonra nasıl emekli olabilir?
*Bu, hangi vicdana hangi adalete sığar. Hiçbir dayanağı olmayan hiçbir kabul edilebilirliği olmayan sebepleri asla kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Bizler konuşur konuşur, susar diyebileceğiniz bir kitle değiliz.
*Çığ gibi büyüyoruz ve bu hakkı alana kadar da asla vazgeçmeyeceğiz. Devlet, vatandaşına adil adaletli, olmak zorunda. Bizleri sihirli bir tarihi öne sürerek ayıramaz, geleceğimizi çalamazsınız. 3 Mart 2023 tarihi, bir kesime bayrama iken aynı yaştaki hatta daha çok çalışan yaşça büyük kesime cenaze olmuştur.
*Nasıl bir yasa çıkardınız ki her yerden mağduriyet yağıyor. Bildiğiniz halde susmanız, görmezden gelmeniz aldığınız yanlış kararların üstünü örtemez.
“EMEKLİLERE REVA GÖRÜLEN AÇLIK SINIRININ ALTINDA MAAŞ…”
*43 yaş 5 bin-5 bin 975 gün emekli, 44 yaş 7 bin-9 bin gün, 15-17 yıl sonra 15 bin 600 günle emekli, 50-52 yaşında annelerimiz hâlâ tüm mobbinglere, zorlanmalara rağmen çalışıyor ve 8-10 yıl daha çalışacak. Nasıl bir yasa, nasıl bir adalet ki bu, 43-45 yaşındaki delikanlıların maaşını 50 yaşındaki anneler, kadınlar ödemeye mahkum ediliyor.
*Bizler 47-48 yaşından sonra işten çıkarılıp nerede iş bulacağız, 10 yıl taş mı yiyeceğiz? 50 yaşında merdiven bile sildirmezler bize. Bizler 50 yaşından sonra 30 yıl hizmet ile açlığa, sefalete mi terk edileceğiz? Seçilmiş kişiler olarak 8 Eylül 1999 ve öncesine kıyak üstüne kıyak yapılırken sistemin bütün yükünü, bütün haksızlıkları, adaletsizlikleri 2 bin sonrasına yükleyip kobay yaparak bize mi sordunuz?
*Bizlerin 17-20 yılını sırf siz öyle istiyorsunuz diye çalamazsınız. Siz mi doğurduğunuz da bizi hayatımızın 20 yılını keyfinize göre yok sayıyorsunuz? Yurt dışı şartlarında emeklilik yaşı isteyip yurt dışı çalışma şartlarının çok aksine şartlarda çalıştırmak adil mi?
*Yurt dışında akranlar arasında 20 yıl fark mı var? Arama motoruna yurt dışı emekli yazdığınızda kayaklar, geziler, turlar çıkarken Türkiye’de emekli yazdığınızda sırtında küfe taşıyan, ekmek parası için çalışan insanlar çıkması utanç değil de nedir? Emeklilere reva görülen açlık sınırının altında maaş, bu ülkenin ayıbıdır.
“GÖRMEZDEN GELEREK BUNU YOK SAYAMAZSINIZ”
*Biz bu ayıp için değil, bizi bekleyen hayatta kalmanın imkansız olduğu maaş için değil, adalet için buradayız. Haksızlığın en büyüğü yapıldı bizlere. Görmezden gelerek bunu yok sayamazsınız. Bilin ki bizler bu hakkı alana kadar susmayacağız, durmayacağız. Kimseye verecek 20 yılımız yok bizim.
*Helal etmiyoruz hayatımızın 20 yılını hiç kimseye. Bu vebal ile seçime gitmek sizin tercihiniz ama bunun hesabını sandıkta sormak da bizim hakkımız. Bize bütçeymiş, ekonomiymiş, enflasyonmuş bunlarla gelmeyin. Bizler 5 bin günlü değiliz. Fazlası ile ödedik primlerimizi. Bizler borçlu değil, alacaklıyız. Bizleri yok sayamazsınız.
*Buradayız ve haklarımıza kavuşana kadar da burada olacağız. Bizlerden destek bekleyen siyasilerimiz, önce bizim haklarımızı teslim edecekler ve vatandaşın devletine olan güvenini yeniden kazanacaklar ki 4,5 milyon insan da devletine güvensin.
*İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize, bu vebale ortak olan tüm partilerimize sesleniyoruz buradan. Bu adaletsizliğe sessiz kalmak, buna ortak olmaktır. Geç gelen adalet, adalet değildir.
]]>664 konut ve 14 dükkan olmak üzere, toplam 678 bağımsız birimden oluşan projenin, 113 hak sahibi ve 197 bağımsız birimini kapsayan ikinci etap anahtar teslim de bugün gerçekleştirildi.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM DEDİLER, LÜKS KONUT ÜRETTİLER”
Anahtar teslim töreninde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, deprem ve kentsel dönüşümün İstanbul ve Türkiye’nin beka sorunu olduğuna dikkat çekti.
