Lübnanlı yetkililerden alınan bilgiye göre, Beyrut’taki Camille Chamoun Sports City Stadium’un, yerinden edilenlerin yerleştirileceği bir merkez haline getirilmesi için inşa ve donatım çalışmalarına başlandı.
Onlarca işçi, söz konusu spor tesisinde oda inşası ve su tesisatı kurulumuna yönelik çalışmalarını sürdürüyor.
Beyrut Belediyesi ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle inşa edilecek merkeze, İsrail saldırılarında evleri yıkılan veya evlerinden ayrılmak zorunda kalan aileler yerleştirilecek.
Merkeze, yerinden edilenler ve Beyrut’taki okullarda veya özel mekanlarda kalanlar kabul edilecek.
Yerel kaynaklara göre, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları nedeniyle bugüne kadar 1 milyon 200 binden fazla insan yerinden edildi. Bu da Lübnan nüfusunun yüzde 20’sinden fazlasını oluşturuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÜNLÜ komedyen Şahan Gökbakar’ın, Marmaris’te yer alan ve Birinci Derece Doğal Sit Alanı olarak sınıflandırılan villasında yapılan izinsiz güneş paneli ve su deposu inşaatıyla ilgili Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı. İddianamede, Şahan Gökbakar, kardeşi Togan Gökbakar, Çağrı Özeren ve Osman Bayındır hakkında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu ihlal ve imar kirliliğine neden olma suçlarından 3’er yıldan 10’ar yıla kadar hapis cezası istendi.
Mülkiyeti Şahan Gökbakar’ın ortağı olduğu Çamaşırhane Film Yapım Anonim Şirketi’ne ait villa ve eklentilerinin yapı kayıt belgeleri, kaçak yapılar nedeniyle 9 Kasım 2022’de MuğlaÇevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün Yapı Kayıt Belgesi Değerlendirme Komisyonu tarafından iptal edildi. Ardından izinsiz faaliyet olması sebebiyle villanın sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Marmaris Belediye Başkanlığı da yıkım kararlarının alınması ve yapı ilgilisine yıkım tebligatlarının yapılması için uyarıldı.
MAHKEMEDEN ALEYHTE KARAR ÇIKMADI
Marmaris Belediye Başkanlığı, 15 Aralık 2023’te iptal kararının aleyhine Muğla 1’inci İdare Mahkemesi’nde dava açıldığını gerekçe göstererek, söz konusu davanın sonucuna göre inceleme ve tespitlerin yapılacağını ve konu hakkında bilgi verileceğini bildirdi. Bakanlık tarafından 21 Aralık 2023’te Marmaris Belediye Başkanlığı’na gönderilen resmi yazı ile kanundaki ilgili madde hatırlatılıp söz konusu davaların, konu hakkında yapılması gereken iş ve işlemlerin yürütülmesinde herhangi bir engel teşkil etmediği bildirildi. Yapı Kayıt Belgesi Değerlendirme Komisyonu’nun 9 Kasım 2022 tarihli iptal kararıyla ilgili mahkemelerden bugüne kadar Bakanlık aleyhine yürütmeyi durdurma veya iptal gibi herhangi bir karar çıkmadı.
6 Eylül 2024’te Marmaris Belediye Başkanlığı’na gönderilen yazı ile Komisyon’un iptal kararı ile ilgili karşı açılan davalarda iptal ya da yürütmeyi durdurma kararı olmadığı bir kez daha hatırlatıldı. Ayrıca, yıkım işlemlerinin tesis edilmesi için Marmaris Belediye Başkanlığı bir kez daha uyarıldı. Yıkımın, Marmaris Belediyesi tarafından gerçekleştirilmemesi durumunda kanun gereği Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın gerçekleştirmesi gerektiği hatırlatıldı. Gerekli işlemlerin yasada belirlenen süreler içinde gerçekleştirilmemesi durumunda nedenine dair bilgi istendi. Sorumluluklarının yerine getirilmesi için gerekli uyarılar yapıldı.
‘MAKİNE VE EKİPMAN DESTEĞİ VERİLEBİLİR’
İlgili kanunlar gereğinde Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım için destek verebileceği hatırlatıldı. Yıkım için yeterli araç gereç bulunamaması halinde yine kanunlar gereğince makine ve ekipman desteğinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nden karşılanabileceği belirtildi. Buna rağmen yıkımın yapılmaması durumunda, yapıların yıkım maliyetlerinin yüzde 100 fazlası ilgili Belediye Başkanlığı’ndan tahsil edilmek üzere Bakanlık tarafından yıkılabileceği hatırlatıldı. Yasal süresi içerisinde yıkım iş ve işlemlerinin ilgili ilçe belediye ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmemesi halinde bakanlığın denetim yetkisinin bulunduğu belirtildi
MÜHÜRLENDİ
Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü ile Marmaris Belediyesi ekipleri, Çamaşırhane Film Yapım Anonim Şirketi’ne ait olan ve ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’nda yer alan yapıda inceleme yapıp, yapı tatil tutanağı düzenleyerek, mesken ile eklentileri mühürledi.
Şahan Gökbakar’ın Marmaris’teki Birinci Derece Doğal SİT Alanı’nda bulunan villasında izinsiz güneş paneli ve su deposu yaptırmasıyla ilgili iddianame hazırlandı. İddianameye göre soruşturma, Muğla Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla başlatıldı. Müdürlük, yaptığı suç duyurusunda şüphelilerin Turgut Mahallesi’nde yer alan yapıya izinsiz fiziki ve inşai müdahalede bulunduğuna yer verdi. Söz konusu taşınmazda kaçak olarak beton dolgu üzerine ahşap iskele, taş duvar, bir adet konut yapısı, bir adet depo yapısı, çardak, güneş paneli ve su deposu inşa edildiği vurgulandı.
