Tel Aviv merkezli “+972” ve Local Call’a konuşan kaynaklar, Lavender’in Gazze’deki yaklaşık 2.3 milyon insan hakkında topladığı verileri belirsiz kriterlere göre analiz ederek, kişinin Hamas ile bağlantısı bulunma olasılığını değerlendirdiğini belirtti.
Görüşlerini paylaşan 6 kaynak, savaşın özellikle ilk safhalarında İsrail ordusunun programa “tamamen bağlı kaldığını”, bu nedenle Lavender’in tespit ettiği isimlerin, erkek oldukları sürece personel tarafından kontrolsüz ve belirli bir kriter gözetilmeksizin hedef olarak görüldüğünü aktardı.
37 BİN FİLİSTİNLİ ŞÜPHELİYMİŞ
+972’ye konuşan kaynaklar, binada ve çevrede siviller olsa bile kişinin özel mülkiyetinde öldürülmesine izin veren “insan hedef” kavramının daha önce yalnızca “üst düzey askeri hedef”leri kapsadığını, 7 Ekim sonrasında “insani hedef” görülenlerin, tüm Hamas üyelerini kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etti.
Hedef sayısının artması sonucunda, öncekinin aksine hedeflerin tek tek insanlar tarafından incelenip doğrulanması olasılığı ortadan kalktığı için yapay zekaya ihtiyaç duyulduğu kaydedilirken, yapay zekanın yaklaşık 37 bin Filistinliyi “şüpheli” olarak işaretlediği belirtildi.
Lavender’ın Filistinlileri sınıflandırmada “yüzde 90’a kadar başarılı” görülmesi üzerine, sürecin tamamen otomasyona bağlandığını söyleyen kaynaklar, “Binlerce insanı öldürdük. Her şeyi otomasyona bağladık ve hedefleri tek tek kontrol etmedik. İşaretlenen kişiler evlerine adım attıklarında onları bombaladık.” sözleriyle insan kontrolünün devreden çıkarıldığını teyit etti.
Kaynaklardan birinin, “önemsiz bir ismi öldürmek için bir evi bombalamalarının istenmesinin, kendisi için çok şaşırtıcı” olduğu yorumu, İsrail’in Gazze’deki sivil katliamının itirafı olarak görüldü.
100 ZAYİATA YEŞİL IŞIK
Kaynaklar alt düzey bir kişiye düzenlenen operasyonda “20 sivil zayiat”a kadar izin verildiğini ve bu sayının süreç içinde sık sık artıp azaldığını belirterek, “orantılılık ilkesinin” uygulanmadığına dikkati çekti.
Öte yandan üst düzey hedefler için söz konusu sayının 100’e kadar çıktığı belirtildi.
Kaynaklar, kendilerine “bombalayabildikleri her yerin bombalanması” emrinin verildiğini ifade ederken, “Üst düzey yetkililere histeri hakimdi. Nasıl tepki vereceklerini bilemiyorlardı. Tek bildikleri Hamas’ın kapasitesini kısıtlamak için deli gibi bombalamaktı” dedi.
Lavender’ı kullanmış olan B. adlı üst düzey asker, programın “hata payının yüzde 10 civarında olduğunu” iddia ederek, zaman kaybının önlenmesi için insanlar tarafından kontrol edilme zorunluluğunun olmadığını belirtti.
“AİLESİYLE BOMBALANIYOR”
B, hedeflerin az olduğu günler uygulamanın kapsamının genişletildiğini, daha kalabalık bir kitlenin hedef alındığını belirterek, “Hamas üyesi tanımını daha da genişletildiğinde, uygulama her türlü sivil savunma personelini ve polis memurlarını hedef almaya başladı. Bu kişiler Hamas’a yardım etse de İsrail askerlerini gerçekten tehlikeye atmıyordu” dedi.