17 Ağustos 1999 depreminden bu yana ülkenin ana meselesi haline gelen sürecin hak ettiği şekliyle yönetilemediğine vurgu yaparak “Deprem, dönüşüm, değişim derken; bir baktık İstanbul’a binlerce, on binlerce, hatta yüz binlerce lüks konut yaparak, temelde depremle ilgili sorunu olan sahanın çözümü yerine, halka dağıtılmayan, bir avuç insanı mutlu eden ranta dönüşmüştür. Bu zihniyet, dönüşümü başaramamıştır” diye konuştu. İmamoğlu “Kentsel dönüşüm meselesini eğer siz, birilerinin kazanç sahası haline getirirseniz, buradan başarı elde etme şansınız olmaz. Halk yararına bir süreç işletilmez ise, vatandaşların çıkarını her şeyin üstüne koymaz iseniz, bu sistem yürümez” dedi.

“HALKÇILARLA -RANTÇILAR ARASINDAKİ FARK”
İmamoğlu, şunları söyledi:
-Vatandaşın çıkarlarını en üst seviyeye koyduk. O insanların, güvenli yuvalarına kavuştuklarında ne kadar kıymetli, ibadet gibi bir hizmet olduğunu asla zihnimizden çıkartmadık.
-İşte onun için kurmuş olduğumuz bu sistem, başarıya kavuştu. Sadece Eyüpsultan, Yeşilpınar Evleri’nde geçmişte yapılanlara baktığınızda dahi, aslında aradaki farkı görürsünüz.
-Yani halkçılarla, rantçılar arasındaki farkı çok net bir şekilde görür ve anlarsınız. Biz; halkçı kimliğimizle halkımızın yanında ve hiç kimsenin siyasi görüşüne zaten bakmaksızın, onların dertlerini çözüme kavuşturma konusunda kararlılığımızı ortaya koyduk.
“GAZETE İLANIYLA SATIŞA ÇIKARMIŞLARDI”
50 yıldır çözüm bekleyen bölgenin durumunu İmamoğlu şöyle anlattı:
-Bakanlar Kurulu tarafından riskli ilan edilmişti. Hükümet de bizden önceki İBB ve KİPTAŞ yönetimi de kılını kıpırdatmadı. Tek bir şey yaptılar. Şaşkınlıkla bunu incelemiştim.
-Bu alanı, yani üstünde yaşayan insanların olduğu bu alanı, gazete ilanıyla satışa dahi çıkarmışlardı.
-Vatandaş çaresizlik, belirsizlik içinde; onlar, ‘Bu alanı birilerine satalım, orada bir rant elde edilecek’ derdinde.
-İnsanların oradaki dertlerini, sıkıntılarını hiç dinlemeye bile tahammülleri yoktu. Biz göreve gelince, nasıl çözüm buluruz arayışı içinde olduk. Bazen makul yetki aşımının riskini dahi aldık.
-Yüzde 100 uzlaşı sağladık. Hiç kimseyi boş hayallerle de kandırmadık. Tüm engellemelere rağmen 18 ay içinde tüm sorunları çözüldü ve projenin temelini attık.
-İnşaatın başlamasının ardından, sürecin önüne yine engeller çıkarılmaya çalışsalar da özveriyle çalıştık.
“ENFLASYONDA VE FAİZDE ÇAĞ ATLADIK”
Tüm bunları zorlu ekonomik koşullar içinde gerçekleştirdiklerinin altını çizen İmamoğlu, şöyle konuştu:
-Dünyada, savaşın içinde olan ülkelerde dahi, bu kadar yüksek enflasyon, bu kadar yüksek faiz, insanların kendi ücretleri için, ‘Bugün birazcık rahatladım’ dediğinde, iki ay sonra bile inanılmaz yoksullaştığı, fakirleştiği, maliyet artışları dünyanın hiçbir yerinde yok.
-Ne yazık ki, dünyada, bir tek enflasyonda ve faizde bize çağ atlatan bir yönetimle karşı karşıyayız. Bir tek bu konuda ‘çağ atlattık’ sözü ya da ‘sıçradık’ sözü geçerli. Bu koşullarda, inşaat yapmak kolay bir iş değil.
-Bu koşullara rağmen, vatandaşımıza hiçbir mağduriyet yaşatmadık. Hükümetin ekonomi politikalarının faturasını, siz kıymetli hak sahiplerimizi ödetmeden, süreci çözüme kavuşturduk.
-‘Sizin evinizi 1 liraya mal edeceğiz’ derken, milletin cebinden bunun 20-30 katı çıkacak şekilde sistem yönetmeye gayret edenlerin ya da bu sistemi övenlerin yaptığı hatalardan anlıyoruz ki; ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü de yönetemezler.
-Milletini mağdur ederler. Parasını pul ettikleri gibi, o alım gücü küçülen paralarının misli misli, kat kat fazlasını kentsel dönüşüm kavramı üzerinden ceplerinden söküp alırlar. Tabiri caizse hortumlarlar.
