VÜCUT DİRENCİNİ ARTTIRIYOR
Birçok faydası bilimsel olarak kanıtlanan kayısının ramazan ayında iftar ve sahur sofralarında tüketilmesinin sağlığa faydalı olduğu bildirildi.Türkiye’de “Antep baklavası” ve “Aydın inciri”nden sonra Avrupa Birliği tarafından coğrafi işaret alan üçüncü ürün olan “Malatya kayısısı”, ramazan ayında ağızları tatlandırdığı gibi vücut direncini de arttırıyor.

KAN HÜCRELERİNİN ÜRETİMİNİ ARTIRIYOR
Demir bakımından en zengin gıdalardan biri olan kayısı, demire ek olarak bakır da içerdiğinden, ruh halinin dengede kalmasına da yardımcı oluyor ve kan hücrelerinin üretimini artırıyor.Sindirim sisteminin çalışmasına da yardımcı olan meyve ayrıca en önemli potasyum kaynakları arasında yer alıyor.
“TANSİYON DÜŞÜKLÜĞÜNÜ ENGELLİYOR”
Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, kentte üretilen ve dünyaya ihraç edilen kayısının faydalarının toplumun hemen hemen her kesimi tarafından artık bilindiğini belirtti. Kayısının içerisinde yapılan analizler sonucunda potasyum bakımından çok zengin olduğuna dair bilimsel çalışmaların mevcut olduğunu dile getiren Karabulut, “Potasyum zenginliği demek şu ramazan ayında tuttuğumuz oruç sırasında yaşadığımız tansiyon düşüklüğünü engellemek demek gibi bir şey” diye konuştu.
“Kayısı hem sindirimi kolaylaştırıyor hem de tok tutuyor. İçerisindeki şeker de diğer şekerlere göre fazla zararlı değil ve insülin direncini kırmaya yardımcı oluyor. İftarda şekerli, şerbetli tatlı yiyeceğinize kayısı tatlısını öneririm. Özellikle sahurda olabilir. İftarda bir kayısının yenmesi vücut için gayet faydalı olur. Deneyenler görecektir ki potasyumu yüksek tuttuğu için ramazandaki o tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi duygusunu yaşatmıyor.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bu hataları yapmayın
Oruç tutmak metabolizmayı yavaşlatmaz aksine yağ yakımını sağlar. Fakat iftar ve sahur arasında aşırı gıda tüketmek, dengesiz beslenmek, çok fazla rafine karbonhidrat ve rafine yağ tüketmek vücutta yağlanmaya ve kilo alımına neden olur. Sahur yapmadan, akşamdan yemek yiyip yatmak da kilo aldırır. Uzun süren açlıkların metabolizma hızını düşürdüğünü ve vücut yağ yapımına neden olduğunu düşünürsek, sahura kalkmadan oruca niyetlenmek buna yol açabilir. Metabolizma hızını artıran ve vücudu toksinlerden arındıran su, bedenimiz için çok önemli bir yere sahiptir. Günlük vücut su ihtiyacının, iftardan sahura kadar olan zaman zarfında karşılanamaması metabolizma hızını düşüreceğinden kilo alımına sebep olabilir. Ayrıca hareketsizlik ve uykusuzluk da metabolizma hızını yavaşlatır. Özellikle tatlıların miktarını fazla kaçırmak, sebze ve meyveye beslenme tablomuzda az yer vermek kilo alımını hızlandırır.
Nasıl beslenmek gerekir?
İftar ve sahur arası dönemde kalorilerin yüzde 70’ini bitkisel besinlerden, yüzde 30’unu organik hayvansal besinlerden gelmesi idealdir. İftar yemeklerinde uzun süren açlık sonrası gıda alımına ağırlık vermemek, porsiyonları küçük tutmak, yavaş yemek de gereksiz gıda alımının önlenmesine yardımcıdır. Yani iftarı hafif bir çorba ile açmak ve ardından sebze, protein kaynakları ve tam tahıllarla hazırlanmış bir ana öğün tüketmek hem tokluk hissini uzatır hem de aşırı kalori alımını önler. Sahurda ise gün boyu tok tutacak ve gerekli gıda maddelerini sağlayacak şekilde lif yönünden zengin tahıllar, protein, meyve ve sebze tüketimine ağırlık verilmelidir. Burada lif ağırlıklı beslenme oruç süresince açlık hissini baskılayacağı gibi sindirimi destekleyerek kalori alımını kontrol altında tutacaktır. Yeterli miktarda sıvı alımı da (özellikle su içmek) gereksiz kalori alımının önüne geçerek sağlığın korunmasına yardımcı olacaktır.

