Hayat – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Mon, 22 Apr 2024 21:09:33 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Sevgiyi görüyorum Ekrem kazanacak https://www.foxhaber.com.tr/sevgiyi-goruyorum-ekrem-kazanacak/ https://www.foxhaber.com.tr/sevgiyi-goruyorum-ekrem-kazanacak/#respond Mon, 22 Apr 2024 21:09:33 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6432 İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi, akademisyen-yazar Dr. Dilek Kaya İmamoğlu ile yerel seçime sayılı günler kala 5 yıllık dönemde ev ve aile hayatında yaşadıklarını, kız çocuklarının eğitim hayatına dokunan projelerini konuştuk. Eşiyle birlikte seçim kampanyasında yoğun bir tempoda çalışan Dilek Kaya İmamoğlu şu çarpıcı mesajları verdi:

■ Ekrem her zaman görevinin hakkını verebilmek için büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışır. Ama İBB Başkanı olmasıyla yoğunluğu ve sorumluluğu elbette ciddi bir şekilde arttı. Bu nedenle de ailece geçirdiğimiz, Ekrem’in çocuklarla geçirebildiği zaman oldukça sınırlı kaldı. Çocukların da büyümeye başladığı, ergenlik süreçlerini yaşadığı bir döneme denk geldi.

‘SAĞLIĞINI HİÇ DÜŞÜNMÜYOR’

■ Biz aslında çocuklarımızı hiç siyasetin içine dahil etmiyoruz. Bu Ekrem’in de benim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konu. Babalarının siyasetçi olmaları onlarla ilgili bir konu değil. Onlar kendi hayatlarını inşa ediyorlar. Bu 5 yıllık süreçte Ekrem için tek endişem her zaman sağlığı oldu. Sağlığını hiç düşünmeden kendini yaptığı işe adıyor. Biraz daha kendisine dikkat etmesini dilerdim.

■ 5 yıl içinde beni en etkileyen gelişmelerden biri pandemi dönemi oldu. Bu salgın nedeniyle vefat eden, sağlığı bozulan insanlar, pandeminin ekonomik ve sosyal hayata yansımaları ve tüm bunlarla beraber çocukların eğitim hayatının olumsuz etkilenmesi beni çok üzdü. Yine bu dönemde annemi kaybettim ve o günlerde korona olduğum için maalesef cenazesine katılamadım. Tabi ki, geçtiğimiz yıl 11 ilimizi derinden etkileyen 6 Şubat depremi de hepimiz için çok büyük bir travma oldu.

“DAVA HUKUKSUZLUK ÖRNEĞİ”

■ Bir diğer olay da Ekrem’in dava süreci… Türkiye bir hukuk devleti; bu ülkede herkesin yasalar karşısında eşit olması, kanunların herkese adil bir şekilde uygulanması gerekiyor. Eğer bir ülkede adalet işlemiyorsa, ülkenin temel değerleri yara almış demektir. Benzer davalarda olduğu gibi Ekrem’in davası da ne yazık ki benim için bir hukuksuzluk örneği oldu.

■ Ekrem’le birbirimizi çok eleştiririz. Çocuklarımız da fikrini açıkça söyler, yanlış olduğunu düşündüğü herhangi bir şeyi dile getirip bizi eleştirirler. Çünkü biliriz ki eleştiri gelişimin ve değişimin en temel parçalarından biridir. Benim Ekrem’e fikrimi beyan ettiğim en temel konu kadınların toplumdaki yeri… Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için atılması gereken adımları ve yorumlarımı söylüyorum genelde.

‘PEK ÇOK İLKLER YAŞANDI’

■ Yerel seçimi kazanacağını biliyorum. Ekrem Başkan’ın İstanbul için yaptığı ve yapmayı planladığı çalışmaları, İstanbulluların bu çalışmalara gösterdiği ilgiyi ve Ekrem’e duydukları sevgiyi görüyorum. Özellikle bir kadın olarak baktığımda İstanbul’da pek çok ilkin yaşandığını görüyorum. İBB’nin tarihinde ilk defa açtığı Yuvamız İstanbul kreşleri, Anne Kart, Mahalle Evleri… Örneğin İBB’de bu dönemde ilk defa kadın itfaiyeciler görev başı yaptı, otobüslerde kadın şoförlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ülkemizin geleceği olan gençler için yapılan çalışmalar da önemli…

■ Seçim öncesinde yaşanan yoğunluk gerçekten olağanüstü. Ekrem’in çalışma temposunun yanında ben mümkün olabildiğince yanında olmaya, destek vermeye gayret ediyorum. İstanbul ve İstanbullular için sosyal belediyecilik anlayışıyla 5 yıldır çok yoğun şekilde çalışmalar yapılıyor. En büyük dileğim, bu yoğun dönemin hepimiz için huzurla geçmesi ve demokratik, adil bir seçimle tamamlanması…

3 bin gence burs desteği

Dilek Kaya İmamoğlu, 5 yıllık dönemde iş ve eğitim hayatında yaşadıklarını da şöyle anlattı: “Yoğun ve tempolu geçti. Beni en mutlu eden gelişme Büyüt Hayallerini projesini hayata geçirmemiz oldu. Projeyle 3 bin üniversiteli genç kıza burs desteği sağlıyoruz. Projeye 2021’de İstanbul Vakfı çatısı altında başladık. Ama bu proje sadece bir burs projesi değil. Gençlerin hayata hazırlık süreçlerinde de yanlarında oluyoruz. Büyüt Hayallerini Gelişim Programı’nda bursiyerlerimiz bir hafta boyunca hem iş hayatına yönelik eğitimler alıyor hem de şirketlerin çalışma alanlarına giderek saha süreçlerini deneyimleyebiliyorlar. Proje kapsamında 40 değerli kalemin, Türkiye’de yaşamış ve yaşamakta olan 40 başarılı kadının hayat hikayesini anlattığı İlham Veren Adımlar kitabımızı çıkardık ve kitabın satış geliriyle de burs fonuna destek sağladık.”