RAKİBİ KURUM’A ATIF YAPTI
Kendilerinin bu anlayışı tümden reddettiğini vurgulayan İmamoğlu, isim vermeden rakibi Murat Kurum’un sosyal medyada paylaşılan TOKİ mağduru vatandaşın kamerasını kapamaya çalıştığı görüntülere atıf yaptı.
İmamoğlu, “Bir yandan işsizlik, yoksulluk, pahalılık yaratırlarken, bir yandan kentsel dönüşüm mağdurlarını dinlemeye dahi tahammül edemiyorlar. Halkın sesinin duyulmasını istemedikleri için, vatandaşın kamerasını bile kapatabiliyorlar. İnanın ben diliyor ve istiyorum ki; ne biz, ne de bir tek yöneticim, böylesi bir duruma, hiçbir vatandaşın huzurunda düşmesin. Düşmeyecekler de. Bizim derdimiz, vatandaşın sıkıntısını çözme derdi” ifadelerini kullandı.
“KOMŞULARIMLA BİRLİKTE ‘PARK TEFTİŞİ’ YAPACAĞIM”
İmamoğlu, özetle şu ifadeleri kullandı:
-2018 yılında satılmaya çalışan bir alanda, yüzlerce vatandaşımızın sağlam, dirençli yuvalarına kavuşmasının gururu bir başka.
-Ben, o dönemde en az üç kez buraya geldim. Vatandaşın tepkisini duymak için de geldim.
-Temel atma töreninde bir feryat duymuştum. Birtakım yanlış yönlendirmelerle, insanlarımız kaygılanmıştı, tedirgin olmuştu. Onlara da kızmıyorum. Çünkü geçmişte kaygılanacakları birçok hatayı yönetimler yapmıştı. İster istemez bizi de aynı zannediyorlar. Biz öyle değiliz.
-İşte bu gördüğünüz alanda, bugünkü anahtar teslim töreninden sonra, arkadaşlarım hızlıca çok güzel bir park ve donatı alanı yapmaya başlayacaklar.
-Daha önce, ‘Yok orası kapanacak, site içinde kalacak’ cümlelerinin tam tersine, bu bölgede yaşayan herkesin keyifle kullanacağı, çok şık bir mahalle parkını da buraya hediye edecekler.
-Ben de 20-25 gün sonra geleceğim, ‘Bu park bitti mi’ diye komşularımla beraber teftişini yapacağım.
“ONLARI UYKUSUZ BIRAKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
-Biz, bunun iyisini yapıyoruz. Bir başkası, ondan daha iyi yapmak için mücadele etsin; bizi aşağı bastırmak için değil. Biz, bunu söyledik: ‘Yahu deprem, işi kentsel dönüşüm birlikte mücadele işi. Kol kola, omuz omuza açılışlarını birlikte yapalım, temellerini birlikte atalım.’ Bizden mal kaçırır gibi davrananlar, meseleyi sadece şuraya koyuyorlar. Onlar şöyle: ‘Biz kazanalım.’ Ben de diyorum ki, ‘Ey milletim, siz kazanın.’ Milletimiz kazansın. Aramızdaki fark bu. O sadece ‘ben’ diyen, ‘biz’ diyen akıldan çıkıp, millet kazanacak.
-Bunu bir türlü öğretemedik. İnşallah İstanbulluların, ülkemizin insanının sevgisini, güvenini, takdirini hep birlikte kazanacağız. Bizim huzurumuz, güzel işler sayesinde arttıkça, kafamızı yastığa huzurla koydukça, başkalarının da uykuları kaçıyor. Bunu anlıyorum. Onları uykusuz bırakmaya devam edeceğiz.”
HAK SAHİPLERİNE ANAHTARLARINI TESLİM ETTİ
Konuşmasının ardından CHP Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen ve CHP Eyüpsultan İlçe Başkanı Doğan Sarıtaş’ı yanına davet eden İmamoğlu, ilçe sakinlerinden yerel seçimler için destek istedi.
Anahtar teslim törenine; CHP İstanbul milletvekili Yunus Emre, CHP PM üyeleri Ozan Işık, Turgay Özcan, Mahir Yüksel, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli ve KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt katıldı.
İmamoğlu, sembolik olarak 10 hak sahibine anahtarlarını teslim etti.

50 YILLIK MÜLKİYET SORUNUNU ÇÖZEN ÖDÜLLÜ PROJE
KİPTAŞ Genel Müdürü Kurt’un verdiği bilgilere göre; projenin yapıldığı alan, çarpık yapılaşma ve dayanıksız yapı stoku nedeniyle, 2016 yılında Bakanlar Kurulu tarafından riskli alan ilan edildi.
Arsa, önceki KİPTAŞ yönetimi tarafından 14 milyon 227 bin lira bedelle, üzerinde ikamet eden vatandaşlar varken satışa çıkarıldı. 2019’da göreve gelen İmamoğlu başkanlığındaki yeni yönetim, satış kararını iptal ederek, yerinde dönüşüm projesi için çalışmaya başladı.