3 SORU CEVAP
1- Oruç şekeri ve tansiyonu düşürür mü?
Oruç esnasında kan şekeri bir miktar düşebilir ama hipoglisemi sınırlarına varmaz. Sahurda mutlaka dengeli ve yeterli beslenme şarttır. Sahurda glisemik indeksi ve glisemik yükü fazla rafine şekerden zengin gıdalar yemek kısa süre içerisinde kan şekerinin hızla düşmesine ve insülin salgılanmasına neden olur ve gereksizdir. Sahurda protein, sebze ve kaliteli yağ ağırlıklı bir diyet gün boyunca tok kalmayı sağlar. Tatlı meyveler, meyve suyu, baklava, sütlü tatlılar, beyaz undan yapılmış mamuller ve şeker tüketilmemelidir. Oruç esnasında çok fazla terleyip su kaybetmedikçe ve efor gerektiren sporlar yapılmadıkça tansiyonda düşüş olmaz. Açlık sırasında yükselen noradrenalin hormonu hem yağ yakar, hem de tansiyonun düşmesine engel olur.
2- Ülseri alevlendirir mi?
Oruç tutmak ülser ve gastriti alevlendirmez, mide ve bağırsak kanamasını artırmaz. Ülser hastaları sahurdan önce ilaçlarını kullanabilir ve gün boyu koruma sağlanmış olur. Ülser ve gastrite neden olan en yaygın faktörler Helicobacterpylori enfeksiyonu (mide mikrobu), antiromatizmal ve ağrı kesici ilaçların kullanılmasıdır. Sahurda çok fazla çay, kahve, asitli içecekle birlikte fazla miktarda kafein tüketimi ve çok fazla yemek de ülser ve gastritin alevlenmesine neden olabilir.
3- Vitamin almak gerekir mi?
Çeşitli, dengeli, yeterli, taze, temiz, organik, bütün, işlenmemiş besinler yeterli miktarlarda tüketilirse Ramazan’da vitamin ve mineral takviyesine gerek kalmaz. Bitkisel besinlerden sebzeler, yeşillikler, baklagiller, kuruyemişler ve meyveler hayvansal gıdalardan organik ve taze et, yumurta, balık ve süt ürünleri yeterli ve dengeli olmalıdır. Yüzde 70 bitkisel, yüzde 30 hayvansal ağırlıklı beslenmede vitamin almaya gerek yoktur. Çok fazla işlenmiş gıda, tatlı tüketimi söz konusu olursa vitamin takviyesi gerekecektir.
]]>İL İL İFTAR SAATİ
Yukarıdaki linkten il il iftar ve sahur vakitlerini görebilirsiniz. İller listesinden yaşadığınız ili seçerek, kendi ilinizin iftar saatini kontrol edebilirsiniz.
İSTANBUL İFTAR SAATİ
İstanbul’da Ramazan ayının ilk iftarı 19:24’de açılacak.
ANKARA’DA İFTAR SAATİ
Ankara’da bugün iftar saat 19:08’de açılacak.
İZMİR İFTAR SAATİ
İzmir’de iftar vakti saat 19:31 olarak belirlendi.

RAMAZAN AYINDA BESLENME ÖNERİLERİ
Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, “Ramazanda iftar, mutlaka sahur ve 2 küçük ara ile en az toplam 4 öğünü bulacak şekilde bir düzen oluşturulmalı.” değerlendirmesinde bulundu.
Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, ramazan ayında sağlıklı beslenme konusunu değerlendirdi.
İftar ve sahur arasında sıvı gereksinimini karşılamak için ortalama 1-1,5 litre su tüketilmesi gerektiğini dile getiren Şahin, “Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırıyor.” ifadelerini kullandı.