Sistemin eksikliklerine dikkati çeken B, “Eğer hedef kişi telefonunu başka bir kişiye verdiyse, o kişi tüm ailesiyle evinde bombalanıyordu. Bu çok sık oldu. Lavender’ın en sık yaptığı hatalardan biri buydu” diye konuştu.
“ÖLDÜRÜLENLERİN ÇOĞU KADIN VE ÇOCUK”
Öte yandan, “Where’s Daddy?” adı verilen bir diğer yazılımın, binlerce kişiyi eş zamanlı takip ederek, evlerine girdikleri zamanı İsrailli yetkililere bildirdiği belirtildi.
Bu yazılım sayesinde hedef alınan kişilerin evlerinin bombalandığı kaydedilirken, “Diyelim ki bir evde bir Hamas üyesi ve 10 sivil olduğunu hesapladınız, genellikle bu 10 kişi kadın ve çocuk olur. Yani saçma bir şekilde, öldürdüğünüz insanların çoğu kadın ve çocuk oluyor.” ifadeleri kullanıldı.
Bu sistemin de hesaplama hataları yaptığını ifade edilirken kaynaklardan biri, “Çoğu kez hedeflenen kişi, bombaladığımız evde olmuyordu bile. Sonuç olarak bir aileyi hiç uğruna öldürmüş oluyordunuz.” açıklamasını yaptı.
TASARRUF EDİYORLARMIŞ
Kaynaklar ayrıca “pahalı silahlardan tasarruf etmek” amacıyla daha düşük rütbeli kişilerin “güdümlü akıllı bombalar” yerine “güdümsüz bombalarla” hedef alındığını ve bunun sonucunda hedef alınan kişinin bulunduğu ve çevresindeki binaların yıkılması sebebiyle birçok sivilin hayatını kaybettiğini söyledi.
Güdümsüz bombaların kullanımına ilişkin konuşan kaynaklardan biri de “Saldırıları genellikle güdümsüz bombalarla yapıyorduk ve bu da kelimenin tam anlamıyla tüm evi içindekilerle yok etmek anlamına geliyordu. Sistem yüzünden hedefler hiç bitmiyor” dedi.
1 Aralık 2023’te yayımlanan başka bir araştırmada ise İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hedef belirlemek için kullandığı “Habsora” (The Gospel) adlı yapay zeka uygulamasını sivil altyapının kasıtlı olarak vurulmasında kullanıldığını ve bu uygulamayla otomatik olarak üretilen hedeflere yönelik saldırılarda kaç sivilin yaşamını yitireceği her zaman bilindiği belirtilmişti.
İsrail’in kullandığı bir diğer yapay zeka teknolojilerinden olan “Habsora” (The Gospel) binaları ve yapıları hedef alırken, Lavender kişileri hedef alıyor.
]]>Geçen yılın verilerine ve Türkiye’nin turizm hedeflerine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Türkiye’nin geçen yılı, deprem felaketi, savaşlar ve seçim süreci gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsa da rekor sayıda ziyaretçi ve turizm geliriyle kapattığını anlattı.
Bakan Ersoy, turizm konusunda 2024 hedefinin çok daha iddialı olduğunu dile getirerek, “Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi aşacağız. Erken rezervasyon ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan önemlisi Almanya pazarı. 2023’ü çok iddialı bir rekor sayıyla kapatmıştık. Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçiyle 2023’ü kapattık. İlk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok fazla olduğunu gözlemliyoruz. 2024’te Almanya bazında 7 milyon sayısını geçmeyi umuyoruz.” şeklinde konuştu.
“2028’E KADAR KİŞİ BAŞI HARCAMADA 130 DOLARI GEÇMEYİ PLANLIYORUZ”
Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında pasta payını arttırmayı hedeflediğini ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Bunun yanında da Uzak Doğu pazarlarında yeni destinasyonları hedef pazar olarak portföyümüze koymuş durumdayız. Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti arttırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçmiştik. 2017’yi kişi başı harcama olarak 65 dolarla kapatmıştık. Geçen sene de kişi başı harcamayı 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki sene 106 dolar hedefliyoruz. Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda da farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz.
Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil. Turizm Geliştirme Ajansı’nın yoğun tanıtım gücüyle hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz hem de hedeflenen destinasyon, yani bize yolcu, turist sağlayan hedef destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Başarılı da sonuçlar almaya başladık. Son dört yıldır 200’den fazla ülkede şu anda ülkemiz yoğun turizm tanıtımı yapıyor. Bütün bu ülkelerden yolcu trafiği başlattık.”
Ersoy, özellikle Türk Hava Yolları’nın 330’dan fazla şehre direkt uçuyor olmasının bu noktadaki önemine değindi.
Türkiye’nin tanıtımı amacıyla arkeolojiyi de ön plana çıkaran “Geleceğe Miras Sonsuz Efes” projesini hazırladıklarına işaret eden Ersoy, özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı hem restorasyon hem de yeniden ihya bütçelerini 15-20 kata varan oranlarda, bölgesine göre değişen noktalarda artırdıklarını söyledi.
Ersoy, şu anda 144 ayrı noktada çok yoğun kazı programları başladığını anlatarak, aşamalı olarak da şehir merkezlerinde olan veya bu noktalara yakın konumdaki arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini başlattıklarını ifade etti.
“AŞAMALI OLARAK SAYIYI ARTIRMAYI PLANLIYORUZ”
Gündüz hava sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde gece müzeciğiyle turistlerin rahat gezebileceği bir ortam oluşturulduğunu, o nedenle saat 00.00’a kadar belli başlı müzeleri açık tutma kararı aldıklarını belirten Ersoy, “Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene, en çok ziyaretçi alan 15 noktada inşallah yetiştirebilirsek başlıyoruz. Sonra aşamalı olarak bu sayıyı da artırmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ersoy, arkeolojinin ürün çeşitliliği olarak yeterli olmadığını vurgulayarak, “Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da hazırladık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son birkaç yıldır yoğun çalışma içindeyiz ve buradaki Avrupa bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz. Bugün de aslında burada Alman milli takımından bir sporcunun bir etkinliği olacak.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, bunların yanında Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu ve bunu tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’nin 3 yıldır Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladıklarını, geçen sene itibarıyla İzmir, Çeşme, Urla ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettiklerini dile getiren Ersoy, gastronomi konusunda da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerini ön plana çıkarmayı hedeflediklerini, bu çalışmanın da başarıyla devam ettiğini söyledi.
“2028’E KADAR GELİRİ 100 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bundan sonra inanç, doğa, spor turizmi gibi yeni ürünleri sisteme dahil ederek hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de hedeflenen pazar sayısını arttırmayı hedeflediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu da her yıl birbirini izleyen rekorlarla taçlandırmayı umuyoruz. Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. 2028’e kadar (turizm) gelirini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Şu andaki ilk göstergeler 2024 için çok çok iyi. Daha açıklanmadı ama havalimanlarından bana şubat verileri geliyor. Geçen seneyle kıyaslandığında şubat ayında çok ciddi bir sıçrama var. Zaten nisan sonunda üç aylık veriler açıklandığında göreceğiz. Mart verileri şubattan da iyi gidiyor. İnşallah bu şekilde giderse 60 milyar dolar gelir hedefimizi aşacağımız bir yıl olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’nin Almanya’da yaz tatil paketleri için erken rezervasyonlarda İspanya’yı geçerek birinci sıraya yerleştiğini aktarması üzerine Ersoy, şunları kaydetti:
“Tabii biz çok yoğun tanıtım yapıyoruz. Türkiye bu yoğun tanıtımın karşılığını alıyor. Türkiye ürün çeşitliliğine gitti ve artık tek ürünle çıkmıyor. Herkesin zevkine, keyfine uygun ürünleri de piyasaya sürmüş durumdayız. Aslında bunlar eskiden de vardı ama bu kadar yoğun ve detaylı şekilde tanıtılmıyordu. Bu bütün bunlar sağlandığı için Türkiye özellikle Almanya pazarında parlayan yıldız. Almanya pazarında daha çok potansiyelimiz var alabileceğimiz. Özellikle Almanya ve İngiltere pazarlarında bu güçlü büyüme ivmesini göreceğiz. Ama biz sadece Avrupa’yla sınırlı kalsın da istemiyoruz. Özellikle Amerika kıtasına çok yoğunlaştık. Kültür turlarında da Uzak Asya pazarlarına yoğunlaştık. İnşallah bu çeşitliliği Anadolu’nun her yerinde göreceğiz.”