KADINLARIN İŞ HAYATINDA KARŞILAŞTIĞI ENGELLERİ YAZDI

Dilek Kaya İmamoğlu 2022’de liderlik türleri üzerine çalıştığı doktorasını tamamladığını belirterek, “Ekim 2023’te de kadınların iş hayatında karşılaştığı engelleri anlatmak için kullanılan bir kavram olan cam tavan sendromunu ele aldığım yüksek lisans tezimi, “Cam Işığı Kesemez” ismiyle kitap olarak yayınladık” dedi.

2014’ten 2024’e İmamoğlu ailesi

2014 HATIRASI: Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğinde ailesiyle bu pozu vermişti.

Ekrem-Dilek İmamoğlu çifti; çocukları Selim, Semih ve Beren ile 2014 yılından beri her seçim sonrası aile fotoğrafı çektirdi. İmamoğlu ailesinin, 31 Mart 2024 yerel seçim sürecinde kameralara poz vermesinin üzerinden 10 yıl geçti.

2019 HATIRASI: İmamoğlu, İBB Başkanı seçildiğinde başarısını ailesiyle böyle paylaşmıştı.

2014 yılında çekilen ilk fotoğraf ile 2024 yılında çekilen son fotoğraf, ailedeki 10 yıllık değişimi gözler önüne serdi. 2014 yılında yerde oyun oynayan iki küçük çocuk artık büyüdü. Semih üniversiteye hazırlanıyor, Beren ise voleybolcu oldu. Selim de üniversiteyi bitirdi ve iş hayatına atıldı.

2019 HATIRASI: İmamoğlu, İBB Başkanı seçildiğinde başarısını ailesiyle böyle paylaşmıştı.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/sevgiyi-goruyorum-ekrem-kazanacak/feed/ 0
İmamoğlu: İki şeyle işimiz olmaz https://www.foxhaber.com.tr/imamoglu-iki-seyle-isimiz-olmaz/ https://www.foxhaber.com.tr/imamoglu-iki-seyle-isimiz-olmaz/#respond Mon, 22 Apr 2024 09:00:33 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6419 İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP İstanbul Adayı Ekrem İmamoğlu, CHP Eyüpsultan Belediye Başkan Adayı Mithat Bülent Özmen ile birlikte ilçe turu yaptı. Göktürk Atatürk büstü önünden başlayan tur, Kemerburgaz Meydan, Alibeyköy Meydan, Namık Kemal Caddesi, Sayayolu Caddesi, Mustafa Kemal Bulvarı ve Yeşilpınar Girne Caddesi boyunca devam etti.

Vatandaşlar, yol boyunca İmamoğlu ve Özmen’e sevgi gösterilerinde bulundu. İmamoğlu, bazı noktalarda otobüsün önünü kesen vatandaşlara ve okuldan ayrılan öğrencilere kısa konuşmalar yaptı. Eyüpsultan’dan Beyoğlu’na geçen İmamoğlu, CHP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı İnan Güney ile birlikte Kasımpaşa Kızılay Meydanı’nda halkla buluştu.

“HAYAT DERSİ VERİYORUZ”

Kalabalığın ellerindeki dövizleri tek tek okuyan İmamoğlu, şunları söyledi:

* “Buraya gelirken, bu acemi, dersine çalışmayan aday demiş ki, -hoşuma gitti- ‘Sen git köfteci dükkanını işlet’ demiş. Hani benim 21 yaşında köfteci dükkanım vardı ya. Şimdi nedir mesele biliyor musunuz? Keşke o da benim yaşımda, 21 yaşında köfteci dükkanı çalıştırsaydı, kıymanın ne olduğunu bilirdi, etin ne olduğunu bilirdi. Pazarcının, marulun, salatanın nasıl yapıldığını, bulaşığın nasıl yıkandığını bilirdi. Bunları bilmediği için, hayatı öğrenmediği için, hayatı bilmediği için… Şu anda aslında hayatının en büyük hayat dersini veriyoruz ona, hep birlikte. Hayatı öğreniyor. Emekliyi öğreniyor, kadını öğreniyor, anneyi öğreniyor, çocuğu öğreniyor. Bunları bilmediği için, bugün bu durumda.

“MERTÇE BİR YARIŞ İSTİYORUZ”

* Siyaset bir hizmet yolculuğudur. Hizmeti yaparsınız, hizmet sizi insanlarla buluşturur, hizmet sizi insanlarla coşturur. Daha sonra, daha fazla hizmet yaparsınız. Ama siyasetin yolu sizi uzaklaştırırsa, yani Kasımpaşa sokaklarında gezerken, vatandaşla dolaşabilmek yerine, vatandaştan uzaklaştırırsa o siyasetin bana da faydası yok, o siyasetin vatandaşa da faydası yok. Ben hep söylüyorum; insanlarından uzaklaşan, insanlarından uzak olanın, halka hizmet etme şansı yok sevgili dostlar. Sevgili Kasımpaşalılar, inanın eşit, adil mertçe bir seçim yarışı istiyoruz biz. Mertçe olsun. Kasımpaşa’nın bir tarafı da nedir? Mertliktir. Öyle değil mi İnan Başkan? Başka bir şeyle anılmaz. Yiğitliktir, mertliktir. Eş, dost hakkı, komşu hakkı, vatandaş hakkını korur. Biz de mertçe bir yarış istiyoruz. Bu, karar vericisinin milletin olduğu, aynı zamanda demokratik de bir yarıştır. Seçim öyle olmalı.

