Hayvan – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Tue, 30 Jul 2024 21:13:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Ucuz et hayal oldu! “Fiyatlar 3-4 yıl düşmez” https://www.foxhaber.com.tr/ucuz-et-hayal-oldu-fiyatlar-3-4-yil-dusmez/ https://www.foxhaber.com.tr/ucuz-et-hayal-oldu-fiyatlar-3-4-yil-dusmez/#respond Tue, 30 Jul 2024 21:13:05 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=9253 Elazığ Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Çiçek, Türkiye’de hayvan varlığının azlığı nedeniyle et fiyatlarının yüksek olduğunu belirterek, et ithalatıyla sorunun çözülemeyeceğini söyledi.

Et fiyatlarında düşüş beklemediklerini kaydeden Çiçek şunları söyledi:

“Özellikle pandemi, kuraklık, Rusya- Ukrayna savaşlarından dolayı  dünyadaki emtia giderleri arttı. Türkiye ham madde yönünden dışa bağımlı. Fiyatların artmasından dolayı süt üreticileri zarar etti. İnekler kesime gitti, dana olmadı ve bir şey yok olduğu zaman pahalı olur.

Dışarıdan gelen ithal hayvanlar bile yetersiz kaldı. Hala dışarıdan ithal hayvanlar gelmeye devam ediyor. Kasaplık olsun, besi olsun, karkas olsun. Sonuçta Türkiye 85 milyon nüfusu olan, yıllık ortalama 15 milyon turisti olan 100 milyonluk bir ülke.

Maalesef Türkiye’de hayvan varlığının yetersiz olmasından dolayı et fiyatları yüksek. Bunun en büyük sebebi ham madde, besilik dana sıkıntımız var. O yüzden et pahalı. Zaten TÜİK’in  açıklaması var. Gıda fiyatlarında ette yüzde 100 enflasyon var ve bu gidişle de etin 2-3 yıl ucuz olacağı öngörüsü çok zayıf.

Nereye kadar devlet dışarıdan hayvan getirip vatandaşı besleyebilir? Buna gücü yeter mi, yetmez mi? Sonuçta bir cari açık var. Bizim öngörümüz hayvan varlığının azlığından dolayı et fiyatları daha da yükselecek gibi görünüyor.

“İNSANLAR ARTIK ET YEMEMEYE BAŞLADI”

Hükümetimiz  vatandaşın et ihtiyacını gidermek için yurt dışından et ithal ediyor. Şimdi bu olmadan önce tedbir alınsaydı bu durumlara gelmezdik. Maalesef belli imkanlar doğrultusunda geç kalındı. Geç kalındığından dolayı et fiyatları yükseldi.

Şimdi Et ve Süt Kurumu 2024 yılında Güney Amerika’dan 600 bin besilik dana getirecek, büyük ihtimalle de 300- 400 bin tane kasaplık karkas olsun, besilik dana olsun  getirecek. Etti bir milyon hayvan. Benim görüşüme göre bir milyon hayvan Türkiye’ye yine yetmeyecek.

Zaten şu an enflasyondan dolayı bir ekonomik sıkıntı var ülkemizde arza rağmen. Et fiyatları yüksek olduğu zaman insanlar artık yememeye başladı veya aldığı etin yarısını yemeye başladı. Arzda bir sıkıntı oldu. Ona rağmen et fiyatları çok yüksek. Bunun önüne geçebilmek için ülkemizdeki dişi hayvan materyalini arttırmamız lazım.

“EN BÜYÜK SIKINTI DİŞİ HAYVANLARIN AZ OLMASI”

Süte geçenlerde küçük bir zam verildi. Siz sütçüyü memnun ederseniz sütçü inek besler, inek çok olursa süt çok olur, dana çok olur. Dana çok olursa besilik maddeler çok olur ve et fiyatları makul seviyeye gelir. Şu an Türkiye’deki en büyük sıkıntı dişi hayvan varlığının az olması. Dişi hayvan varlığının az olmasından dolayı buzağı yok. Buzağı olmayınca dana yok. Dana olmadığından dolayı et yok. Bu süreç de hemen böyle 3- 5 ayda düzelecek gibi görünmüyor. Zaten bakanlığın yeni politikası, 2028 yılında beside dışa bağımlılığı sıfırlamak istiyor ama muvaffak olur mu olmaz mı onu uygulanan politikalarla göreceğiz. Yani önümüzdeki 3- 4 yıl et fiyatlarının düşeceğini zannetmiyoruz. Bu şekilde gidecek.”

 

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ucuz-et-hayal-oldu-fiyatlar-3-4-yil-dusmez/feed/ 0
Evler küçülse de hayvanseverler patili dostlarından vazgeçmiyor https://www.foxhaber.com.tr/evler-kuculse-de-hayvanseverler-patili-dostlarindan-vazgecmiyor/ https://www.foxhaber.com.tr/evler-kuculse-de-hayvanseverler-patili-dostlarindan-vazgecmiyor/#respond Mon, 24 Jun 2024 21:44:56 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8488 Bahçeli evlerin azalması, apartman dairelerinde yaşamın artması ve büyükşehirlerde yeşil alan olanaklarının kısıtlı olması, insanların zamanla ailelerin bir ferdi haline gelen hayvan dostlarını seçmelerinde de etkili oluyor. 

Kentin park ve sokaklarına egzersiz yapmaları, sosyalleşmeleri ve tuvalet ihtiyacını gidermeleri için çıkarılan evcil köpeklerin çoğunun chihuahua, toy poodle, pug ve maltese gibi boyut olarak daha küçük ırklardan seçilmesi dikkati çekiyor. 