Mehmet Nuri Ersoy, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu sertifikalarla Avrupa’da en iyi durumda olduğunu belirterek, bunu daha ileriye taşımak için yoğun çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekledi.
Bakan Ersoy daha sonra Türk şirketlerinin stantlarını ziyaret ederek bilgi aldı.
BERLİN FUARI
Covid-19 sonrası hızlı değişim sürecinde olan seyahat endüstrisi, dünyanın en büyük ve önemli turizm fuarlarından olan Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nda (ITB Berlin) bir araya geliyor.
Her yıl mart ayında Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilen ITB Berlin, bu yıl “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla kapılarını açtı.
Alanında dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen fuarda, bu yıl 165 ülkeden yaklaşık 5 bin 500’den fazla firmanın yer alması bekleniyor. Fuar 7 Mart’a kadar devam edecek.
Pazarlama, satış, teknoloji, konaklama ve destinasyon yönetimi alanlarındaki güncel eğilimlerin yer alacağı fuarda, teknolojik ve ekolojik zorluklar, düzenlenecek etkinliklerle masaya yatırılacak.
Fuarda 17 farklı alanda düzenlenecek oturumlarla sürdürülebilirlik, iklimin korunması ve sosyal adalet için küresel turizmin neler yapabileceği değerlendirilecek, iklim değişikliği, yapay zekanın etkisi, kalifiye eleman sıkıntısının devam etmesi ve Covid-19 sağlık krizinin turizme etkileri gibi zorluklar tartışılacak.
Popüler seyahat destinasyonları ve turizmdeki en son yeniliklere ek olarak fuarda, dünyada turizmi etkileyen ve etkileyecek krizlerle nasıl başa çıkılacağı da masaya yatırılacak.
TÜRK TURİZMCİLER FUARDA
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Arap Yarımadası’ndaki Umman olacak. Türkiye 2010’da ITB’de konuk ülke olmuştu.
Ummanlı sanatçılar, ülkelerinin kültür çeşitliliğini ulusal kıyafetlerle fuara gelen izleyicilere sunacak. Umman Kraliyet Senfoni Orkestrası da fuar kapsamında konser verecek.
Fuarı, geçen yıl 186 ülkeden yaklaşık 170 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor.
Türk turizm sektöründen temsilciler de yenilikleri ve trendleri sergilemek için fuarda yerini alacak. Turizmciler, Türkiye’nin en önemli pazarlarından olan Alman turizm pazarına ve diğer ülkelerden gelecek konuklara ülkeyi anlatacak.
Gelecek yıl ise ITB Berlin’in konuk ülkesi Arnavutluk olacak.
]]>Oturumda Bakan Yardımcısı Akçapar, övgüyle söz ettiği Gezeravcı’ya uçuş öncesi heyecanlanıp heyecanlanmadığını sordu. Alper Gezeravcı, aslında bu uzay yolculuğunun başarısının kendisinin başardığı bir şey değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin başardığı bir şey olduğunu belirterek, “Ve bu başarının gururunu, o görevi yapan bir astronot olmaktan ziyade bu ülkenin bir vatandaşı olarak iliklerime kadar hissettim. Bu en büyük ayrıcalıktı. Başlangıç, fırlatma aşamasına gelecek olursak orası hissedilebilecek en son korku hissiyatının olduğu yer. Benim aslında görevim başlangıcından itibaren insanlar biraz şaşıracak, biraz da serzeniş olarak bana ilettikleri husus, ‘heyecanlı mısın’ diye sorduklarında, ‘heyecanlı değilim ama mutluyum’ diye ısrarla vurguluyordum” diye konuştu.

