
İŞTE BELİRTİLERİ
D vitamini eksikliği; yorgunluk, halsizlik, kemik-eklem ağrıları, depresif ruh hali, sık enfeksiyon geçirme, üşüme, tırnak ve saç dökülmesi gibi belirtilere yol açabilir. D vitamini düzeyleri basit bir kan testiyle kolayca tespit edilebilir. Özellikle kış aylarında D vitamini düzeyleri tespit edilmeli ve gerekirse D vitamini takviyesi alınmalıdır. D vitamini düzeyleri düşük olanlara, tartışmalı olmakla birlikte günde 1000-2000 İÜ D vitamini takviyesi yeterli olacaktır.
NE KADAR GÜNEŞLENMELİYİZ?
Güneş ışınlarının kanserojen olabileceği düşüncesi özellikle yaşlılarda D vitamini yetersizliğine yol açmıştır. Oysa yaz aylarında ve güneşli diğer günlerde güneş ışınlarının çok dik gelmediği saatlerde, güneş kremi kullanmadan 20-30 dakika güneş ışınlarına maruz kalmak D vitamini ihtiyacını karşılar. Güneş kremi kullanmak D vitamini üretimini engelleyebilir. Yazın depolanan D vitamini ihtiyacı yıl boyunca karşılayamaz. Yaz ayları dışında da güneş ışınlarına maruz kalmak sağlık açısından gereklidir. Yaz aylarında güneş ışınlarının dik olarak dünyaya ulaştığı 10.00-17.00 saatleri dışında güneşlenmek deri kanserine karşı koruyucudur ve yeterli D vitamini sağlar. Kış aylarında ise 10.00-17.00 saatleri arasında güneş ışınlarına maruz kalmak maksimum yarar sağlar.
NE ZAMAN TAKVİYE ALINMALI?
D vitamini vücutta üretilmeyen, bu nedenle dışarıdan alınması gereken bir vitamindir. D vitamini değerleri düşük olduğunda doktor gözetiminde takviye alınması uygun olur. Serum D vitamini düzeylerini 40-60 ng/ml arasında tutacak bir D vitamini replasmanı uygun olacaktır. Türkiye’de D vitamininin 50.000-300.000 ünitelik preparatları vardır. D vitamini ampulü de ayda bir kez kırılarak içilebileceği gibi emilimden emin olunmazsa kalçadan uygulanabilir. Kalsiyum ve D vitaminin birlikte olduğu oral, sık kullanılan preparatlarda ise 880 İÜ D vitamini ve 2500 mg kalsiyum karbonat (1000 mg kalsiyum) mevcuttur, günde bir kez alımla yeterli düzey sağlanmış olur.
KAN TESTİNDEKİ DEĞERLERİN ANLAMI
50-100 arası: İdeal durumdasınız.
30-50 arası: Dikkatli olmalısınız.
20-30 arası: Riskli çizgidesiniz.
20’nin altı: Tehlikeli hattasınız.
HANGİ HASTALIKLARDAN KORUNMAMIZA YARDIM EDER?
Pek çok organın hücrelerinde D vitamini alıcıları vardır ve hücrelerin normal fonksiyonları için D vitamini gereklidir. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında güneş ışınları ve besinler yoluyla yeterli miktarda D vitamini alanlarda göğüs, kolon ve prostat kanseri riskinin azaldığı bilinmektedir. Yeterli D vitamini hipertansiyon, kalp yetersizliği, beyin felci, Parkinson, demans ve Multiple Skleroz (MS) gibi hastalıklara yakalanma riskini de azaltır. Astım ve alerjik hastalıklar D vitamini eksikliğinde daha sık olarak ortaya çıkar. D vitamininin obezite ve diyabete karşı koruyucu etki yarattığı çalışmalarda gösterilmiştir. Kış aylarında zatürre ve grip gibi hastalıkların sıklığının artması ve ölüm riskinin yükselmesi D vitamini eksikliğiyle ilişkilendirilir.
BU GIDALARDA BULUNUR
D vitamini az sayıda gıdada ve az miktarda bulunduğu için beslenme yoluyla vücudun ihtiyaç duyduğu miktarı tamamlamak oldukça zordur. Bu alanda yapılan araştırmalar ortalama bir kişinin D vitamini ihtiyacının sadece yüzde 20’sini besinler aracılığıyla aldığını göstermektedir. D vitamini içeren gıdalar şunlardır: Balıkyağı, somon balığı, uskumru, ringa balığı, ton balığı karides, süt, peynir, tereyağı, krema, yumurta sarısı, mantar, yulaf, kakao, maydanoz, ısırgan otu.
Dikkat!
Aşırı D vitamini kullanımı zehirlenmelere neden olarak istenmeyen sonuçlara yol
açabilir.
Belediye hizmetlerinin İsrail bombardımanından sonra tümüyle durduğu Cibaliye kentinde zarar gören kanalizasyonların atık suları sokaklara akıyor.