‘AYKIRILIKLARI BİZ YAPMADIK, SATIN ALDIĞIMIZDA BÖYLEYDİ’
Şahan Gökbakar, kardeşi Togan Gökbakar ve Çağrı Özeren’in ifadelerine de yer verilen iddianamede, şüphelilerin; “Biz taşınmanızı 2020’de satın aldık. Aykırılıkları biz yapmadık, satın aldığımızda böyleydi” diye savunma yaptığı hatırlatıldı. Taşınmazın önceki sahibi Osman Bayındır’ın da suçlamayı kabul etmediği ifade edildi.
İddianamede Şahan Gökbakar, kardeşi Togan Gökbakar, Çağrı Özeren ve Osman Bayındır’ın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu ihlal ve imar kirliliğine neden olma suçlarından 3’er yıldan 10’ar yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi. Hazırlanan iddianame Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianame kabul edilirse sanıklar önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İklim değişikliğinin çevre, ekosistemler ve toplumlar üzerindeki kapsamlı etkileri, enerji, su, kentsel gelişim, ulaşım ve sanayi gibi temel sektörlerde dönüşümü zorunlu kılıyor. İnşaat, taahhüt ve gayrimenkul sektörlerinin sürdürülebilirlik odağındaki dönüşümüne öncülük eden Hollanda merkezli Ballast Nedam, Rönesans Holding çatısı altında Avrupa, Karayipler, Afrika ve Asya’daki faaliyetlerini artırarak uluslararası varlığını güçlendirmeyi hedefliyor.
Köprü, tünel, kamu binası, liman, konut ve otoyol inşaatı gibi farklı projeleri hayata geçiren şirket, ekonomik kalkınma, hareketlilik ve erişilebilirliği artırmak amacıyla sunduğu yenilikçi çözümlerle sürdürülebilir yaşam alanları oluşturuyor.
Hedef, 2040’ta enerji nötr inşaat
2024 yılı boyunca enerji, su, konut, ulaşım ve sanayi gibi temel sektörlerde sürdürülebilir dönüşümleri hayata geçirerek büyümeyi hedefleyen şirket, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı, iklim krizine karşı dirençli sistemler kurmaya odaklanıyor. Şirket, sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda, 2030 yılına kadar şantiyelerde yüzde 100 karbon nötr olmayı, 2040 yılına kadar ise ‘enerji nötr inşaat’ hedefini gerçekleştirmeyi amaçlıyor.
Yenilikçi projelerle dönüşen altyapılar
Hollanda’nın temel altyapısını yenileme konusunda önemli adımlar atan Ballast Nedam, Rijkswaterstaat ile iş birliği içinde, DEME ve Macquarie konsorsiyum ortaklığıyla A24 Blankenburgverbinding yol bağlantısı projesini hayata geçiriyor. Rotterdam bölgesinde erişilebilirliği ve ulaşımı geliştirmeyi, sürdürülebilir altyapı yoluyla bölgenin geleceğini güvence altına almayı hedefleyen proje kapsamında, iki kavşak, bir kara tüneli ve Scheur Nehri’nin altından geçen bir tünelin tasarımı, inşası, finansmanı ve 20 yıllık bakımı üstleniliyor.
Tünel parçalarının suyun altına yerleştirilmesi gibi karmaşık ve hassas bir operasyon gerektiren Maasdeltatunnel projesi, Ballast Nedam’ın 2023 yılına attığı başarılı bir imza olarak değerlendiriliyor. Hollanda’da bir ilk olarak kabul edilen bu operasyon, dünya çapında önemli bir teknik başarı olarak görülüyor. Bölgedeki trafiği rahatlatmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek açısından önemli bir role sahip olacak tünelin inşasının 2024 yılı sonunda tamamlanması planlanıyor.
Proje Direktörü Patrick van Os, proje hakkında şöyle konuştu: “Bu proje, üstün teknik yetenek ve yenilikçi düşünce gerektiren bir çalışmaydı. Çığır açan bu projeyi başarıyla tamamlayan ekibimizle büyük gurur duyuyorum. BAAK ve Rijkswaterstaat yetkilileri, danışmanlar, çok sayıda alt yüklenici ve Rotterdam Liman İdaresi gibi paydaşlar da dahil olmak üzere yüzlerce kişi bu projenin gerçekleşmesini mümkün kıldı. Ballast Nedam çalışmalarımızın 2024 sonunda kullanıma girdiğini görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Bizi en çok heyecanlandıran, Rotterdam bölgesinin erişilebilirliğini geliştirmek ve ekonominin büyümesine katkıda bulunmak.”
Cartesius: Kent yaşamını sürdürülebilirlik ve refah ile birleştiriyor
Ballast Nedam, sürdürülebilir yaşam alanları kurma hedefi kapsamında, yenilenebilir enerjiye yönelik küresel stratejisini de genişletiyor. Bu stratejinin bir parçası olan Cartesius projesi, dünya genelinde insanların daha uzun, mutlu ve sağlıklı yaşadığı “Mavi Bölgeler” biliminden esinlenerek hayata geçirildi.
Mavi Bölgeler bilimi, modern kentleşme projelerinde ve sürdürülebilir yaşam alanlarının tasarımında ilham kaynağı olarak kullanılıyor. Proje, yoğun kent yaşamını sürdürülebilirlik ve refah ile birleştirirken, modern ulaşım yöntemlerini de entegre ediyor. Cartesius’taki tüm evler, düşük enerji tüketimi ve yeniden kullanılabilir malzemelerle inşa edilerek çevresel etkiler minimize ediliyor. Sıcak su ve ısıtma, ortak toprak enerji kaynağı ve güneş panelleri aracılığıyla sağlanırken, binalar iklimle uyumlu beyaz çatılarla donatılarak yaz aylarında soğutma ihtiyacı azaltılıyor.
