KİMLER ORUÇ TUTAMAZ?
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından konu ile ilgili yapılan bilgilendirme şu şekilde;
İslam âlimleri bu ayet-i kerime ve ilgili hadislere dayanarak Ramazan orucunu tutmamayı mubah kılan mazeretleri şöylece sıralamışlardır:
1. Yolculuk: Ramazan’da sefer mesafesi (en az doksan km.) bir yere gitmek için yola çıkacak olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Fakat niyet ettikten sonra gündüzün yolculuğa çıksa bu yolculuk esnasında meşru başka bir mazereti bulunmazsa orucunu bozmamalıdır. Başlanan bir ibadetin mazeret yoksa tamamlanması gerekir. Sefer bir mazeret olduğu için, eğer orucunu seferîliği başladıktan sonra bozarsa kendisine keffâret gerekmez, sadece kaza gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 402-405).
2. Hastalık: Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişiler için, iyileştikten sonra kaza etmek üzere Ramazan ayında oruç tutmamalarına ruhsat tanınmıştır. Oruç tutması hâlinde hasta olacağı doktor tarafından bildirilen kimse de hasta hükmündedir.
3. Yaşlılık: Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç tutmayıp yerine fidye verebilirler. Bakara sûresinin 184. âyetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.
4 İleri derecede açlık, susuzluk: Açlık veya susuzluk sebebi ile beden ve ruh sağlığının ciddi derecede zarar görmesi söz konusu olan kimse orucunu bozabilir. Sağlık şartları düzelmesi hâlinde bozulan oruç Ramazan’dan sonra kaza edilir.
Böyle bir kimsenin orucuna devam etmesi ölümüne sebep olacak nitelikte ise, orucunu açmaması yani oruca devam etmesi haram olur.
5. Zor ve meşakkatli işlerde çalışmak: Esas itibarıyla bir insanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması veya çalıştırılması doğru değildir. Ancak kişisel veya toplumsal zorunluluklar, bazılarının böyle işlerde çalışmalarını gerektirebilmektedir. Böyle durumda bulunan bir kişi, oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkuyorsa, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izin günlerinde veya müsait zamanlarda tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler.
6. Gebe ve emzikli olmak: Oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun zarar görmesi muhtemel olan gebe veya emzikli kadınlar da, sağlık durumu oruç tutmak için elverişli olmayanlar arasında değerlendirilmiştir. Bu durumda olanlar da oruç tutmayabilirler. Hatta zarar görme ihtimali kuvvetli ise tutmamaları gerekir. Durumları normale döndüğünde tutamadıkları oruçları kazâ ederler (Sahnûn, el-Müdevvene, I, 278-279; Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 328; İbn Kudâme, el-Kâfî, I, 433-434; Kâsânî, Bedâî’, II, 97).
Fakihler oruç tutmama ruhsatını Kur’an ve Sünnet’te zikredilen sebeplerle sınırlı tutmayı tercih etmiş, bunların ortak özelliği meşakkat olsa bile, her meşakkatli durumda oruç tutulmayabileceğini söylemekte temkinli davranmışlardır (İbn Kudâme, el-Kâfî, I, 433-436).
Ruhsata gerekçe olan hâl ortadan kalkınca tutulamayan oruçlar kaza edilir. İyileşmesi mümkün olmayacak şekilde hasta olmak, ya da aşırı yaşlı bulunmak gibi oruç tutmaya sürekli bir engelin bulunması hâlinde tutulamayan her oruç için bir fidye verilir. Bir oruç fidyesi bir fıtır sadakası miktarıdır. Bir fıtır sadakası ise, bir kimseyi orta hâllisi ile bir gün doyurabilecek yiyecek miktarı veya bunun parasal karşılığıdır.
]]>Bozarmut Mahallesi’ndeki adresteki aramada Karadağ’a ait bir evrakta Ayşegül Bulut’un adı geçince, dosyada araştırma yapıldı.
Jandarma, 16 Mart 2023’te Ayşegül Bulut’u gözaltına aldı. Bulut, jandarmadaki ifadesinde dolandırıcılık suçlamalarının yanı sıra, “1 yıl önce babamı Mehmet’le birlikte biz öldürdük, olay intihar değildi” diye ifade verdi. Soruşturma kapsamında anne Penbe Bulut da gözaltına alındı.
Ayşegül Bulut ile ‘Dolandırıcılık’tan cezaevinde olan Mehmet Karadağ tutuklandı, Penbe Bulut ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Öte yandan, ölen Samet Bulut’un yürütülen soruşturmada intihardan kaynaklı öldüğü belirtilerek o dönemde dosyanın kapandığı belirtildi.
ANNESİYLE PLAN YAPMIŞ
Soruşturmanın ardından Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Ayşegül Bulut’un babası Samet Bulut’a ait zeytinyağlarını Mehmet Karadağ’a verdiği belirtildi.
Samet Bulut’un ‘Dolandırıcılık’ suçundan şikayette bulunacağını söylemesi üzerine Ayşegül Bulut’un annesiyle babasını öldürmek amacıyla plan yaparak tasarladıkları, planı eyleme döktüklerine iddianamede yer verildi.
İddianamede, Mehmet Karadağ’ın Samet Bulut’un işe gidiş saatine yakın bir zamanda, servise bineceği yerin karşısında kullanılmayan evin ardiye kısmında ellerinde lateks eldiven ve siyah kıyafetlerle beklemeye başladığı, Penbe Bulut’un bulaşık yıkama bahanesiyle evde bulunduğu belirtildi.
Ayşegül Bulut’un da ip, insülin kalemi ve plastik sandalyeyi tülbentle tutarak olayın gerçekleştiği yere getirdiği iddianamede anlatıldı.
KİMYASAL MADDEYLE BAYILTMIŞLAR
İddianamede, Karadağ’ın kimyasal maddeyle Samet Bulut’u bayılttığı, ardından insülin kalemine iğneyi takıp kıyafetleri üzerinden enjekte ederek hipoglisemi yaşayarak şuurunu kaybetmesine neden olduğu, ardından da ipi boynuna geçirip, sabitlediği kaydedildi.
Karadağ’ın ardından da Ayşegül Bulut ve annesi Penbe Bulut’la ipi demir profilden geçirerek, Samet Bulut’un ayaklarının yerden teması kesilinceye kadar yükselmesini sağlayarak, düğüm attıkları da vurgulandı.
Samet Bulut’un 85 kilo olması nedeniyle Mehmet Karadağ’ın eylemleri tek başına gerçekleştirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğuna da dikkat çekildi. Karadağ’ın ipin fazlalık kısmını kestiği çakıyı öldürdükleri Bulut’un ellerine sürerek delilleri kararttığı da iddianamede yer aldı.