“TÜRKİYE’NİN 10 HEDEFİNDEN SADECE BİR TANESİYDİ”
Türkiye’nin Uluslararası Uzay İstasyonu Projesi’ne dahil olmakla ilgili projeleri sorulan Gezeravcı, Uluslararası Uzay İstasyonu 2026 itibarıyla sonlandırılması düşünülen bir araştırma platformuyken, şu anda sürecin ötelenmiş durumda olduğunu söyledi. Gezeravcı, şunları söyledi:
* “Ancak Uluslararası Uzay İstasyonu’nun uzaydaki faaliyeti sonlandıktan sonra şimdiden onun yerini almak üzere hazırlanan farklı oluşumlar var. Türk astronot ve bilim misyonu zaten ülkemizin koymuş olduğu uzay alanındaki 10 önemli hedeften sadece bir tanesiydi. Çok mutlulukla da dile getiriyorum, halihazırda kalan dokuz hedefle ilgili ciddi çalışmalar yürütülüyor.
* Görev sürecimiz biraz daha göz önünde, odak noktasında olduğu için dikkatler toplandı ama eş zamanlı olarak birçok hedefe ilişkin çalışmanın da hareket olarak yürüyor, devam ettiriliyor olmasından son derece mutluyum. İnşallah devletimizin büyükleri yakın zamanda bu soruya karşılık gelecek güzel, spesifik cevapları da uygun gördüklerinde halkımızla paylaşırlar.”
“UZAY TURİZMİ EN TEPE HEDEFLERDEN BİRİ”
Uzay turizminin bu alanda yatırım yapan şirketlerin en tepe hedeflerinden bir tanesi olduğunu dile getiren Alper Gezeravcı, şunları söyledi:
* “Çünkü minimum seferde maksimum kazancın elde edilebileceği bir aşamaya evirmeye çalışıyorlar. Şu anda yapılan görevlerde, görev içeriği bir uzay turizmi konseptinden çok uzak. Görevin tüm gerekliliklerini sağlıyor olmanız lazım. Bir insanın turist modunda oraya gidip gelebilmesi için o konforu sağlayabilecek bir ortamı elde edebilecek hava taşıtlarının, uzay araçlarının üretiliyor olması lazım.
* Ama amaç son noktada orası, yani imkanı olan noktasından başlayıp bu işi yapılan yatırıma karşılık gelecek katma değeri elde edecek şekilde şu an uzay alanında yatırım yapan şirketlerin ana hedefi bu. Maksimum insanı uzaya taşıyacak, görev yaptırmak belki bir hedef değildir, ama o insanlara uzay tecrübesini yaşatacak bir aşamaya evrilmeye çalışıyorlar. Ana hedef bu.”
UZAYDA GÖREV YAPAN DÜNYADAN 275’İNCİ KİŞİ
Görev ekibindeki diğer iki ülkenin yaptığı bütün deneyleri de detaylarıyla incelediğini anlatan Gezeravcı, şu ifadeleri kullandı:
* “Türkiye Uzay Ajansı 2018 yılının sonlarına doğru kuruldu. Bu kadar taze olan hafızasına rağmen bir vatandaşını uzaya göndermeye karar verip, bu gönderim esnasında aynı zamanda bilimsel çalışmalar yürütme noktasında karar verip, bu kadar kısa bir hazırlık sürecine bu görevleri sığdırabilmiş başka bir ülke yok. Zaten 193 ülke içerisinde uzaya kendi insanını gönderebilmiş 22’nci ülkeyiz.