Rönesans Holding Yönetim Kurulu Başkanı İpek Ilıcak Kayaalp’in, projeye yönelik değerlendirmeleri şöyle: “Amacımız, yaşam alanları ile sürdürülebilirliği bir araya getiren, kendi kendine yeten, akıllı ve yeşil binalar inşa etmekti. Ballast Nedam’ın bu alandaki global başarılarından ve sürdürülebilirlik odaklı yürüttüğü öncü çalışmalardan büyük gurur duyuyoruz.”
Hidrojenle güçlenen gelecek
Ballast Nedam, sürdürülebilirlik taahhüdünü bir adım daha ileri taşıyarak, kablo kanallarından temellere ve çatıya kadar tamamı sürdürülebilir malzemelerle inşa edilen çok işlevli bir hidrojen istasyonu geliştirdi.
Hollanda’nın ilk 700 bar hidrojen dolum istasyonu olan Mexicostraat Hidrojen İstasyonu, hidrojen üretimini yerinde elektroliz yöntemiyle gerçekleştiriyor. Bu yenilikçi tesis, otomobillerden otobüslere, kamyonlardan teknelere kadar geniş bir yelpazede taşıma araçlarının fosil yakıtlar yerine hidrojenle dolum yapmasına olanak tanıyor ve temiz enerjiye geçişi hızlandırıyor.
Jonas Projesi
Şirket, Rönesans Holding ile birlikte, bu yıl Edie Ödülleri’nde Jonas Projesi ile finalistler arasında yer alırken, SEAL Sürdürülebilirlik İş Ödülleri’nde ise Yılın Sürdürülebilir Ürün Ödülü’nü kazanarak, önemli bir başarıya imza attı. Amsterdam’ın IJburg bölgesinde yer alan bu yeni ikonik bina, sağlıklı yaşam, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve enerji verimliliği esas alınarak tasarlandı. Projede ahşap ve sürdürülebilir beton gibi çevre dostu malzemeler kullanılırken, yapı yüzde 97’lik atık ayırma oranına ulaşarak sürdürülebilirlik alanında en yüksek BREEAM sertifikasına layık görüldü.
Jonas Projesi, modern şehir yaşamının gereksinimlerini karşılayan, çevresel etkiyi en aza indiren ve geleceğe yön veren bir model olarak öne çıkıyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rapor, İMO’da düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Saidbey Sitesi’nde 4 yakınını kaybeden Tuba Erdemoğlu da katıldığı basın toplantısında, hazırlanan basın açıklamasını Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Cem Çetin okudu.
Tuba Erdemoğlu, “Ben kasım ayında Ankara İMO Şubesi’ne, ‘hiçbir konuda bilgim olmadığını, bana yardım eder misiniz’ diye kısa bir mail atmıştım. Birçok yerden talepte bulundum ama bir tek İMO bize kucak açıp, acımızı paylaşıp, destek olmuşlardı. Kendilerine hepinizin huzurunda bir kez daha teşekkür ediyorum, iyi ki varlar.” diye konuştu.
“KİM GÖZ YUMDU”
İMO tarafından yapılan açıklamada, şu konulara dikkat çekildi:
“Ruhsat üzerindeki temel vizesi tarihine dikkat çekmek istiyoruz. 14 Temmuz 2016 tarihinde temel vizesi yapılmış görülmektedir. Temel vizesi temel betonu dökülmeden önce kontrollerin yapıldığı anlamı taşımaktadır. Oysa dava dosyasındaki yapı denetim evrakı incelendiğinde tam 4 gün sonra yani 18 Temmuz 2016’da temel, 1. kat tabliyesi ve 2. kat tabliyesinin kontrollerinin yapıldığı görülmektedir. Böyle bir hız mümkün değildir. Dolayısıyla bu kontrollerin hiçbirinin yapılmadığını düşünmekteyiz.
Aslında Google Earth üzerindeki 15 Nisan 2016 ve 29 Nisan 2016 tarihlerindeki uydu görüntüleri incelendiğinde bırakın inşaat ruhsatını, henüz mimari ve statik proje onaylanmadan kat çıkıldığını görebiliyoruz. Bu durumda ‘Bu imalatlar nasıl ve hangi projeler ile yapıldı, ruhsat öncesi bu çalışmalara kim göz yumdu’ diye sormamız gerekiyor.”
“ASLINDA KAÇAK BİR YAPIDAN BAHSEDİYORUZ”
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi olarak bu dosyanın kabul edilerek incelenmesine ülkede yaşanan birçok olaya benzerliği ve birçok hataya örnek olabileceği düşünülerek karar verildiği vurgulanan açıklamada, şöyle denildi:
“Söylemesi garip ama kentsel dönüşümden faydalanmış, yapı denetim hizmetinden faydalanmış, süreç içerisinde taşıyıcı sistemine müdahale edilmiş, sözde ruhsatlı aslında kaçak bir yapıdan bahsediyoruz. Bu işin başından itibaren her şey görmezden gelinmiştir. Bırakın ruhsatı, projeye dahi ihtiyaç duyulmadan imalata başlanmış olması ve idarelerin imalatı aylarca görmezden gelmesi, 6 Şubat depreminde yapının 43 kişiye mezar olmasının sebebidir. Maalesef ülkemizde birçok yerde bazen ahbap-çavuş, bazen siyasi, bazen de çıkar ilişkileri ile bu ve benzer kuralsızlıklar yaşanıyor. Bu sadece bizim tespit edebildiğimiz çarpıcı bir örnek ancak bu gibi durumlar için idarelerin de hukukun minderine çekilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.”
“BETON KALİTESİZDİ”
İnşaat Mühendisleri Odası, Saidbey Sitesi’nin yıkımına etki eden ana unsurları şöyle açıkladı:
“-Yapımı esnasında uygulama yanlışlıkları
-Yapım ruhsatı alınmadan inşaata başlanmasına izin verilmesi / engel olunmaması
-Denetim eksiklikleri. Dökülen betonun tasarım dayanımına göre kabul edilemeyecek düzeyde kalması (Yapı malzemelerinin kalitesiz olması)
-Yapıda sonradan statik projesine uygun olmayan ve yapı davranışını olumsuz etkileyen imalatların yapılması.