Görüşmeler sonucunda her bir hak sahibi ile uzlaşıldı. Söz konusu bölgede depreme dayanıklı evler yapan KİPTAŞ, hak sahiplerine tapularını da vererek, 50 yıllık mülkiyet problemini çözmüş oldu.
Eyüpsultan Yeşilpınar Evleri; gayrimenkul sektörünün en prestijli yarışması Sign of the City Awards’ta “En İyi Kentsel Dönüşüm / Sağlıklaştırma Projesi” kategorisinde ödül kazandı.
]]>Açıklamanın ardından adliyeye giren bir avukat, çantasını X-ray cihazından geçirmediği gerekçesiyle güvenlik görevlileri tarafından uyarıldı. Avukatlar çantayı gösterdiklerini söyleyerek çantanın cihazdan geçirilmesine karşı çıktı. Bunun üzerine avukatlar ve güvenlik görevlileri arasında kısa süreli arbede yaşandı.
“ANAYASA’DA YER ALAN ‘HUKUK DEVLETİ’ İLKESİ HEPİMİZİN GÜVENCESİDİR”
Filiz Saraç, şöyle konuştu:
-Anayasa Mahkemesi’nin Baromuz üyesi Av. Can Atalay’ın başvurusu üzerine vermiş olduğu ikinci ihlal kararına rağmen, Yargıtay 3. Ceza Dairesi de ikinci kez 3 Ocak 2024 tarihinde, “Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararlarına ‘uyulmasına yer olmadığına’ şeklinde hukuk sistemimizde yeri olmayan bir karara daha imza atmıştır. Bu karar, kişi hak ve hürriyetlerine telafisi mümkün olmayacak zararlar verdiği gibi; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı yoksa, Anayasa’nın da kanunların da demokrasinin de bir anlam ifade etmeyeceğini bir kez daha göstermiştir.
-Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmaması ile konu bireysel bir hak ihlali olmaktan çıkmış, bütün yurttaşlarımız açısından da ‘hukuk güvenliği’ sorununa dönüşmüştür.
-Anayasa’da yer alan ‘hukuk devleti’ ilkesi hepimizin güvencesidir. Avukatlar olarak şunu çok iyi biliyoruz ki bir ülkede “hukuk güvenliğiö ortadan kalktığında, yurttaşların tüm temel hakları tehlikededir.
-Dolayısıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bu kararı yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bir karardır. Yine biz avukatlar biliyoruz ki bir devlette öngörülebilir, belirli ve uygulanan kurallar yoksa orada gerçek anlamda avukatlık da yapılamayacaktır.
-Bu nedenle bu karar artık doğrudan tek tek tüm avukatları da yurttaşların savunma haklarını da hedef almaktadır” dedi.
“YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ BAŞKAN VE ÜYELERİ HAKKINDA YENİDEN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMUŞTUR”
Avukat Saraç,şöyle konuştu:
-Anayasa Mahkemesi’nin verilen ilk hak ihlali kararından sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesi başkan ve üyeleri hakkında 3593 meslektaşımızın da imzası eklenerek İstanbul Barosu olarak Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna suç duyurusunda bulunulmuştu. İkinci hak ihlali kararından sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesi başkan ve üyeleri hakkında yeniden suç duyurusunda da bulunulmuştur.
-Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında Pakistan Anayasa Mahkemesinin kararlarından bahsetmiştir. Yargıtay’ın herhangi bir dairesinin gerekçe yazmakta bu kadar zorlandığı başka bir dosya olmadığı kanaatindeyiz. Ancak bizler yine Yargıtay’ın kendi cümleleri ile Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının niteliğini ve hukuk güvenliğini anlatalım.
-Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28.04.2015 tarihli kararında; bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararların yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını açık bir biçimde dile getirmiştir. Yine Yargıtay 3. Ceza Dairesi verdiği 04.04.2023 tarihli kararında ve benzer pek çok kararında “Anayasa Mahkemesinin Daireyi de bağlayan kararları doğrultusunda” ifadesiyle Anayasa Mahkemesi kararlarının bütün yargı organları gibi Yargıtay dairelerini de bağlayacağını açıkça belirtmiştir.
-Toplumlarda hukuksuzlukları yapanlar kadar hukuksuzluklara alışmış kişiler de başka insan hakları ihlallerine ortam oluştururlar.
-Yaptığımız suç duyuruları, basın açıklamaları, eylemler hukuksuzluğa alışmayacağımızın ve hukuk devletine sonuna kadar sahip çıkacağımızın ilanıdır” ifadeleri kullandı.
AVUKATLARLA GÜVENLİK GÖREVLİLERİ ARASINDA ARBEDE
Açıklamanın ardından adliyeye giren avukatlarla güvenlik görevlileri arasında kısa süreli arbede yaşandı. Adliyeye giren bir avukat, çantasını X-ray cihazından geçirmediği gerekçesiyle güvenlik görevlileri tarafından uyarıldı.