* Uluslararası Uzay İstasyonu’na kendi insanını ulaştırabilmiş, orada görev yapan 275’inci ülke insanıyım. Diğer ülkelerde tabi bizim yaptığımız çalışmaları izledi orada. Bu kadar kurumsal hafıza yönünden geçmişinde herhangi insanlı bir görev icra etmemiş bir ülkenin bu derece komplike ve amaç olarak da bundan sonra hedeflenen Ay ve Mars’a yönelik uzay ekosistemindeki döngünün içerisinde yer almasına vesile olabilecek çalışmalara bu kadar hızlı giriş yapabilen başka örnek yok. Bu konuda son derece mutluyum. Arayı kapatmak için geç başladık ama bundan sonraki süreçte aynı gecikme yaşanmayacak. Çok hızlı bir ivmeyle girdik ve devletimizin iradesi çok sağlam.”
UZAYDAKİ İLK DENEYİNİ ANLATTI
Uzayda ilk günden ilk deneye başlama fırsatı bulduğunu belirten Gezeravcı, deneyi şöyle anlattı:
* “Antarktika’dan 8 yıldır bilimsel çalışmalar yürüten bilim insanlarımızın oradan getirdiği çok ekstrem koşullara adapte olmayı başarabilmiş yosunlar, alglerin Türkiye’ye getirilmiş örneklerini biz Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam destek ünitesi içerisinde bir döngü, filtrelerle belli bir akış içerisinde götürdük. Ve burada aktive ettik sistemde. Üniversitemizde sistem yeryüzünde denendi. Dünyada yoğunlaştırılmış karbondioksit uygulandığında oksijene istenilen oranda dönüştürebildiğini görüyorlar.
* Bunun aynı şekilde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda gerçekleştirilip, gerçekleştirilemeyeceğini merak ediyorduk. Standart karbondioksitin beş katı yoğunlaştırılmış karbondioksit uyguladık bu alglerin içerisine ve ilk parametreler 13 gün sonunda gayet güzel, pozitif sonuçları orada elde ettik. Halihazırda çalışmalar şu anda inceleniyor. Bundan sonra işte Ay ortamında ve bir sonraki aşamada Mars’a kadar gidecek uzay denemelerinin, çalışmalarının altyapısında ihtiyaç olacak yaşam destek ünitelerinden bir tanesine potansiyel oluşturuyor.”
“BU ÜLKENİN ÇOCUĞUNUN İLK ADIMIYDI”
Uzay yolculuğu öncesi resmi olarak açıklandığı güne kadar başvuru aşamasından itibaren gizli olması gerektiğinden dolayı anne-babası ve kardeşinin dahi hiç haberi olmadığını da anlatan Gezeravcı, uzay yolculuğu öncesi ise annesinin endişelendiğini gördüğünü söyledi. Gezeravcı, Akçapar’ın, bir çocuğun “Uzayda deniz yıldızı var m?”‘ şeklindeki sorusunu da ilettiği Gezeravcı, şu yanıtı verdi:
* “Ülkemizdeki çocuklar için önemli bir eşik noktasıyım. Yıldızın her çeşidini gördük ama deniz yıldızının ayrımını henüz yapamadım, sanırım biraz daha çalışmam gerekecek cevap verebilmek için. Bugüne kadar işte 70 yıldır uzay alanında birçok milletin yaptığı şeyden neyi yaptık farklı diye, aynısını da yapabildik, gururla söylüyorum. Farklı işler yaptık, farklı işlerin altına imza attık. Ama aynısını da yapabilirdik.
* Önemli olan şu, bugün milyarlarca insan dışarıda, sokakta yürüyor. Günün çok rutin faaliyetlerinden bir tanesi, belki çok insan için farkında bile olunmayan bir faaliyet. Bu kadar sıradan bir şey olmasına rağmen günlük rutin yaşantımızda bir anne- babanın hayatındaki en önemli yürüme adımı çocuğunun ilk adımıdır. Dolayısıyla bu adımda bu ülkenin çocuğunun ilk adımıydı. Başlangıçtı.”