Yapının ilave yüklere maruz bırakılmasının yıkıma yol açan ana unsurlar olduğu düşülmektedir.”
]]>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Şubat 2024 dönemine ait İş Cinayetleri Raporu’nu açıkladı.
Raporda öne çıkan bölümler şöyle:
* Şubat ayında Kanada ve ABD kökenli Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde 10 milyon ton siyanürlü toprağın 800 metre kayması sonucu 9 işçi göçük altında kaldı ve 20 gün geçmesine rağmen cenazeleri çıkarılamadı.
* Şubatta İnşaat, Yol işkolunda 39 işçi; Taşımacılık işkolunda 17 işçi; Madencilik işkolunda 13 işçi; Tarım, Orman işkolunda 12 emekçi (5 işçi ve 7 çiftçi); Metal işkolunda 11 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 6 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 4 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 4 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 4 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 2 işçi; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 9 işçi hayatını kaybetti.
EN ÇOK ÖLÜM İNŞAAT İŞ KOLUNDA
* En çok ölüm inşaat işkolunda meydana geldi. Burada geçen ay dikkat çektiğimiz hususu tekrar hatırlatmamız gerekiyor: 11 deprem şehrimizdeki inşaatların başlaması ile işçi ölümleri haberleri gelmeye başladı. Ocak ayında 17 ve Şubat ayında 12 olmak üzere bu yılın ilk iki ayında en az 29 inşaat işçisinin ölümü bu şehirlerde meydana geldi.
* Şubatta 64 sanayi sektörü işçisi, 42 inşaat sektörü işçisi, 26 hizmet sektörü işçisi ve 12 tarım sektörü işçisi hayatını kaybetti.
* 26 ölüm İstanbul’da; 12 ölüm İzmir’de; 10 ölüm Bursa’da; 9 ölüm Erzincan’da; 6’şar ölüm Antalya ve Konya’da; 5 ölüm Gaziantep’te; 3’er ölüm Balıkesir, Kayseri, Malatya, Sakarya, Şanlıurfa, Zonguldak ve Abhazya’da; 2’şer ölüm Adana, Aksaray, Ankara, Aydın, Çanakkale, Elazığ, Erzurum, Kahramanmaraş, Kocaeli, Manisa, Muğla, Muş ve Tekirdağ’da; 1’er ölüm Adıyaman, Artvin, Bilecik, Burdur, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Hatay, Isparta, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Mardin, Nevşehir, Ordu, Osmaniye, Trabzon, Tunceli, Uşak, Yalova, Yozgat, Gana ve Sırbistan’da meydana geldi.
6 ÇOCUK HAYATINI KAYBETTİ
* Şubat ayında 18 yaş altında 6 çocuk işçinin hayatını kaybetti. Ocak ayını da eklediğimizde ilk iki ayda 13 çocuk işçi ölümü olduğunun altını çizelim. Çocuk işçi ölümlerinin yarısından fazlasının meydana geldiği sektörün tarım olduğunu düşününce (Mayıs-Eylül arasında) bu yıl çocuk işçi ölümlerinde büyük bir artışın meydana geldiğini söylemeliyiz.
* Yüksekten Düşme nedeniyle 31 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 31 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 25 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 14 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 11 işçi; Şiddet nedeniyle 6 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 4 işçi; İntihar nedeniyle 3 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 1 işçi; diğer nedenlerden dolayı 13 işçi hayatını kaybetti…
]]>Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu müteahhitler Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir, tutuklu bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) katılırken, avukatları ise salonda hazır bulundu.
Duruşmada savunma yapan Sedat Eser, Galeria Sitesi’nin eski halinden eser kalmadığını iddia ederek, iş yerlerinde duvarların kaldırıldığını, kolon kesme iddialarının olduğunu öne sürerek, üzerine isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtti.
Sanık Mehmet Şirin Yiğit, “İnşaatın yapım sürecinde herhangi bir katkım söz konusu değil. Hiçbir süreçte imzam yok. Tanıkların ifadelerinde kolon kesme iddiası var. Zeminin sert olduğu raporlara yansımıştır. Bilirkişi raporlarında çelişkiler mevcuttur. Tahliye ve beraatimi talep ediyorum” dedi.
Sanık Tevfik Demir de Galeria Sitesi inşaatı ile ilgili hiçbir bağlantısının olmadığını öne sürerek, suçlamaları reddetti.
Sanık Şeyhmus Yiğit ise üzerine isnat edilen suçlamayı kabul etmeyerek, tahliye talebinde bulundu.
“MARKETTE KOLON SIKINTISI VARDI”
Duruşmada tanık olarak dinlenen Feride Laçin, Galeria Sitesi inşaat halindeyken buradan ev ve büro aldığını belirtti.
Depremde komşularının da öldüğünü ifade eden Laçin, “25 yıl boyunca bu sitede oturdum. Sitenin altında olan marketten sürekli alışveriş yapardım. Markette kolon sıkıntısı vardı. Büromun bulunduğu bloğun diğer kısmı ikinci depremde yıkıldı. D blok altında ise spor salonu vardı. Orada da kolon yoktu. Yan tarafta yapılan inşaatın temel kazısı da etkiledi. Burada sadece sanıklar değil kusuru olan herkes yargılansın” dedi.
“TEMELİN RİSKLİ OLDUĞUNU SÖYLEMİŞTİK”
Tanıklardan inşaat mühendisi Mehmet Fuat Ezber ise talep doğrultusunda temel atılmadan önce zemin etüdü yaptıklarını ve zeminin taşıma gücünün zayıf olduğunu tespit ettiklerini söyledi.