Avukatlar çantayı gösterdiklerini söyleyerek çantanın cihazdan geçirilmesine karşı çıktı. Avukatın bu şekilde adliyeye girmesine izin verilmemesi üzerine tartışma büyüdü. Avukatlar ve güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı.
Arbede, avukat Ali Rıza Dizdar’ın tartışmaya neden olan avukatla konuşmasının ardından sona erdi. Çanta X-ray cihazından geçirildikten sonra avukata verildi.
]]>“MAĞDURLAR BURADA, MURAT KURUM NEREDE” SLOGANI ATILDI
Polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı eylemde, “Sayın Cumhurbaşkanım, TOKİ Tuzla 5 bin 750 Konut Maltepe projesi fiyatları çok pahalı. Söz verilen hakları iade edin. Ödemeler 240 aydan 180 aya indirildi. Yüzde 1 KDV yüzde 10 oldu. 0,49 faiz kaldırıldı. Söz verdiniz” yazılı pankart açıldı. Mağdurlar ayrıca, dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olan, bugün de AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı olarak açıklanan Murat Kurum’a da “Mağdurlar burada, Murat Kurum nerede” sloganıyla tepki gösterdi.
“MALİYETİ DAR GELİRLİYE YÜKLENİYOR”
Mağdurlar adına açıklama yapan Fırat Balta, 2019 yılında verilen vaatlerle 2023’te verilen vaatlerin arasında çelişkiler olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
*2019 yılında verilen vaatler, 860 ve 1100 TL taksit ödemesiyle beraber yaklaşık daire fiyatlarının 160 ve 210 bin olarak belirlenmesi neticesinde bizlere vaat edilen bir hak vardı. Yalnız 2023’e girdiğimizde daire fiyatlarının fahiş arttığını gördük.
*Normalde bir tane dairenin maliyeti 1,5 milyon olmasına rağmen devletin dar gelirli vatandaşa 3 milyon ve 4,5 milyon arasında bir daire vermesinin mümkün olmayacağını buradan belirtmek istiyoruz.
*Maliyet olarak Sayın Murat Kurum’un ve TOKİ’nin yapmış olduğu açıklamalarda, maliyetin kesinlikle bu dar gelirli vatandaşa yansıtılmayacağının açıklamasını kamuoyunda ve kamu kuruluşlarında belirtmişti.
*Maliyet açıklaması olarak belirtmek istediğimiz şudur. Maliyet olarak Tuzla bölgesinde, Maltepe’de 7 milyar TL’ye alınan arsanın 2,5 milyarını tutup askeriyeye tesis yapmalarıdır. 2,5 milyar yapılan tesisin maliyetini de bu dar gelirli vatandaşlara maalesef ki yükleniyor.
*Bunu devletin bir an önce çözmesi gerekli. Hazine’den yardım mı alınıyor, fon mu sağlanıyor; orası dar gelirli vatandaşın hiçbir şekilde umurunda olmaz.

“SÖZLERİN YERİNE GETİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”
*Seçim vaadi öncesinde bizlere verilen sözler vardı. Murat Kurum’un özellikle bizlere belirtmiş olduğu, hiçbir şekilde maliyet artışlarının sizlere yansıtılmayacağının hakkında bizlere bir vaadi vardı. Bu sözlerin tamamen yerine getirilmesini istiyoruz.
*Bundan sonraki aşamada yapacağınız, ‘İstanbul size hayal olacak’ dediğiniz projenin içerisinde şu anda İstanbul’a belediye başkanı adayı olarak kendisinin olduğunu görüyoruz. Sahaya indiklerinde bizleri her zaman karşısında görecektir.
*Sayın Cumhurbaşkanımıza da buradan seslenmek istiyoruz. Lütfen bu yanlıştan bir an önce dönülmesinin temennisindeyiz. 2019 yılında verilmiş olan hak sahiplerinin haklarının bir an önce iade edilmesini istiyoruz.
*Bizim özellikle vurguladığımız şudur. Siz dar gelirli vatandaşa müteahhit olarak faizli bir şekilde nasıl sabit taksit olmadan memur maaşı artışıyla kalkıp bizlere daire fiyatını belirliyorsunuz? Bu KDV oranının yüzde 0,1 bir olması, yüzde 10’a çıkartıp bu dar gelirli vatandaşa nasıl yükleneceğinin farkında mısınız?
*Lütfen bu yanlıştan dönülmesini istiyoruz. Özellikle vurgulamak istediğimiz konu şudur. Tuzla 5 bin 750 konutların içerisinde 7 milyar TL’ye alınan arazinin 2,5 milyarını tutup da sosyal tesis olarak yaptığınız, bunu dar gelirli vatandaşa yüklemenin manası nedir?