Bu seçimde küçük ırkların daha az alan ve egzersize ihtiyaç duyması ve az tüy dökmesi, apartman yaşamına daha kolay uyum sağlaması gibi faktörler ön plana çıkıyor. 

“İnsanların tercihleri mekan genişliği gibi farklı olgulara göre değişiyor” 

Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, yaptığı açıklamada, insanların birlikte yaşayacakları evcil hayvanları seçerken, tercihlerinin mekan genişliği gibi farklı olgulara göre değiştiğini söyledi. 

Fizyolojik ihtiyaçları olan köpeklerin bakımlarıyla ilgili bazen sorunlar yaşandığını belirten Arslan, bu nedenle son zamanlarda bazı hayvanseverlerin küçük ırk köpekler ve kedi sahiplenmeyi tercih ettiğini aktardı. 

Arslan, bunun nedenlerinden birinin evlerin daralması olduğunu belirterek, “Eskiden üç artı bir, dört artı bir evlerde otururken şimdi şehirlerin daralması ve nüfusun artmasıyla beraber daireler de küçülmeye başladı. İnsanlar daha dar bir alanda küçük ırklar tercih etmeye başladılar. Diğer önemli bir konu da aslında hayvanların ihtiyaçlarıyla ilgili. Bir hayvanın egzersiz yapabilmesi için yeterli alanının olabilmesi bilinçli hayvan severlerin tercihini etkiliyor. Hayvansever, bir hayvanı sahiplenirken kendi evinin büyüklüğüyle ilgili bir araştırma da yapıyor, ona göre karar veriyor” diye konuştu. 

“Köpek cinsi seçiminde hayvanseverin kişiliği de etkili” 

Arslan, köpek cinsi seçiminde hayvanseverin kişiliğinin de etkili olduğunu belirterek, “Bana köpeğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Herkes kendi mizacına uygun köpeği seçiyor aslında. Sakin insanlar sakin ve küçük köpekleri seçerken, bazıları statü göstergesine göre büyük ve güçlü hayvan seçiyor” diye konuştu. 

Büyük ve küçük ırk köpekler arasında veteriner hizmetleri açısında pek bir fark olmadığını belirten Arslan, bu hayvanların beslenme şekli ve yedikleri mamamın miktarının değişim gösterdiğini anlattı. 

Arslan, hayvanseverlerin köpek dostlarına kıyafet ve ayakkabı giydirmelerini önermediklerini kaydederek, “Köpeklerin ısısını dışarıya vermeleriyle ilgili insanlardan farklı bir yapıları var. Isılarını ağızdan verirler. Köpeklerin solunumu ağızdan vermeleri, enerjilerini atabilmelerinin tek yolu. Köpeklere giysi ve ayakkabı giydirilmesini önermiyoruz çünkü ayaklarının, reseptörlerinin yere temas etmesi lazım” dedi. 

Ciddi bir hastalık geçirmedikleri sürece hayvanların üşümediğini dile getiren Arslan, hayvanlara giysi giydirmenin sağlıklarıyla ilgili riskler oluşturulabileceğini dile getirdi. 

“Büyük köpek bahçe ister, dışarıda olmak ister” 

“Mars” adını verdiği 5 yaşındaki poddle cinsi köpeğini Beşiktaş’taki bir parkta gezdirmeye çıkaran Erhan Çetinkaya küçük cins köpeklerin bakımının daha kolay olduğunu düşünenlerden biri. 

Bu cins köpeklerin çok sosyal hayvanlar olduğunu belirten Çetinkaya, “Büyük köpek bahçe ister, dışarıda olmak ister. Küçük köpeklerin çok fazla öyle derdi olmuyor. Bu tür küçük cins hayvanlar çok sosyal. Dolaşmayı, birbirleriyle oynamayı seviyorlar. Sahipleri mama masrafını çok düşünmez ama elbette büyük bir hayvan ile küçük cinsin arasında maliyet açısından mutlaka fark var” ifadelerini kullandı. 

Aynı parkta 8,5 aylık “Ricky” adını verdiği köpeğini gezdiren Hasan Kartın, French Bulldog ile Staffordshire Bull Terrier melezi olan köpeğinin tüylerinin çok kısa olmasının kendisi için bir avantaj olduğunu söyledi. 

Kartın, küçük cinslerin bakımı daha kolay olsa da köpek bakmanın sorumluluk istediğini belirterek, “Bir çocuktan farkı yok. Düzenli yemeğini vermeniz, sokağa çıkarmanız gerekiyor. Gün boyu evde yalnız kalınca sıkılıyorlar. Eve gidince onunla ilgilenmenizi istiyorlar.” diye konuştu. 

“Küçük ırk daha sevimli, istediğin yere alıp götürüyorsun” 

“Çilek” adını verdiği köpeğiyle gezen Cüneyt Yılmaz ise “Evde ve ofiste bakımı çok zor. Muhakkak bir bahçe, toprak istiyor. Bayram tatilinde Ege tarafına götürdük. Hayvan bir anda değişti, gözlerinin içi parlamaya başladı. Oradaki mutluluğu bile hemen fark ediliyordu. İstanbul’a dönünce mutsuzlaştı tekrar, çünkü alanı daraldı. Orada hayvanlar var, toprak var, trafik yok ve mutlu. Burada ancak bahçeye, parka çıkarabilirsek mutlu olabiliyor. Evde bir karamsarlık halinde” diye konuştu. 