O dönemlerde zeminde yer altı suyu olduğunu tespit ettiklerini öne süren Ezber, “Bu tespitler doğrultusunda rapor tuttuk. Zeminin 6 metre daha kazılıp uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Haliyle daha da maliyetli olurdu. Bütün binalarda temel atılmadan önce zemin etüdünün yapılması lazım. Yoksa yapılan binalar riskli olur. Raporda temelin riskli olduğunu söylemiştik. Raporun projeye eklenmesi gerekiyordu ancak raporun sonradan projeye eklenmediğini öğrendik” ifadelerini kullandı.
Tanık jeoloji mühendisi Halis Dabaz da bina yapılmadan önce zemin etüdüne ilişkin hazırladıkları raporda zemin killi olması nedeniyle zayıf ve taşıma gücü düşük olduğunu tespit ettiklerini belirtti.
Rapora göre, temelin derin kazılması gerektiğini belirten Dabaz, söz konusu raporu inşaat mühendisleri odasına sunduklarını belirtti.
“DUVAR KIRDIRMAYAN ESNAF KALMAMIŞTI”
Tanık Aziz Sabri Özdemir ise sitenin altında bulunan marketin sahibi olduğunu belirterek, kolon ve kirişlere yönelik herhangi bir müdahalenin olmadığını iddia etti.
Marketin eski işletmecisinin dükkan içinde merdiven yaptığını öne süren Özdemir, “Çünkü marketin alt kısmında bulanan bölümü başkasından kiralamışlardı. Galeria İş Merkezi’nde duvar kırdırmayan esnaf kalmamıştı” dedi.
Tanık Şükrü Özkılıç da Galeria Sitesi’nde iş yerlerinin bulunduğunu ve resmi kurumlara kiraladığı için depreme dayanıklı olduğuna dair rapor tuttuğunu iddia ederek, kolon ve kiriş kesmelere şahit olmadığını iddia etti.
“SU BİRİKİYORDU”
Tanık Sabri Yılmaz ise binanın yapımından sonra sadece ilk iki yılda yağışlı havalarda binanın bodrumunda su biriktiğine şahit olduğunu öne sürdü.
Depremde yakınlarını kaybeden 2 müşteki de sanıklardan şikayetçi olduklarını belirterek, cezalandırılmalarını talep etti.
DAVA ERTELENDİ
Cumhuriyet savcısı esas hakkında hazırladığı mütalaasında, tutuklu sanıkların isnat edilen suçtan cezalandırılmasına, tutukluluk hallerinin devamına ve firari sanıkların dosyalarının ayrılması yönünde görüş bildirdi.
Avukatlar, savcının esas hakkında hazırladığı mütalaasına iştirak etmediklerini, müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunarak, tahliyelerini talep etti.
Savunmaların ardından mahkeme, 4 sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 22 Mart’a erteledi.
İSTENİLEN CEZALAR
İddianamede, tutuklanan müteahhitler Sedat Eser, Mehmet Şirin Yiğit, Şeyhmus Yiğit, inşaat mühendisi fenni mesul Tevfik Demir ile haklarında yakalama kararı bulunan M.E, H.M.Y. ve İ.H.Y. hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor.
]]>Site sakinleri, bir firmayla ücret ödemeden binalarının kat karşılığında yeniden yapılması için anlaştı. İddiaya göre, inşaat firması ile ev sahipleri arasında 2023 Haziran ayında dairelerin teslim edileceği yönünde bir sözleşme imzalandı. 2022 yılında inşaatın belli bir bölümü tamamlandığında hak sahipleri inşaatın ne durumda olduğunu görmek ve incelemek için inşaat alanına geldi.
Bloğun bodrum katını gezdiklerinde hak sahiplerinden inşaat mühendisi olan Özgür Gökkaya betondaki çatlakları görünce şüphelenerek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na incelemede bulunmaları için başvuruda bulundu.
YTÜ RAPORU: GÖÇME DURUMU BELİRLENMİŞTİR
İnşaata gelen bakanlık yetkilileri, farklı bölümlerde belirledikleri çatlaklıklar üzerine incelemek için betonun kırılmasını istedi. Beton kırıldığında projede olması gereken demir sayısından daha az demir kullanıldığı belirlendi. Bunun üzerine yetkililer inşaatı durdurma kararı aldı. Bina sakinleri belediyeye ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden rapor alınması için başvuruda bulundu.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nin hazırladığı raporun sonuç kısmında, “Yapılan analizler sonucu, deprem yüklerinden oluşan ortalama kesme kuvveti taleplerinin, tüm perdelerdeki kesme kuvveti kapasitelerini aşmasından dolayı, söz konusu yapının performans seviyesi, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) 2018 esaslarına göre ‘göçme durumu’ olarak belirlenmiştir. Tekniğine uygun yöntemler kullanılarak mevcut yapının TBDY 2018’de öngörülen performans seviyesini sağlayacak şekilde güçlendirilmesi tercih edilebilir” ifadelerine yer verildi.
YIKIM KARARINA İNŞAAT FİRMASI İTİRAZ ETMİŞ
Bina sakinleri bunun üzerine hukuk mücadelesi başlatarak inşaat firmasına dava açtı. Raporlar doğrultusunda inşaatın yıkılmasına karar verildi. Ancak inşaat firması yıkım kararını mahkemeye taşıyarak itirazda bulundu. Hak sahipleri şimdi mahkemeden çıkacak olası yıkım kararını bekliyor.
Binanın yıkılmasının ardından hak sahipleri daha güvenli ve depreme dayanıklı bir inşaat sürecinin başlamasını bekliyor. Hak sahipleri 2 yılı aşkındır kirada olduklarını belirterek maddi açıdan da zor durumda olduklarını dile getirdi. Öte yandan mağdur olan ev sahipleri belediyelerin, yapı denetim firmalarını sıkı denetlemesini ve bu gibi durumların önüne geçilmesi için caydırıcı cezalar verilmesini istiyor.