“BU DAVADAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
*Sizler dar gelirli vatandaşa TOKİ’yi yaparken, bizlere bu daireleri uygun bir şekilde vereceğinin sözünü verirken neden bunu dar gelirli vatandaşa yaptınız? Benim 4 yaşında bir tane kızım var. Daha doğmamıştı, bu proje başlamıştı. 4 yaşındaki kızımın cümlesi şudur. ‘Baba benim dairem nerede? Biz dairemize ne zaman geçeceğiz.’ Şu anda bakıyorsunuz, ülkede ekonomik şartlar aldı başını gitti.
*Bu bizi ilgilendirmez. Devlet, vermiş olduğu sözü bir an önce tutmalı. Burada bir engelli kardeşimiz var. Biz engelli kardeşimizin yanındayız. Biz gazi, şehitler, yetim, dul biz bunların yanındayız her zaman ve bunların her zaman sözcüsü olacağımıza burada namus ve şeref sözü veriyoruz.
*Bu davadan da hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz. Kendi evlerinde, kendi çocuklarının bakımıyla, durumuyla alakalı ivedi bir şekilde her zaman onlarla beraber olan kurumlar şu anda burada yok. Biz kurumun önündeyiz ama Murat Bey nerede? Son sözümüz budur. Lütfen bu yanlıştan bir an önce dönülmesidir.
]]>“BU KADAR DÜŞÜK MAAŞLARIN SEBEBİ SÖZDE SOSYAL GÜVENLİK REFORMUDUR”
Sendikanın yöneticilerinden Ünver Ünal, yapılan basın açıklamasında şunları söyledi:
* “Yaşanan hayat pahalılığının giderilmesi, emeklilerin bir nebze de olsa insanca yaşaması için artık yüzdelik zamların bir anlamı kalmamıştır. Yeni bir anlayışın, yeni bir uygulamanın devreye sokulması gerekir. Çünkü bu kadar düşük maaşların sebebi AKP iktidarının 2008’de kanunlaştırdığı sözde sosyal güvenlik reformudur. Bugün bu uygulama iflas etmiştir. İflas etmiş bu uygulamaya derhal son verilmelidir. Yeni bir yöntem bulunmak zorunludur. Yeni yöntemi biz söyleyelim. Emeklilere maaş bağlama oranı dul ve yetimleri de kapsayacak biçimde değiştirilmeli ve taban maaş uygulaması güncellenmelidir.

“YENİ ARTIŞIYLA BİRLİKTE BÜTÜN EMEKLİLERE DE VERİLMELİ”
* Buna göre yıllarını çalışma hayatına vermiş, değer üretmiş, emekli hakkını almış ve emekli olmuş her bireyin taban maaşı, işe yeni başlamış en düşük memur maaşına eşitlenmelidir. Yani 30-40 yıl çalışmış, değer üretmiş ve primlerini peşin ödemiş, türlü zorluklara göğüs germiş bir emeklinin alacağı maaş, henüz işe yeni başlamış en düşük memur maaşına eşitlenmelidir. Bugün için bu miktar 32 bin lira civarındadır. Prim gün sayısı, prim miktarı, eğitim, ek ödeme vb. kriterler de göz önüne alınarak emekli maaşlarına hak edişler kademe kademe eklenmelidir. Memurlara verilen 8077 lira yeni artışıyla birlikte bütün emeklilere de verilmelidir. Emeklilerin ekonomik sorunlarının çözüm yolu budur. Bunun dışında yüzdelik artışlar çözüm değildir.
“BUGÜN YAPILAN ARTIŞ 3 AY SONRA ANLAMSIZLAŞIYOR”
* Bugün yapılan artış 3 ay sonra anlamsızlaşıyor. Zira iktidar ne bürokratlarının, ne de iktidar erkinin öngördüğü enflasyon oranları hiç bir zaman tutmadığı gibi yine tutmayacaktır. Görünen TÜİK kılavuz istemez. İktidarı bir noktada daha uyarmak istiyoruz. 7500 lira maaş alan emekli arkadaşlarımızın hemen hemen tamamının kök maaşı çok daha düşüktür. Sakın ola ki kök maaş üzerinden maaş artışlarını düşünmeyin. O durumda yeni bir 2023 Temmuz sendromu yaşanır. Yani 6 milyon emekli yine sıfır zam ile karşılaşır ki; bu tam da emeklileri diri diri mezara gömmek olur.
“EMEKLİ TABAN MAAŞI BELİRLENMELİ”
* Emeklilere bayram ikramiyesi diye verilen 2000 liranın güncel karşılığı kalmamıştır. Satın alma gücü yok denecek kadar azdır. Bunun yerine bayram ikramiyeleri asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. Bize bütçemiz kısıtlı, para yok hikayeleri anlatılmasın. Para yok diye ötv arttırıldı mtv ikiye katlandı. Ama şans oyunlarında vergiler yüzde 50, yani yarı yarıya düşürüldü. Demek ki; sorun para sorunu değildir. Sorun adil bölüşümdür, sorun tercih sorunudur. Tekrar uyarıyoruz: En düşük emekli maaşı, en düşük memur maaşına eşitlenerek emekli taban maaşı belirlenmelidir. Emekli maaşları bu kriter üzerinden yeniden yapılandırılmalıdır.”