İddianamede Ayşegül Bulut ve Penbe Bulut için ‘Eylemlerin iştirak halinde tasarlayarak bir suçu gizlemek’, ‘Başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak için öldürme’, ayrıca ‘Üst soya-eşe karşı kasten öldürme’ suçlarını oluşturmaları nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet, Mehmet Karadağ’a ise ‘Suça iştirak’, ‘Azmettirme’, ‘Yardım etme’ ve ‘Tasarlayarak öldürme’den ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
Samet Bulut’u öldürüp intihar izlenimi verdikleri suçlamasıyla yargılanan kızı Ayşegül Bulut, eşi Penbe Bulut ve kızının sevgilisi Mehmet Karadağ, Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4’üncü kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya sanıkların yanı sıra taraf avukatları da katıldı. Duruşmada, sanıklar suçsuz olduklarını belirterek beraatlerini istedi. Savcı mütalaasını açıklarken, sanıkların ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmasını istedi. Mahkeme heyeti, sanık Ayşegül Bulut’un üzerine atılı, ‘İştirak halinde üstsoya karşı tasarlayarak bir suçu gizlemek, başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak için öldürme’ suçunu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine, sanık hakkında verilen hükmün niteliği gözetilerek uygulanmakta olan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti ayrıca, diğer sanıklar Penbe Bulut ve Mehmet Karadağ’ın üzerine atılı ‘İştirak halinde eşe karşı tasarlayarak bir suçu gizlemek, başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak için öldürme’ suçunu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle beraatlerine karar verildi.
‘TAZMİNAT DAVASI AÇACAĞIZ’
Sanık Mehmet Karadağ’ın tutuklu kaldığı sürede ağır depresyon neticesinde ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kaldığını belirten avukatı Kazım Eren, “Kararın kesinleşmesiyle birlikte müvekkilimin bu olaydan dolayı 6 aydan fazla tutuklu kalması nedeniyle tazminat davası açacağız. Müvekkilim olay günü ve saatinde Datça’da 3 arkadaşıyla beraberdi. Bu durum arkadaşlarının tanık beyanları ve cinayet günü ve saatinde müvekkilimin cep telefonu sinyallerinden Datça’da olduğunun tespit edilmesi neticesinde kanıtlandı. Hal böyleyken savcılık halen kendisinin o sırada beraber olduğu arkadaşlarına fark ettirmeden Datça’dan, Yatağan’a gelip cinayeti işleyip yine Datça’ya döndüğünü iddia etmektedir. Bu iddia hayatın olağan akışına da fizik kurallarına da aykırı bir durumdur. Her ne kadar savcılık davayı bir üst mahkemeye taşımış olsa da İstinaf Mahkemesi’nde de kararın değişmeyeceğine inanıyoruz” dedi.
]]>Sağlık çalışanlarının ve sağlık sisteminin içinde bulunduğu sıkıntılar nedeniyle, kamuoyunun sağlık hizmeti alma konusunda karşı karşıya kaldığı sorunları gündeme getiren Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), sistemin iyileştirilmesi ve hizmetlerin kesintiye uğramaması için çağrıda bulundu.
AHESEN Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir; “14 Mart 1919’da Tıbbiyeli Hikmet Boran ve arkadaşlarının vatan savunmasıyla başladıkları ‘Tıp Bayramı’, tıbbiyelilerin ruhunu devam ettirmek ve taçlandırmak için her yıl kutlanmaktadır. Günümüzde pandemi, deprem ve salgınlarda ülke sağlığının korunması adına yine önde mücadele eden sağlık çalışanları ilk günkü ruhu taşıyor. Özellikle birinci basamak koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetinde en önemli rolü alan Aile Hekimliği Çalışanları, uygulamanın başladığı günden bu yana maalesef hem maddi hem de özlük hakları açısından kayıplar yaşamış ve aile hekimliğinin sürdürülebilirliği tehlikeye girmiştir. Bugün geldiğimiz noktada bayram olarak ilan edilen bu günü kutlayamamak son derece üzücü” dedi.
“ÜLKE SAĞLIĞI İÇİN ACİL MÜDAHALE GEREKLİ!”
Aile Sağlığı Merkezleri’nin kapanma riskiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan AHESEN Genel Başkanı Dr. Kandemir; “Halkın nitelikli, ücretsiz ve ulaşılabilir sağlık hizmeti aldığı, olağanüstü durumlarda hayati rol oynayan Aile Hekimliği; sağlıkta şiddetin artması, caydırıcı bir yasa çıkarılmaması, çalışma koşullarının kötüleşmesi, angarya ve iş yükünün artması, hak edişlerin yoksulluk sınırlarına kadar düşürülmesi, emekliliğin imkânsız hale getirilmesi ve iş güvencesinin kalmaması gibi birçok nedenle sürdürülebilir sağlık hizmeti sunumunu imkânsız hale getirmiştir. Üzerlerine yüklenen yükü taşıyamayan meslektaşlarımız, torba yasa ile ceza yönetmeliğine maruz kalmıştır. Yaşanan tüm olumsuzluklara ve sıkıntılara rağmen Tıp Bayramı’nın ilk günkü ruhuyla vatanımıza hizmet etmeye devam ediyoruz, ancak şartların düzeltilmesi için hem AHESEN hem de tüm meslektaşlarımız adına yetkilileri müdahaleye davet ediyoruz. Ülke sağlığının temini için bu durum son derece elzem bir hal almıştır” dedi.
Tıp Bayramı vesilesiyle konuşan AHESEN 1. Şube Başkanı Dr. Melisa Menemencioğlu ise yaşanan sıkıntıların sistemden kaçışlara ve motivasyon düşüklüğüne neden olduğunu vurguladı. Dr. Menemencioğlu; “Ne yazık ki, bu özel günde Tıp Bayramı’nı kutlayamıyoruz. Çünkü bayram, mutlu olduğunuzda kutlanır ve bizler mutlu değiliz. Tek bir sorunumuza çözüm üretemeyen idareciler, cezalandırmak ve hekimi itibarsızlaştırmak için son derece çözümcü ve cömert davranıyorlar, yönetmelik üstüne yönetmelik, kanun üstüne kanun çıkarıyorlar. Sıkıntılı süreçlerde alkışlanan sağlık çalışanlarının, 1 Mart’ta Resmî Gazetede yayınlanan ceza kanunuyla iş güvencelerini tehdit ederek, samimiyetsizlik gösterdiler” dedi.

(AHESEN 1. Şube Başkanı Dr. Melisa Menemencioğlu)
“CEZALAR VE BASKILARLA SORUN ÇÖZÜLMEZ”
Uygulamaların iyileştirme ve çözüm odaklı olmadığını belirten Dr. Melisa Menemencioğlu; “Verilen cezalarda iyileştirme ödemesinin kesilmesi bir disiplin cezasıdır. Ancak iyileştirme ödemeleri kesilme sayısının sözleşme feshine gitmesi aynı suça verilen ikinci cezadır. 1 suça 2 ceza verilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Mali durumun disiplin cezasına bu şekilde bağlanması, idareye keyfi ceza verme imkânı sağlar ve mobbinglerin önünü açarak hekimler üzerinde büyük bir baskıya neden olur. Biz hekimler bu iş güvencelerimizin tehdidi altında büyük bir motivasyon düşüklüğü ve stres altında girdik. Özlük hak kayıpları ve sağlıkta şiddete çözümsüzlük nedeniyle sistemden ayrılan hekimlerin ardından kalan asgari sayıdaki hekimler sağlık çarklarını döndürmeye çalışıyor. Birinci basamakta çalışan hekimlerin saydığımız nedenlerle sistemden uzaklaşması, halihazırda sıkıntı yaşanan 2. ve 3. basamaklara ulaşmayı imkânsız hale getirecek. Cezalar ve baskılarla sağlık hizmeti sunumundaki eksiklikler düzeltilmez. Kutlayamadığımız bu 14 Mart Tıp Bayramı’nda, sağlık hizmeti alma konusunda şu anda bile zorlanan halkımız ve tüm sağlık çalışanları adına Sağlık Bakanlığı’nın bu yanlış tutumundan dönmesini talep ediyoruz” dedi.