Yılmaz, büyük ırk köpeklerin evdeki eşyalara zarar verebildiğini kaydederek, “Tuvalet eğitimi sıkıntı. Evde bakım için bazı kanunlar var. Hayvan 10 kilo üstüyse binadakilerden izin alınması lazım. Küçük ırk daha sevimli, istediğin yere alıp götürüyorsun. Masrafları arasında fark var. Mama tüketimi büyük ırklarda daha çok. Daha haşarı oluyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/evler-kuculse-de-hayvanseverler-patili-dostlarindan-vazgecmiyor/feed/ 0
TÜSEDAD: Çiğ süt zammı kabul edilebilir değil https://www.foxhaber.com.tr/tusedad-cig-sut-zammi-kabul-edilebilir-degil/ https://www.foxhaber.com.tr/tusedad-cig-sut-zammi-kabul-edilebilir-degil/#respond Sun, 23 Jun 2024 09:03:20 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8461 Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt tavsiye fiyatını 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olmak üzere yüzde 8,52 zam ile üreticinin eline litre başına net 14,65 lira geçecek şekilde belirledi.

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) yaptığı yazılı açıklamada çiğ süt fiyatına gelen zammı hayvancılığına vurulan bir darbe olarak niteledi.

TÜSEDAD’tan yapılan açıklamada, “Enflasyonun yüzde 68,50 (TÜİK) olarak açıklandığı, yem ham maddelerinin yüzde 50’den fazlasının ithal edildiği ve tüm üretim girdilerinin hızla yükseldiği bir ortamda çiğ süt fiyatına yüzde 8,51’lik bir artış yapılmış olması USK’nın ülke hayvancılığına vurduğu bir darbedir”” denildi.

Dernek ayrıca sanayicilerin üreticilerden düşük fiyatla çiğ sür satın almaya çalışıldığına yönelik şikayet gelirse Rekabet Kurumu ve Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na şikayette bulunacağını açıkladı.

Dernekten yapılan açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Ülke hayvancılığımızın süregelen sorunlarını defaten dile getiren; et fiyatlarındaki yükselişin sebebinin çiğ süt fiyatları olduğunu, dişi hayvanların kesiminin hızlanacağını son 4 yıldır her mecrada dile getiren derneğimiz, gelinen noktada Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından 15 Nisan 2024 tarihinde 13,50 TL/litre olan çiğ süt tavsiye fiyatını yüzde 8,51’lik artışla üstelik de 1 Mayıs’tan geçerli olacak şekilde 14,65 TL/litre olarak ilan etmesi üreticilerimiz için kabul edilebilir değildir.

Enflasyonun yüzde 68,50 (TÜİK) olarak açıklandığı, yem ham maddelerinin yüzde 50’den fazlasının ithal edildiği ve tüm üretim girdilerinin hızla yükseldiği bir ortamda çiğ süt fiyatına yüzde 8,51’lik bir artış yapılmış olması USK’nın ülke hayvancılığına vurduğu bir darbedir. 

Yıllardır yaptığımız tüm uyarılara, bilimsel ve çiftlik gerçeklerine göre açıkladığımız çiğ süt maliyetine rağmen hem USK hem de çiğ sütü işleyen sanayicilerimiz, dişi hayvan kesimlerinden kaynaklı kırmızı et fiyatlarındaki yükselişi göz ardı etmektedir. Halbuki süt ve et üretimi birbirine bağlı 2 üretim koludur. Maliyetinin altında veya maliyet sınırında satış yapan üreticilerimiz hayvanlarını kestirerek üretimden çıkmaktadır. Bu durum herkesçe algılanmış net bir durumdur.

‘KIRMIZI ET FİYATLARININ YÜKSELMESİ KAÇINILMAZ’

Çiğ sütü işleyen ve süt üreticisinin tek alıcısı konumunda olan sanayicilerin ise, USK tarafından açıklanan tavsiye fiyatını da dikkate almayarak geriye dönük; Mart, Nisan ayları ve hatta Mayıs ayı için, kendi aralarında oluşturdukları fiyat düşürme politikası ile üretici fiyatını baskılama çabalarının olması ise oldukça üzücüdür. Üreticilerimiz ise sanayicinin bu baskısı altında ezilmekte ve zararına satış yapmak yerine dişi hayvanlarını keserek üretimden çıkmaktadır. Bu durumda da kırmızı et fiyatlarının yükselmesi kaçınılmaz olmakta ve bu kısır döngüden çıkılamamaktadır.

1 Mayıs 2024 tarihinden itibaren, açıklanan çiğ süt tavsiye fiyatının altında alım yapmak isteyen ve bu konuda kartel oluşturmaya çalışan sanayicilerimiz olmayacağı inancıyla, üreticilerimiz tarafından böyle bir durum bildirildiğinde; Rekabet Kurumu ve Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na resmi şikâyette bulunacağımızı belirtir, saygılarımızı sunarız.”

 

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/tusedad-cig-sut-zammi-kabul-edilebilir-degil/feed/ 0
Kaçak avcılar yırtıcıları zehirliyor https://www.foxhaber.com.tr/kacak-avcilar-yirticilari-zehirliyor/ https://www.foxhaber.com.tr/kacak-avcilar-yirticilari-zehirliyor/#respond Thu, 25 Apr 2024 21:36:25 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6595 Güney Afrika ülkeleri birçoğu on binlerce kilometrekare alana yayılan onlarca ulusal parka ev sahipliği yapıyor.