İsrail’in insani yardımların dahi girmesine izin vermeyecek şekilde 5 aydan fazla süredir abluka uyguladığı Cibaliya kenti sakinleri, açlık krizi ve kirli sular nedeniyle çeşitli hastalıklardan şikayet ediyorlar.
Filistin Çevre Kalite Kurumundan ocak ayında yapılan açıklamada, “İsrail işgalinin saldırıları neticesinde meydana gelen içme suyu eksikliği ve tüm deniz suyu arıtma tesislerinin kapatılması, Gazze Şeridi halkının yüzde 66’sının kolera, kronik ishal ve bağırsak hastalıkları gibi kirli su ile yayılan hastalıklara maruz kalmasına neden oldu.” ifadeleri kullanılmıştı.
İSRAİL BÖLGEDEKİ SU KUYULARININ YÜZDE 70’TEN FAZLASINI YIKTI
Cibaliya Belediye Başkanı Mazin en-Neccar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten itibaren başlattığı saldırıları kapsamında bölgede içme ve evlerde kullanılan suyun temin edildiği kuyuların yüzde 70’inden fazlasını tahrip ettiğini söyledi.
İsrail güçlerinin aylardır devam eden saldırılarıyla altyapıya verdiği zararın ardından son olarak geçen hafta Cibaliya Belediyesi’ne ait 23 aracı hedef aldığını aktaran Neccar, araçların yanarak kullanılamaz hale gelmesiyle belediye çalışmalarının tümüyle durduğunu kaydetti.
Vatandaşların bölgede ilkel yöntemlerle elde ettikleri suyun kirli olduğuna dikkati çeken Neccar, bu nedenle de Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkının daha önce karşılaşmadığı hastalıklara maruz kaldığını ifade etti.
Cibaliya Belediye Başkanı Neccar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze Şeridi sakinleri gerçek bir açlık krizini yaşıyorlar. Nitekim Gazze’ye dayatılan savaş ve abluka sebebiyle yiyecek ve gıda ürünleri bulunmuyor. İsrail, saldırıları boyunca altyapı ve hizmet araçlarını hedef aldığı için yerinden edilmiş binlerce insanın sığındığı Cibaliya’da temel hizmetleri bile sunamıyoruz.”
İsrail’in Gazze’yi bombalamaya başladığı 7 Ekim’den itibaren belediye için yakıt temin edemedikleri ve bunun sonucunda vatandaşa hizmetlerin akamete uğradığına işaret eden Neccar, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yakıt ve elektrik imkanının olmaması sebebiyle de atık su depolarının tahliyesini yapamadıklarını ifade etti.
Cibaliya Belediyesi olarak atık suların tahliyesi ve vatandaşa su temini için uluslararası kuruluşlarla iletişim kurduklarına işaret eden Neccar, İsrail saldırılarının Beyt Lahya ve Beyt Hanun beldelerinde yol açtığı büyük yıkımdan kaçan insanlar için Cibaliya’da 40 sığınma merkezi oluşturduklarına vurgu yaptı.
Gazze’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yiyecek ve içecek başta olmak üzere her türlü temel ihtiyaçlardan mahrum kaldığını hatırlatan Neccar, uluslararası hayır kuruluşları ve insan hakları örgütlerine de gerçek bir açlık krizi yaşayan Gazze’nin kuzeyindeki insanların yardımına yetişmeleri çağrısında bulundu.
“CİBALİYA’DAKİ ÇOCUKLARIN ÇOĞU HASTALIKLARDAN ŞİKAYET EDİYOR”
Cibaliya kenti sakinlerinden 34 yaşındaki Muhsin Ebu Farac, aylardan beri devam eden İsrail saldırıları ve açlık krizi nedeniyle Cibaliya’daki durumu “felaket” olarak tanımladı.
İsrail bombardımanı sonucu zarar gören kanalizasyonlardan atık suların taşması sebebiyle evlerin ve sokakların çok kötü koktuğunu dile getiren Ebu Farac, şunları söyledi:
“Kanalizasyon suları ile içme ve yemeklerde kullandığımız sular birbirine karışıyor. Bu da hastalıkların yayılmasına yol açıyor. Kanalizasyonlardan atık suların evlere sızması nedeniyle Cibaliya’daki çocukların çoğu hastalıklardan şikayet ediyor.”
Filistinli Ebu Farac, “Gazze’de insanlar savaştan kurtulmaları halinde kirli su sebebiyle ölebilirler.” dedi.
Cibaliya kenti sakinlerinden 46 yaşındaki Nemr Abdulvahid de “Kanalizasyonlardan sızan atık sular nedeniyle Cibaliya’da hastalıklar yayılıyor. Küçük kızım şu anda hasta, kentteki çocukların çoğu da kirli sular sebebiyle hastalıklardan şikayet ediyor.” diye konuştu.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 341 Filistinli öldürüldü, 73 bin 134’e kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Gluten hassasiyetinin, bağışıklık sistemiyle ilgili otoimmün hastalıklardan biri olduğunu, migrenin de bu hastalıklara eşlik eden bir durum olarak ortaya çıkabildiğini belirten Ceylaner, “Elbette bu, her gluten hassasiyeti olanda migren ortaya çıkar anlamına gelmiyor. Ancak bazı hastalarda bu tablo yaşanabiliyor” bilgisini paylaştı.
