CNN İklim Muhabiri Bill Weir, iklim krizinin giderek Dünya’yı ve tüm canlı yaşamını tehdit ettiğine dikkat çekerek bireysel olarak alınabilecek önlemleri sıraladı.
İşte iklim krizine karşı uygulanabilecek beş ipucu…
1. Fosil yakıtlara olan bağımlılığa son verin
Weir’a göre, küresel ölçekte fosil yakıt tüketimimizi kontrol altına almalıyız. Amerika Birleşik Devletleri sera gazı yayan ilk üç ülke arasında yer alıyor. Elektrik, ısı ve ulaşım için fosil yakıt yaktığımızda süreç, ısıyı hapseden emisyonları üretir.
Weir, Maine’de karbon bazlı fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı “Godzilla” olarak nitelendiren bir balıkçıyla konuştuğunu hatırlıyor. “‘Karbon Godzilla’yı parçalayıp geldiği yere geri koymak insanlığın ileriye dönük 1 numaralı işidir.”
2. Daha sıcak bir iklime uyum sağlamayı öğrenin
Weir, develerin aslen Kanada’dan geldiğini ancak kendilerini çölde bulduklarında sıcağa adapte olduklarını açıkladı.
Weir, develerin evrimleşmesinin binlerce yıl sürdüğüne değinerek, insanların bizim için vakti olmadığını söyledi, “ama teknolojiye sahibiz.” Örnek olarak, ışığın %98’ini uzaya geri yansıtan ve bir binayı 19 Fahrenheit’e (10,6 santigrat derece) kadar soğutabilen, şimdiye kadar yaratılmış en beyaz boyayı gösterdi.
3. Aktivistleri arayın
Olumlu değişiklikler yapan kişileri belirleyin ve onları destekleyin.
Weir, “Her zaman felaketlere koşan yardımcılar vardır” dedi. Gerçekten morali bozulduğunda, “Yardımcıları aramam gerekiyor; yalnızca Lahaina’daki orman yangını veya kasırga gibi bir olayın ardından toplulukları yöneten kişileri değil, aynı zamanda daha iyi fikir ve yöntemler arayan insanları da aramam gerekiyor. Sorunu çözelim ve hayatımızın daha sağlıklı, daha sürdürülebilir ve dayanıklı parçalarını yaratalım.”
4. Çevreyi kurtarmak için güçlerinizi birleştirin
Topluluğunuzun aktif bir üyesi olun; Çevreye ve birbirlerine birçok yerli topluluğun gösterdiği saygı ve özenle davranın.
“Suyla, toprakla ve havayla ilgileniyor… (bu) Maslow’un ihtiyaçlarını modern, kullanışlı dünyamızda hayal bile edemeyeceğimiz şekillerde karşılıyor” dedi. “Kendimizi tecrit etmenin altın çağında yaşıyoruz, oysa birbirimize her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” dedi.
Bunu yapmak için, ister bir miting düzenlemek, uzmanlığınızı iyi bir amaç için kullanmak veya mahalle parkının temizlenmesine yardımcı olmak olsun, size en uygun şekilde yardım edin.
“İnsanların birbirleriyle ve doğayla mümkün olan en iyi şekilde bağlantı kurmasını istiyorum” dedi.
5. Yapabildiğiniz yerde emisyonları azaltın
Fırsatınız olduğunda çevreye biraz mola verin. Temel Maslow piramidi ihtiyaçlarınızı daha sürdürülebilir bir şekilde karşılamayı düşünün.
Weir kitabında Maslow’un “İnsan sürekli olarak isteyen bir hayvandır” yazdığını hatırlatıyor. Ancak Weir şunu yazdı: “O (Maslow) ‘sınırlı kaynaklara sahip bir gezegene’ gidiyor.”
“(Bu) İhtiyaç Piramidini nasıl çizdiğiniz önemli değil; Weir, önemli olan onu nasıl doldurduğunuzdur, diye yazdı.