“İFTİRALARI, KUMPASLARI DURDURMUYORLAR”

* Kampanyaları vatandaşı ikna etmek için yaparsın. Kendini anlatırsın, projelerini anlatırsın. Aynı zamanda başka hususlar var ise ifade etmek istediğin devletine, milletine dair, onu anlatırsın. ‘Ben daha çok çalışacağım’ dersin. ‘Ben sana daha iyi hizmet edeceğim’ dersin. ‘O yüzden beni tercih et’ dersin. Kampanya öyle yapılır. Vaatlerin reklamı yapılır. Reklam filmi çekilir. Vaatleri için ama. Yani otobüs yandırmak için, yanarken otobüs çekmek için kumpas filmleri çekmezsin. Yaptığın icraatların tanıtımlarını yaparsın. Sonra da dersin ki; millet karar versin. Bu kadar basit.

* Hele hele yerel seçimler, genel seçimlere hiç benzemez. O zaman millet, çoğu zaman partisinden çok belediye başkan adayına bakar. Memnunsa devam eder, değilse yeni birini seçer. Ki inşallah Beyoğlu’nda öyle olacak, İnan Başkan seçilecek. Türkiye’de ne yazık ki seçim süreçlerini kirlettiler. Seçim kazanmak için her yol mubah sayıldı. İftira atmıyorlar mı? Kumpas kurmuyorlar mı? İftiraları, kumpasları durdurmuyorlar.

“KUL HAKKI DEĞİL Mİ BU?”

* Pek çok yalana, pek çok iftiralara maruz bırakıldık. 5 yıl önce de bunu yaşadık, hatırlar mısınız? Baktılar ki iş tehlikeye giriyor, Ekrem’in adına demediklerini bırakmadılar. Hatırlayın; Ramazan’ın ilk iftarını Sultanbeyli’de açarken, iftar sofrasında seçimin iptal edildiğini öğrendim. Seçimi haksızca, hukuksuzca elimizden aldılar. O seçimin iptalinden önce ve sonra, peş peşe iftiralar sıraladılar. Allah’ım Allah’ım; nasıl peş peşe yani! Sayın Cumhurbaşkanı, rakibim olan Sayın Binali Yıldırım, bakanları… Neredeyse herkes. Ne dediler? ‘Çaldılar’ dediler. ‘Hırsız’ dediler, ‘hırsızlar’ dediler.

* Hatta bir bakanı, çıkıp televizyonda aynen şöyle ciddi ciddi anlattı. Dedi ki, ‘Sandıklarda 700 tane terörist tespit ettik’ dedi. Hatırlıyor musunuz? Hani terörist? Hani hırsız? Bir kişi yakalanmaz mı? Bakın; kolayı unutuyoruz. Bunları unutmayalım. Bir tane terörist yok. Bir tane, bir tane hırsız yok. Bir tane düzenbaz yok. E peki bunları söyleyene ne oldu? Bunları söyleyen, bu iftiraları atana ne oldu? Ayıp değil mi? Kul hakkı değil mi bu? Ramazan ayındayız. Bakın; o kadar dava açtılar. Peki niye bir tane adam suçlu bulunmadı? Ya bir kişi, bir kişi hapse girer değil mi?

“SATANIN İFADESİ ORADA, ALANIN İFADESİ BELLİ… KIVIR KIVIR KIVRANIYORLAR”

* Sonra ne dediler hatırlayın; ‘Söylediklerimiz hukuki değildi, siyasiydi. Yani şimdi şurada ben birisine siyaseten ‘hırsız’ diyeceğim. Böyle bir şey denir mi birine? Denmez. Ya da birisi bana gelecek yüzüme, ‘Hırsız dedim ama siyaseten’ dedim. Hadi oradan. Hadi oradan. Bakın bu olmaz. Bu, ahlak dışı bir durum. Sen bunu niye yapıyorsun? Seçimi kazanmak için! Seçimi kazanmak için, ben bir Allah’ın kulunu bile bile yalanla, iftirayla, kalbini kıracak olsam, siyaseti bırakırım. Yalanla, iftirayla siyaseti, partizanlığı en başa koyan akla, ben karşıyım kardeşim. Kul hakkı yiyene karşıyım ben. Kul hakkı yediler.

* Şimdi görüyorum ki; bu kul hakkı yeme işi, bu kaset işi, kumpas işi onlarda huy olmuş. Çünkü bu seçim gündeminde de şimdi de iftiralara başladılar. Farkında mısınız; sabahtan akşama kumpaslar hem de mübarek Ramazan ayında yine devam ediyor. Bundan 4,5 yıl önce, il binasının satın alma olayını, sanki dün olmuş gibi… Bakın; bunlar bu kadar sinsi ha. 4,5 yıl önce olmuş olay. Sanki dün olmuş gibi, çevirip duruyorlar. Sanki çok gizli bir konuymuş gibi millete duyurmaya çalışıyorlar. Satanın ifadesi orada, alanın ifadesi belli. Zaten millet de sizin bu kumpaslarınıza hiç yüz vermedi. Vermeyecek. O yüzden kıvır kıvır kıvranıyorlar. Hiç devletin en başına yakışır mı bunları göstermek?

“KARDA LEKE OLUR, BİZDE OLMAZ”

* Zaten talimatlarınızla 5 yıldır İBB’nin bir kapısından müfettişler giriyor, öbüründen çıkıyor. Öbüründen çıkarken öbür tarafından giriyor. Didik didik ettiniz, Ekrem İmamoğlu’nda bir şey bulamadınız. Biz, 5 yıldır denetlediğiniz bir belediyeyiz. Hiçbir şey bulamadınız. Karda leke olur, bizde olmaz. Onun için size söyleyeyim. Bunlar yalanlarında boğulacak. Onlar neyi kapatıyorlar şimdi aklı sıra biliyor musunuz? Benim emekli annem perişanmış, emekli ağabeyin perişanmış; kimin umurunda? Bunu umursamıyorlar. 11 ay önce seçimde, ‘Mülakat kalkacak’ dediler mi? Hani? Hani 11 ay? Söz verdin, yapmadın. Umurunda değil.