]]>ORTAK SALDIRI
Biden, açıklamasında, “Bugün, talimatımla, ABD ordu güçleri İngiltere ile birlikte ve Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın da desteğiyle Yemen’de Husi isyancıları tarafından kullanılan bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi.” ifadesini kullandı.
DOĞRUDAN MİSİLLEME
Saldırıların, Husilerin Kızıldeniz’deki eylemlerine doğrudan misilleme olduğunu belirten Biden, sonuncusu 9 Ocak’ta gerçekleşen ve Husilerin doğrudan Amerikan gemilerini hedef aldığı bir dizi saldırıya uluslararası koalisyonla yanıt verdiklerini kaydetti.
BM KARARINI HATIRLATTI
Husilere karşı hem bölgede ABD öncülüğünde kurulan deniz gücüne hem de uluslararası kamuoyunda oluşan yaklaşıma dikkati çeken Biden, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde önceki gün alınan ve Husilerin saldırılarına son vermesi çağrısı yapan kararı hatırlattı.
“Yemen’deki bu saldırılar, ABD ve müttefiklerinin dünyanın en kritik ticari rotalarından birindeki seyrüsefer özgürlüğünün tehlikeye atılmasını ve personelimizin hedef alınmasını tolere etmeyeceğimizin açık mesajıdır.” değerlendirmesini paylaşan Biden, gerekmesi halinde bundan sonra da ileri tedbirleri almakta tereddüt etmeyeceğini vurguladı.
TOMAHAWK DA KULLANILDI
Amerikan medyasına açıklama yapan bazı Amerikalı yetkililer de ABD ve İngiltere ordu kuvvetlerinin en az 12 Husi hedefini vurduğunu, saldırıların savaş uçakları ve Tomahawk füzeleriyle yapıldığını bildirdi.
HEDEF ALINAN YERLER
Konuyla ilgili açıklama yapan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise saldırıda Husilere ait insansız hava araçlarını, balistik ve seyir füzeleri ile radar ve gözetleme kapasitelerini hedef aldıklarını kaydetti. Austin, ABD’nin bundan sonra da Yemen’deki Husilere yönelik “gereken hallerde” saldırı hakkını mahfuz tuttuğunu ve Kızıldeniz’deki gemi trafiğinin istikrarlı şekilde sürmesinin öncelikleri olduğunu belirtti.
YEMENİ YALANLADI
Saldırıya ilişkin telefonla brifing düzenleyen ABD’li üst düzey bir savunma yetkilisi ise Yemen’in ABD veya İngiltere’ye ait herhangi bir savaş uçağı ya da savaş gemisini hedef aldığı yönündeki iddiayı reddetti.
Yetkili, “Şu anda Husilerden herhangi bir karşılık görmedik.” ifadesini kullandı.
KIZILDENİZDE NELER OLMUŞTU
Son dönemlerde Yemen’deki Husilerin, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına karşılık ticari gemilere yönelik eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık 2023’te Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu misyon oluşturulduğunu duyurmuştu.
Husilerin saldırıları, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin yapıldığı Süveyş Kanalı’ndan geçişleri tehlikeye atarken, Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve şirketlerin pes peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizi”nin başlayacağına ilişkin endişeleri artırmıştı.
]]>1-Enflasyon tek haneye düşecek. Aksine azdı.
2-İhracatta ileri ve yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 20’ye çıkacak. Yüzde 3’te kaldı.
3-İnşaat malzemeleri ihracatında 100 milyar dolarla dünyada ilk üç arasına girilecek. Üçte biri ancak gerçekleşti.
4-İşsizlik oranı yüzde 5’lere indirilecek. TÜİK’e göre Kasım 2023’te yüzde 8.5 oldu.