Öyleyse onu nasıl dolduracağınızı düşünün. Belki tek kullanımlık plastiklere olan bağımlılığınızı azaltabilirsiniz; araba kullanmak yerine pazara yürüyerek gidin; Diyetinizin karbon ayak izini dikkate alın; Yiyecek, su, malzeme, kıyafet israf etmemeye özen gösterin. Küçük şeyler birikiyor.
]]>ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) akademisyenlerinden Yeon-Woo Choi, Muhammad Khalifa ve Elfatih Eltahir, “İklim Değişikliğinin Dışarıda Geçirilebilecek Günler Üzerindeki Etkisinde Kuzey-Güney Eşitsizliği” adlı akademik çalışmayı geçen mart ayında yayımladı. 50 farklı iklim modelinin tarihsel sıcaklık verileri ve tahminlerinden yola çıkılarak gerçekleştirilen çalışmada, yıl içinde dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki olası değişimler incelendi.
Dışarıda geçirilebilecek günlerdeki sıcaklık kriterini 10 ile 25 derece arasında kabul eden çalışmada, 1980’den 2100’e kadar geçen sürede dünyadaki her ülkenin yıl içinde dışarıda geçirilecek gün sayısındaki değişimler ortaya kondu. Çalışmanın sonucuna göre günümüzde ılıman hava koşullarına sahip ülkelerin dışarıda geçirilen gün sayılarında sıcaklık artışına bağlı düşüşler öngörülürken özellikle kuzey ülkelerinin yaşanan bu durumdan karlı çıkacağı ve dışarıda geçirilen gün sayılarının artacağı tahmin ediliyor.
ÜLKELERDE DURUM
Sitede, 10 derece ile 25 derece arasında ve yağış almayan gün filtreleri birlikte seçildiğinde Türkiye’de dışarıda geçirilen gün sayısı halihazırda yılda ortalama 139 olarak görülüyor. Bu sayının 2100 yılına kadar kötü senaryoda 14 gün, iyi senaryoda ise 5 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Bir diğer Akdeniz ülkesi olan Yunanistan’da aynı filtreler seçildiğinde, dışarıda geçirilebilecek gün sayısı kötü senaryoda 30, iyi senaryoda ise 24 gün düşüyor.
Türkiye’nin kuzey komşularından olan Rusya’da tam tersi bir durum var. Ülkede iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda dışarıda geçirilen gün sayısında 14, iklim krizinin beklenilenin altında seyrettiği senaryoda ise 8 gün artış olacağı tahmin ediliyor.
Suudi Arabistan’da dışarıda geçirilebilecek gün sayısında iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda 71, iyi senaryoda ise 26 gün düşüş öngörülürken Brezilya’da kötü senaryoda 44, iyi senaryoda 21 gün; Hindistan’da kötü senaryoda 61, iyi senaryoda 25 gün; Çad’da kötü senaryoda 42, iyi senaryoda 20 gün; Güney Afrika’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün; Avustralya’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün düşüş bekleniyor.
ABD verilerini eyaletlere göre gösteren haritada orta enlemler baz alındığında, dışarıda geçirilecek gün sayısının kötü senaryoda ortalama 6, iyi senaryoda ortalama 4 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Dışarıda geçirilebilecek gün sayısının artmasının beklendiği ülkelerden Almanya’da iklim krizinin şiddetlendiği kötü senaryoda 27, iyi senaryoda ise 13 gün artış olacağı öngörülüyor. İsveç’te kötü senaryoda 34, iyi senaryoda 15 gün; Kanada’da kötü senaryoda 17, iyi senaryoda 12 gün; Japonya’da ise kötü senaryoda 13, iyi senaryoda ise 6 gün artış bekleniyor.
TÜRKİYE’DE TURİZM ETKİLENEBİLİR
MIT İklim, Çevre ve Yaşam Bilimleri Fakültesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elfatih Eltahir, “Örneğin Türkiye’de dışarıda geçirilebilecek gün sayınız şu an oldukça fazla. Daha çok nisan ayında başlıyor ve kasım ayına kadar sürüyor. Neredeyse 6 ay güzel havalara sahipsiniz. Öte yandan gelecekte yaz aylarında dışarıda geçirebileceğiniz gün sayısı çok az olacak gibi görünüyor ama kış ve sonbahar aylarında daha çok güneşli gün göreceksiniz. Çünkü eskisi kadar soğuk olmayacak. Yani dışarıda geçirilecek gün sayısında yaz günlerinden kaybedip kış günlerinizden kazanıyorsunuz” dedi.