* Bakın mülakatı kaldırmak, Cumhurbaşkanlığına biz dosya yolluyoruz da imzalanmıyor ya, öyle bir şey de değil yani. Mülakat kaldırmak, talimat verdin mi kalkıyor. ‘Mülakatı kaldırdım’ diyeceksin, kalkacak. En kolay iş. Niye demiyorsun? Ben size bir şey söyleyeyim mi? Bu kadar işlerini ihmal etmişler, üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Bakın çok söze gerek yok. Sadece şunu söylüyorum: Sözünü tutmamanın o ağırlığı altında eziliyorlar. Şimdi mülakatı kaldırsa ne olacak? Bu milletin çocukları, alın teriyle hak ettikleri makama gelecek mi? Onu engellemek için kaldırmıyorlar. Ondan korkuyorlar. Ama Atatürk’e ağız dolusu hakaret eden kişinin bütün sülalesi kurumlarda ya müdür ya daire başkanı ya milletvekili. Öyle değil mi?

“MİLLETİN SESİ DEĞİL, MİLLETİ KANDIRMA MAKİNESİ”

* Bu milleti geçim derdi almış başını gitmiş… Bunların televizyonları var biliyorsunuz değil mi? Hepsi, kaç tanesi hayat pahalılığının haberini yapıyor? Milletine bu kadar yabancılaşmış bir medya, yeryüzünde yok. Hani basın milletin sesidir. Bunların kendi basınları var ya, kendi basınları. Milletin sesi değil, milleti kandırma makinesi. Bakın millet, ‘Ekonomi kötü’ diyor, feryat ediyor; bunlar havanda su dövüyor. Talimat geliyor; ‘Sakın ekonomiyi, hayat pahalılığını demeyin. Siz televizyonlarda boş muhabbetler yapın.’ Bunların tüm millete faydası yok, onu söyleyeyim. Bakın size de hiç yok.

* Dün, dünyanın en önemli haber ajanslarından birisi, Türkiye’de medyanın güvenilirlik raporunu yayınladı. Bahsedeyim mi size? En güvenilmez dört yayın kuruluşundan üçünü sıralayayım mı? A Haber, Sabah, ATV. Hiç şaşırdınız mı? Zaten onların şanı, yalan ve iftiradan geliyor. Ama o listede hepimizi üzecek, bize de ait olan bir kurum daha var. O da ne biliyor musunuz? TRT. Evet. Dünyada önemli bir kuruluşun yaptığı araştırmada, 4 güvenilmez medya kuruluşunun arasında TRT var. O TRT, bizim malımız. Ama başına geçmiş bir adam; yalakalık yapacak, partizanlık yapacak, siyasetin emir kulu olacak diye, bize ait olan kurumu rezil rüsva ediyorlar. Kamunun televizyonu, kendi ülkesinde en güvenilmez bir kurum olabilir mi? Biraz utanma olsa, biraz utansalar… Ama utanmazlar söyleyeyim size. Bunlar utanmazlar.

“ONLARIN DERDİ BAŞKA”

* Bu seçim -yine şaşırmıyoruz- mertçe geçmiyor. Kıymetli dostlar, 10 gün sonra sandığa gideceksiniz. Vereceğiniz oy ne biliyor musunuz? Vereceğiniz oy, önünüzdeki 5 yılın en önemli kararı. 5 yılınızı ipotek altına alacak. Yalnız sizin değil, ailenizin, sevdiklerinizin, çocuklarınızın 5 yılı söz konusu. Çok önemli bir karar bu. İyi düşünmeniz lazım. Aslında meselenin özü basit. Onun için size meselenin özünü unutturmak istiyorlar. Kafanız karışsın istiyorlar. Dikkat dağıtmak istiyorlar. Meselenin özünün ne olduğunu siz herkesten iyi biliyorsunuz.

* Birincisi; tabii ki işinize gelen, günün sorunlarını çözüme kavuşturan, fakirin, yoksulluğun, çocuğun, kadının, gencin yanında olan, çevreyi düzene sokan, 3-5 insanın imar rantıyla uğraşmayan, milletin çıkarını savunan belediye başkanı seçmek. Doğru mu? İkincisi de bugünün esas konusu… Hayat pahalılığı ne kadar artacak diye dert etmiyor musunuz? Borçlar nasıl ödenecek? Bakın; çocuğa, toruna nasıl harçlık verilecek diye, dert etmiyor musunuz? İşte meselenin özü bu. 3 kuruş paranın hesabını yapmadan, şöyle gönlünüzce, huzur içerisinde tek bir gün bile geçiremezken, vatandaşın başka nesi olsun? Meselenin özü bu iken, onların derdi başka.

“ONLARIN DERDİ, SİZİN GEÇİM SIKINTINIZ DEĞİL”

* Onların derdi, sizin geçim sıkıntınız değil. Sandıkta buna göre oy kullanacaksınız. Bakın; 5 yıl boyunca siz geçim derdiyle uğraşırken, hükümeti hiç yanınızda hissettiniz mi? Hükümet, ne yaptı? Bir verdiyse 10’u geri aldı. Ekonomiyi batırdı. Enflasyonu üç haneli rakama getirdi. Onlar, ekonomiyi batırıp, pahalılığı yaratanlar. O bakımdan, siz geçim derdiyle uğraşırken, İstanbulluların yanı başında her zaman biz olmaya gayret ettik. Sizin yanınızdan hiç ayrılmadık. Hiç ayrılmayacağız yanınızdan, hiçbir zaman ayrılmayacağız. Ve biz göreve gelirken, geçim derdinizi hissettiğimiz için, onlar 2019’da ağzına bile almazken, biz, sosyal yardımlarımızı anlattık. Hayatlarınızı biraz rahatlatabilmek için, ne gerekiyorsa yaptık? Sizin paranızı, yani milletin parasını yine millete verdik.