“PROJEDE 54 TANE DEMİR OLMASI GEREKİRKEN BUNLARIN YARISI YOK”
Hak sahiplerinden emekli öğretmen Burhan Gümüş, “İnşaat bu halindeyken biz kat sahipleri olarak kendi dairelerimizi görmeye geldiğimizde, bodrum katta bir takım çatlaklıklar gördük. Tesadüfen ki kat sahipleri arasında inşaat mühendisi olan bir arkadaşımız o çatlaklıkların normal olmadığını, hatta o çatlaklıkların üzerine beton atılarak kapatılmaya çalışıldığını belirledi. Biz de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dilekçeler verdik. Bakanlıktan mühendis arkadaşlar geldiler. Bu çatlaklıkların normal olmadığını söylediler. Ve betonun kırılmasını istediler, inceleme için. Kırılınca, binanın normal projesinde 54 tane demir olması gerekirken, bunların yarı yarıya olmadığı görüldü. Farklı bölgelerde kırıldığında yine eksik demirlerin olduğu görüldü. Alt kata inildiğinde oralarda da kirişlerin olmadığı tespit edildi. Komik ama gerçek şey şu; alelacele, ucuz bir şey yapacağım diye hem beton kalitesinden hem de demirlerinden çalınan bir bina ortaya çıktı” dedi.
“ESKİ BİNAMIZI ÇÜRÜK DİYE YIKTIRDIK, YENİ BİNA ESKİSİNDEN DAHA ÇÜRÜK ÇIKTI”
Gümüş, üniversitelerden de inşaat halindeki yapı için rapor istediklerini belirterek, “Yıldız Teknik Üniversitesi’nden alınan rapora göre ‘Göçme tehlikesi olabilir, güçlendirilmesi tavsiye edilir’ şeklinde rapor geldi. Mahkemeler halen sürüyor. Şimdi yeni yapılan bir binanın güçlendirilmesi için uğraştılar. Yan tarafımızda komşularımızın binası var. O bina da 40 yıllık bir bina, bizim binamız da yaklaşık 40 yıllıktı. Madem bina güçlendirilecekti, biz eski binamızı güçlendirirdik. Yeni yapılan bir binanın güçlendirilmesini nasıl içimize sindirelim. Eylül 2022 yılından beri bina böyle duruyor. Müteahhit insanları cezbetmek için 2023 Haziran ayında binayı teslim etme sözü verdi. Bina yapımına 2022 Ocak ayında başlandı. 2023 Haziran ayından bu yana bize kira yardımı da yapmıyor. Sözleşmede vaat ettiği tarihte bitiremez ise sonraki 6 ayda 2 asgari ücret tutarında kira yardımı yapacağı söyleniyordu ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Eski binamızı çürük diye yıktırdık, yeni bina eskisinden daha çürük halde çıktı” şeklinde konuştu.
“BURASI ŞU AN İNŞAAT DEĞİL TABUTTUR”
Mağdur olduklarını dile getiren Ali Özdemir, “Bakın burada görülen komşumuzun binası 1974 deprem yönetmeliğine göre yapılmış. Bizim binamızda aynı şekildeydi. 2018 yılı deprem yönetmeliğine göre yapılan binanın daha çürük olduğunu tespit etti raporlar. Haklı olarak biz bu durumdan şikayetçiyiz. Kesinlikle buranın yıkılmasını ve burada kimsenin oturmamasını istiyoruz. Burada kesinlikte oturmayız, hiçbir insanoğlu oturmaz, oturmamalı. Burası şu an inşaat değil tabuttur. Bizim eski binamız çürüktü ve bu sebeple yıkıldı. Yeni yapılan bina ondan daha çürük. Eski binamız keşke yıkılmasaymış. Onda oturmaya, hatta onu belki güçlendirmeye gitseymişiz. Emin olun bundan daha güvenli şekilde otururmuşuz” diye konuştu.
“BU FİRMANIN YAPMIŞ OLDUĞU BÜTÜN BİNALARIN İNCELENMESİNİ İSTİYORUM”
Gülten Özdemir ise, “Binamız yapıldı ama eskisinden daha çürük oldu. Bu binada ben oturamam. Ama bu firmanın yapmış olduğu bütün binaların incelenmesini istiyorum. Bunu bakanlarımız ve Cumhurbaşkanımızdan rica ediyorum. Biz buranın yıkılıp yeniden yapılmasını istiyoruz” dedi. Yılmaz Balcı da geçen yıl yaşanan deprem felaketiyle korkularının daha da arttığını belirterek, “Böyle bir binada oturulmaz. Zaten 6 Şubat depremlerinden dolayı korkumuz var. Benim gibi diğer hak sahipleri de korkuyor. Bina kesinlikle yıkılmalı. Mahkeme süreci olduğu için belediye yıkma kararını uygulayamıyor” ifadelerini kullandı.
]]>İzmir’de 30 Ekim depreminden en fazla etkilenen Bayraklı ve Bornova ilçelerinde yapı envanteri çalışmalarının tamamlandığını ve sıranın Konak’a geldiğini anlatan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Afet Komisyonu üyesi inşaat mühendisi Ali Güngör, projenin İzmir geneline yayılması gerektiğini söyledi.

İnşaat Mühendisi Ali Güngör
HAYATİ OTOPARK UYARISI
Sahada çalışan inşaat mühendisleri olarak ikişer kişilik gruplar halinde doneleri topladıklarını anlatan Güngör, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) 6-7 kişilik akademisyen kadronun verileri değerlendirip binaları risk sıralamasına soktuğunu açıkladı.