Güney Afrika savanaları, aslan, leopar, çita, yaban köpeği, sırtlan, fil ve gergedan başta olmak üzere yüzlerce hayvan türü için adeta sığınak özelliği taşıyor.

Bu, aynı zamanda bölgeyi Asya ülkelerinde statü simgesi takı ve geleneksel ilaç üretiminde kullanılmak üzere yoğun talep gören aslan kemiği ve gergedan boynuzu gibi piyasa değeri yüksek ürünlere ulaşmak isteyen suç örgütlerinin hedefi haline getiriyor.

Uzak Doğu mafyasından yerel çetelere uzanan kaçak avcılıkla mücadele ise koruculardan ve kolluk kuvvetlerinden oluşan yüksek bütçeli operasyon gerektiriyor.

Kaçak avcılar onlarca yıl hapis cezasına çarptırılsa da avcılığın maddi getirisi nedeniyle hayvanlar katledilmeye devam ediyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Mozambik ve Zimbabve sınırı boyunca 19 bin kilometrekareden fazla alanı kaplayan Kruger Ulusal Parkı, kıtada kaçak avcılıkla mücadelenin en başarılı örneklerinden birini teşkil ediyor.

Kruger Ulusal Parkı’nın korucularından Don English, son yıllarda parkta gergedan avcılığında büyük düşüş yaşandığını, başta aslan olmak üzere yırtıcı türlerin daha sıklıkla hedef alındığını söyledi.

English, aslan ve diğer yırtıcıların, geleneksel ilaç yapımı nedeniyle avlanmasının yanı sıra çevredeki çiftlik hayvanlarının korunması için de öldürüldüğüne dikkati çekerek, “Bu da Kruger Parkı yakınındaki çiftlik hayvanlarına yönelik tehdit nedeniyle onları ortadan kaldırmak anlamına gelir. Yırtıcı hayvanlar, burada olduğu sürece onların hayvanlarını öldürecekler. Öyleyse yırtıcı hayvanları yok edince sığırlarının güvenliğini sağlamış oluyor ve aynı zamanda yırtıcı hayvanları öldürürse onu satabilir, böylece bir taşla iki kuş vurmuş olur” diye konuştu.

Son yıllarda aslanlar ve diğer yırtıcıların avlanmasında zehirleme yönteminin giderek arttığına dikkati çeken English, bunun zehirli küçük et parçalarının, akbabaların görmeyeceği, yalnızca yırtıcıların kokusunu alıp erişebileceği noktalara yerleştirilmesi suretiyle yapıldığını ifade etti.

English, kaçak avcıların zaman zaman fil avında da zehir kullandıklarını kaydederek, gergedanların ise yalnızca otlayarak beslendikleri için bu yöntemden etkilenmediklerini söyledi.

“TEMAS EDEN HERKESİ ÖLDÜRÜYOR”

Parkın korucularından Richard Sowry de zehirleme yöntemiyle avcılığın vahşi doğada yarattığı tahribata dikkati çekerek, “Zehirleme yöntemiyle avcılık ayrım gözetmiyor. Zehirli leşler, böceklerden en büyük yırtıcılara kadar, bununla temas eden herkesi öldürüyor” dedi.

Son dönemde akbaba nüfusunun avcılar tarafından kasıtlı hedef alındığını belirten Sowry, akbabaların kaçak avlanan hayvanların leşlerini, dolayısıyla kaçak avcıların tespitini kolaylaştırdığı için yok edilmek istendiğini söyledi.

Sowry, “Son birkaç yılda 2 bine yakın akbabayı kaybettik. Bu, diğerlerinin tüm ekolojisini ciddi şekilde etkiliyor. Bu aşamada bölgemizde muhtemelen 100’ün üzerinde olan aktif akbaba yuvasının sayısı 9’a geriledi” diye konuştu.

Zehirlenme vakaları nedeniyle Kruger Ulusal Parkı’nın kuzeyinde akbaba popülasyonunun endişe verici seviyeye düştüğünü kaydeden Sowry, “Uzmanların görüşüne göre, bölgedeki aslan ve leopar popülasyonu da neredeyse yok olmak üzere” ifadesini kullandı.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/kacak-avcilar-yirticilari-zehirliyor/feed/ 0
Kötü muamele gören fillerin yeni yuvası: Fil Doğa Parkı https://www.foxhaber.com.tr/kotu-muamele-goren-fillerin-yeni-yuvasi-fil-doga-parki/ https://www.foxhaber.com.tr/kotu-muamele-goren-fillerin-yeni-yuvasi-fil-doga-parki/#respond Mon, 25 Mar 2024 21:06:17 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5174 ayland’da eğlence ve turizm sektöründen taşımacılığa kadar birçok alanda kullanılan filler, ülkenin simge hayvanları olarak biliniyor. Özellikle turizm sektöründe kullanılan filler, uzun yıllar hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kalabiliyor.

Yıllarca kötü muamele gören ve kapasitelerinin üzerinde çalıştırılan filler yaşlandıklarında sahipleri tarafından terk ediliyor. Daha önce doğada yaşamamış olan bu hayvanlar, kendi başlarına kaldıklarında ise ne yapacaklarını bilemiyor.

Yaşamlarının son dönemlerinde fillerin rahat ve özgür bir hayat sürmeleri için Chiang Mai kentinde kurulan Elephant Nature Park, 100’den fazla file ev sahipliği yapıyor.