“YENİ DESTEKLERİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

* Yüz binlerce ihtiyaç sahibi haneye, İstanbulkart aracılığıyla doğrudan nakit desteği sağladık. Yüz binlerce haneye evlilik desteği, gıda desteği, yenidoğan desteği gibi yardımlarda bulunduk. Halk Ekmek üretimini ve satış noktalarını görülmemiş ölçüde arttırdık. 257 bin çocuğa Halk Süt dağıttık. 650 bin annenin cebine Anne Kart koyduk. Toplam 300 bin öğrenciye burs dağıttık. Onlar 2 tane, 3 tane kişiye burs verdiler, torpilli burs. Biz, milletin evlatlarına, 300 bin gencimize burs dağıttık. Yüz binlerce çocuğumuza beslenme ve eğitim desteği verdik. İBB tarihinde, ilk kez kreşleri biz yaptık. Yurtları biz yaptık. Kent Lokantalarını biz açtık. İstihdam Ofislerini biz açtık. Milyonlarca İstanbullunun geçim sıkıntısını hafiflettik. Önümüzdeki dönemde de bunu daha da katlayacağız. Daha da fazla vermek zorundayız. Çünkü ekonomiyi batırmaya devam ediyorlar. Milletin parasını, millete dağıtmaya, millete vermeye devam edeceğiz. Sosyal desteklerimizin parasal miktarını da sayısını da arttıracağız. Yeni destekleri hayata geçireceğiz.

“30 YILDIR NE YAPTILAR KASIMPAŞA’YA?”

* 30 yıldır ne yaptılar Kasımpaşa’ya? Hani Kasımpaşa canıydı, ciğeriydi? Ne yaptılar? Beyoğlu bir şey yaptı mı? İBB yaptı mı? Biz, yaptık. Bakın; Kasımpaşa’yı iyileştiriyoruz. Sizi sahille buluşturuyoruz. Sahili yapıyoruz. Bir yandan Piyalepaşa’dan buraya doğru geliyoruz. İnan Güney’i seçtiğinizde, biz Kasımpaşa’yı pırlanta yapacağız, pırlanta. Onun ailesi de İnan Güney’e oy verecek bir dahaki seçimde. Belli olmaz, bu seçimde de verir belki.

“HİÇ KİMSEYE DİYET BORCUMUZ YOK”

* Bizim iki şeyle işimiz olmaz. İsrafla işimiz olmaz, ihanetle işimiz olmaz. Bizim hiç kimseye diyet borcumuz yok. Biz, sadece size borçluyuz. Biz, sadece vatandaşa borçluyuz. Bakın benim en büyük çabam, şu güzel çocuklara… Onlara layık olayım da Allah beni onlara mahcup etmesin, bana yeter. Bu kadar net. Ben, sadece 16 milyon vicdanlı, mert İstanbulluya teşekkür ediyorum. 31 Mart’ta ne kazanacak? Mertlik kazanacak, mertlik. Mertlik kazanacak, kumpas kaybedecek! Yalan kaybedecek! İftira kaybedecek! Particilik değil, belediyecilik yapanlar kazanacak. Bir avuç insan kaybedecek, 16 milyon İstanbullu kazanacak. Oyumuzu ve gücümüzü birleştireceğiz.

* İstanbul’un en büyük, en güçlü buluşmasını 31 Mart’ta sandıkta gerçekleştirmeye hazır mı Kasımpaşa? Şu ya da bu partinin değil, İstanbul’un zaferi için, İstanbullunun zaferi için birleşmeye hazır mı Kasımpaşa? Şu ya da bu ittifak değil, 16 milyonluk İstanbul’un ittifakı, halkın ittifakı, halkçı ittifakına hazır mı Kasımpaşa? İstanbul’un rotasını geri çevirmek isteyenlere, israf ve rant düzenini yeniden hakim kılmak isteyenlere biz ne diyeceğiz biliyor musunuz 31 Mart’ta? Sizi tarihe gömdük diyeceğiz, tarihe gömdük. Milletin bileğini bükemeyeceklerini bir kez daha görecekler. Ve bükemedikleri eli öpecekler. O el milletin eli.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/imamoglu-iki-seyle-isimiz-olmaz/feed/ 0
Halil Ergün: Parayı kazananlar sinemaya yatırım yapmadı, apartmanlar kurdu https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/ https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/#respond Thu, 21 Mar 2024 21:03:19 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4978 Tiyatro kökenli olduğunu söyleyen Halil Ergün “İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum” dedi.

“YILMAZ GÜNEY SENİ GÖREVE ÇAĞIRIYOR’ DEDİLER”

Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:

“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Arkadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”

Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir” değerlendirmesinde bulundu.

“ÇOK AĞLAYINCA, ÇOK İYİ OYNAMIŞ OLMAZ”

Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”

Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor” diye konuştu.

Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:

“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”

“YEŞİLÇAM İÇİN KASABALARA SİNEMALAR KURULDU”

Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla hala oğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… Ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”

Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar” değerlendirmesini paylaştı.

“İYİ Kİ SUNA ABLA BENİ TİYATROYA KOYMUŞ”

Perihan Savaş da oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim” dedi.

Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:

“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”

Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/feed/ 0
Yalnızlar için 5 film https://www.foxhaber.com.tr/yalnizlar-icin-5-film/ https://www.foxhaber.com.tr/yalnizlar-icin-5-film/#respond Mon, 19 Feb 2024 21:06:30 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3631 İnsan yalnız mıdır, yoksa tek başına mı? Yalnızlık vazgeçilemeyen bir yaşama biçimi, bir tercih midir? Bireysel ya da toplumsal travmalara karşı devreye sokulan bir otokontrol mekanizması mıdır? Peki ya sevgilisi, ailesi, dostları olduğu halde kendini yalnızlığın karanlık dehlizinde kapana kısılmış hissedenler? Hayatın anlamını bir kısır döngünün ortasında mı arıyoruz? Şimdi gelin felsefeyi bir kenara bırakalım. Sinemada yalnızlığı en iyi anlatan yabancı filmlerden 5’ine yakından bakalım.