(AHESEN 2. Şube Başkanı Dr. Selçuk Ünal)
“HER YENİ YÖNETMELİK HUKUK MÜCADELESİ OLARAK GÖRÜLÜYOR”
AHESEN 2. Şube Başkanı Dr. Selçuk Ünal ise geleceğe kaygıyla baktıklarını belirtti. Dr. Ünal; “Ne yazık ki, 14 Mart Tıp Bayramı geldiğinde ne mesleğimizin saygınlığıyla gurur duyabiliyoruz ne de geleceğimize kaygısız bakabiliyoruz. Aile Hekimliği çalışanları olarak, her geçen yıl, sistemsiz bir sağlık sistemi içinde, bir yandan hizmet sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışırken diğer yandan da Sağlık Bakanlığının hukuksuz, dayatıcı ve zorlayıcı kararlarıyla boğuşuyoruz. Her yeni yönetmeliğe; bu sefer neyi cezalandıracaklar, neyi engelleyecekler, ne için hukuk mücadelesi vereceğiz diye bakar olduk. Artık göstermelik alkışlar, içi boş övgüler, tutulmayan vaatler istemiyoruz. Önümüzdeki yıl Tıp Bayramı’nı; gerçekten mesleğimizle gurur duyabileceğimiz, işimizi keyifle yapabileceğimiz, gelecek kaygısı duymayacağımız koşullarda kutlamayı istiyoruz ve hak ettiğimizi düşünüyoruz” dedi.
]]>Araç seyir halindeyken Furkan T. aniden “Allahu ekber” diye bağırdıktan sonra üzerinde taşıdığı bıçakla kendisini eve bırakması için aracına alan adamın boğazını kesmeye çalıştı. Boğazı bıçakla çizilen Akif Ü. direnince zanlı bu kez adamı kollarından ve başından bıçaklayarak yaraladı. Bu boğuşma sırasında seyir halindeki araç park halindeki bir araca çarparak durunca Furkan T. araçtan inerek kaçtı. Hemen hastaneye giderek rapor alan adama “Basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yaralandığına dair” rapor verildi. Tedavisi tamamlanan Akif Ü. aracına aldığı adamdan şikâyetçi olunca Furkan T. yakalandı.
“ÇOK PİŞMANIM BİR DAHA ASLA YAPMAYACAĞIM”
Tutuklanıp hakkında Ağır Ceza Mahkemesine dava açılan sanık ifadesinde, “3-4 yıldır ilaç kullanıyorum. Psikolojik rahatsızlığım var. İlaçlarımı almadığım için panikledim. Olay günü eczaneye yardım için gittim. Anksiyetem orada başlayınca eve yalnız gitmek istemedim. Arabaya bindiğimde bıçak çektiğimi hayal meyal hatırlıyorum. Ancak arabanın kaza yaptığını biliyorum, bunun üzerine araçtan inerek babama kaza yaptığımızı söylemiştim. Psikolojik rahatsızlıklardan dolayı bu olayı gerçekleştirdim, bıçağı çektikten sonra nasıl salladım, nasıl müdahale ettim hiçbirini hatırlamıyorum. Çok pişmanım, bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım. Tahliyemi ve beraatımı istiyorum” dedi.
ATK RAPORU: RUHSAL BİR RAHATSIZLIĞI YOK
Sanık Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine sevk edilerek burada 3 hafta gözlem altına alındı. Sağlık Kurulunca verilen raporda sanığın kasten öldürme suçuna karşılık cezai ehliyetini etkileyecek düzeyde ruhsal bir rahatsızlığına rastlanmadığı, cezai ehliyetinin tam olduğu için TCK’nın 32. maddesinden yararlanamayacağı bildirildi.
“BOĞAZIMI KESMEK İSTEDİ PARK HALİNDEKİ ARACA ÇARPTIM”
Yaralanan Akif Ü. ise tahsilât için eczaneye gittiğini belirterek, “İçeri girdiğimde sanık ile babası oradaydı. Ben tam eczaneden çıkarken sanık bana ‘Beni de eve bırakır mısın?’ dedi. Ben de kabul edip aracıma aldım. Arabadayken sanık bir anda tekbir getirerek bıçağını çıkardı ve benim boğazımı kesmeye çalıştı. Bu sırada sanığı tutmaya çalıştım ve aramızda boğuşma oldu. Elimi boğazıma götürerek sanığın boğazımı kesmeye çalışmasını engellemeye çalıştım. Sanık da elindeki bıçakla elimi, kolumu, kafamı, göğsümü ve vücudumun bazı yerlerini toplam 10 bıçak darbesiyle beni yaraladı. Boğuşma esnasında park halindeki araca çarpınca sanık da el frenini çekerek aracı durdurup arka kapıdan inerek kaçtı. Sanığın bunu eczanede planladığını düşünüyorum. Çünkü kameralara baktığımızda eczaneden çıkarken bıçağı sol elinin kıyafetinin içine koyduğunu gördüm. Eczaneden çıkarken bıçağı kullanmak için hazırlandığına şahit oldum” diye konuştu.
MÜEBBET HAPİSTEN 8 YIL 4 AYA DÜŞÜRÜLDÜ
Mahkeme, akıl sağlığının yerinde olduğuna dair alınan doktor raporu üzerine sanığı müebbet hapisle cezalandırdı, ardından suçun kasten öldürmeye teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle cezayı 10 yıla indirdi.