Bu tür değişimlerin birçok sektörü etkilediğini vurgulayan Eltahir, turizmin Türkiye için önemli olduğunu ve dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki değişimin turizm sektörünü etkileyeceği tahminini paylaştı. Eltahir, “Mevcut iklim koşullarında yaz ayları Türkiye’yi ziyaret etmek için uygun. Gelecekte ise yaz Türkiye’ye gelmek için doğru bir zaman olmayacak. İlkbahar ve sonbahar ayları daha tercih edilebilir olacak.” sözlerini sarf etti.
Yaşanan değişimlerin kültürler üzerinde de ciddi bir etkisi olacağı yorumunu yapan Eltahir, “Kültürel aktivitelerin çoğu aslında insanların dışarıda ne kadar zaman geçirebilecekleriyle doğrudan bağlantılı. Çünkü kültür, iklim koşullarıyla şekilleniyor. Tatili, okulların açık olduğu günleri, her şeyi buna göre yapıyoruz. Yaşanan durumun topluma değişik etkileri olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>YENİ REKORLAR KIRILDI
Raporda, 2023’te iklim durumunun alışılmışın dışında olduğu belirtilirken, sera gazı seviyeleri, yüzey sıcaklıkları, okyanus ısısı, deniz seviyesinin yükselmesi ve buzulların geri çekilmesinde yeni rekorların kırıldığı bildirildi.
Sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, kontrol edilemeyen yangınlar ile hızla yoğunlaşan tropikal kasırgalar gibi aşırı iklim olaylarının sefalet ve kargaşaya yol açtığı, bunun milyonlarca insanın günlük hayatını etkilediği ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayba neden olduğu bildirildi.
EN SICAK YIL OLDU
“2023 kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu” ifadelerinin yer aldığı raporda, küresel ortalama yüzeye yakın sıcaklığın sanayi öncesi taban çizgisinin 1,45 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü hatırlatıldı.
2014-2023 arasının tarihteki “en sıcak on yıllık dönem” olduğu bildirilen raporda, bu süreçteki on yıllık ortalama küresel sıcaklığın 1850–1900 yıllarındaki ortalamanın yaklaşık 1,20 santigrat derece üzerinde olduğu vurgulandı.
Raporda, 2023’te küresel olarak hazirandan aralığa kadar her ayda rekor düzeyde sıcaklık görüldüğü kaydedilirken, en büyük sıcaklık artışının 0,46-0,54 santigrat derece civarında yükselişle Eylül 2023’te yaşandığı ifade edildi.
“Küresel sıcaklıktaki uzun vadeli artış, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarının artmasından kaynaklanıyor.” bilgisi verilen raporda, 2023’ün ortasında La Nina’dan El Nino hava olayları koşullarına geçişin, 2023’te sıcaklığın hızlı yükselişine katkıda bulunduğu bildirildi.
2023’te küresel ortalama deniz seviyesinin, 1993’ten bu yana tutulan uydu kayıtlarına göre rekor seviyeye ulaştığı, bu durumun, devam eden okyanus ısınmasının yanı sıra buzulların ve buz tabakalarının erimesini de yansıttığı vurgulandı.
1950’DEN BERİ EN BÜYÜK KAYIP
Raporda, 2014-2023 küresel ortalama deniz seviyesi artış oranının, uydu kayıtlarının ilk on yılındaki (1993-2002) deniz seviyesi artış oranının iki katından fazla olduğu belirtildi.
Öncü verilere göre, küresel referans buzul setinin, hem Kuzey Amerika’nın batısı hem de Avrupa’daki aşırı erimenin etkisiyle (1950’den bu yana) kayıtlardaki en büyük buz kaybının yaşandığı kaydedilen raporda, İsviçre’deki buzulların son iki yılda mevcut hacimlerinin yaklaşık yüzde 10’unu kaybettiği aktarıldı.