Hayvan gönüllüsü Chailert tarafından 2003’te hayata geçirilen park, kurulduğu günden bu yana uluslararası alanda birçok ödüle layık görüldü.

Kendi hikayesini, kurduğu parkın önemini ve fillerle olan bağını anlatan Chailert, fillerin Tayland kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu, geçmişe kıyasla ülkedeki fil sayısının son yıllarda giderek azaldığını kaydetti.

Bunun en önemli nedeni olarak fillerin eğlence sektöründe kullanılmasını gösteren Chailert, “Şu an Tayland’da tutsak edilerek eğlence ve turizm sektöründe çalıştırılan ortalama 3 bin fil var. Kötü muamele gördükleri ve kapasitelerinin üzerinde çalıştırıldıkları için ölüyorlar” dedi.

Kendisinin doğayla derin bağları olan yerel bir topluluktan geldiğini, bu sayede çocukluğundan bu yana fillerle özel bir bağ kurduğunu ve uzun yıllar ülkesindeki fillerin neler yaşadığını gözlemleme fırsatı bulduğunu aktaran Chailert, “Özelikle yavru filler, eğitilmek üzere annelerinden ayrılıyor ve çok kötü muamele görüyorlar. Bu bebek filler sirklerde, hayvanat bahçelerinde, turistik taşımacılıkta çalışmak üzere yetiştiriliyor” diye konuştu.

“En zoru otoritelere ve turistlere bu yanlışlığı anlatmaya çalışmak oldu”

Chailert, fillerin maruz kaldığı eziyeti gördükten sonra onlara yardım için harekete geçtiğini ve Elephant Nature Park’ı onlara bir yuva oluşturmak amacıyla kurduğunu anlattı.

Parkı kurarken çeşitli zorluklarla karşılaştıklarına değinen Chailert, şunları söyledi:

“En zor adımlardan biri otoritelere ve turistlere bu hayvanların böyle kullanılmasının yanlışlığını anlatmaya çalışmak oldu. Özellikle Batılı ülkelerden gelen turistler farklı bir deneyime sahip olmak için bu tarz aktivitelere katılıyorlar. Bu yüzden öncelikle bu bakış açısının değişmesi gerek.

Çünkü turistler buraya filleri sürmek veya onların gösterilerini izlemek amacıyla geldiği müddetçe bu filler kötü muamele görmeye devam edecek. Diğer zorlandığımız bir konu, fillerin cüsseleri ve ihtiyaçları sebebiyle parkı kurmak için uygun arazinin bulunması oldu. Filler için bir alan oluşturduğunuzda bu alanın nehirle bir bağlantısı olması gerek. Çünkü filler çok su tüketiyorlar. Bunların yanı sıra insanları bu konuda eğitmek de işin zor kısımlarından biriydi.”

“Hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kalıyorlar”

Eğlence sektöründe kullanılamayacak duruma geldikleri gerekçesiyle terk edilen filleri kurtardıklarını anlatan Chailert, “Onları kurtardığımızda ya gözleri görmediği, kulakları duymadığı ya da bir şekilde herhangi bir uzuvları çalışmadığı için terk edilmiş oluyorlar. Bize geldiklerinde bu problemlerin yanı sıra ağır işler ve eğitimler sonucu deri yaraları, dahası zihinsel problemleri de oluyor. Birçoğu yıllardır eğlence ve turizm sektöründe kötü muamele gördükleri ve çalışmaya zorlandıkları için fil olduklarının bile farkında değil, çok huysuz ve sinirliler. Biz tedavilerini gerçekleştiriyor ve onlara sevgi gösteriyoruz” sözlerini sarf etti.

Tedavi sürecinin ortalama 5 ay sürdüğüne ancak çok uzun bir süre kötü muameleye maruz kalan fillerde bu sürenin 2 yılı bulabildiğine dikkati çeken Chailert, sağlıklarına kavuşan fillerin sürü ile buluşturulduğunu belirtti.

Parkta yalnızca fillerin değil aynı zamanda kötü muameleye maruz kalmış maymun, kedi, tavşan, at gibi birçok hayvanın da yaşadığı bilgisini veren Chailert, “Fillere öncelik veriyoruz ama yolda hasta ya da yaralı olduğu halde hala çalıştırılan ve bir şekilde kötü muamele gören bir hayvan gördüğümde onları da alıp buraya getiriyorum” dedi.

“Ömrüm yettiğince onların sesi olmaya devam edeceğim”

Parkın ziyaretçilere ve gönüllü çalışanlara açık olduğunu bildiren Chailert, masrafların ziyaretçilerden elde edilen gelirlerle karşılandığını, bu noktada ziyaretçilerin, parkın devamlılığı açısından önem arz ettiğini vurguladı.

Uzun yıllardır bu konuda farkındalık uyandırmaya çalıştığını dile getiren Chailert sözlerini şöyle tamamladı:

“Ben neredeyse 60 yaşıma geldim ve hayatımın her gününü fillerle ilgilenerek geçiriyorum. Çok mutluyum. Gün doğumundan gün batımına kadar onlar için çalışıyorum. Sahada çalışıyorum, sosyal medyada farkındalığı artırmak için uğraşıyorum. Bunu, yapmak zorunda olduğum için değil yapmaktan mutluluk duyduğum için yapıyorum.