Güngör, şunları söyledi:
– Bu çalışmalar tüm İzmir’de yapılması gereken, geç kalınmış bir çalışmaydı. Biz binanın önüne gidip tabletlerin üzerindeki sorulara göre kriterleri ortaya çıkardık. Binanın fotoğraflarını çekip, kritik soruları yanıtladık. Bir binada olmaması ve olması gereken seçenekleri işaretledik. Bazılarında, projeye uygun ama olmasa daha iyi, diyebileceğimiz hususlar var. Mesela binanın zemin katında yalnızca kolonların olduğu, duvarların bulunmadığı ve otopark olarak kullanılan bölümler vardı.
– Otoparklar bodrum katında olmalı, birinci katta olmamalı. Bu eksi puan alan bir kriterdir. Binanın puanını düşürür. Balkonlara açık çıkma denir, giriş katının daha içerde olduğu bir üst kattaki çıkıntıya ise kapalı çıkma adını veririz. Kapalı çıkma dezavantaj yaratır, bu nedenle eksidir. Bu bilgiler ışığında binanın risk analizini yapmış olduk.

“HANGİ BİNALARDA OTURABİLECEĞİMİZ ORTAYA ÇIKACAK”
Çalışma gruplarının aldığı anlık verilerin tabletler vasıtasıyla değerlendirildiğini kaydeden Güngör, sahadan toplanan verilerin ilçe belediyelerden alınan projelerle karşılaştırıldığını dile getirip şöyle devam etti:
– Zemin parametrelerine paralel karşılaştırma yapıldı. Topografik parametrelere göre binanın doğru yapılıp yapılmadığı tespit edildi. Dik arazide yapılan binaların diğerlerinden farklı olması gerektiği değerlendirildi. Binaların risk durumu sıraya sokuldu. Bununla ilgili ODTÜ’deki hocalar bize brifing verdi. Hangi arazi koşullarında olan binaların daha riskli olduğu konusunda karmaşık sonuçlar ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm hangi binalarda yapılmalı ciddi bir done oluşturuldu. Tüm ilçelerde bu çalışmalar tamamladıktan sonra hangi binalarda gönül rahatlığıyla oturabileceğimiz ortaya çıkacak.
“ÇOĞUNLUKLA KALFALAR İNŞAAT YAPMIŞ”
Yapılan çalışmaların ışığında sık rastladıkları bir yanlışlığa dikkat çeken Güngör, projelerin mimar ve mühendislerden oluşan teknik kadroların elinden çıkmadığını ifade ederek, “Binaları mimar ve mühendise projelendirip denetlettirmek gerekir. Gördüğümüz kadarıyla inşaatı çoğunlukla kalfalar yapmış. Kalfa da inşaatın önemli bir elemanıdır ama tek elemanı değildir” diye konuştu.
İzmir’de yaşanabilecek olası bir depremde hangi binaların yıkılıp yıkılmayacağını tespit etmenin zor olduğunu anlatan Ali Güngör, şöyle devam etti:
– Yeni bir depremde binaların ne kadar hasar alabileceğini tespit etmek çok zor. Depremin nereden, hangi periyodla, nasıl geleceğini bilmiyoruz. Betonarme hesapları yaparken depremden alacağımız verileri kullanıyoruz. Seferihisar depremi farklıydı. Bize yakın olan Midilli’den bir deprem gelebilir. Edremit Körfezi ve Gediz çevresi de faylarla dolu.
– Geliş yönü ve depremin büyüklüğü de önemli. Kentimizde tsunami tehlikesi de var. Binalar sadece depremde yıkılmaz. Tsunamiden de yıkılabilir. Bilim her zaman kendini yeniliyor. Binalarımızın işin ehli kadrolar tarafından kontrol edilmesini sağlamalıyız. Oturduğumuz binalar üzerinde performans analizleri yaptırabiliriz.
“YIKILMAYAN BİNA DA ÖLDÜREBİLİR”
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) afet bilinci konusundaki eğitimcilerden biri olduğunu ifade eden Güngör, talep eden kurum ve kuruluş çalışanlarına ücretsiz eğitimler verdiklerini belirterek “Binamızın sağlamlığına güvenip, burası yıkılmaz, deriz ama yine de yaralanabiliriz. Yıkılmayan bina da öldürebilir. Eğitim almalı ve bunu uygulamalıyız. Ara ara tatbikatlar yapmalı ve deprem anında ne yapılması gerektiğini tekrarlamalıyız. Binaların doğru yapılmasıyla iş bitmiyor. Deprem anında binadan çıkmaya çalışanlar ya da balkondan atlayanlar var. Bunların yanlış olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Çatal, hayatını kaybetti, Fahrioğlu da 1 ay sonra Diyarbakır’da yakalanıp, tutuklandı. Yılmaz Fahrioğlu hakkında ‘Kadına karşı kasten öldürme’ ve ‘Ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından hazırlanan iddianame, Antalya 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
İddianamede, Fahrioğlu’nun ağırlaştırılmış ömür boyu ve 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Yılmaz Fahrioğlu
“ORTAKLIK TEKLİF ETTİ”
Sanık Yılmaz Fahrioğlu, iddianamedeki ifadesinde, Zehra Çatal’ı 10 yıldır tanıdığını, 2,5 yıl önce kendisini arayarak bir projeden bahsettiğini anlattı. Fahrioğlu, Zehra’nın kendisine villa inşaatı yapımı projesinin toplamda 2 milyon 800 bin lira bedelli olduğunu belirterek para vermesi dahilinde projeyi birlikte yapabileceklerini söylediğini aktardı.
Gösterilen projenin Zehra Çatal’a ait olmadığını, kendisine başka proje gösterdiğini belirten Yılmaz Fahrioğlu, şunları kaydretti:
“Birlikte gittik, mülk sahipleriyle toplantı yapıldı ve anlaşıldı. Kendisi bana bu projeyi bitireceğini söyledi. 9 milyon 200 bin euro bedelli hesabı gösterdi. ‘Bu para yurt dışından geldi, eğer inşaata başlarsak, inşaatın yapım aşamalarına göre paralar çözülecek, paralar kullanabileceğimiz şekilde hesabımıza geçecek. Sen de bana para ver ortak olalım’ dedi.