Kuzey Amerika’nın batısında 2023’te, 2000-2019 dönemi için ölçülen oranlardan beş kat daha yüksek oranda buzul kaybının yaşandığı ve buradaki buzulların, 2020-2023 döneminde, 2020’ye kıyasla tahmini olarak hacimlerinin yüzde 9’unu kaybettiğine işaret edildi.
Hava koşullarından kaynaklanan tehlikeler 2023’te yerinden edilmeleri tetiklediği belirtilen raporda, “Bu durum, iklim şoklarının dayanıklılığı nasıl zayıflattığını ve en savunmasız nüfuslar arasında yeni koruma riskleri oluşturduğunu gösterdi.” ifadeleri kullanıldı.
ÇARPICI TÜRKİYE DETAYI
Aşırı hava ve iklim olaylarının tüm kıtalarda önemli sosyoekonomik etkilerinin olduğu, bunlar arasında büyük seller, tropikal kasırgalar, aşırı sıcaklık ve kuraklık ile bunlara bağlı kontrol edilemeyen yangınlar olduğu kaydedildi.
Raporda, “Akdeniz Daniel Kasırgası’ndan kaynaklanan aşırı yağışlarla bağlantılı sel felaketi eylülde özellikle Libya’da ağır can kayıplarına neden oldu, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’yi de etkiledi.” ifadelerine yer verildi.
Aşırı sıcakların dünyanın birçok yerini etkilediği belirtilen raporda, özellikle temmuzun ikinci yarısında Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’nın çok etkilendiği hatırlatıldı.
333 MİLYON KİŞİYE ULAŞTI
İtalya’da sıcaklıkların 48,2 santigrat dereceye ulaştığı, Fas’ta ise termometrelerin 50,4 santigrat dereceyi gösterdiği bildirildi.
Raporda, iklim değişikliğinden dolayı dünya çapında akut gıda güvensizliği yaşayan insanların sayısı Covid-19 salgını öncesi 149 milyonken bu sayının 2023’te 333 milyon kişiye yükseldiği belirtildi.
‘İMDAT’ ÇAĞRISI
Basın toplantısına video mesaj yollayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklimle ilgili yaşanan olaylar karşısında “Dünya imdat çağrısında bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“ALRM ZİLLERİ ÇALIYOR”
Fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan kirliliğin iklim dengesini “kaosa” sürüklediğini kaydeden Guterres, alarm zillerinin her alanda çaldığını bildirdi.
Guterres, sıcaklığın rekor seviyeye ulaştığını, deniz seviyelerinin yükseldiğini ve deniz suyu ısısının arttığını, buzulların çok daha hızlı eridiğini anımsatarak, “Tüm bunların etkisi çok şiddetli, acımasız ve ölümcül bir hızla artıyor.” uyarısını yaptı.
Acilen harekete geçilmesi gerektiğine işaret eden Guterres, iklim değişikliğindeki hıza oranla radikal adımlar atılması ve sürdürülebilir kalkınmaya uygun hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
WMO’DAN IKLIM KONUSUNDA EYLEME GEÇME ÇAĞRISI
WMO Genel Sekreteri Saulo, bu raporun, insanlığın iklim kriziyle ilgili karşı karşıya olduğu zorlukları gösterdiğine işaret etti.
Artan gıda güvensizliği, insanların yer değiştirmeleri ve biyolojik çeşitlilik kaybının savunmasız nüfuslar için tehdit oluşturduğunu vurgulayan Saulo, şunları kaydetti:
“Aşırı iklim koşulları, sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, kontrol edilemeyen yangınlar ve yoğun tropikal kasırgalar Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin tamamını baltalıyor, her yıl milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara neden oluyor. İklim eyleminin maliyeti yüksek görünebilir ancak bu konudaki eylemsizliğin maliyeti çok daha yüksek.”
]]>Raporda, küresel ekonominin “yumuşak iniş” yolunda göründüğü ancak aktivite ve büyüme beklentilerinin zayıf kalmaya devam ettiği aktarıldı.