Hayatımı onlara adadım ve ömrüm yettiğince de onlar için çalışmaya ve onların sesi olmaya devam edeceğim. Tayland’a ya da herhangi bir Asya ülkesine gelip yavru filleri besleyen turistlere şunu söylemek istiyorum: Filler asla yavrularını terk etmez, onları annelerinden insanlar ayırıyor, lütfen bu tarz eğlencelerin bir parçası olmayın. Onları desteklemeyin.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/kotu-muamele-goren-fillerin-yeni-yuvasi-fil-doga-parki/feed/ 0
Çernobil mutantları: Radyasyona maruz kalan hayvanlar şaşkınlık yaratıyor https://www.foxhaber.com.tr/cernobil-mutantlari-radyasyona-maruz-kalan-hayvanlar-saskinlik-yaratiyor/ https://www.foxhaber.com.tr/cernobil-mutantlari-radyasyona-maruz-kalan-hayvanlar-saskinlik-yaratiyor/#respond Thu, 22 Feb 2024 21:39:29 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3793 38 yıl önce gerçekleşen Çernobil Faciası’nın ardından bölgede görülen yüksek dozda radyasyon canlı yaşamını uzun süre tehdit etti. Bölge hızla boşaltılsa da radyasyonun yaban hayatı üzerinde nasıl bir etkisi olduğu merak konusu uzmanlarca merak konusu oldu.

Bilim insanları, birçok hayvanın başka yerlerdeki hayvanlardan farklılıklar göstermeye başladığını ve bazılarının mutasyona uğrayarak “süper güç” olarak tanımlanabilecek özellikler sergilediğini söylüyor.

Bölge şu an insanlar için güvenli ve turist ziyaretine de açık. Bununla birlikte turistler, alışılagelmişin dışındaki “sıcak noktaların” hala tehlikeli miktarda radyasyon barındırdığı konusunda uyarılıyor ve vahşi doğada yetişen balık veya mantarları yememeleri söyleniyor.

Peki bölgedeki hayvanlar radyasyondan nasıl etkileniyor? Alanında uzman isimler hayvan türlerine göre farklılıkları yorumluyor…

KARA KURBAĞALAR

Yıkılan nükleer santralin etrafındaki kurbağalar daha da koyulaştı, araştırmacılar bunun sıcak radyasyon noktalarına bir tepki olduğuna inanıyor.

Bilim insanları, yeşil kurbağaların hayatta kalma ihtimalinin daha düşük olması nedeniyle amfibilerin hızla siyah deri geliştirdiğini düşünüyor, bu da araştırmacıların “hızlı evrim” olarak tanımladığı duruma yol açıyor.

En koruyucu melanin pigmentine sahip Doğu ağaç kurbağalarının yüksek radyoaktif bölgelerde hayatta kalma olasılıkları daha yüksekti, bu da popülasyonların daha koyu kurbağaların hakimiyeti altına girdiği anlamına geliyordu.

Pablo Burracco liderliğindeki ekip, araştırmacıların “hızlı evrim” döneminin kazadan hemen sonra, radyasyon seviyelerinin en yüksek olduğu dönemde meydana gelmiş olabileceğine inanıyor.

SÜPER GÜÇLÜ BAKTERİLER

Çernobil’deki kırlangıçların kanatlarında bulunan bakterilerin gama radyasyonunun etkilerine karşı daha dirençli olduğu tespit edildi.

Radyasyon dozlarına maruz kaldığında, Çernobil’deki bakteriler başka yerlerdeki bakterilerle karşılaştırıldığında çoğalıp gelişebildi.

2016 yılında Scientific Reports dergisinde yayınlanan bir araştırmada, “Radyasyonun doğal popülasyonlardaki uzun vadeli etkileri, belirli ortamlarda hayatta kalmayı kolaylaştıran bakteri özellikleri üzerinde önemli bir seçici baskı olabilir.” diye yazıyordu.

KANSERE DİRENÇLİ KURTLAR

Çernobil’in çorak topraklarında dolaşan mutant kurtlar, “süper güç” olarak tanımlanabilecek şekilde geliştiler ve bu, insan hayatını kurtarabilir.

Araştırmacılar Çernobil Tahliye Bölgesi’ndeki (CEZ) hayvanların kansere karşı direnç gösteren genetik olarak değiştirilmiş bağışıklık sistemlerine sahip olduğunu buldu.

Araştırmacılar şimdi genlerin insan kanser hastalarına yardımcı olup olamayacağını bulmaya çalışıyor.

Princeton Üniversitesi’nden bir ekip, kanserle bağlantılı bazı genlerin yeni mutasyonlara sahip olduğunu gösterdi; bu da onların radyasyona karşı korunmak için evrimleştiğini gösteriyor.

Keşfin, uzmanların insanlarda kanser riskini azaltan mutasyonları belirlemelerine yol açacağı umuluyor.

YENİ BİR KÖPEK TÜRÜ MÜ?

Şu anda bölgede binlerce vahşi köpek yaşıyor ve bunların çoğu, 1986 felaketinin ardından insanlar bölgeden kaçarken terk edilen evcil hayvanlardan oluşuyor.

Güney Carolina Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan bir araştırma, elektrik santralinin yakınındaki 302 yabani köpeğin DNA’sını analiz etti ve diğer köpek popülasyonlarından önemli DNA farklılıkları buldu.


Araştırmacılar, “enerji santralindeki ve Çernobil’deki bireylerin genetik olarak farklı olduğunu” yazıyor.