Çeşitli defalar olmak üzere 2 yıl içerisinde toplam 2 milyon 800 bin TL verdim. Bu süre içerisinde ben sürekli büroya gidip geliyordum. Projeyi yapacağını söyleyerek sürekli benden para istiyordu. Bu proje de gerçekleşmedi”
Fahrioğlu, bir süre sonra Zehra Çatal’ın villa inşaatlarına başladığını duyduğunu, bu nedenle Antalya’ya geldiğini, kendi dayısı Mecit S. ile Çatal’ın inşaat yaptığı yere gittiklerini anlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnşaatın başında Zehra Çatal’ın dayısı ve dedesi vardı. Biz de ‘Hayırlı olsun, inşaata başlamışsınız, bir an önce bitirin ve bizim paramızı verin. Zaten bizi ortak etmediniz’ dedik.
Bu sırada Zehra’nın dayısı Erol G., villa inşaatlarının kendi adına bir şirkete ait olduğunu, Zehra’nın ilgisi olmadığını söyledi. Zehra, o sırada yurt dışındaydı. Dayısı Erol G., Zehra’yı aramış. ‘Yılmaz’ı yollama ben gelince o problemi halledeceğim’ demiş.
Zehra, yurt dışından döndükten sonra beni aradı, ‘Ben döndüm büroya gel görüşelim’ dedi. Ben yaklaşık 1 ay boyunca her gün büroya gidip görüştüm paramı istedim. ‘İnşaata başladım 2 Haziran’da senin paranı vereceğim’ dedi.
Ben de ‘Dayın Erol G. senin şirkette herhangi bir payın olmadığını söylüyor, dayını çağır birlikte oturup konuyu görüşelim’ dedim. Zehra Çatal dayısını çağırmamak için çeşitli bahaneler uyduruyordu.”
“HAKARET ETTİ”
Olaydan 3 gün önce Zehra Çatal, Ethem ve Erdal isimli kişilerle video konferansla görüştüklerini aktaran Fahrioğlu, Zehra Çatal’ın kendisine küfrettiğini, Erdal ve Ethem’in kendileriyle alakalı bir durum olmadığını söylediğini aktardı.
Aynı günün gecesinde Zehra’nın dayısı Erol G.’yi aradığını belirten Fahrioğlu, şöyle konuştu:
“Zehra Çatal’ın neden küfrettiğini sordum. O da bana ‘Pazartesi günü sen büroya gel görüşelim’ dedi. Pazartesi günü Erol G., Zehra Çatal ve ben ofiste konuşmak üzere sözleştik.
20 Mart 2023 günü 11.30-12.00 sıralarında iş yerine gittim. Zehra Çatal yoktu. Erdal ve Ethem iş yerindeydi. Onlarla bir süre sohbet ettim. Zehra Çatal ile dayısı Erol G. geldiler. Bir süre ikisi birlikte odada görüştü.
Erol G. sonra çıkıp gitti. Bu sırada Zehra Çatal beni çağırdı. Odaya girdiğimde Ethem T. odada oturuyordu. Zehra ve ben ‘Özel görüşeceğiz’ dedik. Ethem çıkıp gitti. Ben Zehra Çatal’a Erol G.’nin nerede olduğunu sordum. ‘Neden dayın gitti’ dedim.
Zehra Çatal da ‘Ne alaka, dayımla bir alakası yok bu inşaatın’ dedi. ‘Dayın inşaatın kendisine ait olduğunu söylüyor’ dedim. Zehra Çatal da ‘Hayır inşaat benim’ dedi. Ben de ‘Çağır dayını üçümüz birlikte yan yana konuşup halledelim’ dedim.
O sırada Zehra Çatal bana yine hakaret etmeye başladı. Küfretti. ‘Seni bu Antalya’da kurşun manyağı yapacağım’ dedi. Ben de bunun üzerine sinirlenerek çantamın içerisinde getirdiğim ruhsatsız tabancayı çıkararak Zehra Çatal’a ateş ettim. Kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum”
SANIK HAKİM KARŞISINDA
Antalya 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 4’üncü duruşmaya, tutuklu sanık Yılmaz Fahrioğlu katıldı. Salonda Zehra Çatal’ın anneannesi, taraf avukatları ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı hazır bulundu.
Hakim karşısında savunmasını yapan sanık Yılmaz Fahrioğlu şöyle konuştu:
“Senelerdir biriktirdiğim parayı Zehra Çatal beni dolandırarak aldı. Mağdurum. Hüseyin Bey, ‘Bu villayı ben, Erol Bey yapıyoruz. Zehra’nın alakası yok’ dedi. Ben de ‘Bu projenin parasını ben verdim. Şirketi ben kurdum’ dedim. Erol Bey de ‘Git Zehra Hanım ile konuş’ dedi.
Zehra Hanım yurt dışındaydı konuşamadım. 1 ay boyunca beni dolandırdılar. Bizi bir araya getirmediler. Bir gece arayıp küfretti. Yaptığım olaydan pişmanım. Bana hakaret etti.
Zehra Hanım’ı öldürten dayısı Erol Bey’dir. Beni oraya çağırdı. ‘Orada konuşalım’ dedi. Erol Bey, yine benimle görüşmedi. Zehra Hanım ile görüşmeye başladık. Ağır hakaretler etti” dedi.
Tanıkların dinlenmesinin ardından duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Sanık Yılmaz Fahrioğlu hakkında ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve ‘Ruhsatsız silah bulundurma, taşıma veya satın alma’ suçundan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi.
Mütalaada, sanığın gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin cezadan indirilmesi de talep edildi. Sanık avukatlarının savunma için ek süre talep etmelerinin ardından duruşma ertelendi.
]]>