Para politikasının 2024’te bir miktar gevşemesinin beklendiğine değinilen raporda, ancak orta vadeli büyüme beklentilerinin zayıf kalmaya devam ettiği, bunun zayıf üretkenlik artışı, yaşlanma, jeoekonomik ayrışma ve iklim kırılganlıkları gibi zorlukları yansıttığı bildirildi.
Raporda, yüksek ve artan kamu borcu seviyeleri nedeniyle, kamu finansman koşullarının orta vadede zorlu olmaya devam etmesiyle mali sürdürülebilirliğin de test edildiği dile getirildi.
“İKLİM KIRILGANLIKLARI BASKI OLUŞTURUYOR”
Orta vadede, zayıf büyüme beklentilerinin aynı zamanda korumacılığa başvurma riskini de artırdığı belirtilen raporda, bunun da halihazırda ticareti ve finansal entegrasyonu engelleyen jeoekonomik ayrışmanın oluşturduğu tehdidi artırdığı aktarıldı.
Raporda, iklim kırılganlıklarının orta vadeli küresel büyüme beklentileri üzerinde baskı oluşturduğu vurgulanarak, küreselleşmenin hızı yavaşlamış olsa da dijital hizmet ticareti ve yapay zeka dahil olmak üzere büyüme fırsatlarının doğru şekilde değerlendirildiği takdirde varlığını koruduğu ifade edildi.
“G-20 ÇABALARINI HIZLANDIRMALI”
Raporda, maliye ve para politikasının uygun kombinasyonun, borç, fiyat ve finansal istikrarın sağlanmasında kritik öneme sahip olacağı vurgulandı.
Küresel zorlukların üstesinden gelinmesi ve küresel fırsatlardan yararlanılması için çok taraflı eylemlere ihtiyaç olduğu belirtilen raporda, “G-20 politika yapıcıları, iklim değişikliği tehdidini hafifletme, iklim dönüşümünü destekleme ve Afrika’nın büyüme potansiyelini ortaya çıkarmaya yardımcı olma çabalarını hızlandırmalı.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Raporda, özellikle çarpık ticaret politikalarından kaçınarak ayrışmayı yönetmek ve uluslararası para sisteminin dayanıklılığını güçlendirmek için işbirliğinin gerekli olduğu vurgulanarak, G-20’nin yapay zekanın benimsenmesinden sağlanan faydalardan tam olarak yararlanılırken risklerin en aza indirilmesinin sağlanmasında da önemli bir rolü olduğu kaydedildi.
YAPAY ZEKA VURGUSU
IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise rapora ilişkin kaleme aldığı “G20, Dünya Ekonomisinin Son Zamanlardaki Dayanıklılığından Nasıl Yararlanabilir?” başlıklı blog yazısında, yapay zeka gibi trendlerin üretkenliği artırma ve büyüme beklentilerini iyileştirme vaadi taşıdığını aktardı.
Ülkeler ticaret ve sermaye akışlarını değiştirdikçe jeoekonomik ayrışmanın derinleştiğini belirten Georgieva, iklim risklerinin de arttığını ve tarımsal üretkenlikten ulaşımın güvenilirliğine, sigortanın mevcudiyeti ve maliyetine kadar ekonomik performansı şimdiden etkilediğini ifade etti.
Georgieva, “Gelecek yıllarda, jeoekonomik ayrışmayı yönetmek ve ticareti yeniden canlandırmak, eşitsizliği genişletmeden yapay zekanın potansiyelini en üst düzeye çıkarmak, borç darboğazlarını önlemek ve iklim değişikliğine yanıt vermek için küresel işbirliği gerekli olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Ayrıca Georgieva, çekirdek enflasyonun birçok ülkede yüksek kalması ve enflasyona yönelik yukarı yönlü risklerin devam etmesi nedeniyle, politika yapıcıların enflasyonun temelindeki gelişmeleri dikkatle izlemesi, çok erken veya çok hızlı gevşemeden kaçınması gerektiğini belirterek, ancak enflasyonun açıkça hedefe doğru ilerlediği durumlarda ise ülkelerin faiz oranlarının çok uzun süre yüksek tutulmamasının sağlaması gerektiğini kaydetti.
]]>