Daha fazla araştırmanın, genetik farklılıklara ne kadar radyasyonun katkıda bulunduğunu ortaya çıkarması bekleniyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/cernobil-mutantlari-radyasyona-maruz-kalan-hayvanlar-saskinlik-yaratiyor/feed/ 0
150 kediye bakıyorlar https://www.foxhaber.com.tr/150-kediye-bakiyorlar/ https://www.foxhaber.com.tr/150-kediye-bakiyorlar/#respond Mon, 19 Feb 2024 21:42:37 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3654 “Param Yok Pulum Yok” şarkısı ile hafızalara yerleşen 1970’li yılların ünlü ikizleri Meral ve Zuhal kardeşler, Kadıköy Moda sokaklarında 150 kediye bakıyor.

Türk müzik tarihinin önemli isimlerinden biri olan Fecri Ebcioğlu tarafından keşfedilen Meral ve Zuhal kardeşler, 1970’li yıllarda müzik dünyasına adım attı.

İkizlerin, seslerini duyurduğu “Param Yok Pulum Yok” adlı şarkısı 1974 yapımı Kadir İnanır ve Müjdat Gezen’in başrolündeki “Uyanık Kardeşler” filminin müziği olarak dönemin klasiği haline geldi.

Bir zamanların şaşaalı hayatının ardından bugün Moda’da sakin bir yaşam sürdüren ikizler, evdekilerin yanı sıra sokakta da 150 kedinin bakımını yapıyor.

Meral ve Zuhal kardeşler, “17 Şubat Dünya Kediler Günü”nde hayvanlarla olan bağlarını AA muhabirine anlattı.

İkizlerden Meral Ozan, yaşamını sürdürdüğü Moda’da 1990’dan bu yana kedilere baktığını söyledi.

Bir komşusunun o yıllarda yeni çıkan kuru mamayı kedilere verdiğini görünce kendisinin de çantasında mama taşımaya başladığını dile getiren Ozan, “O günden sonra çantama mama alıp sokakta rastladığım kedilere vermeye başladım. Daha sonra hayvanlara mama verme işini sisteme koydum. Kapının önüne belirli aralıklarla mama koymaya başladım. Bu da binada oturanlarda rahatsızlık yarattı. ‘Burada kedi besleme, etraf kedi doldu.’ gibi şikayetler aldım. Bu şikayetler karşısında o kadar üzülüyordum ki eve gidip ağlıyordum.” diye konuştu.

Hatta bu şikayetler yüzünden kedilere bakamadığı için tansiyon ve şeker hastalığının nüksettiğini vurgulayan Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kedi baktığım için bana bağıran çağıran insanlara da hayvan sevgisi versin, diye Allah’a çok içten dua ettim. Duam kabul olmuş olacak ki bir baktım bana bağıran, çağıran insanlar kedi, köpek almaya başladı. Şimdi Moda’da kediden köpekten geçilmiyor. Herkesin bir kedisi ya da köpeği var. Kar da yağmur da yağsa her sabah kalkıp, kedilerimi besliyorum. Şimdi böbreğimde taş çıktı ağrım da oluyor ama ona rağmen sürüklene sürüklene sokağa çıkıp, kedilerimi besliyorum.”

Ozan, kedilere bakmanın çok ağır bir sorumluluk olduğunu dile getirerek, “1990’dan bu yana hiç tatil yapmadık. Hatta Bodrum’da bir yazlığımız vardı, kedileri bırakıp gidemiyoruz diye onu da sattık. Bizim elimize bakan 150 kediyi başkalarına emanet edip gidemiyoruz. Bütün vaktim kedilerle geçiyor.” dedi.

Sadece mama vermediğini, hastalandıklarında da kedileri veterinere götürdüğünü anlatan Ozan, “Kısırlaştırma yaptırıyorum. Çok vaktimi alıyor gerçekten çok yoruluyorum. Her gün 150 kediye bakmak yorucu olabiliyor.” ifadelerini kullandı.

Hayvan beslemenin verdiği huzuru hiç bir şeyde bulamadığının altını çizen Ozan, “Hayvan beslemenin çok faydasını gördüm. Vücudunuzda neresi hasta ise kedi orayı anlar ve gelip o bölgenize yatar. Size bir arkadaş olur, huzur verir. Kedilere nankör denmesini hiç anlamıyorum.” diye konuştu.

Zühal Şener Kandemir ise 1985’li yıllardan itibaren kedi beslediğini belirterek, “Evdeki artan yemekleri kedilere vermeye başladım. Her gün iki kez 4 kat aşağı inip kedileri besliyordum. Fakat beslediğim kediler tek tek arabanın altında kalıp ölünce psikolojim bozuldu. Bir süre ara verip, kedi bakım işini kardeşim Meral’e bıraktım.” dedi.

Kandemir, hayvan sevgisinin annelerinin kendilerine aldığı bir kedi ile başladığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Kedimizin adı Minnoş’tu, bir sokak kedisiydi. Babamın işi nedeniyle Zonguldak’tan Denizli’ye taşınınca onu yanımızda götürememek bizi çok üzmüştü. Denizli’deki komşumuzun kedisinin yavruları olunca birini aldık. Ondan sonra içimizdeki kedi sevgisi hiç bitmeden büyüdü. Hiç kedisiz evimiz olmadı. Şu an 10 kedim var evde. Havalar soğuduğunda sokaktaki kedileri de eve alıyoruz. Eşim de çok hayvansever ve merhametli bir insan. ‘Evde çok kedi var almayalım.’ desem de o alıyor. Kışın, 15’e kadar çıkıyor evdeki kedi sayısı.”