Mahkeme, sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, işlediği suçtan sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, nedeniyle hakkında iyi hal indirimini düzenleyen 62. Maddeyi de uygulayarak cezayı 8 yıl 4’aya düşürüp hükmen tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>“İLİÇ’İN AÇTIĞI YARA HAFİFLEMEDEN ERZİNCAN’DAN GELEN GÖÇÜK HABERİYLE SARSILDIK”
Yücel, şunları söyledi:
* “Dinmeyen acı Hocalı Katliamı’nın üzerinden geçen 32 yıla rağmen acımız ilk günkü kadar taze. Çocuk, yaşlı, genç, kadın demeden canlarımıza kıydılar. 32 yıl önce Hocalı’da şehit edilen Azerbaycanlı kardeşlerimizi, rahmetle ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şad olsun. Erzincan İliç’te toprak altında kalan ve 13 gündür ulaşamadığımız 9 işçimizin yüreklerimizde açtığı acı hafiflemeden bugün sabah saatlerinde Elazığ Palu’da bir madende göçük meydana geldiği haberiyle sarsıldık. Tek tesellimiz, göçük altında kalan işçilerimizin tamamının kurtarılmış olması. İşçilerimize ve Elazığ’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
“YILMAZ TUNÇ’A SORUYORUZ”
* Elbette çok üzgünüz ama daha çok da öfkeliyiz. Bu ülkede, son 22 yılda, tamamı öngörülebilir ve önlenebilir iş cinayetlerinde, en az 33 bin işçimiz can verdi. Yerlilik ve millilik nutukları atanlar, ülkemizin topraklarını yabancılara peşkeş çekmekte; bu toprakları emekleriyle bereketlendiren insanımızın canına kast etmekte hiçbir sakınca görmediler. Şimdi kalkmış, ‘35 milyon metreküplük toprak var, 400 bin kamyon gerekli’ diyorlar. Her gün artan öfkeyi bastırmak için soruşturma başlatıldığını ifade ediyorlar. Ama İliç’te göz göre göre gelen bu felaketin gerçek sorumlularının kim olduğunu söylemiyorlar.
* O zaman biz söyleyelim: İliç’teki maden sahası kimyasal sızıntı nedeniyle 22 Haziran 2022’de kapatılıyor. Sadece 3 ay sonra tekrar açılıyor. Kimin zamanında? Murat Kurum. Madende kapasite artışına gidiliyor, onayını kim veriyor? Murat Kurum. Peki ‘Kapasite artışı için ÇED gerekli değildir’ diyen kim? Yine Murat Kurum. Buradan, ‘İliç faciasıyla ilgili soruşturma başlatıldı’ diyen Yılmaz Tunç’a soruyoruz: Bölgede görev yapacak olan 4 savcı, Murat Kurum’un Bakanlık dönemini de soruşturacak mı?
“İSTANBUL’A, OSMANİYE’YE GİTMESİNE ENGEL OLMUYOR”
* Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülkede Murat Kurum, ölüme sebebiyet vermekten ve çevre felaketine yol açmaktan yargılanır ama Türkiye’de bu kişi, 16 milyonluk bir mega kenti yönetmeye talip oluyor. Felaketin baş sorumlusu hiçbir şey olmamış gibi çevrecilik, şehircilik, dayanıklı kentler nutukları atıyor. Bu zat, uzmanların ‘Ayakkabıyla bile girilmemeli’ dediği Salda Gölü’ne iş makinelerini soktu. Maden ocaklarının kapasite artırım taleplerine hep destek verdi, İliç’te bir faciaya neden oldu. İmar barışı adı altında kat artışlarına izin verdi, binaları denetlemek yerine denetimsiz binaların müteahhitlerini korudu.
* Biz, bu sorumsuz adamın İstanbul’u mahvetmesine izin vermeyeceğiz. Bir de bu sorumsuz adamın halefi var, sorumsuzlukta birbirleriyle yarışıyorlar; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki. Al birini, vur ötekine… Erzincan’ın İliç ilçesinde büyük bir çevre felaketi yaşanıyor, bu beyefendi Erzincan’a ancak felaketin 9’uncu gününde gidiyor. İliç’e gitmesine engel olan sağlık sorunları her nasılsa İstanbul’a, Osmaniye’ye gitmesine engel olmuyor. Felaketin olduğu yer aktif fay hattının üzerinde ama bu zat, hiç ama hiç utanmadan ‘İlk defa duyuyorum’ diyebiliyor.
“İKTİDARI HALKIMIZLA BİRLİKTE SANDIKTA GÖNDERECEĞİZ”
* Biz, bu felaketin sorumlularını biliyoruz, tanıyoruz. Siz kaçmaya, saklanmaya, sorumluluğu üzerinizden atmaya devam edin. Biz işçilerin, emekçilerin yanında olmaya ve halka tüm gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Yeni felaketlerin yaşanmaması, gereken önlemlerin alınması için her ortamda tepkimizi koymaya devam edeceğiz. Amasra’da, Soma’da, Ermenek’te, Karadon’da madenlerdeki iş cinayetlerini ‘kader’ ve ‘fıtrat’ diye geçiştiren; gözünü kar hırsı bürüyen; insan canını, doğayı ve yeşili değil, doların yeşilini seçen; işçileri, geçimle ölüm arasından tercih yapmak zorunda bırakan bu iktidarı halkımızla birlikte sandıkta göndereceğiz. Ülkemizde siyanürle altın madenciliği yapılan yerlerde bu vahşi madenciliğe karşı halkımızla, işçilerimizle birlikte direneceğiz.
“BİREYSEL KREDİ KARTI BORÇLARI 1 TRİLYON 43 MİLYAR LİRAYLA REKOR BİR DÜZEYE ULAŞTI”
* Ülkemizde her eve, her cebe, her mutfağa etki eden büyük bir ekonomik buhran olduğunu görmekteyiz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 27 Aralık 2022 tarihinde bireysel kredi kartı borçları, 446 milyar liraydı. Bankalarda faizler yükseldi, vatandaş geçinebilmek için kredi kartlarına yüklendi. Son dönemde gecikme faizlerinin yükselmesi, nakit avans limitinin aşağı çekilmesi gibi zorlaştırıcı önlemlere rağmen çığ gibi büyüyen bir bireysel kredi kartı borçlanma dönemi başladı.
* Ve sonuç: 24 Kasım 2023 tarihi itibarıyla bireysel kredi kartı borçları 1 trilyon 43 milyar lirayla rekor bir düzeye ulaştı. 2 yılda 446,6 milyardan 1 trilyon 43,6 milyara, yüzde 133 artış göstermiş. Hal böyleyken AKP hükümeti, kredi kartlarıyla ilgili düzenleme çalışmalarının devam ettiğini söylüyor. Vatandaşın cebinde nakit para bırakmayıp cüzdanındaki karta sınırlama getirerek ekonomiyi düzelteceklerini zannediyorlar. Kredi kartı düzenlemesi, ekonomiyi durma noktasına getirebilir. Umurlarında mı? İçi boş, günü birlik, palyatif ekonomik tedbirlerden anlıyoruz ki hayır.
“2028’E KADAR DAYAN DAYANABİLİRSEN”
* AKP hükümeti yüzünden Türkiye’de gelir düzeyi düşük kesim ve orta sınıf, kredi kartıyla borçlarını döndürerek ay başını getiriyor. Borcunu ödeyip limit açıyor, limiti ay sonuna yine tükeniyor, bu kısır döndü de böyle sürüp gidiyor. Kredi kartı limitlerinde olası bir ani azalış ve sert taksit önlemleri, işte bu kesimin yaşamını olumsuz etkileyecektir. Çünkü şu ayrıntıyı görmezden geliyorlar: Vatandaş artık kredi kartından lüks harcamaları değil, temel ihtiyaçlarını karşılar hale geldi. Vatandaşın cebinde para yok. Ekmeği, sütü, peyniri, yumurtayı kredi kartıyla alıyor. Bir yanda, 2 yılda 1 trilyon artan bireysel kredi kartı borçlanması; diğer yanda kredi kartı olmasa sofrası peynir-ekmek göremeyecek olan vatandaş… Bütün bunlar yaşanırken hükümetin fiyat istikrar hedefi ise 2028. 2028’e kadar dayan dayanabilirsen.