Oruç tutarken vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerine işaret eden Şahin, “Ramazanda iftar, mutlaka sahur ve 2 küçük ara ile en az toplam 4 öğünü bulacak şekilde bir düzen oluşturulmalı. Bununla beraber her gün 4 temel besin grubu olan, peynir, yumurta, et, tavuk, balık gurubu, süt, yoğurt gurubu, sebze-meyve grubu ve tahıl grubu belirli miktarlarda iftar, sahur ve gece öğünlerinde eşit ve dengeli bir biçimde tüketilmeye çalışılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
1 – 1.5 LİTRE SU TÜKETİLMELİ
Oruç tutarken yeterli miktarda su içme konusuna da değinen Şahin, “Vücudumuzun normal fizyolojik devamlılığı ve metabolizmanın canlılığı için su içmek önemli. Vücudumuzun ihtiyacı olan su, metabolik su, çay, kahve, taze meyve suları, ayran gibi günlük içtiğimiz sıvılar ve yediğimiz yiyeceklerle sağlanır. İftar ve sahur arasında sıvı gereksinimini karşılamak için ortalama 1-1,5 litre su tüketilmeli. Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırıyor. Ancak yemek esnasında çok su içmek, sindirim sistemini bozabilir.” şeklinde görüş belirtti.
Şahin, sahurda yenilen hafif bir öğünün gün boyu açlığı ve açlık süresinin çok uzamasını engelleyerek kan şekeri düşüşünü kontrol altına almaya sağlayacağını belirtti.
HIZLI YEMEK KİLO ALDIRIYOR
Sahur yemeklerinin azar azar, iyice çiğneyerek tüketilmesi gerektiğini de anlatan Şahin, şöyle devam etti:
“Bütün gün oluşan açlıktan sonra, kişiler iftarda çok hızlı bir şekilde ve çok miktarda besin tüketiyor. Bu alışkanlık kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olur. Beyin, ilk yemek yemeğe başladığı süreden en az 20 dakika sonra tokluk sinyali oluşturuyor. Bu yüzden hızlı yemek yeme tokluk sinyali oluşuncaya kadar daha çok miktarda besin tüketilmesine ve kilo alınmasına neden olacaktır.”
Şahin, iftara, kan şekerini hızla yükseltmeyecek, hafif, az yağlı, posa miktarı fazla besinlerden başlamanın en doğrusu olduğunu kaydetti.
Sahurda yemek yenilip yatıldığından dolayı sindirim ve metabolizmanın yavaş olduğunu ifade eden Kübra Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sahurda aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli besinler tüketilmemelidir. Metabolizma hızı yavaş olduğundan vücuda alınan besinlerin yağa dönüşümü daha fazla olacaktır. Sahur yemekleri azar azar, iyice çiğneyerek tüketilmelidir. Ayrıca aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli besinler tüketilip ardından yatıldığında reflü ve mide rahatsızlıkları görülebilir. İftar yemeği yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde yenmelidir. İftar açılırken ve açıldıktan sonra alınacak olan besinler önemlidir. İftar sonrası özellikle sık sık beslenmek yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak açısından önemlidir.
Metabolizma hızını artırmak için iftarda birden tüm besinleri yemek yerine bölerek ve ara vererek tüketilmelidir. Hafif yemekler tercih edilmelidir. Aksi taktirde sindirim zorlaşacak, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, uyku basması, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik, tansiyon yükselmesi ve nörolojik hormonların hızlı salgılanması gibi sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Azar azar, iyi çiğneyerek ve sık aralıklarla besin tüketilmeli; çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınılmalıdır.”
]]>
Örneğin bazen özellikle iftar sonrası kalp krizi riskinin artabileceğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk, şu bilgileri paylaştı:
Nelere dikkat edilmeli?
İftarda hızlı ve çok değişik yiyecek, içecek tüketmek sağlığa zararlıdır. Yavaş yavaş, uzun süreye yayılan bir yemek süreci uygundur. Fazla yağlı, kızartma yemek ve üst üste sigara içmek de çok tehlikelidir. Sigaradaki karbonmonoksit gazı ani ritim bozukluğuna neden olur. Aynı zamanda nikotin zehirlenmesi sonucu koroner damar spazmı gelişerek ölüme yol açabilir. Ramazan’da ortaya çıkan kalp krizlerinin en önemli sebepleri bunlardır.