5-Kayıtdışı istihdam yüzde 15’e indirilecek. 2021’de yüzde 27.8 oldu.
6-Otomotivde 5 milyon araç üretilecek ve 125 milyar dolarlık ihracat yapılacak. İhracat 29.3 milyar dolar oldu.
7-Hazır giyimde 60 milyar dolarlık ihracat yapılacak. 20 milyar dolarda kaldı.
8-Parti kapatmaya son verilecek. Bazı partilerin mutlaka kapatılması gündemde.
9-Seçim barajı sıfırlanacak. Yüzde 10’dan 7’ye indi.
10-Başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanı meseleleri tartışılacak. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi.
11-Hafif suçlarda tutuklama istisna olacak. Sosyal medya paylaşımlarına bile tutuklama yapılıyor.
12-AB hedefinden şaşılmayacak. Rafa kalktı.
13-Kadına ve sağlık çalışanlarına şiddet son bulacak. Kadın cinayetleri de sağlık çalışanlarına saldırı da arttı.
14-İlk yerli savaş uçağı hayata geçirilecek. Tutmadı:
15-Türkiye kıyıları dünyanın en temiz denizleri olacak. Marmara ve Ege’de müsilaj ortaya çıktı.
16-Atık dönüşümü yapılacak. Çöp ithalatı yapıldı, geri dönüşüm lafta kaldı.
17-Yıllık gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) 2 trilyon dolara çıkacak ve dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girilecek. Tutmadı.
18-İhracatta ileri ve yüksek teknolojili ürünlerin payını yüzde 20’ye çıkacak. Tutmadı.
19-Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olacaktık. Tutmadı.
20-Sosyal Güvenlik açığı GSYİH’nin yüzde 1’ine düşürülecek. Tutmadı.
21-Yoksulluk sınırı altındaki nüfus azaltılacak. Tutmadı.
22-Denizcilikte Ar-Ge payı, yüzde 2 seviyesine çıkarılacak. Tutmadı.
23-10 milyar dolarlık yaş sebze ve meyve ihracatı yapılacak. Tutmadı.
24-Bölgelerarası gelişmişlik farkı kabul edilebilir düzeye inecek. Tutmadı.
25- Kadınların iş gücüne katılımı yüzde 38’e çıkarılacak. Yüzde 26.3’te kaldı.
26-Yeni bir Anayasa… Tutmadı.
27-Dokunulmazlık yeniden düzenlenecek. Tutmadı.
28-Güvenlik için özgürlükten taviz verilmeyecek. Tutmadı.
29-Yeni bir kamu personel sistemi oluşturulacak. Tutmadı.
30-Yenilenebilir enerji kaynakları en az yüzde 30 olacak. Tutmadı.
31-Kent içi ulaşım sistemleri AB standardına uyumlu olacak. Tutmadı.
32-Kentlere özgü otopark yönetim sistemi kurulacak. Tutmadı.
33-Tüm sulanabilir araziler sulanacak. Tutmadı.
34-Enerjide dışa bağımlılık ortadan kalkacak. Tutmadı.

Bu vaat şimdilik 2026’ya ertelendi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9 Şubat 2021 tarihinde “Türkiye Milli Uzay Programı” tanıtımında yaptığı konuşmada “2023 sonunda yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay’a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz” demişti. 2023’ü bitirdik ama Ay’a iniş gerçekleşmedi. Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA) planına göre ise gidiş en erken 2026’da olacak. Kasım 2023’te Milli Uzay Programı kapsamında Türkiye’nin 10 yıllık plan ve hedeflerinin belirlendiği açıklanmıştı. Bu kapsamda başlatılan Ay Araştırma Programı ile geliştirilen ilk uzay aracında bütün süreçlerin 2026’da tamamlanması ve aracın uzaya fırlatılmasının hedeflendiği belirtilmişti.
]]>