“KARI KOCA EMEKLİ OLSA BİLE ALINAN MAAŞ BİR EV KİRASI ETMİYOR”
Sendika üyesi 65 yaşındaki emekli Mehmet Anlı ise elinde ekmek ile şunları söyledi:
* “Devamlı prim ödedim, 20 ay askerlik yaptım, üretim yaptım, bu ülke için gerekli her şeyi yaptım. Vergilerimi ödedim ama ne yazık ki emekli olup rahat edecekken tam tersine açlıkla, sefaletle, yoklukla karşı karşıya kaldım. 17 yıl oldu emekli olalı aldığım maaş 7 bin 500 lira. Bugün en ucuz ev kirası 15 bin 20 bin lira. Karı koca emekli olsa bile alınan maaş bir ev kirası etmiyor.
* Bizim evimize aylardır kırmızı et girmiyor, bugün bir kangal sucuğu, bir avuç kıymayı üç tane yemek yapmamız gerekiyor. Evimize et girmiyor, evimize peynir çeşitleri girmiyor. İnsan gibi yaşamayı bırak, insana yakışır olmayan bir yaşamı bile sürdüremiyoruz. Kendi ayaklarımızın üzerinde duramıyoruz. Onun için hükümetten isteğimiz, her şeyden önce emeklilerin insan gibi yaşayabileceği bir maaş artışı yapılmalıdır mutlaka.
“ÇAĞDAŞ BİR DEMOKRASİ OLURSA BİZİM HAKLARIMIZ GELİR”
* Emekli sendikalarına açılan kapatma davaları durdurulmalıdır. Hakkımızı arayabildiğimiz tek kanal emekli sendikasıdır. Sürekli sendikamız hakkında kapatma davaları açılıyor. Bu durdurulmalıdır. Biz demokrasi istiyoruz. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz. Biz, bırakın Avrupalı emekli gibi yaşamayı, biz ölmeden yaşamak istiyoruz. Sürünmeden yaşamak istiyoruz. Bugün ekmeğimizin mücadelesini, demokrasinin mücadelesini veriyoruz. Bugün bizler Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulanmadığı, kuşa döndürüldüğü bu ortamda demokratik bir hukuk devleti istiyoruz. Çağdaş bir demokrasi olursa bizim haklarımız gelir.
“EMEKLİLER, ÖLÜMÜN KIYISINDA GEZİYOR”
* 20 yıl önce bir emekli maaşı asgari ücretten yüzde 50-60 daha fazlaydı, bugün ne yazık ki tam tersine, asgari ücretin yarısına düştü emekli maaşı. Bugün ülkeyi yönetenlerin hiç mi emekli yakınları yok, hiç mi emekli akrabaları yok? Hepiniz müteahhit mi oldunuz? Bir kere emeklinin sesinin dinleyin. İnsanların illa intihar mı etmesi lazım? Sokaklarda intihar mı etmesi lazım? Birilerinin kendisini köprüden aşağı mı atması lazım? Zehirlemesi mi lazım insanları? Emekliler, ölümün kıyısında geziyor.”
]]>TBB, 1 Ocak günü İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde hilafet bayrağı açılması ve sonrasında kamuoyundaki tartışmalara ilişkin açıklama yaptı. TBB’nin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“GÖRMEZDEN GELİNMESİ KABUL EDİLEMEZ”
– Cumhuriyetimizin yeni yüzyılının ilk günlerinde üst üste yaşanan gelişmeler, Cumhuriyet’in kurucu değerleri ile Anayasa’nın başlangıç ilkelerinin ve hükümlerinin altının bir kez daha çizilmesini zorunlu kılmaktadır.
– Filistin halkıyla dayanışmak ve soykırıma varan saldırılara tepki göstermek için yapılan bir mitingde bir kesimin açık hilafet ve şeriat çağrısı yapmasının ifade özgürlüğü kapsamında görmezden gelinmesi kabul edilemez. Zira Anayasa’nın 14/1 maddesi uyarınca Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbiri insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
“ÜLKEMİZ ADINA KAYGI VERİCİ”
– Cumhuriyetin kuruluş felsefesi; ‘Emperyalizme karşı tam bağımsızlık, her türlü kişisel otoriteye karşı milli egemenlik, gericiliğe karşı aklın ve bilimin rehberliğinde laik dünya görüşü ve çağdaş uygarlık, her türlü tehdide karşı ulusal birliği ve bütünlüğü koruyarak yurtta barış, dünyada barış’ ilkelerine dayanmaktadır. Dünyadaki ve ülkemizdeki olumsuz gelişmeler Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken kuruluş felsefesindeki ilkelere daha sıkı sarılmamız gerektiğini göstermekteyken, bu ilkeleri tamamen yok sayan bazı eylem ve söylemler ülkemiz bakımından kaygı vericidir.