MUTLAKA MOLA VERİN
Oruç, su ve hurma ile açılmalı; daha sonra ev yapımı çorba içilmelidir. Çorbadan sonra 10-15 dakikalık bir mola verip ana yemeğe geçilmelidir. Ardından yeşillikler ve çiğ sebzelerin yer aldığı salatalar, sebzeler, baklagil gibi sağlıklı gıdalar ön planda olmalıdır. 1-2 dilim tam tahıllı ekmek, sebze yemeği ya da baklagil ile kısık ateşte uzun süre kaynatılmış et yemekleri iftar için en uygun besinlerdir. İftar ve sahurda bir avuç kuruyemiş (ceviz, fındık, fıstık, badem) tüketilebilir. Tatlı olarak sütlü tatlılar tercih edilmelidir. İftarda meyve ise yemekten 2 saat sonra tüketilmelidir. Tatlı meyvelerin fazlası sakıncalıdır. Tarçınlı, hafif ve az miktarda sütlü tatlı, 1-2 adet taze organik meyve sağlıklı ve yeterli olacaktır. Çay ve kahve de iftardan en az 1-2 saat sonra tüketilmelidir. İftardan itibaren sahura kadar belli aralıklarla su içilmelidir.
Bu gıdalardan uzak durun
Ramazan’da da kalorisi bol fakat besin değeri düşük, glisemik indeksi ve glisemik yükü yüksek, kolay acıktıran, içinde bol miktarda katkı maddesi bulunan işlenmiş, ambalajlı ve hazır gıdalardan uzak durulmalıdır. Bu besinler şöyle sıralanabilir: Rafine şekerler (toz şeker, kesme şeker, bal, reçel, marmelat, çikolata), rafine tahıllar (beyaz ekmek, beyaz pirinç, makarna), beyaz undan yapılmış pastane ürünleri (çörek, börek, simit, pasta, pizza, kek, kurabiye, bisküvi) meyve suları, gazlı içecekler, enerji içecekleri), sütlü ve şerbetli tatlılar (çok az miktarda ve tarçın ile tüketilebilir). bol miktarda tuz, katkı maddesi, nitrit, nitrat ve koruyucular içeren işlenmiş et ürünleri (salam, sucuk, kurutulmuş et), fazla tuz içeren gıdalar (salamura zeytin, turşular, konserve gıdalar, işlenmiş hazır gıdalar), bol miktarda katkı maddesi, koruyucu ve tuz içeren hazır çorba ve hazır yoğurtlar.
Kimler oruç tutmamalı?
Diyabet, dirençli hipertansiyon hastaları, kronik böbrek yetersizliği olanlar, kalp yetersizliği olan hastalar, nörolojik hastalığı olanlar, kanser tedavisi görenler, ülseri olan ve kanama geçiren hastalar, çocuk, hamile ve emziren kadınların oruç tutmaları sakıncalı olabilir.
]]>İL İL SAHUR VAKİTLERİ
İSTANBUL SAHUR SAATİ
İstanbul’da imsak vakti 05:46 olarak belirlendi.
ANKARA SAHUR VAKTİ
Ankara imsak vakti 05:31 olarak belirlendi.
İZMİR’DE SAHUR SAAT KAÇTA?
İzmir imsak vakti 05:56 olarak belirlendi.

RAMAZAN’DA MİDE RAHATSIZLIKLARINA DİYET ÖNERİSİ
İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emin Gemcioğlu, ramazanda mide problemi yaşayanlarda artış olduğunu söyleyerek, “Buna bağlı olarak reflü, gastrit, ülser aktivasyonunda artış olabiliyor. Bu hastalarımıza diyet öneriyoruz” dedi.