“ADALET BAKANI DEDİ, SARAY YALANLADI”
* Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, 8 ay sonra ilk kez faizi sabit tutmanın müjdesini verirken enflasyonu ve fiyat artışlarını ağzına dahi almıyor. Mesele faizi sabit tutmak değil, mesele fiyatları sabit tutmak. Bakın, fiyatları düşürmek demiyoruz bile. Fiyatları sabit tutun da vatandaş rahat bir nefes alsın. Sabit tutun ki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, ‘Enflasyonla mücadele ederken büyümeyi de sürdüreceğiz’ yalanının bir anlamı olsun. Yılın ilk ayında yükselen enflasyonun sonraki aylarda kademeli, yıl ortasından sonra da belirgin şekilde düşmesini bekliyorlarmış.
* Belirgin olan ne biliyor musunuz? Belirgin olan halka yalan söylemeleri. Bakın bir yalan daha: Adalet Bakanı çıktı, hükümetin kirayla ilgili atacağı adımı açıkladı, ‘Yüzde 25 sabit zamdan vazgeçilecek’ dedi. Bir gün geçmeden saray, bu bilgiyi yalanladı. Kendi bakanlarının açıklaması için ‘uydurma’ dediler. 1 Nisan sonrasında yaşanacak krizlere, kira kaosunun da ekleneceğinin söylenmesinden rahatsız oldular. Her zaman olduğu gibi sorunları halının altına süpürdüler, yerel seçim sonrasına ötelediler. Bu nedenle, kıymetli milletimize yerel seçimlerde oy verirken 1 Nisan sonrasını da iyi düşünmelerini söylüyoruz.
“TÜRKİYE VARLIK FONU KARA BİR DELİK, NE DENETİMİ VAR NE DE YUTTUĞU MİKTAR BELLİ”
* Geçtiğimiz günlerde, partimizin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri, ‘Türkiye Varlık Fonu (TVF) 2022 Raporu’nu hazırladılar. Raporda, içerisinde kamu bankalarından THY’ye, BOTAŞ’tan ÇAYKUR’a kadar birçok devasa kurumu barındıran TVF denetiminin yetersiz olduğu ifade edildi. Kurumların neden milyarlarca lira zarar ettiğinin araştırılmadığı, TVF’nin tamamen Cumhurbaşkanına bağımlı hale getirildiği ve fonun hazineyle ilişkisinin açık ve şeffaf olmadığı söylendi. TVF kara bir delik, ne denetimi var ne de yuttuğu miktar belli. Düşünün, bir çeşmenin başını tek adama bağlamışlar, tek adam kana kana içiyor, paşa gönlünden geçene içiriyor, ülkeyse açlıktan ve susuzluktan kırılıyor. İşte TVF buna benziyor.
“SADECE SARAYIN AMPULLERİNİ YARI YARIYA AZALTSALAR…”
* Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeklilere verilen bayram ikramiyelerinin 3 bin lira olacağını söyledi. ‘Bütçeyi zorladık’ masallarını anlatırken hiç utanmadı. Emekli ikramiyesi sadece ve sadece 1000 lira artırıldı. Gerçekten emeklilerle dalga geçiyorlar, emeklileri yok sayıyorlar. Ancak unuttukları bir şey var. Marketlerdeki fiyat artışlarını, sağlık harcamalarındaki artışı, faturalardaki artışı en iyi gören ve tahlil eden kesim emekliler. Yani emekliler neyin, ne kadar olduğunu çok iyi biliyorlar. Emekliler dini bayramlarda ödenen bayram ikramiyesiyle 2018 yılında küçükbaş kurbanlık alabiliyordu. Bu yıl ise sadece 6-7 kilo et alabilecekler.
* Bakın, bu hükümet kendine yakın gördüğü vakıflara para buluyor, Suriyeliler için kaynak bulabiliyor, şatafatlı gezilere ve törenlere para ayırabiliyor, her gün çakarlı araçlarla şov yapacak, şehir turları atacak kadar bol para var ama iş emekliye gelince para yok. Bu koşullarda emeklilere asgari ücret kadar ikramiye vermek zor olmasa gerek. Sadece sarayın ampullerini yarı yarıya azaltsalar, binlerce emekliye kaynak bulabilirler. Sorun da bu zaten, kaynak var ama bu kaynağı emeklilere harcamak istemiyorlar. Bir kez daha hatırlatıyoruz: En düşük emekli maaşı, asgari ücret düzeyine çekilmeli, bayram ikramiyeleri de bu oranda iyileştirilmelidir.
“ŞİDDETİN BU KADAR NORMALLEŞMESİNİN SEBEBİ SENSİN ERDOĞAN”
* Bu ülke böyle bir ekonomik kriz, böylesine bir ekonomik buhran görmedi. Ülkece fakirliği iliklerimize kadar hissediyoruz. Vatandaş sebze meyveyi tek tek alır hale geldi. Yarım bardak çay, yarı fiyatına bayat ekmek satılıyor. Vatandaş pazar yerlerinden çürük meyve sebze topluyor. Açlık sınırı 15 bin lira, yoksulluk sınırı 49 bin lira. Ama Erdoğan hala utanmadan ‘Alternatifiniz benim’ diyebilme yüzsüzlüğünü gösterebiliyor. Sayın Erdoğan, bu ülkedeki mutsuzluğun sebebi sensin. Bu ülkede et yiyemeyen, süt içemeyen, protein alamayan çocukların sebebi sensin.
* İntihar eden gençlerin, ana-babaların sebebi sensin. Depremden kurtulup yardım eli uzatılmadığı için hayata tutunamayanların, göstere göstere gelen felaketin sebebi sensin. Kevgire dönen sınırlarımızdan elini kolunu sallaya sallaya yurda giren ne idüğü belirsiz kişilerin sebebi sensin. 22 yıldır yürüttüğün kin ve nefret dolu siyasetinle toplumun ruh sağlığının bozulmasının, yaptığı iyiliğe yenilen taksicinin, şiddetin bu kadar normalleşmesinin sebebi sensin Sayın Erdoğan. O yüzden sen kimseye, hele ki CHP’lilere alternatif olamazsın.