DURGUN HAYAT (STILL LIFE) 2013

Tabutun üzerindeki tek bir gül, kısa süre önce hayata veda etmiş bir kadının yastığında kalan baş izi, bir ayağı kırık koltuğun altındaki kitap destesi ya da birbirleriyle hiç tanışmamış insanların anılarının buluştuğu ortak bir fotoğraf albümü… İnceliklerle yüklü Durgun Hayat, dinginlikle ve büyük bir asaletle anlatıyor yalnızlığı. Ve sinema tarihine geçmesi gerekirken gölgede kalan bir karakter yaratıyor: John May… Hayatını kaybeden yalnız insanların yakınlarına ulaşıp cenaze merasimlerini organize eden bir sosyal görevli. Ama öyle sıradan bir memur değil John. İşine tutkuyla bağlı, olağanüstü derecede özenli… O yalnızlar, kimsesizler mezarlığına gömülmesinler diye, uzak bir akrabanın ya da eski bir arkadaşın izini sürüyor bir dedektif gibi. Gün geliyor, bu uzun zaman alan titiz araştırmaları yüzünden 22 yıllık mesleğinden oluyor. Ama John’un yarım bırakmak istemediği son bir işi var.

BEDEN VE RUH (TESTRÖL ÉS LÉLEKRÖL) 2017

Karla kaplı bir ormanın ortasındaki 2 geyik… Birbirini hiç tanımayan bir kadın ve bir erkek her gece aynı rüyayı görebilir mi? Peki ruhları rüyalarda buluşan bu iki beden gerçek hayatta bir araya gelebilir mi? Beden ve Ruh “gölge”ye sığınan, korkularıyla yüzleşemeyen, üniversite mezunu ve kariyer sahibi bir yetişkin olmasına rağmen hala bir pedagogdan medet uman, ruhu ve bedeni mekanikleşip takıntıların esiri olmuş bir asosyal olan Maria ile bilinçli olarak yalnızlığı tercih etmiş ama insancıl yanı baskın bir engelli olan finans müdürü Endre’nin hikayesi… Tek ortak noktaları kırılganlıkları olan, gerçek dünyaya uyumsuz bu iki karakterin iletişim çabasına odaklanan film, sinemada şiirselliğin kanlı bir mezbahada bile nasıl yakalanabileceğinin de göstergesi…

OSLO 31 AĞUSTOS (OSLO 31. AUGUST) 2011

Oslo 31 Ağustos, uyuşturucu bağımlısı Anders’in 1 günlük yaşamından bir kesit… Etrafındakiler tekdüze hayatları, gerçekleştiremedikleri hayalleri olsa da rutinin ortasında mücadele etmekten vazgeçmezken, Anders yakaladığı fırsatlara rağmen amacını yitirdiği yaşamına bir türlü tutunamıyor. Ona yetenekleri ve sahip olduğu imkanlar hatırlatıldığında bile, “Elimde hiçbir şey yok, sıfırdan başlayamam” diyerek aciz gördüğü varlığından kurtulmak için çabalıyor. Ne ailesi ne de arkadaşları buna bir anlam verebiliyor. Yalnız değil tek başına olan Anders’in ruhu mutsuzlukla, sevgisizlikle, tatminsizlikle kıvranıyor. Toplumun bireye dayattığı düzeni sorgulayan ve seyirciyi derin varoluşsal sorgulamalara iten yönetmen Joachim Trier boş mekanlar-boş ruhlar alegorisiyle de tükenmişliğin fotoğrafını çekiyor.

THE LOBSTER (2015)

Gerçeküstü ve tekinsiz filmlerin yaratıcı yönetmeni Yorgos Lanthimos, modern toplumların birey üzerinde oluşturdukları sosyal baskıyı hicvettiği The Lobster’da distopik bir yakın geleceğin komik tasvirini yapıyor. Yalnızlığın yasak olduğu bu hayali ülkenin hayali şehrindeki kanunlara göre ilişkisi olmayan insanlar ‘tedavi’ için bir otelde alıkonulacak, 45 gün içinde birbirleriyle eşleşemezlerse kendilerinin seçtikleri bir hayvana dönüştürüleceklerdir. 100 yıl yaşayabildiği için ıstakoz olmayı tercih eden David işte o yalnızlardan biri. Kahramanımız bir kadınla “uyum” sağlayıp şehre geri mi dönecek, yoksa hayatına bir ıstakoz olarak mı devam edecek? Bu kuralcı topluma başkaldırıp ormanda yaşayan bir grup “yalnız”ın kendi yarattıkları baskıcı sisteme mahkum olmalarını da aynı soğukkanlı mizahla hicveden film, kendisinden olmayanı potansiyel tehlike olarak gören hayali toplumsal düzenlere yöneltilen sıra dışı bir eleştiri.

AŞK (HER) 2013

Birbirinden yaratıcı kısa filmleri, müzik videoları ve reklam filmleri ile ünlenen, 1999 yılında “John Malkovich Olmak” ile uzun metraja geçen ABD’li yönetmen Spike Jonze, “Her”de teknolojinin gelişimiyle birlikte gittikçe yalnızlaşan modern dünyanın gidişatını, yakın gelecekte pek olası görünen sözde distopik bir hikaye ile gözler önüne seriyor. Öyle ki sevdiklerine olan duygularını dile getirmekten bile yoksun insanların şahsi mektuplarını bile profesyonellere yazdırıp satın aldıkları bir dünya burası… Film, karısı tarafından terk edilmiş, en yakınındaki insanlara dahi yabancılaşmış mektup yazıcısı Theodore’nin bir yapay zeka programını satın almasıyla değişen hayatını konu alıyor. Sadece bir sesten ibaret olan Samantha, Theodore’u dünyevi gerçeklikten koparıyor. Aşkı, tutkuyu, güven ve mutluluğu o sanal varlıkta tadıyor. Sizce de burada ters giden bir şeyler yok mu? Bilgisayar programlarını değil zihinlerimizi güncellemenin vakti gelmedi mi?