Doç. Dr. Emin Gemcioğlu, ramazan ayında oruç tutan vatandaşlarda en sık karşılaşılan sağlık problemlerinden birinin mide problemleri olduğunu belirtti. Gemcioğlu, ramazan ayıyla birlikte oruç tutan ve mide rahatsızlıkları olan hastalarda asit salgısının bir miktar arttığını söyleyerek, “Buna bağlı olarak reflü, gastrit, ülser aktivasyonunda artış olabiliyor. Biz bu hastalarımıza öncelikle diyet öneriyoruz. Sahur ve iftar yaparken bazı yiyeceklerden uzak durmalarını, beslenme aralığını ve sıklığını ayarlamalarını öneriyoruz. Gastrit ya da ülser tanısı varsa ‘mide koruyucu’ ilaçlarını sahurdan önce almalarını öneriyoruz. Hastalarımıza sahurda daha çok kahvaltı türü beslenmeyi; ağır ve yağlı yiyeceklerden uzak durmalarını, baharatlı yiyeceklerden uzak durmalarını, yoğun şeker içeren ve rafine karbonhidrat gıdalardan uzak durmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Gemcioğlu, sahurda ve iftarda ‘tıka basa’ şekilde değil, yavaş ve dengeli beslenmeyi önerdiklerini belirterek, “Reflünün en önemli sebeplerinden bir tanesi mideyi doldurduktan sonra yatmaktır. Hastalarımıza öğünlerini yedikten sonra, yani iftar ve sahur sonrası hemen yatmamalarını, 1-2 saatin ardından yatmalarını öneriyoruz ki bu da reflü şikayetlerinde azalmaya sebep olsun. Özellikle ülser, reflü veya gastritte bunu çok görmüyoruz; ama hastamızın midesinde veya 12 parmak bağırsağında ülseri var ise bu hastalarımız mide koruyucu ilaç ile birlikte bu saydığımız diyetlere de dikkat ediyorlarsa; fakat buna rağmen oruçluyken atak yaşıyorlarsa oruç tutmamalarını tavsiye edebiliyoruz. Çünkü buna bağlı olarak bazı ülser aktivasyonunda nadir de olsa ciddi mide kanamaları görebiliyoruz. İftar ve sahur arasında yeterli miktarda su tüketmemiz de bu anlamda çok önemli” diye konuştu.
‘YAVAŞ VE ARALIKLI YEMELİYİZ’
Her hastanın kendi nazarında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Gemcioğlu, “Mide ve 12 parmak bağırsağında ülser olan hastalarımızın ramazan ile birlikte bazı şikayetlerinde artış görebiliyoruz. Biz bu hastalara tedavi ve diyetle de birlikte şikayetleri düzelmiyor ise oruç tutmamalarını tavsiye ediyoruz. Burada diyetten kastettiğimiz de şu; hızlı ve tıka basa yemek değil, yavaş ve aralıklı yemek. İftar başladığında tatlı ihtiyacımızı hurmayla giderelim. Tuz ihtiyacını bir zeytinle giderelim. Bunun yanında mutlaka çorba ile iftarımıza başlayalım. Çorbadan sonra bir müddet ara verip ana yemeğe geçebiliriz. Ana yemekte de baharatlı ve yağlı türlerden uzak duralım. Daha çok protein ağırlıklı, lifli ve sebze ağırlık beslenmeyi öneriyoruz. Ayrıca yeterli miktarda sıvı alınımını da önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>*Yedi Dünya’ya karşı savaşarak, Ya Allah diyerek ayağa kalkan, bağımsızlığının, istiklalini ve istikbalini kazanan milletimizin, ruh halini, milli hassasiyetlerimizin, özgürlük anlayışımızın, milli egemenliğe sahip çıkma irademizin, somutlaşmış, metne dökülmüş bir ifadesi. İstiklal Marşımızın her bir kelimesi, her bir mısranın arkasında asırlarca birikmiş olan, büyük bir milli birikiminin olduğunu da biliyoruz.
*Mehmet Akif’in ifadesiyle, ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmak nasip etmesin’ duasını tekrar ediyoruz. Mehmet Akif merhumun ruhunda, onun dizelerinde ete kemiğe bürünmüş ve milletimizin ortak milli hafızasına nakşedilmiş olan cesareti, kararlılığı, özgürlüğü, dayanışmayı, milli hassasiyetleri bünyesinde barındıran İstiklal Marşı’mızın kıyamete kadar aziz milletimize rehberlik etmesini temenni ediyorum.
*İnşallah İstiklal Marşı’nın vermiş olduğu milli hassasiyetlerimize sahip çıkma erdemine, her zaman sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz ve özellikle günümüzün türbülanslı bu uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu özellikle bölgemizdeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde İstiklal Marşı’nın bize sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracağız.
*Ortak hedeflerimize doğru, Türkiye’yi cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye’nin yüzyılında hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceğiz. Onun için 103. yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde, bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘korkma’ diye başlayan, cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımıza rehber etmek, herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür. En kuvvetli milli ortak değerimizdir.
“12 MART DARBESİ, MİLLİ İRADEYE DARBEDİR”
*12 Mart’ta Türkiye’nin yakın döneminde bir başka tarihimiz daha var. Onu da bir başka şekilde kötü hatıralarla hatırlıyoruz. 12 Mart 1971 darbesinin gerçekten Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, o darbenin adı belki muhtıraydı. Belki dönemin Genel Kurmay Başkanı, Memduh Tahmaç ve arkadaşlarının, dönemin Cumhurbaşkanına ’32. hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama, maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi.