“NEZAKETSİZ, SAYGISIZ, HALKINA VE MİLLETİNE ÜSTTEN BAKAN SİYASET ANLAYIŞINA SON VERECEĞİZ”
* Genel Başkanlarından feyz aldıkları çok belli olan AKP’li belediye başkan adaylarının seçim çalışmalarına şöyle bir göz atalım. Vatandaşa ağza alınmayacak küfürler eden mi ararsınız, vatandaşa el hareketi çeken mi ararsınız. Görüyoruz ki anlatacak vaatleri olmadığı için yerel seçim çalışmalarını bu şekilde yürütüyorlar. AKP’nin Niğde Hacıabdullah beldesinin adayı, konuşması sırasında devletin jandarma komutanına hadsizce, ağza alınmayacak küfürler etti. İnanılır gibi değil ama AKP’nin Balıkesir Bandırma adayı, tarla fiyatları üzerinden tartıştığı vatandaşa el hareketi çekti. AKP’nin Konya Cihanbeyli adayı, vatandaşlara hitap ederken küfür etti. Bu nezaketsiz, saygısız, halkına ve milletine üstten bakan, üst perdeden konuşan siyaset anlayışına son vereceğiz.
YARGI PAKETİ TEPKİSİ
* AKP’nin 22 yıllık iktidarları boyunca en fazla tahribat yarattığı alanlardan biri de hukuk oldu. Bugün ülkemiz, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ciddi bir şekilde yara aldığı, millet iradesinin yok sayıldığı, Anayasa’nın ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yok sayıldığı bir ortamda yerel seçimlere gidiyor. Hal böyleyken Meclis gündemine bir yargı paketi daha geldi. Kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak bilinen bu teklif, Anayasa’ya aykırılıklar içeren, yasa yapma tekniği açısından yanlış ve içerik olarak da yetersiz bir teklif. Yargıdaki sorunları çözmüyor ama AKP ısrarla bu tekliflere ‘yargı reform paketi’ diyebiliyor.
* Bakın, ‘yargıda reform’ iddiasıyla ilgili 7 kanun teklifi, şimdiye kadar bu Meclis’te yasalaştı. Ekim 2019’dan Mart 2023’e kadar gelen 7 yargı reform paketi, esasen yargıda reformu hedeflemiyordu. Zaten öyle olsaydı Dünya Adalet Projesi (WJP) 2023 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre, ülkelerin hukukun üstünlüğüne bağlılıklarının ölçüldüğü raporda, 142 ülke arasında Türkiye, 117’inci sırada yer almazdı.
“AKP DE KENDİNE YAKIŞANI YAPTI”
* İktidarın istekleri doğrultusunda istatistik açıklayan TÜİK’in ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması’ sonuçlarına göre, Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 40’ı, yasaların herkese adil ve tarafsız olarak uygulanmadığını düşünüyor. Dikkatinizi çekerim, TÜİK verisinde bile bu oran yüzde 40’lardaysa gerçek oranı siz düşünün. Demek ki ‘reform’ diyerek süsledikleri bu yargı paketleri hiç bir işe yaramamış. Yargıtay’ın Anayasa’ya darbe niteliğindeki girişimlerine ve Meclis’e talimat verme hadsizliğine ses çıkarmayıp hatta bunu alkışlayan AKP’nin ‘yargıda reform’ çıkışı elbette inandırıcı değil. AYM’nin iptal ettiği pek çok maddeyi, iptal gerekçeleri yerine getirilmeden yeniden Meclis’e getirmek AYM’yi yok sayan AKP’ye yakışırdı, AKP de kendine yakışanı yaptı. Biz CHP olarak reformun R’sinin bile olmadığı bu teklifle ilgili itirazlarımızı komisyonda olduğu gibi Genel Kurul’da da dile getireceğiz.
“KENTLERİMİZİ EMİRLERLE, TALİMATLARLA VE DAYATMAYLA YÖNETMEYECEĞİZ”
* Ülkemizde iktidarın himayesindeki bir grup azınlık dışında toplumun her kesimi, ekonomik açıdan kuşatma altında. Emeklisinden işçisine, öğrencisinden memuruna ekonomik açıdan kaygılı ve mutsuz bir toplum olduk. Sürekli felaketlere uyanan, bu felaketler karşısında hep yetersiz kalan bir iktidarla sınanır olduk. 22 yıldır AKP’nin tehdit eden, kutuplaştıran sözlerinden usandık. Bu iktidarın halk iradesini yok sayan tutumlarından; vatandaşa kafa tutan, halka had bildiren, demokrasiden bihaber, kendisi zenginlik içinde yaşarken kürsüden tasarruf nutukları atan tavırlarından bıktık.
* Biz CHP olarak gençlerin umutlu, çocukların mutlu, vatandaşlarımızın insan onuruna yaraşır, güvenli kentlerde huzur içinde yaşadığı, gelirin hakça ve adilce paylaşıldığı bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Biz kentlerimizi emirlerle, talimatlarla ve dayatmayla yönetmeyeceğiz. Kentlerimizi, o kentte yaşayan yurttaşlarımızla birlikte yöneteceğiz. Her yurttaşımızın, belediye hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacağız. Bunun için, 31 Mart yerel seçimlerini önemsiyoruz. İşimiz, gücümüz Türkiye.”
]]>Önceki gün ülkenin en büyük suç örgütlerinden birinin lideri olan “Fito” lakaplı Adolfo Macias Villamar’ın cezaevinden firar etmesinden sonra ülke şiddet olaylarının pençesine düştü.
Fito’nun firar etmesinden sonra OHAL (olağanüstü hal) kararı alınırken Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, “Silahlı İç Çatışma Hali” ilan ettiklerini belirterek, “Çetelerin etkisiz hale getirilmesi için silahlı kuvvetlere talimat verdim” ifadesini kullandı.
(Fito lakaplı suç örgütü liderinin kaçışı ülkeyi adeta iç savaşa sürükledi.)
Sosyal medya hesabı X’teki paylaşımında, ülkede “Silahlı İç Çatışma Hali” ilan ettiklerini vurgulayan Noboa, “Çetelerin etkisiz hale getirilmesi için silahlı kuvvetlere talimat verdim. Terör örgütlerinin ülkenin huzurunu bozmasına müsaade etmeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
22 SUÇ ÖRGÜTÜNÜN ADINI VERDİ
Organize suç örgütlerinin isimlerini sırasıyla yazan Devlet Başkanı Noboa, bu örgütlerin etkisiz hale getirilmesi için silahlı kuvvetlere tam yetki verdi. Noboa, 22 suç örgütünün adını paylaştı.
“TC Television” kanalının Guayaquil kentindeki stüdyosunun, canlı yayın sırasında silahlı kişilerce basılmasının ardından Noboa başkanlığında güvenlik toplantısı düzenlendi.
Toplantıdan sonra basın mensuplarına açıklamada bulunan Ekvador Silahlı Kuvvetler Ortak Komutanlığı Başkanı Jaime Vela, terör örgütlerinin artık “meşru hedefleri” olduğunu ve bu gruplarla “kesinlikle” pazarlık yapılmayacağını duyurdu.
Suç örgütlerine “ciddi” darbe vurduklarını dile getiren Vela, “Ulus tarihinde kanlı ve benzeri görülmemiş saldırılar gerçekleştirdiler. Onların vahşi kötülükleri cezasız kalmayacak ve girişimleri boşa çıkartılacak” dedi.
“GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”
Devlet Başkanı Noboa’nın 111 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kendilerine “açık” bir misyon biçtiğini söyleyen Vela, “Bu andan itibaren her terörist askeri bir hedeftir. Geri adım atmayacağız ve müzakere etmeyeceğiz. Topraklarımızda gerçekleştirmek istedikleri istikrarsızlaştırma ve kaos eylemlerine güçlü bir karşılık vereceğiz” diye konuştu.
Vela, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatının “müşterek” mücadelesiyle ülke genelinde güvenliği yeniden sağlayacakları sözünü halka verdi.
SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI UYGULANIYOR
Çete elebaşının hapishaneden kaçmasının ardından Devlet Başkanı Noboa’nın imzaladığı kararnameyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmişti.
Devlet Başkanlığı İletişim Genel Sekreteri Roberto Izuriete, dün yaptığı açıklamada, “Fito” lakaplı çete elebaşı Adolfo Macias Salazar ile birkaç mahkumun Guayas kentindeki hapishaneden kaçması üzerine 3 bin güvenlik gücüyle operasyon başlatıldığını bildirmiş, bu kişilerin de son derece tehlikeli olduğunu söylemişti.
Izuriete, Devlet Başkanı Noboa’nın bu olay nedeniyle OHAL kararnamesini imzaladığını, bu süreçte gece 23.00 ile 05.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurmuştu.
ÇOK SAYIDA POLİS KAÇIRILDI
Yerel basına göre, 60 gün uygulanacak OHAL kararının ardından suç örgütleri çok sayıda polisi kaçırdı ve araçları ateşe verdi.
Ekvador Emniyet Biriminin X’ten yaptığı paylaşımda, “Faillerin yakalanması için özel birlikler görevlendirildi. Bu olayların hiçbiri cezasız kalmayacak” ifadeleri kullanılmıştı.
Öte yandan sosyal medyada paylaşılan videolarda, çete üyelerince kaçırıldıktan sonra başlarına silah dayanan polisler, Devlet Başkanı Noboa’dan yardım isterken görülmüştü.
Ekvador, uzun süredir güvenlik kriziyle boğuşuyor. Noboa, 7 Ocak’ta Instagram’daki açıklamasında, hapishanelerde şiddet olaylarının yeniden tırmanışa geçtiğini ifade etmiş ve OHAL ilan edileceğini bildirmişti.
3 POLİS KURTARILDI
Ekvador’da, çete mensupları tarafından kaçırılan 3 polisin operasyonla Machala kentinde kurtarıldığı bildirildi.
Güney Amerika ülkesinde bir çete elebaşının hapishaneden kaçmasının ardından şiddet olayları tırmanışa geçti.
“TC Television” isimli televizyon kanalının Guayaquil kentindeki stüdyosu, canlı yayın sırasında silahlı kişilerce basıldı.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, yüzlerini maskeyle kapatan kişilerin, stüdyoda bulunanları rehin aldığı, spikerin cebine patlayıcı madde koyduğu görüldü.
Görüntülerde ayrıca gruptan bazılarının, ellerindeki el bombası dahil çeşitli patlayıcıları kameraya göstermesi yer aldı.
Ekvador polisinden yapılan açıklamada, çete üyelerince kaçırılan 3 polisin Machale kentinde düzenlenen operasyonla kurtarıldığı, diğer polisler ile gardiyanların da bırakılması için operasyonların sürdüğü bildirildi.
Ülke basınında yer alan haberlerde, hapishanelerdeki çete üyelerinin 130’u aşkın gardiyanı rehin tuttuğu ve bazılarını öldürdüğü iddia ediliyor.
Guayaquil’in bazı noktalarında güvenlik güçleriyle silahlı kişiler arasındaki çatışmaların sürdüğü bilgisi paylaşıldı.
8 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Canlı yayın baskınından hemen sonra şehrin çeşitli noktalarında saldırılar düzenleyen silahlı gruplar, 8 sivili öldürdü, 2 kişiyi yaraladı.
Öte yandan “TC Television”ı basanların 13 kişi olduğu ve tamamının yakalandığı duyuruldu.
Kentin Belediye Başkanı Aquiles Alvarez, yaptığı açıklamada, silahlı saldırganların araçlara rastgele ateş ederek 5 kişiyi öldürdüğünü ve bir yedek parça deposuna da baskın düzenleyerek 3 kişiyi katlettiğini söyledi.
Sosyal medyaya düşen yeni bir görüntüde ise polis aracının bombalı saldırıyla havaya uçurulduğu görülüyor.
FİTO 7 OCAK’TA KAÇTI
“Los Choneros” çetesinin elebaşı Jose Adolfo Macias Villamar’ın 7 Ocak’ta Guayaquil kentinde bulunan hapishaneden kaçtığı bildirilmişti.
Macias, 2011’de aralarında cinayet ve uyuşturucu kaçakçılığının da bulunduğu çeşitli suçlardan 34 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
]]>“DEMOKRASİNİN İMKANLARINI KULLANARAK DEMOKRASİMİZİ BOĞMAK İÇİN ÇABA İÇERİSİNDELER”
Türkiye’nin bir tarihi eşikte olduğunu belirten DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Büyük milletler, bir kez başarmış olan milletler birçok kez başarabilme kudretini kendisinde görür. Bu aziz millet de, pek çok dönem ‘Fetret Dönemi’ dediğimiz dönemleri yaşamış, buhran dönemi dediğimiz dönemleri yaşamış olmasına rağmen bir var olma, yok olma çizgisinden büyük Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı ile beraber çıkarttığı ve kurduğu cumhuriyet ile nasıl derdine bir derman aramışsa belki o mahiyette olmasa da bugün de bir tarihi eşiktedir. Demokrasinin imkanlarından yararlananların demokrasimizi boğmak için taammüden bir çaba içerisinde olduğunu görüyoruz. Demokrasiyi bir tramvaya benzetenlerin zihinlerinin arkasındaki fikirleri ellerine güç geçtiğinde nasıl ortaya döktüklerini bugün daha iyi görebiliyoruz. Bu zihniyeti tanıyoruz. Demokrasiyi konjonktürel bir program olarak gören, inanan, demokrasiyi sıkıştığında, dara düştüğünde, zora düştüğünde, mağdur olduğunda bir muhalefet ideolojisi olarak benimsemiş bir zihniyetin, gücü ele geçirdiğinde elbette laf sen söylediklerine ruhen inanmadıkları için başka bir icraat göstermesini de bekleyemeyiz” diye konuştu.
“ŞEHİTLERİMİZİN VE MİLLETİMİZİN KANI YERDE KALMAYACAK”
Geçtiğimiz gün Kuzey Irak’ta bölücü terör örgütünün yaptığı saldırıdan sonra şehitlerin kanının ve milletin sözünün yerde kalmayacağını ifade eden Uysal, “Söz yerde kalmayacaktır, milletimizin sözü de asla ve kata yerde kalmayacaktır. Nasıl bugün son iki günde verdiğimiz şehitlerimizin milletimizin de sözü yerde kalmayacaktır. O açıdan asırlardan asırlara, Anadolu büyüklüğündeki dava taşını yerine koymak için mücadele eden milletimizin mesuliyetini taşıyan insanlar olarak, bu ülkeyi bir ve beraber yapabilmek, bir büyük mücadeleyi vererek geldik. Bugün Türkiye’ye karşı okunan meydan okumalara, Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit edecek kimi gelişmelere karşı elbette Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz canı pahasına bu mücadeleyi veriyor ama siyasetin vazifesi güvenlik güçlerimizi, askerimizi, polisimizi böyle bir kıskacın ortasına sokmamaktır” dedi.