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/yalnizlar-icin-5-film/feed/ 0
Bu hafta sekiz film vizyona giriyor https://www.foxhaber.com.tr/bu-hafta-sekiz-film-vizyona-giriyor/ https://www.foxhaber.com.tr/bu-hafta-sekiz-film-vizyona-giriyor/#respond Thu, 15 Feb 2024 21:57:27 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3460 “ZAFERİN RENGİ”

“Zaferin Rengi”, Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının arifesinde, işgal altındaki İstanbul’da, Harington Kupası’nda Birleşik Krallık işgal kuvvetleri karma futbol takımına karşı zafer elde eden Fenerbahçe’nin bu galibiyetini, istiklal mücadelesinde yer alan dönemin önemli isimleri eşliğinde beyaz perdeye yansıtacak.

Abdullah Oğuz imzalı filmde, oyuncu Kubilay Aka, Fenerbahçe’nin kurucu üyesi ve efsane kaptanı Galip Bey’e hayat verirken, Yiğit Özşener Mustafa Kemal Paşa’yı, Birce Akalay ise Halide Edib Adıvar’ı canlandırıyor. Filmde ayrıca Nejat İşler, Gülper Özdemir, Timuçin Esen ve Gonca Vuslateri de rol aldı.

“HATIRAN YETER”

Ömer Faruk Yardımcı’nın yönettiği “Hatıran Yeter”, duyma ve konuşma engelli iki gencin, hayatın farklı engellerine çarpan aşkını odağına alıyor.

Aytaç Şaşmaz ve Belçim Bilgin’in başrollerini paylaştığı filmde, ikiliye Sümeyye Aydoğan, Burak Sevinç, Ferit Aktuğ, Gözde Cığacı, Furkan Kalabalık, Çağdaş Onur Öztürk, Deniz Türkali ve Levent Özdilek eşlik ediyor.

“BOB MARLEY: ONE LOVE”

Reinaldo Marcus Green’in sinema perdesine taşıdığı belgesel film “Bob Marley: One Love”, sevgi ve birlik mesajıyla nesillere ilham veren bir ikon olan Bob Marley’nin hayatını ve müziğini konu alıyor.

Kingsley Ben-Adir’in ünlü müzisyen Bob Marley’e hayat verdiği filmde, James Norton, Lashana Lynch, Michael Gandolfini, Micheal Ward ve Anthony Welsh kamera karşısına geçti.

“MADAME WEB”

Dakota Johnson’un başrolünde oynadığı “Madame Web” macera, bilim kurgu ve aksiyon meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi amaçlıyor.

S.J. Clarkson’un yönetmen koltuğunda oturduğu filmde genç ve başarılı oyuncu Dakota Johnson’a Sydney Sweeney, Isabela Merced, Celeste O’Connor, Emma Roberts, Adam Scott ve Tahar Rahim eşlik ediyor.

Film, paramedik olarak çalışırken gelecekte olacakları görmeye başlayan Cassandra Webb’in, ilerleyen dönemde örümcek güçleriyle farklı süper kahramanlara evrilecek üç genç kadını, hayatlarını tehdit eden bir tehlikeden korumaya çalışmasını konu ediniyor.

DÖRT KIZ KARDEŞ”

Haftanın bir diğer belgesel filmi Kaouther Ben Hania’nın yönettiği Almanya, Fransa ve Tunus ortak yapımı “Dört Kız Kardeş” olacak.

Olfa Hamrouni, Eya Chikhaoui, Tayssir Chikhaoui ve Nour Karoui’nin oynadığı filmde, Olfa’nın filme adını veren dört kızından en büyük iki kızı evi terk edince ailenin yaşadığı acıyı hafifletmesi için yönetmen Kaouther Ben Hania’nın önerisiyle, iki oyuncu kayıp kızların rolünü üstleniyor. Olfa’nın geride kalan iki küçük kızı da kendilerini canlandırıyor.

“C TAKIMI”

Bora Onur’un çektiği, Sera Tokdemir, Murat Akkoyunlu ve Toygan Avanoğlu’nun başrollerini paylaştığı “C Takımı”, 1990’lı yıllarda lisede arkadaş olan bir grubun 30 yıl sonra yaşadığı komik olayları işliyor.

“KRAL ŞAKİR: DEVLER UYANDI”

Haluk Can Dizdaroğlu ve Berk Tokay’ın yönettiği “Kral Şakir: Devler Uyandı”, haftanın animasyonu olarak beyaz perdede yerini alacak.

“PİGMENT”

Metin Kuru’nun filmi “Pigment”, insan kaçakçılığına bulaştığı Fransa’dan 25 yıl sonra dönen ve tutkusu olan ressamlığa geri dönmek isteyen bir adamın, pençesinde olduğu şizofreninin etkisiyle başından geçenleri konu ediniyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/bu-hafta-sekiz-film-vizyona-giriyor/feed/ 0
Kadavradan nakille hayata tutunan genç kız öğretmenlik hayali kuruyor https://www.foxhaber.com.tr/kadavradan-nakille-hayata-tutunan-genc-kiz-ogretmenlik-hayali-kuruyor/ https://www.foxhaber.com.tr/kadavradan-nakille-hayata-tutunan-genc-kiz-ogretmenlik-hayali-kuruyor/#respond Tue, 23 Jan 2024 21:27:37 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=2559 Diyarbakır’da yaşayan Zeynep Yalınkaya’ya, 16 yaşındayken mide bulantısı ve kusma şikayetiyle kaldırıldığı hastanede böbrek yetmezliği tanısı konuldu.