Prof. Dr. Ceylaner, gluten hassasiyeti kaynaklı migrenin tespiti için ayırt edici bazı testlerin yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Bize en çok ‘migren hastasıyım o zaman doğrudan gluteni keseyim mi’ gibi sorular geliyor. Buna cevabımız, ‘hayır’. Önce migrenin sebebinin anlaşılması gerekiyor. Örneğin, bazı epilepsi türleri, damar hastalıkları da migren gibi belirtilerle seyredebiliyor.” diye konuştu.
“GENETİK ZEMİNİ İYİ SAPTAMAK ÇOK ÖNEMLİ”
Yeni genetik teknolojiler, analizler sayesinde migren tanısının ve ortaya çıkma nedeninin daha kolay anlaşılabildiğini aktaran Ceylaner, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gluten hassasiyeti dahil bütün otoimmün hastalıklarda altta bir genetik zemin söz konusudur. Bu genetik zemin nedeniyle bağışıklık sistemi vücutta kendi hücrelerine az da olsa zarar vermeye başlar. Bazen tek başına glutene karşı hassasiyet, bazen de birkaç faktörün bir araya geldiği durumlar oluşabiliyor. Dolayısıyla altta yatan durumu iyi saptayıp, buna göre bir tedavi planı oluşturmak çok önemli.”
“ÇÖLYAK İLE GLUTEN HASSASİYETİ KARIŞTIRILMAMALI”
Prof. Dr. Serdar Ceylaner, gluten hassasiyeti ile çölyak hastalığının birbirine karıştırıldığına işaret ederek, çölyağın çocukluk çağında görülen, ciddi gelişme geriliği, boy kısalığı gibi problemlere yol açan ağır bir hastalık olduğunu vurguladı.
Gluten hassasiyetinde ise gluten tüketiminin bağışıklık sistemini etkilediğini anlatan Ceylaner, “Gluten hassasiyeti, başta bağırsak olmak üzere vücuttaki birçok sistemde soruna yol açıyor, migren de bunlardan biri. Ayrıca yüzde sivilce, vücutta ağrı, fibromiyalji gibi farklı klinik bulgular da ortaya çıkabiliyor” dedi.
“MİGREN BİR HASTALIK DEĞİL, BULGU”
Migrenle ilgili güncel çalışmaları aktaran Ceylaner, “Tıbbi genetik uzmanlarının, yeni tıbbın yaklaşımı ‘migren bir hastalık değil, bulgu. O bulgunun altındaki sebepleri araştırıp tespit ettiğinizde, tedavi etmeniz de kolaylaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası alanda 2019’da hazırlanan ‘Gluten İlişkili Hastalıkların Tanısı, Takibi ve Tedavisi’ konulu rehberde, çölyağın yanı sıra gluten hassasiyeti sonucu ortaya çıkan birçok hastalığa da yer verildiğini anımsatan Ceylaner, gluten hassasiyetinin, gebelik kayıpları, migren, alerji, cilt hassasiyeti gibi birçok rahatsızlıktaki etkisinin rehberde paylaşıldığını söyledi.
“GENETİK TESTLER VE UYGUN DİYET UYGULANMALI”
Ceylaner, “Gluten hassasiyetinde, genetik HLA testlerinin yapılması, risk altında olanlara da 6 haftalık bir diyet uygulanması ve bunun sonunda bulgularında değişiklik olup olmadığının belirlenmesi önemli. Kişinin bulgularında azalma varsa, iki sonucu bir araya getirerek, ‘çölyak olmayan gluten hassasiyeti’ tanısını koyuyoruz” ifadesini kullandı.
“GLUTENİ KESİNCE ŞİKAYETLER AZALIYOR”
Tıbbi Genetik Uzmanı Prof. Dr. Serdar Ceylaner, gluten hassasiyeti kaynaklı migren atakları yaşayan çok sayıda hastayla karşılaştıklarına değinerek, şöyle devam etti:
“Gluten hassasiyeti saptadığımız kişilerde, gluteni kestiğimizde kişilerin migren bulgularının azaldığına veya kaybolduğuna, ayrıca bağırsak sıkıntıları, ödem, kronik yorgunluk gibi şikayetlerin azaldığına ilişkin geri dönüşler alıyoruz. Bugüne kadar çok sayıda hastada bu tabloyu gördük. Ancak bu, ‘hepimiz gluteni hayatımızdan çıkaralım’ anlamına gelmiyor. Bu sadece gluten hassasiyetinde geçerli olan bir durum. Gluten, özünde sağlık açısından çok önem verdiğimiz tahıllarda yer alan bir protein. Buğdayın içindeki her şeye ihtiyacımız var ve bu nedenle gluten hassasiyeti olan kişilerde yulaf ürünleriyle bu açığı kapatmaya çalışıyoruz.”
]]>