“İKTİDAR KENDİ KABAHATİNİ UNUTMUŞ, MUHALEFETİ SUÇLAR HALE GELMİŞ”
İktidarın kendi kabahatlerini unutup muhalefete yüklendiğini belirten Gültekin Uysal, “Terörle mücadelenin ne tereddüt ne de müsamaha kabul etmeyeceğini biliyoruz. Zaman zaman küçük siyasi hedefleri için terör örgütleriyle iş birliği yapan iktidarın yakında yaşadığımız seçimlerde de gördük, kendi kabahatini unutmuş, bizleri muhalefeti suçlar hale gelmiş” diye konuştu.

“YANLIŞ DIŞ POLİTİKA TERCİHLERİMİZİN AÇIĞINI, EVLATLARIMIZI ŞEHİT VEREREK KAPATIYORUZ”
AKP’nin yanlış dış politika tercihlerinin Türk askerinin şehit olmasına yol açtığını söyleyen Uysal, “Bu mücadelede göğsünü geren şehitlerimize rahmet, onların ailelerine başsağlığı, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz. Türkiye’yi yanlış dış politik tercihlerin neticesinde Suriye başta olmak üzere on yıllara yayılacak şekilde, ülkenin milli güvenliğini tehdit edecek gelişmelere açık hale getiren bir iktidar, sanki hiçbir şey olmamış gibi ağıt yakarak buradaki mesuliyetini unutturmaya çalışıyor. Bugün 40 yıla yaklaşan terörle mücadelemiz başta olmak üzere, PKK’yla mücadelemiz başta olmak üzere mahiyet değiştiren, son yıllarda IŞİD’den bölgede oluşan diğer terör örgütlerine karşı zaman zaman yanlış dış politik tercihlerimizin açığını kapatmak adına Fırat Kalkanı Harekatı’nda, Afrin’de ve diğer bölgelerde evlatlarımızı şehit vererek bu açığı kapatıyoruz” dedi.
“HANGİ TARAFI DİNLESENİZ ÇARPIKLIĞIN ÜRETTİĞİ BÜYÜK ACIYI GÖREBİLİRSİNİZ”
İstanbul’daki hayatın her geçen gün yanlış politik tercihlerden kaynaklı daha da zorlaştığını belirten Uysal şunları söyledi:
* Hayatın daha zor olduğu, hayatın ritminin, nabzının daha yüksek attığı bu şehirde her geçen gün atılan yanlış adımlarla vatandaşımızın yaşamının zorlaştığını biliyoruz. Yanlışlık, politik tercihlerin önümüze koyduğu sığınmacı meselesi başta olmak üzere bunların mutasyona uğramış sonuçlarının toplumsal her alanda, ekonomide pek çok gencimizin uyuşturucuya bulaşmasında pek çok alanda milletimiz maliyetlerini karşılar halde. İstanbul’a baktığımızda kira meselesine baksak, bu yanlış adımların bedelini nasıl ödendiğini görebiliriz. Son bir yıl içerisinde gayrimenkulün ortalama değer artışı yüzde 86 iken siz yüzde 25 gibi bir tahdit koysanız ne yazar?
* On binlerce vatandaşımız ister mülk sahibi ister kiracı olsun bu çarpık ekonomik tercihlerin sonucu olarak yaşanan alt üst oluşum bedelini mahkemelik olarak mahkemelerden izahlaşarak ödüyor. Onlarca, yüzlerce aktörün, faktörün, dinamiğin işlediği bir piyasada ekonomistin diyerek ortaya koyduğumuz tezlerin gelir ve maliyet zincirlerini altüst ederek bütün dengesini bozduğu bu iklimde birkaç faktörü kontrol ederek cebren, talimatla düzenlemeye çalışsanız ne yazar? Kira geliri ile geçinen vatandaşlarımız var. Elbette aynı düzeyde geliri atmayan insanlarımız var.
* Hangi tarafı dinleseniz bu çarpıklığın ürettiği büyük acıyı görebilirsiniz. Görmeyen bir kişi var. Çünkü Türkiye’de bir problemi bu işlemeyen demokratik model dolayısıyla çözebilmenizin yegane yolu var, o da Sayın Erdoğan’ın kadrajına sokabilmek. Tesadüfen sokabilirseniz. Yoksa demokratik kanallar işlese yerelden merkezi hükümete, memleketin problemleri, temsilcileri eliyle berraklaşa berraklaşa akıtabilse, Büyük Millet Meclisi başta olmak üzere milletin en büyük kürsüsünde milletin meseleleri konuşulabilse bu problemlere elbette bir çözüm bulunur.”

“PROBLEMİN KENDİSİNİ GÖRMEYENLER MERKEZ BANKASI BAŞKANI’NI UYARMIŞ”
Merkez Bankası Başkanı’nın İstanbul’da oturacak kiralık ev bulamadığını açıkladığını, milyonlarca vatandaşın ne yapacağını soran Gültekin Uysal, “Medet umarak getirdikleri Merkez Bankası Başkanı İstanbul’da yaşayabileceği, katlanılabilecek düzeyde kiraların pahalılığından şikayet ederek, annesinin evinde kaldığını ifade etmiş. ‘Ülkenin Merkez Bankası Başkanı bu halde ise milyonlarca vatandaşımızın hali nicedir’ diye sorması gerekenler, problemin merkezini görmezden gelerek ‘Merkez Bankası Başkanı niye böyle bir sorumsuzca açıklama yaptı’ diye kendisini uyarmışlar” dedi.
“MERKEZ BANKASI BAŞKANI’NA HABER VERSİNLER”
Ekonominin geldiği noktayı rakamsal olarak gözler önüne seren Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal, “Sadece bir rakamı paylaşsak 2009 yılında 200 yüz lira neye tekabül ediyor bugün neye tekabül ediyor diye baksak; 136 dolardan 6,5 dolara düşmüş. Dolar bazında bakalım, kimi yerlerde ekmek 7,5 lira, kimi yerlerde 10 liraya varan fiyatlar var. Oradan baksak 500 ekmek alırken, bugün alabildiği ekmek sayısı 20’ye düşmüş. Hal buyken Ticaret Bakanı çıkıp diyor ki, ‘Son birkaç ayda gayrimenkul ve kiralarda yüzde 20-25 düzeyinde gerileme var’ diyor. Bu gerilemeyi gören duyan varsa Merkez Bankası Başkanı’na da haber versinler” diye konuştu.
Ayrıca Uysal, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki meselenin Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Can Atalay olmadığını, asıl meselenin Türkiye’deki yargının siyasallaşması olduğunu, bir kişinin yargıya keyfi olarak talimat verdiğini ve bu gerçeğin görülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>