Kandemir, kedilere bakmanın çok yorucu olduğunu belirterek, “Sabah kalkar kalmaz kedilerin bakımını yapıyor ve karınlarını doyuruyorum. Bir kedim yaşlılıktan idrarını tutamıyor. O yüzden sürekli paspas elimde geziyorum. Bütün günüm onlara bakmakla geçiyor. Benim de Meral’in de emekli maaşı kedilerin bakımına gidiyor. Veteriner ve mama ücretleri çok yüksek.” ifadelerini kullandı.

Kedi beslemenin insan psikolojisi üzerinde çok olumlu bir etki yarattığını aktaran Kandemir, kedilerin uğur ve şans getirdiğine inandığını söyledi. Kandemir, bir hevesle hayvan alıp, sonra sokağa bırakılmasının sorumsuzluk ve vicdansızlık olduğunu dile getirdi.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/150-kediye-bakiyorlar/feed/ 0
Depremzede besicilerden üretime kamu desteği talebi https://www.foxhaber.com.tr/depremzede-besicilerden-uretime-kamu-destegi-talebi/ https://www.foxhaber.com.tr/depremzede-besicilerden-uretime-kamu-destegi-talebi/#respond Wed, 07 Feb 2024 09:33:27 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3008 Kahramanmaraş merkezli meydana gelen 6 Şubat 2023’teki depremlerin ardından ev ve ahırları yıkılan, aldıkları tedbirlerle üretime devam eden Hataylı besiciler, kamunun hayvancılıkla ilgili tesisler kurup bölgeden alım yapmasının üretimi destekleyeceğini belirtiyor.

Oğlakören Mahallesi’nde ailesiyle besicilik yapan Bünyamin Beyazıt, depremde evlerinin ve ahırlarının yıkıldığını söyledi.

Depremin ardından alışılmışın dışında bir hayatla karşılaştıklarını ifade eden Beyazıt, ilk zamanlarda hayvancılığı bırakmayı bile düşündüğünü söyledi.

Sonunda direnmeye ve mahallelerini terk etmemeye karar verdiklerini anlatan Beyazıt, geride kalan bir yılı çok zor geçirdiklerini dile getirdi.

‘ÖZEL SEKTÖR SÜTÜ EDERİNDE ALMIYOR’

Beyazıt, hayvanları ve onlardan elde ettikleri ürünleri değerinde satamadıklarına dikkati çekerek, “İstediğimiz gibi pazara erişemiyoruz. Depremzede olmamıza rağmen aldığımız ilaçlar, hayvan yemleri aynı şekilde pahalı ve erişimi zor. Hayatımızı güç bir şekilde devam ettirdik bir yıl boyunca” dedi.

Hayvancılık sektörünün sorunlarının deprem bölgesi için daha ağır olduğunu anlatan Beyazıt, işlerini yapmakta ve para kazanmakta zorlandıklarını söyledi.

Beyazıt, sektörün yaşadığı sorunlara ilişkin çözüm önerilerini de sıralayarak, sadece özel sektörün varlığıyla işlerinin yürümeyeceğini bildirdi.

Beyazıt, “Özel sektör sütü ederinde almıyor. Kendi hesabına göre en minimum düzeyde sütü alıyor bizden, kâr amacını kendisine daha çok ayırıyor. Hayvancılıkta bu kazanç, bizim daha az gelir elde etmemize neden oluyor” diye konuştu.

‘DEVLET ALIM YAPSIN’ TALEBİ

Devletin deprem bölgelerinde süt ve et işleyici fabrikalar kurması, bu fabrikaların da sütü ve eti değerinde almaları gerektiğini vurgulayan Beyazıt, sektörün sadece desteklerle ayakta kalamayacağını söyledi.

Beyazıt, sattığı ürünlerin para etmesi durumunda köylünün üretmeye devam edeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:

“Ama özel sektör, ürünleri bizden ucuza alıyor. Aldığı ürünler de hayatı çevirmeye, işi döndürmeye yetmiyor. Zarar ediyoruz bu şekilde. Bugün biz sütü 13,5 liraya satıyoruz. Bu 13,5 liranın içerisinde ilaç giderleri var, yem giderleri var, hayvanın ölüm riski var, emeğimiz var. Bize hiçbir şey kalmıyor.

Tüccar, bunu bu şekilde düşünmüyor. Kendi kârını düşünüyor, kendi hesabını düşünüyor. Ama devletburada kendi eliyle bu sütleri ve ürünleri tekrar değerinde alırsa biz daha çok kazanacağız ve ayakta kalmak daha kolay olacak. Köylerde bu işi yapan sayısı artacak. Ben daha güzel olacağını düşünüyorum.”

MAALİYETLER ARTTI

Depremin ardından başka geliri olmayan mahallelerindeki çiftçilerin çoğunun hayvancılığı bıraktığını ifade eden Beyazıt, bir ailenin sadece hayvancılıkla geçinmesinin zor olduğunu söyledi.

Ürün ya da malzeme alırken pazarlık yapamadıklarını belirten Beyazıt, şu ifadeleri kullandı:

“Her aldığımız yem bir sonrakinden daha pahalı. Ama süt, depremden bu yana sadece 3 lira arttı. Aldıklarımız yüzde 300, yüzde 200 zam yedi. Sattıklarımıza sadece 3 lira zam yapabildik. Onu da biz değil sadece alacak kişi sütün fiyatını belirliyor. Biz bir şey söyleyemiyoruz. ‘Ben bu kadara alacağım’ diyor, biz de kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü rekabet etme şansımız yok. Başka tüccar yok.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/depremzede-besicilerden-uretime-kamu-destegi-talebi/feed/ 0