*Bu özelliğiyle, 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrasında ortaya koyduklarıyla, hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek istedim. Nasıl İstiklal Marşı, bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto mahiyetinde bir bildiri ise, bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise, aynı şekilde 12 Mart da demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır.
*Bunun için nasıl İstiklal Marşı bize özgürlüğü ve milli hastasiyetleri hatırlatıyorsa, 12 Mart Muhtırası da milli egemenliğin ancak ve ancak hakimiyet bila kaydı şart milletindir ifadesinde tecelli eden, tam manasıyla milli hakimiyetin sağlanmasından geçtiğini gösteriyor.
*Hiç kimsenin halkın oyuyla gelmiş iktidara, elinde ne güç olursa olsun bir şekilde bu iktidarı değiştirip, bu hükümeti istifaya zorlayın diye talimat vermeye ya da anti-demokratik oyunlar, ayak oyunları oynamaya hakkı yoktur. Türkiye demokrasisi 12 Mart tarihli bu iki önemli olay üzerinden inşallah kendi demokrasisini, kendi özgürlüklerini ve bunların üstünde yükselmiş milli hakimiyet fikrini kıyamete kadar sürdürecektir.
“İFTAR SOFRASINDA BİZİM KADAR ŞANSLI OLMAYANLAR VAR”
*Tabi bir iftar sofrasında birlikteyiz. Dostluğu, dayanışmayı, kardeşliği hatırlıyoruz. Ama maalesef bizim kadar şu iftar saatinde şanslı olmayan, böylesine rahat bir ortamda iftarlarını açamayan, milyonlarca Müslümanın olduğunu da hatırlamamız gerekir.
*Bir kısmının zaten iftar sofrasında açabilecekleri iftarlarını açabilecekleri, doğru dürüst yarım lokma ekmekleri, yarım dilim ekmekleri, bir bardak temiz suları olmayan dünyanın birçok yerinde milyonlarca Müslüman olduğunu biliyoruz.
*Aynı şekilde, başta Gazze olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken, Allah-u Ekber sesinin nidasını beklerken, sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, sofrasını emniyet içinde yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar vardır.
*Burada biz konuşurken, biraz sonra haberlerde duyacağız. Maalesef, lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor. Belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum sivil, kadın, çocuk, bebek, İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparamış olacaklar.
“FİLİSTİN DAVASINDA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLIYOR”
*İsrail’in saldırgan hükümetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor. Zaten çoktan 35.000’i aşmış olan Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşı alaya tutuyor. Bu çerçevede özellikle Güney Afrika’nın uluslararası adalet divanındaki davasıyla birlikte esasında Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söylememiz gerekir.
*Ben bir kere daha buradan Ankara’da Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine, ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları, uluslararası adalet divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum.
*Bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki 10 yıllar boyunca sürecek Filistin davası içerisinde sadece Netenyahu ve hükümeti değil aynı zamanda başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız, şartsız destek verenler. Hiç şüphesiz İsrail hükümetinin birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır.
“ŞUURLU ŞEKİLDE HAREKET ETMEMİZ LAZIM”
*Bu Ramazan’da daha önceki Ramazanlarda olduğundan biliyorsunuz her sene Ramazan ayı gelince Filistin’de acı diz boyu hale gelir. Her sene Ramazan’da yeni bir takım baskılama ortaya konulur.
*Şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’nın bu Ramazan ayında da oraya girişler, insanlar tarafından rahatça, serbestçe girilmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım. Bundan sonra yeni bir dönem başlamıştır.
*İsrail ve Netanyahu hükümeti giderek uluslararası alanda daha yalnız hale gelecektir. Buna karşı az evvel de ifade edildiği gibi başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkeleri şuurlu bir şekilde bunu önleyecek adımları atmak mecburiyetindedir. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bütün dünyanın Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir tarafında insanlar da bu zulmün durdurulması için seslerini daha fazla çıkaracaklardır.
*Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum. Dünyanın dört bir yanında, yardım bekleyen, bize bir yardım eli yok mu uzanan diye çığlık çığlık insanlık adına insanlığın gözüne bakarak yardım dileyen Müslüman halklara ve mazlum milletlere de buradan Ramazan soframızdan yardım edeceklerimizi onlara da Cenab-ı Allah’ın nusretini diliyoruz.
]]>