“ÇEDES, TUZLA, ANITKABİR…”
– ÇEDES projesi kapsamında, henüz gelişme çağındaki öğrencilere, pedagojik formasyonu bulunmayan din görevlileri tarafından ‘değerler eğitimi’ adı altında 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile bağdaşmayacak şekilde dersler verilmesi; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yaptığı, eğitim kurumlarında vakıf ya da dernek adı altında tarikat yapılanmalarının varlığını meşrulaştırmaya yönelik konuşması; 10 Kasım’da Tuzla Piyade Okulu’nda emre rağmen Atatürk fotoğrafı takmayı reddeden bir teğmen ve devamında yaşanan tartışmalar ve son olarak Ata’mızın manevi huzurunda, Anıtkabir’de Cumhuriyetimizin tahkir edilerek şeriat çağrısı yapılması gibi uygulamalar ve vakalar son dönem örnekleri olarak sayılabilir.
“ATATÜRK İLKELERİNİ KORUMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
– Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek 2. maddesinde de hüküm altına alındığı üzere insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
– Türkiye Barolar Birliği’nin varlık sebeplerinin başında hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak geldiğinin bilinciyle, Anayasal düzene aykırı her türlü eylem ve söyleme karşı Cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve Atatürk ilkelerini korumak için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
]]>AYM’nin Atalay hakkında ‘hak ihlali’ olduğuna yönelik kısa karar dün İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaştı.
Mahkemenin dosyaya ilişkin bir karar vermesi beklenirken mahkeme heyetinin adliyede olduğu öğrenildi.
Heyetin dosyaya ilişkin bir karar vermesi beklenirken Can Atalay’ın arkadaşları ve meslektaşları tarafından Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.
“CAN ATALAY’IN TAHLİYE EDİLMESİ ANAYASAL ZORUNLULUK”
Can Atalay’ın tahliye edilmesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu ifade eden Avukat Deniz Özen, “Aleyhte oy kullanan, muhalefet şerhi yazan AYM üyeleri bile aslında demiş oldular ki, ‘Bizce burada bir ihlal yok’. AYM’nin kararları kesin, bağlayıcıdır ve uygulanmalıdır. Zaten bir şüphe yoktu, birkez daha tescillenmiş oldu. Anayasa hala yürürlükteyse, eğer bu ülkede yurttaşların hukuk güvencesi hala varsa, Can Atalay’ın bir dakika vakit kaybedilmeden bugün tahliye edilmesi bir anayasal zorunluluk. Buna engel olan her kamu görevlisi suç işlemektedir” dedi.
“UYMADIĞINIZ HUKUK GÜN GELİR SİZE DE LAZIM OLUR”
Can Atalay’ın bir dakikadan fazla cezaevinde tutulmaması gerektiğini vurgulayan Avukat Özgür Urfa, “Son süreçte yaşadığımız ilk ihlal kararından sonra tahliye edilmemesinin adı yargı darbesidir. AYM kararını yerine getirmek zorundalar, bu kararı beğenmiyor olabilirler, elleri bu karara imza atmaya gitmiyor olabilir ama uymak zorundalar aksi suçtur. Bugün bu kararı uygulamayanlar yarın, ‘Üzerimizde baskı vardı’ diyerek kurtulamazlar. Hiçbir kuvvet bu ülkede anayasanın üstünde değildir. Her fırsatta ‘Millet iradesi’ diye 20 yıldır bağıranlar bugün Hatay halkının iradesini tanımamayı propaganda ediyorlar. O uymadığınız hukuk gün gelir size de lazım olur işte o gün ses etmeye hakkınız olmaz” açıklamasını yaptı.
OLAYIN GEÇMİŞİ
Anayasa Mahkemesi (AYM), 25 Ekim’de Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın “seçilme hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” yönlerinden hak ihlali olduğuna hükmetmişti.
AYM’nin 9 üyesinin ‘hak ihlali’ yönünde oy kullandığı, 5 üyenin ise ret oyu kullandığı kararının ardından, karar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşmıştı.
Mahkeme heyeti, tahliye kararı vermeden dosyayı 30 Ekim’de Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermişti.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ceza Dairesi’ne sunulan mütalaada, soruşturma ve kovuşturmaya Atalay’ın milletvekili seçilmesinden çok önce başlandığı belirtilerek, “Mahkumiyetine esas sevk ve uygulama maddelerinin TCK’nın 312. Maddesi kapsamında kalan suça ilişkin olduğu anlaşıldığından, seçimden önce bu madde kapsamında suç işleyen milletvekili, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır” ifadeleri kullanılmıştı.
Öte yandan Can Atalay’ın avukatlarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı infazın durdurulması talebi reddedilmişti.
Avukatlar, karara itiraz etmek üzere İstanbul 3. İnfaz Hakimliğine başvuruda bulunmuştu. İtirazı değerlendiren hakimlik de infazın durdurulması talebini reddetmişti.
Atalay’ın avukatlarının infaz kararının durdurulmasına ilişkin itirazını değerlendiren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasının esas mahkemesine gönderilmesine karar vermişti.
]]>