Her iki böbreği yüzde 30 çalışan Yalınkaya, hastalığıyla mücadele ederken 2019’da Muş Alparsan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünü kazandı.

Yalınkaya, ilk dönemde gösterdiği başarıyla aynı üniversitenin Sınıf Öğretmenliği Bölümünü okumaya da hak kazandı.

Üniversitede iki bölümü birlikte okuyan Yalınkaya, 3. sınıfta böbreklerinin tam anlamıyla fonksiyonlarını kaybetmesi ve hastalığının son evrelerinde durumunun ağırlaşması üzerine diyaliz tedavisi görmeye başladı.

Yalınkaya, hastalığına rağmen geçen yıl üniversiteden mezun olmayı başardı.

Nakil haberini gece yarısı öğrendi

Bu süreçte böbrek yetmezliği için organ nakli listesine yazılan Yalınkaya’ya, sevindiren haber yaklaşık 1 ay önce gece yarısı Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi ekibi tarafından verildi.

Ekip, Antalya’da trafik kazası geçirerek beyin ölümü gerçekleşen 47 yaşındaki bir erkeğin böbreğinin Yalınkaya’ya nakledileceğini bildirdi.

Yapılan operasyonla kadavradan alınan böbrek, Organ Nakli Merkezi ekibi tarafından Yalınkaya’ya başarılı bir şekilde nakledildi.

“Böbreğin bulunduğunu öğrenince gözyaşlarıma hakim olamadım”

Yalınkaya, hastalığı sürecinde okula devam ettiği için çok zorlandığını belirterek, üniversite sınavına adeta hastanede hazırlandığını söyledi.

Üniversitede okuduğu sırada böbrek fonksiyonlarını tamamen yitirdiğini ifade eden Yalınkaya, şöyle konuştu:

“Hayatımdan umudumu yitirdiğim dönem diyaliz zamanıydı. O süreçte su içmeye hasret kaldım. Su için gözyaşı döküyordum. Diyaliz süreci beni çok yordu. Hayatıma diyalizle devam edeceğimi sandım. Bu süreçte tamamen pes ettim. Hiç kimseden beklentim olmadı.

Bir yerden böbrek geleceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Diyalizden sonra sürekli bayılmalar oluyordu. Hastalık beni çok yıprattı. Böbreğin kadavradan geleceği aklımın ucundan geçmiyordu. Bir gece ansızın gece yarısı koordinatör aradı.

Böbreğin bulunduğunu öğrenince gözyaşlarıma hakim olamadım. Çok heyecanlandım, mutlu oldum. Böbrek çıkmıştı bana, ama bir yandan bir hayat yitirilmişti. Bir can toprağa verilmişti. Toprağa verilmesine rağmen başka bir cana hayat vermeleri, umut olmaları beni çok mutlu etti.

Bir yandan ölen kişinin ailesine çok üzüldüm. Ben her gece onlara dua ediyorum. Bana böbreği nakledilen kişinin ailesiyle mutlaka tanışmak istiyorum. O kişin ailesine ulaşmaya çalışacağım. Onlara minnettarım. Onları ömür boyu unutmayacağım.”

Kadavradan çıkan organların 4 hastaya can verdiğini, bunlardan birinin de kendisi olduğunu anlatan Yalınkaya, hastaların umutlarını kaybetmemelerini istedi.

Ailesi ve kendisinin de organ bağışında bulunacağını dile getiren Yalınkaya, şöyle dedi:

“Beni arayan soran herkese öldükten sonra, canları toprağa gittikten sonra, bir başkasına umut olmalarını, organlarını bağışlamalarını istiyorum. Organ bağışı çok önemli. Toprağın değil sağlığını kaybeden insanların organa ihtiyacı var. Bu nedenle herkesin organ bağışında bulunmalarını istiyorum. Antalya’dan gelen böbrek bana can oldu. Şu an sosyal hayatıma rahat devam ediyorum. En azından su içebiliyorum. Ailemle zaman geçirebiliyorum. Rahat nefes alabiliyorum. En kısa sürede atanıp öğrencilerime kavuşmak ve onların yollarına ışık olmak istiyorum. Öğrencilerimi hasretle bekliyorum. İnşallah onlara kavuşacağım.”

Yalınkaya, hastalığı sürecinde kendisine destek olan ailesine, öğretmenlerine ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti.

“Mutluluktan ağlayarak geldik hastaneye”

Baba Gafur Yalınkaya (55) ise kızının böbrek nakli sayesinde hayata tutunduğunu belirterek, “Çocuğum çok zor bir süreçten geçti. Durumu şu an çok güzel. Sağlığına kavuştu. Yüksek lisans yapacak. Gece gelen telefonla hayatı değişti. Mutluluktan ağlayarak geldik hastaneye.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’de yapılan organ bağışların yüzde 80’i canlıdan”

Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi Mesul Müdürü Doç. Dr. Ramazan Danış ise yapılan nakil ile hastasının hayata tutunduğunu söyleyerek,” Zeynep şanslıydı, bir gece aniden Antalya’da 47 yaşında beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın 6’da 6 doku uyumu olduğu için böbreği Zeynep’e naklettik. Eğer bu böbrek gelmeseydi Zeynep hayatını bir üniversite mezunu olarak diyalizde geçirecekti.”

Türkiye’de yapılan organ bağışlarının yüzde 80’inin canlıdan olduğunu aktaran Danış, “Avrupa’da tam tersi yüzde 80’i beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden. Türkiye’de bu sayının artması lazım. Şu an sadece Diyarbakır’da 700 kişi böbrek nakli bekliyor. Bu sayı Türkiye’de 40 bine yakın. Onun için organ bağışına mutlaka halkın büyük bir önem vermesi lazım” sözlerine yer verdi.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/kadavradan-nakille-hayata-tutunan-genc-kiz-ogretmenlik-hayali-kuruyor/feed/ 0